A
â (ha.) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât).

âb-ı zindegî âb-ı beste âb-ı bün âb-ı ciğer âb-ı ciğer-hûn âb-ı çeşm âb-ı dehân, âb-ı dehen âb-ı dendân âb-ı dîde âb-ı dîde-i câm âb-ı engûr âb-ı eyyâm âb-ı füsürde âb-ı gerdende âb-ı gûşt âb-ı güşâde âb-ı güvârâ âb-ı haclet âb-ı harâbât âb-ı harâm âb-ı hasret âb-ı hâtır âb-ı hayât âb-ı hayât-ı la'l âb-ı hayât-ı tesliyet âb-ı hazân âb-ı hufte âb-ı hurdenî âb-ı hûrşîd âb-ı huşk âb-ı iskender âb-ı işret âb-ı kâr âb-ı kebûd âb-ı kevser âb-ı la'lî âb-ı lûtf âb-ı meleh

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. göz yaşı. ağız suyu, salya. 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. (üzüm suyu) şıra, şarap. (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. (dönen billur) gök kubbesi. et suyu. (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. hazmı kolay, içimi güzel su. utanma teri. (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. (yasak su) şarap. kederden dökülen göz yaşı. (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. teselli âb-ı hayâtı. (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. içilir su, içme suyu. (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. (bkz: âb-ı hayât). (işret suyu) şarap. (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. (mavi su) Çin denizi. 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan).

âb-ı Meryem âb-ı meygûn âb-ı muallâk âb-ı musaffa âb-ı mün'akid âb-ı müncemid âb-ı mürde âb-ı mürgan

âb-ı mürvârîd âb-ı nâb âb-ı nâfî' âb-ı nâr âb-ı nârdân âb-ı neşât âb-ı puhte âb-ı püşt âb-ı rengîn âb-ı revân âb-ı rez, âb-ı rezân âb-ı rû (y) âb-ı rûşen âb-ı sebük âb-ı siyâh âb-ı surh âb-ı sükûn âb-ı şakayık âb-ı şeng âb-ı şengerfî âb-ı şîrîn âb-ı şor âb-ı tarab

1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) gök; 2) güzellerin çenesi. tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. donuk, akmayan su. 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık. (saf su) şarap. (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). (ateşin suyu) kırmızı şarap. 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. (neşe suyu) menî, mezî. 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) akar su; 2) meç. hayat. (asma kütüğünün suyu) şarap. 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. l)kırmızı su; 2) şarap. iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. (bkz: âbzen). 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. tatlı su, şerbet. l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci.

âb-ı Teberistan âb-ı Teberiyye âb-ı telh âb-ı tîg âb-ı yâkut âb-ı yeh âb-ı zehre âb-ı zer âb-ı zerd âb-ı zindegânî âb-ı zindegî âb-ı zîr-i kah âb-ı zülâl âb ü dâne âb ü kil âb ü tâb âb abâ

âbâ âbâ-i kenîsâiyye âbâ-i ulviyye âbâ ve ecdâd a'bâ ab'âb âbâb ab-âbiyyet âbâd âbâd Şems-âbâd Feyz-âbâd â'bâd âbâdân âbâdânî âbâdî abâdile

Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. 1) |acı su] şarap; 2) göz yaşı. kılıcın suyu. (yakut gibi su) kırmızı şarap. l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. (bkz: âb-ı hayât). (bkz: âb-ı hayât). l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. l) berrak su; 2) billur; 3) cam. su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. kilise ileri gelenleri. yüksek babalar. atalar, babalar ve dedeler. (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe. (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. güneşi bol olan yer. feyizle dolu olan yer. (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı].

Harb-ül-Abâdile âbâft âbâl âbâm âbân

âbân-gâh

abâ-pûş âbâr âbâr âbâr-gîr âbât abb abbâs Abbâsî

Abbâsiyân âb-bâz âb-berîn âb-câme âb-çerâ âb-çîn abd abd-i âsim abd-i müşterâ abd-ül-kadir âb-dâde abdâl abdâlân âb-dân âb-dâr âb-dendân âb-dest

(Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). (a.i. İbil'in c.) develer. (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. (f.i.) hesap defteri. (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. ışık. (bkz: nûr, ziyâ') (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. (f.b.s.) su cambazı. (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. (f.b.i.) su kabı. (f.b.i.) kahvaltı. (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). günahkâr, suçlu kul. para ile satın alınmış köle. 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz: mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3.

gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd abîd âbid âbid-âne âbidât âbidât-ı islâmiyye âbidât-ı kadîme âbidât âbide a'bide âbidevî âbidîn âbil âbile âbile-i pistân âbile-i rûh-i felek âbile-i rûz âbir abîr

âbirîn , âbirûn âbis âbis âbist âbistân âbiste âbisten âbisten-gâh âbistenî âbişhor âbişten-gâh âbişt-gâh, âbişt-geh âbiye âbiye âbkâme

âbkâr abkarî

(f.i.) kıvılcım. (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. islâm medeniyeti anıtları. ilk çağlardan kalma anıtlar. (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. (a.i. abd'in c.) köleler. (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. meme düğmesi, ucu. astr . yıldızlar. Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). (a.s.) alaycı, saygısız. (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. hâmile.2. dişi. (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. (f.i.) gebelik. (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh,âbişt-geh). (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında

âb-kend âb-keş âb-kûr âblîse âblûc, âblûk âb-nâk âb-nâme âbnûs abnûsî abnûsiyye âb-râh, âb-râhe âb-râne abrâş abre âb-rîz âbrûd absâl, âbsâlân âb-seyr âb-süvâr âb-süvârân âb-şâr âb-şîb âb-şinâs abt âb-tâb âb-tâbe âbû abûs abûs-ül vech âb-vend âb-verz âb-yâr âb-yârî âb-yârî-i himmet âbzen âb-zih âb-zürüft âc âc acâc

bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. aba(f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3. vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. (f.b.i.) sünbül; nilüfer. (f.i.) bahçe, park, koru. (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). (f.i.) nilüfer çiçeği. (a.s. ubûset'den) somurtkan. suratı asık, asık suratlı. (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. himmet yardımı. (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. (a.i.) fildişi, bağa. (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. (a.i.) 1. bulut. 2. duman.

acâfet acâib acâib-i seb'a-i âlem

Acâib-ül-Mahlûkat

acâibât

acâiz âcâk âcâl acâle acâlet acâleten âcâm a'câm âcân âcâr acc âcc accâc âce aceb a'ceb a'ceb-ül-acâib acebâ a'cef a'cel acele aceleten acem Acem A'cem acem-âne acem-aşîrân (makamı)

acem-aşîrân (perdesi)

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik. (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. (f.i.) toprak, (bkz: hâk). (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). (f.i.) polis. (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. (a.i.) bağırma, na're. (a.s. müen. âcce) kalabalık. (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. (a.s.) bir tane fildişi. (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). (a.s.) ince, zayıf. (a.s.) pek acul, çok acele eden. (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) (a.i.) harflere nokta koyma. (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acemî a'cemî acem-ırak acem-istân acemiyân acem-kürdî

acem-perestî acem-pûselik

acem-rast acern-uşşak acem-zirkeşîde Âcer âcer, âcir, âcürr a'cez aceze âcî acîb acîb-ül-kıyâfe âcib acîbe acîbe-i hilkat âcil âcil âcil-âne âcilen âcilen veya âcilen âcilen âcin acîn

(a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. (a.f.b.i.) iran ülkesi. (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). (a.i.) tuğla, kiremit. (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. (a.s. aceb'den) tuhaf. kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). (a.s. aceb'den) şaşılacak şey. (a.i.) şaşılacak şey. hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. er veya geç. (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

Lahm-i acîn acînî acîniyyet âcir âcîş aciz âciz âcizân âciz-âne âcizî âcizî âciziyyet acmiyy acn acûl acûl-âne acûz, acûze âcül âcür âcürî âc-üs-sinn acz

acz-i ikdâm âçâr

Âd

âd a'dâ a'dâ' a'dâ-yı dîn âdâb âdâb-ı asr âdâb-ı muâşeret âdâb-ı mutâvaat âdâb-ı münâzara âdâb-ı umûmiyye âdâb ve erkân a'dâd a'dâd-ı asliyye a'dâd-ı kesriyye

yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. (f.i.) üşüme. (a.i.). (bkz. acz). (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. (a.s. âciz'in c.) âcizler. (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. (a.i.) yoğurma. (a.s.) aceleci, içi dar. (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). (f.i.) geğirme. (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. (a.i.c.) âdetler. (a.s.) en zâlim, pek gaddar. (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. din düşmanları. (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. zamanın usulleri. içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri itaat usulleri. konuşma kaideleri. umûmî ahlâk kaideleri. yol iz, yöntem, sıra saygı. (a.i. aded'in c.) sayılar. gr. asal sayılar. gr. kesir sayıları.

mat. asal sayılar (aralarında). gr. sıra sayıları. gr. üleştirme sayıları. (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâseanat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili.

a'dâd-ı mütebâyine a'dâd-ı rütbiyye a'dâd-ı tevzîiyye a'dâd

adall

adâmet adarr adarr-ı müskirât a'dâs âdât âdât-ı medeniyyet âdât ü ahlâk adâvet add add etmek âde addâr aded aded-i âsam aded-i aslî aded-i âşârî aded-i ferd aded-i gayr-i muntak aded-i hakikî aded-i kesrî aded-i menfî aded-i mevhûm aded-i muntak aded-i müretteb aded-i müsbet aded-i rütbî aded-i rüûs aded-i silsile-i ale-l-vilâ aded-i tâmm aded-i tevziî adeden adedî, adediyye adediyyât adediyyât-ı mütefâvite adediyyât-ı mütekaribe a'del a'del-ül-âdilîn Âdem adem adem-i basîret adem-i dikkat

(a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). içkilerin en zararlısı. (a.i. ades'in c.) mercimekler. (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. medeniyet âdetleri, usulleri. sosy. töre, fr. moeurs. (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. 1) saymak; 2) itibâr etmek. (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. (a.i.) denizci, gemici taifesi. (a.i.c. a'dâd) sayı. mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. mat. asıl sayılar, mat. ondalık sayılar. mat. tek sayı. mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. mat. gerçek sayı. mat. kesir sayılan. mat. negatif sayı. mat. -sanal sayı. mat. rasyonel sayı. sosy. tamsayı. mat. pozitif sayı. mat. sıra sayılan. fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] mat. aritmetik dizi. mat. tamsayı. mat. üleştirme sayıları. (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. (âdillerin en adaletlisi) Allah. (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) (a.i.) yokluk, bulunmama. basiretsizlik, görüşsüzlük. dikkatsizlik.

adem-i emniyet adem-i ifâ adem-i ihtimâl adem-i iktidâr adem-i imkân adem-imtizâc adem-i inkıtâ adem-i inzibât adem-i irtibât adem-i istikrâr adem-i istimâ' adem-i iştihâ adem-i itâat adem-i ihtilâf adem-i i'timâd adem-i kabûl adem-i kifâyet adem-i levn adem-i lüzûm adem-i merkeziyyet adem-i mes'ûliyyet adem-i mevcûdiyyet adem-i mutâbakat adem-i muvâfakat adem-i muvaffakiyyet adem-i müdâhale adem-i müsâade adem-i müsâvât adem-i nezâfet adem-i riâyet adem-i salâhiyyet adem-i sebât adem-i tâbiiyyet adem-i ta'kip adem-i tecâvüz adem-i te'diye adem-i tenâzur adem-i temyîz-ül-elvân adem-i teslîm adem-âbâd âdemân âdem-hâr âdemî ademî, ademiyye âdemiyân âdemiyâne

güvensizlik. yerine getirememe, yapamama. olamamazlık. 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. imkânsızlık, olamazlık. birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. kesilmezlik. yasavsızlık. mant. ayrıklık, fr. disjonction bir halde durmazlık. huk.dâvanın dinlenmemesi. iştahsızlık. itaatsizlik. anlaşmazlık, uyuşmazlık. güvensizlik. kabul etmeme. yetmezlik. biy. akçınlık, fr. albinisme. gereksizlik. bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. yokluk. uymazlık, uyuşmazlık. razı olmayış. muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. karışmamazlık. müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. -eşitsizlik. pislik, kirlilik. riayetsizlik, saygısızlık. -yetkisizlik. sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. sosy. -bağımsızlık. huk. -kovuşturmazlık. saldırmazlık. ödememe. kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. astr. renk indisi,fr. indice de couleur. eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. (a.f.b.s.) insan yiyici. (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca

âdemiyyet âdem-küş âdem-pîrâ âder âder ades adese adese-i ayniyye adese-i mer'iyye adese-i mütekarib adesî âdet âdet-i ağnâm âdet-i gulâmiyye âdet-ullâh âdetâ âdeten adevân, adv adgâs adgâs ü ahlâm adhâ îd-i adhâ adham âdî adîd, adîde emsâl-i adîde adîd âdil, âdile Şâhid-i âdil Âdil-şâhî Hükûmet-i âdile adîl âdil-âne âdilî adîm adîm-ül-imkân adîm ü heder (eylemek) adîmet-ül-cenâh adîmet-ül-ercül adîmet-üt-tüveyc adîm-ün-nazîr âdîne âdîş

(a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. (a.f.b.s.) adam öldüren. (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. (a.s.) kasığı çıkık [adam]. (f.i.) ateş. (bkz: âzer). (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. koyun ve keçiden alınan resim. işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. Tanrı töresi. (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. (a.i.) hızla koşma. (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, karışık rüyalar tarzında kullanılır (a.i.c.) kurbanlar, Kurban bayramı. (a.s.) iri yapılı [adam]. (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. (a.s.) çok, bir çok. bir çok benzerler. (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım. (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). adaletli, doğru şahit, tanık. g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. (a.f.i.) adalet, doğruluk. (a.s. adem'den) yok olan. imkânsız, olamaz. yok etmek, ziyan etmek. zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. zool. ayaksızlar, fr. apodes. bot. -taçsızlar, fr. apetales. (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. (a.i.) cuma günü. (f.i.) ateş.

(a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. günlük, ufaktefek, değersiz işler. 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış. âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. âdiyât âdiyât-ı umûr âdiyen âdiyye Eyyâm-ı âdiyye

afen âfend âfendâk

(a.i.) çürüme. (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz.

âftâb-ı mağribî âf-tâbe âftâb-gerdan âftâb-gerdek âftâb-gerdiş âftâb-gîr âftâbî âftâb-iştihâr âftâb-perest âftâb-rû[y] âftâb-ruh âftâb-süvâr âftâve âfûr afüvv afv afv an-il-cerâha

afv an-il-cinâye

afv an-il-kat' afv an-il-kısas afv an-il-şecce

âgâh, âgeh âgâh-ân âgâhî, âgehî âgal âgaliş âgande âganî agarr

agarr-ül-eyyâm

kılıç. (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âb-tâbe2). (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). (a.i.) belâ kasırgası. (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. en sıcak gün.

âgaşte agavât agayân âgaz âgaz-ı zenbûr âgaze âgaze-i Kâbilî âgaz-gâh agbâ agber agbes agbiyâ agdiye âgen âgene âgende âgende-gûş âgeste , âgeşte agfer agfer-ül-gafirîn agırrâ âgıye âgîl âgîn -âgîn Vahşet-âgîn âgiste âgîş aglâk aglâl aglâl ağlât agleb agleb-i ihtimâl aglef aglez aglime agmâd agmâd-ı süyûf agmâr agmâz agnâ Ağnâm

(f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. (a.s.) çok tozlu. (a.s.) kül rengi. (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). (f.i.). (bkz: âgande1) (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. affedenlerden en çok affeden, Tanrı. (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f.i.). (bkz. âgul). (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. büyük bir ihtimâl. (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. kılıçların kınları. (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. (a.i. ganem'in c.) koyunlar.

ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek], (bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır.

âh ah, ahâ ah li-ümm ahabb ahâbir ahâbiş ahad âhâd-i nâs ahad-ül-ahadeyn âhâd ahadd ahâdîd ahâdîs ahâdiyyet ahadü-hüma ahaff ahâil ahakk âhâl ahâlî

ahâlî-yi asliyye âhâr aharr ahâsîf ahâsin ahass ahavât ahaveyn

ahazz ahbâ ahbâb ahbâr

ahbârî ahbâs

ahbâz ahbel ahbel ahben

(müşterek) ah, yazık. (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). baba ayrı, ana bir kardeş. (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. (bkz: avâm). emsalsiz, eşsiz (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). (a.b.zf.) ikiden biri. a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. asıl sahipler, otokton (yerli) halk. (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer şeyler. (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. (a.s.) rivâyetçi. (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. (a.i. hubz'un c.) ekmekler. (a.i.) böğrülce tanesi. (a.s.) divâne, deli, kaçık. (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse.

ahbes ahbeseyn ahbeş ahbiye ahcâl ahcâr ahcâr-ı dalle ahcen ahceste ahd Ahd-i atîk ahd-i cedîd ahd-i karîb ahd ü peymân ahda' ahda ahdâk ahdân ahdar ahdâs ahdeb ahdeb ahdebiyyet ahder ahder ahderiyy ahdî ahd-nâme âhek âhek-i siyâh âhek-i tefte âhen âhen-i cüft, âhen-i gâv âhen-âşiyân âhenbe

âhen-câme âhen-cân âhen-dest âhen-destâne âhen-dil âhene

(a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). (a.i.) Habeş, Habeşî. (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. (a.i. hacer'in c.) taşlar. coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. yakın zaman, evvelki zaman. yemin, and. (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. (a.s.) kambur. (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. (a.i.) kamburluk. (a.s.) şaşı adam. (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. (a.i.) yaban eşeği. (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). (f.i.) kireç. rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. sönmemiş kireç. (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. saban demiri. (f.b.i.) dikiş yüksüğü. (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber" de denilir]. (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). (f.i.) demir halka.

âheng âheng-i esvât

âheng-i ezelî âheng-i savâit âheng-i selâset âheng-i taklîdî

âheng-i tarab âheng-i tasîrî

âheng-dâr âhen-ger âhenger-i gayret âhengerî âhen-hâ[y] âhenî, âhenîn âhenîn-ciger âhenîn-dil âhenîn-reg âhen-keş âhen-pûş âhen-reg âhen-rübâ âhen-sâ, âhen-sây âher âher-ün-nehr âheste âhestegî âheste-rev ahfâ ahfâd ahfâs ahfaz ahfeş

ahfiye

(f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. gr. sesli, uyumu. ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. (f.b.i.) demirci. gayret demircisi. (f.b.i.) demircilik. (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. (f.b.s.) cesur, dayanıklı. (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. (a.s.) başka, diğer, gayrı. ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar.

ahger ahger-i sûzân ahgül ahibbâ ahid ahid-nâme ahid-şiken ahîha âhîhte ahillâ ahille ahîr âhir âhir-kâr âhir-ül-emr âhir-bîn âhire âhire âhiren ahîren âhiret âhiretlik âhirîn âhirûn âhir-zamân ahissâ âhiyâne âhiyye ahîz âhiz ahiz âhize ahkab ahkad ahkaf ahkâm ahkâm-ı adâlet ahkâm-ı adliyye ahkâm-ı âmire ahkâm-ı asr ahkâm-ı nâhiye

(f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. yakıcı kor. (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal. (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). (a.i.) (bkz. ahd.) (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. (a.i.) bulamaç denilen yemek. (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. (a. zf.) nihayet, son olarak. (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. en nihâyet, sonunda. (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. (a.s. âhir‘in müennesi). son. (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. (a.zf.) sonradan. (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. (―kab‖ uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. (―kad‖ uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). adalet hükümleri. 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. huk. emredici hukuk kuralları. asrın hükümleri. huk. yasaklayıcı hukuk kuralları.

ahkâm-ı nusret ahkâm-ı şahsiyye ahkâm-ı şer'iyye ahkar ahkem ahkem-ül-hâkimîn ahker ahkûk ahlâ ahlâb ahlâf ahlâf ahlâk ahlâk-ı fâzıla ahlâk-ı hamîde ahlâk-ı hasene ahlâk-ı umumiyye ahlâk-ı zemîme ahlâkıyyât ahlâkıyyet ahlâkıyyûn ahlâl ahlâm

ahlas ahlât ahlât-ı fâside ahlât-ı mahmûde ahlat ahlef ahles ahliyâ ahmâ anmâ ahmak ahmak-âne ahmakî ahmakiyyet ahmâl ahmâl ve eskal

1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. huk. şahsî statü, fr.statut personnel. huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. (a.i.) ateş koru. (f.i.) ham zerdali. (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler. (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. faziletli huylar, iyi ahlâk. övülecek huylar. güzel huylar. (bkz: âdâb-ı umumiyye). kötülenecek huylar, kötü (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. bozuk usareler. normal durumdaki usareler. (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. (a.s.) solak [adam]. (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ağır yükler.

ahmâs ahmâs-ül-kadem ahmed Ahmed-i Muhtar âhmend ahmer Mevt-i ahmer ahmer-i safrâ ahmerân ahmes ahmez ahnâ' ahnâ' ahnâs ahnâsiyye ahnef ahnes âhond ahrâ ahrab ahrâc ahrad ahrak ahrâm

ahrâr ahrâr-âne ahras ahrâs ahraz ahre Ahreb

ahrec Ahrem

ahremî ahres ahreş ahret ahretlik ahriyân ahruf

(a.s. humus'un c.) beşte birler. anat. ayak tabam. (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Hz. Muhammed. (f.s.) yalancı hîlekâr. (a.s.) kırmızı, kızıl. kanlı ölüm. biy. öd şansı, fr. billirubine. (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. (a.s.) basık ve sivri burunlu (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. (a.s.) daha lâyık, münâsip, (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar. (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. (a.i.) veresiye. (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). (a.s.) [at v.b.] alacalı. (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. eski [şey]. (a.s.) sert, katı [şey]. (a.i.) (bkz: âhiret). (a.i.). (bkz. âhiretlik). (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler.

ahsâ ahsar Kelâm-ı ahsar ahsâs ahseb ahsem

ahsen ahsen-i takvîm ahsen-ül-hâlikîn ahsen-el-kasas ahsüme ahşâ ahşâ' Ahşâb ahşâm ahşef ahşen âhşîc, âhşîg âhşîcân âhşîg âhşîgân ahşîşân âhşüme Ahşâ ahşâ' ahtâb ahtal ahtam ahtâr âhte

Ahtem ahter ahter-i dün-bâle-dâr Ahterân ahterbîn ahter-gû Ahterî-i Kebîr ahter-sûhte

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer. (a.s.) en kısa, pek kısa. en kısa söz. (a.i. hiss'in c.) duygular. (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. (a.s.) uyuz [adam]. (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. (f.i.) zıt ve uygunsuz. (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (a.i. hatab'ın c.) odunlar. (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı]. (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. (a.s.) siyah şey. (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). kuyruklu yıldız. (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz.

ahter-şinâs ahter-şümâr ahû âhû âhû-yi âteşîn-dem âhû-yi çîn âhû-yi bezm âhû-yi Çîn âhû-yi dünbâle-dâr âhû-yi dünbâle-keşîde âhû-yi felek âhû-yi harem

âhû-yi hâveri âhû-yi leng giriften âhû-yi ner âhû-yi sifîd âhû-yi simîn âhû-yi şîr-efgen, âhû-yi şîr-gîr âhû-yi tatar âhû-yi zerîn âhû-beçe âhû-bere âhû-bere-i felek âhû-çerende âhû-dil âhû-güzeşt âhû-mâde âhûn âhûn-ber âhûn-bür âhû-nigâh âhû-pâ âhûr âhûr-i çerp âhûrî âhuvân âhuvâne âh u zâr ahvâl ahvâl-i âlem ahvâli askeriyye ahvâl-i hâzıra

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. Güneş. Güneş. bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. güzelin sihirli gözü. kenarı sürme ile genişletilmiş göz. Güneş. 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. Güneş. (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. erkek ceylan. seçkin dilber. sâkî; 2) sevgili. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. Tataristan'ın mis karacası. 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. (f.b.i.) ceylan yavrusu. Güneş. (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. (f.b.i.) dişi ceylan. (f.i.) delik, yarık, lâğım. (f.b.s.) kara hırsızı. (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. (f.i.) ahır, dam. yiyip içme bolluğundan kinaye. (f.i.) hardal. ceylanlar, karacalar. (f.zf.) ahuca, âhucasına. (f.b.i.) ağlayıp inleme. (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. dünyanın gidişi. askerî durumlar. zamanın şartları.

gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk.

ahvâl-i ism

ahz ü sirkat ahz ü siyâset ahzâ ahzâb

ahzad ahzân ahzâr ahzar ahzeka ahzel ahzem ahzen ahzer âib Âid âidât âidât-ı ticâriyye

âide âidiyyet âik, âyik âika âil, âyil âile âile-perver ailevî âilî ainne âiş âiz aizze âj âjeh âjende âjeng âjig âjîh

ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). yakalama ve öldürme. (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. (a.s.) beli kırılmış [adam]. (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. (a.i.) ait olma, ilişkinlik. (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). (f.i.) çamur, harç [binalarda]. (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. (f.i.). (bkz. ârîğ). (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak.

âjîne âjîr

âjirâk âjüg â'kab akab Akabinde akab-ı leşker akabât akabe akab-gîr akab-gîrân akabî akab-rev akade akaid akaid-i dîniyye akaik akaim ak'ak akakir a'kal âkal Akalim akall akall-i kalîl akalliyyet

akam akam akamet akar Akarât akaret akarib akarib akas akasî akasır

(f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. arkası sıra; derhal. bir asker kolu veya kıtasının gerisi. (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire). (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. (a.s.) önceye ait. (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). (a.i.) saksağan. (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). azın azı, en aşağı. (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). (a.i.) pis kokulu olma. ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır).

Akasîm Akavîl akbeh akbel akbiye akd

("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik. akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören.

âkıbet-bînî âkıbet-endîş akıl âkıl âkıl-ül-ukalâ âkılân âkılâne âkılât âkıle âkım âkır akıs âkı âkıs akîb âkib Akib akid âkid akîde âkideyn âkif akîk akîk-i Yemânî akîk akika âkil âkil-ül-beşer âkil-ül-cerrâd âkil-ül-esmâk âkil-ül-haşâyiş âkil-ül-haşerât âkil-ül-hevâm âkil-ül-hubûbât âkil-ül-lühûm âkilet-ül-ekbâd âkil-ül-küll âkil-ül-lahm âkil-ün-nebât âkil-ün-nemel âkil-üs-semek âkile Akim

(a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. (a.f.b.s.) sonunu düşünen. (a.i.). (bkz. akl). (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. akıllıların akıllısı, çok akıllı. (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). (a.f.zf.) akıllıcasına. (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). (a.s.) inatçı. ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. (a.s.) pis kokulu. (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). (a.zf.) önce. (bkz: akeb). (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. Yemen akîki. (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], insan eti yiyen [adam]. çekirge ile beslenen. zool. balıkçıl, fr. piscivore. zool. otçul, fr. herbi-vore. zool. böcekçil, fr. in-sectivore . haşaratla beslenen. zool. tanecil, fr. grani-vore. zool. etçil, fr. carni-vore. (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. her şeyi yiyen. et yiyen, etçil.. otla beslenen, otçul. zool. karınca yiyen. balıkla beslenen. (a.i.) hek. yenirce denilen yara. (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr.

âkinc akir âkis akis âkise akk akk akkâm akl akl-ı bâliğ akl-ı beşer akl-ı evvel akl-ı fa'âl akl-ı hayvânî akl-ı ilâhî akl-ı insânî akl-ı küll akl-ı maad akl-ı maaş akl-ı nefsânî akl-ı selîm akl-ı şeytânî aklâm aklâm-ı devlet aklâm-ı sitte aklen aklen ve naklen aklî aklî ma'lûliyyet aklî muvâzene akliyyât akliyye akliyyûn akm akmâr akmed akmer akmî akmise akmişe aknâ akna' aknân akrâ'

(f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. (a.i.) . (bkz. aks). (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). (a.s.) serkeş, inatçı. (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. (a.i.c. ukul) akıl, us. ergin kimsenin hâli. insan aklı. 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. tanrı zekâsı. insan kavrayışı. tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. geleceği kavrayan akıl. geçim fikri. kendini koruma içgüdüsü. sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). şeytanî zekâ. (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. resmî dâireler. [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. (a.zf.) akıl ile, akıldan. akıl ve nakil yoluyla. (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. akıldan hasta olma. zihnî denge. (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. (a.s.) ensesi uzun ve kalın. (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış bezler, dokumalar. (a.s.) ince ince yumru burunlu (a.s.) en çok kanaat eden [adam]. (a.i. kınn'ın c.) kullar, köleler. (a.i. kara'nın c.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).

ekasî) son.) eş ve benzer olanlar. çemberler.s.s. scorpion.) akran oluş.i. (a.i. (a. uzak doğu.s. fr. 3. saatin kısa ibresi.i. ideal. ed. kısm'ın c. küçük akrep. 1. zehirli ve tehlikeli hayvancık. arzuların son haddi.) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan. (a. (a. 4. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca.i. Çin.i.) parçalar.s.) kısırlık.c. çarpıp geri dönme. 2. ukûs) çarpma. rütbelerin en ilerisi. zekî bir câriye. ayakkabı bağı.i. çıplak [dağ]. 2. akrepler. (a. karîb'den) (en. en son. insanı akrep gibi sokan kimse.akra' akrabâ akrah akrân akrâniyyet akrâs akre akreb akreb akreb-i mekniyyât akrebâ akrebe akrebek Akrebî akrebiyye Akren akret akribâ akriha akrubân aks aks-i da'vâ aks-i müddeâ aks-i mülevven aks-i sedâ aks-ül-amel aksâ aksâ-yı emel aksâ-yı garb aksâ-yı merâm aksâ-yı merâtib aksâ-yı şark aksâ-yı yemîn aksâ-yı yesar aksâ-l-merâtib aksâb aksâd aksâm (a.) alnı beyaz at.i.) 1. en sol.i.) kırık şey. karşısav.) erkek akrep.) 1. 2. yaşıtlar. 3.s. (a.s. sonra oğlu A ya. fr. boydaşlık. (a. (bkz: akraba). scorpius. akranlık. (a. bölümler. 2.) aralannda soy yakınlığı olanlar. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme.) zool. sonra çocuklarına şart etse. . renkli akis. karîb'in c. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine. (bkz. uzak batı. çevik.) 1. fr. (a.i. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur]. (a.c. ülkü.). karah'ın c. saatin kısa ibresi.i.) çatık kaşlı [adam]. dazlak. [aslı akribâ' dır]. temiz su. (bkz. akribâ).) 1. tepki. zıt teorem.i.) yuvarlaklar.) akrebe ait. (a.i.s. kusb'un c. (a. en sağ.s. dişi akrep. 4.c. 2. dâireler. daha. ağaçsız tarla.) büyük bağırsaklar. mec. kusvâ). başının saçı dökülmüş olan. (a. astr. (a. (a.) dişi akrep. akarîb) 1. (a. uzak. (a. çatışkı. (a. 2. (a. (a. kurs'un c. (a. reaksiyon. (a.i.f. (a.i. yankı. Japonya. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. rütbelerin en büyüğü.) karîn'in c. huk. akrep şeklinde. pek) yakın.i. mefkure.i. scorpionides. lât. yaşdaşlar. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır.

s. ters. 2.) 1. (bkz: gubâr). azîzler. en kısa yol.) tararlar. (a. kuduz köpek.s. en son gaye.) hisseler.f. kasîr'den. azgın. (a. kırılmalar.s.i. fr. (a. lefîf.. "isim. ısıran. kutb'un c.i. mant. uluslar. fiil. avlu.aksâm-ı kelâm aksâm-ı seb'a aksâm-ı selâse aksar aksat aksât aksâ-yı bilâd aksâ-yı murâd aksâ-yı şeb aksâ-yı terakkî aks-el-gâye aks-endâz akser akser-i eyyâm akser-i turuk aksî aks-i mürekkep aks-i te'sir akşer akt akta' aktâ' aktâb aktân aktâr âkû akûb akuk akur Kelb-i akur akur-âne akvâ akvâl akvâl-i hakîmâne akvâm akvâm-ı beşer Akvâs akvât akvât-ı yevmiyye akvâz akve akvem akveriyyât. (a. tarikat kurucuları.) sahipler.i. nakıs. (a. insan kavimleri. kavisler.i. yegâne arzu. .i.s. (a. (a.) kudurmuşcasma.zf. yolların en kısası.c. harf" bölümleri. ters. (a.s. 2. pek) kısa. kim. ulular.s. (a. azıklar. (a. kavz'in c.i. kuduzcasına. (a. ve s. gecenin son demleri.) 1.i. gebe [hayvan]. terakkinin son basamağı.) pamuklar.) 1. viraar. kavl'in c.) çarpıp duran. filozofça sözler. pek. contraposition.) toz. (a.i. kesmeler.i. (a.) kum tepeleri. yaylar. nasipler. (yedi kısım) Arap gr. akverîn akves akviyâ' gr. günlük yiyecekler. çok) doğru. akser).f. geçim. kavs'in c. kavî'den) en kavı. (a. tepki. (a. söz bölükleri. bir memleketin hudut bölgeleri. (f. muzâaf.s. i. kavî'nin c. kutr'un c. (a. mehmûz. (a. paylar.s.i. 2. en son.) 1. kuru ayaklı hayvan. (bkz: kutub). (a. c. (a. huysuz. (a.) büyük belâlar.i. (a.) milletler.). (a. (üç kısım) Arap gr.s. ilgiyi kesmeler. 3. büklümler.) evin önündeki açık meydanlık. kuduz [hayvan].) yemekler.) baykuş. fr.i. 'tepkime. i. (a. günlerin en kısası. 2. yenilecek şeyler. akasır) en (daha. geçimsiz. pek doğru şey.) eli kesik [adam]. kutn'un c. zıt. misâl.s.b. 3. kelimelerin " sahîh. lâkırdılar. çok kuvvetli. (a.) sağlam ve kuvvetli olanlar.s. efendiler.) 1. (a. yanlar. kut'un c. anasına babasına itaat etmeyen. (a. beylik arazîler.i. tersevirme. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam]. reaction. 2. ecvef' bölümleri.i.) sözler.) kırmızı yüzlü. (a. (a.) vaktin tesbîti.) yaralayan. kavm'in c.i. kızıl çehreli [adam]. puhu kuşu. kavim'den) en (daha. sıkıntılı vakit. inatçı. kıst'ın c. 2.s.) 1. uğursuz. dönemeçler. fiz. (bkz.

i. damadı Ali.i. "ilişkiler. bahşişler. pek) bilgin. i.zf. 2. sülâle.c.s.) ayrıca.) şöyle böyle. en.s.) üst. eyl'in c. pıhtılaşmış kan. alâim-i cevviyye astr. kıyâs). evlât.) hükümler. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. âl-i kadir kadri.) pek aksak. (bkz. alâim (a.zf.i. "ilişki. alâ kil-et-takdîreyn (a. ulûfe'nin c. şan. âl (a. alâ kadr-it-tâka (a.) olabildiği kadar.) 1.) ilgilendiren.s.zf.i. sülük.zf. (bkz: bi-eyy-i hâl). üzere.s.b. alâka-dâr (a. hirudinees. alâka-dârân) ilgili.s. alaki (a. olduğu kadar. (a.) hîle.) "ilgiler. alâkat) l. alâka-dârân (a. alâmet'in c.s.) kirleten. alâ kadr-il-imkân alâ kadr-il-istitâa (a.s.) güç yettiği kadar.zf. alâka'mn c. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak.s. âlâ (f. her nasıl olsa.) (daha. sempatik. tek başına. (bkz: alâmât).i. a'lâ (a. âlâ cery-il-âde (a.) rütbece yükseklik.zf. âl-ül-âl pek yüksek.i.) 1. (a. elfin c. akyise akzâ akzel akziye âl âl âl-i abâ . torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi. şeref. ilgililer.) ihsanlar. zf.f.zf. alakiyye].f. alâka-bahş (a.zf. kıyâs'ın c.b.) olduğu gibi. alâk (a.).f. düzen.i.i.). (a. ale (a. çok topal. âdyende. hayvan yemleri. âlâf (a.) her halde. alâkavî (a. (bkz: münâsebet). alâim-i semâ. alâif (a.b. (bkz: âlî. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi]. alâik (a. alak-ı dem kan pıhtısı. meteor.(a.s. (a. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin.) iki takdirden herbirine göre. e d. büyüklük.) elden geldiği kadar.) sakız. dek. c. pek) yüksek.*ilgi. âlâ.) âdetin cereyanı üzere. güç yettiği kadar. bâlâ). alak (a. alâ kavlin (a. ilişikli. sülük nevinden [müen. 2.) nişanlar. (bkz. iddiasına göre. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir. ulüvv'den) yüce. kıymeti yüksek olan.) alâkalılar. kavs-i kuzah).s. alâ-hide (a.zf. (bkz: ulufe). alefin c.) 1.) birinin sözüne. alâka-dâr'ın c. kadî'den) fıkıhda (daha. alâ hâlihi (a.zf.i.s. en. 3.) anat.i. alâ külli hâl (a.) zool. yüksek.s. 2. sülükgiller. alâkiyye (a. a'lâf (a. 2. aile. kazî.i. alâ-eyyi-hâl (a. (a. alâ (a. kazâ'nın c. alâik. otlar. fr. belgeler. pıh-tımsı. 2. alâka (a. pıhtı kabilinden olan.i. samanlar.) binler. âlâ (a. Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme. (a.) 1.

zf. (a. s. meydanda.zf. ışık vâsıtaları. ilâve'nin c. (a. ateşli silahlar.) Allah'ın farzettiği üzere. 2.) izler. yükseklik.zf.zf. 2. (a.zf. hep birlikte.i. hep beraber. gözle ilgili dürbün. nişanlar. (a. gurbet elemleri.zf.) 1. (a. kabîle başkanlan.) kederler.i.zf. fikrin elemleri.) şahit. alay suretiyle. 2. (a. avadanlık. (a. zf. alem'in c. nişan.i.zf.i. alâim) l. tafsîl üzere. herkesin önünde. 3.) açıkça. (bkz. (a. şöhret.) nöbet yoluyla. alenilik. takımlar.alâ külli şey'in kadîr a'lâl âlâm âlâm-ı fikr âlâm-ı gurbet âlâm u askam a'lâm âlâ mâ-faraz-Allah alâmât alâ melei-n-nâs alâ merâtibihim alâmet alâmet-i fârika alânî alâniyet alâniyeten alâ-rivâyetin âlâs âlât âlât-ı basariyye âlât-ı câriha âlât-ı katıa âlât-ı nâriyye âlât-ı rasadiyye âlât-ı tab'iyye âlât-ı ziyâiyye âlât ve edevât âlâ tarîkın alâ tarîk-ilhezl alâ-tarîk-il-hezl alâ-tarîk-il-icmâl alâ-tarîk-il-istişhâd alâ-tarîk-il-kıyâs alâ-tarîk-il-münâvebe alâ-tarîk-iş-şehâde alâ-tilk-en-niam âlâv. fr. âlâve alâ-vechi alâ vech-il-isti'câl alâ vech-il-ihâta alâ-vech-it-tafsîl alâ vefk alâ vefk-il-matlûb alâvî âlây âlây-ı vâlâ alâye (a. 5 . ahzân). sınır işaretleri.) yüksek yer. belge. içine almak üzere. hastalıklar. (a. arma. (a.zf.) bu nimetler karşılığı üzere.) gözö-nünde. istenilene uygun olarak.) her şeye gücü yeten.) alev.) odun kömürü. (a.cü. (bkz: ale--dderecât). gözlük gibi optik âletler. alâmât. aygıtlar.i.) rütbelerine ve derecelerine göre. has isimler. (a.) eğlence yoluyla. 4.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. vatandan uzak kalma acılan.) rivayet edildiğine göre. acılar. alâmet'in c. 3. (a. kocaman. kederleri. yal.inceden inceye. ayırıcı işaret.zf. (a. (a.) alay.) ilâveler.zf. herkesin gözü önünde.) üzere mânâsına acele üzere. (f. 2. (a. astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler. bayraklar. baskı âletleri. illet'in c. (a.i. herkesin önünde.) şahitlik yoluyla. sancaklar. tanık göstererek. sebepler. iz.) kısaca.) 1.c.zf. ışık araçları. (a.) açıkta.i. fiz. .i. damga. (a.) vâsıtalar. sırasıyla. (f.) 1. (f.zf.zf. instrument d'optique. nöbetleşe.i. (a. bir şeyin dış yüzü. (a.i. (bkz: alenen). işaret. alenen. cümbür cemaat. söylenenlere bakılırsa. ün.) kıyâs yoluyla. (a. yaralayıcı âletler.zf.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır. (bkz: alâim). elemler.i. sızılar. (a. iri. üzüntüler ve hastalıklar. (a. açık. hezl yoluyla gibi.elem'in c. kesici âletler. âlet'in c.i. (a. yüksek dağlar.

âdet olduğu üzere. (a.zf.) gölge hâdisecilik. (a. fr. (a. fakirlik.) kaideye kurala göre.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek.c.zf. çamur. (a. hayvan yemi.i. kan pıhtısı.âlâyiş Alcem âle âle alebât alebe alebî. (f. ot. sürekli olarak. (a. .i.) I. alûfe [ulufe olarak da kullanılır].) yemiş kapçıkları. pıhtımsı (kan). bulaşma. (a. defaten. (a. bilgin. ayrı ayrı. (a. 2. 4 yüksek dağ. âlim'den) en (daha. gösteriş. alekat) 1.zf.) 1. yemiş kapçığı. bayrak. sülükgiller. yemiş kapçıkları. çokluk. sülük. yulaf. (bkz: âlek. husûsiyle.s. fr. yetecek kadar. epiphenomene.) topluca. sınır işareti. tantana. (a. (a. minare tepesi. (a. 2. dehr). has isim. epiphenomenisme. (a. a'lâm) 1.i. (a. saman. capsules.i. depdebe. avalim) 1. 2. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak. capsulaire. a.) aralıksız. bilginlerin bilgini.zf.zf.zf. i. (bkz: âle. (bkz. 6. (a. çarçabuk. 1. pek.i.zf.) hesaba sayarak. genel olarak.) yeter derecede. (a.i. rastgele.zf. (a. sarıgın altın teli. toplu olarak.) körü körüne. 2. (a.) müştereken.s. alebât) bot. yapışkan balçık. sünbül-i asâfir). fr. (a. (bkz: ale-1-ımıyâ). [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. (bkz. (a.s.) birer birer. bulaşıklık. 2. boş bulunarak. fr.) gölge hâdise. (a. boyuna. dudaktaki çatlaklık. ("ka" uzun okunur.) çabucak. çanak ile ilgili.b. 2.) derecelerine göre.) aralarında fasıla olmadan. alebe'nin c. (a.zf. fr. alâmet.) dalgınlığa gelerek. a.zf. uzun. (bkz: alâ-merâtibihim). âlenıîn. 7. çanaklar.) körü körüne. birlikte.) çok vakit. (a. nasıl olursa olsun. (bkz: ekseriyyâ). âlemûn.) 1.zf. sırasıyla. dalgınlığa getirerek.) yol yordam gereğince.zf. genel olarak. 8. 3. (a. a'lâf. (a.) umumiyet üzere. (a.zf.) 1.c.i.) derhal. (o.) uzun boylu.i. mutlaka.s. dünyâ. 2.c. capsules. sülü-ğümsü. birden.zf.zf. basbayağı.i.zf. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir].zf. (a. teker teker.) hele. sünbül-i asâfir).) zool. (bkz: garîb). çok) bilen. körlemeden. çanaklar. (a. alebiyye ale-d-derecât ale-d-devâm alef âlef âlek âlek aleka alekî alekıyye ale-l-acâib ale-l-acele ale-1-âde ale-l-amyâ ale-l-ekser ale-1-fevr ale-l-gafle ale-1-hâdise ale-1-hâdisiyye ale-l-hesâb ale-l-husûs ale-1-ımıyâ ale-l-ıtlak ale-1-icmâl ale-l-infirâd ale-1-istimrâr ale-l-iştirâk ale-l-ittisâl ale-l-kaide ale-l-kifâye ale-l-umûm ale-l-usûl alem a'lem a'lem-ül-ulemâ âlem (f. (a. (a. sancak. şaşılacak şey.zf.zf.zf. (bkz: aceleten).) umumiyetle.zf.) çok veya en teklifsiz.s. 5. (f.) tuhaf. cana yakın. kan pıhtısı.zf. nişan.i.s. 2.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek.c. birbiri ardınca. (a.) 1. âlimlerin âlimi.) daimî surette. cihan. (a. ençok. (a.i. (a. o.) bot. (f. bayağı. ale-1-amyâ).körlemeden.

fânî dünyâ.b. âlemiyân (alemî'nin c.f. mânâ.s. insan. lüzum. âlemîn (a. dünyevî.s.b. âlemeyn (a. âlem-i mevâlid" de derler].f. alem-dâr (a.f. bu dünyâ. âlem-i hiss. âlem-i şems Güneş ve peykleri. orta ait. âlem-i istiğrak iç dünyâ.) insanoğluna ya-kışırcasına. 1. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı. (bkz: mânend. avalim). 4. âlem-i ma'nâ rüya âlemi. âlem-i hâb uyku âlemi. âlemiyân) cihâna mensup. öteki dünyâ. bütün âleme ışık saçan.) bayrağı kaldırmış. âlem-efrûz (a. yükseltmiş. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı. âlem-i nâr ateş dünyâsı.b. alem-dârî (a.s.i. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. dünyâyı süsleyen. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem.f. alemiyyet (a. âlemî (a.f. âlem-i lâhut Tanrı âlemi.) bayrak çeken. rüya âlemi. halk. âlem-i anâsır. bayrak taşıyan.s. âlem-i kitmân saklı âlem.) âleme mensup olanlar. âlem-i eflâk ü encüm. bütün âleme yayılan. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. âlem-i kevn varlık âlemi. [dünyâ ile âhiret |.i. âlem-gîr (a. bayrak kaldıran. âlem-i ulvî ruhlar âlemi.f.içki âlemi.) iki âlem.f. insanlar. âlem-ârâ (a. âlem-i esbâb madde âlemi. kişinin kendinden geçip daldığı âlem.f.) âlemi.f. âlem-i siyâset siyâset âlemi. âlem-i şahâdet tas. (bkz: sancak-dâr).c. âlemi-yâne (a. yaradılışın dördüncü basamağı.b.) dünyâlar.b. eğlence. en yüksek âlem. âlem-i kudsî Tanrı âlemi.s. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir.Tanrının bulunduğu dünyâ.s. âlem-i misâl uyku. 3. 2. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî. alemî (a.) bayraktarlık.zf. 2.b. âlem-i fânî fânî âlem.) dünyâya ait. âlem-i nâsût.) cihanı tutan. âlem-i âb âlem-i âhiret âlem-i berzah âlem-i berîn âlem-i ceberût . [Buna "âlem-i mülk. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır. siyâset dünyâsı. meç. alem-efrahte (a. âlem-i gayb görünmez âlem. c. insanlar. fânî dünyânın dışında olan âlem.i. içkili eğlence.) 1.s. âlem-i ervâh ruhlar âlemi. âbâd). âlem'in c. âlem'den.b. dünyâyı zapteden. alem-efrâz (a.) cihanı parlatan. bu dünyâ. (bkz: âlemûn. âlem-i menâm.s.i. âlemâne (a.s. öteki dünyâ. var olma dünyâsı. alem'den) has isimle ilgili.

) seherleyin. (a.f. fr. en çok.i.s.) arası kesilmeksizin. 2.i. (a.) 1.f.f.) sabahleyin.zf.f.i. kurutaç. (bkz: âlemin. (a. siper.zf. 2.zf.) aşağı yukarı. (a.zf.) rağmen.e.s.b. gün doğmadan evvel.) açıkça.f. açık müzâkere.) herkesin beğendiği [yer.f.) sırasıyla. karşıt.âlem'in c.) gözönünde olma.c. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi.zf.b.) alevlenen.) onun üzerine. (t.) muhakkak surette. (a.i. 2.zf.) onun üzerine olsun. (a. (a. saldıran asker. şey]. (t.) 1. hele.b. (a.f. (a.i.) aşikâr. (a.) açık. (t.zf. avadanlık.) cihanı yakan.) cihanı saran. dessiccateur. (a.s. (a. (a. (t.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli.) karşı.i. (bkz: alâniyet).f.zf. (a. bir düzen üzere. birbiri ardınca. bir boyda.e.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri.zf.zf. istihkâm.) âlemi süsleyen.s.âlemli âlem-nümâ âlem-penâh âlem-pesend âlem-pîrâ âlem-sûz âlem-şümûl âlem-tâb Âlemûn alen alenen âleng alenî aleniyye Müzâyede-i aleniyye Müzâkere-i aleniyye aleniyyet ale-r-rağm ale-r-re'si ve-l-ayn ale-s-sabah ale-s-seher ale-s-seviyye âlet âlet-i musavvat âlet-i tecfîf ale-t-tafsîl ale-t-tahkik ale-t-tevâlî ale-t-tahmîn ale-t-tahsis ale-t-tertîb alevgîr alev-hîz Alevî alev-keş alev-rîz aley aleyh aleyhâ aleyh-dâr aleyhi aleyh-il-la'ne aleyhim.)hususî olarak. (a.s. (a-i.s. meydanda olma.s.) alevlenmiş.) 1. aydınlatan.) dünyâyı gösteren. göz önünde. (a. kararlamadan. (a. (a.b.t. göz önünde.s.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz.f. avalim).e. arka arkaya. açık. âlât) 1.) alenî. fız.i. (a.i.) "baş ve göz üstüne" başüstüne.f. 3. (a. (a. makine. (a. (bkz: cihân-şümûl). gizli olmayan.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde.) alevden fırlayan.s. muhakkak).) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz. peki. (a. aleyhimâ aleyh-is-selâm aleyke (a.s. erkenden.zf. (a. uzun uzadıya. 2.) dünyâlar. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse. mikrofon.s. vâsıta. aygıt. kızılbaş.b. (a. seher vakti. s. (a. (a.b.c. (bkz: edevat). .s.b.f. zıt.b. (a. (a. (bkz. (a.) senin üzerine.f.b. (f.) mufassal olarak. zf. açıktan açığa.c. açık artırma. (a. (a.c. (bkz: alâniyeten). müsavat üzere.) alevlenen. (a.b.b.b.) karşı. (a.) âlemin sığınacağı yer.) dünyâyı parlatan.s. besbelli. parlayan.b.c.

âlim-ül-guyûb (a. âlih'in c.b. [ikincisi] kadın adı. hasta.s. alîk-üd-devâb yem torbası.f.) yüksek. alîk (a.b. âlî kadr (a. şan ve şerefi büyük olan.s. âlih (a.) mayası yüce olan.) Allah. ilm'den) çok bilen. Âliye (a. âlî-baht (a. 2.b.) sizin üzerinize.it.e. i.s.i.) ilâhlar. âlihât) tapınılan şey.s.b. cömert. derecesi yüksek olan. âliye (a. çok takdir edilen. (f-s. 2.b. (bkz. serap. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir. büyük.f. yemin edici. ilm'den. âlî-mekân (a. âliyye (a.) himmeti yüksek olan.i. i.) hafif mizaçlı.) yüksek rütbeli. âlet'den) 1.) bizim üzerimize olsun. koyu ve parlak pembe.e. ulu.b.i.) 1.zf. meşhur bir çeşit lâle. şerefli. âlih (a. [Allah'ın sıfatlanndandır. alî (a.) âlime yakışacak surette. eden.f. aliyy (a.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve amcazadesi.) Allah.it. mabutlar. âlî-fıtrat (a. yüksek kıymette olan. 2. âlim'in c.f. Aleyküm aleynâ âlgûn âlgune .) âlete mensup.) alenî. ulemâ') çok okumuş. çok talihli. Tanrı.i. âlî-himmet (a. kör.s. dördüncü halîfe. meşhur bir çeşit lâle. âlimân (a. tepesi. âlihe (a.) 1. âletle ilgili.s.(a.) hayvana bir defada verilen yem. 2 .i.b.]. bilginler.) yüksek yara dılışta olan. âlî-cenâb (a. alîm (a. (bkz: a'mâ). alimallah (a.i.) makamı yüksek. âlim-âne (a.) Allah bilir ki. 2.) bahtı yüksek. âlî tebâr (a. âlim (a.b. alîf (a. illet'den) l.i.) yeri.) soyu yüksek ve temiz olan. (a.s. ("gu" uzun okunur. yüce.) elemli. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir]. âlim (a.i. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim.h.f. meşhur. f. allık. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. mabut.zf. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen.s.b.s. âlî-şân (a. sakat.c.s.b. haysiyetli kimse. pusarık.) tapınılan şeyler.) bir şeyin en yukarısı. bilgin.zf. 2. ilâh'ın c.s.s.s.) yem torbası.f.s.b. râzık-ül-verâ). kederli. ulüvv'den) 1. alîl (a. çok saygıdeğer.s.b.s.s. alîn (a. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün.) 1. âliye (a. 2.f. ünlü.s. okullar. 3. çok kıymetli. âlî. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler. âlî. ıztırap çeken. âlî-güher (a. 2.b.i. âlî-câh (a.s. necip. âlete mensup. âlim-ül-gayb (a.) âlimler. c.s.) 1.) (bkz: civân-merd-âne). tanrılar.s. âlî-cenâb-âne (a. âlî-makam (a. âlihât (a. [birincisi] erkek.) al renginde.

i.) kıç atma.i. tüylü erik.) en iyi.) Tanrı.) vişne. âlûde-dâmen (f.) 1. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir]. âlûs (f.i.i. (bkz. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur.) günahkârlık. allame (a. bilgisizlik.zf.i. yükseklik. âm-ı mukabil gelecek sene.s. dönek.) can eriği. allak (o. âlüğde (f.i.i.s. âm-ül-fîl (a.s. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].s. alûfe (a.i. şeftali. en üstün. veliyy-ullah). namussuz kadın.c.) eteği bulaşık. Allah adamları.) 1.) namussuz kadınlar. tuğla fırını. allâk (a. câhil.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır].c. a'mâ (a. meç. bulaşmışlar. [Allâm. 2. ulufe). Türkistan eriği. alyâ (a. . yıl. 2) yemin. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan. Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim.) Allâhîler. Allâhî (a. 2.) nazlanarak göz ucu ile bakan. Allâhiyân (a-i.b. 2. kendisine güvenilmesi caiz olmayan [kimse]. iffetsiz [kadın]. âlûde-gân) bulaşmış.) 1. [Farsça "âlîzîden" mastarından]. âlûde'nin c.Ulûm-ı âliyye aliyy-ül-a'lâ âlîz âlîzende alkam alkame Allah Allah-Muhammed-Alî teknik bilgiler. âlû-bâlû (f. fahişe.i.zf.) 1. garkolmuş.) 1.c.i.) 1. Rabb.b. âlûsî (f. alışık. yüksek yer. acılık.f. 2.) çifteli [at]. erik. 2. çifte. âlüfte (f. ulüfün c. âlüfte'nin c.) en yüce.) 1.i. s.s. Halik.i. 2.) 1. âlûde-dâmân.i. âm-ı kâbil. amâ (a.Allâhî'nin c. âlûde-gân (f.c. yücelerin yücesi. dalmış. s. (a. (a.s. Allah'ın sıfatıdır]. sözünde durmaz. âlûde-dâmânî. âlûde-dâmenî (f. [Hrisriyanlann "Pederoğul-Ruhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir]. iffetsiz.) fil yılı. Allâhiyân) Allah adamı. ahşkan. manevî körlük. en a'lâ. ermişler. (bkz: aşüfte). 1) tasdik işareti.i.i.s.) Allah adamları. Hûda). Zerd-âlû [canerik] zerdali. âlû-gürde (f.s. (a. görmezlik.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma. a'vâm) sene. suçlular. 2.b. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. âlufte-gân) 1.) şiddetle saldıran. âlüfte-gân (f. âm (a.b. (a. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir. gök. ilm'den) çok bilgin. (f. körlük.) acı hıyar. bulaşık. yağmur bulutlan. veliyy-ullahlar. (f. bulaşıklar. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen.i. 2. âlû (f. kör. allâm. acı tat.b. âlûde (f. âlûde-gî (f. âlû-yi Buhârâ 1.s. âl-ül-âl (a. önümüzdeki yıl. âlûd. saldırıcı.i. Allah.i.) sakızcı. 2. acı hıyar. (bkz. bulaşıklık.i. Allâhân (a.c.

) isteyerek ve bilerek. çarpma. 4.i.i.) sarıklar.) göz pınarları.) kabarcık. (a. yaşlar.i.) ummalar. ömr'ün c. (a. apraksi.fr. (bkz: kasden). başa sarılan şeyler. (bkz: imaret).i. istekler. (f. nişan atılacak yer. işlev yitimi.i. (f.âmâc âmâc-gâh.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi.i. bölme]. (a. varıp-gelme. say man. yazı hokkası. (a. 2. süsleyen.) işler. (f. güzel işler. (f.i. (a. dört işlem.) 1. (a. yaşayışlar. 2.) âmâdelik. 2.) gelme. âmâh). imâme'nin c. (f. ma'sumcasına emeller.t.i.) derinlikler. geliş. eminlik. – (f. yer derinlikleri.) muhasebeci.zf.b. mathematique. mat. sinler.i. hedef. psik.f.i.) herkesin girebildiği umûmî yer. metalürji. korkusuzluk. ümitler. (f.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı. şiş (bkz: âmâs).i. emel'in c. 2. baş zırhlan. zahmetli işler. b. (f.b. 3. emân amân-nâme a'mâr âmâr. ma'mûreler.i.) 1. hoşa gidecek tuhaf.) 1. (a.) hazır.) 1. (a. niyet. geliş-gidiş. (bkz.i. (f. saban demiri. (f. (bkz: şüd). âmâre âmâre-gîr amâs -âmây a'mâ-yı elvân a'mâ-ül-eşkâl amd amden âme âmed âmed ü reft âmed ü şüd âmedci âmede-gû âmeden-gâh (f. hayatlar.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim. karar. (f. (a.) kast. âhen-i gâv). (a. dilekler.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık.b. (a. çıkarma. umk'un c. operation composee. bayındırlıklar. fr.h.j-I (f.) derinlik.) nişan yeri. (bkz: âhen-i cüft. inceleme. (f. . ıstıraplı. karışık işlem. (a. mat.i. akromatopsi. kavmin emelleri.i. hazırlanmış. nişan tahtası. 1. hazırcevap [kimse].i. garip şeyler. imâret'in c. yaşanılan müddetler.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse.s.s. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar. karında su birikme hastalığı. amâyir amâir-i hayriyye âmâk a'mâk a'mâk-ı zemîn amâkat a'mâl a'mâl-i erbaa a'mâl-i hasene a'mâl-i mürekkebe a'mâl-ül-ma'den a'mâl-i şakka âmâl âmâl-i kavm âmâl-i ma'sûmâne Amalika a'mâm amân. geldi-gitti.i. geldi -gitti.b.s. edi yitimi. hazırlık.) amcalar. psik. amm'ın c. renk körlüğü. 2. hesap. (a. amel'in c.i. [toplama.i. (bkz: umk). 3. (a. maak ve mauk'un c. eziyetli.) 1. âmâc-geh âmâde âmâde-gî âmâh amâim amâir.i. bağışlama.i. hayır müesseseleri. bağış. (f.) dolduran. geliş-gidiş.i.) divit.i.i.

(a.) karışmış. ırgat.senevî. genel.s. inandık ve tasdik ettik.i. (a. işleyen. ergographe. (a.) emeli olan. (f. elemansal iş.b.umk'dan) derin. çiftleşme.s. amûd'un c. 3.) işçi.i.i. pek yaşlı. (a." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî.) inandık. gözü zayıf olma. gelen.i. 2. (a. zayıf gözlülük. (a. güvenilir. sebep. (a. (bkz.s.i. (a.) (bkz: âmed ü şüd).. (a. geliş. (f. 2. i. hakikat.s. (a. 2. (a.i.) 1. (a. iş göremez durumda olan.) 1. (a.) işyazar.s.i. 2. (f.).cü. avâmil). meydana getiren.) vergi tahsildarı.) gümrük vergisi. amele.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz.i.) işleme suretiyle. âmihe].. mütevelli. (f. sütunlar. [yapma kelimedir].s. iş.s.) yetki belgesi. (a.i.) karışmış olma. yaygın. âmîge âmîgî âmih âmîhte âmîhte-gî âmîje amîk Bahr-i amîk Fikr-i amîk âmil âmil âmile âmiletân amîm (f. tecrübeler.zf. işleyerek yapılan şeyler. diyecek yok!" anlamına gelir. travail elementaire.s. şâir. operasyon. 3. (bkz: âmenna). (bkz : amiyy).s.f.) şaşkın. mahlut.) 1. vâlî. diyecek yok.s. önder. (a. niyet. amel'den.) iş yapmaktan kalmış.) 1. 4. derin düşünce.s.) 1. (a.s. karışmış. c. içsürmesi. şef. karışık olan.s. (f. amel'den.) fiilen. berat. 2. i.) hastaların ameliyat yapıldığı yer. karışık. pratik. bir işi yapan. sürgün. (a. (a. yıllık.b. komutan. (bkz: âmîze). (bkz: âmedci). (f.s. leyleklerin gelmesi. (a.) 1. çalışarak.zf. (a. işleyerek. (a.) uzun ömürlü. umûmî.tar. aşk hastası. yılda. mütesellim. fr. (f. (a. 4. avâmil) bacak.f. 1. 2. fr.b. derin deniz. ayak. çok hasta. isteyen.s.i. (a. kolonlar. c. iki bacak.i.) Diyarbakır'ın eski adı.i.s.h. 2.b. (f.) 1. başlıca nokta.) Kur'an'da.b. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi.âmedenî âmeden-i laklak âmedî âmediyye âmed-şüd amel amel-dâr amele amelehu amelen amelî amel-i cüz'î ameliyyât ameliyyât-hâne ameliyye amel-mânde amel-nâme amel-nüvîs âmen âmennâ âmennâ ve saddaknâ âmentü a'mer ameş Âmî amîd Âmid a'mide âmîg.b. 3.f.s.cü. katkılı.) 1.f. şaşakalmış. vergi tahsiline me'mur kimse. karışık. (bkz: fiil). âmil'in c.f. [müen. (a. umûm'dan) umûma ait. 2. meç. (a.s.i. iki ayak. (a.) çok veya en emin.) direkler.) hakikî [mecazî karşılığı]. 2. amelî). .s. kim. 3.

s.i. 2.s.i. s.zf. (a.f. (bkz: âmürziş).) Ankara şehri.n. esenlikle. huk. Amma sıkıntı çektik ha. (a.i. emr'den c. emn'den) gönlü emin. (a.) umûma mahsus olan. (f.b. (a. [müen.le karışık. [bkz. âmin diyenler. düşünmeyerek.b. o kadar ki. ammât) amca. âmin diyen. (f. (a.) 1.s. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse.s.) 1.i..s. (a. bahşişi. (a. kalbinde korku olmayan. (a. (a.) 1. . şenlendiren. (a.) amirlik.zf. gelelim maksadımıza. (a. ancak.e.) hala. (bkz: âmm). genel. mahlut. fakat. affeden. (a. (a. umrân'dan) 1. âminci.b. 2.) Hz. (bkz: imtizaç). âmîn-hâ-nân).s. şâmil].) öyle olsun. bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse.zf. (a. (a. (a.) avama mahsus.) .) 1.f.s.zf. uysallık. 2. Tanrı. 3. lâkin. îmâr olunmuş.) umûmi. (bkz: ammâr). (bkz: salimen). 3. ümerâ) 1.) yaraşan. (f.s.b.f.i.. bir memurun vazife bakımından büyüğü. (f. devlet idare adamları.c.). herkese ait. genel olarak.h. umûm'dan) umûmî. (a. bağışı umûmî olan. (a. amın'ın c. avamca. .b. karışmış.i.) görmeyerek.amîm-ül-ihsân âmîn âmin alayı âmin Âmine âminen âmîn-hân âmîn-hânân amir âmir âmir âmir-i mücbir âmir-i i'tâ âmir-âne âmiriyyet âmirziş âmirz-kâr âmiyâne âmiyy amiyyâ -âmîz âmîze âmîze-mu[y] âmîze-mûyî âmîz-gâr âmîziş amm âmm ammâ ammâ ba'dü ammâl ammâr ammât âmme. 2. bağışlama.f. bayındırlaştıran.i. devlete ait.) kır saçlı. resmî.s.c. (a. âmir olana yakışacak surette. mâmur eden. (a.yi içine alan.) mamureden. korkusuzca.) karışık.) geçiniş.i. ama. buyuran.) âmircesine. (a. (a. buyuruculuk.) saçı sakalı kırlaşmış adam. çokluk bildirir Amma yaptın ha.) amcalar. affetme. ammî..s. âmin-hân'ın c.c. affeden. emn'den) sağlıkla.i. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs. emrederek. 2. ammete âmme âmmeten âmmî Ammûriyye ihsanı. öyle ki. yapıcılar. (a. emreden.s. Muhammed'in annesi. (a. şu kadar ki. (f.) adîce. yâ Rab duamızı kabul eyle! [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören. 2.s. bayağı. emin olarak. "âmire"]. bağışlayan. (a. bayırdır.zf.s. (a. uygun. (bkz: âmir). (bkz: âmîje').s.i. kır sakallı olma.) bundan sonra. eko. tanrı bağışı.s. (f.) âminciler. (f..zf. (f.) 1.s. 2.

iyi.i. c. evân) lâhza. âmûz-gârî (f. sütün. fayda. 2.) bilen. çok çalışan. (bkz: afi.b. an-samîm-il-kalb can ve gönülden.) dizilmiş. 5.i.i. (f. 2. âmürg (f. şu bu ve öteberi. yukarıdan aşağı dik inen çizgi.) dik olarak. öğrenme. âmût (f. boyuna. ân-be-ân gittikçe.i. yavaş yavaş. ânât. anhâ ondan (müennes).) affeden. (bkz: bi-l-iltizam). uzun boylu [adam]. zahire.) amca. öğrenmiş. (f.i. âmûzende (f. anh ondan (müzekker). düşünmeyerek ımyâ (a. muallim.vakar.i. az bir pay. âmürziş (f.) öğretici. öz yürekten. (bkz: afi. âmürz.zf.s. ummiyyâ (a. dikey olarak. işçi. (a. çalışkan.i. muallimlik. öğretim. direk.i. (a.zf) görmeyerek. s. an-cehlin bilmeyerek. minhâ şundan bundan. bağışlayan. öğrenci.) öğreticilik. amyâ (a. (bkz. an-il-gıyab arkadan. ân (a.s. (f.) öğretmenler. 2. . bu.) yukarıdan aşağı. 2. âmûz-gâr (f.) -dan ve -den.zf) görmeyerek. kendisi yokken.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri.s. an-asl aslından.i. âmûsnî (f. (bkz: âmm). düşünmeyerek. öğretme. Edeb-âmûz edep öğreten. âmûzî (f. 2. an-kümâ ikinizden. anhüm onlardan.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası.i. hülâsa.b. (f. anhâ. bağışlayan. asıl. pek az bir zaman. bel kemiği. 2. nurdan sütün.) 1. meyva.s. öğretmenlik.s. güzellik cazibesi.) okumuş. ammeyyâ. an-karîb yakından. (a.i.) l. öğreten. düşünmeyerek an (a.) 1. düşünmeyerek ımiyyâ. âmürz-gâr (f. öğretmenlik mesleği.zf) görmeyerek.) 1. (a.i.i.) hocalık. 2. menfaat.i. şöyle böyle ederek. çok geçmeden. amel'den) 1. kuma. ortak. âmürzâ (f. anhümâ o ikiden.) affeden. Ammiyâ (a.) affeden.s. bir miktar. an-küm sizden. an-kasdin bile bile. 3.) âmürzende (f.e. 4.c.amû amûd amûd-i fekarî amûd-i nûrânî âmûde amûden amûdî âmûg âmûhte âmûhte-gân âmûhte-gân-ı ezel amûl (a. kıymet.i.b. bilmezlikle. dizi. âmirziş).s. öğretmen. (f. *dikey.zf) görmeyerek. günâhları affeden Tann. kalifiye işçi.b. öğretmen. öğrenmiş. nebîler ve velîler. alım.) 1. kader. afüvv. ân (f.i. âmûziş (f. kaimen). anan) şu.i.) affeden. -âmûz (f.) 1.

(a.) anber yağdıran.) sertlik. taraflar. enf in c. vakit ilerledikçe.s. (a.nuanccs. aslında.) zahmet. bir an. ağacın ucu.i. 2.s. şahlar. (a.i.) çok zarif. (a. 2. (a. başansızlık. mat. öğeler. (a.) an'ane ile. 2. kelimeyi zarf yapar. anberîn anberiyye pek az.) ümîdi boşa çıkma. güçsüzlük. f.b.s. 3. fr. korkak. gece yanlan. sıfat edatı. bot.i. (a. [insanda].) gece yarısı vakitleri.) onlar.s.) elemanlar. ânî'nin c.f. pek kısa bir süre. 3. (f. (a. (a. ân'ın c. 3. ineb'in c. insanın toprak. (a.). boyunlar. muvaffakiyetsizlik. ankebût'un c. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak. unsur'un c. güzel koku saçan. 2) XV.b. toprak. hava. zamanlar. fr.s. an'anât) 1.i. (f.s.s.s. (a. (dört unsur) 1) ateş. rakı. muz. gerdanlar.) burunlar. en zarif.i. yapışkan ve miskgibi kokan. unk'un c.) 1. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri.i. anber-nisâr). bir bulut.c.) aslından.i. söyleyerek. güzel koku. (a. su. yaprak saplan.b.) gelenekçilik. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam.) cinsî muamelede iktidarsızlık. iri taneli Hint pirinci. kül renginde bir madde.i.i.) 1. andelîb'in c.b. (a. güzel kokulu bir ilaç. traditionalisme. 3.i. 2. anâne'nin c.) . güzellerin saçı. 1. geleneksel. fr.) bulutlar.) örümcekler.s. 2. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. (a.zf. anber saçan. (f. gelenek. (bkz. gelenekler. (a. (a.e.) anber kokulu. rüzgârla kalkan toz bulutu. (a. . kadınlar. meşakkat. (a.) rivayetler.zf.) anber kokulu. cemi.i.f. gelenekle ilgili. 2. gittikçe.) nahiyeler. güçlük. an'ane'nin c. tafsîlât. rivayet. (a.) 1. (a. (a. (a. (a.) 1. meç. impuissance. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat.z.) 1.f.) boynu uzun [adam]. (a. çoğul edatı.b.b. inv'in c.i. (a. 2.i.i. kabalık. (a.i.i.i. ufuklar.) yaş ve taze üzümler. ân'ın c.) anlar. (a.) gitgide.i.ân-ı vâhid -ân Şâh-an Zen-ân Hiras-ân Gûy-an anâ' ânâ' anâ-ül-leyl a'nâ' a'nâb anâdil ânâf anâfet ânak a'nâk a'nâk anâkat anâkib ânân anân a'nân an'anât anâne an'ane anânet an'anevî an'aneviyye anâsır anâsır-ı erbaa anâsır-ı hisâbiyye an-asl ânât ân-be-ân anber anber-bâr anber-bu[y] anber-efşân anberî.) bülbüller.i. (a. yayla çiçeği. su. (a.

inâ'nın c. (bkz. şöyle böyle ederek. (f.zf. (a.b. ismi zarf yapan bir ek Fakir.) onlardan.i. (a. Tıflâne gibi. tahsildar. şiddetli.i. müfettiş.i.b. (a. ondan sonra. büyük ve şişman [deve].i.i.zf. sıkı bağlı şey. 3.s.s. 4.f. i. 2. 2. (a. bildirilen.) bir an içinde.) den. derhal. 3. hemencecik. alçak gönüllü.) anber kokan. (a.i.zf.s. biraz evvel bildirilen. yabani eşek sürüsü. i. s. hezârân).b.s. Tıfl. 2. o anda. unfdan) 1. 2. mütevâzi.) bir anda.zf. (a.s.) devamlı. Fakirane. i. s.) o ikiden.c. cedî (keçi) burcundaki v. (a.s.f. (a. e. demincek beyân olunan.zf. sert. (f. (a.zf.c. (a.) demincek.) anber gibi. (a. (a. fasılasız.) 1. 2. 3. (a. işçi. meç. şu bu.b. güzellerin benleri ve zülüfleri. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler].) hek.c. anat. (a. [müen.s. (a. 5. 6. olmuş meyvalar. biraz evvel. öteberi.i. (a.) cana yakın kız ve kadın.) çok inatçılar. ı.zf. yıldızları. 1. anber-efşân). (a. sürekli. (a. (a.zf. çok geçmeden. dişi ve yabani eşek. (f. (a. (a. koyulaşmış. inatçı [kimse]. anhâ].zf.s. hemen.) sıfatı. kemâle ermiş.b. inâd'dan) çok inatçı (a. (a.) inat eden. ihtiyar bekâr.s. i.) yakından. 5. (a. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka. (a. evânî). (bkz.) bilmeyerek. .s. gece. 2.b.i. kasık kılı. zarif.) ense.i. 6.s. kaçaklar. ânât. (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus].) ıztıraplı. bilmezlikle. 7. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine. (a.) güzel. ângeh anh anhâ minhâ an-hüm an-hümâ ânî ânî anî Esmâr-ı âniye a'nî Ânid Anîd anîf ânif ânif-ül-beyân ânif-üz-zikr ânife Ânifen anîk anîk ânîn Ânis Ânîse ânise âniye anîz an-karîb anber saçan. (a. aniye].) bülbüller.) o vakit. s. (a.) ondan [müen. yukarıda.c. unât) 1. (a.f.i. garip [Şey].s.) kaplar.) pek yakında geçen. meşgul. 4.f. kasık.) yâni. anadil) bülbül.anber-nisâr anber-sirişt anber-şemîm anber-ter an-cehlin andelîb andelîb-ân andem âne -âne a'neb anede Anele ânen ânen fe-ânen ângâh. (bkz: hezâr). kaba muamele eden.) 1.f. (a. köle.zf. 2. n. (a.e. v.s. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi.) olmuş.) 1. tuhaf. (bkz.s. (a.) şundan bundan. (a. muztarip.zf. muztarip.) büyük burunlu [adam]. (a.e.) .) gençlik çağının başlangıcı. ihtiyar kız.

.i. inâd'dan) inatçı. Allah.i.cü. (a. 3. ("ka" uzun okunur. tas.zf.i. Meclis-ârâ.s. (a. cismi olmayan bir kuş. (a. (f.) sizden. (a. (bkz: anîd). [Rumeli'ye işarettir]. (a.) üzümcü. tar.) 1. 4. bölge. -arachnides. ismi olup.i.) "ti 'dan geldi" aşk.) süsleyen. (a. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.zf. (a.zf. (bkz: sîmurg). (a. (a.c. (a. hacetler.) örümcekler.) 1. Zümrüdüanka kuşunun bir adı. özünden.zf.) "mim'den geldi" aşk. (bkz. Ceziret-ül-Arab. komşuluk. zümrüdüanka kuşu. örümceksi.f.c. (a. (a.an-karîb-iz-zamân an-kasdin anka' anka-yı lâ mekân anka-yı mağrib ankebût ankebûtî ankebûtiyye ankût an-küm an-kümâ an mim âmed an tı âmed annâb an-nakdin an-samîm an-samim-il-kalb anûd anûn anve anveten anye an zeâmet âr âr-sız ar ü nâmus arâ' ârâ' ârâ-yi umûmiyye -ârâ Arab ârâb A'râb yakın vakitten.cü.s. .zf. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad.) tar. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti]. dekler. avlu. mıntaka. (a.) meşakkat. cebren. (a.) utanma. utanmaz.b. (a.) örümcekimsi.) "oylar. 5. güçlük. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. Şam.) 1. kavgacı. 2.i. (a. (a.i. (a.) bile bile. tar. 2.) çöl Arapları.) zorlama.i.zf. öz yürekten. (a. *genel oylar. ireb ve irbe'nin c.i.f. zor.i. (bkz: bi-1-iltizam). zekâlar. ismi olup cismi olmayan nesne. fr. (bkz: arat2). hileler. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.s. (a. a'rab veya urban ve urub) Irak. çıplak arazi.) ikinizden. zorluk. oyunlar. Dil-ârâ. . Hicaz.i. (a. 2. akıllar.i.) nakit para olarak. (bkz: bi-âr).s.) can ve gönülden. (a. 3. [Anadolu'ya işarettir.) içinden.].i. bezeyen. anâkib) örümcek.) isyancı. (a. geniş. re'y'in c.i. çıplaklık.zf. Arab'ın c. utanma ve namus. kahren).b. kuvvet. (a.).i.) örümcek. (a. a.

en.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları.) l.f. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil. Arap kavmine mensup. (a.c.b. (a.i.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. arabiyyât) Araplarla ilgili. arabât) 1. (a.) Arap edebiyatı. (a. (a.i.) 1.) gelinler. açık saçık konuşma.b. arabiyyet'in c. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam.i. Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır. başında yazılmış bir dergide geçen makam.i. lâ-dügâh perdesinde durur.s.b.c.) Arapça ile ilgili olan [ilim.) (daha. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü. Arap dili.i.b. 2. fa bakıyye diyezi ile donanır.f.) rakı. 3.) arz olunan hususlar.i. ter. ter içinde kalmış. kitap. yy.f.i. pek.) 1. (a.i.) âdetler. sırt. çok) ince. duht-i rez. (f. muz.s. (a. usuller.i. 2. (a.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ.) Arap ülkesi. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur.b. (a.Arapların yaşadığı memleket.i. (a. (a. 2. 2.s. arûs'un c. mi bakıyye bemolü. .s.i. itiyatlar.s. (a. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto.s.i. (bkz: bâdiye-nişîn).) kökler.c.i.i. (a. tepe. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba. arefe'nin c.arabân arabân-bûselik arabân-ı cedîd arabân-kürdî arabân-nigâr arâbe arabî a'râbî Arabistan arabiyyât arabiyye arabiyyet ârâd a'raf Arafât a'râfiyân Arâis arâiz a'râk a'râk arak arak-çîn arak-dâr arakıyye arakî arakk arak-nâk arak-nûş (a. (a.) terlemiş. damarlar. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik). arîza'nın c.) a'raftakiler. (a.i.i. adı XIX. (a. muz. muz. duhter-i rez). Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir.s. fikir). (a. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı. cennet ile cehennem arasındaki bir yer. (a. eârîb) çölde yaşayan Arap. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır. Arap edebiyatı.) muz. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir. (a. küçükten büyüğe yazılan yazılar.) rakı içen. (a. neva perdesinde kalır. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi. terle ilgili.i.f.f. (bkz: bint-ül--ineb.b. 2. (a. (a.i. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. ırk'ın c. (a.) tere mensup.f. Arapça. rakı.i.) kavuk altına giyilen takke.b.) terli.) muz. (a. örfün c.

c.c. (bkz: âreste). felâketler. 3. (f. (f. (a.b. (a. (f. tesadüf. (bkz: ârmiş).) arâstelik. süslülük.i. dinlenme. tesadüfler.) sahrada. 2.) ter döken. (ırs'ın c. 2. düğünler.i.dinlendirici. felâket.s. (bkz: ârem-gâh). bozan. süslenmiş.s. istemeklik. süsleme. rahatta ve sükûn halinde bulunan.) 1. (f.i. ırza geçmeler.) 1. 4.b.) dinlenme.) 1.) süsleyicilik. (bkz: ârâm-sûz). (a.i.) 1.) dirsek.s. dinlenmek isteyen.i. (a. mekân. kazalar. irem'in c. ırz'ın c. (f.) oturan. işaretler. (f. (bkz: mirfak). 2.b. dinlendiren.arak-rîz ârâm ârâm ârâm-ı cân ârâm-ı dil ârâm-bahş ârâm-cû ârâm-cûyâne ârâm-cûyî ârâm-gâh. kendi kendine vücut bulamayıp. (bkz: âre-mîde). [arâmîden mastarından]. (f. S.i. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. süsleniş. sevilen güzel. oturan.b.b. hastalık alâmetleri. 2. rahat olan. (bkz: aremrem). sevilen güzel.b. terleyen.s. arş'ın c. işaret.i. süsleyiş. yer. rahatsızlık veren.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. 2. bezek.b.) rahat ve huzuru bozan. kaza.i. eğlenme.i. meç. karar kılma. rahatlık.i.) dinlenen. a'râz) 1. 2.) 1.) rahat yaşayan [adam]. tahtlar. (f. fels. dikenli ardıç ağacı. güzeldeki boy bos.b.b. 3. çatılar. dağ servisi. Ârâmca [semitik dillerden]. (a.) 1. araz'ın c. süs. (a. (a. gönül rahatı. (f. mıntaka. (f.b. istirahat etme. dinlenme yeri.h. 2. bölge. (f. alâmet.i. şiddetli hal ve iş.) ırzlar. (f. bitkinlik. (f.i.zf.s. (a. (urs'un c.i.s.) rahat kaçıran. 2) sevgili.) ise de "mahşer yeri. dinlenme. yerleşen.) aram arayan. 2. arsa'nın c. (f.i.) dinleniş. (a-i-) yorgunluk. (f.) arsalar. (f.) 1.s. (bkz: ârâmrübâ).) aram verici.s. (f. ziynet. (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. (f. Bir dîvânı vardır. (bkz: ara3). (a. 1) gönül rahatı. 2.i.i.i. yerleşme. rahat. direkler. durma. 3.s. süs-leyici. boş topraklar. (a. 4. alâmetler.) evliler.i. namuslar. 2. damlar.) l pek çok asker.i.s.) nikâh törenleri. (f.) 1. avlu. (f.) düzen verici.s. . 3.) bezenmiş. (f.f. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir.i. ârâm-geh ârâm-gâh-ı ebedî ârâm-gâr ârâm-güzîn ârâmî ârâmî ârâmîde ârâmiş aramram ârâm-rübâ ârâm-sâz ârâm-sûz ârân ar'ar a'râs aras a'râs arasât ârâste ârâste-gi a'râş arât ârâyende ârâyî ârâyîş araz a'râz a'râz Hetk-i a'râz (a.) dinlenen. (a. pavyonlar. çölde mahsus konulan nişan.i. 3. 1630 yılında istanbul'da ölmüştür.) dinlenilecek yer.) dinlenmek isteyene yakışacak surette. huzur.

arâzî-i haraciyye huk. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. mer'a. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. arazan arazât arazbâr . arazbâr-zemzem muz.f. kışlak.) muz. III. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. beşlinin son sesi olan mi. yaylak. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler. arâzî-i mahmiyye huk.b. (a. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler. sahipsiz topraklar. fetholunan arazîyi ülüleınr. yol. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk. arâzî-i emîriyye huk. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler. iklimler. arâzî-i hâliyye boş. 1. harap. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. [tarla. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır.) muz.) yerler. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk. bu arıza. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam. (tersi arâzî-i âmire'dir]. 2. topraklar. bekar işareti ile değiştirilir. aynen arazbarda olduğu gibidir. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler.zf. dörtlünün bir arızası yoktur.) tesadüfen.(a. arazbâr-pûselik (a. çayır.i. arâzet (a. topraklar. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi.) genişlik. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir. arâzî-i mahlûle huk.f.i. koru ve emsalini içine alır]. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. arâzî (a. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. Arazbâr-pûselik. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk.i. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir.i. Makam.b. 3 memleketler. arz'ın c.

vakfo-lunmuş arazî. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk.b. vergiye tâbi olup. [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi].) kavgacı. arâzî-i selîhâ huk. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk. arbede-sâz (a.f. arâzî-i öşriyye huk. arâzî-i met-rûkeden sayılır].s. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî. (bkz: cidal). arâzî-i mübâreke Hicaz. pırnallık. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır].i. vakıf toprak. arâzî-i meftûha . arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler. a'râzî (a.b. arâzî-i memlûke mülk. [bunlar.) kavga çıkarmaya yellenerek. arâzî-i ukriyye huk. i. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. arbede-kâr (a. kıraç yerler. (bkz: cidâl-cû).) hayır ve iyilikte bulunma.b.f.f. patırdı.huk. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık. arâzî-i metrûke terkedilmiş.zf. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. kavgacı. kervansaraylar. beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler.s. (bkz: arbede-kâr).) ânzî. arbede-cû (a. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. şayian tasarruf olunan yer. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller. kavgacı. sadaka verme. arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı.) kavga çıkaran. çıplak tarla. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır. yirmi beşte. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer]. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. arbede (a. arâzî-i müştereke huk. otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler. arâzî-i mürfaka huk.) kavga çıkaran. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. tesadüfi. ârâziş (f. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî. arâzî-i mektûme huk. (bkz: arbede-sâz). rastgele. timar toprağı.) kavga. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır]. [kaideten.f. bırakılmış topraklar. arâzî-i mevkufe huk.s.s. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir]. arbede-cû-yâne (a. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar. arâzî-i mevât huk.

) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu. (f.i. (f.b.) 1. arddûle âre âreb ârec arec a'rec arecân a'ref arefe arekiyye a'rem ârem-gâh âremîde aremrem âren ârenc ârende âreng âreste âret arf arfâ argîş arık ârız ârız-ı gülgûn arıza ârızân.) dirsek.arbede-sâzî arec arecân arcâ arcele ârd ârd-bîz ârden ârdhâle ârdîn ardiyye ardtûle. bozukluk.s. usul. sırtlan. anlayışlı ve bilgili.) 1. galiba.) dinlenen. âret). (bkz: leng). pembe. yanak. sırtlan. arife. bemol. (f. (bkz: âraste). topal.) kavgacılık. dirsek [vücutta].).) topallık.i. deneyiş.f.c. 4. 2. 6. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez. 2. hîle. (f.-(daha.) eşya saklanan yer. (a. (a. aksak adamın yürümesi. (bkz: aramram). renk. 2. engebe. ve i. âret). bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey.s. 2. pek. antrepo.i.i.i. kevgir. (a. arec'in müen. tarz. (f. çok bilinen.i.) topal.i.) imtihan.) 1. süzgü. aksak. dirsek. (a. dînî bayramlardan bir evvelki gün. arz'dan) 1.) bir şey getiren [kimse].i. (a.i.i.) dirsek. dert. (a. (bkz: ârâm-gâh). 2. (bkz: ârâmîde). un eleyici.) topallık. .i. (bkz: ardtûle.i.s. aksaklık. aksama. bir önceki gün. (bkz: ârec. arddûle). aksaklık. 4. ârızetân (a.s. 4. (a.) topal. 2. tarz. benzer.i. (f.s. (a. (a. aksak. i. müen.b.i. al yanak. vâlî. 3. 3. un eleği. 5. (a. gidiş. çok) arif. veya pek) akıllı.i. dubara. (f. tesadüfi vak'a. ödünç. 2.s.i.s.s.) (daha. buğday ve benzerlerinden öğütülen un. (a. ard-hâle).) kalabalık ordu.) iki yanak. tecrübe. keder.) uykusuzluk. 2.) topallık. yeleli.i. mihnet. (a. (f. rahat. ârenc). hâkim.) 1. dağ.i.i. 2. çeşit. (a. en. (f. (bkz. sakatlık. gül renginde olan yanak. (a.i.) 1. ârenc. 2. bir notanın.i.c. ânzât ve avarız) 1. gelen.i.i. yol.) süslenmiş. (bkz: ârec.) ödünç alınan veya verilen şey. (a. i. (f. 2. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır].) "bulamaç" denilen yemek.i. üslûp. (a.s. "a'raf") 1.) benekli. (a. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk.b. 3.s. (a. (f. (f.) "bulamaç" denilen yemek. . i. (bkz. i. müen. alacalı [şey]. bezenmiş. "öyledir.).i. açıkgöz. (a.) 1. muz. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir.i. pek ma'ruf. bekar işaretlerinin ortak adı.) zinâkâr [kadın].s. nevi. (a. tavır. (f. (f.) 1. zan-nolunur ki.) güzel koku. âret).i. (a.) sürü. (bkz: ârenç. (f.) 1. (f.

arem (a.) manevî. ökçe siniri. geniş |şey]. eğreti. (a. ânz'dan c. (a. avarız). "ârice".). s.) 1. 3.i. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir]. 2. iyilik. (f.zf. 4. erkek adı. ârızan).s. armağan. a. ortaklaşa. 2. muvakkat.). velî. (bkz: âjig). lâtif. gelip geçici.s. 3.) ödünç. irfân'dan) 1. çok tanınmış. 2. haset. aksak.i.) uygunsuz. (a.) 1. marifeti Allah'a vâsıl olan. belâ).i.i. 3. noksan.) . kırılma. irfân'dan c. arifin c. y. nefret. avârif) 1. 3. dünyâ. 2.) ardıç ağacı. bilgi sahibi. kafa tutma. urûc'dan) 1. çıkıp inen. arifin müen. eğreti. (a. 2. irfan sahibi. (a. ârıza'nın c. bağış.) 1. (f.ârızan ârızât ârızî ârî ârî ârî ârib âric arîf ârif ârif bi-llâh ârifân ârif-âne ârifîn ârife ârig ârim arim arîs Aristatâlîs âriş arîş ârişî âriyet âriyet-serây âriyeten âriyetî âriz âriz-i Lübnan arîz arîz arîz ve amîk arîz-ül-cism arîza ârizen arkan arkub arm.i. ("ka" uzun okunur. arz'dan) geniş.s.s.) terleme. enli. gücenme. (f. nâzik.s. mefhum (kavram). (a. bilgililer. (a. rastgele.zf.) inatçı.). istirhâm-nâme). (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna. fr.zf. hür. çıplak.) evet. geçici olarak. (bkz.) gerdek. (a.h.i.i.ool. . asma çardağı. 1.) Yunan feylesofu Aristo. Lübnan servisi. 2. (a. 2. kin ve düşmanlık. (f. c. (a. semiz. yalan ve kötü söz. arif olana yakışacak surette. 2. eğreti olarak. ânz'dan) 1. kıskançlık. (a. meşhur. topluluk veya kimse. (a. 5.s. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse. enli. urefâ) 1.c. bilgili.c. topal. (bkz.) inatçılık.i.) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. 2.) mânâ (anlam).) arifler. (a.) 1.i. (a.f. (a. (a. avârî) ödünç. (bkz: naam.i. cömert. eli-açık.i.) ödünç.s. (bkz: takdime. samandan yapılmış bir çeşit ev. 3. (a. sonradan çıkan. 3. (a. (a. ârifân). arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. kafa tutan.i. mütevâzi.s. (a. sundurma. uzun uzadıya.i. (a. e.b. (a. (a. (a.s. lâyık. bilen. ters. arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı.f. (bkz. 2.s. eğrice. yassısolucanlar. but. müen. -sız. (a.e. i. (a. tesadüfen. âdet olduğu üzere. platheimintes. (a.s.) 1.zf.s.s. avarız) 1. örfene. 2. kabiliyetli. 2.i.i. hoşa gitmez.

) geğirme.) arşı yıpratan.) benzerlerinden çok daha iri olan. arasât) yer.i. Arrâs (a. ahter-şümâr1).i. arş-üs-simâk astr. taht.(f. Tanrı'nın katı.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın. Tanrı'nın katı. ârûde (f.s. ârâmiş). (bkz. arş (a. gelin. sıkıntı. ars (a.i. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri. hamelet-ül-arş). müneccim. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü.s. hekim.i.) 1. çatı. teessüf.) uzun zaman ıstırap çeken. gürleyen ve şimşek çakan. s. f. cumba.) 1. hasret. arş ü ferş. arâis. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri. f. toprak. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer.c. arş-pâye yükselen. 2. kükürt. çardak.) 1. kızgın. yıldırım. geğiren.i. savaş arabası. kim. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası.c. Tanrı'nın katı. 5. dünya meydanı. kafes. hırslı.b. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. 2. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası. Tanrı'nın katı.s. (bkz: arş-ı a'lâ). kâhin. ahter-şinâs. 4. aruf (a. arrâde (a.i. 2. arrâf (a.i. 4.b.) güvene. (bkz: ahter-bîn. ahter-gû. arûs (a. arsa-i âlem âlem arsası. 3.s. arş-fersa (a.i.) benzerlerinden çok daha iri olma. 2. çadır. arslânî (f. 4. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. ars (a. dokuzuncu gök. falcı. artaliyyet (a. arûsân) 1.) sevinç.s.i. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası.s. (bkz: arş-ı berin).i. arsa (a.i.) yıldınmlı gök gürültüsü. güzel ve iyi huylular. artal (a. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası. arsa-i târih tarih alanı. Tanrı'nın katı. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası. arrâdât) tekerlekli mancınık.c. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. şimşekli. Arûbâ (a.) 1.f. 3.s.) öfkeli. Tanrı'nın katı.) arslanlı [eski kuruş para]. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma.) öfkeli.s.) yedinci kat göğün adlarından biri. ferahlık. hamele-i arş.i. ârugde (f. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası. ârûg (f. özleme. Tanrı'nın katı. ârmânî (f. [müen. müteessif. 3. ârûg-zen (f. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası. zahmet. ârmiş (f.i. arştan üstün. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri. hoşnutsuz. pişmanlık. "arrâfe"].i. 3.) geğirici.). pişman. (bkz. özleyiş. dam.) kederli.i.c. arş-ı ınecîd. arûb (a.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. 2. ârman . ikizler takım yıldızı. arşa (a. arşiyân (f.

) 1. bir iş için birinin yanına sokulma. düğün ziyafeti. 1) dalkavukluk etme. geline veya güveye ait. (a. sevgiyi belli etme. güzellik gösterme. eski Arap şiirlerini esas tutarak. yol. Askalon. minnet altında bulunduğunu belli etme. ne halde bulunduğunu bildirme. (bkz: bahr.) 1. küçük gelin. 3. muhabbeti.i. yan. debdebe. (a. marifet gösterme.i. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. dilekçe.) gelinler.i.i.s. (bkz: arzuhal). teftiş verme. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan.c. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. yanak.Arûs-i cihân Arûs-i çerh Arûs-i felek Arûs-i hâverî Arûs-i Şâm Arûsân Arûsân-ı bâğ Arûsân-ı çemen Arûsân-ı huld Arûs-âne arûsek arûsî arûsiyye arûz arûzî arv arvend arz arz-ı cemâl arz-ı dîdâr arz-ı endâm arz-ı hâcet arz-ı hâl (arzuhal) arz-ı hayret arz-ı hulûs arz-ı hüner arz-ı hürmet arz-ı hüsn arz-ı mâ-fi-zzamîr arz-ı iftikar arz-ı kudret arz-ı leşker arz-ı mazhar arz-ı meveddet arz-ı minnet arz-ı minnettârî Dünyâ. ululuk. bildirme. taraf. . gösterme. (a. boy gösterme. şeref. Güneş. [bu şekil bizde yoktur]. (a.f. (a. yeşil ve pembe dalgalı sedef. Şam. muayyen kalıpları. (a. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. aruzla yazan kimse. minnet gösterme.) 1. 2.i. Güneş. i. aruzla ilgili. Arap dilcilerinden imam Halil'in. (bkz: arzâ). esas Arap nazmında.i. azamet. istek bildirme. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir.) bir büyüğe sunma. cennet hurileri geline yakışacak şekilde (a. 3. yüz gösterme.i. Türk. Fars. Efgan. 2. eârîz) 1. 2. (f. 2.) şan. aruz veznine ait olan. 1) "hâlin bildirilmesi". (a.) 1.c. saygı sunma. ihtiyâcını meydana koyma.i. asker gösterme. gönüldekini söyleme.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. kudret gösterme. usul. tarla çiçekleri çimenlik çiçekleri ebediyetin gelinleri. önüne koyma. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. 4. 6. şaşkınlık gösterme. düğüne. 2. ilm-i aruz). Güneş. yüz gösterme. arûs'un f. s. bir işin görülmesi hakkında. 5.

ârzû-dâr. vergi veren memleket. enliliğine. iklim. Dünyâ.s. güney enlem. 1.b. (f. gösterme.) hâtıra. en ile ilgili. kuzey enlem.) enine. toprak. arz-ı mukaddes). aslanhâne. astr.s. (f. saygılarını bildirme. (a. arzû-mend). Allahın yarattığı yer yüzü geniştir. arz'dan) ene ait.i. (a.) sunma. ârzû-dâr. (bkz.) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda. astr. fikrini bildirme. nefsini öne sürme. topraktan yetişen.b. (bkz: âriz). andaç. astr. toprak mahsulleri. (bkz. arzû-keş. geologie . yer (bkz: arz-ı mev'ûd.b. bağlılığım bildirme.) arzlar. toprakla ilgili.i. istid'â). herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme.i.) enine olarak.zf. (a. (a.b. ârzû-keş).f.).i. (a.) istekli.i. gösterme. düz yer.i.) kurşun. (bkz. (f. kulluğunu. hâhiş-gâr. hevesli. hevesli.i.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için]. arz-ı muâhât). mal alma.b. yaşanabilir [yer]. heves.b. (f. (f. geniş arazî. memleket. (a.. (a. hâhiş-ger).s. (bkz.i. arz'ın c.i. yaşanmaz [toprak. 2.) istek. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır).s.i. [tabakaları itibariyle]. (a.i. mal satma.f.) toprakla. (a. (bkz: arz). s.c.h.zf. Filistin ve havalisi.b. genişlik.) istekli. (bkz: arz-ı hâl. (a. genişliğine. arz'dan) toprağa ait. hevesli. jeol. (a. . (f. 1.vergi veren memleket. Filistin.c. ârzû-mend. 2. öşür -onda bir.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi. 3. (f. muhtıra. gösterme. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir].i. kalay. kendini gösterme [fedakârlık karşısında]. en. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi.arz-ı muâhât arz-ı müddeâ arz-ı nefs arz-ı ta'zîmât arz-ı taleb arz-ı ubûdiyyet arz-ı uhuvvet arz arz-ı basît arz-ı gayr-i meskûn arz-ı Ken'ân arz-ı meskûn arz-ı a'şâriye arz-ı harâc arz-ı mev'ûd arz-ı mukaddes arz-ullâhi vâsia ârz arz arz-ı belde arz-ı belde ta'yîni arz-ı cenûbî arz-ı şimâlî arzâ arzan arzânî arz-dâşt arz-gâh arz-hâne arzî arzî arzîn arziyyât arziyye Mahsûlât-ı arziyye arzîz Arzû ârzû ârzû-dâr arzuhal ârzû-keş ârzû-mend kardeşçe bağlılığı bildirme. fr. (a.i. enlem.) jeoloji.f. (a. (bkz: resâs).) ardıç denilen ağaç.) istekli.

) 1. asabiyy-ül-cenâh zool.s. fr.(f. âsi-yâb). a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. asab-ı rievî-i mî'de anat. koklama sinirleri.i. deynek.c. a'sac (a. bezek. -âsâ (f. asab-ı aynî anat. 2 vakar. asabe'ye ait. a'sâb-ı şemme anat. görme siniri. motor sinirleri. a'sâ) 1. asabe ile ilgili. a'sâb-ı alâkaviyye anat.) değnekler. (f. asabânî (a.i. c. pseudonevroptees. fr. 3. nerf hypoglosse. sinirli.). Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek. dervişlerin taşıdıkları sopa. asab-ı hançerevî anat. sopalar.e.c.s. sinir kanatlılar.) arzunun yerine gelmemesi.) 1. a'sâbî (a.i. mersin ağacı. arslanlar.i.i. değirmen.i. Asâd (a. sempatik sinir sistemi.s.) istek. a'sâb) sinir.i. asab (a. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik. asabât) 1. asab-ı vustâ a'sâb (a. anat. ârzû-mendî ârzû-nâk arzû-şikesten arzû-yi hayât âs Habb-ül-âs âs .i. nerf vague.) 1.i. (bkz: manend.i. büyük dilaltı siniri. heves. 2.) 1. me-diane.i. (f. kendi akraba. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları.) parmaklar. asab-ı şevkî anat. ortadamar. asabî). miras alamayan akraba. ciddîlik. a'sâ (a. sopa. 2. kakum denilen bir hayvan.s. asabiyye (a. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîranat. âsâ (f.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar. eseb'in c. akciğer mide siniri.) sinirler. asabe (a. asab-ı basarî anat. (bkz: esâbi1) asabî (a. Cennet-âsâ cennet gibi. baba tarafından akraba olanlar. psik. (a. asâ'nın c. 2. 2. sinir hastalıkları. a'sâb-ı muharrike anat.b. âsâb (a. (f. (bkz: asabe). asabiyyet (a. sinir hastalıkları pavyonu.) alnı üstüne saçı dökülmüş. süs. fr.i. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse].). damar. asab'in c. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri. asab-ı enfî anat. vatan. şer'an. asabe'nin c. bir tek sinir. yaşamak isteği. asâbi (a.) 1. omur siniri. 2. istek kırıklığı. fr. gırtlak siniri.) esed‘in c. 4. 2.i. asab-ı alâkavî anat. fr. asab-ı sem'î anat.i. veş). (bkz: âsiyâ. usbu'un c. 3. sinirlilik. asab'dan) sinirli.s. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti.) gibi. asabât (a. (bkz. işitme siniri. mersin ağacı meyvası. esneme. âsâ-yi Mûsâ Hz. vazomotor(lar). yurtseverlik.i. birinin fırkası ve avenesi.b.s.b.) bot. nerf spinal.) istekli. asâ (a. göz siniri. burun siniri. damar devindiren sinirler.

güç.i. sahipler.) 1.) küçükler ve büyükler.) ahlâk. yol arkadaşları.Süleyman Peygamberin veziri. gr. bahriyeliler. asâkir-i muâvine asâkir-i muntazama asâkir-i nizâmiyye asâkir-i redîfe asâkir-i şâhâne âsâl âsâl âsâl Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl asale asâle asâlet yardımcı milis askerleri.b. (a. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. serçegiller. asâ-keş (a.zf. (a. (a. 3.b.) kendi nâmına hareket ederek. kaşbastılar. başa sarılan nesneler. (a. ikinci devre askerliğini yapan askerler. duymazlık. 2. asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar.) temel. cemâatler.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar. günâhlar. asâyib). soysop temizliği.) çok zehirli ve korkunç yılan. [îtibar ve mevkice].) 1. asîl'in c.s. sâhib'in c.s.) vezire yakışacak surette. (a.) şeref ve itibarca küçük olanlar.) 1.) 1.) erler.ashâb'ın c. (a. zool.i. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır].s. sabah-akşam. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı. 2. (a.i. (a. sert. usme'nin c.i. asker'in c.) sağırlık.) 1.) sahipler. (a.b.f.s. II. (a. Bâb-ı âlî. (a.i. 2.) vezire mensup. asâib (a.b. ed. (bkz: edeb-i kelâm). 2. (a.) 1.s. tasmalar. mâlikler.s. gerdanlıklar. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil. 4. Âsaf âsaf-âne âsafî Bâb-ı âsafî Emr-i âsafî asâfir Lisân-ül-asâfîr âsaf-rey âsaf-tedbîr asâgır. 2.s. (a. asl'dan) 1.i.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. kendi nâmına hareket. 2. usfûr'un c. ism'in c. dostlar. sağır. i. (f. sargılar.t. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. ilk askerlik devresini yapmakta olan asker.) suçlar.i. ordu askeri. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması. asâkir-i berriyye asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler.s. kabahatler. (a. kara askerleri.s. sadrâzam buyruğu. (a. asgar'm c.s.i. ısâbe'nin c.i.) bal peteği. (a.) 1. (a. işitmez. söz işitmez. kök.) yolu.f. askerler [umûmî olarak].) asâletli.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. 2.i.i.) ön ayaklan sekili olan [hayvan].s.(a. asâgıre asâgır ve ekâbir asâhib asâhıb asâleten asâletlü asâlet-meâb âsâm a'sâm a'sam asamm asammiyyet .i. (a. (a.f. tayfalar. asâkir (a. (a. (a. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı].zf. (bkz. efendiler. kuş dili. (a.i. sopa çeken. 3.i. 2. kör yedekçisi. tahammül edilmez. serçe kuşları.h. vezir.

gelenekler.) rahat. ıstabl'ın c. . beğenilmiş eserler. 2. 2. âsây (f.) 1. âsâr (a. melce).i. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri. asb (a. vazifeler.zf. 3 .i.s. rahatını ve huzurunu isteyen.) gibi (bkz: âsâ).b.). ayrı ayrı küçük insan toplulukları. subh'un c. sarmaşık. 3. âsbân (f. yükler. âsâyiş-cûyâne (f-b. âsâr-ı ulviyye astr. âsâr-ı edebiyye edebî eserler.b.) 1. toz. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler. sıbr'ın c. eser'in c. sabeb'in c. asrâm'ın c.s. güvenlik.i.i. âsâyiş-perver (f. âsâyiş-cû (f.) sabahlar.zf. Âsbânî (f. âsâr-ı ilmiyye ilmî. as'ar (a. (bkz. hikâyeler. nişaneler.i. âsân âsân-gîr âsânî âsâr .i.) 1. âsârûn (f.i.) rahat. (bkz: gubâr). saç. asâib).) huzur ve güven veren.) ahırlar.) asayiş arayan.i. 2. sıbg'ın c. çarpık yüzlü âsâre (f. asbâb (a.b. görevler. Asâyib (a.i. asbâh (a.i.) kolay tutulan.b. izler. âsâr-ı cedîde yeni eserler.kolay. âsâyiş-perver-âne (f. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde. âsâr-ı matbûa basılmış eserler. kolay zaptedilen.i. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış.i. a'sâr (a. 4. asbâg (a.i. (bkz.i.s. (a. bağ.) yüzyıllar. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler.s.) çukur yerler. asiyâ-bân).) kolaylık. (bkz. 2 .) 1. çadır kümeleri.) boyalar. cürümler. asar (a. sargı. huzur.) fakirlik. 2. ısâbe'nin c. fr. (f. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. âbideler. kabahatler.i. asr'ın c.) kedi otu.) değirmenci. yüzyıllar. asbâr (a. 3. âsâyiş-bahş (f. ısr'ın c. sığınak. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar. âsâr-üş-şerîfe Hz. Âsâr-ı mehdiyye astr. asârîm (a.) pek kibirli.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette. huzur ve selâmet taraflısı. (f. sakal ve benzeri kutsal emânetler. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler.s. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri. alâmetler. asâr (a. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette.) akbulutlar. Muhammed'den kalan hırka. değirmen sahibi.i.i.s.U. mendil.) sayı hesap. bilimsel eserler.i. âsâyiş (f.b. nutatio .s. 2. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi. -l asâtıb (a.) 1.) 1. rahat. an'aneler.) değirmencilik.

ıslık calici.h. sâdık kullar. a. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. sıfr'ın c.s. (a. infinitesimal. sudg'un c.i. sıdk'ın c.s. 2. (a. (a. bot.i. sıfırlar. (a. doğru ve samîmi olanlar. uçuk. sedefin c. pek.) saflar.) kalb ile dil.) 1. hakikatler. 3.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe. san.Asced asdâ' asdâf asdâg Asdagân asdâk asdika asdika-yi bende-gân asel asel-i Dâvud asel-i musaffâ Şem-i asel asel-i temr a'sel aselî aseliyyet asemm aser a'ser aserât ases asf asfâd asfâf asfâr asfer Mahbûb-i asfer asfiyâ asga asgar asgar-ı nâmütenâhî asgarân. i.i. kırmızı tüylü [adam].i. soluk benizli. (a. 2.) bal hâli. sadâ'nın c. asgareyn asgarî Âsgûn ashâb Ashame ashar (a. istenilen her değerden daha küçük. değersiz şeyler. 2.) sesler. i.i. 3. rüzgârın kuvvetle esmesi. (a. dayanılması çok güç. 2. ("ka" uzun okunur. 2. (bkz.i.) samimî dostlar.s. (a. sonsuz küçük. (a. Yahudilerin ayırdedilmek üzere. en) küçük.) çok sağır.) Hazar denizine verilen bir ad. (bkz. 2. azizler. balmumu. kulaktan hiç işitmeyen [kimse]. (a. (a. saffın c.i.) 1. a. (a. bal renginde olan. 2.i) anat.) solaklık. yanılmalar. bir çeşit kına çiçeği. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş.) 1. zulüm.) 1. sâdık'ın c. (a. safed'in c. haksızlık. 2. 4. ötücü.i. (a. solak. gece bekçisi. altın. s. cennetteki dört sudan biri. infiniment petit.s. 4. (a. büsbütün boş. 5.i. eğri olan katı şey. kızıl.i. en az olan.s. sâhib'in c. safî'nin c. sagîr'den) (daha.s.) 1. avazlar.i. 2.) 1.) hâlis altın. (a.s. (a.i. (a. can çekişme. hatlar.) en küçüklü. samîmî. samîmî dostlar. 3.i.s.) 1. gerçekler. sufûr). (bkz. omuzlarına taktıkları sarı kumaş. bal.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı. (a.) 1. (a.i. (a. (a.i. süzme bal.i. pek zor ve çetin. sufûf).i. ayak kaymaları. 2. içi temiz. şakaklar. öğrenmeye çok hevesli. insanın kollarındaki nabız damarları. (a.) 1. (a. (a. . bot. (f. (a. fr.) gece devriye gezen. çok.(bkz: deh-dehî).) 1. 2. tuttuğu yol doğru olan kimseler. 3. asre'nin c. boş. (a.s.) 1. eshâb). saçı kızıl [adam].).) sedefler.i. hükümsüz. çarpık yüzlü. saf. (a. erken olmuş hurmanın koyu usaresi.) anat. i.i.i.) 1. sürçmeler.

) şırasını veya yağını almak için sıkan.) asîl olanlara yakışacak surette. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan.b.) 1. bitişik. (a.s.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. (f.) asilzadeler.f. istanbul. bulamaç.i.s. un. 2. (a.i. yasak. ismet'den) 1. musibet.i.i. 3.s. şaşkın.s. beyinsiz. haramdan çekinen.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey. (bkz.c. 2. zamanın belâsı.s. 4. âsıfât) sert. günahkâr. (a. avâsıf. zahmetli. kendi adına hareket eden. sersem. (f. 2.s.) ahlâkı bozuk. (a.) ayağı kayan.) evlenme neticesinde erkek akrabalar.s. (a. (a. Âsime âsî asî asî. usare. şaki. âfet. yanına yaklaşılamayan. sıhr'ın c. güveyler. akılsız.s.i. şiddetli [rüzgâr. şaşakalmış olma. elverişli. belâ. (f.) pek sıcak. (a. iffetli. ölüm.) doktor.) kafası kanşık.i. şiddetli esen rüzgâr. terbiyeli [adam]. (f. 2. âsire asîr asîr asîr Emr-i asîr âsire asîre âsitân âsitân-ı memâlik-sitân âsitân (a. âsıfât.c. (a. asiye âsî âsî âsî asîb âsîb âsib-i rüzgâr âsîb-resân asîde asîf asîl asîl asîl-âne asîle asîl-zâde asîl-zâde-gân âsim Abd-i âsim âsîme âsîme-gî âsîme-sâr.) mahzun. kayınbiraderler. (a. öğleden sonranın son kısmı.) çok isyancı. (a. karma kanşık.c. 3. âsire âsir. 2. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri].s. usât) 1. (a.c. zor iş. usefâ) para ile tutulan işçi. (a. (ülkeler fethedenin eşiği). . beyinsizlik.s.) eşik. gündelikçi. kayınpederler.b. akşam.s. (f. 2.s. akılsızlık. cerrah.) pis kokulu. dolaşık. meç.h. asîl-zâde-gân) adam evlâdı. edepli.c.zf.ashâr âsıf. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek. c. (f.i. (a. (a. ölüm.s. sağlam. ism'den) günahlı. isyân'dan.s. (a.s. (a. akşam. güç. 3.i.) uygun. (a. komşu. taze bamya.b. öğleden sonranın son kısmı. 2.f. asl'dan) 1. fırtına]. (bkz: secîr).b. (a.) 1. usret'den) 1. (a. (bkz: atebe). (a.f. kadın adı.i. kabahatli kul.) 1. 2. asâil) 1. (a. bir şeyin bütünü. kızgın. 2. iyice kökleşmiş.s. günahkâr.c. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği. âsîme-ser âsin âsir âsir. (a. kabahatli. (bkz: bağı). titiz tabiatlı [adam].) bir efsâneyi nakleden.i. 2. haydut.) Medine şehrinin bir adı. ahlâksız. Sultan sarayı. astan).) 1.) 1.) belâya düşüren. posa. (f.i. 2.) cibre.s. avâsıf) 1. (a. (a.s. âsıfe âsıfe âsım Âsıma. karşı gelen.i. zarar. (a.i.s. günahtan. (f. çarpışma.i.s. çapkın.i.) 1. (a. zor. (a. (a. 3. 2.s. kederli. zarar veren. (bkz: âsîven). (bkz: âsim).

) değirmen taşını yontan âlet.b.jisyancı kadın. hakikat. âsî'nin c.c. seyyar. esasen. vakfedilen mal. özellik. cimri. hakikî. temelden. (bkz.b.b. (bkz: âsîme). 2.f. 3. dişengi.s.) ["âsî" kelimesinin müen. sert.i. (a. temel. (f. pinti. kökten.s. değirmenci.).. dip.s. sulb'ün c.b. 3.b.i. hakîkaten. 2. s. 2. eslah). asıl. (a.i.h. âstâne). kural. leşker). dişengi.) 1. (bkz.i. (bkz: asker). sıhhat. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı. (f.b.i. (a.) değirmen yapan.b. (a.i.s.) 1. soy. pinti. (bkz. soyca.) dînî inanışlara göre Hz. (a. yer. direk. asl ü fasl asl ü nesl asla' aslâ aslâ ve kat'â aslâb aslâd aslah aslah-Allah asled aslem aslen aslî asliyye Me'mûriyyet-i asliyye asliyyet aslub asma' (f. hiç bir vakit.) 1.i. hasis. esâsında. (bkz: esâsî. aslâb). katı. katı ve düz. (a. (a. z f. husûsî. (bkz: cünd. uyanık ve gözü açık [adam]. (a.f.) 1. askerle ilgili. (o.) beller.) asker kampı.) devredici.i. (a. (bkz . (f. (f.b.) aslî.i. sulb'ün c.i. eslah-Allah).) 1. huk. (bkz: mümtâziyyet).i. başkaldıranlar. doğru. karşıgelenier. en ziyâde. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam].) kanarya [kuş]. kolon. safî. askere askerliğe mensup. kütük. sâlih'den).) 1. sütün. sald'ın c. (a.i. (a. (a. (a.i. başlangıç.f.) fikri dağınık.).) üzüm şırası. (a. (a. üzüntülü [kadın]. kaide.) aslında.n.s.) değirmen sahibi. esaslı. şaşkın.) değirmen taşı dişengisi. mümtaz). kıyamet gününün âsîleri. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz.zf. (f. başlıca. alelhusus.) kesik kulaklı. (a. (a. (f.âsitâne âsîven âsiyâ âsiyâ. âsiyâb âsiyâ-âjen âsiyâ-bân âsiyâ-ger âsi-yân âsiyân-ı rûz-i cezâ âsiyâ-seng âsiyâ-zene âsiye Âsiye âsiye aska' aska' askar asker asker asker-gâh askerî askeriyân askeriyye asl asl-ı meyyit asl-ı vakf asl ü esâs.) asla mensup.) hususîlik.) su değirmeni. sert. as). s. kederli.) askere mahsus.s. tamahkâr. babasının babası ve ilâh. (a.zf.s. .) değirmen taşını yontan âlet.b.) hiç bir vakit. 2.s. çeşme duvarlarının bölmeleri.) askerler.cü. soysop.s. bölgeler. (f. gerçek. (a. (a. 2.) değirmen taşı. (a. nesep.s. kök. sersem. hâlis. (a.s. suk'un c. (f. (bkz. ölen kimsenin babası.i. (a. seçkin.s.) âsîler.s.) askere ait.i. (f. asker'in c. (bkz: aslub).i. (a. asâkir) er. baş. (a.i. (a.) dazlak.i. 2. seçkinlik. bir şeyin belli başlı kısmı..). keskin [kılıç]. sulpler. zâten.s. asıl me'murluk. esas.s.

(a.i.i. (a.) saman yolu. 2. şimdiki çağ. tahayyüller. (f. Muhammed'in zamanı. ahceste). moderne. (f. papuçluk.i. a'sâr.s. insan kümeleri.asmâ asmah asmaî âsmân âsmân-ı berîn asman ü rîsmân âsmân-dere âsmân-dırahş âsmâne âsmân-gûn. hîle ile aldatan. (a. ölümlü dünyâ. şaşkın. (a. *özsu çıkaran. âsmânî'nin c. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. (a. (a. göğe.s.b. 2. bal arısı. dergâh. mersin ağacı. yanılma. 2. âsmân-gûnî âsmânî âsmânî âhen âsmâniyân âsmân-rend âsmân-senc âsmâr âsmende asmet asmıha âsmûg asnâm asr Asr-ı sâbık asr-ı hâzır asr-ı saâdet asr-ı sâbık asr-ı evvel. (a. (f. (a. süreyyâ (bkz. iki yüzyıl. (bkz: aşarim). atebe. pek kahraman (a. (a. 2. alık.s. Hz. gündüzün ilk zamanı. geçen yüzyıl. . Güneşe. hipodrom. (f.i.s.. 3.) şimşek.i.) 1. hasta. tekye. sanem'in c. ikindi namazı vakitleri. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse]. (f.i.i.i. 3. âsmâniyân) 1. eşik. dilsiz.i. semâ. zelâk). asûr) 1.) saat.) eğri elli veya eğri bacaklı. (bkz. yüzyıl. arş-ı a'lâ). (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı.i.i. dam. (a.b. sessiz.) Arapların meşhur şâiri.i.) iplikçi. değişiklikler. (a. (f.s. (f.i.b. âsümânî).b.h.f.) 1. aşerat) 1.) 1.b.) zamana uygun.) gece.) kovandan bal çıkaran. (a.) gök.i. sırm'ın c. (a.c. (bkz. 2. kutlu ve mutlu geçen zaman]. s.) "asır görmüş" yüzyıllık. (a. ikindi vakti. (f. 2. kubbe. fâni dünyâ. (f.c. [meç. sürçme. -sânî asrâf asrâm asrân asr-dîde asre asrem asremân asrî âsrîs assâb assâl assâle assâr âstân âstân-i fenâ âstân-ı refi'-mekân (a. (a.) 1.) eski îranlılarca. (f. saman uğrusu.) meydan. kehkeşân).c. sevgililer.) çok şecâatli. kulağı sakat. 2. geçen yüzyıl.i.i. bal satan. putlar.) usare.i. (bkz.i. 2. masraflar. at koşturulan meydan. samt'dan) konuşamayan.b. Aya mensup. (f.s. inandıran. 2.) bot. (f. (f. ayak kayma.i. 2 açık mavi.) müneccim. sarfın c.i.(bkz: asuman).) yıldırım.) 1.s. (a.) tavan.) kulak delikleri. bal peteği. gece ve gündüz.) 1. sımâh'ın c. f r.s. beve).) melekler. (a. berk.s.s.i.i. (f.b. ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir. (f. gündüz.i.[bkz: âsitân. (bkz. 2. balcı.s.) 1. çadır kümeleri. arı kovanı.) gök mavisi.) 1.

i. hazırlanan[adam]. çok şiddetli [rüzgâr].s. sultan sarayı. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı. 2.b. mutluluk sahibi olan eşik) meç. asûf (a.b. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi. Asûm (a. huzur.i. islenmiş [ateşle].) 1. âster (f. asy (a.) hâli rahat olan. 5.b. âsûr (a. yiğitler. âstîn-mâlîde (f. âsyâbân (f. 2.s. [bu] dünyâ.) esvap kolu. istanbul. emn). (bkz: âsiyâbân).) rahat. yen.) hazırlanmış.) yazı satırları.s. âsyâb-ı âlem meç. hazırlanan [adam]. âstîn berçîde. âsümân (f.s. yemek. ulu olan eşik) meç.i. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu. pek. istanbul. hazır. yazı sıralan. âstîne (f. hızlı yürüyen.s. (bkz: âsitâne).i.) rahatça oturan.s. eşik 2.i.) 1. (bkz. sütûr).).i. sultan sarayı.b. âstîn berzede (f. 2.s. âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce. âsiyâ.) obur.i.s.) (bkz: asman). âsüfte. esed'in c.) 1. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç.i.) çok yapağılı. âsyâb (f. 4. payitaht.a.(f. âsûde-hâtır (f. bey. âsûde-nişîn (f.s. sunvân'ın c. asûb (a. aş. dinç [olan]. satr'ın c. avâsîr) tuzak. astâr (a. âstâne . âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç. gardroplar. çok.) 1. sultan sarayı.i.). istanbul. (bkz: esed.i. gazanfer.i. asfdan) çok zulüm ve gadreden.) yumurta. sultan sarayı.c. (bkz: (bkz. -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla. istanbul. i.s. açık mavi.s. merkez. gailesiz. âsûde-dil). âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç. an beyi.(bkz: âstîn-berçîde).) hazırlanmış. asayiş. başı dinç.s. sultan sarayı. başbuğ. sâib'den) (daha. sultan sarayı.) 1.a.) gönül rahatlığı. 3.i.) gönlü rahat. istanbul. Allah'a yakın kimselerin kabri. göğe. asvef (a. âsûde-dilî (f.b. vazgeçen. âsiyâb). âsûde-dilî (f.).i. semâya mensup. (bkz: ya'sûb). hazırlanmış.b.i.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a. muharremde pişirilen aşure. âsyâ (f. sultan sarayı. sayfın c. istanbul. arslanlar. âsügde (f. âstâne-i saâdet-meâb (saadet.) 1.b. büyük tekke. yeri yüksek olan eşik) meç.). âstîn-feşân (f. âsûde (f.s. âş (f. (bkz.) ayaklanma. (bkz: âsiyâ).s.s.s. âsûde-hâl (f.) 1. meç. âstîn-efşân. asvine (a. (bkz: âsmânî). asveb (a.i. asûm (a. asyâf (a. 2.) yen silken. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir.) elbise saklamaya yarayan dolaplar.) rahat. âsûdegî (f. âstîn (f. âsümânî (f. şîr). 2. 2.) astar.) yaz mevsimleri. en) doğru.i. âsüd (a. açgözlü. (bkz: âsîne).i.

Hazret-i Talha bin Ubeydillâh.) yaş ot.) âşıkça. (f.i. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm. temiz yüzün âşıkı. otla ilgili.) ota ait. (a. ışâ').f. seven kadın. (a.i.zf. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib. mercimek.s. (a. halk şâiri. (a. ot gibi olan. (a. Abdürrahmân bin Avf.i.s. "âşıka"). çok arzulu. (a.) onlar [sayı]. (a. . [Hz. (a.s.b. aşîret'in c.) yenilebilen veya içilebilen. (a. seninki.s. aşka ait.s. aşî'nin c. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb. (bkz.) içki içen [kimse]. uşb'un c. ota benzeyen. [cümledeki yerine göre] ahbap. zavallı âşık. evvelce ordularda.) içen. 2.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı.s. aşer'in c.) akşamlar. (a. (f. 3. âşık olana yakışır yolda.) 1. mat. ondalık sayı.) aşevi. kışlalarda. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh.âş-ı halîl aşâ' a'şâ a'şâb a'şâbe âşâm aşâir aşak -âşâm Mey-âşâm âşâmân âşâmânde âşâmîdenî a'şâr a'şârî a'şârî aded aşâvet aşâyâ aşb aşebî. (a.) içenler.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup. bir şeye tutkun. delicesine seven kimse. çaresiz.s.s. (f. fr.i. (a. Sa'd bin Ebî Vakkas].i. aşer'in c.s. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât. i. (a. (f.s. hazret. istekli âşık.) sarmaşık. mutfak. Cennetlik oldukları. öşr'ün c.) yiyecek ve içecek. (a.) taze otlar.i. inleyen âşık. emre.i. ed.) otlar (f.) âşık kadın. imre. oymaklar. (a. gözleri dumanlı [adam]. (a.) mahsullerden alınan onda birler. akşam.i.i.s.) kabileler. (müen. içici. âşık'ın c.s.i. Affân. ma'hut. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe. a'şiye) akşam yemeği. Hazret-i Osman bin.f. birine. şarap içen. Said bin Zeyd. (f. (a. ışk'dan) 1. 2. âşâm'ın c.i. kararsız âşık.i.) âşıklar. (a.i.) aşkla ilgili. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse.) on sayıları. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı. (a. systeme metrique.s. aşebiyye aşer aşerât aşere aşere-i mübeşşere aşevî âş-hâne âşık âşıka âşık-ı bîkarar âşık-ı dîdâr-ı pâk âşık-ı efgende âşık-ı müştak âşık-ı şeydâ âşık-ı zâr âşık-ân âşık-âne âşıkî bot. aşerat) on (a. (a.c.) akşama ait.c.

bilen. âşiyâne âşiyân-ı harâb âşiyân-ı mürg-i dil âşiyân-gîr âşiyân-sâz aşiyy aşiyye aşk aşk-ı cismânî aşk-ı derûn aşk-ı Eflâtûnî aşk-ı fazl ü hakk aşk-ı füsûnkâr aşk-ı hakikî aşk-ı ilâhî aşk-ı makhûr aşk-ı marazî (f. akşam.) onuncu olarak. muz. platonik aşk. (a. âşkârâ.) 1. gidip uzaklaşan [kimse]. (a. sevgisi. (a. (bkz: ışk). (a. oymak. (a. içte olan aşk. (f. gerçek sevgi.c. tnici'-dir. (f. [aslı ışk dır]. i. (f. meydanda. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam. öşür toplayan. (bkz. akşam yemeği. âşkâre dir]. istek. (a.s. celî. mesken.) 1. âşikâre âşinâ âşinâ-yı hilkat âşîne aşîr âşir aşîrân aşîrân-mâye aşîrân-pûselik aşîrân-vefâ-dâr aşîrân-zemzeme âşiren aşîret âşiyân. 2. tanıdık. yaradılış âşinâsı. [doğrusu aşna dır].i. bildik.) aşçı. (bkz: ayan.) 1.) muz. Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. açık. onuncu. aşâir) kabîle.) yuva tutan. maddeci olmayan ideal aşk. ahçı.) fazla âşık. yuvalanan.i. (a. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır.s. akşam. (f.i. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır. (f.i. (a.i. (f. düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. Tanrı aşkı. gönül kuşunun yuvası. 2. (müen.) bol otlu. muz.s. aşâyâ) günün batması. . 3.) sevgi. ev.) yuva yapan. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr. akşam yemeği yiyen [kimse]. Makam. (a. (bkz: ahbap). 2. yıkık yuva. (bkz. samîmî dost ve arkadaş. ondabir.s. kahrolmuş. derinde.i. mahvolmuş aşk.s. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam. mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur.s. (bkz: sahîl).) 1. öğleden sonra. cinsel arzulara dayanan sevgi. sihirli. akşam. i.) 1.s. (bkz: aslîne).âşî aşî âşî aşib aşîb Âşîhe aşîk âşikâr. (a. bahir.b. 2. i.s.) muz.) kişneme. (bkz: aşk-ı sehhâr).) yumurta. pûselik-aşîran mürekkebine.zf. tanıyan. aş-pez). "âsiye").c. Güçlüler.i. (a. muz. (f.) 1.i.s. (bkz: pûselik-aşîrân). koca.s. ibkâr). (f.b.) belli. içten gelen arzu. (a. maddeye bağlı olmayan aşk. kuş yuvası. 2. fazilet ve doğruluk aşkı. tavuk karasına tutulmuş. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. i.) 1. büyüleyici aşk. (f-b.i. 2. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır. 2. Başkaca bir ânzası yoktur.) çok otlu. . maddî aşk.i. 3.s.

yüzücü.). (f.s. kızıl saçlı adam. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir].) aşkı besleyen. (f. aşşeb'den) nebatları.i.) yüzgeç.i. (f.) yüzücü. (bkz: âşnâb). (bkz: âşiyâne. yüzücülük.) aşevi.b.i. aşerat) on sayısı.s. (bkz: aşna).b. ölmüş. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım. (f. yüzme. (f. âş-kâre).f. (f.i. 3. 1.) aşkla oynayan. 2. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi. bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin.) aşçı.f.i. Allah sevgisi. ondalıkçı.) 1. (f. âşnâ-ger). ayın on günlük son kısmı. yalancı aşk. sever görünme.s. vekr). (a. S. (a.) 1. (bkz. mutfak.. (f. 3. (bkz. erkek adı [birincisi].b. i. yüzücü.) aşinalıklar.).i.i. koyu al. . Güçlüsü dügâh la perdesidir. menedilmiş. âşkûb âşnâ âşnâb âşnâ-ger âşnâgerî âşnâh âşnâv âşnâ-ver âşnâ-verî aşnâyân âşnâyî âşnâ-yî âş-pez âş-pezî aşr aşr-ı âhir aşr-ı evsat aşr-ı evvel aşre aşr-hân aşş aşşâb aşşâr Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme. 2. [H.i. yasaklanmış aşk.) ahçı. aşk-ı füsûnkâr). doru at. (a. tabaka. (a. sevgiyi artıran. dokuza bir ilâve ile on etme. aşkıyye aşk-perver aş-pez hâne âşkû.i.s.s.aşk-ı mecâzî aşk-ı memnû' aşk-ı mürde aşk-ı rûhânî aşk-ı sehhâr aşkâre.) kuş yuvası. (bkz: aş-pez). (bkz: âşinâ). âşnâ-ver). (a.b. aşkârâ aşkâr âş-kâre aşk-bâz aşk-bâzî aşk-efzâ aşkî. öşürcü. 2. gökyüzü.i. bitmiş aşk.) ezbere aşır okuyan [kimse]. yüzücü. büyüleyici aşk.c. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur.i. yalandan âşık görünen. (bkz.) 1.f. (f. (bkz. (a. on sayıdan birini alma. ahçılık.i.i. kat. (a.) 1.i. (bkz.i. âşikâr.b.f. 2.) 1.) [suda] yüzme. (f.b. (f. tavan.i. âşnâlık dostluk.yüzücülük. âşnâyî'nin c. muaşşir). haberdarlık.b. felek. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir. (a. haberdarlıklar (f. (bkz. sihirleyici.).b.b. aşkla ilgili.dostluklar.i.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse. i.b. manevî sevgi.b.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı.) [suda] yüzme.) yüzücülük. (a. ahçı. Hiç bir ânzası yoktur.i.) muz.s. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H. âşikâre). ayın ilk on günü. 2.b.i. (a.s. yüzme. (f.b. iane. (f. (f.i.f.) yüzgeç.) aşçılık. ayın iki on günlük kısmı. (f. (a.i. (a. aşka ait. 2.

) kargaşalığa sebebiyet veren. ateh getirme.b.i.i.. (a.) azad.i.) suih.b. aşure (f. kıyamet kargaşalığı.i. budalalık.) aşüfte olmuş gibi.) gece gözü görmeyen [kadın. 3. (f. lüzumlu âletler takımı. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir. atîre'nin c.) sulh taraflısı. 2.) karıştıran.b. .s. geh Âşûg Âşur. çok merhametli [adam]. (a. karıştırıcı. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür.i. yabancı.b. (a.) akşam yemeği. (a. (a. (f. bir kişinin güzelliği.) akşam yemeği yiyen. (f. (a.i. atf'dan). akşam yemeği.c.s.b. (a.i. (bkz: ihsan). en antetli. (a. (a.b.i. karıştırıcı.i. (a. (a.) 1.s. âlüfte). pek şefkatli.) 1.f.s. banşçı.) ne idüğü belirsiz. atâhiyye atâhet atâhiyyet Atâî atâim atâir atak. merhametler. (f.) 1. iffetsiz kadınlar. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır. putlara kurban edilen dişi koyunlar.b.a. (a.s.) bahşiş veren.i. ölüm.i. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan.) 1. günahkârlık.) gönlü perîşan olmuş. -sulhseverlik.b. (a.i.i. âşıklar. bu yüzden perîşan bir halde.) çıldırırcasına seven. meçhul.) aklı perîşan. 2. akşam karanlığı.) mahvolma. (f.) Arapça'da cemi edatıdır. (f. 2. s. (f. (f. kavga kargaşalığı. (a. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar. izin.) aşüfteler.i. a'tâl) 1.) Bursa'da doğmuştur. Muradın vezirlerinden idi. aptallık. (f. âşüfte'nin c.) 1. (a.s.h. iffetsiz kadın. 2.i. atâkat atal (f. şehri karıştıran. (a. (f. banşsever. (bkz. Nebat=nebâtât. bahşiş.s.) barış ziyafeti.) 1. (bkz: âlüfte-gî). (a.i. kargaşalık. sersemlik. atfın c.âştî âştî-hûre âştî-perver âştî perver-âne âştî-perverî âştî-sâz âştî-sâzî âşûb aşûb-i gavga âşûb-i restehîz ü kıyamet -âşûb Şehr-âşûb âşûb-engîz âşûb-gâh. -barışıklık. (f.i. (bkz: atâhiyyet).) aptallık.c. (f. kız].) 1. meyiller. (a. serseri bilinmeyen.b. (a.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı. (f. (a. (f.) karışıklık yeri.i. Hayvân=hayvânât. banşseven.) banşseverlik.) sulh taraflısına yakışacak surette. husûsiyle ense.s. gibi. atîme'nin c. büyük kadeh.s. kargaşa çıkaran. âşûrâ' aşüfte âşüfte-dil âşüfte-dimâğ âşüfte-gân âşüfte-gâr âşüfte-gî aşvâ' aşve aşy aşyân -ât atâ' atab atâd atâ-bahş a'taf a'tâf atâhe.b.s.i. (f. II. bütün vücut. şefkatler.i. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır. 2. 2.) sulh taraftarlığı. 2.b.) bağışlama.b.s.) ocaklar.i.) aşiftelik.zf. vücudun örtülü olmayan bir yeri.) sulhseven. çılgınca sevmiş. (f.i. gürültülü yer.i. 2. Babası. aşifte. şaşkınlık. atmalar.s.

âtâl atâlet atâlet-i rûhiyye âtâm atânîb ataş atâşâ atâ-ullah atâvil atâyâ' atâyâ-yi ilâhiyye atâyâ-yı seniyye atâyâ-yı tabîat atâyıb atbâ' atba' atbâ atbâk atbâl atbıka âtbîn ateb atebât atebât-ı âliye atebe atebe-i felek-mertebe atebe-i seniyye atebe-i ulyâ ateh Ateh getirmek ateh kabl-el-mîâd ateh-zede ateme Salât-ül-ateme âteş âteş-i âb-perver âteş-i bahâr âteş-i be-cân âteş-i beste âteş-i bî-bâd âteş-i bî-dûd âteş-i bî-zebâne âteş-i câm-ı zîbekî âteş-i derûn âteş-i füsürde âteş-i hecr

(a.i. ıtl'ın c.) 1. koltuk altlan. 2. böğürler. 3. yanlar, kenarlar. (a.i.) işsizlik, tembellik, üşengenlik, durgunluk, hareketsizlik. psik. ruh argınlığı, fr. psychasthenie. (a.i. utum'un c.) yüksek binalar, köşkler, hisarlar. (a.i. ıtnâbe'nin c.) 1. sâye-banlar, pavyonlar. 2. kısa ipler. 3. uzun ipler; sicimler. (a.i.) susama, susuzluk, hararet, (bkz: atş). (a.i. atşân'ın c.) susuz, susamış olanlar. (a.it.) 1. Allah vergisi. 2. i. erkek adı. (a.s. atvel'in c.) 1. uzun boylular. 2. seçkinler. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, armağanlar; bahşişler. Tanrı vergileri. padişah hediyeleri. tabiatın atiyeleri, ihsanları, bahşişleri. (a.s. atyeb'in c.) çok hoş olanlar, en iyiler. (a.i. tıb'ın c.) dereler, kanallar. (a.s.) en pis. (a.i. taby'in c.) meme başlan. (a.i. tabak ve tabaka'nın c.) 1. kapaklar. 2. tabaklar, (bkz. etbâk). (a.i. tabl'ın c.) davullar. (a.i. atbâk'm c.), (bkz: atbâk). (f.b.s.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. (a.i. atebe'nin c.), (bkz. atebât). (a.i. atebe'nin c.) 1. eşikler, basamaklar. 2. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. 3. eşiği öpülen mukaddes yerler. Irak'ta -Necef, kerbelâ, Kâzımiyye gibi- türbeli yerler. (a.i.c. atebât) eşik, basamak. (bkz: âsitân, ahceste). Osmanlı padişahlannın sarayı. (bkz: atebe-i felek-mertebe). (bkz: atebe-i felek-mertebe). (a.i.) bunama, bunaklık. bunamak. erken bunama, fr. de-mence precoce. (a.f.b.s.) bunamış, bunak. (a.i.) 1. atâlet, işsizlik; üşengenlik, tembellik. 2. gecenin ilk üçte biri. akşam namazı. (f.i.) 1. od, hararet, kızgınlık. meç. kılıç, hançer. 1) kırmızı gül; 2) lâle; 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. 1) canda olan ateş; 2) yanıp tutuşma. 1) donmuş ateş; 2) hâlis kırmızı altın, (bkz: asced). 1) şarap; 2) işkence, zulüm. 1) Güneş; 2) hiddet, öfke; 3) şarap. 1) alevsiz ateş; 2) kırmızı akik; 3) şarap. gümüş veya billur kadehte içilen şarap. "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. 1) donmuş ateş; 2) altın, (bkz: âteş-i beste). ayrılık ateşi.

astr. yedi gezegen yıldız. Hint'te yapılan bir kılıç. hamiyyet kanının ateşi. Güneş, (bkz: Af-tâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). kılıç, kama, hançer ve benzeri silahlar. Nemrut'un, Hz. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i parsî 1) hek. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara; 2) cemre; 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı; 2) kanlı gözyaşı; 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i rûmî tar. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş, (bkz: Aftab, Hûrşîd, mihr, Şems). âteş-i seng lal ve yakut. âteş-i serd 1) şarap; 2) hâlis altın, (bkz: asced). âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş; 2) Güneş.(bkz. âteş-i mûsî, âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i sûzân yakıcı ateş. âteş-i tak, âteş-i tevbe sûz şarap. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri; 2) kadeh dolusu şarap; 3) gerdek hâli. âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. 2. gözyaşı. 3. hastalık. 4. harb, savaş. âteş-bâr (f.b.s.) ateş yağdıran. âteş-bâz (f.b.s. ve i.) ateşle oynayan, hokkabaz, fişekçi. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak. âteş-bâzî (f.b.i.) ateşbazlık, eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-berk (f.b.i.) çakmak [âlet]. âteş-beste (f.b.i.) hâlis, kırmızı altın. âteş-dâm (f.b.i.) 1. ateşlik. 2. ocak. 3. mangal. âteş-dân (f.b.i.) ocak, mangal. âteş-dâr (f.b.s.) "ateş tutan" ateşli. âteş-dem (f.b.s.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. (bkz. âteşîndem). âteş-dîde (f.b.s.) ateş görmüş, ateşten geçmiş. âteş-efrûz (f.b.s.) ateş yakan, ateş tutuşturan. âteş-dil (f.b.s.) 1. her gördüğü güzeli seven. 2 sözü dokunaklı olan. 3. pek zekî adam. âteş-efşân, âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan. âteş-efşânî (f.b.i.) ateş saçma, ateş püskürtme. âteş-ek (f.b.i.) 1. küçük ateş. 2. şimşek. 3. ateş böceği. 4. frengi. âteş-engîz (f.b.s.) 1. dağlama âleti. 2. s. fesatçı, kundakçı. âteş-fâm (f.b.s.) ateş renkli, kırmızı. âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan, ateş püsküren, (bkz: âteş-efşân). âteş-fürûz (f.b.s.). (bkz. âteş-efrûz).

âteş-i heft-mecmer âteş-i Hindî âteş-i hûn-i hamiyyet âteş-i Mûsî âteş-i mücessem âteş-i Nemrûd

âteş-gâh âteş-gede âteş-gede-i behrâm âteş-geh âteş-gîre âteş-gûn âteş-hâne âteş-hâr âteş-hâtır âteş-hirâm âteş-hîz âteş-hulk âteşî âteşîn âteşîn-libâs âteşîn-mâr âteşîn-pençe âteşîn-sadef Âteîn-dem Âteşiyân Âteşîze âteş-kâr âteş-karâr âteş-meşreb âteş-mizâc âteş-nâk âteş-nihâd âteş-nisâr âteş-nümâ âteş-pâ âteş-pâre âteş-perestî âteş-perver âteş-pâş âteş-perest âteş-peyker âteş-reng âteş-suhan âteş-tâb âteş-zâd âteş-zâr âteş-zebân âteş-zede âteş-zen âteş-zene atf, atıf

(f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. astr. hamel burcu. (f.b.i.). (bkz. âteş-gâh). (f.b.i.) 1. maşa, 2. çıra. (f.b.s.) ateş gibi kırmızı. (f.b.i.) mecûsî mabedi, ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) 1. keklik. 2. s. zâlim, merhametsiz [adam]. (f.b.s.) her güzeli seven, sözü dokunaklı, pek zekî adam. (f.b.s.) sür'atle yürüyen. (f.b.s) ateşleyen, ateş veren. (f.a.b.s.) sert tabiatlı, huysuz. (f.b.s.) 1. ateşli, hararetli; dokunaklı; ateş renginde. 2. öfkeli, hiddetli. 3. i. cehennem zebanisi; (f.s.) 1. ateşten. 2. ateşli, canlı. l) kırmızı elbise; 2) kırmızı elbise giymiş kimse. 1) ateşli yılan; 2) yanık ak; 3) ateş alevi; 4) havâi fişek. bir işte eli çabuk kimse, işinin ehli. Güneş, (bkz: Âftâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). (f.b.s.) (bkz. âteş-dem). (f.i.s.) cehennemlik olanlar. (f.i.) ateş böceği, (f.b.s.) 1. külhancı. 2. meç. kızgın, aceleci, merhametsiz [adam]. (f.a.b.s.) "ateşte duran" cehennemlik, günahkâr. (f.a.b.s.) meç. "ateş huylu" huysuz, geçimsiz. (f.b.s.) sert tabiatlı, huysuz, geçimsiz [kimse], (f.b.s.) ateşli. (f.b.s.) "ateş huylu" ateşli, huysuz, huzursuz. (f.b.s.) ateş saçan. meç. çok öfkeli. (f.b.s.) ateş gösteren. (f.b.s.) ateş gibi, çevik, atik. (f.b.s.) 1. ateş parçası, kıvılcım. 2. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. (f.b.i.) ateşperestlik, ateşe tapma. (f.b.i.) suyu iyi verilmiş kılıç. (f.b.s.) ateş saçan. (f.b.i.) ateşe tapan. * (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: âteşîn-sadef). 2. şeytan ve cin taifesi. (f.b.s.) ateş renginde, kızıl. (f.b.s.) dokunaklı, hatır kıracak şekilde söz söyleyen. (f.b.s.) 1. ateş gibi hararetli. 2. ateş yakıcı. (f.b.s.) "ateşten doğma" 1) meç. ateşli; 2.) yakıcı. (f.b.i.) ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer. (f.b.s.) ; çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. (f.b.s.) ; yakılmış, yakılan. (f.b.s.) yakıcı, yakan. (f.b.i.) çakmak [âlet]. (a.i.) 1. eğme, meylettirme. 2. bağlama, (bkz: azv). 3. dokunma. 4. gr. bağlaç.

atf-ı beyân atf-ı nigâh „îr atfen atfî athal athâr athar âtıf âtıfe, âtıfet âtıfet-kâr âtıfet-kârâne âtık, âtıka âtıl, âtıla âtıl-âne âtım âtır âtıs atış, atuş âtî âtî-l-beyân, âtî-üz-zikr âtî-yi millet âtî, âtiye atî atîd atîde âtih, âtihe âtik âtik atîk, atîka atîkıyyât âtil âtim, âtime at'ime atîme atîre âtiş, âtişe atît âtiye âtiyen atiyyât

bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı, bağlaç kullanma. göz atma, bakma. gr. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması, [deli dîvâne; sağ salim, gibi]. (a.zf.) birinin adına, birine yükleyerek. (a.s.) 1. bağlamaya ait. 2. şefkate, iyilik severliğe ait. [müen. "atfiyye"]. (a.s.) kül rengi. (a.s. tâhir'in c.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar, ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz], (bkz: tuhr). (a.s.) çok temiz olan. (a.s. atfdan) 1. meyleden, eğilen. 2. bağlayan. 3. şefkatli. (a.i.c. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi, iyilik severlik. (a.f.b.s.) esirgeyip koruyan, gözeten. (a.f.zf.) âtıfetkâr olana yakışacak surette. (a.s.) 1. serbest bırakılmış. 2. ihtiyar. 3.i. genç kız. 4. i. yavru kuş. 5. soyu temiz [at]. 6. eski [şarap v.b.]. (a.s.) 1. tembel, üşengen. 2. boş, faydasız. (a.f.zf.) tembelce, tembelcesine. (a.s.) mahvolan, ölen. (a.s. ıtr'dan) 1. ıtırlı, güzel kokulu. 2. kokuları seven. (a.s.) 1. aksıran. 2. i. şafak. (a.s.). (bkz: atsan). (a.s. ityân'dan) 1. gelecek, gelen [kişi veya şey]. 2. i. gelecek zaman, istikbal. 3. zf. önde, aşağıda. aşağıda zikredilen, aşağıda sözü geçen. milletin yarını, istikbâli. (a.s. utv'dan) isyan eden, kafa tutan. (a.s.) inatçı, kalın kafa. (a.s.) hazır, hazırlanmış. (a.i.) elbise sandığı. (a.s.) isyan eden, kafa tutan. (a.s.c. avâtik) sırtın üst kısmı. (a.s.) berrak, saf; karışmamış; kıymetli. (a.s. ıtk'dan) 1. eski. 2. azatlı, hür. 3. güzel, genç kız. 4. asîl. 5. Hz. Ebu Bekir'in lâkabı. (a.i.c.) eski eserler, arkeoloji. (a.s.) ücretli yardımcı, asistan. (a.s.) ağır, yavaş. (a.i. taam'ın c.) yemekler, (bkz: et'ime). (a.i.c. atâim) ateş yakılan ocak; mangal. (a.i.c. atâir) 1. putlara kurban edilen dişi koyun. 2. eski Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. (a.s.) susuz, susamış, (bkz: teşne). (a.i.) gıcırtı. (a.s.) ["atî" kelimesinin müen.]. (bkz: atî). (a.zf.) 1. ileride, gelecekte. 2. aşağıda. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, ihsanlar, bahşişler.

atiyye atiyye-i seniyye atlâb atlâl atlas atlas-ı minâ atlâs atles atlesî atliye atmâr atme atnâb atrâb atrâf atrâk atrâr atrâs atreş atruk ats ats-ı subh ats-ı şeb Atse Atse-i anberîn Atse-i kemân Atse-i subh Atse-i şeb Atse-i çah atse-i tîğ atş atşân attâr attaret attârî attâs attaş attât atûb atûf atûfet

(a.i.c. ataya) hediye; bahşiş, (bkz: ihsan). pâdişâh hediyesi. (a.i. tâlib'in c.) 1. arayanlar, talipler; husûsiyle talebeler. 2. (tılb'ın c.) kadın peşinde dolaşanlar, hovardalar, zamparalar. (a.i. talel'in c.) 1. örenler, harabeler. 2. biçimler, şekiller, resimler; kalıplar. (a.i.) 1. üstü ipek, altı pamuk kumaş. 2. s. düz, havsız, tüysüz. 3. büyük harita. 4. Atlas denizi. gökyüzü. (a.i. talas'ın c.) 1. eskitmeler, mahvetmeler. 2. s. eski, aşındırılmış. (a.s.) eski, aşındırılmış, yırtık, eski püskü. (a.s.) 1. atlastan yapılmış, atlas. 2. atlas gibi. (a.i. tılâ'nın c.) merhemler. (a.i. tımr'ın c.) eski püskü elbiseler, paçavralar. (a.i.) ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâv menbaı, krater. (a.i. tınâb'ın c.) 1. çadır ipleri, (bkz: habl-ül-hıyâm). 2. ağaç kökleri. 3. vücuttaki sinirler. (a.i. tarab'ın c.) oyunlar eğlenceler, şenlikler, neşeler, ferahlıklar. (a.i. tarfın c.) gözler. (a.s. târik'in c.) gece gelen; -husûsiyle- gece gelen yaya seyyahlar. (a.i. turra'nın c.) kenarlar, uçlar. (a.i. tırs'ın c.) yazılmış sayfalar, karalama kâğıtları. (a.s.) sağır, işitmez, (bkz: ahras). (a.i. tarîk'ın c.) yollar, (bkz: turuk). (a.i.) 1. aksırık. 2. şafak sökme. (sabahın aksırığı), (gecenin aksırığı) seher vakti. (a.i.) tek aksırık. güzel kokulu nefes. okun çıkardığı ses. şafak. şafak, (bkz: atse-i subh). kuyudaki aks-i seda, yankı. savrulan kılıcın çıkardığı ses. (a.i.) susuzluk, susama. (a.s. atş'dan) susuz, susamış, susayan, (bkz. teşne). susuzluk çekenler. (a.i. ıtr'dan) 1. güzel kokular, iğne iplik vesaire satan; aktar. 2. h. i. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. (a.i.) attarlık, aktarlık. (a.f.i.) aktarlık, aktar dükkânı. (a.s.) durmadan aksıran. (a.s.) fazla susamış. (a.s.) çok bağırıp çağıran, gürültücü, şamatacı [adam]. (a.s.) inatçı, (bkz: muannid). (a.s. atfdan) 1. birine sevgisi olan. 2. i. erkek adı. (a.i.) şefkat, merhamet.

atûh atûm âtûn âtûs atvâd atvâk atvel atyân atyeb atyeb-i me'kûlât atyer Rûh-i atyer âvâh, âveh avâdî avâid avâik a'vâk avâkıb avâkıb-ı ahvâl avâkıb-ı hasene avâkıb-ı umûr avâkıd avâkır avâlim avâlim-i ulviyye avâm a'vâm avâmil

avâm-firîb avâm-pesend avâm-pesendâne avân avân-ı meftûniyyet a'vân avâr âvâre âvâre-gerd âvâregî âvâre-reviş âvâre-ser

(a.s.) bunak, (bkz: ma'tûh). (a.i.) su kaplumbağası. (f.i.) l. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. 2. ana rahmi, (bkz. meşime). (a.i.) aksırtıcı şey, enfiye. (a.i. tavd'ın c.) dağlar. (a.i. tavk'ın c.) 1. gerdanlıklar. 2. tasmalar. 3. boyundaki halka çizgiler. 4. kuvvetler, takatler. (a.s. tavîl'den) pek uzun. (a.i. tiyn'in c.) balçıklar, çamurlar. (a.s. tıyb'den) (daha. pek, en, çok) güzel. yiyeceklerin en güzeli. (a.s.) pek uçucu, çabuk kaybolan. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. çabuk uçan ruh. (f.e.) l eyvah, yazık! 2. i. nzık, nasip, kısmet. (a.s. âdiye'nin c.) zulmedenler,zâlimler. (a.i. âide'nin c.) iratlar, gelirler. (bkz. aidat). (a.i. âika'nın c.) engeller, müşküller, zor işler. (a.i. avk'm c.) alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler. (a.i. akıbet' in c.) neticeler, sonuçlar, sonlar. hallerin, durumların sonu. iyi son nefesler, işlerin neticesi. (a.i. âkid'in c.), (bkz: âkid). (a.i. âkıra'nın c.) 1. kısırlar, verimsizler. 2. fakirler, yoksullar. 3. kudurmuşlar, (a.i. âlem'in c.) dünyâlar, (bkz: âlemin, âlemûn). dünyâdan gayrı yüksek âlemler, (bkz. melekût). (a.i. âmm'ın c.) herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı, (bkz. âhâd-i nâs). (a.i. âın'in c.) yıllar, seneler, (a.s. âmil'in c.) 1. sebepler. 2. işleyenler. 3. gr. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. 4. valiler. (a.f.b.s.) halkı avlayan, halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden, demagog. (a.f.b.s.) halkça beğenilecek şey. (a.f.zf.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda, âdi ve kaba. (a.i.) vakit, zaman. meftunluk anları. (a.s. avn'ın c.) yardım edenler, yardakçılar. (a.i.) ayıp, kusur, fesat. (f.s.) 1. serseri, boş gezen, işsiz güçsüz, aylak. 2. dağınık, perişan. (f.b.s.) işsiz, güçsüz kimse. (f.b.i.) serserilik, aylaklık, işsiz güçsüzlük. (f.b.s.) âvâre gidişli, başıboş hareketli. (f.b.s.) başıboş.

avârız avârız-ı dîvâniyye avârız-ı müktesebe avârız-ı semâviyye avârî avârif avâsıf avâsım avâsîr avâtıf avâtık av'ave av'ave-yi kilâb avâz âvâz âvâz-ı mûsikî âvâz-ı ra'd ü sâika âvâz-ı zenbûr a'vâz avaz avaz âvâze âvâze-hân avd avdet âven avdetî a'vec a'ved âvend âvendî avene âveng âvengân aver -âver Peyâm-âver

(a.i. ârıza'nın c.) 1. kazalar, belâlar. 2. engeller, engebeler. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde, bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler. cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hatâ, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler. delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. (a.i. âriyyet'in c.) ödünç şeyler. (a.i. ârife'nin c.) 1. iyilikler. 2. armağanlar, bağışlar. 3. s. nâzik, eli açık, cömert kimseler. 4. kabiliyetli, yetenekli kimseler. (a.i. âsıfa'nın c.) sert, şiddetli rüzgârlar, fırtınalar. (a.i. âsıme'nin c.) hudut şehirleri. (a.i. âsûr'un c.) tuzaklar. (a.i. âtıfet'in c.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler, iyilikseverlikler. (a.s. âtık'ın c.) 1. hür olanlar. 2. ihtiyarlar. 3. i. genç kızlar. 4. i. yavru kuşlar. (a.i.) havlama. köpeklerin havlaması. (a.i.) nefret. (f .i.) ses, seda. müzik sesi. gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. muz. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam, (bkz. âgaz-l- zenbûr). (a.i. ivaz'ın c.) bedeller, karşılıklar. (f.zf.) bangır bangır. (f.i.) 1. yüksek ses. 2. şöhret, ün. (f-b.i.) şarkıcı, (bkz: hanende). (a.i.) 1. geri gelme, dönme, lehine veya aleyhine dönme. 2. hasta ziyareti. 3. yoldan sapma. (a.i.) geri gelme, dönme, dönüş. (a.s.) çok veya en sakin. (a.i.) dönme [Yahudiden]. (a.s.) eğri büğrü. (a.s.) daha veya en çok faydalı. (f.i.) 1. sicim, ip. 2. senet, delil. 3.'kapkacak. 4. taht, yüksek mertebe. 5. satranç oyunu. 6. zf. evvel, önce, ilk. (f.i.) şarap fıçısı, kabı. (a.s. avn'in c.) yardakçılar, kafadarlar. (f.i.) hevenk, ipe geçirilmiş ü-züm, kiraz ve benzerlerinin askısı. (f.s.) 1. asılı, asılmış, sarkık. 2. i. çivi. 3. i. çengel. (a.i.) bir gözü kör olma. (f.s.) getiren, taşıyan. (Peygamber) haber getiren.

a'ver âverd âverde âverdenî âverd-gâh, âverd-geh âverdîde avez a'vez âvî, âviye âvîhte âvîhtegî âvîje âvîjgân âvîl âvind âvine âvineten âvîşe, âvîşen âvîz âvîze âvîze-i gûş âvîze-i nücûm âvizgin avk avkeşe avkeşe-i sagîre avl avle avm avn avn-i Hakk avn-i İlâhî avnî avniye avrât avret âvşin avvâc avvâd avz El'-avzü bi-llâh ayâ âyâ

(a.s.) 1. bir gözü kör, tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). 2. anat. körbağırsak. (f.i.) harp, cenk, savaş. (f.s.) naklolunmuş, getirilmiş. (f.i.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. (f. b.i.) savaş meydanı. (f.s.) hücum edilmiş, saldırılmış. (a.i.) fakirlik, sıkıntı. (a.s.) 1. anlaşılması güç şiir. 2. mânâsı anlaşılmaz [şey]. (a.s.) uluyan, hırıldayan. (f.s.) asılı, asılmış [şey]. (f.s.) asılmış olma durumu. (f.s.) 1. has, hâlis, saf, temiz. 2. meç. şarap. (f.i.c.) 1. mahremler, yakınlar. 2. s. gençler, güzeller. (a.i. avl'den) feryat, (bkz: avle). (f.s.) evvel, önce, ilk. (bkz: âvend6). (a.i. evân'ın c.) vakitler, zamanlar, çağlar. (a.zf.) ara sıra, tesadüfen. (f.i.) 1. kekik otu. 2. sarılma, sıyırıp çıkma; saldırma, (bkz: âvşin). (f.s.) asılı bulunan, asılan. (f.i.) mum, lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs. küpe. (bkz: mengûş). yıldız topluluğu. (f.s.) (asılgan, ilişkin) insana balta olan dilenci. (a.i.c. a'vâk) alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, (bkz: te'hîr). (a.i.) zir. yaba, harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek. anat. lâdes kemiği. (a.i.) feryat, acınma, sıkıntı sebebi. (a.i.) feryat, (bkz: avîl). (a.i.) yüzme. (a.i.c. a'vân) 1. yardım. 2. s. yardım eden; yardakçı; kafadar. Allah yardımı. Allah yardımı. (a.s.) 1. yardımla ilgili. 2. i. erkek adı. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. (a.i. avret'in c.) kadınlar. (a.i.) 1. insanın, gösterilmesi ayıp olan yeri. 2. kadın; zevce, avrat. (f.i.) kekik otu. (bkz: âvîşen1). (a.i.) fildişi satıcısı veya işçisi. (a.i. ûd'dan) udcu; ud çalan. (a.i.) 1. sığınma. 2. sığınak. Allah'a sığınma. (a.s.) 1. kabiliyetsiz, kudretsiz. 2. tedâvî edilemez, iyileştirilemez. (f.e.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. (bkz: acaba).

a'yâ a'yâd a'yâd-ı Müslimân ayân â'yân

a'yân-ı sâbite âyân ve eşrâf ayânen ayâniyyet ayâr ayâr-dân a'yâr âyât âyât-ı muhkemât âyât-ı müteşâbihât Ayb ayb-ı hâdis ayb-ı kadîm ayb-cû aybe aybet ayb-gû ayb-gûyî ayb-nâk ayb-pûş a'yen âyen âyende âyende-nümâ

âyende ve revende âyet âyet-el-kürsî âyet-i kerîme âyet-i maksûd âyet-i tergîb âyet-i terhîb âyet-ül-hıfz

(a.s.) daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan. (a.i. îd'in c.) bayramlar. Müslüman bayramları. (a.s.) belli, açık, meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: aşikâr, bahir, celî, hüveydâ, iyân). (a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. bir memleketin ileri gelenleri. 3. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4. Senato üyesi. tas. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. ilerigelenler. (o.zf.) açıkça. (o.i.) açıklık, ortaya çıkma, (bkz: vuzuh). (a.i.) 1. altının, gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. 2. saadete doğru gitme, (bkz. lyâr). (a.f.b.c.) ölçü, değerbilir, (bkz: lyâr-dân). (a.i. ayr'ın c.) eşekler, (bkz: himâr). (a.i.âyet'in c.) Kur'ân'ın cümleleri. açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. icâbında te'vîl edilebilen âyetler. (a.i.c. uyûb) utanılacak şey, kusur, ayıp, leke. (bkz: şeyn). huk. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. huk. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. (a.f.b.s.) insanın ayıbını araştırıp soran. (a.i.) deri çanta, heybe. (a.i) 1. deri çanta, valiz. 2. ayıp, kusur. (a.f.b.s.) dedikoducu. (a.f.b.i.) dedikoduculuk. (a.f.b.s.) kusurlu, noksan. (a.f.b.s.) ayıbı örten. (a.s.) 1. büyük iri gözlü adam. 2. bakılan yer. 3. çok açık, pek belli. (f.i.) demir, (bkz: âhen). (f.s. c. âyendegâh) gelen, gelici. [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. gelen giden. (a.i.c. âyât) 1. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. 2. alâmet, nişan. (bkz: kürsî). kutsal âyet. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. cennetteki güzellikleri, iyilikleri anlatan âyet. cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. muskaya yazılan âyet.

âyet-ül-mevâris âyet-in-Nûr âyetlik ayın âyib âyid âyij, âyîjek âyil, âyile âyîn âyîn-i cem âyîn-i kadîm

âyîn-i kudemâ âyîn-i Mevlevî âyîn-i şerîf âyîne, âyine âyîne-i âb âyîne-i ârız âyîne-i âsmân âyîne-i çarh âyîne-i hâverî âyîne-i baht âyîne-i gerdân âyîne-i gerdûn âyîne-i in'itâf âyîne-i İskender

âyîne-i kît'ı efrûz âyîne-i maksûd âyîne-i pârtâb âyîne-i pürtâb-ı mücellâ âyîne-i şeş-cihet âyîne-dân âyîne-dâr âyîne-den âyîne-efrûz âyîne-fürûz âyîne-rû âyîne-sâz

Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 (a.t.b.i.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar, uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. (a.i.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır, (bkz: ayn5). (a.s.) geri dönen, dönüp çekilen, (bkz: âib). (a.s.). (bkz. âid). (f.i.) kıvılcım. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşırı, (bkz: âil, aile). (f.i.) 1. merasim, tören. 2. Alevîlerin içki sohbetleri. 1) ahbapça, tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri. mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları, eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. eskilerin usûlü, tarzı. Mevlevi âyîni, Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. (f.i.) 1. ayna. 2. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. su aynası, suyun parlak yüzü. yanak aynası, ayna gibi parlak olan yanak, (bkz: âyîne-rû). Güneş. Güneş. Güneş. nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. Güneş. Güneş. bir şeyin aksedip göründüğü ayna. İskender'in aynası. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki, Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. Güneş. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. parlak ayna. cilâlı parlak ayna. (altı tarafın aynası) 1) Hz. Muhammed'in gönlü; 2) bir velînin gönlü. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) 1. ayna tutan. 2. i. berber. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) ayna cilâsı. (f.b.s.). (bkz. âyîne--efrûz). (f.b.s.) yüzü ayna gibi parlayan. (f.b.i.) aynacı.

âyîne-veş âyîne-zidây âyîn-hân

âyîn-perestî âyiş, âyişe âyişne, âyişte, âyiştene âyiz, âyize ayke aykevî ayn

ayn-el-yakîn ayn-ı betrâ ayn-ı hayât ayn-ı kerâmet ayn-ı mazmûn ayn-ı mevkuf ayn-ı hatâ ayn-ı mürekkeb ayn-ı vâhid ayn-ül-bakar ayn-ül-fiil ayn-ül-kemâl ayn-üs-sevr ayn-üş-şems aynâ aynen ayneynî aynî Emrâz-ı ayniyye ayni aynî ayniyyât ayniyye ayniyyet ayr ayş ayş-i deh-rûz ayş ü dem eylemek ayş ü işret ayş ü nûş ayş ü tarab

(f.b.s.) ayna gibi. ayna silici, cilâcı. (f.b.s.ve i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse. (f.b.i.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. (a.s.) 1. yaşayan, 2. rahat yaşayan, (bkz: âiş, âişe). (f.i.) 1. casus. 2. s. dalkavuk, (bkz. abiste). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, (bkz: âiz, âize). (a.i.) sık koruluk. (a.i.) coğ. ormanla ilgili. (a.i.c. a'yân, uyun) 1. göz. 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. 4. kaynak, pınar, (bkz: a'yün). 5. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi, (bkz: ayın). gözüyle görmüş gibi, kat'î. (ayın harfinin başı) hemze. (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). Peygamberlere yakışacak bir kudretle, keramet gibi. huk. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. huk. vakfolunan şey. yanlışın ta kendisi. 1) anat. petekgöz; 2) bileşik göz. tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). bot. öküzgözü, fr. arnica. fiil maddesinin ikinci harfi. nazar değme; gözün çok tesirli bakışı. 1) boğa gözü. 2) astr. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı, Ed-deberân, lât. alpha Taurus; fr. Aldebaran; ing. Aldebaran. değerli bir taş. (a.s.c. îyn) iri ve güzel gözlü. (a.zf.) tıpkısı, tamamı, aynı olarak. (a.s.) iki gözle bakan. (a.s.) göze mensup, gözle ilgili. göz hastalıkları. (a.zf.) 1. hep o, başkası değil. 2. tıpkısı. (a.s.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. (a.i. ayn'ın c.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. (a.i.) 1. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. 2. göz hastalıkları kliniği. (a.i.) bir şeyin aslı gibi, tıpkısı olma. (a.i.c. a'yâr) eşek. (bkz: himâr). (a.i.) yaşama. (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. içki içip keyfetmek, (bkz: îyş). yiyip içme. (bkz: ayş ü nûş). yiyip içme. (bkz: ayş ü tarab). yeme içme, çalgı çengi, eğlence.

a'yün ayyâb ayyân ayyâr ayyârân ayyârî ayyâş ayyâş-ı bed maâş ayyâşân ayyûk

âz a'zâ a'zâ-yi dâhiliyye a'zâ-yi fahriyye a'zâ-yi hariciyye a'zâ-yi mevcûde a'zâ-yı tabiiyye a'zâ-yi tenâsüliyye azâ' azâb azâb-ı cehennem azâb-ı kabr azab azâb-engîz azâd azâd

âzâd-draht âzâde âzâde-dil âzâde-gân âzâde-gî âzâde-hâtır âzâde-hayât âzâde-ser âzâdî azâ-hâne azâhî azâhik

(a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. menbâlar, pınarlar, çeşmeler, (bkz: a'yân, uyun). (a.s.) kusur görücü. (a.s.) 1. ne yapacağını bilmeyen. 2. yorgun. (a.s.) 1. hîlekâr, dolandırıcı. 2. zekî, kurnaz. 3. çevik, atik. (ayyâr'ın c.) ayyarlar, aldatanlar. (a.f.i.) dolandırıcılık. (a.s. ayş'dan) çok içki içen. geçimi fena, geçim darlığı çeken; sarhoş. (a.i. ve s. ayyâş'm c.) ayyaşlar. (a.i.) 1. astr. keçi, semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı, (Alpha Avriga) lat. capella; f r. chevre. 2. semânın pek yüksek yeri. (f.i.) aç gözlülük, hırs, tamah. (a.i. uzv'un c.) organlar, üyeler. iç organlar. onursal üyeler. dış üyeler. hazır bulunan üye. tabiî üyeler (bir mecliste). biy. üreme organları. (a.i.) 1. sabır. 2. cenaze alayı. 3. başsağlığı ziyareti. (a.i) işkence, keder. cehennem azabı; meç. büyük sıkıntı. kabir azabı meç. büyük sıkıntı. (a.s.) 1. bekâr, ergen. 2. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri. (a.f.b.s.) azap verici. (a.s.) kısa ve sık sık dikilmiş. (f.s.) 1. kurtulmuş, serbest olan, kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. 2. ayıpsız, kusursuz. 3. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. (f.b.i.) bot. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. (f.s.c. âzâdegân) l. hür, serbest. 2. ed. tam bir mânâ anlatan mısra', [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. (f.b.s.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. (f.b.s. âzâde'nin c.) kayıtsız, serbest ve hür olanlar. (f.i.) serbestlik, hürlük, (bkz: serbesti). (f.a.b.s.) gönlü hoş, başı dinç. (f.a.b.s.) hayattan kurtulmuş. (f.b.s.) başında gaile olmayan, başı dinç, rahat, gailesiz. (f.i.) l- hürlük, serbestlik. 2. şükür. (a.f.b.i.) acı gören ev, matem evi. (a.i. ıdhiyye, ızhiyye, udhiyye, uzhiyye'nin c.) kurban bayramında kesilen hayvanlar, (bkz: adâhî). (a.i. udhûke, uzhûke'nin c.) gülünç, güldürücü şeyler, (bkz: adâhîk).

azâim

azâim âzâl azâlîl azam a'zam a'zam-ı esbâb azamet azamet-fürûş a'zamî azâmîm a'zamiyyet azamût âzân a'zâr a'zâr-ı urkubiyye âzâr âzâr azâr-ı dil âzâr-dîde âzârende âzârî âzâriş âzâr-mend âzâr-mendî azarr azarr-ı müskirât âzâr-resân âzâr-resîde azâz azâzet azâzîl azb Lisân-ı azb-ül-beyân azb azbâ' azbu' azd, azıd, azud azd-ud-devle azdâd âzde

(a.i.) 1. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar, tılsımlar. 3. sebatlar, kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.] (a.i. azîme'nin c.) dehşetli hâdiseler, mühim şeyler, ["azayım" şekli yanlıştır]. (a.i. ezel'in c.) ezeller, öncesiz zamanlar. (a.i. uzlûle'nin c.) yanlışlar, yanılmalar. (a.i.c. azamât). 1. kin, husûmet, garaz, kötü niyet. 2. kıskançlık. 3. öfke, hiddet. (a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) büyük. sebeplerin en büyüğü. (a.i.) 1. büyüklük, ululuk. 2. çalım, kurum. (a.f.b.s.) çalım satan, kurum satan. (a.s.) en büyük, en çok. (a.i. izmâme'nin c.) desteler, kümeler, zümreler. (a.i.) 1. pek büyüklük. 2. mat. bir sayının ötekinden büyük olması. (a.i.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. (a.i. üzn'ün c.) anat. kulaklar. (a.i. özr'ün c.) bahaneler, engeller, özürler. mırın kırın. (f.i.) mart ayı. (bkz: ezar). (f.i.) incitme, kırılma, tekdîr. gönül kırıklığı. (f.b.s.) zulüm görmüş. (f.s.) inciten, kıran, tekdîr eden, azarlayan. (f.i.) 1. muzırlık; küfürbazlık. 2. incitilmiş olma, fenalık görmüş olma. (f.i.) incitme, kırma. (f.b.s.) incitilmiş, zulüm görmüş. (f.b.i.) incitilmiş, kırılmış olma. (a.s. zarar'dan) çok zararlı, (bkz: adarr). içkilerin en zararlısı. (f.b.s.) dert ve kederi îcâbettiren. (f.b.s.) incitilmiş, kırılmış, zarar görmüş. (a.i.) bir lokma. (a.i. izz'den) i'tibar, saygınlık, değer; büyüklük. (a.b.i.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. (a.i.) tatlılık. söylenişinde tatlılık olan dil. (a.i.) 1. kesme. 2. ısırma. 3. şiddetli azarlama. 4. hastalık yüzünden hırpalanma. 5. s. keskin. (a.i. zab‘ın c.) kolun yukarı kısmı. (a.i. zabu'nun c.) sırtlanlar. (a.i.c. a'zâd, a'zûd, a'dûd) 1. kolun üst kısmı. 2. destek. 3. kuvvet, kudret, (bkz. ızd, uzd, uzud). devletin desteği. (a.i. zıdd'ın c.) 1. zıtlar, tezatlar. 2. iki zıt mânâya gelen kelimeler. (f.s.) 1. boyalı, boyanmış. 2. sivri uçlu âlet ile delinmiş.

a'zeb âzeh a'zel âzer Azer-âbâd âzerahş âzer-âyin Âzerbâyigân âzer-asâ âzerbû, âzerbûye âzerd âzer-gûn, âzer-gûne Âzerî âzer-kede âzer-kîş âzerm âzerm-cû âzer-perest âzerşeb âzerşîn âzeryûn azfâr âzfendâk azfer azgan azgas azhâ azhâ azher azherü min-eş-şems azırrâ âzîde âzife, âzifet âzîğ azîhe azik âzil azîl azil azîm, azîme âzim âzimât

(a.s. azb'den) en lezzetli ve tatlı. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âjeh). (a.s.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. (f.i.) ateş. (f.h.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. (f.i.) yıldırım. (f.b.i.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. (f.h.i.) Azerbaycan. (f.b.s.) ateş gibi, kızıl. (f.i.) çöven denilen nebatın kökü. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.]. (f.i.) ; renk, boya. 1. ateş renginde kırmızı. 2. i. ay çiçeği, [şakayık nevinden ortası siyah, kenarları çok kırmızı bir çiçek], (bkz: âzeryûn). (f.i.) 1. Azerbaycanlı, Azerbaycan halkından olan kimse. 2. Azerbaycanlılarla ilgili. (f.b.i.) ateşe tapanların mabedi. (f.b.s.) ateş mezhepli, ateşe tapan, mecûsî. (f.i.) 1. utanma, haya. 2. şefkat 3. haşmet. (f.b.s.) terbiyeli, nâzik. (f.b.s.) ateşe tapan. (f.i.) 1. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. (bkz. âzerşîn). 2. şimşek. (f.i.) semender denilen bir kuş. (bkz. âzerşeb'). (bkz: âzer-gûn). (a.i.c.) tırnaklar, (bkz: zufr, ezfâr, uzfûr1, ezâfîr). (f.i.) gök kuşağı, (bkz: âdyende, âfendâk). (a.s.) uzun tırnaklı adam. ("ga" uzun okunur, a.i. zıgn'ın c.) kinler, garezler. ("ga" uzun okunur, a.i. zags'ın c.) 1. demetler, desteler. 2. karma karışık rüyalar veya söylentiler, (bkz: adgas). (a.i. zahve'nin c.) göller, su havuzlan. (a.s.) gümüşî, gri. (a.s. zâhir'den) en zahir, pek belli, çok meydanda, besbelli, apaçık. "güneşten bile açık" apaçık, besbelli, gün gibi meydanda. (a.s. zarîr ve darîr'in c.) körler, (bkz: adırrâ). (f.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. (a.i.) kıyamet. (f.i-) nefret, kin; iğrenme, (bkz: ârig). (a.i.) yalan, iftira. (a.s.) hoşa giden. (a.s.c. avâzil, izâl) 1. azarlayan, paylayan, çıkışan. 2. i. kadınlarda aybaşı gelen damar. (a.s.) serkeş, inatçı, ıslah edilemez. (a.i.). (bkz. azl). (a.s. azamet'den) büyük, ulu, iri. (a.s. azmden) niyetli, 'kesin karar veren. (a.i. âzime'nin c.) kıtlık yıllan.

azîme âzime azîmet azîmet-i râh azîmet ve avdet âzîmet-hân azîm-üş-şân Kur'ân-ı azîm-üş-şân âzin âzîn âzîne âzîr azîr azîr âzîş aziyy azîz, azîze Azîz-i Mısr azîz-i zûintikam azîzân azîzî azl azlâf azlâl azlem azm azm-i acz azm-i adesî azm-i adud azm-i akab azm-i âne azm-i atlas azm-i cebhî azm-i cidârî azm-i dıl'î azm-i enfî azm-i fahz azm-i gırbâlî azm-i hanek azm-i harkafa azm-i isfencî azm-i ka'b azm-i kafa azm-i kas azm-i kasaba

(a.i.c. azâim) 1. sebat, kararda kat'îlik. 2. efsun, tılsım. 3. büyük iş; büyük günâh; büyük belâ. (a.i.) 1. kıtlık yılı. 2. azı dişi. (a.i.) gitme, gidiş. yola çıkış. gidip gelme. (a.f.b.s.) afsun okuyan, afsunlayan. (a.b.s.) sânı, ünü, sanı büyük olan. sânı büyük olan yüce Kur'ân. (a.s.) 1. izin veren. 2. i. kapıcı, perdedar. 3. i. kefil. (f.i.) 1. süs, ziynet; donanma [şenlik]. 2. kaide, kanun. 3. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. (f.i.) 1. cuma günü. 2. bayram günü. (f.i.) 1. ağrı, sızı, akıntı, ıstırap. 2. azar. (a.i.) 1. özür. 2. özür dileyen. (a.i.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. (f.i.) 1. eşik tahtası. 2. ağaç ve tahta kınğı, yonga, talaş. (a.i.c. ezâvî) deniz dalgası. (a.s.c. eizze, [Farsça c. azîzân] 1. muhterem, sayın. 2. sevgili. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi]-kadın adı. Hz. Yusuf. intikam alan Tanrı. (a. azîz'in f.c.). (bkz: azîz). (a.i.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. (a.i.) işinden çıkarma, yol verme. (a.i. zılfın c.) zool. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan, (bkz. ezlâf). (a.i. zıll'in c.) gölgeler, (bkz: zılâl). (a.s. zulm'den) 1. en zâlim, pek ziyâde zulmeden. 2. (daha, pek, en, çok) zulmeden. 3. en karanlık. (a.i.c. izam) kemik, (bkz: istihân). anat. sağrı kemiği, anat. mercimek kemiği. anat. pazı kemiği. anat. ökçe kemiği. anat. kasık kemiği. anat. atlas kemiği, fr. atlas, anat. alın kemiği. anat. yan kemiği. anat. eğe kemiği. anat. burun kemiği. anat. uyluk kemiği. anat. kalbur kemiği. anat. damak kemiği. anat. kalça kemiği. anat. *süngersi kemik. anat. aşık kemiği. anat. artkafa kemiği. anat. göğüs kemiği. anat. baldır kemiği.

azm-i kitf azm-i kû'bere azm-i lâmî azm-i mıtraka azm-i mihver azm-i mik'a azm-i remîm azm-i rıdfa azm-i rikâbî azm-i semsemî azm-i senedânî azm-i sudgî azm-i şazye azm-i terkova azm-i us'us azm-i vecenî azm-i vetedî azm-i zend azm-i zevrakî azm-i zıfrî azm azm-i kat'î azm ü cezm âzmâ, âzmây Cenk-azmâ âzmâyî âzmâyîş âzmâyîş-i kalem azme azmen azmen âzmend azmî azmî azmîn azm-kâr azm-kârâne azmûde azmûdegî âzmûn azrâ' âzrahş Azrâil azrâr azref azref-i zürefâ

anat. qmuz kemiği, kürek kemiği, fr. omoplate. anat. önkol kemiği, fr. ra-dius. anat. dil kemiği. anat. çekiç kemiği. anat. eksenkemik, fr. axis. anat. kaşık kemiği. anat. çürümüş kemik. anat. dizkapağı kemiği. anat. üzengi kemiği. anat. susamsı kemik, fr. sesamoîde. anat. örskemiği. anat. şakak kemiği. anat. kaval kemiği. anat. köprücük kemiği, fr. clavicule. anat. kuyruk kemiği. anat. elmacık kemiği. anat. temel kemiği. anat. dirsek kemiği. anat . *kayıksı kemik, fr. naviculaire. (os.). anat. tırnaksı kemik. (a.i.) kasıt, niyet, karar, (bkz: cezm). Kat'î azim, kesin karar. kat'î karar, kesin karar. (f.s.) denemiş, sınamış. cengi denemiş. (f.i.) denemiş, sınamış, sınamış olma. (f.i.) 1. tecrübe, deneme, sınama. 2. tar. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. kalem tecrübesi. (a.i.) 1. karar, niyet. 2. vazife, görev. (a.zf.) karar vererek, niyet ederek. (a.s.) 1. pek çok veya en çok şeyler içine alan. 2. en çok güvenilir. (f.s.) haris, tamahkâr. (a.s.) 1. azimle, kararla ilgili. 2. i. erkek adı. [müen. azmiye]. (a.s.) kemikli, kemikten yapılmış. (a.i.) anat. kemik özü, fr. asteine. (a.f.b.s.) azimli, kararlı, (bkz: sebât-kâr). (a.f.zf.) azimli olarak, kararlı olarak, kararlılıkla. (f.s.) 1. tecrübe etmiş olan. 2. tecrübe olunmuş, sınanmış. (f.i.) görgülülük. (f. i.) tecrübe, sınama, deneme. (a.i.) 1. kızoğlan kız. [Hz. Meryem'in sıfatı]. 2. delinmemiş inci. 3. üzerinde yürünmemiş kum. 4. h. i. Medîne. 5. h. i. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. (f.i.). (bkz. âdrahş). (a.i.) ölüm meleği. (a.i. zarar'ın c.) zararlar 2. kayıplar. (a.s.) 1. en (pek, çok) zarif. çok zekî. zariflerin zarifi.

âzreng azûf âzûg azûl azûmet âzûn âzûr azûz âzüg âzürde âzürde-dil âzürde-gî âzürde-hâtır âzürde-püşt azv azv-i cinnet azvâ' âzver azviyyât azyak âzz, âzze azz azz-i benâm azze azze ensâruh azze nasruh azze ve celle

(f.i.) 1. son derece katı, sert. 2. çok keder, meşakkat, eziyet, (bkz. âzereng). (a.i.) yiyecek, erzak. (f.i.) kir, pas. (a.s.) çok azarlayan, paylayan çıkışan. (a.i.) eğlence. (f.e.) öylece, onun gibi, böylece, bunun gibi. (f. s.), (bkz. âzver). (a.s.) ısırıcı. (f.i.) 1. asma ve ağaç budantısı. 2. hurma lifi. (bkz. âjüğ). (f.s.) incinmiş, kırılmış, gücenmiş. (f.b.s.) gönlü kırılmış, mahzun. (f.b.i.) incitilmiş, gücendirilmiş olma. (f.b.s.) hatırı, gönlü kırılmış. (f.b.s.) 1. beli bükük [ihtiyar]. 2. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. (a.i.c. azviyyât) birinin üstüne atma, ona yakıştırma, iftira, (bkz. atf). delilik isnadı. (a.i. zav', zû'nun c.) ışıklar, aydınlıklar, parıltılar. (f.s.) haris, tamahkâr, pinti, (bkz: âzûr). (a.i. azv'in c.) iftiralar, isnatlar. (a.s.) (daha, en, pek, çok) dar. (a.s.) ısıran, ısırıcı. (a.i.) ısırma. parmak ısırma. (a.n.) aziz olsun! yardımı bol olsun, [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup, eski fermanlarda geçer]. yardımı bol olsun, [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır, eski paralarla fermanlarda geçer]. aziz ve celîl olan [Allah].

B
b bâ (a.ha.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup, "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır. (a.i.) "b" harfinin Arapça okunuşu, [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. (a.i.c. ebvâ') 1. kulaç. 2. erişme, yetme. 3. kuvvet, kudret, beceriklilik. 4. şeref; kerem, vergili, verimli olma. 1) kısa boylu; 2) beceriksiz; 3) zavallı. 1) uzun kulaçlı; 2) gücü yeter; 3) eli açık; vergili, verimli. (f.e.) ile,...li. tam, mükemmel güzellik. safâlı dostlar. berat ile.

bâ' Kasîr-ül-bâ' Tavîl-ül-bâ' bâ,be Cemâl-i bâ-kemâl Yârân-ı bâ-safâ bâ-berât

sadrâzam emri, fermanı ile. haberli, bilgili. zabıt varakası ile. mazbata ile. posta ile, posta ederek. tahrîrat ile, yazı ile. tapu ile. vakarlı, ağırbaşlı. (f.e.) şu suretle ki, şu şartla ki, onunla ki. (a.i.c. ebvâb) 1. kapı. (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında, istanbul'da sadâret, dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina, mec. Osmanlı hükümeti. bâb-ı adâlet hak kapısı. bâb-ı âsafî tar. sadrâzam konağı. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir]. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı, dâiresi. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. bâb-ı fetvâ-penâhî, bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı; 2) istanbul. (bkz. Astâne, Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb-ı tahkir leng. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. şeyh-ül-islâm). bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. 2. geçit, boğaz. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 3. bölüm, (bkz fasl). 4. iş, şekil, mes'ele; yol; mevzu, (bkz husus). 5. tas. tövbe. bâb-ül-hâne (f.b.i.) genelev. (bkz. umûm-hâne). bâb-üs-saâde (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. bâb-üs-selâm (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb t. (f.s.) lâyık, uygun; elverişli; hayır, uğur. bâb, bâbâ (f.i.) 1. baba, ata. 2. manevî önder; şeyh. bâbâ-yı âlem Hz. Adem. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. bâbâyân (f.i. bâbâ'nın c.) babalar, tarikat babalan, şeyhler; bektâşi şeyhleri. bâbâyâne babayani, dervişçe. bâbet (f.i.) 1. listede "kezâlik, den den". 2. uygun bir şey. 3. bent, fıkra. 4. taallûk, münâsebet. 5. elmas dal [süs]. Bâbil (a.h.i.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı bâ-emr-i âlî bâ-haber bâ-jurnal bâ-mazbata bâ-posta bâ-tahrîrat bâ-tapu bâ-vekâr bâ-an-ki bâb bâb-ı âlî

bâbûne, bâbûnec bâbûne-i gâv Bâbûr-nâme Bâbûs-ül-vâsıt

bâbük bâb-ül-hâne bâbzen bâc bâc-ı kırtıl bâc-bân, bâc-dâr bâceng bâc-gâh bâc-gîr bâc-güzâr bâd Âferin-bâd Mübârek-bâd Âfiyet-bâd Nûş-bâd bâd bâd-i berîn bâd-i cem bâd-i cenûbî bâd-i hazân bâd-i hevâ bâd-i nevâ bâd-i nev-rûz bâd-i pürgû bâd-i sabâ bâd-i seher-hîz bâd-i semûm bâd-i subh bâd-i şimâlî

bâdâ bâ-dâd bâdâm bâdâm-ı dü-mağz bâdâme bâdâmî bâdâş

geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu, ilkçağdan kalma bir şehir. (f.i.) papatya. bot. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. (f.b.i.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. XVI. asır bilginlerinden olup 1555 (H.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır. (f.s.) ahmak, sersem, alık. [adam]. (f.a.b.i.) 1. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. 2. tembeller yurdu. 3. hırsızlann ocağı. (f.i.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi. (f.i.) 1. vergi, harç. 2. gümrük vergisi, (bkz: bâj). hayvanlardan alınan resim. (f.b.i.) geçiş vergisi tahsildarı, (bkz: bâc-gîr). (f.i.) 1. küçük pencere, tepe-penceresi. 2. baca. (f.b.i.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. (f.b.i.) baç, vergi toplama memuru, (bkz: bâc-bân, bâc-dâr). (f.b.s.) 1. vergi, haraç veren. 2. geçiş parasına tâbi'. (f.e.) olsun, ola, olaydı. aferin olsun! mübarek, kutlu olsun. afiyet olsun. afiyet olsun. (f.e.) 1. yel, rüzgâr. lâtif hava, sabah rüzgârı. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. güney rüzgân. sonbahar rüzgân. bedava. ses, nağme; nakarat. bahar rüzgân. mütemadiyen sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgâr. 1) doğudan esen hafif, hoş rüzgâr. 2) muz. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam. gün doğusundan esen hafif rüzgâr, tan yeli. sam yeli. sabah rüzgân. kuzey rüzgân. 2. nefes, soluk. 3. ah sesi, ah çekme. 4. tas. Allah'ın yardımı. 5. meç. övme; söz. 6. büyüklük taslama, kibir. 7. şarap, (bkz: bâde). (f.e.) ola, olaydı. (f.b.s.) âdil, doğru, (bkz: dâd--ger). (f.i.) 1. badem . 2. sevgilinin güzel gözü. iki içli badem. (f.i.) 1. ipek kurdu. 2. nazarlık, nazar boncuğu. 3. et beni. 4. zincir halkası. 5. eski püskü hırka. 6. cicili bicili, süslü nesne. (f.s.) badem biçiminde. (f.i.) mükâfat.

(f.b.s.). (bkz. bâd-âverd). (f.b.s. ve i.) 1. rüzgâr tarafından getirilmiş, kolay elde edilmiş. 2. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. 3. Doğu müziğinde bir ses. bâd-âverde (f.b.s.). (bkz. bâd-âver, bâd-âverd). bâd-bân (f.b.i.) 1. yelken. 2. gemi sereni, (bkz: şirâ). bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken, meç. felek, semâ, gökyüzü. bâd-bânî (f.b.i.) tar. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-bân-gûşâ (f.b.s.) yelken açan. yelkenleri açıp yola çıkmak. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak bâd-bâr (f.b.s.) 1. yelpaze. 2. gemilerdeki rüzgârlık, manika. bâd-bâz (f.b.i.) yelpaze. bâd-bedest (f.b.s.) elinde avu-cunda bulunmayan, iflâs etmiş, züğürt. bâd-ber (per) (f.b.i.) 1. uçurtma. 2. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse. bâd-bîz, bâd-bîzen (fb.i.) yelpaze, (bkz: bâd-keş). bâd-dâr (f.b.s.) 1. kibirli. 2. şişman. 3. deli. 4. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. bâd-der-keff (f.a.b.s.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış, aldanmış; şanssız. ba'de (a.zf.) sonra. Min ba'd bundan sonra, bundan böyle. ba'dü bu'din (a.zf.) hayli zaman sonra, neden sonra. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra, meç. iş işten geçtikten sonra. ba'de hazâ bundan sonra, bundan böyle. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-feth fetihten sonra. ba'de-l-harb harpten, savaştan sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-îfâ îfâ edildikten, yapıldıktan sonra. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. ba'de-l-istihsâl elde ettikten, sağladıktansonra. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. ba'de-l-mevt ölümden sonra. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-yevm bugünden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. ba'de zemân bir zaman sonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. ba'de-zâ, ba'de-zâlik (a.e.) ondan sonra. ba'de-zîn (a.e.) bundan sonra. (a p) öğleden sonra. ba'de-z-zuhr bâde (f.i.) 1. şarap; içki. (bkz: bâd). 2. meç. aşk, Allah sevgisi. 3. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.

bâd-âver bâd-âverd

bâde-fersây bâde-hâr bâde-i cân-bahş bâde-i cüvân bâde-i gül-fâm, bâde-i gülgûn, bâde-i gül-reng bâde-i hamrâ bâde-i ikbal bâde-i mest bâde-i nâb bâde-i nûşîn bâde-i pîr bâde-i sad-sâle bâd-efrâ, bâd-efrâh bâde-fürûş bâde-hâr ba'dehû ba'de-hüm bâde-keş ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî ba'de-mâ bâde-nûş bâde-perest bâde-perestân bâdester ba'dezâ, ba'de-zâlik ba'd-ezîn bâd-fürûş bâd-gân bâd-gâne bâd-ger, bâd-ges bâd-gerd bâd-gîr bâd-herze bâdî bâdî ebed-in bâdî-i emirde bâdî-i nazar bâdîy-ür-re'y bâdî bâdîc bâdih bâdihe bâdin

(f.b.s.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. (f.b.i.) şarap içen. (bkz: bâde-keş). can veren şarap. taze şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. kırmızı şarap. ikbâl şarabı, yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. keskin şarap. hâlis, duru şarap. içimi kolay ve hoş şarap. eski, yıllanmış şarap. "yüz senelik şarap" meç. pek eski şarap. (f. b.i.) 1. ceza. 2. bir nevî fırıldak. (f.b.s.) şarap satan,meyhaneci. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) ondan sonra. (a.zf.) onlardan sonra. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) şarap içen. (f.b s.) şaraba tapan, şaraba pek düşkün. (f.b.s. bâde-perest'in c.) şaraba tapanlar, şaraba pek düşkün olanlar. (a.i.) kunduz. (a. zf.) bundan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) bir kimseyi, soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. (f.b.i.) gözeten, gözetici, bekçi; hazinedar. (f.i.) kafesli pencere. (f.b.i.). (bkz. bâd-gerd). (f.b.i.) kasırga. (f.b.i.) 1. baca, 2. vantilatör. 3. nargile ve semâver başlığı. ' (f.b.i.) 1. afsun, büyü, sihirbazlık. 2. letafet, güzellik. (a.s. ve i. bed'den) 1. sebep, mucip. 2. sebebolan. 3. ilk, başlangıç. 4. fels. sonsal, aposteriyori. her şeyin başı. işin başlangıcında. ilk nazarda, ilk bakışta; ilk görünüşte. ilk fikir, ilk düşünce. (f.s.) 1. rüzgâra veya havaya ait. 2. geçici. (f.i.) potur, tozluk. (a.s.) 1. birdenbire vuku bulan; beklenmedik. 2. i. beklenmedik ziyaret. (a.i.) 1. beklenmedik hâdise. 2. kadın ziyaretçi. 3. tas. anî ilham. (a.s.) şişman, bedenli.

bâdincân bâdinc bâdincânî bâdincâniyye bâdingân bâdir bâdire

bâdiye bâdiye-gul bâdiye-nişîn bâdiye-peymâ Bâdiyet-üş-Şâm

bâd-keş bâd-nümâ bâd-pâ[y] bâd-per bâd-peymâ bâd-reftâr bâd-reng bâd-rengîn bâd-sehâ bâd-sene bâd-ser bâd-serî bâd-seyr bâd-süvâr bâd-vîz bâd-zehr bâd-zen, bâd-zene -bâf Bûriyâ-bâf Zer-bâf bâfende bâf-kâr bâft bâfte bâfte bâğ bâğ-ı bedi'

(a.i.) patlıcan . (bkz: bâdingân). (f.i.) Hindistan cevizi. (f.s.) patlıcan renginde, morumsu. (a.i.) bot. patlıcangiller, fr. aubergine. (f.i.) patlıcan, (bkz: bâdincân). (a.s.) ; 1. hemen yapmak isteyen. 2. birdenbire vuku bulan. 3. dolu [ay]. 4. büyümüş Içocuk]. 5. olgun [meyva]. (a.i.c. bevâdir) 1. musîbet, felâket, (bkz: akabe). 2. zor geçit. 3. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık. 4. kılıcın, namlunun, yaprağın ve her türlü nebatın ucu. 5. külfetsiz, güçlük çekmeden söylenen söz. (a.i.c. bevâdî) çöl, kır. (bkz: bevbât). dünyâ. (a.f.b.s.) çölde oturan. (a.f.b.s.) çölde dolaşan. (a.b.h.i.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. (f.b.i.) yelpaze.(bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen). (f.b.i) 1. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. 2. fırıldak. (f.b.s.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]; sür'atli, tez. (f.b.i.) 1. kâğıttan yapılmış uçurtma. 2. s. kendini beğenen, övünen kimse. 3. kamçı topacı. (f.b.s.) serseri, başıboş, boş gezen. (f.b.s.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk, hızlı giden, sür'atli. (f.b.i.) 1. hıyar; acur; turunç, ağaç kavunu. 2. hızlı giden at. meç. 1) şiir; 2) methiye, övgü. (f.a.b.s.) 1. cömert. 2. i. meç. [bu] dünyâ. (f.s.) kibirli, büyüklük taslayan, kötü niyetli. (f.b.s.) 1. kibirli. 2. âsî. (bkz: ser-keş). 3. mutaassıp. (f.b.i.) 1. kibirlilik. 2. âsî-lik. 3. taassup. (a.f.b.s.) hızlı yürüyen, ayağına çabuk, rüzgâr gibi koşan. (f.b.i.) 1. hızlı yürüyen at, koşu atı. 2. hızlı giden atlı. (f.b.i.) yelpaze, (bkz: mirva-ha, bâd-zen, bâd-zene). (f.b.i.) panzehir. (f-b.i.) yelpaze, (bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen, bâd-keş). (f.s.) dokuyan, dokuyucu. hasır ören. sırma dokuyan. (f.i.) dokuyucu. (f.b.i.) dokuyucu, çulha. (f.i.) kumaş. (f.s.) dokunmuş. (f.i.) 1. büyük renkli leke. 2. oyma levha. 3. parça. 4. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri, pafta, [kelime, dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. (f.i.) 1. bağ, büyük bahçe, bostan. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı vesî').

hayvanat bahçesi. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı bedî). bahar bahçesi. 2. seyir yeri, gezinti yeri. 3. Dünyâ. dünyâ bahçesi. 4. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. (a.b.i.) Bağdatlı. (f.b.i.) bağlık, bahçelik. (f.i.) koltuk. koltuk altı. (f.i.) koltuk altından çıkan yumruca, köpek memesi. (f.b.s.) koltuk tutan, koltuğa giren. ("ga" uzun okunur, f.i. bâğ'ın c.) l. bağlar, üzüm bağlan, bahçeler. ("ga" uzun okunur, a.i. bagiyy'in c.) fahişeler. bağayâ bâğ-bân (f.b.i.) bahçıvan, bağcı, (bkz: bâğ-vân). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin, hünerli bahçıvan. bâğ-bânî (f.b.i.) bağcılık, bahçıvanlık, bağ bekçiliği. bâğ-çe (f.b.i.) bahçe, [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır; "küçük bağ" demektir]. bâğ-çe-vân (f.b.s.) bağçivan, bahçıvan. bağdâ' (a.i.) şiddetli nefret, hiç sev-meyiş. bâgel (f.i.) ılık su. baggal (a.i. bagl'den) katırcı. bagıyy (a.i.c. bağaya) fahişe. bâgız (a.s.buğz'dan) buğzeden, nefret eden, tiksinen, (bkz: bagîz). bagi (a.i.) serkeşlik, azgınlık. bâgı (a.s.c. bugat) haksızlık eden serkeş, (bkz: âsî). bâgî (f.s.) aynı bahçede yetişen. bâgî-lik (a.t.b.i.) serkeşlik, âsîlik. bâgî-yâne (a.f.zf.) serkeşlikle. bagîz (a.s. buğz'dan) herkese buğzeden, nefret eden, kimseyi sevmeyen, (bkz: bağız). bagl (a.i.c. bigal) ester, katır. bagle (a.i.) dişi katır. bağrâ f.i.) erkek domuz. bağteten (a.zf.) birdenbire, apansızın. bâgût (a.i.) paskalya. bâğ-vân (f.b.s.) bağcı, bahçıvan, (bkz: bâğ-bân). bagy (a.i.) ileri gitme, azgınlık, serkeşlik. bagza, bagzâ (a.i.) şiddetli nefret, hiç sevmeyiş. bâğ-zâr (f.b.i.) bağlık yer, bağ.

bâğ-ı vahş bâğ-ı vesî' bâğ-ı bahâr bâğ-i cihân, bâğ-i dehr bâğ-i and, bâğ-i behiştî, bâğ-i cinân, bâğ-i firdevs, bâğ-i huld, bâğ-i irem, bâğ-i kuds, bâğ-i naîm, bâğ-i rıdvân, bâğ-i refî' Bağdâdî bâğ-istân bagal Zîr-i bagal bagalek bagal-gîr bâgat

bâh bâh bahâ bahâ' bahâ-pîrâ-yi İsmâil bâhâ, bâha bâ-haber bâ-haber-ân bahâ-dâr bahâdır bahâdır-âne bahâdırî bahâ-gîr bahâî bahak, bahk bahâlık bahâ-lî bahâne bahâne-cû bahâne-perdâz bahâr bahâr-ı hayât bahâr-ı ömür bahâr-ı şevk bahâr

bahârân bahârât bahâret bahârî bahâristân Bahâriyye bahâsıla bahâtir Bahâ-ullâh bahâyim

(f.i.) yol. (bkz: râh, tarîk). (a.i.) şehvet. (a.i.) 1. güzellik, zariflik. 2. parıltı. 3. alışma, dadanma. (f.i.) kıymet, bedel, değer. meşhur bir çeşit lâle. (a.i.) l.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. 2. açık meydan, alan. 3. suyun derin yeri. (f.a.b.s.c. bâ-haber-ân) 1. haberi olan. 2. akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli. (f.a.b.s. bâ-haber'in c.) haberi olanlar, haberliler, akıllı, zekî, ihtiyatlı kimseler. (f.b.s.) kıymetli, değerli, (bkz: bahâ-gîr, bahâ-lî). (f.i.c. bahâdırân) cesur, yiğit. (f.zf.) kahramancasına, yiğitçesine. (f.i.) kahramanlık, yiğitlik. (f.b.s.) kıymetli, değerli. (bkz: bahâ-dâr, bahâlî). a.s.) alışkın. (a.i.) göz patlama, göz patlatma. (a.i. behlâk ve behlâka'nın c.) boş, çürük şeyler, sözler. (f.b.s.) pahalı, (bkz: bahâ-dâr, bahâ-gîr). f.i.) 1. vesîle, sebep. 2. kusur, noksan, garaz. 3. yalandan özür. (f.b.s.) bahane arayan, fırsat gözetleyen. (f.b.s.) özür dileyen; sebep bulan. (f.i.c. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la 21 Haziran arası. İlkyaz. hayâtın bahân, gençlik. gençlik. neş'e ve arzu bahân . (a.i.) 1. güzellik. 2. s. güzel. 3. sığırgözü, papatya; sığır papatyası, sarı papatya. 4. put. (bkz: çelîpa, sanem). 5. atılmış pamuk. 6. ölçek. 7. karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler. (f-i-) ilk bahar günleri. (a.i. bahâr'ın c.) karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. (a.i.) üstünlük, seçkinlik. (f.s.) ilkbahara ait, ilkyazla ilgili. (f.i.) 1. ilkbahar mevsimi. 2. yeşil ve çiçekli yer. [bahçe, park, çayır gibi]. 3. Molla Câmi'nin meşhur eseri. (f.i.) l. ed. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. 2. tar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. (a.i. bahsala'nın c.) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu, bodur ve edepsiz kadınlar. 2. sürüp çıkarmalar, uzaklaştırmalar. (a.s. bühter, bühtere'nin c.) kısa boylu kadınlar, bodurlar. (a.h.i.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. (a.i. behîme'nin c.) 1. dört ayaklı hayvanlar; canavarlar. 2. Suriye'de bir sıradağlar.

bahbaha bahdele bâhe bâhek bâ-hem bahhâl bahhâr bahhâs bâhî bâhik bâhika bahîl bâhil bâhile bahir bâhir bâhir bâhir bâhire bâhire bahîre bâ-hired bahis bâhis bahl bâhmân bâhnâme bahr bahr-el-Arab bahr-el-azrak bahr-el-cebel bahr-el-zeraf Bahr-i Ahdar Bahr-i Ahmer Bahr-i Ebyaz Bahr-i Hazer bahr-i kâhil Bahr-i Kulzum Bahr-i Lût bahr-i muhit bahr-i nıuhîtî

(a i) 1. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. 2. çıtırdama; mışıldama. (a.i.) 1. eğilme, kırılma [kürek kemiği hakkında). 2. işte çabukluk gösterme. (f.i.) kaplumbağa, (bkz: sülhafa). (f.i.) işkence, eziyet. (f.b.zf.) birarada, birlikte, beraber, (bkz: be-hem). (a.s. buhl'den) çok bahîl, pek cimri; çok alçak adam. (a.s. bahr'den) denizci, gemici. (a.s. bahs'den) bahsetmeyi seven, çok bahseden. (a.s. bâh'dan) şehvete mensup, şehvetle ilgili. (a.s.) bir gözü kör [adam], (bkz: ayn-ı vâhid, yek-çeşm). (a.s.) görmeyen, kör [göz]. (a.s. buhl'den. c. buhalâ) hasis, cimri, tamahkâr. (a.s.) 1. serseri, başıboş. 2. eli değneksiz çoban. 3. yularsız deve. (a.s.) 1. dul, kocasız kadın. 2. Arap kabilelerinden birinin adı. (a.i.) deniz, (bkz: bahr, derya). (a.s.) yalancı, ahmak, alık [adam]. (a.s.) ekin sulayıcı, sulayan. (a.s.) 1. belli, besbelli, açık, apaçık, (bkz. ayan). 2. ışıklı, parlak; güzel. (a.i.) 1. dikenli ağaç. 2. çok koşan cins deve. (a.i.) vapur, [yapmakelime]. (a.i.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. (f.s.) zekî, akıllı. (a.i.) l konuşulan şey, söz. 2. iddialaşma, (bkz. bahs). (a.s. bahs'den) bahseden; araştıran. (a.i.) cimrilik, (bkz: buhl). (f.s.). (bkz: behmân). (a.f.b.i.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap, mecmua, [muhaffefi "beh-nâme"dir.]. (a.i.c. bihâr, ebhâr, ebhur, buhur) 1. deniz. 2. büyük göl veya nehir. (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında, Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. Hint Okyanusu. Kızıldeniz, Şap Denizi. iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. Hazer denizi. durgun, sakin su. Şap denizi, Kızıldeniz. Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. cogr. okyanus. coğr. okyanusal.

Atlas okyanusu. Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu. iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i nâzik muz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-i Rûm Akdeniz. Bahr-i Sefid Akdeniz. Bahr-i Siyâh Karadeniz. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). [sularının son derece kesîf oluşundan, üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. 3. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a.b.i.) muz. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Hicaz gibi si bakıyye bemolü, fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü, do bekar, mi koma bemolü, la bakıyye diyezi ilâve edilir. Bahr-ül-Hind coğr. Hint denizi. bahren (a.zf.) denizden, deniz yoluyla. bahreyn (a.s.) 1. "iki deniz", Basra körfezi ile Hint denizi, [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le Akdeniz"]. 2. iki büyük esas, temel şey. bahrî (a.s.) 1. denize ait, denize mensup, denizle ilgili. 2. i. tüyünden kürk olan, patka da denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bahriyye (" i) 1. donanmaya ait işler. 2. deniz kaplumbağası. bahriyyûn (a.s.c.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahs (a.s.) 1. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. 2. i. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. 3. i. zulüm, işkence. 4. i. gümrük alma. bahs (a.i), (bkz. bahis). bahsala (a.s.c. bahâsıla) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu edepsiz kadın. 2. i. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma, uzaklaştırma. bahsân (f.s.) 1. salına salına yürüyen. 2. soluk, bozuk. 3. pejmürde, kıyafetsiz. bahsere (a.i.) 1. dağıtma. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. 3. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. bahset (f.i.) 1. horultu [uykuda], 2. a. uykuda ağırlık basma, (bkz: kâbus).

Bahr-i Muhît-i Atlâsî Bahr-i Muhît-i Kebîr Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Bahr-i Muhît-i Şimâlî

bahsî bahş bahş-i kalenderi -bahş, bahşâ Hayât-bahş Safâ-bahşâ bahşâyende bahşâyiş bahşâyiş-ger bahşende bahşetmek bahşiş bahşiyye-i Halvetiyye bahşûde baht Sahbâ-yi baht baht baht-ı bîdâd baht-ı bîdâr baht-ı hâbîde baht-ı hâb-âlûde baht-ı siyâh bahtâk baht-âver baht-bergeşte bâhte bahte bahtek bâhter bahtere bahterî

baht-hufte bahtî bahtiyâr

bahtiyâr-âne bahtiyârî

(a.s. bahs'den) bahse ait, bahisle ilgili. (f.i.) bağış, ihsan cömertçe dağıtma. (f.s.) bahşeden, bağışlayan, veren; affeden. hayât veren. safa veren. (f.i.) affedici, bağışlayıcı. (f.i.) 1. bağışlayış, veriş, ihsan ediş; afiv. 2. merhamet, şefkat. (f.b.s.) merhametli, şefkatli (Allah). " (f.s.) veren, bağışlayan, affeden, (bkz: rahman). (f.t.b.m.) bağışlamak, vermek. (f.i.) bahşiş, bağış olarak verilen para v.b. (bkz: atıyye, ihsan). (f.b.i.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. (f.s.) 1. verilmiş, bağışlanmış. 2. affedilmiş. (a.i.) öz, hâlis, saf. hâlis şarap. (f.i.) l. talih, kader, kısmet, (bkz: ikbâl). insafsız talih, kötü kader. uyanık, açık talih. kötü talih. kötü talih. kara talih. 2. cet, büyük baba. 3. kargı. (f.i.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık, (bkz. miğfer, serpenâh). (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) "talihi dönmüş" bahtsız, talihsiz, (bkz: bed-baht). (f.s.) oynamış, oyunda yutulmuş (kimse), ["bâhten" mastanndan]. (f.s.) 1. besili, semiz [koyun]. 2. i. burulmuş üç yaşında koç. (f .i.) l. ağırlık basma [uykuda]. (bkz. kâbus). 2. küçük baht, fena talih. (f.i.) 1. [yeni şâirlerde] garp,batı. 2. [eski şâirlerde] şark, doğu. 3. bakma. (a.i.) salına salına güzel yürüyüş, hoş yürüme, (bkz. hirâm). (a.s.) ; 1. salına salına güzel yürüyen, yürüyüşü güzel [adam]. 2. kendini beğenmiş, kibirli. 3. i. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (f.b.s.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz, bahtsız, (bkz: huftebaht). (a.i.) ed. (f.i.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas, takma ad. (f.b.s.) 1. bahtlı, talihli, mes'ut, mutlu, kutlu. 2. muz. Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. (f.zf.) bahtlı, talihli, mes'ut olanlara yakışacak surette, bahtiyar-casına. (f-i-) ' bahtiyarlık, mutluluk. 2. İran'da meşhur bir kabîle.

bahtiyâr-nâme baht-mend baht-ver bâhûr bahûr bahûr-dân bahûr-dânî bahûr-i Meryem bâ-husûs bahye bahye-dâr bahye-zen bahz baîd Aktâr-ı baîde baîd-i lâzım

baîd-ül-ihtimâl bâika baîm bâin baîr bâir bâire bâis bâis-i bâdî bâis-i beka bâis-i feryâd bâis-i hüzn bâis-i leyl ü nehâr bâis-i meserret bâis-i şekvâ bâisiyyet bâj bâj-bân bâj-dân bâk bâka bakar, bakara bakarî Hayvânât-ı bakariyye bakariyye bakayâ bâkend bâkıa

(f.b.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (a.s.) çok sıcak, ziyâde sıcaklık. (a.i.) ödağacı, misk, laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot, tütsü, günlük. (a.f.b.i.) içinde tütsü yakılan kap. (bkz: buhûr-dân). resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (a.b.i.) Merye-mana eli denilen bir nebat, bitki. (f.a.b.zf.) husûsiyle, en çok, hele. (f.i.) dikiş, teyel, oyulgalama. (f.b.s.) dikişli, teyelli, oyulgal amali. (f.b.i.) dikişçi, terzi. (a.i.) 1. sıkıntı olma, can sıkma. 2. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. 3.bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme. (a.s.bu'd'dan) uzak, ırak. uzak ülkeler. muz. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. ihtimâlden uzak. (a.i.c. bevâik) belâ, musîbet, felâket. (a.i.) 1. put, heykel. 2. s. câhil, bön [adam]. (a.i.) dibi geniş kuyu, bostan kuyusu, (bkz: beyûn). (a.i.) erkek deve. (a.s.) şaşkın; hâli perişan. (a.i.) sürülmemiş, açılmamış sert, katı toprak, yer. (bkz. bâyir). (a.s.c. bevâis) 1. sebebolan. 2. gönderen. 3. îcâbettiren. aslını, esasını bulan, sebebolan. devamlılık sebebi. şikâyet, sızlanma sebebi. (bkz. bâis-i şekva). üzüntü, sıkıntı sebebi. (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sevince sebebolan; sevinme sebebi. şikâyet sebebi. a i) sebebiyet. (f.i.) haraç, gümrük, (bkz: bâc). f.b.i.) haraççı, gümrükçü. (f.b.i.) vergi ve gümrük sandığı. (f.i.) korku; sakınma; kaygı, (bkz: havf).' (a.i.) demet, deste, tutam. (a.i.c. bukur, bu-kar, bukarât) sığır. (a.s.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait, onlarla ilgili. sığır cinsinden olan hayvanlar. (a.i.) zool. sığırlar. (a.i. bakıyye'nin c.) fazla kalan şeyler, kalıntılar. (f.i.) 1. (bkz: bakîde). 2. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. (a.i.) dert, belâ. (bkz: dâhiye).

bâkılâ Bâkır bâkıyât bâkıyât-ı sâlihât bakıyye bakıyye-i bükâ' bakıyye-i matlûb bakıyye-i medeniyyet bakıyyet-üs-selef bakıyyet-üs-seyf bakıyyet-üs-süyûf bakıyyet-ullâh bakıyyevî bakıyyevî sahrâ bâkî

Bâkî

bâkî bâkîde bâkir bâkirân bâkirân-ı behişt bâkire bakiye bâkîye bâkiyen bakka bakkal bakkal-hâne Bakkaliyye bakkam bakkar

(a.i.) bot. bakla. (a.h.i.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. (694-735). [mânâsı 1) geniş; 2) arslan; 3) göz damarı]. (a.i. bâki'nin c.) sürüp giden şeyler. sevabı sürüp giden şeyler. (a.s.c. bekaya) 1. artan, geri kalan, artık. 2. muz. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. ağlamaktan kalan eser. alınacak paranın geri kalan kısmı. medeniyeti, uygarlığı andıran kalıntı. eskiye bağlı, hayırsever, dindar kimse. kılıç artığı. kılıçtan kurtulanlar. meç. arta kalanlar. tas. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş, iyi iş. (a.s.) bakıyyeye ait, bakiye ile ilgili. jeol. kırıntı külte, fr. roche detritique. (a.i. beka'dan c. bevâki) 1. Tanrı. 2. s. daimî, kalıcı, (bkz: câvid, câvidânî, lâyemût, sermedî). 3. alttaraf. 4. zf. artık, artan, fazla, geri kalan; bundan başka. (a.h.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur; babasının adı Mehmed'dir. İstanbul'da doğmuştur. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ, Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır; bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir, (d. 1527 - ö. 1599). (a.s. bükâ'dan) ağlayan, (bkz: gir-yân). (f.i.) 1. yakut [kırmızı, sarı, eflâtun renklerindedir]. 2. (bkz: bâkend). (a.s.) eldeğnıemiş, işlenmemiş [toprak, orman v.b.]. (a.f.i. bakirin c.) bakireler, kızoğlan kızlar. cennet hurileri. (a.s.) kızoğlan kız. (bkz: dûşîze). (a. s. bâkî'nin müen.). (bkz. bakî ' (a.s.) ağlayan kadın, ("bakî" nin müen.]. (bkz. bakî U). (a.zf.) ağlayarak. (a. i.) 1. tahtabiti. 2. sivrisinek. (a.s.) 1. sebzeci. 2. pirinç, şeker, peynir, zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. (a.f.b.i.) bakkal dükkânı. (a. o. i.) 1. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. 2. bakkala verilen ücret. 3. büyük bakkal dükkânı. (a. i.) 1. kırmızı boya ağacı, (bkz: bekkem). 2. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. (a.i.) sığır çobanı, sığırtmaç.

bakl, bakla bakla-yı hamka, bakla-yı beyyine baklîn bakliyyât bakliyye Bâkure bâkûre bâkûret-ül-hayât ba'l bâl Güşâde-bâl bâl Fârig-ül-bâl Ferîh-ül-bâl Hâlis-ül-bâl Mâ-fi-l-bâl Münkesir-ül-bâl Müşevveş-ül-bâl Selîm-ül-bâl bâlâ bâlâ-yı bülend bâlâ-bülend bâlâ-bülendân bâlâ-dest bâlâ-destî bâlû-hân bâlâ-hâne bâlâ-hânî bâlâ-himmet bâlâ-kadd bâlâ keşîde bâlâ-nişîn bâlâ-pervâz bâlâ-pervâz-âne bâlâ-pûş balâr bâlâ-rev bâlâ-ter bâlâterîn bâlâ vü pest ba'le balgam

(a. i. c. bükül) 1. sebze, yeşillik. 2. yeşil kabuklu, iri taneli malûm sebze. semizotu semizotu. (a.i.) legümin. (a.i.) bot. baklagiller. (bkz. bakliyye). (a.i.) bot. baklagiller, (bkz: bakliyyât). ("ku" uzun okunur, a.i.) 1. sığır sürüsü. 2. s. faydayı, zararı ayıramayan sersem, budala. (a.s.) evvel yetişen; turfanda [yemiş]. gençlik. (a.i.) 1. kankocadan her biri. 2. "câhiliyyet" zamanına ait bir put; Güneş tanrısı. (f.i.) 1. kanat. kanadı açmış. 2. kol. (bkz: cenah). 3. boypos. 4. üst, yukarı, (bkz: bâlâ). (a.i.) 1. kalp, yürek, gönül; hatır. kaygısız. gönlü rahat. yüreği rahat, temiz. murat, istek. gücenik. niyeti bozuk. temiz yürekli. 2. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. (f.s.) 1. yüksek, yukarı, üst, yüce. 2. i. boy. 3. azat. 4. i. yedek atı uzun boy.. (f.b.s.) uzun boylu. (f.b.s. bâlâ-bülend'-in c.) uzun boylular. f.b.s.) eli üstün, galip. (f.b.i.) 1. el üstünlüğü, galibiyet. 2. zulüm. (f.b.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren, şişiren. (f.b.i.) evin en üstü, çatı, tavan arası. (f.b.i.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme, şişirme. (f.a.b.s.) himmeti yüksek olan. (f.a.b.s.) uzun boylu. (f.b.s.) boy atmış, uzun boylu. (f.b.s.) üstte, yukanda oturan. (f.b.s.) yüksekten uçan, meç. palavracı. (f.b.zf.) yüksekten konuşarak, atıp tutarak, palavra savurarak. (f.b.s.) üste giyilen şey. [palto, pardesü v.b. gibi]. (f.i.) kiremit altına konulan ince tahta, padavra tahtası. (f.b.s.) yüksekten giden. (f.b.s.) daha yüksek, pek yüksek. (f.b.s.) en yüksek. 1) üst-alt; 2. meç. gök ve yer. (a.i.) zevce, erkeğin karısı. (a.i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri, fr. phlegme.

balgamî bâl-güşâ bâlî Ebniye-i bâliye bâlîde bâliğ bâliğ, bâlûğ bâligân-mâ-belag bâlîn bâlîn-i istirâhat bâlîn-perest bâliş bâliş-çe bâliş-i çâr-mîn bâliş-i per bâliş-i zer bâl-şikeste bâlû bâlûa bâlûde bâlvâne bâlver bâlzen bâm bâm-ı bedî bâm-ı çeşm bâm-ı ferâh bâm-ı hadrâ bâm-ı Mesîh bâm-ı bülend bâm-ı nühüm bâm-ı refi' bâm-ı revâk-ı bedî' bâm-ı vesî bâm teli bâm-zemâne

bamdâd, bâmdâdân bâmdâdî bâme bâm-gâh bâm-geh -bân Bağ-bân

(a.s.) 1. balgamla ilgili olan; bünyede, balgam üstün olan. 2. meç. soğuk mizaçlı. (f.b.s.) kanat açan, uçan. (a.s.) koca, eski, köhne. köhne binalar. (f.s.) uzamış, büyümüş, gelişmiş, (bkz: bâlûde). (a.s.büluğ'dan) 1.bulûğa eren. (bkz. reşîd). 2. erişmiş, vâsıl olmuş, varan, yetişen. 3. i. yekûn, toplam. 4. son mertebeyi bulan. (f.i.) 1. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. bir kadeh şarap. (a.b.zf.) ziyadesiyle, ferah ferah, bol bol. (f.i.) yastık; koltuk. dinlenme yastığı, koltuğu. (f.b.s.) 1. uykucu, tembel, can besleyen. 2. i. hizmetçi. (f.i.) 1. yastık, yüz yastığı. (f.i.) küçük yastık, yastıkcık. deriden yapılan yastık. 2. nakit ; altın. kuştüyü yastık. sırmalı yastık. (f.b.s.) kanadı kmk. (f.i.) 1. ana baba bir kardeş; birader. 2. siğil.' (a.i.c. belâlı') su dökecek çukur, delikli taş. (f.s.) büyümüş boy atmış. (bkz. bâlîde). ' (f.i.) 1. dan kuşu, orak kuşu. 2. dağ kırlangıcı. (f.b.s.) kanatlı, uçabilen. (f.b.s.) "kanat vuran" uçan. (f.i.) 1. çatı, dam, kubbe. dokuzuncu gök. gözkapağı [üstteki]. "geniş, açık, çatı" gök. (yeşil çatı) gökyüzü. "Mesih'in göğü" dördüncü gök. [efsâneye göre,, Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. Isa, bu göğe çıkarılmış]. 1) yüksek çatı; 2) gök. meç. dokuzuncu felek. (yüksek çatı) dokuzuncu gök. (bkz: bâm-ı bedî', bâm-ı refî'). geniş çatı, gök. sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. "zamane çatısı" en aşağı dünyâ, birinci gök. 2. kanun, tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. (bkz. bemm). 3. borç. 4. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. (f.i. ve zf.) sabah, sabahleyin, seher vakti, seher vaktinde, tan yeri. (bkz. bükre). (f.i.) erken; seher vakti. (f.i.) l . uzun, sık ve kaba sakal. 2. s. gür sakallı. (f.i.) 1. seher vakti. 2. zf. seher vaktinde. (f.b.i.) . (bkz. bâm-gâh). (f.e.) ...ci. bağcı.

Nigeh-bân Pâs-bân bân bân bâne bânevâ bâng bâng-i nemâz bâng-i revârev bang-i rihlet bânî bânû bânû-yî maşrık Bânû-yi Mısır bânûc bâr bâr-i Hüdâ bâr-i dil bâr-i girân bâr-i intizâr bâr-i istihfâf bâr-i keder bâr-i mihnet Her bâr -bâr Âteş-bâr Şûle-bâr Hûn-bâr Eşk-bâr bârân Mevsim-i bârân bârân-dîde Gürk-i bârân-dîde bârânî bârân-rîz baras bâr-âver, bâr-ver bâr-ber bâr-berdâr bâr-dân bâr-dâr bâre bârec bârek-Allah bârende bâ-reng

gözcü. bekçi. (f.i.) dam, satıh. (a.i.) 1. sorgun ağacı, bey söğüdü. 2. meç. sevgilinin boyu. (f.i.) kasık. (f.s.) 1. mal, mülk sahibi, zengin. 2. meşhur, ünlü. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. (f.i.) ; ses, seda, haykırma. ezan. israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. ölüm sesi. (a.s. binâ'dan) bina eden, yapan, kuran, kurucu. (f.i.) 1. kadın, hâtûn, hanım. Güneş. 2. gelin. 3. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. Zelîha. (f.i.) salıncak. (f.i.) 1. Tanrı, Allah. Tanrı, 2. yük. gönül yükü, tasa, kaygı, elem, keder, gam. ağır yük. bekleme yükü. küçük görülme yükü. keder yükü. eziyet, elem yükü. 3. defa, kerre. her defa. (bkz: târe). 4. mey-va, yemiş. 5 . izin, müsâade. (f.e.) yağdıran, serpen, saçan, döken. ateş yağdıran. ışık saçan, serpen. kan döken. göz yaşı döken. (f.i.) yağmur. yağmur mevsimi. (f.b.s.) görmüş geçirmiş. eski kurt. (f.s.) 1. yağmurla ilgili. 2. yağmurdan koruyan, yağmurluk. (f.b.s.) 1. yağmur saçan. 2. yağmur döken, serpiştiren. (a.i.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (f.b.s.) l. mey vali, meyva veren. 2. faydalı, iyi netice veren. (f.b.i.) yük taşıyan, hamal. (f.b.s.) 1. yük kaldıran. 2. i. hamal. 3. sabırlı, tahammüllü. (f.b.i.) yük kabı [yol için]. (f.b.s.) 1. yüklü, yüklenmiş. 2. gebe. (f.i.) l. defa, kez. (bkz: târe). 2. kale, (bkz: bârû). 3. zülf. 4. at. (f.i.) bot. itüzümü. (a.n.) mübarek ola, Allah mübarek etsin!, hayırlı ve bereketli olsun! (f.s.) yağdıran, yağdırıcı. (bkz: bâr). (f.b.s.) renkli.

bâr-gâh, bâr-geh bâr-gâh-ı kibriyâ bâr-gîr bârhâ bâr-hâne Bâr-Hüdâ Bârî Avn-i bârî Feyz-i bârî bârî bari', bâria bârid Mâ-yi bârid Tavr-ı bârid bâridâne bârih bâriha bârik bârîk Fikr-i bârîk bârika bârika-yi hakîkat Bârika-yı Zafer bârika-nümâ bârik-bîn bârik-ter bârîsiyye bâriş Bârî-Teâlâ bâriyâ' bâriyy bâriyye bâriz bâr-keş bâr-mend bâr-nâme bârrî bâr-senc bârû bârûd bârûd-i siyâh bârûd-hâne bârûdî bâr-ver

(f.b.i.) girmek için izin almak lâzım gelen, girilebilecek yer, çadır, yüksek divan. Tanrı huzuru. (f.b.i.) 1. yük tutan, yük kaldıran. 2. beygir, at. (bkz: esb, feres). (f.zf.) zaman zaman; sık sık; defalarca. (f.b.i.) 1. yüklük. 2. yolcu eşyası indirilecek yer. (f.b.h.i.) 1. Cenabı Hak, Allah. 2. i. odacı. (a.h.i.) yaratan, yaratıcı. Tanrının yardımı. Tanrının feyzi, (bkz: halik). (f.e.) hiç olmazsa, bir kere; hâsılı, hülâsa. (a.s. berâat'ten) mükemmel, güzel; üstün. (a.s. berd'den. c. bevârid) soğuk. soğuk su. soğuk, çirkin davranış. (a.f.zf.) soğukça, soğuk-çasına. (a.i.c. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. (a.i.) 1. evvelki günün gecesi, dünkü gece. 2. dünkü gün. (a.s.) parıldayan. (f.s.) nâzik, dakik, ince. ince düşünce. (a.i.c. bevârik) ; şimşek, yıldırım parıltısı. hakîkat ışığı. Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. (a.f.b.i.) parlak. (f.b.s.) ince gören, bir şeyi iyice gözden geçiren, inceleyen. (f.b.s.) pek ince. () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. (f.i.) l yağmur, (bkz: baran). 2. sağanak. (a.b.h.i.) Allah, Tanrı. (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyy, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyy). (a.s. bürûz'dan) aşikar, meydanda, açık. (bkz: mütebâriz, hüveydâ, zahir). (f.s.) 1. yük taşıyan. 2. sabırlı, tahammüllü. (f.b.s.) yemiş veren, yemişli [ağaç], (bkz: bâr-ver]. (f.b.i.) eşya, yük pusulası. (a.i.) ince kumaştan örülen hasır. (f.b.s.) yük tartan, dirhem. (f.i.) kale duvarı, hisar burcu, sur; sığınak, siper. (f.i.) barut. güherçileden işlenen barut. (f.b.i.) I. barut imal edilen fabrika veya atölye. 2. barut konulan ve saklanan yer. (f.s.) koyu gri. (f.b.s.) 1. yemişli, yemişi olan. (bkz: bâr-mend). 2. meç. i. menfaat, fayda.

ba's ba's-ü ba'd-el-mevt ba's-i emvât basâir basal basala basala-i sîsâiyye bâ-sâmân basaliyye basar Hadîd-ül-basar Kuvvet-i basar basar-ı ayneynî basar-ı müzdevic basar-ül-hakk basâret basarî bâ-savâb basbasa bâsır bâsıra bâsıt bâsıt-ül-keff bâsıt-ür-rızk bâsıta basîta-i şemsiyye basî bâsia bâsia-i mahbûbe bâsik bâsika bâsil basîle bâsim basîr bâsire basîret

basîret-i kalb basîret-kâr basîret-kârâne basîret-kârî basît

(a.i.) 1. gönderme, gönderilme. 2. yeniden dirilme, diriltme. öldükten sonra dirilme. ölülerin dirilmesi. 3. peygamberlik. (a.i. basîret'in c.) ibretli görünüşler, deliller, ibretler. (a.i.) bot. soğan ve benzeri gibi kökler. (a.i.) hek. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. anat. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. (f.b.s.) 1. zengin, varlıklı. 2. düzgün, düzenli. (a.i.) bot. soğan. (a.i.c. ebsâr) 1. göz. 2. görme. gözü keskin. gözün iyi görmesi. psik. iki gözle görme, fr. vision binoculaire. hek. çift görme, iki gözle birden görme. Tann'nın algılayıcı gözü. göz açıklığı, inceden inceye etraflı, derin görüş. (a.s. basar'dan) görüşle ilgili olan. (a.zf.) doğrulukla, doğruca. (a.i.) 1. köpeğin yaltaklanması, kuyruğunu sallayıp sokulması. 2. dalkavukların nefret edilecek hâli. (a.s. basar'dan) gören, görücü. (a.i. basar'dan) 1. görmek kuvveti ve hassası, görüş, görme. 2. göz. (bkz: ayn, çeşm). (a.s. bast'dan) 1. yayan, yayıcı. (avuç açan) dilenci. Allah. 2. anat. bir uzvu uzatıp açan [adalel. (a.i.) biy. açan, fr.tenseur. astr. güneş saati, fr. cadran solaire. (a.i.c. busu') ter. (a.i.) çok kırmızı olan dudak. sevgilinin kırmızı dudağı. (a.s.) eli açık, cömert [adam]. (a.i.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. (a.s.) 1. kahraman, yiğit, cesur kimse. 2. haram şey. 3. fena, sert, kötü söz. 4. çirkin kimse. (a.i.) soğan çeşidi. (a.s. besm'den) güler yüzlü, şen adam. (bkz. bessâm). (a.s. basar'dan) görüp, anlayan. (f.i.) ekin. (a.i.) 1. önden görüş, seziş. 2. istanbul'da İ 869- 1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". gönül uyanıklığı. a f h ç) ; basiretli, önden gören, sezişli. (a.f.zf.) önden görene, sezene yakışacak surette. (a.b.i.) önden görmeklik. (a.s. bast'dan) 1. sâde, düz, arızasız, engelsiz. 2. açık, geniş, yayvan, yaygın. 3. sâde, yalın. 4. neşeli, şen, güleryüzlü. 5. i. aruz vezinlerinden biri. (bkz. aruz). 6. kolay, (bkz: asan, sehl).

basît-ül-vech basît-ül-yed bâsita basîte

güleryüzlü, güleç. eliaçık, cömert. (a.i.) uzak yer. (a.i.) 1. döşeme minder. 2. düz yer, arz. 3. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. bast (a.i.) 1. yayma, açma, uzun uzadıya anlatma, (bkz: ityân, serd). bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. Bu; abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Onun her şeyde tesîri olur; hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir, [mukabili kabz'dır]. bast-ı bisât halı, kilim, örtü gibi şeyleri sermek. bast-ı cevâb karşılık verme. bast-ı dâ'vâ dâva açma. bast-ı makal söz açma. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. 2. mat. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını, kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. 3. tas. rica hâli. [Kabule, rahmete, ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. bast-ı yed el uzatma, yerine getirme, üzerine alma, baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma, açıklama, ortaya koyma. bâstân (f.s.) 1. mazi, geçmiş, eski. 2. i. târih. bâstân-i bîbaka sonsuz târih, dünyâ. bâstân-şinâs (f.b.s.) târih, geçmiş zaman. bâsûr (a.i.c. bevâsîr) ; hek. mayasıl; kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme, fr. hemorro'ides. bâsûrî (a.s.) basurla ilgili. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. bâş (f.n.) olsun, ola. bâşak (a.i.) zool. bir cins küçük atmaca. bâşâm (f.i.) perde, örtü. bâşâme, bâşûme (f.i.) kadınların örtündükleri yaşmak, bürümcük, tülbent, başörtüsü, namaz bezi. bâşe (f.i.) atmaca [kuş]. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. bâşed (f.e.) olur, ola. Gah bâşed, gâh ne-bâşed kâh olur, kâh olmaz. bâşeng (f.i.) 1. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. 2. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bâşgûn, bâşgûne (f.s.) 1. ters, başaşağı. 2. şom, uğursuz, (bkz. bâzgûn, bâzgûne, vâjgûn, vâjgûne). bâşir (a.s.) 1. müjdeci. 2. güler, mesut, mutlu.

i.c. 2. fels. batt).) keskin. (f. 6.s.i.s. bütün). 2. ebtine) çukur.) 1. (a.i. bitâh) 1.).) 1. (a. 2. ney.i. görünmeyen nesne. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere. (a. boş inanç.s. hafıza.) içki sürahisi. (a.) zengin [adam]. ebtân. büyük karınlı.i. iç.c.c. gizli.i.) 1. büyük kannhhk.s.i. batrik'in c. S. içyüzdeki. 2. (a. içyüzünde.i. kehli. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. kahramanlık. kuytu yer. çok sevinme. (a. davranışı ağır. baş parçası. (a. boynuz. cesaret. şiddetle hareket eden. Hasan Sabbah'ın tarikatı. (a. çok yiyicilik. (a.s. (a.i.i. (a.bâş-pâre bat batâet Batâlese batâlet batânet batar batarika batbata bâtere bathâ' bâtıl bâtıl i'tikad batın bâtın Ehl-i bâtın Havâss-ı bâtına bâtınen bâtınî bâtıniyye bâtıye batî batî-ül-hareke batî-ül-hazm batî-ül-mizâc Batîh batîha bâtik batîn batîr bâtir bâtir bâtire batîş batn (t. (a. kibirlenme 3. batş'dan) sertlikle.s. içinden olarak. yavaş olan. çakıl taşlı büyük dere.i.i. (a.zf. (bkz: dâire). mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. h. hazmı güç. uzak yer. (bkz.c.) dâhilen. karın.i. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili]. "hissi müşterek. butun. (a. ağırlık. sofiler.s. çürük.) 1. 3. 2. iç yüz.) yavaşlık. tabiatı. .c. işsizlik.i. hareketi. ilâhî sırra ermiş bulunanlar.) 1. ağır hareketli. (a.) 1. (f. batâet'den) yavaş. huyu ağır. nesil. (bkz: tîg-i bürrân). haksızlık etme.i. Mek-ke-i Mükerreme.c. (a. 4. (a. sindirimi ağır. hayâl. kamışlı dere. i.) nalbant.f.) patrikler. butlân'dan) boş. bevâtın) 1. batâyih) sazlı.i. 3. beyhude. (a.i.) dahilî.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar. dağ arasındaki dere. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz. muz. (a. soy. (a.s. 2.) keskin [kılıç]. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur]. 2.i.) turna kuşu. 2.b. (a. (a. Tanrı. kazın suya dalışı. (a. (a. (bkz: batın). (bkz: batn). iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler.bar gibi maddelerden yapılır. oburluk.i. avarelik.i. içteki. yalan. (a. kazın ötmesi. (a. (bkz: bürrân). (a.c. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil. 4.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki.c. ebtân) 1. ağır davranma. 2. nısfiye ve girift'lerde.i.) tef. bevâtir) keskin kılıç. [fagot. vehm.

bauz bâver bayâtî bâ-vücûd-ki bâyeste bay-gân bâyız bâyi bâyiiyye bâyin Talâk-ı bayin bâyir bâyiste bâyiste-i hestî baykar baykara bayrak bayrak-dâr Bayrâmiyye baytâr baytara baytarî bayzar bâz bâz Ser-bâz Âteş-bâz Cân-bâz Kumar-bâz bâz-ül-Eşheb soydan soya.s. acrobate. başı açık. 12.i. tekrar. gerisin geriye. (f.i. geri.) karına mensup.i.) zarurî.i. ayırıcı.batnen ba'de batnın batn-ı kebîr batnî batş batt battâl battâliyye battâniyye Baûza. 2.) böyle iken. yine. geri. şehbaz. 6. "baytariyye"].i. 5.s.) çulha. dilcik. (bkz: alem-dâr. (a. Hz.zf. (a.) bayrak. 2. 3. kumarcı. rahmin başlangıcındaki et parçası. kaz şeklindeki sürahi. 4. böbürlene böbürlene salınarak yürüme. açık. (a.b. (a. (a. s. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü. kumar oynayan. Cenâbı Hak.i.i.i. (bkz: beyâtî).) baytarlık. iniş.s. 7. pek büyük. ayırma. sel uğrağı. su kabı. hayvan hekimliği. gerekli. (o. (a. (a. (a.i. cesur.i. bey'den) satan. (a. (f. (a. sövüp sayma. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir].) sivrisinek. asrın sonlanyla XV.) 1. (f. s. dönük.i. oynatıcı. . sancak-dâr). (bkz: alem). (f.) hayvan hekimi.s.i.) muz. 2. tekrar. şarap.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim. bununla beraber.) sürülmemiş.s. (f. büyük karın. açılmamış. kahraman. yeniden.s. batâlet'den) 1. ateşle oynayan.s. (a.) l. veterinerlikle ilgili. inanma. işe yaramaz.s. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat. (bkz: bazr).s. sertlikle tutuş. (a. yan taraf. 2. kaz. 2. bir kulaç boyu.) bayrak taşıyan.a. (bkz: maa-hazâ). canbaz. tasdik.) 1. hantal. karınla ilgili. kuşaktan kuşağa.s. karış. lâzım. şahin. (a. veteriner. (f. koruyucu. 13. beyzâ'dan) yumurtlayan.i.i. sen. bez ve kumaş dokuyan. (a.b. (f. oynayan. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba. beyn'den) aralayıcı. sövme. 2. nesilden nesile. satıcı. ham toprak.i. boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk.s. yumurtlayıcı. sancak. (f. fr.) 1. pek doğru. işsiz. (a. 8. helak olma. gerekli. katı. fark etme.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. s. [müen. 2.b. 3. (a. canı ile oynayan.) 1.i.) lüzumlu. 3. 9.) baytarlıkla. malı çok olma. (f. (a. (a.) 1. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. 10. mahvolma. 4. (-i-) zor veşiddetle yakalayış. haraç. doğan [kuş]. sağlam.) bekçi. 11.

[diğerleri hoş derdem. yüce.) oyun. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. yüksek. anlayışlı. ağzıbozuk.bi) oyun. 2.s.b. geri. dedikoducu. pazar. avcı.i.zf. bir kısım.) köçeklik.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler. pazar yeri.s.) pazar yeri.s.b. sefer der vatan.) Nakşî tâbirlerin-dendir.s.b. ters. 2. (f.b.s. bir miktar. (f. lâtîfeci kimse.zf. (f.b.b.i. kuvvet ve istidat. (f. 2.) birazı. zayıf ahlâklı kadın.s. geveze. (a. tacir. köçek. eğlence (f. istihfaf eden.) kuşçuluk.i.) 1.b. (f.i.b. 2. bezl'den) bol bol veren. durmuş. (a.) 1. pazar. parçası.) 1. (a.) 1. oynayıcı. (a. geri kalmış. vukuf-ı adedî. kuşçubaşı. oyun. (f. (f. bütün çarşı. (f.i. eğlence. (a. (a. dilcik. (f.b.i. bezirgan. kimi. ekici. meç. çengilik. (a. (f.) doğancı. s. kuşçu. .i.zf. nigâh-daşt. (f. rakseden.b.) 1.i. yeniden.b.) oyun yeri.) hek. (f. (f-b.i.b. (f. yâdkird. nazar ber kadem. (a. eğlence yeri. oyun yeri.s.) vakit vakit. derisi kesilmek üzere olan yara.) insandaki ayırdetme kuvveti.s.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. çöküş.i. yüksek dağlar. 2.) tüccarlık. çengi. (bkz. yâd-dâşt. 2. 1. ara-sıra.) küçük doğan [kuş].) bir şeyin küçük kısmı.i. dansöz.) geri dönme.b.b. boşboğaz. çarşı. bir kaç. 3. bâzgûne bâzgüşâ bâz-hâne ba'zı bâzıa bâzıh Cibâl-i bâzıha bâzık bâzî bâzî bâzîçe bâyî-gâh bâzî-gede bâzî-ger bâzî-gerî bâzî-gûş bâzî-hâne bâzil bâzir bâz-keşt bâzmânde bâz-nâme bâz-pes bazr bâzû (a.) zekî.b.i.s. (f.i. 3.) oyun oynayan. kabiliyetsiz. (f. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad. pazı. tekrar. eken.) 1.) oynayan. (a. kuşçu. eğlence yeri. şom. oyuncak. 2.s.i. vu-kuf-ı zamânî.i. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi.) pazarla ilgili. beğenmeyen. pazarda alınıp satılan.i.b. (bkz: sûk-ı Ukâz).a.i. 1.) kadınk nişânesindeki fazla et. 2.) 1. eğlence. halvet der encümen. (f. başaşağı.b. 2.i. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı.) yüce.) doğancı.) geveze. güç.ba'z ba'zân bâzâr Şâhid-i bâzâr bâzâr-ı âlem bâzâr-ı Ukâz bâzâr-gâh bâzârî bâz-bân bâzbe-hazîne bâz-dâr bâzek bâzende bâzende-zebân bâzergân bâzergânî bâz-geşt bâzgûn. (f. bir takım. kafasız. (f. dağıtan. pişmanlık. alışveriş. vukuf-ı kalbî'dir].i.s. (f. (f. (f. 3. (f.i. 2. bâşgûne).) şen. uğursuz. oyunculuk. küfürbaz. çarşı. gerileme. (f. bir kısmı.

(a. (a. büyük. kendi başına. .) kolbağı. Allah hakkı için. müdahaleci. gösterişli. su ve şarap sızıntısı.b. 2. kanunu koyana göre. bebbân bebbân-ı şübbân bebga bebgaiyye bebr. arpacık [çıban].) 1.b. (f. 2. azgın bir canavarmış. kadı kararıyla. yol. -e kadar mânâsını verir sabaha kadar. (f.) yerinde. i.i.) dudu. fr.) değişme. iyi ve kötü.) 1. bebir bec becâ' Ayn-i becâ' becâ becâ-nâ-becâ becâyiş becbece becce-i kûy bece becel becidd becîl becîr becrâ' beççe.) 1.s. omuzda.s. yolu. iri göz. (f. muhterem kimse. 4. Allah'ın hükmünce.i.) 1. (bkz: pebga). şişman. kelimelere -e hâlini verir. yeni doğmuş çocuk veya hayvan. 5) yakut. yürüyüşü. göbeği çıkık [kadın]. (a. yüksek [yer. karşılıklı yer değiştirme. hakkı için. 2) Ay. psittacisme.i.i.i. yalnız.i. gençlerin tarzı. üslûp. (f. 2. avurt. geniş. 3. papağanlık. şaşma.) tarz. üstü yol yol tüylü. ağzın içi. beçe beççe-i nev beçe-i hor beçe-i hûnîn beçe-i hûrşîd beçe-i tâvus-ı ulvî (f. (a. 3. (bkz: veled-i gayr-i meşru). dışarı. (bkz: beçe-i hurşîd).s. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır. (a. sözü geçer. [eski lûgat çiler. (f.s.) eski kitaplara göre. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden.) sivilce. arslanın bile korktuğu.i. itibarlı. gerçekten. 2. (bkz: bühtan). beçegân) insan veya hayvan yavrusu.) "uzun kollu" 1. iftira. (a. geniş. (f. bol.bâzû-bend bâzû-dirâz -be dest-be-dest Tâ-besabâh be-ceyb be-der be-dûş be-gâyet be-hakkı be hakkı Hudâ be-hod be-hem-zede be-hükm-i kader be-hükm-i kadî be-hükm-i li-llâh be-kavl-i şârî' bebân. gerçek. nüfuzlu. (kanlı yavru) acı gözyaşları. yalan.) 1. gayet büyük. (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. hokkabazlık. uygun ve uygunsuz.e. 2.c.) fels. çok aşın. kediye benzer. yakaya doğru. papağan.) 1. 4) ateş. (a. (a.i. 2. 2. son derece. tepe]. (f. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler]. geyik. ciddî. elele.) 1. gündüz. yerli ve yersiz. (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. (f. zâlim. pazvant (pazıbent). cidden.s.s. (a. (a.zf. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur.) çocuk avutmak için yapılan gürültü. huk. 2. karaca. tuhaflık. kaderin hükmüyle.i.) birçok. (bkz: behem-zede).i. z f. uygun.i.

(f.) rahim.b. çocuğu.) 1. kötümser. talihi kötü olan [kimse].) 1. 2. gebe.) başlangıcı kötü. "fena" mânâsına c. bedîa'nın c.) soyu kötü. fırka.b. güzellik.i. ilkönce. karakteri bozuk. trampa. f. (f.i.b. (a. (bkz: bedûat). (a. (f. onunla (a.b. (a.) yıldızı. (a. (f. 2 .s. (f.) güzellik tanıyan. mant. fenalık öğreten. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme. tar.) yağlı. fenalık öğrenmiş. yavrusu olan.beçe-bâz beçedân beçe-dâr beçe-gân beçegân-ı dîde beçek bed bed bed'-i besmele bedâat bedâd bed-âgaz bed-ahd bedâhe. i.a. bedevîlik. anamallar. hisse. (bkz: bedâyi'-âşinâ) (a.s. düşünmeksizin.s. (a.i. (f. (a. (a.b.a. semiz olma. göçebelik. ansızın.zf. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi.) güzelligi takdir eden.) huyu.b.) 1.b.b. göreneği ve âyini kötü olan.i. çocuklar. (bkz. (a. pessimiste. kötülük.) sermâyeler. (a.s.b.) işi ve hareketi fena olan. bahtı kara. yaramazlar.s.) bedeviler. f. hâmile.) birdenbire. göçebeler.b.s.) bir çeşit kesici âlet.b. . 2. başlayış.) fena sesli. (f. (a. talihsiz.)sanatkâr. vefasız.s. (f. z f.b.zf. (a. çirkin. (f.) eşi ve benzeri olmayan güzel.i.b. şarap.a. yaramaz. bedevî'nin c.) 1.s. mânâ güzellikleri.i. fr. fr. küçük silâh. (f.i.s.) fena gören.i.) 1. nasip.) yavrular.) Bedahşan yakutu.i. güzellikten anlayan.) bedülik.s. apaçıklık. bedîh'in c. (f.b.s. savaşacak akran. akıllıca söylenen sözler.b. (f. ed. eserlerin güzelleri. yenilik. (f.s. semizlik (a. evidence.s.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse]. 3. kötü bir şekilde başlanmış. bed'in c.i. 2. şekil.) başlangıçta. değiştirme. bedî'. bi-1-bedâhe).i. mükemmel ve yeni şeyler. kara bahtlı. (a.s. kulampara. (f. i. sanatçı. 2.) güzel sözler. (a. bidâa'nın c.s. (f.b.) "çocukla oynayan" gulâmpâre. 3.) bahtsız.s. 2. gözyaşları.) mübadele. bedâhet bedâheten bed-ahlâk Bedahş bedahş-i muzâb bed-ahter bed-âhû bedâih bedâih-ül-ukul bedâl bed-amel bed-âmûz bedân bed'an bed-asl bed-âvâz Bedânet Bedâvet bedâvî bedâyi' bedâyi'-i âsâr bedâyî'-i lâfzıyye bedâyi'-i ma'neviyye bedâyi' bedâyi-i âşinâ bed-âyin bedâyi'-pesend bedâyi'-şinâs bedâyi'-perver bed-baht bed-bîn (f. çöl. fena.i.i.i. pay.f. aslı fena (f.) ahdinde durmayan. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. bedân) 1. kelime güzellikleri. beççe ve beçe'nin c. ed. (f.a.). fenalar.b.) geleneği.i.s.f.f. (a. dölyatağı. ilkin. çölde yaşayanlar. değişme. (f. 2. yürüklük.a.s.i. (f.) 1. çirkinler.) başlama.s.

kötümserce. askere gitmemek için verilen para. 3.s.b. ( (f. mukabilinde.zf. askerlik bedeli.b. kokan.b.) nezaketsiz. ilenç. şahsen. (a. terbiyesiz.) fena görürlük.i. derman. korkak. (a. (f.b.).b. bedelât) 1. karşılık. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. vücutla ilgili. (f. Has yerine hazîneden verilen para. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. vücut.) yüreksiz. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil. 2. (a.b.a. karşılığında. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para.) kötülük düşünen. Buğdan beyleriyle Dobra. çarpık. korkak.) fena yapılı. (bkz.b.b.a.f.) inkisar.zf. tar. (a.c.s.i. huk. (f. (f. tar. hasetçi. güç. f a h y) .) bedene mensup. (a. yâni emsaline uygun peşin para.). (f.) nazarı değen. tar. kötümserlik.kaba [kimse]. (a.a. tar.) biçimsiz. vücutça. aşk. .i. (bkz: bidde).) fena kokulu. vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler.i. (f. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi. her şeyi fena gören adama yakışacak surette.) bakkal. (a. (f.i. (a.zf. karşı.zf. (bkz: ivaz). budun) kurbanlık deve. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden. cisim. ten. zeamet. Terbiye-i bedeniyye (a.s.) '.s.c.b.s.) 1. bed'an).) hâin.s.s. ebdân) gövde. (f.c.s. sonu kötü. (a.b. beden ile.) takat. bedeniyye beden-kâr beden-nûr (f.s. huk. ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel.i.) hiçbir şeyi beğenmeyen. (f.s.i.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket.b. tımar sahiplerinin haklarını. (bkz.b. inatçı.s. [büyük memurlar giyerdi].b. (f.) yerine.bed-bînâne bed-bînî bed-bû bed-bûd bed-bûk bed-cins bed-çehre bed-çeşm bed-çihre beddâl bedde bed-dil bed-dimağ bed-dua bed-edâ bedel bedel-i askerî bedel-i cizye bedel-i hâss bedel mâ-yetehallel bedel-i misl bedel-i nakdî bedel-i öşr bedel-i rakabe bedel-i tımâr bedel-i zeâmet bedelen beden bed'en bed-encâm bed-endâm bed-endîş bedene bedenen bedenî. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık.) çirkin yüzlü. (a. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. (f. (f. kambur. (f.) kaprisli. bed-çihre). cinsi bozuk.) samur kaplı bir nevi ceket.s.s.b. [büyük memurlar giyerdi].b.a.b.i.s. 2.

güzel söz söyleyen. 2. mükemmel bir şeyi icâdeden.) başlangıç. kadın adı. göçebe.f. bedîhiyyât be-der be-dergâh .b. mayası bozuk. fenalık isteyene yakışacak surette. eşi ve benzeri olmayan. bedîhiyyât) 1. bed-fermâ (f. âşkâr.zf.) aleyhte bulunan münafık.) her şeyden şüphe eden. delilsiz. ideal. bed-hu[y] (f.s.i. açık. bed-fercâm (f.zf.s.b. meydanda. bed-güher [gevher] (f. Bedevî (a. garip. 2. dedikoducu.i. bed-gümân (f.t. bed'etmek (a.m. bedîhî (a.) güzellik yeri.i. göçebelik.f. ed.) 1. şüpheci. bedîdâr (f. Seyyit Ali'nin oğludur.c. i.zf.b. i. söylemeye alışık bulunan kimse. bedevîyâne (a.) âkibeti. bed-hâh (f. 2. eşsiz ve görülüp işitilmemiş. bedevî (a.) kötülük. bed-gevher (f. bed-hisâl (f.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler. hüveydâ).) ilk başta.) hâli kötü.b. soysuz. bed-kâr). bedîh (a.) hasletleri.s.(f. gün gibi aşikâr hakikat.b. 2.s. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey. (bkz. (bkz.c.s. bedîhî'nin c.s. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim.b.s.s. düşkün. akla kendiliğinden gelen. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi.) 1.b.) meşhur.i. tar. besbelli.a. bedeviyyet (a. bedîa (a.) yaptığı işler kötü olan. birdenbire söylenen güzel söz.b. bedâyi') 1. bedi' (a. i. 2.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden. kötü huylu.) bedevîlik. huylan kötü. bedîa-i hayâliyye ülkü. bed-fiâl (f. bedîa-zâr (a. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin. huysuz.s. tabiatı fena. septik. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir.) başlamak. mayası bozuk.s. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak.b. çölde yaşayan.) dışarı.i. düşünmeden. görünür.) şan ve şerefi büyük olan.b.i.b.i.s. estetik. kapıya çıkma. bed'et (a.) cevheri fena. bed-girdâr (f.) her işin fenalığını isteyen. yeni. bed'eten (a. başlangıç.b.) bedîhe. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan.s.s.s.b. 3. bedestân (f. (bkz: be-ziztân).) 1. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü.b.) içi. bedîhe (a.s. sonu fena. kötü huy. bed-gû (f. (f. açık olan.b. onun babası Seyyit Mehmed. 2. bedîd. bed-hâhâne (f. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı.) çölde yaşayanlara uygun bir surette.s.i.s. bedîhe-gû (f. bed-hâl (f.a.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı.s.b. 2.i.).) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat.) l.) 1.b. i. fr.a.

s. (f.) bedîhî olma. (bkz. delil.) kötü adlı. (a.i.s. serkeş at"l. bider) 1. kötü tabîath. dâima.) ayağı uğursuz. Necîbiyye'dir]. aslı fena.) hareketi.s. güzellik. parlak dolunay. (f. kötü damarlı [insan ve hayvan]. fena tanınmış. i.) 1. h.s. koyu arasındaki kirli bir renk.s. (f. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. (bkz. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi].b.) soysuz. güzel.) 1. (a.b. (bkz: bedre2). kötü olan. bir yazı stili.b. huysuz.s.b.s. işleri kötü idare eden.b.s. 2. 2. besbeüilik. (f. çirkin suratlı. (a. bedri). i.) kötü huylu. (f.c. yakışıklı.b.i. zf.b. 2. (a.) 1.) fena yola sapan.a. hoş.i.i.a.b. (bkz: bedri). (a. kuzu. ed. (bkz: ivaz). sözünde durmayan. (f.b. kötülüğü metheden.) iyilik etmeyen. kılavuz. kendini bilmeyecek derecede sarhoş.s. (f.s.) rezil.b.) 1.) 1. (f.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye. (f. (a. (f.s. gidişatı fena olan. ayın ondördü.]. bezreka). (f. (f.) işi. . 2. bayağı [kimse].bedîhiyyet bediî bedîî kırâat bedîiyyât bedîl bed-kadem bed-kâr bed-legâm bed-lika bed-maâş bed-mâye bed-meniş bed-mest bed-mestî bed-mihr bed-nâm bed-nesl bed-nigâh bed-nihâd bed-nijad bed-pesend bed-peymân Bedr bedr bedr-i bülend bedr-i kâmil bedr-i münîr bedr ü kemâl bed-râh bed-râm bed-rân bed-rây bedre bed-reftâr bed-reg bedreka bed-reng bedri bedriyye Bedriyye (a. Ahmediyye. dolunay.s. 3.s. âsî. 2. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma. çapkın [kadın].b. (f. kademsiz. (f. insaniyetsiz. (f.) 1. (f. [bedri kelimesinin müen.b.b.b.) aslı kötü. 2. (f.) soysuz. içi altın dolu kese.s. süslü. 2. çöl adamı. 2. serkeş.s. açık olma. 3. 2. rezil.b. (f. erkek adı.i.s. kötü sarhoşluk. (f.b. sarhoşluğu kötü. soyu bozuk. lâtif. (a. hareketi kötü. ilm-i bedâyi').) kötü düşünceli.) açıkla.s. sütü bozuk.) ayın on dördüncü gecesi.s.s.) kötü bakışlı. güçbeğenir. kötülüğü beğenen. orospu.b. soysuz.) aslı. bedevi.) yol gösteren.b.b. (f.i. müşkülpesent. (f.) andında.s. (f.) yaşayışı davranışı iyi olmayan.a. i. Bahâiyye.) 1.a. (f. 2.i.b. aslı bozuk. ayın ondördüncü gecesi.h.) "gem almaz. (bkz.s.) bedmestlik. içi altın dolu kese. oğlak derisi. sözünün eri olmayan. i. fena sarhoş.b. sert başlı at.) kötü yüzlü.) Hz.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup. hareketi fena. (f.b.s.b. bir şeyin karşılığı. işi.i. (f. Kemâliyye.s.) 1. (f.s.) estetik. söz dinlemeyen "kimse. kadın adı. (a. bu savaşa "Bedir Gazası" denir. adı kötüye çıkmış.s.i.

a. f. serseri.) kuyruğu kesik.s.b.s.a.s. (f. yürük at ve katır.i.a. (a.b. ("ga" uzun okunur. (f. (f. (bkz.b. (a.b. aşın. yaradılışı kötü (f. Allah hakkı için. iç sıkıntısı. pek ziyâde. kartal. bügas). beter. (f. yuva.i.6.8) sayılan da kullanılır.) 1.bedrûd bed-sigâl bed-sîret bed-sirişt bed-sûret bed-şükûn bed-tâli' bed-tedbîr bed-ter bed-tıynet bedûat bedûh be-dûş Abâ-be-dûş Dûş-be-dûş bed-üslûb bed-zebân bed-zehre befm befş beft beftere befterî beganûş begas begayâ begayet begend beğnek Begter behâcet behâim be-hakkı be-hakkı Hudâ Behâiyye behak behâmîn behas behatt (f. (bkz: behek). (f.i. süt lapası.) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri.). kümes.) eşkin.) fena düşünceli. tezgâha mahsus ağaç tarak. (bkz. (f. a.) askerlikte keşif kolu takımı. Ahmediyye.) sütlâç. bidrûdj. değersiz kuşlar arasında adı geçer]. tasa. 2. omuz omuza. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar.i. . (f.) kötü huylu. tabiatı fena olan.) hakkı için. bedâat).) yaratılışı.i. biçimi kötü.i. ağzı pis.s. âşyân). lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî. (f. 2. (bkz.s. herkes hakkında kötü söyleyen.) korkak.s.c.) güzellik.c.) 1.i) susama. Zeyniyye. (f.a.) fena istekli. ("ga" uzun okunur.s. (bkz: zer-beft).i. (a.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık.b. [kelime "befem" şeklinde de kullanılır]. (f.s. niyeti bozuk.) tabiatı. (f. kefterî). [öteki şubeleri Bed-riyye.b. soyu bozuk.i. (f. (a.a.b. ağzı bozuk.b. esenlik.i. abası omuzunda.e. (bkz. (f-i-) bahar mevsimi.i.b. gidişi kötü.).i.i.i. bagsân) 1.).) omuza.) tavrı.i. (f.a. (f. . folluk.) pek çok. (f. Kemâliyye.s.) talihi kötü. (bkz. behîme). yüreksiz.) sık dişli çulha tarağı. (bkz: şûr-baht).i. esenleme. tavrı. (a.i. (f.1. (f. (bkz. ("ga" uzun okunur.zf.i.) veda. (f.) eskiden kullanılan zırhlı elbise.) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime. güzel yüzlü oluş.s. bed-sîret).s. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2. bayağı adam. ahlâksız. (f. kötü dil.) azamet. çok kötü.z.) keder.s.) uğursuz. Necîbiyye'dir].) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş.a. ödlek.b.i.) daha kötü. (a. karga.s. debdebe. son derecede. güdük [hayvan].) hâli.a. (f.4. omuzda. (a. (a.b. (bkz: atş). (bkz. (f. talihsiz. (a. 2.b. bigas.

güzel.) 1. Basra civan v.b. (a.m. (bkz. pürüzsüz ses. mutlaka. (bkz: adn. sırtlan yavrusu.) emir ve işte çabukluk. 2. hayvanı.) 1. hebetude. (a. (a.i. (bkz: behkene). behkele). (f. (f.s. (a.i. toplanmak. sıhhat. sevinç.).b.s. 2. (a. behâim.a. hep bir yere. (a. (a. (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi.b.s.i. güleryüzlü [adam]. alacasız hayvan. yalan söz. (f.a.) cennet gibi yer.) meskeni' cennette olan (= merhum). hayır ve iyilik seven.) her halde. (bkz. güleryüzlülük. Şam ovası.) güzel ve gösterişli genç [erkek].zf. 2. sevgili.) narin. s.) toplu. sağlık. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam]. (f. 2. şirinlik. (a.s.i. (f.) cennete gitmiş.). 2. (f. (a.s.i. . güzellik. her bir.). (bkz.) her halde. (f. hayvanlık hâli.b.i. cennetlik. mutlaka. güzel idare. (a.i. sütlâç. behcet'den) şen.) 1. (a. (bkz. 2.i.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın].i. (a.) keyfi her zaman yerinde olan [adam]. behîre). (a.s. meç.). 2. şen. 3.behbûd behc behcet behdel behek behem behem-ber-âmden be-heme-hâl behem-zede beher be-her-hâl beher-mâh behet behhâs behîc behîce behîle behîm behîme Behîmî behîmiyyet behîr behîre behişt behişt-i dünyâ behişt-i gümgeşt behişt-âşiyân behişt-hırâm behiştî behiştî-rû behişt-nişîn behişt-sîmâ behişt-zâr behîte behiyye. bahhâs).i. hep bir yerde. kadın adı. güleryüzlü [kadın]. (f.zf.s.b. az su.) 1.i. ince ve güzel vücutlu kız. az şey. (a. nefret.s. (a. nasıl olursa olsun. (a.s. behî Hediyye-i behiyye idâre-i behiyye behkele behken behkene behkeşe behl (f. (bkz: bâhem). 2. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir].b.i. birarada.) 1. (f.) behişte mensup. behâyim) dört ayaklı hayvan.s. elbette.) cennet gibi güzel yüzlü. fr. birikmek. kızmak.s. düz siyah şey. (f.) l.s.i.b. behâ'dan) güzel.) her ay. bihişt. güzel.) iftira. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. (f. erkeğin memeleri büyük olma. hayvanlık. 2.b.s. (a.) her. fırdevs).) hayvana mensup.) huri gibi güzel yüzlü.) kaybolmuş cennet.) cennet. müteessir olmak.) iyilik.) cennette oturan. lanet.i. uçmak. (f.s. (a.i.) 1. (f.a. dik.s. her biri. topluluğu bozmuş. (f. (bkz: behîle).) cemiyeti dağıtmış.) 1.i. (f. soyu temiz [kadın].b.c. bir işi çabuk görme ve tutma. (f.s. erkek adı.zf.s. güzel hediye.b. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam]. behak). (f. (a.

i. oğlak. 4. (f. arzuya bırakılmış şey. Acem pehlivanlarından birinin adı. kırmızı gül.) 1. (bkz. (bkz: nıatkab. 3. (f.) . paylı. (f. 3.b. pay.) çok ziyâde. bühlel).) behremendlik.) l. (bkz: bâhmân).i. ümidin boşa çıkması.s. 2. (f. (f. 2.) sakîl. 2.s. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş.) asfur çiçeği. yaralardan gelen irin. eksik veya ayan bozuk para. boşuna.i. miskab).) onun için. uzaklık. (a. 2. (bkz: bühme).) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup. (f.) 1. fazla. (f. anlayışlı. kaba.zf. felâket. (a.s.s. ortak.b.) şişmanca ve vücudu güzel kadın.s.b. (f.i. 3. erkek adı. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru . kısmet.s. 2. bühüm.) behreli. hisseli.i. bot.b. (f. (bkz: behre-mend). (a. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot. 2. (a.c. bihâmât) 1. (a. 2. filan. (bkz: behrâmec). beyaz pide. (bkz.güleç. (bkz.i. iyi huylu ve dâima gülen kadın. Merih yıldızı. 2. 3.s.s. behremen behreme behreme behremend behre-mendî (f.) behreli. çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür].i. 2.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare. (f.s.i. (f.i. her renkte olan leylâk çiçeği. çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı. kadınların kullandıkları allık.) 1. i.i. yeşil elbise. 2. nasip.) 1. keçi otu.) burgu. zekî.i.) yumuşak [yer]. Hindlileriıı ibâdeti. saç ve sakalı kına ile boyama.i.i. bâh-nâme). . (a. boş. (f. 2. bihâm .) 1. çok gülücü.s. (a. 4. (f. çirkin [adam]. 2.i. (a. 3. kadın adı. çok gülen.i. kuzu. c. (a. güler yüzlü. buzağı.) 1. delice hareketleriyle meşhur olmuştu. (f. 2. (a. asfur çiçeği. güler yüzlü. 2. bühlûl). 3.h. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur.) 1. (f-i-) (bkz: behrâmen). tedbirli. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. (a. kavrayışlı.i.i. maymun. (f.zf. mesafe. (f. [doğrusu pehnâne'dir]. hisseli. bir nevi kırmızı yakut. kırmızı gül. (a.) 1.) 1. (f.) kalın kuşçu eldiveni.i.b.i. iş.h. (f. ondan dolayı. iyi huylu ve dâima gülen adam.) 1. (a.) behrelilik.i. hayır sahibi. (f. ortaklık. beyhude. 1. c.) abes. 3. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı. (bkz: behrâmen).behle behlel behlûl Behlûl behmân behmâr behme behmen Behmen beh-nâme behnân behnâne behnâne behne behneke behnes behr behrâ behrâm behrâme behrâmec behrâmen behrâm-tel behre behre-ber behre-berî behrec behre-dâr behre-dârî behrek behrem behremân.) şerik. faydasız. kırmızı düzgün. bâtıl.b. behrelilik. (bkz: behre-dâr).) şeriklik.) hisse. filanca.i.b.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. işe yaramaz şey. pay-hhk.) 1.

) yakışıklı. ergen [kimscj. s.) maksat ve meramına ulaşan. yiğit [adam]. (f.i. cumba. ahras. göğsün içi. kederli. "ebhâ. geniş meydan. (a.s. 5.) hiç evlenmemiş.) dilsiz [adam]. şaşakalmak.ûmî'den hilâfet almıştır.a. (bkz. 4. ("ka" uzun okunur.i.s.b. 2. 2.) yalan söyleme.f.s. (f. ermek. (a. pesmet. [bu iki mânâdaki c. yırtık.s. makara. (a. neşe ve güleryüzle karşılama. yılmamazlık. ebkem). sebat.i. evvelki hal üzere kalmak.) akran. sofa. (bkz: bikâmet).i.s. köşk.) hükmünce.) şaşkınlık. bühüvv" gelir]. 1039 (1629/1630)]. kanunu koyana göre.) 1. (f-i-) l. .i. 5. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik. a. çıkrık.i. şiddetle göğse vurma. (a. yaslı.i.zf. alalie. sarhoş. ileri kakma. (bkz: Mekke). 2. (a. eş. (a. 2.zf.) 1.) kırmızı boya ağacı. yer. kuyu vesâirede kullanılan çark. (a.) dilsizlik. genç. (a.) bir miktar. 3. (bkz.). (f.c.b.s. kahraman. iyi nâmın kalması. (a. (f. az şey.s. yalan. yer altında hayvan ağılı. hükmüyle.i. boğazdan mideye kadar olan aralık.ö. be's).) l . bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira.) hisse ve nasîbi olan.i. çardak.i.i.) hisse ve nasibini almış.i. dökük. (a. 3. (bkz: mebhût olmak). muâdil). (d.i. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur.behrever behre-yâb behs behsûs beht behte uğramak behtere Behûriyye-i halvetiyye behût be-hükm behv behv. donakalmak. pejmürde. rahim ile mahrecinin arası. (a. cür'et.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri.h. (a. bikr). 2. hayranlık.b.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire].) 1. peksimet.s. sabah. (f. salon. fr. 3.) erkek görmemiş kızın hâli. (a.) katı ekmek. (bkz: küfv. misafir odası.) dediğine göre. kızoğlan kızlık. süslü delikanlı. içkiye düşkün adam. 2.i.i. b.i.i. (f.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı.) 1. (bkz: nail olmak). (bkz bakkam). (a. (a. (a.i. (f. kazanmak ve maksadına ulaşmak.) Mekke'nin eski adı.i. (bkz. Edirneli olup Alî-yür-. bâkilik. s. (a. (f. ? . sözüne göre. erken.) el içinde. çok içki içen. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. behve behz beis bejendî bejmân beka beka-yı şöhret bekâm bekâm olmak bekâmet bekâr bekâret be-kavl be-kavl-i âri' be-kef bekîl bekîm Bekke Bekkem bekre bekrevî bekrî Bekriyye-i Halvetiyye beksimat bektâş (f.) devam. 4. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir. kızlık. hüzünlü. avuçta.) geçim darlığı. (a. 2. (a. (a.zf. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur. şöhretin bekası.

müzevir.f. aç gözlü. sersemlik.) ökçe.i. (a. emme. musibet.) 1. (a.) çöller.s. belâd belâdet belâdır. . (a. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. pürüzsüz söz söyleme. (a.b.b. ıslaklık.s. (a. 2. (bkz: anadil). büyük gaile. (a.) su gibi ıslatan. belâya) gam.) 1. yeniçeriler.i. yakut.) 1. (kara belâ) meç.) ilk doğan çocuk. lokmanın yutulması. günahkâr.) 1.) izansızhk.s. 2.f. ilâhî teblîgat.f.bektaşlık Bektâşî Bektâşiyân bekûrî bekûriyyet be-küsiste bel' bel'-i lokma bel bel belâ Kalû-belâ belâ belâ-yı berzah belâ-yı hilkat belâ-yı nâgâh belâ-yı siyâh belâbil belâbil belâde.s. sözün düzgün. olaylar.b. tasalar. çözük.b. telâşlar.) vesveseler. belbâl'in c. (a. gümüş.f. hayhay.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen.) bönlük. altın.) belâ çekmiş.) 1.s.) belâ görmüş.h. evet dediler. apathie. düz ovalar. (f. ed. (a. (a. acı olan hâdiseler. (a. yaratılış belâsı.b. çözülmüş.s. [kadınların kullandığı]. (a. apansızın gelen belâ. (f. gevşek. (a. kusursuz. (a.e.s.s.i.i.i. yetiştirme. (a. belî).i. (a. (a. kalın kafalılık. kopmuş.) bülbüller. (a. bülbül'ün c. belâ savmak için verilen sadaka. gelin tacı.) uzdillilik taslayan.i. ıslatış.i. eriştirme.) uzdillilikle. 2. (a. 2 .i. kuruntular.) belâ çeken. (a.i. (f. şey. gayet zor iş. (f. (a. pisboğaz. fena şey. belâdûr belâ-dîde belâg belâg-ul-mübîn belâgat belâgat-fürûş belâgat-fürûşâne belâgat-fürûşî belâgat-perdâz belâhet belak belâ-keş belâ-keşîde belâkîk belâl bel'am müsâvîlik. abrutissement.f. elmas. kopuk. budalalık. (f. obur. yutma. pekî. (a.b. eşitlik. uzdillilik. yutulma.) evet. yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı. uzdillilik. iyi. ve i.s. terbiyesiz. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır]. ilk evlat. güzel. (a. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı.i.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse.i.f. 2. (bkz: beyân).) belagat füruşluk.f.) ayaklan alacalı olan at. 2 . belâya çatmış. yetiştirilen söz. zümrüt gibi süs eşyası.zf. (a.i.i. iki belâ arasında berzah gibi olan yer.b. (bkz: bilâl). fr. âfet.e. bülukka'nın c. Hz.i.i.) ilk evlâtlık. 2. 2.) belki. alıklık. (a. akılsızlık. Kur'ân-ı Kerîm.i. ceza. (bkz: ârî.) 1. Bektâşiler.s. (bkz: bilâ-de). eziyet ve sıkıntı çeken. kötü kimse. uzdilli olana yakışacak surette. düşük.c. keder. bektâşi'nin c.) 1.) 1.

i. bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire. belme-rîş (f.i.i. belesân (f. 2. fasîh. dağ soğanı. ıslaklık. telâş.) belâya uğramış. ne bilirsin.s. iyi su verilmiş çelik. bellût-ül-arz bot. belbâle (a. beliyye'nin c. a. bilâd. beliyyât (a.) 1. ölecek halde. (bkz: belendîn). pelesenk ağacı. iri. (bkz: bülend). bir çeşit yerli kumaş. belendîn (f. be-leb (f. yer palamudu. kavga. belediyye (a. kuruntu. 2.f. memleket. tasa. buldan) şehir. kılıcın cevheri ve menevişi. belbûs yabani soğan. beledî (a.i. ahmaklık.s.i. harap ve boş [yer].) ihtimâl.b.) kapı pervazı. ahmak. kederler.c. belensem (a. belka' ("ka" uzun okunur.s. beled (a.s. ok mahfazası. beliyye (a. 2.e. beliğ (a. kasavetler. belâgat'den c. hastalıktan iyileşen. belmâ-rîş). 2. keder. i. belbâl.i. beliyye'nin c. bir şehrin temizliğine.) dudakta.) 1. kederler.). yağmurlu. kasavet.) 1. belde (a.) katran. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere. belâlek . bülega) 1. belel (a. 4.f. 2. belki (f. belka' (a. balsama ve bu ağacın yağı. s.) belâ tartan. umulur. tasa.b. ıslanmış şey. geniş olan kadın. belâdet'den) iz'ansız. cevherli. (bkz: belibil).i.(f. belîd (a. bellût (a.s.) saban [çiftçilikte].i.c. küçük aptest bozulacak yer. temreni. belâ).i. cilt bezi. memleket. kaba şey. belîl (a.) 1. kapı pervazı ve çerçevesi. kasaba.) bönlük.s. (bkz. beliyyât) felâket. bön. belîha (a. 2. belsemî belârek.) 1. fasîh. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır].i.) şehir.) pelit ağacı. gamlar. düzgün söz söyleyen. 3.) felâketler. belâya.i. memleketli.s. belmâ.) alaca.s. belâbil) vesvese. belme (f. belend (f. şehirli. ahmak. mücâdele. tasalar. pencere çerçevesinin alt tahtası.s.) evet. olabilir. (bkz.s.e. Can-be-leb canı dudakta.) belediye.i. bir çeşit haşhaş.s. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme. belâ-senc (a. meşe palamudu. tasalar. düşkünlük. yaşlık. Beled-ullah.s. düzgün [söz veya eser]. hattâ.b.i. belmâ-rîş (f. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş.) beliğcesine.zf.) felâketler. sersem. beleh (a. budala. kılıç. sar-mısak. bilâh) arkası büyük.f.) 1.i. zafer.) tenha [çöl]. fasîh ve düzgün olarak. belvâ). (bkz: ârî.c. gamlar. pelesenk yağı ile "ilgili.i. bellûa (a.) faydasız. belîg-âne (a. belî (f. serin rüzgâr. belâ-zede (a.b. 2. 2. alaca bacaklı [at]. belâyâ (a.c.i. belham (a. 6.) bot.b.s. keder.) kabasakal.i. mihnet. 5.zf. bell (a. (bkz: belend2).) ıslatma.

birini emri altına alma.) peltek [adam]. ünlü. (bkz.) 1.i. (f. bâm2).s.i.i. duvardan dışarı çıkan direk ucu. bender'in c. lât.) 1. yalan. pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir. kızlar.b. meşhur. kınaçiçeğigil-ler. 5 .i. sâde kostüm. 2. tambur gibi çalgılara takılan tel. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası. (f. bint'in c. (f. (f. bilye).) çıkıntı. (a.i.) keder.) namlı. tasa. nöbet. bunduk'un c. makale.) kırlangıç. hîleci. terkîb-i bend). dolan. hastalıktan kurtulma. (a.s. (a.) Belûcistanlı. kuklalar. mafsal. (a.) 1. semiz kızlar.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır].) ticâret yerleri.s. (bkz: ekûl).) defa. e d.) parmaklar. etli.) 1. baraj. palamutlar. boğum. tevazu. 2.) [doğrusu bül'ûm'dur]. kadın kısmı. (bkz: beng).) bot.i. gam. (a. bebekler. 2.) 1. (a. 2. bül'ûm). bağlanmış. (bkz: bülûl). (f.i. (bkz: bünbek).i. çitlenbik. palamut.i. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna . bağlama. muz. bel'den) çok yiyici. s. bağlı. (f. (bkz.i. 8.belsemiyye beltem belû' Belûcî belûl bel'ûm belûs. [bâzan "el" mânâsına da gelir]. 3. (a. bağ. ticâret iskeleleri. "-bülûl" şeklinde kullanılır].) nakışsız. kan çıbanı. 2. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır]. beliyye. (a. (a. (f. parmak uçları. Alkaid. (a. 2. (a. en ince ve en kalın tel. [nazımda bem şeklinde kullanılır].i. ["bene". balsaminees.) l.) iri çıban.s. 3. 4. kadınlar. ıztırap. ekşi elma. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır]. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım. ekin. (demir bağ) kelepçe. eta Ursus Majoris. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot. gönül bağı.i. (f.i.hîle.i. fr. pes perde. bülûs belût belûtiyye belvâ belvâje belvâye belvâz belyâd bemm Zîr ü bemm ben benâbe benâdık benâdir be-nâm benâm benân Müşar-ün-b'il-benân benât benât-ı Havvâ benât-ı na'ş benât-ül-lahm benâver benbek benbel benc bend bend-i âhenîn bend-i dil bend-i hisâr (a.i. 3. 2. muz. fıkra. (f. yular. rabıta. 2) astr.) 1. 1. su biriktirmek için iki dağ arasında yapılan set.i. felâket.). ekşi şey. (bkz: tercî-i bend. parmakla gösterilir. alâka. [kelime "kesb-i belûl" veya. s. ing.i.i. kurşunlar. (a.h. 1) naaş kızları.i. sûz-i dil.i. (f.i. yuvarlak. harman. su mecrası için yapılan kemer. (f.) "ban otu" denilen. (a. fr. 6.) bot. kanun. (a.i. fındıklar.i.) bot.) kurtulma. meşhur. meşe ağacı. benetnash. meşe ağacı meyvası. 2. bağ.i. ilgi. sevgi. (bkz. 7 . bağlayan. madde. (a. (f. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı.) parmak ucu.

sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır. bir şeyi fındık gibi ufaklama.c.i. (f. (f. köleye ait.b.) bende-pervercesine. kullar. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi.) bende-nuvâzcasına. adamını taltif eden.b. bendegân) 1.) köle besleyicilik. meç.a.i.) köle çocuğu. (f. (f. kopça. abd). eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası. (bkz.i. (f.c. (bkz. para ile satın alınmış köle.i.) atılmış pamuk yumağı. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. pûselik'in re şeddi yapılarak. kölenizin evi (= bizim ev). satın alınmış köle.i. . kul. Pûselik için re bekar.b. vurgun kul. hiddetli bakma. emir kulu. liman. ferman kölesi. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü. düşkün köle. esir. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan.zf.) 1. (f. [eski nezâket dilinde] köleniz. gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet. intisâbeden. (bkz. köle.) esir.) küçük iskele. köle. (f. bendine). 2. bender-geh benderz bendeş bende-zâde bendî sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir. iyi muamelede bulunma. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır. bendelik. (f.). köle.b.i. (f. (f. köleler. Makam umumiyetle inicidir. (bkz.) kul. (f.i.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme.zf. işlek ticâret iskelesi. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra. bende'nin c.b. (f. bendek).i. ubûdiyyet). Makam.) 1. (f.i.bend ü belâ bendaka bende bende-i direm harîde bende-i efgende bende-i halka-begûş bendeferman bende-i üfkende bende-i hirîde bende-niz bende-gân bende-gî bende-hâne bendek bendene bende-nuvâz bende-nuvâzâne bende-perver bende-perverâne bende-perverî bender benderek bender-gâh.b. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek. 2. 2. sert bakış. (a. re bekar.b.) [eski nezâket dilinde] köle evi. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı. (f.i.s. taraftar. (f. şehir. 2. (f.i. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir. bendeş). bendîme. pâdişâh hizmetinde olanlar. benâdir) ticâret yeri.i.i.) kölesini. kölelik. çâker-hâne).b. mendirek.) çuvaldız. öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde. sultânî-yegâh için de sol bekar. (f.i.b. bağlı.) işlek iskele. (bkz. adam besleyici.i. kulunu. bendeye mensup. sultânî-yegâh icra edilmektedir. (bkz: bendime. meç. kulluk. kulağı halkalı köle. (f. itaatli.) 1.s.

bendîme bendîne bendiş bend-rûg bendukî bene benefsec benefsenciyye benefş. (f.) "Kâ'be-i muazzama". emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır.i. (a. fenalıktan kaçınma.i. (f.i. kanal.s. (a. ilik. esrar. [bu resim. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak delik. su bendi.) çok zaman çorap yapılan adî ipek. küçük çitlen-bik. benâyık) 1.i.) benk tiryakisi. 2.b. atın göğsünden yukarı.) 1.) ince urgan. gökyüzü. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu.i.) 1. (f. Hâşim oğulları.) 1.b.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş. esas. (f. i.i. (a. (bkz.i. (bkz.i. burçak nevinden. bendîme). raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı. 2. (a. insanlar.i. bağlanmış. menekşe.s. [benî kelimesi. (bkz.) kötülükten. (a.bendîde bendime. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur. (f. oğullar.s. (f. palamar. çekinme. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi].).i.i. İsrail oğulları. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş.) bot.) keten bezinin en iyisi.b. mercimeğe benzer bir mahsûl. (f.s. tembellik. akıllı. (bkz: bene). 2.i. menekşegiller.i. eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı. 2.i.b.c.) menekşe. mor. (f.) menekşelik. (f.b.i. köle olan.i. violacees.) bot. dülger. binâ'dan) yapı yapan.i.) 1. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri. insanlar.) cetvel.) yığın.) tar.i. Emevîler. (f. (a. bağlı. (f.) çocukları uyutmak için söylenen ninni. Yahudiler.i. mimar. (bkz: benefsec). (a. 2.) oğullar. savat. . c. 3. (bkz: menefşe).) .i. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir]. menekşe rengi.i. c. (a. ihmal. binan) güzel koku. (f. oğul ile ilgili. (a i) . (f. (a. küme.) 1.) oğula mensup. (f. s. s. 2. kalfa.) mor renk. benve). ip. esrarkeş.) menekşe renkli.) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış.i. i. (a. (f. esvabın koltuk altındaki parçası. temel. (a. keçeden yapılmış Türkmen evi.s. temkinli [kimse]. bendime. (a. asıl. (f. 2.) 1. benûh (f. düğme. bendine).i. (f. (f. esir. bendene. benefşî benefşe benefşe-gûn benefşe-zâr benek benek-i büzürg benes benevî benevre beng bengâh bengere bengî benî benî Âdem benî beşer benî Hâşim benî İsrâil benî Ümeyye benîk benîka benîn Beniyye benka bennâ bennâk benne benş benû. Ademoğullan. i.menekşe tarlası. fr. ibn'in c.

bürnüs'ün c.i.). berehmen'in c.i. i.s. yollanılmış. berâber (f. (bkz.) tersine. berâhime (a. berâhîn-i katıa kat'î.i. berârende (f.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri. berânis (a.a. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller. berâet (a. gönderilmiş.) dudu. üzerine getiren. [çok zaman silâh hakkında]. işlenmemiş ve ağaçsız bölge. bürhân'ın c.) l.i. genç kadın. boğumlar. yemiş.i.i. 2.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma.s. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman. ben-vân (f-b.i.). berâhîn (a.) beraberlik. berârî (a. göğüs. anlık.) deliller. [berg'in hafifletilmişi].) açık. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi. hasta iyiliğe dönme. ber (f. bebga). tanıklar.)tarla. aksine. berâgîs (a. 7. meyva. berât-ı cibâyet vergi. müsâvîlik. Bermek). ber-vech-i âtî. iyilik.) Berberistan adamları.) çöller. berât gecesi Peygamberimize.) birlikte bulunan. beras berâsin (a. farksız.i. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış. getiren götüren. Bermekî'nin c.i. 5. en.) alan. berâhencîde (f.) yırtıcı hayvan pençeleri. bir hizada. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman. müsâvî. meme. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren. berâhîhte.benûn.) mafsallar. bürsün'ün c.i. (bkz: bürnüs). ber' (a.s. berevât) [eskiden] rütbe. bir arada. berâberî (f. berâbire (a.i. evin kapısı. bir kitabın. abraşlık. benûh). ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi.s. Dil-ber gönül alan.).i. tanıklar. papağan. bürgus'un c. (bkz: bur'.) fazilet. 8. Semen-ber ak göğüslü. benû (ibn'in c. ber (f. sahralar.i bürcüme'nin c. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika.) oğullar. aşağıda olduğu gibi.i. berâcim (a. farksızlık. kucak. berâbir. şer'î usul veçhile. f. ber-akis (f. ber-nehc-i şer'î huk. (bkz. berâat (a. 4. sîne. benve (f.i.s. aklık. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. berât (a. yaprak.) yola çıkanlmış. h. leke hastalığı. (bkz. yaratma. berriyye'nin c. Berâmike (a. bepga ("ga" uzun okunur. meziyet. . güzellik.) çekilmiş. aklanma. başkanlan. kesin deliller.i. harman.e. berâh (a. benû. berâhîde (f.b. -ber (f. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller. 3.) pireler.b.) üzere. buru1). çıkanlmış. ekin bekçisi. aklık. genişlik.c. bir şiirin veya bir makalenin başında. berâat-i istihlâl ed. olgunluk.e. 6.i. 2.) üste getiren.i!) 1.

ayrılmış. (f. (f. (f.) l.) toplanmış. .s. sebat edici. sabit. (f. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse.) eteği toplu. tıraş eden. perişan. 2. kirli. 3.s. münzevî. cinsiyet için. zahmetsizce hatıra geliveren. sorgu maksadıyla. seçilmiş şey. insanlar.i. epi-didyme.oturan halktan olan. bırtîl'in c.i.i.) 1. fr. (f. yerinde değil. (a. beriyye'nin c. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey. 2. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı.e. halk. tedâvî için. doğrulamak için. bircîs). 2.s. (a.) 1.s. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. ed. 2. iş için. doğru ve münâsip.b. 3. 2.s. [bunun dışındakilere reaya denirdi]. evin damında bulunan oda. viran.b. hava değişimi için.i. mahlrkat.s. 4. (f.) Berberler ülkesi. 2.) 1. harap. pis. sundurma. kibarlık îcâbı. 2.i. fena.) için.s. (bkz: cihân-nümâ). dünyâdan elini eteğini çekmiş.) 1. saç kesen kimse. (a. kalın kilim. münasebetsiz. maksadıyla. (f.b. (a. (f.i.) anat.) rüşvetler. erbezi üstü. (f.) fukaraya verilen eski elbise.) berber dükkânı. tahtaboş. lyre. gezinti için. bütün halk. f r.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. bilgi vermek için.b. kameriye. berbâre ber-batt ber-belend ber-bend berber berber-hâne berberî Berberistân ber-câ Nâ-bercâ Pâ-bercâ berced ber-ceste Bercîs berçîde berçîde-dâmen berd gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman.b. (f.) Berber kavmine mensup olan. (h.i. hediyeler.) gayet yüksek yer veya rütbe.) soğuk.s.i.s. sütü çok olan deve. (bkz: çespân).s.i. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim. (f. "Müşteri" denilen yıldız. (a. kaz göğüslü. seçme. sağlam ve lâtif. lir. (f.) yemiş ağacı. (a. (a. (bkz.) yerinde. tam. hatır için. yaratıklar. nezâket. hemcins olması dolayısı yla.berât-ı terhânî berâtî berâtîl ber-âver berâverde berây berây-ı cinsiyyet berây-i hâtır berây-i isticvâb berây-i istikbâl berây-i ma'lûmat berây-i maslahat berây-i nezâket berây-i tasdîk berây-i tebdîl-i hevâ berây-i tedâvî berây-i tenezzüh berâyâ Reâyâ ve berâyâ ber-bâd berbah berbâr.) 1. (f. 2. i.i. tasdik etmek. karşılamak için.f.b. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç. 2.i.s.) 1.) 1. (a. halkın.b. Türk halısı. 3. uygunsuz. devşirilmiş.) 1. çardak. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli kısmı. (f.

s.s.) toplayıcı. bir yana atan. Hicaz'da bir dağ adı. (bkz. meymenet.i. hayırlar.) ' kölelik. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk]. pala gibi âletler. (bkz: berd-ül acûz düzeltme. maslûb). 3. (f. kılıç. Tabiî mertebesi 32/4 dür. asılmış [insan]. berhemen berehne berehnegî berehrehe berekât berekât-ı kelâm-ullah bereket berem berencen. parlatma. perdaht). bir köy. karavaş. (bkz: bürehne.s. (a. salbedilmiş. hamel burcu. cilalama. saadet.) 1. dâim. 2. Tanrı kelâmının verdiği feyizler.s.) çıplaklık.b. (a. tutsak. bereket'in c. (f. (f-s.) hek. bereketler. (bkz. . 2. (bkz. nakışsız ipek kumaş. (f. kâr. esaret. berâhime) 1. bolluklar. üste. köle. mutluluk. pürüzünü giderme. berencîn berend berendâhte ber-endâz kocakarı soğuğu.s.) yükseğe kaldırılmış. bolluk.c. 2.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir.i. Tanrı vergisi. (f. 2. keskin hançer. (f. (evi omuzunda) serseri.) puta tapan.berd-i acûz berdâht berçîn ber-dâr berdâşte berde berde Dâ-ül-berdet berdegî Berdeng ber-devâm berdiyy ber-dûş Hâne ber-dûş berd-ül-acûz bere bere-i felek bered ber-efşân berehmen berehmen. (bkz: ebrencen. bende).s.) kuzu. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki.i.c. Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları.i. Bu usûl. (bkz.b.i. yukarıya kaldırıp atan. omuzda. esirlik. 2.i. (f. hasır otu. (a.) muz. (f. (a. 2. (f.s. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı.) omuz üzerinde.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. i. (bkz: hamel). yok eden.i. meymenetler. yükseğe kaldırılmış. 2. (bkz: bü-rehnegî).i.) 1. mutluluklar. herek. peşrev. asma ve kabak çardağı. 2.i. 3. (f. (f.) 1. yemişli.) 1. on iki burçtan biri.zf. 32 zamanlı ve 14 darplıdır.s.a.i. (a.) devam üzere. mîde dolgunluğu.i.) 1. saadetler. düzleme. mîde dolgunluğu hastalığı. 2. (f. daimî). (f. üryan). devamlı.b.) 1. bolluklar. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir. (a. (f. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. (f. Suriye'de iki nehir. 2.i.s. sivar). b. (f. (a.) kocakarı soğuğu. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır. (f. (a.) esir.) en çok fırtınalı havada yağan dolu. yükseğe çıkarılmış. kadın bileziği. berekât) 1. Brahma dîninde olan. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır. kılıcın suyu.i.) 1.) çıplak.

(bkz: gaşiye1. haşa.) ağzın dış kenarı. (f. ağaç yaprağı.i. (f. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki. (f.s.s.) kardan. g.i. (bkz: berg--bîd). (f.) tersine dönmüş. mal.s. dudakların çevresi. 3. 1) söğüt yaprağı.b.b.s. (f. derin yer.) yaprak döken.) bent. [kelime Farsçada "azık.s. ahenk. dal budak. gül yaprağı. niyet. (f. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir]. (f. (f.) 1.ber-endâze berere berevât berevât-ı şerîfe berf berf-âb berf-âlûd berf-dân berf-dâr berfend berfîn berf-nâk berf-pâre berfûz. (f. (f. işi bozulmuş.) yaprak.i. asker. yüz çevirmiş.b.b. (f.s. bot. sonbahar yaprağı. kar ile ilgili. ters olmuş. (f. yeşil yaprak. iyilik severler. (a. (f. berg ü bâr berg ü şâh bergab bergamân bergâşte berg-bîd bergerde bergeşîde bergeşte bergeşte-ahter bergeşte-baht bergeşte-hâl bergeşte-rûz berg-rîz berg-rîzân bergüstvân (bkz: ber-endâz). (f. (f. berg-i bîd).) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü. çini veya tezhipte kullanılan. yaprak dökümü.s. su biriktirilen yer.) karsuyu. geçinecek şey.a. ejder.b. (f. (f. sıyrılmış.i.s. berfûs berg berg berg-i bîd berg-i çeşm berg-i diraht berg-i gül berg-i hâllkârî berg-i hazân berg-i ıtrî berg-i sebz berg-i ter berg ü nevâ berg ü sâz.) 1.b. g. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi. azm. nemed-zîn).s.i.) [eskiden] rütbe.i. (f. berât'ın c.b.) hayır sahibi olan doğru kimseler. (bkz. düşkün.) fena talih. gereç. (f. kar içinde. (bkz: sele).) ezberlenmiş.i.) büyük yılan.s.i. yük. nağme.i.) kış yaz karlı olan.) su bendi. hazırlık. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi. sonbahar. s.) yüz çevirmiş.) karlı.s.s. 2. göz kapağı.s.b. çekilmiş.) yıldızı tersine dönmüş. kuvvet. karlı soğuk su.) günü dönmüş.s. berr'in c.b. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu. (f. takat.) kara batmış. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar. pâdişâhlar tarafından verilen beratlar. . talihi ters.s. 1) yeşil yaprak. karlık. bot. (f.s. set. (a. 2) hediye. karı eksik olmayan. hatırda tutulmuş. malzeme.b. s.i. 2. sonbahar. (f.). güzel söz.i.) yaprak döken. (f.b.b. (bkz: berig). tartılmış. (f. s.b. (f-b. s.i. talihsiz. (f.) kar parçası. güz. bot.) kar. yiyinti.) geçimi güçleşmiş.) buzhane.

ziya). pay.i. 2. bir müddet için. (f.b. bir döşekte beraber yatılan kimse. (f. kır.c. torba. (f. (bkz: berhûn). sıçrayan.i. berîd'in c.s.) seçme. kaybolmuş. (f. set. (bkz.) kalkmış.) ışık. yaratık.) içinde ekmek pişirilen ocak. bürhûn). sahra.i.i. Satürn gezegeni (Zuhal). (f. (f. hamle edilmiş. 3.b.) karmakanşık eden. (bkz: bevj). berhâst ber-hayât berhe berhe min-ez-zemân berhem berhem-hurde berhem-zede berhem-zen ber-hevâ berhîhte berhîz berhûd berhûh berhûn berhûr ber-hurdâr berhur-dârî berhûz berhüyûn berî berîa berîcen berîd berîd-i cânân Berîd-i felek berîd-tayr berîdân berig berîk berîke Berîn Bâd-i berîn berî-üz-zimme beriyye Hayr-ül-beriyye berîzen berj berk (f. balık.i. (a. Hz.b.i.) "çarpışarak" birbirine girmiş.) havaya gitmiş. (f. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit. 2. haberci.b.s.) sağ.) berhudar olan.) karmakarışık.s. onma. en yüce.b.a. kadın. berîdân) postacı.) 1. 2. sevgilinin habercisi. hisse. benzen).) bent. onan. dağınık. (f. tan zamanı esen yel. çöl.) berhudar olma. (f.i. (f. haberciler. temiz. (f. (bkz: semek).s.) haber kuşu.) un helvası. (a. andaç. berâet'den) salim.b.s.). nasip. (a. fırın.i. (bkz.s. (f. (a.bergüzâr ber-güzîde berh berhâbe berhâne berhâste. delik.s.s. ınes'ut olan. oda. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. varoş. hâtıra. nasîp. 2. (a. seçkin. (f.) silâh çekilmiş.s.b.s. ayaklanmış. (f. (a. (a. hisar. küçük ev.a. uçurulmuş. (f.s. (a. ters.s.i.b. buruk) şimşek. .) hediye.i.s. (bkz: beve).i. ortası boş nesne. altını üstüne getiren.s. şimşek. yırtık.i.i. su birikintisi.b.çember. zaman. atılan. (a.) sabun. kurtulmuş.i.s. diri.) postacılar. (f. (f-i-). (f.b. su çevrintisi. 5. (f. berâyâ) 1. az şey.i. (f. habîs.) müddet.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili.) şiddetli kasırga. insanlar.b. (f-i-) l. döşek. (f. habîsa). yatak. 4.i.) eski veya harap bulunan büyük ev. parça. girdap.) hisse. (f. (f.) 1. kemer.b. tatar. 2.) kalkan. pek yüksek. dâire.b. yarık.b. (bkz: berg).c. ulak.b. halk. Muhammed. (bkz: buruk. sevinme. ulaklar.(bkz: berîcen). (f. altı üstüne getirilmiş. (a.) karışık.i. (bkz: berhüyûn). (bkz: pertev.s.i. parıltı.i. (f.) saçmasapan söz. minder.) zimmeti temiz olan. 3.c. aklanmış.) dağarcık.

) gençlik.b.s. Yemen kılıcı. kayısı. yiğit. (f. bürnâk).) ezberleme. bürku'). (f. (bkz: şahika. . Avrupa. (f. (f. mafsal ağrısı. şimşek gibi. 2. yerli. (f. hatırda tutma. 2.b. (a. (f. i. kökünden çıkarılmış.) arzusuna kavuşan.) yuvası şimşek olan. Fâzıl.s.) şeftali. (f.) alışıldığı. (bkz: kemâ-kân). (a.i. pırıldayın. buyurulan. romatizma sancısı. (bkz: matkab. delikanlılık. (f.i.b. 2. (f.a.a.kann ağrısı.b. (bkz: burna. (f.) şimşek gibi yakıcı.) mükemmel.) 1. gereğince.) 1. i. çekilip meydana getirilmiş. zarfın üzerine yazılan adres. emredilen şey.) şimşek gibi. nesne. (eski karalar. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır].s. (f. (a. deniz ve kara.s. meç.s.) zool.) mucibince. 3.i. büyük küp.s. devamlı.b. (f. her zaman olduğu üzere.a. âdet olduğu. elektrik. (a. sancı.s.) Çok ince ipek kumaş.zf.s.) genç. Cafer adında dört oğlunun soyadı. miskab).s. çarçabuk. (f. (f-i. küçük horoz. Yahya.b. (bkz: unvan).i. zerdali. çarçabuk.s. (f. bermâhe bermâl Bermek ber-minvâl-i sâbık ber-mûcib bermûde bermûde-i fermûde ber-murâd ber-mû'tâd bernâ Pîr ü bernâ bernâî bernâme bernîk berniş berniye bernûn berpâ berr Bahr ü berr berr-i atîk gök gürültüsü ile şimşek.zf. (a. (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu. Afrika. (f.) genç irisi. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep.b.) eskisi gibi. (f.i.i.Ra'd ü berk berk-ı hâtıf berk-ı şerer-hîz berk-ı Yemânî berkan Berkan ber-karâr berk-âsâ berk-âşiyân berk-efşân ber-kemâl berkend berk-endâz berkende berkeşîde berkıyye Sür'at-berkıyye Seyyâle-i berkıyye Ahbâr-ı berkıyye berkî berku' Berkuk berm bermâh. dileğine eren. kürkü.i.) dağ tepesi. göz kamaştıran şimşek. 2. [bağış.) şimşek saçan. bürnâh.s. (a. (bkz: kal').) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit.) parlayıcı.i. elektrik telgraf haberleri (a. mektup başlığı. doruk. ayak üzerinde. yıkılmamış. ihtiyar ve genç. toyluk.c. (a. kınından çıkarılmış.s.b. (f.zf.f.) l. (bkz: bürka1. ilerletilmiş. çekilmiş.i. delikanlı. zirve). 2. berânî) 1.) koparılmış. sökülmüş. (a. (a. ["berkî'nin müen"]. kıvılcım yağdıran şimşek.) şey.f. daimî.a.) ayakta.) kara toprak.s.i.a. topraklar) Asya.b.i.i.b. ince tül. yüz örtüsü. (f. (a. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor]. şimşek gibi. su aygın. fihrist. (a.s.) 1. parıldama. uyarına göre.) burgu. (f.) kararlı.) peçe.h. parlak.i. tecrübesizlik.) şakıma.i.

(a. afyon şurubu. önceden.) olduğu gibi. büküş.i. isteğine ulaşan. karlık. (f. (f. gönül isteği.f. nasipli. 3. olarak. 2.c.i. (f.) 1. karpuz. menfaati! olma. şöyle dursun. evin küçük kapısı. 2. verimli. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun. savaş günü. hayır işleyen kimse.) dönüş.i. 3.i.i.i.i. taze. bıçkı. (a. açık.s. topraklar) Amerika.i. edepsiz.) kara yoluyla. 2. rezil. haricî. (bkz: beyaban). 2.s. pleuresıe. s. berterîn berûmend berûmendî berûz Rûz-i be-rûz bervak bervâr. berr'den) 1. (f. değerli. incelenerek.) 1. tafsilâtlı. at koşumunun sırt kayışı.) esmer. (f. faydalı.c. lâzım değil.) 1.) sanzambak [çiçek].) 1.) zâtülcenp. ne ise ne. fr. (f.) kavga. savaş. şer'î hükümlere riâyet etmeyen.) faydalı.) su soğutmaya mahsus kap. bir yana atılan. 3. bitki. teferruatlı olarak. köşk.s. soğutmaç.i.) karaya [toprak] ait. Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. parlak. 2. (f.s. yabani.s.a. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk. arzu.a. satlıcan.b.zf. z f. yumuşak yer.i.i.i. 3. kara ile ilgili.s. kavun. 2.s. berârî) çöl.zf. sahra ve kıra ait. meziyetli. Şam çölü. (a. (a. pek. meç. (bkz: müberrid). hisseli. arka kapısı.) nurlu.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan.c. (f. .a. (a. (a.) 1. ova.i. (a. çayır. 2. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı.b.b. kolaylıkla. törpü. nurlu. çok en yüksek. pek parlak.i. (a. (f. aşağıda olduğu gibi. 2. (f. (f.berr-i cedîd berr berrâde berrak berrâka berrânî berrât berren berreyn berrî berriyye berriyyet-üş-Şâm berrüste bers ber-sâbık ber-sâm bersiyâh berş berş-i rahîkî berşân bertaft ber-taraf ber-teng berter. a'lâ.) daha. güzel kadın.) 1.) çukur. cübbe veya ferace kuşağı. güzelliği birden çarpan kadın.) eskisi gibi.b. Zenginliği bertaraf insan adamdı. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. Avustralya. havadar mesken. 2. bervâre bervâze ber-vech ber-vech-i âtî ber-vech-i peşîn ber-vech-i tafsîl ber-vech-i tahkik ber-vech-i yesîr (yeni karalar. (f. (a. (a.) 1. üstün.) 1. (f. peşin olarak. (f. 2. (a. döndü. alçak adam.) 1.i. tahkik edilerek.i. (a. ebrâr) doğru sözlü. ümmet.s. duru. sayfiye. (f.) gezinti için tertiplenen yemek. (a.i.

saçmasapan [söz]. 2.) (bkz: berz-gâr.) ziraat.) bostanlar. ince. 5. burzag2).i.) sofada oturan. tarla sürecek öküz.b. (f.i. tencere gibi yayvan kap. (bkz. be-sîmlik. 2. nâzik.i. (a. 3.) çiftçilik. harâset. . (f. (f. esneme. sâde şeyler. yetişir. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. yer düzlüğü. yararlık. çok.) 1.) kâfi.s. zirâat).) güleryüzlülük.i.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz. bir araya getirilmiş. yetişir. besende be-ser (bkz: ber-vech-i âtî) anlatıldığı üzere ortaklıkla. dar dil [denizde]. 2. berz-ger berz-gerî berzîger berzûg bes be's besâ besâit besâk besâlet besâmet besâre besâre-nişîn besâret besât besâtet besâtet-i arz besâtîn besâvend besbâs besbese besek. fenalık.e. basît'in c.ber-vech-i zîr ber-vech-i meşrûh ber-vech-i iştirâk berz ber-vech-i bâlâ berzah berzah-ı belâ berze berzec herzede berze-gâv herzen Berzenciyye berz-gâr. (a. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır]. ekincilik. zariflik.b. s. (f. bahadırlık.i. veya şey. şiddet. zafer tacı.i.i. kazan. zahmet.) herze. (a.i.sokak. (s. 2.) divanhane. biriktirilmiş. uşak.i. (f. s. güç. (a.) sazdan.) çift öküzü. ekin.) . ed. pek çok. (a. (f. köşebaşı. basitlik.e. korku. 2. budak. büstân'ın c.i. kahramanlık. yukarıda olduğu gibi.) çok çabuk yürüme. zor.) ekinci. yeter. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer. (f.s. yiğitlik. (f. (bkz: şecaat). cadde. (a.) basit olanlar.i. ziraat. düzlük. sofa. (f. (bkz: fılâhat. 4. hizmetçi. (a.i. (f.) 1. (f-i-) l. (a. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. zorluk. ekim. zarar. pesâvend). (f.) 1.) 1. kâfi. uzun kara parçası. serbest söyleyiş. besdek besend.s.i. dal.) baş üstünde.) yeter. [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir].) göz açıklığı.i. cesurluk. berz-ger. tamam. (f. s.i.) nice nice. mahalle. salon. yakışıklı. 2. (a. düz yer. (f.) 1. (f.i. dilde düzgünlük.i. 3. derin görüş. 2. 2. (bkz. (a.i. içinden çıkılmaz belâ. (a. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık.e.s. (a.i. tamam. 1. lâtiflik.) 1. (f. (f.s. (f.i. hayli.) dilâverlik. 4. (bkz: fâlih). can sıkıcı yer. sahra. şiir kafiyesi. sebze bahçeleri. azap. ziyan.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. 4.i. ipekli kumaş.b. 2.) etine dolgun delikanlı.i.) toplanılmış. 3.

) besteleyen.i. bessâm). nifak. 3.i. başlangıç.i. bağlılık.i. iftira.b. sabânın güçlüsüdür. (a. 2. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş. susan. 4. s. (f. (a. sefer hazırlığı.s.i.) kapı mandalı.) besmele çeken. ağız karası.) dudağı kapalı.i. "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. kapalılık. hazırlık. (f. (a.s. dağıtma. Bilhassa kuvvetli hüzün. (f. ziyâdelik. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç. (bkz: besmcle-keş). (a. (f. (f. (f. (a. besûr) vücutta çıkan sivilce. yol hazırlığı. 2. kapı sürgüsü.) 1. (a.) 1.) 1.i. 2. birçok. muz. kapalı olma. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir.) nefesi tutulmuş. muz. ufak çıban. dili bağlı. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam.s. (f.) muz. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re .b. (bkz: bâsim. (f. compositeur. 3. donmuş. 2. bağlı.) düğüm. şarkının makam ve ahengi.) besmele çeken.) l. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki.) geveze. dili bağlı. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir.) ağzı kapalı.) 1.s.be-ser ü çeşm besgûy besî besîc besîm besîr besîse beskele besmân besme besmele besmele-hân besmele-keş besr. fazlalık.b. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur.f. (f. s.b. (bkz: merbûtiyyet). besm'den) güleryüzlü.b. besere besere-i habîse bess bess-i şekvâ bessâm Bessâse best beste Dil-beste beste-dehân beste-dem bestegî Dil-bestegî beste-hân beste-hisar beste-ısfahân beste-kâr beste-leb beste-nigâr (baş ve göz üstüne) bâşüstüne. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen.b. (a. (bkz. (a. (bkz: vesnıe). güleç [adam].i.c.b.b. besîm).s.s.) rastık. birçok.) beste okuyan. (f. (a. besteci. s.i. çalçene. çok gülen adam.s.i. muz.i. (f.i.) Mekke-i Mükereme. karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık. gönül bağlılığı. bir çeşit yemek. (f. (a. saçma.s.f. (a.s. Güçlü.i.) çok. f r. kapalı. kaparo.) güler yüzlü.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. yol azığı. 2. kompozitör.) 1. açıklığı.b. (bkz: besmele-hân). Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır.s. şarkıcı. tutuk. (f. çenesi düşük. bâsim. bitiştirilmiş. çokluk. (f. meydana çıkarma.) 1. şikâyeti meydana çıkarma. en eski mürekkep Türk makamlanndandır. 2. 2. sükût eden. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. bağlanmış.i. yayma. (bkz: ukde).i.

Âdem. fr. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi. insanî.s. 2.) kısır kadın. yaslı. 2. mahzun. haberci. insana mensup. beşâat (a. beşe (f.) 1. beşere-i muhât-ı rasafî anat. uç.) 1.) insan. naz.) 1. (bkz: bişâret). .) sivilceler.i. Hayr-ül-beşer. Seyyid-ül-beşer Hz. beste-rahim (f. silindirsel epitelyum. yiyinti ve içintilerdeki acılık.i. yeni çıkan garip şey.f. kütikül. güç hazmolan şey.i.) 1. beste-pâ (f.s.) 1.s.zf. iki kimsenin birbiriyle tutuşması. iki şeyin birbirine sarılması. beşere-i muhâtiyye biy. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü. besûs (a. cisim. insan derisinin dış tabakası. başyazarı Dr.a.i.) zool. beste-nigâr-ı atîk muz. Eb-ül-beşer Hz. güler yüz.i. fr. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç.) 1. 2. beşere (a. beşerî. kenar.) ayağı bağlı. beşg (f. Muhammed. beşâşet (a. beste-nigâr-ı kadîm muz.epithelium pavimenteux.i.c. parlaklığı ve gençliği. muştu.b. be-şartı an ki (f. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir. 2.i.s.) 1.b.) yüz lâtifliği.i) 1. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. balsama ağacı. 2. kar. besûr (a.b. uzun boy.i. beşâret-âver (a. beşeriyyet (a. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır].) 1. çirkin kıyafet. fr. anthro-pologie. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur.a. muştucu. küçük çıbanlar.i.) müjdeci.b. mide sümük zan.i. okşadıkça süt veren deve. insanlık. anthropologie.) antropoloji. çiy. beşânika (a.i. yassı epitelyum.s.i. beşerlik. beşer (a. (f. (bkz: betrâ'). beşel (f.i.) beşere. atmaca [kuş].f. "asıl. beşâret (a. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. kederli. şebnem. beşeriyye (a.c.) güler yüzlülük. beşenc (f. 3. beden.için bakıyye bemolü konulur. beşem beşen (f. 2.) şu şartla ki.i. İlm-ül-beşer antropoloji. 2. kabahat. beşâm (a. bot. işve. 2.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar.i.i. beşeriyyât (a. güzelliği. beşâret-nâme (a. 2. dolu. besr'in c. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın. müjde. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. Nev'-i beşer insan cinsi. taraf. beste-nigâr-hisârek muz.

i.s.s. tadı fena şey.) acı. çöller. 3. gulyabâni.) çok keskin. (a. bâdiye'nin c. (a. ayrı kök salan fidan.) benzer.s.i. 2.i. (a. ifrit. çok keskin.i.) kısır kadın. kuytu. Meryem'in lâkabı. [kelime ebter in müennesidir]. çok keskin kılıç.) kapıcılık. atın seyrek basması. bakkal tablası. (a.) 1. (bkz: bettâr).) 1. 2.i. kırağı. (a.) 1. Hz. 2.b. çini saksı.i.i. (f.) vazo. 2.s. (a. (f.i. (a.) kat'î.) yuvarlak tabla. (a. güleç [adam]. kesme. 4. kâse.) 1. nehirlerdeki akıntı.s.s. bâdire'nin c. (f. 2. (a.s. mihnet. (a. kulaç. (a. eksik bırakma.) semiz. i.) 1. aşikâr. 3. dev. bot. dinsiz. betyâre bev' bevâ' bevâbet bevâbî bevâdî bevâdir bevâh (a. kapı bekçiliği.) 1.) dert. şeytan. zarf. (bkz: tîrdân).zf. düşman.) 1.) kapıcılık.s. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır]. (a. Meryem'in lâkapları. 4. 3. 2. fr. çok çirkin.) ok mahfazası.) güleryüzlü. müjdeci.i. erkeklerden çekinen namuslu kadın.i. (f. (a. (a. (bkz: şebnem). (f. hek. (f. beraber.) oturma [bir yerde]. (bkz: bürrân). (f. (bkz: bed-ter). beştük beşûş beşûş-âne beşyûn beta' be-tahsîs betât Bey-i betât beter betîl betîle betkîş betr betrâ' betre bett bettâr Seyf-i bettâr bettât betûk betûk betûl betûliyye betyâb betyâr. okluk.i. şen. görülmesi istenilmeyen şey. (a. .s.) 1. s. hele. ekşi.beşî' beşîr beşm beşme beştek. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza.) dişi eşek. müjde getiren. sepeti. kulaçlama.i.) husûsiyle.s. sataşma.) ayrılmış hurma fidanı. mezhepsiz. besili.) tiftikten yapılmış şal.s.i.) olagelen hâdiseler.) daha fena. (bkz: beste-rahim). kesme. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı. (bkz: beşuş). belli. 3. kayıngiller. kusurlu. kat'î satış. (bkz: ikamet).i.) güleryüzlülükle.) salcı. (a. (a. salkımları sarkık olan ağaç.zf. (bkz: beşîr2).) 1. 2. (a. güleryüzlü.i. (f. 3.i. 2. gürgengiller. (f.i. (bkz: bivâbet).) çok kesen. Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz. (a. Hz. (a. 2. kap.i. şal yapan ve satan. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan.) sahralar. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş.b.betulinees. beraber oluş. 3. (f. kırlar. (bkz: betîl). sof. yağlı.i. (a. sıkışık [yer]. (a. (bkz: badire).i.) meydanda. (bkz: hüveydâ). i. tabaklanmamış ham deri. beş parmak da denilen. keder.i. (a.

hüveydâ). bâsûr'un'c. 3. düşünme. [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında.i. çakır doğanlar [kuş]. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir]. zahir.i.) 1. belli olarak. mu-sîbetler. 2. soğutulmuş şeyler.i. (a.) belâlar. (a.i.i. (a. karmakarışık olma.i. keder. ahmak adamlar. (bkz: bâdiye). üstünlük. bâis).) bâtıl. (f. 2. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. kederlenme. müfret gibi kullanılan cemidir]. bûhe'nin c. 3. yok olma. s. meydanda.i. fenalık. bâriyye.) yumuşak toprak. yıldırım parıltıları. (a.) keskin kılıçlar.s. 2.) 1.) 1. yalan söz. 2. (a. (bkz: berk). haberli olma. mahvolma.) belâlar. (a. (a.) 1. hiddet ve kızgınlığın geçmesi.) 1.c. (f. (a.bevâhe bevâh-en bevâhid bevâik bevâis bevâkî bevân bevânî bevâr Dar-ül-bevâr bevârî bevârid bevârih bevârik bevârik-i süyûf bevâs bevâsîr bevâşe bevâtıl bevâtın bevbât bevâtir bevc bevc bevd bevg bevga' bevh Bevh bevh beviş bevj bevk bevk bevkâ' (a. büyüklük. 4.) kargaşalık. (bkz: berj). boşboğaz [adam].) kalanlar. bâtire'nin c.) çiftçilerin harman savurduktan yaba.i. 7. (a. büven. 3. kır. (a. (a. lanet etme.) basurlar.s. gösteriş.s.c.) kuyu.i. âfetler.) gizli. (a.) aşikâr.i. (a. dâim olanlar. 2. yokluk. 2.) farzetme. belâya uğrama.i. (a.i. çöl. 2. (a-. sıçrayıp binme. ilenme. (a.zf. haykırma. baki ve bâkiye'nin c. 3.i. bâtın'ın c. (bkz. çiftleşme [kadın ve erkek]. düşmanlık. bâtıl'ın c. bârid'in c.) 1. göz kamaştırıcı şeyler.) galip gelme. su çevrintisi.i. kaburga kemikleri. kılıçların parıltıları.) 1. 2.i. 2. tahmin.i. 4. ince kamıştan örülen hasırlar. (bkz: bi'r.) 1. şimşek.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar. (a. deve ayakları.i. bevâh.) 1.) 1. 2.i. (a. musibet. sakat şeyler. süs. yorulma. çâh. s. (a. şiddetli yağmur.i. bârih'in c.i.) 1.). ateşin sönmesi.i. . çeh).) 1. dişi baykuşlar. (f.s. ebvine). oranlama. sövme. (a.) hasırlar. (f. (a.i. girdap. bârika'nın c. 2.i. (a. ziynet. çürüme. bâriyy'in c. parıltılar. bir araya geliş. bâis'in c. gerdanın yanında olan etler. bevvân). 3. (a. su kaynağını karıştırıp açma. beddua etme.i. (bkz: beviç). cehennem. aşikâr. (a. yaramaz şeyler. keder ve belâ meydana getirme. 2. (a. 5. musibetler [kelime. felâket. (a. [zıddı "zevahir" dir].) l sıkıntı. kapalı şeyler. 6. (a. çalıp çırpma.i. yemekler. s. (bkz: bi-vân. bâika'nın c.) sahra. 2. 3.i. mayasıllar. (bkz. şimşek.) şiddetli kasırga.i. bâriyâ. debdebe. (a.

i. 4. bahis ve teftiş "etmek". bevn (a. bevs (a. gösteriş. nasip.i. biy. satış. ebvâl) 1.) 1. bevvâbîn (a. (bkz: bevvâl). bey'-i fâsid eko.i. bey' (a. büyü') satma. debdebe. bir şeyin rengi. dağıtma "k". bevvâb-ı mi'de mîde kapısı. bey bi-l-istiglâl huk. sidik. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir].i. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış. mal. ağacın köküne yakın olan yerleri. bevvâbân (a.) zengin iken fakirleşme. 2. düşkünlük. bevzek (f. eşya. 3. bivân). 4.i. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf.) Hindistan cevizi.. 3. bey'-i bât kat'î satış. bevvâbet (a. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz. huk.i.) kapıcılar. satılma.t.i. eşek ansı. düşme.i.) 1. kim. bey'-i gayr-i lâzım huk.i.) kapıcılık.c. üre. hükümsüz olan satış. (bkz: bevân. (a.c. bevvâbîn. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları. ileri gitme. huk.s.i. 2. 2.i. bey'-i bâtıl eko.i.i. bey'-i câiz sahih olan satış. sınama. sermâye azalma. bevvâb'ın c. bevn (f.c. bevsâ' (a.i.) hisse. yoklama. 3. bevs "etmek" (a. . büven. 3.i. bevr (a.i. bevvân (a. ebvine) çadır direği. bevvâl bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan]. bıktırıncaya kadar ısrar etme.) 1. sürülmemiş yer. bey'-i bi-l-vefâ eko. satın alma. ileri geçme.m. 2.) mesafe. bevz. 2. 2. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. iri kıçlı kadın.) 1.i.s.s. idrar. pay. bevne (a. 2. (a.bevl Habs-i bevl bevle (a.c.) kapıcılar. sık sık işeyen..) çalım.). bevş (f.i. bevl'den) çok. bevvâbân) kapıcı. bevliyye (a. devamlı oturuş. iki şey arasındaki uzaklık. bir kimseden kaçıp gizlenme. bevz (a. çok işeyen adam. bevn-i baîd uzak mesafe. bey' bi-l-isticrâr huk.) 1.s. götürü satmak.) sidikle ilgili. bevvâb (a. küçük aptesini tutma. 1. bevt (a.s.) l/acele. 2. bevvâb'ın c.i. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi.. bevlî.) küçük kız çocuğu. açıklık. çiş. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit. çok açıklık. bey' bi-l-mücâzefe huk. kıtlaşma. işeme. bevvâ (a. yokolma. mahvolma. kız çocuğu. (bkz: bevle). çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi.

). [fuzûlî'nin bey'i gibi].s. kapı.f.i.) bedevî. (a. boysuz. 2.b. s. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. (f.i. beydak.i. belagat). belagat ilminin. sebze ve meyva.) 1. piyadeler. hâli yazı ile bildiren açıklama.) muz.) gece uyuma. yurtsuz. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. i. geceyi iş ile geçirme. artırma ile satış.) kısa.bey'-i lâzım bey'-i mevkuf bey'-i mukayaza bey'-i mün'akid bey'-i nâfiz bey'-i sahih bey'-i teâtî bey' men yezîd bey ü şirâ' beyâ beyâbân beyâbân-ı gam beyâbânî beyâbân-nişîn beyâd beyâdıka. bildirge.) 1. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar]. başkasının iznine bağlı olan satış. çöl.i. tedbir. hâlini bildirme.i. dolmuş.i.i. nafiz. beyâzıka beyâdir beyâh beyân beyân-ı efkâr beyân-ı hâl beyân-ı matlab beyân-ı zarûret beyânât beyân-nâme beyâre beyâriş beyât bey'at bey'at-ün-nisâ beyâtî huk. anlatma.c. dileğin bildirilmesi. (f.i.c. bodur olarak yerde yetişen fidan. 2. (bkz.s. beyân'ın c. (kadınlar anlaşması) Hz.i. beyanât) 1.i. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz. (a. (bkz: bîd. fâsid. huk. mevkuf kısımlarına ayrılır.) çöl adamı.i. aynı ayna. ed. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha . zâten ve vasfen meşru olan satış akdi. ["biyâh" şeklinde de kullanılır]. gece iş görme. fikirleri söyleme. beydûdet). Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma. huk. alım satım. büyûd. gam çölü. (a. beyzak'ın c. paytaklar. göçebe. huk. (a. 2. bildirme. mahvolma. anlatma.i. teşbîh.) çâre.s. (f.i. istenilen şeyin beyân edilmesi.) harmanlar.) yok olma. *demeç. (f.) nutuk. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. açık söyleme.b. (f. (a. ilâç. *söylev. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır. (bkz: biyâh). Türk müziğinin en eski makamlarından olup. dolu. büyâh) ufak balık. istiare gibi bahislerini öğreten kısmı. [satranç oyununda] paytaklar. (a. huk.) aşîret. hakikat. mecaz. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. kinaye. (o. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı.. (f.) kır. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir. girilecek yer. huk. eko. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. Bu makam.c.s. (bkz.b. huk.) 1. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih. bîat). (f. huk. 2. (a. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. (a. (f.

Esasen güçlü. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. tiz perdelerden başlaması. hüseynî. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. Niseb-i şerîfesi 8 dir.) muz.) muz. Çok eski bir terkip ise de. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. muhayyer. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. çargâh. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak.beyâtî-arabân beyâtî-arabân-pûselik ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları. (f. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. . bu arızalar bekar yapılır. makamın birinci derece güçlüsüdür. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi kullanılmağa başlanmıştır. Terkibindeki beyâtî ile. Beyâtî. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. (f. bu perde. durak.b. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. acem. makamın yegâne numuneleridir. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.i. gardâniye. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. Uşşak'dan farkı. neva. uşşak kadar ruha huzur verici değildir. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur.b. makamın yapısıyla alâkalı değildir. segah.i. Beyâtî-arabân.

i. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır. muz. korku ile ümit arası. (bkz: beyzah). bir çeşit beyaz çiçek. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua. muz. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. 2.i. ak. l. açılmamış pamuk kozası. anat. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir. gerçek dostlar arasında. akranlar. dibinden kopmuş. (f.) ekini harman etme. aydınlık. 2.s. fr. 4. in-tercellulaire. halk arasında. beygare bey hân beyhen beyhuşt bey'iyye beykem beylek beylem beyn Gurâb-ül-beyn beyn-ed-dıl'î beyn-el-ahâlî beyn-el-akrân beyn-el-bahreyn beyn-el-cinseyn beyn-el-enâm beyn-el-esâbî beyn-el-eviddâ beyn-el-guzât beyn-el-halk beyn-el-havf ve-r-recâ beyn-el-hücrevî muz.) sert başlı. 2 umurta akı. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı. doğru lügat. güç. inter-sexuel. arada. (f.i. yazlık köşk. ekin harmanı. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen. 2. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam. inter-costal. (a.) meşguliyet.s.) sövme. (bkz: bîdah). beydânât) yabani dişi eşek. hücrelerarası. tekdir. i. parmaklararası. araya. biy. beyâd.i.) harmana mensup. aklık. fr.i. ahbaplar. (bkz: bîd. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.i. (f. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri. fr.i. biy.sır saklamayan. iş. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır.i. ahâli arasında. vesîka.) 1. harman yeri. fels. uğraşma.) kökünden. (a. fr. başa kakma.i. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. pazar. sahra.) 1. yaşıtlar arasında.i.i. boşboğaz. s. pul. hüccet.i.) eko.c. aklık. iri ve şişmanca kadın. eğeler arası. gaziler arasında. (a. (f.i. büyûd). (a.i. çöl. 3.) yok olma. tehlikeli yer. (a. (f. (a. cinsarası. 2. paytak. (a. i. harmancı. rende.) 1. kazma. çıkışma.i. nefret edilen kimse.) etine dolgun. (a. koparılmış olan şey.i. ("ga" uzun okunur.) 1. in-terrigital. (a. . ayrılık kargası. sığır dili.) pazar yeri. l. halk arasında. bot.beyazlık.) sofa ve salon. (a. (f. 3. f. kadın adı.) berat. mısır gülü. meç. ferman. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur.c. (a. adı anonim bir edvarda geçen makam.beyâtî-hisâr beyâtî-pûselik beyâvâr beyâz beyâzî beydâ' beydâh beydaha beydak beydâne beyder beydere beyderî beydûdet bey-gâh bey-gar.) 1. arasında. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir. 2. i. 2. haşan at.i. ara. (a. aralık.

beynûhet-i a'zamiyye ast. chambre anterieure. 2) dünyâ. beyn-el-medâreyn coğr. bir Allah bir kendi bilir. beyn-el-üdebâ edipler arasında. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. hacle-gâh).i. beyn-el-mefâsıl anat.i. uzanım.i. *eklemlerarası. fr. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. (bkz: beyt-ül-arûs). beyt-i halfî biy. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası. beyt-ül-gazel ed. beyne beyne (a. 2. f r. ev. beyt-ül-Makdis). hâne. 2. ebyât) e d. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası.) yardım sandığı. oda. gamlı. sert ve uzun taş. interarticulaire. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında.s. beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte. beyt-i kuddâmî biy. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). beyt-i şerîf Kabe.) onunla Tanrı arasında. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). 2. beyrem (a. intertropical. 3.) ikisi arasında.zf. ihtilâf. astr. ardoda.) ne iyi ne kötü.c. beyt-ül-Haram Kabe. büyüt) 1. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı.b. en iyi olan beyti. kederli ev. beyt (a. beyârim) 1. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında.) milletlerarası. (a. meç. beyn-el-milel (a. beyt-i musarra' ed. . aralık. (bkz: hacle.beyn-el-ihvân eş dost arasında. beyt-üz-zifâf gelin odası.i. marangoz rendesi. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır.i.c. ikisi ortası. 4. elongation. anlaşmazlık. 3. beynehümâ (a. [islâm hukukunda]. beyn-en-nâs halk arasında.b.c. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. iki şey arasındaki mesafe. beyt-i ankebût. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. yağlı sürme. oba. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu.c. fr. fr. kasidenin seçilmiş en güzel beyti.i. derme çatma ev. önoda. fr. beyt-ül-ma'mûr. (bkz: Beyt-ullâh). kazma [âlet]. mesken.zf. chambre posterieure.karanlık oda. gazelin en güzel. beyn-ed-düvel devletlerarası. interplanetaire. beyt-ül-arûs gelin odası.) 1. beyt-ül-hüzn hüzünlü. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. beytâr (a. elongation. ara açıklığı. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. beyt-i iddet huk.) baytar. fr. karalar arası. eritilmiş sürme. beyt-ül-kasîd ed. veteriner. tropikler arası. fr. beyn-el-ulemâ âlimler arasında. beynûnet (a. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. beyn-el-kıtaât coğ. fr. beyne-hû beyn-Allah (a. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. beyt-üs-sadaka (a. international.

(a.) dibi geniş kuyu. 2.h.i. bî-hûde-gû).i.) yumurta şeklinde.zf. hayvanların.) ed.f.i. (bkz: burhan).i.h.s. güldürsün.i.i. çalçene. (a.) "Mukaddes ev" 1. (bkz: arûs). kasidenin en iyi beyti. (a. (bkz: beyt-üz-zifâf).h. sucu. büyük sopa.i. (a. beyzâre beyzâre beyzavî (a. (a.) açık olarak.b. (a.) 1. (a. bahir.b. (a. 3.) "Allah'ın evi" Kabe. kuşun yumurtlaması. (a. (bkz: Mescid-i Aksa).b. doğru şahit. tamah.) gökte. (bkz: beyt-ül-hikme). istek.i. 3. (a. beyt-ül-arûs).i. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir. buyuz) 1. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur].) "Allah seni sevindirsin. (a.) 1. daha ak. (a.) balık ağı. beyyinât) delil.) [eskiden] mâliye hazînesi. 2. (bkz: beyt -i mukaddes3). geveze. yumurta [umûmî olarak]. Kudüs camii. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı olmayan bir gönül.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu. düğün.beytârâ Beyt-i Mukaddes Beyt-Ullah beytûtet beyt-ül-arûs beyt-ül-hikme beyt-ül-kasîd Beyt-ül-Makdis beyt-ül-mâl beyt-ül-ma'mur beyt-üz-zifâf beyû beyûg beyûgânî beyûn beyûn beyûs beyûz Beyyâ' beyyâb beyyâhe beyyâkallah beyyin beyyinât beyyine beyyine-i âdile beyyinen Beyyûmiyye beyz beyzâ' Hilât-ı beyzâ Millet-i beyzâ beyzâ bâz beyzah beyzâr beyzâr. (a.b.b. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif.i. 2. (a-s-) açık.) tenasül âleti. (f. hayvan hekimliği. alçak gönüllülük. (a.). (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı. aşikâr. (a. 3. (bkz. (bkz: vâzıhan).i. tanık.) gelin odası. ((a. aşikâr olarak.c.i. bostan kuyusu. tanıklar. iri yapılı şişmanca [adam]. gece kalma.) deliller. (a. (a.i.s.i. (a.i. (bkz: bâin). (bkz: beydaha). (bkz: beyzî). (f. i. şahit. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler.i. beyyine'nin c. (f.c. beyzâ'dan) çok yumurtlayan. çok beyaz.i. yaltaklanma. şahitler.) gelin odası.i. bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar. (a. (a. tanık.) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı. (a. ümit. islâmlar. Kudüs.i.b.) gelin.) gelin. afyon. . (a.i. (a.s.s. (bkz: Beyt-fŞerîf).i. 4.) baytarlık.i. (a. beyt-i mukaddes).) saka. (bkz: ayan.) uzun.s. (bkz.) 1. (bkz: arûs). beyt'den) geceleme. celî. (a.i. hüveydâ). (bkz.n.i.i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül. (a. (a. [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir].) etine dolgun. ve i.

i. ve i.s. (a. beyze-i islâm). (a. (bkz: husye).i. (a. sıkılma. yumurta biçiminde olan. ve i.c.) gökçil.) 1.) bol bol verme. beyze-i çarh.) deve kuşu yumurtası.i. (bkz. (f.i. (a. (a.i. beyze-i zerrîn beyze-i İslâm beyzeteyn beyzet-üd-dîk beyzet-ül-akr beyzet-ül-arz beyzet-ül-beled beyzet-ül-harr beyzet-ül-hıdr beyzet-ül-İslâm beyzî bezâ bezâdî bezaga bezâne bezâzet bezâzet bezbâz bez beze bezbeze beze beze beze-kâr bezekârî bezer bezi' bezîm bezîn bezîr bezîr bezk bezl bezl-i cehd bezl-i güher (a. uslu. 2. (f. zarif [çocuk]. 2. miğfer). ve i. Güneş. (a. 3.) hayalar.i. 2. kısmet. suçlu. 3. islâm ülkesi. kapalı güzel kadın. (a. galebe. zorlu kimse. meç.s. çok nâdir şey. islâm'ın hakîkî merkezi. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir]. (f. (a.i. inci saçma. (bkz. elinden geldiği kadar çalışma.b. (bkz: husyeteyn). islâm milleti. suçluluk.nasip. (a. Güneş. zafer.b.) horoz yumurtası. kabahat.) günahkârlık.s. (a.) pejmürdelik.s.it. keme. pay. kıyafetsizlik. (bkz. küçük yakut. (a. Güneş. Güneş. bulunmaz şey. (a.) gevezelik. meç. şiddetle sarsma. cevher dağıtma. (bkz: beyzet-ül-İslâm).) akıllı. (bkz.) Hindistan cevizi kabuğu.) esici.i. Güneş. daralma. ekilecek tane. oval. 2. (a.it ve i.) 1. demir başlık.s. (a. (a. perişanlık. kuvvetli.) fakir. 3.) 1.i. yumurta. (f. beyze-i subh. ve i. (f. 2. suç. üstünlük.it.) kertenkele. yumurta şeklinde bir şey.) konuşmada açıksaçıklık.s. beyzavî). bezr). büzûzet).it.it. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından]. 2.) "yer yumurtası" yer mantarı.) tohum. esen [rüzgâr].i.) günahkâr. (a. islâm'ın yayıldığı saha.) esici.s. depretme. 2.) zool. (a. (f.) şiddetli sıcaklık.i.it.) 1.i. . (a. kaçma.i-) hızlı yürüme.). i. miskin.i. ve i.) geveze. (a.) örtülü. (a. horoz yumurtası. tespihböceği. manifaturacılık. (f.) günah. saçma. ve i.) bezcilik.i. haya. hatâ.) "kısırlık yumurtası" 1. (a. Güneş.i.beyze beyze-i âftâb beyze-i âteşîn. (a. (bkz. keler.s. domalan [bitki]. ve i. mavimsi bir nevî değerli taş.it. (a. (f. bizâz.) l.it. beyze-i zer.

b.) ekinci. bezr-ger (a. bezr (a. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar. bezle-bâz). yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır.).i. banotu tohumu. bezme (a. (bkz: bedreka).b.) eğlencenin. i. şakacı. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır.b. şaka tarzında söylenen lâkırdı. diş ucu ile ısırma. bezr (a. çiçek ve sebze tanesi.) gündüz yenilen bir öğün yemek. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. re bakıyye bemolü.s. lâtife. ekilecek tane. (bkz: bezm-i işret. bezme (f. bezr-kâr).i. 3) içki âlemi. (bkz: bezm-i işret. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi. 2 . büzûr) tohum.b. bezl-i nükud bezle .s.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi.) bot. bezle-bâz (f. hicaz.s. ziyafetin zevkini arttıran. bezm-geh (f. (bkz: bezm-i mey.i. bezm-i tarab muz. bezr-ger (f.b. 2. âhiret. si koma bemolü. bezm-i aşk aşk meclisi.b. (bkz: bezle-gû). ahenk ile okunan şiir. bezr-kâr (f. bezm-efzâ (f. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. kılavuz.parayı bol verme. muz. hayat. bezreka (a. bezm-i nûşânuş bezm-i safâ safa meclisi.) lâtifeci. 2.b. (bkz. bezm-i fütûh zafer meclisi. Nihâvend makamı ile. para dökme. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. 2) Bektâşilerin içki âlemleri. çiftçi.c. bezm-i işret içki meclisi. (bkz: ibzal). bezm-i mey içki meclisi. dernek. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendimeşhur bir çeşit lâle. (f. bezr (f.f. bezm-i fenâ dünyâ.) 1. bezm (f. bezm-i gam gam meclisi.) içkili.i. esasen bu beşli. dünyâ meclisi. bezm-i mey).i. eğlenceli meclis.i.) bot. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. delil. yayın kirişini çekip salıverme.) 1. çargâh. ekinci.) eğlence yeri. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam.i. bezm-i nûşânuş. bezm-i cihân cihan. bezm-i hâss husûsî meclis. mi bekar kullanılır. Güçlü. kırma. bezr-ül-bene (a. segah.) ekim.s. bezm-i elest tas. meclisi süsleyen.i.i.) tohum saçan. bezle-gû (f.b.i.) . bezm-i nûşânuş). Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh.i.b.) yol gösteren. (bkz. bezm (a.s.) 1. meclis-i mey). bezm-gâh . (bkz: ziraat). hoşa giden nâzik söz. onun gibi rast perdesinde durur. bezm-ârâ (f.i.

e.i. (a. bidişgan.) gecikme. (a. (f.c. bedesten. (a. (a.s.şeklini (bi-1-münâsebe).i.) benzersiz. f. ile. 3.) hesapsız. manifaturacı. gibi) alır. buk'a'nın c. 5.) yuvasız. kavun.) l. musibet. (a.) asılsız.İ. [aslı "bey'al" dır]. 3.i. bi-t-. karpuz. yafta. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir. .b. bi-ş-. 2. (f.b.) sarmaşık [ot].) âfet. (a. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-.a. ülkeler. (a.) bir parça yer. obur [adam]. batâik) pusla kâğıdı.) sayısız.s.) şiddetle nefret. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç.i. (f. bidişgan. ("ga" uzun okunur. boş. bıd'a bıdâa.a.edatıyla aynı işi görür. (f. (a. bızâat bızr bîbî-âr Bî-âşiyân biBi-hakkın bîa bî-âb bî-add bî-aded bî-adîl bî-amân bî-âr bî-ârâm bî-asl Bî-asl ü esâs bî-âşiyân bîat (a. 3. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. bir şehrin ortası.) 1. 3. bodur [adam]. a.i.) 1.a. rezil. bi--z-.c.s. 2. (a. 2. utanmaz.i.i. sıynk. (a. susuz. lemelsiz. şaşkın [adam].s. hayâsız..) bedestan. hiç sevmeyiş. (bkz: bedestan). bi-n-netice . ("ga" uzun okunur.s.i. aslı esâsı olmayan.i. 2. şekillerini (bi-t-tabi.) geceden bir kısım.) beyhude.. astar. kuru. (bkz.a. merhametsiz. 2.) 1. ağır davranma. (a.s. 4.) arsız. çarşı.b. bilgi.s.i. esnaf çarşısı. yalnız kendi nefsini düşünen [adam]. sırdaş. esnaf çarşısı. (a.c.) 1. (a.bezyûn bezz bezzâz bezzâz-istân bezz-istân bıd'. bi-s-. 2. (f. sündüs denilen altın işlemeli atlas. bıdâa. rüşvet.i. hakkıyla. bıdâat bıdısgan bıdıgan bığza bıka' bılgın bırtîl bıtâ' bıtâka bıtâne bıtn bıtna bıttîh bızâa. sarmaşık [ot].i. ıska).s.a. f. (f. (bkz: bıdısgan. (f. 2.i. 3. rahatsız.) -sız. utanmaz. berâtîl) 1. kumaş satan.).s. sermâye. anapara.f. 2. mîde dolgunluğu. amanver-mez.) bedestan.b. (bkz: bıdısgan.b. mahrem. (f.i. bidüziye. 4. felâket. (a.) 1.) bot. (bkz: bağza'). zf. dayanağı olmayan. bezci. (a.e. varaka. (f. bedesten.s. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. i.s.) 1.b. bıdâat). (a.i. (a.s. (a. gizlenilen hal. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir]. acımaz.b.) 1. ince kumaş. bi-n-. (a. bedesten. yuvasız.s. bi-r-.) kabul ve lasdik muamelesi. 1. varyoz.i. (f.) . benzeri olmayan. bidisgan. bidisgan.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma. gizli şey.i. arsız. durup dinlenmeyen. donuk. topraklar. (bkz: bedestan). biyâ') kilise. ("ka" uzun okunur. ıska).i.i. 2.f. (a. i. zengin [adam].) amansız. 2.

doktor. sebep sorulmaz. (f.b. eşsiz.a. havuzdan dışarıya su akıtan delik.s.b. (a. (f.s.s.) cevapsız.b. kırmızı dudak. (f.) korkusuzluk. etrafındakileri görmeyen. (f.b. (a. Abdullah'ın lâkabı. bî-bâkî bî-bâr bî-basîret bî-bedel bî-behre bî-bekâ bî-berâet bî-berg bî-berg ü nevâ bîbî bibr bî-câ Bicâd bîcâd. hakîm.b.s.s.s.) l sayın bayan. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar. bî-çâre'nin c.a.) havuza su akıtan musluk.) çaresiz gibi.b.a. hatun. Allah'ın yardımıyla.b. bîcâde bîcâde-i müzâb bî-ciğer bicişk bî-cân Bîcen bî-cevâb bicrît bî-çâr. zavallılar. (erimiş yakut) kırmızı şarap.a.) aynıyla.s.) pek küçük ve değersiz [şey].s. kur-luluşsuz. 2.c. 2.) yüreksiz. beydûdet). mutlak (Allah). bî-çâre bî-çâregân bî-çâregî bîçâre-vâr biçişk biçîz biçrek bî-çûn bî-çûn u çirâ bîd bid Bi-d-da'vâ Bi-t-tedrîc bîd bîd-i giryân. çekinmeyen.s.b.bi-avni bi-avni-ilâhi teâlâ bi-aynihî.b. (f. Hz.s. (f.).) kuru.) söğüt ağacı.zf. hala. 2.) hekim. serçe kuşu. sakınmayan.) korkmayan. bacası. (f. niçin ve nedensiz. (f. yol yol.) 1.s.b.b.) berâetsiz. değersiz.b. 2. ağlayan söğüt.b. bî-çâre-gân) çaresiz. (bkz: bizi şk).) yardımıyla. aldırış etmeme. havuza gelen suyun yolu.s.s. (a.i.) bîçarelik.). halı. (f. tedricen.i. talihsiz. (f. eşsiz. (f. kör. emsalsiz. bot. paha biçilemeyecek kadar değerli. (f.) 1.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse. (f. (f.) 1. dâva ederek.s.) fare.) 1. (bkz: usfûr).) basiretsiz.) Arapçadaki b i.) bahânesiz. bilgin.s.i. 2.b. korkak. mahrum.b.) bahtsız. ruhsuz.edatının d.i. 2. zavallı.h. büyûd. (a. anlayışsız. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır]. (f.s. bi-aynihâ bîb bî-bahâ bî-bahâne bî-baht bî-bâk. (f. (bkz: lâyüs'elü amma yef al). behresiz. f. salkımsöğüdü . (f.) cansız.b. hanım. zavallılık.b. sıçan. nasipsiz.) hâlis. (f.b. elinde avucunda bir şeyi olmayan.) benzersiz. (f. Allah. zf.i.s.) yersiz. (f.i.s. ev kadını.s.a. ("ka" uzun okunur.) bîçâreler.s. çizgili olarak dokunmuş kilim.i. (a. aba. zavallı gibi.s.s.) bekasız. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken. (f. (f. (a. (bkz: safsâf).i.i. sebepsiz.) 1. (f.b. (a.s.) dalsız. tıpkı.) yok olma.e.s. (bkz: Bîjen). temiz şey. (f. (bkz: beyâd. (f. (f.b. olduğu gibi. meyva vermeyen.i. (f. (f. (f.

b. (a. bîd-i nâlân.) sepetçi. sonradan meydana çıkan şey. başta.a.) mutlu.defalarla. 2. ağlayan söğüt. ağlayan söğüt. 2. (a.i.b.) 1. pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası. 2. kafasız. âşık. (bkz. çabalama. dolaşarak. salkımsöğüdü bot. uykusuz.) dermansız. uyanık talih uyanık gönül. düşkün. gönülsüz. (f.i. hisse. zavallı.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad.b. aydın. 3. (f.s.) 1.i. başlangıç.i.b. sepet örücü.) 1. bid'at'ın c. at]. beğenilmeyen yenilik.b. acımasız. 2.s. gaddarlık.) davet ederek.) dua ederek.b. (a.s. beyinsiz.i.i. reddedilen. (f. (f. ilkin [aslı bedâet'dir]. dinsiz. (f.b. çaresiz.) uyanık.) geniş ova.zf. salkımsöğüdü.i. (f. süiti. dikkatlilik. zâlim.) âşık. merhametsiz. güç. ağlayan söğüt.zf.s.) bir kaç kere.) devlet ve ikbal ile. (a.) uyanık. bîd-i sernigûn bîd-i müşk bîd-i sürh bida' bidâd bî-dâd bî-dâd-ger bî-dâd-gerî bî-dâdî bîdah bidak bidâl bîdâr Baht-ı bîdâr Dil-i bîdâr bîdâr-baht bîdâr-dil bîdâre bid'at bîdârî bid'at-i hasene bid'at-i makbûle bid'at-i merdûde bid'at-i seyyie bidâyet bidâyeten bidâyet mahkemesi bîd-bâf bi-d-da'vâ bi-d-da've bidde bi-d-def'ât bi-d-devletü ve-l-ikbâl bi-d-devr bi-d-duâ' bî-derd bî-dermân bîdester bî-devâ bî-devlet bidh bî-dil bî-dimag bî-dîn bot.s. bedel verme.zf. bîd-i revân.i. t. j beğenilebilir yenilikler. (f.) zalimlik. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma. sultanî söğüt.i. huysuz [aygır. salkımsöğüdü bot. (f. (a.) zool.) don. (f. güçsüz.) mutsuz.) akılsız.i.a. mükerreren).b. (a.) başlama. makbul olan.) haşarı.) 1. (f. (f. kedersiz. nüktesiz. beğenilen yenilik. (a.i. gaddar.a.s. bida') 1.) devrederek.) bir şeyi başka bir şeyle değişme. bot. (f. (a.i. korkak.s. kalpsiz.s.zf. 2.zf.i. zulüm.i.b. ağlayan söğüt. derman.a. uyumayan.) dâva ederek. s. (f.) sonradan meydana çıkan şeyler.) zalimlik. 3. kızılsöğüt. (a. (f. (bkz: bedde). bot.a.b. 4. (bkz. sert başlı. trampa etme. uyanıklık. gürdâs).s. gaşûm . fena yenilikler.) dertsiz. (a. ağlayan söğüt. kunduz. (f. (f.b. (bkz.) zâlim. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey.) başlangıçta.s. b.) takat. hâin.s. (f. (f.b.s.) 1.s. salkımsöğüdü bot.zf. uğraşma. (f.) devası bulunmayan. salkımsöğüdü bot. hainlik. beydah). işkence. (a.zf.i. 2 . . (a.bîd-i mecnûn. (a. c. bîd-i piyâde. (f. (a.b. (a.

) 1. esirgenmeyen.b.b.) ağaç kurdu. kargı. bilâ-fütûr). Zühre (Venüs) yıldızı.s. bî-gâne-gân (f.) kantaşı.a. bidre (f.) edepsiz.b.i. selâmet.s.i. garezsiz. bi-ecmâihim (a. bagl'ın c.b. bî-gâne-meşreb (f.) yabancılık.b. bidist (f.b. Bidpây (f.zf.s. bî-gamm (f.s. mutlaka.) mızrak. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var]. (bkz: bıdısgan. bi-emr-illâh (a. 2.s. bî-gâne (f. bir menzile konma. bî-encâm (f. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla. -sız. bid-istân (f.bî-direng bî-dirîg (f.h. terbiyesiz.a.zf.) yurt. 2. elbette. bi-gayr (a.i.s. aşın. f. 2.) karış. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz. bî-gâne'nin c.) ölçüsüz. kızı olmayan.) edepsizcesine.b. 2. bî-edeb-âne (f. ortaksız. bidrûd (f.s. bî-gâh.a. sınırsız. bî-gâne-hûy (f.b.) Allah'm emriyle. . f.) esterler.) 1.b.) herhalde. esirgemeyen. bîdvend (f. hal.) 1.b. bî-fütûr (f.b.a. kayıtsız.b.zf. f. haksız yere.b.) istemeyerek.) garezsiz bir surette. çok.b. i. bîet (a. konak. (f.) 1.) 1.). kayıtsızlar.zf. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan. bi-fazl-illah-i teâlâ (a. 2. (bkz. eğlenmeyen.a.a.s. bî-gânegî (f. tasasız. bıdışgan. tanıyıp da tanımazlıktan gelen.) sonsuz.) hep bir arada. b. bî-duht (f. begas). kızsız [kimse].s. sıkılgan. tarafsız. ilgisizler.i.i.) 1.zf. yararsız.a.) söğütlük.s.i.s.a.a.) bigâneler. ilgisiz. keyfiyet. bî-enbâz (f.) aletsiz. bi-eyyi-hâl. gayesiz. durum.i. bî-geh (f.s.s. sonu olmayanlar.) başkasıyla.) sağlık.) faydasız.s. nitelik. cümlesi. bî-gayât ("ga" uzun okunur. bigal bîgal ("ga" uzun okunur.b.b.) dipsiz.b. bi-esrihi (a.i.zf. elinden geleni yapan. katırlar.) farksız. bî-garez-âne (f. çabuk.i. (bkz.s.) hepsi. 2. utangaç.) kayıtsız tabiatlı.) durmayan.s.i. bî-fark (f.zf. ("ga" uzun okunur. bîe (a. bî-gavr (f.i.e.s.) sonsuzlar. bî-endâze (f. bi-gayr-i kasdin (a.a.s.i. bî-garez (f. bidisgân). bidisgân (f. bi-eyyi-hâlin (a.) sarmaşık [ot]. f.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu.) arkadaşsız. yabancı. (bkz: rumh). a.b.a.s. esenlik.).) gamsız.zf.) vakitsiz. 3. sonsuz.i.) Allah'ın fazlıyla. bî-fâide (f.b. bî-edeb (f. bî-edât (f.zf. tas.b. taraf tutmayan. h. bî-gaye'nin c.) soğuk tabiatlı. bî-gaye ("ga" uzun okunur.s. bigas (a.a.

(f.) hissiz.s. sarraf.) benzersiz.s.) gayretsiz. (f. (f.) utanmayan. vurdumduymaz.i. (f. onlarla [çift erkek].zm. nihayetsiz. tükenmez. hâli. samimî.b.zm.b. onlara. -i. kök. bucaksız.s. çoluksuz çocuksuz.s. (bkz: bî-âr).b.) cansız. (a. (a. sınırsız. (f. âdet olduğu üzere. hallaç.b. ayva.) akılsız.zm.) hakkıyla. iyi. uçsuz bucaksız.s.a.) -ce.s. (bkz: bî-nazîr). cansız.) hareketsiz. (bkz: bih2).i. bih'in c. (f. duygusuz. (f.) eşsiz. 2.i.) ses kısıklığı.zf.i. şaşkın.) şüphesiz.s. (f.i. 2.) iyiler.) denizler.b.i.a.) iyi olmaklık. onunla [tek erkek]. (f.s.b. bot. kafasız. (f.) habersiz. rütbece.b.s.s. onlan.s. iyilik. (f. iyi adamlar.) dikensiz. (f. uyanık.) kökünden söken. benzersiz. accusatif.) anat. hareketsiz. onlardan. gr.s.) nihayetsiz.s. i.a. 2.b. utanması olmayan. sağ. (bkz: bihî). (f. yorgun. pek çok. (f.) o.) günahsız.) uykusuz.b. (f.) o.b.i. (f. tamamıyla. (f. (a. baldıran kökü. (a.s. suçsuz. (a. murdarilik daman.) Allah'a şükür olsun.s.s. (a.a.) yersiz yurtsuz.a. (a. temel. onlardan. seçkin. (f.s. (a. bilgisiz.) vakitsiz. üstünlük.i.s. iyi.s. (f. ona. (f.a. bihîne bî-hiss (f.) o. fr.b.s. zavallı. verimsiz. (f.) 1. sağlam.zm. uçsuz. (f. ona. (a. sayısız.s. 2.zf. rütbe bakımından. 2. (f.) 1. onlara. kanşıksız. sınırsız ve sonsuz.) 1.) erkek kurt. onlan.bî-gayret bîgerân bî-gışş bî-gümân bî-günâh bih bîh bîh-i kûhî bih Mef'ûl-ü bih bihâ bihâ' bî-hâb bî-haber bî-hadd bî-hadd ü pâyân bihâh.b.) hadsiz.s. her zaman taze. ondan.b.b. onu. sıhhî [vücut].b.b. dağ kökü. onunla [tek dişi].s. (f. tembel. i. (f. (f.) iyi. kaynak.).a.) 1.b. 2. uyumaz.s.) hesapsız. (f.b. uzak denizler. (a.) ayva tohumu. her zaman bahar. (bkz: cürsûme). (a. yeğ. bihâhe bihâk bi-hakkın bi-hamdi lillah bihân bî-hânümân bihâr bihâr-ı baîde bî-hâr bî-hareket bi-haseb bi-haseb-il-merâtib bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe bî-hâsıl bîhaste bî-hayâ bî-hayât bî-hazân bihbûd bihbûdî bih-dâne bih-efgen bî-hemâl bî-hemtâ bî hengâm bî-hesâb bih-güzîn bî-hıred bihî bî-hicâb binim bihimâ bihîn. usulünce.b.a. . sonsuz.a.s.) o.a. onu. bakımından. onlarla [çok erkek].a.) sonbaharsız. (bkz: bî-şekk). (f. asıl. (f.) âciz. ayva. sınırsız.b. en iyisini seçen.zf. kımıldamayan.b.b.) 1. (f. bahr'in c.b. en iyi.s.) hilesiz. ondan.i. (f.s.i.

UI .a.) beyhudelik.b. bî-hüde bî-hûde-gî bî-hûde-gû bî-hûde-kâr bî-hudûd bî-hûş bî-hûşâne bî-hutût bî-huzûr bî-hüdegû bî-hüde-gûyâne bî-hüde-gûyî bî-hüner bih-zâd bî-ibâretihâ bî-idrâk bî-ihtiyâr bî-iktidâr bî-ilâc bî-infisâl bî-insâf bî-intihâ bî-irtiyâb bî-iştibâh bî-i'tibâr bî-i'tidâl bî-ittisâl bi-izn-illâh (f. kökünden söken.s.) boşuna.i.b. (f.a.b.b. (f.a. en.) şüphesiz.b. (bkz: bî-hod). aslı temiz. şaşkın.) çizgisiz.) insafsız. aynıyla.b.s. (f. (f. b. (f.i. elde olmayarak.i.zf. (bkz.i. (f.s. (f-i-) oruç.s.a. faydasızlık. (f. sersem.s. pek iyi.) en iyi.b.) 1.) şüphesiz. (bkz: be-hişt). deli.) baygınlıkla.s. doğuşu iyi. tedirgin.) daha. (f. (f.)hünersiz.b..) en iyi olma. ölçüsüz (f. (f.s. [behzâd şeklinde de kullanılır]. maharetsiz. soyu güzel.i.b. bayılmış.a.s. (f. mutlu.b.s.s.b. 2.s. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi.) iktidarsız. has ekmek. h.s. (f.zf.b. bi-hoş. (f-b. rahatsız.a.s.b.) gevezelikle. 2.) kendiliğinden. (f.b. yararsızlık. XV. ')iÜ (a.a. (f. (f. (f.b.) Allah'ın izniyle.) i'tibarsız.a.). (f.b.zf.b.a. i.b.b. (a. karışık çizgili.i. bihterek bihterek bihterî bihterîn bî-hûd bî-hûdâne bî-hûde.s. .) kavuşmasız. 2. bih-rûze bîhte bihter. (f.)şaşkıncasına. "günü iyi" iyi günlü. (f. 3.) akıllı [kimse].s. (f.zf.).) ibaresi ibaresine.) beyaz.) geveze. kendinden geçmişçesine (f.zf.) i'tidâlsiz. 1rj (f.a.)1. kalburdan geçirilmiş (f. (f.) 1.i.b. 2.s.a. i. (a. bey zar).) aynlmasız.s.a. uçmak. (f.b.i.s.) cennet. bîilaç" deyiminde geçer. (bkz: rûze). erkek adı. acımaz. (f.s.) boşuna. (f. (f.a.s. (f.a.s. (f. (f.) baygınlık. (f. güçsüz.s.) hadsiz hududsuz.b. beyhude. (bkz: bî-hödane). marifetsiz. boş yere.b.b.zf. çalçene. sonsuz. boş yere konuşan. pek iyi. (f. s.b.) 1.) ağız kokusu. karışık. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur].s. kıymetli bir taş.) elekten. (f.s.s.) idraksiz.s. (f.b. geveze.) nihayetsiz. (f. üstünlük.) kök söken. (itf.) boşuna gevezelik.a.b.) boşuna çalışan. anlayışsız.s. (f.s.b.b.bihişt bîh-ken bihnâne bî-hod bî-hodâne bî-hodi bihr bihrâm bihred bih-rûz. kendinden geçmiş olan.s.) huzursuz. çılgın. pek çok.

a.s. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva. ilk olarak söylenen fikir.i.. (a. gibi.i. (f.) 1. (f.zf. 2. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan.) kararsızlık.) kayıtsızca.) izzeti.) 1.s. (a-i. çapa.b. (f. ko puk. (a. kız-oğlan kız.). (a. değersiz.) -ile mânâsına gelip. [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır].) bîkeslik. (f.) kimsesiz. 3. kızlık.i. (f.b.b. kenarsız. bekâr. 2. hâlis.i. kopmuş. 2.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu. sırf.) kıymetsiz.s. orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun.s. saf.) 1. (f. kıyafet. (a.a. kararsız. (f. topraklar.) yararsız.b.) bakireler.b. 2. yaradılış. şarap içme. (f.) afiyetle. (a. çözük. aldırmaz.b.i.b. kılık.) 1.a. (f. değeri. (f. şarap meclisi. bel. genç kız.zf. 2. çözülmüş.s. (f. düşük. telâş. sağlıkla. şekil. (f. (bkz: bekâret). iktifa ederek. (f.a.s. salt. katıksız.a. gübre sepeti.i. bedelsiz.zf. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız. husûsiyle.) mercimek. (bkz: ebkâr). sonsuz.) kimsesizlere yakışır bir halde. tam.s. (a.i.b. (f.zf. (a. gevşek.) şeriatın emir ve müsaadesiyle (bkz. (bkz: nâ-be-mahall). (f. 2.) şarap. z f. tabiat.i.b.b. tamam olarak.) bedelsiz.s. ilgisizlikle.kelimeleri zarf yapar. . 2.i. karşılıksız. alâkasız.s.b.i.a. (f.s.) ölçüsüz.a.b.i.) kayıtsız.c.) eksiksiz olarak. (f. rahatsız.) yerler. [Arapça kelimelerin başına getirilir]..) kelimesiz. işsiz [kimse].) 1.) -siz.a. sözsüz.) 1.) 1. ülkeler. sâde. (f.bi-izni şer'î bi-izn-illâhi teâlâ bî-izzet bîje Bîjen bijeng bîka bika' bî-kâm bikâmet bî-kâr bî-karâr bî-karârî bî-kayd bî-kaydâne bî-kelimât bî-kem ü kâst bî-kerân bî-kes bî-kesâne bî-kesî bî-kıyâs bî-kıymet bî-mahall bikmâz bikr bikr-i fikr bikr-i hükmî bikr-i mazmûn bikle bikrân bî-kusûr bi-küsiste bîl bilBil-iktifâ bi-l-âfiye bilâBilâ-bedel bilâ-bedel bilâbil (a. uçsuz. keder. (f. buk'a'nın c. (a.s.s.) sınırsız.) yersiz. (f. eksiksiz.s. (bkz: bekâmet). huk.s. kimsesizlik. (a.e.e.) kusursuz.i. belbâle). (f.s. (f.bikr'in c. ebkâr) dokunulmamış.) kapı anahtarı. kıymeti olmayan. biçim.a. (f. bi-izn-illah). tasa. kayıtsızlıkla. (a.a.zf. aldınşsızlıkla. elem. (bkz ı'belbâl.

zf. haber vermeden. Galata ve Eyüp semtleri. bulaşmadan 2. yan. Lârisa].zf.s. belâl).b. aldırmayarak. Bursa. 10 şehir [izmir. Diyarbakır. (a. (a.zf.b.b.) memleketler.b. (a. Kahire].s. 5.) ücretsiz.b. kayıtsız ve şartsız. araçsız. seçmeden. (a. (a.) tashih edil meden. [eskiden] 1.) istisnasız. Kudüs. Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler.bilâd bilâd-ı âmire bilâd-ı aşere bilâd-ı cesîme bilâd-ı erbaa bilâd-ı garbiyye bilâd-ı harâciyye bilâdı-ı isnâ aşer bilâd-ı rûm bilâd-ı selâse bilâde bilâ-fâsıla bilâ-fütûr bilâh bil'âhire bilâ-ihtâr bilâ-ihtiyâr bilâ-inkıtâ' bilâ-intihâb bilâ-intikal bilâ-irtikâb bilâ-isbât bilâ-isticvâb bilâ-istisnâ bilâ-iş'âr bilâ-kayd ü şart bil-akis bilâl bilâ-lüzûm bilâ-sebeb bilâ-tahkîk bilâ-taksîr bilâ-tashîh bilâ-teemmül bilâ-tevakkuf bilâ-udûl bilâ-ücret bilâ-vâsıta bilâ-veled bil-bedâhe bil-cümle bîle (a. (a. (a. söyletmeden. (a. (a.zf.) irtikap etmeden. bayındır duruma getirilmiş.zf. (bkz: be-lâde. şehirler.s. belde'nin c. belâd).) seçilmeden. Halep. (a.b. hatırlatılmadan.) korkusuzca. An-tep. Anadolu.) hep. Bağdat.b.zf. sorup soruşturmadan. Sivas.zf. . irticalen. Eyüp. (f.i.) düşünmeksizin. kusursuz. bütün.b. ada.) 1. tersine.zf. 3.b.) arkalan büyük olan kadınlar. kendiliğinden.zf. dönmeden. belîha'nın c. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. Maraş. Edirne.s.) veletsiz.zf. apansızın.b.zf. 4 şehir [Edirne. (a.b. Şam.) sormadan. bezmeksizin.) iş'ar etmeden. (a. (a.zf. kavramadan. doğrudan doğruya.) taksirsiz.zf. 4.) vasıtasız.b. istanbul'da Üsküdar. (a.zf. sonradan. (f. Galata.) isbatsız.) sapmadan.).s. (a. (a. ve i. (a.) durmadan.b. bildirmeden. fesatçı.b.) lüzumsuz. birdenbire.b.) fasılasız.) 1. (a.b. sürekli.b.) sonra. Selanik.s. sonunda. gereksiz. (a. (bkz. kasabalar. (a. Bosnasaray. Bursa.b.b. (a. arasız.b. (bkz: cümleten).) müzevir. Beyrut. mâmur beldeler.) aksine.zf. intikal etmeden. geçmeden. Sofya.zf. istanbul. çocuksuz. Trabzon.zf. Kan-diye.) tahkik etmeden.i. Trablusgarp. tersine olarak.) sebepsiz.s.b. 2. (a. toptan.b. (a.b. (a. kesin olarak. batı memleketleri.) elinde olmayarak. îmar görmüş.s.) düşünmeksizin. Erzurum.s.b. (a. rüşvet almadan.) ihtar edilmeden. tam tersi. a.b. büyük memleketler. (a. 12 şehir [Adana.) devamlı. düzeltilmeden. şehirler. 2. parasız. kayık küreği. haraca bağlı arazi. " iL. (bkz: bedâheten). gönderi. yanak.s. aralıksız.zf. Rusçuk. (a.s. (a. Çankırı].s.

) dileğiyle. yerine getirerek.) infaz yoluyla.) susturmak. (a. (a. (a ?f) kazanarak.) lâzım olduğu için. yol göstererek.zf.zf) icra ederek. (a.) delil getirerek. (f.zf. seçerek.) bindirilerek. (a.s. yoldan çıkartmak suretiyle.zf. (a. (a. gerekli görüldüğü için.bîlek bî-lerziş bi-l-farz bi-l-fi'l bi-l-hâssa bi-l-hayr bi-l-hükmü bi-l-îcâb bi-l-icrâ bi-l-iddiâ bi-l-iftihâr bi-l-ihtimâm bi-l-ihtirâm bi-l-ihtiyâr bi-l-iktidâr bi-l-iktisâb bi-l-iktizâ bi-l-iltizâm bi-l-imlâ bi-l-imtihân bi-l-imtisâl bi-l-imtizâc bi-l-imzâ bi-l-incimâd bi-l-infâz bi-l-infilâk bi-l-infikâk bi-l-infirâd bi-l-infisâl bi-l-inkısâm bi-l-inkişâf bi-l-intâc bi-l-intihâb bi-l-intikal bi-l-intisâb bi-l-irâe bi-l-irkab bi-l-iskât bi-l-isti'câl bi-l-istîcâr bi-l-isticvâb bi-l-istidlâl bi-l-istidlâl bi-l-istihbâr bi-l-istihdâm bi-l-istihkak bi-l-istifâde bi-l-istifsâr bi-l-istihsâl (f. anlaşmak yoluyla.) imtihanla. (a. birbirinden diğerine geçerek.).) kandırarak.) neticelenerek.zf.) donarak.) hayırla.) intikal ederek.) faydalanarak. imzalanarak.zf.) söyleyip yazdırarak. (a.zf) birine mensup olarak. (a. z.zf. yerini bırakıp giderek. (a. gösterip öğreterek.zf.) aynlarak. (a. anlaşarak.zf. yararlanarak. (a. (bkz: bi-1iktizâ). (a.) diyelim ki.) uyuşmak. (a.) iktidar ile. (a.b. husûsî olarak. meydana çıkarak.) kiraya vererek. (a.b. uğurlu olarak.zf. (a.zf. (a. . elde ederek. (a. (a zf) haber alarak.zf. (a. cevâbını alarak.zf.i.) mahsus.zf.zf. patlayarak.zf.) hakîkî olarak. ivedilikle.) çatal temrenli bir çeşit ok. aynlıp tek kalarak. (a. yaparak. (a.zf.)' kısımlara ayırarak. (a. öğünerek.) hizmete alarak. (a.zf. (bkz: hassaten).) bile bile.zf. kullanarak.zf. özenle.zf. dikkat ederek. sonuçlanarak.) infilâk ederek.zf.) göstererek.zf.zf. gerçekten.) acele ederek.zf.) saygı duyarak. (a.) çözülerek.) soruşturup.zf. bi-1-îcâb).b.) titremez. örnek.zf.zf. (a. (a.zf. (a.) imza ederek.) husule. dikte ederek. (a. saygıyla. (a.zf. tutalım ki. isteğiyle.) hakkı ile. gelişerek. (a. meydana getirerek.zf. (a. hele. kiralayarak.zf. dikkatle.zf. icra marifetiyle. ağzını kapatmak için. ayartarak. uyuşarak. (bkz.) iftiharla. (a.zf.zf. benzer göstererek. (a. (a. ayrılarak. titremeden.e.zf.) açılarak. (a. sınavla. keserek.f) sorup anlayarak. yaparak.zf. (a. (a.) hükmünden dolayı.) misal. (bkz: faraza). bölerek. (a. (a. (a.) özenerek. (a. (a. liyakatli olarak. (a. (bkz: an-kasdin).zf.zf.) aynlarak.) iddia için.zf.zf.

) büsbütün. açarak. ayırma ile. işgal suretiyle.zf.) tamamlayarak.zf.zf. oybirliğiyle. (a.zf.zf. (a.zf.zf. . verme suretiyle. kristal [Farsçası bilûr dur]. (a. i.) yüz yüze. (a.) getirerek. istimlâk ederek. (a. (a. (a.) görerek. (a.zf.) karşılık olarak. (a. gerekli görerek. (a.zf. (a. (a. (a. izafeten). (a.zf. (a.) Allah için.zf. (a.) nöbetleşe.) sırası düşünce. billâhi bi-l-lisân billûr billûrî billûrî. (a. adamlarıyla. (a.) ortaklaşa.s.zf.zf.zf. (a. (a.zf. bir şeyi saklamadan söyleyerek. (a.) yazı ile bildirerek.) muhafaza ederek.) değiştirme yoluyla. (a. gerektirerek.s. yüzleştirerek.zf. (bkz: müttefikan.zf. (a.zf. değişe değişe.zf. konuşarak. başlıbaşına. sırasını getirerek. uyuşarak. (a.) itiraf ederek.) istimlâk yoluyla.) maiyyetiyle.).) konuşarak.zf. (a.zf.) istiklâl üzere.) izzet ve ikbâl ile.) sorguya çekerek. billur.) danışarak. (a. (bkz.) ayırarak.zf. billûriyye Ecsâm-ı billûriyye billûrîn bi-l-mâ' bi-l-maiyye bi-l-muhâfaza bi-l-mukabele bi-l-muvâcehe bi-l-münâsebe bi-l-münâvebe bi-l-müşâfehe bi-l-müşâhede bi-l-müşâvere bi-l-müzâkere (a. ister istemez. sırası gelince. (a. karşı giderek.) kaydederek. konuşarak.) satın alarak.zf.) kim. (a.) müzakere ile.) istişare yo luyla. billurdan.zf. (a.zf. (a.) karşılayarak.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam.) izin ile.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili.zf.) billur gibi. (a.) işgal ederek. sırasını bularak.zf.) lüzumlu. meydana çıkararak.i.) keşfederek.zf.) tasavvurî olarak.zf. birleşerek. müttehiden).) birleşerek.zf. (a. ruhsat alarak.zf. bozmadan. (a.bi-l-istikbâl bi-l-istiklâl bi-l-istilzâm bi-l-istimlâk bi-l-istintâk bi-l-istirar bi-l-istisnâ bi-l-istişâre bi-l-istîzân bi-l-iş'âr bi-l-işgal bi-l-iştirâ bi-l-iştirâk bî-l-i'tâ bi-l-i'tirâf bi-l-itmâm bi-l-ittifâk bi-l-ittihâd bi-l-ityân bi-l-izâfe bi-l-izzi ve-l-ikbâl bi-l-kalb bi-l-kayd bi-l-keşf bi-l-kimyâ bi-l-kuvve bi-l-külliyye billâh.zf. billurdan yapılmış cisimler.zf. konuşarak. (a. (a. (a. (?f) kimyaca. bitirerek.) beraberce. elbirliğiyle.zf. (a.zf. danışarak. (a. (a. (a. sırasında. düşünce halinde.) kim.zf. bütün bütün. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı.) vererek.) konuşmak suretiyle. hakkı teslim ederek.zf. (a.zf.

(f.i.) bütün. (bkz: bî-hemâl. yeri gelmişken. takatsiz. (a. cehennem korkusu. (f. mayası bozuk. tehlike. hoppa.) riyasız.zf.i. mânâsız.i.) 1.a.b. 2. bitkinlikle. zayıf. bîtâb). (f. eşi benzeri olmayan. (f. hastahâne. dermansız. (a.a. deliler yurdu. 2. sayısız. takatsizlikle.) . (bkz. bed-tıynet). yurtsuz. (bkz. l. yüreği katı.s.b.) hastabakıcılar. akılsız.) zâtülcenp.) akılsız. 2.) beyinsiz.zf. (bkz. 2. bitkin.) 1.) [gözü] baygın bakışlı olan. tımarhane. f h s) manendi.s. (f.).b. satlıcan.s.s.zf. (a.b. (a. (a. serseri. ürküten. hükümsüz.i. (f.b. saçmasapan [söz]. . (a. (a.b.b. (f.s. halsizlik. azarlanma. (f h s) hastabakıcı. (a.) lüzumsuz.) çok sıkıntılı ve üzüntülü.) gönlü sıkılmış.a. kötü yaratılıştı. (bkz: havf).s. (f. billur gibi. (a.i. akciğer zan iltihabı. (f.) 1. * araç h. sayrı. kararsızlık.a.b. (f. (a.s. (a.) her yönden. (f.s. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri. (f. korku. f. can korkusu.zf.bilsâm bilsâniyye bilsikâ' bi-l-umûm bilur bilûrîn bi-lutfihî bi-lutfihî teâlâ bî-lüzûm bi-l-vâsıta bilve bi-l-vekâle bi-l-vesîle bi-l-vücûh bîm bîm-i cân bîm-i dûzah bîm-i ta'ne bîm ü ümîd bî-magz bî-magz-âne bî-maksad ü bî-günâh bî-ma'nâ bi-ma'nâhü bî-mânend bîmâr bîmârân bîmâr-ciger bîmâr-çeşm bîmâr-dâr bîmâr-dil bîmâre bîmâr-hâne bîmâr-hîz bîmârî bîmâr-istân bî-mâye bî-meâl bî-mecâl bî-mecâl-âne bî-mecâlî bî-mekân bîm-engîz bî-mer bî-merâ bî-merhamet (a. yoksul. bîmâr'ın c.b.s.a. 2.s.i.i. sarmaşıkgiller. yine o anlama. bîmâr-hâne).) Allah'ın inâyetiyle.) maksatsız ve günahsız.s.b. bed-sîret.) lütuf.b.b.s. bîmârân) hasta. bî-nazîr). bitkinlik. kerem ve inâyetiyle. (f. soğulup sayılma korkusu.) 1. (f. (f.b. 1.) hastalık. güçsüzlük.s.s. takatsizlik. (f. hastalıktan yeni kalkan [kimse].s. yersiz. hep. ürkütücü. gerek. (f. (f.) halsiz.s.) yine o mânâya.hastahâne.s.s. tımarhane.i. güçsüz. (f.b. hanımeligiller.i. (f.) anlamsız. (bkz.zf.) bot. hasta.c. (f. (f.s.b. (a.) yapışkan otu. fr.(bkz: bîmâristân2).a.b. (f.zf.a. üzüntülü.s.) merhametsiz. 2.) güçlükle.) mânâsız. (f.pleuresie.) vekâlet ederek.b. belvâ).) korkutan. korku ile ümit.s. 2. (f.b.s.a.) vâsıta ile.f.) bu vesile ile.zf.) billur.) hesapsız. hoppa adama yakışacak surette.) billurdan.b.) 1.

c.c. talihsiz.) nasipsiz. bundan dolayı. (f.s. görücü. uzgören. dayanarak.s.f. gr. yapısı.) çekinmeksizin.zf.b. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf]. basiretli. (a. (a.s. meçhul (edilgen).b.b. (a. (bkz.s. hakikati kavrayan.b. (f.) 1. (bkz: bî-nazîr).) tatsız. dalış. (f.s. beynamazlık. 3.b. (f. 2.s. sebepsiz.b.a.b. büyün) bölge. müteaddî (geçişli). (a.b. (f. bîpervâ).a. talihi kapalı.) bundan dolayı. 2. yapılarak.f. (bkz: binâen-alâ-zâlik).bî-mezak bî-meze bî-mihr bî-mihr ü vefâ bî-mikdâr bî-minnet bî-misâl bî-mûcib bîm-nâk bî-muâdil bî-mübâlât bî-muhâbâ bi-mübâlût bî-müdânî bî-mürüvvet binBin-netîce Bin-nefs bin bîn -bîn Dûr-bîn binâ' binâ emîni binâ-yi ilâhî bînâ bînâb binâber binâberîn bînâ-dil binâen binâen-alâ-zâlik binâen aleyh binâ-gerde binâgûş bî-nâm bî-nâm ü nişân (olmak) bî-namâz bî-namâzî bî-nasîb binâvend bînâyî (f. eşi bulunmayan. yapı.) bundan dolayı. dürbün. 2. lûtufkâr.) 1. kurma.) şefkatsiz.i.s.s.a. bu sebepten.) -e.i.b. mürüvvetsiz. .s. (f. (f.b.) . ev. adı sanı kalmamış (olmak).b.b.s.e. (f. tat almaz.) 1.) kalbi. Tanrı binası.s. (f.b. (bkz: bî-mubâlât) (f. sakınmadan.s.s.i. uzaktan gören.c. 2.) 1.) dikkatsiz. neticede. sevgisi olmayan. inşâatı kontrol eden kimse. (f. (a. (f. binâberîn). (bkz: binâberîn). gören.b.b.s.i. namazsız.zf.a. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.) emsalsiz. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar.a. (a.) -den dolayı. (f. (bkz: bi-nevend). (f. (f. (bkz.a. i. kadınların aybaşı hali. isnâd). (a.b.s. lâzım (geçişsiz). görücü.) eşsiz. (f. (a.) namazsız.a. ebniye) 1. -den ötürü. 5. kulak tozu [aslı bünâgûş dur].) adsız.) eşsiz. (f.s.). (f. 2.) bunun üzerine. 2. benzersiz. başına kalkmayan.çekinmeden. benzersiz.a.) mûcipsiz. (f.) korkmuş. bunun üzerine. tuzsuz. görücülük.s.i.b.a. beynamaz. nefisle. (f. -de. kulak memesi.) manevî görüş.). göz. saygısız.b.s. benî) oğul.zf.s. sansız. yapma.i. namaz kılmayan. kayıtsız.zf. sayısız.) mâni. (a. insaniyetsiz. (f.s. yok yere. vefası. -için.b.s. engel.) zevksiz.) kurulmuş. 'önemsiz. dayanma. mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap. (f.a. (f. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. netîce olarak.) 1. 4.a. gören. mıntaka. (bkz. bunun üzerine. sevgisiz.

(bkz: bi-nâvend). 4. görünmez.s. (f. rezil.s.) zenginlik. (bkz: hadeka).b. sessizlik. bir dereceye kadar.b. (f.s. sonuç olarak.s. düzensiz. spontane.) belirmez.i.) iğe sarılmış pamuk ipliği. (a.b. (f.b. (a. tatsızlık. görücü. yayın ele alındığı kısmının ucu. kadeh. görebilme. (üzümün kızı) şarap. (f.s. (f. nursuz.i. mülakat.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek.) kendisi.) nihayetsiz.i. uyanık.) bakımsız. 2. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası. uğursuz. . (f. Osman kızı Ayşe.) 1.) nasipsiz.b. tatsız. (f.b. (f.) l.s.bînâyî-refte bî-nazîr bincişk bincişk-i züvân bînek bî-nemek bi-nefsihî bî-nemekî bînende bînendegî bîneng bî-nesak bî-nevâ bî-nevâ-yı firâk bî-nevâyî binevend bingân bingere bînî -bînî Âkıbet-bînî bî-nigâh bî-nihâye bî-nihâyet bîniş bî-nişân bî-niyâz bî-niyâzî bi-n-nâr bi-n-nefs bi-n-netîce bi-n-nisbe binsır. (f.burun.b. (bkz: bi-z-zât). (bkz: piyâle). yüzük parmağı.) sırasız. 2. (f. (f. tükenmez.) yalvarmasız. (f.b. (bkz: müstagnî).) nisbetle.i.) nihayetsiz. (f. dağ tepesi. bî-misâl).b. zavallı.) ateşle.a. engel. içinden.s. sonu görürlük. (f-i. görüş. ilerisini düşünen. 2.i. binsâr bint Ayşe bint-i Osman bint-i ineb bint-i mehâd bint-ül-cebel bî-nûr bî-nümûd (f-b. fakirlik.]. nasipsizlik.s. (a. 2.s.) tuzsuz.). 3. ayrılığın nasipsizliği. ihtiyaçsız. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir]. 2. (a. (dağın kızı) aksiseda. fakir.a.) nişansız. yakar-masız.b. (bkz: ebedî). 2. kendiliğinden. görmez.) görürlük.c.b. (f.zf.i.i. gören. uç. (a.2. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. [insanda ve denizde].zf.s. görme kabiliyeti. (f.i. basîretkâr).i.s. çaresiz. (f. (bkz: usfûr).) serçe kuşu. tas. (f. vefasızlık. 2. kâse. (a. meç. (f. sonsuz.) 1.) namussuz. (f. kendi kendisi. gözbebeği. akıllı. [Arapçası "fincan" dır.b. muhtaç.) 1.) 1. fr. yoksulluk. (f.) l .a.s. tatsızlık.s. tuzsuzluk. bot. benât) kız. (f.s.b. lezzetsiz. (bkz.) 1. 3. (f. kendi kendine. (bkz. iki yaşına girmiş dişi deve.) fels.) manî. işâretsiz.zf.i.i.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör. lezzetsizlik. uzak görüşlülük.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak. (a.s. sonsuz.) 1.zf. sükût.

) az şey.) renksizlik. biraz.) fazla dallan kesilmiş. bî-reh bî-râhe bî-râhî bî-rahm bîrân.. (f. bîrâne bîrâste birâz birâz birâzbân. 2. yolsuz. seccade. susuz. renksiz. (f. pirinç [mâden]. 2. 3.s. ahret veya din kardeşi.s. taslak halinde bulunan resim.i.binye bî-pâyân bî-per ü bâl bî-perde bî-pervâ bir Bi-r-ricâ bi-r-rakabe bi'r bi'r-i muattal bi'r-i zemzem bîr bîrâd birâder birâder-i can-berâber birâder-i mâ'nevî birâder-i rızâî birâder-âne birâder-enger birâder-hande birâderî birâder-zâde bî-râh. güçsüz [kimse]. (f.i. pilav.i.b.[asıl ve mecazî mânâda]. kardeş.b.e.) kardeş çocuğu. (f.i.i. 3.zf.i. 2. tükenmez.a. yolsuzluk. 2. (f.s.) şüphesiz.i. (f. çok yakın dost. kilim. birâzvân birbâs Bircîs bîreg bî-reng bî-rengî bi-resm bî-revgen bî-rey bî-reyb birîg birînc birincâsb (a. -ederek mânâsına gelip.) 1. tas. budanmış [ağaç].b.) 1. (a.c. (f.i. körkuyu. (f.a. (f. (f.kelimeleri zarf yapar rica ile. (a.i.) kılıç. (bkz: bercîs1). başarısız. (f-b-s. (f. aforoz veya sürgün. çıkmaz sokak. âdet olduğu gibi. yeğen. yol bulunmayan sapa yer. (f.) 1.i. âbâr) kuyu.i.) derin kuyu. düşüncesini söylemeyen. harap.) 1.b. (bkz. i.) bot.b. (f.) üveyi kardeş. pîr. dökük. örtü gibi şeyler.) kardeşçe. Mekke'deki zemzem havuzu.i.i.) üzüm salkımı. soysuz. ilâhî cevher. (a. dost.) merhametsiz. (bkz: bî-muhâbâ).s.s.). yatak. 3. (a. 2.) yıkık.) kardeşe mensup. (f.s.i. karşı karşıya döğüşme. . (f.) -ile. (f. bünye).) 1. süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar].) arsız.) sonsuz. 2.b. 2. (f. dostça. nefiy. (f.a. pirinç [hububattan].s. reysiz.b.zf. münasebetsiz ve kötü yola sapan. (f.) 1.i. meç. kanatsız.) 1. (f.) kolsuz. i. (f. arsız.) çekinmeksizin. sakınmadan. ahret kardeşi.b. (f. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.i. (f.) resmî olarak.) 1.s. kalbsiz. ihtiyar. (f.) savaşa atılma. (f. döşek.s. dermansız.b. (f. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır]. (a.b. oysuz.a.s.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir].) kardeşliğe kabul edilmiş kimse.s.s.b. rakabet ederek. hah. viran. (bkz: birincâsf). erkek kardeş. utanmaz. yıldırım. hanende.s.) damarsız. 2. (f.i.) yağsız.b.) 1. müzik bilmeyen okuyucu. kardeşlik. (a. (a. renksiz.b.s.

ne çirkin" mânâsına gelir.i.a. tüfek.i. arsız. hallucination.s. (f. 2. (f. kasnı.c.) at kestanesi.) bot. 3. dönek. varsam.s. (kar döşeği) karla kaplı olan yer.i. (f. Beifuss miskotu" dur]. (a. bağışta bulunma.a. (f. (a. (a. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu. el etek öpme.s. lât. dünyâ. döşeme.a. afetler.) bot.) sebatsız. yonca. değersiz yeşil bir taş.a. (f.i. çimen. 2. güzellik.) 1. "zemberek" denilen bir harp âleti. busat) kilim.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma.) selâmlık dâiresi. küçük göl. (f.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. (f. bîrze. ve i. bir benzeri olmayan. minder. nane ve piyazlı kebap.) sabırsız.s.s. büsre'nin c.) kızartılmış.a. 3. 2. (a.s.i.) 1.) . (f. haricî. (a. büsre). cehennem. yabanî karanfil.b.s. olmayan şeyi varsayma. yeryüzü. s. bisât-ı kevn ü mekân).b. yeryüzü. Misk otu.i.s. (f. (bkz .). koyun otu.dışarı. bürsen). yalancı zümrüt. (f. (a.) kısmetsizlik. bîrzî bî-sabr bî-sâmân bî-sân bî-sânî bisâr bisât bisât-ı arz bisât-ı berf bisât-ı felek bisât-ı hâk bisât-ı kevn ü mekân bisât-ı satranç bisât-ı bûsî bî-sâz bi'se Benât-ı bi'se bi'se-l-masîr bî-sebât (f. (a. sermayesiz. hâriçte. keçe.i.s. (a. suyoncası denilen. büyük havuz. kâinat.) firuze.) riyasız.i. yalansız. (f. (f. (f. selâmlık odası. bot. (f. büyük belâlar. bî-sânî). yaygı.) ikincisi olmayan.i. (bkz. zf. [acı ve kokulu bir sakız]. yeşillik. [hafifletilmişi "birûn" ].i. iyilik. (f.) cansız.) hayâsızlık. şeytanboku. benzersiz.b.a.s. dışarıda. (bkz.i.b. göğüs. .) parasız. yüzsüzlük.) yüzsüz. gökzümrüt. alm.birincâsf birişte birîşüm bî-riyâ birke birkıl birnîs birr birr ü takvâ birsâm birsân birsîm birsîm-i mâ' bî-rû bî-rûh bîrûn bîrûnî bî-rûyî bîrûz bîrûzec bî-rûzî biryân biryân-ı muhallâ bîrzed. (bkz: bisât-ı felek.) . bisât-ı hâk). satranç tahtası. tava.) gerekli eşyası bulunmayan.) 1.i. fr. (f. 2. sarı çiçekli bir ot. çocuğun ana ve babasına itaatli olması. (f.a.i. anaya babaya itaat. yeryüzü.s.) kısmetsiz.) etek öpme. fr. (a. fazla.b. ne fena.i-) 1.b. zümrüte benzer.i. talihsizlik. (bkz: bisât-ı hâk.e) "ne kötü. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir]. gölcük. (f. tere. (f-i-) l.s. züğürt [kimse]. (f. Armoise miskotu. 2. dış.) bot. (a.i.i. hayır.

hareket].) durmaz.) salhane.) çıraklara. (f.s.b. yirminci.b. (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş. ziyâde.) âciz.a. (f.s. (a. (a.e. 2.). (bkz: perûş). bıldırcın otu denilen.i.s.zf. edepsiz.) 1. (f.b. (a. (bkz: büsut). boğazlanmış hay (f.b. (f-b. . (f. sefil ve perişan. (a.s. başsız. (f. (a. (f .s.b.a. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ. âşık Ferhad'ın.) çok konuşkan.i. (f. gök. Peygamberimizin gönderilişleri.) boş. intizamsız. (f.i. adıyla.) arkadaşı çok olan.i.) gevşek.zf. zayıf [adam].) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar. bîsere bî-ser bî-ser ü bûn bî-ser ü pâ bî-ser ü sâmân bîserâk. (a.i.s.b.i.) yatak. artık. çok kimseyi tanıyan.) gönderme.. utanmaz [adam].) sivilce.b.a. savruk.) suhuletle. gökyüzü.f. (f. (f. hayvan kesilen yer.) yirmi 20 (f. beceriksiz. yok yere. hareketten kalmaz. kolaylıkla.) çok. düzensiz.) mercan [taş]. çok tembel.b. (a.s.bî-sebeb bî-seher bî-semen bîser.i. bol meyveli.i. i. bîstümîn bî-sûd bisut bî-sükûn bîsütûn Çetr-i bîsütûn bisyâr bisyâr-ber bisyâr-gû bisyâr-husb bisyârî bisyâr-kes bîş (f. paha biçilmez. ne cesiz. (f. suhuletle.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır. değer.s. bîserek bî-serân bi'set bi'set-i Muhammediyye bi'set-i nebeviyye bism bismil bismil-gâh. (a. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret. (f.s. (f. cılız. (f. (bkz: bi'set-i nebeviyye). bismil-geh bismillâh bismil-şüde bisr bisre bisBi-s-suhûle bism-i şâh bi-s-suhûle bîst bîstâh bistâm bistâr bister bîstgânî bistûh bistüm. (f. 2.) sebepsiz.i. (f. başıboş olanlar.s.b. döşek.) kıymet.zf. ipe sapa gelmez [söz.s.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu. (f.) başsız. (f.s.i.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar.s.s. (f.) küstah. çarpık. (a. arsız.) boğazlanmış.s.b. faydasız.) sabahsız.s.b. (f.a.) vücudu sivilceli olan [kimse].) kesilmiş.s. Çin'de yetişir zehirli bir ot. eğri. kolaylıkla gibi. v. durmayan.i.) çokluk.) 1.).) ["bi+ism" den] ismiyle. (bkz: besmele).s.

b. (f.a.) 1.) sığıntı. şekilsiz. 3. (f.) daha fazla.) kuvvet. h. gümüş kakmalı işlemeler.a. sabırsız. 5. 3. 2. düşüncesiz. (a. (f.i. (f. (f. tanzîm ederek. varyoz. 2.) 1.) fazlalık. s.b. tutsak. bişkene). i.) yüksek fiatlı.s.s.) 1.a. Allah.i. yorgun.s. (f.) şuursuzca.i.b.b.s.).e. (bkz: şü-kûfe). (a.i. (f. 3 kuvvetli. zool.s. (f. saygıdeğer kişi.s. (f. (f.i.) şüphesiz. küskü.) ormanlık.s.biş-i behâr bîş-i mûş bîş ü kem bî-şâibe bişâr bişâre. kıymetli. kaya koruğu.i. sayısız. kazma. bişâret bîş-bahâ bîşe bî-şebîh bî-şekk bî-şekl bî-şerm bî-şevâib bîşe-zâr bî-şikîb bişing bîşî bişkel bişkele bişkene bişkûfe bişkûh bişkûl biş-mûş bişpûl biştâm bîş-ter bî-şübhe bî-şümâr bî-şuûr bî-şuûr-âne bitBi-t-tagyîr Bi-t-tanzîm bît bî-tâ bita' bî-taayyün bî-tâb bî-tâb-âne bî-tâbî bot. rastık. koyu şıra. fareye benzer küçük bir hayvan. (f. (f.s. (f. çevik. bıldırcın otu ile beslenen bir fare. dağınık. (f. pek çok. bot.) 1.).) kuvvet ve iktidar sahibi. gaseyan.) perişan. 2. meşelik. tasa. 2. balyoz.s.a. 4.a.) 1. (bkz: bî-gümân).) fels. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap. kusma. (bkz: bişkel. çiçek.i. (bkz. 2. uyanık.a. halsiz.) hadsiz.s. (f.s. [eti panzehir olarak kullanılırdı]. heybetli ve muhterem. sazlık. ihtiyatlı. bişkele. fazla ve eksik.) buruşuksuz. benzeri olmayan.zf. (f. (f.i. değerli. (bkz: tufeyli). 3. i. tedbirli. bişkene (f. fr.s.s.zf. becerikli. işe düşkün.) şüphesiz. . (f. tutan ve saçılan şey. 2. meşelik.) 1. 2. (f-b. pahalı. tanzîm ile.) orman. (f.i. (bkz: bî-mecâl).a. (a. sabrı tükenmiş.i. (f. (f. (bkz: galî).) bitkin.sazlık.s. halsizlik. (a. 2. değiştirerek.s. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.. daha çok.b.) -ile.) lekesiz. kusursuz. eksiksiz. i. esir. gıda.b. (bkz. düşünmeden. bişkele). uzun boylu [adam]. (f. eksiksiz. i. burgu. bişkel. kendi gelen. 4. *kesîn.) bitkin bir halde.a.) utanmaz.i. kim. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı].a.) kusursuz.i. beşaret).s. kasavet. (bkz. dermansız.) şuursuz.s. benzersiz.) takatsizlik. akıllı. 4. saçı. (f. amorphe. (f. altın. ederek mânâsına gelip. kıvırcık saç. tutuş. gam.b. (f. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü.b. eğri anahtar.e.) adı sanı belirsiz. idraksiz.). (f.b.i. (f.s.) 1. (f. asalak.kelimeleri zarf yapar. (f.b.) 1.

zf.i.) tamamıyla.) sivrisinek. oynatarak. cü. 2. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a.i.i. biûza (a.zf.a. kışkırtarak. bî-tarafâne (f. bi-t-te'sîr (a. bi-t-tahkîk (a. hareket ettirerek. (bkz: beytûtet. güçsüz. bî-vakt (f.a. ebvine). tutuklanarak.cü.) istek ile.zf.a. bitke-i haşeb tahta parçası. tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına. tamamen). tabîî olarak. bityâre (f-i-) elem. bi-t-tevkîf (a. (bkz: bîver). aforti-yori.) benzetme yoluyla.zf.c. (bkz: bi-tamâmihî. bi-t-tamâm (a.zf.zf.) kurarak.) tevkif edilerek.) güve.a.i. keder. bi-t-teâdî (a.) kusuru. bi-t-tarîk (a. gece kalma.) âciz. (bkz: bi-t-tahrîk2).zf.a. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul. (bkz: beytûtet. boş.zf.s.) takatsiz.i. bî-taraf (f. bivân (a.zf. bîv (f. bîvâre (f.a. tahkik ederek.) gece kalma. bî-tâil (f. uygunsuz.) 1. bevvân). kesilen bir şeyin ufak bitke (a. bi-t-tafsîl (a.) te'sir ederek. bî-tedbîr (f.) güçsüz.) tahammülsüz.).) tedbirsiz. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a.s. bi-tamâmihî (a.) hurma çiçeğinin kapçığı. araştırarak.) zulüm ile. bîvâr (f. bî-tâkat (f.s. poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde. günahkâr.b.a. ayırma yoluyla.) tecrit.s. bi-t-tasmîm (a.bî-tahammül (f. bi-t-teşvîk (a.) tabiatıyla.) ufak parçalan. menfaatsiz. bî-tâk (a.) Allah'ın takdiriyle. büven. (bkz: takat). bîtet). bitlâb (f. hepsi.a. bîte (a.s. nâ-be-hengâm. teşvik ederek. uzun uzadıya. tomurcuğu.) ibâdetsiz. (bkz. bi-t-tav' (a.) "onbin" sayısı. bevâbet).zf. hakkı ve kanunu çiğneyerek. çaresiz. işe yaramaz. bi-t-tavassut tediye eko.) tahkik ile. bîtet (a. gecele-yiş.) tarafsız.) tamamıyla. kimsesiz.zf.) tarafsızca.) teşvîk ederek.) faydasız. bi-t-tahrîk (a. takatsiz. geceleme. (bkz: bevân. rastgele. (bkz. bi-t-tarîk-it-temsîl (a. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi.s. bîte). bi-tarîk-il-evlâ mant.a.) tesadüfen.b. bi-t-tesâdüf (a.) derece derece. kesinti.i.s.) yoluyla. bî-takvâ (f. bî-taksîr (f. . zf.s.) vakitsiz. zf.s. nâ-bemevsim). bi-tamâmihâ.zf.zf.b. bi-t-tedrîc (a. bi-t-tavassut kabûl eko. bityâr. *etkileyerek. tasarlayarak.zf. (bkz: bit-tişvîk).) etrafıyla.) geceleme. sıkıntı.zf. dayanılmaz.i.s. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın.b.s. garip. eksiği olmayan. bi-t-tab' (a.b.i. haydi haydi. bivâbet (a. azar azar. kışkırtarak. talaş.

) gadir.b. (f. (a. (a. . (f. (a. (f. bıkmış.i.) vücutsuz. (f. (f. kabul. -rek mânâsına gelip. dönek. 2.i.zf.e.) rahatsız.) -e.i. kuyruksuz.c.) bezginlik. (f.s. sermedi).c. gibi. cerrahlık. şaka. (a.) sebebsiz.b.s. pinti. (f.a.) eleyen. vefasızlık.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma.) pejmürdelik. (bkz.) hîle. (a.s. zarurî olarak.s.) vefasızlık.) dul kadın. câvidân.) ister istemez. bürnüs). azıksız.zf. (a. al.) vefasız. (bkz: bi-cişk).a. (f. (f. (bkz.a. kendi işler.i.b. (a.c. biyâât) satılık mal. âşık hilesi. (bkz: huffâş). fr. (f.b.i.) zevalsiz.s. perişanlık. (f. bîvâr). anoure. c.b.s. büzûzet).) behresiz.i. ışıksız.) fakirlik. muvafakat.s. (bkz: ebedî. sermed.) 1. hasis. yarasa. sonu olmayan. otomatik. (f. mahrum. sebze bahçesi. entrikacı.) lâtife.s.s.b. dul.s.s.i.) . büyâh) ufak balık. cimri. (a. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. çenesi düşük.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara. (a. kendisi. (f. karanlık. (f.) durmayan. kavun karpuz. altınsız. fitneci.) hekimlik.) 1.) gündelik elbise. küskün. (bkz.s. (bkz: beyâh).kelimeleri zarf yapar.) dulluk.a.i. (f.) kocasız kadın.b. nasipsiz. geveze [adam].a.zf) kendiliğinden. (a. (f. (a.) 1. (a.a.i. 2. bîa'nın c. küskünlük.a.i. bî-zebânân) dilsiz.s. (bkz: bezle).s.i. (f..b. (f.i.b. (f. usanmış. ziyaretle.) zahîresiz. doktor.i. (f.b.i. bûstân).) kiliseler.s.) zool. (bkz: savâmi).) kollu ve başlıklı hamam havlusu. (f.s.b. kıyafetsizlik. bi-z-zevât) kendi. 2.i.i. ile.) hekim.i. zikrederek.b.).bî-vâye bîvâyegî bîvâz bîve bî-vech bî-vefâ bî-vefâyî bîvegî bî-vend bîver bîve-zen bî-vukuf bî-vücûd biya' biyâet biyâh bizBi-z-ziyâre Bi-z-zikr Bi-z-zarûre -bîz Fitne-bîz bizâ' bî-zâd bîzâr bîzâre bîzâre-i bîdâre bîzârî bi-zâtihi Müteharrik bi-zâtihi bizâz bî-zebân bî-zeneb bî-zer bî-zevâl bizh bizişk bizişkî bî-ziyâ bizlâh bizle bizle bi-z-zarûre bi-z-zât bornûz bostân (f.i. (bkz: bi-n-nefs). (a. kalburdan geçiren. câvid.b.i. (f. (a.b. (f.s.a.) ziyâsız. desîse. hayırsız. tarayan. (f. (bkz: bezâzet. (f.

(a. distance focale.i. (bkz: bûy). başucu uzaklığı. fiz. astr.) cimriler.) 1. kutup uzaklığı. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını. bûbürdek bu'd Bu'd-i mesâfe bu'd-i beyn-el-hücrevî bu'd-i mizvâ bu'd-i mücerred bu'd-i nîreyn usûlü bu'd-i kutb bu'd-i mihrâkî bu'd-i mümass bu'd-i müzevvâ bu'd-i semt-ür-re's bûd bu'd ü nebûd bu'dân bûdene budha budû' bûd ü ne-bûd bû-fürûş bûğ bugas bugat buğrâ buğz bûh. avlu. distance angulaire.) insanın bütün malı ve eşyası.) 1. fr. 2. dis-tance polaire. âsîler. 3.) bülbül (bkz: andelîb. göl. fr. 2. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. haykırış.i. alan. 2. eb'âd) 1. bostâniyân bölükât-ı seb'a bû bû buâk bûb bûbürd.b. distance zenithale. pintilik.i.c. (baîd'in c. bıldırcın.) koku. (f.) kucakta. longueur de tangente. hezâr). can sıkılma.) cimrilik. fr.b.i. bostancılar.i. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler. ba'hl. (a. anlama. (f.i. (a.) ıraklar. (a. bûhe buhak buhalâ' buhâr buhârî buhayre buhayre-i dem'iyye buhbûha buhl buhle saray teşkilâtında. çakır doğan. var yok. saha.i. (bkz. boy u t. pintiler. erkek baykuş. (f. 2. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. nefret. (t. 2. (a. selva).b. bahîl'in c. (f. anat. mat.) haksızlık edenler.i.i.i.bostâncıyân.i. anat.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı. sevmeme. gözyaşı pınan. (a.) varlık. (f. (a. (a. (f. . (bkz: eb).) 1.) erkek kurt.i. uzaklar.) l. (a. tamahkârlar. 2.) semizotu.i.) leş yiyen kuşlar.i.' (a.i. râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında. meydan. espace intercellulaire. (f. gidilen yolun uzaklığı.a. 2. şiddetli ses. *açı uzaklığı.) 1. buhûl).i. (f. mat. varı yoğu. göze arası boşluğu.i. elsıkılığı. çil [kuş]. (a. omuzda. (bkz: adavet).) orta yer.i. buğu buhara mensup buğu ile ilgili (a. bâgi'nin c.i. (f. turna kuşu. ağır ve pahalı ev döşemesi. odak uzaklığı.i. şiddetli sel.i.) koku satan.) saha. top.i. (a.) küçük deniz. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı. 'teğet uzunluğu.i. serkeşler. astr. fr.) kin.) baba. uzaklık.geo.) 1.i. astr. fr. aralık. ansızın gelen yağmur. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü. râsıdın gözünde meydana gelen açı. (a. 3.i. varsayılan uzay. (bkz. (f. fr.

yalan söz.) 1. 2. (f. buhtûr Buhtunnasar buhû' buhûh buhûl buhur buhûr buhûr-i meryem buhûr-dân bûjene buk buk'a buk'a buk'a bûkalemûn bukkarî Bukrat bukratî bukratiyyûn bukta bu'kûke bu'kûket-üs-sayf bu'kûket-üş-şitâ' Bukul bu'le bûm.i. sürülmemiş tarla. bûmhen). perişan. obur. kriz. s .f. cemâat. bûme bûm-i musîbet bûm bûmbâr. yeşillikler.) zool. ("ku" uzun okunur. (f. yurt.) zool.i. hastalığın en ağır zamanı.) cimrilik. (bkz: bahte). karışık bir hâl alması. toprak.i. yaz mevsiminin en sıcak zamanı. güruh. bot.i. onunla ilgili. (f. (a. bahr'in c. (f-i-) 1. 2. (a. kışın zemherirdeki hali.h. hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet.i. (bkz: ra'd). izinde olanlar. büyük yapı.i.) 1. yer. kalabalık.) gök gürültüsü.s. tavşankulağı.) 1. kalabalık. bûmehin (a. ebhur). (a.zf.i.) 1.i. toprak. (f.c. (f. hastalığın fenalaşma nöbeti. baykuş. bür'ûme). (a. cyclamen.) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis. (a. otlar. konca. 3.) çok yiyen. (a. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse.i. (a.i. (bkz: bahûr-dân). (a.) izdiham. 2. (f. fr.) zool.) 1. tabîat. 2 .i. (a. (a. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı. 2.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar.s. düşüncesini.i. meç.) oğul. memleket memleket. (bkz: bahl.) 1. 2. bıka') 1. meç.) 1. yer sarsıntısı. dağınık.i.) alçakgönüllülükle hakkını isteme. (a. bir işin tehlikeli. (a. ebhâr.) denizler. (bkz. (bkz: ferzend. (bkz: bihâr.) sebzeler. belâ baykuşu. belâ.s.buhrân buhrân-ı ceyyid buhrân-ı kâmil.) boru. (a.i. buhrân-ı mahmud buhrân-ı redi' buhrân-ı vükelâ buhran sühûneti buht buht buhte buhtû. koyun bağırsağı. . kıyma. tomurcuk.) ses kısıklığı.i. düdük. bürûm. benek. 2.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait.) tütsü. pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek. bakl'in c.i. deprem. huy. mahdum).s. a. (bkz. ("ka" uzun okunur. siklamen.). henüz açılmamış çiçek. (f. yer. i.i. sıçan büyüklüğünde bir hayvan. (f. 3.i.i. (bkz: ekûl). (a. fiz. bûnbâr bûme bûmehen. 2. musibet.c.i. 2. ülke. buhl). (a. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda. nöbet.h. (a. iki hörgüçlü deve.i. (a. tütsülük.) yer yer.i. bağırsak. baykuş. kabine buhranı.i. leke. kritik sıcaklık. âfet. a.

burc'un c.) 1.i.i. sulu burç.s. öpüş.i.i. (a. dip.) 1. i.i.s. 2. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri.i. Hut (Balıklar) burcu].i. (f-i-) öpme. (a.i. [Hamel. delikanlılık çağındaki neşe. (f. doru.) fındık. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.i. (a. güzelin ağzı. nebat şekeri. Cevza. fr. tüfek kurşunu. 1) Sünbüle burcu.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse. haşlanmış buğdayın döğülmüşü. f. Esed (Arslan).) bıyık. i. teberzed). Kavs. (bkz. hisar çıkıntısı kule. bûmehen. öpücük.b.i. (a. astr. (f. Delv. i. sülün.) 1.) 1.) Tatar oku. (bkz: ber-zûg). Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek. bûse bûs ü kenâr -bûs Dâmen-bûs (f. burc-i âzerî burc-i bâdî burc-i eşref-ahter mîzân burc-i Delfîn burc-i evliyâ burc-i hûşe burc-i Süreyya Burc-ül-Esed burcâs burcuma bûre bu're burha bûriyâ bûriyâ-bâf burûc burûc-i isnâ aşer burût Burzag bûs. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr. Esed. (bkz: büste). (f. . öpme ve kucaklama. bunduka bunduk Bundukî bundukiyye bûr bûr Burâk Burak-ı Cem bûrânî burbûr burc burc-i âbî burc-i âteşî.) bulgur. (f. 2) Arslan burcu. 2. (f. Kavis (Yay) burcu]. (f. 2. çölde çukur biçiminde yapılan ocak. (bkz. 4. 4. Sevr.i. (a. [Hamel (kuzu). hedef. (Güneş medarının) on iki burcu.h.) . Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır]. havalı burç. 3. Seretan.i.) 1. (a. 2. ufak ve yuvarlak tane.bûmhen bûn bunduk. meç. [Seretan. Akreb.i. (f.c.i. uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu. zool.) 1.) çok cins olan dişi deve. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi. rahim.) bir altın para.i. (a. auphin. burç).) hasır dokuyan.i. fıstıkî renk. (a.hasırcı.s. (a. (a. yuvarlak bina. etine dolgun delikanlı. (a.) yüksekte bulunan nişangâh. (f. (a. Sünbüle. (a. ateşli burç. [Cevza (ikizler). Akrep.) parmak boğumu. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde. Hz. etek öpen. kolay. burûc) 1.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. Bağdat şehri. Cedy.i. kızıla çalar at. 2. Arslan takımyıldızı.) hasır.i. bûmehîn). i. kuleler. temizlenmiş koyun bağırsağı.) hisarlar. Yunus.i.i.) Hz. Mizan. nihayet. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. astr. 2. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı. Terazi (Aquarius) burcu].s. 3.s. çukur. 3. kale.) öpen. (bkz.

bûstân-fürûz).) öpme. (f. (f. (f. (a.) buse. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen. dal ve yapraklan yerlere yayılan. 3.i.b. mezartaşı.b.b. g. öpme. 2. (f. el öpme. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot. (f.i.b. gövdesiz ve kısa saplı nebatlar. alan.) ufak ve parlak bir böcek.) terler. Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri. (f.i. bûse-geh).) "bahçe süsleyen" bahçıvan. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen. (bkz: bûse-gâh.m.i. haksız. (a. (f. (a. küçük karın veya göz.i. (bkz.) bahçıvan.) bot. sağ kanncık.b.i. (f. anat. (bkz: bûse-rübâ).i. bahçe.) iyi huy. toplayan. (bkz. boş oluşu. minderler. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip.i. (f. (f.i. (a.) şapırtılı öpüş.i. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden.i. pûselik). etek öpme.i. çürüklük.busat bûse-câ bûse-çîn bûse-gâh. öpücük alan.i.b. (f.i. (a. bûse-geh bûse-lik bûselik-nevrûz bûsende bûse-rübâ bûse-şikesten buseyle bûse-zen bûs-gâh bûsî Dâmen-bûsî Dest-bûsî bûsîde bûsîden bûsîr bûsiş Busm bûstân bustân-bân bûstân-efrûz bûstân-fürûz bûstânî bûstân-pîrâ bûstân-serâ busu' bu'sûsâ bûş butayn butayn-i eymen butayn-i eyser bûte butha butîmâr butlân butlân-ı da'vâ butu' (a. katmerli horozibiği denilen bir çiçek. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş.b. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif. boşluk. tatarcık.i. öpücü. (bkz. döşekler.). (f. (f.) öpülecek yer. basî'in c.s. (f. sebil v.) şapır şupur öpüş. (bkz. kökünden çıkar çıkmaz. (f.b.) kanncık. soğancık. (a. s. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap.) bot.i. (a.) öpülecek yer.b.s.i. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer.) buse.) bot.b. çeşme.b.) kilimler. bisât'ın c. bûse-çîn). pota.s.). (f.i.i. kapan.b.) -öpücü. (f. (f.i. busende).i.) bostana ait.b.s.) zool.) hastalanan koyun.) öpmek. keçe yaygılar. kuyumcu kalıbı. . anat. (f.) gecikme. muz.) 1. dâvanın esassız. (bkz.) öpülmüş. butûl). öpücük toplayan. (f. (bkz: bostan.) bahçe içinde bulunan köşk. (f.i.b.) öpen.s.s.) 1.i.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık. geç kalma. 2. (f. (f. beyhûdelik.i. bâtıllık. sol kanncık.i. (f. bûstân). hücre.) öpecek yer. öpen.

ibibik kuşu. 2. fena.) 1.) kuş yavrusu.b.) keçi. (a. nesiller.i. 2. (f-b.) tarçın. hisse.m. 2. karanfil. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası.) sövme. kısmet. (a. hisse. (f.) güzel kokulu.i.) Azrail. (a. (f.s.) anat. eşlik.i.i. (f. bilgi. pay.) anat. bedîl'in c.) ağzın iç tarafı. (bkz: tebâüd). (a. (f. pay.) 1. sevgi.) kokma. topuk kemiği. (bkz: şetm). sarmaşık [ot]. (a. (a. bön kimseler [müfret olarak kullanılır. son. bûzine.i. 2. (f. (bkz: büdâd.) tuvalet çekmecesi. gözbebeği.) âfet.) buhurdan. (a. (bkz: butlan).i. (bkz: tebcîd). vazgeçme. 2.) 1. (f.i.) 1.i.) 1. meç.i.i. umma.b. sersem. (f. ayrılma.) kokulu.i.) kankocalık. beç büd büdâd Büdalâ' büdbüdek büdd büdde (a. tilki hayası. nasip. 2.i. bûznîne buzm buzra bü-bü' büc bücâl bücc bücdet bücr bücriyy. çürüklük. biber. soylar. nasip. kömür. 4. tamah.i.i. palazı. akılsız.i. 2. pay. sahip. i. kimyon ve benzerleri gibi baharlar. (bkz: zügal). (a. (bkz: büdde).i. nasip.i.) bot.i. çiçeklerin kokusu.) 1.butûl butûn buûle buûlet buus. belâ.i. koku.) koklamak. (f. (f i) maymun. (a. .s. en değerli. (*umut kokusu) ümit belirtisi. 3.) av köpeği. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. (bkz: zevce). beyhûdelik.i. şaşılacak şey. nihayet.) özleme. (f. maşa. vazgeçme.) ilim. tabiat.) kadın. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz]. kötü. (f.i.s.i. bücül bücûs büç .i. uzaklaşma. 2. son. batn'ın c. buûs bûy bûy-i ezhâr bûy-i ruh bûy-i ümîd bûy-i vefâ bûyâ Buyahyâ bûyçe bûy-dân bûy-dâr bûye bûyî bûyîden bûyiş bûy-perest bûysûz bûzâr bûzîdân bûzîne. (f. (f. (a. avurt.i.) 1. (f.i.) budala. (a. (a. (a. ateş koru. (f. aşık kemiği. musibet.i.) 1.) bot. rûh'un kokusu.i. karınlar. 5. şer. (f.) 1. 2. nihayet.) çavuşkuşu.s. (f.b.) boşluk. huy. bücriyye bücûd bücûl. encam). yokluk içinde bulunma. 2. nefs. eş. ümit.s.) oturma [bir yerde]. (f. başak.i. en kıymetli olan şey. (bkz: büde2). (bkz: hüdhüd). (a.) kokululuk. 6. (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi.i. (a.) 1. (f.i. (a.i. (f.

c. maşa. çok şaşılacak şey.i. (bkz: büd2). düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar.i. aşık kemiği. (a. ileri geçme. seher. yüce. 2.) çok acâiplik.) yaşlık. geniş yer.i. budalalar. himmeti.) yıldızı yüksek. (a.i. behv.s. 3.) yüksek ses.) hızla geçme. hezâr).b. ("ga" uzun okunur. haykırma.b. . bedene'nin c. talihi uygun. yer altındaki hayvan ahırları. (a.) yüksek. (f.) ağlayanlar. (a. erken.s. (a. belde'nin c. (a.b. 2. ağaç kavı. bir çeşit zerdali. (bkz: bâmdâd).) sık sık soluma. çılgın bülbül. 2. baykuş. (f.c. 2. (a.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar.) ahmaklar. 3.) ağlatıcı.) aydınlık.) kısa. bihâmât).).s. (f. (f. belîğ'in c.i.s. (a. bühtüre Bühûr bühüt bühüvv büjhân büjmeje büjûl bükâ' bükâ-yı sürûr bükâ-yı şedîd bükâ-alûd bükâ-engîz bükât bükm bükre bükse bü-l-aceb bü-l-acebî bü-l-acebter bülâlet bülbül bülbül-i genc bülbül-i nâlân bülbül-i şeydâ bülbülân bülbüle bülbülî büldân bülega' bülehâ bülend bülend-ahter bülend-âvâz bülend-bâlâ bülend-bîn (f. yalan.b.) 1. (a. ağlayan bülbül.) topuk kemiği.s. (a. bihâm. (f. 2. kertenkele.) beliğ olanlar.i.c.).i.s. (bkz: behme).büde büdün büdûr bügas bühlel bühlûl bühme bühr bühre büht bühtân bühtür. (bkz: andelîb. (a. belagat sahipleri. kiremit parçası. (a. bühüm.s. iftira. (a.) uzun boylu. begas). (bkz: bü-lûlet).) çok acayip.s. 2.) emzikli su kabı. ıslaklık.i. (a.b. (f. (a. a.i. (bkz: belend). imrenme. behlel). [doğrusu "belend" dir].) ağlama. 2.i.i. (bkz: behlûl).) 1. beld.) 1. dere içindeki çayırlık ve sazlık. tan yeri. (a. renkli deri.i. belâbil) güzel öten mâruf kuş. memleketler. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi.) 1.i. bodur. bülbül'ün c.) kaya keleri. (f. ebkem'den) dilsizler.s. kadeh.) son derece şaşılacak şey.) ağlatıcı. gözyaşı dökme.) kurbanlık develer.). şarap.s. misafir odaları.s.s. çok tuhaf. gayreti büyük. çok hırslı. iftira. (f.i. sevinçten doğan gözyaşı. saksı. (a. (bkz. (a. hüngür hüngür ağlama.) sabah. yalan.s. 4.b. 3.i. (a. ışıklı.i. soluganlık. (a.i. bâkî'nin c. (bkz. (a.b. meç.) bülbüller.) şehirler. behût'un c. behve'nin c. kaydırak. (a.) 1. (a.) 1.i.i.s. çok tuhanık. (a. (a. iller. (f.i.) 1.i. (f.i. kesik kesik soluyuş.s.

gırtlak. (f.b. kendinden büyük işlere karışan [kimse]. maymun iştahlı. (a. münasebetsiz söz söyleyen.b.) büyüklüğe eğilen.i.b.i. (f.c. (f. (bkz: benbek).bülend-girây bülend-himmet bülendî bülend-iktidâr bülend-kadd bülend-nazar bülend-pâye bülend-per bülend-pervâz bülend-ter bülend-terîn bü-l-fudûl bü-l-fudûlâne bü-l-fudûlî bülga [Bülgat-ül-ehbâb bülgâk bül-gâme bülgat bülgune bül-heves bül-hevesâne bül-hevesî bülû' bülûc bülûg bülûh bülûkka bülûl bülûlet bül'ûm.zf. h.b. (f. (a.) esas. (f.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün.) köklü.b. kuyunun dibi. 3. beceriksiz.a. (bkz: bülâlet).) yücelik. (a.s. (a. ıslaklık.) erkeklik yaşına girme.i. boşboğazlıkla.s. ("gu" uzun okunur.) geçinecek kadar şey. (a. varlık.s.) maymun iştahlıcasına.s. (f.i. himmeti.a. (f. kargaşalık. (a.zf.a. algune).i. (f.) "yüksek uçan" izzetinefis. kasık. sapı. Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir].) kavga. yükseklik. ["belûkka" şekli de kullanılır]. maymun iştahlılık.b.) çok kuvvetli. i.b.i.s. temel. bâlâ-pervâz). . (f. (f. (f.) âciz.) 1. (a. bül'um bül-vefâ bün bün-i bagal bün-i bînî bün-i câh bün-i hisâr bün-i hûşe bün-i nâhûn bün-i rân bün-âver bünbek (f.b.b. bül-heves). gayreti.) aklına geleni yapmak isteyen.) her şeye istekli olan. keyfine buyruk.s. burun ucu.). i. (a. (bkz. erginlik.b. kök. son.) yüksekte uçan. 1) tırnak kökü. serv endâm). (f.) hançere.i. boşboğazlık.) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı. reşîk. çöl.s. (bkz. isteği çok kimse. onur sahibi. rütbesi yüksek.) geçinmeye yetecek kadar olan şey.) boşboğaz.) çok vefalı. (bkz.) sebatsızlık. bülgâme).b.) boyu uzun ve biçimli olan [adam]. (f. (f. Bülûcistan halkından olan. ["benbek" de doğrudur]. (f.) daha yüksek. (f. (f. belûl).s. koltuk altı.s. (bkz.s.i.b.). Bülend-bîn).i. belâkîk) düz ova. yorgun olma.b. i.) en yüksek. horoz ibiği. çalışması yüksek olan. (f.) iyi çalışır.b. allık. ilâçlı hap. (bkz: bel'ûm).) dangalaklıkla.i.i. üzüm çöpü.) payesi.s. yerleşmiş. (f. (a.i. (a. yaramama.i.i. (f. 2) acele.) büyük. 2. dip. (a.b.) yaşlık.b. (bkz. (f.i. f.) dangalaklık.b.s.s.s. nişan.s. (bkz. her şeye istekli. kalenin dibi. (bkz.

) 1. temel. bir şeyin aslı. vücûdu canlandıran. sıtma hastalığı. ağırbaşlı.) içine para. (a.i.) hastanın iyiliğe yüz tutması.i. destek. sabırlı.) 1.i. yonga. çubuklu kumaş.bündâd bündâr büngâh bünk bünlâd bünn bünûd bünüvvet bünyâd bünyâd-ı kavî bünyâd-ı zulm bünyâd-ger bünyân bünyân-ı kavî bünye bünye-i dâhiliyye bünye-i sünâiyye bünye-i ûlâ bünye-hîz bünyevî bür' Bürâ' bürâd bürâye bürcüme bürd bürd-i Hazremî bürd-i muhattat bürd-i Yemânî bürd bürdâ' bürdbâr Bürdbârî bürde Kasîde-i bürde -bürde Dil-bürde (f. (a. beden. (f. evlâtlık. zulüm yapısı. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı. (f. ağırbaşlılık. (a. berâcim) parmak boğumu. payanda. (a.. ikinci yapı. duvar.) 1.i. bina. şey. yapı. (a. Kâab bin Züheyr'in.) 1. (bkz: ber'. zengin. esas bina.) bünyeyi kaldıran. sancaklar. f r.i. payanda. hırka. 2. set.s. set. kuruluş [doğrusu "binye" dir]. (a.c. temel.) oğulluk. (f. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı. sağlam yapı. asîl ve kibirli kimse. 2. aba.i.) hek. hâlisi. structure primaire.i. (a.i.) büyük bayraklar.b. götürmüş.s.) yapı. structure interne.) bina yapan.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü. dut ağacı kabuğuna benzer. temel. (bkz: bünlâd). 2. bünye ile ilgili. yapılış. iç yapı.s.i. (a. makbul bir Yemen dokuması.b. (a. 2. (f. (f. Hz.) bünyeye ait. esas bina. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda.i. structure secondaire. tahammüllü. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı.) bilmece. (a.f.b. vücut. asıl. fr. (bkz: bürûd1).) sabırlılık. 2. sıkıntıya katlanan [kimse]. (f.i.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. (f. ağaç yongası. hoş kokulu bir çeşit kabuk.s. esas. (a. bend'in c.i.i.i. âşık gibi.) bir çeşit çubuklu kumaş. buru'). törpüden çıkan kırıntı. Hz. (f.i.) soğuk. (a.s. (a. (bkz: bündâd). [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır]. bina. bulmaca. bot.s. 2. (a. sağlam yapı. . götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar.) 1. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata.i. (f. 2. yer. bot. Hadramut bölgesinde dokunan aba.) 1. duvar . (a. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. destek.) ev bark sahibi. muamma.i. çizgili. birinci yapı.i.) 1.) isimlere eklenerek "götürülmüş.i. (a. çadır.) uysal. fr. bot. yapı.

i. 3. mâni. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı.) başıaçık. borucu. avlu. bürka'-fiken (a. Bürhâniyye (a. ev ve kale kapısı. (a. (f.s.i.i. Cerrâhiyye. bürhânî ispatlayıcı.i.s.b. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati. açıklayıcı. (f. (bkz: hüccet). yüzörtüsü. (a. (bkz: berku'. bürkânî yanardağa mensup. alaca çekirge ["birkan" şeklinde bürkan de kullanılır).) açık.b.b.i. başıkabak. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil".) kesilmişlik. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır]. bürîde (f. (f. bürhân-ı limni mant. berâhîn) delîl.) başı kesik.) boru çalan. çift. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından]. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz. bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili.i.s.s.i. (f. bürke-i lâcivert gökyüzü. 3.) örtü açan.b.i. İsa'nın mucizesi. az konuşan. Bürhân-ı mesîh Hz. bürhûn (f.s.) 1. yaşmak.) l.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. bürkâniyyet (a. 2. duvar. yalın. çember. kesilmiş ["kesmek.) kadınların örtündükleri peçe.b. bürka'). bürkân (a. bürhe (a.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri.) göğsü.s. s. l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. volkan.) dilim. bürku' (a.b.) çıplaklık.b. Uşşâkıyye. bağrı açık.) boru denilen bir müzik âleti. sıkıntı.i. (bkz: berku'. örtü atan. bürhân-türsî (a. bürîn (f.i. çıplak. bürka' (a.i.i. uzun zaman.) şiddetli azap.c.i. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra. Mıs-riyye].) küçük bilmece. tül. zool. volkanik. volkanizm. bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman. ("f.s. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz. bürîdegî (f. ["be-rehne" olarak da kullanılır]. martı kuşu. 2. (a. tanık. Ramazâniyye. (f. berâgîs) pire. 4.i. kemer. [ötekiler Sinâniyye.i. (bkz: berhûb1'2).beyaz tenli adanı. l. bürku').f. tümdengelim. ("gu" uzun okunur. f. ufak göl [Arapçası birke dir].bürdek bürehâ' bürehne bürehne-gî bürehne-pâ[y] bürehne-ser bürehne-sîne bürgu bürgus bürgu-zen Bürhân bürhân-ı katı' (f.i. bürke (a.) müddet. kurbağa. 2.c.i.) yalınayak. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil. [en çok meyvalarda kullanılır]. havuz. ispat.)..) jeol. bürîde-ser (f. .) yanardağ. dâire.

ilenme. (a. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması. (f.c. (a. (f. 2.). bir şey haram olma. birinin akranına üstün olması. büstec büstûka büsûk büsûl büsûl. (f. 2. besâtûn) bostan.s. (bkz.i. soğuk. bot.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü. ilenç.) küçük küp.) keskin. genç kız ve oğlan.b. fıstık zamkı.s. edepsiz. küpçük. (a. bürnâh). delikanlı. berk'in c. hüveydâ). keskin hançer.) bot. burût).f. (a.i. 2. ortaya çıkma.i. (a. büsûr büsûr büsut (f.i.) 1.i. (a. yiğit. (a.bürnâ bürnâh bürnâk bürnüs bürr bürrân Hançer-i bürrân Tîg-i bürrân Bürs bürsân bürsûte bürsün bürüm bürû' bürûd bürûdet bürûdet-i hevâ bürûdet-i muâmele bürûdet-engîz bürûfe bürûk bürûk bür'ûm.i. (bkz: berîk.) küstah. 2. yırtıcı hayvan pençesi. burna. belirme. Arapların üstten giydikleri bir giyecek.i.) fındık. bağ bahçe. 3. bernâ.) buğday. aşikâr. bürnâk). bürnâh. (a. bornoz. (a. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük.) genç. yapılan muamelenin soğukluğu. (f.) el açıklığı.) tehlikeli yer. (bkz. 2.i. berîke. (a. (a. keskin kılıç.i. her şeyin tazesi. (a.i. civanmertlik. utanmaz.) 1. 2. burna. (a. bur').) soğukluk. (bkz.) genç. besâtîn.) şimşekler.i. 2.) 1. (bkz: ber'.) lanet. (bkz: bernâ.i.) ejderhâ. (bkz: bürâd). tomurcuğu.i. (a.) mercan [taş]. (bkz: büstân). kamh). i. habîs. bilgi.). (a. bevâh. (bkz: bunduk. insan eli. her şeyin ucu ve başı. (f. bisâr) 1. besr). ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır]. havanın soğukluğu.i. akgünlük. bürnâk). kesici.) 1.c.c. bahçıvan.i. (bkz: bernâ. ardıç ağacı meyvası. 3. berânis) 1.i.) 1.i. berâsin) 1. (bkz: su'bân).i. ağacın boylanıp uzaması.i.) 1. (a.i. (f. (bkz: birsan). yiğit. (a. i. develere vurulan bir çeşit damga. (a. i. (f. bir çeşit kadın yeldirmesi. beddua. (a.i. (f. büsre büssed büstâh büstân büstânî büste büstek. (a. 2.) genç. besr'in c. sarık. (a. (a.) un helvası. (f. büyük yılan. akarların ve içilecek şeylerin. bıkma.) şöhret. 2. 3.s. habîsa). hasta iyiliğe yüz tutma.) bot.s. bun-duka).s. kollu ve başlıklı hamam havlusu. (bkz: gendüm.i.c. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. (a.i. işten soğuma. ağacın henüz açılmamış çiçeği. 3.) 1. hınta.i.) bostancı.s. meydanda. (a. bel kuşağı. delikanlı.i. (f.i. delikanlı. bür'ûme bürût bürûz büslet büsr.i. . ün. (bkz. yiğit.i. 2.) çok soğuk.mendil.s.

mebhût). batn'ın c.b.i. satışlar.i. (f. (a.) bot. s. (bkz: bîd. f. 3 . çadır direği ["bivân" şekli de vardır].) doğma.) puta tapan.) 1. taneler. (a. olan büzûr'un c. (a i) 1.i. (f. (a. (a. (bkz.i.b.i. ("ga" uzun okunur.i.i.i.b. (a-i.) 1.) puta tapma. (f.i.) bölgeler. (f. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık.i. (a. s.b. (bkz. puta tapanların ibâdet ettikleri yer. (f.) put kırıcılık (f.i. (bkz: teys). büyût'un c.) tohumlar. (f.i. yumurtacık. (f. (bkz: sa-nem-hâne). satılmalar. eksik.i.) keçi çobanı. (a. büşter). salya. 1.) puthâne.).i. 2.b.) hek.) yumurtalar. (put îmalci. 2. (f.) puthâne.b. fr.s.) 1.s.c. soylar. (f. kuvvet.b. . kesilme. 2. mıntıkalar. kesin karar ve tahammül.) biy. (bkz: büzgale). 3. oğlak. çelîpâ.i.) "keçi yürekli" korkak. (a. 2. put. (f. doğru rey.s. bot.s.i.i. ebvine) direk.c. 2. beydûdet). at yelesi. bezr'in c.) put.) put. asîl kişiler. şems). ev kümeleri.i. (f.i. (a.i.i. heykel yapıcılık. (f. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak. 2.s. (a. kurdeşen. heykel yapan. beyt'in c.) putçu.b.i. sevinçli haber. (bkz: heykel-tırâş). (a. (a. (f.) 1. (bkz. kâhkül.) put kıran.) oğlak. 3. bütan) sanem). (f.) keçi.i. (a. beyâd.) küçük keçi. s. güzeller. keçi yavrusu. şaşa kalan.) satmalar.) bot.) yok olma. (a. asilzade aileleri. ovule. doğmaya başlama.i. Güneş. periye benzeyen güzel. tohumlar.s. dağ keçisi.) hayran olan.) peri gibi güzel. 2. (a. (bkz: büzbeçe).i. (bkz: hurşîd. putlar.). çıkma.b. mihr.) portreci.büş büşkânî büşrâ büşter büşterem. güzel.s.bîn'in c. büşterî büt büt-i perîneş bütân büteyrâ' büt-hâne büt-kede büt-lâl büt-nigâr büt-perest büt-perestî büt-perîveş büt-şiken büt-şikestî büt-tirâş büt-tirâşî bütû' bütûn büvân büveyz büyû' büyûd büyûn büyût büyûtât büyûz büz büz-i kûhî büzâk büz-bân büzbeçe büz-dil büzeyr büzgale büzîçe büzm büzûg büzûr büzûrât büzûrât-ı müteharrike (f.) 1. (f. 2. bezr'in c.i. (a. (a. sertlik. (a. sporcuk.) müjde. uzaklaşma. 2. satın almalar.b. (f.i. (bkz: büzûr).b. (bkz.) tükrük. nesiller. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri.i.i.) 1. zoospor. beyt). kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam. noksan.i. karınlar.b. bey'in c. (f. taneler. sabah. beyz'in c. (f.) 1.i.

kıyafet perişanlığı. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip. (f.i. kıyafetsizlik. ululuk.) büyük. pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir. i. muz. üstbaş döküklüğü. büzürg'ün c. büzürgân) 1. perişanlık. . (a.s. bizâz). 2. muz.i. Güçlü birinci derecede. ulular. cesîm. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür. saygıdeğer [kimse]. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. mekân. 3. (f. ulu kimseye yakışacak yolda. (f. içki içilecek yer. (f.i. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva.) pejmürdelik. donanım boştur.b. muz.s. ihtiyar. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır. pintilik. muz. (f. (f. (f. cennet gibi yer.) büyükler.) büyüklük.i. mevki. büyüklük.s. C câ câ-yi behiştî câ-yi dil-nişîn câ-yi işret (f.) ululuk.s.b. şef. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip.i.b. saygıdeğerlik.) kabuksuz sümüklü böcek.b. işret yeri. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra. reis. (bkz: bezâzet. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam.c. cömert.s.) büyük.b.) gönlü yüce.s. yer. (bkz: azamet). muz.b. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî. ulu. büyük.büzûzet büzûzet-i hâl büzürg büzürg-gerdâniyye büzürg-geveşt büzürg-mâye büzürg-nevrûz büzürg-selmek büzürg-şehnâz büzürgân büzürgâne büzürg-dil büzürgî büzürg-meniş büzürg-sâl büzürg-vâr büzürg-vârî büzürg-zâde büzzâka (a. gönül açıcı yer. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip.i. başkaca bir arızası yoktur. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur. muz. (f. kebîr). muz.) yüksek fikirli. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. (f. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur. ulu. eli açık.) l. (f. (bkz: azîm.zf.) kişioğlu.) yaşlı. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır.

) 1.s. cicim. 4. yaltaklanan. dalkavuk.s.).i. 2. kırıkçı.) geniş. (f. cüdât) dilenci. anayol.i. 2. (kırılan. (bkz. işkillenecek nokta. 2. gürbüz.) ok kuburu. (bkz: mücbir). 1. sadak. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde.b. büyücü.i.i. 2. düşünülecek nokta.) kıvırcıklık. acuze. (a.zf. (a.câ-yi iştibâh câ-yi mülâhaza câ-yi şübhe câ-yi penâh câ-yi rahat caâdet câb câbe ca'be câ-be-câ câbet câbî Câbilka Câbilsâ câbir câbir-i küll-i kesr câbiye câblûs câblûs-âne cablûsî Câbülka Câbülsâ câcîm ca'd ca'd-i girih-gîr ca'd-i şütür ca'd-i kalem câdd. (a.) 1. gulyabâni. güzel yazı. (f.) cevap verme. ana cadde. eletek öpen. işlenmemiş [toprak].s. sığınılacak yer. (f. 2. büyücü.).a. vergi tahsildarı. çâplûs). s. 3. vücudu çok tüylü olan kimse. . (f. bozulan her şeyi düzelten) Allah. işlek. (bkz. 2. 1.s. s. (deve kıvırcığı) meç. cadı. cibâyet'den) 1.i.) en uzak Batı'da bulunan. (f. (f. harap. (bkz: sâil). rahat edilecek yer. bin kapısı olan efsânevî bir şehir. yarım daire.i. (a. ce'b). 3. (f. 2.i. (f.i. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. yaltaklanma.s. (a. (a. câdibe câdil câdis. kıvırcık ve dolaşık saç.i. karakoncolos. (bkz. sihirbaz. (a.). hortlak. aba.i. kebe gibi kaba bir yün dokuma.) kıvırcık [saç]. Câbülka). zorlayan. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir. 2. cebr'den) 1. dalkavukluk. s.b. (f.i.i. (a.i.i.) safran. cebreden.i.) dalkavuklara yakışırcasına.) 1.) büyücü.) 1. (bkz: çâlbûs. cadde cadde cadde-i kebîr câdî câdî câdib.) sihirbaz. çekirge. câdise câdû câdû-fen câdû-ger tereddüt edilecek nokta.) kuvvetli. i. 4.) bir cevap. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse.i. kurak. (a. (f. (a. (a. yelek. (bkz şâh-râh). ay kısaltmasında cemâziyel evvel. çorak.) 1.zf. ve s. (bkz: müca'ad). büyük yol. azimli. Câbülsâ). (f. 2. çok güzel göz. tas.) havuz. yazann kaleminden çıkan güzel sözler.c.) yer yer. çalışkan. (f. (f.s. yıkık. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi. kalemde kalan mürekkep bulaşığı. (a. 2. arapsaçı. (a. dalkavukluk. vampir.s.i. çirkin kocakarı. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir.i. tas.i. kırık sancı. 2.) ciddî.) kusur görücü.) yaltaklanıcılık. (a. (a.

büyücülük.i. Ali'nin kardeşi olup. mevki. Hırs-ı câh mevki hırsı. bevâh. ca'feriyye (a. câ-güzîn (f.zf.s. cehd'den) 1. (bkz.(f.f. cefcâf). (bkz. câhiliyyet (a. câhiliyye (JU. (f.i.) cehennem. [müen.i. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2). açık olarak. câ-gîr (f.s. câhili.b. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi). Câhiliyye (a.) 1. 2.) kuş kursağı.s. cahillikle. hat. öldürücü.i. Islâmdan evvelki devrin adı.s. tamu. câh. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi.) bile bile inkâr etme.zf.) 1. câhî. câhe (a. 2.) Ca'ferî tarikatı. 2. câhiz (a.) büyülercesine söz söyleyen. câhil-i munsif insaflı. gözüpek [adam].zf. c. (f. uzdilli.s.) Câhiliyet devri adamları. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip.) 1.b. cahillik. Islâmdan önceki Arap devrine ait. elinden geldiği kadar çalışan.i. câhız (a. cühela. aşikâr.) büyücülük.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı.s. (bkz. yırtlaz. erkek adı. yerleşmek üzere yer beğenen. 2. genç.) 1.i.s.s. (a. câhiye (a. makam. bilmediğini teslim eden. câhil-âne (a. cehdeden. cebele. h. i. cahd (a.) cesaretli. toy. cahd'dan) bilerek inkâr eden.) patlak gözlü. 2. alenî. câhide]. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman. cehl'den.) sihirlercesine söz söyleyen. minyatür v. tecrübesiz. eimme-i isnâ-aşer).i.i. (bkz: câdû-zebân).) cefâ eden. (f.s.b.i. bilgisiz.s. i.) açık. büyücülere yakışacak surette. hüveydâ). eziyet eden. bilgisizlik. ahlâksız [kadın].]. bilimsiz. sihirbazlık. küçük akar su. (bkz: cây-gîr). Hz. câhidiyye (a. câhil (a. câhid (a. 2. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür.b.) alenen. ca'ferî (a. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan. (a. Hz. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı. câdûyî câdû-zebân cafcaf Ca'fer . sihirbaz öldüren.b. (bkz. (f. puta tapanlar. (f.s. câger jiU. câhıyen (a.) sihirbazlara.) câhilce.s. cahîm (a. erkek adı.b. lokma gözlü [adam].) îtibar.) iffetsiz.).) yer seçen.s. Cahîmî (a ) cehennem gibi. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır].s.) sihirbaz kıran. câdû-suhen). uzdilli. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri.b. 3. câfî (a. söyleyen câhil. cahilliğe ait. câhid (a. câdû-gerî câdû-keş câdû-suhen câdû-vâne câdûvî. i. i.s. cühhâl) 1. câhil-i anûd inatçı câhil. cahd-ı mutlak. "orun. (f. sihirbazlık.

cam. tahta çıkan.) ilk çağların. mağrur). câm-ı âlem-nümâ (bkz. kavun karpuz tarlası. oturucu. orak. karında açılan yaralar câife olabilir]. (bkz: cam4). cüllâs) cülûs-eden. alma. câife (a. gündüzü gündüz eden. İ. câir (a. s. (bkz: câhid. eski şâirlere. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. yapma olan hususlar. caize (a. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh. sabır. cahûd-âne (a. armağan. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece. 3. câil (a.) caiz olan şeyler. aidat. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. sırça. (bkz. şarap. (bkz. cahûf (a.]. zulmeden.) 1. olur.) işleyen. atiyye. cülûs'dan. hediye. câm-ı aşk tas. kadeh. meydana getirme. cevr'den) çevreden. diş fırçası vazifesini görürdü]. [göğüste. ihsan.) 1.i.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü. c.i. [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır].s. 2. cefâ eden güzel. Câlînus (a. Cenâbıhak. naz ve gamze ile salınan güzel. 2.i. avâid. cevâiz) 1. câliş (f-i-) l. câlî (f. Yahudicesine.s. ca'liyye (a. naz ve gamze ile salınan. sıla). cahd'dan) 1. 2. yapan.i. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan. Galen (131-210).i. ca'l (a. dönüp dolaşan.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra. cam (f. câlife (a.) . arkada.h. olabilir.i.i.(a.s. câm-ı cihân-nümâ). düzme. câiz'in c. câm-ı gîtî-nümâ). oturan.Yahudi. câizât (a. câm-ı cihân-nümâ. ca'lî)" ca'liyyet (a. câm-ı ayş hayat kadehi.i. (a. 2. zevk ve safa kadehi. câliş-ger (f.) huk. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz. azık.) sebze bahçesi.) çıfıtçasına. bardak. câl.s. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi. c. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi. tuzak. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber.) ["ca'lî" nin müen. kibirli. ed. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi.zf.c. câibe (a.i. caiz (a. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan. çıfıt.) sahte. yol yiyeceği. (bkz. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi.) kendini beğenmiş. câlîz (f.) 1. cahiz. bostan.s. (f.s.i. câlis (a.s. ca'liyyât (a. tahammül.f.) hek.s.b. cevâz'dan. câm-ı cem Şark mitolojisinde. câile (a. 2. deri ile eti beraber toparan yara.çiftleşme. cafiz câhsûk cahûd . yaratan.i. ısrarla inkâr eden. cühûd). Dilber-i câir zulmeden. ca'liyyât) yapmacık. bahşiş. cevfe (boşluğa) kadar giden yara. 2.i. câil (a.c. 3. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş.i. cevelân'dan) cevelân eden.c. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan.) 1. eden.i. işe başlama. yapma. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh.s.i.

i. tüfek fitili. [doğrusu "câme-ken" dir].b. kırmızı şarap içilen kadeh. elbiseyi muhafaza eden kimse.) l . (bkz: câm-ı seher). i.i. (f. boş kadeh. duman ve bulut. tar.s. (f. (hayat elbisesi) ömür.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. diken. çamaşır odası.h.) l . 2. dolap.b. 1) kırmızı elbise. soyunup giyinilecek yer.i.b.) 1. (f. (altın kadeh) beyaz şarap. gecelik. (f. hacıların giydiği dikişsiz elbise. yosun. (f.) kirli elbise. sütlü meme. 4. sabah içkisi içilen kadeh.s. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır.) yatak. hizmetçilere verilen maaş. 2. çamaşır. 2) baharda açılan türlü çiçekler. elbise.) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık. (kıllı elbise) meç. vestiyer (f.b. büyük kadeh. Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. gardırop.) elbisesi yırtılmış. (f. şarap kadehi.i.i. sade dikilmiş elbise.) elbise biçen. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar. sevgilinin çenesi.) camlık.b. elbiselik kumaş. Güneş'in ışığı ve yer. Peygamberimizin sülâlesinden olanların. (bkz. Tann âşığının yüreği. 1) rengârenk elbise.) çamaşır yeri. (f. câme-i fena).b.i. (f. . sürahi. 2. Güneş.b. yerli dolap. (bkz: câme-i seher). 3. 4. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı.i.) yük. matem elbisesi. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap. ücret ve elbise parası. (f. (gümüş kadeh) meç. elbise soyunulacak yer.câm-ı fena câm-ı ruşen câm-ı sabûhî câm-ı sahbâ câm-ı seher câm-ı sîm câm-ı şarâb câm-ı şehriyârî câm-ı şîr câm-ı tehî câm-ı zerrin Câmâsb câme câme-i âhiret câme-i fena câme-i guk câme-i hâb câme-i hâssa câme-i hayât câme-i hurşid câme-i îdî câme-i ihram câme-i katran câme-i matem câme-i mûyî câme-i nahcivânî câme-i ' nev-rûzî câme-i seher câme-âlûd câme-dân câme-dâr câme-derîde câme-dûz câme-gâh câmegî câme-hâb câme-hâne câme-kân (fânilik kadehi) ölüm. (f. 3. (fânilik elbisesi) kefen. (f.i. toz. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. tas.i.b. 2) bahar çiçekleri. parlak kadeh. h. Güneş. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan. 2. Horasan'da bir kasaba.b. kürk.i. terzi. hizmetkâr.

ağlamak nedir bilmeyen. câme-şûyân) çamaşır yıkayan. (a. cevâmid) donmuş. gönül. toplayan. cansız cisimler.) külhanbeyi.s. beyân tâbirlerindendir.c. cem'den.) câmi'lik. (f.i. çamaşırcılar. toplu olma. 3. derleyen. cevâmi') 1.i.i.) sabah riizgân veya güneş. (a. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. cem'den. zamanın camii.i.b. (a.) İran'ın XV. (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri. mütefekkir ve âlim şâiri.i. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil.b. mülk. (bkz: gayr-i menkul). toplayıcılık.) cam fabrikası. (bkz: teşbîh. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır. topluluk. f r.) çamaşır yıkayanlar.b. büyük manda. Asıl adı Ab-durrahman'dır. 2. (f.c. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu. atiyye.i. güzel vasıflar bulunan. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. (f. (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman. (canın canı) Allah. Murâdiyye.gr. Fatih'le muhabere etmiştir. (f. cümûd'-dan.i. XV-XVI. taşınmaz mal. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı. a. yüreği katı.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. [ötekiler Ahrâ-riyye. Eğridirli Hacı Kemal'in.s.i. tamahkâr. c. cansız cisim. istiare).i.s. kitap yazan. câme-şûy'un c. Mazhariyye. ruh. c. (f.i. 2.câmekiyye câme-seher câme-şûy câme-şûyân câm-ger câmgul câm-hâne Câmî Cami câmi-i devrân câmi-i kebîr cami' câmi-i Kur'ân Câmi'-ül-Fürs câmi'-ül-hurûf câmi'-ül-kelim câmi'-ül-mahâsin Câmi'-ün-Nasâyih Câmi'-ün-Nezâir camia câmid. içine alan. arazi. camide Cism-i câmid Ecsâm-ı camide Mâ-i câmid İsm-i câmid câmid-ül-ayn câmid-ül-keff câmid-ül-mâl câmih câmiiyyet câmiyye câmûs câmûs-ı cesîm can Cân-ı can (f. (a. . devrin.b. cimri. 2. cansız. c. çamaşırcı. topluluk. iri.h. fiz. Nâciyye. s. (f.a. içinde bulunduran. mânâsı çok söz. XV. (f. cevâmîs) manda. (a. Mecdediyye. su sığırı.i. (f. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. toplaç. donmuş su. hayat.) camcı ustası. cem'den) 1.) 1. Kasaniyye. büyük cami. içinde cuma namazı kılınan mescit. Lâfzı az. (a. can. (f.i. donuk. cam yapan sanatkâr. Melâmiyye-i Nûriyye. yaşayış.) başı sert [hayvan].i. (a.b.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. eli sıkı. cemeden. Hâlidiyye'dir].

(f. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir).) can inciten. i.). canlı. tas. (f.b. h. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur.) canbaza yakışacak surette. Cenâbıhak. canbazlıkla. ruh. rast. 2. canlı. (f-b. canbaz.zf. koruyucu.s. Sabâ makamının pest tarafına.s. cana can kalıcı. 3. (bkz. (f. ırak. . Canfeza.b. gönüle ferahlık verici.) canı dudağında.i. bıngıldak.b.) "namaz yeri" seccade. azık. 3. cân-efşân). (f.b. (f. 2.s. erkek adı.b. (f. 2. (f.b.b.s.b.i.s. cân-berleb cân-ciğer cân-dâde candâne cân-dâr cân-dârû câne câne-dâr cân-efşân cân-efşânî cân-efzâ câ-nemâz cân-fedâ cân-fersâ cân-feşân cân-fezâ can kulağı. (f. (f. canavar. s. canını tehlikeye koyan. zararlı hayvan. cân-bâzân) 1.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır]. aldatıcı.s. (f.). (f. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir. silâh.b. (f. cânn). (bkz: can"). kadın adı.i.s. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. cân-fezâ). yaşayan. (f. ikinci derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır. 5. aşîrân) ilâvesinden ibarettir.s. (f. diri. (f.). muz. cânâne cân-âver. hayat bağışlayan. i. cân-dâr).b. can dostu.) 1. Allah. 4.b. beyin. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh.n. 4.) canbazlann oynadıkları.) ey can.b.s. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh. can artıran. ruh teslim edecek halde bulunan.b. 2. can veren. can.) can dayanamayacak derecede. cân-ver cân-âzâr cân-bahş cân-bâz cân-bâzân cân-bâzâne cân-bâz-hâne cân-bâzî cân-beleb. 2. (a. domuz.) candan bağlanmış. cân-bâz'ın c.) tiryak. 2. tatlı can.) bir da'vâ uğruna canını veren.) 1.) 1. 4. (f.) 1. can yakan. 2. ma'şûka. (f.i.s. tepe ile alın arasındaki yer.b. 3. i. (f.s. i. 3.) can-bazlar.) 1.s.i. candan bağlı. hüseynî-aşîrân perdesinde durur.s.b. (bkz.s. silâhlı [kimse].).) yaratıcı. ayın yir-miüçüncü günü.b. (f. (bkz.b. ey sevgili! (f. gönül verilmiş. [eski] fedaî atlı asker.c. eziyet eden.) çok teklifsiz sevişen [kimse]. (bkz. (f.s. i. sevgili.) canbazlık. (f.i.) 1.) 1.s. (f. muhafız.b.s.i. sevgili.i. (bkz: câne).b. (f.i.b. (f. i.b. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır. emniyet memuru. (a.b. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile. hünerlerini gösterdikleri yer.Gûş-i can Yâr-ı can cân-ı şîrîn can cana cân-âferîn canan. can ile oynayan. cana can katan. silâh. (f. 3.) bir da'vâ uğrunda can verilicik. i. 2. i. (bkz: cân-feşân).

geçer.s. 2. ruh sıkıcı. canice. f r.) birinin yerine geçen. (a.b.i.b.b. yanda olan.b. yürüyen. suç sahibi olan. (a.zf. erkek adı. cân-şiker).s. gönül açan. taraf. *yanal. (a.b.i. (f. geçen. 2.) gönül kapan.) 1.i.) can yakan.) yürek paralayan. jeol.s. canını harcayan.) ruh besleyen.cân-figen cân-gâh cân-gezâ cân-gîr cân-güdâz cân-güzâr cân-hırâş cânî.) can feda edicilik. iç tırmalayan. (f.s. cevânib) 1.) cansitanhk. ruh eksil-tici. (f. (f. bitişik komşu.b.b. cirân) 1. 3.) Azrail.b. yan. müşteri. eko.b. caniye cânî cânib cânib-i rahmet cânib-dâr cânibeyn canibi cânih.b.s.) cânî kadın. (f. komşu. (f.s.b. (f. 2. (a. dilber. (f. (f. (f. (a. (a. (f.) can eritici.c.s. (bkz: dil-hirâş).b. (a. (a. cinâyet'den) cinayet işleyen.) can avlayıcı. 2. altıncı veya yedinci kemik olur. can alıcı. birinin yerine oturan. fazla keder ve sıkıntı veren. câniha câniha câ-nişin Câniyâne caniye Cânn cân-nisâr cân-perver cân-rübâ cân-sipâr cân-sipârâne cân-sipârî cân-sitân cân-sitânî cân-sûz cân-şikâf cân-şikâr.s. cenb'den c. güzel.b.f.. cân-şiker cân-şiken car câr-ül-cenb câr-ullah câr-ül-cünüb Cârî Mâ-i carî Şehr-i carî carî faiz haddi carî fiat (f. akan.b.) azîz.b. cereyân'dan) 1.s. (f. i.) ruh alıcı. akrabadan olmayan. (f. çarşaf. ruh alıcılık. iki taraf.s.) cin taifesi. vekil.s.s. (a. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci. (f. cereyan eden. (bkz: sûy). cihet. yana ait.s.i.zf.f.) 1. (a. satış esnasında geçerli olan fiat .) can sıkıcı.b.s.) can yırtıcı. mant. can harcayan. 2.s.) candan geçer o-lan.i. câr-ı mülâsık. courant.s.b. (f. (bkz: cân-şikâr. Mekke'ye gidip orada oturan. cünha'-dan) suç işlemiş. eko. canını feda eden. (f. (a. candan sevilen [kimse]. para piyasasında doğan. geçen ay. (a. akar su.) can azaltıcı.s.s.s. iç açan.) cânî gibi. fedâkârlık.b. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. ve i. Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer.) canını feda eden. (f. yabancı komşu. öldürücü.) canını teslîm eden. acıma uyandıran. (f.) can düşüren.i.s.f. (a. insana belâ olan. can çıkarıcı.b.) can ısırıcı.s. fr.i. Allah'ın nezdi. cana dokunan. (f.s. can çıkancılık.) yancı [askerlikte]. Azrail.b. yana düşen.s.i. yaralayıcı.b. can evi.) iki yan.b. lateral.) canını feda edercesine. tehlikeli olan. 2. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz. örtü. sosy.s.

c.i.) Mekke'ye çekilip orada oturan. alçı taşı. 2. cârşeb (f. 2.) câri olan. câselîk (a.i. hafiye. 2. patrik. cerr'den) cerre-den. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı.) süpürücü. mücrim.s. hizmetçi kız. başpapaz. câvid. cerheden. zool. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. harf-i cer'ler.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık. para ile satın alınan halayık. sıvacı.s. cevâsîs) 1. süpürgeyi andıran.i. korkunç rüya. 2. repaçes. Hurûf-i cârre a. askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse.i. cârre (a. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri.s. câversî (a. carî nisbet eko.) süpürge.i. sürükleyen. cesâret'den) cesaret eden. 4. câriye (a. çekici. (a. câst (f. (bkz: hesâb-ı carî).) cerh edenler. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. Mekke'de Kabe'nin. câvidânî).cerh'den c.i.) kireççi. cârub (f.s. üzüm teknesi. suçlu. câsûm (a. casus (a. carî mâliyyet eko. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı.) çarşaf. 3. ailesinin maişetini kazanan. câsim iU.i. cârû.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. câsir (a. cârûb-keş (f.s. carî hesâb eko.) hırçın [kadın]. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi]. câvîdân .s. 2. cârih.) süpürge gibi.) kâbus.c.eko. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar.i. geçer olan. câvîd .i. câvîdâne.s. cevârih) 1. câvidâne. cârih'in c. carî masraf eko. carî ihtiyat eko. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. hurma toplayan.s.b.s.i. carî hâsıla . çürüten. câsûsî (a. 2. cârihîn o (a. câriha (a.(bkz. cerh'den) 1. cârime (a.) katolik.) 1.). cass (a.i. câriyye (a. cevârî) 1. cârr. çeken. belirli bir devre içinde yapılan masraf.i. cârûb-nümâ (f. yaralayan. gr. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. Sikke-i câriyye geçer akçe. cârim.i. câris (a. insanın el.s. câvers (a. câvidân. göğsü üstüne yatmış kimse.s. kireç. cassâs (a. kız. 2.) üzümün sıkıldığı yer. başpiskopos. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet.s.) yüzükoyun. yırtıcı kuş veya hayvan. fr. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar. ayak gibi âzası. kesen. düşmanın. cürm'-den) 1.b.[evvelce. câr-ullah (a.) casusluk.b. câriha (a. çöpçü. câvîdânî (f. yaralayanlar. büyük papaz. gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. çaşıt.

alımlı.) 1. cây-gâh. fr.i.s. câ-güzîn). nokta. göbek. cebbâr'ın c.b. kestirip atan. çeken.) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser. mevki. alım. karar veren. sığınak. cebân (a. Câvidân-hıred .b. cây-geh (f-i-) lyer. cebânet'den) korkak.b. mekân. yer çe kimi.i. cây-i taaccüb şaşılacak şey. (bkz. ciyâ') aç. firdevs). (bkz: câ). mezarlık.s. cezm'den) cezmeden. câzibe-i arz fiz.i. cazibeli. cây-i rahat rahat yer. çekim. cây-i iştibâh şüphe noktası. cebâbîn) peynirci.) 1. sevimli. (bkz: cebîn).i. sympathique. (bkz: cây-i iltica).) birinin yerine geçen. kesen. cây-güzîn (f. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh. 2. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından.b. ümit veren şey. cây-i karâr durma. Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f. alımlı. aç olan. 2 . yerçekimi. câzû (f. cebbâc (f.i. cây-i işret içkili eğlence yeri. câzib. Câvidân-nâme (f. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış.) korkaklık. alımlılık. cây-i buse öpülecek yer.i. açık hava ibâdetgâhı. İran. dinlenme yeri.b.) cebrediciler. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk. 2.) yerinden kalkmayan. üşenen.i.s. cezbeden.) 1. büyücü. cebâbire (a. cây-i suâl sorulacak şey. s.c.) yer.) çevir ve cefâ eden. câyi' (a. cây-ı ümîd 1. cezb'den) 1. cây-i mütalâa mütalâaya. ce'b (a. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder. câzibe-dâr (a. ikamet yeri. cazibe (a. yıldızların birbirini çekimi. edici. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh). Cebânet (a. zorbalar.) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise. cây-i iştibâh). sığınak. zorlayıcılar. sihirbaz.(f. Hint.). yerleşen. yurt.i. 2.s. cây-I şekk. (bkz: cây-i penan). cây-mend (f.) oda. sevimlilik. cay (f. câvidân-serây (f. Cebbân (a.b. cây-i penan sığınma yeri. psik.b.i.i. cadı. (bkz. [bu] dünyâ. kırmızı toprak boya. 2 .f. cezb'den) 1. (bkz: câ-nişîn).s.s. cây-i behiştî cennet gibi yer. câyir (a. rütbe. tembel.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup. cazibe (a. 2.) 1. acıkmış. cây-i şübhe).) yer tutan. cây-i iltica sığınma yeri.i. (bkz. arzu edilen nokta.i.i. mesken. (bkz: cübn). yer tutan. duygudaşlı.b. cây-gîr (f.b.s. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç. okumaya değer. cev 'ân).i. adn. 2. behişt. c.s. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri.b. câzim r (a. 2.) Kur'ân'ın.) cennet. ev. cây-i mülâhaza düşünülecek yer.s. cebbâne (a.yerleşmiş. cây-nişîn (f. cây-bâş (f.

cebbâriyyet ce'be cebe cebeci cebe-hâne cebel Şeyh-ül-cebel cebel-i Arafat cebel-i Lübnan cebel-ün-nûr cebelistân cebeli.) cebbarlık.b.i. cebe-hâne).i. cebâbire) 1. mezhep. (bkz: cebîn-sâ (cebânet'den) 1. (bkz.) cebbarcasına. göbek mıntıkası. 4. tüfek mermisi. cebredici. (bkz: cebhe-sâ [y]). (a. 2. kuvvet ve kudret sahibi. cebir bahisleri. i. Nûriyye. (a. 3. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. (a.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar. 2. Allah. erkek adı. Cendiyye. tamir etme. (bkz: cebân). Vâsıtiyye. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. (a. zor. i. alçak. (h. (a. alın. S. (a.b. cebr'den c. aşın büyüklük. 3.i. cebeliyye cebe-pûş ceber ceberriyye cebertiyye ceberut Âlem-i ceberut ceb-hâne cebhe cebhe-i sefid cebhe-sa[y] cebin Çîn-i cebin cebîn-fersâ cebîn-sâ[y] cebire cebire cebi cebr cebr-i adî. beyaz yüz. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. zorlayıcı.) dağlık. savaş bölgesi.) halkın bir işe hazırlanması.i. alın kırışığı. Katnâniyye. Lübnan dağı. ceb-hâne). top. cebr-i âlâ (a.b. cebredicilik. tas.) alın sürücü. (a. taraf. dağ ile ilgili. yön. yüreksiz. (a.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip. (bkz.zf. (f.c.) dağa ait. (f.) anat. düzeltme.s. birinin karşısında yere alnını koyan. (a.i.i. (a.s.s.) 1. zorlayıcıhkla.b. pek ziyâde kibir. 2. cibâl) dağ.t. meç. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye. .c.b. zorba. cebir.c.f.i.i.) yoktan yaratma. (a.i. (a f h i ) cephane. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer.i. (a.s. zorbalıkla. 4. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu. (f.s.) zincirden veya halkadan örme zırh. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. (a.) [evvelce] barut.i. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi. yüz.) alın sürücü. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye.) zırh giyen. (f. (a. alın. Acelâniyye.i. Kiyâliyye. Allah'ın büyüklüğü.f.cebbar cebbâr-âne cebbarı. 3.i.i. (a. (a.) yüz süren. Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi. korkak. (a. Üzeyriyye. 2.b.s. cibâh) 1. kurşun. i. Zeyniyye.i. Fazliyye. Alvâniyye-i Hameviyye]. zorlama. 2. Sayyâdiyye. Mekke'deki Harra dağı.) 1. becerikli [kadın]. cebbara mensup.f. barut ve şâire. ilâhî kudret. mat. Arafat dağı. mat. 3. aşk. Becâniyye.f. dağlık yer.b.) Rufâiyye.

kulak. Cebreîl.i. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere. kısırlık.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle. eko. . tartışmayı açan.s.c. (bkz . ecdâd) dede.) . (a. ceddâniyyet c.i. (a.i. (a. cedvel'in c.) 1. f r. (a.i. 3.i. dil kavgası. kavga. babanın anası. guşa.i. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma. (a.) hizmetkâr aylığı. (f. (bkz. tartışmaya ait. tartışmada sual soran. bol yağmur. meç. 2. (a. dudak. babanın babası. burun. hatırlı. (bkz. soy kökü.) münâkaşayı.) l. 2. (a.s. annenin babası. atavisme.zf.i. zor altında. (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. (bkz. Dünyâ. (a.ı. ceddât) büyük ana veya babanın anası. (a. (a. (a. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme.s. münâkaşaya. ananın anası. tahvillerle. mat. münâkaşacı.s. (a. 2.) zorla.c.i.i. hediye.i.s. (a. mantık yoluyla münâkaşa ilmi.f. (a. gönül yapma. anne anne. (a.). kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma. gönül alma. (a.i. atavi'stique.i.) 1.zf. soylu sayılan kişi.) cetveller. f r.i. cebr ile.b.cebr-i hatır cebr-i mâfat cebr-i nefs cebr-i noksan cebr ve mukabele Cebrail Cebreîl cebren cebrî cebr-i icra cebrî istikraz cebriyye cebriyye ced ced' cedâ cedâvî cedâvil cedb cedd cedd-i a'lâ cedd-i büzürg-vâr cedd-i fâsid cedd-i sahih ceddanî ceddât cedd be-cedd cedde cedde-i faside cedde-i sahîha cedden cedel İlm-i hilaf ü cedel cedel etmek cedel-gâh cedelî cedelî-mücîb cedelî-sâil cedere oa.'ılAa.b.) çekişme yeri. onunla ilgili. cedd). el veya ayağını kesme.) atalara ait. kazanç. eko. kusur.) 1. fr. (a. avantaj.) nineler.zf.b. atalarla ilgili olarak. (a.) 1. Cibril). sert münâkaşa. (a. söz yansı yapmak. kendini zorlama. cebir muadelesi. zorla. denklem. (a. equation. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. (a. eksiği tamamlama. tartışma. goitre. münâkaşada. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir]. 2. cedde'nin c. Cibril).i. kendini zor tutma.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri. ananın veya babanın babası.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık. Cebrail. 2. devletin şahıslara borçlanması. fr. mat. (bkz.). (a.) birinin. büyük baba.i.s. bana anne.) münâkaşada cevap veren. cedd'den) ataya ait.) atavizm. ihsan. (a. cedvel). cebrî). cebirsel.

zf. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli.i. Telkîh-i cederî cederî-i bakarî cederî-i kâzib cedes cedgâre cedî cedîd.) türlü türlü yol.i.s. (a. (a. g.) mezar. (a. sevilen. kuru olma. 3. (a.b. (a. (a. zâlim. 3.i. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere. yeni edebiyat. kalabalığın verdiği uğultu. şâyeste). düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet.i.) cefâcılık.f. (a. ahlâksız [kadın]. (a. (bkz: mücedded). i. 2.f.s. [halk dilinde cefâ çekmiş. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif.i.b. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan.cederî j-ia. oylar.) lâyık.c.) kurumuş.) düşünmeksizin. cedvâr-la ilgili. s. eziyete dayanan.) cefâkârcasına. (bkz: cevr. Acemlerin kullandıkları bir vezin.i. 4.) cefâ eden. gaddar. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması. (a.s.) bot.b. sevgili. 2.s. cedîdeyn Cedîr cedvâj cedvâr cedvârî cedvel cedvel-i sîm cedvel-keş cedvel-ül-kevâkib cedy cefâ cefâ-yı yâr cefâ-cû cefâ-dîde cefâf cefâ-kâr cefâ-kârâne cefâ-kârî cefâ-keş cefâ-perver cefâ-pîşe cefâset cefcâf ceffâr ceffe ceff-el-kalem cefîf (a. hek.i. (bkz: cafcaf). cefr'den) cifirci. 2. kalabalık.f.i. tedbir ve reyler.) 1.i.) 1.f.b.) hazımsızlık ıstırabı. (a.) gece ve gündüz.) cefâ çeken. tas. öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı. hemen. cefâ çekmiş. (f.) cefâ görmüş.s. (a. su kanalı. (bkz: cüderî).. maşuk.) 1. astr. çespân.f.) 1. 1) gümüş kanal. kuru.) cetvel çeken sanat erbabı. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü.s.i.f. (a.s.i.i.b. cetvel tahtası. (a. kullanılmamış.f. katlanan. cefâ eden. eza). oğlak. su arkı. hediye. (a. liste. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç.) 1. 2.) vücutta çıkan çiçek hastalığı. eziyet. 2. (a. (bkz: bercâ.zf.b. cedâvil) 1. (f. (a. (a.s. (bkz: cedy). on iki burçtan biri. (bkz: edebiyyât).s.b. uygun.) cefâ arayan.) 1. incitme.) iffetsiz. münâsip. keçinin erkek yavrusu. su çiçeği denilen kabarcıklar. 2. eziyet eden. (a.) 1. kuruma. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr.s. çeken mânâsına da gelir].) astr. fildişi. çizelge. (a.s.f. sevgilinin cefâsı. 2. yeni. armağan. Oğlak burcu.) cefâyı benimseyen kimse.s. erkek oğlak. (f. (a. (a. kütle. çiçek aşısı.b.s. bol yağmur.i.) 1. (a. falcı. kabir. .b. 2. (a. (a. cedide Edebiyyât--ı cedide cedîdân. 2. cedvâra ait. (a. birden.

açık olarak söylenen. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma.) yüksek sesle söyleme. cehâz (a. cehennemlik. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı]. fırlamış. hâviye veya derk-i esfel].) 1. güzel. (bkz: echel).i.). cehri.i.i.i.) aşikâr olarak.c. cahîm.i.) cehenneme mensup. cehele (a.i. (bkz: cehl). 2. dünyâ. fırlayan. (bkz: cifr). cehriyye (a.zf.i. cehîr (a. (bkz: cehalet). cehûd (a.f. cehre (a. cefve (a. celâ' (a. nezaketsizlik. cefv (a. cehende-gî (f. çabuk hareket eden.) ses yüksekliği. cehîz (f-i. c. içtimaî.c. cehûl (a. ayırma. cehennemi (a. fırlayan. [müfredi hiç kullanılmaz]. cehd (a. cehâret (a. cehâbize (a. ) cehennemlikler.i. cehennemi sür'at büyük. (bkz: cühela. cehd ü ikdam çok çalışma.i.) bilmezlik. azar. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet.) cahillik. asma çubuğu. sa'y).) cıfıtçasına. çalışma. cehennem (a. cühhâl).i. 2. cehennemle ilgili. hutame.). 2. (bkz.) açıktan veya yüksek sesle yapılan. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. bilgisizlik. kendini bilmezler. günahkâr kulların gideceği azap yeri. edebî bir dergi.) pek câhilcesine.) 1. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan.i. sesin yüksek olması. sıçrayan. sıçramış. Yedi kattır [cehennem. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan. (bkz. katmerli cahillik.s. cehennemiyyûn (a. câhil'in c.) yağmur vermeyen bulut.i. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses. 2. sıçrayış.) kabalık.) 1. açıktan açığa. cehalet (a.) cefâ. çıfıt.).s.i.i.zf. himmet. cehûd-âne (a. (bkz: gayret. 2. cifâr) geniş kuyu. bilgisizler.zf. (bkz. bıçak ve kılıç kını. gurbete düşme. göz kapağı. belli olan. cıhbız'ın c.i.s. saîr.) gerçeklerden. 2. alenen. çok sıcak yer.(a. (bkz: cehân2). Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî. hakikatlerden haberi olanlar. cefvet (a.) 1.c. cehâm (a. cehl'den) pek câhil. cehr'den.i. cefn .i. cehreten (a. aşın hız. cehende (f.s. görünen şey. cihaz). (bkz: cihan). münasebetsizler. tamu.i. çabalama. 3. cehl ıSf (a. cihaz). cüherâ') 1.zf. cehân (f. cehûlâne (a. sıçrayan. cehd ü gayret.i.s. yüksek sesle. bilmezlik.) memleketten aynlma. dikkate değer.) kaba muamele.) güya kayıptan haber veren bir ilim.) yüksek sesle. cefr (a. cehr j (a.) 1.i. cehende). ecfân) 1. lâzî.) Yahudi.) açıkta olan. 2.s. cefr (a. âhirette.i. sakar.s. açıktan. fırlayış. cehren (a.

hüveydâ). celîl .) 1. celbûb (f. (bkz. yontulmamıştık. [kelimenin aslı "koyun. celeb (a. celâl adlı kimselerle ilgili olan.) gül tatlısı. celâdet-perver (a.) 1. cilâlı. 2. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar. celîd (a. 4 .s.s. yiğit. yüceler. cilbâb'ın c. gök gürültüsü. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi. celd (a. çekiş. celâli (a. kahramanlık.s. ululuk. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii. Allah. belli. 2. celâlet (a. çiy. kement.b. 2.cülcül'ün c. kamçı ile vurma. 2. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar. celb (a. büyüklük. celencebîn (a.) bahadırlık. büyük. celâfet (a. fahişe. feraceler. celeb (f.i. (bkz.i. celb-i la'net lanet çekme. celbiz (f.zf. celâcil (a-i.) kamçı ile vurma. 2. bir yazı sitili.) 1. ulu.i.f.) celp kâğıdı. (bkz.) yiğitliksever.i. celb-nâme (a. 3.b. zararı istememe. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme.) salkım.) 1. celcele (a. 2.i. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye". celâil (a. ara bozucu. golgota tepesi. kendine çekme. esir. celâliyâne (a.) 1.) 1. gömlekler.) yiğit mizaçlı.s. 3. 3. lanet toplama. 2. oturumlar. ufak çıngıraklar. s. s.t. "tanrısal.i.) 1. 3.) büyük olanlar.) oturmalar. celse'nin c. sebze. Zü-l-celâl celâl sahibi. celiyyât) 1.(f.liyye" şeklinde celâb celâbîb . cilâ'dan c.i. çan sesi. orospu. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. gammaz). celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme. sığır.s.i. 2. celb-i kulûb kalpleri kazanma. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı.) kırağı. celî-müsennâ g. celîd (a.i. aşikâr. sarmaşık. celîle'nin c. hicrî XI.i.i.) naneye benzer bir ot.) 1. . yiğitlik. sığır" mânâsına gelir]. erkek adı.i.s. ilmik. kızgınlık.b.) 1.f.i.f. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi. celi). i.i. "a.) çabuk kızan [kimse]. küpe.) celâlî olana yakışacak surette.i.i. celîb (a. celbu (f. can. Allah'a ait. celâdet-şiâr (a. büyük kamçı. hatt-ı celî). koğucu. çağırma kâğıdı [mahkemeye]. celâdet (a. kahraman. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı. celî (a.) küçük çanlar. celesât (a. çekme. s. (bkz: şebnem).i. yazı ile çağırma. celâdet'den) fazla celâdetli olan. celalli (a. 2. 2. celde (a. keçi. parlak.) 1.) kabalık. celâl.tar. hışım. celâl'den) 1. (bkz. celîle (a. 2. (a. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. meydanda. satılık esir.i.) bot.i.s. başörtüleri.f.i.

g. bir yazı sitili. şakacı [kimse]. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü. celîs (a. celû (f.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. Tanrı sıfatlan ile.. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn. a.) kaya. yerini.n. gr. celse-i hafiyye gizli oturum.) 1. gibi. 2. yüksekliği. gr. s. gr.s. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. yine kalkmak üzere ilişme. çoğul. müslimûn. 2..c. 2. çok merhametsiz. celse-gâh (a. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği. toplam. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı.i.) büyük. 3. birden fazla insan. . hükümdar. gr. meydanda olan şeyler. Süleyman Peygamber'in lâkabı. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup.. oturum. cellâd jiLa. yurdunu terketme. yüksekliği. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir]. taş. 3. ["yerini. (a. açık. müslimat. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur. asan kimse.i. cellâdiyye (a. celle (a. hayvan ve eşyayı gösteren isim.) 1.i. celle şânuhû "onun sânı.s. celle celâ-lühû "onun sânı. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur. 2. cem'-i mükesser (kırık cemi) a. 3.hitâbolunurdu]. 2.le (I celvetiyye (a. arkadaş. Büyük iskender'in lâkabı.) şan ve şerefi pek büyük. iki türlüdür cemi müzekker. cemi müennes. ulu.. cellâdî (a.c. 5. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete.) 1. mat. cülûs'dan c.i.i. tas.f.i. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş.i. celî'in c. Celmed (a. celse-i aleniyye açık oturum.i. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz.[birincisi] er kek.) aşikâr.) tas. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. insanı kesen.) cellata verilen para. cem'-i müzekker a.s. [doğrusu "cil-se" dir].i. 4. yüksekliği. cumû) l . celîl-üş-şân (a. toplama. i. celi (a.i. cellatlık ücreti. celesât) oturma.s.) cellâtlık.f. gibi.b. 4. müfredinin şeklini bozmadan. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı.) 1. cem'-i sahîh (salim) a. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. Bu suretle ki.b. kulun. kitab. cem' (a. celiyyât (a. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri.s. şah. cem (a. 2. cem'-i müennes gr. kütüb. celvet (a. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). [ikincisi] kadın adı. celîs-i enîs cana yakın arkadaş. celle ve âlâ "onun sânı. gibi. celse (a. (bkz: celîl). cem'ül-cem cem'in cem'i. lâtifeci. kebap şişi. cülesâ) birlikte oturan. meç. yığma.

insan topluluğu. sosy. balina. c. (bkz: cemel-ül-bahr).i. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar.) baş sertliği. cem'den) cümle. 2.) 1. cemî1 (a.i.i. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur.i. saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi.zf.s.i.) ruhu olmayan.) zool. cemiyete ait.zf.i. cemedî (a. donukluk. buz gibi. 2. cemâli (a.b. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. tar. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar.b. cemîl (a.i.i. cemâd'ın c. 4. cemâat) 1. 2. güzel. cemâdiyyet (a. cemî'an (a.c. collectif. cemel-ül-mâ' (a.c. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddîn-ül Cemâli tarafından kurulmuştur]. 3. 2. kılıçbalığı. cemâl (a. cimâl) erkek deve. cem'an (a. cemâat .i. yüz güzelliği. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım. hep. cemâdât (a. cumhûr'un c.i. cemre'nin c. cumhuriyetler. cem'î (a. bütün. bir mezhepten olan topluca halk. ortaklaşa. bütün. devegiller. cemâl-ullah (a.it. cemâdiyet cansızlık. cemeliyye (a. bir kimsenin geçmişi. 2. görünme.) bir çeşit bıçak veya kama.) güzellikle.) 1. fr.i. dondurma. 3. buz. çemen (f. ortakçılık.s.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire).i. imamın arkasında namaz kılanlar. balina.) 1. cemâhîr (a. insan toplulukları. fr. ruhsuzluk. cansız cisim.i.) ahi. (bkz: cemel-ül-mâ').i.c. 2. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler.h.) 1. cemâh (a. cem'den. (bkz: ma'şer). cemed'den) çok soğuk. cemerât (a.) hep. cemâzi-yel-evvel (a.i.) 1. cemel (a.i. cemâdî (f.s. cemâd (a. 2.) 1. cemiyetle ilgili. cemel-il-bahr (a. cem'iyyet'den) 1. kusursuzlukla ilgili. cemâzi-yel-âhir (a. kılıç-bahğı. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi. Arz-ı cemâl yüz gösterme. cemâat (a. cumhûrluklar. kolektivizm.s. cemâat'ın c.b. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ). saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi.i. imamın arkasında namaz kılanlar. kar. cem'âniyye (a.i.b.i. Cemâliyye (a. 2. cemâl'den) 1.) cansızlık. narinlik [atta].) Allah'ın lütfü. cemed (a.i.) cumhurlar.e. erkek adı.) bir yere toplamak suretiyle.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan.) cemreler.s.(a. tekmil. cemâdât) taş gibi cansız olan şey.) cansızlar.) çardak. cemder (f.

Cenâb-ı Hakk.) büyük sayı.) hızla giden. baharlar gibi cemre vesilesiyle. (bkz: tenâsüb). yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma. ateş hâlinde kömür. 2.) Cemşâsb'ın babası. dernek.b. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz. cemmâz (a. cem'iyyât) 1.1) iyilikle anma. ed.s. cemîle-kârlık (a.i. 2. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu. Cemşîd (f.) 1. hazret. topluluk. (bkz. iltihaplı bir çıban. Cemşîd'in oğlu. cem'iyyât (a. hek. (bkz: cem'iyyet-gâh).b. şütür-bân). tas.f. 2. ufak çakıl taşı.f. cemm-i gafîr insan kalabalığı. hac töreninde bir defa taş atılması. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu. cemîlât (a.i. cemmâl (a. 3. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır.) cemiyetler. (a. cemmâz (a. cemîle-kâr (a. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması. hoşa gitmek için yaranma. cem'iyyet-geh (a. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun.i. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya]. cemm (a.). cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme).i.) güzel hareketler.b.c.) 1.b. 5.s.i.i.i.i.i. Süleyman.b. çokluk. şubat ayında azar azar artan sıcaklık.f. 3) meç. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir]. Cemşâsb (f.f.) toplanılacak yer. "şeref. güzel düşünceler. 4. "cemmâze" dir].) iyiliksever. genek "tenasübü". cemerât) 1. 2.i.h. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a]. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. cem'iyyet-gâh (a. 3.i. toplantı yeri.) zampara. cemmâş (f. deveci.s.) iyilik severlik. cemîle-kârâne (a. Cenâb-ı Kibriya. Güneş. Cenâb-ı Mevlevi Hz.i.b. 2.i.f.) hızlı giden erkek deveye binen. huzur1. 5.) iyilik severlik.) iyiliksevercesine. i. cem'iyyet'in c. cemmâz-süvâr (a.zf. ed.) deve sürücüsü. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler. düğün dernek.i.f. Cenâb-ı lem-yezel Allah. kurum. Süleyman.i. Hz. Cenâb-ı Kerem Allah. cemre (a.t. dernekler. Cenâb-ı Halik Allah. cemîle-kârî (a. cem'iyyet cj-ua. kadın adı. cemile (a. cenâb (a. Zikr-i cemîl . cemâl'den) 1. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya].c. [müen.c. Mevlânâ.f.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar. erkek adı. kurumlar. Yunus. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh.i. 4. kalabalık. 2) Hz. kara kabarcık.s.) hızlı giden erkek deve. 2. cemreviyye (a.h.

dövüşkenler. Katnâniyye.) bayağı. Acelâniyye.i.b. 4. âhi-reti de iyi olan. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir]. 3. âhiret. kavgacı.i.) 1.b. cenan (a.) yan. . 3. cendere-hâne (a. ceng-azmâ (f. cenah (a. ceng-âver (f.i. kanat. binekler. ceng-âverân (f. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. ceng-âzmûde (f. ceng-cû (f. adî [kimse].i.s. aşağılık. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen. 2. ceng-âverâne (f. dar dere. oda.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. kalın oklava.b. Allah.i. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür. cendere (a. tek+ düm. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur. cenâiz) insan ölüsü.i. cenâheyn (a. kol. 4. dövüşkene yakışacak surette. kuş kanadı. tazyik. tek. cenbî (a.) nehirlerde bulunan büyük kaya.c. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm.s. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse. cenâib. cender (f.) kalp. hançer. Der ceng-i evvel ilk ağızda. cenâyib (a-i. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı.b.) cenkçiye. cenb (a. vuruşma. iki yüzlü. Sayyâdiyye. 2. cendeliyye (a.) savaş tecrübesi olan [kimse]. boğaz. cenâh-ı semek balık kanadı. cendel (a. (bkz: mürâî).b.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer.i. baskı. Kiyâliyye. Tabiî mertebesi 10/8 dir. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz.s.b. dövüşken.i. ceng (f. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır. cenaze (a. savaşçılar.) kahraman.i.) 1.s.) savaş tecrübesi olan kimse. meç. Zeyniyye.i. ceng-âzmûdegî (f. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu. pis.i. Vâsıtıyye. tek. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da. pazı. Uzeyriyye. dövüşkenlik. guslü gerektiren durum. 4.s. savaşçı.zf. Fazliyye. erkek adı. Cebertiy-ye. cendâl (f. cenâh-ı tâir kuş kanadı.b.) savaş.'ceng-bâz (f.s.s. taraf. cenabet (a.) cenkçiler. [bkz: cünüb]. ceng-âverân) cenkçi. aşk.Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli. 2.b.) yan tarafa ait.) cenk arayıcı. ceng-i harbî muz. kol. [ötekiler Harîriyye.f. avlu.) yedek hayvanlar.ce-nîbe'nin c.i cenâh'dan) iki kanat. 3.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama. sıkı ve dar yer. tek+düm. iki yan. 3. ceng-âverî (f.) 1. yürek. cenbiyye (a.b.i.i. [küfür olarak].c. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. Nûriyye'dir]. ceng-âver'in c. tek+düm.i.) cenkçilik. gönül.f. yan.) savaşta tecrübe sahibi olma.) eşya ve elbise gibi şey.s.

fr. cennet-ül-karar. 4. cenîbet (a.i. bahçeler.) savaş hikâyelerini anlatan kitap.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde.s. cennet-makarr (a. bunlara tâbi olanlar.. döl). cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği. cennet-i a'lâ). cengel-istân (f.ceng-cûyâne (f-b.s.) bahçıvan. cennet-ülfirdevs.b. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme.i. Centiyâniyye (a. cennât-i adn cennet bahçeleri. cür'a).i. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik. cennân (a.b. uçmak. dış gebelik.) orman.s.i.i. cenkâr (f. cennet-i ruh.) dağarcık.) karındaki çocuk. cennet-ül--adn]. 2.) yarık. cenîbe.) makamı yeri cennet olan.i. üreme dağarcığı. cenûb -j'-~ (a.) orman. yeryüzü cenneti.i.i.) cennetler. cenâyib) yedek hayvanı. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat.) bot.) yeri cennet olan. sık ağaçlık. cenâib. cenûb-i garbî coğr. cerabe (a. husûsiyle yarılmış yer.s. cenkârî (f. centiyan giller. cennet âşiyân (a. cennet âsâ (a. âzası belirmiş olan cenîn. uçmaklar. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. çatlak. cengî ' (f. conceptacle. cennât (a.) suyu yudum yudum içme.. cennât) 1. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü.s. cerâb (a.b. cennet-üd-dünyâ dünyâ. cennet'in c.) yedek hayvanı çekip götüren.zf. [aslı jenkâr. Cenûbî (a.) dağarcık. cennet-i sıfat.i. . bot.) cenneti andıran.) cennet gibi.c. cerâbe-i hafiyye biy. 3.i. cennet-ün-naim. cenûb-i şarkî coğr. cennet (a.b.. cengel (f.i. dâr-üs-selâm. ceng-nâme (f.i.i. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler.i. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn.s.b. cen-net-ül-me'vâ. cennet-i ef'âl.i.s.i. zool. sekizinci cennet. güney yönünden. (bkz: bihişt). cennet-i kalb. bahçe.) yeri cennet olan. kavgacı bir şekilde. cer (a. zenkâr'dır].) cenup.) savaşçıya yakışır yolda. cennet-i a'mâl. döl. güneydoğu. çıvgar.b. Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl. torba. cenîver (f. güneybatı.b. kadın adı. cenîn (a.) savaş hâlinde bulunan.i.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz.) güney.b.) cenuba mensup. çok ferah ve havadar yer.zf. cennet-ül-huld. düşük.b.s.f.c. cennet-nazîr (a. (bkz. güneyde bulunan. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü.f. cennet-makam (a. cennet-mekân (a. cenîbe-keş (a. cenîn-i sakıt düşen çocuk. cinân.f. cenûben (a.s.) bakır pası renginde olan. cer (f. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek.) sırat köprüsü.

şüphesiz. (a. acariens.c. s.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız. hatâ. kırmızı bir böcek. (a. (a. cerahat) 1.) 1. uyuz böcekleri. bot. (a. uyuza tutulmuş olan.i. [aslı "cirâhat" dır]. (f.) tar. (o. elbette. (a. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler. 2. başka birinin yaptığı za-ran ödeme. mutlaka. çorak.i. hava akımı. (f. çançiçeğigiller. cerâde'nin c. (a.i.) vakıf tarafından verilen yiyecek. (a. uyuzluk.) san renkli.i. para cezası. 3.) gazeteler. çıplak bir hâle getirme. doğru akım. fr. (f. (a. cürsûme'nin c. hilekârlık. karıştırılmamış [şarap]. (a. yağmacılar güruhu. zindan. geçme.) 1.) zool. cinayetler. (a. oluş. uyuz.) oburluk. kuladan açık olan at.i.i.) çan ve zil sesi. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses. yaralar. 3. 2. 2. (bkz: cirâhat). (a. 3. f. tomurcuklar.i.i.) 1. verimsiz. (bkz: cerib).s.c. günah.i.) yaralı. gidiş. (bkz: mecruh).f. çerde . (a.) çıplak bir hâle getirme. kökler.) 1.) çıngıraklı. ortak.s.i. cerâhat'ın c.i. hayvanın boynuna takılan çıngırak.i. huk. uyuzu olan.i.i. tüysüz. (a. mahrum. uyuz olmuş. . cerrahlık [aslı cirâhat" dir]. fr. dazlak. 2. 3. uyuzluk. tüysüz. dazlak. (a. 4.) hek. akım. çan.) uyuz hastalığı. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad. günlük gazeteler. irin. irinler. yeşil yosun hücreleri.) hek. güzel konuşma.) suçlar. (-i-) l.i. beceriklilik.) 1. çıplak. (bkz: cerime).i.) uyuz [kimse]. hareket.b.i. hasta tohumlar.s.i. campanulacees. yayılmış yağmacılar.) cerahatler. 2. 2. olma.i. (a. meç. (bkz: cerid). donu san. 4.) bot. (a. (a.i.cerâd cerâd-ı münteşir cerâd-ül-bahr cerahat cerahat cerâhor cerâid cerâid-i yevmiyye cerâim cerâim-i cinâiyye cerâim-i müştereke cerâsîm cerâsim-i mütenâsile cerâye cerâyet cerâzet cerbân cerbeze cerbiyye cerd j cerdâ cerdân çerde cereb cerebî cerebiyye cerebiyyet cereb-nâk cereb-ül-ayn cered cered cerem Lâ-cerem cereme cereng ceres ceres-dâr ceres-hay-ı zerrin ceresiyye cereyan cereyân-ı daimî cereyân-ı hevâ (a. cerîde'nin c.i.akma. fr. cinayet. (a. altın çı ngıraklar. acarides. (a. (a-b-i-) hek. (f.i. çekirge. (a.i.i. müşterek suçlar. 2. kabahatler. cinayet suçlan. 2. denizden çıkarılan ve teke denilen ufak.) dilenci çanağı.) dipler.) cerîme'nin c. uyuz böcekleri. 2. gonidies.i. hurma toplarken yere düşenleri yeme.) zool. mikroplar. yara.i. uyuz hastalığına tutulan. (a. (a. kurnazlık.) cariyelik hâli. çıngırak taşıyan.) 1. (a.s.) elbisesinden soyma.

cerîh-ül-kalb yüreği yaralı. ecrine.b. ışık ve ışık konacak yer.) sefer ve misafirlik. cerîde-i feride eşsiz. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh.s. tenha. işlerin oluşu.s. alternatif akım. cerh fî-hükm-il-hatâ huk.cereyân-ı müvellidî cereyân-ı mütenâvil cereyân-ı mütemadi cereyân-ı mesâlih Cereyan-ı galvânî cereyân-ı elektrîkî Cergand cerge cerh jeneratör. kesme. meç. cürün) hurma kurutma yeri. cerîha-dâr (a. cerh-i mushin huk.).i. cerh-i hatâ huk. (bkz: cerbân). tutanak.i. cerh-i mühlik huk.c. cery). bumbar dolması.) kabahatli.i. cermüze (f.i. cerm (a. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü. cânî. cerdâ3). cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. cerîre (a.i. elektrik akımı. 2. koyun kırkma. c. T. cerîde-i resmiyye süvari kolu. Resmî Gazete. bir çeşit Arap kayığı. yiğit.s. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-).M. cerha (a.s.) 1. kabul etmeme. cerâid) 1. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz. suç ödeme. çorak [yer]. suç. hükümetinin resmî yayın organı. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. cürm'den. (bkz.s.s.) yara. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama.c.s. (a. cerime (a. 3. 2. ceride (a. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü. us pahası.i. cerid. dönüm. 2. 4. ceride (f.i. 3. cerî' (a. cerîh (a. cürüm. çerim (a. cerib (a. cerâim) 1. (bkz. volt. (bkz: mecruh). yaralı.) 1. gazete. yaralama.) kabahat.) 1. (f.i. cürüm) 1.i. . suçlu. yaralanma. çürütme. ecrân. doğru akım. suç.f. cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete. tarla ve arazî ölçüsü. gözü pek.c. uyuz. cerîh-ül-fuâd. cerî.i. (f.i. yürekli.B. çerin (a.M. 2. cerh'den) yaralanmış. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek. 3.) verimsiz. ceride (a.i. ca. zabıtname.s.) yaralı. 2. (a. tek gazete. cerîb (a. günâh işleme. f iz. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme. cereme.) uyuz hastalığına tutulan. f i z.) yaralı. cür'et'den) cesur.) bir yerde bulunan insan kümesi. 2.) yalnız. ceriha (a.

san ve zehirli akrep. (a. 2. . cerrâhî'nin müennesi. keder.s.b. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu.f. azar azar. (a. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu. 3. fırlamış.i. i. dilenci.sıçrayarak.) sıçramış.) küçük.) 1. (a.b. (bkz. (a.i.) 1.) l.s. hiciv. 2. [II.i. irilik. dînî öğütlerde bulunmak. çabuk hareket eden. 3.s. (a.) 1.i. parça parça. yüreklilik. 3.) mihnet. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı.) operatörlük [doktorlukta]. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması. (a. i. kaçmak. musibet.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese. iri vücutlu.i.i. yok etme. (a. (a.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap. atlayarak. yürekli. bir şeyin kabuğunu soyma. çekme. (bkz: kıt'a). (a. atılmak.s. (f. sıçrayış.) merak. atlayış. cesâret'den) cesaretli. Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi]. kısım kısım. (f.i. 2. (a. 2. 4. öldürme. çıkar sağlama.) obur.) kruvazör. para. (f.) sıçraya sıçraya. ufak meyva. (f. ağır bir yükü kaldırma.) atlayan. dilenci. kurtulmak.) çok meraklı.zf. sürükleme.) 1. kesme. (a. 2. yiğitlik. (a. kocaman. harp gemisi. cesîme cesîm-ül-cüsse cesk cess cessâs cessâse cest cestân cestân cestân ceste ceste ceste ceste-gîr cesten cesur (a.i.i. 2.s.) 1. atlamak. cism'den) büyüklük.i.i. (f.i. (a-i-) bir Şyi kazıma. yırtıcı hayvan yavrusu.i. harf-i cerr). (bkz: ekûl). (a.i. ecsâd) ölü vücut.) arsız. gr.) toprak testi. operatör doktorlar. çekici.) operatör [doktor]. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. [eskiden] medrese talebesinin. cesâmet'den) iri. (bkz: tecessüs).) cesurluk.i.i. (f.) cereyan. sıçrayan.) yavaş yavaş.s.) cerrahlar. (a.zf.) ed. (a. elle yoklama.s. yiğit.b.cerr cerre çıkma cerr-i eskal cerr-i menfaat cerrah cerrâh-hâne cerrâh-hâne-i âmire cerrahî cerrahîn cerrâhiyye cerrâh-nâme cerrar cerrâre cerre cerş cerşeft cerûz cerv cery cerz cesamet cesaret cesâset cesed cesîm . (a. (a. (a.i. 2. soruşturma. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka. cerrah'in c. (a. arkasından sürükleyen. (a.i. araştırma. (bkz: tedricî). 3.s. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k). (f. (f-fi-) sıçramak.i.) 1. i. 3. (a.i. (a. enik. [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu. büyük.c. eşya ve şâire çekme. sıçrayarak. (f.f.i.

i. armağanlar. ziyafet. karşılık. cömert. doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram.i.) 1.s.) kâtip. kesin söz.cesûrâne ceş ceşn ceşn-i büzürg ceşn-i Meryem cev Dâne-i cev cevâb-ı bâ-savâb cevâb-ı redd cevâb-ı safî cevâb-ı kat'î cevâb. gezegenler. inandırıcı cevap. (a.) 1. doğru cevap. i.f. mayalar. yiğit-çesine. 1392 (H. (a.i.) halk arasında dolaşan haberler. (a.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar.b. eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. (f.. 1666 (H. sessizce verilen cevap (a.b. elmaslar. büyük.) cevap.) cevahirci. 2.f.i.nâ-sevâb cevâb-I müskit cevâb kıla.) cesaretle.) caddeler. (a. (bkz: şaîr). büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini. (a. (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın.) câbîler. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir].i. (a. cûd'dan) 1. eğlence.) sorulan şeylere verilen karşılıklar. karşılık olarak. cevâb'ın c. işlek yollar.c. toplu şeyler.i. (a.s. yazı ile]. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri. yazman.c. elmas alıp satan. kıymetli taşlar. (a.i. bayram. (a. 2. 2. yüreklice. (a-f-b.i.s. câbî'nin c. tahsildarlar. (a. 2. (a.s.) mavi boncuk. eli açık. (a. erkek adı.) 1. 795) den 1439 (H.zf. 1077) dir]. Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir.i. bir kısmı Türkçe.) cevap. (a.) arpa. doğru olmayan karşılık. câize'nin c.) cevap olarak yazılan yazı.) cevap veren. ibâdet yerleri. (a.i. felekler. cevaba cevap.s. arpa tanesi. cami' ve câmia'nın c.i. cevher'in c. mescitler. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle.f. (f.i. (bkz: ecvibe).zf. (bkz: caize). [istinsahı. (f. ret cevabı. cevâbât. bir kısmı Farsça olan eser.c. özler.i.) verilen bahşişler. şölen. cevâb ale-1-cevâb cevâbât cevâb-dih cevaben cevabî cevabî cevâb-nâme cevâb-nüvîs cevâd cevâdd cevahir cevâhir-i ulviyye Cevâhir-ül-ahbâr Cevâhir-ül-ebrâr Cevâhir-ül-esdâf Cevâhir-ül-kelimât cevahiri cevâib cevâiz cevâlî cevâmi' (a. tarikatının âdabını anlatan. cevherler. . câdde'nin c.

cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili. fels. üstünlüğü.b.i. fr.) caiz olma. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı.). câriha'nın c. Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn).(a. cevahir) 1.. (a. öz. mîdesi boş. (f.i. cû'dan) aç.c. (a. cevâsîs (a. cevelân-gâh. 4. solungaç kovuğu. casus). cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan. cevelân-gerî. 6. cevdet-izihn zihnin tazeliği. parça parça. gövde boşluğu. cevdet-i fehm anlayış iyiliği. câniha'nın c. cevân'ın c. (bkz: cevherin.). cevârih (a. cevf-i leyi gece yansı. (bkz. dönüp dolaşıcılık. hüner. bir yazı sitili. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. cevlân-ger (a. büyüklük. cevlân-gerî (f.i. 5. savaş yeri. çizgiler. cevder (f. üstünlüğü. cevelân. menkut). câmûs'un c. yanlar. karın boşluğu. acıkmış.) taraflar. tazeliği. g. 2.) öküz.b. 4. cevf-i batnî anat. hayatsız. gezegenler. ed. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan. cevaz (a.i.orbite.i. ağız boşluğu.s. cevelân-geh (a.) halayıklar. kendi kendine bir varlığı olup. mu'cem. [zıddı "mühmel"].zf. cevelân-ger. hizmetçi kızlar. güzellik. cevf-i fem anat. câriye'nin c.i. çok defa manzum olan târih. câmid'in c. (f-s. koşu. cevdet-i fikr fikir. gezinme. cevâmid cevâmîs cevân cevanan cevânî cev'ân cevânib cevânib-i erbaa cevânih cevârî cevâr-il-Künnes . câriha). olgunluk. civânî) (a. (bkz: gâv). [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler. erkek adı. dört taraf.) cevelângerlik. izin. (bkz. cev cev (f. cevlân dolaşma.) cansızlar. 2. donmuş şeyler.) mandalar. s. (bkz. cevher (a. (bkz: câniha). cevf-i galsamî biy.) tane tane. 3. cevf-i a'lâ anat.i.i. kusursuzluk. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır]. müsâade. boşluk.).s. iç. dönüp dolaşma yeri.i. oyuk. 'gözevi. Merih (Mars).) 1.) dolaşılan yer. (bkz: câyi'). 5. marifet. cüvân). Utarit (Merkür).i. 2. cevelân edicilik. f. 3. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. 3. (a.) cevelân edici.i. Zühre (Venüs).i. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. (bkz. cevf-i hicâbî biy. s.i. su sığırları. üstünlüğü. atlı.b. yan gece. düşünce tazeliği.) 1. cânib'in c. (a. 2 . iyilik. 6. dolaşıcı. tazelik.f. civânân). cevelân-ı dem kanın cevelânı. câsûs'un c. dolaşması. elmas.i. kalb. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. düşünce üslüğü. (f.). dolanma. cevf 1. (bkz. maya. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk.). cevdet (a.

(f. anat. [şiirde] sevgili veya onun dudağı.cevf-i nihâhî cevf-i nuhâî cevf-i sadrî cevher-i ebyâz cevher-i ferd cevher-i küll cevher-i lâsık cevher-i mücerred cevher-i sincabi cevher-i ulvî cevher-dâr cevhere cevher-ebyaz cevher-fürûş cevheri cevherin cevheriyye cevheriyyûn cevher-pâre cevher-tırâş cevî cevlân-gâh.i) 1. (a. felekler.s.s. savaş elbisesi. boşluk. biy.f. gadir.i.) zırh delen (f.) akmadde.s. cevhere. substantialisme.f.b. (a. (a. (a. cevelân-geh). 1) atom. (a. biy.s. çorap söküğü. omurilik kovuğu.b. evrenin *tözü. 4. mavi boşluk. haksızlık.) zırh ören.b. göğüs boşluğu. ak madde. biy. arpa ekmeği. meteoroloji. eski tüfeklerden birinin adı. (a. cevşîre cevv îlm-i ahvâl-I cevv cevv-i hevâ cevv-i kebûd cevval anat.c. güher-fürûş). (bkz. (bkz: cevsak) (f.i. (f-s. arpa unu. tözcülük. 2. hareket eden. [müen.) zırh paralayıcı. cevherden.)) örme zırh.) zırh delen. anat.) 1. 3) ateş. (bkz.s. 2.) zırh giyen.i. (a. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan. tas.) zırh eriten (f.s. a. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey.) bir tane cevher. fr. .) köşk. çardak.i. noktalı [harf]. elmaslı. çulha.) mücevherden.f. hava boşluğu. değerli taş veya inciye ait olan. köşk. 1) en yüksek cevher.f.s. cevherî). aglütinin.b.) fels.i. 2. (f. arpa torbası. cevhercilik.). eza.i.i. konak. cevheri. (bkz.b. gökyüzü.) koşan.b. substance blanche. (a.i. kuyumcu.) 1. (f. fr. substance grise.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası.b. (a. aslı. cevlân-geh cevîn. bozmadde.s.b. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç].b.b. cevelân-gâh. cevahirci.substantialisme. (a. (a.) çorap.f.b. (bkz: cevher4). cefâ.) arpadan yapılmış nesne. zulüm.s. madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne. cevîne Nân-ı cevîn cevr cevreb Çâk-ı cevreb cevsak cevse cevsek cevşen cevşen-dûz cevşen-güdâz cevşen-güzâr cevşen-hây cevşen-pûş cevşen-şikâf cevşîr. mutlak cevher. (f. cevheriyye]. (a.s.s. sitem. eziyet. 2) ed. (f.) cevher işleyen.s. 2.b. (a.) cevher satan. 3.i. 2) ruh.i. dolaşan. (f.) bir arpa ölçüsündeki ağırlık. beyin boşluğu. (a. zırhlı. (bkz: cevher3). (a. 2. fr.i.) düğme. (f. fr.i.) 1.) mücevher parçası.) hava. vaktiyle giyilen1.i.

leş Ju-meaux. canlı fikir. fr.i. ciyâd) taze.c. 2. tatula. ceybî (a.i. cevz-üd-tıbb (a.) servi kozalağı. (f..s.b.i. asker. cevviyye (a. ceyb-i kavs arka sinüs. sinüsle ilgili.ing.s. saf. cevz-ber-günbed cevziyye (a.) boş.i. c.i. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi.) bot.) ada. ceyb (a.Fikr-i cevval hareketli.i. Gemini]. Ceyyid-i hâlidât. yengeç. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti.) günahtan sakınma. cez'a (a. [lât. ceyş (a. güzel şiirler. ceyl (a. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi.i. cüyûb) 1. Geminus. yararsız bir işle uğraşma.) küçük hin-distan cevizi. yangı. Eş'âr-ı ceyyide ed. geo. Sevk-ül-ceyş strateji. cez (a. dayanma. ceyyid-i hevâ iyi hava. damarlı akik. mayıs ayında bu burca girer.) sabırsızlıkla sızlanma. cez (f. cevz-i mâsil bot. (bkz: cezire). Havâ-i ceyyide temiz hava.) mat. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. Ceyyid-i seb'a. ikizler burcu. kara alaca ve değerli bir süs taşı.) göz boncuğu denilen.) zool.s. (bkz: ceyyid). cez'. juglandasees. tam olan [para]. ceza' (a. Cevza' (a.]. seda.i.b. ceyb-i sabr sabretme.i. cevz-ül-kayy (a. cep. ceyyide (a. ses.) ceviz.) elemlenme.i. .i. cevz-ül-hind bot.s.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili. ceydâ (a. kederlenme. ceyyid (a. cevvî.s. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu. cevz-üs-serv (a. iyi. cevz (a. cevizgiller. ceyvâd (f. sinüs.) ast. Ceyyid-i garb Cezayir. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis. 3.i.) uzun boyunlu kadın. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş.i. Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri . ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. gömleğin açıklığı.) [ceyyid'in müen.i. fr. cevz-i bevvâ . Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları. cevzâk (f. cüyûş) 1. cevdet'den c. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru. Hindistan cevizi.) bot.) ağaç kökü.i. hoş. 2. saf hava.b.b. [bkz: ittika').s. ordu.

) cezbeye tutulma hâli. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti.f. cezl). Kanarya adaları. ceza işleriyle ilgili. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart. çekilme.zf. Ege denizindeki oniki ada.f.i.s.) kendine çekme. cezâiyye cezâir Cezâir-i Bahr-i Sefîd cezâir-i garb cezâir-i hâlidât cezâir-i Hind cezâir-i isnâ aşer cezâir-i müctemia cezâir-i saadet cezâir-i Seb'a cezâlet cezâlet-i lafz cezâlet-i ma'nâ cezb cezb-i kalb cezbe cezbe-dâr cezbe-dârâne cezbe-dârî cezbe-efgen. cezbeye düşürücü. (a.s. (a. ed.f. takım adalar.).) bir şeyi ikiye bölme.f. çekicilik.s. (a. cezîre'nin c. (a. cezaya ait. 2. kendinden geçmiş.i.) adalar.) 1.b.) cezbeye tutulmuş. (a.) bot. (a.b. karşılık [iyi veya kötü]. gönlü çekme. kekeme veya pepeyi olmayış.ceza' cezaî müeyyide cezâ-yi amel cezâ-yi nakdî cezâ-yi seza cezâ-yi Sinimmâr cezâen cezaî. coğr.zf. çok. (a. (a. (a. (a. küçük tomurcuk. (a. ceza ile. para cezası.) 1.i. (a. 2.i. bol. gr. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür]. ben de gelirim = ceza" dır]. peltek ve bozuk olmayan [söz. (a. Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye. kelime düzgünlüğü. (a. peltek.i. Cezayir. cezebât) 1. 2. rekâketsizlik.i. -fegen cezbe-yâb cezbiyye cezebât cezel cezer cezer-üt-türâb cezî' cez'-i adûdî-i re'sî cezîl Ecr-i cezîl cezire cezîre-i bürkâniyye cezîret-ül-Arap (a.) cezbeye tutulmuş gibi. azap.b.) cezbe verici. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli.f.) 1. ceza baskısı. işlenen bir şeyin görülen fenalığı.c. (bkz. (a. lyonien adalan.) havuç. ed. ceza.b. gönül alma.) çekme. yabani havuç. (a. bol sevap. cezbe'nin c. Arabistan yanmadası.i. cezâir) ada [denizde]. lâyık olan ceza.b. kol-baş *anadamarı. Akdeniz adaları. 2.) ceza olarak.) cezbeli. yanardağ adası. heyecana gelmesi. Hind-i Çînî adalan. kelime].i.s.i.c.i. (bkz: cezbe). ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması. (saadet adaları) Kanarya adaları.i. .i. coğr. mânâ düzgünlüğü. anat. (a.

cezb'den) çok cezbeden. cezr-i murabba' mat. gaddar. tomruk. 3. çeken. cibâb (a. ikincil kök.) 1. cezmâzec (a. büyük gidim.(a. cezr-i aıııııdi mat. dürüst.) ağ ile balık tutan balıkçı.i.) bot. 2.i. cezr-i dereni yumru kök. kökle ilgili. raci-ne fıxatrice.s. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. mat. köktencilik. ılgın meyvası. (bkz: cezzâb).) çok cezbeden. rüşvet olarak verilen hediye. doğru olan.i. (bkz. cezr-i ekmel coğr. cezûb (a. cezr-i hamız kim.) çok sabırsızlanan.s. cîbâ (f. cezûb). kat'î karar ve niyete ait.i.s.) mutlu. dokuzun cezridir. cüzûr) 1. cezr-i rîşî saçak kök. radikal. çetrefil olmayıp. asal kök. mortes eaux.c. kuvvet ekseni.i. (bkz. cezlân (a.) 1. cezr-i mik'ab mat. ciâle (a. cezr-i müsbit bot.i. cibâh (a. i. 3. (bkz: cezü1). cezmen (a. cezr-i tâmm mat. cezre (a.) kasaplık davar [koyun. [denizde] alçalma. küpkök.) dağlar. cezriyye (a. cezm (a. cezzâr (a.). cezzâf (a. gelgit. cerz-i talî bot. cezr-i vetedî kazık kök. cezmî (a. kalın odun. niyet.) cebhe'nin c. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar. cezû' (a.].i. cezr-i mükâ'ab küp kare. asıl. cebel'in c. çeken. inme. fr. köke ait. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök. cezm ile ilgili. zâlim. cezr-i asam mat. kanlı. cezr-i şârî anat. meç. tutunma kökü.) 1.) alınlar. Medd ü cezr coğr. kare kök üç. fr. fr. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam. cezrî (a. keçi v. cezzâb (a. cezr-i mantık.s. 2. cezr-i aslî bot. cezr-i mihver mat.i.s. ücret. anakök. (bkz: cezr-i vetedî). gr. cübbe'nin c. 2. karekök.) kestirip atmak suretiyle. cübeb).zf. kılkök. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar.) 1. cibâl (a. cezl . cezr-i nâtık. maaş. deve kasabı.s.b. cezr-i arızî ek kök.s. cezr (a. iki kök.) 1. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme.i.) 1. cibâl-i şahika yüksek dağlar.i. (bkz: azm).) odun. sanal kök. 2.i. cezr-i muzâaf mat. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. asit kökü. cibâl-i mubaha huk.) fls. kesin karar. erkek adı. 2. 2. 2. radicalisme . kök.i.

ağırbaşlı.zf. savaşçı. kireç. [müen. (a. (a. evlât. t. (a. merhametsiz.c. acı.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili. kavga çıkarırcasına. ağırbaşlılık.i. önemli. 3.c. cüdrân) 1. (f.i. hararetli konuşma.s. arbede-cû).) 1.i. (bkz.s. 2. (a.) ciğeri delip geçen.i. sıkıntılı [kimse]. ciğer yırtan. (a. (f.f.i.cibâyât cibâyet cibillet Cibilletsiz cibillî cibilliyye Cibilliyyet Cibril cibs cibt cîd cidal Ceng ü cidal cidâl-i hayât cidâl-i maişet cidâl-cû cidâl-cûyâne cidâl-gâh cidar cidâr-ı hadîka cidd cidden ciddî ciddiyyât ciddiyyet cifâr cîfe cîfe-gâh cîfe-hâr cifr cifrî cifriyyât ciğer ciger-cûş ciger-dâr ciger-der ciger-dûz ciger-fürûş ciger-gâh ciger-gûşe ciger-güdâz ciger-hâr ciger-hâre ciger-hûn ciger-pâre ciger-sûz (a. (a. (a.b. (a. ciger-pâre). zar.) mücâdele yeri.) yaratılışta olan. 2.) ciğeri kanlı.i. sevgili. i. (bkz: cefr).) put. kansız. (f. 3.) kavgacı.). i. Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu]. yaradılış. ciğerci.) bağır yakan.i.) ciğer paralayan.) ciğerin bulunduğu yer.) ciğerli. ciyef) iaşe.) 1.i. meç. çok acıklı.) evlât. sanem]. cüdür. ciddîlik.) yüreği coşturan.f.s. (a. (f.) gerçekten çalışılacak işler.) geniş kuyular.) 1.) kavgacılara yaraşır yolda.b.) 1. (a. leş.i. (f. (bkz: haç. cibilliyet.c.) leş yiyen. (f . (bkz: cibillet). ciğer söken.) cifirci.s. 2.b.f. savaş.i.s.f.s.) Cebrâîl. (a.b.s.) ciğeri yakan. ehemmiyet. gelir toplamalar. (f.c.s. (bkz: câbî). 3. çelîpâ.b. ciddîlik. (a.f. sıkıntı. keder. b.i.s.i. (a. 2.) ciğer parçası.s.s. falcı. geçim mücâdelesi.b. 2. (a. (bkz: fıtrat). (f. önem. hissiz. ıztırap veren.s.b. (bkz: fıtrî). çok eziyet çeken kimse. tabiî.i.c.s.b. vergi.) ciğer satan.) 1. hayırsız.b. ciğer.) cifir ile ilgili olan şeyler. 2.) 1.i. karşılıklı kavga.i. i.zf.b. hayat mücâdelesi. salîb.) kederli. 2. alçak [kimse]. (bkz.) soysuz. avaz. (a. zorlu. (a.s. meç. savaş.i. mücâdele).b. (f.b. 2.) gerçekten. büyücü.s. s. duvar.s. bir işi gerçekten çalışıp işleme. sütü bozuk.i. cibillî). gaddar.) 1. (bkz. yürekli. (f. (a. cüyûd) boyun. (a.) leşle dolu olan yer.i. cibâyet'in c. (f. (a. (bkz.b. (f. acıklı.i.b.i. mühim. (a. (a. Dünyâ. "ciddiyye"].i. (a.b. 3. Cebreîl. (a.b. cesaretli.i. (f. [doğrusu "cefr" dir].) huy. bahçe duvarı. bağır. (f. (a.) [cibillî'nin müen]. cefr'in c. .b. gerçek. câbîlik.) câbîlikler. (a.

f. 2.) Dünyâyı gezip görmüş olma.) 1.c. [bu nüsha 1732 (H.) cihanı dolaşmış.) acıklı.s.zf.s. 2. II. cihân-efrûz (f-b.) hükümdarlık. cihân-muta' (f.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse]. (f.b.) 1. (f. Dünyâyı yaratan. cihanı (f. cihâniyân) 1. cihân-bânî (f. i. Dünyânın bekçisi olan 1. 2.b. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar. cihâd (a. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas.s. cihân-dîdegî (a.) cihanı. savaş işleriyle ilgili. dünyevî.b. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke. ciger-tâb (f. tecrübeli.b. Allah. Dünyâyı zapteden.i. 2. cihân-gerd (f. cihân-âferîn (f.s.b.i. huk. cihân-gîrâne (f. din uğruna düşmanla savaşma. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı. öteki dünyâ. göz.b. cihân-nümâ (f.b.s. cihân-ı can ruhlar âlemi. cihân-ı İslâm islâm âlemi. 2.) meç.) cihanı.s. cihanı. cihân-bîn (f. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri. cihanı gezmiş.) cihanı.) herkes.b. Dünyâyı gezip görmüş.b. çok özleyen.s.b. cihân-gîrî (f. cihâdiyye (a. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar.i. Dünyâyı parlatan. ciger-teşne (f.b. erkek adı. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça.) cihanın. öte âlem. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma.) hükümdarla ilgili. Dünyâyı tutan hükümdar.s. cihâd'a mensup. Dünyâyı zaptedercesine.s. (bkz: gîtî-sitân).b. cihân-ârâ (f. . cihânî'nin c. Dün-yâ'yı dolaşan. cihân-âlem (f.) cihangirlik. âlem. i.) cihanı. 3. berbâre4).s.s. cihân-geşte (f. cihân-dârî (f.) cihâna. cihan (a.) cihanı. cihanı. acısı olan. insan.b. cihanı.i. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H. Dünyâyı gören. cihândâr-âne (f.) cihanı. islâm dünyâsı.b. cihân-gîr (f. cihâdı.b.b.) Dünyâ halkı.s. pâdişâh. cihân-dâr (a.i.i.s.b. cihân-nevred (f.b.) cihângir-cesine. padişahlık.) 1.ciger-rend (f. cihân-key (f.s. hükümdar.s. (bkz: ber-bâr.i. kendi kalbi içinde. 3.) hüküm-darcasına. cihân-cû[y] (f. Dünyâda oturan.i. 2 . 2.s.) Dünyâ.) fâtih.s. cihân-bân (f. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar. dünyâyı dolaşan.s.) 1.b.a. [aslı "cenan" dır]. erkek adı.zf. Dünyâyı süsleyen. s.a.) âlemin sığındığı muhafız. cihân-dîde (f-b. Allah. cihân-penâh (f. bezeyen.b.b.) acı veren.) 1.i.s. i.b.) cihanı. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır]. pâdişâh. cihân-güşâ (f. Dünyâ'yı gösteren harita.b. cihâniyân (f. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş.

i. dünyâda geçer olan.i.i. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü).s.s. boşaltım aygıtı. semtler.s. cihâren (a. boy. systeme locomotrice.) 1. cihâz-ı hazmî biy. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy. kuzey. (f-b.s. 3. yüz. evkaf maaşları.b. cihât (a..) iki cihet. dünyâ ölçüsünde. [bir camide okunması meşrut buhâri. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot. 3. büyüğü olan.b. 4.i. sağ. delâilül-hayrât vazifeleri gibi]. [doğu. çeyiz. 2.b.) cihanı yakan [Güneş].) padişahlık. alt]. (-r1 (f-b. Cihâz-ı tenasüli anat. bakımlar. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler. cihar ü se (bkz: cihar ü se). sinir sistemi.) cihanın başkanı.. cihât) 1.) cihanı zap-teden. pâdişâh. şifâ-i şerif. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini. yan. sol. cihar (f.[fakirler gibi]. fr. kalınlık]. ciheteyn (a. (f. 2.b.(f. yön.).i. âlet [doğrusu "cehâz" dır]. (f. devinim düzeni. cihân-penâhî cihân-pû cihân-revâ cihân-sâlâr cihân-sitân cihân-sitânî cihân-sûz cihân-şümûl . (f. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler. dünyâ çapında. dört yön. (bkz: cehâz). [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. sebep. cihâz-ı Muharrik biy. apotek cihâz-ı teneffüsî anat. hatiplik.c.f. padişahlık.s. cehr'den) açık söyleme veya okuma. takım. 4. (bkz: âlem-şümûl). dolaşım sistemi. hatiplik. üreme sistemi. [mescitlere nazaran imamlık. pâdişâh.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. müezzinlik. cihet'in c. müezzinlik vazifeleri gibi].b. cihar (a. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan.) dünyâyı dolaşan. cihât-ı selâse üç taraf [en. cihet (a. her yanı kaplayan. (bkz. cihât-ı sitte altı taraf [ön. (a.b.s. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). ilgi. vazîfe. yönler. hizmet. anayönler. sindirim aygıtı. üst.) cihâna yaraşan. hareket sistemi. (f. 2) coğr. iki yön. bahane. imamlık.a.a. cehr'den) apaçık olarak. cihân-tâb (f. görüşler.zf.s. kayyumluk gibi]. cihaz (a. batı. 2. güney]. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler. görme aygıtı.i. cihar). cihâz-ı deverânî anat.) 1.i. S. müslim. cihât-ı erbaa dört taraf. cihâz-ı basarî anat. [müderrislik. cihâz-ı asabi anat. taraf. taraflar.) hükümdarlık.b. arka.) 1.s. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler. (bkz: şıkkayn). yerler. yer. (bkz: alenen). evkaf maaşı. 2. vesîle.

(a.b.s. fels. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan.) büyük cüzdan.) cilve yapma.i.s. evrak çantası.i.b.) beraber oturma.s. eclâd) 1. (a. parlaklık. çıkıp görünülen yer. insan güruhu. (a.b. (a.) parlatan. tecellî.f.c. (a.b.) 1.f.) cilve ederek. (a.) cennetler.s.s.i. dilenci [Türkçede pinti.f. cemel'in c. (f.s. parlak.i. cinâiyye cinâiyyet cinân '- (a. a.) cilve yeri. (a.c. cemâat. cilve yapan. cilve yapan. (a. (a.b.s. (a.) hoş ve güzel olan. kitap.b. cilâcı.) cilve gösteren. (f.s. aşîret. (a. 2. deri ile ilgili. cilve yapan. (bkz: cilve-ger). mücellit.b. nesil. taife. kırıtkan. (a.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır. (f. celâbîb) 1.i. fr. 3. . ayak takımından.) kaba. kap. parlatılmış. süvari alayı. cem'den) çiftleşme [insan hakkında]. i. (a. s. cildiyye cildî ihsaslar cildiyye cilf cilve cilve-i ilâhiyye cilve-fürûş cilve-gâh.s.) ciltçi.f. cennet'in c.) cinayet hâli. deri. alçak.f. 2.i.) hek. 2. (a. (a.) cinayetle ilgili.i. cilveli. (a.i. sensations cutanees. bahçeler.b. cilve-geh cilve-gâh-ı zuhur cilve-ger cilvegerî cilve-kâr cilve-kün cilve-künân cilve-nümâ cilve-penâh cilve-perdâz cilve-rîz cilve-sâz cilve-sâzî cim cim-i arabî cima' cimâh cimâl cimâr cimrî cin cinai.) cilve yapma.s. (bkz. parlaklık veren.b. (a. görünme.i.b.).) erkek develer. meşin.b.b. fr. cülûd.) 1. (a.) at.) cilâlı. (a.f. (a.s.f. (a.) cilveli. sen başlı olma.) cilve eden. (f.cîl çilen ba'de çilin cila' cilâ-bahş cilâ-dâde cilâ-dâr cilâ-ger cilânger cilâs cilâ-sâz cilbâb cilbend cild cild-ger cildî. (f. cilve etme.) parlaklık veren.) parlatma.f.f. cilve edecek yer.) ciltle. (a. ecyâl) 1. cilvelilik. 2.) cila sürülmüş.f. 2.i.f.b. devirden devire.i.i.) "cilve satan" cilveli.b. cilve eden. millet.) cilve eden. (a. 3. ferace. cilt hastalıkları kliniği. cilve-sâz). toplu kabile.s. (a.) kendini gösterme.b.i. uçmaklar. hoyrat. (a.s. kuşak.s.i.i. (f. tamahkâr mânâsına kullanılır].b.). (a.s. c sesi.f.) şa'şaalı.) çilingir.s. deri duyumları. (bkz.s. çarşaf. criminalite. kaderin cilvesi.i.s.i. kırıtma. s.c. (a. (a.f. gömlek.) soysuz.) cila yapan kimse. (a. (f.f.b.zf. cilalanmış. Allah'ın cilvesi. (a.ha. 4.f. (a.b. cinn).

i.i. cinâs-ı tanım e d. pek zekî ve anlayışlı kimse.) cânîlik. telaffuzu bir. gözle görünmez. kelimenin müzekker (erkek). cinn'den) cin tutma.f. cinâs-ı nakıs ed. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik.. benzeyiş. 2) Soğdiyana. lâfızda. s. [dem = âdem] gibi. cinnet (a.) cinayet işleyen. mürd gibi]. nevi'. cinâze (a.800) ile 1446 (H. soy. 2. cânîlere yakışacak bir surette.i. oku. Telif târihinin 1397 (H.) cine mensup. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi.) çeşitli. Semerkand vâdîsi. canilik.s.b. cinnistân (a. birçok anlamlara yorulabilen söz. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır. çeşit. cinsî (a. cins cins (a-b.b. cinâyet-kârî (a. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas. îmâlı. 4.i. cinas (a. büyük. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. cinân-üd-dünyâ . harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd.i. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun.s. yalnız harflerde beraberlik. gr.f.c.) "iki cins" kadın ve erkek.s. gibi].i.) cinayet işleyenlere. cinsî cazibe cinsel çekicilik. cinâyet-kâr (a.b.) münâsebet. Şam vadisi.i. meç.) cinayetler.s. cins ' (a. [1493 (H. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır. [deme kış yaz. 899) da istinsah edilmiştir. cinâyet-kârâne (a.c. Ebnâ-yi cins insanlar.(dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla. cinâyât (a.f. bir cin. ağır suçlar. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.i. 2.) ecinli. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek. cinseyn (a. cinayet (a. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi.s. lastikli söz. cinnî (a.) cinse mensup. cinâs-ı darbî ed.) 1.) tabut. çılgınlık.zf. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır]. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk).c. delilik. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi]. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. müennes (dişi) oluşu. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi. (a.f. cinsle ilgili. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır. türlü. yaz! gibi]. cinâyet'in c.) cinler diyarı. telmihli söz. cinn (a. cinnî (a. cinâs-ı muharref ed. cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç.i. (bkz: mücâmaa).i. Cinân-ül-cenân II. a. ecnâs) 1. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi. cinâs-ı mefrûk ed.

zayıf vücut. 2. ecrâm) cisim.i.i. ilk madde. mat. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik. alışkanlık. (a. (a.cinsî terbiye cinsiyyet cîr cirâhât cîrân cîrân-ı sâlihîn cirân cîre cîret ciriyyâ cirm cirmân cirrîs cirriyye cirs cirsâm ciryâl ciryâle cirye cisâd cism cism-i azm cism-i basît cism-i beyzî cism-i billûrî cism-i cemâdî cism-i cevheri cism-i eflâtûnî cism-i felekî cism-i gayri muzî cism-i hâil cism-i hevâî cism-i latîf cism-i mürekkeb cism-i müteharrik cism-i muhâmî cism-i nâtık cism-i nizâr cism-i sefenî cism-i semavî cism-i sulb cism-i üryan cismânî cismâniyye fels. hacim.) 1.) ["cismânî"nin müen]. yılan veya sazan balığı.) zool.c. 2. (a. kök.s.s. ruhanî karşılığı. fr. börkenek. katı cisim. cirâhat'ın c. kılıç kayışı. mizaç. (bkz: cismânî). ecsâm) 1.i. f iz.) toprak testiler.) 1. astre. (a.i.) 1. civarda olan yerler. menşe. söz söyleyen cisim. anat.) komşuluk. cerre'nin c. (a. tabîat.i. (a. yaralar. 2. sümüksü cisim.) havsala. aşağı. bedenle ilgili.) bir cins ile ilgili olma. 3. câr'ın c. bir nevî kırmızı boya. güzel kadın veya kız. yemek ve para.i. fr. alt. 2. kemik gövdesi. kim. 4.i.i. kan.) çırak. safran. fr. biy.i.i. 2. müşteriler. delilik. 2. cinsel eğitim. (a. oylum. töz. s. biy.c.i. biy. education sexuelle. (a.) azalarla birlikte vücut. f i z. ışıksız cisim. 3.i. 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. bonnet. (a.i. madde. fr. (bkz. 2. (a. zâtülcenp. komşular. dînî işlerden ayn olan.) 1.) cerâhatlar. âdet. melekler. 2. öldürücü zehir. bileşik cisim. 2.) saf şarap. irinler.) 1. (a. beden. gaz hâlinde olan madde. .i. cereyan. (a.) 1. cevher. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri. (bkz: zîr). billur cisim. (f.i. (a. gökcismi. cansız cisim. saf şarap. gökcismi.i. nasırlı cisim.) 1. diaphyse. astr. poligon. elips cisim. 3. (a. harekette olan cisim. cerahat). iyi komşular. çıplak vücut.i. insan vücudu. (a. f i z. altının kırmızılığı. (a.i. (a. temiz renk. gövde. (a.i.) temel. (f. (a. korkunç cisim.) 1. 2) meç.

araştıran. (f. iyilik. arayıp sorma. (f. (f. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye.i. 2. (f. komşulukla ilgili. yakın komşu.) gençlik. (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü.) köprü.) civân-merd'in c. çay.s. g. cömertlikle.i.b. (f. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. (a. (a.) 1. (a. (a. cîfe'nin c.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. (a.b. 2. cismâniyyet).i. vücutça. genç (bkz: cüvân). bedence. (a.i.i. Hıristiyanlardan alınan cizye.s. çevre. Unkapanı Köprüsü.i. (f.zf.) iaşeler. yücegönüllülükle. (f.) 1.b. ırmak. (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü.i.b.) Müslüman olmayan. el açıklığı ile. (a. cömert. (f.s.) açlar. vücut.) cisim itibarıyla.b. (a.) iyi eşkin giden soy atlan.cismâniyyet cismen cismi cismiyyet cisr cisr-i atîk cisr-i cedîd Cisr-i Ergene cisr-i muallâk cisreyn civan civan kaşı civânân civânâne civân-baht civânî civân-merd civân-merdân-ı millet civân-merdân civân-merdâne civân-merdî civar civârî civâriyyet cîve ciya' ciyâd ciyâdet ciyef ciz' cizâl cizâret cizfe cizm cizmîr cizn cizye cizye-i gebrân cizye-dâr cizye-güzâr cû Cüst ü cû cû -cû (a.i.s.f. araştırma.b. güzellik. (bkz: sahavet).) civan-merte yakışır yolda.) yakınlık. (a. asîl. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir.) hurma ağacının kökü. (f.) cıva. (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı. yakın yer. millet fedakârları.) akarsu.i.s).) 1. (f. (a. (a.i.i. (a.) cömertlik.c.i. (o.) deve kasaplığı.f. (a.) hurma toplama. (f. (bkz: âlî-cenâb-âne). s.zf. câyi'nin c. vergi ödeyen delikanlı. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif.) tayın. kök.i.s.i.c. .s. 2. (f-'. cismânî).i. sırat).i. kantara.s.civân'ın c. porsiyon. karnı acıkmış olanlar.) arama. (a. vergi.) genç olana yakışacak surette.) "arayan. araştırma. civân-merdân) temiz.) ağaç kütüğü. (a. (bkz: âlî-cenâb). eli açık olanlar. (a. (bkz.) cisim.i. (a i ) (bkz. ağaç kütüğü. leşler. (a. yakınlıkla. asma köprü.) talihli.i.s.i. (a.) gençler.) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. yöre. tazelik.) küçük sürü. (bkz: zîbek). (a.) haraççı.i.) cömertler.zf. el açıklığı.b. cizye denilen vergiyi alan tahsildar. (bkz: pul. komşuluk. (bkz: cûy).

) 1. cemi'ler. (bk cum'ât. gibi. cüce (f.) aptal. cem'den). karşılık. cû'dan) aç olarak. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete.i. cumeât (a.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş. kebeli.i.c.i. cû'an (a.s.s. tutulanın.fırsat arayan. cu'l (a. 2. başıboş kalabalık.i. 2. cem'in c. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret. cumhur (a. örümcek. cûleh (f. (bkz: çûg). (bkz: cumeât. toplanma.) çaylak.. cumhurcu.) perşembeden sonra gelen günler.f. 2. ahâli. çoğullar.) cömertlik. cûd-i kerem.i. (a. halka mahsus. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz. cumhûriyye (a. cumhûriyyet-perver (a.i.i.) işe yaramayan adam. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı. cûl (f. cumeât).) 1.) civciv. cum'ât. cum'a'nın c. 2.) perşembeden sonra gelen günler.) millete. aç kalma. Cûdî (a. b. küçük dokumacı. (bkz: cum'ât. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi. 2. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar.i. cûg (f.) baykuş. cumhurluk.) cumhuriyetçi..i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı. cumuât (a. Fursat-cû Çare-cû Cû Def'-i cû cû'-i kelbî . (köpek açlığı) hek.) abalı.i. cu'bûb (a. cumhûr-i nâs halk kalabalığı. 2. örümcek. c. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi. cûd-i sehâ cömertlik.i. kalabalık.s. cuğd (a. ücret.) 1. perşembeden sonra gelen gün. cum'ât (a.i.i. cumuât). [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan. cûd (a. 2. cumuât).) 1.i. cumhûriyyet (a. cûlâh (f.i. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi. kalender [kimse]. yığmalar.i.) açlık. cum'a'nın c. cûlâ-hek (f. cu'bûs (a.i.) perşembeden sonra gelen günler. cuımı' (a.i. cumuât) 1. erkek adı. cûlehî (f. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında. cemâhîr) halk.) öküz boyunduruğu. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık. cumhûrî. çâre arayan. çulha. toplamalar. cu-meât.i. ayak kirası.zf.i. açlığı giderme. cum'a'nın c. cum'a (a.) 1. elaçıklığı.

i. (f.).i. araştırıcılık. (bkz: cûş. (bkz: cebânet). coşkun akışı. (bkz: cuşiş. korkaklık. tek tek. (a. cûşî'den) kaynama. taşma.b.) atın hamlığı.) 1. cûyân cûy-bâr cûy-çe. kaynama.zf. 2. üstlükler. (f. (bkz: bi'r. ayrılmış. ırmakların gönlünün coşması. (a.) küçük ırmak.) 1. kaynayan.) çok coşkun. 2. peynirci. araştırıcı. (bkz: cûş. (a.s. c.i. Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. arayan. akarsu. cûyek cûyende cûyende-gî cübb cübb-i Yûsuf cübbe cübeb cübn cübnî cübün cüda cüdâî cüdât cüdâyî Cüdde cüda cüda cüdâ-gâne cüderâ' cüderî cüderî-i bakarî cüderî-i kâzib (a. (a. kaynamış. cûşânî).) coşma. işaret.) kuyu.s. şekil. (f. baş sertliği. cûyân). cûşîre cuşiş cûşiş-i ahzân cûşiş-i dil cûşiş-i efkâr cûşiş-i yâd cûy cûy-i revân cûy-i sîrişk -cûy cûyâ. taşıp coşma. (f.i. câdî'nin c.i. coşkunluk.) coşan. tarz. cibâb). cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük. . (a. (f. keder coşkunluğu.cumûh cûş cûş-i âb cûş-i dil-i enhâr cûş ü hurûş cûş ü hurûş-i nev-bahâr cûşâcûş cûşâk cûşân cûşânî cûş-âver cûşen cûşîde cûşîde-gî cûşîr.) 1.i. akarsu. (f-i-) l. ayrı düşmüş.) ayrı ayrı.s. hüzün.) çiçek hastalığı.) arayıcılık.) pardesü gibi üste giyilen şeyler.s. i. (bkz. -cû). c.) ayrı.) dilenciler. ırmak.) coşma. peynir hâlinde olan şey.i.s.i. coşkunluğu. dağ arasındaki yol. ırmak. tas.) nehir.i. (bkz: cevşen).) coşturucu.) dokumacı. cûşânî). kaynama. (f. 2 .i. (f. anmanın coşkunluğu. (f. yakışanlar.i.) lâyık olanlar.b. (f. (a. inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı. 2 . (f. 2. ayrı ayrı. cuşiş). (bkz: cûyende). (f. düşüncelerin coşkunluğu. (a. çeh). (f.b.i. akarsu.) arayıcı.) alınlar.i. cüdâyî). (f. (f. ayrıca.s. cüded) 1. su çiçeği.i. (a. gözyaşı ırmağı. (bkz. uygun olanlar.). çay. kaynama. gönül coşkunluğu. (a. coşkun. (bkz: iftirâk). elem.) ayrılık.i. (f.) coşmuş.s. 3 . peynir.b. (f.i. (bkz. cübbe'nin c. kaynayış.i.). dere. ırmak kenarı. cedîr'in c. (f. (f. başkaca. (bkz. (a. (f. ilkbahar neşesi ve ahengi. taşkın. (bkz: cû). arayıcı. cûyâ.s. çizgi.i.i. coşma.i.coşma.s. cebîn'in c. suyun coşması.

cühela').i. i. cüll). kocaman ve kuvvetli. ikili. ishal veren şerbet.) kaya. Hz. (a.s. (a. 3. cehîr). bilmezler. 2. cühhâl).) astr. (a. köpük.i.i. s. (bkz: cüllâb). (a.) duvarlar. su üzerindeki çerçöp.i) 1.) birlikte oturanlar. (a.) 1. câhil'in c.) kişniş.) at katır gibi hayvanların attığı çifte.) bilgisizler. cehûd).) 1.i. (cedr'in c. eş. (a. (a.).) cülus edenler. niyâgân).i. (a. hizmetkâr. (a.b.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı.) 1.) 1.i. onulan yaranın derisi.) 1. pullan. boşluk. i. (a.i. kilise veya manastır uşağı.i. (a. (a.) 1.i. (bkz: vâfir). 4. (f. cedd'in c. kof.cüdeyy cüdrân cüdûd cüdür cüfâ' cüfâen cüfâf cüfâl cüff cüfre ia cüft cüft-i betûl cüft-i felek cüfte cüfte-endâz cüft-gâv cühâl cühela cühemiyye cüherâ cühhâl cühûd cehûd-i anûd cül cülâb cülâhek cülâzî cülbe cülcül cülcülân cülcüle Cülesâ Cüleyde cüll cüllâb cüllâh cülleh cüllâs cüllenâr.) kurumuş. pellicule. narçiçeği. papaz veya keşiş. 2. Ali. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı.i. tef çevresine dizilen zil. 2. cidâr'ın c.i.s.i. (a.) sesi kuvvetli olan kimse. i. fr.). i. ince deriler. içi boş. cüfer) çukur. (bkz: cülâb).). [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır].) bol. câhil'in c. örümcek. hayvan ve insan sağrısı. (a. Fâtıma'nın kocası.i.i.) hek. 2. (a.) gülsuyu. (bkz..i.s. 3.) çift. (a.i.i. (bkz: gül-nâr). (a.i.zf. . (a. (a.) çift öküzü. beyhude. dimağa işlemiş olan baş yangı. (bkz. cülnâr cülmûd cülmüd cülnâr Cülûd Cülus (a. (a. tek olmayan. zarlar. ufak çıngırak. (bkz: mânend).i. benzer.) boşuna. gülsuyu. (a. eşi olan. (bkz: ecdâd. (a. (f.i. cehîr'in c. celîs'in c.s. (f. (a. (a. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı.i. (bkz.) çul dokuyan. Güneş ile Ay. (f. çulha. (a. (f.) hayvan derileri.c.) zool. (a. (bkz: cehele. küçük dokumacı. celâcil) küçük çan. duvarlar.b.i. (a. oturanlar. tahta çıkma. (a. faydasız yere.).) bilgisizler.).i.s. (câlis'in c. çok inatçı Yahudi.) 1. pul. (a. 2. (f. 2. oturma.i.c.i. 2 .i.i. (a. (a.) zehir.i. (bkz: cehele. 2. Hz.s.) çul. bir çift öküz.) çifte atan.s. dericilik.) gülnar. 2. cild'in c.

i. cümle-i müste'nefe gr. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. cümle-i kevkebiyye astr. fr.i. cümle-i mütevâliyye gr. cümle-i iltizâmiyye gr.i. ikincide 224. cümel.i.) 1.) arabî aylarının altıncısı. cümle-i inşâiyye gr. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. cümle (a. cümle-i asliyye gr. fr. Meselâ Muhammed birincide 92. (bkz: cümle-i tâbia).) tek inci. parantez içinde bulunan cümle.i.) arabî aylarının beşincisi. cümcüme (a. proposition juxtaposees.) cümleler. kubbe. 3. cuman (a. üçüncüde 1530 eder. emir cümlesi. cümle-i mu'tarıza gr. cümle-i mütemmeme gr.i.c. cümle-i şartiyye (f. şart cümlesinin ikinci kısmı. Gerçek şart cümleciği. lenf sistemi. sistem. cülûs-i hümâyûn cülûsî cülûsiyye . cümâd-el-ûlâ (a.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı. bütün. fiil. cümle-i emriyye gr. 2.) eğlence yeri. cümel-i müntahabe seçme cümleler. temel cümlesi. iki virgül veya iki çizgi.s. cümel (a. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap.) kafatası. isim cümlesi. karşıtlı cümlecik. proposition conditionnelle reelle. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr. sinir sistemi. cümle'nin c. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan.i. (bkz cümle-i şartiyye gr.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi. 2. cümle-i asabiyye anat. (bkz: cümle-i tefsî-riyye). cümd (a. cümmel (a. hesaplanması. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle. (bkz: cemâzi-yel-âhir). (a. büyük sempatik sinir sistemi. cümle-i ismiyye gr. hep.) iri inci.i. cümâd-el-âhire (a.i.i. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık. cümel) l.i.) taş. fiil cümlesi. cümle-i fi'liyye gr. (bkz: cümle). Sözde şart cümleciği. kümbet. cümle-i ihbâriyye gr. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. takımlar. kelime dizileri. cümle-i istifhâmiyye gr.) tar. başka bir cümleye bağlı olan. cümel-i sagîr ebced hesabı.b.i. sıra cümlecikler. emir cümlesi. şart cümlesi.b. cümle-i lenfâviyye anat. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle. cümâde (a. istek cümlesi. birikiş. cümle-i müfessire gr. haber cümlesi. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri.pâdişâhın tahta çıkması. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. (a. (bkz: cemâzi-yel-evvel).b. takımyıldız. cümle-i cezâiyye gr. soru cümlesi. cümle-i sempati-i kebir anat. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. cümâne (a. cümle-i istidrâkiyye gr.

(f. hep. sarayın büyük kapısı. hareket. (a. (a. ölüm titremeleri. kımıldanma. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar kuyruk sallayan. (f. Ülker yıldız kümesi. 1) kaza ve kaderin başlangıcı.) askerler. (a.i. oynayan. küme. catalepsie. cümbüş.) sallayan. "buzul. kirpiklerin hareketi. zarf olarak kullanılan kelime grubu.s.) 1.i. (f. (a. tek başına anlamı tamam olan cümle. (a.) askerî süvari. (a. kımıldatan. uta benzer madenî bir çalgı. cünbüz).) donukluk.) kubbe.) ikiz çocuk. (a. kümbet.i.zf.i. esirgeme. donuk olma. asker topluluğu. kümbet. hareket etmiş..) bütün. kemer.i. (dertop olmuş avuç) yumruk. (a. gr.) yâdes (lâdes) tutuşma.cümle-i tâbia cümle-i tâmme cümle-i tefsîriyye cümle-i vasfiyye cümle-i vücûbiyye cümle-i zarfiyye cümle kapısı cümleten cümmâ' cümmâ-ül-keff cümmâ-üs-Süreyyâ cümmâl.) suçlu. böyle bir tarz takınarak.f. bkz. (a.) günâh.) 1. kımıldayan. baş sallayan. kadın başörtüsü. "yâni". küçük suç.) l.) çok güzel. yer sarsıntısı. astr." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle. (f. (bkz: cünbüş). (a. hareket. sipahi.i. fr. gr.s. gr.zf. gr. eğlence.) ufak cürüm.s. gr.) bir araya gelerek tortop olmuş. ordular. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu. cümle-i müfessire). cünûd) asker. sallanmış. Ülker topu. hep birlikte. donma. ata iyi binen.s.) kımıldanan.b. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi.) çınar. deprem.i.i. baş oynatan.i. iyi binicilere yakışır bir tarzda. (f. küçük kabahat. (a.) glâsiye.i. deprem. (bkz: cümle-i mütemmeme). 2) feleğin hareketi.i. (a. (f-i. 3. cünd'ün c. binici. eğlenti.i. (a. zevk.s. katalepsi. (a. (f. (a.) kımıldanmış. (bk cemâh). çok iyi. (a. (bkz.) cündîcesine. [doğrusu "cünbiş" dir]. kımıldanma.) tahrik edicilik. hareket eden.) koruma. sallanan. cümal cümûd cümûd-ı ayn cümûd-ül-mevt Dâ-ül--cümûd cümûdiyye cümûh cünâb cünâbe cünâh cünbân -cünbân Dünbâle-cünbân Ser-cünbân cünbânî cünbîde cünbiş cünbiş-i evvel cünbiş-i müjgân cünbiş-i yemin cünbiş-i zemîn cünbüde cünbüş cünbüz cünd cündî cündiyâne cünh cünha cünha-dâr cünnâr cünne cünûd gr. (a. yer sarsıntısı. gereklilik cümlesi. "meselâ.i. c. eski savaş silâhlarından kalkan.f. 2. 2.s. göz donukluğu. (f. zevk. donma. 2. (a.) kubbe.i.).i. .s.i.

beddualar. (a.i.) 1.) 1. ilençler. bir çeşit ibrik. delirme.) 1. bitki örtüsü olmayan.) cesur. 2. (f. 2.f. atılganlık. (a.c.i. gelip giden akıl bozukluğu. 2. i.) yaralar.) kabahatli.s. (a. (bkz: cenabet). kılsız.) cesurlukla. uçurum. (a. hızla uçan ok. [kelime Farsçadan geçmedir]. (a. atılgan.b. (a.i. tüysüz. (a.i. (a. (a. 4.i.) 1. yiğitlikle. çorak bölge. cilt hastası [deve]. yiğitlik.cünûn cünûn-i âhidî cünûn-i devrî cünûn-i ehl-i aşk cünûn-i gayr-i mutbık cünûn-i mutbık cünûn-i şebâb cünüb cür'a cür'a-i cânı-i leb cür'a-i mevt cür'a-dân cür'a-nûş cür'a-nûşân cür'a-rîz cürâz cürd cürde cür'et cür'et-kâr cür'et-kârâne cür'et-kârî cür'et-yâb cürez cürf cürh cürha cürm cürm-i meşhûd cürmâne cürm-nâk cürre cürre-bâz cürsûme cürsûme-i dıraht cürûb cüruf cürûh cürûn cüruf cürüz cürz cüsâd cüsâl cüsâle (a. çıldırma.). (a. (a.b. (a. (a.b.i. atılganlık.i. karınca yuvası.) 1. (a. (a. (a. (a.i.i.c. şarap artıklarının döküldüğü kap.f. ' (a. damla damla döken.) yar. gözönünde işlenen suç. cür'etkâr. demir boku. 5.) cesur. 3. içki içen.c. (a. cesur. (f.b. 2.) tarla kuşu. cerâim) suç.i.b. . ölüm yudumu. 2.i. 3. yiğit. içim.f.i. 2.f.) cesurluk. dudak kadehinin yudumu. erkek şahin veya akdoğan. (f. cürüm.i.) 1. atılgan. erken bunama.b. bir damlası. 3.c. (a.) alışkanlık.s.i. suçlu.i. (a.f. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi.) 1. aşkın galip gelmesi. suçüstü.b.i. zaman zaman gelen delilik.s. (f.) içki içenler.f. kök. ve ed. dip.i. cirzân) tarla faresi.) keskin. gözüpek.f. 2. (a.) 1.) mâden posası. (bkz.b. (a. tas. (bkz: gürz). (a. (f.) verimsiz. (bkz: bîh).s.i.i.) fena sözler. içki kadehinin dibinde kalan kısım. merak hastalığı. (bkz: kabl--el-mîâd). 2. (a.) içen.i.) karın ağrısı. piyâdesiz [süvari].i. cürh'ün c.) 1.i. atlı asker. cür'et-kâr). 2. ağacın kökü.s. cürûh) yara.s.i. uçan her türlü kuşun erkeği. kısa tüylü [at].b. (a. çorak [yer].) yar. (a.) sonbaharda dökülen yapraklar. bir tek yara.i.i. kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı. delilik.zf.) ceza.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. atmaca [kuş]. (a.b.) yudum.s.i. çıplak vücut. âşıkların çılgınlığı.) cesaret. (a.s. yiğitlik. s. uçurum.

bütün.) gençlik. (a.b. (f.i.i.) arayıp sorma.) arama. (f. eli açık.) cisimcik. ceşy'in c.) cömert. genç.) götürü pazar. cüsse'nin c. cisr'in c. kısım.c. geniş.i. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır]. cesetler.i. celim. kalıplar. bölük. cism'in c.i. (bkz: ecsâm).) çuvaldız.) gövdeler.b.i. cisimcikler. fr. araştırma.) cüsseli. (f. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey.b. tebâreke. fels. huk. (a. cüseym'in c. ato-misme. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan].) büyük. ağırbasma.s. kalıp. beden. cîd'in c.) köprüler. (a.i.b. câriyecik.i. ordular.zf. bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i. bölünemeyen. ceyb'in c. babanın oğlu ve oğlunun oğlu. gerdanlar.) cömertlik. taze delikanlı. çelimler.) askerler. elaçıklığı. huk. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan.s. ceset.i.cüsâm cüsâm cüses cüseym cüseymât cüseyme cüsmân cüsse cüsse-dâr cüst cüst ü cû cüst ü çâlâk cüsû cüsûm cüsûr cüşâ' cüvâl cüvâl-dûz cüvân cüvân-baht cüvânî cüvân-merd cüvân-merdâne cüvân-merdî cüveyre cüyûb cüyûd cüyûş cüz' cüz gülü cüz'-i cedd cüz'-i eb cüz'-i ferd cüz'-i ferdî cüz'-i ferdiyye cüz'-i içtimâ' cüz'-i istikbâl cüz'-i la yetecezzâ cüz'-i mütemmem cüz'-i şayi' cüz'-i tam cüzâf (a. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı).i.i. (bkz cüvâl-dûz). (a. (a. elifbe.) uykuda gelen ağırlık.) küçük cisimler. (a. (a.) boyunlar. şanslı. (a. araştırma.i. c. (bkz: ceyb). amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı. (f. 2.) geğirme. astr.s. talihli.) çuval. cüses) gövde. bedenler. (a.i. (f.c.) küçük câriye. çevik. (a. (f.i.i. elaçıklığıyla. fr. cüseymât) küçük cisim. parça.) cömertlikle. (a. pintilik.s.i. tam olan parça. cisimcik. (f. ecza) 1. (a. bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası.b.i.s. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. (a.i.i. (a. hareketli. iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı). iri yapılı. astr.) bahtı açık. irikıyım [kimse]. atomculuk.).) çabuk.) bütün vücut [azalarla birlikte]. parçala-namayan kısım. kâbus. atomal. . (bkz: civan). (a. (f.s. (a.i. (a. corpuscule.) tamahkârlık. (a. (f. atom.b.i.i.) cisimler. (f. cism'den.

(f.b.i. (f.c. (a. elinde olma.cüzâfen cüzâfen bey' cüzam cüzâm-hâne cüzâzât cüzâzât-ı zeheb cüzâze cüz-bend cüz-bendî cüz-dân cüzeyr cüzeyre cüzeyrevî cüz-hân cüz'î. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır.) cüzamlıların barındığı yer.i. (f.) ayağına çabuk [kimse].i.i.) çabuk yürüyen. (a. 2.b. kırıntı. (a. (f.s. 3. (a. (a.) azlık. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler.s. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir].) 1.i.i.s.c.) 1.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır]. (f. elindelik. cilbent.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup.) kesintiler. cüzâze'nin c.) 1.zf.) mücellitlik. (f. (a. (f. (a.s. hakikatte var olan şey.s. pekaz.) kökler. bir nevî cüzdan.b. para çantası. 2. (f. sür'atli giden at. çabuk).f.i.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı. (a.b. (a. (bkz. portföy.b. cüz'î'nin c.ha.i. cüz'iyyât) az.i.i.i. (f. değersiz.s. . (a. (f. güneşin kısmen tutulması. 2. işlerin ayrıntıları.b. (f.) küçük ada. götürü satmak. (f. kök dalı.b. çabukluk. kırıntılar.) eline çabuk [kimse].s. cezr'in c.i.i. küçük bir masraf.). (bkz.) dizginine çabuk.) ince kök.) götürü-pazar olarak. çeviklik. (f-i-) 1. cüz'iyye İrâde-i cüz'iyye Masârif-I cüz'iyye cüz'î küsûf cüz'î-yi hakîki cüz'î-yi izafî cüz'iyyât cüz'iyyât-i umur cüz'iyyet cüzûliyye cüzûr (a.i. kırıntıları. (bkz: zûd). çâbüksüvâr).f. çay çabuk çabuk çâbük-dest çâbük-destî çâbük-hırâmân çâbükî çâbük-inân çâbük-pâ çâbük-rev (f. ufak tefek şeyler. adacık.i. atını hızlı süren.i.b.a. 2. (a. hafif.) adalı.b.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. mücellit.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe. (a. varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey.) çabuk. adada oturan. ehemmiyetsiz. astr.b. altın kesintileri. az miktarda. maaş defteri. seri.s. (a.) çabuk giden. evrak konulan çanta. Ç çç ça. eline çabuk olma.i. cüzâzât) kesinti.) elçabukluğu.

2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf. parça parça. 2. çak çak (etmek).) 1. dünyâ. çâh-ı zic rasat çukuru. inilti.i. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur. çâderî (f.) kul.i. kılıç. 2) çayır ve çimen.s.i.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet. 4.b. (bkz: dıfda'). köle. parçalamak.(f. postal. 3. çâker (f.i. çakacak (f.i.b.s. (bkz: bi'r). yırtılmış.) 1. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak.) kuyu. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru. çâbük-süvârân (f.i. 2) ten.zf.) kuyusu çok yer.b. yanaşma. yarık. kurbağa. çâker-âne (f. c. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı. çâh.) bot. çak (f. çâiye (a.i. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı.) silâh çatışmalarından çıkan ses. yarılmış. 2. çâder-i kûhlî 1) gök. çâçele (f.i. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. çukur. 2) karanlık gece.s. çâder (f. çâh-ı zenahdân.i. 2. 2. çok yırtık. çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu. kar. 2) i. çâbük-süvâr . yırtmaç. "ben" mânâsına.i. mavi ile yeşil arası bir renk. câriye. bildirdiklerim. kölecesine.s. çâk-dâr (f. pabuç.) kuyu kazıcı. (bkz: bende). sabahın aydınlığı. zm.) ata iyi binen kimseler. çâder-i ihram meç. çâder-i Laciverd 1) gök.) gök rengi. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı. çâder-nişîn (f. yırtık.) çarık.b. çeh (f.i. 2. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü. çâh-ı zekân çene çukuru.) çatlamış. nefs. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin.) 1. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses.b. çak çak (f.s. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu. çâbük-süvârân) iyi at süren. (bkz: çekâçâk). çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu. korku.s. çağz (f. çâh-ı pest 1) alçak çukur. (bkz: çâbük-inân). çaygiller. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur. 3. çâh-ı bun kuyu dibi. ata iyi binen. çâh-yûz (f. çâh-ken (f. i.) 1. göçebe.) 1.) çadırda oturan. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. kadınların başlarına büründükleri örtü.b.b. çadır.b. çâh-sâr (f.

[evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte. soğukluk.a.zf. rutubet).s. insan vücudundaki dört unsur (kan. (f.i.) çekiç.i.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili.i. tabiatteki dört özellik (sıcaklık.) 1.) şiir ve gazel. büyük adam.i. kulluk. çevik. kula ait. yüksek yer. dört yön.) dört göz.b. sakalı. yaltakçı.i. eğrilme. birleşmeye düşkün.a.b. karşı durma. eline ayağına çabukluk. (f. dört taraf. çâre. 2. 2. sevgiye.) kul kayıran.s. 2.) yırtmak.i.) Melâmilikte saçı. 3.b. çâr-bâlişt çâr-bâliş-i erkân çâr-cihet çâr-cû-yi fıtret çâr-çeşm çâr-çûbe çâr-darb çâr-deh çâr-deh ma'sûm-i pak (f. i. (f. (f.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu. dört unsur.b. yolkesici. kölelik. 3. 4. (f.s.) köle okşayana. (f. çalpara.f. (f.) çabukluk. lenfâ).s. (f.b.) çelik çomak oynayan kimse.) 1. salınma. (bk çâr-pâre). (f.t.s. tez canlı olan. 2. (f. (f. (f. (f. dört yan.i. dört. (f.) muz. savaş.b. [candan gönülden bekleme.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz. 2. (f. [siz mânâsına da gelir].i.) çerçeve. . (bkz: cihar). (f. 2. tezcanlılık. (f.b.i-) postacı. (bkz: câblûs.) 1.b.b. i.) her taraf.i. (f.) 1. bende-hâne).). peygamber ve Fâtıme'dir.b.i. balgam. (f.) 1.) çelik çomak oyunu. [siz yerine de kullanılır].b.b. mücâdele.i. (f. 2.b. hanende. (bkz: câblûs).s.i.b. çâlîş çâlîş-ger çâl-pâre çam çâme çâme-gûy çamın çâne çapar çâplûs çar çâr-cihet çâr-âgâzin çâr-aktâr çâr-bâliş. (f. on dört.) 1. (f. sidik ve pislik. 2. (f.s.s. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği. (f.çâker-hâne çâkerî çâker-nevâz çâker-nevâzî çâker-perver çâker-perverâne çâker-perverî çâker-zâde çak etmek çâkîde çâkûç çâlâk çâlâkî çâlbûs çâlîk Li çâlîk-bâz çâliş. kuruluk. köle kayırana yakışır yolda. adam öldüren hırsız.s.) kul okşa-yıcılık. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir.) dalkavuk. dolunay.) 1.) dalkavuk. yâni konuşanın çocuğu. (f.s. meç.i. (f. (f.b. birleşme.i. yırtılmış.m.a. i.) kölesini okşayan.i. (f. her yön. (a.) dört taraf. (f. şâir. yaltakçı. 3. (f. salınarak yürüyen. (f.i.cü.) çene. çiftleşme. tuğla ve çanak çömlek fırını. (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. (f. (bkz. safra. çâplûs). 2. eline ayağına çabuk. (bkz: çemîn).i.) kul kayırıcılık. isteme mânâsına].b.i.) 1.b.s.b.i.) yarılmış.

) çâre arayana münâsip görülecek surette.b. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir. (f. (f. 2. sür'atli giden yorga at. (f. dört taraf.) on dördüncü. çakır doğan. kader.b. acem-aşîran. (bkz: cerh). talih.s. güney. kurtuluş çâresi. kötü talih. dört taraf [doğu. . (f. (f.b. yânî tamdır. çargâh. (f.b. (f. demircilerin kullandığı bileği taşı. dönen.) çâre arayan. çark. muz. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur. (f. (f. 3) hanımeline benzer bir çiçek.i.) dört köşeli şarap şişesi.) meç. ayrılık. çözüm yolu bulan. bir kerre. tedbir. yardım. mavi gök kubbesi. zâlim felek.s. Me. yol. Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır. 4.b.s. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh.s. gök. 3.i. (f. Ömer. felek. batı.) çâre arayan.) 1.b. (f.b.i. pûselik. yegâh.) çâre buluculuk. 2. dügâh.) 1. 5. Makam çıkıcı olarak seyreder. Durağı kaba. 6. (f. tef.b.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç. 3. (bkz. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn).i. ok yayı. kısmet. ilâç. (f. 5.i.) ucu dört dilli kırbaç.b. Niseb-i şerife sayısı 9. 3. rast.i. çâre--sâz). 2. eski kumaşlarda görülen bir motif şekli. Dünyâ. dört eleman.) 1. 1) sihir. 7.s.b. devreden. Batlamyos sisteminde dördüncü felek.) çâre bulan.i. 1) (bkz: çarh-ı devvâr). 2) talih.zf. alışkanlık yolu.) Dünyâ'nın dört tarafı. hüseynî-aşîran.b. işret meclisinin kızışması.i.b. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir.) çâre. (f. 2. göğün dokuzuncu katı. (f. silâhdar. Osman. Ali. Ebûbekir. (bkz: çarh-ı nigân).) Hz. tekerlek.) 1. göğün esir tabakası kısmı. (f.). çuhadar. çâr-devâl çâre çâre-i halâs çâre-i hail çâre-i' teennüs çâr-ebru çâre-cû çâre-cû-yâne çâre-ger çâr-emîn çâr-erkân çar erkân-ı cuvânî çâre-hâh çâre-perdâz çâre-sâz çâre-sâzî çâre-yâb çâr-gâh çâr-gâme çâr-gûşe çâr-gûşî çarh çarh-ı âb-kesî çarh-ı âbnûs çarh-ı ahdar çarh-ı âhengerî çarh-ı çep-endâz çarh-ı çihârüm çarh-ı devrân çarh-ı devvâr çarh-ı esir çarh-ı felek çark(h)-ı felek çarh-ı gaddar çarh-ı kîne-sâz (f.b.b. hâl çâresi. dört köşe. hilekâr dünyâ. (bkz: çâre-sâz). kuzey]. s. rikâbdar'dır. Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir.s. (f. (f. çâre-cû. 2. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği. gaddar felek. 4. (f.s.çâr-dehûm çâr-dîvâr çâr-duvâl. yaka [elbisede].b.s. (su çeken çark) bostan dolabı. çözüm yolu bulan.h.b. gök.) 1.) çâre bulan.i.s. bunlar has odabaşı. 6.i.

çâr-mezheb (f. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı.b. 2.) arbalet (oluklu ok) kullanan.s.) çarık.zf.b.i. dönen. çihar-yâr-ı güzîn).i.i. çârug (f. dört kısım. çâr-tak (f. [Hz. salîp.) süpürücü.b. Ömer. kutsal. oyun havalarında kullanılır. Şafiî. (bkz: çehârüm).) sert kabuklu yemişlerin içi.) 1.i. (bkz: çâl-pâre).b. çalpara.b. dört unsur. devreden.i.b. 2.b.i. çârûb-zen (f. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki.i. -felek. çârû-keş (f.s. (bkz: dü-beyt.i. Ebûbekir.a. çâr-mısra' (f. çarh-âb (f. dört tarafı olan şey. çâr-mîh (f.s.) 1.) "dönen su" girdap.) 1. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim.b. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı].i.) ed.) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü.i. çarh-endâz (f.) dört taraf. süpüren. hayatın esasını teşkil eden dört unsur.s.) dört dost. muz. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap. (f. "dön çivi" çarmık. 2. çâr-şeb (f. çarh-ı mînâ çarh-ı nigân çarh-ı nühüm çarha . çâr-tekbîr (f.) g. ister istemez. 2. çarhî (a. s. çârûb (f.s. çâr-şenbih (f. terane).) dördüncü gün.) .b. süpürge.) 1.s.i.mavi gök kubbe. (f. na'ş denilen dört yıldız.) süpürge satan. (bkz: çehârümîn). eşek. rübâî nazım şeklinin başka bir adı. çâr-pâre (f.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri. semavî. dört köşe çadır.) 1. çârümîn bâm.a. çârümîn (f.s. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır.b.i.) 1.i. 3. çarşı.b. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli.i.i.) çarşaf [giyilen]. çâr-pâ (f. Ali]. tekke şeyhi.b. (bkz: çâr-yâr Hulefâ-yi Râşidîn).) 1. 2.i. çâr-kûşe (f. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik. çârüm (f. Hanbelî). Osman. (bkz.b. çârtâ-çârtâre (f.) dön ayaklı hayvanlar.b.b. ve i. çâr-nâ-çâr (f. Maükî. çâr-yâr-ı güzîn (bkz.b. çâr-sû (f.s. dokuzuncu gök. çarşamba.b.). sığır.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği. dört unsur. çârûb-keş (f.i.i. Çarh-nâme (f. çarh--zen). çâr-mağz (f. çâr-mâder (f. [en çok "katır.b. pazar. çârûb-furûş (f.) dördüncü.s.b.) tekke şeyhi.) çaresiz. çârmîh-ı hayât vücudun. koyun" hakkında]. çardak. (bkz: çehâr-şenbih). deve. süpürgeci.b. 2.) 1.b. dört telli tambur ve kemence.b. çarh-gâh (f. 2.i.b.) dört mezhep(Sünnî.a.b. çarh-zen (f. dört parça. (altüst olmuş) kötü talih.) dördüncü.i.i. 2.b. Dünyâ.

) bir çeşit çalpara. Güneş. (bkz. 2. (bkz. (f. 2.s. çâh-ı Bâbil). (f.i.i.) çeşni. (f.b. (f.b. tad.i. onbaşıdan sonca gelen erbaş. çihre). (f.i.b.b.i.i. (f.). dörtte bir. kılıçların çarpışmasından doğan ses.) dört (bkz: çar. yüzünü gösteren.i.). (f. çakacak). (bkz: tu'mz). yüz açıcı.) kuyu.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını. (bkz. (f-s) damlayıcı. çâh-ı zemzem). yüz.) dördüncü gün.b. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam." (f. cihar).i. (f-s. çar. (f-b-i.b.b.s.i.) damlayan.b. . [aslı "çihre" dir].s.i. ahçıbaşı. gül renkli (pembe) yüz. (f. kuşluk vakti. (f. çiçek hastalığı. şekil. (f. (bkz: çârüm). (bkz. damlamış. yemeklerin lezzetine. kılıfı' (f.) çeyrek.i. sofracıbaşı. tadımlık. çarşamba.b. (bkz: çârümîn). kayser.b. Hz. 2. (f.) 1.i.) dört ayaklı hayvan.) yüzünü açan.s. lezzet.) yüz gösterici. (f.i. (f.s. (bkz: bi'r. harman savurdukları yaba. (bkz.) dördüncü.) 1. (f. Sünnîlik.) 1. surat asma. (f. tahıl yığını.i.i.) çavuşlar. çâr-yâr). (f. ilk dört halîfeye bağlılık.) çâryâr'a.i. çâvûş'un c. (f. s. (bkz.i.) on dört. (f.i. 3.e.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse. (f. 3. hâl). (f. f. tas.i.c.) muz. çengi tefciği.) ressam. (f.b.) dört unsur.i.i.) [saraylarda] satranççı başı.b. hoş renkli bir çeşit gül. (f. 2. (f.b. (f.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar. 4.) çağla.s. Bağ-çe= küçük bağ. damlayan.) 1. (f. (f.b. çavuş. kuşluk yemeği.) dördüncü. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. (f.b. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses.) küçültme edatı.) geveze. çâşdân çâvele çavuş çâvûşân -çe çeç çeçek çegale çegane çegâne-bâz çeh çeh çeh çeh-i Bâbil çeh-i zemzem çehân çehâr çehâr-agâzin çehâr-deh çehâr-deh ma'sûm çehârüm çehârümîn çehâr-gâne çehâr-pâ çehâr-şenbih çehâr-yâr çehre çehre-i gülgûn çehre-gû (-başı) çehre-güşâ çehre-nümûd çehre-perdâz çehre-perdâz-ı cihan çekâçâk çekâçâk-ı süyûf çekân Hûn-çekân (f. çalçene. (f.i.s. (f.i. i. gül. surat. tadına bakan kimse. çâh). eğribüğrü.b.) 1. (f. (f.s. [vücuttaki] ben.s.) aşk.i. (bkz: çâr-âgâzin). (bkz.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet. 2. 2.) hububat. hububat elenen kalbur. (f. kan damlayan.) 1. çâşnî-gîr'in c. (bkz: çâr-şenbih). çâh).) kılıç.çâr-yârî çâryek çâr-zebân çâsâr çâş çâşnî çâşnî-gîr çaşnı-gıran çâşt çâşt-dân.s.

(f.i. lat. el.) 1. (f. (f. 2. düzgün. (f. çenâr i. dişengi. buhûr-i meryem). (f. meryemeli denilen nebat. (f. i.) l .) bağ budayıcı. naz edici. (f. (f. (bkz: but. 2. dik tutularak çalınır bir çeşit saz. değirmen taşı dişengisi.b.i. (f. başa bağlanan yemeni. 3. 2.i.i. naz ve eda ile salınarak yürüme.i. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka. 3. kanuna benzer.i. (f.b. boyun kemiği. s.i. 2.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç. (f. kazanılmış. 2.i.) 1.).) birkaç. (bkz: çekâçâk). meç. (bkz: çâne).s. çimle kaplı bulunan oturacak yer.b. (f. z f. (f.s.) 1. çenesi düşük. sâkî). gökyüzü. salıma.i.) içki kadehi. güzellerin kâhkülü.i. pastırmaya konulan bir ot.s.) eşek.i. esirlik. 4. bahçe.i.b.s. anat. (bkz. çekiç.i. çınarağacı.) 1.e. (bkz: hırâmân).) aynı çenberde bulunan noktalar. pençe. sanem). çimen.) bahçede.b. (f.b.) o kadar. çemâne çemânî çemen çemen-ârâ çemen-der çemen-istân çemen-pîrâ çemen-soffa çemen-zâr Çemin Çenâg Çenâr çenber Der-çenber çenber-bâz çenber-i gerden çenber-i mînâ çenber-deş çenberî çend Çend-bâr Çend-rûz çendân çendî çend-în çene çeneb çene-bâz çeng çeng-i meryem (f. ve i. (f.) çınar. bağlılık. put. (i.b. (f.i.i. (f. kavisli. kabahat.) bahçıvan. salîb. mânâ.i. toplanılmış.s. platanus.i. 3.zf. (f. 2. çekle çekûç çelenk çelîpâ çeliyye cem ceman çemen. kıvrık çizgi.s. .i. (f. 3. haç. suç. 3. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış]. (f.) çanak. piyâle). 2. 2. 5.) çimenlik. yeşil ve kısa otlarla örtülü yer. 2. 2. i. damlamış. (f.) biraz. (bkz:çâmîn).b.). (f. (f-i-) sidik ve pislik. 3. topuz.) çenber biçiminde olan. taşçı tarağı. (f. (f. birkaç defa. zf. (f. (f.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. 4. z f.s. serpinti. her ne kadar. şarap kadehi.çekçâk çekide çekre.) bu kadar.) 1.zf. yemek. çenber içinde sıkıştırılmış.i.) çok konuşan. yeşillik.) 1. kasnak.) küçük sudamlası. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti. tâki.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. (f.i) sünnet. naz ile salınarak yürüyen. 6. birkaç gün. 3. 3. ağaç ve çiçeği olan çayır.i. bir müddet (f. (bkz.) 1. (bkz.) 1. (f.b.b. süslü. (f.) çimenlik. eğri büğrü. şarap kadehi.

(bkz. (bkz.i. (f.i.b. (bkz.b. sağ ve sol.) hîlekâra yakışır yolda.) hilekârlık. (f. (f. evlât.i.) çayır. yanlış. fazla ve üstün olma.(bkz. 2.b.b. sır saklayan. (f-b.i. pençe. pençe. 3. (f. (f. 2. yengeç.) eline çabuk.s.i. otçul.) 1.i. yağ. 2.) 1.) otlak. (f. 2.b. (f.) sık orman. fitil.) Çerkesler. (f. 1) Güneş.i.s.). (f.).b. 3) yıldızlar. semiz ile kuru. (f.) göz nuru.i. çerâg-pâye çerâg-perhîz çerâg-vâre çerâ-hâr çerâ-hûr çerâkese çerâm. (bkz: çeşm-Çerag). (f. bölme. (f.s.) 1. (f-s-) ! semiz.i. rpngüi çengâl-i şahin çengâr çengârî çengel çengelistân çengî çengi-nâme çeng-nâme cep cep ü rast çepçâp çep-endâz çep-endâzâne çep-endâzî çeper cep ü rast çerâ çerâ-câ çerâ-çeşm çerâg çerâg-ı çeşm çerâg-ı mugan çerâg-ı seher çerâg-ı sipihr çerâ-gâh. şahin pençesi. çerb-güftâr.b.) iki odayı birbirinden ayıran duvar. 2. 2.b.) köçekler için yazılan şiir. [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence. şarap. (f. (f.s. (f. etrafı aydınlatma. (f. 3. eli işe yatkın.b.) ot yiyen hayvan. otlak. (bkz: çerâ-gâh. donanma.) hîlekâr. 2. (f.i.i. yağlı kâğıt.i.b. sabah yıldızı.) içinde "çerag" yakılan kap.) 1.b. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî.) şamdan.) şamdan. 2. (f. (bkz: çerâg-bere). çer-gâh). sokak feneri.b.) öpüş sesi. falso.çeng denilen sazı çalan kimse. (bkz: çerâg-pâ.i.) 1.i. 2) Ay. uygun. yemi bol olan ahır. (f.) l. (f-b-s-) fener fanusu. 2. (f.i. çerb-zeban). çayır. sokak feneri. mer'a).). (f-i-) 1. (f-i-) otlak (f.i.).) 1.i. meç. (f. çerâ-hâr). çengel. otlama. yağlı.b. sol.) hayvan otlatılan yer. 1) göz nuru.i.b. 2. (f.çengâl.b. çerkes'in c. oyuncu kız.b. ed.b. kandil. hîlekârcasına. (f.i. otlama. orman.) 1.) 1. çengel. 2. çerâ-geh çerâgân çerâg-bere çerâg-çeşm çerâg-küş çerâg-pâ.i. (f. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse. (f.i. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri.) bakır pası renginde olan.i. (f-i-) l. çerb-zebân).s. çerâmîn -çerâ-zâr çerb çerb ü huşk çerb-âhûr çerbe çerb-dest çerb-gû çerb-güftâr (f.) sağ ve-sol. (f. 2) evlât.s. 2. otlak. bakır pasından yapılan yeşil boya.b. şenlik. çayır.s.b.) sır tutan. çengi. (f. (f.i. mum. (f.zf.b. otlak. çerâg-pâye).i. (a. zengin ile fakir. . otlak.b.s.

) renk. 3. cerh (f.i. çeşân (f. tadına bakan. yakışır. (bkz: tâ-ziyâne). çerb-pehlû semiz yağlı. üzüm teknesi. çer-gâh (f. otlak. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya. (bkz. çerb-güftâr). çerge (f-i-) sürek avı. çerbî . hayâsız. çerviş (f.(f-i-) 1. çespân). (bkz: çeşm-i derîde. 4. 2. çeşm-i gâv. çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir. çerm-şîr (f. çeşm-i gazal âhû gözü. (bkz. (bkz: bercâ. hayvanın eritilmiş yağı.) lâyık. çeşmân) göz. otlayan. çeşm-i gâvmîş bot.).'tatlılık. çeşm-i derîde edepsiz.) "sınayan.i. çeşide (f.s. uygun. çeşm (f. çerb-gû. çeres-dân (f. meç. otlak. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi. münâsip. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. çeşm-i bî-âb utanmaz. çerb-zebân (f-b-s.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı. (bkz: çerâ-câ.b. çerâ-geh). 5. g. çespîde (f. çeşm-i câdû büyüleyen göz. (bkz: ayn.s. -çeş (f. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü.) kamçı.) 1. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük.s.b.i. uygun. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey.i. noktalı veya damarlı sırça. çeşm-i âhû ceylân gözü.) çayır.zindan. çeşm-i bed kem göz. dîde). hapis.s. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu. şâyeste).) insan ve hayvan derisi.yağlılık.) gürz. kulplu veya kulpsuz.c.i. gövdeli.) fukara torbası.s. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış. tatlı dillilik.) tadıcı.) 1. semizlik. (bkz: gamze-i fettan). çerde (f. 2. hîlekâr. çerm (f. yağız. çeşm-i bülbül 1.i. çarh). kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek.i.) otlayıcı. s. çesbân (f. işkence. 2. tadılmış olan. çeşm-i gazûb kızgın bakış. çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. çerende (f. çerkeşiyye (f. sıkılmaz. bî-hayâ). Siyeh-çerde kara yağız. çespân (f. yu-ırAışaklik. (bkz. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.) tatmış. tadan. Nemek-çeş tuzlu. şâyeste). 2. deneyen. (bkz: çespân.s. topuz. çeres (f-i-) l. münâsip. yaltakçı.) lâyık.i.). 2. çok güzel göz. çeşende (f.i.s.s.

(gecenin gözü) mc. 2. peçe. kara göz. (f. atların yüzüne takılan meşin gözlük. (bkz: çeşm-I horos). (kan dökücü göz) zâlim. [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. yumuşak bakışlı göz.i. çeşm-i hûn-rîz çeşm-i İsmail çeşm-i keşide çeşm-i mahmur çeşm-i mest çeşm-i meygûn çeşm-i mizan çeşm-i nergis çeşm-i nergis çeşm-i nerm çeşm-i penam çeşm-i pürhumâr çeşm-i pür-mahmûr çeşm-i sepîd çeşm-i sitâre-şümâr çeşm-i siyah çeşm-i süzen çeşm-i şeb çeşm-i şeb-peymâ çeşm-i şehlâ çeşm-i ter çeşm-i terâzû çeşm-i yâr çeşm-i zağ çeşm-i zahm çeşm-i zânû çeşm ü gûş çeşmân çeşmân-ı dil-fürûş çeşm-ârû çeşm-aşina çeşm-âşnâyî çeşm-âvîz çeşm-bâz çeşm-bend çeşm-bendek çeşm.b. (f. sulu göz. 1) kırmızı şarap. şarap gibi sarhoş edici göz.i. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu.s. mutasavvıfın. uykusuz göz.) 1. baygın. baygın. (nergisin taç yapraklan) güzel göz. süzgün göz.i. (bkz: çeşm-i hûn-feşân).b. süzgün göz. gönlü aydınlatan gözler. horoz gözü.) göz âşinalığı. (f.beste çeşm-bûs çeşm-bûsî ağlayan göz. meç. (karga gözü) mavi.i. (beyaz.) göz öpen.) gözler. muska. (f.) nazar boncuğu. tanışıklık. terazi kefesi. uykulu göz. mahmur göz. ak göz) . süzük göz. diz kapağı.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu. tanıdık. terazi kefesi. (f. mahmur. (f.b. (f. baygın. çeşm'in c. sevimli. şehla göz.) göz âşinalığı olan.s. feri kaçmış. ay ve yıldızlar. 2) çok pintilik.i. kadere razı olan göz. gaddar bakışlı göz. (f. (bkz: isâbet-i ayn). sarhoş göz. 1) iğne gözü. (f. (bkz: çeşm-i mîzân). uykulu. (bkz: çeşm-i mahmur). donuk göz. kırmızı şarap.) göz öpme.b. (bkz: çeşm-i terâzû).b.) "göz oynatan" yalvaran.) gözü bağlı. nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska]. (f. sevgilinin gözü. yüz örtüsü. (f.b.b.i.s. .çeşm-i giryân çeşm-i hâb-âlûde çeşm-i ha bide çeşm-i horos çeşm-i hoş-nigâh çeşm-i hûn-feşân çeşm-i hurûs çeşm-i hûn-hâr. ıslak.b. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr).b.b. açık mavi nazar değme. uykusuz göz.) "gözbağcı" büyücü.s. (göz ve kulak) dikkat. 2) kırmızı dudak.s. güzel bakışlı göz. çekik göz. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ).

çeşme-i tîre-gûn gece. nazar boncuğu. çeşmesi çok olan yer.b.b. çeşm-dân (f.s.b. 3. bayram.b.i. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. çeşm-hurde (f. 2. bir an.) çeşmesi bol olan yer. çeşme-i vasl kavuşma pınarı.s.) gözevi.).b. çeşm-nişîn (f. şölen. çeşm-derîde (f. 2. çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş.s. (bkz. çeşm-zed (f.s.) göz dolduran.i. 2.) umma.) nazar değmiş. mavi çadır) gök yüzü.b.s.) 1.b. çeşm-hâne (f.b. çeşm-pîş (f. çeşme-sâr (f. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f.i. çeşm-zahm (f. (bkz çeşm-hurde).s. 2. bakmayan. çeşme-i süzen (bkz: çeşm). leyi). çeşme-i nûrbahş).b. görmemezlikten gelme. çeşm-pûşî (f. beyin.) 1. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök. çeşm-pûş (f. çeşm-ter (f. çeşme-i hâverî. mâh). (bkz güzîde).) "göz açan" dikkatle bakan.) musluklu su haznesi pınar. çeşme-sâr (f. çeşme-i rûşen Güneş.i. gece. çetr-i âb-gûn (gök cadın. (bkz: çeşm-hâne).s.b.) gözü kapalı. ziyafet. çeşme (f. çeşen (f. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f. çeşm-dâr (f.b.s. çetr (f.b.b.).s. çeşm-efsâ (f. bağışlama. çeşm-efsây (f.s.) bir şeye göz dikmiş olan.i.) pınarı. her zaman görülebilen. çeşmesi çok olan yer. gölgelik.s. su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi. çeşm-resîde (f. çeşme-i nûş 1) bengisu.b. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi. çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi. .i. çeşme-i Hızır). çetr-i anberîn karanlık gece.b.s. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun.b. (bkz: çeşm -efsâ). çeşme-i âftâb güneşin parıltısı.) gözleyen.s.çeşm-çerâğ (f. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb. (bkz: çeşme-i âteş-feşân.) nazar değmesine afsun eden. çeşme-i âteş-feşân Güneş.b. çetr-i bî-sütûn gök.) seçkin.) pınarı. sıkılmaz. bengisu'yun çeşmesi.) gözevi.) 1.b. (bkz: çeşme-i hayvan. çeşme-i nûr-bahş Güneş. (bkz: kamer. çeşme-i tedbîr 1) dimağ.s. kısa bir zaman. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi.b.) nazar değme.i. çeşm-dûz (f.) utanmaz.)göz yumma. çeşme-i germ).b.) "gözü sulu" çok ağlayan. affetme.i. çeşn.s.) utangaç. çeşm-daşt (f. düğün. bekleyen.s. çeşme-i sîm-âb Ay.b.b. 2) düşünme kuvveti.i. 2) sevilen erkeğin ağzı. çadır. (bkz: âb-ı hayât).

s.b. (f.b.) kırk yaşında. (bkz: çil). ibrişim. ucu eğri değnek.gı'ınpgî cihar çihârâ-gazeyn çihâr-ı yâr-ı güzîn çihâr-dost cihar ü dû cihar ü se cihar ü yek çihil J çihil-çerâğ çihil hadîs çihil-pâ çihil-sâl çihr çihre çihre-perdâz çil çile. (f-b.) "dört dost" Hz.) dört. (f.a. (f.i.çetr-i nur. örtü. Hz. (f. (f.) çile çeken.) perde. (f.) nasıl. (f-b. zemherir. bir çeşit tatlı kavun. Hz. çetr-i sîmîn çetû çetûk çevgân çevgân-ı sünbül çevgân-bâzû çevgân-dâr çevgânî çevgân-zen çevgen çınar çiçi-fâide -çîde Ber--çîde çi-gûne ri. çevgân ile oynayan. dolunay. 4. zevk ve sefadan el çekerek. ahmak. 2. Ebûbekir. (f.i. (f.) toplanmış. meç. (bkz: çihil). çevgân--zenân) çevgân vuran. (bkz: çihâr-dost). (f. (bkz: usfûr). çihre).) dervişlerin çile doldurdukları yer.).i. çetr-i seher çetr-i rûz çetıvi sîmâbî. değnek.). çile dolduran.) 1.b.b. (f. cirit oyununa alışık at. bir yerde 40 günlük ibâdet.s.i. (f. Ali.i.) 1. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam.i. 2. (f.i. (bkz: çenâr). (bkz: çehre. (ciharıyek) dört (ile) bir.) çevgân ile oynayan.s.) hücrede oturan.s.i.s.) 1. eziyet. Allah'ın ezeldeki takdiri. ressam.) kırk. sopa sallayan. (fi ) nasıllık. Hz. (f. yün ve şâire demeti.i.) serçe kuşu. (bkz: çehre). (f. (bkz: çar1.) [doğrusu "çenâr" dır]. [zar oyununda].) 1. sıkıntı. (f.s. (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek. (ciharıse) dört (ile) üç.) çevgân taşıyan uşak. 3. (ciharıdü) dört (ile) iki.s.b. çile dolduran. . kesilmiş çimenli yerler. [zar oyununda]. Ömer. rutubetten meydana gelen yosun.i. (f.b.e.i. (f. (f.s.e.) çok kollu büyük avize. [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir]. (f. (bkz. (f.s.i.) kırk hadis.c.s. kırkayak denilen hayvan.).b. 2. (f.) zool. (bkz: çevgân]. kırk. nicelik. çihâr-ı yâr-ı güzîn). baston.i. yay kirişi. Ay.b.) 1. çihâ) ne. sevgilinin saçı. çile çekmiş. (f.Osman. devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar çekilip toplanmış. muz. erbain. çemen).b.i.s. (f. ne türlülük. (bkz: çetr-i nur. ne fayda var. tas. [zar oyununda]. çevgen. kaç para eder. çetr-i seher). (f. çok. (f-b. 2. 2. ne türlü. çehâr).) resim ve nakış yapan. çille çile-hâne çille-i büzürg çile-keş çille-nişîn çim çimen Güneş.c. 3. 2. (bkz.i. (f.

s. büklüm. odun.i. pas. (f.b.) oklava.i. (f. çırak. çünkü. (f. buruşukluk.) toplayıcı. yün kumaş.i. becerikli. sırlı kap.) gibi. dökücü.i. mum. fitil. (f. 2.b.) kuş yemi.i. (f. 2.) çamçak denilen ağaç çanak. (bkz: nâsiye).) 1. nîçin.b. (f. değnek. mademki. güzel olmayan. (f. kahraman.) 1. Çin. (f. 2. (f. kap.s.i.i. (f. (bkz: çûn). (f. cesur ve anlayışlı. yarada olan kan ve irin.) 1. çûbîne Çûbîn cûg çuha çûha-dâr çumâçum çumçuma çûn çûnân çûnîn çûn ü çirâ (f-i. devşirici. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar. tekaüt. (bkz: râî. bulaşık. kir.i.s. 2.i.) eli işe yakışan. (f. kapıcı.) davul tokmağı.).i.i. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı. 4.) 1.) alacakaranlık. talebe. (bkz: çirâ). pek kirli. boyunduruk. (f-i. . becerikli. (f. ustalık.e. 2. (f.) zool. oklağı.) 1.) "toplayan. (f. çûn). su arkı. i. (f. 2. kahramanlık 2.) uzellilik. çöp.) eline çabuk. kanlı.) ağaç değnek.s.b. nesne.b.s.) kirli.) 1.s. (bkz: çûb).b.b. (f.s.) çirkef. kırıntı toplayan. 3.tatlı dilli. (f. başak toplayan.s. (bkz: çûbek). 2.i. (f-s.i.i.) nasıl. misilli.) 1. me'mur. şûbân). kaş çatıklığı. sopa.e. öğrenci. alın buruşukluğu.a. niçin ve neden. ağaç kurdu. değnek gibi kuru nesne. (f. (f.) şey. (f.b. (bkz: cûg). papaz feracesi.) ağaçtan yapma şey. çoban. 2. murdar. (f-e) öyle böyle. (f.i.b.) 1.s. (f. yiğit. (f.b.) böyle. sopa.e.) nasıl ve nîçin.s. bunun gibi. s. maharetli.b. 3. hizmetçi. yiğitlik. (bkz.i.e. pis.) alın.. nasıl.b. (f. (f.) güzel konuşan. çatıklık. (f.) 1. (f. eliuz.çîn çîn-i cebin çîn-i ebru -çîn Hurde-çîn Hûşe-çîn çîne çîne-dân çînende çîne-rîz çînî çin-seher çirâ Çûn ü çirâ Çirâ çîre çîre-dest çîre-destî çîregî çîre-kâr çîrezebân çirk çirk-âb çirk-âlûd çirkin çîstân çiz çû çûb çûbân çûbe çûbek çûb-hâr çûbîn. (f. kandil. çuha.i.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan. nice.b. ustalık. pis su.e.b.i. kıvrım. (f.i. (f. çomak.b. emekli. (f.) bilmece. sığırtmaç.) çini.) yem döken. irinli yara ve çıban. (a.) kuş kursağı. (f. (f-h. (bkz: bahâdır). -ı.

Tanrı vergisi. fr.) çeviklik. (f.s. karar verilmiş. (a. (a. (a. doğruluk. (f. . hek. (bkz: âdil). 2. devâbb) yük ve binek hayvanı. kısmet. (f.b.) "dua" mânâsına gelen cemî şekli. nasıl. (f. yakışıklı. bağış.s.) çuvaldız. adaletli. çabuk hareketli.çü çûn çünân çünbek çünbek-zen çünki çüst çüstî çuval çüvâl-dûz (f. Allah.i. alışveriş.b. Allah'ın ihsanı. yanıp yakılma. doğru. nasip. (f. hayırlı dualar. (bkz: tazallüm). hek.) çuval. (f.) kertenkele. 2. 6. doğru. Allah vergisi. 2.) sıçrama.e. Daltonizm.i. (bkz: âdil). (f. dert. D da' dâ-i merak dâ'-i Dalton dâ'-i ezrak dâ'-i hadır dâ-i udâl daavât daavât-ı hayriyye dâb dabb dâbbe dâbbe-süvâr dâbbet-ül-arz dabu' dâd dâd-ı hakk dâd-ı Hûda dâd ü diniş dâd ü sited dâd ü feryâd dad dada dâd-âferîn dâdâr dâd-âver dâd-bahş dâd-dih -dâde Karâr-dâde (a. gibi. maraz).i. (f. (f. Allah.) verilmiş.i. (f. (bkz: zabu').i. çünkü. diba') zool. da'vet'in c.) adaletli. (a. (bkz: çûn). adaletli.) 1.) şan ve şeref. (bkz: illet.s.) adaletli. (a. c. (a.i. 3.s.) perende atan. doğru. dar.b. perende atma. eyvah. satış. muntazam. figan. (bkz: ihkak-ı hakk). renk körlüğü.s.i. şu sebepten ki. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. 5. sırtlan. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. taklak atan. ihsan.) 1.b.f.) hastalık.c. 2.) 1.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı.s. (a.zf. (bkz: âdil).e.) adaletli. atlama. meç. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık.) bunun gibi.i. mademki.i. düzgün. nice. hek. (f.b.it. binici.i. (f.i. cildin mor. doğru olan hükümdar. sızlanma.) hayvana binen. vergi. (bkz: çû). (f. 3. zîrâ. feryâd.ha. (f.b. feryâd.) hakkı yerine getiren. (bkz: cüvâl-dûz). tedavi edilemeyen müzmin hastalık.) 1. doğru. çocukları büyüten dadı. vergi. (f.) şundan dolayı ki.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır.s. veriş. (f.) halayık.i. çevik. hypocondrie. adalet. 3. (f.s. sıkı. (f.b. bu şekilde.i. 4.) gibi.e. (bkz: adi). karasevda. 7.

pis kokuyu defeden. sel gibi şeyler].b. (bkz.) hîleci.b. (f. (a. yardımcı.s. defeden.e.i. savan.b. (bkz: dâfik]. (f. adalet isteyen. 2.) gönlü üzgün.) fırlayarak dökülen [su.) 1.b.) eyvah. ' (f.s.) adalet isteyerek. (a.b. (f. 2. (a. adaletli.s.s.s.) 1. (f.i.s.c.i.b.) kardeş. hayatta olan biten şeyler. bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle. (f. çerçöp.).i. (bkz: dega).) alış veriş. (f. fr.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü. geçmez akçe.i. (a. doğru. bir işe ortak olma.b.b. (f. fetva. (f. menî.s.s. (bkz: ahz ü i'tâ). ey Al-lahım! belâları savuşturan.i. pâdişâh]. (f.) vermek. hîle. (bkz: dâfi').s. insâfeden. (bkz: âdil). 2. i. (f.s. doğru.dâde-i Hûda dâden dâdender dâder dâderâne dâder-ender dâd-fermâ dâd-gâh dâd-ger dâd-gîr dâd-güster dâd-güsterî dâd-hâh dâd-hâhâne dâdistân dâdrâd dâd-rân dâd-rast dâd-res dâd-sitân dâdû dad ü feryâd dad ü sitâd. şikâyetçi olarak.b. elem yarası.s.) hîle arayan. (f. doğru.) insaflı. 4. (bkz: âdil). dad ü sited dad ü sitâd-ı dehr dâd-ver dâfi' Yâ dâfi'! dâfi'-i beliyyât dâfi'-i humma dâfi'-i taaffün dâfia kuvve-i dâfia dâfik Mâ-i dâfik dâfika dafire dâg dâg-ı derûn dâg-ı dil dâg-ı elem dagal dagal-bâz dagal-dâr dâg-ber-dâg dâg-ber-dil Allah vergisi.m. yardım eden.) lala. dubaracı.) adaletli.) 1. hîleci. (bkz: âdil).) 1. Tanrı.i. (f. doğru. 2. antiseptique. intikam alan. i.b. mahkeme dîvânı.) adaletli.) adalet yeri. dâd-hâhân) hak.) [dâfik'in müen. zafîr). dâd-rast). bir işe razı olma.) adaleti yayan. (f.b. münafık. imdada yetişen.) Cenâbıhak. im. (f.) üvey kardeş [erkek]. iç yarası. (a. (f.b. feryat. (f.) 1. (bkz: müzâd-ı taaffün).) 1. (f.b.b.s.]. hummayı gideren.b.zf. . dubara. işaret.) kardeşçe.b. yargıç. yanık yarası.s. savuşturan.s. (f. doğru.b. iten. adaletlilik. 3. (f. i. (f. gönül acısı.b.i. 3.i. hek.) [dâfi'in müen]. (f. (bkz: birader). defedici kuvvet. 2.i. (f. (f. hayat. (f.b. (f. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga. gönül yarası.) adaletli buyuran. elem yanığı. Cenâbıhak.i. 2.zf. (f.zf. [Tanrı ve meç. (f. (f. yardımcı.s.) adaletli. s.) üvey kardeş. ateş düşürücü. şikâyetçi. (bkz.) adaleti yayı-cılık. itici. yardıma yetişen. (bkz: âdil).s.s.).s. hâkim.b. dünyâ alış verişi.

) gürültü buyuran. dahîl (a. Dağıstan (h. 2. daha (a. dags (a. dâhilen mersûm mudalla geo. içten. dâhik (a. 3.s. dâhî-ce (a. on [sayı[.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge.s.i.) 1. pek müteessir. kalınlık. başkaldıran.) kurbanlık hayvanlar.) nişan. duhât) 1.s.i. fr. polygon inscrit. iç çokgen. dâhile (a. dâhiliyye (a. premisses.b. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı. dahilî. Umûr-i dâhiliyye iç işler. patırdı. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek.s. belâ.i.) iç ile ilgili. içters [açı]. dağlı.s.i.b. sana sığınırım. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği.s.) 1. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç.) azgın.) içeriden. fr. önek.b. . dutumıc (a.i. son derece zekî.zf. oyun.) biy. fr.s. dehâ sahibi.s.s. dühûl'den) yabancı.i.i. dahiyye'nin c.s. alçak. dehalet). [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. kalp. dâh (f.c. pıtırdı uyandıran. dahâmet (a. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur].) kaba kuşluk vakti. dahî (a. dahâyâ (a.dagal-perdâz dağdağa dağdağa-i âlem dağdağa-fermâ dâg-dâr (f. dâg-zen (f-b. kızgın demirle nişanlanmış.) dağlık yer.) gülen.i.) irilik. meç. korkak. hy-purtrophie. dahîluk (a. sığınan. dâhilen (a.s.) gürültü. s. 2.c.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi. gönül kıran. dahâlet (a. (bkz: deh). irileşme. (f. adgas) rüya karışıklığı. içe. içeri girmiş. 2. dıhk'den) çok gülen. kalınlığı. sığınmış.i. (f. karaciğerin büyümesi. câriye. içinde.s. sığıntı.i. yaralı. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler. (a. içi. dâhike (a. hileci. çok üzgün. dahhâk (a. [hek. fr. devâhik) azı dişlerden her biri. anlayışlı ve uyanık. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince. dâğıstan (f. s. içeriye mensup.i. dâgıyye (a.i.) hîle. dâgul (f.i. gülücü.c.b. çok gülücü.c. beyhude telâş ve ıztırap.cü) rica ederim. mu-sîbet.) dahîye yaraşır yolda.).zf. düzen. dâhil (a. 2. damga vuran. Dahhâk (f. kabalık. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece. hizmetçi. yalvarırım. dünyâ telâşı ve ıznrâbı. içeri. devâhil) 1. Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar. cercle inscrit. kocamanlık. (bkz. içdaire. dâhilen mersûm dâire geo.) dolandırıcı.h. bir şeyin içyüzü. iç düşüncesi.) iç. dâhilen mütebâdil geo. şişkinlik. dağı. aşağılık j kimse].

) 1. kaba kuşluk. iklîl). yurt içinde yapılan ticâret. karışma. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük. devamlı. 2. . duacı. (a. içtüzük.zf. fels. (a. Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili. devam edicilik. her vakit. (f.s. dâyin). mezarcı. 2. (bkz. (a.s. c. lahit. (f.i. esfer.) bostan korkuluğu.i.) 1. (bkz: udhiye). saçan. zarar getiren şey. 1.dahilî istihale dahilî nizâm-nâme dahilî ticâret dahilî zâviye dahîm. devam'dan) bir düziye.) lağım saçıcı. her gün. devam'dan) devamlı. (da'vet'den c. (a. devâhin) duman çıkan baca. kalın. içaçı.s. [birincisi] erkek adı. (a. s. dehâya) kurbanlık hayvan. i. (a. (a. (f. (bkz: dem-be-dem).) lâğım ve fişek atan. niyet.) alkolik.) devamlılık. (f. iri yapılı [kimse].b. 2. geo. (f. (bkz. (a.b.i. sürekli dostluk.) iri kemikli. (o.zf. her vakit. çok kurnaz adam.i. tırnak diplerinde çıkan dolama. (bkz: ber-devâm). (a. yoğun. dâhûl dahve dâhten dahve-i kübrâ dahye dâî' dâ-i Dalton dâî-i dîrîne dâî-i mazarrat dâî-i şübhe -dâim. dıhâm) iri.) 1. devamlı encümen. (bkz: dîhîm.s.m. musibet. (a.b. felâket. (a. deyn'den). te'sir.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman.s. iri kemikli.) 1. devam'dan). Dalton hastalığı.) hek. dua eden. dâhim dâhim dahîm dâhine dâhis dâhiyan dâhiye dahiyye dahi dahi ü hare dahi ü ta'rîz dahm dehm-ül-izâm dahme dahme-endâz dahme-güşâ dahm-ül-izâm dahme-feşân dâhül.i. Dal-tonisme.c. eski duacı. dokunma. 2. (a.s. dâhiye yakışır bir yolda. gelir ve gider.s. (a.) nasip ve rızk. 2. türbe. (f. 2.s. (a. parmağın uçlarında.i. donanma geceleri havaya atılan fişek. (a. (a. 3. kabir. fikir. duâ'dan c.i.st.i.) çukur açan. dahâmet'den) fazla kalın olan. dâiyân) 1.) bilmek.i.i. duât) davet eden. (a. girme. işe karışma. kuşluk vakti kesilen koyun. dâime Meveddet-i dâime dâim-ül-evkat dâim-ül-eyyâm dâima daimî Encümen-i daimî dâimiyyet dâim-ül-hamr dâin dâinler vekili bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. mezar. fr.s. ilk kuşluk vakti.i.b. dahâmet'den.) dahîce. etyaran. (f. şüphe uyandıran şey.f. (f.i. sebebolan.) taç. duhâ). sürekli. nüfuz.s.c.

dâiret-ül-burûc (a. hükümet dâiresi.dâî'nin c. dâire-i tül astr. dâire'den) değirmi. me'-murun çalıştığı yer. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti.c. dâiren (a. ilgili.) dönerek. dâire-i muhîtiyye bot. dâire-i dâhilî mat.) 1. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. dâire-i faside fasit daire. 2. dakayık ("ka" uzun okunur. yengeç dönencesi. dâire-i mestevî astr.i. dâiye (a. bakanlık. pericycle. paralel. 'kısırdöngü.s. dâire-i sıa astr. dâire-i irtifa' astr. dâire-i aide ait olduğu resmî makam.zf. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta. dâire-i inkılâb astr. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım. duacılar.f. dâiyân (a-s. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. dâire-i azîme 1) astr. devreden. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler. dâire-i arz astr. dâire (a. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal. 2) den. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire. çevreteker. dâire-i evvel-is-sümût astr. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. a. [istanbul'da. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler.i. dairevî (a. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit. dâire-i husuf astr. cerc-le vertical. istiklâl arzu-zu. 3. tutulma dairesi. fr.) dua edenler. S. çember.i. ev ve apartman bölüntüsü. dâire-i küsûf astr. düşey dâire. iç-daire. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. boylam. fırdolayı. dâire-zen (a.c. sınır içi. vekâlet. 4. dâir . 6. dâire-i sadâret sadaret dâiresi.i. vazife. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. ait. dâire-i resmiyye resmî dâire. sıfır dereceli baş boylam. fr.zf. aydınlık dairesi.) tef çalan. yörünge düzlemi. dakî-ka'nın c. iç-*teğet daire. zilli tef.b.(a. dâire-i şakulî astr. dâire-i sagîre astr. 2. dâiren-mâdâr (a. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. dâire-i tenvir astr. dâire-i imkân imkân dâhili. dönen.) çepeçevre. devâir) 1. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer].s.) astr.b.s. arzın merkezinden geçmeyen boylam. devr'den) 1.

fr. dakayık) l. doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları. (a. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir.) anat deltamsı. (a. determinant (a. (a. çok sapan.) yanlış.i. günaha girmiş.s. aber-ration. dakk'dan) 1. bir saatlik zamanın altmışta biri. ince. (a.ha. un. nâzik. (a. 2.) . . iki kat olmuş. dikkatli. çok gezen. (a-s.) incelikleri gören. 2. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir]. ufak. (a.s. anat. kapı çalma. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış.) 1. (a. dakkalar. deltoîde.) doğru yoldan çok çıkmış olan. (a. fels. belirten. delâlet'den) delâlet eden.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan.) 1.s. geometriye ait incelikler. dalâlet'den) 1. 2. fr.s. günaha girmiş.b. (a. 2.s. 2. kanbur. dakikalar.b.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates.f. dakikiyye dakk dakk-i bâb dakkak dal Kamet-i dal dalâl.f.) anlaşılması güç olan şeyi bilen.i. sapınç. (a.i. dâlle Fırak-ı dâlle dâlle dallın dam dâm-ı ankebût dâm-ı belâ dâm-ı girihgîr ed. hatâya düşmüş. iki büklüm olmuş boy. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır. kapı aşındıran.f. işlerin ince noktalan. fennin incelikleri. (a.i. kapı çalan.dakayık-ı edebiyye dakayık-ı fenniyye dakayık-ı hendesiyye dakayık-ı umur Dakayık-ül-hakayık dakik Fikr-i dakik dakik-i hâss dakika dakika-bîn dakika-dân dakika-senc dakika-şinâ dakiki. ağ. (a.s. (a. dalâlet dalâl-i baîd dalâlet-şiâr dâlî dalîl dâliyye dâlî dâlî. toz hâline getirilmiş şey. edebiyatın incelikleri. 1. (a. tuzak. 2. vurma. ince düşünce. ince noktalar. (a. sapıtmış. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler.s.) çalma.f.s. doğru yoldan ayrılmış. dakka. 2. (f.s. ölçülü davranan kimse. vurulma. ince düşünce. (a. (a.i. dikkat'dan) 1. (bkz: dâliyye).i. s. belâ tuzağı. has un. doğru yoldan büsbütün uzaklaşma. duyulmaz.c.i.b.s. gösteren.s.b. 3. işaret eden. düğümlü tuzak. kapı kapı dolaşan. delâlet'den) mat. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir. örümcek ağı. doğru yoldan sapma. 2. bilen. (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma. fr. sakat iş yapan. fasulye gibi şeyler].b.) güç şeylere akıl erdiren. tutulmaz.

b. kulyabani. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti.b.) . eteğe yapışan. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâmen-âlûde (f. çevresi. kadın başörtüsü. 2. şikâyetçi. dâmen-bûs (f. dâmen (f. dağın]. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir. bahtı devam etsin. dâmenî (f.b. dâmen-âlûde-gî (f. eteklik. dâmen-gîr (f. ahmak. dâm-geh (f.i.b. etek [elbisenin.i.b. etek tutan. iffetsiz.s.zf.) 1. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi. hasım.) tuzak kurulan yer. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i. 2) güneşin parıltısı.s.) 1.) 1.i. iffetsizlik.) eteği belinde.) etek sallayan. 2. (f.i.) etek öpme. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.i.b.b.i.) elini eteğini çeken. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâm-gâh. bir işe canla başla girişmek. ovanın bir yanı.b.i. dâm-gâh-ı dîv meç. etek bulaştklığı. yırtıcı olmayan vahşî hayvan.) 1. dâmen-çîn (f. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti.i.) "eteği kuru" meç. dâmen-i sahra kırın eteği.s. etek öpme töreni. dâmen-bûsî (f. (bkz: daman).s. dâmen-huşk (f. [bu] dünyâ.b.) "etek toplayan" nazlanan. dâmgul (f.) eteği bulaşık. 2.b. naz eden.) etek ile yelpazeleme. dâmen-der-meyân (f. dâmet tezvîr. dâmen-derâz (f.) güveyi. dâmen-i afv ile setr affedilmek.b.s. görüşüp.dâm-ı tezvir dâm-ı zülf dâmâd dâmâd-ı hazret-i şehriyârî daman.s.s.) dağ eteği.s. 2. konuşulan kişi. dâmen dâme. yalan tuzağı. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü. zülfün tuzağı.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü. vücutta peyda olan ur.i. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.) etek. dâmen-zen (f. (f. dâmen-zenî (f. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir. namuslu kadın.) etek öpen. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli.b.i. dâmen-keş (f. işe hazır. 2. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir. dâmen-der-meyân-ı gayret ol dâmene (f.b. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök. (a. davacı. Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse. .s. dâmen-i canan sevgilinin eteği.) "eteği uzun" meç. bir işe karışmayan.

) bilen. (Tus'lu) Firdevsî. tohum serpen (f.i. kalemlik. nükte bilir. gönlü çok aydınlık.) 1. tane.s. (f. iğnelik. tek ben. (f-i.b. çekirdek.b.s. (a. tuzakçı. (f.) 1. tuzluk. dâniş-geh (a. 2. (f. didactique.i. 2. 3.i. 2.) .i.) 1. hardal tanesi.i.) hek. (bkz: dânek). döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. bilgililer. (f. dânâ-yân) bilen.i.) tane.) bir dirhemin altıda biri. âlimlik. tohumluk. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. tohum atılmış tarla. kab mânâsına kelimeler meydana gelir.b. (bkz. (f. mahfaza.) l mangır. tohum. yapar.) bilgiçlik taslayan. erkek adı.i.s. (f. içindeki sun bilen. (a.c. bilgin. (f. konuşan papağan. (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü. 1.b. (f. sürmelik. câhil.b. avcı.) tane döken. Arapça. bilen. bilir. bilgiçlik.) büyük gübre küfesi. bir dirhemin (f. akademi. bilgiç.) öğrenici. kanı akan yara.) tane.b.m. (f.i. öğretici.i. damla damla kan sızdıran yara. (f.s. dâmvez dâm-yâr -dan İğne-dân Kalem-dân Nemek-dân Sürme-dân Ateş-dân Suhan-dân Nâ-dân Nükte-dân dan dana Dil-i dana Mürg-i dana dânâ-yi Tûs dânâ-yi Yunan dânâ-dil dânâ-yân dânak.) yavaş yavaş.i. fr. (f. 4.b.b. dudu.) hek.b. (f. (a.) mercimek. kıvılcım tanesi.i.i.) 1. (f.) bilmek. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara.i. dağınık. bilir gönül. dâmî). devşiren. 3.s. mektep. s. bilici. (bkz: dânük). (f. dânâk dânâyî dân-çe dâne dâne-i hâl dâne-i hardal dâne-i şirâre dâne-çîn dâne-dân dânek dânende dânende-i serâir dâne-rîz dang dânik dânisten dâniş Ehl-i dâniş Encümen-i dâniş dâniş ve bîniş dâniş-âmûz dâniş-fürûş dâniş-gâh. ambar.e.i. (a. (f. 2. 2. kurşun. (f. devânık. (bkz: dan). biliş.dâmıga dâmî dâmia damiye dâmûz. sözbilir. dânâ'nın c. bilgi sahipleri..b.s. üniversite.c. bilgi. 2. gibi. s. haberli. (f.i. gülle. tane tane.) bilenler. ateşlik gibi.) tane toplayan. i. ilim. f.) gönlüyle anlayan.s. Eflâtun. .) bilicilik. Farsça.) bilgi yeri. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer. (bkz: âlim).

dâniş-gâh.) üniversite. Tanzimat'tan önce. (bkz: dânişger. öbür dünyâ. bilimi seven (f.b.) bilgin.i. (a. Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. bilgili.c. 2. dâr-ülimtihân]. dâr-ı gurur.dâniş-gede dâniş-ger dânişî dâniş-mend dâniş-mendân dâniş-nâme dâniş-perest dâniş-pezîr dâniş-sâr dâniş-ver dâniş-verân Dânük dar dâr-ı âhiret Dâr-ı ahzân dar-ı beka dâr-ı cihan dar-ı dünyâ dar-ı emân dâr-ı fena dâr-ı gurur dâr-ı harb dâr-ı hüzn dâr-ı ibtilâ dâr-ı islâm dâr-ı naîm dâr-ı pilpil dâr-ı ridde dâr-ı şeşder dâr-ı şeş-per dâr-ı şûrâ-yı askerî dâr-ı ukbâ.) bilgin. dâr-ı hüzn.i. Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi. (bkz: dâniş-ger. (bkz: dânişver. dâr-ül-ukbâ dâr-ı zimmet (f.i. (f. âlimler. (bkz: dâr-ı gurur. bilgin. dâr-ı şeş-per. Yakub'un evi.) ilimi.b. dünyâ. dâniş-ver). kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse. dâr-ül-emkân. [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir].b. dâr-ül--imtihân). (f. dâr-ı ibtilâ. dâr-ı ibtilâ. dâr-ı şeşper.) dânişmentler. c. 2.) bilgili. ahiret. (bkz: dâr-ı ibtilâ. dünyâ.c. dirân) l. (f. dânişî). dâr-ül-imtihân). üzüntü evi) Hz.b. dâr-ı dünyâ). öbür dünyâ. (f. dünyâ. Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler. yer.b. çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı. (bkz: dâr-ı hüzn. dâniş-gede).s. (bkz: dâr-ı dünyâ).b. dünyâ. 3. . (f.) 'bilginler. yurt. dâr-ülemkân.s. [bu] dünyâ. ahret. dâniş-men-dân) 1. dâniş-mend'in c.) şahadetname.i. (bkz: dâr-ı cihan. dâr-ül-emkân.). (bkz: dâr-ı fülfül). dâr-ı şeş-per.i.s. 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. âlim. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır]. (f. Cennet. (f. dâniş-geh. Müslümanların ahit ve emânını. (hüzün. (bkz: dâr-ı cihan.s.s. (bkz: dânâk). dânişî). ahret. dünyâ. (dânişver"in c. dâr-ülemkân. dünyâ.b. dâr-ı hüzn.b. [1296 yılında lağvolunmuştur]. ev. dâr-ül--imtihân). himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler. aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba.b. âlim. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar].s. dânişverân) âlim. (f. (bkz.

) 1. kumalar. dar (f. mâlik. 3.i. biy.) 1. vurma.ahret. kalp çarpıntısı.i.s. Dara (f. Alâka-dâr alâkalı. dâr-ı ibtilâ. . İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler. (bkz: zarâgım).) 1. dâr-ül-emkân dünyâ. darabât (a. hükümdar. sahip olma.i. darre'nin c. vurma. 2. darabân-ı şedîd hek. 2. dârâyî (f. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi. darâir (a.i. deriden yapılmış kalkan. Hisse-dâr hisseli. dırgam'ın c. ağaç. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup. 2.i. kol kuvveti. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. dâr-ı gurur. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. dövme. Defter-dâr defter tutan. (bkz: dâr-ı cihan. sahip. Hükümdar hükme sahip. Keykubad. dâr-ül-cezâ dâr-ül-cihâd . çarpma. çarpıntı. (bkz: dâr-ı cihan. Alem-dâr bayrak tutan.) vuruşlar.c. şiddetli çarpıntı. çarpış. dar (f. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi. dar (a.) yazarının kendisini küçülterek. darâgım (a. darr). bir çeşit kumaş. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır). gibi. dâr-ül-imtihân dünyâ.) arslanlar. durûb) 1. Bayrak-dâr bayrak tutan.i.) debdebe. 2.b. edrâk.. (bkz: zarâat). fr. ilgili. vuru.i. dâr-ı şeş-per. dâr-ı ibtilâ. şan. darâat (a. darb-ı feth muz. daraka (a. hükme mâlik. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. dâr-ı şeş-per. 2. Cenâbı hakk'ın bir adı.) 1. miskinlik gösterme.i. İslâm sınırları dışındaki ülkeler. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı.. darbe'nin c. 2.i. batte-ment. (bkz: dârû-berd). darabân-ı kalb kalbin vuruşu. darb-ı hiyâm çadır kurma. daraban (a. kendini küçültme.i. tutan. (bkz: darb-ül-yed).c. direk. dâr-ı gurur.) l. ed.i.) savaş.f. darabân-ı dehr zamanın değişkenliği. darağacı.). savaş. vuruş. dar ü gîr kavga. dâr-ı hüzn. 1. çarpmalar. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası.li. (bkz: tezellül). büyük gösteriş. (bkz. -dar ( f.i. 2. derk. alçalma.i.i. darb (a. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı. hüküm sürme. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. dâr-ül-imtihân). dâr-ül-emkân). darb-ı mesel atalar sözü. 3. ata sözleri. dâr-ı hüzn. vurmalar.) ortak kadınlar. 3.) 1. küp dibinde kalan tortu. darâat-nâme (a. 2. dırâk). darb-ı dest el. 4. dârât (f.

2. muz.i. saklayan. darb-ül-lisân dilin gücü.b. 3. 2) kadınların yüzünü örtmesi. dârçînî (f. dârbâm (f. darb-ül-yed el. darbe-i şedîd şiddetli vuruş. darb-ı mesel). (bkz: zarîh). darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı.b. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı]. darbeyn (a. 4.) 1. zarb).c. çarpma.f. darbe-i serd soğuk vuruş. (bkz: darb-ül-lisân). bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü. madenî levha üzerine kabartma darb-zen nakışlar yapan.) canbaz. 2.i.dilin gücü. adırrâ) anadan doğma kör.) darba ait.s. darben (a. belâ. direk. dâr-bâz (f. 6. dârçîn (f-i-) tarçın. 3.zf. dâre (f. darbe-i kahr ezici darbe. çarpma.i. ay ağılı. kol kuvveti. 2. fr.) l. kuvvet. darbe (a. dâr-i fülfül (f. döğerek.) aynı ölçüde olan iki vuruş.i.) 1. dârib (darb'dan) darbeden. ferman almış. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti. darbe-i cenah kanat vuruşu. (bkz: darb-ı nutk).i. mat. darabât) 1. ata sözleri. darb-ı nutk darb-ı rikâb darb-ı sikke darb-ı Türkî .) 1. darîr (a. vazife. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer. dârib-i müşterek-i asgar mat. kale döven.i. içine girme. (bkz.c.) kiriş. dâric (a. zarb-hâne).s. (bkz: derem-serâ. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür. tutan. darb ü cerh vurma ve yaralama. vurarak. (bkz: darb-ı unk).i. dâire.) mezar. dârende-i menşur ferman almış. darîh (a. 5. vurma. ortak çarpan.) tarçın renginde olan. (bkz: darb-ı dest). getiren ulaştıran. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı. dârende (f.c.) ) para basılan yer. güç. caup d'etat. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir.i.i. para basma. darbımesel (a.b. darbe-i himmet himmet vuruşu. çarpan.i.c. darb-ı unk boyun vurma.b. döven. dârende-i ferman. darb-hâne (a.) atalar sözü. 2. darbe-i hükümet hükümet darbesi. dâreyn (a.i. musibet. kabir. (a. çarparak. dârib-i müşterek mat. vuruş.f. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü. kurma. darb ile ilgili. Tarçın suyu. 2. para basma.s. dikme. darbî (a.s.b.a.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. değirmi.) karabibere benzer uzun taneli baharat.i. (bkz. dere 'den) yazılma. darbe-i hasar zarar darbesi. dârib-i müşterek-i ekber mat.

) hilâfet merkezi. (bkz.i. darsînî dâr-çînî darr (a.i.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı.b.b. dâr-ül-âmân (a.i. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu).i.b.i.i.) üniversite.b. dâr-ül-cihâd (bkz.i.b.) ilâç satan.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı.i.b. dârû-furûş (f.a. dârû-hâne (f.i.) ecza saklanılan yer.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı. Cennet. dâr-ül-aceze (a. dâr-ül-azâb (f. dâr-ül-bâb (a. istanbul.) hafız yetiştirme yurdu.) mihnet. rahatlık ve sıkıntı. dâr-ül-âfiye (a. belâ.i.s.b. b. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir.) dîvan şâirlerinin. dâr-ül-akakir (f.i. dâr-ül-feth (a.) Âhiret. keder. dârât).i. dâr-ül-fahr (a. h.b.) yer ve yurt. dâr-ül-huld (a.) yoksullar yurdu. sığınılacak yer. i. dâr-ül-hadîs (a. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur].) beka evi. dar ü diyar (f.i. dâr-ül-emâre (a.) emaret dâiresi. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi').eczacı.) zararlı.i.b.b. dâr-ül-harb (a. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur.i. belâ.i. darr (a. debdebe. dâr-ül-beyzâ (a. darrâ' (a.i.b.) Cehennem.) ilâç.i.) konservatuar'ın eski adı. dâr-ül-bedâyi' (a.i.b.i.i. dâr-ül-fünûn (a. yoksullar yurdu.b. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç.(f. dâr-ül-elhân (a.i.a.) sıkıntı. şiddet. kavga meydanı. 2. dâr-ül-fenâ (f.) Dünyâ.i. dâr-ül-fevz (a.) ortak kadın kuma dârr (a.b.b.a.i.i. yazdıktan manzume.b. dâriyye .) zarar. dâr-ül-celâl (a.i. her zaman harp sahası olabilecek yer.) Cehennem. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum. üstünlük yeri" Harput'un eski adı. dâr-üş-şifâ). dâr-ül-bevâr (a.b. dâr-ül-harb).i.b.) "zafer.b. darre (a.i. (bkz. savaş.) 1.b. dâr-ül-hilâfe (f.b. dâr-ül-bugat (a.b. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler. dârû-berd (f.i. dâr-ül-huffâz (f.) ihtişam. f.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad.i.b.b. hükümet konağı.i.) korunulacak.b.).) "asîler yeri" Haleb'in eski adı.) eczâhâne.b.) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur.i. u dârû (f. i.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı.

i. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur.dâr-ül-ilm dâr-ül-İslâm dâr-ül-istihzâr dâr-ül-it'âm dâr-ül-izz dâr-ül-kadî dâr-ül-karâr dâr-ül-kemâl dâr-ül-kıyâm dâr-ül-kurrâ' dâr-ül-kütüb dâr-ül-maârif dâr-ül-mecanîn dâr-ül-mescid dâr-ül-mesâî dâr-ül-mesnevî dâr-ül-muallimât dâr-ül-muallimîn dâr-ül-muallimîn-i âliye dâr-ül-mûsikî-i Osmânî dâr-ül-mülk dâr-ül-mülk-i Osmânî dâr-ül-pehlevâniyye dâr-ül-ulemâ dâr-ül-ulûm dâr-ül-vilâde dâr-ün-naîm dâr-ün-nasr dâr-ün-necât dâr-ün-nedve dâr-ün-nusrâ dâr-ün-nüzhe dâr-ür-râhe dâr-ür-ridge dâr-ür-rif'a dâr-üs-saâde dâr-üs-saâde ağası (a.).b.b.) "secde yeri‖ Kemah'ın eski adı.a.) akıl hastahânesi.b. (bkz.b.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep. (Sonraları.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne.b.b. dâr-üş-şifâ'). (a. (m h i ) laboratuvar.b.i.i. çalışma yeri.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı.i. (a.f. İstanbul.b. İstanbul'da. (a.i.b.b. (bkz.) mahkeme.i.i. (a.i.b.i. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı.b.i. (a.) kıyametten sonra kalınacak yer. atölye. dâr-ül-cihâd).i.i.b.i.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın.) erkek öğretmen okulu.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı.) kız öğretmen okulu.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı.a.a. (a.i. 2.i.) başşehir.i.i.i. (a. (a.) 1.i. (f.) "pehlivanlık. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır]. Fâtih civarında kurulmuştur]. yüksek öğretmen okulu.a. [1848 de Sultan Mecit devrinde.b. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep.b. (a.i.i).b.i. (a.i.i.) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı. Hz.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad.b.b. [ilk adı "Valde Mektebi" idi]. â h i ret. okul. (kıyamet evi) öteki dünyâ. sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası. (a.i. (a. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur].) Cennet.i. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı. (a. (a.b. (a.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel.b.i.i.i. (olgunluk evi) İstanbul şehri.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı. kütüphane.) üniversite.b.b.) "âlimler. saray. (a.b. başkent.b.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı.b. b. (bkz: dâr-ı naîm).) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı.) islâm ülkesi. (a. (a. okuma salonu. (a. Kureyş reislerinin.i.b. doğumevi. (a. (a. . (bkz: dâr-ül-fünûn). (f. (a. (a.) saadet yeri.b. (a.) imaret.b. (a. İstanbul'da.b. (a. (f.) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı.b.i. (f.) kitabevi.

i. tahra. nefes darlığı. 2.) destan okuyan. 4. (a. meç.) hastahâne. 2.s. (a. (a.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı.) 1.) hek.) sanatyeri.b.b. görüp gözetlemek. (f. orak.) 1.b. (a.i. (bkz: dâs). yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. nîrân). (a.i. (bkz. (f.) "saltanat yeri" Bursa. köhne.dâr-üs-saîr dâr-üs-saltana dâr-üs-sanâ'a dâr-üs-selâm dâr-üs-sıhha dâr-üs-sugr dâr-üs-sulh dâr-üş-şafaka dâr-üş-şifâ' dâr-üt-ta'lîm dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî dâr-üt-tedâvî.b.) hek.b. 2. (bkz: matbaa-i âmire).b. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık. atlarda görülen sinir hastalığı.i.b.i.) hek.i. sinir hastalığı.i.) hek. (a.) 1. eskimek.b.).b.i.) hek.a. tutmak. (a.b. 3. (a. (a. (a. epique.ü dâr-üt-tedrîs dâr-üt-tıbâat-il-âmire dâr-üt-tıbb dâr-üt-tırâz dâr-üz-zafer dâs | dâs-ı zerrin dâsâr.i. masal.i. (f.) hastahâne. destan ile ilgili.) tellâl. meç.b. 5. (a.i. orakcık.) hek.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.i.s. epope. (f. Bağdat'ın eski adı. (f.) hek. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık. (f.b. şöhret. ün.i.i. (a.i. (f.b.i. (a. tuzak.) çanak çömlek ve kireç ocağı.) 1.b. (bkz: dûzah. (bkz: dâ'--ül-fîl).b.b.i.i. elde etmek.i. (f.s.i.a.i. kahramanca.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul. 2. (a. (a.b. fr. (bkz: dâ'üs-sebât). 2.i. bot. mâlik olmak. dâstâr dâse dâstân dâstânî dâstân-serâ dâstâr dâs dâşte dâşten dâ'-ül-alîk dâ'-ül-asab dâ'-ül-behr dâ'-ül-câversiyye dâ'-ül-cev dâ'-ül-cümûd dâ'-ül-efrenc dâ'-ül-esâbi' dâ'-ül-esed dâ'-ül-fecl (a. .) III. mâlik ve sahip olmuş. altın orak.b.b.) orak.b. İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad. 3. (bkz: dîk-ı nefes).) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi. simsar.b. (f. destan kahramanlarına yakışacak surette.i. (f.i. (a.b. (f. (a. firengi hastalığı.) 1. bir cilt hastalığı.i. sedef otu.b.i. Edirne.) Cehennem.b. hikâye.m. (a. 2.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu. 4. Cennet. yıpranmış.) tellâl.i.b. eskimiş.b. destan. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası. destancı. dâr-ülIslâm). yeni ay.i.i. (a.i.) 1. (a.i.) hek. zaptetmek. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık. simsar. (f. tımarhane. meç.) 1865'te istanbul'da.) hek.) hek.i. sağlık yurdu.b.) şifâ yurdu.b.a. (a.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad. (a. (a.i. Selim zamanında. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık. (f.

i. mat.i. doğru. vezir veya hâkim. (a.) hek.i.b. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı. (a. (bkz: dâ'-ül-efrenc). sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık. geviş getirme hastalığı. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık. fr. insaflı olan hükümdar.b. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma.) hek. saçma iddia.) hek. kurt hastalığı denilen açlık. (a.b.i.) saç ve sakal ağarması hastalığı. utaçıcılık.b.b. karasevda.) hek. (a.) dâva açan kimse.b.) yürek çarpması. (a.) 1.) hek. [cemî şeklinde] dualar. saç döken hastalığı.b.b. . (a.i.i. 2.n. 4. satranç.) uyuşukluk. hypocondrie.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse. (a.s.) hek. (a.dâ'-ül-ferfîr dâ'-ül-fîl dâ'-ül-gussa dâ'-ül-hader dâ'-ül-hanâzîr dâ'-ül-hanes dâ'-ül-kalb dâ'-ül-kelb dâ'-ül-küûl dâ'-ül-merak dâ'-ül-mücterr dâ'-ül-nıülûk dâ'-ün-nibâh dâ'-ür-raks dâ'-üs-sahrâ' dâ'-üs-sa'leb dâ'-üs-sebât dû'-üs-sedef dâ'-üs-sevâd dâ'-iis-sıla dâ'üş-şa'r dâ'-üş-şeyb dâ'-üt-teşhîr dâ'-üz-zehr dâ'-üz-zi'b dav da'vâ da'vâ-yi bî-ma'nâ da'vâ-yi nübüvvet da'vâcı da'vât da'vâ vekili dâver dâverâ dâver-âne (a. 4. duvar sırası.t. (f. (a. vezir. (a. dama. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık.i. deâvî) 1.i.) hek. (a. doymazlık hastalığı. peygamberlik iddiası.) hek. (a. teşhircilik. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra. karasevda. (a. sedef hastalığı. iddia.i. saçkıran. (a. uyku hastalığı.b.) 1.i. (a.i. (a.) hek.) hek. havlar gibi sesler çıkarıp soluma.b. sıraca hastalığı.) hek.b.) hek. dâva.b.i.b. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık.b.b. 2. çağırmalar. (bkz: dâ'-ül-cümûd).i.) hek. Cenâbıhakk'ın adı.i. hâkim ve vezirle ilgili olan. (a.b. teorem. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.) hek. 2.i.) yurdunu arama.) hek.b. erkek adı.) hek.c. kuduz hastalığı. (a.) hek. (a.i. (f.i. sövme.) 1.i. oyunda sürülen para. (f.) hek. hâkim].b. (a.zf. yurtsama. dâ'vet'in c. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık. nöbet.b. (a. gut hastalığı.) hek.b. 3. davetler. yurdu özleme. doğruluğu seven bir büyüğe yakışacak surette.b. 5.b. (a. (a. fr. ayıp yerlerini gösterme hastalığı.i.i.) 1.i) hek. mesele.b. (f. 3. alkolizm.i.i.b. 2. alcolisme.) hek. (a. (a. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma.i.i. (a. melankoli. (a. 3.i.i.b.b.b. havlama hastalığı. bir cilt hastalığı.i.i.i.) ey dâver! [hükümdar. 2. (a.

kaide. 5. (f. (f.f. (bkz. (f. 4. dua.f.i.) demir topuz.). çağrı. (f.).) mahkemeye başvurmalar. Merkür.) 1. [adliye nezâretinden öncedir]. dibâgat). alacaklı. büyük bir gösteriş. (a. (a. savaş meydanı. gök cismi. (a. astr.) taya. sepileme.) duvar sırası. ululuk.i. dadılık. ziyafet.dâverî dâverî-gâh da'vet da'vet-i mesâib da'vetiyye da'vî Dâvud davudi Zırh-ı Davudi dây day'a dâye dâye-gî dâyin dayyık deâim deâvî Deâvî nezâreti de'b de'b-i dîrîn de'b-i kadîm debâbîc debâbîs debagat debâle debbâbe debbâğ debbâğ-hâne debbûs debbûs-i âhenîn debdâb debdâb debdebe Deberân debg debîr debîr-i asman debîr-i çarh debîr-i felek debîrân debîr-istân debistân debistânî (f. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı. (a. debâbîs) topuz. (f.b.i. debbûs'un c. (bkz. Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti. kur.i. (f. zay'a). pa-yandalar. mahkeme.) kalem odası. tantana.) topuzlar. dâva ve mahkeme.i.) destekler. (f. da'vâ'nın c. (a.b.i. müsteşar. okul. eski âdet. 2. (a. debîr-i felek).) şöhret. Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi. azamet. (a. hâkimlik. (a.i.) davul.i. 2.i. 3. patırdı.s. eski âdet. (bkz: da'vâ).) deriyi terbiye etme.) 1.i.) 1.) dayalık. (a. . (a.) çağırma.s. 2.) âdet. (a. sepilendiği yer. (f-i. (a. (a. 2.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti.i. (bkz: dârât). haşmet.i.h.) mektepli. eski usul. (a. Sesi güzel ve şâirdi. müdâfaa edilen fikirler. okullu.debîr'in c. (a. deri terbiye eden kimse.i. kâtip. çocuğa bakan dadı. (Merkür) gezegeni. dîbac'ın c. müsteşarlar.) bir kimsenin hakkını araması.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu.) dallı.i. (a. ayın dördüncü durağı. s. usul. 1. Utarit. meseleler.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses. 2. dâvalar.) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir. sütnine. büro.i. (f. dıâme'nin c. sepici.) pek dar.) 1.i.i.b. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur].) 1.i.i. (a. (a.b. yazıcı.s. (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni. gelenek. tarz. (bkz: debûs).s.i.) astr. bir kimseye hâlinden şikâyet etme. (f.c. Utarit. (a.i. iyi ile kötüyü ayır-detme. kâtipler. gürültü. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi. kavga.) borç veren.i.) 1.) tabak. belâları davet etme. (f.i.i.i. 2. (a.i.i. yazıcılar.i. (bkz. 2. astr.s.i.) mektep. (a. (a. hükümdarlık. (f.) ağaç kavunu. çiçekli ipek kumaşlar.

deffâfe deffâfe-i felek deffe (a. (a. Dâd ü [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar.i. Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. tasayı giderme. kaldırma. ilk defa. yüz. 2. hindi. (a.i. bol yağmur. eski âdet. (bkz: deff). sıkıntıyı giderme. (bkz: debbûs). defaât) kere. havanın bulutlanması. öteye itme. (a. zararlı şeyleri yok etme. 2.) tavuk. (a.i. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi. şüpheyi. (a. birlikte dikilmiş kâğıtlar. (a. (fa. dicâce.i.) tef. (bkz: def-zen). hek.i. (a. (bkz: dicâc.i. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz.i. aptes bozma.c. ortadan kaldırma. yollar. s. dücâce). kezler.debûr debûs decâc decâce decâce-i Hindi decâciyye deccâl decn ded ded deeb deb-i dîrîn def def def'-i belâ def'-i dem def'-i gamm def'-i hacet def'-i hararet def'-i mazarrat def'-i meclis def'-i şübhe def'-i taaffün def ü ref def ü tard defa def'a-i ûlâ defaât defâdı' defâin defaten defaten ba'de uhrâ defateyn defâtir defâtir-i atîka defâtir-i resmiyye deff deffâf.) âdet. belâyı.i. gamı. hek. birinci defa.zf.zf.c. 3.) kereler. bir yerde oturma. gömüler. defter'in c. yan.i. (f. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı. resmî defterler. 2.) 1. (f. dücüc). tavuk.b. huk. defîne'nin c. 3.) topuz.s. 4. defa'nın c. (a.) bir defada. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva.) tef çalan.i. 2. dıfda'ın c.i.) l.) et yiyen yabani hayvan.) defterler. yol.i. sahtekâr. yalancı.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler. kez.) batı rüzgârı. (bkz. (f. savulma. Zühre yıldızı.i.i. kuşkuyu giderme. . birden.) kurbağalar. (bkz: izâle-i taaffün). Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. dücüc) 1. yalancı Mesih. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı. tehlikeyi savma. Hint tavuğu. tekrar tekrar bir çok defalar. savma. (a. horoz ve piliç cinsi.i. tavuk. 3.) l. 2.) iki defa. astr. dâire. dücâc). kaz. ateşi düşürme.) 1. (a. (a.i. verme.i. askerlikten ihraç. batı tarafından esel yel. (a. (a.i.c. mizahî bir dergi. giderme. (a.) tef. toplantıya son verme. eski defterler. kederi. (a. (a. savma. kitap cildinin iki yanından her biri. edebî.

tefci.) on [sayı]. (f. (bkz: defter-hâne).i. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi. (o.) dehâlı.f. "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri.f. ve s. köy ağalan.s. 2.b. tabur.) holler. 3. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası. koridorlar. güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında].s.s.i. (a. (a. (bkz: levha-teyn).b.f. (f. (a. 2. (bkz: dehene). (a. devletin mal.i.) 1.) hâlis altın. kıymet ve değeri olan kimse veya mal.b.) ağız. kovuk. (bkz: as-ced). (bkz: medfûn). (a.) 1.i.i. küp. (a.b. (f. (a.i. (bkz. gömülü. 2. feryat.). (f. küp ağzı. dagal).) dehâ yetiştiren. defterci. köylüler. genie. habislik. güzel. günlük defter. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan.) dağ mağarası.) birinin merhametine ve himayesine sığınma.i.b. (bkz: dehen). nimetin kadrini bilmezliğin.) dâhîlik. (a. 2.s.b.s.c. (f.i. saf. (bkz: deffâf). dâh). dehâ sahibi.c. dehlîz'in c.s. ölünün gömülmesi. hîlekâr. (bkz: aşr. kurumuş ağız. (f.f.s.b. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı.) 1.) kapanmış ağız.i. dar. iyi. yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. (a. geveze. alaycı söz.i.) tef çalan.) 1. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya. defâin) 1. habîs. kalp [para].deffeteyn defin defîn-i hâk-i ıtırnâk define defn defn-i emvât defn-i meyyit defter defter-i a'mâl defter-i Hâkanî defter-i kebîr defter-i yevmî defter-dâr defter-hâne defterî def-zen dega deh deh dehâ dehâet dehâ-kâr dehâkîn dehalet dehâlîz dehân dehân-ı istihza dehân-ı hadîd dehân-ı küfrân dehân-ı safa dehân-ı teng dehân-beste dehâne dehâne-i küb dehâne-i tennîir dehân-güşâ dehâ-perver dehâr dehâz deh-dehî (a.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad. (a. tapu ve kadastro. (f.i. (f. fr.i. (f.i. safa ağzı. (alay ağzı) alay eden. ölü (leri) gömme.) ağzını açan. (f. i. [Farsçası da "defter" dir. (a. 2.s.i. (bkz. susmuş. defter-i Hâkanî).) nâre. çatlak. (a. gömülme. fırın ağzı. defn'den) gömülmüş.c. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse. 3.) deftere mensup.b. hîle. (a. ufak ağız. . çiftçiler. dehâ sahibi olma.) gömme. iyiliği inkâr edenlerin ağzı. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi.) zekîliğin.i. (a. dihkan'ın c. sıra.) testi.i.f.i. i.s. Grekçe'den gelmedir].

dükkân'ın c.) on gönlü olan.b. dehşet). Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur. (a.) dehşet veren. ittihat.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu. kararsız dünyâ. (a. musibet.). (a. (a. (bkz: dehrî).i.s.i.s.s.) dehşet saçan. dehrî'nin c.s.b.). (f. (f. s. 5. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden.s. (bkz: âlem.s.) ağız.) onda bir.) hîlekâr. (f. bulanıklık.i.b. dünyâ. sağlam. devir.f. ürkme. (a. geçici dünyâ.f.s.i.b. (bkz: seyyare).) birlik. 2.) korkunç. cihûn). sebatsız dünyâ. Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir.s.b. (bkz: öşr). koridor.i.) korku ile karışık. hile. 3.c. hol. 2. (a.) 1.) tahra.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır.s.f. (a. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak. hatırlama. fr.i.) ağız oynatan. 2. (a.) dükkânlar.) deh-rîler. dehân-güşâ).s.i) geniş ve susuz ova.c.b.i. korku ve telâş gösterme.f.s.b. 2.) astr. oyun. gezegen yıldız.) korku veren. korkunç. dehriyye dehriyye dehriyyûn deh-sâl deh-sâle dehş dehşet dehşet-âgîn dehşet-âver dehşet-bahş dehşet-efşân dehşet-endâz dehşet-engîz dehşet-nâk dehşet-nisâr dehûn deh-üm dehvâ' dehyâ' Dâhiye-i dehyâ deh-yek dek dekâkîn dek-bâz (f. (bkz: desise).s. söylemeye hazırlanan. çok korku veren.i.). (bkz. (f. vefasız. (a. akla şaşkınlık verecek surette korkma. (a. oyuncu. korkulu.c. şaşma. çatma.f.) 1. dilencilik. kalpte kulakçık kapakçığı. (a.) onuncu.s.) ürkütücü. (f. (a. kargaşalıklara yol açan [güzel]. çok büyük belâ. (f. (bkz. dülıûr) 1.b.) on yıllık. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre]. fr.b.f.i. dehâlîz) 1. (a. aşağılık dünyâ. (bkz.i. erkek adı.b. (f.s. (f. (f. (a.s.s.) çok dehşetli. (f. . yıldıran.) 1. deh-riyyun) 1.i.b.).deh-dile dehen dehen-bâz dehen-güşâ dehene dehen-şûy deheş dehhâş dehişt dehliz dehnâ dehr dehr-i âşûb dehr-i bî-direng dehr-i bî-sebât dehr-i dûn dehr-i fâni dehr sûresi dehre dehrî.f.s. (a.) korku ve dehşet saçan.) ağız yıkama. (f. çok korkutan. karanlık. tokuşma. çöl. (a. (bkz: dehâne). (a. 2. (a.b. (a.f. (bkz: dehân). 2.b. korkutan. ürkütücü. bir tarzda hareket. (f. 3. dünyâyı karıştıran. korku. dilenci. (f.s. ittifak. materialisme. materialiste.i. sahra. ağız temizleme. (f. hek.b.s. (bkz: dihlîz). korkunç. 4.i. muhkem. (f-i-) ezber okuma.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. harcâî. bir işe başlama.i.s.dehşet-bahş).b. (a. zaman. on yaşında. s. i. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan.b.

delâlet'in c. (a. (a.). sansargiller. durum.b. münâkaşa neticesinde bulunan delil. koketlik.) el ile ovma. astr. şahit.delâil delâil-i kaviyye delâil-i târihiyye delâl delâlât delâlet delbiyye delik delîl delîl-i aklî delîl-i cedelî delîl-i ilzâmî delîl-i kat'î delîl-i nakli delîl-ül-ibâd delk delk delk bi-l-mesfere delk-i istimna' delk-i şedîd delk ü temas Delkıyye delk-pûş deli dellâk dellâl dellâle dellâliyye delv dem İrâka-i dem İ'tidâl-i dem Kay'-üd-dem Tebevvül-üd--dem dem-i musaffar dem-i şiryanı (a. alâmet olmalar. fizy.) fındıkçılık. (bkz: beyyine. delîl'in c.i. işve. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. (a. alâmet olma.i. târihî deliller. tellâl. delâlet'den) 1. (a.i. konuşma.) eski elbise.i. yol gösterme.c.) gül tohumu. iz. kesin kanıt. sansargiller.i. Güneş. (a. içine safra karışmış kan. ovuşturulma. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse.) delâlet eden şeyler. kılavuzluklar.i. (a. kanıtlar.i. kesin delil. kanıtlar.) eski aba veya hırka giyen.i. fakir. . işaret. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri. (a. sürtme ve dokunma.) yol göstermeler. edille) 1. inandırıcı delil. (f. hek. düşünülerek bulunan delil. tanık. cilve.) tellâllık parası. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir. (a. (a. on iki burçtan birinin adı olup.i.s. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur]. satılacak şeyi satan. üstad delili. belge.i. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe. kanıt. el ile bel getirme.i. sağlam deliller. huk. kılavuz. 2.i. kan işeme. (bkz. riyakâr adam. sevimli görünecek hal. (a.c delâil. destvân). (f.) 1. kan dökmek. 2. (bkz: delil). 2. su kovası.) naz. (a. burhan).i. (a. (a. kan kusma. sert ve şiddetli ovuşturma. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse. 2.) zool. biy.i.i. delâlât) 1. yol gösteren. tellâk. gösterme. sürtme. insana güzel. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi. (a. ovuşturma. dimâ') kan. yamalı dilenci hırkası.i. soğukkanlılık. (f. temiz kan. Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H. kılavuzluk.i. zool.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın.c.

dem-i zehre bot. 5. üstünlük. zaman. dem-i teslim ölüm â u. dem-i vâ-pesîn son nefes. dem-i nerm yumuşak. dem-i şâm akşam vakti. vakit. 2. meç. i. kılıç]. 8. demdeme (f.i. hakaret. gözyaşı dökme.b. ateş. intikam alan. fırsatları kaçırmayın" anlamına. dem bu demdir. ağız [insan.c.b. dem" (a. 7. 3) söz dinleme. demâg-dâr (f.) her vakit. kirli kan. dem-i teslim . sert ve ümit vermeyen söz. dâima. (bkz: müntakim). azarlama.b.) helak. içki. ün. demendân (f.) ateş körüğü. 2.) vakit vakit. hîle. kükremiş. küfür. 3.s. dem-i germ 1) sıcak nefes. hiddetle çıkışma. an. akşam üzeri.f.s. dem-i verîdî biy. heyecanlı.i. büyüklük.l) meç. okşayıcı nefes. 2. soluk.) 1. öfke. demdeme (a.) 1. dem-i serd soğuk nefes. 2.) 1. demâr (f. dem-i seher. 2) hararetli. saldırıp kükreyen.i. zorlu. mahv. 9. dem-beste (f. dem'a (a. gıcırtısı. 4. dem-i kalem kalem ucu.i. "zamanı iyi değerlendirin.s. 5. sinirli. ruhu teslim edecek zaman.s.i. deme (f. hiddet.s.i. (bkz: muttasıl). ağız ağıza dolu [kap].) 1. demevî. demânkeş (f. emre itaat etme.) kibirli. demeviyye (a. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz. 2) can bağışlayan soluk. kırıp geçirme. dem-i ejderhâ ejderha ağzı. müddet.b. nefes. telef. dem'ân (a. 4. dem-i civânî gençlik zamanı. 10.s. 3.) içi pek dolu. 2. kuyumcu ve demirci körüğü. keskin tarafı.) gözyaşı döken. kanlı. boyun eğme. n. dem-bestegî (f. demende (f. ağlama. dumû') gözyaşı.i.zf. 2) yakıcı ân. sık sık. (f.) vakit.) helak eden. ateşli sözler. kavga. dem-i bahar bahar nefesi. soluk.b. suskunluk. büyüklük taslayan. heybetli. koku. soluğu kesilmiş. aldatma.) 1.zf.) sessizlik.i. isa'nın nefesi. susmuş. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. tatlı söz. dem-â-dem (f.i. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer.) 1. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı. kanla ilgili. kalem ucunun sesi. şöhret. tehlikeli ağız. susmuşluk. 3. bıçak. hîle. 2.) 1. ağlayan. 4. cehennem. dem (f. 2) susma. dem-i subh seher vakti. bağırıp çağırma. demân 4. aldatma.i. vakit. kibir. 6. şiirin vezni. hiddetli. davul. ölüm.s. üfleyen. 2. gurur. asabî. 3. demâr-âver (f.) bir damla gözyaşı. dem-be-dem (f. gün açımı. âh.) nefesi bağlanmış. bahar gibi güzel kokan nefes. dem-i tîg kılıcın ucu. zaman.s. dem'a-rîz (a. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes. gözyaşı damlası.b. zaman. saat.

b. 2. (f.) alçakça. kürdan. soluk çeken.b. (a. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi. s.b. (a.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra.i. bülbül gibi.s.s.b. ısırgan otu. sinirli. tamah ve ümit. Hz. sürmüş. dem-ül-ahaveyn). (f.b. çark. (a. akıl dişi.b. ahlâk kirliliği. g.b.s. tempo tutan. paslılık. kuyumcu veya demirci ocağı.b. i. (f. homurdanma.b. tabiatı demevî olan. diş tanesi.s.s. 2.s. (f. bol kanlılık. çıkmış. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler. dendân3). (f h i ) . (a. i.) muz.) altınlar. asabiyyet).s. 2. (bkz.) diş kirası.b. 5.) 1. eşlik eden.b. akıllı. esvap kirliliği.) tempo tutan. (a. (f.i. yaşayan.) denî ve alçak tabîath. (a. (f. dem-üs-su'bân). 4.i.) sözü açık söyleme.) soğuk nefeslilik. yetişmiş [çiçek.) hakîm. .f.b. adîlik. (f. şarap içen.) arkadaş. ney. bâzı kuşların.b.i. kardeş kanı.) bot. dudak kıpırtısıyla söylenen söz. kanlı canlılık.i. 3. (bkz.b.b. (f. (a. nefes. murdarlık. nefes alacak yer.) arkadaş. destere gibi şeylerin dişi. (bkz: fazâhat). (f.i. 3. sinirlilik. (f.) 1. c.].s. (a. (bkz.) kirlilik. (f.) arkadaşlık. dâima öten bir cins güvercin. (f.f. 3. 2. dem'iyye Gudde-i dem'iyye demide dem-kâr dem-keş dem-keşîde demne demne-dânî dem-sâz dem-sâzî dem-serdî demşinâs dem-ül-ahaveyn dem-üs-su'bân denâet denâet-i tab' denâet-kâr denâet-kârâne denânîr denânîr-i mevcûde denâset denâset-i ahlâk denâset-i libâs dendân dendân-ı bulûğ dendân-ı saadet dendân-behâ dendâne dendân-gîr dendân-müzd dendene dendene denes (a.i. sebze v. dînâr'ın c.) ağır ağır. (bkz. kardeşkanı.s.) göz yaşı ile ilgili. kafadar. kokmuş. (a.) vakit geçiren.i. alçakçasına. (f. tabîat adîliği.i. (f.) bitmiş. dost.i.i. asabî. (f.i. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri. diş [ağızda bulunan]. pislik. sırdaşlık.) alevlenmiş.) 1. sırdaş. (f. uzun uzun ötenleri.demeviyyet demevi-yy-ül-mizâc dem-gâh dem-gîr dem-girifte dem-güzâr dem-güzârî dem'î.b. 3.i. (f. 2. dostluk.i. ednâs) kir. (a. gözyaşı bezi. mırıltı. diş kirası.zf.) fırın ve ocak bacası.i.i. (f.) 1.) 1. g.) alçaklık. tarak. pas.i.) bot. (f. 2.) vakit geçirme. mevcut altınlar.i.s. (f.b.b.i.) 1.b. külhan. s.i.

2 .i. dağınık. deniş (a.b. derây (f. der-âmed (f. dirhem'in c.) çıngırak. boğaz. i. hemen. yaran. kehf). 2.s. der-i ümmîd umut kapısı.) uzun. (bkz: bevvâb). 2. mağara. hayran. serseri. nakîsa. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. Herze-derây. i. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). sersem.s. çan.) çançan eden. o anda.s. -de. der-bân (f.s.s.) karısının kötü hâline göz yuman kimse.b. (bkz. der-beçe (f. 2. kapı yeri.i.) 1. derâz-nefes (f.b.b. içinde.) 1. yırtıcı. perişan. Perde-der perde yırtıcı.a.) ayıp. –der (f. derâz-zebân (f. cins. soysuz.b. dürrî'nin c. s. der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı. derâ (f. derâhim (a. derâ-yi kenîse kilise çanı. (bkz.i.) 1. sıra yaran. derâyende (f.) kucaklama.s. büyük küp. kazanma(k).i. kavgacı. derâ-yi deyr kilise çam. şaşkın. i.) 1. demirci çekici. der-akab (f. 5. alma(k).i.zf.i. eli dolu (gelme). i. küçük kapı.) "uzun soluklu"meç. dırlanan" mânâsına sıfat yapar.) "yırtan. dar geçit. derârî (a. deyyus). Ciger-der ciğer delen. lâklakacı. denn (a. der-i bâr dîvan kapısı.) 1. 2. kapı kapı gezen. deng . paralar.) ev kapısı.) küp.) kirli.i.zf. der-beder (f. der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul. kapıya bakan. 3. der-âguş (f. derâz (f. çıngırak. Der-enbâr anbarda. gelir. denî (a.i.) 1.s. i.b. 2.i.s. der-bend (f. -derâ. pergel noktası. kısım. der-ân (f. i.) parlak. çirkin görülen hal. derâre (f. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen. derây (f.) kapı yavrusu.) kapıcı.) derhal.i.s.i. [ençok "yıldız" hakkında söylenir]. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr. rezil. dili uzun. çeşit. kapı. 4. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli. ahmak.) "durmadan söylenen. geveze.) hemen arkasından. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses.) 1. der-bâr (f.(f. edepsiz. paslı. renkli şeyler. der-i aliyye. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul. denîe (a.i. (bkz: dırâz). akçeler.) 1. sarma. güzel söz söyleyen kimse. Der-hâtır hatırda. kere.s.e. meç. 2. nevi. der-bân-felek Güneş ve Ay.) alçak. okkanın dörtyüzde birleri. Sâf-der saf yaran. 3. der (f. defa.b.

(bkz: derd-keş). sokma.nihâye derece. hattatların yazdıkları meşk tomarı. (f.s. s.b.i.s. tasalı.) dertli. degre de dispersite. gr.i.) şikâyet mektubu. .dil derd. boğazlar. (f. (f. 2.b. 4. memleket sının. derd-nâk).i.s.) dert. kerte. gam. baş derdi.tafdîl derece-i ûlâ derece-i arz derece-i tül derece-i hâmıziyyet derece-i hararet derece-i inhilâl derece-i intizâ' [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. derd-perver). dert çeken. cennetin katlan. 2.c. elde olan. gr. eşitlik derecesi. sızı.i) 1.i. kim. (bkz. (a. ağn. merdiven basamağı. (f. gönül kaygısı. kapalı. biriktirme. kasavet.s. keder.) yazık. (bkz: derd-mend.) astr. elde etme. asitlik derecesi. hek. enlem. 5. gönül tasası. kim. 4. gizli üzüntü.i. vah vah! (f. derece'nin c.) 1.hired derd. 3.s.der-bend ağası der-bend-ât der-best. 2. kaygılı. (f.hicran derd. dağılım derecesi.b.b. toplama. 3. kapanmış. arasına sıkıştırma. kâfi. susmuş.kâfiyye derece. merdiven basamağı. 2. (f. derece). der-beste dere derd j derd-i aşk veya -ışk derddemâdem derd. (f.b.s. kapıbağı.). kim.) dert sahipleri.b. boylam.b. derecât) 1.n.a.) üzücü. kann ağnsı. 4. (f.c. kaygı. yeter derece. 3. kaygılılar. 2.b. dert. (bkz. akıl derdi. 2) üstünlük derecesi. sıkıcı.saniye derece. hafiflik ve kalınlık derecesi. rütbe.i. derbend'in c. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir.süllem derece. sıkıntı. s.) dertli. 1) karşılaştırma derecesi.i. fr. yapılmakta olan.) derbentler.) acı. ısı derecesi. zaman zaman gelen dert. (f. sınır kalesi. ikinci derece. tasa. (f. (a. ayrılıktan doğan üzüntü. basamak.mirkad derece.) acı çeken.s. tutma.şer derd. tasalılar. (f. keder. (f. üzüntülü.b.şikem derdâ derd-âşinâ derdeme derd-engîz der-dest derd-keş derd-mend derd-mendân derd-nâk derd-nâme derd-perver derd-zede derecât derecât-ı cennet derecât-ı mahâkim derece derece-i gılzet ve hiffet derece. gazeteye yazma. kapalı kapı. kaygılı.müsavat derece. derd-mendân) dert sahibi. (a.nihân derd. acı. (f.) 1. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri. tabakaları. (f. dertlenen. son derece. dar geçiüer. 5. sevgiden dolayı çekilen aşk.b. miktar. birinci derece. türlü mahkeme dereceleri.) 1. yedi gezegen. dâirenin 360 parçasından herbiri.derûn derd. mihnet görmüş olan.b. kaygılı. çözüşme derecesi. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. 2.s. [Farsçada.b. tasalı.

) ağzı yırtık. (f.b. (f. [aslı "kirlenme". f r. seza. sahihi. yakalama.s.b.) lâyık. aşikâr.) uygun. münâsip.) hemen. yeşilliği bol olan dağ eteği.b. (f. merdivenin en aşağıdaki basamağı. yırtıcı arslan. Tanrı kaü.) istek. (f. . [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir]. kapı önü.s.) cömertlik. (a. aşağı inilecek basamak.c. karmakarışık. dilek.s.i. 2. regression.) boşboğaz. dereniyye der-gâh. kavrama. münâsip. izdiham. verem. kapı yeri. şimdi.a. akçe.i. en aşağı kat.i. kapı yeri.) kanadı kırık.s. (f. (a.zf. dik sözlü. belli. muztarip.derece derece derekât derekât-ı Cehennem dereke dereke-i mirkat derekî derem derem-güzîn derem-serâ deren derende Şîr-i derende dereni. (f. dilekçe.i. (f. 3. (f. işde. boşboğaz. neticeleri anlama.s.i. (bkz: çespân). Tanrı katı. (a. mevlevî tekkesi. küçük kapı.s.) para.) yırtıcı. i. şâyeste).i.b. ele geçirme. yırtan. kapı önü. iyice kavrama.) ur ile.) hemen arkasında olan. şâyeste).i. dip. o anda. en aşağı kat. tabakaları. derhör.) yavaş yavaş. 2. saray. (f.i.b.) gerileme. oyma kapı.s.) 1. (a. "büyük kapı" meç. (f. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi. iş üzerinde bulunan. dereke'nin c.b. (f.i. mevlevî tekkesi. en aşağı kadar. (bkz: darb-hâne).s. elaçıklığı. anlama.) sarraf. (a. 2.s. der-geh dergâh-ı mevlevî dergâh-ı Mevlânâ dergâh-ı âlî dergâh-ı ilâhî dergâh-ı izzet dergâh-ı muallâ dergâh-ı şerîf dergîş derhâl der-hâst der-hâtır derhem derhem-berhem derhişte derhör der-hûr derhûş derî derîçe deride derîde-dehân derîde-dehen derîde-per derk derk-i dekayık derk-i netâyic derk-i esfel-i cehennem der-kafa der-kâr (a. (f. (bkz: idrâk). (bkz: çespân.) 1. birer parça. seza. Cehennem'in en dibi. (a. (bkz: revzen).s. (f. Cehennem katlan. 2. (f. incinme. Farsça'nın fasîhi. (f.) hatırda.) 1.zf. ["derek" şekliyle de kullanılır]. lâyık. havası iyi. 2. pâdişâh kapısı.s. bilinen.) ur. (f. malûm. tekke. tekke.i. 2. yırtık. basamaklar.) 1. karışık. çok kalabalık. bir çeşit zerdali. 3.i. uygun. (f.zf.a. 3.i.b.s.) 1.) 1. (f.) para basılan yer. şişle ilgili. (bkz: sahavet). derhûş. iyice kavrama.s. derekât) 1.b.b.b.) karmakarışık.i. (f. (f.) lâyık. (bkz: derîde-dehân). 2. ince şeyleri anlama.) 1. "bulaşma" manasınadır]. (bkz: çespân. 2.s. (f. (f. (f.) yırtılmış. 2.) pencere.

kucaklama.i. (f. beceriksiz.f. (a. (f. dere derre-i asman derrî. zavallılar. yürek.b. endoscope.) bisiklete binmiş olan kimse. dermân-de'nin c. kucağa alma.) ortada. 2. (f. (bkz: kehkeşân).) içten.a.i.b. (a. çâre.b. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet.i.) 1.a.) pusuda. (a.s. kin besleyen.i.) içten pazarlıklı.) ders yeri. beceriksizler. derk'den) çabuk anlayan. ders yılı. kuvvet. bisiklet. ışıldayan.s. âciz. (f. (f.) 1.b. gözönünde bulundurmak. 2. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire. sana kim akıl verdi.i. iç ve dış. (f. Samanyolu.) bîçarelik. (f. gözönünde bulunan. gönül. içeri.h. sınıf.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul]. arada.). dersiyye Sene-i dersiyye der-uhde derûn Derd-i derûn Ateş-i derûn derûn-i hâne derûn-i dilden derûn-i şehr derûn ü bîrûn derûn-bîn derûn-dâr derûne derûnî (f.i. kişi. saman uğrusu. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife. (ibret dersi) göz açacak şey.) 1.i. (f. (a.İâç. kılıfta.) kında.s. (f.c.der-kemîn der-kenâr derman dermân-de dermândegân dermân-degî der-miyân der-miyân etmek der-niyâm der-pey der-pîş der-pîş etmek derr Lillâhi derrühû derrâce derrâce-süvâr derrâk derre.i.s. söylemek.i.b.b. yüklenme. akıl.) üstüne alma.c. 3.i.s. tâlîmat. şehir içi. öğretim yılı. direktif. (f. âcizler. 2. düşkünler.s.s. tenbih.zf. öne sürmek. (f. us payı.s.b. s.b. dermândegân) bîçâre. gönülden. (f. pusu bekleyen.) 1. iç. (bkz: derûne).s. (f.f. güzel iş.s.i.zf. "öğrenci. 2. gönül yanıklığı. derûn). ileri sürmek. ev içi.b. anlatmak. (a.s.b. mükâfatını Tanrı versin! (a. (f.f. (a. zavallı. [evvelce] talebeye. (bkz. kalb. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse.) dere. kenara yazılmış olan yazı. velospit. (a.b.) insanın boğaz.) derse ait. 2. dâhil. kına sokulmuş. ortaya koymak. dürûs) 1. güç.b. gönül derdi. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti.) ders okuyan.s. acizlik.) ardı sıra.) en önde. güzel eser. beceriksizlik. münafık. "için ateşi". eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü.zf. dersle ilgili. dürrî ders Sana kim ders verdi ders-i âm ders-i ibret ders vekâleti Der-saâdet dcrs-hân ders-hâne dersî.) bîçâreler. 3. (f. 2.a. [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. takat. düşkünlük. telkin. (a. çıkma yazı. l. .b. fr. (f. ders vermeye mahsus yer. kimse. anlayışlı. cami hocası.) parlak. gönülden.

) kapı. yeşil deniz. (f-b.s. lâzım. (f. (f. gardiyan. meç.) küçük deniz. dolaşan.b. (f.) deniz. liman. açık deniz. (f.s.zf. hiçlik denizi. havsalası geniş. ayıp. (f. 3. (bkz: deryâ-keş).s. inci çıkarılan deniz. (f. şecaat. muhkem. 3. dervîş'in c. Akdeniz. gönül yapıcı.) denizi andıran.a. i. deryûze içten. fels.s.b.b. (f. alçak gönüllü kimse. kabalık. gönülden gelen ah. iyi huylu [kimse]. gönlü yaralı derviş. içebakış. 6. fakir ve ihtiyaçlı kimse. (f.i.) yalnız kalmayı seven.) denizde gezen. (f-s. (f. coğr. (f.) 1. doğru. (f. (f. sağlam.) muhafız. şaşkın. (f.) bin adımda bir dikilmiş taş. Bahr-i ahmer. meç. gönlü büyük.) 1. .b. (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti.i.) akıllı.Âh-ı derûnî derûnî murakabe derûn-nişîn derûn-perver dervâ.) derviş olana yakışacak surette. göl. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. int-rospection. gerçek. i. meç. fr. yokluk. şehir kapısı. (bkz: deryâ-nûş).) 1.b. ters. i. umman denizi. (f. dervâh dervâh dervâze dervâze-i gûş dervâze-i nûş dervâze-bân dervâze-hezâr-gâm derviş dervîş-i abâ-pûş dervîş-i dil-rîş dervîşân dervîş-âne dervîş-nihâd derya deryâ-yı adem deryâ-yı ahder deryâ-yı ebyaz deryâ-yı esved deryâ-yı hâmile deryâ-yı Hind deryâ-yı kulzum deryâ-yı la'l deryâ-yı nur deryâ-yı rahmet deryâ-yı Rûm deryâyı-ummân deryâb deryâ-bâr deryâ-bend deryâce deryâ-dil deryâ-feyz deryâ-keş deryâ-misâl deryâ-nevâl deryâ-neverd deryâ-nûş deryûz.) çok içki içen.b. hayran. anlayışlı. zarurî.) derviş ruhlu. cesaret.i.) deniz gibi coşan. aba giymiş derviş. himmeti büyük.) dilencilik. (f. (f.) feyzi deniz gibi sonsuz. 2.s.s. (f.b. Şap denizi. Hint okyanusu.i. semâ.s. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. 5.b. şarap fıçjsı.s. 2.s.s. meç. 2. (f.) dervişler. sertlik.) 1.b.i.s. deniz gibi.a. Kızıldeniz. (f. ağız. kulak deliği.s.b.a. (f-b. gemi yapılan veya tamir edilen yer. Karadeniz. dervişcesine. gökyüzü. (f. Akdeniz.s.) çok içki içen. coğr.b. (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır.b. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse.b.) 1. utanma. 2. i.i.) bahşişi deniz gibi çok olan. (f.i. meç. okyanus.s.) kalbideniz gibi geniş olan. 2. kale kapısı. 4. başaşağı asılmış.

desâis (a. (f. (bkz: sâil). desemî.b. (bkz: dek). yavrudan beslenip alıştırılmış. el. desem (a. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş. der-zengîr (f.c. destan) 1.i.i. kör-ince kapacığı. dessâm (a. yüksek yer.) zincirde.) 1.i. üslûp. o-yunlar. desîse-kâr (a.i.b. hasta.s. kapacık.f.s.) ele alıştırılmış. ikili kapacık. oyuncu.s.s. dest-i ra'şedâr titrek el. (bkz: hayyât).i. desîse'nin c. 4. (bkz: desîse-kâr). Hurşîd.) anat. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. istibdad'ın verdiği azap. o-yuncu. zafer. desâis) hîle. hîleci. des (f. oyunlar. ve s. derzi (f.s. dessâme (a. benzer.c.i. 3.) iğne.i. (f.c. 6. yağa benzer. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta.zf. destan (f.) kapakçık.düstûr). zincire vurulu.) desîse eden.i.s. dest ü pa el ve ayak. desemiyye (a. 2.dilenci çanağı. deryûze-ger'in c. (bkz. başarılı el.) hîleci. (bkz: Âftâb. desîse-kârâne (a.) dilenciler. 5. terzi.c.) desîse edene yakışacak surette. dest-i istibdâd istibdad'ın eli.i. fayda.) eller. mevki. (bkz: destgâre). güç. hîleci. dürûz) 1. şehir ve kasaba. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler.i. dessâm-ı iklilî anat. başarılı el.f. (f-b. valvule mitrale. fr. derzen (f. Kâse-i deryûze deryûze-ger deryûze-gerân deryûze-gî derz . dekler.) dilenci. (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. oyun. kuvvet.i. (bkz: menend). dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat. lâmbda dikiş. çekişmek. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat.i. kapakçık. valvule tricuspide. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak. düşüm) yağ. tarz. oyuncu.b. menfaat. sigma kapacıkları.) hileler.i. lambdo'ide. güç. dest-âlây (f. dest-âmûz (f. (a. desîse-bâz (a. fr. 2. dest-i billur billur gibi el.) bulaşmış. dest-i âhenîn "demir el".) hîle eden. dessâmât-ı sîniyye biy.i.s. 2. dikiş yivi. fr. galebe. aldatıcı. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. yiv. dest (f. üstünlük.) yağa mensup. bulaşık el. dest-i dil gönül eli. desîse (a.f.) dilencilik.. dest-i üstâdâne becerikli.s. dest'in c. valvule ilecocoecal. el altından yapılan iş. f r.s. yağ ile ilgili şeyler. düstûr'un c. desâtîr (a. Şems). kuvvet.b. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak. Mihr. el altından yapılan işler. deskere (f. dessas (a. derz-i lâmî biy.). teskere.b. anat. fr.b.) eş. valvule. üçlü kapacık. dest-i Hakk Allah'ın eli.) dikiş ile yiv yapan.

on yapraklık altın varak defteri.i. 2. meddah. (f.) elele. el uzatan. işe hazır.b. dest-be-dest). el elden üstündür.i.) 1. demet. sarkıntılık.) destâr-bend'in c.s. sınama. (f. dubaracı. b.i. mekr. (f-i. (f. (f. (f.i. (bkz. s .b. 2 . (f.) 1.s.) destan okuyan.i. elcik.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse. 3. (f.i. 3. (f.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde.) el öpmeklik. hokkabaz. (f.) üstünlük.s.) 1. dâstân). dayanak. Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank. küçükten büyüğe verilen hediye.) hîleci.s.b. el bağlamış. zafer.b.) sank saranlar. (f.) parmağı ağızında. (f.i.) sarık saran. (f. kabza.b. sarıklı.) eli göğsünde. (f. tutacak yer.b.i.b. kuvvetlilik. f r. iğ.s.i. 2. (f. (f. . (f.) sapan ["dest-seng" de denilir].b. (f-b-i-) değnek.s. tezvîr. 2.beste dest-bûs dest-bûsî dest-bûy. (bkz: imame). (f. 2.i.b.b. el uzatma.s.b. satranç. (f.b. ücretler.b. tülbentler. ne yapacağını şaşırmış.i. Rüstem'in babasının lâkabı.i. s.b.b. (f. raks. (f. (f.) 1.) mendil. ve i. bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak. yağlık. 3. tutam. küçük el.) sank parası.b. (f.i.b. (f. (f. destar yapan.) elele. (f-b. peşin satış.s. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek. (f. incik boncuktan yapılan kol bileziği.) hîlekâr.s.b. elden ele. (f.) ufak hediye. elele tutuşup oynanılan bir oyun. el öpme töreni.b.) deneme.i. 2 . tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu. (f.b.s. hikâye. atik. destâr'ın c.) eline çabuk. 2 . el kavuşturmuş. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi].i. kıssa.s.zf. zulmeden. tülbent. sanklılar sınıfı.b. takım.) sank. g. 2. (f. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir].b. sopa. sultanların sardığı bir çeşit sarık.i. pâdişâh sarığı. bahşişler. epopee .) kuvvet.) eli bağlı. şaşkın.) 1. (bkz. dest-bûye dest-bürd dest-çâlâk dest-dırâz deste deste-çûb dest-efşân destek (f. destarla ilgili.) 1.s.zf.) tohum gibi saçılan şeyler.destan destân-ger destân-serâ destân-zen destâr destâr-ı hümâyûn destâr-ı şerif destâr-ı Yusûfi destârân destâr-behâ destâr-bend destâr-bendân destâr-çe destâr-hân Destârî destâr-pûş destâ-seng dest-âvîz dest-azmâ dest-bâ-dest dest-bâz dest-be-dest dest-be-dehân dest-bend dest-ber dest-ber-bâlâ-yı dest dest-ber-sîne dest-be-ser dest. üstünlük. masa örtüsü.i. 2. (f.) 1. (f. (f.) 1.b. 3. sanklar. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet. [maneviyatta da kullanılır].s.s.) eli başında. insan veya hayvandan meydana gelen halka. dalgın.) el öpme. hîle.) 1.

i.s.s. taş ve sâire nakline yarayan tahta.) 1. el çeken. (f.b.) 1.i.b. el ile yapılan iş.) pazarlık. 2. bir işten vazgeçen.s. 3.s. izin verin geçelim. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren.b. mahkeme ilâmı. (f. ilâç yapma konularıyla ilgili kitap.) el yazısı.) teskere. (f. sermâye.s. (f.i. fakir. müsâade edin. (f. kazanç.b.b.b.b.b. [toplantıda] baş köşede oturan. . kanun.) 1. el bıçkısı.b.i. (f. i. (bkz: mehr-i muaccel).) l .) 1. (f. avuç açıcılık. müsâade et. 6.i.b. zenginlik.). kuvvetsiz.i. (f. (f.s.i.s.b. 5. 2. 5. (f. (f.i. kimse olmasın. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey. 2. el bileziği.b. g. 2 .i. (f. dindar. iş. (f.b.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse. (f. 5. (f.Mihr. bir örgü motifi. el uzatan. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz. elinden tutma.m.b.) hediye. i.b. 3. 4. (f. i.i. müsâade. (f. çelimsiz. (f.b. pâdişâh fermanı. izin.i. kuvvet ve zenginlik.) 1.i. ayakteri.b. (f. kodeks.i. Âftâb. (bkz: dest-gâh).b. savulun!. (bkz: bâzîçe). ücret.) ele geçirmek. töre.b. 4. i. 2. 2. yedek at.s.dest-endâz destere. avuç açan. armağan. 2.b. yakıcı. yardımcı.) testi ile oyun yapan hokkabaz.s.) el açan.s. yankesici.) abdest. dokuma âleti. yardım.s.b. (f. 3. kalfa.) eli yakan.b.) el açıcılık. tezgâh. (f. erişmek. (f. Hûrşîd.) yardımcı.) elerme.) bahşiş. kazanç.b. mektubun sonuna konan imza veya tarih.b.b. kol-bağı. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse.) 1. atölye.) 1.) elbezi. (f. (f.) damadın geline verdiği ağırlık. el emeği.b.i.i.b. (f.) amele başı. (f. 3.t. (f.b.b. dilenci.) eli dar.i. s. (f.s.i.b. ruhsat. 4. dest-erre deste-seng dest-gâh dest-gâh-dâr destgâre dest-geh dest-gîr dest-girây dest-güşâyî dest-güşâ dest-güzâr dest-güzîn dest-hatt dest-hûş destî destî-bâz destine dest-kâr dest-keş dest-lâf dest-mâl dest-mâye dest-Mûsî dest-mûze dest-müzd dest-nemâz dest-nişân dest-pâk dest-peymân dest-renc dest-res dest-res olmak dest-seng dest-sûz dest-sûze dest-şikeste dest-teng destur destûr-i edviye (f.i. usta. (f. 6.) el işi.) nişanlı kız. (f. (f.i. (bkz. testi.) 1. el ile yazılan mektup. (f. (f. tezgâhtar.a. (f. bilezik.b. fakir.i. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı. deskere).) zayıf.) ezme işinde kullanılan.) el atıcı.b.b. (f.i. [bkz. (f. testere. yoksul. 2.i. (f.) elde bulunan şey. billur veya mermerden yapılmış âlet.i. hasta.) oyuncak.) elinden tutan. 2. mendil. elde etmek. 3.i.) kendi eliyle dikilen fidan.i.b. açılın. Güneş. Şems).) sapan. imdada yetişen.

i. müzahir).i. belediye dâireleri. ilâç. ele benzer. (f. (f. (a.) çöllük. hayat çölü. el gibi. yedi deva.b.i.) savaşta giyilen demir eldiven. öküzödü]. 2. kırda. (f.s.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller.) yük ve binek hayvanları.destûr-i riyazi destûrî desturun destvân dest-vâne dest-vâr. yabanî.i.s. balmumu.) bâzı kimselerce. çölle ilgili.i. (a. (f. mürdesenk. (f. ilâcı olmayan. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır. (bkz: muîn. fânilik ovası. 2. devâiyye devâir devâir-i askeriyye devâir-i belediyye devâir-i devlet matematik formülü. baston. (a-s.b. bilezik. (f. . Hz. yatıştırıcı ilâç. dâhile'nin c.i. evde gezen. yorgan.) 1.b. (bkz: deşt-neverd. dâire'nin c.) içler. evde gezen. (bkz: dellak).b. arka.) 1. dâiye'nin c. (bkz: deşt-gerd. el bileziği. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. dâhiye'nin c.) çölde. ilâçla ilgili olan nesneler. Lâr diyârına mahsus hançer.b. (a.i. (f. (a. iltiyâm-nâpezîr). (f. 3. kır.i. (a. devlet dâireleri. ovalık.b. (f.i. muavenet.s. tedbir. edviye) 1.i.) yardım. (f. 2. zift.b.s.zf. (f.t. deştpeymâ).) üste örtünecek şey.) çölde.) 1.i. felâketler. meclisin baş tarafı. ilâçlara ait. b. terementi. 2. kırda.) duman çıkaran bacalar.i. kırda. acı giderici.) şifâsı imkânsız olan.b. (a. (f. büyük belâlar.) bozkır. (bkz.s.i. dünyâ halleri. çöl. İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge. çoban değneği. vahşî. dest-vâre dest-yâb dest-yâr dest-yârî dest-zen deşne deşne-i -Lârî deşne-i subh dest deşt-i fena deşt-i hayât deşt-i kebîr deşt-i Kerbelâ deşt-i Kıpçak deşt-gerd deştî deşt-neverd deşt-peymâ deşt-zâr deva' devâ-i seb'a devâ-nâ-pezîr devâ-yi misk devâ-yi müsekkin devâbb devâc devâhî devâhil devâhin devâî devâi-d-dehr devâî. deşt-peymâ).s. (bkz: deşt-gerd. (a. 2. Dinyester ile İrtiş arası geniş step.b. (f. deştneverd). (f.) musibetler. zafer. yedi ilâç[üstübeç.) çölde. el uzatma.) desturla ilgili. 3. dâhine'nin c.i dâbbe'nin c. (f. üstünlük. (f.) 1.) 1.i. günlük. evde gezen.) hamam natın. güzel kokulu bir çeşit şeker helvası. (f. dünyâ. fırsat.s.c. çâre. el kadar.i. tutunma. ova.) hançer. tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. askerî dâireler. 2.) yardımcı.i. 2.) dâireler. (f.

(bkz. devlet-i aliyye-i Osmâniyye). devâvîn (a-i.s. dev-âsâ (f. devlet-i ebed saltanatı ebedî. devâir-i uruz coğr .s.i. duvar (a. fr. . sür'atle. devât-dâr (a. 2.) 1. kan dolaşımı.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli. mangırlar. nerden geldiği belli olmayan sesler.) ilâç tertibeden.s. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim.) mat.i.) divit.) dev gibi. devâlî (a. yazıcı. z f.i. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz.b.) 1. dolâb).f. koşarak. fr.s. deveranı (a. bir me'-mûriyete gidip gelme. seğirten. deveran (a. devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet.devâir-i husûsiyye özel dâireler. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet.zf. hızlı giden at. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar.) şâir dîvanları.s. devlet-i müebbed).).b. patırtılar. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. deviyy (a. 2. sürekli olan devlet. hızla. devânik (a. düvel) 1. deverân-ı lenf biy. hızla. (bkz: devât).) divit. damar hastalığı. Esb-i devan koşucu.) koşa koşa. dânik'ın c. (bkz: dîvân2).) gezen. deverân-ı dem biy. sebat. fr.s.f. devam (a. Osmanlı imparatorluğu. devan devan (f. devâlîb (a. 2. (bkz: devît). devânikî (a. düzen dolapları.) hek. devan (f. bir halde bulunma. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. dolâb'ın c. hızlı yürüyen. devlet-i âl-i Osman tar. baş dönmesi hastalığı. büyük dolaşım. devâr.) büyük. devlet (a. deverân-ı kebîr biy.s. devâir-i mütevâziye geo. devâ-nâ-pezîr (a.i. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey.) ilâcı.i.b. (bkz. circulation. dönel. çâre bulan.f.i.c. Osmanlı imparatorluğu. devâ-sâz (a. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları. yazı takımlarına bakan kimse. gürültüler. divitdâr.s.dîvân'ın c. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı. dönüp dolaşan.) 1. 3.) hek. devle (a. devît (f. rotatoire.) 1. devende (f. (bkz. sürme.i.i. bir dirhemin dörtte birleri. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet. çâresi olmayan. koşan.i.i. bir işe. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. devât (a. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. lenf (akkan) dolaşımı.) dönüp dolaşma. dâim olma. devha (a. s. ulu ağaç. 2. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler.) anlaşılmayan. dolanma.i. devâir-i müttehidül-merâkiz geo. varice. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları.

zaman.i. Bu makamın 7/8. dün yâya gelme.]. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı].i.) [eskiden] refah. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer. kut.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan.b. 2. 7. 3 baht.b. Türk müziğinin küçük usullerindendir. 6.s. folie carculaire. 9. kapı kapı gezip dolaşma. s. mutluluk günleri. hat. şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan. zaman. döner delilik. minyatür v. durmamacasına dönüp dolaşma.b. vezirlere.f. şehitlik devleti. büyüklük ve iyi talih.f. dönüp dolaşma.devlet-i müebbed devlet-i şehâdet devlet ü ikbâl devlet ü ikbâl ile devlet-âbâdî devlet-hâh devlet-hâne devlet-iktirân devletli. nakil. (a. [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan.c. gül mevsimi. mant. (a. tar.f.b. durmadan. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür.s.f. saadet nöbeti.) refah içinde. şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan.b.) devletin.) mevki ve zenginlik düşkünü. dünyâ gezisi. (a. 7 zamanlı ve 5 darblıdır. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. pâdişâh damatlarına verilen unvan. hükümdar. bir şeyi başkasına teslim etme. mutlu. çağ.t. (a. devletli).b. mitoloji çağı.i. (a. dönme. 4.-lü devletli! inâyetlü devletlü necâbetlü devletlü re'fetlü devletlü semâhatli devletlü siyâdetlü devletlü utûfetlü devlet-meâb devlet-medâr devlet-mend devlet-yâb devr devr ü teslim devr-i âlem devr-i bâtıl devr-i cünûn devr-i dâim devr-i devlet devr-i dil-ârâ devr-i ebvâb devr-i esatir devr-i felek devr-i gusmâ devr-i gül devr-i hindî devr-i ikbâl devr-i inhitat (bkz: devlet-i ebed).s. kader. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır.s. dünyâ seyahati. devlet zamanı. refah içinde. tas. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti. saadet ve nîmet sahibi. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli. sarayın kızlar ağasına verilen unvan. cercle vicieux. ululuk. belâ günleri. güle güle. zenginlik. konak. [tezhip. musibet. edvar) 1. talih. kısırdöngü.b.).]. (bkz.) ev. müşirlere. (a. fr. mutluluk. 3. gerileme dönemi. fr. fels. birini uğurlama sözü. (a.b. muz.i. baştan sonuna kadar okuma. 5. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır.b. aktarma. 8. 4.s. (a. mevki. en hoş zaman.f. (a. talih. biri. . mutlu. bir şeyin etrafını dolaşma. büyük rütbe. gönlü hoş eden devir.b. büyük saadet. 2. (bkz: devlet-yâb).) g. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir. muz. (bkz: devlet-iktirân). bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri. Mekke şerifine verilen unvan.

casus. (f. (a. dönme. [Bektaşi tâbirlerindendir]. * dönem. Türk müziğinin küçük usullerindendir. (a-i-) dünyâ. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. (a. dünyâ. 2. tevşîhler. devir suretiyle. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. talih. b i y.) l. coğr. devrât) 1. Muhammed'in yaşadığı Çağ. dönüş. muz.c. lâle devri. [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan. 14 zamanlı ve 6 darblıdır.) 1. bir önceki hükümet.s. Türkü. peşrevler ölçülmüştür. geçmiş dersleri hatırlama. mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. kuluçka devri. devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları. kader. bir ay içinde ayın dolaşması. 2. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. Hz. kavs-i urûc.b. [buna "Sultan Veled Devri" de denir].i. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. II.) devrederek. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür. karatavuk. bir şeyin fırdolayı etrafı. tar. tevşîh. hastalığın ilerleme dönemi. bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi. şarkılar. Peygamber'in devri). kenarı. hek. (a. 3. devir. ilerleme dönemi. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri.zf. 3. devrân ile ilgili. gezici karakol. bülbül. eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan.devr-i isnâ-aşerî devr-i istibdâd devr-i kamer devr-i kamerî devr-i kebîr devr-i lâle devr-i mihnet devr-i râbi' devr-i revân devrî rüzgâr devr-i saadet devr-i sabık devr-i saltanat devr-i tefrih devr-i terakki devr-i tezâyüd devr-i turan devr-i Veledi devr devrân devre devre-i âliye devre-i arşiyye devre-i ferşiyye devre-i ibtidâiyye devre-i kasire devre-i mutavassıta devren devr-hân devrî. kısa devre. Bu usul ile kâr.i. 2. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. ilâhiler. dönemli yel. zaman. 2. devriyye Sene-i devriyye devriyye on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir.f. vent periodique. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur]. muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir. eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. z f. felek.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. Türk müziğinin büyük usullerindendir. pâdişâh devri. (a. lâle mevsimi. yıl dönümü. şarap kadehi. fiz. besteler. âhır zaman (Hz. hafiye.i. geceleri dolaşan kol takımı. terakki. Bu usul ile âyîn-i şerifler. muz. fr. kârlar. devir ile. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında . (a.) 1.s. ay devri. 3. zaman zaman.

b. 2. devr'den) devreden.i. Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi. huk. Irak'ta Kûfe'ye 42 km.c. (a. deyâcîr) çok karanlık. gelenek.) deylemliler. i. (a. huk. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. (f.i.i. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek. Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır. Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. (a. Fırat'ın batısındaki bir manastır. Kûfe'ye 42 km.) 1. Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. 3. şitâ). (f. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır. huk. (dar kilise) meç. manastır.s. i. (a. devam. zalâm. kilise. Dünyâ.i. insanlık âlemi. 2. Cenâbıhak. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç.i. Güneş aylannın sekizinci günü. deylem'in c. (f. bir melek adı.) pergel denilen geometri âleti.h.s. duyûn.i. (f.) dâimlik. hüzünlü. Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı. âdet.) kış ayı.) karanlıklar. (bkz. Irak'da Küfe yakınında bir yer. Güneş yılının onuncu ayı. mecusî mabedi. meç. eski usul. her Güneş ayının 23 üncü günü. zulmet). 3.c. çok dönen. meyhane. usul âdet. süregelme. uzaklıkta bulunan bir manastır. uzaklıkta.h. Irak'ta Bağdat'ın 55 km. ve onu idareye me'mur sayılan melek. Dünyâ. 3. kış. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç. (bkz.h.i. düyûnât) borç.) Tehmûres'in lâkabı. . edyâr) 1. bu dünyâ. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır. karanlık gece. 2. [bu] dünyâ. deycûr'un c. tasalı dünyâ.i. (a. ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı. (a. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8.) 1.i.i. (a. deydene deydene-i dîrîne dey-mâh deymûmet deyn deyn-i gayr-i sahîh deyn-i hâl deyn-i lâzım-ı sahîh deyr deyr-i Abdurrahmân deyr-i kunna deyr-i kurrâ' deyr-i mihnet deyr-i mugan deyr-i mürrân deyr-i semân deyr-i teng deyr-ül-âkul deyr-ül-aver deyr-ül-bahrî deyr-ül-Caslîk deyr-ül-cemâcim istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan.devriyye mevleviyyeti devvâr Çerh-i devvâr Felek-i devvâr devvâre dey deyâcîr deybâdîn Deyâlime deybâvend deybâzer deycûr Şeb-i deycûr deyden. (a.c. meyhane. Bağdat'ın 90 km.

dikkenar. Eskikale köyünde bir manastır. (a.i. adla') 1.' (a. Teb'de bir yer. manastır ile ilgili.s.) kulağı uzun. ayrıt. (a. (a.i. defâdı') kurbağa. fr. 2.i. (bkz:çağz) (a. esed.s. güldüren.i. (f.) azı dişine ait.h. dün ve yarın.) iri.i.) manastırla ilgili.) gülme. Lübnan'da bir kasaba. s. derâre). şîr).f.i. 2 . (a.b.i.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse.f. geo.c. kalın olan şeyler. geo.b. (f. ökseotugiller. deyr'den) manastıra mensup.) 1.) uzun. (bkz. (a. (f.s. kırıntısı. 2. azı dişi ile ilgili. (a. baş.i. (bkz.i.) arslan.i. XII. (a. ileri gelen. Dimişki). dünkü gün.i. (a. destek. (a.i. (a. (a. . pek dar yer. mat. manastır sahibi. tavşan.i.) zool. (a. arete.c. Suriye'de bir şehir. daraka'nın c. anat.) el uzunluğu. (bkz.i. güldürücü (a. bir kimse.) manastır.). duru') cenkte.) deriden yapılmış kalkanlar. (a. (a.) pek dar. her şeyin ufalmışı.s.) zool. şirden denilen bağırsak.) insanın güleceğini getiren. gazanfer. 2.i. (a.b.).b. erime hastalığı.i. savaşta giyilen zırh. yüzyıldan kalma kral mezarları. kenar.) bot. (bkz.i. Tanrı. kurbağagiller. (a. 2. (bkz: zıbâbiyye). manastır adamı.) 1.i.s.s. cevşen). Nil'in batı yakasında. (a.i. adrâs) azı dişi. tura.c. darâgım) arslan.c. payanda. kilise. (a. a. (a.s. dırâ'. kurumsak. kırbaç. (f. (f. kaburga kemiği. el uzatan. (a.c. bir fert.Ö. hâkim.) dün. (a. haydar.s.) mükâfatlandıran veya cezalandıran. binaya vurulan direk. [aslı "derâz" dır]. (a. biri.i.) Şam. Mardin ilinin güneydoğusunda. (a. ("ga" uzun okunur.) ökse. (f. incesi. (bkz: diraht). (bkz: tâziyâne).c. dahm'ın c. anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği. anat.) ince ağrı.i.i. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği.s. dırsıyye dıyyık Mekân-ı dıyyık dî dî ve ferda diâm.s.) 1.) uzunluk. (a.deyr-ül-gebrevî deyr-ül-Kamer deyr-ül-Medîne deyr-üz-zaferân deyr-üz-zûr deyrânî deyr-hâne deyrî deyyân deyyâr deyyus dıbâbiyye dıbkıyye dıfda' dıfdaiyye Dıhâm dıhk dıhk-âver dıkak dıbk dıkk dıl' dıl'-ı kaim dıl'-ı kâzib dıl'-ı mücessem dıl'-ı sahîh Dımışk Dımışki dır' dıraht dırâk dırâz dırâz-dest dırâz-gûş dırâzî dırgam dırgame dırra dırs dırsî. diâmet yukarı Mısır'da M.i. 1.

dîde-gân) 1.b. i. kan saçan göz. göz. zarar görmüş.b. görme. (a. gözcü.i.b. meç. görülmüş.) sepicilik.yüz. ağlayan göz. çiçekli bir çeşit ipek kumaş.) gözüne uyku girmeyen. g. dücâce). kan ağlayan. (a.s. 3. zool. sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli. 4. nöbetçiler. dücüc) tavuk. canfes.c. nöbetçi.i.) 1.) ufak solucanlar.s. 2. (a. çeşm). hürriyetin güzel yüzü.i. (f. 3.s. dücüc) bkz: decâc.) gözcünün bulunduğu yer. kırmızı şarap. (f.i. gözleyiciler. yedi gezegen. s. bekçiler. gözcü.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş.) dîde-bân'ın c.b. dallı. temiz yüz. bağırsak kurtlan. 4. dücâc). 2) bir çeşit üzüm.i.s. meydanda. lütuf görmüş. (bkz: çeşm-i siyah).b. şeritler. 2. doğruluğu gören göz. astr. 2. [evvelce] gümrük kolcusu. (bkz: mukaddeme). gözucu. (f. gezegenler. kara göz. Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş.s. dîde-gân) görmüş.b. gözcü.i.c.) başlangıç.) görmüşler. süslü bir ipekli kumaş. (f. (f. 2. kolcular. lütuf görmüşler. (bkz: decâce. (f.s. (bkz: ayn. bir yazı sitili. Hûrşid. Şems). (f. 2. (f. çehre. Güneş. (horoz gözü) meç. (a. (a. bekçi.) ipekli kumaş dokuyan. [evvelce] gümrük kolcuları. kadın adı. gözbebeği. frenk canfesi.b. (f. mahmur (bakışlı) göz.c. (bkz: dîde-bân). . göz. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. görüş kuvveti. gözcüler.i.) gözetici. (a. kurtçağızlar. 5. gözün nuru. kanlı yaş döken.c. Zühal (Satürn) gezegeni. görüşme.) göz aydınlatan. Mihr.i.c. dûd'un c." (f.i.) l. s.b. şeritler. canfes kumaş. (f. sevgilinin yüzü. önsöz. doğruyu. (f. yaşlı göz. debâbîc) 1.i. dîbâ. açık.) 1. gözleyici. kolcu. (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek.i.s.i. gören göz. -dîde'nin c.) "gözü yolda" bekleyen.dîbâ dîbâ-yi frenk dîbâ-yi Hindi dîbâ-yi münakkaş dîbâ-bâf dîbâc dibace dibâgat dicâc dicâce dîdân dîdân-ı em'a dîdân-ı haytiyye dîdân-ı şerîtiyye dîdâr dîdâr-ı hürriyyet dîdâr-ı pak dîdâr-ı yâr dîde Nûr-i dîde dîde-i bînâ dîde-i gâv dîde-i giryân dîde-i hakk-bîn dîde-i hûn-bâr dîde-i hurûs dîde-i mahmur dîde-i siyah -dîde Lûtuf-dîde Zarar-dî-de dîde-bân dîde-bân-ân dîdebân-ân-ı âlem dîdebân-ân-ı çihârüm dîde-bân-ı felek dîde-be-râh dîde-bî-dâr dîde-dâr dîde-fürûz dîde-gâh -dîde-gân Lûtuf-dîde-gân (f. (bkz: Aftâb.

muhabbet kazanı.s. (f. taşmış.) 1. (f. [aslı Farsça "dih-gân" dır].) çömlek.) başka defa.) dar olma.b.i. 2. (f. ölmüş.) göz alıcı. (f. incelik. meç. (f. ikîîl).b. değişmiş. ("ka" uzun okunur. darlık. a.h.*j dihât oUj dih-çe dih-dâr dih-gân dih-hüdâ dihî dîhîm Dihistân di his dihkan dihkanî dihlîz dîk dîk-i ebyâz dîk-ül-arş dîk dîk-ı nefes dikak dîk-efrak dikkat dikkat-i nazar dil dil-i âvâre (f.s.) bir kimsenin sevincini.i. aşk tenceresi.s. (f. doğruluk. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. işten anlar. g.s. başkaları için yaşayan kimse. göze benzeyen. ("ka" uzun okunur.s. ihsan. (f.) veren. (f. (f.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan.b.) göz gibi. (f. (a. taşkın. kırmızı sahtiyan.i. (a. dâhim. başka zaman.i. [bkz: dîger-bîn).) incelenmiş. (f-b.dîdeler-rûşen dîde-nümâ dîde-pûş dîde-rübâ dîde-ver dîg dîg-i cûşân dîg-i sevda diğer.b.) sürünülecek yağlar.) dakiklik. utanç verici.i. (bkz. (f. bâr dîger-bin dîger-gûn dîger-kâm dîger-rûz dih -dih Ârâm-dih Haclet-dih dîh dihân .) köy. ehemmiyet verme.i. ince eleme. dihât) 1. (bkz: dîh). köy ağası. ince arama.s.s. dîh'in c. (a. toprak tencere. dih-dâr).) Esterâbâd denilen kasaba. ufalmışlar. bozuk. (f.) başkalarını düşünen. efser.i. verici. (dühn'ün c. Cennet'te bir kuş. (a. çiftçi. 2.s. kalb. altruiste. (bkz: dihhudâ). dîger dîger.b.) köy ağası. gönül.b.).c.i. başkalaşmış. dehlîz).i.i. 2.i. diyeke.s.t.i. ("ka" uzun okunur. (f.b.s.) başka gün. serseri gönül. (f.) verme.i. s. bakış inceliği.) taç.i. küçük köy. (f.) iyi gören. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek.) 1. köylü. atiyye). köylü.) çatal ibikli horoz.i. 2. köy kâhyası. köylülük.) köylü. bağışlama. (f. (bkz: dahîm. (f.i. a.b. (f. öteki.i. edyâk) horoz. köylü. karye. (f.) 1. yürek.i. çiftçi. veriş. başka.i.) rençberlik. dakik'in c.b.) diğer. . (f. utandırıcı.) "gözü kapayan" rüşvet. 2. f.) 1. (bkz.i. nefes darlığı. rahatlık veren. (f. "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek.) köye mensup. (f.b. ekinci. fr. taşan tencere.b. (f. köy.) köy ağası.) köyler.s. çiftçilik. karye. tıknefes.) 1.c.i. (a. (a.b.zf.b.s. (bkz: dihkan). (bkz.

(f.b. diri ve uyanık gönül. gönül. (f. yaralı gönül. yürekli.s. muz. i.) gönül eğlendiren. kalbi kırık.) dilberler.b. ateşli gönül. ırmakların gönlü.) 1.) yiğitler. güzele.s.s.s. 2. güzel.b.b. sevdalı gönül. (f.s. merhametsiz yürek.i. hasta gönül. deli gönül. dilâverân) 1.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. muz.s. yıkık. mandıra. yan.) gönlü rahat. dilber'in c. i. ağıl. gönül çeken. göze hoş görünen. gece yansı. dil-i nizâr dil-i zinde dil ü can dil-i zar dil-i derya dil-i şeb dîl dil-âgâh dil-ârâ. gönül alan.b. zavallı gönül. meftun olan. (f. yüreği sıkan. dil-berân) 1. (f. güzel.s. gönlü rahat. nokta. i.c. 2. 2. kalbi uyanık. güzellik.zf. (f. (f. avutan. temiz gönül.i.dil-i bî-karâr dil-i bî-mâr dil-i dîvâne dil-i inhâr dil-i hâk dil-i mecruh dil-i nâlân dil-i nâ-mihribân dil-i nâ-şâd dil-i pak dil-i pare pare dil-i pür-âteş dil-i sâd-pâre dil-i sengîn dil-i sevdâ-nihâd dil-i sevdâ-nişân dil-i sûzân dil-i şeydâ dil-i vîrân dil-i yek-vücûd dil-i zar.b. ateşli gönül.s. (f.b. mezar.c. paramparça olmuş gönül.) gönülden vurgun olan.) 1.b.b. kadın adı. bilgin. (f. kalbi meftun eden [güzel]. (f. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. orta. inleyen gönül. toprağın aln. dil-ârûm dil-âsâ dil-âsûde dil-âşûb dil-âşüfte dil-âver dil-âverân dil-âvîz dil-âzâd dil-âzâr dil-âzürde dil-bâz dil-bend dil-ber dil-berân bil-berâne dil-berî kararsız gönül.bs. gönülü karıştıran. güzel söz söyleyen. gönül kapan. 2.) 1.) dilberlik. gönlü alıp götüren.) dilbere. i.s.s. (f. kederli.s. dil-âver'in c. paramparça olmuş gönül. (f. (f. cazip. güzeller.) gönlü rahatlandıran. yiğit. harap gönül.s. 2.) gönül bağlayan. gönül okşayan.s.s. gönüle asılan.) 1. kalp kıran.b.b. yanık. 3. deli gönül. denizin ortası. dertli gönül.s. yürekliler. .b. (f.s.b. sevgiliye yakışır surette. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri.) gönlü incinmiş. (f. 2. erkek adı.b. kederli gönül. (f. gamlı gönül. yüz parça.) gönül inciten. merhametsiz. kalb. taş yürekli. parça parça. sevdalı gönül. akıllı. hatır kıran. (f. gönlü dinlendiren.) gönül anlar. gönüle sıkıntı veren. (f. gönül ve ruh. kız adı. 2. zavallı gönül. (f.b. 3.b. tek parçadan yapılı gönül.

s.s.) gönül delen.hüseynî ve ikinci .s. (f. alımlı.) gönlü geniş. muz. ıstırap. tırmalayan.s. iç a-çan. sevinçli. (bkz: mecrûh-ül-fuâd). (f.b.b.s.a. cesur. (f. 2. i. (f.) gönül tutan. inleyenler. dil-figâr dil-efrûz dil-efzâ dil-ferâh dil-figâr dil-firîb dil-fürûz dil-germ dil-gîr dil-güdâz dil-güşâ dil-güşâde dil-güşte dil-hâh dil-harâb dil-hâste dil-haste dil-hırâş dil-hûn dil-hurrem dil-hûş dilîr dilîrân dilîrân-ı nîzedâr dilîr-âne dilîrî dil-keş dilkeş-hâverân (f. gönül açan. yüreği sevinçli. gönül.s. birinin gönlünü almış. hasta gönüllü. gönüle ferahlık veren.) gönlü hasta.c.i.i. kırılmış.) 1. (f.s.s.) gönlü şen.s.) gönlü ferah.b. ve i.b. (f.) 1. (f. kalbe sıkıntı veren.b.s. 2. (f.b. dilîrân) yürekli. gönül vermiş.b. (f.) gönül arayan.s. sevindiren.) gönlü yaralı. (f. gönüle eziyet veren. yüreği rahat. (bkz: dil).) gönül bağlamış.) !.i.) iç açıcı.s. muz.) gönlü kızmış.) gönül aldatan.b. (bkz: dil-fürûz). âşık. (f. (f.) 1. mertlik.) gönül aydınlatan. cesurlar. (f. yüreklilik.b. gönül çekici. gönül çeken. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].b.b. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur.) heyecanlı.) inilti. ıztırap çekenler.s.b.) yürekliler.b. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam. Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan.b. inleyiciler. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam. (f. âşık.s. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil. muz.b. (f. (f. (f.b. (f.s.) yürek eriten. âşık.s.s. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır. (f. kalbe ferahlık veren.) gönlü yaralı olan.) 1. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. 2. (f. dilîr'in c.s.b.) içi kan ağlayan.) gönül çalan.) gönül isteği.i. (f. mızraklı yiğitler. (bkz: dil-dâde). i.b.). yiğit.) muz. kırgın.dil-beste dil-cû[y] dil-çâlâk dil-dâde dil-dâr dildil dildil-künân dil-dûz dil-düzd dile dil-efgâr.b. (f. (f. mertce-sine. (bkz: cân-hırâş). (f. âşık. (f.c.i.b. yiğitler.b.b.b.s.) 1.s.s. (f.) yürek parçalayan.) gönlü ölmüş.s. gücenik.b. yüreği ölü.s.b. (f.b. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır.s. (f. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir. (f.b. (bkz: dil-efrûz).s. 2. (f. Bu makam. gönül sahibi.zf.b.b. muz. (f.) yiğitlik.) yiğitcesine. sıkıntı.s.b. 2. (f.s. (bkz.s.s.s. kalbe batan. (f.i. 2. sevgili. yüreği rahat. (f. 2. dil-hâh). öfkelenmiş. (f-b.) gönlü hoş.) 1. gönül dileği. (f.) gönlü yıkılmış. (bkz: dil-beste). cazibeli.

(f.) gönlü kırık. (f. (f. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur.s.s. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır. Güçlüler.) yüreği yaralı.s.s. dil-pezîr dil-rîş Dervîş-i dil-rîş dil-rübâ dil-rübûde dil-sâz dil-sîr dil-sitân dil-siyâh dil-sûhte dil-sûz dil-şâd i dil-şikâf dil-şikâr dil-şiken dil-şikeste dil-şüde dil-şüküfte dil-teng derecede -hüseynî'nin durağı olan. (f.b.s.) gönüle hoş gelen.) yüreği dar.s.b. sıkıntılı. (f.b. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.b.s.s. si için küçük mücenneb bemolü ve do için bakıyye diyezi ilâve olunur. (f.b.s.) gönül yapan. gönül alan. (f.s. (f. (f. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere. muz. (f. vuran.b. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh. (f. kederli.s.b.) kalbi.s. (f. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır.) gönül okşayan. muz. i.s.i. hüzünlü. (f. dertli. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.b.b. A. (f. (f.s.s.) gönül alan ve zapteden güzel.) 1. kınk gönüllü. A.) gönlü gitmiş.b. (f. (bkz: dil-zede).) gönül kinci.) 1.s. Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. hoş lâtif.b.s.) gönlü kara.b. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir. Bu makam. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak. sevinmiş. [aslı "dil-nevâz" dır]. dokunaklı.) muz. gönül yakan.b. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan.s. (f.).) yüreği yanık. vurgun. i. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.) gönül okşar-casına. yürek yakıcı. çok acıklı. gönlü ölmüş.b.b. (f. her şeyden elini eteğini çekmiş.b. (f.) gönlü zedeleyen. . tahminen iki asırlık bir makamdır. b. dil-sûhte).s. gönül kapan.) gözü gönlü tok.i. duygusuz.) yürek delen. gönül okşayana yaraşır yolda. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî. i. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup. (bkz.s. gönülde yer tutan. (f. Umumiyetle inicidir.) 1.b. gönlü yaralı derviş.b.) gönlünü kaptırmış. (f.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür. kederli.b. (f.) gönlü açılmış. muz. (f. (f.) gönül avlayan. 2.b.b. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır.s. gönlün beğendiği.b.) gönlü hoş.s.b.). 2. 2. (bkz: dil-teng). kendine meftun eden.s. âşık.) gönlü ölmüş. âşık.b. (f.dil-keşîde dil-kûb dil-küşte dil-nıürde dil-nişîn dil-nüvâz dil-nüvâzâne dil-pesend.

f.s. (a. (a. dîniyye Ulûm-i dîniyye Akaid-i dîniyye dîn-penâh Pâdişâh-ı dîn-penâh dîn-perver dîn-şiken dîn-şikenâne Akvâl-i dîn--şikenâne dîr dîr ü dırâz dîr ü zud dirahş dirahşân Mîr-i dirahşân (f. gönül darlığı.) vurgun. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. beyin.b. (a.b.i. [tezhip.f. (f. pek istekli.i. uzun uzadıya. (a. (din inanışları) din dersleri.fz.s.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse.) iç sıkıntısı. yüz.s. (a. (f.f.) dîni koruyan.) dindarlık. (a. dimâgiyye dimâr dimen ı Dimişk Dimişki Dimne dimne dîn dîn dînâr dîn-dâr dîn-dârâne dîn-dârî dînen dîn-fürûş dînî. dem'in c. (a.) parlak.f. 2.s. s.s. (a. parlak. âşık. Şam'la ilgili. parlayan Güneş. akıl. (f. dîne zarar verecek surette.c.) süprüntülükler.c. fikrî. dîne karşı koyan.s.) helak. dîni koruyan. şuur.b. dimen) süprüntülük.i. eski. çehre. dîni arkalayan.) dîni kıran. (a.) yanak.b. minyatür v. dimağa mensup.zf.i.i.b.) anat. edmiga) 1.c.) kanlar.) dinle ilgili olan. (a.i.zf.) çakal adı.) dîni kıracak. (f. parıltı. (bkz: dür). (f.s. 2. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup.b.i. 3.b.i.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde.) gönlü susamış. uzun müddet. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur. çoktan. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya.f.].s.i. (bkz: dil-rübûde). bilgin.i.s.) nur. Şam'a ait.i.f.i. (a. (a. (a.dil-tengî dil-teşne dil-zede dil-zinde dîm dimâ Sefk-i dinin' dimağ dimağ-çe dimâgî.) Şam.) dince. (bkz: huş). din bakımından. (bkz: Şâmî).b. (a.i. parlayan.) 1. (a.s.) gönlü ditilmiş.i. ışık.f. (f. hat.) 1. bir Fransız frangına denk olan sırp parası.s.) dîne hizmet ve yardım eden.zf.) 1. 2. (a.f. dimne'nin c. 2. (bkz. geç ve çabuk.b. (a. .s. beyincik. (f. (a.i.) iki yüzlü. canlanmış. (a.h.c. dîne zararlı olacak şekilde sözler. 2. kan dökücülük. mürâî). dîne destek olan. ziya. [aslı "durahşân" dır]. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma. zihnî. (a. güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt.b. dimağ ile ilgili.b. 2. (a.f. mahv. (f.b.) 1. dîne destek olan pâdişâh. (din bilgileri) din dersleri. uzak. her Güneş ayının 24 üncü günü. denânîr) 1. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası. i. (bkz: mağz). geç. (h.

istirahat. (f. saf gümüşten ibaret olup.s. (f.) ağaçlar. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem. dîrîne Âyîn-i dîrîn (f. eyvahlar olsun! eski kadîm. şerîata göre. esirgeme. tutma. halk arasında alınıp verilen dirhem. gümüş para. ışıklı. bilgili. üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç. 2.c. karışık olmayan dirhem [gümüş para]. (a. önleme. mehirde. f. [aslı "durahşânî" dir]. derâhim) 1. orta boyda olan. ondört kırattan ibaret dirhem.dâr'ın c.) evler.i.i.) bekleme. (a. 1. ah.) zekâ. yemişli ağaç. ("ga" uzun okunur.i. başka mâdenlerden oluşmuş. (f.) dirayetli. onaln kırattan ibaret dirhem.) ışıldayan.i.i. gümüş para. ve zf. hasat. zekî.) para ile alınmış.b.b. diyette. para. parlaklık. kavrayışlı.b.i. bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke.zf. 2. 3. parıldayan. (f.) ağaç. (bkz.s.) 1. dirhem.i. [zekâtta .b. (f. (f.) bayrak. aman.f. orakçı. 3. bozuk. gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun. (f. men'etme.) dirayetli. gümüş ve altın para.s. karışık dirhem. Meryem'in altında oturduğu ağaç.) zekî. (f.b.b.dirahşânî dirahşende dirahşendegî diraht diraht-i Meryem diraht-i meyve-dâr diraht-ı Vakvak dirahtân dirahtistân dîrân dirayet dirâyet-kâr dirâyet-kârâne dirayetli dirâyet-mend dirâyet-mendâne dîr-bâz direfş direfş-i Gâvyânî direfşân Dürr-i direfşân direm-güzîn direm direm-hırîde direm-serâ direng direv direv-ger dirhem dirhem-i ceyyid dirhem-i hâlis dirhem-i mağşuş dirhem-i örfî dirhem-i rayiç dirhem-i şer'î dirhem-i züyûf dirhem ü dinar dirîg dirîga dîrîn. (f. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir]. dirâyetkâr olana yakışır yolda. diş.b.) .) parlaklık. kavrayışlı. eski okkanın dörtyüzde biri. kavrayış. diyer).) 1. yemiş veren. akça. (a. parıl-dayıcılık.i. (a. parlayan inci. (a-i.) dirayetli bir şekilde. (bkz: dirâyet-kârâne). 2. yazık. sancak.i. para basılan yer. (bkz: durahşân). (f.b.s. diraht'ın c. (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak]. (bkz: dirâyet-mendâne). (f. (bkz: aram). 2.s.f. e.zf. kavrayışlı. (a.t. bilgili.) ağaçlık yer. (f.) ışıldayan. 3.) uzun.s.) sarraf.) ekin biçme. (f.i. eski töre. 70 tane arpanın ağırlığı. bilgi.) yazık. (bkz: seçer).zf.i. (f.i.) darphâne.f. eyvah. gecikme.) ekin biçen.s. (f.s. uzun müddet.) dirâyet-lilikle.f.i. . parıldayan. (f. nurlu. (a. (a.i. bilgili.

s.) şahıs. Askerî Yargıtay. (a. mantar gibi şeyler. elbise. çok merhametli.s. 2.) dün.i. anat.s.i. (f.b. büyük meclis. askerî mahkeme. âhiretteki hesap günü. üste giyilen kaftan. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi. 2.) deli. yatak çarşafı.Bende-i dîrîne dîrûz disâm -disâr Merhamet-disâr disâr dîse dî-şeb dîv-i âhenîn-beden dîvân dîvân ö dîvân-ı ahkânı-ı adliyye dîvân-ı âm dîvân-ı âlî dîvân-ı deâvî nezâreti dîvân-ı harb dîvân-ı harb-i örfî dîvân-ı hâss dîvân-ı haysiyyet dîvân-ı hümâyun dîvân-ı riyaset dîvân-ı temyîz-i askerî dîvân-ı ilâhî dîvân-ı Fuzûlî dîvân-ı Hakanı dîvân-ı kebîr dîvân-çe dîvâne dîvân efendisi dîvâne-gî dîvâne-res dîvâne-rev dîvâne. (bkz: dîvân kâtibi). (a. başkanlık kurulu.) küçük şiir mecmuası.f.b. (a. (f.) geniş sofa salon.) 1. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi].i) huk. sıkıyönetim mahkemesi.) devler.) divanelik.) delicesine hareket eden.i. cin. (a. [bu mecliste. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua. (a. (f.) huk. çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. kapak.c. şişe kapağı.s. *yargıtay.i.f. 2.b. (bkz: Şems-ül--Hakayık).i.i.) eklendiği kelimeye çokluk. devâvîn) 1. (a.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu].i. çılgın. bolluk mânâsını verir. demir gövdeli dev. .i. harp dîvânı. (dîv'in c. alık. pâdişâhın başkanlık ettiği meclis. (a.i. onur *kurulu.c.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu. dev. kapacık. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur].b. yüce divan.hâne eski kul. 2. (f. (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri. (a. Fuzûlî'nin dîvânı. (f. kazaskerler.) delicesine hareket eden. halkın katıldığı meclis. budala.) 1.b.f. 3. şeyhülislâm. (f. düşür) 1.i.b. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru. şeytan. (f. delilik.i. (a. kişi.b. Hâkanî'nin dîvânı.i.b. sadrâzam.t. (a.

cinci.s.i.s. (f.) diyetler. hıkka ve cezea denilen develerdir]. sur.) l. (a.s. din duygusu. (a.h. dîvanla ilgili. (f. evler.b. diyet'in c. korkunç tabiatlı.i. (bkz: mecenne). Osmanlı ülkesi.i. (bkz. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki).) 1. (f. özlem diyarı.) Tehmûres'in lâkabı. güve. iri yan. (a. kasırga. (a.i.b. s. cinnet. 4. Anadolu. kötü.b. dubara.) deve ait.) dev yavrusu. (a. (f.) diyanetle ilgili.i.i. hîle. dîvâniyye Hatt-ı dîvânî Menâsib-i dîvâniyye Dîvânü Lûgat-it-Türk dîvâr dîvâr-ger dîv-âsâ dîv-bâd dîv-beçe dîv-bend dîv-câme dîv-çe dîve dîvek dîver dîv-gîr dîvî dîv-lâh dîv-sâz diyanet diyânet-kâr diyânî diyar diyar.) ağaç kurdu.) 1. ağaç kurdu.i. (f. (f. [bu neviler bint-i mehad. dindarlık.i. dâr'ın c.) ipekböceği. (bkz. dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı. (a.) renk. din. devâlîb) 1.s. dev gibi. dîvân efendisi). (f. muhasebat dîvânı.b. (f. (a.i.b. başka memleket. dîvan kalemin deki me'murluklar.) duvar. 2. 2.) horozlar. murakabe altında bulunduran yüksek kurul.s.dîvân-ı muhasebat dîvân kâtibi dîvânî. (a.t. şiddetli rüzgâr.) cin tutmuş.b. (bkz: dîv-çe1) .i.b.b. (f. (f. 2.) dindarlıkta gayretli olan. 4. (f. 3.) duvarcı.i. bot.i.i. güve. (f.) kale.i. (a. b. (bkz: edyâk).b.i. dâr'ın c. (f. delilik. özlenen ülke.i. 2 . huk. diyât) kan bahası. 5. gurbet ili. huk. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir. (f.i.s.) 1. (bkz: levn). (f. (f.f.b. 2.i. yabancı haneler.i.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi.s.).ahar diyar-ı gurbet diyar-ı küfr diyar-ı Rûm diyar-ı tahassür diyât diyeke diyer diyet diyet-i kâmile diyet-i mugailâza dîz. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz. (a.i. (bkz: dîrân). bint-i lebun. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. zool.) evler. arka kaşağısı. (a. [Farsçası "dûlâb"dır]. (f.i.b. dîze diz diz-dâr dolâb Sayıştay. dönen. 3. (f. sülük. devle ilgili. islâm ülkelerinden gayri yerler. memleket. ülke. dek. 2. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir. (a.c.) dev gibi. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark.i.) dîvâna ait.) 1.) kale muhafızı.i.) .c. cin çarpmış. devreden. . Mahmûd [Kâşgarlı-J ). dîk'in c.).) ev sahibi. devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol.

i. büyük kadeh.f. (bkz: dûde).i. trişin. dîdân) kurt. birini çağırma. (bkz: zucret-ver). inilti. büyüklük. zool.b. zool. (a.b. zool. krizalit. bir yere gönderme.) 1. iplik gibi ince uzun bir kurt.) iç sıkıntısı. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan. dua okuyucu. yürekten çıkan ah. (a. sivri kuyruk. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt. zool. metres. nikâhsız kan veya koca.b. böcek. gurur. domuz şeridi. kırmızı renk elde edilen böcek.) sıkıntılı. 3.b. (f. dost'un c. zool.) 1.b.i. fr. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır.s. dua edenler.i. ed'iye) 1. (a. 2. zool. hakîkî sevgili.i.) dostluk.s. uğramış.f. sevilen kimse. kelebek. (bkz: giriftar).dost dostân dost-âne dost-dâr dost-gâhî dostî dost-kâm dost-kân dost-kânî dû' dua' duâ-yı hayr duâ-yı müstecâb duâ-gû duâ-gûyî duâ-hân duâ-hânî duât ducret ducret-ver duçar dûçâr-ı hayret ü ıztırâb dûd dûd-i ciğer dûd-i çerağ dûd-i dil dûd-i dimağ dûd-i hadîs dûd-i ham dûd-i harîr dûd-i ibrişim dûd-i mükeyyes dûd-i müsellâh dûd-i müstakim dûd-i remel dûd-i sabbaga dûd-i şa'rî dûd-i şeridi dûd-i üstüvânî dûd-i vâhid dûd-ül-kebed dûd-ül-kilye dûd-ül-Medîne (f. zool. yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman. yürekten kopan ah. 2.systicerque.c. lâmba isi. zool.s. (bkz: dûd-i harîr). çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan. niyaz. davet edenler.). keseli kurt.) muz. Allah'a yalvarma. chrysalide. (bkz: zucret).s.b. dâî'nin c. zool.s. tenya. meramı dostun meramına uygun olan.s. (a. zool. büyük kadeh.b. dostân) 1. zool.zf. sevişen kimse.i. (a. zû'). (a.s.) l . (bkz. yuvarlak solucan. (a.f.) dua okuyan. dua edicilik. (f. zool. kabul edilen dua.i. kırmızı kurt. (a. (f. .i.) dostlukla. yürek darlığı. (a.) dost meramlı.f. (a. (bkz: dost-kâm).f. sığır şeridi. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap.i. (f.) duâcılık.i. sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. (f. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme. (f. yakalanmış. zool.b. kibir. elde hiç bir numunesi bulunmayan.i. hayırlı dua. kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt. 3.c.c.) tutulmuş. tas. zool. zool. Tann. 2. (f.) dua okuyuculuk. 2.) dost tutan. (f. (f. duacı.b.b. 2.) dostlar.s.) dua eden. fr. dostça. sevgilisi olan. ipekböceği.

hâher). 2. dûd-mân). mürekkep yapılan çıra isi. (f. 2. (bkz: duh.) kurda.s. baca.b. tasa. kız. 2. (f. 3. bekârlık. kabîle. (a. 4.i.b. (f.b.s. kabîle. çıplak baş ve yüz. tek tane. (f. (f. otsuz. (güneşin kızı) meç.s. (f. duman).) kız.) 1. (f. (bkz. ocak. (f.i. böcek. duhter'in c. dünyâ olayları.i. sabah namazı. 2) Yeniçeri ocağı. yapraksız ve meyvasız ağaç. (asma kızı) şarap. ocak.) "duman yutan" tütün içen. iftiracı.) 1. Mekke'de nazil olmuştur. beddua. 2. kerime.b.) 1. tetard.b.s. kadın esirlerinin bir nev'i. (a. içine girme. (a. böceğe ait. (a. (bkz: arûs).i. tömbeki içen kimse. (f.i. hasırotu. yer. keder. iğne ile dikilmiş. aşçı. hasır sazı. (a.cli.) soysop. darı.s. (asma kızı) şarap. 3.i. ocak. (a.i. tüysüz. (bkz: dahve).) kızlık.i. gam. (f.) kızlık.i.i. (f.) kaba kuşluk vakti.s. çıplak arazî. tütün. 2.) 1. fr. (f. duman.i. Sûre-i Kur'ân'ın 93 üncü sûresi. ateşli gönlün dumanı.i.b. kız çocuklar. fumant.) tütün içen.) 1. (bkz: duht. 2. dûd-hâne). 4. (f. (f-b. şarap. (bkz: duht. tütün.b.) duman yeri. bot. ilenç.i. kelebek. silsile.i. dûd).dûd dûd-i dil-i pür-âteş dûd-i âh dûd-âlûd dûde dûde dûd-efgen dûd-endûd dûd-gâh.b. duman.) 1.) hanedan. fr. kerîme.) içeri girme.s. (bkz.) kız. (küp kızı) meç.) kim. Mekke'de nazil olmuştur.i.i. dûd-geh dûd-hâne dûd-hâr dûdî.) 1. soysop.i.) sihirbazların üzerlik. kabîle.) 1. hasır otu.s. 11 âyettir. havâi fişek. duhter). (bkz: dûd-hâne. 1) Bektaşi ocağı. 59 âyettir.i.b. külhancı. 2. sağılmış. bekârlık. (f. onlarla ilgili.) 1. .) kurtçağız.i. tohum tanesi.) dumanlı. 2. dûdiyye Dûdmân dûd-mân-ı Bektâşiyye dûd-mân-ı Osmânî dufayda dûg dugd duh dûh duhâ Salât-ı duhâ duhâ duhân Sûre--i duhân duhân-ı âteş duhân aşam duhân-furûş duhânî duhân-nûş duhne duht duht-i rez dûhte duht-ender duhter duhter-i âftâb Duhter-i Hindu duhter-i hum duhter-i rez duhter-i rüzgâr duhterân duhtere duhterî duhûl (f. (f. Osmanlı hanedanı. dumanlı. şarap.) kızlar. (f. küçük solucan. Kur'ân'ın 44 üncü sûresi.) "is sıvayıcı" kara calici.i.) ayran.) gelin. (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875). tar. (a. 3. duhter). günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı. üveyi kız. (a. (f. 2. (f.s. iribaş.i. (f.) tütün satan.i. ateş dumanı. (f. (f. (bkz: dûde. soysop.) zool.

dûr (f. vurmalar.b.) ilerisini. körelme. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret. dür ü dırâz uzun uzadıya.muzafferce giriş. dûr-bînâne (f. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri.i. (bkz: adla').) döğmeler. 3.b. 2.i. dün gece.b.zf. uzak.s. ilerisini görürlük. i.s.) 1. düş be düş omuz omuza.s.) dûnlar. durahşân (f. dûr-bînî (f.s. aşağılık. durûb-i emsal darbımeseller. (bkz. (a-i. aşağılık.i.b.). zillet.i. tedbirli olma. i. evler. kovma.) kuşluk vakti kesilen kurban. değnek. omuz. alçak. dirahşân). 2) i.) ilerisini düşünen. dûr (a.i. 2.s. içeri girip çıkma.i. aşağıda. (a. çarpmalar. onlann ilerlemesine yardım eden.s. (bkz: dîr).(bkz. dayanma. Baht-ı dûn alçak talih. dürbün.) defetme. düş (f. geleceği görerek.b.i.) bir yere girmek için verilen ücret. uzağı. atasözleri.i. dûr-bîn (f.) 1.i.). 2. dürbün.dıl'ın c.b.s.i. 3.) hakirlik.i. dussûkıyye (a.s.) kötü. dûr-bâş (f. alçak kimseleri koruyan. rüya. telgraf.) 1.) 1. asa. aşağı. "uzak ol!" mânâsına bir emir. (a.fı.) çok uzun. dûr-bâşân (f. dem'in c.b. dûr-endîşî (f.i.) uzağı.) uzak işitir. dûr-şenîd (f. 2.i) 1.s.) dûr-bâş! Diye bağıranlar. dayanma omuzu) katlanma.) ilerisini düşünme. bölgeler. telefon. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi. tedbirli. dır'ın c. dûr-nümâ (f. dûn (a. dûr-dest (f. 2. dûr-nüvîs (f. akıllılık. duhûl-i muzafferâne duhûl ü huruç duhûliyye duhûr duhûr duhye dulû' dumû' dumûr . dûn-perver (f-b.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar.) erişilmesi güç şey.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat.s. (a. ileriyi. uzun. dûst (f. uzaklaştırma (a. dûn-ân (dûn'un c.) uzak.) uzağı gösteren.) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması.i. dâr'ın c.) hastalıktan âza kuruma.b.) uzağı yazan.b.). geleceği gören.i. dûrâ-dûr (f.) göz yaşlan. yasakçılar. dost). (a. dûrû-dirâz (f.) uzak uzak. dûr-endîş (f. altta. uzaktan zağa. (a.i. duru (a.) uzaklık. dûrî (f. 2 . aşağılık kimseler. soysuz kimse.b. durûb (a. alçaklar. dûr-bîn 1) uzağı gören.b. ilerisini. zelillik. dumur (a. darb'ın c. akıllı.i.zf. düş ber düş omuz omuza.i. uzun uzadıya.

(bkz: zulmet). iki dünyâ (dünyâ ve âhiret).i. (a. (f. kıç. Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri.i.) karanlık. (bkz: bekâret). (f.s. ce-hennemî. (bkz: hirs). Little Bear. dün geceki. (f.s. Little Dipper. yalan. (f. (f. lât. (bkz: decâc. makat.) y. (a. iki cihan (dünyâ ve âhiret).) sevgilinin iki dudağı. dücüc). kızoğlan kız. (f.i.) azap melâikeleri. fr.b. alplıa Ursus majoris.a.dubara. (bkz.s. zebânî. ayıgiller. (bkz: dûzah-makarr. Great Bear. diken.) 1. dûzah-nişîn). çuvaldız. şimal ayısı. (f.) kızlık. sırmalı. dûzah'ın c. dübr diicâ' dücâc rüya görürken kirlenmek.i. (f. astr.a. düngece ile ilgili. 3. Ursus nıinoris (= Küçükayı). (bkz: ihtilâm olmak). (a. oyun. (bkz: dûzahmakarr.) iki. dübbe]. bir şeyin gerisi.i.) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret).b.i. Ursus majoris. kâfir. dicâc).b. (f. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur. (f.) iki kat etme. an gibi şeylerin iğnesi.s. . lat. Petit Oıırs. zebaniler. (f. (f.) l.b.s.c.s. bir işin sonu. astr.) cehenneme mensup. astr.b. sevgilinin iki dudağı. dûşîze'nin c.) kızoğlan kızlar. (f. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır]. dûşîze-gân) kız.s. Küçükayı. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi.) durağı cehennem olan. dûşîne dûşize dûşize-gân dûşîze-gî düz Cüvâl-dûz Zer-dûz dûzah dûzahî dûzâhiyân dûzah-makarr dûzah-mekân dûzah-nişîn düzene dü dü-âlem dü-âteş dü-cihân dü-pâ dü-rû dü-âlem dü-âteş dü-bâlâ dü-bâr. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı.b. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu. bakire).a. fr.i.i. pekmez.) 1. (bkz: dâr-üs-saîr. Big Dipper.c. ing. 2. Grand Ours. kızoğlan kız olma hâli. (a. I (i.düş azmak dûşâb dûşîn.. dü-bâre dü-bârâ dübb dübb-i asgar dübb-i ekber dübb-i şimalî Dübbe dübbiyye dü-beyt dübür. (f. ing.) ed. (f. katmerleme. (bkz: dûzah-mekân. dûzâhiyân) cehennem. iki yüzlü.i. (f.i. 2. (a.a.i. (a. [müen. el değmemiş.i. 2. Duphe. arkası. fr.b. tamu. dû-zah-nişîn).i. (f. (f.) mekânı cehennem olan. hîle.i.b.) üzüm ve hurma pekmezi. iki ayaklı. dolan. kâfir. dişi ayı. lât.s.c. ing.b.) iki kat. kâfir. dûzah-mekân). Büyükayı.i.i. sırma dikici.) oturduğu yer cehennem olan. Yedigen. çuval dikmeye mahsus iğne.ool.) ayı.c.) sivrisinek. nîrân).) dikici.

dücâce

dücâciyye dücce dücce-i lücce dücî dü-cîhân dücne dücüc dücünne dücür dücye dü-dîde dü-dil, dü-dile dü-dilî düfûf dügâh

dügâh-ı acem dügâh-hicâz dügâh-ı kadîm dügâh-pûselik

dü-gâne Salât-ı dü-gâne dühât dühenî dühn

(a.i.c. dücüc) 1. tavuk, (bkz: decâce, dicâce). 2. astr. kuğu burcu, semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç, lât. Cygnus; fr. Cygne. (a.i.) zool. tavukgiller. (a.s.) çok karanlık. denizin engin karanlığı. (a.i. dücye'nin c.) karanlıklar, (bkz: zulümât). (f.b.i.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-kevn). (a.i.c. dücen, dücünât). karanlık, kapalı hava. (bkz. dücünne). (a.i. decâc, dicâc, dücâc'ın c.) tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri. (a.i.c. dücünnât) 1. bulut, kat kat olma; karanlık. 2 . yağmur yağma. (a.i.) bot. böğrülce. (a.i.c. dücî) karanlık, (bkz: zulmet). (f.b.i.) iki göz. (f.b.s.) iki gönüllü, iki tarafta sevgisi olan; münafık. (f.b.i.) tereddüt, kararsızlık. (a.i. deffin c.) tefler. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. Bu makam, sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. Durak perdesi, makama ismini vermiş olan- dügâhtır ki, sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. Dügâh makamının güçlüsü, birinci derecede, sabânın güçlüsü olan çargâhtır, ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. Donanıma -sabânın ki gibi- si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur; sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. muz. en az, beş altı asırlık bir mürekkep makam olup, elde bir numunesi yoktur. muz. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. muz. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. Bu makam, dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir; bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü, sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. Makam, dügâh gibi donanır ve değiştirilir; aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. (f.b.s.) 1. çift, ikiz, iki tane. 2. rekât namaz. iki rekât namaz. (a.s. dâhî'nin c.) dehâ sahibi, son derece zekî, anlayışlı ve uyanık olanlar. (a.s.) kim. kaypak, fr. onc-tueux. [aslı "dühnî" dir]. (a.i.c. dihân, edhân) sürünecek yağ.

dühnî, dühniyye dühür duhûl Âvâz-ı duhûl duhûl -bâ dühül-derîde dü-kevn dükkân dükkân-çe dükkânçe-i sahhâf dülbend dülbend-dâr düldül dülûk dülûk-i şems düm düm-i gürg dümbâl, dümbâle düm-bürîde düm-çe düm-dâr dııınel, dümmel düm-gâh, düm-geh dü-mûy dünb, dünbe dünbâl, dünbâle dünbâle-dâr Necm-i dünbâle-dâr dünbâle-rev dünbek dünbüre, dünbûre dü-nîm, dü-nîme dünyâ dünyâ-yi dûn dünyâ-dâr dünyalık dünyâ-perest dünyevî, dünyeviyye Alâka-i dünyeviyye dü-pâ Har-ı dü-pâ dür dürc, dürce dürc-i dür dürc-i teng dürc-i zer

(a.s.) sürünecek yağ ile ilgili. (a.i. dehr'in c.) 1. dünyâlar. 2. zamanlar; devirler. (f.i.) davul. davul sesi. (f.b.i.) 1. davulcu. 2. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. (f.b.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış, rezil, rüsvâ. iki âlem (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-cihân). (a.i.c. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda, yer. [Farsça'sı "dukan" dır]. (a.i.) küçük dükkân,dükkâncık, kitapçı dükkâncığı, küçük kitapçı dükkânı. (f.i.) tülbend. (f.b.i.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse, içoğlanı, bunların başı, tülbent ağası. (a.i.) Hz. Muhammed'in Hz.Ali'ye verdiği kır katır. 2 . kirpi. (a.i.) Güneş batması, (bkz: gurûb). Güneşin batması. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâl, dünbâle). (kurt kuyruğu) sabahın erken saati, alaca karanlık. (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dünbâl, dünbâle). (f.b.s.) kuyruğu kesik. (f.b.i.) kuyrukçuk, kısa kuyruk. (f.b.i.) aşk. kuyruk tutan, ordunun arkasındaki kuvvet, artçı. (a.i.) büyük kan çıbanı. (f.b.i.) kuyruk yeri. saçına sakalına kır düşmüş [adam]. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâle). (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dümbâl, dümbâle, dünb, dünbe). (f.b.i.) kuyruklu. kuyruklu yıldız. (f.b.s.) kuyruktan, arkadan giden, arkası sıra giden, uyan. (f.i.) 1. bekçi davulu. 2. dümbelek. tambura denilen çalgı. (f.s.) iki parça, ikiye aynlmış, bölünmüş. (a.i.) 1. içinde yaşadığımız âlem, yer yuvarlağı. alçak, sefil dünyâ. 2. küre. 3. elgün, herkes. (a.f.b.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (a.t.b.i.) para, mal ve zenginlik. (a.f.b.s.) dünyâya tapan, tamahlı, hırslı kimse. (a. s.) dünyâya mensup, dünyâya ait, dünyâ ile ilgili. dünyâ işleriyle olan ilgi. , (f.b.s.) iki ayaklı. (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. (a.i.). (bkz. dürr). (a.i.) kutu, kutu-cuk; hokka. 2. sandık, cevahir kutusu. 3. hokka gibi olan ağız. inci kutusu. sevgili'nin ağzından kinaye. altın kutusu.

dürd, dürde dür-dâne dürdâriyye dürd-âşânı dürd-hâr, dürd-hor dürdî dürdîriyye-i halvetiyye dürd-keş dürece dürer dürer-bâr dürger Dürr dürr-i Aden dürr-i girân-mâye dürr-i güftâr dürr-i hoş-âb dürr-i istifa dürr-i meknûn dürr-i nâb dürr-i nâzım dürr-i nâ süfte dürr-i nefîd dürr-i sadef-nişîn dürr-i semîn dürr-i sirâb dürr-i şah-vâr, -şeh-vâr dürr-i yegâne dürr-i yek-dâne dürr-i yekta dürr-i yetîm dürrâa dürrâc, dürrâce dürrât dürr-çîn dürre dürr-efşân dürrî, dürriyye Kevkeb-i dürrî dü-rû duru dürûd

(f.i.) tortu, çöküntü. (f.b.i.) 1. inci tanesi. 2. sevgili, kıymetli. 3. kadın adı. (a.i.) bot. karaağaçgiller, fr. ulmacees. ((f.b.s.) şarabın tortusunu içen, kalender, (bkz: dürd-keş). (f.b.s.) şarap içen, şarabı son damlasına kadar içen. (bkz. dürd-âşâm, dürd-keş). (f.i.) tortu, çöküntü, (bkz: dürd,dürde, rüsûb). Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. (f.b.s.) şarabın tortusunu içen. (bkz: dürd-âşâm). (a.i.) merdiven, (bkz: süllem). (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri. (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen. (f.i.) dülger, bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. (bkz. dürûger, neccâr). (a.i.) inci. Aden incisi. kıymetli iri inci. söz incisi. iyi inci. seçilmiş inci, seçkinlik incisi (Hz. Muhammed). muhafazalı parlak inci. parlak, beyaz inci. dizilmiş inci. delinmemiş inci; mec. kızoğlan kız. dizi inci, inci dizisi. sedefinden çıkmamış inci kıymetli inci. iri inci. (pâdişâha lâyık) iri inci. eşi bulunmayan, tek inci. iri taneli inci. eşsiz inci. sedefinde tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Hz. Muhammed, [Farsçası "dür" dür]. (a.i.) üste giyilen önü açık bir elbise; ferace. (a.i.) zool.eti gevrek, keklik cinsinden bir kuş, çil kuşu,turaç kuşu. (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri, (bkz; dürer). (a.f.b.s.) inci toplayan. (a.i.c. dürer, dürrât) büyük inci tanesi. (a.f.b.s.) inci serpen; inci gibi söz söyleyen ağız. (a.s.) inci gibi parlayan, parlak, panltılı. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. parlak yıldız. (f.b.s.) iki yüzlü. (a.i. dır'ın c.) zırh gömlekler. (f.i.) 1. dua, medih; selâm. 2. ekin biçme. 3. yontulmuş ağaç, kereste.

dürûg dürûg-ı bî-fürûg dürûg-ı maslahat-âmîz dürûger dürûgerî dürûgî dürûg-zen dürûg-zenî dürûs dürûs-i nâfia dürüst dürüst-hân dürûz dü-rûz, dü-rûze dürüst-ayâr dürüstî dürüşt dürüştî Dürzî Dü-se düstûr düstûr-i mükerrem düstûr-ül-amel düstûr-ül-edviye düstûrî Düstûr-nâme-i Enverî düşüm düşür düsûr-ün-nefs düsür dü-şâh, dü-şâhî dü-şakk düşenbih düşeş düşîn, düşîne düşman, düşmen düşmenân düşnâm düşvâr Emr-i düşvâr düşvâr-ger düşvârî düşvâr-pesend dü-tâ

(f.i.) yalan, gerçek olmayan söz. (bkz. kizb). adî yalan. iş bitiren yalan. (f.i.). (bkz ; dürger). (f.i.) marangozluk, (bkz: sifânet). (f.s.) yalanla ilgili. (f.b.s.) yalancı. (f.b.i.) yalancılık, (a.i. ders'in c.) dersler, (bkz ders). faydalı dersler. (f.b.s.) doğru, düzgün; sağlam, bütün, tam (f.b.s.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. (a.h.i. dürzî'nin c.) dürzîler. iki günlük, kısa [zaman]. mükemmel doğruluk. doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (f.s.) kaba, sert, katı, kalın. (f.i.) kabalık, sertlik, katılık, kalınlık. (a.h.i.) Lübnanlı. (f.s.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (a.i.c. desâtîr) 1. kanun, kaide, kural. 2. vezir; müşîr. 3. büyük defter. 4. esaslı kaide. S. devlet kanunlarını içine alan kitap. (kanun, nizam üzere hareket eden) vezir; sadrâzamlarla vezirlere tazim makamında verilen unvan. gereği gibi uygulanacak olan kanun. kodeks, fr. codex. (a.s.) düstûra ait, düstur ile ilgili, kurala uygun olan. Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. (a.i. desem'in c.) yağlar. (a.i.) mahvolma, eseri kalmama. her şeyi çabuk unutma hâli. (a.i. disâr'ın c.) 1. üste giyilen kaftanlar, elbiseler. 2. yatak çarşafları. (f.b.i.) 1. çatal ağaç; tomruk. 2. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (f.a.b.i.) ikiye ayrılma, ikiye bölünüş. (f.i.) pazartesi günü. (f.i.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi; meç. rastgelme, iyi tesadüf, beklenmedik kazanç. (f.zf.) dün gece. (f.s.) düşman, yağı. (bkz: adû, adüvv, hasm). düşmanlar, yağılar. (f.b.i.) sövme, sövüp sayma, (bkz: şetm). (f.s.) güç, zor. güç iş. (f.b.i.) dağ, dağlık. (f.i.) güçlük, zorluk, (bkz: bkz. suûbet) (bkz: müşkül-pesend). (f.b.s.) 1. iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış.

Kad-i dû-tâ

düvâl düvâzdeh düvâzdehüm düvâzdeh-imâm düvel düvel-i muazzama düvel-i mü'telife düvel-i müttefika

düvel-i sâire düveli, düveliyye Münâsebât-ı düveliyye dü-vîst dü-vüm, dü-vümîn düyek

duyûn düyûn-ı umûmiyye

düyûn-ı dâime düyûn-ı muhkeme düyûn-ı mütemevvice Düyûn-ı Umûmiyye düyûnât düyûnât-ı atîka düzd j düzdân düzd-âne düzdî düzdîde Dürr-i düzdîde dü-zebân

iki büklüm olmuş boy. 2. ed. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. (f.i.) kayış; tasma. (f.b.s.) on iki. (f.b.s.) on ikinci on ikide bir on iki imam. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). (a.i. devlet'in c.) devletler. büyük devletler. [İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, Rusya, italya]. uyuşmuş, anlaşmış devletler. [birinci umûmî harpte"ingiltere, Fransa, Rusya, italya" idi]. ittifak etmiş, birleşmiş devletler, birleşik devletler, [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu, Almanya, AvusturyaMacaristan" idi]. düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. (a.s.) devletlerle ilgili. devlet münâsebetleri. (f.b.s.) iki yüz. ikinci, (bkz: sânî). (f.b.i.) muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. Bu güzel usûl, ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup, âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında, tevşîh, peşrev, kâr, beste, oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir, 8/4 ağır dü yek mertebesi de sık kullanılır. Düyek, iki adet sof-yandan mürekkeptir. (a. i- deyn'in c.) borçlar. (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. eko. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eko. l ) tediye edilmeyen borçlar; 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler; 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar; devam eden borçlar. eko. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı; 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. eko. devlet borçları. (a.i. deyn'in c. olan dü-yûn'un c.) borçlar. eski borçlar. (f-s- düzd'ün c.) hırsızlar. hırsız gibi, hırsızca, (f.s.c. düzdân) hırsız, uğru. (bkz. sürrak). (f.zf.)hırsıza yakışır yolda. (f.i.) hırsızlık. (f.s.) çalınmış [şey]. çalınmış inci. (f.b.s.) iki dilli.

E
e -e eâcîb eâcib-i dehr Eâcim eâdî Dest-i eâdî eâlî eamm Eârîb eârîz (ha.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. (a.e.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza; sâlih = sâliha; âdil = âdile., gibi. (a.s. u'cûbe'nin c.) 1. taaccüp olunacak, şaşılacak şeyler. 2. vücuttaki garip, anormal yaradılışlar. dünyânın çok şaşılacak şeyleri. (a.i. A'cem'in ve Acem'in c. olan "A'câm"ın c.) Arap olmayanlar, iranlılar, Acemler, (bkz: A'câm). (a.s. adüvv'ün c. olan a'dâ'nın c.) düşmanlar, hasımlar, yağılar. düşmanların eli. (a..s. a'la'nın c.) pek yüksek olanlar, şeref sahibi olan büyük kimseler. (a.s.) en umûmî, pek şümullü. (a.i. A'râbî'nin c.) çölde yaşayan Araplar. (a.i. arûz'un c.) 1. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. 2. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır], (bkz: aruz). (a.i. i'sâr'ın c.) şiddetli rüzgârlar, kasırgalar. (a.s. a'zam'ın c.) pek büyük olanlar, büyük adamlar, [eşyada kullanılmaz]. millet büyükleri. devlet adamlarının en büyükleri. edebiyatçıların en büyükleri. (a.s.) en azîz, pek muhterem, çok sayın. dostların en azîzi. Allah azîz etsin! (a.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. (a.i.c. âba) baba, ata. (bkz: ebî, ebû, peder). şefkatli baba. (a.i. müfretsiz "tekilsiz" c.) 1. dağ kırlangıcı. 2. "keçisağan" denilen bir kuş.3. sürüler, bölükler. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. (a.s. ba'd'den) daha (en, pek, çok) uzak. ihtimâllerin pek uzağı. (a.i. bu'd'un c.) uzaklıklar, uzunluklar. sonsuz uzaklıklar. (üç uzaklık) 1. en. 2. boy. 3. yükseklik (veya =derinlik). (a.s.) müteferrik, dağınık. (bkz: eben-an-cedd, eben-an-ceddin). (a.i.c. âba) 1. kamışlık [yer]. 2. kamış. (a.s. eb'ad'ın c.) 1. en uzak [yerler]. 2. yakın olmayan [hısım ve akraba], [müfredi başka mânâda kullanılır]. (a.i. iblîs'in c.) iblisler, şeytanlar.

eâsîr eâzım eâzım-ı millet eâzım-ı rical eâzım-ı üdebâ eazz eazz-i ehibbâ eazz-Allah eazze eb eb-i müşfik ebabil

eb'ad eb'ad-i ihtimâlât eb'âd eb'âd-i bî-nihâye eb'âd-i selâse ebâdîd ebâ-en-cedd ebâet ebâid ebâlîs, ebâlise

ebânet ebârik ebârîk

(o.i.) ibnelik. (a.s.) 1. kumlu, balçıklı [yer]. 2. (ebrak'ın c.) alaca atlar. (a.i. ibrîk'ın c.) ibrikler, su kapları [müfredi çok, cem'i az kullanılır]. ebâtıl (a.i. ibtal'in c.) böğürler, yanlar, yan taraflar. ebâtîh (a.i. ebtah'ın c.) kumlu dereler ve ırmaklar, (bkz: bathâ'). ebâtîl (a.s. ubtûle'nin c.) boş, faydasız, esassız olan şeyler, sözler, boş inanışlar, [müfredi kullanılmaz]. ebâzîr (a.i. bezr'in c. olan ebzâr'ın c.) yemeklere konulan kurumuş kekikler, baharlar. ebb (a.i.c. âbâb) 1. mer'a, otlak. 2. taze veya kuru ot. ebbâl (a.i.) deve çobanı, (bkz: ibil). ebbâle (a.i.) 1. bir yük odun. 2. bir kısım halk, cemâat. ebbâr (a.i.) iğne yapan ve satan, iğneci. ebbâz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. sıçrayıp atlayan karaca, (bkz: remîde). ebbed-Allah (a.cü.) "Allah, ebedî, dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. ebced (a.i.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. ebced-hân (a.f.b.s.) ebced okuyan, mektebe yeni başlayan, acemi, [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi, daha başlangıçta" terkibinde geçer]. ebcel (a.s.) iri yapılı adam. ebcer (a.s.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. ebda (a.s. bed'den.) en bedi', en acîp, en göze çarpan, en harikulade, tansuk. ebdâl (a.i. ve s.) 1. dünyâ ile ilgisini kesip, Tann'ya bağlanmış olan derviş, [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır. Efganistan'da bir Türk topluluğunun, Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri", büyüklerine de "dede" derlerdi]. 2. aptal, şaşkın, alık, ahmak, budala [kelime, müfred gibi kullanılır; aslında "bedii" in cemidir]. ebdâlî (a.i.) 1. Allaha bağlanmış olma, dervişlik. 2. aptallık, şaşkınlık, alıklık, ahmaklık, budalalık. ebdân (f.i.) 1. kavim, kabîle. 2. s. lâyık, (bkz: çespân, şâyeste). ebdân (a.i.beden'in c.) cisimler, vücutlar, gövdeler, tenler. İlm-ül-ebdân 1) hek. beden bilgisi, fr. anatomie; 2) jimnastik. ebece (a.s.) patlak gözlü [adam]. ebed (a.i.) sonu olmayan gelecek zaman. ebedâ, ebeden (a.zf.) asla, hiçbir zaman, katiyen. ebed-âbâd, ebed-el-âbâd (a.f.b.zf.) 1. hiçbir zaman, asla. 2. sonsuz dünyâ. ebed-Allah (a.e.) Allah dâim eylesin!

ebed-el-ebed ebed-gâh ebed-hâne ebedî, ebediyye ebedi-yy-üd-devâm ebediyyen ebediyyet ebed-kıyâm ebed-müddet eben an cedd eberr l ebes ebeveyn Hukuk-i ebeveyn ebgaz ebhal Şahs-ı ebhal ebhâr ebhâr-i vâsia ebhar ebhâs ebhâs-ı arnika ebhâs-ı cedide ebhâs-ı müşkile ebhem ebher Ebheriyye

ebhire ebhur ebî ebir ebkâr ebkâr-ı efkâr ebkâr-ı maânî ebkâr-ı nüket ebkem Zulmet-i ebkem ebkemî ebkemiyyet ebkemiyyet-i mutlaka eblag eblak

(a.b.zf.). (bkz. ebed--âbâd, ebed-el-âbâd). (a.f.b.i.) mezar. (a.f.b.s.) mezar. (a.s.) ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan, (bkz. sermedî). sonsuz olarak devam edecek olan. (a.zf.) ebedî olarak; hiç bir daha, hiç bir vakit, hiç bir zaman, (bkz. ile-1-ebed). (a.i) ebedîlik, sonsuzluk, dâimîlik, sonu olmayan zaman, (bkz. cavidânî). (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.zf.) babadan, büyük babadan, 'dededen, kuşaktan kuşağa. (a.s.) hayırlı, şerefli ve faziletli [olan]. (a.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş. ana baba (bkz: vâli-deyn). ana baba hakları. (a.s.) pek çok buğzedilen, hiç sevilmeyen. (a.s. buhl'den) daha (en, pek) hasîs. pek cimri kişi. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhur). geniş denizler. (a.s.) ağzı, nefesi fena kokan [adam]. (a.i. bahs'ın c.), (bkz. bahis, bahs). derin bahisler. yeni bahisler. zor bahisler. (a.s.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. (a.s.) 1. daha (en, pek) parlak. 2. 1. anat. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana- damar, atardamar. (a.i.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. [ölümü 573 (1177)]. (a.i. buhâr'ın c.) buğular, dumanlar. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhâr). (a.i.) baba. (bkz: eb, peder, ebû). (f.i.). (bkz. ebr). (a.i. bikr'in c.) 1. kızoğlan kızlar. 2. birinci defa söylenmiş mazmunlar, evvelce söylenmemiş olan fikirler. evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler. (a.s. bükm'den c. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz, ağızsız), [adam, nesne]. dilsiz, karanlık, (bkz: ahras). (a.f.i.) dilsizlik, (bkz: ebke-miyyet). (a.i.) dilsizlik, (bkz: ebkemî, hares). mutlak, tam dilsizlik. (a.s. beliğ'den) daha (en, pek) beliğ, en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (a.s. balık'dan) 1. alaca, bulaca. 2. rengârenk. 3. alabacak [at].

(a.f.b.s.) alaca ata binmiş [kişi], meç. savaşçı yiğit. (a.s.) 1. açık kaşlı. 2. meç. vu-zuhlu, nurlu, parlak. (a.s.) pek kalın kafalı, kaba zihinli, ahmak, (bkz: ebleh). (a.s. belâhet'den) pek akılsız, ahmak, bön, alık. (a.f.zf.) akılsızcasına, ah-makçasına. (a.f.b.s.) aptal aldatan, avlayan. (a.f.zf.) aptal aldatırcasma. (a.f.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehiyyet). (a.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehi). (f.s.) alacalı [renk], (bkz: eblak). (bkz: eblek-i eyyam). meç. gece ve gündüz dolayısı yla Dünyâ ve zaman. (bkz: eblek-i eyyam). (a.s.) kalın dudaklı [adam]. (a.i.) bot. sıcak memleketlerde yetişir, bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot. eblûç (f-s.) ezilmiş toz şekeri; nebat şekeri. eblûk (f.s.) 1. münafık, iki yüzlü [adam]. 2. şarlatan. ebnâ' (a.i. ibn'in c.) oğullar. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. ebnâ-yi beşer insan oğulları , insanlar. (bkz: benî beşer). ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. ebnâ-yi dehr zamane adamları. ebnâ-yi hilkat insanlar. ebnâ-yi sebil yolcular. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. sipahi askerleri. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebniye (a.i.binâ'nın c.) binalar, yapılar. ebniye-i âliye yüksek binalar, (bkz: ebniye-i mürtefıa). ebniye-i atîka eski binalar. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebniye-i mîriyye beylik binalar. ebniye-i mürtefia yüksek binalar, yüksek yapılar. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebr (f.i.) bulut, (bkz: ebir, gamam, sehâb). ebr-i bahar bahar bulutu. ebr- baran yağmur bulutu. ebr- ihsan ihsan, lütuf bulutu. ebr- kühen sünger. ebr- mürde sünger. ebr- nisan nisan bulutu. ebr- rahmet rahmet bulutu. ebr- seher sabah bulutu. ebrâc (a.i. burc'un c.) kaleler, kale burçları, (bkz. burç, burûc). ebrak (a.s.) 1. kumlu, taşlı, balçıklı [yer]. 2. iki renkli, lekeli şey. 3. alacalı [at]. 4. fazla parıltılı. ebr-âlûd (f.b.s.) bulutlu, (bkz: sehâb-âlûd). eblak-süvâr eblec ebled ebleh ebleh-âne ebleh-firîb ebleh-firîbâne eblehi eblehiyyet eblek eblek-i cihântâz eblek-i eyyam eblek-i şerh eblem ebleme

ebrâr Şeş-ebrâr ebrâr-ı ümmet ebras ebrec ebred Kelâm-ı ebred Ebrehe ebrencen ebrencen-i dest ebreş ebrî ebrikühen ebrimürde ebrîşüm ebr-kâr

ebru ebrû-yi dilfirîb

ebrû-yi sanem ebrû-yi zâl-i zer ebrû-ferâh ebrû-ferâhî ebrûmîg ebruvân ebr-veş ebsâr ebtah ebtal ebtâl ebter Ester-i ebter Şahs-ı ebter Emr-i ebter ebtine ebû Ebû-Bekr

(a.s. berr'in c.) hayır sahipleri, iyiler; dindarlar, özü sözü doğru olanlar. (altı hayır sahibi) Hz. Ebû Bekir; Hz. Ömer; Hz. Osman; Hz. Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin. ümmetin hayırlı insanları. (a.s.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan, yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam, ebraş, sam lekesi. (a.s.) gözünün akı çok, fakat güzel gözlü [kimse]. (a.s.) 1. daha (en, pek) soğuk. pek soğuk kaçan söz. 2. i. dolu yağdıran fırtına bulutu. (f.s.) 1. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı, 2. (a.i.) "ebabil" denilen kuş, dağ kırlangıcı. (f.i.) bilezik, (bkz: sivâr). el bileziği, (bkz: halhal). (a.s.) 1. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. 2. alaca benekli [at], abraş. (f.i.) zool. sünger. (f.i.) zool. sünger. (f.b.i.). (bkz: ebrikühen). (f.i.) ibrişim, bükülmüş ipek. (f.b.s.) şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen (adam), [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. (f.i.c. ebrû-vân) 1. kaş. (bkz: hâcib). cazip, güzel kaş. 2. g. s. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. 3. g. s. kitap ciltlerinin iç kapaklarında, tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan, hareli, motifli boyama usulü, [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. bot. kan kurutan otu. meç. yeni ay, hilâl. (f.b.s.) güler yüzlü [kimse], (bkz. besîm, beşuş). (f.b.i.) güler yüzlülük, şen olmak, (bkz: besâmet, beşâşet). (f.i.) kara bulut, kasırga bulutu. (f.i. ebrû'nun c.) kaşlar. (f.b.s.) bulut gibi. (a.i. basar'ın c.) gözler, görme hassaları, (bkz. basar). (a.i.c. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. (a.s.c. ebâtıl) en boş, beyhude. (a.s. battâl'ın c.) yiğitler, doğuşken erler. (a.s.) 1. kuyruğu kesik [hayvan]. kuyruksuz katır. 2. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. evlâtsız adam. 3. faydasız şey. faydasız, neticesiz iş. (a.i. bâtın'ın c.) çukur, kuytu yer. (a.i.) baba, ata. (bkz: eb, ebî, peder). ' (Bekir'in babası) (a.h.i.) ilk halîfe Hz. Ebûbekir. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].

Ebû-cehl Ebû Fırâs-il Hamdânî

Ebû-hamîd, ebû-hûmid Ebû Hafs Ebû-Hanife

ebuk ebû kalemûn Ebû-Ieheb

Ebû-Muse-1-Eş'arî Ebû-Nüvâs Ebû-Süfyân

Ebû-Tâlib Ebû-Türâb Ebû-Yahyâ ebü-l-aceb Ebü-l-Alâ' ebü-l-beşer Ebü-1-enbiyâ' ebü'1-feth Ebü-1-heves Ebü-1-hevl ebü-l-iber ebü-n-nevm ebürrebî' ebü-z-zeheb ebvâb ebvâb-ı irtikâb ebvâb-ı müzehheb ebvâb-ı rahmet ebyân

(a.h.i.) asıl adı Ömer olup Hz. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. (a. h.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup, Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. [d. ö. 932 - 968]. (a.i.) zool. ayı. (bkz: dübb, hirs). Halîfe Hz. Ömer'in lâkabı. (a.h.i.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. [İslâm Ânsiklopedisi'nde "....Fars, Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de, Arap olmadığı, fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır." denilmektedir. (a.s.) kaçmış, kaçan [köle], (bkz: âbık). " bukalemun. (a.h.i.) "alev babası" Hz. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur, islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin..." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi, bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır], (a. h.i.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında, Imâm-ı Alî'nin hakemi. (a.h.i.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (a.h.i.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi, Muâviye'nin babasıdır. Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.[597-653]. 1. Hz. Alî'nin babasının adı. 2. dilenci. (a.b.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. Alî'nin lâkaplarından biri. Azrail. 1. sihirbaz, hokkabaz. 2. talih, baht, şans. (a.h.i.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. (a.b.i.) "insanların babası" Hz. Âdem. Hz. ibrahim. (a.b.i.) "fâtihler babası" II. Mehmed'in lâkabı. (a.b.i.). (bkz. bü-1--heves). (a.b.i.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında, insan başı şeklindeki korkunç bir taş, sfenks. (a.b.i.) edepsiz, utanmaz (adam]. (a.b.i.) "uyku babası" bot. haşhaş. (a.b.i.) çavuşkuşu, ibibik, (bkz: hîidhüd)! (a.b.i.) altın babası, çok zengin adam. (a.i. bâb'ın c.) 1. kapılar. 2. kısımlar, bölümler. irtikâp kapılan. yaldızlı kapılar. rahmet kapılan. (a.s.) l. cömert, eli açık [kimse]. 2. yemekten tiksinen [adam],

(a.i. beyt'in c.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler, [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. ebyaz (a.s. beyâz'dan) pek ak, pek beyaz. Mevt-i ebyaz anî ölüm. ebz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. birden ölme. ebzâr (a.i. bezr'in c.) yemeklere konulan kekikler, baharat. ebzün (a.i.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz. 2. banyo, küvet. ecâhil (a.s. echel'in c.) en (çok, pek) câhil, bilgisiz olanlar. ecâmire (a.i.c.) taifeler, insan takımları. ecânib (a.i. ecnebî'nin c.) yabancılar, başka memleketlere mensûbolanlar. ecbe (a.s.) alnı geniş adam. ecdâd (a.i. cedd'in c.) dedeler, büyük babalar, atalar. ecdâs (a.i. cedes'in c.) kabirler, mezarlar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ecder (a.s.) daha (en, pek, çok) lâyık. (bkz: ciyak). ecel (a.i.c. âcâl) muayyen olan vâde, ömrün sonu, hayâtın son demi. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle, tesadüfi olarak gelen ecel. ecel-i mev'ûd, tabiî olarak gelen ecel. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen, anî ölüm. ecel-giyâ (f.b.i.) bot. zehirli bir bitkinin kökü, bıldırcın otu. eceli (a.s. celîl'den) daha (en, pek) celîl, çok büyük, en ulu. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. ecemme (a.i.) 1. etli kemik. 2. mızraksız adam. 3. boynuzsuz koç. ecfân 1. göz kapaklan. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. 2. kirpikler. 3. asma çubuklan. ecfün (a.i. cefn'in c.).(bkz: ecfân, cüfûn). echel (a.s. câhil'den) 1. daha (en, pek) câhil. 2. nadan, aksi [kimse]. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. echer (a.s.) 1. son derece güzel [kadın]. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. echere (f.i.) pıtırak dikeni. ecîl (a.s.) 1. işini sonraya, geriye bırakan. 2. geciktirilen şey. ecille (a.s. celîl'in c.) bilgi, fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. ecim (a.i.) 1.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. 2. birini, istemediği hâle uğratma. 3. su -temizliğini kaybedipbozulma. ecinne (a.i. cenîn'in c.) ana karnındaki çocuklar. ecinni (a.i.) cin taifesinden bir fert. ecir j.1 (a.i. c. uçur), (bkz: ecr). ecîr j '-1 (a.s. ecr'den) ücretle çalışan, ücretle tutulan, gündelikçi. ecl Ja.1 (a.i.) sebep, illet. O ecilden o sebepten. ecla' İ.I (a.s.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. eclâ (a.s. celî'den) en celî, pek belli, çok aşikâr. eclâd (a.i. cild'in c.) hayvan derileri. eclâf (a.s. cilfin c.) ayak takımlan, rezil kimseler, baldın çıplaklar. ebyât

(a.s.) 1. başı kel [adam]. 2. i. üstü düz araba veya devenin üstüne yapılan küçük kulübe, mahfel. eclef (a.s. cilfden) daha (en, pek) edepsiz. ecma' (a.s. cem'den) en toplu, çok birleşmiş ve biriken. ecmaîn (a.zf.) hepsi, cümlesi, topu. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. ecmâl (a.i. ecmel'in c.) erkek develer. ecmât (a.i. ecme'nin c.) sık ağaçlı yerler, ormanlar. ecme (a.i.c. ücem, ecmât) sık ağaçlı yer, orman, (bkz: ücem). ecmel (a.s. cemâl'den) 1. en (daha, pek, çok) güzel, yakışıklı, (bkz. ahsen). 2. i. erkek ve kadın adı. ecmûd (f.i.) bot. kereviz. ecnâb (a.i. cenb'in c.) yan taraflar. ecnâd (a.i. cünd'ün c.) askerler, taburlar, (bkz: cünûd). ecnâs (a.i. cins'in c.) cinsler, nevîler, çeşitler, türlüler, soylar. ecnâs-ı muhtelife türlü, çeşitli cinsler. ecneb (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başİı [at]. ecnebi, ecnebiyye (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ecnebiyyet (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. ecnef (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. ecniha (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. ecr (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. ecr-i misi huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecrâm (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri, yıldızlar. ecrâm-ı ulviyye astr. yıldızlar. ecrâs (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. ecreb (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. ecred (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecribe (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. ecsâd (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. ecsâm (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri, yıldızlar. ecsâm-ı sâbiha fiz. yüzen cisimler. ecsâm-ı semâviyye coğr. gök cisimleri. ecvâd açıklıklar luklar, içler, kovuklar. eclah

ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk l ecnâs-ı muhtelife ecneb ecnebi, ecnebiyye Memâlik-i ecnebiyye ecnebiyyet ecnef ecniha ecr ecr-i misl

(a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (sav m); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabileler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam]. (a.i. cüz'Un c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i.cizl'in c.) ağaç kökleri, tomruklan. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam]. (a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz. işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5. kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. türlü, çeşitli cinsler. (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başlı [at]. (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. yabancı ülkeler. (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri

ecr-i müsemmâ

ecrâm ecrâm-ı semâviyye ecrâm-ı ulviyye ecrâs ecreb ecred Tıfl-ı ecred Arz-ı ecred ecribe ecsâd I ecsâd-ı seb'a ecsâm ecsâm-ı felekiyye ecsâm-ı sâbiha ecsâm-ı semâviyye ecsem ecûc ecvâd ecvâf ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem

o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. gök cisimleri, yıldızlar. astr. yıldızlar. (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. otsuz toprak. (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). gök cisimleri, yıldızlar. fiz. yüzen cisimler. coğr. gök cisimleri. (a.s.) pek iri, gövdesi büyük olan. (a.s.) ışık veren, parlayan şey. (a.i. cûd'un c.) cömertlikler, ela-çıklıklan. (a.i. cevfin c.) oyuklar, boşluklar, içler, kovuklar. (a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (savm); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabîleler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam], (a.i. cüz'ün c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i. cizl'in c.) ağaç kökleri, tomrukları. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam].

eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk edakk-ı umur edânî edat edât-ı haber e-d-dâî

E-d-deberân edeb edeb erkân edeb-i kelâm edeb-i san'at edeb-ül-bahs edeb-âmûz edeb-hâne edebî, edebiyye edebiyyât Edebiyyât-ı Cedide edebiyyât-ı Osmâniyye edebiyyât yapmak edebiyyûn eder ederfen edevat edevât-ı kitabet edevât-ı lahika edevât-ı rabtiyye edeyân edfâ, edfak edfân

(a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz: işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5 . kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. işlerin en mühimi, (a.i. ednâ'mn c.) en alçak, pek bayağı, aşağılık kimseler. (a.i.c. edevat) 1. âlet. 2. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. gr. *koşaç, fr. copule. (a.i.) dua eden, duacı; [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız, hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. (a.h.i.) astr. (bkz: Ayn-Us-sevr). (a.i.c. âdâb) 1. iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik. yol yordam. 1) söz zarifliği, güzelliği; 2) ed. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması, (bkz: asalet). kusursuz, fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. 2. haya, utanma. 3. edebiyat bilgisi. bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı. (f.b.s.) edep öğretici, muallim. (a.f.b.i.) ayak yolu, ap-tesâne. (a.s. edeb'-den) edebiyata, terbiye ve nezâkete mensup. (a.i.) 1. nazımlı, nesirli, güzel sözler. 2. bu sözlerden bahseden ilim. (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret, Hâlit Ziya Uşakhgil, Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. Osmanlı edebiyatı. meç. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak. (a.i.c.) edebiyat ile uğraşanlar, (bkz: Udebâ). (a.s.) kasığı yarık [adam]. (f.i.) hek. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. (a.i. edât'ın c.) 1. gr. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. 2. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler, avadanlıklar yazı vâsıtaları. gr. son takılar. gr. bağlama edatları. Çok koşan [hayvan]. (a.s.) beli bükülmüş [adam]. (a.i. defîn'in c.) defineler, gizli, gömülü şeyler.

edfer edhân edhem edhemiyye

edhine edhine-i mütekâsife edî edîb, edîbe Tıfl-ı edîb edîb-i bî-müdânî edîb-âne edille edille-i akliyye edille-i asliyye edille-i erbaa edille-i kaviyye edille-i şer'iyye edille-i erbaa edille-i tâliye

edîm edîm-i arz edimme edimme-i dahilî ed'iye ed'iye-i hayriyye ed'iye-i me'sûre edlem edm edinen edmiga edmu' ednâ ednâs edra' edred Şahs-ı edred edrek edrem

(a.s.) iğrenilen, tiksinilen, çok kokan şey. (a.i. duhn'ün c.) sürülecek güzel kokulu yağlar. (a.i.) 1. karayağız at. 2. erkek adı. (İbrâhîm-i Edhem). (a.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. [tarikat, "efkârın defi, mâsivâ-ullah'ın terki, ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. (a.i. duhân'ın c.) dumanlar. kesafet peyda eden, kalınlaşan dumanlar. (a.i.) 1. küçük kap. 2. s. küçük ve şerir [adam]. (a.s. edeb'den) 1. edepli, terbiyeli, zarif, nâzik [kimse]. terbiyeli çocuk. 2. edebiyatla uğraşan [kimse]. eşsiz edebiyatçı. 3. i. erkek ve kadın adı. (a.f.zf.) edepli, terbiyeli, zarif, nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. (a.i. delîl'in c.) l . işaretler, kılavuzlar, rehberler. 2. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler, (bkz: delâil). kanunî deliller. fık. kitap, sünnet, icmâ, kıyastır, [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. (dört delil), (bkz. edille-i şer'-iyye). sağlam deliller. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. huk. örf, âdet, teamül, istis-hap, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. (a.i.) 1. tabaklanmış deri. 2. satıh, yüz. yeryüzü. (a.i.) derinin ikinci tabakası. bot. içderi. (a.i. duâ'nın c.) yalvarmalar, niyazlar. hayırlı dualar. eser'de, yâni hadiste geçen dualar. (a.s.) karayağız, siyah adam. (a.i.) iki nokta, iki şey arasını birleştirme. (f.i.) hâlis misk. (a.i. dimâğ'ın c.) beyinler. (a.i. dem'in c.) göşyaşlan. (bkz: dümû'). (a.s. denî'den. c. edânî) 1. pek aşağı, en bayağı, çok alçak. 2. az, pek az. (a.i. denes'in c.) 1. pislikler, murdarlıklar, kirler. 2. s. çapkınlar, en aşağılık adamlar. (a.s.) 1. başı kara, vücudu beyaz [hayvan]. 2. hecin. (a.s.) dişsiz. dişsiz adam. (f.i.) taze zencefil. (f.i.) teğelti, eğerin altına konulan

keçe. edrem edreng edsak edsem edser edvâ' edvar edvâr-ı sabıka

edveş edviye edviye-i müessire Edviye-i Müfrede edyâk edyân edyâr ef'â efâdıl efâhim efâhîs efâî Dıhk-ül-efâî efâik efâîl ü tefâîl

efâkil ef'âl ef'âl-i basene ef'âl-i seyyie efânîn efârît efâtîh efâvîc efâvîk efâviye efâyik

(a.s.) 1. dişleri dökülmüş [adam]. 2. dümdüz şey. (f.i.) sıkıntı ve musîbet. (a.s.) ağzı büyük [adam], (bkz: efvag, efveh). (a.s.) pek yağlı [şey]. (a.s.) gaflette bulunan [adam]. (a.i. dâ'ın c.) illetler, dertler, hastalıklar. (a.i. devr'in c.) 1. devirler, zamanlar, asırlar. geçen zamanlar. 2. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 3. muz. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. Şarklıların Arap, Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında, mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. (a.s.) gözü dumanlı adam. (a.i. devâ'nın c.) ilâçlar. te'sirli ilâçlar. (basit ilâçlar) XIV. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. (a.i. dîk'in c.) horozlar. (a.i. dîn'in c.), (bkz. dîn). (a.i. deyr'in c.) manastırlar, kiliseler. (a.i.) 1. engerek yılanı, (bkz: efî). 2. s. meç. fena tabiatlı [adam]. (a.s. efdal'ın c.), (bkz. efâzıl). (a.s. efham'ın c.) en ulu, pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. (a.i. ufhûs'un c.) taş arasında, kayalıkta bulunan kuş yuvalan. (a.i. efa'nın c.) engerek yılanları. acı acı, hâincesine gülüş. (a.s. efîke'nin c.) yalanlar, dolanlar, düzme sözler; iftiralar. (a.i.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün, fâilün, fâilâtün, müs-tefilün, mefâîlün, mütefâilün, müfâaletün, mefûlat] kelimeleri ki, bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile, ikisine birden efâîl, yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile, altısına birden tefâîl adı verilir. (a.s. efkel'in c.) titreyenler, titrekler. (a.i. fi'l'in c.) işler, ameller, (bkz: a'mâl, efâîl, fıâl, fiil). iyi işler. kötü işler, hareketler. (ü. i. üfnûn'un c.) 1. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. 2. değişiklikler; işler, haller, şartlar. (a.s. ifrît'in c.) 1. hîlekârlar, kurnazlar, cüretliler. 2. şeytanlar. 3. son derece hâin olan cinler. (a.i.) mantar ve benzerleri gibi nebat, (bitki). (a.i. fevc'in c. olan efvâc'ın c.) bölükler, kısımlar, takımlar. (a.i, fuvâk'ın c.) hıçkırıklar. (a.i.c.) yemeğe konulan baharat. (a.s. efîke'nin c.) uydurma, düzme, asılsız, yalan [sözler].

efâzıl efâzıl-ı ukalâ efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm efdah efdal efdâl efdaliyyet efder, evder eferr effâf effak effâk efgan efgâne -efgâr efgâr-ı mey -efgen efgende efgendegî efhâ' efhâm efham efhâs efhâz efhem ef'î ef'î-i mücelcel ef'î-i münakkaş efid, eftid ef'ide ef'ide-i hâlise efika efîke isnâd-ı efîke efîn efjûl efkar efkar-i fukara'

(a.s. efdal'ın c.) pek mümtaz olanlar, çok bilgililer, (bkz. efâdıl). akıllılann en ileri gelenleri. büyük vekillerin bilgilileri. (a.s. fadîh'den) daha (pek, en) rezil, (bkz. efzah). (a.s. f âdil, fâzıl'dan) 1. daha (en, pek) fazîletli. 2 . en âlâ, üstün. (a.i. fazl'ın c.) 1. ziyâdeler, fazlalar. 2 . ihsanlar, meziyetler, lûtuflar, iyilikler. (a.i.) efdallik, fazîlet-lilik, meziyetlilik, üstünlük. (f.i.) 1. amca, babanın erkek kardeşi. 2. yeğen, amca, hala, teyze çocukları. (a.s.) pek kaçıcı, çok koşucu. (a.s.) çok of çeken, sıkıntılı, kederli [adam]. (a.s.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. (a.s. ifk'den) fazla iftira eden. (bkz: efvek). (f.i.) ıztırap ile haykırma, bağınp çağırma; inleme, bağnşma. (bkz: figan). (f.s.) düşük [ana rahminden düşen çocuk], (bkz: cenîn-i sakıt). (f.s.) yaralı, sakat; kötürüm. (bkz: mecruh), [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. içkiden dolayı ağırlaşmış, çok sarhoş. (f.s.) düşüren, yıkan, yere atan; atıcı, yıkıcı, düşürücü, (bkz: fıgen). (f.s.) 1. yıkılmış, yıkık, düşürülmüş, yere atılmış. 2. düşkün, biçâre, (bkz: figende). (f.i.) düşkünlük. (a.i. fehâ'nın c.) soğan veya yemeklere konulan nane, kekik, somak ve benzerleri gibi kuru otlar. (a.i. fehm'in c.) zihinler, anlamalar, idrâkler, (bkz: fuhûm). (a.s. fehîm'den) daha (en, pek) fehâmetli, çok şeref sahibi, en ulu. (a.s. fahs'ın c.) her şeyin içleri, boşlukları. (a.i. fahz'ın c.) yakın hısımlar, akrabalar. (a.s. fehm'den) çok fehîm olan, pek çabuk anlayan, zihni son derece açık ve zeyrek olan. (bkz. ef â). zoo. çıngıraklı yılan. alaca derili engerek yılanı. (f.s.) 1. medhedici; vasfedici. 2. şaşılacak şey. (a.i. fuâd'ın c.) yürekler, kalpler, gönüller. saf, temiz, bozulmamış kalpler. (a.s.) fena, kötü [şey]. (a.s.c. efâik) yalan, dolan, iftira. yalan isnâd etme. (bkz: ifk). (a.s.) 1. boş kafalı [adam]. 2. çürük [ceviz]. (f.i.) 1. kışkırtma, kandırma. 2. s. perakende, dağınık. (a.s.) daha (en, pek) fakir ve muhtaç. fakirlerin fakiri.

(a.i. fikr'in c.) 1. düşünceler, (bkz: fıkr). yüksek fikirler, düşünceler. doğru düşünceler. halkın, umûmun düşüncesi. 2. düşünme, endîşe, vesvese, kuruntu, niyet, maksat; rey'. eflah (a.s.) daha (en, pek, çok) felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan, bahtına, nasî-bine, nîmetine kavuşan. eflâk (a.i. felek'in c.) 1. semâlar, felekler, gökler, küreler; zamanlar. 2. bahtlar, talihler, kaderler. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Kamer (Ay), Utarit, Zühre, Şems (Güneş), Merih, Müşteri, Zuhal. eflâk (a.h.i.) Osmanlı imparatorluğu zamanında, merkezi Bükreş olan, "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. eflâkî (f.s.c. eflâkiyân) gökte oturan, melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. eflâkiyân (f.i. eflâkî'nin c.) gökte oturanlar, melekler. Eflâtun (a.h.i.) Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu, (m.ö. 429 - 347). (a.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait, onunla ilgili, f r. eflâtûnî platonique. eflec (a.s.) 1. seyrek [diş]. eflec-ül-esnân seyrek dişli. 2. omuzlan geniş, kollarının arası açık [adam]. efles (a.s.) daha (en, pek) müflis, züğürt. efles-i nâs insanların en züğürdü. eflûd (a.s.) yetişkin, güzel ve gürbüz [çocuk]. efnâd (a.s. fened ve fenid'in c.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar, bunaklar. efnân (a.i. fenn'in c.) cinsler, neviler, çeşitler. efnân-ı elvan renk çeşitleri, [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efniye (a.i. fınâ'nın c.) avlular. efra' (a.s.) 1. vesveseli, kuruntulu [adam]. 2. işi gücü olmayan [adam]. efrâd (a.i. ferd'in c.) 1. tek olanlar, birler. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâd-ı millet milletin bireyleri. nâs halk, avam. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2. askerler, erler. efrâd- askeriyye askerî erler. muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efrâd- müstebdele efrâd-ı redife tar. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan, eksiksiz ve fazlasız. efrâh (a.i. ferh'in c.) 1. piliçler. 2. piçler [insan ve nebat hakkında]. efrâh (a.i. ferah'ın c.) iç açıklıkları, sevinmeler. efrâhte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâşte). efrak (a.s.) pek ayrık, çatal [şey]. efkâr efkâr-ı âliye efkâr-ı sahîha efkâr-ı umûmiyye

(a.s.) neşeli, keyifli, sevinçli olan [kimse]. (a.i. feres'in c.) atlar, beygirler; kısraklar. (f.h.i.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit, Alp Er Tunga. efrâşte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâhte). -efrâz (f.s.) kaldıran, yükselten, [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. Ser-efrâz, - firâz baş yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, mâruf. efrenc (a.i.) frenk, Avrupalı. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. Tâife-i efrenc frenkler, Avrupalılar. efrencî, efrenciyye (a.s.) 1. frenklere, Avrupalılara mahsus, onlarla ilgili. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Târih-i efrenc Mîlât târihi. 2. fırengi illetiyle ilgili. efrenciyyûn (a.i.c.) Avrupalılar. efrenc-müşg (f.b.i.) bot. reyhan, fesleğen. efrend (f.i.) süs, bezek, şan, debdebe. efrez (a.s.) arkası kamburumsu olan [adam]. Efrîdûn (f.i.) Cemşid soyundan, anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır], (bkz: Feridun). efrûg (f.i.) ziya, ışık, nur. (bkz: pertev, şua', şû'le). efrûhte (f.s.) yanmış, tutuşmuş, parlamış, ışıklanmış, aydınlanmış. Dil-efrûhte gönlü yanık. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: afrûşe). efrûz (f.i.) 1. şule, panltı. 2. kadın adı. -efrûz (f.s.) 1. aydınlatan, parlatan. Âlem-efrûz, Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. 2. tutuşturan, yakan, (bkz: fürûz). efsâ (f.i.) efsuncu, büyücü. efsah (a.s.) daha (en, pek) fasih, uzdilli. efsah-ül-Arab, Hz. Muhammed. efsah-ül-Kureyş Hz. Muhammed. (a.s.) en fâsık, pek edepsiz. efsak efsâl (a.s. fesl'in c.) alçak, aşağılık kimseler. efsâne (f.i.) 1. asılsız hikâye, masal, boş söz, saçmasapan lâkırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. efsâne cû[y] (f.b.s.) efsâne arayan veya arayıcı, boş vakit geçirmek isteyen. efsâne-cûyî (f.b.i.) efsâne arayıcılık. efsâne-gû[y] (f.b.s.) masal söyleyen, saçmasapan söyleyen. efsâne-gûyân (f.b.s. efsâne-gû [y] un c.) efsâne, masal, fıkra anlatanlar. efsâne-gûyî (f.b.i.) efsâne söyleyicilik. efsâne-nüvîs (f.b.s.) masal yazan. efsâne-perdâz (f.b.s.) masal uyduran, yazan, adî romancı, meddah. efsâne-perdâzî (f.b.i.) masal uyduruculuk, adî romancılık. efsânevî (f.s.) efsâneye ait, efsâne ile ilgili. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü; 2)meç. boş laf. efsâr (f.i.) yular, (bkz: mikvad, inan, zimâm). efrân efrâs Efrâsiyâb

efsâr-dûzân efsâr-dûzân-ı hassa efsed efser efser-dih efsun efsûn-ger efsûn-gerî efsûn-kâr efsûn-perdâz efsûs! efsürde efsürde-dil efsürde-dilî efsürde-dimâğ efsürde-dimâğî efsürde-gân efsürde-gî efsürde-mağz efsürde-mağzî efsürde-mizâc efşâl -efşân Zer-efşân Dâmen-ef-şân efşâr efşe efsun efşürde efşüre efşüre-i engûr eftân eftâr efûr efvâc efvâf efvag efvâh efvâh-ı nâriyye efvâh-ı nâs efvâhî efveh efvek efyâl efyûn

(f.b.s.c.) yularcılar, yular yapanlar. tar. saray atlarının yularlarını yapanlar. (a.s.) pek fena, çok bozuk. (f.i.) tâc. (bkz: dîhîm, iklîl). (f.b.s.) taç giydiren. (f.i.) afsun, büyü, sihir, gözbağcılık, arpağ. (bkz: füsun, rukye) (f.b.s.) büyücü, üfürükçü. (bkz: sâhir). (f.b.i.) büyücülük, (f.b.s.) büyülü, sihirli. (f.b.s.). (bkz: üfürükçülük. (f.e.) yazık, eyvah! gibi bir teessür edatı, (bkz. derîg, hayf). (f.s.c. efsürde-gân) donmuş; donuk; meç. kansız, gayretsiz, duygusuz. (bkz: füsürde). (f.b.s.) 1. yüreği donuk, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz. 2. bezgin, kalbi kırık. (f.b.i.) yürek donukluğu, duygusuzluk. (f.a.b.s.) beyni donmuş, kabiliyetsiz, (bkz. efsürde-mağz). (f.a.b.i.) beyin donukluğu, kabiliyetsizlik. (f.b.s. efsürde'nin c.) gayretsiz, duygusuz, kansız adamlar. (f.b.i.) donukluk, gayretsizlik, duygusuzluk. (f.b.s.). (bkz: efsürde-dimâğ). (f.b.i.). (bkz. efsürde-dimâğî). (f.a.b.s.) mizacı soğuk, kanı soğuk [adam]. (a.s. feşil'in c.) cesaretsizler, korkaklar, yüreksizler. (f.s.) saçan, serpen, dağıtan, silken. altın serpen. etek silken, vazgeçen, [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (f.s.) 1. sıkma, sıkılmış, [meyva suyu gibi şeyler]. 2. i. çimdikleme. (f.i.) bulgur. (f.i.) zir. yaba. (f.s.) sıkılmış, posası çıkarılmış [şey]. (f.i.) usare, öz. üzüm suyu. (f-s) düşen; düşerek, (bkz: futan). (a.i. fıtr'in c.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. (a.i.) sıçrayıp seğirtme. (a.i. fevc'in c.) bölükler, takımlar, kısımlar. (a.i) ince, nâzik kumaşlar. (a.s.) büyük ağızlı [adam], (bkz: edsak, efveh). (a.i. fem ve fevh'in c.) ağızlar; menfezler, ağıza benzeyen her türlü delikler. ateşli silâhlar, [top, tüfek]. halkın ağzı, lisanı. (a.f.s.) halk sözü, asılsız, ehemmiyetsiz. (a.s.) ağzı büyük, ön dişleri uzun [adam], (bkz. edsak, efvag). (a.s.) yalancı, (bkz: eflâk). (a.i. fîl'in c.) filler, [bilinen büyük hayvan (lar)]. (a.f.i.) afyon, haşhaştan çıkan uyutucu bir madde.

(f.s.). (bkz. efyûn-keş). (a.f.b.s.) afyon kullanmaya alışmış olan, afyon tiryakisi. (f.s.) arttıran, çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. ömür arttıran. pek çok zînet bahşeden. (a.i. fezâ'm c.) korku ile bağırıp çağırmalar. (a.s. fazîh'den.). (bkz. efdah). (f.i.) ayakkabı, kundura. 2. gemi yelkeni. 3. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 4. yemeğe konulan bahar, (bkz: evzâr). efzâyiş (f.i.) artma, çoğalma, (bkz: tekessür, tezâyüd). -efzûd (f.s.) çoğalan, artan; çoğaltan, arttıran, arttırıcı. efzûn fazla, çok, yukarı, aşkın. efzûnî (f.i.) ziyâdelik, çokluk, (bkz: kesret). efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efzûn-ter (f.b.s.) daha çok, daha fazla. egalît ("ga" uzun okunur, a.i. uglû-te'nin c.) inşam yanıltacak hatalı sözler, *ya-nıltmaçlar. eganî ("ga" uzun okunur, a.i. ugniyye'-nin c.) şarkılar, nağmeler, havalar, âhenkler. egann (a.s.) burnundan konuşan, hımhım, (bkz: ehann). egare ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, kandırma, (bkz: igrâ', teşvik). egarib ("ga" uzun okunur, a.i.) ayrılış zamanı, savaş zamanı. Yevm-ül-egarib savaş, muharebe günü. eğer (f.e.) şart edatıdır; eğer, şayet manasınadır, ["ise, -iseler, isen, -iseniz, -isem, -isek" kelimelerinden önce gelir; bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. eğerçi (f.e.) her ne kadar..., olsa da, ise de. (bkz: gerçi). egniş (f.i.) bina yapma, yapı meydana getirme, inşâ etme. egul (f.i.) öfke ile yan yan bakma. egvâl (a.i. gul'ün c.) 1. büyük felâketler, kazalar. 2. şeytanlar; türlü şekil alan periler. 3. gulyabâniler, vücûdu olmayan hayvanlar. egvâr (a.i. gavr'in c.) dipler, çukurlar; nihayetler, sonlar. ehabb (a.s. habîb'den) daha, en, çok sevilen, pek sevgili. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. ehabb-ı emval malların çok sevileni. ehacc (a.s.) pek katı, sert şey. ehâcî (a.i. uhcüvve'nin c.) bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. ehad (a.s.) tek, bir, ilk sayı. (bkz: vâhid, yek). Yevm-ül-ehad pazar günü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. ehadd (a.s. hadd' den) daha (en, pek) keskin. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâdîs (a.i. hadîs'in c.) 1. Peygamberimizin sözleri. 2. haberler, sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. peygambere, meali Allah'a ait olan, yânî, ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. efyûnî efyûn-keş -efzâ Ruh-efzâ Zînet-efzâ efzâ1 efzah efzâr

ehâdîs-i mevzua ehâdîs-i sahîha ehadiyyet ehadiyyet-i rabbâniyye ehadiyyet-ül-ayn ehadiyyet-ül-cem' ehadiyyet-ül-kesret ehadü hümâ ehad-ül-âhâd ehad-ül-uhadeyn ehaff ehaff-i mücâzât ehakk ehâlî

ehâlî-i fazl ehâlîl ehann ehâsin ehâsin-i ahlâk ehass Dünyâ-yi ehass ehass ehass-ı amal ehibbâ ehdâb ,l ehdâb-ı mühtezze ehdâf ehdeb Ehdeliyye ehemm Takdîm-ül ehemm ehemmiyyet ehibbâ' ehil ehille ehl

ehl-i aba ehl-i âhiret ehl-i âlem

Hz. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. Hz. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. (a.i.) birlik, Allah'ın birliği, (bkz: vahdâniyyet). Allah'ın birliği. 1) görünüş birliği. 2) ıtlakdan, esmadan müstağni olan. 1) birlikte çokluk. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. l) kesretin ehadiyyeti. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. (a.b.i.) ikiden biri. (a.b.s.) teklerin teki; emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-uhadeyn). (a.b.s.) teklerin teki, emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-âhâd). (a.i. hafif den) 1. daha (en, çok, pek) hafif. cezaların en hafifi. 2. meç. pek şen ve sevimli. (a.s. hakik'den) daha (en, pek) lâyık, müstahak, (bkz: ecder, elyak). (a.i. ehl'in c.) 1. bir memlekette, bir kasabada, bir köyde, bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar, ahâli. 2. halk, umûm. fazilet sahipleri. (a.i. ihlîl'in c.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. (a.s.) genizden konuşan [adam], hımhım, (bkz: egann). (a.s. ahsen'in c.) daha (pek, en) güzel olan şeyler. ahlâkın en iyisi, en güzel olan şeyleri. (a.s. hasis'den) 1. daha (en, pek) hasîs, çok pinti. 2. çok, en bayağı [nesne, kimse]. en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. (a.s. hâss'dan) 1. en husûsî. 2. z f. başlıca. dileklerin en husûsîsi, ehass-ı tanıdıkların en başlıcası. 3. farklı, şümullü. (a.i. hüdb'ün c.) kirpikler, (bkz: müjgân). titrek kirpikler. (a.i. hedefin c.) 1. nişan alınan yerler. 2. meramlar, istekler, maksatlar, kasit-ler, gayeler. 3. yüksek şeyler. (a.s.) sık ve uzun kirpikli [adam]. (a.i.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. (a.s. mühimm'den) daha (en, pek) mühim, çok ehemmiyetli. iki işten en mühimini öne alma. (o.i.) 1. pek mühim olma, değerlilik, önem. 2. dikkat nazarını çekiş. 3. kıymet, değer. (a.s. habîb'in c.) dostlar, sevgililer, tanıdıklar, bildikler, (bkz: ahbâb). (a.s.). (bkz. ehl). (a.i. hilâl'in c.) yeni aylar, hilâl şeklinde olan şeyler. (a.s.c. ehâlî) 1. sahip, mâlik, mutasarrıf olan. 2 maharetli, usta, kabiliyetli, becerikli. 3. bir yerde oturan. 4. kankocadan herbi-ri. (bkz: ehil). Hz. Muhammed ve ailesi. ölüler. insanlar.

ehl-i aruz ehl-i arz ehl-i bâdiye ehl-i bagy ehl-i beyt ehl-i bid'at ehl-i büyûtât ehl-i cehennem ehl-i cehl ehl-i cennet ehl-i cihâd ehl-i dikkat ehl-i dil ehl-i dîvan ehl-i dünyâ ehl-i ehvâ ehl-i emsâr ehl-i hakk ehl-i hakikat ehl-i hâl

ehl-i hârâbat ehl-i hevâ ehl-i hey'et ehl-i hıref ehl-i hibre ehl-i hikmet ehl-i hükümet ehl-i hüner ehl-i ırz, ehl-i iffet ehl-i idrâk ehl-i ilm ehl-i îmân ehl-i irfan ehl-i İslâm ehl-i ittika ehl-i kıble ehl-i kal ehl-i kalem ehl-i kanaat ehl-i kelâm ehl-i kerem ehl-i keyf ehl-i kıyam ehl-i kitâb ehl-i kubur ehl-i mahşer

ed. şiir kurallarından anlayanlar. cin, peri, şeytan. bedeviler, çöl halkı. bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. hâne halkı, familya, aile; Hz. Pey-gamber'in yakın akrabası. islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. ünlü kabilelere mensubolan-lar. cehennemlik, günahkâr. câhiller, bilgisizler. cennetlik olanlar, günahkâr olmayanlar. din uğruna savaşanlar. dikkat sahipleri. gönül adamı, gönül dilinden anlayan [kimse], kalender. dîvan kaleminde çalışanlar. dünyâ adamı, Ahireti düşünmeyen. dinde mezhep ayrılığı yaratan. şehir, kasaba halkı. kendini Tann'ya vermiş kimseler, doğruluk sahipleri, îmânı bütün, doğru kimseler. doğru yol adamı. tarîkatte, tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren, Allah adamı, cezbeye tutulan, vecde gelen kimse. meyhane adamları. haylaz. astronomi ile uğraşanlar. kumaş dokuyan sanatkârlar. bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi, (bkz: ehl-i vukuf). filozoflar. hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler. hünerli, sanattan anlayan kimseler. doğru, dürüst, saygıdeğer kimse. düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler. ilim adamları, âlimler, bilginler. îman etmişler, îman sahipleri, inanmışlar, (bkz: mü'min). irfan sahibi, bilgili. islâm topluluğu. dindar, sofu. Müslüman. ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. yazı işleriyle uğraşan. kanaatkar olan. iyi konuşan. cömert, eli açık. keyfe, eğlenceye düşkün. camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. dört kitaptan birine inanan. ölüler. kıyamet günü dirilecek olanlar.

ehl-i mansıb ehl-i ma'rifet ehl-i merâkib ehl-i muhasebe ehl-i naîm ehl-i namus ehl-i nâr ehl-i nifak ehl-i nücûm ehl-i örf

ehl-i perde ehl-i re'y ehl-i Rum ehl-i sabıka ehl-i safa ehl-i salâh ehl-i salîb ehl-i servet ehl-i suffe

ehl-i sûk ehl-i sülük ehl-i sünnet ehl-i şeka ehl-i şer ehl-i şîa ehl-i şikem ehl-i tahkik ekl-i ta'kîb ehl-i takva ehl-i tarîk ehl-i tasavvuf ehl-i tedbîr ehl-i tertîb ehl-i tevârîh ehl-i tevhîd ehl-i ukubet ehl-i vezâif

ehl-i vukuf ehl-i vücûd

mevki', orun sahibi. kabiliyetli kimseler. bir şeye binerek seyahat edenler. muhasebeci, sayman. cennette bulunacak kimseler. namuslu, doğru insanlar. kötü ruhlu, cehennemlik insanlar. ortaya nifak sokan, ayrılık yaratan kimseler. müneccimler. 1) huk. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı; 2) tar. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat bilginleri (kadılar, şeyhülislâmlar, müderrisler, kazaskerler., gibi). örtülü, peçeli kadın. hâkimlik eden. Osmanlılar. ilk Müslümanlar. kalbi temiz. huk. hâli mestur, namuslu, doğru olan kimse, [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazl da denir]. haçlılar, Hristiyanlar. servet sahibi, zengin. Hz. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. çarşı halkı, esnaf. bir mezhebe mensup olan. Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. şakîler, soyguncular, vurguncular. fenalık sahibi. Hz. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. işkembesine düşkün olanlar, sırf boğazını düşünenler, (bkz. erbâb-ı şikem). araştırmacı kimseler. takîbedenler, peşinden gidenler. dîne bağlı kimseler. bir tarîkata mensup [olan], derviş. tasavvufla uğraşan. tedbirli, akıllı, idareci kimse. f ı k. farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. tarihçiler. Müslüman. huk. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler. huk. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler, [camiin, imam, müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. iyi bilgisi olan, bilirkişi, (bkz: ehl-i hibre). varlık sahipleri, insanlar.

ehl-i zimmet

bir islâm devletine tâbi olan, vergi veren, korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. ehl ü iyâl aile, çoluk çocuk. ehl-ül-farz fık. birinci derecedeki vâris. ehl-ül-kisâ Hz. Muhammed ve ailesi, (bkz: ehl-i beyt). ehlî, ehliyye (a.s. ehl'den) alışık olan, alışmış, alışkın, vahşî olmayan, insandan kaçmayan, adamcıl, (bkz: munis). ehliyyet (a.i.) 1. işe yarar halde bulunuş, bir işi hak edebilecek durumda bulunuş, salâhiyet, yetki. 2. mâhirlik, iktidar, liyâkat kabiliyet, kifayet, mensubiyet, akrabalık. 3. iktidar, liyâkat ve kabiliyet vesikası. 4. kadın adı. ehliyyet-nâme (a.f.b.i.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. ehl-perver (a.f.b.s.) ehlini yetiş tiren, değer sahiplerini koruyan. ehl-ullah (a.b.i.) Tanrı adamı, velî, evliya. ehme (f.s.) 1. noksan, eksik. 2. i. bulunuş. ehnâme (f.i.) 1. aşk ve sevda. 2. kendine çekidüzen verme. ehram (a.i. herem'in c.) 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binalar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş şekil. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. düzgün olmayan piramit. ehrâm-ı kaim geo. dik piramit. ehrâm-ı mail geo. eğik piramit. ehrâm-ı muntazama geo. düzgün olan piramit. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. ehrâmen (f.i.) 1. şeytan. 2. dev. (bkz: ehremen, ehrem, ehrime, ehrimen). ehrâmî (a.s.) geo. ehram biçiminde, fr. pyraınidal. ehrâmî kavak bot. piramit kavak. ehred (a.s.) yırtık şey. [üstbaş hakkında]. ehremen (f.i.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı; şeytan, dev. (bkz: ehrâmen, ehren, ehrime, ehrimen). ehren (f.i.)- (bkz. ehrâmen, ehremen, ehrime, ehrimen). ehrime (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrimen). ehrimen (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrime). ehsâ' (a.s.) şaşmış, şaşakalmış olan [kimseler]. ehsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık, delik. ehvâ' (a.i. hevâ'nın c.) arzular, istekler; şehvetler, hevesler, meyiller. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan, arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehvâl (a.i. hevl'in c.) korkular, dehşetler. eh var (f.s.) şaşkın, sersem, alık [adam].

ehvec ehvel ehvel-i heyâkil ehven ehven-i şerr ehven-i şerreyn ehveniyyet ehver ehviye ehviye-i lâtife ehyeb ehyef ehzâb eimme eimme-i dîn

eimme-i isnâ-aşer

eimme-i mahallât eimme-i nuhât eimmet-ül-esmâ

einne eizze eizze-i nasârâ ejah ejdef ejder, ejderhâ, ejdehâ ejder-i münakkaş

ejder-dehân ejeh ejgân, ejgehân ejhân ejîr ekabb ekâbir

(a.s.) uzun boylu ahmak [adam]. (a.s. hevl'den) daha (en, pek) korkunç. heykellerin en korkuncu. (a.s.) 1. en zararsız. 2. pek ucuz. 3. daha hafif; kolay, (bkz: rahîs iki şerrin en zararlısı, kolayı. iki şerrin en zararlısı, kolayı. (a.i.) ehvenlik, ucuzluk [zıddı "gala"]. (f.i.) sevgili. (a.i. hevâ'nın c.), (bkz. hevâ). lâtif müzik havalan. (a.s.) daha (en, pek) mehîb, çok heybetli. (a.s.) 1. ince belli, yakışıklı [genç]. 2. çelimli at. (a.i. hizb'in c.) taifeler, kısımlar; bölümler, bölükler; insan kümeleri. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. (a.i. imâm'ın c.), (bkz. imâm). din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden, en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe; Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî; Mâlik bin Enes; Ahmed bin Hanbel]. [Şîîlerde Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. [Hz.Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin; Hz. Zeyn--ülÂbidîn; Hz. Imâm-ı Bakır; Hz. Ca'fer-üs--Sâdık; Hz. Musa Kâzım; Hz. Alî bin Musa; Hz. Muhammed-ün-Nakî; Hz. Aliyy-üt-Taki; Hz. Hasan-Ul-Askerî; Hz. İmâm-ı Mehdî]. mahalle imamları. nahiv (sintaks) âlimleri. "esmâ'mn başı" tas. hay, alîm, münif, kadir, semi', basîr, müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. (a.i. inân'ın c.) dizginler, yularlar. (a.s. azîz'in c.) 1. erenler. 2. muhterem, azîz kimseler. Hıristiyan evliyası. (f.i.) vücutta, en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar, siğil, (bkz: ejeh). (f.i.) kızılcık denilen meyva, alıç. (f.i.) 1. büyük yılan, (bkz: bürsân, su'bân). 2. korkunç ve hayalî bir hayvan. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. nakışlı ejderha; alaca derili büyük yılan. 3. meç. hiddetli, şiddetli, cesur ve merhametsiz [adam], ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. (f.b.s.) (dev ağızlı) meç. ağır toplara verilen bir isim. (f.i.) sivilce, (bkz: ejah). tenbel. (bkz: ejhân). (f-s.) tembel, (bkz: ejgehân). (f.s.) akıllı, uyanık [adam], (a.s.) beli ince olan. (a.s. ekber'in c.) rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali, (bkz. büzür-gân).

ekâbir-i şuarâ-yi Arab ekadîh ekahî ekalîm

ekâlîm-i hârre ekalîm-i seb'a ekall l ekall-i murabbaât

ekalliyyet Ekanîm ekanîm-i selâse ekarib ekârim ekâris ekasır ekasî ekasî-i bilâd ekasîm ekâsire ekâsire-i Acem ekatî ekavîl ekavîl-i bâtıla ekavîl-i kâzibe ekâzib ekbâ' ekbâ-yi etrika ekbâ-yı matbah ekbâd İltihâb-ı ekbâd ekber

Arap şâirlerinin en büyükleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kıdh'ın c.) oklar. ("ka" uzun okunur, a.i. uk-huvân'ın c.) papatya çiçekleri. ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) dünyânın mıntıkaları, memleketler, diyarlar. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler, memleketler. sıcak iklimler. yedi iklim. (a.s.) en az, en aşağı, (bkz: akall). mat., astr. en küçük kareler metodu, meşhur riyaziyeci v e fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi, [italyan astronomu Giuseppa Piazzi, seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres, onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu.]. (a.i.). (bkz. akalliyyet). ("ka" uzun okunur, a.i. uknûm'-un c.) asıllar, zatlar, rükünler. Hıristiyanlığın baba, oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. ("ka uzun okunur, a.s. akreb'in c.) yakın akraba, hısımlar. (a.s. ekrem'in c.) en necip, pek âlicenap, çok sahâvetli, cömert ve eliaçık olanlar. (f.i.) bot. yenilen mantar. ("ka" uzun okunur, a.s. akser'in c.) daha (pek, en) kısalar. ("ka" uzun okunur, a.s. aksâ'mın c.) daha (en, pek, çok) uzaklar. en uzak şehirler. ("ka" uzun okunur, a.i. kısm'ın c. olan aksâm'ın c.) 1. (bkz: aksam, kısım). 2. kısmetler, nasipler, paylar. (a.i. kisrâ'nın c.) eski Acem pâdişâhları. Acem hükümdarları. ("ka" uzun okunur, a.i. katî'in c.) koyun sürüleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kavl'in c. olan akvâl'in c.) sözler, lakırdılar, kelimeler. bâtıl sözler. yalan, uydurma sözler. (a.s. ükzûbe'nin c.) asılsız, yalan, uydurma sözler. (a.i. kibâ'ın c.) süprüntüler. sokakların süprüntüleri. mutfak süprüntüleri. (a.i. kebed ve kebid'in c.) kebet-ler, karaciğerler, (bkz: kübûd). hek. ciğerlerin iltihaplanması. (a.s. kebîr'den. c. ekâbir) 1. daha (en, pek) büyük.

Cihâd-ı ekber, Gazayı ekber en büyük savaş. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. 2. i. erkek adı. Ekberiyye (a.h.i.) tas. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. ekber-nâme (a.f.b.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. ekdar (a.i. keder'in c.) 1. kederler, kasavetler, gamlar, tasalar, kaygılar. ekdâr ü âlâm kederler, acılar. 2. bulanıklıklar. ekdâs (a.i. küds'ün c.) hurmalar. ekele (a.s. âkil'in c.) çok yiyenler, yiyiciler, oburlar. ekeme (a.i.) yüksek taşlık tepe, bayır. ekfâ (a.s. küfv'ün c.) eşler, benzerler, denkler, uygunlar, müsaviler, eşitler, muâdiller. ekfâl (a.i. kifl'in c.) 1. nasipler, paylar. 2. zayıflık halleri. 3. kilim parçalan. 4. (kefel'in c.) her şeyin gerileri. ekfân (a.i. kefen'in c.) ölüleri sardıkları bezler. ekhâl (a.i. kühl'ün c.) göze çekilen sürmeler. ekhel (a.s.) çok sürme kullanan; gözü kudretten sürmeli [adam]. ekîd, ekîde (a.s.) te'kidli, kuvvetli, sarih, kat'î, sağlam, muhakkak. Emr-i ekîd kat'î, kesin emir. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli, kat'î tenbihler. ekîden (a.zf.) 1. te'kidli, kuvvetli olarak, muhakkak, sarih ve kat'î olarak. 2. mü-kerreren, tekrar olarak. ekîle (a.s.) yenmiş, yenilmiş [şey, yemek]. ekinne (a.i. kinn'in c.), (bkz. eknân). ekkâf (a.i.) semerci, eğerci. ekkâl (a.s. ekl'den) 1. çok ekleden, yiyen, obur. (bkz: bu'le, ekûl). ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. 2. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara], (bkz: âkile). 3. kim. aşındırma, fr. corrosif. eki (a.i.) bir şey yeme[k], yenilme. eki ü şurb yeme içme. eklef (a.s.) 1. yüzü çilli [adam]. 2. i. koyu renkli arslan. ekmâm (a.i. kümm'ün c.) 1. elbisenin yenleri, kol ağızlan. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan, tomurcuklan. ekmen (a.s.) anadan doğma kör. (bkz: darîr). ekmehiyyet (a.i.) ekmehlik, anadan doğma körlük. ekmel (a.s. kâmil'den) 1. daha (en, pek) kâmil, mükemmel ve kusursuz olan, en uygun, en eksiksiz. ekmel-i enbiyâ Hz. Muhammed. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. 2. i. erkek adı. ekmel-âne (a.zf.) ekmel olana yakışacak surette. ekmeliyyet (a.i.) mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık, eksiksizlik. eknâf (a.i. kenefin c.) canipler, yanlar, nahiyeler, taraflar, sığınacak yerler, evin ortalan, [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. eknân (a.i. kinân'ın c.) l. mahfazalar, perdeler. 2. evler, odalar; çadırlar, (bkz: ekinne). eknûn (f-zf-) şimdi, el'an, hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır].

ekrâd ekreh ekreh-i mahlûkât ekrem ekrem-ül-ekremîn ekrem-ül-ümem ekrem-âne ekremî ekremiyyet eksâ eksâ min-el-basal eksem ekser ekseri ekseriyyâ ekseriyyet ekseriyyet-i ârâ ekseriyyet-i mutlaka eksibe eksibe-i bahriyye eksibe-i berriyye eksiyye ekşem

ektâd ektâf ektâr ektâr ektem ekûl ekûl-âne ekûlî ekvâb ekvâb-ı şerâb ekvâh ekvarn ekvâm-ı büzeyriyye ekvân Hâlik-ı ekvân

(a.i. kürd'ün c.) kürtler. (a.s.) en kerih, çok iğrenç. mahlûklann en iğrenci. (a.s.) 1. daha (en, pek) kerîm; çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. 2. i. erkek adı. (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. Hz. Muhammed'in ümmeti. (a.zf.) ekrem olana yakışacak surette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyla. (a.f.s.) ekreme mensup, lütuf ve kerem sahibi olana mensup. (a.i.) ekremlik, ekrem olma. (bkz: ekrem). (a.s.) üstüste pek çok giyinen [adam]. "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. (a.s.) büyük karınlı şişman [adam]. (a.s. kesîr'den) en çok, daha ziyâde. (a.f.zf.) eksere mensup, çok defa, çoğu. (a.zf.) çok defa olarak, çok zaman; sık sık. (a.i.) ekser olma hâli, pek çok olma; çokluk; en büyük kısım; yansından çoğu. reylerin oyların çokluğu, hiç olmazsa yandan bir fazlası. bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk), çokluk. (a.i. kesîb'in c.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. jeol. karasal, kumul. (f.i.) boza. (bkz: ahsuma, nebîz). (a.s.) 1. doğuşunda kusurlu olan, burnu, kulağı kesik veya noksan olan [adam]. 2. i. pars denilen yırtıcı hayvan. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. (a.i.) 1. cemaatler, kalabalıklar, bölükler, takımlar. 2. misâller, örnekler. (a.i. ketif ve kitfin c.) omuzlar; omuz kemikleri, arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. (a.i. keter'in c.) haysiyetler, şerefler; hasepler, nesepler, mertebeler, dereceler. (a.i. kutr'un c.), (bkz. aktar). (a.s.) 1. daha (en, pek) çok sır saklayan. 2. karnı büyük [adam]. (a.s. ekl'den) çok yemek yiyen, obur; pisboğaz, (bkz: bu'le, ekkâl). (a.f.zf.) oburcasına. (a.i.) oburluk. (a.i. kûb'un c.) küpler, büyük su kaplan. şarap küpleri. (a.i. kûh'un c.) kamıştan yapıl-.mış penceresiz kulübeler. (a.i. kûme'nin c.) kümeler, (bkz: küvem). anat. domalan, fr. soredie. (kevn'in c.) varlıklar; âlemler, dünyâlar. dünyâların, varlıklann yaratıcısı, Allah.

ekvar ekvâs ekvâz ekyâl ekyâs ekyes ekzeb el-

ela ela ey! el-aceb el-adlü esâs-ül-mülk el-amân

el-amân-hâh el'ân el-anyâsiyye elâstikî elâstikiyyet el-Avvâ

elbâb Ulül-elbâb el-bâdî azlam el-basîr elbet, elbette elbise elbise-i resmiyye Elbürz elbüz el-câ-i âlâ rütbetihi

el-câsî el-Cebbâr

(a.i. kevr'in c.) 1. devirler, dönmeler. 2. bir şeyi sarmalar. 3. (küvâre'nin c.) an kovanlan. 4. demirci ve kalaycı ocaklan. (a.i. kevs'in c.) yaşmaklar. (a.i. kûz'un c.) kadehler; kâseler; bardaklar. (a.i. keyl'in c.) kileler, hububat ölçüleri, ölçekler. (a.i. kîs'in c.) para keseleri, torbalar. (a.s.) pek kiyâsetli, zekî, zeyrek, maharetli, becerikli [adam]. (a.s.) büyük yalan, pek büyük uydurma. (a.h.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. Arapçadaki terkiplerde, has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi. (bkz: hurûf-i şemsiyye). (a.e.) başlama ve tenbih edatıdır; nazımda ve sözün başında kullanılır; bundan sonra "ey!" nidası gelir. şimdi, bilmiş ol ki! (a.n.) tuhaf, acayip, şaşılacak şey! (a. cü.) adalet mülkün temelidir. (a.e.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman, medet" manasınadır; "bıktım artık, illallah!, usandım, kâfi, yeter, sus" gibi mânâlarda da kullanılır. (a.f.b.s.) el aman dileyen, yaka silken. (a.zf.) şimdi, şimdiki halde; henüz, hâlâ, daha, bu âna kadar, şu anda. (a.i.) bot. iğdegiller. (fr.s.) esnek. (fr.a.i.) esneklik. (a.h.i.) astr. sığırtmaç, semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme, lât. Boötes, fr.Bouvier. (a.i. lübb'Un c.) akıllar; akıllı kimseler. akıl sahipleri. başlayan, yol açan haksızdır. (a.s.) her şeyi gören. [Tanrı adlarından]. (a.zf.) kat'î olarak, mutlaka, behemehal; akıbet, nihayet, eninde sonunda. (a.i. libâs'ın c.) esvaplar, libaslar, [kelime bizde müfret gibi kullanılır], (bkz: câme]. resmî elbise[ler]. (f.h.i.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği. 2. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. 3. s. uzun boylu, yakışıklı kimse. (a.s.) 1. bâlâ, yüce, yüksek. 2. i. Kafkas dağının tepesi. (a. h. i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında, ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. (a.h.i.) astr. Herkül, tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi, lât. Hercules. (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak

yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). Elcezîre (a.h.i.) Mezopotamya, "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. elcime (a.i. licâm'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. el-cünûnü fünûn (a.dey.) "dîvânelik türlü türlüdür", "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. eledd (a.s.) hak kabul etmeyen, inatçı [adam], Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkî (fr.s.) ; elektrikle ilgili, elektrik niteliğinde. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı, akımı. elektrîkiyyet (fr.a.i.) eletrikleştirme, elektrikleşme. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektromagnetizma. elektrîkiyyet-i sakine fiz. elektrostatik. elektrik-nümâ (fr.f.b.s.) fiz. elektroskop. elem (a.i.c. âlâm); 1. ağrı, acı, sızı, sancı; keder, dert, maddî ve manevî ıztırap. elem-hek. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. bekleme elemi, sıkıntısı. 2. Fransızca'nın "-algie" sonekini elem-i intizâr karşılar. elem-i asabi bek. sinir ağrısı, fr.nevralgie. elem-i kalb gönül ıztırabı. elem-i mafsal hek., fr. arthralgie... el-emrü emrüküm (a.cü.) emir, sizin emrinizdir; emriniz bâşüstüne. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. Elemût (f.h.i.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. [elüh (=karakuş), mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. Bu kale, yükseklikte; yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elem-zede (a.f.b.s.c. elem-zede-gân) eleme uğramış, elemli, kederli, dertli. elem-zede-gân (a.f.b.s. elemzede'-nin c.) elemliler, dertliler, kederliler. eleng (f.i.) 1. sur, duvar, siper. 2. kale ve istihkâm askeri. elest (a.i.) Allah'ın, ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman, insanların yaradılış başlangıcı, [elestü = değil miyim]. elezz (a.s. lezîz'den) daha (en, pek) lezzetli. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf (a.s.c. âlâf, ülûf) bin [sayı], (bkz: hezâr). elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl. elfâf (a.i. lifin c.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar; birbirine dolaşık fidanlar. el-Fâris (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç, lât. Perseus; fr. Persee. el-fâtiha (a.n.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida.

(a.i. lafz'ın c.) kelimeler, sözler. güzel sözler. kaba küfürler. l) birçok anlamı olan kelimeler, 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler, sinonim (synonyme) kelimeler. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. el-firâk (a.i.) ayrılma, ayrılık sözü, esenleşme, (bkz: el-vidâ). elfiyye (a.i.) ed. bin beyitlik kasîde, şiir. el-garaz (a.cü.) "maksadım şu ki; şunu demek isterim ki; gelelim maksada, sözün kısası" mânâlarına kullanılır. el-gaz bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. el-gıbta (a.cü.) gıbta olunur, gıbta ederim. elhâb (a.i. lihb'in c.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar, dar geçitler, (bkz: lihâb, lühûb). el-hâc (a.s.) hacı; islâm dîninin bir îcâbı olarak, usûlüne göre, "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. el-hakk (a.zf.) hakîkaten, doğrusu, doğrusu ya. el-hâl (a.zf.) şimdi, şimdiki halde, hâlâ, henüz. el-hâletü hâzihi (a.zf.) henüz, şimdi, hâlâ, bugün, bugünkü günde, şimdiki zamanda, şimdiye kadar, (bkz: el-yevm). el-hamdulillâhi teâlâ (a. cü.) Allah'a hamdolsun, Allah'a şükür. elhân nağmeler, ezgiler. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri; 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. el-hased (a.zf.) "hased olunur" mânâsına kullanılır. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. el-hâsıl (a.zf.) hâsılı, netice îtibâ-nyla, sözün kısası, uzatmayalım, kısa söyleyelim, kısacası, (bkz: ve-1-hâsıl). el-Hayye (a.h.i.) astr. Yılan. elhâz (a.i.lâhz'ın c.) göz ucu ile bakışlar. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına, cazibeli, alımlı bakışlar. el-hazer (a.zf.) "sakın, sakınalım, sakınınız," mânâsına kullanılır. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. el-Hevâ (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi, lât. Ophiucus. el-hükmü-li-1-galib all (a.cii.) hüküm galibindir, hak kuvvetlinindir, (bkz: el-hükmü limen-galeb). el-hükmü li-llâh (a.cü.) "hüküm Allah'ındır, kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. el-hükmü li-men galeb (a. cü.) hüküm galip gelenindir, (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). el-ıyazü bi-llâh (a.c.) Allah'a sığındık, Allah'a sığınırım, yahut, sığınırız, Allah esirgesin, Allah korusun!... (bkz: maâz-Allah). elibbâ (a.s. lebîb'in c.) akıllı, kâmil, olgun [kimseler]. elif (a. ha.) 1. Arap alfabesinin ilk harfi. 2. i . kadın adı. elfâz elfâz-ı cemile elfâz-ı galize elfâz-ı müştereke

elif-i iklîm elif-i kâfîyân elif-i maksure

yedi iklimin ilki, ekvator. kûfî yazısıyla yazılan elif. bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. f Mustafa, dâva gibi]. elif-i memdûde uzun okunan elif. elîf (a.s. ülfet'den) 1. ülfet olunan, istenilen, alışılan şey. 2. alışmış, alışkın, alışık. (bkz. me'lûf). elifba, elifbe (a.i.) 1. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. bir şeyin başlangıcı. 3. g. s. bir örgü motifi. elifi (a.i.) g. s. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. el-ihsân bi-t-temâm (a. cü.) bir şey verilince tam verilmeli; bir iyilik edilince tam edilmeli. elîm, elime (a.s. elem'den) çok dert ve keder veren, acıklı; ağrı ve sancıyı hissettiren, sızlatan, pek ağrıtan, acıtan. Azâb-ı elîm çok acı veren azap. el-insâf (a.n.) ; insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. eliyy (a.s.) çok yemin eden [adam]. elîz (f.i.) çifte, tekme; sıçrama. elkâb (a.i. lakab'ın c.) 1. unvanlar, soyadları. 2. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar, [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü; sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü; seraskere devletlü re'fetlü; Mekke şerifine devletlü siyâdetlü; müşirlerle, pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü; saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü; sarıklılara mekrümetlü; fazîletlü; semâhatlü yazılırdı. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a.cü.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elken (a.s.) dilinde pek lüknet, tutukluk olan, güçlükle meramını anlatan, peltek.kekeme. El-Keşşaf (a.i.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. el-kıssa (a.zf.) hulâsa, hâsılı, sözün kısası, sözden anlaşıldığına göre. el-Kusvâ (a.h.i.) Hz. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. Ebûbekir'den satın almıştır], (bkz: Kusvâ). elma', elmaî (a.s.) pek zekî, çok anlayışlı [adam]. elmalı, elmahî (a.s.) her gördüğü şeyi tetkike, araştırmaya meraklı [adam]. elmas (yun.i.) 1. bilinen kıymetli taş. 2. s. meç. pek sevgili ve kıymetli. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. elmâs-pâre (yun.f.b.i.) 1. elmas parçası. 2. meç. çok güzel. elmâs-rîze (yun.f.b.i.) elmas kırıntısı, döküntüsü. elmâs-tırâş (yun.f.b.i.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam, billur, kristal. el-minnetü li-llâh[i] (a.cü.) "Allah'a minnet, minnet ancak Allah için" manasınadır. elsen (a.s.) fasîh, düzgün konuşan. elsine , elsün (a.i. lisân'ın c.) diller, (bkz: lüsn). elsine-i garbiyye batı dilleri. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe, Arapça, Farsça. elsine-i şarkiyye doğu dilleri. eltaf (a.s. latîfden) daha (en, pek) lâtif, güzel, hoş [olan].

levz ve levze'nin c. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur]. (a. emced'in c. lütfün c. rengârenk. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler. and.s. renkler. [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır. (a. (a. (a. (a.i. henüz.) iyi muameleler. liber. kıç ile ilgili. (bkz: half. (a. Samsun. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale. Aquila.i.) yemin. soymuk damar (-demeti). iplik biçimindeki şeyler.i. çeşitler. tablolar. kasem). portreler. l'Aigle. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam]. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı.) Allah'a ısmarladık. mevzîler. . (bkz.) 1. pek) lâzım. lâzım'dan) daha (en. dalgalanan bayraklar. (a.) 1. ince bağırsaklar. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler. (a.) 1.h. (a.cü. olan "emki-ne'nin c.).) elzemlik. mekân'ın c. (a.i.) sancaklar. (a. bayraklar. büyükelçi.s. okşamalar. son derece lâzım olma.i. lîfin c. Antalya. (bkz: emkine).s. iyilikler.) mahaller. Artvin. livâ'nın c. karakuş. bot.) düz satıhlar. çok yakışır.i. (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars.i.) göz pınarlan. alacalı.) kıça ait. (a. (a. (a.) ülfeti çok. (a. el-firâk.i.i. levn'in c. 2. (a. Ardahan. kalın bağırsaklar. liyakatli.s.i. kartal. izmit. lüzumlu. (a.i.) elçinin götürdüğü itimatname. pek) lâyık. şu anda. mevkiler. (a. (bkz: ecder. (a. fr. 2. (bkz: liva).i. yağlı koyun kuyruğu. el-vedâ').) daha (en.) sefir. 2. yerler. Allah'a emânet olun. kıçı meydana getiren kaba etler. bugünkü günde.) bağırsaklar. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır]. (a.i. Kartal burcu. ağacın odun kısmındaki lifler.eltâf elûf elûh elûk el-Ukab elûke el vah elvâh-ı kışr elvan elvâz el-vedâ' el-vida' elviye elviye-i müstakille elviye-i mütemevvice elviye-i selâse elyaf elyak elye elyevî el-yevm elzem elzemiyyet em'â em'â-i galîza em'â-i rakîka emâcid em'âk emâkin (a.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. (a.i. iyilikseverlikler. gereklik.) bugün. miâ'nın c. levh ve levha'nın c. lât.i. meak ve meûk'un c. Muğla gibi livalar. tavşancıl. fr.) bademler. şimdi. yanaklar.zf.) 1. nezâketler. [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp.i. hâlâ. (a. s. esen kalın! (bkz: el--firâk). ehakk). 3. 2. astr. şimdiki zamanda.s. (bkz: el-hâletü hâzihi).

buna riâyet olunur. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki. emânetler.emâkin-i mukaddese emâlîc emâlîs emâm emân emân hakkı eınân bi-1-kinâye emân bi-1-kitâbe emân-ı âmin emân-ı hâss emân-ı muvakkat emân-ı müebbed emân-ı sarîh emânât emânât-ı mukaddese emânât-ı şerife emânet emânet-dâr emânet-dârî emaneten emân-hâh emânî emânî-yi mahsûsa emânet-ullah emârât emârât-ı hasene emare emâre-i hasene emaret emârid enıâsil emâzir kutsal yerler. mezîr'in c.f.s. huk.) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar. gibi.) otsuz ve susuz sahralar. eminlik. huk. ipucu. gibi].i. bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki. (a. emânı.i. itibarlı kimseler. huk.i. (a. aman dileme. emir'in hâli ve sıfatı. emniyet edilen kimseye bırakılan şey. yardım isteme.i. 2. (a. millet. nişan. (a. emânet'in c. meramlar. huk. emirlik. arzular.) uzun yapraklı otlar. ümlûc'ün c.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk.) arzular.) bıyıklan terlememiş gençler. emânât) 1. (a.b. (a. "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman.i. niyetler. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki. (a. istekler. iyilik alâmeti. eserler. kuddâm. (a.i.) kendisine emânet edilen. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup. emârât) alâmet. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. (a. 2. belirti. şikâyet. maksatlar. Sakal-ı Şerif.) emânet olarak. aman diyen. rica. akranlar.). emânet suretiyle. emr'den) 1. özel maksatlar. huk. huk. emâre'nin c. (a. "Hırka-i Saadet. fidanlar. alâmetler.. 3.) 1. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer. pîş). (a.f. 2. 2 .. prenslik. (a. . en çok benzeyenler. c.i. emanetçi. 2. karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman. beylik. aman isteyen. (bkz: emânât-ı mukaddese). emeller.i. çöller. (a. b.) 1.b. huk. (a.) .c. korkusuzluk. sözle verilen eman gibidir. nişanlar. bu bir müsâlaha" demektir. (a. (a.) emanetçilik. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur].i. iyi alâmetler. imlîs ve imlîse'nin c. eser. emred'in c. 4. ümniyye'nin c. (a.i.zf.) 1. eşler.).i.f. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu. sulh yapma.. i.i. gayeler. ummalar. deliller. eşya veya kimse. kanunî ve fiilî himaye. husûsî. (bkz. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet. rüsumat emâneti = vergi emâneti. emsel'in c. (a. ["geliniz!" denilmesi gibi].) aman dileyen.i.s.s.b.

Muhammed'-in lâkabı. emniyet sahibi. onur ve haysiyet sahibi olan.c. umma. (a. (a. korkusuz [yer]. (a. (a. (a.i. mecîd'den.i. pek) medîd.c. c.) bir işte emeği çok geçmiş olan. en çok temas eden. saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur. 2.f. Hızır. ilk islâm hükümeti. (a.s.) son.) mehiller. kendisine güvenilen [kimse. daha (en.h. bir kavmin. Cebrail. bir şehrin başı. vâdeler. güvenen. ["emîn" kelimesinin müennesi].i. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler.i. (bkz: hırs-ı câh. 2. 2. c.) şeref. Emevî devleti. evâmir). (a. Muhammed.) taylar.) 1.i.) islâm arasında kurulan ilk devlet. Hz. kadına verilecek. dokunan. (a. çok şeref.s. Hz.s.s. (a. Muhammed.s. (t. kadın adı. çok sürekli.) donuk beyaz. erkek adı. ilâçlann en acısı. i.i. (bkz. uzun. zamanlar. şereflilerin şereflisi. erkek adı. . veznedar.) nikâh bedelleri. şey]. emr'den. şüphe etmeyen. insan ömrünün yetmeyeceği hülyalar. büyük bir hanedana mensup kimse. (a.s. 3.c. eski ve sâdık hizmetçi. 4. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz].) koyunlarda meydana gelen uyuzluk. Şeh-remânetinin reisi.i. bir çeşit ot. hırs. 2. mecîd'in c.) daha (en. haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. amal) ümit. beği. onur ve haysiyet sahibi olanlar. Hz. at yavruları. 2. mehl'in c. mühr'ün c.s. pek) mecid. tamah. pek) acı. (a. hırs-ı nukûd).) 1.i. arzu. i.i. ümerâ) 1. emâcid) 1. birine emniyet eden.) pek fazla messeden. ömürlerin en uzunu. [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur. zevcelerin nikâh bedelleri. (a. (a. mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse. aynlma hâlinde.b. demirci çekici. (a. (bkz: mihâr). (a. (a. korkusuz. çok ulu ata. (bkz: emîn).emcâd emced Cedd-i emced emced-i emâcid emed emedd emedd-i a'mâr emek-dâr emel Tûl-i emel emerr emerr-i edviye emess Emeviyye emhak emhâl emhâr emhâr-ı zevcât emhâr emîhe emîme emîn Fetva emîni Sandık emîni Şehr-emîni Yed-i emîn emîn-i cev emîn-i rahmet Emîn-i vahy Emîn-i vahy-ullah emîne emir emîr emîr-i âb-hayvân (a. (a.i. nihayet. kuruntular. ümenâ) 1. hırs-ı pîrî. emniyetli. medd'den) daha (en. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar. emr). mühletler.i. mehr'in c. i.s.

) amiral. deniz tuzları. (a. (a. (a. arıbeyi. (Müslümanların emîri). Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. başkumandan . serasker. (a.b.i. (a.) ev. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli bulunan zat. (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. (a. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse. mevkiler. (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının.i.b.i. emîr olana yakışacak surette. (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar. (bkz: emîr-ül-mâ'). pek melîh.b. Mekke emîri. melâ'ın c.i. (bkz: emâkin). melîh'den) en melâhatli.b. Hz. (a.zf. yeni evler.f. Hz.i. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse. çeşnigir başı.) kumandanın oğlu.) tuzlar. .b.) emîrcesine.) kadın emîr. [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı.) mahaller. amiral. Ali'nin lâkabı. Ömer'e verilmiştir]. (Arabın en güzeli) Hz.) cemâatler. milh'in c. Muhammed'in halîfesi. Hz. (bkz. (a. ahır müdürü.f.e.) sancak emîri. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. bölükler. buyrultu.i. (a. son derece güzel. Muhammed. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk. mü'minlerin emîri. âmirden me'mura yazılan kâğıt.emîr-i cân-dâr emîn-i çeşnigîr emîr-i dâd emîr-i devât emîr-i meclis emîr-i Mekke emîr-i nahl emîr-i silâh emîr-i şikâr emîr-ül-alem emîr-ül-bahr emîr-ül-ceyş emîr-ül-Hâcc emîr-ül-mâ' emîr-ül-mü'minîn emîr-i zünbûrân emîr-ül-müslimîn emîr-ül-ümerâ' emîr-âhûr emîr-âne emîre emir-nâme emir-nâme-i sâmî emîr-zâde emken emkiııe cmkine-i cedide emlâ' emlah Eınlah-ül-Arab emlâh enılâh-ı bahriyye emlâk muhafız kumandanı. (a.) emir kâğıdı. (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. (bkz: ıneh-mâ emken). (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti.i. haneler. emîr-ül-mü'minîn). yerler.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer. kalabalıklar. mekân'ın c.i.) imrahur.i. tarla. evler. Istabl nâzın. Hacılar emîri. (a.f. zool. ferman).i. (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse. (a. bağ. (bkz: emr-nâme. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. (a. milk ve mülk'ün c. (pâdişâh). [bu unvan ilk evvel Hz.s. serdar. ahır beyi.

el konulmuş mallar. korkusuzluk.b. (o.i. güveni kötüye kullanma. kollama [askerlikte].ilâhî emr. polis teşkilâtı. eminlik. buyruk. en başta. pek çok) genç. 2.f. büyük. (Allah'ın emri) ölüm. jeol. emr. (bkz: emir).) emniyet. [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir]. şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. iş. ikinci şahsa verilen emir.s. (Allah'ın emri) ölüm. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım].i. devlete ait mallar. (bkz: i'timâd).) daha (pek. [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. halk güvenliği. rahatlık.hakk emr. (a. husus.emlâk-i emîriyye emlâk-i hâssa emlâk-i hümâyûn emlâk-i mazbuta emlâk-i mevkufe emlâk-i milliyye emlâk-i mîriyye emled emles Hacer-i emles emmâre Nefs-i emmâre emn emn ü asayiş emn ü emân emnâ' Emn-âbâd emniyye emniyyet emniyyet-i âmme emniyyet-i umûmiyye emniyyet-i tâmme Emniyeti su'-i isti'mâl emniyyet-bahş emr Evvel-i emr Nefs-ül-emr emr bi-1-ma'rûf emr-i âlî emr. emr'den) emreden. (a.) 1. gerçekleştirmesi imkânsız olan emir.garîb emr.kavlî emr-i kün emr-i ma'ruf emr-i muhal emr-i mübîn (bkz: emlâk-i mîriyye). 3. en. (bkz: emlâk-i hümâyûn). (a. genel güvenlik. (a. [müennesi .azim emr. 4. (bkz: asayiş. [tas. cilâlı. eminlik. genel polis teşkilâtı. (a. güvenlik. 2.) eminlik. 2. pürüzsüz. [ağızdan veya yazı ile].f. millî mallar.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı. meydanda durum.i. meldâ]. eminlik ve rahatlık. özü. metin. emredici. günah ve suç işlemede]. güvenlik. âsûdegî).i. ilk iş olarak. (a. apaçık. önemli iş. vakfedilmiş.s.s. (bkz: asayiş). inanma. pâdişâh mallan. insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. körpe ve nâzik (vücut veya dal). şey. tam bir güvenlik. Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan. kamusal güven.gaib emr. güvenme. üçüncü şahsa verilen emir. tuhaf şey. gr. korkusuzluk. vakıa. "ol!" emri. en) sarp. korkusuzluk. c. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. beylik malları. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem.c. 1. buyrultu.) güven veren. (a. emâlis) düz.hâzır emr.s.b. iş buyurma. (a. bu işin aslı. cebreden [şehvani hallerde. çok. pürüzsüz. aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse].i'tibârî görünüşte olan iş. evâmir) 1. [Ben gizli bir hazîne idim. hâdise. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi. korkusuzluk. (a. bağışlanmış mallar. . düz taş.i.s. gr.) (daha.

göz hastalıkları.s. Şâbb-ı emred tüysüz genç.s.i. . emr-i vâki' beklenmedik emir.) emre ait.) büyük şehirler. mısr'ın c. cilt.) armut. misl'den) pek müşabih olan. emrî. emrâz-ı akliyye hek. kaç misli alınacağını bildiren sayı. emsal (a. emsâl-i kesîre bol örnekler. fr.i. mikroplu. emsal (a. 3. eşler.) kıssalar. iç hastalıkları.f. emrâz-ı müstevliyye hek. atasözleri. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy. emsâl-i inkisar astr. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. emrûd (f. kadın hastalıkları. öldürücü hastalıklar. emsali misillû aynı biçimde.l (a. emraz j.b. destanlar.. emsâl-i zâviyeviyye mat. emrâz-ı mühiike hek. 4. emsâr (a. çok benzeyen. (bkz: ermûd).s. emsâr ü bilâd büyük şehirler. jeod.i. emr-nâme (a. epidemiques. emrâz-ı sâriyye hek. emrâz-ı bevliyye hek. salgın hastalıklar. frengi ve bel soğukluğu gibi. Sîga-i emriyye emir sîgası. emrâz-ı zühreviyye biy. emir--nâme.i. emsâl-i Süleyman Hz. emr ü ferman buyruk ve ferman. ateşli hastalıklar. numuneler.i. emr-ber (a. Durûb-ı emsal darbımeseller. emr-i tabîî tabîîiş. mat. emrâz-ı asabiyye hek. emsel (a. fr. refraction. emir eri. emir alan. ferman). hikâyeler. dış hastalıkları. sinir hastalıkları.) illetler. eş. frengi ve benzeri hastalıkları.) 1. emrâz-ı ayniyye hek. emrûdî (f-s. katsayı.) armut biçiminde olan. emirle ilgili. emrâz-ı intâniyye hek. akıl hastalıkları.c.emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri.) emir götüren. mern'in c. emriyye (a. bulaşıcı hastalıklar. kıl bulunmayan genç. atalar sözü.). benzerler.i-. sidik yolu hastalıkları. fr. hastalıklar. emrâz-ı hâriciyye hek. emrâz-ı nisâiyye hek. hayvan derileri.i. (bkz. deri hastalıkları. benzer. 2.i. misâller. maraz'ın c. emrâz-ı dâhiliyye hek. benzeri durumlarda olduğu gibi. beldeler. emrâz-ı cildiyye hek. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname. mesel'in c. Süleyman'ın vecî-zeleri. emir kipi.venüs hastalıkları. emr-i nıüşkil zor iş. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er. emrân (a. kasabalar.f.b.i.) kürkler. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. örnekler. açısal 'katsayı. emred (a. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. contagieuses. misl'in c. memleketler. emrâz-ı efrenciyye hek.

[dükkân.) sular. (a. ağaçlardaki meyva-lar. para. binâ-i merre. numuneler. akşam vakitleri. ism-i mekân.) sular.) 1.) 1.emsile emsile-i muhtelife emsiye emşâ muşt-ül-kadem emtâr Sahâib-i emtâr emtâr-ı kesîre emten emtia emtia-i ecnebiyye emtia-i gûnâ-gûn emtia-i ticâriyye emvâc emvâc-ı bahr emvâc-ı kahr emvâh emval Bezl-i emval emvâl-i âdiyye emvâl-i âmme emvâl-i bâtına emvâl-i emîriyye emvâl-i eytâm emvâl-i ganâim emvâl-i gayr-ı menkule emvâl-i menkule emvâl-i metruke emvâl-i umûmiyye emvâl-i zahire emvât Defn--i emvât İhyâ-yi emvât emyâ. (a. ism-i zeman.i. nefy-i mâzî. terkedilmiş. deniz milleri. ism-i fail. kat'î. yetimlerin mallan. (bkz: hemyân). gr. tüccar mallan.) akşamlar.) mülkler. [emlâk. nehy-i gaib. mâ'ın c. masa. çeşitli mallar.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler. tesniye cemi hallerindeki mütekellim. nefy-i hâl. gibi]. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı.i. kanepe. kamuya ait mallar. mal) gibi şeyler]. (a. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar. mallar. cahd-ı mutlak. para ve eşya gibi beylik mallar. 3. mevc'in c. (a. ev. zulüm dalgası. muşt ve mışt'ın c. satılacak şeyler. ism-i tafdîl. (bkz: mîl). (a. Devlet. muzârî. masdar-ı mîmî. ölülere can verme. gibi]. (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. bol yağmurlar. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi. bırakılmış mallar.) pek metin.i. taşınabilen mallar. ganimet mallar.) yağmurlar. vilâyet ve belediyelere ait mallar. eko.i. yağmur bulutlan.i. hükmü çok yürüyen. 2. meyyit'in c.i.i. (f-i-) Para kesesi.i. örnekler. (a. gibi birer misâlle gösterilen şekli]. (a. emr-i gaib. (a.i. metâ'ın c. taşınmaz mallar. 2. muhâtab ve gaib şekilleri. (a. emr-i hâzır. mevâşî (davar. ölülerin gömülmesi. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. eko.i. 2. olan miyâh'ın c. nehy-i hâzır. çok te'sirli olan. (a. mâl'in c. devlet mallan. (bkz: miyâh).. masdar.s. matar'ın c. . [çakı. kumaşlar.s. ism-i mensûb. para çantası. (a.i. mübalağa ile fail. yabancı memleket mallan. z f. ekinler.) ölüler. [altın. a. misâl'in c. gümüş. saklanması mümkün olan mallar. (a. gibi]. para ile alınan şeyler.) dalgalar. cahd-ı mustağrak. mâ'ın c. tarla. hediye gibi şeyler dağıtma.. çok dayanıklı. kınlmamış büyük tuz parçalan.) taraklar ayağın üzerindeki ufak kemikler]. emyân emyâh emyâl emyâl-i bahriyye emyûs emzâ (a. mesâ'ın c.i. saklanması mümkün olmayan mallar.) tuz taşı. denizin dalgalan. mîl'in c. ism-i mef'ûl. sahipleri bilinmeyen mallar. (a.) 1.

ortaklık. (bkz: nâhîd).) lâkaplar. anbar. deve. (bkz: enâiyyet. mizâc'ın c.) ortak kadın. (a.i.) en nefis olan şeyler.) doldurulmuş. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır]. kamış gibi içi boş olan fen âletleri.) 1.i. (a. 3. takma adlar. kuma. (a.i. i.i.i. kale. en değerlileri. (f. (f.cü. soyadları.) küçük dağarcık. (halkın ulu'su) Hz. şeriklik. tıkanmış.) inbikler. (f. ufak heybe.) nar [meyva]. Yuhanna]. (a. dağarcık denilen deri çanta. inbik'in c. (a. Luka. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ. (f.s.i. 2 . (a.i. sığır ve. (bkz: şerîk). huylar. (a. çanta. enmele'nin c. (a. (a.i.) 1. gübre. sağlam. na'm'ın c. eş.) perişan. koyun gibi hayvanlar. 4. anbara koymak.s. kalbur damarlan.) ortak. türlü tabiatlar. i.i.) 1. 2. (a. 2.) kendini beğenme. eşsiz. nebez'in c. hazım (sindirim) boruları. enfes'in c.i. (bkz: enbûşe). halk. inâyeten.) yerden çıkanlan otun kökü. yığın.e. insanlar. (bkz: rümmân).. 2.i. ünbûbe'nin c.i. (f.) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek.) boğum boğum olan şeyler. dolu.) 1. küme. borular.i. şeriki olmayan.(bkz. hayvan gibi kimseler. enâ-niyyet). Hz. (f. (a. (a. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp. hisar. halk arasında. yaratılmış olan canlılar.) 1. gibi.) parmak uçları. meşrepler. huylar.s. (f. bütün mahlûkların Tanrısı. perakende.) inciller. .) tabîatler. s. 2.s.) Zühre (Venüs) gezegeni.) anbarlar. (a. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. eneiyyet). (a. eneiyyet. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı. tahkîm edilmiş yer. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.i.s. yiyecek çantası. bütün mahlûklar. nibr'in c. i. at. hakîkaten. (f. edebî eserlerin en nefisleri. teslim etmek.). (f. anat. muhtelif.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden.i. Markus. (a.) peygamberler. bencilik.i. (a.i. heybe. nebî'nin c. yıkılmış. dağınık şeyler.emzice emzice-i muhtelife -en enâbîb enâbîb-i gırbâliyye enâbîb-i hazmiyye enâbîk enâbîş enâcîl enâcîl-i erbaa enâdîd enâfis enâfis-i âsâr-ı edebiyye enâhîd enâiyyet enam Beynel-enâm Rabb-ül-enâm Seyyid-ül-enâm en'âm enâmil enâniyyet enâr enâr-Allahü kabrehû enbâ enbâg enbâhûn enbân.i. incil'in c. Muhammed. enbâne enbânçe enbâr enbâr Der-enbâr etmek enbârde enbâşte enbâz Bî-enbâz enbâz enbâzî (a.

ağaç kökleri. sıvacı.) son bulan. (f. i.i. i. 1. anat. başka. gayretsiz [kimse]. yonga gibi şeyler. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. (bkz: tîn).zf. koku. (a. hek. (bkz: resul).) asıl. izdiham).) 1. 2. necs'in c. işkembe.i. 3.s. i. 5. endâyiş-ger). (bkz: ünbûbî). 1. 2. (f.) 1.i. hamından turşu yapılan. meclis. (f. patates gibi yerden çıkarılan şeyler.s. [Anadolu'da "eğsi.i. ulu. kurdeşen. necd'in c.i. (bkz: lenger). (a.) nihayet. nücebâ).i.) armut. (f.s.s. i. (a.s. hayvan].). encîre encûc encûg (f. yer elması.) Hint hurması. çekirdeği büyük. (bkz. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. kıyma kıyma. 2.s.s.). ocak. .i.) incir.f. talaş. devşiril-miş.) yüksek yerler.i. anat. dere. 2.enbeh. (a." gibi karşılıkları vardır]. (bkz: ünbûbe-I (a. (bkz: cemâat. tüyü dökülmüş [şey. son. yoğun.b. ["encîden" mastarından]. 2.i. (f. (a. (bkz: emrûd). (f.i.) bot.s.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. duvarın yıkılıp dökülmesi.i. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl].) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz.b.i.) koyulaşmış. hatmi çiçeği.) tenbel.i.i. 2. (f. biten. miskin. (bkz: encûc).) minder. (f. (bkz: ünbûbe).) ödağacı. (bkz: âhir-ül-emr).) biy.i. (a.) 1. kalın. döşek. ısırgan otu. (f. döşeme. (a.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler. (f. uyuşmuş [nesne]. (a. necâib.) inbik. (a.) 1. ödağacı.i.i.b. nebî'nin c. ürtiker. yalvaçlar. toprak [insanın asıl maddesi olduğu için]. (bkz: ünbûbe-i bevliyye).i. madde. ufak ufak. eğsiran v. 4. (bkz: akıbet.i. 4. (a. yüce yerler. (f-i.) istif edilmiş. eksi. fercâm). en çok deve. (f.) pislikler. kalabalık asker. (f. necîb'in c.) gemi direği. çok. tane tane. (f. i.) bot. (f. (bkz: enâbîş). yüce peygamberler. (f. (a. (bkz. katılaşmış. (bkz: encüre).s. işin sonu. (f. (bkz: encûg).) bot.i. 3.) koklama.i. çalı çırpı.) bot.) yaş ve kuru çamur. kalabalık. demir hindi. dolap beygiri. enbüh enbele enberût enbeste enbeste-dem enbîk enbîr enbîre enbiyâ enbiyâ-yi kibar enbûb enbûbe enbûbe-i bevliyye enbûbe-i gırbâliyye enbûbî enbûde enbûh Leşker-i enbûh enbûşe enbûy enbûzen enbûzen-i inşân enbür enbüre encâb encâd encam encâm-ı kâr encâm-pezîr encâs encel encer encere encidân encîn encîr. i. (f. meyvasınm kabuğu kalın. (f. çokluk.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde.

(f.) ısırgan otu. isilik.) sıvama.s. vasiyet. 2. (a. (a. içinde". nâdir'den) "-de. biçimli elbise. nedâ'nın c. benzerler ve zıtlar.) hikâye.) misiller. 2. solmuş. [encûhîden ve encûgîden mastarından]. (f. az.i. unutma köşesine atılmış. eşler.. (a.b. (a.s.) vücut. mertebe.) . ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. çalgı çalan. siyâsî encümen. boy göstermek. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâmî endâr endâve. nefer.i.i. (f. akademi. 3. cihan içinde cihan.) daha (en. ok atan. derece. deniz ısırganları. (f. boşaltma.encûh. mühendis. ısırgan otu. (bkz: encîn). (bkz. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze endâze-gîr endâze-hâne end-bend Saz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez (f-i-) lkıvrım. nasihat. 2.) den.i.i. düzgün endam. muhasebeci (sayman).i. (a.) 1. politika kulübü. okuyucu. (f. (bkz: kevâkib. hek. 3. 2. (a.). insanın âzası. tahmîn. (a. (bkz: encere.i. sitâre-gân). (f. 2.i. (f.) şebnemler.i. (f.b.b.) 1. boy bos. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.) 1. (f. 2.f. ser-güzeşt).zf. nazâir).i. altmış santimetrelik bir ölçü. yaşı küçük çocuk. atmış. baştan geçen şey. silâh atan. şûra. atılma. (bkz: endiye).b. ölçek.i.) 1. meclis. biçim. cisim. 2. nücûm. enzâd).) yıldızlar.) 1.) 1. (a. çok seyrek ve az bulunan. (f. buruşmuş (meyva).) 1.) 1. yaşı küçük.s. cel (a. yaldızcı.) meclis. takım.) 1. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır].) geçmiş sıkıntıları hatırlama. necm'in c. (f.i. eşbâh. atma. nidd'in c. (f.i. düzgün beden.) yıldız saçan. komisyon.s. azıcık. boğum boğum. matematikçi. atıcı.i. (f. zool. bir tarafa bırakılmış. bot. boy. (f. 4.i.) hararet kabarcıkları. (bkz. (bkz: vakıa. (f. (a. unutulup gitmiş. (f. yaldızlama. mahcup. takdir. 2. nazîrler. .) bedene uygun. 2.s. çiyler.i. ısırgangiller. (f. atılmış. (f. (f. sıvacı malası. şikâyet. er. s. (f.) sıvacı.) yaşı küçük. 2.zf. silâh atma. gibi.s.i.i.i. zorluk içinde zorluk.) cemiyet. mektup. benzeyenler. beden. atış. parça parça.i.i. utanmış. pek) nâdir.b.) bot.s. öğüt.b. nadad'ın c.

yaldızlama.i. benzeyenler. (a.) yıldız saçan. (bkz: encîn (f. ısırgan otu.) incir. ["encîden" mastarından]. (f. (a. 2. necm'in c.i. bir tarafa bırakılmış. (f.s. atıcı.).i.) hek. encîre encûc encûg encûh. (f. ok atan. kıyma kıyma. nazîrler. akademi. cemiyet yeri. kurdeşen.b. necs'in c. (f. kalb. silâh atma. ölçek.) hararet kabarcıkları. (f. nücûm. nidd'in c. ufak ufak.b. dâhili. harem dâiresi. şûra.i. (a. (bkz. . (f. (f. 2. sıvacı malası. (f. 2. (f. sıvama. zool. eşbâh. 2. (bkz: encere. 3. siyâsî encümen. tane tane. silâh atan. (f.i. [evvel (a. derece. komisyon.i.) pislikler. (bkz: encüre).) ısırgan otu. (f. (a. boy bos. sıvacı.) 1. atış. (a. içyüz.zf.b.enderi enderûb.) misiller.i.) cemiyet. i.) 1. boşaltma.) bot. boy. ürtiker. (a. nazâir). baştan geçen şey.) meclis. (f. sitâre-gân). s. (f. meclis.s. (f.i. hek. (bkz.i.) bot.i. (bkz: encûg). halat. 2.) 1.) bot.) atılmış. (f.i. temriye denilen cilt hastalığı. mertebe. (bkz: endiye). enzâd).) 1. (f. yaldızcı.) gemi direği.) . deniz ısırganları. (f. er. endûb.i. nefer.) 1. eşler. takım. atmış.) kalın ip. benzerler ve zıtlar.f. ocak.i.i.) vücut. (a.i.i.i. 1.i.) 1. (bkz: lenger). bot. 2.s.) sıvacı. (f. beden.i. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından]. 4. 2. boy göstermek. (bkz: encûc).) hikâye.i. kıvrım. insanın âzası.i. atma.) 1.) bot. endûc enderûn encâs encel encer encere encidân encîn encîr.i.) şebnemler. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. 2. tahmîn.i. ödağacı. politika kulübü.) 1. düzgün beden. (a. hatmi çiçeği. ısırgangiller. ser-güzeşt). (bkz. solmuş. hek.) yıldızlar. 3. (a. vakıa. isilik.i. cisim. (f. unutulup gitmiş. biçim. buruşmuş (meyva). unutma köşesine atılmış. vücuttaki kaşıntılı döküntüler.i. (a. şikâyet. çiyler. (bkz: endâyiş-ger). ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze (a.) 1. atılma. (bkz: kevâkib. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâr endâve. bir şeyin iç tarafı. 2. ısırgan otu.b. nedâ'nın c. 2. altmış santimetrelik bir ölçü. nadad'ın c.) ödağacı. (a.s.i.i.s. takdir. düzgün endam.

i. dâhili. zorluk içinde zorluk. öğüt. yaşı küçük. (a. yaşı küçük çocuk.b. (f. endüh-nâk).) den. altın sıva. (bkz: endâ'). gamlı. boğum boğum. (a. matematikçi. içinde". (f. 2. nâdir'den) "-de.i. geçim sıkıntısı. cihan içinde cihan. endüh-gîn).s. (f. yarının düşüncesi. halat. harem dâiresi.) gam. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.) 1. Ula etmek.i.) daha (en. kederli. okuyucu. sonunu düşünen. geçim derdi.i. "sıva" manasınadır. gam. 3. keder. utanmış. 2. endûb.b. kaygı. düşünceli.) düşünen. vesvese. kaygı.) Farsça partisip eki çalgı çalan. (f. parça parça. (f. (f. (f.b. (f. (f. iç ve dış. pek) nâdir. yaldızlı. sıkıntılı. nasihat.i.) sürmek. 3. kalb. (bkz: endûh-gîn. (f. sonsuz keder.i.endâze-gîr endâze-hâne end-bend ende Sâz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez enderi enderûb. nedâ'nın c. mühendis. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır].) kalın ip.b. görüş.) geçmiş sıkıntıları hatırlama.) kederi. sıkıntı.s. . mahcup. 2.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir.) kederli. (f. (f-b. (f. tasa. tasalı. muhasebeci (*sayman).b. tedbirli.) 1. endüh endûh-i bî-pâyân endûh-fersâ endûh-gîn endûh-güsâr endûh-nâk. (f. endûc Enderûn enderûn-i hümâyûn enderûn ü bî-rûn endîş Âkıbet-endîş Bed-endîş Dûr-endîş endîşe endîşe-i ferda endîşe-i maişet endîşe-kâr endîşî Akıbet-endîşî Dûr-endîşî endîş-nâk endiye endûd Zer-endûd endûh. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva".s.b.zf. keder. (f. üzüntü. gamı.s. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray]. (f. ölçülü davranan. azıcık.e. (f.) düşünce. derin. tasalı.) 1. merak. az.i. sonunu düşünüş.zf. bir şeyin iç tarafı. saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât. 2. temriye denilen cilt hastalığı. (a. içyüz. şüphe. (f.s. üzüntü.i.) şebnemler.) gam.) gamlı.b. gibi. keder gideren. mektup. sıkıntılı.s. endüh-nâk (f. fena düşünen. 2.b. kederli. çiyler.) yaşı küçük. sıkıntıyı gideren.i. korku. (f. çok seyrek ve az bulunan.) 1.i. vasiyet.) hek.i.i.s. sıvamak.) düşünceli.s. (f. uzağı düşünen.s. (bkz: endûh-nâk.) endişeli. (f.) 1. . her şeyi evvelden düşünüş.s.b.

yaşayanlar. mağrur. (a.) 1. (bkz: asel).endûhte Hik-met-endûz Tarâb-endûz ene eneiyye eneiyyet ene-l-hakk enf Ebü-1-enf Kesr-i enf enfa' enfâl enfâr enfas enfâs-ı hayriyye enfâs-ı ma'dûde enfâs-ı Mesîh enfes enfes-i asar enfes-i et'ime Enfes-ül-cevâhir enfî enfiyye enfüs enfüs ü âfâk enfüsî enfüsiyye engânı engâme engâr engare engâz engebîn (f. mevsim. kazanmış. kendini beğenmişlik. (f. (f.i. savaş yeri.) bencilik. isa'nın. subjectif. canlar.) ruhlar. nefîr'in c. 3. (a. burnunu kırma. biriktirmiş. çok değerli ve lezzetli [olan].i. 5.s. (a.i. ödenmiş. (f. nefel'in c. en değerlisi.) fels. 2. enâiyyet. burunla ilgili. sayılı nefesler. tasavvur. (a.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet. nefesler. nâfi'den) en nâfi'. fr. nefes). (a.) 1. 2. zan.i. fr. (a. 3. (a.cü. halk.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz.) 1. nefes'in c.i. sanma.s. eserlerin en nefisi. (a. (a.) 1. [zıddı afakî = fr. efsâne. sub-jectivisme.) cemâatler. fr. hayat sahipleri.) nefiste meydana gelen. daha (pek.) 1. kazanılmış. ferdî zihne ait bulunan. (a. ganimetler. biriktirilmiş. şüphelenme. (bkz: hengâm). soluklar. koca burunlu. çok) faydalı.i. insan hayâtı. düşünülmüş şeye nispetle düşünene.) öznelcilik.) fels. toplanma yeri.i. kibirli.i. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H.i. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. enâniyyet). hikâye. kibrini kırma.) buruna mensup. düşmandan alınan mallar. hazırlanmış.i. utanarak geri geri çekilme. [uydurma kelimedir].i. (f. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir. (a. kalabalıklar.) bal. pek) nefis. hikmet kazanan. emeksiz kazançlar.s. (bkz. nefîs'den) daha (en. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan. burun otu. uç.s.zm. (a. objectifdir]. ahenk kazanan. (a. 2. hesap defteri. (a. tamamlanmayan iş ve nakış.s. (f. Hz. taslak. solipsisme.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu. oyuncular derneği. yemeklerin en lezzetlisi.) vakit. (bkz. tamamlanmayan iş. (f. hayırlı nefesler. ben. öznel. 4. nefis ve dışı. 2. 2. fr.) burun.i.i. moi. topluluk. 2. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama. ölüleri dirilten nefesleri. (a. her şeyin ön kısmı.) 1.s. nefs'in c. (bkz: nefir). .i. tekbencilik. XV.

engûrek (f.i. karıştırılmış. engüşt-nümâ (f. 3. enhâ' (a. çöl tarafları.s. 2.) zir. engüşt-i nîl fakirlik. neşe yaratan. söyletmek. engüjed (f.dey. engüje. engüşt-ber-dehân nihâden (f. selâm vermek.i. (bkz. 2.i. engüşt (f. engûr (f.) . 2. engûl.i. oynatılmış. engîl. engüşt-i büzürg baş parmak. engüşt-i kihîn serçe parmak. engûje (f. (bkz: ineb). fesat karıştıran.i.). Fitne-engîz fitne koparan. engiştâl (f.engel.) parmağı ağzında [olan].) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda]. Engelyûn (f.i. karıştıran.) 1. 2. engele.i. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse.). engîl.) üzüm.i.) parmak. (bkz.) parmağa süs için takılan yüzük. (bkz: engüştene).) 1. engûle (f. enhâ-yi sahra .) 1. -engîz (f. Safâ-engîz safa koparan.b. yollar. mahvetmek. şaşakalan. engîr (f. engîhte (f. incil. ekincilerin harman savurduktan âlet. dey) dudağa parmak vurmak. engüşt ber-cebîn nihâden (f.) parmağını tuza sürmek. engüştâne (f.s. yükseltilmiş.dey. Kıymetsiz ve itibarsız şey. engûle). engüje. yemin etmek. 2.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak.i. engüşterî (f. fahm).b.) gözbebeği. hayran olmak. engüjed). engüjed (f. taraflar.b.i. (bkz: er-jeng. engübîn (f-i-) bal. Macar. engîle). engüşt ber-dehân (f.i.i. engüşt ber leb-zeden (f.i.) koparan. düğme. cihetler. şaşmak. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap. nahv'in c.) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. söz vermek. 3. erteng).) 1. engîle (f.e. engüşt bürek (f. engişt (f. yaba. engüj (f. (bkz: hılrît). (bkz.). engüşte (f.) kopanlmış.i. ["engebîn" şeklinde de kullanılır]. yedi renkli. engüştene (f.i. engûr). (bkz. Engürûs (h.) parmağı alın üzerine koymak. yok farzetmek.) dikiş yüksüğü. Macaristan.dey. dermansız [kimse].s.i. yanlar.) 1. (bkz: engûl.dey. ağız aramak. işlemeli bir çeşit kumaş. engüşt hâlden (f.) terzi veya yorgancı yüksüğü. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı).köstebek. taaccübeden. 2. dep-reten. engüşt der çeşm kerden (f.i. engüştâne). engüşt-i sütürg baş parmak. engüşt-i mi hin orta parmak.i. (bkz: ha-deka). susturmak. engüşter-i pâ ayak yüzüğü. kömür. meç. engüşt ber-nemek sûden (f.) iyiliğe karşı kemlik etmek.i. (bkz: engûje).dey. engüşt-i muhannâ kınalı parmak.) zool. (bkz. engel. (bkz: asel). s. engele. ilik. parmakla göstermek.) 1. zayıf. engüşter.i.) hasta.

(a.i. (a. (f. çok şom [meş'um].) unutmalar. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir. hafiye.i. 2.s. pek fena. fr. [birincisi] erkek.s. (a. 2.h. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri.) astr. Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir.i. nikâh). yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça aslından Türkçeye çevirerek II.) 1. (bkz: eş'em].) ırmaklar. (a.i. baba tarafından hısımlar.i. eski hayvanların bakiyeleri.i. yalan.) çirkin huy. ilk örnek. (a. ırmaklar. gizli inilti. [fasihi "nümûzeç" dir]. ümit yıkıntısı. nehr'in c. 2.) 1. (a. a.) inilti. s.s. (f.i. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. XVI. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır. nukz'un c.) kaplanlar.i. 2.) ırmaklar. (bkz: enhür). dalkavuk. hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler. çaylar. anırtı. (a. kalpten acı çekip inleme.) daha (en. yıkıntı moloz. (bkz.i. (a. (bkz: müdâhin). [ikincisi] kadın adı. tip.) numune.) 1. (f.) ateş.). sevimli.i.) fels. (a. inleme.s. (a. pekişmiş [nesne]. (a. (a.) güzel. arkadaş. bina yıkıntıları. (a. (bkz: kizb). 1526 (H. üns'den) 1. derin nehirler. nesy'in c. pek. [kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır].) 1. eksik. 'kişilik. çaylar. dost.i. (ariflerin dostu) XVI. enîka enîn enîn-i hafi enîn-i kalb enîr enîs.c.i. od.i. (bkz: nâlân). çok) noksan. âlemin örneği. boş. (bkz: enhâr).enhâr enhâr-ı arnika enhâr-ı âmme enhas enhür enîk. soylar. [bu eser. ("ka" uzun okunur. (a.i.i. neseb'in c. gönül dostu.i. (a. nümûr). (bkz: nimâr. nikâh'ın c. cü. kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları. şirin şey. yar. casus. sevgili. mostra. nehr'in c.s. insan yıkılmaları. seslerin en çirkini.s. nimr'in c. (a. . (a. enîse enîs-i dil Enîs-ül-Ârifîn Enîs-ül-Guzât Enîs-ül-Kalb enîsân enîse enîşe eniyyet enkas enkaz enkaz-ı beşer enkaz-ı remîme enkaz-ı ümmîd enker enker-ül-esvât enkiha enmele enmâr enmûzec enmûzec-i âlem enmûzec-i evvel enne en-necâtü fi-s-sıdk en-Nehr ensâ ensâb (a. kalbin inlemesi. fena tabiat. örnek. pek uğursuz. 3. per-sonnalite. enâmil) parmak ucu.) kurtuluş doğruluktadır.) çok inleyen.) en çirkin.i. nahs'dan) en nuhûsetli. mânâsız söz. (a. (f. (bkz: nâr).) donmuş.

fr. (bkz: nesi). zürriyetler. (a. 2. nesîb'den) daha (en. mecûsî mezhebi.s. [bu kelime Arapça bir kalıba sokularak uydurulmuştur]. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur]. nimetler. kantaron. nûr'un c.) ziyalar. yanlar. i.i. (a.c. daha (en. döller. şarap. . bot. meristeme. (a. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler.i. nusub'un c. (bkz: esnam). nesl'in c. ağıt yakanlar. katı' (sequence). Şâpur Şâh'ın halası.) tıpta kullanılan bir ot.) ensârdan olan kimse.) 1. pek) insaflı. nesicler. nesc'in c. (a. âdillik.s.s.h°5 ne kadar hoş. parlaklıklar. 3. nüsûr). (a.). nısfın c. eksikliklerin. sülâleler.i. mes'ut. histologie.ilm-i ensâb ensâb ensâbiyyât ensâc ensâf ensaf ensaf-ı esnaf ensâl ensâr ensârî ensâr-ullah enseb ensice ensice-i müşekkile ensür entak entarûn enûk enûşâ enûşe en'üm enva' envâ'-i kesîre envâ'-i nekayıs en vah envâr Envâr-ı Şarkıyye Envâr-ül-Aşıkîn enver nesepleri inceleyen ilim. (a. (f-'-) l. 2. (bkz.i. 2. en) iyi söz söyleyen. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs). çok. (a. teceyb (cosinus). soylar. (a. *sürgendoku. (a. (a.i. çok güzel. genç pâdişâh. pek) nurlu. nutk'dan) daha (pek. (a. Medine'de bir yer adı.i. muavinler.s. (a.i. dokumalar. tamam katı' (cosequence)]. uygun.) yardımcılar. 2. (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup. iyilikler. sevinç. (a. (o.i. müdâfîler. Hz.) evlâtlar. bâzı. heykeller. i. insaf dan) daha (en. h.) 1.) çeşitler. 2.) hek. ta-savvufî eser. aydınlıklar. türlüler. 2. Muham-med'e yardım edenler. çok çeşitler. erkek adı. (a. (a. ni'met'in c. (bkz: naşirin). [ensâc kelimesi.) ölüye ağlayan kadınlar. Allah yolunda Hz. nesr'in c.i. ve i.s. ihsanlar. (a. tamam mümâs (cotangent). pek) münâsip.) yarımlar. (f. İlm-ül-cnsâc dokubilim.i.i. ışıklar. örmeler. kumaşlar. serler.) zool. belâlar.i. nesc'in c. lûtuflar. (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi. nevr'den) 1. çok yerinde. mümâs (tangent).) 1. fr. ekmekler. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri.) 1. (a. nev'in c. çok ve pek parlak. Hicretten sonra. putlar. noksanlık-lann türlüsü. nâsır'ın c. 4. 2. kartal [kuş].i. koruyucular. adalet.) nesep ilmi. nevh'in c.s. (a. esnafın en insaflısı. dokular. (bkz: niam). 3.

yabancı bakışlar. nezl ve nezîl'in c.) soysuz-. toprak. (a. balgam. (a. (a.e. (a.) delikanlı.) dört.) ulu. kasideler.i.i.i. hava. (a. olsa. (a. kâğıtların veya yaprakların en incesi. (a. dul kadınlar.) boyunduruklar. zeyrek. herkesin gözü önü. arka. nâb'ın c. dullar. mâlikler. çılgın.s. (bkz: endâd). nazad'ın c. aşağılık adamlar.i. 2. asker dulları. bakmalar.i. pek.) çarşamba günü.a. sıyrıklar. (dört taraf) doğu. (a. erzel'in c. (a. ["eğer" in hafifletilmişi].s.ürcûha'nın c. kuzey.i. mevki sahibi kimseler. ermele' nin c. şâirlerin kısa vezinli şiirleri. ince. uslu olma. [eskiden] selâse kaidesi.i. (dört mevsim) ilkbahar.) daha (en. (a. nazar'ın c.) bekârlar. pek bayağıları. deli.) mısraları kafiyeli. ahmak. (a-i. alçak kimseler. tâziyet bakışları. batı. (f. güney.i.1ar. sünepe.) eğer. kış. su. 2. erneb'in c. ürcûze'nin c. (bkz: fesân). safra. erâmile Eytâm ve erâmil erâmil-i askeriyye er'an erânib erâzil erâzil-i nâs erbaa' erbaa Ahlât-ı erbaa Anâsır-ı erbaa Cihât-ı erbaa Etrâf-ı erbaa Füsûl-i erbaa Yevm-ül-erbaa erbaa-i mütenâsibe erbâb erbâb erbâb-ı câh erbâb-ı denâet erbâb-ı dil erbâb-ı dîvân (a. [müfret olarak kullanılır] ehil.i. reis. (dört taraf) sağ. ise.i. 2. halkın bakışları. ön. (a. (f. becerikli. namussuzlar. (f. (a. dem. fr.enyâb enyâr enzâd enzâl enzâm enzâr enzâr-ı ecnebiyye enzâr-ı ta'ziye enzâr-ı umûmiyye enzâr-ı ümmet Epiküriyye epsân epürnâk er erâbet erâcîf erâcif ve ekâzîb erâcîh erâcîz erâciz-i şuarâ erâik erakk erakk-ı evrak erâmil.i. tavşanlar. (a. şaşkın.) fels.) zool. (bkz: esnân-ı katıa). itibarlı.) yalan sözler.) salıncaklar.i.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. kansızlar.) bileği taşı. Epicurisme.i. nîr'in c. halkın en rezilleri. (a. zenginler. (a. 1. devlet dâiresi 'görevlileri. olur ise. (dörtunsur) ateş.s.) reziller.) şahane tahtlar.s. . (f. meclis üyeleri. yaz.s. Epikürcülük. sahipler.s. alçaklar. (a. gönül adamları. uydurmalar. (yun. şerefli ve tertipli kimseler. yetimler ve dullar. çok) rakik.) bön.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri. yüzsüzler. erîke'nin c. (bkz: ehl-i dil). sonbahar. muktedir. lâyık. (a.) bakışlar. sol. başkan.) 1.) 1.) akıllı.i. (dördüncü gün) çarşamba. kasideleri. toprak tabakaları. rabb'in c. sevda. ürcûfe'nin c. yalan ve uydurma sözler.s. mat. kısa vezinli şiirler. düzmeler. (bkz: şâbb).

okuyanlar. faizler. iyi yaratılıştı kimseler. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır].) faydalar.) su çekirgesi. hüner sahipleri. (a. karakış. fen adamları. (bkz: ehl-i şikem). namuslular.i. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). (f. (bkz: erbeûn). arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün.) kırk. ribh'in c. (a. anlayışlı.) 1. halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. askerler.kırk. inanılır.i. sanatkârlar. basiretli. zanaatkarlar. iş tâkibedenler. muktedir. kırkıncı [sırada]. ancak dış yüzüyle görenler. (f. vefa sahipleri. 4. üstün çıkanlar. temkinli kişiler. iktidarlı kimseler. kâinatın mâhiyetini. güvenilir kimseler. îman sahibi kimseler. dindar kişiler.) armut ağacı. recâ'nın c. galip gelenler. sağduyu sahipleri. kazançlar. (bkz.erbâb-ı fenn erbâb-ı fünûn erbâb-ı garaz erbâb-ı hâcât erbâb-ı hıred erbâb-ı hıref erbâb-ı himmet erbâb-ı hüner erbâb-ı iktidar erbâb-ı kalem erbâb-ı maâlî erbâb-ı ma'nâ erbâb-ı mesâlih erbâb-ı mütâlâa erbâb-ı namus erbâb-ı nücûm erbâb-ı sabâhat ü zarafet erbâb-ı safâ-yı bâtın erbâb-ı san'at erbâb-ı servet erbâb-ı seyf erbâb-ı sika erbâb-ı sunan erbâb-ı sülük erbâb-ı şikem erbâb-ı tab' erbâb-ı tagallüb erbâb-ı temkin erbâb-ı temyiz erbâb-ı ticâret erbâb-ı vefa erbâb-ı vukuf erbâb-ı zahir erbâh erbain erbaîn-i âşûra erbaûn erbiyân erbû erbû-dâr ere ercâ fen ile uğraşanlar. kadir ve kıymet. gergedan. iyi konuşan kimseler. işi olanlar. ticâretle uğraşanlar. itibarlı. (f. güzel ve zarif kimseler. kılıçla uğraşanlar.b.i. işkembesini düşünenler. boğazına düşkün olanlar. bilirkişiler. . 3. ilimle uğraşanlar. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet. fen adamları. birşey yapmak isteyenler.) taraflar. dindar kişiler. yazarlar. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün]. (bkz: emrûd). sırf boğazını düşünenler. 2. himmet sahipleri. din işleriyle uğraşanlar.i. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. [sayı]. astrologlar. (bkz: erbâb-ı hıref)zenginler. yönler. (bkz: erbaîn). (a. kötü niyetliler. tabiat sahipleri.i. [sayı]. vefalı kimseler. zool. şeriatçılar. eshâb-ı mesâlih). garaz sahipleri.i. yıldızlara bakıp da talih bildirenler. l. akıllı. (f. 2.s. saygın kişiler. kalbi temiz.) armut.

i.). [kelimenin aslı "irdeb" dir].) boz. uygun.) bot.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. s.s.) bot. koca yarpuzu denilen hoş kokulu. haysiyetli. kadın böşörtüleri.). (a.i. (bkz: ergavân). (f. (a.) şerefli. (a.) çürük şey. (f. (f.) peltek [adam]. (f. (bkz: ercümend).) 1. kahır. acıbadem ağacı.i. (a. (a. koyu renk şal.) bot. (f.i. en ziyâde yumuşak. (bkz: eric).s.i.) 1. (bkz: kermet-ül-beyzâ). yüce. refî'den) daha (en. (f. (a. 2.i. (bkz: ertel).i.b. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek.) arkaya.i. (bkz: ceng. ercâl). üstünlük. (a. 2. (a. nefsî isteklerine düşkün olan.i. ve i. 3. misk.erguvan çiçeği.) bot. (a. tercihe şayan. (f. (a. perhâş. hindistan cevizi. (f. 2.i. kulakları kaba ve uzun [adam]. (bkz: ak-dâm. (f.) ağaç kurdu. pek.i. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu.i. (a. erkek adı. savaş.) ayaklar. cidal. (a. (a.s. istenilen. seçkin olma.s. cenk eri. (bkz: akdâm.e.s. (f. (f.) 1.s.s.) bot.s. muhterem. çok) rica edilen.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı. öfke.i.) güzel koku.) başı büyük. haysiyetli.) itibarlı. kükremiş cenk ars-lanı. (f. pek) râcih olma. muhterem. (a. üstün. pek) yüksek. (f. şerefli bir kimseye yaraşır yolda. ricl'in c. (bkz: erjen).) daha (en.s.) muharebe.ercâ ercah ercahiyyet ercâl ercâlûn ercen erceng ercîl erciye ercmend ercmend-âne ercmendî ercümend ercül ercül-i kâzib ercüvân erd erda erdâne erdeb erdeb Erdebiliyye erdeh erdem erdiye erdiye-i nisvân erd-şîr erdşîr-i ceng erdşîrân. sonraya bırakılan şey.) baş örtüleri. seçkin.zf. . anber. kırmızı kadife. erdşîrdârû erec erenbânî erendân er'es erett erez erfa erfa'-ı derecât erfak erfeş (a. sarmaşık nevinden ören gülü. (i-) l.i. ridâ'nın c. kızıl şey.) ayaklar.) usta gemici. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir]. (a. tadı acı bir nebat (bitki). itibarlı. akasma. un.i.i. (a. (bkz: ercmend). (a. (bkz. kocakafa. erteng). itibarlı. ricl'in c.s.) daha (en. pek) râcih.i. sof. râcih'den) daha (en. (a. (a. 2.i. ercül). harb).) 1. acıbadem ağacı. yoldaş olmaya en çok lâyık.i.i.b.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime.) bot. anat. 2. yalancı ayaklar.b. aksarmaşık denilen nebat (bitki).i. yabani şebboy. derecelerin en yükseği. (bkz: ervâne). (a. şerefli.s.

irb'den) akıllı.) sığınılacak yerler. (bkz. (a.i.i. uykusuzluk hastalığı. [kilisede] papazların sığındıkları.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua. 2.s.) 1. (a. en ferahlı yaşayış. merhametlilerin en merhametlisi. ark.s. ["ergenûn" un muhaffefi]. akıllı. 2. f. döl yatakları.i.) hâli vakti çok iyi olma. (f.) hiddetlenmiş.s.s. org. rahîs'den) daha (pek.b.s. (f. hırslı. a.) güzel koku.s.) tahtta oturan. 2. en. ergab. bilek. ekinci.i. arslan]. çok) rahîm.) yazılar. (a. anber. ebced hesabı. (bkz: haris). ("ka" uzun okunur. (bkz: rusug). resimler. birden dokuza kadar olan sayılar.i.) tahtı süsleyen [pâdişâh].s.s. zekî. uslu.s. akrabalar. öfkelenmiş.s.) hek.) boynu kalın [adam. taht.c. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. (f. (f.) hiddetli. olgun [adam]. (f. zeyrek.i. su akıtmak üzere açılan yol. rahîm'den) daha (en. a.i.) pek yüksek. rükh'ünc. (f. pek.i. (a.s. erîbe erîb ü edîb erîc erîke erîke-ârâ erîke-nişîn erîke-pîrâ erîr erîs erîs.) sert başlı.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. (bkz'erîke-ârâ).) erguvan renginde olan. sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar.i. uyanık.s. Allah.s. oynak ve hızlı giden at.i. çok) ucuz. 2. güzel ve parlak kızıl. (bkz: erec). arşın.i. satılan eşyanın en ucuzu.i.i. (a. ergavânî). öfkeli bakış. (a. bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi.) çiftçi. misk. erîsî eriş erjen erjeng erk erka erkab erkâh erkâh-ı rehâbîn erkam erkam-ı arabiyye erkam-ı aşere erkam-ı cümel erkam-ı dâlle erkam-ı dîvâniyye erkam-ı gubâriyye ("ga"lar uzun okunur. akıllı fikirli ve edepli [kimse]. (bkz: erîke-pîrâ). (a. (a. (bkz: erteng). 2. sayılar. .i. haykırış. ergav ergad ergande erganun ergavân ergavânî Şarâb-ı ergavânî ergide ergîde-nigâh ergun enguvân erguvânî erhâ erham erham-ür-râhimîn erhâm erhas erhas-ı es'âr erîb . en yukan. erâik). (a. şaraba düşkün olan sarhoş. ırmak. (f.) erguvan çiçeği renginde. (f. (bkz. (a. (a. ("ka" uzun okunur. (f. (f.b.erga.s.i.i-). erguvan renginde kırmızı şarap. (f.) 1. kızmış. endaze.s. (bkz: serîr). (a. rakam'ın c. (f.b. acıbadem ağacı. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara.) l. hısımlar. engavân). (f.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek. dere. (a.) el değirmenleri.s. merhametli.) muz. rahm'in c.) 1.) 1. rehâ'nın c. (f.) zekî.(bkz. bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar. öfkeli.b. (f. oturdukları yerler.) ercen). Arap rakamları. ses. bot. (f.

direkler. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı]. gri. ermân-hâr (f. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli]. errâc (a.) durmuş. 3 yol. reisler.)].) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime]. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler]. erke (a. erâmil. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed. erneb (a. sakin. kül rengi. (bkz: arbûn). 1) müsteâr [kendine benzetilen].i. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen]. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed.) çürük kemikler.) zool. ernebiyye (a. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. [sıcak memleketlerde.) 1. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır.i.) mızraklar. remes'in c. subaylar.c.i. erânib) zool.i. vuruşlar. erânîb) anat.i. âdâb.i. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri. erâmile) dul kadın. subaylar grubu. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler.h.s.) 1.i. ernebe (a.) yerinen. istek. ermiye (a.) armağan. sütunlar. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil]. hediye. gözü ağrıyan [adam]. Ernevâz (f. yöntem. 1) müşebbeh [benzeyen].i. usûl.islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı. erkân (a. 2. ermele (a.) dolu yağdıran kasırga bulutlan. destekler.) Keykubât'ın dördüncü oğlu. ermîde (f. kurmay subay. remh'in c. "erâmil" kullanılır]. destere.b. erkân-ı salât namazın rükünleri. ermedâ (a.i. genelkurmay.s. ermâm (a.) 1.i.s.) armut. rimme'nin c.h. (bkz: emrûd). pişman olan. 2. erre (f. burun ucu. (rumh'un c. (Zeyçlerde kullanılırdı.) ateş külü.) 1.i. erkam-ı Hindiyye .i. [dest-erre = el bıçkısı.s. yalancı [adam]. Ermîn (f. süngüler. tavşangiller. ermagan (f. yerinme. ernıân (f. (bkz: minşâr). 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı].i. tavşan. rükn'ün c.) sallar. 2. ermâ' (a. (bkz: bergüzâr.c. ermûd (f. ermâh (a. 2.) misvak ağacı.i. pişman olma. hediye). ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir. [dâima c. müzevir.i. ermed (a. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam.) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler. arzu.i.) bıçkı.c. remî'nin c.) fesatçı.i.s. darbeler. destere]. ermûn (f.s. ermâs (a. esaslar.) gündelikçiye peşin verilen ücret. en çok Yemen'de yetişir].

) l. (a. gözetlemeler.) ruhlar âlemine mensup olanlar.) rasatlar. (f. 2. miktarı muayyen olan diyet. (f. 2. büyük sarık. (a. fık. Rûmîler. çadırlar.i. çocukların en ergini. doğru yola daha yakın. (a.) l.s. (a. meta. 2. (f.i. (a. (a. sâk-ı cezri. hayâtın cevherleri. köksap [lar].i. kan pahası. anakök. (bkz: erdâne). 2. (a. zayıf [adam]. animisme.bot.i. son derece cesur ve yiğit [adam].) cin fikirli [adam].c. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet.i.) yoğun.cü. çok güzel [genç]. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim]. zool.) canlar. Roma'lı-lar.dik [ses]. kurultay.) bıçkıcı.i. (a.) bıçkı yeri. revk'ın c. (a.i. iyi ruhlar. (bkz: dem').i. (f. perdeler.) meclis.s. (bkz: düğ). . kurt. fık. (a. 2. erjeng). yabani şebboy. oylukları etsiz.i. ergin olan.) peltek [adam].i. (bkz: erett). kötü ruhlar. (a. erûme'nin c. (bkz: engelyun.s. bir cins dişi deve.) 1. Arap diyarının dışında bulunanlar. (a. canlıcılık. rûmî'nin c.) 1. kutsal ruhlar.) fels. sıkıntılı. fık. reşîd'den) daha (en. (a. pek) reşîd. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç.) nzkı veren Allah'dır.) 1. dergi. melâikeden kinaye olan bir deyim. (a.i.) kumaş. (a.i.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon.s. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet.i. erûm) kök.b. satılık malın.h. (f.erre-hâne erre-keş er-rızku al-Allah ers ersâd ersah ersen ersûsa erş erş-i gayr-i mukadder erş-mukadder erşah erşed erşed-i evlâd ersem i ertâ ertel erteng erûm erûme erûs erva ervah ervâh-ı habise ervâh-ı latife ervâh-ı makamât ervâh-ı mukaddese ervâh-ı tayyibe ervahı ervâhiyye ervâk ervâm ervâne erveb ervenân (f.i. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç. urûş) 1. ar-vana. (bkz: mücevveze). hareket hattı daha iyi olan. değerinden indirilen para.b. kongre. gözlemeler. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam].i.s.c. f r. mecmua.) eski zamanda kullanılan kavuk.i. s. (f. 2. (a.) bot. l.) 1. ıztıraplı [gün]. rasad'ın c.i. (a. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam]. kusuru dolayısıyla. (a. müzik makamlarının ruhları. rûh'un c.) tabakların.i.) gözyaşı. c.i.i. 2. 2. hızar. (a. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus.

3. esâkıf (a. pek) sahih. en mutlu. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları.i.) 1. erzenîn (f.i. değer. yüzsüzler. 2. sahih'den) daha (en. (bkz.i. üsküfün c.i. çam.) hayır ve iyilikler. alçak. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç. 2. esâbi'-sukur (a.f. sa'b'dan) daha (en.b.s. yenilecek. f r.s. uygun. es'ad (a. esâfil (a. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan.i.s. (a. düz ve ekini bol olan yerler.) sıvacı. es'ab-ı umur işlerin en zoru. saîd'den.i. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu. halkın en aşağı tabakası. mer-yemana eli denilen bir kök.) ucuz fiyatlı.i. erzâl (a. lâyık. esfel'in c. içilecek şeyler.i. (a. soysuzlar.) türlü türlü yürüyüşler.i. rîfin c. erziş erz erzak . kadir ve itibar. baha. ucuzluk. çamdan çıkarılan zift.) gayet güzel ve beyaz göz.ucuz.i.i. yânî yedi parçadan birinci iklim. tecrübe. (a. sınama.) pek aşağı ve bayağı olanlar.) bot. (f-i-) kıymet. erzânî (f. soysuz.) üzengi kayışı. ısbı'ın c. bunaklık günleri. eshece'nin c.i. şeref ve itibar. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim. 2. samanlı sıva çamuru. daha [en. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen.i. liyâkat.) pek saîd. çok) rezil.) ma'mur.) piskoposlar. esâhic (a. fasihi "erüz" dür.b. daha saâdetli. üsbû'un c.) pahası kesilmiş.i. erze (f. 4.s.) merhem. (f. esâka (a. ervend ervîn eryâf erz. es'ab (a.) pirinç [hububattan]. erzîz (f.s.) parmaklar. nzk'ın c.).b. ilâç.) çam ağacı. esâfil-i Şark paryalar.) 1.s. erzân-bahâ (a. (bkz: rüzelâ). zor. bot. ervend'). erzel-i nâs insanların en fenası.i. rezîl'in c. erzîde (f. esâbî (a.s. doğru.i. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler. biçilmiş [şey]. esahh (a.i. erze-ger (f. deneme.i. metropolitler. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık.i. içecek.s. çok hayırlı. ekvatora yakın olan mıntıka. lâyık görülme.i.) 1. erze (a.(f. yerinde. esâ (a. rezîl'den) 1. erzân (f--) l. erzen (f.) parmak üzümü.b. 2. ele hürmetle alınan. esâbi'-ül-azârî (a. esâbi' (a. esâfil-i nâs halkın en aşağı. yıldızlar.s. 2. erzel (a.) kalay. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm].) yiyecek.) dan ekmeği. en bayağı takımı. meç.) haftalar. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen. pin. es'abî (a. erzâniş (f. verimli. azıklar. pek.) alçaklar.) dan [hububattan]. pek) güç.i.

(f. kendiliğinden. (a. dip. üstüvâne'nin c. ev eşyası. Anayasa. (bkz: esma').) 1. esirlik altında. aslından. fiat-lann yüksekliği.c. esâsât) 1.i. direkt maliyet. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. üstüvaneler.]. (a. kök.) satılan şeylerin bilinen fiyatları.). kölelik.) sağlam.i. mitoloji. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. . bir takımın. 2. üslûb'un c.i. esîr'in c. Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri. (a. temel. (a.i.i. tarzlar. 2.zf. (a. vicdan esirliği. âlimlerin.s. eko. köşkerler.t.) esirler. (a. eko. (a. esre). 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi. (a. harp esirliği.i. hüküm altında bulunma.i.s. (bilginlerin) ileri gelenleri. olan esmâ'ın c. fiatlara esas olarak alınan unsur. yüz güzelliği.i. bir hey'etin ileri gelenleri. kulluk. (bkz. eko. (a. (a. doğruluk. olan esrâr'ın c.) döşeme. adlar.i. narhlar. 2. (bkz: üserâ).i. temelinden. (a.) esâsından.i. (a. kunduracılar. isnâd). eko.) yiyecek içecek artığı. sı'r'ın c. tutsaklık. yollar. (a.i. tahsisat. su'r'un c.) göz ucu ile bakma. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. esîre. sahîh). [müfredi bu mânâda kullanılmaz.) uydurma hikâyeler.).) yeniçerilerin kaydı. ikramiye. Anayasa. asıl. ilk zamanlara ait masallar. 2) eko. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet. Yunan mitolojileri. sırr'ın c. esâs'ın c. masal nevinden şeyler.) 1. doğru. (a. eskefin c. (a. gerçek.i. namlar. üstûre'nin c. (a.) esaslar. eko. ism'in c. yalanlar. esâsiyye Kanûn-ı esâsî Teşkilât-ı esâsiyye esaslı esâtîn esâtîn-i ulemâ esâtîr esâtîr-i îrâniyye esâtîr-i Yûnâniyye esâtîr-ül-evvelîn (a.esâkit esâlîb esâme esâmi esânîd es'âr Galâ-yi es'âr es'âr esârâ esâre esaret Taht-ı esaret esâret-i vicdâniyye esârîr esâs esâs-ı beyt esâs esâs devre esâs fıat esâs mâliyyet esâs mevduat esâs sermâye esâs ücret esâsât esâse esasen esâsî. esasla ilgili.) asıl ve temele mensup. köleler. (a. îran mitolojileri. 2.i. avuç ve alındaki çizgiler.i.). ilâve. ulufe defteri. ifâde şekilleri. eko. (bkz: zâten). (a. esirlik. (bkz. minder gibi ev eşyası. isnâd'ın c.) 1.s. (bkz: hakîkî.) eskiciler.i. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem.) usuller.

bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır].) kadın bilezikleri.) ata binmiş. 2 . (f. İsrâiloğullan.) siyahlıklar. yel gibi seyirten at. (f. ustaları. at koşturucu. (a. kadın bilezikleri.b.esâtîz. [Yahudiler]. .) karnıyarık denilen tohum. kuvvetlendirici sebepler. pırlantan bilezikler. cumartesiler.) atlar. kadınların yüzlerini kapadıkları tül. üstâz'ın c. -rîs esb-süvâr esb-tâz (a.) vâsıtalar. (f.s.) 1.) üstatlar. sıbt'ın c. evlât ve torunlar. gerçek sebepler.) 1. mûsiki. Arap atı. Arttırıcı.) 1. cenk eri. ["gül" kulak manasınadır. 2. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler.i. 2.i. (a.i. (bkz: feres). işlenen cürmü hafifletici sebepler. (a.i. rahatlar. karalıklar. icbar eden sebepler. geçmişten önceki. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu. 2 . (f. daha eski.îme esbak esbân esbân esbât esbât esbât-ı benî isrâil esb-efgen esbel esb-engîz esbgul esbîl esb-rân esb-rîz.i.i. beygir. "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı.i. mızmar). esb'in c. huk. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. (f.) at. (a.s. (f.) at hırsızı. esâvire esâvire-i murassaa esâvir-i nisvân esb esb-i sabâ-reftâr esb-i tâzî esbâb esbâb-ı cefâ esbâb-ı feshiyye esbâb-ı hakikiyye esbâb-ı matlub esbâb-ı mucibe esbâb-ı muhaffife esbâb-ı mücbire esbâb-ı müşeddide esbâb-ı nakziyye esbâb-ı sahîha esbâb ü efâil-i a/.b.i. sivâr'ın c.s. sebt'in c.i. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. 2. beygirler. öncekinden daha önceki. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. (f. büyük işler ve sebepler. huk. (a.b.s.) uzun bıyıklı [adam]. (f. (a. huzurlar. çok daha evvel olan. (a. 2. (bkz. kuvvetli.b.b. zorlayan.i. sevâd'ın c. (a. mücevherli.b. doğru sebebler.i. sebeb'in c. huk. sâbık'dan) 1.i.i. esâtize esâtize-i elhân esâtize-i mûsiki esâvid esâvir. (elhan üstadları) mûsiki üstatları. olan "esvire"nin c. güçlü. at koşturacak meydan. her şemsî ayın 18 inci günü. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler.) at süren. ustalar. (f.s. hakiki. (f. peçe. müzik üstatları. at koşusu. lâzı-malar. 1. bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit. cefâ sebepleri.) mahmuz. gerekçe. savaş meydanı. at koşturan.) 1. 3.) 1.b.s.

telaş belirtisi. târih. (a. (a. Güneş'in. f r. kıç. (a.s. (a. bir kimsenin meydana getirdiği şey. Alî. f r. pek aşağı. keder. basılmış kitap.i.i. typhacees.) ed. haydar.) 1.) acıklı. deniz seferleri. (bkz: esi). doğru. içdenizlerde yapılan seferler.) daha (en. mevzun nesirler. çok) sâdık. te'lif. cehennem.) acıma. ciltler. acıyan. hadîs-i şerif. (a. (a.b. leys. (a. s. sukamışıgiller.s. (Allah'ın galip arslanı) Hz. netîcesi. (a.s. canlılık alâmeti. çalışarak meydana getirilen eser.f. yolculuklar. [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı.) 1. zool. yolculuklar. hüzünlü. (a.) sedefler. (a. 6. (a. uzak seferler. objet d'art. gam. arslangiller. 2. şîr). makat. (a.i. üsel) bot.i. 2. çok bayağı.s.) en saf. yola gidişler. le Lion. sedefin c. 2. Leo.) serçe kuşu.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası.c. yaşlıların en yaşlısı.i.) sepetler. (a. çok) yaşlı. san'at eseri. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır]. 4. bot. alâmet. (a. 3. 5. pek.) aşağılık.s. hüzün.i.i.) içi su dolu kovalar.s. nişan.i. vakayi kitabı. aşağı [taraf]. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç. te'sir. şaşkınlık belirtisi.) esef eden. hizber. eslâl. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. hayat. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz.) 1. inci kabuklan. 2. sefer'in c. (a. sifr'in c. astr. (a. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse]. pek. sefet'in c. .i.i. (a.i.escâ escâl esdâf esdak esed esed-ullah-il-galib esedî esediyye esef esef-hân esef-nâk eşele esen esenn-i şüyûh eser eser eser-i cedîd eser-i hayât eser-i hayr eser-i hayret eser-i îcâd eser-i mesaî eser-i san'at eser-i telâş esere. (bkz: usfûr).) daha (en. (a. Ali. Lât.i. (a.i.c. arslan. (bkz: dırgam.f. icat mahsûlü. fr. en temiz. iz.) büyük kitaplar. 2. tasa. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. hizerb. en sefil. hayırlı iş.i. asar) 1. gazanfer.b. 3.i. eserî esfâ esfâr esfâr-ı bahriyye esfâr-ı baîde esfâr-ı bihâr esfâr-ı haşire esfâr esfât esfel esfel-i sâfilîn esfeliyyet (a. deniz seferleri. (bkz: esfâr-ı bahriyye). 2.) 1. (a.) 1. sec'in c. düşmana karşı gidişler. candan [kimse]. l. secel'in c.

eshâb-ı rivayet rivâyetçiler. eshâ' (a. değerli dostları. cahîm Cehennemlikler. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler. türlü türlü. îtibarh kimseler. (bkz: râvî. eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. Debernûş. ferâiz huk.idare idare adamları.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. eshâb-ı kubur ölüler. (bkz: Sebtiy-yûn).(a. eshâb.) 1. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. Muhammed'in seçkin. arkadaşları. sahî'den) daha (en. (bkz: gûnâ-gûn). eshâb-ı muâhaze tenkitçiler.güzîn Hz. zengineshâb-eshâb-eshâbler. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese. Kefeştatayyuş. çok) sahi. eshâb-ı akar gelir sahipleri. hırslı kimseler. Yahudi kavmi. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor].s. cumartesiye bağlı olanlar".kalem me'murlar. mâlik ve mutasarrıf olanlar. eshâb-ı servet servet sahipleri. [müfretsiz cemidir]. devlet 1) servet sahipleri. ruvât). sahipler. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler. eshâb (a.) rengârenk. becerikli kimseler. eshâb. emlâk mal. eshâb. eshâb-ı matlûb alacaklılar. eshâb. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. Mislînâ. 2) i eri gelenler. 2. Şâzenûş. Muhammed'in yakınları. eshâ' . pek. eshâb. eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. Mekselînâ. mülk sahibi olan kimseler. zebaniler.s. Muhammed'in sahabeleri. cömert. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. (bkz: sâhib). sâhib ve sahb'ın c. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. Mernûş. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. eshâb-ı kibar Hz. eli açık [kimse].hayr hayır sahipleri.inziva inzivaya çekilenler. zenginler. Kıtmîr (köpekleri)].s. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba).i'tibâr itibar gören kimseler.c. eshâb. eshâb-ı kiram Hz. [Yemlîha. Hıristiyan askerler. cennet Cennete gidebilecek olanlar. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. [bunların bâzı kaynaklara göre 305. eshâb-ı amal aç gözlü. eshâb.

ince deriler. tedbirli kişiler. huk. açıkgöz [adam]. gamlı. sehm'in c. "kılıç adamları"askerler. işlerin en kolayı. en kestirme. kederli. pek) kolay. bahar sabahlan. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. sihâ'nın c. tımar ve zeamet sahipleri. halka borç karşılığı olarak. (o.) vücûdu sıhhatte bulunanlar. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. idareciler. (a. sabah vakitleri.i.s. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. dolgun ve parlak [yüz]. 2 doğru şey. tarihçiler.s.) cömertler. paylar. (a. (a. (a. târih yazarları.s. sahî'nin c. Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. (a.) becerikli. kehfin bulunduğu dağın. borç alınan paraya karşılık senetler.i. 2. actions. içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler. oklar.s. sehl'den) daha (en. 2. verdiği senetler. sahîh'in c. fr. [bir tefsire göre de "rakîm". özürsüz olanlar.) 1. (a. tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler.) sabahlar.eshâb-ı Suffa eshâb-ı süyûf eshâb-ı tahrîc eshâb-ı tedbîr eshâb-ı temyiz eshâb-ı tercih eshâb-ı tevârîh eshâb-ı timâr eshâb-ı yemîn eshâb-ı zeamet eshâb-ür-re'y eshâb-ür-rakîm esham eshâm-ı umûmiyye esham ve tahvilât eshâr Nesîm-i eshâr eshâr-ı bahar eshed eshel eshel-i tarîk eshel-i umur eshıyâ eshiye esîf esihhâ esîl Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar. kutsal kişiler. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır].s. eli açık olanlar. en çıkar yol. tar.) 1.) 1.s. nasipler. sabahlan esen rüzgâr. beyin zarlan. hisseler. . uzun. hisse senetleri ve tahvilleri. mübarek. büyük tımar sahipleri.) esefli. (a. (a. 3. isimleri ve nesepleri yazılan levha sahipleri. seher'in c. Tanzimat sıralarında devletin.i.

şarlatan [kimse].) esirle ilgili. köle. 2. yeni silâhlar.i.) bot. tüfek ateşli silâhlar.s. yalancı. 2. esele'nin c. üçtebir parçalar.i. eski silâhlar. (a.) esirlik. tutsaklık. hançer. (a.b. düşkün. (bkz. köşker.s.) 1. hâl). esâkif) eskici. (a. en doğru. sakam'm c. (a. 3.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar. karaılgın ağacı. (a. silâh'ın c. tutkunluk.) sorulan şeyler.i. (a. aşka tutulmuş.i. sevgilinin perçeminin esîri (a. en emîni.s. en çirkin. selefin c.s. (f. (a. ulama yonca. esl'in c. (a. armağan olarak verilen şey. (a. (a.i. (a.).esîl es'ile esîm esîne esinne esîr esîr esîr-i aşk esîr-i fırâş esîr-i harb esîr-i hizmet esîr-i sâfiyyet esîr-i turra-i canan esîre esîrî esîrî esirre esîr-ül-Hind esîs eskal eşkal eskam eskam-ı demeviyye eskef eskefe esi eslâf eslah eslaha-k'Allah eslâl eslâs esleb eslem eslem-i turuk eslenc esliha atîka câriha esliha-i cedîde esliha-i hafife esliha-i nâriyye (a.) bot.s. (a. silâh). suâl'in c. sıkal'ın c.i. (a. yalın kat tasma. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben.) 1.s. . 2. esre). dertler. yaralayıcı silâheslihalar.i. kölelik. sâlim'den) en selâmetli.) 1. sâlih'den) daha (en.) günahkâr. südde). bileği taşlan.i. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan. savaşta düşman eline düşen kimse. (a. 2. daha (en.i. yerde sürünerek açılan yonca. 2. ağır şeyler. a.i. can sıkıcı. 3.i. en ağır. (bkz: esâre.) bot. süprüntü. [kılıç. kaba. oturacak yerler. uçacak gibi hafif. (a. kirişin bir katı. ("ka" uzun okunur. pek) sâlih. kabahatli. harp esiri. asıl. (a. saflık esiri. (a. aşkın esiri. hizmet esiri. en doğru yol. en emin. 3.) eşik. süngüler. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].i. geçmişler. (a. fizikçilere ışık. pek) sakil.i. Allah seni ıslâh etsin.s. ("ka" uzun okunur. a. 2. kılıçlar.i. (a.) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen. karaılgın ağaçları.i. yerlerine geçilen kimseler.) 1.) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden.) tahtlar.s. yolların en selâmetlisi. illetler.i. "tutsak. çerçöp. iyi.i. en sağlam. serîr'in c.) şerefli ve otoriter [adam]. kama ve şâire gibi].).c. yatalak. kunduracı. kulluk.c. vurgun. kan bozuklukları. moloz. tartısız. süls'ün c. (bkz. sakil'den) 1. atebe. eşele). (a.) hastalıklar. üserâ) 1.) üçtebirler.i. (bkz: emraz).) ağır yükler. cerh edici. (a. hafif silâhlar [tabanca. kapının basamağı. fizy. suçlu [kimse]. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. (a. (bkz. sinân'ın c. (bkz. kul.i.

Halik.) 1. Mâcid. Azîm. kadîr. Fettâh.) bot.(bkz: hengâm. Halîm. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. Selâm. Esmâ-yi Hüsnâ.) bedel(ler). aralık. Rezzak. Vâhid. hikâyeler.) meyvalar.ağır silâhlar. Müntekim. Muahhir. Basîr. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. kemikli balıklar. esliha-i sakile esmâ-i seb'a . Ra'ûf. değer(ler). çarpışma zamanı.) buğday renkli. Vehhâb. Mukıyt. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. malacoplervgiens .i. Vekîl. karayağız. Musavvir. esman (a. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. sınfın c. Kayyûm. Kadir ("ka" uzun okunur). Râfi'. esmed (a. Lâtif. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan. Gafur. hîn). zâniye). Müteâlî. çeşitli meyvalar. Mucîb. Hakîm. vakit. Muhyî. Celîl. Cami'. esna (a.) [bizde kullanılmaz] ara. Kaviyy. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an. Muizz. savaş sırası. Alîm. Kebîr. Kabız ("ka" uzun okunur). uygunsuz. esnâ-yi tesâdüm aşk. yumuşak yüzgeçliler. esmer (a. Rahîm. 3. Mümît. Ganiyy. Vâris. Şekûr. Vâsi'. Kuddüs. Mugnîy. esmâk dlu. çok eli açık. sürmetaşı. Hafız. Gaffar.) balıklar. çeşitler. esmâr-ı gayr-i münferice bot. Nur. kıssalar. [bizde. Mukad-dim. Tevvâb. esma' (a.) kulaklar.i. Aliyy. yüksek" [şey]. esmâr (f. açılmaz yemiş.i. mürîf. müfret gibi kullanılır]. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse]. Azîz. zümreler. savaş zamanı.i.s. namussuz kadın. Dârr. Afüvv. (yedi ad) [hayy. semer'in c. [top gibi]. esnâ-yi râh yolda giderken. esnâ-yi harb aşk. fr. basîr. Mü'min.i. esmâk-i azmiyye zool. yemişler. Samed.i. Cebbar. Hasîb.l (a. 2. esmâr (a. Bârî. Hayy. Nâfi'. Rakîb. Evvel. yürürken. Mübdî'. Vâlî. Semî'.) gece masalları. Hakem. Bâis. sem'in c. kulak esmah -J (a. (bkz: âlüfte. esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. antimon.i. simer'in c. aşüfte. Vedûd. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. Reşîd. Hakk. Veliyy. Mecîd. Kahhâr.) "efdal" gibi "bülent. Muzill. Zahir. Hâfid. Vâcid. Âhir. müsademe sırası. Metîn. cinsler. Şehîd.s.]. Mâni'. alîm. esmâr (a. kategoriler. Ehad. semen'in c. Berr. Bedî'. siny'in c. Basit. esmâr-ı münferice bot.i. esnaf (a. mütekellim] yerine kullanılan deyim. Bâtın. Muktedir. Mâlikü'1Mülk. Muksit. Sabûr. esmer-ül-levn karayağız. açılır yemiş. Melik. nevîler. Habîr. Kerîm. kıymet(Ier). esna' (a.) en semahatli. fahişe.s. Mütekebbir. Rahman. Bakî. Müheymin. Hamîd. sıra. Hâdî. semî'.i. semek'in c. Muîd.) kaba tutya. Muhsî. mersin ağacı. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar.

b.) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi. dişler. hâşâ. (bkz: sütûr).i. rica ederim. sırr'ın c.s. (a.i. çok) serî. kısır kadın. (f. (a. satr'ın c. Hıristiyanların taptıktan heykeller. kemik.i. kesici dişler. (a. .f. uyunacak ve istirahat edilecek yer.h.i.) esrarlı. övmeler. (bkz: Elest). (a. (a. [kelime.) katır.i. (bkz: bagl). estâne estâr estâr estâr-ı kitâb estarek esteh ester ester esterven (a. (a. (a. (bkz: esîre.s.i.) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri.s.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır.s. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler. küçük azıdişleri. tutsaklık. (bkz: sütûr). gizli. suretler. hiç bir zaman. kitap satırları. akciğer petekleri. kulluk. kökler. aklın eremiyeceği işler. (a. [sulh ve selâmet]. anat. esâre). dizileri. yaşlar. pâdişâhı medhetmeler. müfret olarak kullanılır]. (a. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan]. sabır.) asıllar. senâ'nın c. puta tapanlar. 2.) medihler. kurra seneleri. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır. bir şey değil" mânâlarına kullanılır. (a. (a.i. sitayişler.cü. sanem'in c.) örtüler. ["sütûr" daha çok kullanılır]. seri'den) daha (en.b. (a.f. esirliğe düşme. gizli sırlar. (bkz: heste).s.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı.) 1.) putlar. (f.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim. güzelliğin sırlan.) dişi kınk.b.i. yirmi yaş dişi.esnâh esnâh-ı rieviyye esnam esnâm-perestân esnan esnân-ı hilm esnân-ı katıa esnân-ı askeriyye esnân-ı nâbiyye esniye esniye-i seniyye esr Kayd--ı esr esra' esrar esrâr-ı derûn esrâr-ı Elest esrâr-ı hafiyye esrâr-ı hüsn ü ân esrâr-âlûd esrâr-engîz esrâr-keş Esrâr-nâme esre esrem Esrib es-sabru miftâh-ül-ferec e-s-salâ e-s-selâm esta' esta be estağfiruilah estân.i.) kara günlük ağacının zamkı. 2. (a. dişleri dökük kimse.) yazı sıralan. perdeler. 3.cü. mahcûbediyorsunuz. çabuk.) 1.i. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir.i. anat.) selâmlar. (a.) l çekirdek. Hint kenevirinden çıkarılan.) sırlı. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler.i.zf.f. yaratılış gününün sırlan. sinn'in c. sinh'in c. esrar kullanan. pek. (a. (a. hayırdualar olsun. (a. (a.i. saklanan sırlar. (bkz: Yesrib). (f. (a.i.) esirlik. anat. (a. esrar tiryakisi. sitr'in c.) esrar çeken. Elest gününün. (bkz: ensâb2).s.f.s.) üstübü denilen keten tarantısı.b.b. 2. çürümüş ağaç kökleri. başkalanndan gizli tutulan. bir adamın. akıl dişi.

i.esûf esûnı esvâ esvâb esvâf esvâk esvâr esvât esvât-ı hayvanât esved esvedeyn esved-ül-kalb esvef esvide esyâf esyâh eşyan Eş'ab eşâib eşâim eşâire eşâm eş'âr eş'âr-ı guddeviyye eş'âr-ı mümisse eş'ar eş'ar-ı nâs eş'ar-ı zentân eş'arî eşbâh eşbâh eşbâl eşbeh eşbû eşca eşcân (a.).i.) 1.s.h. seyfin c.i. (a. (a. halkın en iyi şiir söyleyeni.) kıllar. hi (a. (bkz. (a. sûk'un c.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. (a.s. savt'ın c. eşâire). nazîrler.) giyimler. (bkz: Mâtürîdiyye). en güzel.s. pek benzeyen. (bkz: süyûh). (bkz: en-dâd).) kılıçlar.i.). kederlenen. sâ'ın c. koyun yünleri. imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar.) hüzünlü. sûfun c. cins bozukluklan.i. sevâd'dan) siyah. kaleler. şebâh'ın c. 2. daha güzel şiir söyleyen. (a. (a. kömür konulacak yer. şarap kadehleri. şahıslar. 2.c.i. en şomlar. hayaller. üzüntülü [adam]. çukur yerler.i. pek) şecâatli. (a. hayvan[lann] sesleri. (a.) pek çabuk eseflenen.i.i. 3.[bizde "süyûf daha çok kullanılır].i. (a. en iyi. (a.i. 2. bez tüyler. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri. büyük kapılar. zamanın en iyi şiir söyleyeni.) 1.s. sadâlar.s. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. kederli.) 1. kut-i lâ-yemût). vücutlar. karalıklar.s. 2. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. (a. (bkz: süyûf).) 1.) arslan yavruları.i. bot. (a.i. sûr'un c. (a. şibh ve şebîh'in c. tasalar.) [halk "sof" der].s. eşler. sevâd'ın c. (bkz.s. çizgili elbiseler. vezinli ve kafiyeli sözler. (şa'r'ın c. .) en uğursuzlar.s. misiller. kederler. çarşılar.c. alışveriş yerle1. akar sular. şibl'in c.) 1.) gamlar.) dinde meşhur. pazarlar. (a. (a. elemler.) 1.(Lâtifi)]. (a. si'r'in c. ziyafetler. eş'arî'nin c. esûf). 2.s. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar.) pek yalancı ve günahkâr [adam]. (f. (bkz: esvef). sevb'in c.) ri. şâir'den) en. (a. (bkz: âşâm. (bkz: eşâire). gövdeler. benzeyenler. (bkz: nazm). çok mal[lar]. en müşabih. sü-veydâ-ül-kalb). kara. emici kıllar. 2. siyahlıklar.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey.".) şarlar. (f. (a. (a.i. (a.s. (a. uzaktan görünen şeyler. şecen'in c. (a. 3.i. yüreği yufka. şecî'den) daha (en. (a. bot. seyh'in c. üşâbe'nin c. (a. şebîhden) 1. eş'em'in c. 2.) kömürlük.) sesler. (a.) "iki siyah"yılanla akrep. en cesur ve yiğit. ölçekler. (a. 2. sıkıntılar.b. cisimler.i. (a.s. giyecek şeyler.i. karaltılar.) kanşıklıklar. karaltılar.s.i.

nisadır.i. eşhürün ma'lûmât (a. cem'an 70 gündür].eşcâr eşcâr-ı bâg eşcâr-ı müsmire eşdak eşedd eşedd-i ihtiyâç eşedd-i mücâzât eşekk eşell eş'em eş'emü min Besûs eşen (a.) islâm'dan evvel.i.s.i. çetin ve sert. şefîk'den) 1. şühûd). dırgam). eşhür-ül-hacc). 2.s. eşfâr (a. Zilhicce. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. şâhid'in c. i.) çok şek sahibi. eşfak (a. meyva ağaçlan.i. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. şerîr'den) daha (en. pek) meşgul. eşher (a. fazla tered-düdeden.) çolak [kimse]. Besûs'tan daha uğursuz. 2. 2. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle.) 1. eşheb (a. "şehlâ" dır]. eşhür (a. (bkz: besûs).s. pek) şiddetli. kalye taşı denilen radyom hamızı. çok iyi tanınmış. şom. çok) şerir. pek) şefkatli.b. [Arap atasözü]. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c.) doğru söz söyleyen. (en. en şiddetli ceza. şahs'ın c.) ağaçlar. (a.i. tanınmış kimseler. [müfredi.) adamlar.s.s. kırmızı ile kanşık koyu mavi. kimseler. istekle yenilen [şey]. n. ela [müen.) göz kapağının kenarları. şedîd'den) daha. pek) uğursuz. acımalar.). eşgal (a. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen. çok merhametli. 3. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. kirpik yerleri. eşhâ (a. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. i. güç iş. kır at.i.i.c. . şehî'den) en çok. eşhür-ül-hurum (a. (f. eşhâr (f. kelek.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval. merhametler.). şîr. eşhâd (a.) şefkatler.) en şifalı [şey].i. eşhas (a. ela gözlü [adam]. Muharrem ve Receb" aylan.s.s. meşgul'den) daha (en. eşfâ (a.b. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı]. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri.s. c. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de. (en.s. şecer'in c. (a. çok işi olan. kişiler. eşfâk (a.s. soğuk [gün]. kavun ve karpuzun hamı. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler. arslan. (a.s. pek. (bkz. eşhedü (a. eşerr (a. (bkz. tanıklık ediyorum" mânâsına.i. bu mânâda kullanılmaz]. (a. en zorlu ihtiyaç. şüfr'ün c. pek meşhur. erkek adı. ters giyilmiş elbise. 4.s.b. bahçenin ağaçlan. şerli.) koyun gözlü.i. (bkz. eşhel (a. pek fazla sevilip beğenilen. s.s.) aylar. daha. şehr'in c. (a. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler.) l . gazanfer. eşhür-ül-hacc (a. esed. şevâhid.) 1. 2. şehîr'den) en şöhretli. eşâim) daha (en. beyaz. şehâdet'den) "şahitlik.

eşk-rîz). aynlıktan dolayı akan gözyaşı sevinç ile ağlayış.) dağ hırsızlan. sevinç ile dökülen gözyaşı. (bkz.s. (bkz: eşk-rîzî).s. pertev. haydut.) gözyaşı. sirişk). şerir'in c. kaygı. nazım şekilleri. kırmızı yüzlü [adam]. kat. kızıl donlu [hayvan].i. mat.) pek sevinçli.s. ağlayış. edepsizler.) at kişnemesi.i. şakî'nin c. 2. tavan.) saçına. pek) şakî. (f.) 1. (bkz: sahîl). öz nşınlar. a.b. (a. fr. tahassürden. kırmızı yüzlü [adam]. (f. 2.) yaş döken. (f. haydutlar. (f. (bkz: eşkah). (a. (bkz.b. (a.s. eşrar eşk eşk-i mescûm eşk-i sürür eşk-i şâdî eşk-i şîrîn eşk-i şekkerîn eşk-i tahassür eşk-i tarab eşk-i teessür eşk-i telli eşka eşkah eşkâl eşkâl-i hayât eşkâl-i hendesiyye eşkâl-i müteşâbihe eşkâl-ı nazm Eşkâl-i Zemân eşk-âlûd eşkar eşk-bâr eşk-bârî eşk-efşân. ed.) daha (en.s.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam]. ağlayıcı.) gözyaşı döken.i. sevinç gözyaşı. kötülük edenler.s. fesat karıştıranlar.) 1. ("ka" uzun okunur. deneme.) şiddetli davranan yiğitler. (bkz.s. tabaka. ışık dağıtan. (a. (a. (a.b. (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. savaşan yiğitler. (a.) biçimler. bot. Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan. teessürden akan gözyaşı.) 1. şuâ'ın c. tarzlar. çok ağlayan. sevinçten dökülen gözyaşı. çok ağlayan. ağlayıcı. Güneşin ışıklan. (a.) gözü yaşlı.s. 3.b. eşkar).) ağlayıcılık.b. aydınlık veren. (bkz: eşk-bârî).) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi.i.) azılılar.s.eşi'a eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb eşi'a-yi hûrşîd eşi'a-yi muhiyye eşi'a-pâş eşiddâ' eşiddâ-yi mücâhidin eşîha esir eşirrâ. iki gözünün akı kızıl olan.i.f. -feşânî eşkel eşkel-ül-ayneyn Eşkeş eşkıya eşk-rîz eşk-rîzî eşkû.b. şekl'in c. ağlayan. 3.) ağlayıcılık.h.) aydınlıklar. kızıl donlu [hayvan]. (f. geometri şekilleri. dökülmüş gözyaşı. sevinç gözyaşı. (f. (f. ışıklar. (a. haşarılar.) gözyaşı dökü-cülük. benzer şekiller. (bkz: eşk-bâr). tasadan doğan gözyaşı. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri.) gözyaşı yağdıran.s.i. .b.s. sevinçle ağlayış.b. 2. sakalına kır düşmüş olan. (bkz: dem'. keder. (f. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler.s. rayons medullaires. ziya'). (f.s. suretler. cehdeden.s.i.i. (f. (a. al renkli [at]. eşk-efşânî. (f. sevinçten dökülen gözyaşı.s. hasretten.) nur. eşkûb eşk-ver eşkyûd eşmat (a.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep. sevinçle ağlayış. hayâtın şekilleri.) gözyaşı döken. (f. al renkli [at]. şedîd'in c.s.i. (f.b.

beyaz dişli [adam]. (f.h.s. (d. (a. şenî'den) daha (en. 1846.h.) güneş ayının yirmi altıncı günü. sıçrayışlar. o güne me'mur sayılan melek.) içilecek şeyler. şerîk'in c.i. 2. dikenler [bitki]. (a. (a.) l koşmalar. 2.s. kaplayan. .s.s. yüzücü. şerifin c. soğuk içkiler. 2.) takımlar. eşrefle ilgili. fena. azılılar. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır. (a.i.) 1. çok) şeni'. (a. erkek adı. uğurlu ve mesut saat. şâmil'den) daha (en. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz]. burnu kesik [kimse]. şevk'in c. şerâb'ın c. 3.i. memleketin ileri gelenleri. şerefli.s.s. (bkz: eşirrâ). şerîr'in c. Külliyât-ı Eş'âr. arkadaşlar.eşmel esna esna esne eşneb eşraf eşrâf-ı belde eşrâk esrar eşrât eşrât-ı saat eşref il eşref-i mahluka eşref-i saat Eşref eşrefi eşrefiyye esrem eşria eşria-i süfün eşribe eşribe-i bâride eş-Şücâ eştâd eştât eştât-ı ulûm eşvâk eşvâk eşvât (a.i. şerîfden) 1. çeşitleri. 1911). çok kıymetli mücevher. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı. Eserleri Hasbihal. pek) şerefli. Hydre. bot.) inci gibi. (a. (a. fırkalar. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır]. şarat'ın c. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür. çeşitler.) şeref ve îtibar sahibi kimseler.i. neşveler. şevk'in c. (f.) alâmetler.) eşrefe ait.s. şirâ'ın c. (a. kötü ve çirkin.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur.) l. sınıflar. fesat karıştıranlar. (a. istimdat.) ortaklar. ilimlerin nevileri.s. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. içkiler. (a. (mahlûkların en şereflisi) insan. onurlu. (a. fr. yüzgeç. çok şümullü olan.i. şetît'in c. kötülük edenler. (a.) şiddetli arzular.i şavt'ın c. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur. hek. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. gemilerin yelkenleri. edepsizler. 2. neviler. (a.) burunsuz. 2. lât. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç. pek) şâmil. (a. daha (en. pek.i. istekler.) astr.i. (a. ö. Hydra. i. kemiklerin uzamaları. ileri gelenler.s.s. Iranda Yangın Var.) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı. Deccâl.) ağaç yosunu.h.) yelkenler. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir]. (a. (a.i. (a.i. (a. kıyamet alâmetleri. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri.) şerirler.i.

) gamlar. (f.) hekimler. tirb'in c. (a. haller. (bkz: hâldâr). baş. etrâf-ı kuddâmiyye etrâf-ı süfliyye etrâf-ı ulviyye etrâf-ül-beden etraf etrâh etrâh-ı kalb Etrâk etrâs (a. levazım.i. 2. yeni yetişen.) yemekler. terah'ın c. ("ka" uzun okunur.) seçkin.) akranlar.i. kusursuz. (bkz: siya').) gelmiş.s. günah işlemekten çok çekinen. tabîb'in c. tıp ilmini bilenler.i. (a. şîa'nın c. cemâatler.i. anat. (a. ziyâde perhizkâr.i.i.s. koltuğu. (bkz: şüyûh). 3. yemek tepsisi veya tahtaları. hizmetçiler. hayvanın iki ön ayağı. kabileler. taze çimenler. anat.) çocuk bilgisi.i. kapaklar. her iki ayak. tarafın c.i.i. (f. kanapesi. gönül sıkıntıları. uçlar. 2.) yanlar. türfe'nin c. zarif ve nâzik şeyler. güzel yemekler. dişi eşek.şeyb'den) saçı.) bölükler. şey'in c. (a. taze fidanlar. bir yaşda olanlar. bir kısmı dışında kalan kaya. uşaklar.) ihtiyarlar.) bot. (a. sakalı ağarmış ihtiyar [adam]. (a. (a. yolcunun sandığı.s. evde doğan kul ve cariyeler. (a. taâm'ın c. seçme nesneler. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir]. eksiksiz.s. (a. kederler. (a.) 1. tabakat). mevcut olan şeyler. kaygılar. hayvanın iki art ayağı. takî'nin c. (a.) Türkler. (a. çok güzel yemekler. (bkz. saray doktorları. bavulu. işine. yosunlu taş. perdesi ve benzerleri gibi nesneler. (a. sepeti. her iki el.) 1. pedologie. aşlar.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. takî'den) pek takî. çiçekler. pek) tam.s. (en. şeyh'in c. eller. misafir. çamaşır. (a. mertebeler. taraflılar ve hizmet edenler. 2. ev eşyası. çıkını. etıbbe etıbbâ-yi hâssa et'ime et'ime-i lezize et'ime-i nefise etka etkıyâ etlâd etra etrâb etraf etrâf-ı halfiyyeıanat. tasalar.i.) 1. (a.s. fr. (a. elbise. bir kısmı suyun içinde.i. yardımcılar.) kalkanlar [harp âleti]. evin masası.gelen.) dere gibi akan su. ayaklar. tabak ve tabaka'nın c.i. çiçekler. etyab'ın c. mesleğine uyanlar.s. mektep çocukları.c.) telidler.) nesneler. doktorlar. lezzetli yemekler.i. a. (a. anat.) 1. örtüler.i. dereceler. birinin sözüne. (a. Türk'ün c. (a.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. 2.i. (a.eşya' eşyâ-yi beytiyye eşya' eşyâh eşyeb eşyem etâ etân etâve etâyib etbâ' etbâ ü hadem etbâk etemm etfâl etfâl-i mekâtib etfâl-i bâg etfâl-i behâr etfâliyyât etıbba. anat. tıfl'ın c. körpe fidanlar. garip. (a. çocuklar.) 1. katlar.s.i. kıyılar. kavak ağacı. (a. büyük sahanlar.s. türs'ün c.s. 2. tamm'dan) daha. tâbi'nin c. . yaşlılar.

i. emr'in c. tarîkatler. türâb'ın c. aşağılık kimseler. nefsin yedi derecesine göre değişen haller. önceler. (bkz: âbidât).) bağ.) hamam külhanı. (a. (a. (bkz: hazele. (bkz: nesr-üt-tâir). ediplerin eserleri.) ilk vakitler. âvine) vakit. buyrultular. evbâş'ın c.i. kelimelerin ortalan. (a. (a. yön. (bkz: deyn). (a. (a. gençlik çağı. (a.i. ödünç.i. fr. tavk'ın c.) yutma. eyyâm-ı bîd). kaplar. sebepler.) çirkin. vesileler. Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. inâ'nın c. evvel'in c. âgiye'nin c. boya. borç. başlangıçlar.) terbiyesize. (bkz: hen-gâm).) buyruklar. (bkz.i. bir şeyin en yüksek noktası. âbide'nin c.i.) hal ve hareketler.f. kelimelerin evvelleri. bahçe. orta günler.i.i. 3. (a. (f. (bkz: levn). eski. geçinmek üzere tutulan yollar. emirler ve yasaklar. uygunsuz hareketler. (f. yüce. vâsıtalar. (a.i.i. evcât) 1. ortada bulunanlar. leş dix commandcments. [zıddı "evâhir" dir]. (a. 2. cihet.) taraf.) 1. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır.i. altın ve gümüş kapkacak.) ortalar. (f. gr.) ayak takımı. (a. rüzelâ). şaşkınca tavırlar. orta-dakiler. köşkler. tas. doruk. (a. renk.i. (bkz: turuk).i.i.i.i.s. her arabî ayının ön üç.i.i. aşağılık kimse. su akıtılacak yerler.i. tüm). yollar. yüksek.) ayakta-kımları.) 1. saltanatın sonlan. 2.i. . tarîk'in c. iyvân'ın c. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar. (bkz: evkâş. [zıddı "hazîz"]. Hindistan cevizinin sütü. (a. evâre evârîn evâsıt . orta zamanlar. (bkz: eyâr). (a. zaman. evvel zamanlar.) 1. tâûs'un c. (a. geçmiş zamanlar.) kapkacaklar. iptidalar.s.) astr. (a. ayın son günleri. (a.) topraklar. kadın gerdanlıkları.etribe etrika E-t-tâir ettûn etvâk etvâr etvâr-ı mütehayyirâne etvâr-ı nâ-lâyıka etvâr-ı seb'a etvâs evâbid evâbid-i üdebâ evâgî evâhir evâhir-i saltanat evâil evâil-i kelimât evâm evâmir evâmir-i aşere evâmir ü nevâhî evân evân-ı şebâb evânî evânî-i sim ü zer evâr. tavr'ın c. şirzime. (bkz: şahika). caddeler. çağ. mes-leklek. (a.) sonlar.zf. (a. (f.) tavus kuşları. evâsıt-ı kelimât evâvîn evâzıh evb ı evbâr evbâş evbâşân evbâş-âne evc (a. evsat'ın c. yutuş. gr. 2. evşâb. vebeş'in c. âhir'in c. aşağılık kimseye yakışacak surette.) geleceğe hâtıra kalan eserler. [kelime müfret gibi kullanılır]. (a. 2. imaret. işler. terbiyesiz.c.) büyük sofalar. salonlar. (a. c. tarzlar.) mehtaplı geceler.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter.i.i. [zıddı "evâil" dir].i.

(a. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. yüksekliğin tepesi.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar. nîm hicaz. 2. (a. (a.rif at evc ve haziz hattı evc evc-i hûzî evc-i nihavendi evc-i pûselik evc-aşîrân evc-maklûb evcâ' evcâ'-ı batn evcâ'-ı şedide evcâr evc-ârâ evceb evceb-i vecâib evceh evceh-i akvâl evcel evcer l göğün en yüksek kısmı.) muz. astr.s. lüzumluların lüzumlusu. rast. tahminen iki asırlık veya daha eski. kürdî. beşinci derecede olan nim hicazdır. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam. Selim'in adlandırdığı bir makamdır.Evc-i asman Evc-i bâlâ Evc-i hevâ evc-i ikbâl eve. (a. muz. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir.i. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi.) en vecihli. çok uygun. eski makamlardandır. terkibinde eviç olduğunu değil.) çok çekingen [kimse]. (a. o perdede kaldığını bildirmektedir. neva. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. en üst derece. inici bir şekilde ırak'da karar verir. .s. havanın üstü.i. Donanımına fa.s. en yüksek taba yükselişin en son noktası. (f.) muz.*günöte doğrusu. sızılar. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.) çok korkak [adam]. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. Güçlü. muz. acem. Bu makam ırak makamının inici şeklidir. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. vâcib'den) en vacip. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. muz. 'günberi. pek lüzumlu. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. do. III. eviç. pek münâsebetti. segah. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) kullanmışlardır. acılar. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır. sözlerin en münâsebetlisi. muz. (f. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. (a. astr. Sengin semaî.s. sancılar. şiddetli sancılar. vecâ'ın c. muz. son notası. iki asırlık bir mürekkep makamdır. Evc-hûzî. çok gerekli.b.i. karın ağrıları. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır.) ağrılar. siperler.

(bkz.s. anat. odun damarları.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır. 2. (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası.s. evüdd).s. pek. 2. eviddâ'. i. (f.) 1. yetkin. 2. bot.i. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. akılsızlar. (bkz: vâdî). gevşek. (bkz: evc-i hûzî).) ahmaklar. kuruntular. bot. vagd'ın c. oyun.) dereler. yılanların en vahşîsi. kan damarları. (bkz: hud'a).) ahbaplar. bot.) yüksekte uçan.i. anat.b.f. kuşkular. daha (en. pek çok [olan]. (f.b. bot. aldatma. viâ'nın c. (bkz: nedamet). vâfir'den) daha (en. basamaklı damarlar. (a. (bkz: vehen).s.b.) hîle.) 1.) kap kaçak. (a. (a. çok) muvafık. kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar.i.i. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar. pek) vefalı. bot. anat. anat. anat. sözünde duran. idareli. anat. pek tamam. iletken damarlar. vefîk'den) daha (en. evüdd). açık damarlar. top. süt kıvamında beyaz. esassız şeyler.b.i. (a. a. noktalı damarlar.i. cana yakın. vedîd'in c.i. vehm'in c. vücür). (f. vâhid'den) yegâne. dağlar arasındaki yerler. vecâr ve vicâr'ın c.f. turuncu. hakiki dostlar. (a. pek) vahşî. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. (f. (a. içi hava ile dolu olan damarlar.i. yükselen. (a.).) pişmanlık. balçıklar.s. kaplar. pek) vâ-fır. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. vahal'ın c.) 1. mahfazalar. anat.s. pek uygun. (a. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar. yerler. (a. damarlar. sıvalar. mekânlar. ("ga" uzun okunur. dayanıksız. (a. biricik.) zanlar. (f. tek. yığın. vahşî'den) daha (en. 2 .evc-gîr evcire l evc-pervâz evcümend evdâd evdiye evend evfâ' evfak evfer evgad evgenc evhad evhâl evham evhaş evhaş-i efâî evhen evhen-i büyüt evic-aşîrân evic-gerdâniyye eviddâ' eviddâ-yi kadîme evind ev'iye ev'iye-i demeviyye ev'iye-i halezöniyye ev'iye-i halkaviyye ev'iye-i haşebiyye ev'iye-i hevâiyye ev'iye-i lebeniyye ev'iye-i lenfâviyye ev'iye-i meftuna ev'iye-i münakkata ev'iye-i nâkile ev'iye-i süllemiyye ev'iye-i şa'riyye ev'iye-i şebekiyye ev'iye-i şiryâniyye ev'iye-i verîdiyye (a. sevgililer.s. yeşilimsi. lenf damarları.).) yükseğe çıkan. küme. s. (bkz: evdâd. bot.i. san. . (a. (bkz. anat. vâdî'nin c.i. siyah kan damarları. (a.s.i. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. bir tane. bot. en çok.) daha (en.s. vefâ'dan) 1.). vedîd'in c. çok vahşetli. a. sayıca daha bol. (f. evini iyi bir halde bulunduran. pek) zayıf. (a. eski dostlar.s.

) ayak takımı. vakfın c. Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. evlâda mahsus. a. öğle. tar.) yük. sülâle.) soysuz ve pinti [adam]. 3. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî. dördü farz. bina ve şâire. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan.b. üçü vitir namazı). veled'in c. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. (a. (a. (a. vakt'in c.f. . (bkz: lyâl). huk. evlâtlık. ikisi son sünnet). ikisi sünnet). Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. beş rekât (üçü farz. tar. (a. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede". ("ka" uzun okunur. 2. (a. akşam. [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul.s. ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri.i.i. dördü farz). nesil. cami. kuvvetli.) 1. kız. (a. vekr ve vekre'nin c. meç. sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede". çocuk. pek) tekitli.) 1. Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. üstün. 2. onüç rekât (dördü sünnet. yatsı namazlannın kılındığı vakitler. huk. (bkz: evbâş.) 1. çağlar. (a.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. ("ka" uzun okunur. gelirleri yok olmuş vakıflar. terbiyesiz. on rekât (dördü sünnet.i. daha uygun.s. eşya].] belli zamanlar. vatan çocukları. emirlerin en kuvvetlisi. aşağılık kimse. ikisi farz). kuş yuvaları.) l. kız çocuklan. vakıflar umum müdürlüğü. ikindi. hükümet tarafından idare olunan vakıflar.i. erkek çocuklar. zamanlar. a. namaz vakitleri. ağırlık.evk evkaf evkaf-ı celâliyye evkaf-ı hümâyun evkaf-ı mazbûte evkaf-ı mülhakka evkaf-ı münderise evkaf-ı selâtîn evkâr evkâr-ı tuyûr evkaş evkat evkat-ı hamse öğle namazı ikindi namazı akşam namazı yatsı namazı evkat-ı muayyene evkat-ı salât evkat-güzâr evked evked-i evâmir evkes evlâ' evlâd evlâd-ı bütün evlâd-ı fatihan evlâd-ı inâs evlâd-ı ümm evlâd-ı vatan evlâd-ı zuhur evlâd-ı zükûr evlâd ü iyal evlâdiyye (a. çok sağlam ve dayanıklı [ev. evşâb).) kuş yuvaları.s.i.s. çocuklar. (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar. daha iyi. dördü farz.s. medrese.) l . daha lâyık. a. ("ka" uzun okunur. evkaf-ı hümâyûn). (bkz. [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet.s.) daha (en. 2. 2.)t vakit geçiren.

i. keramet sahibi olanlar. 6. hîle. (bkz: ebrencen).) vücûtta peyda olan şişler. akıl ve irfan. (a. yumrular. 2. (bkz: ezkâr). (bkz: erîke. dîhîm. Suriye. dîhîm. kâğıtlar. çocukların velîleri. (a. basılı kâğıtlar. diyecek kalmama. Macaristan. Polonya. (f. Aslen Kütah-ya'lıdır. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler. bot. evlilik. (a. iş başında bulunan kimseler. şerir). yapraklar.) kadın bileziği.s.i. üstün tutulmaya lâyık olma.i.) 1. 2.i. arşiv. velî'nin c.) 1. Hollanda.i.) 1. şeref. (bkz. Almanya. eko.i. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. Avusturya. (f. (f. fr. emir sahibi bulunanlar. kuş tüyü şeklinde olan yapraklar. kâğıt para[lar]. (bkz: desîse. himaye edenler.) l. (bkz: erîke.b. (a. erenler. taht. 3. almaşık yapraklar. eko. 2. bot. hîle. Rusya'nın güneyi. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası. evlâtlık.) evlâda mahsus. (f.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. koruyanlar. süs.h. Dalmaçya. taht. 2. mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır.evlâdiyyet evleviyyet evleviyyetle evliya' evliyâ-yı umur evliyâ-yı etfâl Evliya Çelebi evrâ evrâd evrak evrâk-ı halkaviyye evrâk-ı havadis evrâk-ı mahzeni evrâk-ı matbua evrâk-ı müsbite evrâk-ı müteakibe evrâk-ı mütekabile evrâk-ı nakdiyye Evrâk-ı Perişan evrâk-ı rîşiyye evrâm evre evrek evrencen. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. arşiv. Allah'a daha yakın bulunanlar. gazeteler. haydi haydi.) hisar.i. bot. 2. . hâlin hoşluğu. Irak.) esvabın.) 1. Derviş Mehmed Zıllî'dir. 2. 7.i. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. (f.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. hud'a). elbisenin dış yüzü. hükümdar.i. İran'ın bir parçası. şerir). karşılıklı yapraklar.i. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri.) tahtta oturan. Kafkasya. aldatma ["evren-dîden" mastarından].i. (a. Babasının adı. 4.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. 3. şeref. verem'in c. varak'ın c. 5. evlevîlik. (f. (a. ağaç kurdu. okunması âdet olunan dînî dualar. (f.) 1. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler. Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî. i.fortiori. şan. 3. 4. vird'in c. 4. evrencîn evrend evreng evreng-nişîn (a.i. yakışıklılık. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar.

(f. ortadaki. (bkz. dağlar. yardımcılar.evreng-zîb evride evsa' evsâf evsâf-ı cemile evsâf-ı hamide evsâh İzâle-i evsâh evsak evsâl evsâm evsâm evsân evsât evsat evşâb evşâl evşâz evsen evşeng evtâd evtâd-ül-arz evtâd-ül-bilâd evtâd-ül-fem evtân Terk-i evtân evtân-ı muhacirin evtâr evtâr-ı âcile evtâr evtâr-ı hüzn ü ilham evüdd evvâb (f. 3. mütahallik). toplardamarlar. güzel vasıflar. (bkz: veşm). (a.i. övülen.) Allah'a sımsıkı bağlı. zâhid. (a-i. arlar.i. yüksek ile alçak arası. direkler.c. 2. evâsit) 1. teller. vatar'ın c. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir. (a.) 1. kaliteler. (a. haçlar. vesah'ın c.i.b. vedîd'in c. 2 sofyan'dan mürekkeptir.) kirler. (a. vasfın c.i.s. 3.) ortalar. s. vatanlarından ayrılma. kirlerin giderilmesi. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır.i. vücuttaki oynak yerler.s. en çok güvenilir olan.) 1. (bkz: vasf). .s. (a. aşağılık kimse. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır.). (a. göçmenlerin vatanları. oynaklar.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. sicim.) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler.i. pek) vâsi' ye geniş. lüzumlu olan şeyler. şekiller veya yazılan yazılar.) dalkavuk. eviddâ'. s.) ihtiyaçlar. Aynca peşrev. (bkz: evşâz3). çok muhkem. Beste devr i revân adı verilen usûl. 5. (a. 4. damla damla akan su. [müfredi. vasl'ın c. acele ihtiyaçlar.) 1. hayalar.) ayıplar. (a. 2. uğrunda ölünen topraklar.i.) ağaç veya demir kazıklar. orta. yaya gerilmiş ipler. vâsî'den) daha (en. 2. (a.i.s. 2. murdarlıklar.) 1. evdâd). döğmeler. vasat'ın c. (a. (bkz. aşağılık kimseler. Evsat.s. (bkz: müdâhin. (a. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler. (a.) 1.i. muz. evbâş. (a. veşl'in c. bir şeyin ortası. utanmalar.i. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. vasm'ın c.) sıfatlar. (a. (a. (a. verid'in c. (a.i. inanılan. (a.) ayak takımı. anat. hüzün ve ilham telleri.) ince ip. taraflılar.i. ona halli.s. vesm'in c. bu mânâda kullanılmaz]. pek sağlam. 2. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler. evkâş). Usûl. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır. büyükler ve başta gelenler. i. (vatan'in c. siyah kan damarları.) putlar. veter'in c. 2. pislikler. kirişler. dişler. (a. (bkz: esnam). veted'in c. (bkz: evsâl). sırasıyla l Türk aksağı. bayağı. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür.) vücuttaki mafsallar.s.vesen'in c.s. beğenilen nitelikler. boyunun iki tarafında olan damarlar.i.) tahtı süsleyen hükümdar. (bkz: verîd). sofu.

aruz vezinleri.) 1. şiirin ölçüleri. (a. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. ilk olarak.i. önce. çok dua eden. (ilk yaratılan) Hz. (bkz: nev-bahâr. ibrahim vasıflandırılmıştır]. Muhammed. besbelli. (a. fr. eski.i. (a.i.i.b. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır. çok açık. (birincilerin birincisi) Allah. ilk. (a.) başlangıç. kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. duruşlar. üstünlükler. ilkönce.) önce Allah'ın yardımıyla.i. 2.) birinci. ed.) 1. bunu huş fırtınası tâkibeder]. 3. hamuleler. birinci. sıra üstünlüğü. Haziran başlangıcından. vaz'ın c. (bkz: efzâyiş). (a. eski tartılar.) her şeyden evvel. vaziyetler. ilk zamanlarla ilgili. sırada üstünlük. (vezn'in c. hisarlar. 2.s. günâhlar. efzâr3).s. rebî1). din bilgisi çok geniş olan [kimse]. gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. 2.zf. ağırlıklar. (bkz. başmanlık.i. birinci.b.) daha evvel. evvel gelen insanlar. (a. vizr'in c.) 1.) önceki insanlar. (a. (a. tuhaf haller. (a.t.t. (bkz: cibâl). garip. işin başlangıcında. eski adamlar. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir]. geçmiş. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli. [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır].c.) evvelkiler. 4. . dünyânın asıl desteği. 5. z f. eski. (a. eski zaman adamları eskiler ve yeniler. öncelik. ibtidâ. cinayetler.) her şeyden evvel. yükler.) birinci olarak. tavırlar. sığınacak yerler. (a.zf. (a. başlangıç. 2. (bkz: evvelâ).c. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. ölçüler. primaute.s. (f. ilk. evveliyye Tahkîkat-ı evveliyye evvelin evvelin ü âhirin evveliyyât evveliyyet evvelki evvelûn -' evvel-ül-evâil evzâ' evzâ-ı dil-bâzâne evzâ-ı garibe evzah evzân evzân-ı arûziyye evzân-ı atîka evzân-ı şi'riyye evzâr evzâr evzâr evzâyiş Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz. önce.) 1.zf. eninde sonunda. 2.zf. (bkz: vezn).s. (a. vâzıh'dan) daha (en. (bkz: evvelen).). ed. çok âh eden.zf. pek) vazıh. (a. ilkbahar. dağlar. 9 Mana rastlar.evvâbîn namazı evvâh evvel evvel-bahâr evvel-i berd-el-acûz evvel-i mâ-halak evvel-i riyâh-ı bevârih evvel ve âhir evvel-ül-evvelîn evvelâ evvel-Allah evvel-be-evvel evvelce evvel-emirde evvelen evveli. (a. merhametli. evâil) 1. îmânı sağlam. 3.t. (a.s. hâdiselerin başlangıcı.) 1. ilk ağızda yapılan tahkikler. (a. hatâlar.) evvellerin evveli. her şeyden önce. ergeç. (f-i-) çoğalış. 2.i. kaleler. en önce olan.) en evvel. geçmiş zamanda. (a. vezer'in c.) tartılar.s.i. fels. (a. soruşturmalar. galebeler.i.) haller.zf.

çardak.i. "enir" denilen bir cins yaban mersini. (a.n.i. yevm'in c. köşk.i. 3. günlerin en kutlusu. en yümünlü. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer. pekî. an. doğru yeminler.i. 3. yalan yeminler. (a. an-diçmeler. (f. en kutlu olanlar. sağ taraflar. (a.i.) bot. kuvvetler.) 1. şarap kupası.) yazık. (a.).büyük sofa.i. bana bak!" gibi mânâlara gelir. (bkz: eymün). nerede. andlar.ey eyâ eyâdî eyâdîm eyâg eyâlât eyâlât-ı mümtâze eyâlet eyâlet-gâh eyâmin eyâmin-i eyyam eyâzî.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır. (bkz. (a.c. 3. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. (a.) 1. Musa Peygamberin Tur dağında. (bkz: vilâyât).) anası babası ölmüş.) 1. teşekkür ederim. yetimler ve dullar.) 1.i. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler.i. (a.s. bahtlar.) ayaklı kadeh. 2.) "ey. yorgunluk.s. tatil ve sayılı günlerden başka günler. talihli. kemerli yüksek bina. kaçacak yer yok mu? (a. eymen'in c.) eller. pek kolay.) eyâlet merkezi olan şehir. s. sol taraftaki. (a.) eller. s. günler. oturacak yüksek yer.n. aldırış etmeyen. kötü yeminler. öyle olsun. ["İranlılar "iy" de derler].f. zeminler. (a.i. eyâsî eydî eyger eymân eymân-ı galize eymân-ı kâzibe eymân-ı sâdıka eymen Vâdî--i Eymen eymen-ül-yemîn eymün eyn eyn-el-meferr eyser eytâm eytâm ve erânıil eyvah ey-v-AIlah eyvan eyvân-ı kisrâ eyvân-ı sîmâbî eyvân-ı zerkârî eyyam eyyâm-ı âdiyye (a.i. .i. imtiyazlı. yahu. ["eydî" çok kullanılmaz].) 1.zf. yemîn'in c.b.) yer yüzleri. yetîm'in c. yümn'den) 1. Allah'a ısmarladık. en kutlu. kudretler. divanhane. e.zf. salon.c. yemîn'in c. 4.) en yümünlü. en yümünlü. (f. öksüzler. (bkz: eydî). zaman. eymân (a.s. 3.n. (f-i-) l. (f. gündüzler. heyhat. (bkz: eyâdî). ["eyâdî" çok kullanılır].t. sağ taraftaki. gökyüzü.f. Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray. gökyüzü. kutlu. yed'in c. "hey. [evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. (bkz: piyâle). yalnız kalmış küçük çocuklar. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır]. 2. mutluluklar. yed'in c. 4. [Arapçası "iyvân" dır]. husûsî idareli eyâletler. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket. fena. talihler. büyük yeminler. 2. sağ eller. 2. (a. (bkz: hîn). olan eydî'nin c. 2. 2.i eyâlet'in c. örtü. (a. (a. evet. (a. hayırlı. (a.

fi. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. (a. gönülden. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey. kurban bayramının ilk üç günü. çocukluk devresi. tatil günleri. muktedir. (a. nüfuz. (a. eziyet. matem günleri. her yönden. 3. (f. din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman.) kuvvetli.) yine öyle. iç incinmesi. (bkz: hengâm). o cümleden olarak. kazara.) incinme. te'yîd'den) sürdürsün. bekâr.) dul. her bakımdan. iktidar. zaman. (a. Allah kuvvet versin! (a. Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün. öteki gibi.e.e. on üçüncü. kurban bayramının ilk üç günü. 4. bu arada. 3. dan" mânâsına gelir. zaman.eyyâm-ı bâhur eyyâm-ı bukalemun eyyâm-ı cem' eyyâm-ı devlet eyyâm-ı eza eyyâm-ı hayât eyyâm-ı hâzıra eyyâm-ı kalîle eyyâm-ı ma'dûde eyyâm-ı mâziyye eyyâm-ı ömr.i. pek) zayıf. s. (a.s. her arabî ayının on ikinci. kurban bayramının ilk üç günü. nüfuz. dermansız. kuvvetsiz.) "den. s. değişen zaman. can ve gönülden. "heyamola" nın aslıdır. resmî günler. keza. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. eyyâm-üt-teşrîk eyyâm-ül-bîz eyyede ey y id l eyyid-Allahü eyyim Eyyûb eyyühâ Yâ eyyühessâkî eyyüh-el-ashâb eyyüh-el-islâm ey zan ez ez-an-cümle ez-cümle ez-dil ez dil ü can ez her cihet ez kaza ez ser-i nev eza ezâ-yi derûn ez'af ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler. (bkz: eyyâm-ı hayât). 2. on dördüncü ve on beşinci günleri. bir kararda kalmayan zaman.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. (bkz: hengâm).h. sağlam. özellikle. geçmiş günler. (a. incitme. eyyam ola eyyam reisi eyyâm-ı resmiyye eyyâm-ı sahavet eyyâm-ı ta'tîliyye eyyâm-ı tercil eyyâm-ı ma'dûdât. sayılı günler. bu dahî. kuvvetlendirsin. başlıca. dinlenme günleri. zaîfden) daha (en.) "ya. saltanat süresi. (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. (bkz: cefâ.zf. şimdiki günler. yeni baştan. birkaç günlük kısa zaman. ömrün günleri. 4. can yakma. ey içki sunan! ey mal ve mülk sahipleri! ey Müslümanlar! (a.i. iktidar. . zamana göre hareket eden [adam]. cevr). ey!" gibi hitap edatı. 2.

en zelîl ve aşağılık adam. pek çok.i. zebed'in c. insanların en zayıfı. (a.) 1. ezelden beri. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. [ez den. Tanrı bilgisi. (a. (a. "ber göğüs".i. köpükler. (ezanı ilk kuyan zât Hz. zı'fın c.i. paslar. öncesiz. şâyeste). (a.i. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm). kat kat. kötülük eden [kimse].) ezelîlik. 3. (f. katlar. Hayya-al-esselâ. (a. (a. .) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. çok) zelîl.) 1. kısa boylu. zufr'un c. münâsip. (f.s. tırnaklar.) 1.s. karşıtlar.s. (a. birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama. yaraşık. (a. öncesizlik. 2.) karşı olan şeyler. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku. (f. (bkz. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır]. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden.b.) zihinde tutma. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle. unutmamaya çalışma.s.s. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah.) cemaatler. (a.) ezber. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. Güneşin battığı zaman 12 olan saat. 2. pek. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. (a.) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam].s.) gaddar ve zâlim [adam]. 2. aşağılık [kimse].i.b. (f. 3. zelîl'den) daha (en. (bkz: min-el-kadîm). Hayya-al-esselâ. (a. (a. (a.) tırnaklar. ezel ile ilgili.s. (f. ızmâme'nin c.i. başlangıçsızlık. Tanrı gücü.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman.s.) ince ve uzun kaşlı. Allâhü ekber Allâhü ekber. [Allâhü ekber Allâhü ekber. çeyrekler. can ve gönülden. çok eskiden.i. ezfâr). [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı].) gönülden. Allâhü ekber Allâhü ekber. Bilâl-i Habeşî'dir).) ezan ile ilgili.i. Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar. La ilahe il-1'Allah]. kalem kaşlı.i. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. zufr'un c.s. (a.) ezele mensup. alçak [kimse]. çespân.i. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. başlangıcı ve sonu olmayan.) 1. (a. yüksek sesle yapılan davet. başlangıçsız. olan ezfâr'ın c. ezeliyye İlm-i ezelî Kudret-i ezeliyye ezelî ve ebedî ezeliyyet ezeli ezell-i nâs ezfâr halkın en zayıfı. zıdd'ın c. bkz: ezâfîr).s. kısa boylu ve kötü huylu [adam]. (bkz: bercâ. ince ve uzun kaşlı.) lâyık.ez'af-ı ibâd ez'af-ı nâs ez'af ez'âf-ı muzâafa ezâfîr ez'akî ezâmîm ezan ezânî ezânî saat ez'ar ezbâd ez-ber ezberm ezdâd Cem'-i ezdâd ezder ez-dil ez-dil ü can ezebb ezecc ezecc-ül-hâcibîn ezel el ezel Tâ ezel ezelî. 2. 3.

yumurta sarıları. aşağılıklar. ezkiyâ' (a. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme.s.i. zahr'ın c. soğuk [şey]. kavrayış kudretleri. iyilikle yâd etmeler.s. ezkâ (a. anlayışlılar.s. güzel ve parlak.) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı. yanlışlıkla.s. renciş). ezimme-i umur işlerin idaresi.i.s. arkalar.) Ay ve Güneş. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah). pek.i. ezhâr (a.s. zukak'ın c.) kötü düşünceli [kimse]. yollar. ezhân-ı nâs halkın zihni. zihn'in c.i. yüzler.s.) keskin fikirliler.zf. 2. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi. tembel [adam]. fikir.a.i. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu.) pek beyaz. ezher-ül-levn parlak yüzlü.i.) 1. faziletliler. çok gaflette bulunan. sırtlar. ezille (a. 2. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi.) 1.i. ezîb (a. incitme. ezhereyn (a-ic. hafıza.i. faziletli. bildirmeler.) daha (en. (f. (a. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci. çok zekî.i. ezkâr (a. (a. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri.s. temiz.s.) alçaklar.ezfer ezfile. ezherân. ezkiyâ' (a. soğuk. ezheriyye (a. pek) anlayışlı. hatırlamalar.) işsiz güçsüz. ezikka (a.) çiçekler.a.) eskiden beri. ezîz (a. zikr'in c. zekî'nin c.) daha (en. hâlisler.i. alçak.) haykırma. zimâm'ın c.) sokaklar. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar.s. meşakkat. aşağılık [adam]. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri. (bkz: azar. ezkâr-ı cemile medih ile. Muhammed'in vasıflarından biri].) 1. adîler. ezhel (a. i. 2. anlayış. binek hayvanının sırtları.) güruh. ezfelî ezgehân ezhâb ezhân (a. hatmi.) pek dalgın ve unutkan. ezkâ (a. meç. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese. eziyyet (a. lekesiz. gelincik" çiçekleri.) insanda akıl.) eziyet.i. zekî'nin c. altınlar. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-Züvâvîül-Ezherî'dir]. menekşe. . cemaat. bölük. zehre ve zehere'nin c.s. dizginler. çok) hâlis. ezîr (f. zekâ. ezkât (f.i. 2. satıhlar. ezimme (a. zelîl'in c. (bkz: evrâd). zeheb'in c. kıble rüzgârı. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. ez-kadîm (f. anmalar. (bkz: zikr).) kazara.) 1. zikirler. incinecek.) 1. (bkz: zuhur). yularlar. zahmet. s.) lekesizler. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri.zf. cefâ. ezher (a. ez-kazâ (f. 2. idare. söylemeler. ezhâr (a. 2.) güzel kokulu [şey]. incitecek hal. anmalar. (a. [Hz.) 1.

ezvâc (a. zelem ve zelm'in c. kılıç v. keskin şey. zamân'ın c.) 1. esvap düğmeleri. (zenb'in c. kahramanlar. (a.) ısıran. ısırıcı. Zeyneb bintü Cahş. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. sözü düzgün ezrâr (a.i. ezmine-i mutavassıta ortaçağ. eşler. ısıran köpek. dil uzatan. ezmine-i cedide yeni zamanlar. ezrâr-ı zühreviyye bot. sinir çiftleri. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). zılâl). zıll'ın c. edepsiz [adam]. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları. ezûc (a. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar. ezmân (a.) tenasül âleti.) 1. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı).[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı). ezûm (a. Şahs-ı ezra' fasih.i. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri. kadının veya kocanın eşleri.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları.(a. ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. ezvâc-ı tâhirât Hz.) gölgeler.i. bot.) zool. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. ezmine-i selâse üç zaman. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır]. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar. zevç ve zevce'nin c. (a. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar. ezlagî ezlaî ezlak .i.s. ezlâl (a.) iri. zimr ve zemîr'in c.i. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş). Muhammed'in ismetli zevceleri.] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç. zenb'in c. başı sert [at].i. vakitler. çatal tırnaklar [hayvanlarda].) pek keskin olan [hançer.) kocalar. ezvâc-ı asabiyye anat.s. kozalak. anlar. il eznâb (a. ["zevce" nin c. (a.i.) 1. 2. 2. uzun şey. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar.i. ezûz (a. çağlar.) Azerbaycan'ın Arapça adı. 2. zırr'ın c.i. ezmine-i kadîme eski zamanlar. yiğitler.i. (bkz: ezmân). aleyhte söz söyleyen [adam]. Kelb-i ezûm ısırıcı.s. ezrâr-ı şahmiyye bot. ezrâr-ı ıbtıyye bot. (bkz: ezmine). 2.) vakitler. dal tepelerindeki tomurcuklar. Zeyneb bintü Huzey-me. zamân'ın c.) kuyruklar. suç-zünûb). Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk.i. günahlar. ezmine (a. Şevde bintü Zem'a. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye). paleozoik. ezmâr (a. ezlâf ezlag.) bahâdırlar. çiçek tomurcuklan. çiftler. ezlâm (a. (bkz: azlâl.) 1. ezrâr-ı intihâiyye bot. ezrâr-ı lahmiyye hek. ezmine-i kadîme-i hayât j eol.) anlar. (bkz: bürrân). zılfın c.s. A'işe bintü Ebî-Bekr.b.s. Ezrebî (a. çağlar [dilimizde az kullanılır] . ezrâr-ı ârızıyye bot.

eko. c. fazîha). Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir. ekler. yalancı.b. lezzetler. 4. acıklı şeyler. şirkette faal bir iş gören hissedar.ha. 2.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç. i.i. fena huylu.]. âfet.s. zayfin c.i. (a. (bkz. kuyruklar. (a.) etekler. i. kim. (bkz: fâzıl). dilediği işi yapan.i. (f.b. (a. (bkz: zuyûf). 2.c. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. f r. sıkıntılı. Hz. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu. (a.) l.f.. hareket. kim. 2. 3. zeyl'in c. (a. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır. Çin'de porselenden yapılan kapkacak. fels.) misafirler. (a. gayret.) 1. hazlar.zf. fazîh. (a. (a. fâil'in c. F f fa'âl fa'âl hissedar fa'âl şirket fa'âlün limâ yürîd faale fa'âl-âne fa'âliyyet fa'âl mekteb fâci' facia fâcia-engîz fâcia-nüvîs fâciât fâcir. (a.) l. 2.i. şerir. (a. ayyaş.) boynu eğri [kimse]. rezîl. kadın adı. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir.i.) tatlar. (a. ["fâci" in müennesi].s.c. drame. (bkz: fecîa). ped. etkinlik.i.f.s. davetliler. fi'l'den) 1. erkek adı. 5. çalışkancasına. actif.]. fels. (o.) fa'alcasına.s.i. çalışır durumda olan ticarî kuruluş. çok işleyen. (a. çalışkan. (a. activite. 2.f. felsefî. Allah.s. fr. trajedi üstadı.s.) musibetler.s. Muhammed on bir nikâhlı evlilik yapmış. fecere.).) 1. fudalâ) 1. günahkâr. fr.s. fücûr'dan. fadîha fağfur (a. (a. (bkz: fecî')". şakî.ezvâk ezvâk-ı pâdişâh-âne ezver ezverî ezyâf ez-yah ezyak ezyâl Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi).. sefih. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. (bkz: fâdıl). habîs. 2. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). etkin.i. füccâr) 1. keder veren. . fr. yapanlar. (f. çalışma. fücur sahibi. acıklı.) facia yazan.s. 2. pâdişâhlara yakışır zevkler. fevâci') insanı dertli eden. konuklar. zîk'dan) pek dar. neşeler. eco-le active. zevk'ın c. eko. gayretli. erkeğe düşkün kadın. ["fâdıl" kelimesinin müen.s. musibet.c. 3. fa'âl olana yakışacak surette. (a.) çok acıklı.s. (a.) failler.b. etkinci okul. ilâveler. fâcire fâdıl fâdıla fadîh. içtimaî bir dergi. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir). (a. dâima harekette bulunan.s. kadına düşkün erkek. (f.) 1.

3. 2. fahm-i türabı huy kömürü. iri. fazîlet. tuzak.b. fahm-i madenî mâden kömürü. kahpe. 3. actif kömür. onurlu. çirkin. ululuk. aşüfte. saksı.i.s. 4. fahm-i sânî-i alüminyum kim.) yegâne başvurulacak en büyük makam. fahm-i nebatî nebatî. fahmiyyet (a. aşın. pek kötü. fahr'den) t 1. (bkz: hamam). îtibar. c. c. fahhâş (a. Çin işi. fahiş fiat eko. karpit. akıllı. fahîm. çok kuvvetli.f.i.i. kıymet.s. fihâm) büyük. erkek. fahimlik. 4. îtibar ve nüfuz sahibi olan. kabahat. değerli.) 1. fâhir. fahreden.s. beyitler. fahm-i sânî-i kalsiyum kim. fâhire (a. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. (a. kadın adı. 2.s. erdem. büyüklük. 3. üveyik. karbonat. (bkz: engist). pinti. (bkz. aygır. (f.) fahîm olana yakışacak surette. 4. Muhammed.i.i. fahh (a. fahl (a.fagfûr-i Çîn fagfûrî fahâmet fahâmet-lü Çin fağfuru. çanak. fak. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap. ahlâksız.s. akıllı ve zekî [adam].) fağfura mensup. kim. şöhret. fahâmet-penâh (a. 2. s. ün.f. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse]. Havza-i fahmiyye kömür havzası. şeref. fahm-i billûrî elmas. 2. fahâmet'den. [bkz: âlüfte.s. S. fahhâr (a.) 1. ar.c. alüminyum karbür. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış. övüngen.c.zf. ulu.) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. fuhûl) 1. i. fahm'-den. fahîme (a. erkek ve kadın adı.) kapan. kıvanç. fevâhit) yabani güvercin. cesîm. *doğal kömür. fahmiyye (a. ahlâksız kadın. tamahkâr. fahâmetli. böbürlenme. fahm-i fa'al kim. odun kömürü. charbon aninıal. fahmî. 2. şerefli. fahhâm (a.i. çini. fâhim.) kömürle ilgili. taşkın.s.) kömür. ayıp. fahş'dan) 1. (a.s.i. 3. 3. fahiş (a. hakkaniyete. zâniye). çok övünen. fahm (a. 3.) kim. ahlâka aykırı. büyüklenme. büyük. değer. fûhime (a. fahr-i kâinat Hz.) kömürcü. ağ. toprak testi.t. 2. fahh-ül-fâr fare kapanı. fahr-i âlem. fâhite (a. onur.) 1. kebîr). fahr (a. çömlek. bitkisel kömür. müf tehir). fevâhiş) 1.) [evvelce] sadrâzam. . fahm-i tabîî kim. fehm'-den) anlayışlı. mükemmel.s. fahm-i hasebi coğr. 4. fihâm) fahâmetli. övünme. mübalâğalı. fahîm-âne (a. fuhş'den. şanlı. c. fahm (a. (bkz: azîm.s. kıymetli. ululuk. kısmık [adam].s. kendini medheden. Kalsiyum karbür. Kavl-i fahiş çirkin söz. günah. insafsızca.s. fahişe (a. 2. kömürümsü.i. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr.

kendini medhederek. şeref. (a. (a. 3. eski şâirlerin. 2. uyluk kemiği. vezirlerin övünüleni. arama. 3. "fâyih" şeklinde de kullanılır]. eski şâirlerin. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir. kârlı. fıkra.i.s. meşru olmayan şehvanî haller. fahr'den) çok fahreden. târihî fayda. hayır. maaşsız. benzerlerinden daha üstün durumda olan. onur için. fahriyyât) 1. Peşrev. en büyük bilgin.zf.i.b. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. (f. (a.zf. (bkz: Fahr-i âlem. ediplerin en büyüğü.) fahrîlik. kendini medhetmek itiyadında olan. üveyik kuşu. fevk'den) 1. (bkz: fahrî'). övünen. (a. akranlarından üstün. parasız. kalça ile baldır arasındaki kısım. i. öğünerek. (f. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. (a.i. fevkinde bulunan. ücretsiz görülen [iş]. ed. verilen zekâttaki tamahkârlık. parasız ve menfaatsiz. fayda.f.c. zina.) ed. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. Muhammed. kazanç. onur için.s. muz. kadın adı. ümit. (a. (a.s. neye yarar. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. bir işin hakikatine varma faydası. fevâid) 1.i. işe yarama. (a.) fahûrcasına. fevâih) çiçek ve meyva kokusu.s. 3. (a. (a. c. 2. (a. akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. fâik'in c. boşuna. bilginlerin en büyüğü. i. aylıksız. fuhuş. kurularak. kâr. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte.b.) bir şeyin iç yüzünü araştırma. (a.) 1.) lâikler.s. 2. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur.) menfaat elde eden. (a. faydasız.) 1. ilerde olanlar. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler.c. Hz.i. 2. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri. erkek adı.) fahrî olarak. Fahr-i kâinat). 2 . ed. s.i. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. 2. faika İhtirâmât-ı faika fâik-ül-akrân fâik-ül-emâsil fâikat dön terekli taç. (a.i. a'lâ. (bkz. on iki terekli taç. kazanç. çıkar gözeten. en değerlisi. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır.) 1. manevî olarak üstünde olan üstün saygılar. faydalı olan bend. menfaat. mütemeddih). üstünler.c.i.f. erkek ve kadın adı. mütemâcid.) fayda arayan. fahriyye'nin c. efhâz) uyluk. .fahr-i edhemî fahr-i hüseynî fahr-ül-mürselîn fahr-ül-üdebâ fahr-ül-ulemâ fahr-ül-vüzerâ fahrî fahriyyât fahriyye fahriyyen fahriyyet fahs fahşâ' fâhte fahur fahûr-âne fahz Azm-i fahz fâide dili Bî-fâide Çi-fâide fâide-i hiber fâide-i târihiyye fâide-cû fâide-mend fâih faik. 3. (a.

makat.i. üstünlük sebepleri. (a. ancak. fıkâh) 1. muradına ulaşan.] . fevz'den. te'sir. Phecda. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır. feyezan eden.i. şu kadar var ki. taşan. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş. [yapma kelimelerdendir]. erkek ve kadın adı. fevâiz) 1. (bkz: feh-hâm).s. kâr. bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz. hayır işleyen. (a. 2. işleyen ve yapanın hâli. fâje faka Fakr ü faka fâka-yı şedide fakahet fakahetli fakat fakd fakd-i nakd fakha fakîd fakîh fakîh-ül-fukahâ fâkihe (a. faize faiz fâiz-i basît fâiz-i cüz'î fâiz-i külli fâiz-i mürekkeb fâiz-ün-nûr fâj.i. a. sujet. fukahâ) 1. bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz. fakihlerin fakîhi. işlenen bir suçta parmağı olan. (a. fâillik.i. ribâ). fıkıh (din. anüs. a.s.c.c. bulunmama. (a. bir paranın getirdiği faiz.) esneme. (a. nur bolluğu. 2. Gamma Ursus Majoris. fevz'den) 1. 2. fels. şiddetli ihtiyaç.) 1. gr. şeriat) ilminin üstadı. astr.. istediğini yapmakta serbest olan. yoksulluk. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. ama. bir şeyi bizzat yapan kimse. (a. zekî. bolluk. Phegda.i. alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz. fevâil.) üstünlük. (a. lât. en büyük fakih. (a.i.) nâdir bulunan [nesne]. bir basan kazanan. fıkh'dan c. para yokluğu. lâkin. c.s. (f.s. 2.) fakirlik. çokluk. müessirlik.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. 3. (a. yapan. te'sirli. ("ka" uzun okunur. suç ortağı. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr. kötülük işleyen. yoksulluk. anat. huk. ("ka" uzun okunur. (bkz: fıkdan). (a. işleyicilik.) yalnız.e. 2. ihtiyaç. faale) 1. ing. fr. nema. kim. andropogon muricatus denilen bir çiçek.i. fr. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır].i. fevâkih) yemiş. meyva.s. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma. (a. huk. taşkınlık.) yokluk.i. fr. (bkz: güzeşte.c. 3. 3. bir fı'lin anlattığı işi yapan. uyluk.) fa-kihlik. (gerçek yapıcı) Allah. işleyen. fevz bulan. 2. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. s. anlayışlı [kimse]. activite. huk. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız.fâikıyyet Esbâb-ı fâikıyyet fail fâil-i hakiki fâil-i hayr fâil-i muhtar fâil-i mübaşir fâil-i müstakil fâil-i müşterek fâil-i şerr fâiliyyet faiz.

züğürtlük. ölümlü.] (bkz: ffflic). fakir-i mu'temil huk.b. 2.) galip. muhtaçlık. taneyi ikiye yaran.i.f.) memeleri henüz arşaklanmış [kız]. fâl-i bed fena hal. sabah aydınlığı.s. yaşlı. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi.) 1. Sebz-fâm yeşil renkli. fenâ'dan) 1. âciz. fâl-gîr (f. fakr'den. felc'den) yarım inme.) renk. 3.b.) fânilik.) uğur. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç. (a.b. fala bakan. vücudun yansına inen inme.i.f. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse.) fala bakan. Zer-fâm altın renkli v. fakr-üd-dem kansızlık. 2.) falcı. fâl-i hayr iyi hal.i. zavallı.) 1. (bkz: fâl-gîr). muvakkat. fâlic (f.i.ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa. uğur sayma. tomruk.zf. falcı. fakr (a. bîçare.) ["fâlic" kelimesinin müen. 3. yoksulluk. muvaffak ve mes'ud [kimse]. – fam (f.b. kahve fincanına. fânî (a. eken.i. iyi alâmet.i.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi. falak (a. 2. fâlih (a. 4. Pîr-i fânî pek yaşlı olan. 5.s. c. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. fena alâmet. muzaffer. fâlic (a. (bkz: sâil). iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç. Alem-i fânî fânî dünyâ. 4. 2. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. fâlik fâl-nâme (a. fâlice (a. fâl-zen (f. 2. fukara') 1. yoksul. ayıran.) 1. anemie. (bkz: nısf-ı nüzul). züğürt. çift atlı yük arabalarında. 2.) fakirlik. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler. 3. iki ucu bir yere bağlı olan halat.b. fâlik-ün-nevâ Allah. zengin olmayan. Gül-fâm gül renkli.i. fâl-gû (f. fakircesine.i. faka). geçici ["baki" zıddı].i. (bkz: âcizane). fakîr .b.) ikiye bölen.f. dilenci. fal (a. falaka. fakr u faka (bkz.s. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir.i.b. ihtiyar.s. talih deneme.) 1.i. ölümlülük.) fal kitabı.) fal söyleyen.s. toprağı süren. Fakr-nâme (a. fr.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi.s. falaka (a.i. parasız. fakire yakışacak surette.(a. fakr u sefalet büyük yoksulluk. erkek adı. fâlik (a.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere. fakîr-âne (a.s.i. fakîr-hâne (a. fakirlik. fâniyyet (a. 3. 3. (bkz: levn). i.f.

far (a. 3. (bkz.) aşın.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. fr. borç. vazgeçmiş. Farsça. asude. fr.i. boş kalmış. (bkz: far. bir mülkün. Fârâbî (t. fark olunmasına. anlayışlı.i.i. ayırma. (bkz. 2. fârise (a. ayıran. Kanun dediğimiz çalgının mucididir.c. fârık. S.f.i.) 1.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse.c.) sıçan. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur.i. baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. gönlü rahat. fark eden. gerek. 3. muş).(a. fâris'in c. lâzım. i.c. başkalık.h. taşkınlık. aynlmasına sebebolan. 2. vacip. [ikincisi] kadın adı. atlı.) Iran. 4. Fars cümle-i kevkebiyesi astr. binici.i. küre veya silindir şeklinde cam kapak. taşkın.) îran edebiyatı. farza farazi (a. 2. ferâiz) 1. ferâiz). 4. fare. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. pay.) sıçan.i. fark-ı sühunet coğr. içinde mum yakılan büyük fener. ata binmekte jnahâ-retli. furûk) 1.).).c. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. 3.) 1. fârisiyye (a. 2. 2. sahip olma. fare (a. Acemce.i. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. fâris. fârisiyyât (a. rahat. vazife. ferasetli. farîza-i zimmet boyun borcu.s. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. fârisî. fariğ (a. Kendisine Garplılar Alfarabius derler. farz. farika (a. (bkz: muş). Babasının adı Muhammed'dir.c.s. boş. (bkz: süvari). sıcaklık farkı. fark-ı fahiş çok aykm fark. 4. h. aşkın. Fars (a. constellation de Persee. Iran dili. fevkalâdelik. abajur. fanus .s.h. ayrılık. aşırılık. 2. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. Pers takımyıldızı. 2. fânûs-i hayâl hayalî fener. [birincisi] erkek. aynlma. seçilme. i. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir.s. Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. (bkz: farzî) faraziyye (a.s. camlı mahfaza. huk. fark j (a. amplitude. fevânîs) 1. fart (a.zf. fârisân (a. işini bitirmiş. fark'dan) 1. fârig-ül-bâl başı dinç. ferâğ'dan) 1. çekilmiş. Allah'ın emri. işsiz. fariza (a. kullanma hakkını başkasına terk eden. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık.i. tasarruf. faraza (a. faraziyyât farziyye). fark-ı tâmm tas.i. 3. aşkınlık. başın tepesi. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri.

duyguda aşınhk. varsayımlı. [Hz. ["farazi" yanlıştır]. farza (a. aşın bellem. 2. erkek adı. (h. fâryâb (f. biy.s.i. farziyye). farz ve takdire bağlı bulunan mesele. psik. Ömer gibi]. Ömer ve adaletine mensup. tutmak. (bkz.) fârûk olana yakışır surette.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. i. fr. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin".) diyelim ki.) Hz. 2. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu. fasâhât (a. ["faraziyye" yanlıştır]. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. farz-ı ayn Allah'ın. 3. fi-1-mesel). Hz. Ömer'in lâkabı. Bil-farz diyelim ki. hac. psik. a.) güzel ve açık konuşma. c. hypermnesie. suralimentation. terki günah olan emirleri.) farzedelim ki. tutma. (bkz: pâryâb).f. fr. [namaz.zf. takdir ve tahmin usûlüne dayanan. fârûk-ane ("ka" uzun okunur. benlikçilik. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme. keskin. aşırı besi. aşırı duygu. diyelim ki. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. bi-1-farz.i. iyi söz söyleme kabiliyeti. zf. şöylece düşünelim. farziyyât (a. (bkz.zf. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri.) farz. furûz) 1. farziyye'nin c. fr. egotisme. tutalım ki. zarurî. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". farz (a.). fark'dan) 1. tutalım ki. zekâ taşkınlığı. farz. farzen farzı (a. . fr. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer.i. gayrette aşmlık. farziyye (a. hyperesthesie.fart-ı cünûn fart-ı enâniyyet fart-ı gayret fart-ı hassâsiyyet fart-ı hıfz fart-ı mahabbet fart-ı semâne fart-ı tağdiye fart-ı zekâ fârûk aşırı delilik. farz-ı kifâye Allah'ın. s.i. farza). lüzumlu.i. 3. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan. (a. oruç. hypothetique. hypothese. sevgide aşırılık şişmanlık aşırılığı. ola ki ["faraza" yanlıştır]. fârûkî (a.etmek saymak. (a. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. (bkz. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan. zekât gibi]. sayma. fr. aşın heyecan. Allah'ın. 2. varsayım.c. 4. tutalım ki. diğerlerinden sakıt olan emirleri. [cenaze namazı kılmak gibi].) 1.i.s.i. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı. uzdillilik. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle.

açık. bot. (a.s. (vatanımız) gibi. c. halletme. aleyhte bulunma.i. (a. (bkz: fasıl2). muz. fesatçı. (bkz: talik). aralık. huk. ayrıntı. münafık. (a.f. şirket fesheden. (a. (a.) güzel ve açık konuşan.i. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri. neticelendirme.s. 2. şarkı vesâirenin hepsi. çançiçeğigiller. hodangiller.s. baklagiller. hacâmet). iptal eden. (bkz: fasl). sarih. günah işleyen. muz. bölen. düzgün söz söyleyen. çürüten. kozalaklılar. ayırma. *karanfilgi ler. fesede) 1. 3. bozan. ayıran şey. 3. kötü. kötülük eden. kesme. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. gr. fesat çıkaran. faside Bey '-i fâsid fâsid dâire fâsid-ül-mizâc fâsidât fasih fâsih-i şirket fasîh Kelâm-ı fasîh fasîh-ül-lisân fasîh-âne fasile fasîle-i bakliyye fasîle-i ceresiyye fasîle-i karanfüliyye fasîle-i kibrîtiyye fasîle-i lahmiyye fasîle-i sabbâriyye fasîle-i salibiyye fasîle-i sanevberiyye fasîle-i sencâriyye fasîle-i şefeviyye fasîle-i zeytûniyye fasl (a. bot.c. bozuk. fusûl) 1. 5.c. kısır döngü.s. 4. iki şeyin arasındaki bölme. 2. fusûl) 1. fesâd'dan. aşikâr. (a. 3.s. c. fısk'dan.) fasâhatli. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. adam çekiştirme. (a.f. 7. etli bitkiler. s. bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. ara. bakla fasilesi. fâsid'in c. uzdilli. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. fena. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi. düzgün söz.b. fasl'dan) fasleden. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse].c. ed. 2. damkoruğugiller. bot.s. fesh'den) fesheden. (a. günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan.fasâhat-perdâz fasd fâsık fâsık-ı mahrum fasıl fasıl Hatt-ı fasıl fasıla fâsıla-yı kübrâ fâsıla-yı saltanat fâsıla-yı sugrâ fâsid. (a. gr. fevâsıl) 1. karanfil fasilesi. 2. bir defada çalınan peşrev. kesinti. (a. (a.) bozucu şeyler. ayrılma. zeytingiller. (bkz: idma'. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. fusahâ) 1.c. turpgiller. (a. anababa. kelimeler. uzdilli. Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman. 2. ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. kibritotları. c. bölüm. muz. feseka.) kan alma. fasîh olana yakışacak bir tarzda. tiyatro . sapkın.i. aile.zf. güzel.i.i. ballıbabagiller. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi. fr. familya. iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. düzgün ve açık konuşan. fasâil) 1. 2. ayıran. 6. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. yanlış.

dile verme. fasl-ı rebî fasl-ı gül fasl-ı harîf fasl-ı hazân fasl-ı karîb fasl-ı mudhik fasl-ı müşterek fasl-ı sayf fasl-ı şitâ fasl-ül-cesed fasla fass fass-ı nigîn fassâd fassâl fassâl-i bed-hısâl faş fâşî fatânet Fatıma fâtır fâtıra Kudret-i fâtıra fâtır-üs-semâvât Kudret-i fâtıra fâtih oyununun başlıca kısımlarından herbiri. [diğerleri Zeyneb. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu.i. (bkz: fasıl2) 10. Hakk'ın yaratma kudreti. zihin açıklığı.s. sonbahar. kan alan.c. diffe-rance. ablalarının adını vermiştir]. fasd'dan) kan alıcı. (a. fasalât) 1. (f. sayıp döken. dile vermek.i. gözbebeği.c. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). fr. (bkz: fâtır).s. açığa vurma. kış mevsimi.i. Ru-kiyye. vücûdun mafsalları. meç. dört kızının en küçüğüdür.) yaratan. oynak yerleri. geo. güz mevsimi. yaratıcı.) fatinlik.h. 3. Ümmü Külsûm.i. anat.) meydana çıkmış. dedikoducu. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî. gül mevsimi. b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı. mant. ["fâşetmek" meydana çıkarmak. (a. bahar mevsimi. (bkz: Halik).fasl-ı bahar. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır. Ümmü Külsûm'dur]. (a. dört mevsimden herbiri. vücûdun oynak yerleri. (a. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına. anat. Tanrı. hicretten 11 yıl sonra. Hz. güz. Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. abscisse]. yüzük taşı.s. (a. yüzük taşı. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden. fena huylu. (bkz: fıtnet). 632 de Medine'de vefat etmiştir. (bkz: fasıl). duyulup yayılmış. mafsal. hacamatçı cerrah. kemiğin oynak yeri. 4. yaz mevsimi. 2. arakesit. fark. (a. duyurmak]. ayırım. Hasan ve Hüseyin'in. ilkbahar. hurma ağacının fidanı. (a. 2. badem gibi mey-vaların içi. 8.].) Hz. gökleri yaratan. .) ["fâtır" kelimesinin müen.i. zeyreklik. 9. Peygamberin ilk zevceleri Hz. feth'den) 1. fusûs) 1. (a. Ali ile evlenmiş. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş. geo. (a. açığa vurmak.s.s. dedikoducu. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. Lâkabı Zehra'dır.i. 18 yaşında Hz. açan. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur. fetheden. 11. duyulma. Hz. fr. Tann'nın yaratma gücü. Hadîce'den dünyâya gelen. (a.) meydana çıkma.

2.s. fütur) 1. i.fâtih-i bilâd fâtih-ül-ebvâb fatiha fâtiha-i fikret fâtiha-i kelâm fâtihatü-1-kitâb fâtiha-hân fatihan fâtik fâtike fatîm fatîn. iyi faziletler. olmamış.) birinin ruhuna fatiha okuyan.s. fazâyih) edepsizlik.c. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap. kavrayışlı. (a. erkek adı. hâkim. erdemler.i.c. elbisenin dikişlerini sökme.) bir hüküm kabul eden. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi. f r. 3. (a. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. (a.s. bot. 1. karar. anlayışlı. (a. [birincisi] erkek. mantar. fazîha). (a. kesîn hüküm. 4. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. 3. fitne'den) fitneci.s. ayırma.i.c.i. 2. (a. insanlık faziletleri.c. utanılacak tarzda söz söyleyiş. bir çeşit pasta. fevâyih) 1. (a. 2. yarma. s. ılık olan. 3. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre].f. fatîne fâtin fâtir fatîr fatk fatk u ratk-ı umur fatr fatûr fâyih fâyiha faysal faysal-pezîr fazâhat fazâhat-i lisâniyye fazâil fazâil-i ahlâk fazâil-i âliye fazâil-i asiiyye fazâil-i cemile fazâil-i insâniyye fazâil-i zâtiyye fazalât fazâyih fazâzet beldeler.c. yoluna koyma. hal ve fasl olunabilen. fazîlet'in c. yüksek faziletler.b. (a. uyanık.i. fazla c.i.) 1. (bkz: fâti-ha-i kelâm).) 1. gevşek. (a.b. vertus cardinales. az sıcak. temel faziletleri.) fâtihler. (a.c. güzel kokulu nesne. (a.) kazuratlar.s. (a. fıtnat'dan) 1. durgun. 2.i. fethedenler.) 1. başlangıç. pislikler. akıllı. methal. fevâtih) 1. giriş.) kabalık. [ikincisi] kadın adı. keskin kılıç. kadın].) .).s. (a.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar. sözün başlangıcı. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir]. (bkz. çiçek ve mey-va kokusu. güzel vasıflar. 2. (a.s. "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık. füturlu. h. (a. nihayet bulan. fazîha'nın c. (bkz: seb'ül-mesânî).f. 3.) sütten kesilmiş [çocuk]. (bkz: fazilet). sözün başlangıcı.) oruç bozacak şey. 2. necasetler. ahlâk faziletleri. (a. dîbâce.i. çatlak. işleri düzeltme. murdarlıklar.i. kırma. s. II. (bkz: tîg-i bürrân).i. zâti faziletler. sertlik. (bkz: fazîha). (a. . (a.c.s. 2. bazlama. mayasız saç ekmeği. bir memleket zapteden. alçaklık.f. kapıların açıcısı. çatlatma. şehirler fetheden.s.i. (a. yarık. 2. Tanrı.i. 2. (a. derecesini bulmamış şey. (a.) kendiliğinden dağılan güzel koku. (a. kötü sözlülük.i. erdemler. zekî. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. mukaddime.

huk. (a. 3. faza-lât) kazurat. Muhammed'in ve Hz.) fazilet.s. fazla. "fâzıla" dır]. erdemli.) huysuz.f. üstün. (bkz: fazâhat).) fa-zîletsever. mat. rezil.c. (a. ne güzel. 2. 2. (a. Rufâî tarikatı kollarından biri.) 1. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. kaba [adam]. faik. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. (a. [müen. (a. baki. (a.s.b.) musibetler. iki sayının birbirinden olan farkları. (a.c. (a. erdem.s. erdem sahibi olan kadınlar. 2. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. çirkin. 2. (a.f. i.f. çok. Ali'nin vasıflarım ve Hz.i. ziyâde.fâzıl fâzıla fâzılât fazîh. gereksiz.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz.s.zf. (a.s. astr.b. [yapma kelimelerdendir]. fâdıl). fazlalık. fuzûl) 1. öyle olsun! (a. i. ortak fark.) tas. (a. kadın adı. insanın yaradılışındaki iyilik. eko.. erdemli. (a.c. fecîa'nın c.) tar. çirkin. (ile) Tanrı'nın inayeti (ile).f.c. 4. utanmaz.).s. görevliyi. (bkz. i. (a. fazilet. ileri. 2. (i. lütuf. erdem.s. iyi huy.s. iyilik.s.) 1. 3. ["fâzıl" kelimesinin müen. fazâyih) edepsizliği.b. 4.i. faziletli. artık. mat.i.t. alçaklığı gerektiren iş. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat.i. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. yürekler acısı. (a.) faziletli. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir. öfkeler. ziyâde.) faziletli. (bkz. 2. güzel vasıf.]. (a.s. (a. pislik. (a.) acıklılık. 2. kötü sözlü.i.i. fazilet sahibi. c.c. lüzumsuz. şey.b. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir. fazîha Kavl-i fazîh fazîha fazîhet fazilet fazîlet-kâr fazîletlü fazîlet-mend Fazîlet-nâme fazîlet-perver fazl fazl-ı hakk fazl-ı kürevî fazl-ı müşterek fazl tarîki fazla fazla mesaî fazliyye fazz febihâ fecaat fecâyi' (a. fazilet sahibi.i. . artan. erkek adı. artık. erdemli. fazâil) 1. kadın adı. 1. fazâhat). belâlar. üstünlük.) ne âlâ.) 1. fena söz.i. (bkz: fâzıl). fuzalâ) 1. fena. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap.

i. [kelimenin aslı "fıdâ" dır].) 1. fühûd) zool.) fedakâr olanın hâli. fedâkârlık. (bkz: sıkt). tan yerinin ağarması.i. (f.s.i.) mânâlar. anlayışlı. [aslı "fidâkârân" dır].s. (a. korkunç. "gelecek zamanın 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında.s. belâ). [aslı "fidâ-kâri" dir].i.).s.bağ. akıllı [kimse].zf. açıklık. eşkıya. ayyaşlar. canını feda etme. (bkz: facia). feda eden. (a. gelince. ed.) kaldı ki. boğaz. (a. anlayışlı.) canını esirgemeyen.i. mefhumlar. .i.i.s. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde].c.i. türlü renkte görünen ışıklar. (a. (a. ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı. millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler.) fedakâr olana yakışacak surette. (bkz. günahkârlar. fedâdîn) 1.b. fakîh2.) fedakârlar. (a. 3.) düşük [çocuk]. canını feda1 edercesine. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan. fecâyi') musîbet. (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda. canın menfaatini feda etme.]. fâcir'in c. (a. (bkz. cömert.i. gözden çıkarma. dehşetli. acıklı. fedâkâr'ın c.i. (a. 2. fecr). 2. (a. (a.c.f. sefiller.fecc fecere fecî fecîa fecir fecr fecr-i atî fecri" fecr-i kâzib fecr-i mübtesim fecr-i şimalî fecve feda' fedâ-yı can fedâ-yi cennet fedaî fedâi-yân fedakâr fedâ-kârân fedâ-kârân-ı millet fedâkâr-âne fedâ-kârî fedâviyye feddân fedm fe-emmâ fegâne fehâris fehâvî fehd fehhâm fehhâme fehîm (a.b. [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer. (a. fehîm1). uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde. boyun.) ["fehhâm" kelimesinin müen.c. zekî. kurban. elem.f.s.f. yalancılar. [bkz: fakîk2.) iki dağ arasındaki yol. amûdî şekilde görünen aydınlık. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad. (a.s ) pek. fıhris). uğruna verme. keder ve ıztırap veren. en çok anlayan. şerirler. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak. (a. fihris'in c.) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. cenneti feda etme. (a. pek zekî.). 4. kalın kafalı. kavramlar. (a. [aslı "fıdâkâr-âne" dir].i.) 1. (a. anlamlar.) 1. reziller. [aslı "fidâ-kâr" dır]. (a. (a.i. 2. [aslı "fidâî" dir].]. Güneş doğmadan önce. (bkz. (bkz: fehhâm). pars.f. fedâî'nin c.s. (a.i. fena huylular.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır]. fehvâ'nın c. (a. gülümseyen fecr. fücur sahipleri. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime.) fedâyî takımı.f. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme. (a.) budala. âfet. avlu. (a. fehm'den) 1. fehhâm). (a.) 1.) sabaha karşı. 2. 2. 3. canını verme. bir çift öküz. eli açık. (bkz: berzah).

(a. feshetme. onma. belâ. (a. (f.i. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri. (o.b. düşüncesiz.zf. sapan taşı. üst çene.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir. (a. (a. (bkz: feylesof)- . erkek adı.) 1.b. 5. rehini kurtarma. sapan. Peygamberimizin Hz.c.i. ilgiyi kesme. kurtuluşa eren. (a. mefhum.f. ayırdetme. (a. omurgalılar. (a. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme. 2. kavram.) taş atmaya mahsus âlet.i.). (a. (a. (a. (bkz: dâhiye). ayırma.i. 1) vatanın selâmeti.) anat.. (a.b. 3.t.zf. [ağız hakkında] açma. alt çene. (bkz. kesme. falak).b. başlangıç. 2) tar. (a. felâ-ket-dîde'nin c. (a.) f. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup.f.) zool.) 1.) iptida. felâhan Seng-i felâhan felâhat felâh-yâb felak felâket felâket-dîde felâket-dîdegân felâket-gâh felâket-zede felâket-zedegân felâsife (a. koparma. (a. (a. fr. (a.i. bilginler.s. fehâvî) mânâ. musîbet.) olmadığı halde. zoru halletme. i.i. bozma.i. dinsizler. felâket--zedegân) belâya uğramış.) lâtîfecilik.) belâya uğramış olanlar.c. 2.i. bot. filozoflar. fekare'nin c.i. omurgalar.) belâya uğramışlar. fehm ile ilgili.) anat. âlimler. (a.) iki çene [alt ve üst]. 2. akıllı kimseler. çene kemiği.fehm fehmî fehm-sâz fehva fehvasınca fe-illâ fekâhet fekar Zülfekar fekarî Amûd-i fekarî fekariyye fekçe fe-keyfe fekk fekk-i mühür fekk-i rabıta fekk-i rakabe fekk-i rehn fekk-i a'la fekk-i esfel fekkeyn fekki. (a. kaygısız.s.zf. 6. (a. mühürü bozma.s.i. şüphesiz.b. anlam. (a. felsefe ile uğraşanlar.s. 2. kurtuluş. çene ile ilgili. o zaman. felâket--dîde-gân) belâya uğramış. 4. omurga.f. selâmet.i. vertebres. (a.s. Ali'ye hediye ettiği kılıç.f. felâ-ket-zede'nin c.) omurga kemiği ile ilgili olan.f. 3.) o halde. olunmak" masdarlanyla kullanılır]. anat.s. rahat yaşayanlar. hoşmizaçlık. (a. anat. musibete uğramış.i.c.) felah bulan. kurtarma.) akla yatkın. (a. çeneye ait. anlaşılır. anlayış.zf.i. (a.zf. olmazsa. (a.) zool. (f. fehme mensup.) [aslı "filâhat" dir]. sözü gereğince. kurtuluşu. mutluluk. 2. musîbet görmüşler. çenek.f. bağı koparma. colonne vertebrale. memlûkü veya cariyeyi azâ-detme. (a.b. bahtsızlık.s.f. (bkz: filâhat).) muhakkak.) 1. söz söyleme. fr.) felâket yeri. (bkz: mebde). musibet görmüşler.) 1. çözme. musîbet görmüş. anat. kutluluk.) uyarınca.i) anlama. ["etmek.c. fekkiyye felâ fe-lâ cerm felah felah felah-ı vatan felâhan.b.s.s.i.i. feylesofun c.

bir ilmin esaslı düsturları. (bkz.b. zari'). 2. hikmet bilgisi.) 1. Çoban-yıldızı).i.i. askerî müzikte bir zilli âlet. astronomik. 2. felevât (a.i. Üçüncüsü Zühre (Venüs. talihsiz. baht. (bkz: bâdiye). felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi. fr. felsefî.i. asman). beşinci Merih (Mars).b.) felsefeye mensup.) "felek şöhretli" derecesi. Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. inme inmek. S. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. felek (a. felek-câh (a. mertebesi yüksek olan. eskilerin inanışına göre.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi.s. fe-li-zâlike (a. dönek. semâ. musibete.f. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse. b.b.f. nüzul). felâkete sabretme. felsefe ile ilgili.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması. filozo-fi. ekin eken ve biçen.i. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök. astronomie. fülük) 1. felsefe-i dîniyye din felsefesi. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri. felek-meşreb (a. yarım felç. birincisi Kamer (Ay)]. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. felek-ül-a'zam.) feleğin kahrına uğramış.i. felât'ın c. felsefe-i târihiyye târih felsefesi.c. kimine olmaz. 6. yuvarlak kütük. felekiyyât (a. siyah Arap.c. felek-âvâze (f. (bkz: harrâs. fellâh (a. imdi.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler.zf.i. 2) yarım kalmak [bir iş]. (bkz. . felekiyye (a.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. rahatlık. 5. ikincisi Utarid (Merkür).) hikmet bilgileri. felsefiyye (a. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi.s. [sekizincisi felek-i sâmin. kader. ayın çevresinde görülen parlak halka.f. huy ve mizaç sakinliği.Mezâhib-i felâsife felâsife-i Yunan felât Felâtun feylesofların okulları.c.s.) felek mertebeli.c. 4. yedincisi Zuhal (Satürn). eflâk. felâhat'dan) 1.a. felek-i cev-zehr hâle. 4. cefâdan hâzeden. felekiyyûn (a. Plâton'dan bozma a. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme. dünyâ. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek. kimine yâr olur. feleğe.i. sözünde durmaz. felsefe (a.b. kızak.) susuz çöller.c.b. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. felsefiyyât (a. tabiat.b. astronome'lar. Yunan feylesofları. yürüyemez olmak. felç (a. gökyüzü. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler. rütbesi gök kadar yüksek olan. ekinci.) Sokrat'ın talebesi. altıncısı Müşteri (Jüpiter). felek-seyr (f. zencî.) şunun için. 2. hikmet ve marifet sevgisi. Felek-nâme (a. fr. talih.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. felek-i esfel birinci gök.) 1. felek-zede (a. çok itibarlı.) meç. dördüncüsü Şems (Güneş).i. i.s. gök bilgisine mensup. 6. felek-ül-eflâk evvelce.h. fe-li-hâzâ. inrne.s.i. âlem. 2. felevât) susuz çöl. felekî. (yun. çiftçi. 3.i. her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. 3.i. (a.

yokluk.) büyük dağ. fena adam. (bkz: hanzal). sınıf.c. mineraloji. [kelimenin hîle mânâsı.tabakat-ül-arz fenn. tas. fen kıt'alan [istihkâm. hüner.i. fr.i. (bkz: dehân.s. efmâm [kullanılmaz]) 1. ilim. anatomi bilgisi. gonca gibi küçük ağızlı. pedagoji. yer ölçme bilgisi. türlü. sahtekâr. iyi olmayan.s. aşk içinde yok olma. tabaka.s. nehir ağzı.) 1. (a. ekincilik bilgisi. nehir ağzı. (a. muhabere].b. aşk.) Rufâî tarikatı kollarından biri.s. jeoloji. tas.) fânilik yeri. fizyoloji.b. ağız ile ilgili.i. ağız. fen ile ilgili olan. (yun. harp. geodesie. bu dünyâ. (a. dilimizde bu mânâda.saydelânî fenn.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri.i.c. acı hıyar. (f. yok olan. eczacılık. tas. (bkz: desîse). nevi. 2. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır]. "beka" mn zıddı. (f. fena söz. Fomalhuut. uygunsuz [olan] fena şey. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir]. ebûcehil karpuzu. a. astr. ziraat.ma'deniyyât fenn. çay.mesâha-i arazî fenn.) ağızamensup.kimya fenn. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme.harb fenn. (a.i. dehen). (a. f.teşrih fenn.derya fenn. fen ile ilgili bahisler. fr. fenniyye Mebâhis-i fenniyye Kıtâat-ı fenniyye fennî ıstılah (a. denizcilik.i. (a. teknik terim. marifet. [aslı "fevh" dir. (a. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme.zf. . çeşit. güzel ağız. tas. dek. bütün varlığını Hz.) bot. 2.menâfi'-ül-a'zâ fenn. savaş tekniği. fenâ-yâb fenâriyye fend fend-bâz fend feng fenn fenn.zirâat fennen fennî. 3. s.) fen vasıtasıyla.fem Gonce-fem Gül-fem fem-i lâtif fem-i nehr fem-ül-hût femî fena Kişver-i fena fenâ-fi-1-aşk fenâ-fi-llah fenâ-fi-1-pîr fenâ-fi-r-resûl fenâ-gâh Fenâiyye fenâ-pezîr. kimya ilmi. fenne uygun olarak. kötü. yok olma.) hilekâr. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır]. fen ile.b. (f.) fene mensup. fence.) hîle. c. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. menfez.i. yok olma yeri. Allah'ın varlığı içinde yok olma. jeod.inşâ' fenn.terbiye-i etfâl fenn. dünyâ. yalnız Arapçada kullanılır.h. (a. (f. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı. efvâh]. ağzı gül gibi olan. yazı yazma sanatı. sanat. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır].i.) fena bulan. fünûn) 1.

zf. kuvvet. dinlenme. 2. rahatlık köşesi.s. huk. süs.) gönül açıklığı. ziya). 3. nur. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. [maddî manevî]. parlaklık. (bkz: istiğna').) "yeni bol" cömert. şube.fennî ta'bîr fenniyyât fer fer-i devlet fer fer'-i fiil fer'-i talî ferâde ferâde ferâdîs ferâdîs-i cennet ferağ ferağ ferağ an-il-cihât ferağ bi-l-vefâ ferâğ-bi-l-istiglâl ferağ bi-1-muvâzaa ferâğ-ı bal Kûşe-i ferağ ferâğ-ı bâtıl ferâğ-ı fâsid ferâğ-ı fuzûlî ferâğ-ı kat'î ferağ ü intikal feragat ferâgat-i nefs ferâgat-kâr ferah ferah Hesâb-ı ferah ferâhan ferâh-âstîn ferah-âver teknik terim. rahat etme. (f. kendini feda etme.) l. (bkz. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ.i. 2. (a. cennetler. (a. sahip olma hakkını başkasına terketme. (bkz: fu-râğ.) sevinçle. 3. sefih. (a. fariğin. cennet bahçeleri. 4. vazgeçme. hiç bir işle meşgul olmama. kayıt ve şartsız yapılan ferağ. bezek. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. sevinç getiren.) feragat sahibi. bahçeler.i. vak.f.) 1. dal. (a.f. savruk. huk. uçmaklar. bırakıp terket-me. 3. huk. sahî). 2. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. s. (a. sevindiren. dinlenme. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme. müsrif.s. vazgeçecek kadar zengin olma.b.c. kuvveti. (o. huk. iktidar.i. ortaç. 4. vazgeçme. bir aslın neticesi.i. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı. (a. civânmerd. tomurcuk. yayvan. 2. neşe ile.s. teker teker.b.i. aydınlık. huk. (f. (bkz: ale-1-infirâd).zf. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. fr.) 1. sevinç. vak. zînet.i. sevinme. bir mülkün tasarruf.b. (o.s.i. tech-nologie . geniş. devlet nüfuzu. başkasının arazîsini.c. .) 1. 5. (f. bol.) teknoloji. bot. 2. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. vak. (a. gr. (f.) serin rüzgâr. alım satımda tapu muameleleri. vak. sürgün.) ferah getiren. firdevs'in c. fürû) 1. (a. hakkından vaz geçen. istirahat. el çekme.i.) tek tek. istirahat etme. 3. gönül rahatı. geniş tutulan hesap.) 1. budak. nüfuz. bitkinin dibinden süren filiz. 2. açık.

i.) ferah bağışlayan.i. Bununla . (f.i. sevinçli. Bu makam.i. (bkz: tahaşşüd). biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir.b. Bu diziler kullanılırken. ucuzluk. (f.s.b. nevâ'da rast beşlisi. 2.i.) ferah saçan. cömertlik.) 1. (a. ekseriya karışık bir surette kullanılır. 2.s. (f. (a.b.b. meşhur bir çeşit lâle.f.f.s. kutlu. bahtiyar .-fezâ ferâhem Dâ-men-ferâhem ferâhet ferâh-engîz ferah ferah ferah-fezâ ferâh-gâm ferâhî ferâhnâ ferah-nâk (a.) meşhur bir çeşit lâle.) mes'ut.) el açıklığı. şad). ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. (f. geniş geniş.ferah-bahş ferâh-dehen ferâh-dest ferâh-destî ferâh-ebrû ferah-efşân. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir. safâlı. sevinç veren. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.) 1. (a.s. çalçene.s. (f.s. (f. geniş ağızlı.f. (f. Şuh. cömert. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan. (a.) şan ve şeref.s.b. eli geniş. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır. s.i. muz. (f. toplu etek. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. dügâh'da rast beşlisi. genişlik. -feşân ferah-efzâ. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir.s. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur. geniş yer. devşirili. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan. Bu diziler. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları.b. (f.i. nota içerisinde geçen yerlere konur.) eli açık. Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder. se-gâh'da ferahnak beşlisi. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır. 2.) ağzı geniş. toplanma. muz. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza.b. el genişliği.si küçük mücenneb bemolü konur. toplu. şen ve hafif mevzular.Acem.) bol bol. (f. ferah arttıran. fetâ).) güler yüzlü. sevinci artıran. Makamın seyrinde.dügâhtır. birikme.b.b.f.) 1. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir.f. Makam umumiyetle inicidir.b.) 1. geveze.) bolluk. (f. mutlu. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. [bkz.b. genişlik. (bkz: mes'ûd.s. bolluk. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan. 2. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). sevinç veren. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir.çargâh. 3.) ferah artıran. gönüle açıklık veren. iç açıcı.b.

Mısır Firaunları. hatırdan çıkma.i. yarık. (a. 2.) Kabe süpürücüsünün hizmeti. odalıklar. 2.s. (a. (bkz: çespan. aralık.i. menfaat. Acem-aşîrân.zf.). faydasız. mirasçılar.) unutma.i. (f. uygun. (a.s.i.) 1. neva. çatlak. çabuk seziş. 2) faydasız.) 1. Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat.) bereketli yıl. buyruklar. yataklar. ferş'in c. ferbâle ferbih ferbihî ferbiyûn ferbiyûniyye ferc ferc-ül-bahr fercâd fercâm Bed-fercâm Bî-fercâm Nâ-fercâm beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır.) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk.rast'tır.bir mürekkep makamıdır ki. 2 .) ikinci dereceden olarak. .) semiz. dînin farzları. edep yeri. (a. döşemeler. feride). 2.i. (a. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur. 1) sonsuz. meç. Güçlü -dördüncü derecede olan. Firaunlar. rast. (a. ürünü bol olan yıl.) münâsip. (f.b.i. fermân'ın c. elde hiçbir numunesi yoktur. ellilik. (f. (a. ferâh-ebrû). (a. erkek adı. (bkz fariza).) anlayışlılık. topluluk.) Türk müziğinin şed makamlanndandır. kibirliler. ut yeri. [kelime.s. avret.) pervane [gece kelebeği]. dügâh. fürûc) 1. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur].i. (f. (a. 1910'da H.) . (a. (f. sonu kötü. toplu. (bkz. nîm hisar.i.i. şer'î miras ilmi.i. ferîd ve ferîde'nin c.f. oda hizmetçileri.b. son.s.i.) 1. akıbet.) âlim ve fâzıl [kimse]. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir. ferîd. (bkz: mülahham). (f.b.i.s. (a.) bot. çardak. [aslı "firâset" dir]. (f.) semizlik.f. (f. denizanası. Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi. (f.i. fermanlar. dişilerde tenasül âleti.) 1. (a. yaramaz.s. 2. (bkz: nisyân). (f. şâyeste).i. etli. (a.i. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir.ferah-nümâ ferâh-rev ferâh-rû ferâh-sâl ferâhûr ferah-zâr ferâid Ferâine Ferâine-i Mısriyye ferâiş ferâiz ferâiz-i dîniyye Eshâb-ı ferâiz ferâmîn ferâmûş ferâmûşî ferâmûş fer'an feraset ferâşe Feraset ferâşet-i şerife beratı ferâşet-i şerife vekili ferbâl. (bkz: firâset). Mısır'ın eski hükümdarları.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş. sütleğengiller. gururlular. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh.i. besili. unutma.i. Dizisi umumiyetle inicidir.) "ferâmûş" un hafifletilmişi. çargâh.) 1. kürdî. (f. fir'avn'ın c.b.) acele ve geniş adımlarla yürüyen. 2. (bkz. farîza'nın c.i. uğursuz. zool.b.). (f. (a.) etrafı pencereli yaz köşkü.c. fayda. (bkz: encam).i.

şahıs. zafer. su aygırı. oyun. (a. tek olan sayı. eşi bulunmayan. (bkz: vahdâniyyet). tek beyit. kederden. Pegasus. 2. (a. kıyamet.) fert fert. Asıl adı "Hemmâm" dır.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. (Türk Dili Belleten. ertesi gün.i. bireycilik. efrâd) 1. âhiret. h. geveze. kabir. (f.) "son. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç. kıyametten sonra. darlıktan sonra gelen sevinç.) birlik. kederden. günün ertesi. (bkz: müfred). Sayı 4-5. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa olmak üzere yayımlanmış.) Cebrail'in atı. (a. ferdiyye ferdiyy-ül-esâbi ferdiyyet ferec Ferec Ba'd-eş-Şidde Ferengîs feres feres Islâh-ı nefs-i feres Feres-i a'zam Feres-i asgar Feres-i ekber feres-ül-bahr feres-ül-hayât feresiyye Ferezdak ferfâr (f. aslen Basra'lıdır. tasa ve sıkıntıdan kurtulma. ikiye bölünemeyen sayı. (a. astr.) fert fert. fr. yalnız olan şey.fercâm-gâh ferd j ferd-i âferîde ferd-ül-ferd ferda ferdâ-yi kıyamet En-dîşe-i ferda Tâ-be-fer-dâ ferd-â-ferd ferdâniyye ferdâniyyet ferden-ferdâ ferdî. Tay. 3. sekizi Arapça. (a.i. . yıl 1945.) 1. kıyamete kadar. perissodactyles. at cinsinin ıslahı.h.s.b. (bkz: vahdâniyyet).) 1. 3. fr. 2.i. kişi.s. fertle ilgisi olan. atgiller.zf.) teklik. eşsizlik. akıbet yeri" mezar. gam. (a. darlıktan sonra gelen sevinç. 1) zorluktan sonra gelen kolaylık. babası.c. [birincisi] erkek. tek şey. (f. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni. ilmî. fr. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. sah.) fels. 4. tek. kadın adı. (bkz: esb). 2.zf. Car-ree de Pegase. öbürgün. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi. astr. i. 3. tek tek. teselli.i. teklik. (a.) farfara. 4. fr. hipopotam. üstü olmayan. Hz. Seri III. satranç oyununda at. individualisme. siyasî.i. (bkz: hayliyye). 5. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır.) zool. (bkz: Feres-i a'zam). (a. altı. lât. (a. Sa'saa oğlu Galib'dir. tek tek. zool. individualisme. tekparmaklılar. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit. fr.s. 2. çalçene. fr.i. efrâs) at. (a.) zühre. edebî bir gazete.i. astr. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe.i. (bkz: ferden-ferdâ).i. ed. 2. öbür dünyâ. (a.b. (f. sin. 2.i. gelecek zaman. yarını düşünme. (bkz: ferd-â-ferd). hiç kimse. çift olmayan.c. in-dividualite. 353).i. birlik. yarınki gün.f. yarın. atî. individuel.) 1. [Allah'ın vasıflarındandır].i. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir. (a. beygir. [ikincisi] kadın adı.) 1. (a.

["vakar" zıddı].i. ferfere . ayrıntılı. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati. ferhat (a. ferheng (f. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati. ferîd-üz-zemân asrın. 2. fergande (f. ferhunde-re'y (f. [birincisi] erkek. s. 3.s. (bkz: perhâş). marifet. gururlu [kimse]. zamanının bir tanesi.s. 3. bilgi. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin. kıyas kabul etmez. (bkz: ferih).s. eşsiz.s. feride (a. avcı kuş. gürültücü.b.i.i. sihirbazlık. ferhunde-sâl kutlu yıl. farfara. i. erkek adı. 2.) 1. erkek adı. eşi olmayan. ferîd-ül-asr. fergand. zamanın bir tanesi.i. ferâid) l. sekizinci gök. şen.s.) 1. Feridun (f-h-i-) l. erkek adı. 2. akılsızlık.s. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. kadın adı.(a. kutlu.i.) zamanında tek olan. donmuş. 2. dizilmiş inci. çok değerli inci.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.s. kokmuş. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. mutlu.) ayağı uğurlu [olan]. ferhâl (f.) reyi mübarek. mübarek. kutlu.) 1. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. edep. Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır. [ikincisi] kadın adı. 2. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat. kibirli.b. hafif meşreplik. fena koku. patırtıcı. [bkz: feleki sâmin). Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un. ferîd (f. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse. s.) mübâreklik. uğurlu. ferîd-üd-dehr (a. ferhunde (f. ferhân (a. (Gencîne-i Güftar). s. eşi bulunmayan. meymenetli. 2.) savaş. neşeli. ferhâş (f. neşe.b. ferd'den c.) 1. temkin.) falı kutlu. kavga.) sihir. tek. (bkz: ferîd-üd-dehr). i. Farsça lügat kitabı.) 1. ferhest (f. ferîd. ferhunde-gî (f.i.s.i.i.b. fer'e mensup olan.a. memnun. üstün. 2. Lâkabı Ferruh'dur. Ferhâd (f. uğurlu olan. hüner.) sevinç. mes'ut.) kendi reyiyle hareket eden. fer'iyye asılla ilgili olmayıp. feride (f. (bkz: gîsû). ferhunde-fâl (f. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. 2. ferhunde-pâ[y] (f. fer'î zil-yed huk.b. katılaşmış [şey].b. ölçüsüz. fer'î. kutlu.) 1. ferhunde-tâli' yaver.Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. uğurluluk.i. ağzı kalabalık. mes'ut.) Feridun gibi şanlı. 2. akıl.i) 1.h. Ferîdûn-fer (f. 2. büyü.a. sevinçli. kutluluk.

i. (bkz. sevinçli olarak. tümgeneral.b. fermana uyarlık. buyuran. fermân-ı âlî. ferih fahur iftihar ederek. ferkad (a. fermân-dih). buyruğu. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri.b. iki taraf. ferman-dih (f. ferma (f. fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu. şerefe. hükmü geçen. emir buyuran. pâdişâh. emreden. fermân-berdârî.s. öğütülecek hâle gelmişi. a. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır].s. buyruğu. kadri ulu olanın fermanı) meç. sipariş.i. cemâat.) astr.i.c. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi. kıymeti. Ferkadân (a. fermân-revâ (f. üstünlüğe erişenin fermanı) meç.s. âmir. ferîk-i sânî tümgeneral.) mevki ve şeref sahibi kimse. emri yürüyen.) fermanberlik.s.) 1. 2. ısmarlama. pâdişâh fermanı.) emir veren. pâdişâh fermanı.b. ferîkayn l' (a. fermâyende (f. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. nişan).i. hükümdar fermanı. fermâyiş (f.i. ikinci ferîk = tümgeneral].i. (bkz: tevki'. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. Hükürn-fermâ hükmeden. (bkz: fermânfermâ. ferîk-i evvel korgeneral. fermân-berdâ (f. buyruğu. buyrultu. fermân-revâ). insan topluluğu.) aldığı emri yerine getiren.) emri kabul edilen.) fermanı. [birince ferîk = korgeneral.) [aslı "fırişte" dir]. bulundukları yerden doğup batarlar.) astr. Fermân-fermâ hüküm süren. -beri (f.i.(a. fermân-fermâ (f. ferih j .i. pâdişâh fermanı. ferîkan ("ka" uzun okunur. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi.i. buyurma. berat.). ferîk (a.i.) 1. fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir].s. emreden.) iki askerî fırka. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu. pâdişâh fermanı. ferik (a.b.b. (bkz: ferhân).s. fermâyiş-i şal şal siparişi. emir. (bkz: fermân-dih). buyruğu. ferman (f-i-) emir.) buğday tanesinin olgunu. emretme.s. ferişte (f. fermân-ber (f. hüküm süren. 2.) sevinçli. 2. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu. buyruğu. buyuran.b. (bkz: firişte). buyruğu. pâdişâh fermanı.) topluluklar. pâdişâh fermanı.) l askerî kolordu kumandanı. buyruk. süren. fermend (f.c.s. Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. korgeneral.) fermana uyan.

halî'-ül-izâr).fermûde Bermû-de-i fermûde fernâs fernûd ferr Kerr ü ferr ferrâş ferrâşî ferruh ferruh-fâl ferruhî u ferruh-kadem ferruh-zâd -fersâ Taharnmül-fersâ Tâkat-fersâ fersah fersah fersah fersân fersendâc ferseng fersûd. emrolunan nesne.) 1. i. sızlanma. takatsiz düşüren.) döşeme işleri.) 1.s. gaflet. emir. 3. 4.) ferraşlık.s.i. üç millik bir mesafe [denizde]. s. saldırma ve çekilme [savaşta].i.) döşemecilikte kullanılan malzeme.s. (f.) 1. (a. süpürücülük. (a. çağrışma. fürüş) yayılan şey. bahar mevsiminin ilk ayı. bunak. yıpranmış elbise. halı. fertûte fertût-âne fertûtî ferve ferve-i beyzâ ferve-i murabba' ferve-i semmûr ferverdîn feryâd (f.i. (f. (f. 3. Mecûsîlerin melâikesi.) fersah. halı. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses. pek çok. şaşkın. beyaz kürk.döşeme.b. şaşkınlık. makbul hayvanların postu. döşeyen. emrolunmuş.) ümmet. eskimiş. bunaklık.) delil. bahtı açık.) fersûdelik.i. hayırlı. 2. [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi].i. mahveden. uğurlu evlât. kır. irâde.) kürk.i. 2. gafil.) 1. uğurluluk. bağrışma. kürk kaplı elbise. (f.) aşındıran. yoran.b.a. çaprazları mücevherli. sahra. gürültü. hüccet. (c.) 1. tahammül bırakmayan. (bkz: figan). eski. yırtık.) ayağı uğurlu. fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme. düğmeleri murassa' olan kapaniçe. 2.i. 2. 3. (f. (f-S-) pek ihtiyar. 2.) meymenet. (a.s. (f. (bkz: ma'tuh.i. (a. kürkü tilki. kutlu çocuk. kutlu. (f. uğurlu.) talihi uğurlu.s. aşınmış. pîr. 2. (f.i. kaçma. kutlu olan.zf. (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. çok yaşlı.) pîrlik. 2.i. (f. 2. (f. şilte. (f. (f. (f. çok eski. erkek adı. bol bol. hizmetçi.s. (f. (a.b.i.).b.i. (f. yıpranış. Kâbeyi süpüren. ferş'den. döşemeci. takat bırakmayan. ferman. (a. (çok eski.i. seccade.i. 2. yayma. fersude Câme-i fersude fersûde-gî fersûde-pîşânî ferş Min-el-ferşi il-el-arş (ferş-i) sâl-hurd ferşiyye ferşiyyât fertût.i. (f. yaygı. (bkz. pîrezen).) 1. kabı atlas. (f. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü. (bkz: ferseng).s. bu-yurulmuş. .i) 1. hasır.) 1.i. eskimiş. (a. kocamış.) yıpranmış. furûş. (bkz: mübarek). taş ve şâire döşetme.i) firar. (f.i. yaygara. eskilik. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ).i. samur kürk. şikâyet.) bunakçasına. yeryüzü.a.) 1. mübarek.

çürüme. (f.) âlimler. feylesof. . anlaşmazlık. (f. veled. (f. (f. (f. fenalık.s. (bkz: mahdum. (f. tar. 2. kötülük.i. (bkz: efsâne).i. çürüklük.) masal ve hikâye düzen. çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar.) çocuklar.) satranç oyununda şahın müşaviri.s. (a. (bkz: fesâne. (bkz. suyu. fesâd'ın c.i.i.b. (f.) 1. ferzendân) oğul. masal.) 1.) günah işleyenler. şerefli çocuk.).) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup. 3.s) fesat karıştıran.s. (f. (a.s.) oğula yakışacak surette. 2. fâsid). vezîri suretinde kullanılan bir taş.zf. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad. fâsık'ın c.) yardım isteyen. gürültülü. ferzend'in c.) yular.i.b. fesâdât) 1. (f. (bk ferz). (f. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad. asılsız şeyler söyleyen.).) bilgi. fâsid'in c. yakut. bozukluk. alıngan. bozulma. hava kabarcığı. (f. (a. ötmesi. (f. (f. bilginler.) 1. Tar. masal.s.) patırtılı. bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları. (f.i. 2.c.b.b. (f. arabozanlık. tas.i. 4.i. eşkıya. yakut.c. mîde bozukluğu. suda yaşayan hayvanlar.i. fıskıyye'nin c. bir cümlede tertibin. füûs) iki yüzlü balta. bileği taşı (seng-i fe-sân).s. 2. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. (a. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. (a. üstünlük. çocuk.b. ibn).i. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına. ahlâk bozukluğu.s.b.b. efsâne).i.b. ferzâne'nin c.s.) fesatlar.) feryâdet-tiren. yazı. sapkınlar. bilgili [kimse].c.) asılsız hikâye. (f.b. ed. (bkz: efsâr). hakîm. oyunbozanlık eden.i. fitne. S. zararı icâbettiren.) feryâdedenin imdadına yetişen.i. (f.i. (f.) fesatla karışık.s.feryâd-ı andelîb feryâd-bahşâ feryâd-hân feryâd-nâk feryâd-nâme feryâd-res ferz ferzân ferzâne ferzâne-gân ferzâne-gî ferzend ferzend-i âb ferzend-i âftâb ferzend-i bevvâb ferzend-i çavuş ferzend-i ercmend ferzend-i hâver ferzend-i sipahi ferzendân ferzend-âne L ferzin ji f e' s uli fesâd -j fesâd-ı ahlâk fesâd-ı mi'de Erbâb-ı fesâd fesâd-ı dimağ fesâd-ı te'lîf fesâd-âmîz fesâdât fesâd-engîz fesâkî fesân fesâne fesâne-perdâz fesâr fesede feseka 1) bülbülün feryadı. (f. (a.) ilim ve hikmet. (f. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. hikâye. delilik.

) 1. (a.s.s. füshat'den) geniş. başlama. mukavelenin.).c. fütûh. şıpırtı. (bkz: bed'). eteğin hışırtısı. (bkz: ferâh-dest. 2. (f. okun sesi. geniş. atılan okun havada çıkardığı ses. (bkz: efşân). mert. geniş meydan. kuşatma. c. Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı. 2. 3. açık. açılma. hışıltı. fetehât) 1. eli açık.fesh fesh-i ihbar fesh-i mukavele fesh-i şirket fesh-i i'lam fesîh Sahrâ-yı fesîh Meydân-ı fesîh fesi fe-sübhân-Allah faşâfeş feşâfeş-i tîr feşâfeş-i derya feşâfeş-i daman feşâfeş-kâr -feşân Âteş-feşân Zer-feşân feşâr feşfeşe feşil fetâ Lâ-fetâ illâ Alî fetâvâ. [e] olarak okunması. denizin fısırtısı. zaptetme.i. huk. Mehmet tarafından fethi. îlâmı hükümsüz bırakma.i. huk. delikanlı. kapının açılması. sübhân-Allah). genç. (a.) sıkıcı. fityân) 1. (a. cömert. açık sahra. zorluklan çözme. zaptı. [feth-i lam ile = lamın fethiyle. . serpen. bir harfin üstün. [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma.c.) müftünün verdiği şer'î cevaplar.i. (f.fetvâ'nın c.c. ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi. (a. anlaşmanın bozulması. yiğit. bozulma. üstün "e" okunmasıyla]. efsâl. fetha'nın c. söze başlama. fetret'in c. bir mahkemenin verdiği karan. Ali'den başka yiğit yoktur. açık. sıkan. (a. (f. aşikâr zafer.i. (a.b. ["efşân" muhaffefi]. fısırtı. hükümsüz bırakması. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti.s. [ innâ fetahnâ-leke sûresi]. (f. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması.c. fısırtı. çürütmesi. (bkz. (a. fetâvî fetâvâ-yi âlemgîrî fetehât feterât feth sûre-i feth feth-i bâb feth-i İslâm feth-i Konstantiniyye feth-i meyyit feth ü kıraat feth-i nıübîn feth-i müşkilât feth-i kelâm feth-i bilâd fetha fetha-i hafife (a. dağılma. eko. dağıtma. (bkz: küşâd). (a-'. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. şirketin dağılması. bütün âleme yayılan fetvalar. e okutan üstün.i. istanbul'un II. 2.s. (f. vınlama çıkaran.s. sahî). fetret). (a.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri. 2.s. yüreksiz. açma. fütuhat) 1. (a. efşâl) cesaretsiz. 4.c. şehirlerin istilâsı.) l.i.) hışmı. altın saçan. ateş saçan.i. fisâl) zir. bozma. (bkz. fısırtı. otopsi.c.) saçan.) hışırtı.c.i. saçıcı. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi. korkak.).

fetîle fetîle-i giysû fetîle-i hacer fetk fetret Devr-i fetret fett fettâh fettâh-ı nur fettâh-ı kerîm fettâk fettan fettâne fetva Bâb-ı fetva. yaralara konulan tiftik.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza. mehek (mehenk. iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman. fetâvâ. (bkz: mısdak). zamanı. (bkz: zafer-nâme).). kullarının kapalı işlerini açan.c. fâhişe'nin c. reft). fahişe). ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. oynak [kadın!.fetha-i sakile fethateyn fethî. açan. (bkz: fâci')..) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş.. (bkz: fitret). (a.f. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse. i.b. erkek adı. (a.c. hek. [pusla odası. 3. (a. fitne ve fesada teşvik eden. üstün gelmiş.b. (a. müftülük. fetret devri. (a.s.f. gibi]. feveran. fetva odası. (a. Şeyhülislâm kapısı. 2. kahbeler. 3. fitne'den) 1. [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet]. iyilik etmesini seven. 2. . Cenâbıhak. (a. fetheden.i. 2. mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi. za'f. (nur açan) Allah.i. erkek ve kadın adı. umumhane (genel ev). kanlı katil. fâhire'nin c.) l.i.i) apansızın adam öldürme. (bkz: bâb-ı fetva). fethe mensup. (a.s. müftünün bulunduğu resmî dâire. kerem sahibi olan Cenâbıhak. 2.i.). 2. i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti]. (a. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi. saç örgüsü.s. feth'den) 1.) ahlâksız kadınlar. delik. cazibeli.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı. 3.c.i. örgü. (a. 4. (bkz: fâhir.) 1. 2. 4.i. (a. (a. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar.b.s. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn).s. feterât) 1.). dağ keteni. zafer kazanmış. (bkz. bot. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman. mihenk) taşı. (a. 2. (a.s. fethiyye feth-nâme fetîl.i. uyuşukluk. (a.b. 3. fetih hakkında yazılan kasîde.f. fetvâ-emîni fetvâ-hâne fetvâhâne-i âlî fetvâ-penâh fevâci fevâhir fevâhiş Dâr-ül-fevâhiş a okutan üstün. fâhire).) 1.i. ayarlan. fenalık yapan. (bkz.i.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm. 4.i.t. iki vak'a arasındaki zaman. (a. lâmba fitili. (a. gönül alıcı.s. fâci'in c.) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale. (a.

yukarıda bulunan. fiz.i.i. fâkihe'nin c. (bkz.(bkz. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî. fasıla). fânûs'un c. fevha'nın c. (a. pek çok. fâris'in c. fiz.) güzel kokular. (a.) çarçabuk.i.c. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır].) toprak üstü. göğe ait.) 1.i. fâyiha'nın c.) 1. olağanüstü.s. (a. 2. üst insan. kızgınlığın patlak vermesi.kaynama. (a.i. su fışkırması.i. (a. [müen. altlı.i. yemişler. (a. cemaat.s. umulan faydalar. zamanın taşkınlığı. (a.s.) güzel kokular. [hiddetle] köpürme.zf. (a. ("ga" uzun okunur.zf. haddinden fazla. ümîdin dışında. derhal. (a.) umulanın üstünde.) son derecede. manevî]. (bkz.). (a.i.i. yukarı [maddî. a. (a. 3. [damar] vurma.b.i.) âdetin üstün de. üstte olan.). .) fatihalar. fevehân) güzel koku.) acele.zf. i. kazançlar.i.f. fâsıla'nın c.c.(bkz: fanus). çarçabuk. (a. fâzıla'nın c.i. akın akın.). l. toprağın üzerinde. üstlü. fâih'in c.i. fennî bir dergi. her zamankinden başka. 2. fevehât) güzel koku. menfaatler. bölük bölük.) tabiat üstü. birdenbire. kârlar. takım. fevâih).s. takım takım. alışılmıştan. (a.). duyulmadık. ("ka" uzun okunur. (a. tatlı meyvalar. 2. (bkz: fâide). faydalar. (a. derhal. üstünde.b. insanüstü. (a.c.) üst. aşın doyma. (a. i. fâide'nin c.) hadden aşkın. fuzalâ). yer yüzü. biniciler.) atlılar. (bkz: fatiha). hemen.) meyvalar. lezzetli. 4. (a. (a. üst taraf. fâiz'in c.s. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde). (a.i.i.) çiçek ve meyva kokulan.) . faiz).b. aşmerime. umulandan çok. kan fışkırması.b. görülmedik.b. (a. birdenbire. (bkz. arzın. (a.) 1. galeyan etme. (bkz: fâris). a.zf. "fevkiyye"].it. fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe. [su] fışkırma. fâtiha'nın c. efvâc) bölük. 2.fevâid fevâid-i me'mûle fevâih fevâiz fevâkih fevâkih-i lezize fevânîs fevâris fevâsıl fevâtih fevâyih fevâzıl fevc fevc-â-fevc fevc fevc fevehân fevehât fevh fevha feveran feverân-ı âb feverân-ı dem feverân-ı gazeb feverân-ı zaman fevk fevk-al-me'mûl fevk-i işba' fevk-i zeveban fevk-al-âde fevk-al-âde bütçe fevk-al-arz fevk-al-beşer fevk-al-gaye fevk-al-hadd fevk-al-me'mûl fevk-al-mu'tâd fevkani fevkani tahtani fevk-as-serâ fevk-at-tabîa fevr Ale-l-fevr fevren (a. fevh'in c.

2. 3. fazlalık.s. dinsiz.]. feyz'in c. anarşist. çokluk.) büyük. gürlük.s. (a. Nil'in taşması. gürlüğü) İstanbul'da.i. verimliliği. içi çok temiz. kalender kimse. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı. 2. safânın. (a.i. (bkz: mevt). onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî.s. (a.) 1. erkek adı.i. s.f. neşenin feyzi. rahat yaşayan.c.i. bir daha ele geçmemek üzere kaybetme.) galiplik. sahralar. güzellikler fıskiyesi. devamlı bereket.) boşluklar.s. . taşan [sel]. ansızın ölüm. fevriyye fevt fevt-i fursat fevt-i nâgehânî fevvâre i fevvâre-i bedâyi' fevvâre-i âb-ı hayât fevz i fevz u nusret fevzâ fevzâî fevzâviyyet fevzî fevziyye feyâfî feyâyih feyezan feyezân-ı Nîl feyfâ' feyfâ-neverd feyhâ feyiz feylesof feyyâl feyyaz feyyâz-ı kudret feyyâz-ı mutlak feyyil feyz feyz-i câvidân feyz-i mukaddes feyz-i neş'e bahşâ feyz-i safa feyz-i tabîî feyz ü rif'at feyzâ-feyz feyz-âver (a. zafer. 3.i. ilerleme. (a. elden çıkarma.i.c. 2. [füyûzât. ebedî feyiz. neşe verici bolluk. (a. susuz kumlu çöl. anar-chique. (a. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II. (a. kadın adı. feyhâ'nın c. (a. filozof. Allah.i. taşan [sel]. (a.i. Allah. i. irfan.i. i. çok cömert [kimse]. felsefe ile uğraşan. büyük sahra. (a. istidatlarına göre.s. genişlikler. (bkz: kafr). feyiz. olan füyûz'un c.i.c. (a. 2.) zayıf hüküm.i.s.) kargaşalıkla ilgili. (a. fr. tar. 1. utku. çöl yolcusu. bolluk.) içinden su fışkıran şey. (a.s. (bkz: dehrî).b. suyun taşıp akması. (a. (a.) 1. Feyz-i atî (geleceğin feyzi.) birdenbire. 3. ilerleme. kurtuluşla ilgili. zafer. feyiz. kaygısız.) çöllerde ilerleyen. füyûz). füyûz). çok cömert [kimse]. bolluk. bolluğu. fıskiye.) kargaşalık.i.) fels. 3. fazlalık. (a. (a. üstünlük. (bkz" fîl-bân).) 1. (a. fırsat kaçırma. feyâfî) düz. anarşi.) feyiz getiren. ölüm. Allah. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında.) 1. geniş olan. içi çok temiz. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. ilim. (bkz: feyz). a'yân'ı sabitenin. bolluk. abıhayat fıskiyesi.c.) file bakan kimse. 2.fevri. coşması. bereket ve bolluk veren. yol alan. tabîî olan bereket. felâsife) 1. kurtuluş. 2.b. âlim. (a.s. (a.i. kaçırma. selâmet.b. akıllı kimse.f. erkek adı. enginlikler. 4. fil çobanı. engin. suyun taşması.s.) zaferle. düşünmeden yapılan [hareket]. bolluk.i. yükseklik.) feyz ile dolu olan. verimlilik.) susuz çöller. feyfâ'nın c. 4. çoğalma. (a. (a.

(a. fıkarât-ı lâtife lâtif. özetler. hulâsalar. fezleke-i târih târih hulâsası. feyiz alanı. 2. fr. bölümler. bereket ve bolluk getiren. bucaksız gökleri. fezâyişte (f. (bkz. muhtasar. (bkz: fıkra). bereket veren. dayanamama.f. bereketli. kansızlık.) feyizli. fıkarât-ı kataniyye anat. hulâsa. bulun-mazlık. icmaller.) gümüş. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş. huk.s. gür.) artıran. geniş saha. fezâî (a. sağrı omurları. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf. apathie. fıkarât cıü (a. (a. hoş hikâyeler.s. (bkz: sîm.f.f. fezâlik (a. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. fezleke (a.i. geniş ova. fezâ-yı ferda yarının boşluğu. cümleler.) fezada giden.s. fıkarât-ı rakabiyye anat. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. dünyânın sonsuz olan genişliği.i.s.s.s. (bkz: fakd). bağırıp çağırma.s. kısımlar. (bkz: fekarî).) [aslı "fekariyye" dir]. (a. netice. korkma. (f-s. omurga kemiklerinin boğumlan. fıkariyye-i süfliyye zool.s.b.i.i) 1. [aslı "fekariyye"dir]. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar. fıkariyye ıü (a. 2.s.) feyiz bulan.) 1.b. 3. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa. hayret artıran. (bkz: fakr-üd-dem).f. 4. kıtlık. (a. fıkariyye-i âliyye zool.b. 4. fıkarât-ı acziyye anat. fıkdân-ı elem acı yitimi.f. vatanın uçsuz. (bkz: efzâ). fıkarî (ü (a.) 1. sağrı omurları. fezaya ait. çok.) [aslı "fekarî" dir].) ziyâde. (a.) feyizli.(a.b. hayret veren. ümitsizlik.i. 2.i.) 1.i. fezâ-yı feyz feyiz sahası. kuyruk omurları. paragraflar. fezâ-neverd i (a. "uzay. fr. özeti.) yokluk. fezâ-yı vatan vatanın fezası. 2. fıkdân-ı hassâsiyyet psik. bel omurları.b. ucu bucağı bulunmayan boşluk. kıssalar. özet. çoğaltan.) fezlekeler.) feyiz eriştiren. feyiz bulucu. fezada dolaşan. 3. 2. fıkra'nın c.s.i.f. 4. yüksek omurgalılar. fezleke'nin c. aşağı omurgalılar. feyz-bahş feyzdâr feyz-efzâ feyz-nâk u feyz-resân feyz-yâb fezâ[y] Ferah-fezâ Hayret-fezâ feza' ji . fezleke resmi [evvelce] huk. feyiz.anemie. fıdda (a.) feyiz bağışlayan. fazla.) 1.) feyiz arttıran. sırt omurları. (a. yer. fıkarât-ı arziyye anat. küçük hikâyeler. fekariyye). fıkarât-ı us'ûsiyye anat. nukra). feza (a. alan. duyumsamazlık. fıkarât-ı zahriyye anat. inleyip sızlanma.f. boyun omurları. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı.b. fıkdan (ii (a. fasıllar. [aslı "fekariyye"dir]. darlık. feza ile ilgili.b. uzaysal. ferah artıran. fıkdân-ı dem fizy.

şerîat ilmi. 4. tümen. fıkıh. 3. hak yolundan veya hak yoldan çıkma. zihin açıklığı.) fıkıha ait. masal.s.) oruç bozan. Allah'a karşı isyan etme. fasıl. fıtr (a. fırka'nın c. îman etmeyen fırkalar. hainlik. 2.i. 2.) kan alma. kısa hikâye. bölüm. yazılmış kısa bir haber. firkateyn (a. partiler.) 1. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. (bkz. dinsizlik.). söyleyen. politika partileri.) 1.) 1. fıkra (a. zihnin her şeyi çabuk anlayışı.b. 6. (bkz: sada-ka-i fıtr). bölükler. îd-i fıtr ramazan bayramı. 2. fıtâm (a. 3. 2) arpa. 3. fıkra-hân (a. fırak-ı siyâsiyye siyâset. fıtnat (a.i. paragraf.) hikâye okuyan. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyyepsik.fıkdân-ı imkân imkânsızlık.i. fırsâd (a. madde. Müslüman grupu. fısk (a. [kitap veya eserde]. yavruyu sütten kesme. 2.c. fıkh (a. fıkdân-ı temyiz fels. fıtık (a. 3) kuru üzüm. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak.i. 4. fıkdân-ı nakd para darlığı.c.i.i. fırsat (a.i. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler.i). fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı.) karadut. (bkz: fasd). zeyreklik. kıssa.) ["fıkhî" kelimesinin müen. (bkz. fırka-i askeriyye tümen. kadın adı. fısâd (a. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. fr. agnosi. şeker bayramı. tümenler. aboulie. gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli. fıkıh (a. damardan kan çıkarma. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi. sefahate dalma.c.i. zihin darlığı. fıkhî i (a. fıskıyye (a. (bkz: fatk).c. 2. 2.i. sapıtmış. ["gabâvet" in zıddı]. alaylar. fıkdân-ı nukud para darlığı. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. grubu. fr. bend. fıkhiyye (a.s. firak) 1. fusuk) 1. fa-tânet). fıkarât) 1. amelî ve şer'î meseleler bilgisi. şeriatın usul ve hükümleri. [adam]. omur.) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. firak (a.i. fıkıhla ilgili.i.f. fıkh).s. (bkz: fıkhî).i. aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı. (bkz. cennetler. kısım. aşk.i. insan kalabalığı. kalabalıklar. (bkz: fücur). Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. fıtra (a. ahlâksızlık.i.f. fırka (a. 5. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. fesâkî) suyu.).i) çocuğu. 2.]. gazetelerde. tanısızlık. fursat). [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i . takımlar. siyâset partisi. 3. omurga kemiklerinden bir boğum. 7. chronique.

değerler. (bkz: efgen).) tabîî.i. (f. [evvelce] târihin başına konurdu.) ıztırap ile bağırıp çağırma. (bkz: feda). tabîat.) yaradılış. kıymet. (bkz: efgâr). fiat) fiat. fî'nin c. değer. f.) bahalar. büyükler.i. baha. (a.) yaralı.s. fahîm ve fahm'ın c. düşkün. (a.) 1. (a. yaradılıştaki. (a. (a.i. olacağı. içinde" mânâsını verir. fıtriyye fıtriyye fî fî-i aslî fî-i carî fî-i kat'î fî-i maktu fî fi 20 Teşrîn-i evvel fi zemâninâ fiâl Bed-fiâl fî-emân-illâh fiat ficâ fidâ fidâî fidye fidye-i necat fie fie-i kalîle figan figan-ı tîz figan-ı tîz-i heves figan-perver figâr -figâr Dil-figâr -figen -figende -fîh Mâ nahnü fîh Mü-nâziun fîh Mef'ûlün fîh Fîhi Mâfih fihâl fihâm sünnet mezhebine (Şafiî. can kurtarma akçesi.zf. kötü işler işleyen kimse.) ansızın. yüreği yaralı. [yapma kelimelerdendir]. bağırtan. (bkz: ef'âl).e.i. a.) çok kuvvetli.zf. (f. ve e. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır].) " onda.c. asıl değer. fahl'in c. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi]. tînet).) atıcı. Hanbelî) göre.) zamanımızda.i.i. (f.s. mizaç. inleme.) fıtrî olarak. cemâat. müteessir. kavgalı. (a. yıkık. (bkz. (a. (bkz: seciyye. "arpa. figan ettiren. hakkında münâkaşa.zf.i. birdenbire. geçer değer.c. doğuştancılık. içinde.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. fidye. biçilmiş kıymet. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. kurtulmalık. . ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi]. incinmiş.s. (bkz: feryad). (bkz: cerîha). "-de" hâli.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde.i.fıtrat fıtraten fıtrî. bölük. fedaî). nüfuz ve itibar sahibi kimseler. çekişme olan. (f. Mâlikî.cü. yüksek feryad. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır]. şimdiki zaman içinde. yıkıcı. (a. kıymetler. (a.s. yaradılıştan.) yara. son fiat. ("ga" uzun okunur. kârlar. (a. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir].s. fr.) fels. huy. az cemâat.i. 2. (a. ulular. nativûisme (a.) işler. (a.i. fiat) taife.zf. üstün kimseler. fi'l'in c. (a.) bir esiri kurtarmak için verilen şey. (f. arzunun yüksek feryadı. ameller. (o şey ki onun içinde) Hz. (a. (bkz: efgende). (bkz: fücâ). güruh. konuştuğumuz.) itibarlı. 20 Ekimde.). düşürücü. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri.) yıkılmış. (a. takım.i.s. Allah kerîm.

fehâris) 1.) fikir ile. gülme. gibi]. emir sîgasının sonuna "-elim. basit fiil. 7.c. gr. gizli fikir. gr. indeks. (a. gr. bozuk. oturmak. okumuş idi. gibi]. intransitif. öznesi bilinen fiil. -e sin. fihris). sürerlik fiili [gide durmak. gibi].). (bkz. verbe accompli. efâîl) iş. kâr. yardımcı fiil [idi. faili. düşünce ile olan işler. kuralsız fiil [yemek. mensup. gitmek. g r. 2. fr.. zf. düşünce. kutsal düşünce. (bkz: fikr). iyi iş.c.i. tek kökten yapılan fiil [olmak. fikir.) 1. gibi]. düşünce bakımından. (a. gibi]. ise. saplantı. gr. içmek. fikret). zan. (a. i. hatır.i. idrâk. zihin tasavvuru. erkek ve kadın adı.i. peşini bırakmama.i. gr. 2. ya sonuna konulan cetvel. maksat.c. kuruntu. 2. [birincisi] erkek. dileme kipi [sevelim. gr. geçişsiz fiil. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. *eylem.i.) fikir. (a. düşünce hayâtı. (a. düşünerek meydana getirilen [şey]. gr. (f. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. koşabildim.. yanlış düşünce. ayıplanmayı gerektiren davranış. içmek. mukaddes fikir. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]. imiş.c. c..fihris fihrist fikir fikr fikr-i amiyane fikr-i âteşin fikr-i fâsid fikr-i ferda fikr-i galat fikr-i garâib-perver fikr-i mukaddes fıkr-i muzmar fikr-i sabit fikr-i takib fikr-i vatan fikren fikret fikrî. füyûl) bilinen büyük hayvan. yeresiniz. dışarı vurulmamış. vatan fikri. akıl.. gr. fikirle ilgili. efkâr). zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime.c. (bkz: fikr). fikriyye Hayât-ı fikriyye fikriyyât fikriyyen fîl fil fi'l-i basît fi'l-i cevheri fi'l-i gayr-ı kıyâsı fi'l-i gayr-i müteaddî fi'l-i hayr fi'l-i hikâye fi'l-i iane fi'l-i iktidarı fi'l-i iltizâm fi'l-i intihal fi'l-i istimrarı fi'l-i kıyâsî fi'l-i lâzım fi'l-i ma'lûm fi'l-i rnâ'yûb (a. 6.. gibi]. 4. eşyanın adlarını gösteren defter. amel.. düşünce.i. gibi]. gibi]. kaideli. düşüncesi. düşünerek. bayağı fikir. efkâr) 1. [uyumak. bakakalmak. iş'den işlemek. (a. düşünce. rey.i. yanlış bir şeyi düşünme. düşünce âlemi. gr. 3. gibi]. gr.i.. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. kaidesiz. idee fixe. "-i hâli" almayan fiil.. fr. [yazmış idi. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. inanma.zf.c. gr. (bkz. ateşli fikir. zihin. murad.. yarının fikri. -e siniz" katılarak yapılan fiil. gelmek. çekesin. (a. sona erdirme. [ikincisi] kadın adı. efal. . alelade. vatan düşüncesi. (a.. 2. gibi]. *etgen fiil [yemek. oy. gr. garip şeyler icâdeden fikir. efyâl. fiâl. bozucu fikir. c.. zihnen. niyet. fr. 5. geçmiş zamanda olmuş.) fikir. düşünce. intiha fiili.

. fr.zf. i. kendisinde nefı edatı bulunan fiil. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş. hemen.b. vereceks e. gr.. f r. l ) tedavülde fi'len mevcut olan para.i. gr. "-i hâli" alan geçişli fiil. ilk askerlik vazifesi. dilek-şart kipi. tepke. olumsuz fiil. iş görerek karışmış [kimse].. çiftçilik.e. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. gr. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga. gibi]. nesne tümleci alan fiil [yemek. (a. gibi].zf. öznesi bilinmeyen fiil. gerçekten.) hayırlı iş. harâset. zf.) bu anda. geçmiş zamanda olmuş. davranma fiili. fiil-cümlesi. gr...fi'l-i mazi fi'l-i meçhul fi'l-i menfî fi'l-i mezmûm fi'l-i mukarebe fi'l-i mutavaat fi'l-i muzâri' fi'l-i mün'akis fi'l-i mürekkeb fi'l-i müsbet fi'l-i müşareket fi'l-i müteaddî fi'l-i niyyet fi'l-i rivayet fi'l-i şartî fi'l-i şenî fi'l-i şerr fi'l-i ta'cîlî fi'l-i temenni fi'l-i vücûbî filâhat fîl-bân fi-l-asl fi-1-cümle fi'len fi'len zî-medhal fi-1-hakika fi-l-hâl fi-l-hayr fi'lî. fena iş..b. "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım. (a. gr. 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı. açılmak. içmek.) ekincilik. kip.. görevi. gibi]. reflexite. gibi]. gr. olumlu fiil. yüklemi fiil olan cümle. zirâat). aç-tivisme. fi'liyyât) fiille ilgili. fi'liyye Cümle-i fi'liyye Hizmet-i fi'liyye fi'lî tedavül fi'lî zaman fi'liyyât fi'liyye gr. (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına gelmez]. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. gr. gibi]. gr.zf.) nihayette. fena. fi'lî'nin c. gr.c. kötü iş. eko.). işleyerek. gr. gr. niyet fiili. gr. edilgen fiil [yazılmak. sevişmek.) hakikatte. huk. faili. verbe intentionnel. gr. (bkz.f. (a. gerçekten yapılan iş.. gibi]. kip ki. fr. feyyâl). . yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil. şimdi. gerçekten. ) aslında. gibi]. (a.) fels. emrihâzınn sonuna "meli" sözü katılarak meydana getirilen sîga. zina ve livâta. (a. koşabilmek. eko. (bkz: bi-1-fi'l). alıverdim.s. kötü iş. sevmeliyim. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga.zf. işteşlik fiili [koşuşmak. gibi]. hem hâle. (a.b. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre.) gerçekten işlenilen işler. gibi]. (a. sevmiş imiş. gibi]. giderim. doğrusu. gr. morfemi ile yapılır [geleceks e. (a. gr.. gereklik kipi [girmeliyim. birleşik fiil [yazabilmek. (bkz. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim. etkincilik.i. hakikaten. gr.) hakikatte. (a. sonunda. dönüşlü fiil.s. (a. gr. (a.

zevce. binicilik. at yetiştirme bilgisi.s. mertlik. kurşun filizleri. (a. (a. (a. gerçekten.i. (bkz: farza). bakır. firaun. ham külçeler. kim. 2. fürüş) 1. de kullanılmıştır]. sevi-şenlerin ayrılığı. [bâzı metinlerde "firavun.i. yatak.) hakî-katte. .) sevgilisinden ayrılan bir kimsenin duyduğu ıstırabı belirtmek üzere yazdığı veya söylediği manzume. 2. Allahlık iddiasında bulunduğu için Hz. avlu. [bilâ davet nesep sahîh olmaz]. içteki yatak. (a.filizz filizz-i ma'denî filizzât filizzât-ı ma'deniyye filizzî filka fi-1-mesel fi-1-vâki fî-mâba'd finâ fî-nefs-il-emr firâd firak Leyl-i firak Firâkıyye firar firari firâset firâş Esîr-i firâş Hem-firâş Sâhib-firâş firâş-ı derûn firâş-ı istirahat firâş-ı kavi firâş-ı mutavassıt firâş-ı sahîh firâş-ı zaif firâvân Nakd-i firâvân Ömr-i firâvân firâvânî Fir'avn fir'avnî (a.i.) fertler. 2. (a. (a.c. pek kibirli. yaygı. 2. (bkz: bisyâr. bakır. mâden cevheri. fık. erimiş bakır. (bkz: kesret). (bkz: hicran). hasır.) 1. (a.) ham mâdenler. (f. fılizz'in c. 2. ayrılma. halı.) kaçma. ayrılık gecesi. 2. hakikaten. ümm-i veled'in fırâşı. iç yatağı. para bolluğu. [bilâ davet neseb sabit olup nefy ile neseb nefyolun-mayıp lâkin laan ile nefy olunur]. külçe.) filîzî. gümüş.i. yataktan kalkamayan hasta. yiğitlik. filizzât-ı seb'a (7 ham mâden) altın. aşın. filizzât) 1. (bkz: feraset). demir. 3. [bununla nesep sabit olur].s. kaçkın. hasta. evin ve şehrin önü. coğr.zf.) meselâ. fık. ferâine) 1. rahat döşeği. gerçekte. misâldeki gibi. bundan böyle.i) 1. kalay. (a. filiz rengi. efniye) 1. (a. Musa'nın mücâdele ettiği Mısır hükümdarı.) 1.zf.i. v