A
â (ha.) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât).

âb-ı zindegî âb-ı beste âb-ı bün âb-ı ciğer âb-ı ciğer-hûn âb-ı çeşm âb-ı dehân, âb-ı dehen âb-ı dendân âb-ı dîde âb-ı dîde-i câm âb-ı engûr âb-ı eyyâm âb-ı füsürde âb-ı gerdende âb-ı gûşt âb-ı güşâde âb-ı güvârâ âb-ı haclet âb-ı harâbât âb-ı harâm âb-ı hasret âb-ı hâtır âb-ı hayât âb-ı hayât-ı la'l âb-ı hayât-ı tesliyet âb-ı hazân âb-ı hufte âb-ı hurdenî âb-ı hûrşîd âb-ı huşk âb-ı iskender âb-ı işret âb-ı kâr âb-ı kebûd âb-ı kevser âb-ı la'lî âb-ı lûtf âb-ı meleh

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. göz yaşı. ağız suyu, salya. 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. (üzüm suyu) şıra, şarap. (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. (dönen billur) gök kubbesi. et suyu. (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. hazmı kolay, içimi güzel su. utanma teri. (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. (yasak su) şarap. kederden dökülen göz yaşı. (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. teselli âb-ı hayâtı. (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. içilir su, içme suyu. (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. (bkz: âb-ı hayât). (işret suyu) şarap. (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. (mavi su) Çin denizi. 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan).

âb-ı Meryem âb-ı meygûn âb-ı muallâk âb-ı musaffa âb-ı mün'akid âb-ı müncemid âb-ı mürde âb-ı mürgan

âb-ı mürvârîd âb-ı nâb âb-ı nâfî' âb-ı nâr âb-ı nârdân âb-ı neşât âb-ı puhte âb-ı püşt âb-ı rengîn âb-ı revân âb-ı rez, âb-ı rezân âb-ı rû (y) âb-ı rûşen âb-ı sebük âb-ı siyâh âb-ı surh âb-ı sükûn âb-ı şakayık âb-ı şeng âb-ı şengerfî âb-ı şîrîn âb-ı şor âb-ı tarab

1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) gök; 2) güzellerin çenesi. tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. donuk, akmayan su. 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık. (saf su) şarap. (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). (ateşin suyu) kırmızı şarap. 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. (neşe suyu) menî, mezî. 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) akar su; 2) meç. hayat. (asma kütüğünün suyu) şarap. 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. l)kırmızı su; 2) şarap. iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. (bkz: âbzen). 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. tatlı su, şerbet. l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci.

âb-ı Teberistan âb-ı Teberiyye âb-ı telh âb-ı tîg âb-ı yâkut âb-ı yeh âb-ı zehre âb-ı zer âb-ı zerd âb-ı zindegânî âb-ı zindegî âb-ı zîr-i kah âb-ı zülâl âb ü dâne âb ü kil âb ü tâb âb abâ

âbâ âbâ-i kenîsâiyye âbâ-i ulviyye âbâ ve ecdâd a'bâ ab'âb âbâb ab-âbiyyet âbâd âbâd Şems-âbâd Feyz-âbâd â'bâd âbâdân âbâdânî âbâdî abâdile

Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. 1) |acı su] şarap; 2) göz yaşı. kılıcın suyu. (yakut gibi su) kırmızı şarap. l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. (bkz: âb-ı hayât). (bkz: âb-ı hayât). l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. l) berrak su; 2) billur; 3) cam. su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. kilise ileri gelenleri. yüksek babalar. atalar, babalar ve dedeler. (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe. (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. güneşi bol olan yer. feyizle dolu olan yer. (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı].

Harb-ül-Abâdile âbâft âbâl âbâm âbân

âbân-gâh

abâ-pûş âbâr âbâr âbâr-gîr âbât abb abbâs Abbâsî

Abbâsiyân âb-bâz âb-berîn âb-câme âb-çerâ âb-çîn abd abd-i âsim abd-i müşterâ abd-ül-kadir âb-dâde abdâl abdâlân âb-dân âb-dâr âb-dendân âb-dest

(Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). (a.i. İbil'in c.) develer. (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. (f.i.) hesap defteri. (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. ışık. (bkz: nûr, ziyâ') (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. (f.b.s.) su cambazı. (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. (f.b.i.) su kabı. (f.b.i.) kahvaltı. (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). günahkâr, suçlu kul. para ile satın alınmış köle. 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz: mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3.

gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd abîd âbid âbid-âne âbidât âbidât-ı islâmiyye âbidât-ı kadîme âbidât âbide a'bide âbidevî âbidîn âbil âbile âbile-i pistân âbile-i rûh-i felek âbile-i rûz âbir abîr

âbirîn , âbirûn âbis âbis âbist âbistân âbiste âbisten âbisten-gâh âbistenî âbişhor âbişten-gâh âbişt-gâh, âbişt-geh âbiye âbiye âbkâme

âbkâr abkarî

(f.i.) kıvılcım. (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. islâm medeniyeti anıtları. ilk çağlardan kalma anıtlar. (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. (a.i. abd'in c.) köleler. (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. meme düğmesi, ucu. astr . yıldızlar. Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). (a.s.) alaycı, saygısız. (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. hâmile.2. dişi. (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. (f.i.) gebelik. (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh,âbişt-geh). (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında

âb-kend âb-keş âb-kûr âblîse âblûc, âblûk âb-nâk âb-nâme âbnûs abnûsî abnûsiyye âb-râh, âb-râhe âb-râne abrâş abre âb-rîz âbrûd absâl, âbsâlân âb-seyr âb-süvâr âb-süvârân âb-şâr âb-şîb âb-şinâs abt âb-tâb âb-tâbe âbû abûs abûs-ül vech âb-vend âb-verz âb-yâr âb-yârî âb-yârî-i himmet âbzen âb-zih âb-zürüft âc âc acâc

bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. aba(f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3. vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. (f.b.i.) sünbül; nilüfer. (f.i.) bahçe, park, koru. (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). (f.i.) nilüfer çiçeği. (a.s. ubûset'den) somurtkan. suratı asık, asık suratlı. (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. himmet yardımı. (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. (a.i.) fildişi, bağa. (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. (a.i.) 1. bulut. 2. duman.

acâfet acâib acâib-i seb'a-i âlem

Acâib-ül-Mahlûkat

acâibât

acâiz âcâk âcâl acâle acâlet acâleten âcâm a'câm âcân âcâr acc âcc accâc âce aceb a'ceb a'ceb-ül-acâib acebâ a'cef a'cel acele aceleten acem Acem A'cem acem-âne acem-aşîrân (makamı)

acem-aşîrân (perdesi)

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik. (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. (f.i.) toprak, (bkz: hâk). (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). (f.i.) polis. (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. (a.i.) bağırma, na're. (a.s. müen. âcce) kalabalık. (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. (a.s.) bir tane fildişi. (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). (a.s.) ince, zayıf. (a.s.) pek acul, çok acele eden. (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) (a.i.) harflere nokta koyma. (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acemî a'cemî acem-ırak acem-istân acemiyân acem-kürdî

acem-perestî acem-pûselik

acem-rast acern-uşşak acem-zirkeşîde Âcer âcer, âcir, âcürr a'cez aceze âcî acîb acîb-ül-kıyâfe âcib acîbe acîbe-i hilkat âcil âcil âcil-âne âcilen âcilen veya âcilen âcilen âcin acîn

(a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. (a.f.b.i.) iran ülkesi. (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). (a.i.) tuğla, kiremit. (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. (a.s. aceb'den) tuhaf. kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). (a.s. aceb'den) şaşılacak şey. (a.i.) şaşılacak şey. hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. er veya geç. (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

Lahm-i acîn acînî acîniyyet âcir âcîş aciz âciz âcizân âciz-âne âcizî âcizî âciziyyet acmiyy acn acûl acûl-âne acûz, acûze âcül âcür âcürî âc-üs-sinn acz

acz-i ikdâm âçâr

Âd

âd a'dâ a'dâ' a'dâ-yı dîn âdâb âdâb-ı asr âdâb-ı muâşeret âdâb-ı mutâvaat âdâb-ı münâzara âdâb-ı umûmiyye âdâb ve erkân a'dâd a'dâd-ı asliyye a'dâd-ı kesriyye

yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. (f.i.) üşüme. (a.i.). (bkz. acz). (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. (a.s. âciz'in c.) âcizler. (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. (a.i.) yoğurma. (a.s.) aceleci, içi dar. (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). (f.i.) geğirme. (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. (a.i.c.) âdetler. (a.s.) en zâlim, pek gaddar. (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. din düşmanları. (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. zamanın usulleri. içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri itaat usulleri. konuşma kaideleri. umûmî ahlâk kaideleri. yol iz, yöntem, sıra saygı. (a.i. aded'in c.) sayılar. gr. asal sayılar. gr. kesir sayıları.

mat. asal sayılar (aralarında). gr. sıra sayıları. gr. üleştirme sayıları. (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâseanat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili.

a'dâd-ı mütebâyine a'dâd-ı rütbiyye a'dâd-ı tevzîiyye a'dâd

adall

adâmet adarr adarr-ı müskirât a'dâs âdât âdât-ı medeniyyet âdât ü ahlâk adâvet add add etmek âde addâr aded aded-i âsam aded-i aslî aded-i âşârî aded-i ferd aded-i gayr-i muntak aded-i hakikî aded-i kesrî aded-i menfî aded-i mevhûm aded-i muntak aded-i müretteb aded-i müsbet aded-i rütbî aded-i rüûs aded-i silsile-i ale-l-vilâ aded-i tâmm aded-i tevziî adeden adedî, adediyye adediyyât adediyyât-ı mütefâvite adediyyât-ı mütekaribe a'del a'del-ül-âdilîn Âdem adem adem-i basîret adem-i dikkat

(a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). içkilerin en zararlısı. (a.i. ades'in c.) mercimekler. (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. medeniyet âdetleri, usulleri. sosy. töre, fr. moeurs. (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. 1) saymak; 2) itibâr etmek. (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. (a.i.) denizci, gemici taifesi. (a.i.c. a'dâd) sayı. mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. mat. asıl sayılar, mat. ondalık sayılar. mat. tek sayı. mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. mat. gerçek sayı. mat. kesir sayılan. mat. negatif sayı. mat. -sanal sayı. mat. rasyonel sayı. sosy. tamsayı. mat. pozitif sayı. mat. sıra sayılan. fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] mat. aritmetik dizi. mat. tamsayı. mat. üleştirme sayıları. (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. (âdillerin en adaletlisi) Allah. (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) (a.i.) yokluk, bulunmama. basiretsizlik, görüşsüzlük. dikkatsizlik.

adem-i emniyet adem-i ifâ adem-i ihtimâl adem-i iktidâr adem-i imkân adem-imtizâc adem-i inkıtâ adem-i inzibât adem-i irtibât adem-i istikrâr adem-i istimâ' adem-i iştihâ adem-i itâat adem-i ihtilâf adem-i i'timâd adem-i kabûl adem-i kifâyet adem-i levn adem-i lüzûm adem-i merkeziyyet adem-i mes'ûliyyet adem-i mevcûdiyyet adem-i mutâbakat adem-i muvâfakat adem-i muvaffakiyyet adem-i müdâhale adem-i müsâade adem-i müsâvât adem-i nezâfet adem-i riâyet adem-i salâhiyyet adem-i sebât adem-i tâbiiyyet adem-i ta'kip adem-i tecâvüz adem-i te'diye adem-i tenâzur adem-i temyîz-ül-elvân adem-i teslîm adem-âbâd âdemân âdem-hâr âdemî ademî, ademiyye âdemiyân âdemiyâne

güvensizlik. yerine getirememe, yapamama. olamamazlık. 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. imkânsızlık, olamazlık. birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. kesilmezlik. yasavsızlık. mant. ayrıklık, fr. disjonction bir halde durmazlık. huk.dâvanın dinlenmemesi. iştahsızlık. itaatsizlik. anlaşmazlık, uyuşmazlık. güvensizlik. kabul etmeme. yetmezlik. biy. akçınlık, fr. albinisme. gereksizlik. bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. yokluk. uymazlık, uyuşmazlık. razı olmayış. muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. karışmamazlık. müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. -eşitsizlik. pislik, kirlilik. riayetsizlik, saygısızlık. -yetkisizlik. sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. sosy. -bağımsızlık. huk. -kovuşturmazlık. saldırmazlık. ödememe. kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. astr. renk indisi,fr. indice de couleur. eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. (a.f.b.s.) insan yiyici. (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca

âdemiyyet âdem-küş âdem-pîrâ âder âder ades adese adese-i ayniyye adese-i mer'iyye adese-i mütekarib adesî âdet âdet-i ağnâm âdet-i gulâmiyye âdet-ullâh âdetâ âdeten adevân, adv adgâs adgâs ü ahlâm adhâ îd-i adhâ adham âdî adîd, adîde emsâl-i adîde adîd âdil, âdile Şâhid-i âdil Âdil-şâhî Hükûmet-i âdile adîl âdil-âne âdilî adîm adîm-ül-imkân adîm ü heder (eylemek) adîmet-ül-cenâh adîmet-ül-ercül adîmet-üt-tüveyc adîm-ün-nazîr âdîne âdîş

(a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. (a.f.b.s.) adam öldüren. (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. (a.s.) kasığı çıkık [adam]. (f.i.) ateş. (bkz: âzer). (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. koyun ve keçiden alınan resim. işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. Tanrı töresi. (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. (a.i.) hızla koşma. (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, karışık rüyalar tarzında kullanılır (a.i.c.) kurbanlar, Kurban bayramı. (a.s.) iri yapılı [adam]. (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. (a.s.) çok, bir çok. bir çok benzerler. (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım. (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). adaletli, doğru şahit, tanık. g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. (a.f.i.) adalet, doğruluk. (a.s. adem'den) yok olan. imkânsız, olamaz. yok etmek, ziyan etmek. zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. zool. ayaksızlar, fr. apodes. bot. -taçsızlar, fr. apetales. (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. (a.i.) cuma günü. (f.i.) ateş.

(a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. günlük, ufaktefek, değersiz işler. 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış. âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. âdiyât âdiyât-ı umûr âdiyen âdiyye Eyyâm-ı âdiyye

afen âfend âfendâk

(a.i.) çürüme. (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz.

âftâb-ı mağribî âf-tâbe âftâb-gerdan âftâb-gerdek âftâb-gerdiş âftâb-gîr âftâbî âftâb-iştihâr âftâb-perest âftâb-rû[y] âftâb-ruh âftâb-süvâr âftâve âfûr afüvv afv afv an-il-cerâha

afv an-il-cinâye

afv an-il-kat' afv an-il-kısas afv an-il-şecce

âgâh, âgeh âgâh-ân âgâhî, âgehî âgal âgaliş âgande âganî agarr

agarr-ül-eyyâm

kılıç. (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âb-tâbe2). (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). (a.i.) belâ kasırgası. (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. en sıcak gün.

âgaşte agavât agayân âgaz âgaz-ı zenbûr âgaze âgaze-i Kâbilî âgaz-gâh agbâ agber agbes agbiyâ agdiye âgen âgene âgende âgende-gûş âgeste , âgeşte agfer agfer-ül-gafirîn agırrâ âgıye âgîl âgîn -âgîn Vahşet-âgîn âgiste âgîş aglâk aglâl aglâl ağlât agleb agleb-i ihtimâl aglef aglez aglime agmâd agmâd-ı süyûf agmâr agmâz agnâ Ağnâm

(f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. (a.s.) çok tozlu. (a.s.) kül rengi. (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). (f.i.). (bkz: âgande1) (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. affedenlerden en çok affeden, Tanrı. (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f.i.). (bkz. âgul). (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. büyük bir ihtimâl. (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. kılıçların kınları. (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. (a.i. ganem'in c.) koyunlar.

ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek], (bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır.

âh ah, ahâ ah li-ümm ahabb ahâbir ahâbiş ahad âhâd-i nâs ahad-ül-ahadeyn âhâd ahadd ahâdîd ahâdîs ahâdiyyet ahadü-hüma ahaff ahâil ahakk âhâl ahâlî

ahâlî-yi asliyye âhâr aharr ahâsîf ahâsin ahass ahavât ahaveyn

ahazz ahbâ ahbâb ahbâr

ahbârî ahbâs

ahbâz ahbel ahbel ahben

(müşterek) ah, yazık. (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). baba ayrı, ana bir kardeş. (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. (bkz: avâm). emsalsiz, eşsiz (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). (a.b.zf.) ikiden biri. a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. asıl sahipler, otokton (yerli) halk. (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer şeyler. (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. (a.s.) rivâyetçi. (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. (a.i. hubz'un c.) ekmekler. (a.i.) böğrülce tanesi. (a.s.) divâne, deli, kaçık. (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse.

ahbes ahbeseyn ahbeş ahbiye ahcâl ahcâr ahcâr-ı dalle ahcen ahceste ahd Ahd-i atîk ahd-i cedîd ahd-i karîb ahd ü peymân ahda' ahda ahdâk ahdân ahdar ahdâs ahdeb ahdeb ahdebiyyet ahder ahder ahderiyy ahdî ahd-nâme âhek âhek-i siyâh âhek-i tefte âhen âhen-i cüft, âhen-i gâv âhen-âşiyân âhenbe

âhen-câme âhen-cân âhen-dest âhen-destâne âhen-dil âhene

(a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). (a.i.) Habeş, Habeşî. (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. (a.i. hacer'in c.) taşlar. coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. yakın zaman, evvelki zaman. yemin, and. (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. (a.s.) kambur. (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. (a.i.) kamburluk. (a.s.) şaşı adam. (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. (a.i.) yaban eşeği. (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). (f.i.) kireç. rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. sönmemiş kireç. (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. saban demiri. (f.b.i.) dikiş yüksüğü. (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber" de denilir]. (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). (f.i.) demir halka.

âheng âheng-i esvât

âheng-i ezelî âheng-i savâit âheng-i selâset âheng-i taklîdî

âheng-i tarab âheng-i tasîrî

âheng-dâr âhen-ger âhenger-i gayret âhengerî âhen-hâ[y] âhenî, âhenîn âhenîn-ciger âhenîn-dil âhenîn-reg âhen-keş âhen-pûş âhen-reg âhen-rübâ âhen-sâ, âhen-sây âher âher-ün-nehr âheste âhestegî âheste-rev ahfâ ahfâd ahfâs ahfaz ahfeş

ahfiye

(f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. gr. sesli, uyumu. ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. (f.b.i.) demirci. gayret demircisi. (f.b.i.) demircilik. (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. (f.b.s.) cesur, dayanıklı. (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. (a.s.) başka, diğer, gayrı. ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar.

ahger ahger-i sûzân ahgül ahibbâ ahid ahid-nâme ahid-şiken ahîha âhîhte ahillâ ahille ahîr âhir âhir-kâr âhir-ül-emr âhir-bîn âhire âhire âhiren ahîren âhiret âhiretlik âhirîn âhirûn âhir-zamân ahissâ âhiyâne âhiyye ahîz âhiz ahiz âhize ahkab ahkad ahkaf ahkâm ahkâm-ı adâlet ahkâm-ı adliyye ahkâm-ı âmire ahkâm-ı asr ahkâm-ı nâhiye

(f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. yakıcı kor. (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal. (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). (a.i.) (bkz. ahd.) (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. (a.i.) bulamaç denilen yemek. (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. (a. zf.) nihayet, son olarak. (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. en nihâyet, sonunda. (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. (a.s. âhir‘in müennesi). son. (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. (a.zf.) sonradan. (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. (―kab‖ uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. (―kad‖ uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). adalet hükümleri. 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. huk. emredici hukuk kuralları. asrın hükümleri. huk. yasaklayıcı hukuk kuralları.

ahkâm-ı nusret ahkâm-ı şahsiyye ahkâm-ı şer'iyye ahkar ahkem ahkem-ül-hâkimîn ahker ahkûk ahlâ ahlâb ahlâf ahlâf ahlâk ahlâk-ı fâzıla ahlâk-ı hamîde ahlâk-ı hasene ahlâk-ı umumiyye ahlâk-ı zemîme ahlâkıyyât ahlâkıyyet ahlâkıyyûn ahlâl ahlâm

ahlas ahlât ahlât-ı fâside ahlât-ı mahmûde ahlat ahlef ahles ahliyâ ahmâ anmâ ahmak ahmak-âne ahmakî ahmakiyyet ahmâl ahmâl ve eskal

1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. huk. şahsî statü, fr.statut personnel. huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. (a.i.) ateş koru. (f.i.) ham zerdali. (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler. (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. faziletli huylar, iyi ahlâk. övülecek huylar. güzel huylar. (bkz: âdâb-ı umumiyye). kötülenecek huylar, kötü (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. bozuk usareler. normal durumdaki usareler. (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. (a.s.) solak [adam]. (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ağır yükler.

ahmâs ahmâs-ül-kadem ahmed Ahmed-i Muhtar âhmend ahmer Mevt-i ahmer ahmer-i safrâ ahmerân ahmes ahmez ahnâ' ahnâ' ahnâs ahnâsiyye ahnef ahnes âhond ahrâ ahrab ahrâc ahrad ahrak ahrâm

ahrâr ahrâr-âne ahras ahrâs ahraz ahre Ahreb

ahrec Ahrem

ahremî ahres ahreş ahret ahretlik ahriyân ahruf

(a.s. humus'un c.) beşte birler. anat. ayak tabam. (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Hz. Muhammed. (f.s.) yalancı hîlekâr. (a.s.) kırmızı, kızıl. kanlı ölüm. biy. öd şansı, fr. billirubine. (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. (a.s.) basık ve sivri burunlu (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. (a.s.) daha lâyık, münâsip, (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar. (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. (a.i.) veresiye. (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). (a.s.) [at v.b.] alacalı. (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. eski [şey]. (a.s.) sert, katı [şey]. (a.i.) (bkz: âhiret). (a.i.). (bkz. âhiretlik). (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler.

ahsâ ahsar Kelâm-ı ahsar ahsâs ahseb ahsem

ahsen ahsen-i takvîm ahsen-ül-hâlikîn ahsen-el-kasas ahsüme ahşâ ahşâ' Ahşâb ahşâm ahşef ahşen âhşîc, âhşîg âhşîcân âhşîg âhşîgân ahşîşân âhşüme Ahşâ ahşâ' ahtâb ahtal ahtam ahtâr âhte

Ahtem ahter ahter-i dün-bâle-dâr Ahterân ahterbîn ahter-gû Ahterî-i Kebîr ahter-sûhte

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer. (a.s.) en kısa, pek kısa. en kısa söz. (a.i. hiss'in c.) duygular. (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. (a.s.) uyuz [adam]. (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. (f.i.) zıt ve uygunsuz. (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (a.i. hatab'ın c.) odunlar. (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı]. (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. (a.s.) siyah şey. (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). kuyruklu yıldız. (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz.

ahter-şinâs ahter-şümâr ahû âhû âhû-yi âteşîn-dem âhû-yi çîn âhû-yi bezm âhû-yi Çîn âhû-yi dünbâle-dâr âhû-yi dünbâle-keşîde âhû-yi felek âhû-yi harem

âhû-yi hâveri âhû-yi leng giriften âhû-yi ner âhû-yi sifîd âhû-yi simîn âhû-yi şîr-efgen, âhû-yi şîr-gîr âhû-yi tatar âhû-yi zerîn âhû-beçe âhû-bere âhû-bere-i felek âhû-çerende âhû-dil âhû-güzeşt âhû-mâde âhûn âhûn-ber âhûn-bür âhû-nigâh âhû-pâ âhûr âhûr-i çerp âhûrî âhuvân âhuvâne âh u zâr ahvâl ahvâl-i âlem ahvâli askeriyye ahvâl-i hâzıra

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. Güneş. Güneş. bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. güzelin sihirli gözü. kenarı sürme ile genişletilmiş göz. Güneş. 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. Güneş. (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. erkek ceylan. seçkin dilber. sâkî; 2) sevgili. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. Tataristan'ın mis karacası. 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. (f.b.i.) ceylan yavrusu. Güneş. (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. (f.b.i.) dişi ceylan. (f.i.) delik, yarık, lâğım. (f.b.s.) kara hırsızı. (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. (f.i.) ahır, dam. yiyip içme bolluğundan kinaye. (f.i.) hardal. ceylanlar, karacalar. (f.zf.) ahuca, âhucasına. (f.b.i.) ağlayıp inleme. (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. dünyanın gidişi. askerî durumlar. zamanın şartları.

gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk.

ahvâl-i ism

ahz ü sirkat ahz ü siyâset ahzâ ahzâb

ahzad ahzân ahzâr ahzar ahzeka ahzel ahzem ahzen ahzer âib Âid âidât âidât-ı ticâriyye

âide âidiyyet âik, âyik âika âil, âyil âile âile-perver ailevî âilî ainne âiş âiz aizze âj âjeh âjende âjeng âjig âjîh

ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). yakalama ve öldürme. (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. (a.s.) beli kırılmış [adam]. (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. (a.i.) ait olma, ilişkinlik. (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). (f.i.) çamur, harç [binalarda]. (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. (f.i.). (bkz. ârîğ). (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak.

âjîne âjîr

âjirâk âjüg â'kab akab Akabinde akab-ı leşker akabât akabe akab-gîr akab-gîrân akabî akab-rev akade akaid akaid-i dîniyye akaik akaim ak'ak akakir a'kal âkal Akalim akall akall-i kalîl akalliyyet

akam akam akamet akar Akarât akaret akarib akarib akas akasî akasır

(f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. arkası sıra; derhal. bir asker kolu veya kıtasının gerisi. (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire). (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. (a.s.) önceye ait. (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). (a.i.) saksağan. (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). azın azı, en aşağı. (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). (a.i.) pis kokulu olma. ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır).

Akasîm Akavîl akbeh akbel akbiye akd

("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik. akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören.

âkıbet-bînî âkıbet-endîş akıl âkıl âkıl-ül-ukalâ âkılân âkılâne âkılât âkıle âkım âkır akıs âkı âkıs akîb âkib Akib akid âkid akîde âkideyn âkif akîk akîk-i Yemânî akîk akika âkil âkil-ül-beşer âkil-ül-cerrâd âkil-ül-esmâk âkil-ül-haşâyiş âkil-ül-haşerât âkil-ül-hevâm âkil-ül-hubûbât âkil-ül-lühûm âkilet-ül-ekbâd âkil-ül-küll âkil-ül-lahm âkil-ün-nebât âkil-ün-nemel âkil-üs-semek âkile Akim

(a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. (a.f.b.s.) sonunu düşünen. (a.i.). (bkz. akl). (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. akıllıların akıllısı, çok akıllı. (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). (a.f.zf.) akıllıcasına. (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). (a.s.) inatçı. ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. (a.s.) pis kokulu. (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). (a.zf.) önce. (bkz: akeb). (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. Yemen akîki. (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], insan eti yiyen [adam]. çekirge ile beslenen. zool. balıkçıl, fr. piscivore. zool. otçul, fr. herbi-vore. zool. böcekçil, fr. in-sectivore . haşaratla beslenen. zool. tanecil, fr. grani-vore. zool. etçil, fr. carni-vore. (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. her şeyi yiyen. et yiyen, etçil.. otla beslenen, otçul. zool. karınca yiyen. balıkla beslenen. (a.i.) hek. yenirce denilen yara. (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr.

âkinc akir âkis akis âkise akk akk akkâm akl akl-ı bâliğ akl-ı beşer akl-ı evvel akl-ı fa'âl akl-ı hayvânî akl-ı ilâhî akl-ı insânî akl-ı küll akl-ı maad akl-ı maaş akl-ı nefsânî akl-ı selîm akl-ı şeytânî aklâm aklâm-ı devlet aklâm-ı sitte aklen aklen ve naklen aklî aklî ma'lûliyyet aklî muvâzene akliyyât akliyye akliyyûn akm akmâr akmed akmer akmî akmise akmişe aknâ akna' aknân akrâ'

(f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. (a.i.) . (bkz. aks). (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). (a.s.) serkeş, inatçı. (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. (a.i.c. ukul) akıl, us. ergin kimsenin hâli. insan aklı. 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. tanrı zekâsı. insan kavrayışı. tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. geleceği kavrayan akıl. geçim fikri. kendini koruma içgüdüsü. sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). şeytanî zekâ. (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. resmî dâireler. [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. (a.zf.) akıl ile, akıldan. akıl ve nakil yoluyla. (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. akıldan hasta olma. zihnî denge. (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. (a.s.) ensesi uzun ve kalın. (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış bezler, dokumalar. (a.s.) ince ince yumru burunlu (a.s.) en çok kanaat eden [adam]. (a.i. kınn'ın c.) kullar, köleler. (a.i. kara'nın c.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).

(a. (bkz.) 1.) kısırlık. yaşıtlar.i.s. daha. fr. saatin kısa ibresi. insanı akrep gibi sokan kimse.) akrebe ait. uzak doğu. 2. (a. 2.c. (a.) zool. boydaşlık.) çatık kaşlı [adam]. (a.i. (a. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. 2.) aralannda soy yakınlığı olanlar. (a.i.c. yankı. [aslı akribâ' dır]. çevik. (a.) 1. (a.i. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca. çıplak [dağ]. (a.) 1. 3. 2. mefkure. huk.) eş ve benzer olanlar. ayakkabı bağı. (a.) kırık şey.i. 4.s. reaksiyon.i.) yuvarlaklar.s. karîb'in c. çarpıp geri dönme. scorpionides. 4.) akran oluş. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme. rütbelerin en büyüğü. (a.) alnı beyaz at.i. (a. en sağ. tepki. uzak. dâireler.) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan. saatin kısa ibresi. kusvâ). zıt teorem. akrepler. 2. (a. kusb'un c.i. çemberler.i. rütbelerin en ilerisi. 2. zehirli ve tehlikeli hayvancık. başının saçı dökülmüş olan. (a. kurs'un c. Japonya. karşısav. akranlık.i. uzak batı. Çin. (a. fr.i. lât. 3. (bkz: akraba). ekasî) son.s. sonra oğlu A ya. akarîb) 1. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır.i. çatışkı.s. yaşdaşlar.) karîn'in c. scorpius. ed. pek) yakın. (a. ukûs) çarpma. ülkü.) parçalar. kısm'ın c. akrep şeklinde.). fr. astr.i. (a.c.s.) erkek akrep. .) dişi akrep. 1. (a.i.) büyük bağırsaklar. (a. en sol. bölümler.f. küçük akrep. arzuların son haddi. sonra çocuklarına şart etse. (a.i. (a.akra' akrabâ akrah akrân akrâniyyet akrâs akre akreb akreb akreb-i mekniyyât akrebâ akrebe akrebek Akrebî akrebiyye Akren akret akribâ akriha akrubân aks aks-i da'vâ aks-i müddeâ aks-i mülevven aks-i sedâ aks-ül-amel aksâ aksâ-yı emel aksâ-yı garb aksâ-yı merâm aksâ-yı merâtib aksâ-yı şark aksâ-yı yemîn aksâ-yı yesar aksâ-l-merâtib aksâb aksâd aksâm (a. zekî bir câriye. ideal.s. en son. dişi akrep. (bkz. (a. mec. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur]. karah'ın c. renkli akis. (a.) 1. scorpion. karîb'den) (en. temiz su. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine. ağaçsız tarla. akribâ).s. dazlak.i.

(a. fiil.i. filozofça sözler. ilgiyi kesmeler. (a. contraposition. kavisler. paylar. kızıl çehreli [adam].) 1. gebe [hayvan]. yolların en kısası. viraar. (a. beylik arazîler.f.c. inatçı. kutb'un c. akasır) en (daha.) sağlam ve kuvvetli olanlar.) kırmızı yüzlü.) eli kesik [adam]. lâkırdılar. muzâaf. yenilecek şeyler. azîzler.s.) baykuş.) 1.i. kırılmalar. (a. ısıran. çok) doğru. (a. yaylar. 2. (a.s. (a.i. 3. geçim. (a. günlük yiyecekler. bir memleketin hudut bölgeleri. i. 2.) pamuklar.i.s. kavs'in c.i.) sahipler. reaction. yegâne arzu. uğursuz.i.) kudurmuşcasma. ecvef' bölümleri.) toz. i.i. nakıs. fiz. (a. kavim'den) en (daha.s.i. (a. kutn'un c. ulular. lefîf. harf" bölümleri.) milletler. azıklar. mehmûz. günlerin en kısası. anasına babasına itaat etmeyen.s. 3.) evin önündeki açık meydanlık.aksâm-ı kelâm aksâm-ı seb'a aksâm-ı selâse aksar aksat aksât aksâ-yı bilâd aksâ-yı murâd aksâ-yı şeb aksâ-yı terakkî aks-el-gâye aks-endâz akser akser-i eyyâm akser-i turuk aksî aks-i mürekkep aks-i te'sir akşer akt akta' aktâ' aktâb aktân aktâr âkû akûb akuk akur Kelb-i akur akur-âne akvâ akvâl akvâl-i hakîmâne akvâm akvâm-ı beşer Akvâs akvât akvât-ı yevmiyye akvâz akve akvem akveriyyât. kesmeler. dönemeçler.. pek doğru şey. ters.b. efendiler. pek.s. zıt.s. (a.i. (a.s. tersevirme.).s.i.) tararlar. söz bölükleri. azgın. (f. (a. (bkz: gubâr). kuduzcasına. akser).) kum tepeleri. (a.) sözler. (a. akverîn akves akviyâ' gr. nasipler.i. 2. "isim. fr. sıkıntılı vakit. geçimsiz. pek) kısa. ve s.) büyük belâlar. (a.) 1. avlu. kavl'in c. (a. c. huysuz. kavm'in c. (a. (a.i. fr. kavî'den) en kavı.) 1. (bkz. insan kavimleri. tepki. 2.s. kuduz [hayvan].) çarpıp duran. kutr'un c. ters. büklümler. kelimelerin " sahîh. uluslar. terakkinin son basamağı. (a. tarikat kurucuları. yanlar. en kısa yol.) vaktin tesbîti.zf. misâl. (a.) hisseler. puhu kuşu. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam]. çok kuvvetli. en son. (bkz: kutub).) yaralayan. kasîr'den. 'tepkime. 2.i. (a. (üç kısım) Arap gr. (a. . mant.i. 2. kut'un c. (a. kavî'nin c.) yemekler. (a. (a. kuduz köpek. (a.s. kavz'in c. en son gaye. (a.i. gecenin son demleri. (yedi kısım) Arap gr. kim. kuru ayaklı hayvan.) 1. kıst'ın c.f.) 1.s.

alâka-dâr'ın c. sülâle. 2. âlâ cery-il-âde (a.s.f.zf.). pıh-tımsı. olduğu kadar.zf. (a. alâ-eyyi-hâl (a. hirudinees. büyüklük. evlât. üzere. alâ hâlihi (a.) hîle. (a.s. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin. a'lâ (a. ale (a.) her halde.) nişanlar. âlâ (a.*ilgi.) anat. alefin c. alâ-hide (a. pek) bilgin. alâim (a. i. aile. âl-i kadir kadri. alâka-bahş (a. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi]. sülük. alâkiyye (a.i.zf. âlâf (a.) rütbece yükseklik.zf.).) zool. (a. Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme. âl-ül-âl pek yüksek.) 1.) güç yettiği kadar. alâk (a. akyise akzâ akzel akziye âl âl âl-i abâ .i. alâim-i semâ. çok topal.s. fr.) üst. (a. 2.i. sülük nevinden [müen.) ayrıca.b. 2. e d. (bkz.i. zf. pıhtılaşmış kan. kıyâs).s.) sakız. düzen. dek. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. alâ kadr-il-imkân alâ kadr-il-istitâa (a.i. a'lâf (a. alâ kadr-it-tâka (a.) 1. "ilişki. alâka (a.zf. âlâ (f. kıyâs'ın c. alâ kil-et-takdîreyn (a. alâka-dârân) ilgili. "ilişkiler. belgeler.i. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak. alâka-dârân (a.i.) şöyle böyle.zf. alak-ı dem kan pıhtısı. sülükgiller. sempatik. otlar. her nasıl olsa.) alâkalılar.) elden geldiği kadar. alâkavî (a.s. (bkz: âlî. pıhtı kabilinden olan. alâik. ilişikli. alâ külli hâl (a. alâ (a. şeref. alaki (a. alâ kavlin (a. kıymeti yüksek olan. c. bahşişler. şan.) birinin sözüne.) 1.b. hayvan yemleri. ulûfe'nin c. alâik (a.zf.) pek aksak.) (daha.i.s. âdyende.i. en. kazî. tek başına. kazâ'nın c. (bkz: münâsebet). (bkz: bi-eyy-i hâl).) olduğu gibi. iddiasına göre.s.) âdetin cereyanı üzere. (bkz: ulufe).) olabildiği kadar. ulüvv'den) yüce. meteor.) kirleten. torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi. âlâ.i. alâkat) l. (a.i. 2. 3.) ihsanlar.zf.) ilgilendiren. bâlâ). güç yettiği kadar. alâka'mn c.f.(a. ilgililer.s. (bkz.s. alâmet'in c.b. eyl'in c.f.zf.) "ilgiler. pek) yüksek. samanlar. damadı Ali. alâim-i cevviyye astr.i. elfin c. alâif (a.) hükümler. alak (a. (bkz: alâmât).) iki takdirden herbirine göre. 2. yüksek. (a.c. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir. âl (a.) 1.s. alakiyye].) binler.s. en. kadî'den) fıkıhda (daha.zf. kavs-i kuzah). alâka-dâr (a.s.

) Allah'ın farzettiği üzere. aygıtlar.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. has isimler.) 1.) üzere mânâsına acele üzere.) kederler. ilâve'nin c. (a. âlet'in c.) alev.) açıkça. işaret. (a. (a. fikrin elemleri. (a. (a. (bkz.zf. iri. yal. arma. alem'in c.) bu nimetler karşılığı üzere. hezl yoluyla gibi. belge. (a.) eğlence yoluyla. illet'in c. s. (f. âlâve alâ-vechi alâ vech-il-isti'câl alâ vech-il-ihâta alâ-vech-it-tafsîl alâ vefk alâ vefk-il-matlûb alâvî âlây âlây-ı vâlâ alâye (a.) rütbelerine ve derecelerine göre.zf. gurbet elemleri. hep beraber. herkesin önünde. yükseklik. üzüntüler ve hastalıklar.) ilâveler.) şahitlik yoluyla. ışık araçları.zf. herkesin gözü önünde.) şahit.i. söylenenlere bakılırsa. ışık vâsıtaları. (a.zf. sebepler.) açıkta. takımlar. herkesin önünde.zf. bir şeyin dış yüzü.i.) yüksek yer. .) kıyâs yoluyla.alâ külli şey'in kadîr a'lâl âlâm âlâm-ı fikr âlâm-ı gurbet âlâm u askam a'lâm âlâ mâ-faraz-Allah alâmât alâ melei-n-nâs alâ merâtibihim alâmet alâmet-i fârika alânî alâniyet alâniyeten alâ-rivâyetin âlâs âlât âlât-ı basariyye âlât-ı câriha âlât-ı katıa âlât-ı nâriyye âlât-ı rasadiyye âlât-ı tab'iyye âlât-ı ziyâiyye âlât ve edevât âlâ tarîkın alâ tarîk-ilhezl alâ-tarîk-il-hezl alâ-tarîk-il-icmâl alâ-tarîk-il-istişhâd alâ-tarîk-il-kıyâs alâ-tarîk-il-münâvebe alâ-tarîk-iş-şehâde alâ-tilk-en-niam âlâv.i. meydanda. yaralayıcı âletler.c. 5 .i. içine almak üzere.zf.i. damga. fiz. zf. elemler. fr.zf. alenen. (f. kabîle başkanlan.) her şeye gücü yeten. 3. alay suretiyle.zf.i. sızılar. astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler.) vâsıtalar. (a. alâmât. (a. kocaman. istenilene uygun olarak. alâim) l.i. (a. acılar. kederleri. sınır işaretleri. iz.) odun kömürü. ün. ayırıcı işaret. gözlük gibi optik âletler. (a. (a. kesici âletler.) rivayet edildiğine göre.zf. baskı âletleri. 2.) izler. 4. 2. açık. (a.zf.cü.i.zf.zf.i. (bkz: alenen).) nöbet yoluyla. (a. hep birlikte. ateşli silahlar.zf.i. (f. alâmet'in c. ahzân). hastalıklar. (a. (bkz: alâim). şöhret.inceden inceye. (bkz: ale--dderecât). 2. tanık göstererek. alenilik.zf. bayraklar.) gözö-nünde. (a. vatandan uzak kalma acılan.) 1.i. tafsîl üzere. (a. (a. cümbür cemaat.zf. nişan.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır. (a. sancaklar. sırasıyla. (a. 3.) alay. yüksek dağlar. 2. instrument d'optique. (a. (a. (a.elem'in c.i.) 1. avadanlık. nöbetleşe. gözle ilgili dürbün.) kısaca. (a. (a. nişanlar.

dalgınlığa getirerek. (a.zf.) yol yordam gereğince.zf. basbayağı. âlim'den) en (daha.) tuhaf. 2.c. (bkz: ekseriyyâ). avalim) 1.zf.) 1. boyuna.zf. fr. rastgele. (a.s. toplu olarak. 1. sülükgiller. (bkz: aceleten).) birer birer. (a.zf. sülü-ğümsü. boş bulunarak. 2.) bot.zf.) derecelerine göre. alûfe [ulufe olarak da kullanılır]. (a. bulaşma.) yemiş kapçıkları. a. gösteriş. [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. (a. ayrı ayrı. âlenıîn. (a. fr.i. sülük. (a. (a. âdet olduğu üzere.) umumiyetle. sınır işareti. fr. 2.) 1.) aralıksız. (a. (a.) dalgınlığa gelerek. kan pıhtısı.i.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. (a. capsules. husûsiyle. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak. (o.i.âlâyiş Alcem âle âle alebât alebe alebî. 8.zf. mutlaka. körlemeden. bilginlerin bilgini.) hele. i. bulaşıklık. fr. sarıgın altın teli. sünbül-i asâfir).zf. capsules. alebât) bot. minare tepesi. dudaktaki çatlaklık. (a.) körü körüne. hayvan yemi. alebiyye ale-d-derecât ale-d-devâm alef âlef âlek âlek aleka alekî alekıyye ale-l-acâib ale-l-acele ale-1-âde ale-l-amyâ ale-l-ekser ale-1-fevr ale-l-gafle ale-1-hâdise ale-1-hâdisiyye ale-l-hesâb ale-l-husûs ale-1-ımıyâ ale-l-ıtlak ale-1-icmâl ale-l-infirâd ale-1-istimrâr ale-l-iştirâk ale-l-ittisâl ale-l-kaide ale-l-kifâye ale-l-umûm ale-l-usûl alem a'lem a'lem-ül-ulemâ âlem (f. (a. genel olarak.zf. pek.zf. (a. (bkz. genel olarak. yulaf. alekat) 1.) yeter derecede. 2.b. (a.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek.) gölge hâdise. (f. bilgin.) uzun boylu.zf. (a. dünyâ. nasıl olursa olsun.i. 5.) daimî surette.c.i. fakirlik.zf. 2.i. 7. (bkz: âle.) hesaba sayarak. ale-1-amyâ). (bkz: âlek.s.) umumiyet üzere. cana yakın.zf. ("ka" uzun okunur.zf.s.) topluca. çarçabuk. epiphenomenisme.) müştereken. birden.i. epiphenomene. (a.i. alâmet. 3.) 1. a'lâf. (a.zf.zf. alebe'nin c. (bkz: garîb).i. teker teker. sürekli olarak.zf. (a. (a.) kaideye kurala göre.s. o.i. (a. defaten. 4 yüksek dağ. (bkz. saman. ençok. birlikte. uzun. nişan. 2. (a.) zool. cihan. (a.) körü körüne. çanak ile ilgili. (f.) çabucak.zf. (a.) aralarında fasıla olmadan. 2. depdebe. pıhtımsı (kan). sancak. çanaklar.i.) I. yemiş kapçığı.zf. (a. capsulaire.zf. bayağı. şaşılacak şey. çok) bilen.c. (a.) gölge hâdisecilik. âlimlerin âlimi.) çok vakit.c. çamur. dehr). [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir]. a. 6. . a'lâm) 1. (f.) çok veya en teklifsiz.s. (a. çokluk. tantana.s. (a. (a. birbiri ardınca. yemiş kapçıkları. çanaklar. (a.körlemeden. (bkz: alâ-merâtibihim).zf. sırasıyla.) 1. kan pıhtısı. ot. fr. (a. âlemûn. yapışkan balçık. (a. (bkz: ale-1-ımıyâ). sünbül-i asâfir). 2. (a. bayrak.) derhal. has isim.zf. yetecek kadar.

f. var olma dünyâsı.) cihanı parlatan.) bayrağı kaldırmış.s. alemiyyet (a. âlem-ârâ (a. âlem-i nâsût. halk. bayrak taşıyan.Tanrının bulunduğu dünyâ. âlem-i siyâset siyâset âlemi.içki âlemi. (bkz: âlemûn. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî.s. alem-dârî (a.) âleme mensup olanlar. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. lüzum. âlem-i kitmân saklı âlem. insanlar. mânâ.s. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı. âlem-i gayb görünmez âlem. bu dünyâ. 2. âlem-i ulvî ruhlar âlemi. bayrak kaldıran. eğlence. âlem-i lâhut Tanrı âlemi. âlem-i esbâb madde âlemi.) iki âlem.f. yükseltmiş. yaradılışın dördüncü basamağı. kişinin kendinden geçip daldığı âlem.) insanoğluna ya-kışırcasına. âlem-i anâsır. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır.f.s. c.f. âlem-i nâr ateş dünyâsı. âlemiyân (alemî'nin c.) bayrak çeken. 2. 4.f. öteki dünyâ. meç.) 1. âlem-i kudsî Tanrı âlemi. âlem'den.b. alemî (a. âlemâne (a. âlem-i şahâdet tas. 3. alem-efrâz (a. âlemiyân) cihâna mensup. dünyâyı süsleyen. âlem-i hâb uyku âlemi.i. âlem-efrûz (a. (bkz: sancak-dâr). [dünyâ ile âhiret |. alem-efrahte (a. âlem-i hiss.s. öteki dünyâ.) cihanı tutan. orta ait.s. siyâset dünyâsı. insanlar.b. dünyevî. içkili eğlence. fânî dünyânın dışında olan âlem. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem. alem'den) has isimle ilgili.) bayraktarlık. âlem-i mevâlid" de derler]. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı.b. 1.) âlemi. fânî dünyâ. bütün âleme yayılan.c.f. âbâd). bütün âleme ışık saçan. bu dünyâ. âlemi-yâne (a.i. insan. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir.i. dünyâyı zapteden.s. âlem-i kevn varlık âlemi. [Buna "âlem-i mülk. alem-dâr (a.f.s. âlemî (a.i. âlemeyn (a. (bkz: mânend. avalim).) dünyâya ait. âlem'in c. âlem-i menâm. âlem-gîr (a.b. âlem-i misâl uyku.b. en yüksek âlem. âlem-i istiğrak iç dünyâ. âlem-i ervâh ruhlar âlemi.f.s. âlem-i eflâk ü encüm. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. âlem-i fânî fânî âlem.) dünyâlar.f. âlem-i âb âlem-i âhiret âlem-i berzah âlem-i berîn âlem-i ceberût . âlem-i şems Güneş ve peykleri.b. âlem-i ma'nâ rüya âlemi.b. âlemîn (a.zf. rüya âlemi.

(a. (a-i.) 1. 2.s.) dünyâlar. en çok. (bkz: cihân-şümûl). (a. (f.s.f. bir boyda.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz. (a.b. açık müzâkere. (bkz: alâniyeten). gün doğmadan evvel.b.) senin üzerine. (a. besbelli. (a. mikrofon. (bkz: edevat). (a.) aşağı yukarı.zf. açıktan açığa. 2.b.s. uzun uzadıya. (a.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri.s.b.zf. zıt.) alevden fırlayan. kızılbaş.c.b.b.) 1.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli.f. aygıt.c.) gözönünde olma. (a.i. âlât) 1. vâsıta.zf. (a.) onun üzerine olsun. avalim). (a. şey]. (t.) alevlenen.) arası kesilmeksizin. 2. seher vakti.) açıkça.s. aleyhimâ aleyh-is-selâm aleyke (a.b. avadanlık. (bkz: alâniyet).f.zf. zf. (a.c. göz önünde. peki.) herkesin beğendiği [yer.) sırasıyla.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz. (a.) "baş ve göz üstüne" başüstüne. (t. gizli olmayan. meydanda olma.b. fr.) cihanı yakan.f.f.f.) dünyâyı parlatan.i.s. (a. (a. (a.e. 2.âlemli âlem-nümâ âlem-penâh âlem-pesend âlem-pîrâ âlem-sûz âlem-şümûl âlem-tâb Âlemûn alen alenen âleng alenî aleniyye Müzâyede-i aleniyye Müzâkere-i aleniyye aleniyyet ale-r-rağm ale-r-re'si ve-l-ayn ale-s-sabah ale-s-seher ale-s-seviyye âlet âlet-i musavvat âlet-i tecfîf ale-t-tafsîl ale-t-tahkik ale-t-tevâlî ale-t-tahmîn ale-t-tahsis ale-t-tertîb alevgîr alev-hîz Alevî alev-keş alev-rîz aley aleyh aleyhâ aleyh-dâr aleyhi aleyh-il-la'ne aleyhim.) alevlenen. siper.f. kararlamadan. (a. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi.zf. (a. (a. (bkz. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse. arka arkaya.) rağmen.b. (a.f.âlem'in c.) muhakkak surette. (a.) mufassal olarak. 3.i.) âlemi süsleyen. (a. (a.zf.b. istihkâm.zf.zf.b.f.i.t. (a. kurutaç. (a.s. göz önünde.) âlemin sığınacağı yer. (a.s.i.) alenî.f.) cihanı saran. parlayan.s. s. (a.i.i. (a.e. erkenden.) aşikâr.e.) açık.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde. (bkz: âlemin.b.c. (a.) dünyâyı gösteren. (a. .) alevlenmiş.)hususî olarak. (t.s. (a. (t.zf. (a.) sabahleyin. birbiri ardınca. muhakkak). makine. açık artırma. saldıran asker. (a.) 1. dessiccateur.b.s.s. (a. fız.) karşı. müsavat üzere.) karşı.zf. açık. bir düzen üzere. hele. (a.) seherleyin.) onun üzerine.f.f.s.c.zf. karşıt. aydınlatan.i.

) yem torbası. âliye (a.h.i.) âlimler. [ikincisi] kadın adı.s. meşhur bir çeşit lâle. 2.) 1. ulemâ') çok okumuş.s.b.) 1.) al renginde. râzık-ül-verâ).b.i. ilâh'ın c. bilgin.s. âlet'den) 1. âliye (a.s.) himmeti yüksek olan. alîf (a.].s.b. 2. okullar.b.zf. c. ıztırap çeken.) Allah.b. allık. âlim-âne (a.) tapınılan şeyler. ("gu" uzun okunur. âlî. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen.) âlime yakışacak surette.) hayvana bir defada verilen yem.b. serap.i. şan ve şerefi büyük olan.s.f. kör.s.s. alîm (a. çok talihli. 2.i.s.f. 2 . âlim'in c. 2. Tanrı. âlî-şân (a. ulüvv'den) 1. 3.e.s. ilm'den. âlî-cenâb-âne (a. alîl (a. âlî-güher (a.i.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve amcazadesi. âlihât (a. (a. âlî kadr (a. i.s. âlî-baht (a. [birincisi] erkek. aliyy (a. koyu ve parlak pembe. i. tanrılar.s. ünlü.f.) âlete mensup. derecesi yüksek olan. âlih (a.s. yemin edici. büyük.b. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim. bilginler. âlihe (a.) bizim üzerimize olsun. âlim (a. âlimân (a.) ilâhlar. cömert. (bkz.s.b. 2.f. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir].b.s. illet'den) l. yüce. meşhur bir çeşit lâle. yüksek kıymette olan. f. âlî-mekân (a. (f-s. alimallah (a. âliyye (a.) bir şeyin en yukarısı. âlî-makam (a.i.) Allah. âletle ilgili.i. âlete mensup. âlî-fıtrat (a.s.) soyu yüksek ve temiz olan.) 1.) alenî. âlim-ül-gayb (a. (bkz: a'mâ). âlih'in c. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir.zf. sakat. alî (a. âlî-cenâb (a. pusarık.b.) yeri. âlihât) tapınılan şey. mabutlar. mabut. Âliye (a.s.i.) yüksek. dördüncü halîfe.) 1. âlî.f. hasta.) yüksek rütbeli.) Allah bilir ki. tepesi. necip.s.) bahtı yüksek. 2.) (bkz: civân-merd-âne). alîn (a. çok kıymetli. kederli. Aleyküm aleynâ âlgûn âlgune . şerefli.) elemli.) sizin üzerinize. 2. ilm'den) çok bilen.s. ulu.) makamı yüksek. âlim-ül-guyûb (a.) yüksek yara dılışta olan.b.it. çok takdir edilen.) hafif mizaçlı. haysiyetli kimse. eden. âlim (a.e. âlih (a.b. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler.i.s.b.f.(a. âlî-câh (a. âlî-himmet (a. alîk-üd-devâb yem torbası. çok saygıdeğer.it.) mayası yüce olan. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün.c. alîk (a. âlî tebâr (a.f.zf.s. [Allah'ın sıfatlanndandır. meşhur.

şeftali.s. bulaşmışlar. alyâ (a. Hûda).) namussuz kadınlar. 2.i. garkolmuş. 2. Allah. alûfe (a. en a'lâ. Allah adamları.) vişne.i. kendisine güvenilmesi caiz olmayan [kimse].i. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur.s. (f. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].) günahkârlık. 2. câhil. âlûde-gân) bulaşmış. s.s.) 1.s. acı hıyar.) en yüce. Allâhân (a. âlufte-gân) 1. ahşkan. Türkistan eriği. alışık.) fil yılı.s.) nazlanarak göz ucu ile bakan. (a.s.) acı hıyar. yağmur bulutlan. Allâhî (a. manevî körlük.c. sözünde durmaz. (bkz. âlûde-dâmenî (f.) Tanrı. âlüfte'nin c. âlûde-gî (f. görmezlik.) en iyi. a'mâ (a. âl-ül-âl (a. allâm.c. Zerd-âlû [canerik] zerdali.i.Allâhî'nin c. âlüfte-gân (f.i. âlûde'nin c. âlûde-dâmân.) çifteli [at]. saldırıcı. ilm'den) çok bilgin. [Allâm. âlûsî (f.s. (a. dönek. amâ (a. bulaşıklar. 2. iffetsiz.i. Halik.s.b. acılık.) sakızcı. çifte. kör.) eteği bulaşık.i. [Farsça "âlîzîden" mastarından]. (bkz. en üstün. ermişler.i. allame (a.c.i. âlû-bâlû (f.i. veliyy-ullah). acı tat. Rabb. âlûde-dâmânî. gök. âlû-gürde (f. Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim. âlüfte (f. 1) tasdik işareti. yükseklik.c. âlû-yi Buhârâ 1. Allâhiyân (a-i. 2. iffetsiz [kadın].) Allâhîler. bulaşık. 2. tüylü erik. ulufe). ulüfün c.b. erik. allâk (a.i.i. âlûs (f. (a. âm-ı mukabil gelecek sene. fahişe. yüksek yer.i.) can eriği.) 1. suçlular.i. meç. 2.) 1.Ulûm-ı âliyye aliyy-ül-a'lâ âlîz âlîzende alkam alkame Allah Allah-Muhammed-Alî teknik bilgiler. bilgisizlik. âlûde-dâmen (f. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği.) 1. namussuz kadın. âm-ül-fîl (a. bulaşıklık.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma. 2) yemin.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır].f.i. âm-ı kâbil. âlû (f.) 1. âlüğde (f. [Hrisriyanlann "Pederoğul-Ruhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir]. a'vâm) sene. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan.i.b. 2.) Allah adamları.s. allak (o.zf.) şiddetle saldıran. (bkz: aşüfte). s. veliyy-ullahlar. (a. dalmış.i. 2.b. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan. körlük. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir].) 1. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir. Allah'ın sıfatıdır]. âlûde-gân (f. Allâhiyân) Allah adamı.i.zf.) 1.) kıç atma. yıl. önümüzdeki yıl.i. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen. âlûde (f. tuğla fırını.b. (f. .c. âlûd.) 1. âm (a. yücelerin yücesi.

i.i.i. hoşa gidecek tuhaf. âhen-i gâv). (a. ümitler.) hazır. inceleme.i. dört işlem. (a. hazırcevap [kimse].) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim.s.) kabarcık.i. (a. yaşayışlar. kavmin emelleri. (a.) kast. (a.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi.) nişan yeri. (bkz: kasden). nişan atılacak yer.i.) ummalar. hedef. nişan tahtası. edi yitimi. (bkz: umk). (f.) göz pınarları. apraksi. karında su birikme hastalığı. bayındırlıklar. (bkz: âhen-i cüft. (f. ömr'ün c.f. (bkz: şüd). başa sarılan şeyler. geliş-gidiş. yaşanılan müddetler. amm'ın c. varıp-gelme.i. b. emân amân-nâme a'mâr âmâr. 3. hesap. (a. (f. hazırlık. korkusuzluk.) derinlikler. yer derinlikleri.) gelme.) amcalar. dilekler.fr. (a. (bkz: imaret). metalürji. . (bkz. 2. ma'mûreler.i. yazı hokkası. (a. – (f. saban demiri.b.i. (a. say man. (a. renk körlüğü. 2.) isteyerek ve bilerek.) işler. eziyetli.i.zf.) 1.i. geliş. emel'in c. amâyir amâir-i hayriyye âmâk a'mâk a'mâk-ı zemîn amâkat a'mâl a'mâl-i erbaa a'mâl-i hasene a'mâl-i mürekkebe a'mâl-ül-ma'den a'mâl-i şakka âmâl âmâl-i kavm âmâl-i ma'sûmâne Amalika a'mâm amân. psik.i. 4. 2. mathematique.i. mat. (f.) divit. ma'sumcasına emeller. bağış. geldi-gitti.i. (a. (f. hayır müesseseleri.i. istekler. operation composee. imâme'nin c. (f. umk'un c. psik. (f.i.i.) muhasebeci.) herkesin girebildiği umûmî yer. [toplama.i. maak ve mauk'un c.) 1. 2. zahmetli işler. bölme]. amel'in c. 1. geldi -gitti.) 1. karar.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı.b. baş zırhlan. (a. sinler.b.i.âmâc âmâc-gâh. ıstıraplı.i.) 1. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar. niyet. eminlik. çarpma.h. âmâc-geh âmâde âmâde-gî âmâh amâim amâir.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık. mat. âmâre âmâre-gîr amâs -âmây a'mâ-yı elvân a'mâ-ül-eşkâl amd amden âme âmed âmed ü reft âmed ü şüd âmedci âmede-gû âmeden-gâh (f. işlev yitimi. şiş (bkz: âmâs).j-I (f. yaşlar. (f.b. (f.s. 2. (a.i.i. (f. geliş-gidiş. (f. akromatopsi.) âmâdelik. hazırlanmış. fr. güzel işler.) derinlik.i. bağışlama. karışık işlem. 3.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse.i. garip şeyler. süsleyen. âmâh).) sarıklar.t.) dolduran. çıkarma. (a. (f. imâret'in c. hayatlar.s.) 1.

) fiilen. pek yaşlı.cü.tar.s. çiftleşme.senevî. amûd'un c. karışık olan.s.s. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi.i. operasyon.) Diyarbakır'ın eski adı. yıllık.s.) hastaların ameliyat yapıldığı yer. fr. kolonlar. (bkz: âmenna).b. sürgün. (a.) hakikî [mecazî karşılığı]. gözü zayıf olma.f.s. vâlî. ayak. c. önder. 2. (a. niyet. karışık. diyecek yok.) gümrük vergisi. âmihe]. karışmış. amel'den.) emeli olan. leyleklerin gelmesi. genel. 3.i. başlıca nokta.i. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî. tecrübeler. (a. (a. [yapma kelimedir]. aşk hastası. iki ayak. (a.) uzun ömürlü. âmil'in c.b. pratik. (bkz: âmedci). ırgat. (a.s.) 1.s. (a. 2.s.).i.) 1.f. meydana getiren. (a. (bkz : amiyy). (a. avâmil).) 1. katkılı. isteyen.zf. (a. gelen. 3. (a. [müen. kim. derin düşünce. (a.i. amel'den.i. (bkz.zf. 2.s.) direkler. (f.b. 3.f.) (bkz: âmed ü şüd). (bkz: fiil).) işyazar.cü. 4. (a.i. iş.) 1. 2.s. yılda. (f. 4.) yetki belgesi. (f. geliş. zayıf gözlülük. (a. vergi tahsiline me'mur kimse.. işleyerek. 2. 2.s.b. yaygın.i.s." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık.) işçi. inandık ve tasdik ettik.) işleme suretiyle. (a. mahlut. (a. iş göremez durumda olan. komutan.) 1. meç. umûmî. karışık. şef.) vergi tahsildarı. (a.s. (f.i. c. (f.) iş yapmaktan kalmış. 2.f. şâir. avâmil) bacak.âmedenî âmeden-i laklak âmedî âmediyye âmed-şüd amel amel-dâr amele amelehu amelen amelî amel-i cüz'î ameliyyât ameliyyât-hâne ameliyye amel-mânde amel-nâme amel-nüvîs âmen âmennâ âmennâ ve saddaknâ âmentü a'mer ameş Âmî amîd Âmid a'mide âmîg.b.s.) karışmış. (f. işleyen. ergographe.s.i. derin deniz. amelî). çok hasta.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz. (a.b.) şaşkın.) 1.) 1. güvenilir. diyecek yok!" anlamına gelir. âmîge âmîgî âmih âmîhte âmîhte-gî âmîje amîk Bahr-i amîk Fikr-i amîk âmil âmil âmile âmiletân amîm (f. çalışarak. sütunlar. i.i. sebep.. berat. (a.umk'dan) derin.) Kur'an'da.i. (a. . içsürmesi. işleyerek yapılan şeyler. (a. hakikat. fr.) çok veya en emin.f. 3.) karışmış olma. i.h.s. iki bacak. (a.s. 1. (a. travail elementaire. elemansal iş.i.) inandık.s. (a.) 1. (f. mütevelli. (f. mütesellim. umûm'dan) umûma ait. 2. (a. (bkz: âmîze). amele. 2. (a. bir işi yapan. şaşakalmış.s.

bayındırlaştıran. s. (bkz: âmm).s.s.zf.s. (f. ammete âmme âmmeten âmmî Ammûriyye ihsanı. ammât) amca. lâkin. (a.s. 2.). (bkz: âmîje').s. şu kadar ki. devlete ait. "âmire"]. (a. devlet idare adamları. âmin diyenler.s. genel olarak.i. 2.) 1. (f.f. çokluk bildirir Amma yaptın ha. (f.i. âmir olana yakışacak surette.s. bir memurun vazife bakımından büyüğü. (bkz: salimen). (a.) âminciler. (a.e. bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse. . kalbinde korku olmayan. (a. emin olarak. yapıcılar. ümerâ) 1. 2.) mamureden. (bkz: âmir). (bkz: imtizaç). (a. tanrı bağışı. (a. (a.) . (a. emn'den) sağlıkla.. 2. 3. (f. (a. mahlut.h.n.c.zf. . affeden. avamca. fakat. yâ Rab duamızı kabul eyle! [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören.) görmeyerek. (a.) geçiniş.) amcalar.s. [müen. (a. eko.) yaraşan.) umûmi. esenlikle. buyuran. emreden.) hala. Tanrı. umrân'dan) 1.zf.) avama mahsus.s. (a.i. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs. mâmur eden. gelelim maksadımıza.le karışık.) 1. (a.i. bağışlama.s. uygun. (a.) kır saçlı. (a. âmin diyen. (a. (bkz: âmürziş).f. (a. huk.zf. (a. amın'ın c. bahşişi. resmî. öyle ki.b. (f.i. kır sakallı olma. affeden. 2. uysallık. buyuruculuk.) adîce.i.yi içine alan.) 1.) amirlik. (a.) saçı sakalı kırlaşmış adam.s.f. emr'den c. affetme. âminci. o kadar ki.i.amîm-ül-ihsân âmîn âmin alayı âmin Âmine âminen âmîn-hân âmîn-hânân amir âmir âmir âmir-i mücbir âmir-i i'tâ âmir-âne âmiriyyet âmirziş âmirz-kâr âmiyâne âmiyy amiyyâ -âmîz âmîze âmîze-mu[y] âmîze-mûyî âmîz-gâr âmîziş amm âmm ammâ ammâ ba'dü ammâl ammâr ammât âmme. (bkz: ammâr). âmîn-hâ-nân).b. îmâr olunmuş. 2. Amma sıkıntı çektik ha. emn'den) gönlü emin. (f. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse. şenlendiren. [bkz.i. (a.i.) umûma mahsus olan.c. ama.zf. umûm'dan) umûmî. 2.b.b.) 1. bağışlayan. 3. düşünmeyerek.) 1.zf..) öyle olsun.c. bağışı umûmî olan. ancak. (a. karışmış. ammî.f.) Ankara şehri. emrederek.b.i.s. Muhammed'in annesi. (f. herkese ait.s. (a.s. korkusuzca.) âmircesine.. bayırdır. bayağı. şâmil]. genel..) Hz. âmin-hân'ın c.s. (a.) karışık. (f.s. (a.) bundan sonra. (a.

) öğreticilik. bu. fayda. iyi. nurdan sütün. an-karîb yakından. (bkz: afi. asıl. 2. 2.) dizilmiş. 2. öğretmen.b. (f. (f. (bkz.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası. uzun boylu [adam].i.amû amûd amûd-i fekarî amûd-i nûrânî âmûde amûden amûdî âmûg âmûhte âmûhte-gân âmûhte-gân-ı ezel amûl (a. an-il-gıyab arkadan. şöyle böyle ederek. çok geçmeden. 3.) okumuş. nebîler ve velîler. ummiyyâ (a. 2.b. âmûz-gâr (f. âmûz-gârî (f.i. çalışkan. düşünmeyerek. düşünmeyerek an (a.i. günâhları affeden Tann.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri. işçi. öğretme. ortak.) 1. minhâ şundan bundan. öğrenme.) 1.s. şu bu ve öteberi. âmûziş (f.i.i. âmûsnî (f. öğretmen. bilmezlikle. afüvv.b.i. bağışlayan.) l. 2.i. (bkz: bi-l-iltizam).b. öğretim.i. düşünmeyerek ımyâ (a. bel kemiği. anhümâ o ikiden.) âmürzende (f. (a.zf) görmeyerek. öğrenmiş.i. dizi. menfaat.) affeden. kader.e. öğrenci. (bkz: âmm). kuma.) 1.s. zahire. anh ondan (müzekker).) affeden. güzellik cazibesi.zf) görmeyerek. âmûzî (f. bir miktar.i. hülâsa.) öğretici.zf. anhâ ondan (müennes). âmûzende (f. 4. an-kümâ ikinizden.s. an-asl aslından. s. öğrenmiş.) hocalık. dikey olarak. sütün. (bkz: afi.s. öğreten. ammeyyâ. (a.i.zf) görmeyerek. anhüm onlardan.) yukarıdan aşağı. ân (f. âmût (f. an-cehlin bilmeyerek.s. 2.s. an-küm sizden. âmirziş). (a. az bir pay.) dik olarak. anhâ. yukarıdan aşağı dik inen çizgi. anan) şu. an-samîm-il-kalb can ve gönülden. kıymet. c. -âmûz (f.i. âmürzâ (f. amel'den) 1. âmürziş (f. öz yürekten. bağışlayan. kendisi yokken. ân-be-ân gittikçe. öğretmenlik.) 1.) bilen. an-kasdin bile bile. boyuna. ânât. direk.i. 2. 5. kalifiye işçi. *dikey. meyva. ân (a.) affeden.i.i.i.i. muallimlik. Ammiyâ (a. (f.zf) görmeyerek. âmürz. çok çalışan. (f. âmürg (f.) 1.vakar. düşünmeyerek ımiyyâ. öğretmenlik mesleği. alım. amyâ (a. pek az bir zaman.) -dan ve -den. Edeb-âmûz edep öğreten. . muallim. evân) lâhza. (a.) affeden. (f.c.) öğretmenler.s. kaimen).) amca. yavaş yavaş. âmürz-gâr (f.

meşakkat.f. unk'un c.i. anber-nisâr). anâne'nin c.ân-ı vâhid -ân Şâh-an Zen-ân Hiras-ân Gûy-an anâ' ânâ' anâ-ül-leyl a'nâ' a'nâb anâdil ânâf anâfet ânak a'nâk a'nâk anâkat anâkib ânân anân a'nân an'anât anâne an'ane anânet an'anevî an'aneviyye anâsır anâsır-ı erbaa anâsır-ı hisâbiyye an-asl ânât ân-be-ân anber anber-bâr anber-bu[y] anber-efşân anberî.) örümcekler.zf. an'anât) 1. kabalık. (a.) gelenekçilik.b. gelenekler. (a. (a. (bkz.e. ânî'nin c. gelenek. kelimeyi zarf yapar.) elemanlar. (a.i.nuanccs. güzel koku saçan. 2. 2. 2. (a. gelenekle ilgili.) yaş ve taze üzümler. ankebût'un c.) ümîdi boşa çıkma. güzel kokulu bir ilaç. (a. meç.) bülbüller. çoğul edatı. 2. güzellerin saçı. (a. (a. başansızlık. gittikçe.) anlar.) 1. bot. 1.s. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat.i. aslında.i.b. güzel koku. güçsüzlük.) anber kokulu. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak. 2. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. (a. (a.i. 2.) gece yarısı vakitleri. zamanlar. cemi.) 1. su.i.f. (a. pek kısa bir süre. ân'ın c.i.) anber yağdıran.s.) bulutlar. yaprak saplan.) 1. (a.i.i.) onlar.b. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri.) boynu uzun [adam]. (a. muvaffakiyetsizlik. anber saçan. muz.i. rakı. ufuklar. (a. an'ane'nin c. 3. (a.) sertlik.) burunlar. kül renginde bir madde. şahlar. rivayet. (a.b.zf. boyunlar.) rivayetler. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam. taraflar.s. toprak. enf in c. ân'ın c. su.) 1.i.b. (a. güçlük. hava. (a. (a. (a. iri taneli Hint pirinci.) gitgide. 3. (a. (f.i. yayla çiçeği. [insanda].b. gece yanlan. geleneksel. tafsîlât.) cinsî muamelede iktidarsızlık.) nahiyeler. (a. sıfat edatı. bir bulut. (a. (f.c. (a. (a. fr. (a.s. ağacın ucu. anberîn anberiyye pek az. (dört unsur) 1) ateş. fr. bir an. insanın toprak. kadınlar.i.) anber kokulu. fr.) 1. inv'in c.i. yapışkan ve miskgibi kokan. gerdanlar. 3.) aslından.s.s. . 2) XV. f. (f.i. impuissance. 2. ineb'in c. 3. rüzgârla kalkan toz bulutu. (a.) an'ane ile.). traditionalisme.) . (a.) zahmet. unsur'un c.i. öğeler.) çok zarif.z. söyleyerek. vakit ilerledikçe.i. mat. (a. andelîb'in c.s.s. en zarif.i.s. korkak.f.i.

(a.) hek.i. (a.) sıfatı.zf. koyulaşmış. kemâle ermiş. (a. (bkz. öteberi. anhâ]. (a. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi. (f. 5. olmuş meyvalar. i.c.c.s. bilmezlikle. ângeh anh anhâ minhâ an-hüm an-hümâ ânî ânî anî Esmâr-ı âniye a'nî Ânid Anîd anîf ânif ânif-ül-beyân ânif-üz-zikr ânife Ânifen anîk anîk ânîn Ânis Ânîse ânise âniye anîz an-karîb anber saçan. (f. 2.) inat eden.s.) olmuş. ı. 2.) bilmeyerek. 6. .i. (a. (f.f. 2.zf. cedî (keçi) burcundaki v. büyük ve şişman [deve].) 1. (a.i.zf. hemen. (a. (a.zf. (a.s. fasılasız.b. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler]. (a. Tıfl. n.f. mütevâzi. s.i. Fakirane.) den. (a.zf. (a. (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. 1. (a. şiddetli. s.) kaplar.s. ondan sonra. (a.f.) o ikiden. hezârân).s. v. (bkz. 5.) bir an içinde.) güzel. kaçaklar.b. kaba muamele eden. gece. (a. 4.) 1.f. 2. unât) 1. şöyle böyle ederek. dişi ve yabani eşek. ihtiyar bekâr.) o vakit. 3. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine. 3.) ıztıraplı. müfettiş. 4.) onlardan.zf. o anda.s.i.i.) cana yakın kız ve kadın.b. şu bu. 6. muztarip. (a. (a.) . 3. i. çok geçmeden. unfdan) 1.c. (bkz.) 1. 2. i.) bülbüller. (a.b. derhal. anadil) bülbül. tuhaf.zf.s.zf. (a.) çok inatçılar.) anber gibi. sürekli. (a. inâ'nın c.i. aniye]. muztarip. tahsildar.i. sert. meşgul. Tıflâne gibi. inâd'dan) çok inatçı (a. (a. kasık kılı. (bkz: hezâr). köle.s. 2. biraz evvel.s. (a. sıkı bağlı şey.) büyük burunlu [adam]. (a. (a. 7.s.) yakından.s. (a. inatçı [kimse].zf.) anber kokan.) yâni. işçi. anat. yıldızları. yukarıda.f. alçak gönüllü. evânî). garip [Şey]. ihtiyar kız. (a.) devamlı. (a. e. (a.b. (a.e.) demincek. (a. kasık. i. güzellerin benleri ve zülüfleri.) ondan [müen.s. ânât.s. biraz evvel bildirilen. bildirilen.) şundan bundan. demincek beyân olunan. meç.zf. anber-efşân).anber-nisâr anber-sirişt anber-şemîm anber-ter an-cehlin andelîb andelîb-ân andem âne -âne a'neb anede Anele ânen ânen fe-ânen ângâh. ismi zarf yapan bir ek Fakir.c. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka. (a.i. (a. hemencecik.zf.) ense.) pek yakında geçen. 2. (a.s. [müen.) gençlik çağının başlangıcı. zarif.) bir anda.i.b. s.e. yabani eşek sürüsü.

) içinden. (a. zekâlar.) sizden. kavgacı.). Hicaz. Dil-ârâ.) 1.s. çıplak arazi. . akıllar. (a. (a.b.) ikinizden.i. [Anadolu'ya işarettir.zf.zf.) zorlama. Allah. (a. (a.an-karîb-iz-zamân an-kasdin anka' anka-yı lâ mekân anka-yı mağrib ankebût ankebûtî ankebûtiyye ankût an-küm an-kümâ an mim âmed an tı âmed annâb an-nakdin an-samîm an-samim-il-kalb anûd anûn anve anveten anye an zeâmet âr âr-sız ar ü nâmus arâ' ârâ' ârâ-yi umûmiyye -ârâ Arab ârâb A'râb yakın vakitten. (a.) meşakkat. (a.f.) tar. kahren).) isyancı. (a.s. fr. utanmaz. öz yürekten.) can ve gönülden.cü. (a. zümrüdüanka kuşu.zf. (a.cü. hacetler.) "oylar.s.) süsleyen. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.c. (a. Zümrüdüanka kuşunun bir adı. (a. (bkz: bi-âr). cismi olmayan bir kuş. komşuluk. cebren. ismi olup.) çöl Arapları. zor.i.i.) "mim'den geldi" aşk. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. inâd'dan) inatçı. (a. (bkz: arat2). Ceziret-ül-Arab. a. . (bkz.i. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad.i. (a. özünden.i. Meclis-ârâ. re'y'in c. geniş.f. (a. güçlük.i. oyunlar. mıntaka. kuvvet. (f.i.) örümcekimsi. . 2. utanma ve namus. (bkz: bi-1-iltizam).) bile bile. (bkz: anîd). (a. ireb ve irbe'nin c. (a. anâkib) örümcek. (a. (a. 4. 3. tas. 2. avlu.) 1. zorluk. (a. 5.i. -arachnides.b.s. tar.zf. (a.) örümcek.) örümcekler.i. bezeyen.c. (a.) utanma. (a. 3. örümceksi.i. [Rumeli'ye işarettir].i. ismi olup cismi olmayan nesne. Şam. Arab'ın c.].zf.zf.zf.) üzümcü. dekler. 2. (a. çıplaklık. (bkz: sîmurg). hileler.i. (a.) 1. bölge. ("ka" uzun okunur. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.i.) nakit para olarak. a'rab veya urban ve urub) Irak. tar.) "ti 'dan geldi" aşk. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti]. *genel oylar.

b.) âdetler. (a.s. (a. (a. (a. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil.i. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır. çok) ince.s. lâ-dügâh perdesinde durur.Arapların yaşadığı memleket. (a.b. en. Arap dili.b.) terlemiş. Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır.c. arefe'nin c.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile. (a.f. 2. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. 2.c. duht-i rez.b. (a. Arap edebiyatı. (a. (a.c.i.f. (a.f.i.s.i. (a.i. (a. Arap kavmine mensup. ter içinde kalmış. adı XIX.) kökler. mi bakıyye bemolü. (a.i. (a. küçükten büyüğe yazılan yazılar. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur.b. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. (a.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ. tepe. (bkz: bâdiye-nişîn).i. arabiyyet'in c. terle ilgili.f.i.) (daha. (bkz: bint-ül--ineb. başında yazılmış bir dergide geçen makam.s.) Arapça ile ilgili olan [ilim. eârîb) çölde yaşayan Arap.s. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik). neva perdesinde kalır. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi.i.i.) rakı. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam.i. (a. damarlar. arîza'nın c.i.) rakı içen.) 1. usuller.i. örfün c.i. (f. ırk'ın c. arabât) 1.b.s.) muz.) Arap ülkesi. sırt.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. ter. itiyatlar. muz.) kavuk altına giyilen takke. (a. cennet ile cehennem arasındaki bir yer. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü. 3.i. fikir). (a. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir.i.s. muz. muz.i. açık saçık konuşma.) Arap edebiyatı.) muz. fa bakıyye diyezi ile donanır.f. duhter-i rez).i. (a. yy.) terli. arûs'un c. arabiyyât) Araplarla ilgili. 2. 2.) tere mensup. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları. (a.) arz olunan hususlar.) l. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba. Arapça.i. pek. 2. (a.f. . kitap. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir. (a. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto.) 1.arabân arabân-bûselik arabân-ı cedîd arabân-kürdî arabân-nigâr arâbe arabî a'râbî Arabistan arabiyyât arabiyye arabiyyet ârâd a'raf Arafât a'râfiyân Arâis arâiz a'râk a'râk arak arak-çîn arak-dâr arakıyye arakî arakk arak-nâk arak-nûş (a. (a.b. rakı.) a'raftakiler. (a.) gelinler.

(a-i-) yorgunluk.i. 3. (f. (bkz: âre-mîde). 2. işaret.i. (f.i. dağ servisi. (f. ırza geçmeler.) dinlenilecek yer. şiddetli hal ve iş. (bkz: ârem-gâh). dinlendiren.s. alâmet.b.b. (bkz: ârâmrübâ).dinlendirici. (f. namuslar. (f. 2) sevgili.) arsalar. (bkz: âreste). 1630 yılında istanbul'da ölmüştür.) ter döken.b. dinlenme. (f.h. 2. durma. (a. rahat olan. (a. 2.c. süsleniş. mıntaka.) 1.) dinlenme.) süsleyicilik. direkler. süsleyiş. işaretler. Bir dîvânı vardır.s. (f.) ise de "mahşer yeri. yer. tahtlar. süsleme.) 1. 3. rahat. 4.b.b.i. a'râz) 1.zf.b. (f.) bezenmiş. (f. pavyonlar.) ırzlar. oturan.) dinlenmek isteyene yakışacak surette.) dinleniş. (a.) aram arayan. felâket.s.i. (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. ârâm-geh ârâm-gâh-ı ebedî ârâm-gâr ârâm-güzîn ârâmî ârâmî ârâmîde ârâmiş aramram ârâm-rübâ ârâm-sâz ârâm-sûz ârân ar'ar a'râs aras a'râs arasât ârâste ârâste-gi a'râş arât ârâyende ârâyî ârâyîş araz a'râz a'râz Hetk-i a'râz (a.s. tesadüf.i.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. (a. (f.i. çölde mahsus konulan nişan. çatılar. (f. sevilen güzel. (bkz: ârmiş). bezek. 2.s.) 1. 1) gönül rahatı.) rahat kaçıran. alâmetler.) dinlenen. (a.i. ziynet. bitkinlik. rahatsızlık veren. süs-leyici. (bkz: ârâm-sûz).i. yerleşme. terleyen.i. istirahat etme.b.i. (f. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. hastalık alâmetleri. dinlenme yeri. 2.s.) nikâh törenleri. (a. 3.) oturan.s. (bkz: ara3). bozan. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir. yerleşen. S.) 1.i. bölge.i.) düzen verici. (f. kaza. Ârâmca [semitik dillerden]. damlar. (urs'un c. fels. (f. (ırs'ın c. 2. irem'in c. 4. (bkz: aremrem).s.) evliler.) 1. sevilen güzel. [arâmîden mastarından].s.i.) aram verici.) 1.i. kendi kendine vücut bulamayıp. (bkz: mirfak). rahatlık. (f. dinlenme. süs.) dirsek. araz'ın c.) l pek çok asker. süslenmiş.) rahat ve huzuru bozan.i. (f. (f.c. karar kılma.i.) arâstelik.i.i. (f.s. arsa'nın c. dinlenmek isteyen. 3.i. 2. istemeklik. eğlenme. avlu.) dinlenen. tesadüfler. (f. güzeldeki boy bos. (a.) sahrada. huzur. 2. (a.b.i. felâketler. ırz'ın c. mekân. 3. (a.s. düğünler.) 1. rahatta ve sükûn halinde bulunan.b. . 2. (a. (a.) rahat yaşayan [adam]. meç.arak-rîz ârâm ârâm ârâm-ı cân ârâm-ı dil ârâm-bahş ârâm-cû ârâm-cûyâne ârâm-cûyî ârâm-gâh. 2.f.b. kazalar. boş topraklar. dikenli ardıç ağacı. (f.) 1. arş'ın c. süslülük. gönül rahatı. (f.

koru ve emsalini içine alır]. arâzî-i emîriyye huk. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi. dörtlünün bir arızası yoktur. (tersi arâzî-i âmire'dir]. [tarla. Arazbâr-pûselik.(a. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler. fetholunan arazîyi ülüleınr. aynen arazbarda olduğu gibidir. kışlak.) tesadüfen. arazbâr-zemzem muz. arâzî-i hâliyye boş. arz'ın c. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler. topraklar. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur.) genişlik. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. topraklar. arâzî (a.i. Makam. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. 3 memleketler. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. iklimler. arâzî-i mahmiyye huk. 2. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk.f. beşlinin son sesi olan mi. harap.) muz. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. mer'a.f. arâzî-i mahlûle huk. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk.b. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir. yol. arâzet (a. III. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. 1. (a. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır. bu arıza. arazan arazât arazbâr . sahipsiz topraklar. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. çayır. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. bekar işareti ile değiştirilir. arazbâr-pûselik (a.) muz.i.) yerler. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. yaylak. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam.b. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler. arâzî-i haraciyye huk. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir.i.i. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler.zf.

rastgele. vakfo-lunmuş arazî. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir].b. arâzî-i mektûme huk.) kavgacı. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. arâzî-i mürfaka huk. kıraç yerler. arbede (a. arbede-kâr (a. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk. arâzî-i metrûke terkedilmiş. arbede-cû-yâne (a. (bkz: cidal). arâzî-i mübâreke Hicaz. arâzî-i müştereke huk. (bkz: arbede-kâr). arâzî-i mevkufe huk. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer].s. [kaideten. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. vergiye tâbi olup.) kavga çıkaran.) ânzî.huk. otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler.s. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. sadaka verme. patırdı. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. vakıf toprak.) hayır ve iyilikte bulunma. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî. arbede-cû (a. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. a'râzî (a.f. bırakılmış topraklar. yirmi beşte.) kavga çıkarmaya yellenerek. arâzî-i ukriyye huk. arâzî-i memlûke mülk.f. arâzî-i mevât huk. çıplak tarla.) kavga. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller.) kavga çıkaran. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır.f. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır]. pırnallık. arâzî-i öşriyye huk. kavgacı.f. timar toprağı. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık.i. arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı.zf. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. arâzî-i selîhâ huk. (bkz: arbede-sâz). beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. i. şayian tasarruf olunan yer. tesadüfi.s. arâzî-i met-rûkeden sayılır]. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır].b. (bkz: cidâl-cû). [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi].s. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir]. ârâziş (f. arbede-sâz (a. arâzî-i meftûha . yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. kervansaraylar. kavgacı. [bunlar.b.

i. . (a. âret).) topallık. bemol. (bkz: ârâmîde). (bkz: ârâm-gâh). (f. 4. (a. 2. muz. (a. i.) zinâkâr [kadın]. arddûle âre âreb ârec arec a'rec arecân a'ref arefe arekiyye a'rem ârem-gâh âremîde aremrem âren ârenc ârende âreng âreste âret arf arfâ argîş arık ârız ârız-ı gülgûn arıza ârızân. (a. (a.i. renk. i. (bkz: ârec.) 1. (f. tarz.) 1.i. topal. üslûp. alacalı [şey].f.s.b. yeleli. deneyiş. dirsek. engebe. arz'dan) 1. (f.i. 2. usul.b. 2. (f.) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu. arddûle).) topallık. (a.) eşya saklanan yer.) benekli. (f.i. (bkz. (a. tesadüfi vak'a.i. arec'in müen. (a. (a. aksak adamın yürümesi. un eleyici. tecrübe. (bkz: ardtûle. en. aksak.c. ânzât ve avarız) 1. bir önceki gün. (a. (a.i.) 1.) sürü. sırtlan.) 1. benzer. çeşit. (bkz.s.) imtihan.s.i. âret). 2. (f. çok bilinen. aksak.i. 3. (f. arife.s.i. 4. anlayışlı ve bilgili.i. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir. dert.s. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk.-(daha. bezenmiş. "öyledir. 2. âret).c.) dirsek. rahat. 3.) topal. ard-hâle). pembe. (f.) dinlenen. vâlî.i. tavır.) 1. süzgü. 2. (a. (f.i. ârenc). un eleği. müen.s.arbede-sâzî arec arecân arcâ arcele ârd ârd-bîz ârden ârdhâle ârdîn ardiyye ardtûle.i. (a.). 2. (a. (f. (f. ârenc. yol. kevgir. (bkz: ârenç.) kavgacılık.) süslenmiş. (bkz: âraste). (bkz: aramram). (bkz: ârec. çok) arif. dubara.i. (a. gül renginde olan yanak. bir notanın. ödünç. (a. mihnet. dînî bayramlardan bir evvelki gün. bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey. 2.) "bulamaç" denilen yemek. tarz.) 1. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez. 4. (bkz: leng).i.) ödünç alınan veya verilen şey. bozukluk.i. gelen. ve i. 2.i. zan-nolunur ki.) iki yanak.) 1.) 1. hîle. (a.i. (f.b. 5.).i. "a'raf") 1. i. 6. bekar işaretlerinin ortak adı.) kalabalık ordu. dirsek [vücutta]. keder. 3. antrepo. sakatlık. açıkgöz.i. veya pek) akıllı.) uykusuzluk. . dağ.i.i. al yanak.) topal. ârızetân (a.s. (a.s.s.) güzel koku. aksaklık. 2.i.) bir şey getiren [kimse].) topallık. 2.s. (a. (f. aksama. nevi.) "bulamaç" denilen yemek. sırtlan. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır].i. müen. hâkim. aksaklık. pek ma'ruf. pek.) (daha. galiba. yanak.i.) dirsek. gidiş.s. (a.i. (f. i. (f. (f. (a. buğday ve benzerlerinden öğütülen un.

).) ardıç ağacı.s. 1.i.i. -sız. 5.) 1. fr. uzun uzadıya. 2.s. (a. c. 3. (bkz: takdime. samandan yapılmış bir çeşit ev. arifin müen.) 1.zf.i.s. (a.). ters. bilgililer. müen. avârif) 1.) ödünç. (a.) 1. velî.i. 3. irfân'dan c. Lübnan servisi. yassısolucanlar. eğrice. platheimintes.s.ool. (a.zf. (a. e. (a. eli-açık. (a. (a. muvakkat.h.s. mefhum (kavram). nefret. arem (a. ârızan).) 1. enli. (a.s.) inatçı.). avarız). bilgili.f. 2. 3. avarız) 1. (f. (a. (a.) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. arifin c. (bkz. marifeti Allah'a vâsıl olan. kafa tutan. 3.i. (bkz. arif olana yakışacak surette. urûc'dan) 1. semiz. 2. noksan. (a.) Yunan feylesofu Aristo. 2. eğreti. âdet olduğu üzere. (a. ârifân).s.i.) terleme. 3. arz'dan) geniş. iyilik. geniş |şey]. (bkz. 2.i. 2. geçici olarak.s.ârızan ârızât ârızî ârî ârî ârî ârib âric arîf ârif ârif bi-llâh ârifân ârif-âne ârifîn ârife ârig ârim arim arîs Aristatâlîs âriş arîş ârişî âriyet âriyet-serây âriyeten âriyetî âriz âriz-i Lübnan arîz arîz arîz ve amîk arîz-ül-cism arîza ârizen arkan arkub arm. topluluk veya kimse. (a.i. 2. asma çardağı. ânz'dan) 1. rastgele.s. 2. kıskançlık. dünyâ. meşhur. ("ka" uzun okunur.) evet. gücenme. (a. gelip geçici. sonradan çıkan. (f. lâyık. (bkz: âjig).) ödünç. 2. armağan. (a. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse. bilen. urefâ) 1. (a.zf. enli.s.i. (a.) manevî. yalan ve kötü söz. avârî) ödünç. topal. çok tanınmış.c.b. (a.s. kırılma. 2. i. erkek adı. kin ve düşmanlık. bağış. kabiliyetli. . örfene. istirhâm-nâme). ârıza'nın c. (f.) arifler. (f. kafa tutma. y. nâzik.zf. but. ânz'dan c. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir]. (a.f. eğreti.) inatçılık. bilgi sahibi.) 1.i. eğreti olarak.i. cömert.) uygunsuz. irfan sahibi.) mânâ (anlam). mütevâzi. tesadüfen.s. (bkz: naam.i. (a. ortaklaşa. lâtif. ökçe siniri. "ârice". (a. çıkıp inen. s. (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna.s.e. hoşa gitmez. (a.) gerdek. belâ). sundurma.i.) . (a.i. arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı. hür. haset. çıplak. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. 3. 2. 2. 4. (a. aksak. irfân'dan) 1. a.c. (a.i. (a.

teessüf.i. f. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası. çatı. arsa (a.) öfkeli. 2.) 1. ahter-şinâs.s.) 1.i. arş-ı ınecîd.) arşı yıpratan. arş-fersa (a.i. pişman. aruf (a. arasât) yer. 4. pişmanlık. ârmânî (f.) geğirme.i. arâis. Tanrı'nın katı.i.c.) uzun zaman ıstırap çeken.c.f. 4. arş ü ferş. hoşnutsuz. toprak. çadır. (bkz: arş-ı berin). zahmet. 2. geğiren. müteessif. 5.i.i.) geğirici. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası.i. hırslı. dam. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri. hamelet-ül-arş). arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer. yıldırım.) sevinç.s. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası.c. taht. kükürt.(f. arş (a. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü. Tanrı'nın katı. 3.s. dünya meydanı. ferahlık. arûb (a. özleyiş. arslânî (f.s.) güvene.) arslanlı [eski kuruş para]. gelin.i. ahter-şümâr1). "arrâfe"]. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. arşiyân (f.) 1. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. kâhin.i. dokuzuncu gök. çardak. ikizler takım yıldızı. sıkıntı. ârmiş (f. [müen. arştan üstün. artaliyyet (a. arş-pâye yükselen. (bkz: ahter-bîn.) öfkeli. müneccim. Tanrı'nın katı.s.s. arûsân) 1.) benzerlerinden çok daha iri olma.) 1.) benzerlerinden çok daha iri olan. ahter-gû. ârûg-zen (f. ârâmiş). (bkz.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası. artal (a. savaş arabası. ârûg (f.s. cumba. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü. (bkz.). şimşekli. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri. kafes. 4.i.b. 3.) kederli. 2. arûs (a. ârûde (f.b.i. hekim. kim. özleme.i. (bkz: arş-ı a'lâ). Tanrı'nın katı. Tanrı'nın katı. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. falcı. f.i. 2.c. arrâdât) tekerlekli mancınık.s. ârugde (f. s. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma. Tanrı'nın katı. arsa-i târih tarih alanı. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası.) yıldınmlı gök gürültüsü. hamele-i arş. güzel ve iyi huylular. 3. kızgın. arrâde (a.i. Tanrı'nın katı. gürleyen ve şimşek çakan. arş-üs-simâk astr. Arûbâ (a. ars (a. Arrâs (a. ârman . hasret. 2. arrâf (a. arsa-i âlem âlem arsası. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri. arşa (a.) yedinci kat göğün adlarından biri. 3. ars (a.

yol. usul. Efgan.i. bildirme. 2. ululuk. bir işin görülmesi hakkında.c.i. düğün ziyafeti. Güneş. (a. (a. güzellik gösterme. yanak. gönüldekini söyleme. yan.f. taraf. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. minnet gösterme. yüz gösterme. esas Arap nazmında.Arûs-i cihân Arûs-i çerh Arûs-i felek Arûs-i hâverî Arûs-i Şâm Arûsân Arûsân-ı bâğ Arûsân-ı çemen Arûsân-ı huld Arûs-âne arûsek arûsî arûsiyye arûz arûzî arv arvend arz arz-ı cemâl arz-ı dîdâr arz-ı endâm arz-ı hâcet arz-ı hâl (arzuhal) arz-ı hayret arz-ı hulûs arz-ı hüner arz-ı hürmet arz-ı hüsn arz-ı mâ-fi-zzamîr arz-ı iftikar arz-ı kudret arz-ı leşker arz-ı mazhar arz-ı meveddet arz-ı minnet arz-ı minnettârî Dünyâ. debdebe. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. 3.) bir büyüğe sunma.) şan.) 1.i.i. (bkz: arzuhal). muhabbeti. kudret gösterme. istek bildirme. düğüne.) gelinler. şeref. gösterme. Fars. 2.i. küçük gelin. (a. asker gösterme. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan. geline veya güveye ait. Askalon. 4. önüne koyma. (bkz: bahr. aruzla yazan kimse.i. (a.i.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı. minnet altında bulunduğunu belli etme. aruzla ilgili. 1) dalkavukluk etme. (f. Arap dilcilerinden imam Halil'in. Güneş. eski Arap şiirlerini esas tutarak. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir. Şam. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. muayyen kalıpları. cennet hurileri geline yakışacak şekilde (a.) 1. saygı sunma. yeşil ve pembe dalgalı sedef. ne halde bulunduğunu bildirme. arûs'un f. boy gösterme. eârîz) 1. azamet.) 1. marifet gösterme. s. şaşkınlık gösterme. teftiş verme.i.s. (a. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. bir iş için birinin yanına sokulma. 3. . (bkz: arzâ). (a. aruz veznine ait olan. Türk. i. dilekçe. Güneş. yüz gösterme. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. 6. tarla çiçekleri çimenlik çiçekleri ebediyetin gelinleri. 1) "hâlin bildirilmesi". 2. sevgiyi belli etme. [bu şekil bizde yoktur]. 5. 2. ihtiyâcını meydana koyma. (a.c. 2. ilm-i aruz).) 1.

hevesli. (a. genişlik. (bkz. (a.b.) arzlar.) istekli. hâhiş-ger). (a. toprak. (a. ârzû-keş). (f. ârzû-dâr. (f. hevesli. (bkz. nefsini öne sürme. (a. astr. ârzû-mend.). yer (bkz: arz-ı mev'ûd.) toprakla. arz-ı muâhât).) sunma. (bkz. (a. öşür -onda bir. (a. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir].i.s. 2. iklim. arz-ı mukaddes). yaşanmaz [toprak. (bkz: resâs). enliliğine.) enine. (a. bağlılığım bildirme.b.) istekli. gösterme.zf. mal alma. (a. jeol.i.i. (bkz. topraktan yetişen. yaşanabilir [yer].h. [tabakaları itibariyle]. (f. (f. kuzey enlem.c. (a. en.vergi veren memleket. (f. 3.b.) istek.s.b. (a.f. Dünyâ. arz'ın c. (f. enlem. gösterme. andaç.zf.arz-ı muâhât arz-ı müddeâ arz-ı nefs arz-ı ta'zîmât arz-ı taleb arz-ı ubûdiyyet arz-ı uhuvvet arz arz-ı basît arz-ı gayr-i meskûn arz-ı Ken'ân arz-ı meskûn arz-ı a'şâriye arz-ı harâc arz-ı mev'ûd arz-ı mukaddes arz-ullâhi vâsia ârz arz arz-ı belde arz-ı belde ta'yîni arz-ı cenûbî arz-ı şimâlî arzâ arzan arzânî arz-dâşt arz-gâh arz-hâne arzî arzî arzîn arziyyât arziyye Mahsûlât-ı arziyye arzîz Arzû ârzû ârzû-dâr arzuhal ârzû-keş ârzû-mend kardeşçe bağlılığı bildirme. fikrini bildirme. geniş arazî.s. muhtıra. 2. arzû-mend).i. hevesli.s. (bkz: âriz). düz yer. en ile ilgili. 1. Filistin ve havalisi. kalay.b.i. Allahın yarattığı yer yüzü geniştir. mal satma. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır). .) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi.) jeoloji. gösterme. saygılarını bildirme. geologie .i. vergi veren memleket. güney enlem. heves.) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda.b. herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme. aslanhâne. (a. toprakla ilgili. fr.c. kulluğunu. arzû-keş. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi. genişliğine. (bkz: arz-ı hâl.) hâtıra.) kurşun.i. Filistin. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için].i. memleket.i. astr.) enine olarak.i. toprak mahsulleri.) istekli. (f. ârzû-dâr. s. (a.i.i. astr. istid'â).i.f.f.b. 1. kendini gösterme [fedakârlık karşısında].. (bkz: arz).) ardıç denilen ağaç. arz'dan) toprağa ait. hâhiş-gâr. arz'dan) ene ait.

asab'dan) sinirli.c. asab-ı enfî anat.s. (f. anat. usbu'un c. nerf vague. omur siniri. ciddîlik. sinirli. psik. 4. şer'an. birinin fırkası ve avenesi. bir tek sinir. asabânî (a.i. asabât (a. baba tarafından akraba olanlar.i.b. asab-ı basarî anat. c.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar. kakum denilen bir hayvan. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek.) değnekler.c. (f.) parmaklar. 2. kendi akraba.).b. a'sâ (a. 3. mersin ağacı meyvası.) sinirler. asab-ı şevkî anat. a'sac (a. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları. sopalar. asabiyyet (a. sinir hastalıkları. fr. vazomotor(lar).) istek. sempatik sinir sistemi. büyük dilaltı siniri. fr. nerf hypoglosse. asab-ı hançerevî anat. asab-ı vustâ a'sâb (a. a'sâb-ı muharrike anat. âsâb (a. istek kırıklığı.i.i.i. heves.i.i.) 1. yurtseverlik. asâ (a.). sopa. 2. deynek. bezek. miras alamayan akraba.) 1. asabe'ye ait.) arzunun yerine gelmemesi. asabî). damar.s. asab-ı aynî anat.i.s. 2. pseudonevroptees.i. asab (a. (bkz: âsiyâ. ârzû-mendî ârzû-nâk arzû-şikesten arzû-yi hayât âs Habb-ül-âs âs . asab-ı rievî-i mî'de anat. motor sinirleri. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri. (bkz. fr. asab-ı alâkavî anat.) 1. gırtlak siniri. koklama sinirleri. asab-ı sem'î anat. değirmen. (bkz: esâbi1) asabî (a. sinir hastalıkları pavyonu. süs.) esed‘in c.i. işitme siniri. a'sâbî (a. asabe'nin c. Asâd (a.) 1.b. arslanlar. a'sâ) 1. 2. 2 vakar. (f. âsâ (f. (a. asabiyy-ül-cenâh zool. ortadamar. a'sâb-ı alâkaviyye anat. a'sâb-ı şemme anat. âsâ-yi Mûsâ Hz. nerf spinal. yaşamak isteği. asabiyye (a. 2. asab'in c. âsi-yâb).i. (bkz: asabe). akciğer mide siniri. mersin ağacı.i.) gibi. (bkz: manend.) istekli. asabât) 1.(f.i. asâbi (a. sinirlilik. -âsâ (f.) 1. asabe ile ilgili. görme siniri. eseb'in c. sinir kanatlılar. asâ'nın c. fr.) alnı üstüne saçı dökülmüş. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse]. veş).i. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîranat. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. burun siniri. esneme. 2. damar devindiren sinirler. 3. fr. asabe (a. vatan.s.s. Cennet-âsâ cennet gibi. dervişlerin taşıdıkları sopa. göz siniri.) bot.e. a'sâb) sinir. me-diane.s.i. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti.

[vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır]. (a. asâ-keş (a. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. II. 2. 3. (a.s. kara askerleri.) 1. (a.) vezire mensup. usfûr'un c. askerler [umûmî olarak]. ism'in c. asâgıre asâgır ve ekâbir asâhib asâhıb asâleten asâletlü asâlet-meâb âsâm a'sâm a'sam asamm asammiyyet . 2.) bal peteği.i. serçe kuşları.) 1.s. Bâb-ı âlî. 2. (a. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil.s. söz işitmez. (a.) 1.i.f.f. kabahatler. (a. yol arkadaşları.) vezire yakışacak surette. ilk askerlik devresini yapmakta olan asker.t. 2. (a. asâkir (a. asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar. usme'nin c.) yolu. asâkir-i berriyye asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler. (a.Süleyman Peygamberin veziri.h.) suçlar. asâkir-i muâvine asâkir-i muntazama asâkir-i nizâmiyye asâkir-i redîfe asâkir-i şâhâne âsâl âsâl âsâl Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl asale asâle asâlet yardımcı milis askerleri.) erler.b.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. (a. (a.s. (a. (a. asl'dan) 1. asîl'in c. (a.s. sargılar. (a.) şeref ve itibarca küçük olanlar.) sahipler. kendi nâmına hareket.s. tayfalar.) 1. ed. ordu askeri. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. asgar'm c.b. (a. sabah-akşam. gr. kaşbastılar. 4. kör yedekçisi.) çok zehirli ve korkunç yılan. 3.) kendi nâmına hareket ederek. güç.) ahlâk. sahipler. i. sopa çeken.s. Âsaf âsaf-âne âsafî Bâb-ı âsafî Emr-i âsafî asâfir Lisân-ül-asâfîr âsaf-rey âsaf-tedbîr asâgır. duymazlık.i.i. kuş dili.) ön ayaklan sekili olan [hayvan]. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir].i. ısâbe'nin c.f. (bkz: edeb-i kelâm). [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı]. asâib (a. tahammül edilmez. efendiler.ashâb'ın c.i. (a. (a. [îtibar ve mevkice].s. tasmalar. sâhib'in c. 2. sert. (a.) asâletli.i.i.i. sağır. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı. başa sarılan nesneler. (a.s.i. (f.s.) sağırlık. 2. ikinci devre askerliğini yapan askerler. zool. 2.) temel.i. (a.) 1. kök. (a. (a. dostlar. bahriyeliler.b. asâyib). cemâatler. (bkz.) küçükler ve büyükler.i. serçegiller.i. gerdanlıklar. vezir.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar.zf. 2.) 1.zf. sadrâzam buyruğu. günâhlar.b. soysop temizliği.s. asker'in c.) 1.i. işitmez. mâlikler.(a.

bilimsel eserler. (a.) sabahlar. vazifeler.i. asbâh (a. âsârûn (f. fr. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler.b. nişaneler. rahat. Asâyib (a. (f.) fakirlik. sıbg'ın c. huzur ve selâmet taraflısı. sarmaşık. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler. nutatio . âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler.) değirmenci. sakal ve benzeri kutsal emânetler. asar (a.) rahat. 4. as'ar (a.) kolaylık. Muhammed'den kalan hırka. 3. âsâr-ı edebiyye edebî eserler. güvenlik. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri.i.) çukur yerler. âsâyiş-perver-âne (f.) yüzyıllar. asâr (a. yükler. Âsbânî (f.) 1. an'aneler. 2.i. âsâyiş-perver (f. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri. 2.kolay. âsâyiş-cû (f. âsbân (f. 2 . sabeb'in c. çadır kümeleri. (bkz: gubâr).) sayı hesap. bağ. sargı. asbâr (a.) asayiş arayan.i.) 1.s.i. mendil. yüzyıllar. 2. âsâr-ı matbûa basılmış eserler.i. melce). âsâr-ı ulviyye astr.) rahat. hikâyeler.s.zf. ayrı ayrı küçük insan toplulukları.i. izler. asb (a. huzur. gelenekler. (f. eser'in c. asârîm (a. saç.). 3.i. âbideler. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış. çarpık yüzlü âsâre (f.U.) 1.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette. -l asâtıb (a. âsâyiş-cûyâne (f-b. ısr'ın c. .) pek kibirli.b.b.i.zf.i.) 1. cürümler.i.) ahırlar. asiyâ-bân). âsâr-ı ilmiyye ilmî. ıstabl'ın c. asrâm'ın c. asr'ın c. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette. alâmetler. kabahatler. 2.) 1.b. asâib). âsâyiş (f.s.i. kolay zaptedilen. (bkz. asbâg (a.b. sıbr'ın c. toz.i.s. a'sâr (a.) kedi otu.) 1.s.s. (bkz. âsâr-ı cedîde yeni eserler.) kolay tutulan. âsân âsân-gîr âsânî âsâr . görevler. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde. âsâyiş-bahş (f.i. âsâr (a.) huzur ve güven veren. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. subh'un c. 2.) akbulutlar. 3 . âsây (f. beğenilmiş eserler. Âsâr-ı mehdiyye astr. ısâbe'nin c.) değirmencilik.) boyalar. asbâb (a. değirmen sahibi. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar.s. sığınak.i. (bkz. âsâr-üş-şerîfe Hz. rahatını ve huzurunu isteyen.i.) gibi (bkz: âsâ).i.i. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi.

Yahudilerin ayırdedilmek üzere.s. san. (a.) 1. dayanılması çok güç. eğri olan katı şey. 2.s. (f.h. istenilen her değerden daha küçük. (a. bal. (a. (a. bot.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe. sâdık'ın c.i.i. gerçekler.i.s. balmumu. sadâ'nın c. 3.Asced asdâ' asdâf asdâg Asdagân asdâk asdika asdika-yi bende-gân asel asel-i Dâvud asel-i musaffâ Şem-i asel asel-i temr a'sel aselî aseliyyet asemm aser a'ser aserât ases asf asfâd asfâf asfâr asfer Mahbûb-i asfer asfiyâ asga asgar asgar-ı nâmütenâhî asgarân. haksızlık. soluk benizli.s. 3. zulüm.i. altın. i.) anat. i. azizler.i. omuzlarına taktıkları sarı kumaş. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş.) kalb ile dil.i. bot.i. infinitesimal.) 1. fr. a. 4.) 1.) 1.i.s.) 1. s. 3. hükümsüz. ıslık calici.) hâlis altın. erken olmuş hurmanın koyu usaresi. öğrenmeye çok hevesli. saffın c. 2. sıfr'ın c.i. (a. 2.i. kızıl. (a. sedefin c. en az olan. şakaklar.) sesler. doğru ve samîmi olanlar.i.) gece devriye gezen. i. (a.i.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı. sâhib'in c. (a. cennetteki dört sudan biri. bir çeşit kına çiçeği.s.) 1. insanın kollarındaki nabız damarları. eshâb). (a. çok. hakikatler. asre'nin c.i. sıdk'ın c. asgareyn asgarî Âsgûn ashâb Ashame ashar (a. .) 1. 2. (a. gece bekçisi. (a. (a. kulaktan hiç işitmeyen [kimse]. uçuk. solak. (bkz. (a. sonsuz küçük.) 1.i) anat. 3. ("ka" uzun okunur. sürçmeler. safed'in c. ötücü. ayak kaymaları. saf.i. (a.i. a. 4.). süzme bal.) 1.s. 2. 2. tuttuğu yol doğru olan kimseler. infiniment petit. can çekişme. kırmızı tüylü [adam]. (a. (a.) en küçüklü.) solaklık. 2. 2.i. samîmî dostlar. (a.) saflar.) sedefler. safî'nin c.) samimî dostlar. rüzgârın kuvvetle esmesi. (a. boş.) 1. yanılmalar. (a. (a. sâdık kullar. 2. (bkz.) 1. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. değersiz şeyler.i.s. 2. sufûr). sufûf). sıfırlar.i. sudg'un c. (a. avazlar.) çok sağır. çarpık yüzlü. pek.) Hazar denizine verilen bir ad. en) küçük. (a.s. 5. (a.(bkz: deh-dehî). (a. (a. saçı kızıl [adam]. bal renginde olan. (bkz. içi temiz.) bal hâli.i. (a. sagîr'den) (daha. pek zor ve çetin.i.) 1. samîmî. (a. büsbütün boş. hatlar. 2.

3.i.s. karşı gelen. .) uygun. şaki. ahlâksız. (a. (a. komşu.s. posa. bitişik.i. 2. zamanın belâsı.i. usât) 1.) 1. kadın adı. (a. (f.c. güç. avâsıf) 1.s. belâ. (a. şiddetli [rüzgâr.s. kabahatli. ism'den) günahlı.) pek sıcak. (bkz: secîr).f.) mahzun.i. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek. âsire âsir.) bir efsâneyi nakleden. âfet.s.s.s. (f. 2.) 1. Âsime âsî asî asî. (bkz: âsim). usret'den) 1. âsire asîr asîr asîr Emr-i asîr âsire asîre âsitân âsitân-ı memâlik-sitân âsitân (a.i. günahkâr. astan). 2. (f. kayınbiraderler. sağlam. (f.i.) evlenme neticesinde erkek akrabalar. sersem. meç. zor. şaşkın. (a.f.c. iyice kökleşmiş.i. günahkâr.c.) belâya düşüren.s.h. kabahatli kul.s. ölüm.b.) 1. taze bamya.) pis kokulu. yasak. titiz tabiatlı [adam]. zor iş. şaşakalmış olma. usefâ) para ile tutulan işçi. 3.i.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey. öğleden sonranın son kısmı.s. terbiyeli [adam]. âsîme-ser âsin âsir âsir. (a.) asîl olanlara yakışacak surette. (a. haydut.) şırasını veya yağını almak için sıkan. âsıfât. 4.c.i. 2.b.c. Sultan sarayı. zarar veren. usare.) kafası kanşık. gündelikçi.) 1. (a. zarar. ismet'den) 1. (bkz: âsîven).s.ashâr âsıf. 2.s. kızgın. dolaşık.) ahlâkı bozuk.s. edepli. 3. bir şeyin bütünü. (bkz.) çok isyancı. (a. cerrah.b. (f. akşam. güveyler. 2. (bkz: bağı). çarpışma. 2. elverişli. âsıfe âsıfe âsım Âsıma. akılsız.f. akşam. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği. (a. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri]. karma kanşık.) cibre. (a. âsıfât) sert. asiye âsî âsî âsî asîb âsîb âsib-i rüzgâr âsîb-resân asîde asîf asîl asîl asîl-âne asîle asîl-zâde asîl-zâde-gân âsim Abd-i âsim âsîme âsîme-gî âsîme-sâr.zf.c. (f. kendi adına hareket eden.) asilzadeler. akılsızlık. (a. 2.i.) ayağı kayan.) eşik. (a. sıhr'ın c. bulamaç. öğleden sonranın son kısmı. asîl-zâde-gân) adam evlâdı. günahtan. musibet. c. un.i.i.s.s.) doktor.i. (a. (ülkeler fethedenin eşiği). (a. (f. kederli. ölüm. fırtına]. haramdan çekinen.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. (a. avâsıf. (a. 3. istanbul.) Medine şehrinin bir adı.s. (a. (f.s. çapkın. 2.i. iffetli. beyinsizlik. 2. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan. şiddetli esen rüzgâr. kayınpederler. (a. 2. yanına yaklaşılamayan. (a.s. beyinsiz. zahmetli.i. (a.) 1. (bkz: atebe). (a.) 1.s.s.b. asl'dan) 1. (a.s. (a. 2. (a. asâil) 1. isyân'dan. (a. (a. (a.

) dazlak.s. aslâb).b.) kesik kulaklı.i.) üzüm şırası. (a. (a.cü.i. esâsında. hâlis. (a.i. (bkz. temel.) değirmen taşı dişengisi. (a.) askere mahsus. 2.) askerler. kaide. leşker).) asker kampı.b. s. 2. doğru. z f.i. seyyar. değirmenci.f. sert. (f. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz.s. (bkz: aslub). huk.) 1. katı ve düz.i.) âsîler.i. (f. asâkir) er.i. 2.b.) ["âsî" kelimesinin müen. (bkz. asker'in c.) hususîlik. (bkz: asker).. (bkz. temelden. as). (f.) su değirmeni. (a.) asla mensup.) 1.) 1. asl ü fasl asl ü nesl asla' aslâ aslâ ve kat'â aslâb aslâd aslah aslah-Allah asled aslem aslen aslî asliyye Me'mûriyyet-i asliyye asliyyet aslub asma' (f. (a.b. (a. âsiyâb âsiyâ-âjen âsiyâ-bân âsiyâ-ger âsi-yân âsiyân-ı rûz-i cezâ âsiyâ-seng âsiyâ-zene âsiye Âsiye âsiye aska' aska' askar asker asker asker-gâh askerî askeriyân askeriyye asl asl-ı meyyit asl-ı vakf asl ü esâs. (bkz.f. başlıca.) 1. katı. vakfedilen mal. safî.) kanarya [kuş]. başkaldıranlar. (a.s. başlangıç.) değirmen yapan.i. (a. pinti. kıyamet gününün âsîleri. özellik. (f.) aslında. dişengi. mümtaz).zf.s. (a. 3.) hiç bir vakit. soyca.).f. (a.s. esasen. seçkin.) fikri dağınık. (f. gerçek.s. hakikat. şaşkın.b. kökten. askerle ilgili.s. (o. nesep.i.i. soy. babasının babası ve ilâh. karşıgelenier. (bkz: âsîme). (a. ölen kimsenin babası. (a.s. (bkz . başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam]. 2. âstâne). keskin [kılıç]. en ziyâde.s. seçkinlik. (a. hakîkaten. (a. cimri.) değirmen sahibi.). asıl.) beller.s. hiç bir vakit. (bkz: esâsî. (a. (a. baş. kök.n.i.b. esas. sersem.jisyancı kadın. (a.s. dişengi. eslah-Allah). esaslı. askere askerliğe mensup. (f. dip. pinti. 2.b. (a. kolon.b. kederli. sert. sald'ın c. suk'un c. (f.s. bölgeler. bir şeyin belli başlı kısmı. eslah). husûsî.h. 3. (a. (a. sulpler.i. soysop. (bkz: mümtâziyyet). 2. hasis.) 1. tamahkâr. s. sütün.) devredici.s. (a. zâten.) 1. sulb'ün c.) değirmen taşını yontan âlet. (a.i. direk. (a. (f. (f. asıl me'murluk.) değirmen taşı. alelhusus. (a. (bkz: cünd. sâlih'den). kütük.âsitâne âsîven âsiyâ âsiyâ. sıhhat.) aslî. sulb'ün c.c.. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı. hakikî. âsî'nin c. uyanık ve gözü açık [adam]. .b. kural.) değirmen taşını yontan âlet.) askere ait. yer.) dînî inanışlara göre Hz. (a.i.i.). üzüntülü [kadın].i.i.zf. çeşme duvarlarının bölmeleri.i.s.s.

(a.i.) meydan. -sânî asrâf asrâm asrân asr-dîde asre asrem asremân asrî âsrîs assâb assâl assâle assâr âstân âstân-i fenâ âstân-ı refi'-mekân (a.s. ikindi namazı vakitleri. 2.) müneccim. (a.i. asûr) 1. (f. (f. (a. atebe.s. (a. at koşturulan meydan. berk.b. ayak kayma. papuçluk. (bkz. pek kahraman (a.s. âsmâniyân) 1.i. mersin ağacı.s. şaşkın.b. aşerat) 1. [meç. ahceste). inandıran.) 1. (f.b.i. sanem'in c.i. değişiklikler. (a. 2.) yıldırım. (a.asmâ asmah asmaî âsmân âsmân-ı berîn asman ü rîsmân âsmân-dere âsmân-dırahş âsmâne âsmân-gûn. (a. bal satan. (f. süreyyâ (bkz. masraflar. insan kümeleri. âsmân-gûnî âsmânî âsmânî âhen âsmâniyân âsmân-rend âsmân-senc âsmâr âsmende asmet asmıha âsmûg asnâm asr Asr-ı sâbık asr-ı hâzır asr-ı saâdet asr-ı sâbık asr-ı evvel. (f. (bkz. çadır kümeleri.b.i. (f.b. alık. göğe. (a.c. kubbe. tekye. sürçme.) 1. yanılma.) eski îranlılarca.i. sımâh'ın c. 2. (bkz. (a. 2.i.s. (f.i. 2. a'sâr.) saat.) tavan. Hz. gece ve gündüz. (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı. (a. 3.i. sarfın c.) zamana uygun. Muhammed'in zamanı. hipodrom.) gök mavisi.c. zelâk).i.b. fâni dünyâ.) çok şecâatli. s. putlar.b. 2 açık mavi. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı.s. (f. dam. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse]. kehkeşân). 2.i.) bot. hasta. bal peteği. (a. (a. hîle ile aldatan.i.i. geçen yüzyıl.) eğri elli veya eğri bacaklı. (f. (bkz.i. (f. *özsu çıkaran. yüzyıl. beve). 3.) kovandan bal çıkaran. sessiz. balcı.) usare. semâ.i. geçen yüzyıl.i..) 1. arş-ı a'lâ). şimdiki çağ.) gök. eşik. saman uğrusu. kutlu ve mutlu geçen zaman].) kulak delikleri. kulağı sakat. (f.i. (f. ikindi vakti.) şimşek. 2. âsümânî). (f.) 1. sırm'ın c. (f. (a.s. dergâh. ölümlü dünyâ.) 1. âsmânî'nin c. (f.) gece. ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir.h. bal arısı.) melekler. (a.s. gündüz. Aya mensup. (a. 2.i.) 1. . f r. dilsiz. tahayyüller. moderne.(bkz: asuman).s.i.i. (bkz: aşarim).f. sevgililer.s. gündüzün ilk zamanı.i. arı kovanı.) iplikçi.) saman yolu. (a.s.) Arapların meşhur şâiri. iki yüzyıl.c.[bkz: âsitân. 2. 2.) 1.) "asır görmüş" yüzyıllık.) 1. samt'dan) konuşamayan. Güneşe. (a.i.

muharremde pişirilen aşure.s. vazgeçen. çok şiddetli [rüzgâr].) 1. asyâf (a.s.b. âsyâb-ı âlem meç. sultan sarayı. pek.) esvap kolu.a. âsümân (f. 3. bey. satr'ın c. mutluluk sahibi olan eşik) meç. asfdan) çok zulüm ve gadreden. hazır.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir.) rahat.i. âsûde-dilî (f. 2. göğe. Allah'a yakın kimselerin kabri. 2. âsyâ (f. (bkz. istanbul. Asûm (a. 2.) hazırlanmış.s. asy (a. âsümânî (f.) yumurta. âsiyâ. asveb (a.i. avâsîr) tuzak. şîr). yazı sıralan.b. (bkz: âsitâne). emn).s.) (bkz: asman). (bkz: âsiyâbân). payitaht.i.i.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a. 5.) 1. âsûde-hâl (f. hazırlanmış. yemek. (bkz: ya'sûb).b. istanbul.) hazırlanmış. islenmiş [ateşle]. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı.i.i. âsüd (a. gailesiz. asûm (a.) gönlü rahat.b. astâr (a. (bkz: esed.a. esed'in c. gardroplar. âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce. âstîn-efşân. 2.) rahat.) rahatça oturan. istanbul. âsügde (f. sultan sarayı. âstîn berçîde. (bkz.) 1. âster (f.s.). âstîn-feşân (f. arslanlar. âsûde-dil).s. hazırlanan[adam]. asayiş.i. merkez.s.b. gazanfer. meç. yeri yüksek olan eşik) meç.s.) yaz mevsimleri. âstîn (f. (bkz: (bkz. -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla. başbuğ. âsûde-dilî (f.).) obur. semâya mensup. huzur. 2. (bkz: âsîne). âsiyâb).(f.s.). (bkz: âsmânî). sâib'den) (daha. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi. âstîne (f.) 1.) 1. en) doğru. âstâne . sunvân'ın c.) 1. âsyâbân (f. eşik 2. sütûr).s. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu. [bu] dünyâ.s.i. başı dinç. sultan sarayı. büyük tekke. yiğitler. âsyâb (f. sayfın c. âş (f. asvef (a.) 1. asvine (a.i. âstîn-mâlîde (f. ulu olan eşik) meç.) yen silken. âsûdegî (f.c.i. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç. sultan sarayı.i. âstîn berzede (f. âstâne-i saâdet-meâb (saadet. dinç [olan].).s. asûf (a.s.) astar.s. sultan sarayı.b.b. âsûde-nişîn (f.s. yen. âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç.s.i. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç. âsûde (f.) ayaklanma. (bkz: âsiyâ). i.i.i. hızlı yürüyen. istanbul. çok. sultan sarayı. 4. an beyi. 2. sultan sarayı. âsûr (a.) çok yapağılı. istanbul. aş.) yazı satırları.i. hazırlanan [adam].i. âsüfte.(bkz: âstîn-berçîde).i.) gönül rahatlığı.) elbise saklamaya yarayan dolaplar. âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç. istanbul. âsûde-hâtır (f. açık mavi.) hâli rahat olan. açgözlü. asûb (a.

zavallı âşık. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh. (f.i.) âşıkça.s. (müen.i.s.) on sayıları. (a. delicesine seven kimse. Abdürrahmân bin Avf. (f. mercimek. 3.) yenilebilen veya içilebilen. (a.s.c.) içen. aşka ait. Affân. aşîret'in c. Hazret-i Osman bin. (a.) sarmaşık.) taze otlar.s. evvelce ordularda.i.c. Said bin Zeyd. halk şâiri. (a.s. birine.) otlar (f. öşr'ün c. Cennetlik oldukları.f. a'şiye) akşam yemeği. (a. i.) içenler.) mahsullerden alınan onda birler.) onlar [sayı].i. âşâm'ın c.) yaş ot. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb. (a. [Hz. [cümledeki yerine göre] ahbap.s. (a. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib.) yiyecek ve içecek. 2.) aşkla ilgili. (f.f. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm. hazret. ota benzeyen. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe. systeme metrique.i. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse. akşam. bir şeye tutkun.) aşevi.s. inleyen âşık.s.s.) içki içen [kimse]. ma'hut. (a. . sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât. (a. (a. uşb'un c.zf.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup. (a. (bkz. ot gibi olan.b. seven kadın. şarap içen. (a. fr. âşık'ın c. Sa'd bin Ebî Vakkas].) âşıklar. (f.) âşık kadın. 2. kararsız âşık. "âşıka"). emre.) ota ait. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı. mutfak. istekli âşık.) kabileler. çaresiz.i. kışlalarda. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh.s. aşerat) on (a. temiz yüzün âşıkı. (a.i. ondalık sayı.i. oymaklar.i. gözleri dumanlı [adam]. ışâ'). ışk'dan) 1.s. (a.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı. (f. çok arzulu.) akşama ait. (a.) akşamlar.i. aşer'in c. otla ilgili. (a. aşî'nin c. (a.i. seninki. aşer'in c.s. aşebiyye aşer aşerât aşere aşere-i mübeşşere aşevî âş-hâne âşık âşıka âşık-ı bîkarar âşık-ı dîdâr-ı pâk âşık-ı efgende âşık-ı müştak âşık-ı şeydâ âşık-ı zâr âşık-ân âşık-âne âşıkî bot. mat. içici. (a. âşık olana yakışır yolda.s. (a. (a.) 1. ed. imre.âş-ı halîl aşâ' a'şâ a'şâb a'şâbe âşâm aşâir aşak -âşâm Mey-âşâm âşâmân âşâmânde âşâmîdenî a'şâr a'şârî a'şârî aded aşâvet aşâyâ aşb aşebî.i.i.

platonik aşk.i.s.) 1. mahvolmuş aşk. koca.i.s.s. (bkz: ışk). 2. (a. (bkz: sahîl). Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. akşam yemeği yiyen [kimse]. i. 2.i. 2. gidip uzaklaşan [kimse]. âşiyâne âşiyân-ı harâb âşiyân-ı mürg-i dil âşiyân-gîr âşiyân-sâz aşiyy aşiyye aşk aşk-ı cismânî aşk-ı derûn aşk-ı Eflâtûnî aşk-ı fazl ü hakk aşk-ı füsûnkâr aşk-ı hakikî aşk-ı ilâhî aşk-ı makhûr aşk-ı marazî (f.) yumurta.) yuva yapan. derinde.) 1. (bkz: aşk-ı sehhâr). düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. Tanrı aşkı.) aşçı. (müen. . mesken. Güçlüler.) fazla âşık. (a. . bahir. cinsel arzulara dayanan sevgi.) belli. tavuk karasına tutulmuş. (f. sihirli. fazilet ve doğruluk aşkı. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam.) kişneme.) 1. aş-pez). gerçek sevgi. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır. muz. (a. i. i.s. Başkaca bir ânzası yoktur. (f-b. (a.) 1.i. 2.s. (bkz: ayan.s.i. (f. yuvalanan.i. kuş yuvası. (a. (bkz.âşî aşî âşî aşib aşîb Âşîhe aşîk âşikâr. bilen. âşkâre dir]. bildik. âşikâre âşinâ âşinâ-yı hilkat âşîne aşîr âşir aşîrân aşîrân-mâye aşîrân-pûselik aşîrân-vefâ-dâr aşîrân-zemzeme âşiren aşîret âşiyân. (a. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam.b. tnici'-dir. öşür toplayan. sevgisi. 3. öğleden sonra. muz. meydanda. 2. aşâir) kabîle. (f.i. (bkz: ahbap). tanıyan. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır.) 1. mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur. (bkz.) yuva tutan. (a.s. yaradılış âşinâsı. muz.) 1. ibkâr). [aslı ışk dır]. (bkz: aslîne). maddeci olmayan ideal aşk. büyüleyici aşk. akşam. içte olan aşk.zf. (f. samîmî dost ve arkadaş. ahçı. (a. maddî aşk. akşam yemeği. oymak. Makam. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr.s.s. yıkık yuva.) muz. (a.b.) sevgi. akşam. gönül kuşunun yuvası.c. (a. maddeye bağlı olmayan aşk. (a. celî.i. akşam.c. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. (a.) muz. [doğrusu aşna dır]. âşkârâ.i. (f.s. (f. pûselik-aşîran mürekkebine. (bkz: pûselik-aşîrân). 2.) 1. tanıdık.s. ev. ondabir. "âsiye"). onuncu. (f.) çok otlu. i. aşâyâ) günün batması. açık. 3.) bol otlu. kahrolmuş.) onuncu olarak. 2. içten gelen arzu.i. (f. istek.

büyüleyici aşk. âşkûb âşnâ âşnâb âşnâ-ger âşnâgerî âşnâh âşnâv âşnâ-ver âşnâ-verî aşnâyân âşnâyî âşnâ-yî âş-pez âş-pezî aşr aşr-ı âhir aşr-ı evsat aşr-ı evvel aşre aşr-hân aşş aşşâb aşşâr Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme.i. mutfak.i. (a.i.i.) [suda] yüzme.b. S.i.b. 3. sever görünme. Hiç bir ânzası yoktur. vekr).b. 2. (bkz.f. doru at. (f. (a. ayın on günlük son kısmı.) yüzgeç.i.s. yalancı aşk. (a. menedilmiş.b.) aşçı. felek. âşikâre).) yüzücü.i. (a. (f. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir]. yalandan âşık görünen. tavan.) muz. haberdarlıklar (f. iane. yüzme. 2.) kuş yuvası. erkek adı [birincisi]. manevî sevgi. sihirleyici.) aşinalıklar.) yüzgeç.b.b.).) yüzücülük. ondalıkçı.) 1. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi.f. (f. (f. dokuza bir ilâve ile on etme.) [suda] yüzme.b. (bkz. i. (a.i.) 1. (f. aşkla ilgili.f.i. 2. kat. ayın iki on günlük kısmı.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme.aşk-ı mecâzî aşk-ı memnû' aşk-ı mürde aşk-ı rûhânî aşk-ı sehhâr aşkâre.). Güçlüsü dügâh la perdesidir. (f. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım.) aşevi.b. aşkıyye aşk-perver aş-pez hâne âşkû. (f. 3. .i.i. ahçı. âşnâ-ver). aşşeb'den) nebatları.s. ahçılık. (f. yüzücülük.f. kızıl saçlı adam. (f.yüzücülük. (f. (f.b.s. Allah sevgisi. 2.i. (bkz: aşna). (bkz: âşiyâne.i. yüzücü.s.) ezbere aşır okuyan [kimse]. gökyüzü..i. âşikâr. sevgiyi artıran.) aşçılık. (a.) aşkı besleyen.) 1. (bkz. (bkz. yüzme. aşk-ı füsûnkâr). (f.b.) 1. (f. ayın ilk on günü. (bkz: âşnâb).i.). bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin. (bkz. (a. (a.i. bitmiş aşk. (f.i. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H.b. âşnâlık dostluk. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur. yasaklanmış aşk. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir. i.i.s. [H. 2. on sayıdan birini alma. (bkz: âşinâ).c. 1.i.) aşkla oynayan.s. aşkârâ aşkâr âş-kâre aşk-bâz aşk-bâzî aşk-efzâ aşkî.i.b. 2. (bkz: aş-pez).b. tabaka. yüzücü. âşnâ-ger). (f. (a. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı. âşnâyî'nin c. âş-kâre).) 1.dostluklar. (a. haberdarlık. yüzücü.) ahçı.s.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse. aşka ait. aşerat) on sayısı.f. (a. ölmüş. (a. (bkz. öşürcü.i. muaşşir). koyu al.

(a. (bkz: atâhiyyet).) aşiftelik.) azad. âşûrâ' aşüfte âşüfte-dil âşüfte-dimâğ âşüfte-gân âşüfte-gâr âşüfte-gî aşvâ' aşve aşy aşyân -ât atâ' atab atâd atâ-bahş a'taf a'tâf atâhe. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir.) 1. çılgınca sevmiş.b. (a.s.b.i. (a.i. (f.) ocaklar.i.) gönlü perîşan olmuş. 3.) sulh taraflısı. aptallık.c. (f.) akşam yemeği yiyen.. (f. kavga kargaşalığı. putlara kurban edilen dişi koyunlar.s. merhametler. (a. 2. (f.i. (f.s. iffetsiz kadınlar. (f. a'tâl) 1.b. kız].s.b. en antetli. büyük kadeh.c.s. -barışıklık. sersemlik. bütün vücut. 2. (bkz.i. yabancı.i. 2. 2.i. (f. (f. (bkz: ihsan). iffetsiz kadın. banşseven.i.) sulhseven. bahşiş. (f.i. atmalar.) aşüfte olmuş gibi.s. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür. (a. (f. atîre'nin c.) ne idüğü belirsiz.i. gürültülü yer. meyiller. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan.) aşüfteler.b. atf'dan).) karışıklık yeri.b. (a. pek şefkatli. aşifte. (f. 2.) banşseverlik.i.) Bursa'da doğmuştur. -sulhseverlik. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar.) karıştıran. âşıklar.) 1. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır.) 1. (a.i.) Arapça'da cemi edatıdır. (a.) 1.) akşam yemeği.) çıldırırcasına seven.i. lüzumlu âletler takımı.b. geh Âşûg Âşur.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı.i. husûsiyle ense.i. günahkârlık. karıştırıcı. (a. vücudun örtülü olmayan bir yeri. aşure (f.f. kargaşa çıkaran. s. karıştırıcı. .s.b.s. 2. (f.i. Muradın vezirlerinden idi.) kargaşalığa sebebiyet veren. banşçı. kargaşalık. izin. bir kişinin güzelliği.b.b. akşam karanlığı.) barış ziyafeti. (bkz: âlüfte-gî).s. Nebat=nebâtât.) 1. (a. atîme'nin c. serseri bilinmeyen. (a. (a. kıyamet kargaşalığı. 2. 2.) sulh taraftarlığı. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır.i. şefkatler. (a. âlüfte).) gece gözü görmeyen [kadın.b.) 1. meçhul.zf.s. Hayvân=hayvânât. (a. (a.) bağışlama.s. ölüm. (a.b. ateh getirme. gibi. bu yüzden perîşan bir halde. atfın c. Babası. II. şaşkınlık. budalalık.) suih.) mahvolma.) aptallık. akşam yemeği. (a.s. (f.i.) aklı perîşan. atâkat atal (f. (a.i.) 1.h. (f.i. (a.i.a.) bahşiş veren. çok merhametli [adam].âştî âştî-hûre âştî-perver âştî perver-âne âştî-perverî âştî-sâz âştî-sâzî âşûb aşûb-i gavga âşûb-i restehîz ü kıyamet -âşûb Şehr-âşûb âşûb-engîz âşûb-gâh.) sulh taraflısına yakışacak surette. âşüfte'nin c. (f. şehri karıştıran. atâhiyye atâhet atâhiyyet Atâî atâim atâir atak. (f.i. (a.i. banşsever.

âtâl atâlet atâlet-i rûhiyye âtâm atânîb ataş atâşâ atâ-ullah atâvil atâyâ' atâyâ-yi ilâhiyye atâyâ-yı seniyye atâyâ-yı tabîat atâyıb atbâ' atba' atbâ atbâk atbâl atbıka âtbîn ateb atebât atebât-ı âliye atebe atebe-i felek-mertebe atebe-i seniyye atebe-i ulyâ ateh Ateh getirmek ateh kabl-el-mîâd ateh-zede ateme Salât-ül-ateme âteş âteş-i âb-perver âteş-i bahâr âteş-i be-cân âteş-i beste âteş-i bî-bâd âteş-i bî-dûd âteş-i bî-zebâne âteş-i câm-ı zîbekî âteş-i derûn âteş-i füsürde âteş-i hecr

(a.i. ıtl'ın c.) 1. koltuk altlan. 2. böğürler. 3. yanlar, kenarlar. (a.i.) işsizlik, tembellik, üşengenlik, durgunluk, hareketsizlik. psik. ruh argınlığı, fr. psychasthenie. (a.i. utum'un c.) yüksek binalar, köşkler, hisarlar. (a.i. ıtnâbe'nin c.) 1. sâye-banlar, pavyonlar. 2. kısa ipler. 3. uzun ipler; sicimler. (a.i.) susama, susuzluk, hararet, (bkz: atş). (a.i. atşân'ın c.) susuz, susamış olanlar. (a.it.) 1. Allah vergisi. 2. i. erkek adı. (a.s. atvel'in c.) 1. uzun boylular. 2. seçkinler. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, armağanlar; bahşişler. Tanrı vergileri. padişah hediyeleri. tabiatın atiyeleri, ihsanları, bahşişleri. (a.s. atyeb'in c.) çok hoş olanlar, en iyiler. (a.i. tıb'ın c.) dereler, kanallar. (a.s.) en pis. (a.i. taby'in c.) meme başlan. (a.i. tabak ve tabaka'nın c.) 1. kapaklar. 2. tabaklar, (bkz. etbâk). (a.i. tabl'ın c.) davullar. (a.i. atbâk'm c.), (bkz: atbâk). (f.b.s.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. (a.i. atebe'nin c.), (bkz. atebât). (a.i. atebe'nin c.) 1. eşikler, basamaklar. 2. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. 3. eşiği öpülen mukaddes yerler. Irak'ta -Necef, kerbelâ, Kâzımiyye gibi- türbeli yerler. (a.i.c. atebât) eşik, basamak. (bkz: âsitân, ahceste). Osmanlı padişahlannın sarayı. (bkz: atebe-i felek-mertebe). (bkz: atebe-i felek-mertebe). (a.i.) bunama, bunaklık. bunamak. erken bunama, fr. de-mence precoce. (a.f.b.s.) bunamış, bunak. (a.i.) 1. atâlet, işsizlik; üşengenlik, tembellik. 2. gecenin ilk üçte biri. akşam namazı. (f.i.) 1. od, hararet, kızgınlık. meç. kılıç, hançer. 1) kırmızı gül; 2) lâle; 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. 1) canda olan ateş; 2) yanıp tutuşma. 1) donmuş ateş; 2) hâlis kırmızı altın, (bkz: asced). 1) şarap; 2) işkence, zulüm. 1) Güneş; 2) hiddet, öfke; 3) şarap. 1) alevsiz ateş; 2) kırmızı akik; 3) şarap. gümüş veya billur kadehte içilen şarap. "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. 1) donmuş ateş; 2) altın, (bkz: âteş-i beste). ayrılık ateşi.

astr. yedi gezegen yıldız. Hint'te yapılan bir kılıç. hamiyyet kanının ateşi. Güneş, (bkz: Af-tâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). kılıç, kama, hançer ve benzeri silahlar. Nemrut'un, Hz. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i parsî 1) hek. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara; 2) cemre; 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı; 2) kanlı gözyaşı; 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i rûmî tar. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş, (bkz: Aftab, Hûrşîd, mihr, Şems). âteş-i seng lal ve yakut. âteş-i serd 1) şarap; 2) hâlis altın, (bkz: asced). âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş; 2) Güneş.(bkz. âteş-i mûsî, âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i sûzân yakıcı ateş. âteş-i tak, âteş-i tevbe sûz şarap. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri; 2) kadeh dolusu şarap; 3) gerdek hâli. âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. 2. gözyaşı. 3. hastalık. 4. harb, savaş. âteş-bâr (f.b.s.) ateş yağdıran. âteş-bâz (f.b.s. ve i.) ateşle oynayan, hokkabaz, fişekçi. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak. âteş-bâzî (f.b.i.) ateşbazlık, eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-berk (f.b.i.) çakmak [âlet]. âteş-beste (f.b.i.) hâlis, kırmızı altın. âteş-dâm (f.b.i.) 1. ateşlik. 2. ocak. 3. mangal. âteş-dân (f.b.i.) ocak, mangal. âteş-dâr (f.b.s.) "ateş tutan" ateşli. âteş-dem (f.b.s.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. (bkz. âteşîndem). âteş-dîde (f.b.s.) ateş görmüş, ateşten geçmiş. âteş-efrûz (f.b.s.) ateş yakan, ateş tutuşturan. âteş-dil (f.b.s.) 1. her gördüğü güzeli seven. 2 sözü dokunaklı olan. 3. pek zekî adam. âteş-efşân, âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan. âteş-efşânî (f.b.i.) ateş saçma, ateş püskürtme. âteş-ek (f.b.i.) 1. küçük ateş. 2. şimşek. 3. ateş böceği. 4. frengi. âteş-engîz (f.b.s.) 1. dağlama âleti. 2. s. fesatçı, kundakçı. âteş-fâm (f.b.s.) ateş renkli, kırmızı. âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan, ateş püsküren, (bkz: âteş-efşân). âteş-fürûz (f.b.s.). (bkz. âteş-efrûz).

âteş-i heft-mecmer âteş-i Hindî âteş-i hûn-i hamiyyet âteş-i Mûsî âteş-i mücessem âteş-i Nemrûd

âteş-gâh âteş-gede âteş-gede-i behrâm âteş-geh âteş-gîre âteş-gûn âteş-hâne âteş-hâr âteş-hâtır âteş-hirâm âteş-hîz âteş-hulk âteşî âteşîn âteşîn-libâs âteşîn-mâr âteşîn-pençe âteşîn-sadef Âteîn-dem Âteşiyân Âteşîze âteş-kâr âteş-karâr âteş-meşreb âteş-mizâc âteş-nâk âteş-nihâd âteş-nisâr âteş-nümâ âteş-pâ âteş-pâre âteş-perestî âteş-perver âteş-pâş âteş-perest âteş-peyker âteş-reng âteş-suhan âteş-tâb âteş-zâd âteş-zâr âteş-zebân âteş-zede âteş-zen âteş-zene atf, atıf

(f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. astr. hamel burcu. (f.b.i.). (bkz. âteş-gâh). (f.b.i.) 1. maşa, 2. çıra. (f.b.s.) ateş gibi kırmızı. (f.b.i.) mecûsî mabedi, ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) 1. keklik. 2. s. zâlim, merhametsiz [adam]. (f.b.s.) her güzeli seven, sözü dokunaklı, pek zekî adam. (f.b.s.) sür'atle yürüyen. (f.b.s) ateşleyen, ateş veren. (f.a.b.s.) sert tabiatlı, huysuz. (f.b.s.) 1. ateşli, hararetli; dokunaklı; ateş renginde. 2. öfkeli, hiddetli. 3. i. cehennem zebanisi; (f.s.) 1. ateşten. 2. ateşli, canlı. l) kırmızı elbise; 2) kırmızı elbise giymiş kimse. 1) ateşli yılan; 2) yanık ak; 3) ateş alevi; 4) havâi fişek. bir işte eli çabuk kimse, işinin ehli. Güneş, (bkz: Âftâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). (f.b.s.) (bkz. âteş-dem). (f.i.s.) cehennemlik olanlar. (f.i.) ateş böceği, (f.b.s.) 1. külhancı. 2. meç. kızgın, aceleci, merhametsiz [adam]. (f.a.b.s.) "ateşte duran" cehennemlik, günahkâr. (f.a.b.s.) meç. "ateş huylu" huysuz, geçimsiz. (f.b.s.) sert tabiatlı, huysuz, geçimsiz [kimse], (f.b.s.) ateşli. (f.b.s.) "ateş huylu" ateşli, huysuz, huzursuz. (f.b.s.) ateş saçan. meç. çok öfkeli. (f.b.s.) ateş gösteren. (f.b.s.) ateş gibi, çevik, atik. (f.b.s.) 1. ateş parçası, kıvılcım. 2. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. (f.b.i.) ateşperestlik, ateşe tapma. (f.b.i.) suyu iyi verilmiş kılıç. (f.b.s.) ateş saçan. (f.b.i.) ateşe tapan. * (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: âteşîn-sadef). 2. şeytan ve cin taifesi. (f.b.s.) ateş renginde, kızıl. (f.b.s.) dokunaklı, hatır kıracak şekilde söz söyleyen. (f.b.s.) 1. ateş gibi hararetli. 2. ateş yakıcı. (f.b.s.) "ateşten doğma" 1) meç. ateşli; 2.) yakıcı. (f.b.i.) ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer. (f.b.s.) ; çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. (f.b.s.) ; yakılmış, yakılan. (f.b.s.) yakıcı, yakan. (f.b.i.) çakmak [âlet]. (a.i.) 1. eğme, meylettirme. 2. bağlama, (bkz: azv). 3. dokunma. 4. gr. bağlaç.

atf-ı beyân atf-ı nigâh „îr atfen atfî athal athâr athar âtıf âtıfe, âtıfet âtıfet-kâr âtıfet-kârâne âtık, âtıka âtıl, âtıla âtıl-âne âtım âtır âtıs atış, atuş âtî âtî-l-beyân, âtî-üz-zikr âtî-yi millet âtî, âtiye atî atîd atîde âtih, âtihe âtik âtik atîk, atîka atîkıyyât âtil âtim, âtime at'ime atîme atîre âtiş, âtişe atît âtiye âtiyen atiyyât

bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı, bağlaç kullanma. göz atma, bakma. gr. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması, [deli dîvâne; sağ salim, gibi]. (a.zf.) birinin adına, birine yükleyerek. (a.s.) 1. bağlamaya ait. 2. şefkate, iyilik severliğe ait. [müen. "atfiyye"]. (a.s.) kül rengi. (a.s. tâhir'in c.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar, ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz], (bkz: tuhr). (a.s.) çok temiz olan. (a.s. atfdan) 1. meyleden, eğilen. 2. bağlayan. 3. şefkatli. (a.i.c. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi, iyilik severlik. (a.f.b.s.) esirgeyip koruyan, gözeten. (a.f.zf.) âtıfetkâr olana yakışacak surette. (a.s.) 1. serbest bırakılmış. 2. ihtiyar. 3.i. genç kız. 4. i. yavru kuş. 5. soyu temiz [at]. 6. eski [şarap v.b.]. (a.s.) 1. tembel, üşengen. 2. boş, faydasız. (a.f.zf.) tembelce, tembelcesine. (a.s.) mahvolan, ölen. (a.s. ıtr'dan) 1. ıtırlı, güzel kokulu. 2. kokuları seven. (a.s.) 1. aksıran. 2. i. şafak. (a.s.). (bkz: atsan). (a.s. ityân'dan) 1. gelecek, gelen [kişi veya şey]. 2. i. gelecek zaman, istikbal. 3. zf. önde, aşağıda. aşağıda zikredilen, aşağıda sözü geçen. milletin yarını, istikbâli. (a.s. utv'dan) isyan eden, kafa tutan. (a.s.) inatçı, kalın kafa. (a.s.) hazır, hazırlanmış. (a.i.) elbise sandığı. (a.s.) isyan eden, kafa tutan. (a.s.c. avâtik) sırtın üst kısmı. (a.s.) berrak, saf; karışmamış; kıymetli. (a.s. ıtk'dan) 1. eski. 2. azatlı, hür. 3. güzel, genç kız. 4. asîl. 5. Hz. Ebu Bekir'in lâkabı. (a.i.c.) eski eserler, arkeoloji. (a.s.) ücretli yardımcı, asistan. (a.s.) ağır, yavaş. (a.i. taam'ın c.) yemekler, (bkz: et'ime). (a.i.c. atâim) ateş yakılan ocak; mangal. (a.i.c. atâir) 1. putlara kurban edilen dişi koyun. 2. eski Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. (a.s.) susuz, susamış, (bkz: teşne). (a.i.) gıcırtı. (a.s.) ["atî" kelimesinin müen.]. (bkz: atî). (a.zf.) 1. ileride, gelecekte. 2. aşağıda. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, ihsanlar, bahşişler.

atiyye atiyye-i seniyye atlâb atlâl atlas atlas-ı minâ atlâs atles atlesî atliye atmâr atme atnâb atrâb atrâf atrâk atrâr atrâs atreş atruk ats ats-ı subh ats-ı şeb Atse Atse-i anberîn Atse-i kemân Atse-i subh Atse-i şeb Atse-i çah atse-i tîğ atş atşân attâr attaret attârî attâs attaş attât atûb atûf atûfet

(a.i.c. ataya) hediye; bahşiş, (bkz: ihsan). pâdişâh hediyesi. (a.i. tâlib'in c.) 1. arayanlar, talipler; husûsiyle talebeler. 2. (tılb'ın c.) kadın peşinde dolaşanlar, hovardalar, zamparalar. (a.i. talel'in c.) 1. örenler, harabeler. 2. biçimler, şekiller, resimler; kalıplar. (a.i.) 1. üstü ipek, altı pamuk kumaş. 2. s. düz, havsız, tüysüz. 3. büyük harita. 4. Atlas denizi. gökyüzü. (a.i. talas'ın c.) 1. eskitmeler, mahvetmeler. 2. s. eski, aşındırılmış. (a.s.) eski, aşındırılmış, yırtık, eski püskü. (a.s.) 1. atlastan yapılmış, atlas. 2. atlas gibi. (a.i. tılâ'nın c.) merhemler. (a.i. tımr'ın c.) eski püskü elbiseler, paçavralar. (a.i.) ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâv menbaı, krater. (a.i. tınâb'ın c.) 1. çadır ipleri, (bkz: habl-ül-hıyâm). 2. ağaç kökleri. 3. vücuttaki sinirler. (a.i. tarab'ın c.) oyunlar eğlenceler, şenlikler, neşeler, ferahlıklar. (a.i. tarfın c.) gözler. (a.s. târik'in c.) gece gelen; -husûsiyle- gece gelen yaya seyyahlar. (a.i. turra'nın c.) kenarlar, uçlar. (a.i. tırs'ın c.) yazılmış sayfalar, karalama kâğıtları. (a.s.) sağır, işitmez, (bkz: ahras). (a.i. tarîk'ın c.) yollar, (bkz: turuk). (a.i.) 1. aksırık. 2. şafak sökme. (sabahın aksırığı), (gecenin aksırığı) seher vakti. (a.i.) tek aksırık. güzel kokulu nefes. okun çıkardığı ses. şafak. şafak, (bkz: atse-i subh). kuyudaki aks-i seda, yankı. savrulan kılıcın çıkardığı ses. (a.i.) susuzluk, susama. (a.s. atş'dan) susuz, susamış, susayan, (bkz. teşne). susuzluk çekenler. (a.i. ıtr'dan) 1. güzel kokular, iğne iplik vesaire satan; aktar. 2. h. i. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. (a.i.) attarlık, aktarlık. (a.f.i.) aktarlık, aktar dükkânı. (a.s.) durmadan aksıran. (a.s.) fazla susamış. (a.s.) çok bağırıp çağıran, gürültücü, şamatacı [adam]. (a.s.) inatçı, (bkz: muannid). (a.s. atfdan) 1. birine sevgisi olan. 2. i. erkek adı. (a.i.) şefkat, merhamet.

atûh atûm âtûn âtûs atvâd atvâk atvel atyân atyeb atyeb-i me'kûlât atyer Rûh-i atyer âvâh, âveh avâdî avâid avâik a'vâk avâkıb avâkıb-ı ahvâl avâkıb-ı hasene avâkıb-ı umûr avâkıd avâkır avâlim avâlim-i ulviyye avâm a'vâm avâmil

avâm-firîb avâm-pesend avâm-pesendâne avân avân-ı meftûniyyet a'vân avâr âvâre âvâre-gerd âvâregî âvâre-reviş âvâre-ser

(a.s.) bunak, (bkz: ma'tûh). (a.i.) su kaplumbağası. (f.i.) l. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. 2. ana rahmi, (bkz. meşime). (a.i.) aksırtıcı şey, enfiye. (a.i. tavd'ın c.) dağlar. (a.i. tavk'ın c.) 1. gerdanlıklar. 2. tasmalar. 3. boyundaki halka çizgiler. 4. kuvvetler, takatler. (a.s. tavîl'den) pek uzun. (a.i. tiyn'in c.) balçıklar, çamurlar. (a.s. tıyb'den) (daha. pek, en, çok) güzel. yiyeceklerin en güzeli. (a.s.) pek uçucu, çabuk kaybolan. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. çabuk uçan ruh. (f.e.) l eyvah, yazık! 2. i. nzık, nasip, kısmet. (a.s. âdiye'nin c.) zulmedenler,zâlimler. (a.i. âide'nin c.) iratlar, gelirler. (bkz. aidat). (a.i. âika'nın c.) engeller, müşküller, zor işler. (a.i. avk'm c.) alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler. (a.i. akıbet' in c.) neticeler, sonuçlar, sonlar. hallerin, durumların sonu. iyi son nefesler, işlerin neticesi. (a.i. âkid'in c.), (bkz: âkid). (a.i. âkıra'nın c.) 1. kısırlar, verimsizler. 2. fakirler, yoksullar. 3. kudurmuşlar, (a.i. âlem'in c.) dünyâlar, (bkz: âlemin, âlemûn). dünyâdan gayrı yüksek âlemler, (bkz. melekût). (a.i. âmm'ın c.) herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı, (bkz. âhâd-i nâs). (a.i. âın'in c.) yıllar, seneler, (a.s. âmil'in c.) 1. sebepler. 2. işleyenler. 3. gr. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. 4. valiler. (a.f.b.s.) halkı avlayan, halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden, demagog. (a.f.b.s.) halkça beğenilecek şey. (a.f.zf.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda, âdi ve kaba. (a.i.) vakit, zaman. meftunluk anları. (a.s. avn'ın c.) yardım edenler, yardakçılar. (a.i.) ayıp, kusur, fesat. (f.s.) 1. serseri, boş gezen, işsiz güçsüz, aylak. 2. dağınık, perişan. (f.b.s.) işsiz, güçsüz kimse. (f.b.i.) serserilik, aylaklık, işsiz güçsüzlük. (f.b.s.) âvâre gidişli, başıboş hareketli. (f.b.s.) başıboş.

avârız avârız-ı dîvâniyye avârız-ı müktesebe avârız-ı semâviyye avârî avârif avâsıf avâsım avâsîr avâtıf avâtık av'ave av'ave-yi kilâb avâz âvâz âvâz-ı mûsikî âvâz-ı ra'd ü sâika âvâz-ı zenbûr a'vâz avaz avaz âvâze âvâze-hân avd avdet âven avdetî a'vec a'ved âvend âvendî avene âveng âvengân aver -âver Peyâm-âver

(a.i. ârıza'nın c.) 1. kazalar, belâlar. 2. engeller, engebeler. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde, bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler. cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hatâ, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler. delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. (a.i. âriyyet'in c.) ödünç şeyler. (a.i. ârife'nin c.) 1. iyilikler. 2. armağanlar, bağışlar. 3. s. nâzik, eli açık, cömert kimseler. 4. kabiliyetli, yetenekli kimseler. (a.i. âsıfa'nın c.) sert, şiddetli rüzgârlar, fırtınalar. (a.i. âsıme'nin c.) hudut şehirleri. (a.i. âsûr'un c.) tuzaklar. (a.i. âtıfet'in c.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler, iyilikseverlikler. (a.s. âtık'ın c.) 1. hür olanlar. 2. ihtiyarlar. 3. i. genç kızlar. 4. i. yavru kuşlar. (a.i.) havlama. köpeklerin havlaması. (a.i.) nefret. (f .i.) ses, seda. müzik sesi. gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. muz. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam, (bkz. âgaz-l- zenbûr). (a.i. ivaz'ın c.) bedeller, karşılıklar. (f.zf.) bangır bangır. (f.i.) 1. yüksek ses. 2. şöhret, ün. (f-b.i.) şarkıcı, (bkz: hanende). (a.i.) 1. geri gelme, dönme, lehine veya aleyhine dönme. 2. hasta ziyareti. 3. yoldan sapma. (a.i.) geri gelme, dönme, dönüş. (a.s.) çok veya en sakin. (a.i.) dönme [Yahudiden]. (a.s.) eğri büğrü. (a.s.) daha veya en çok faydalı. (f.i.) 1. sicim, ip. 2. senet, delil. 3.'kapkacak. 4. taht, yüksek mertebe. 5. satranç oyunu. 6. zf. evvel, önce, ilk. (f.i.) şarap fıçısı, kabı. (a.s. avn'in c.) yardakçılar, kafadarlar. (f.i.) hevenk, ipe geçirilmiş ü-züm, kiraz ve benzerlerinin askısı. (f.s.) 1. asılı, asılmış, sarkık. 2. i. çivi. 3. i. çengel. (a.i.) bir gözü kör olma. (f.s.) getiren, taşıyan. (Peygamber) haber getiren.

a'ver âverd âverde âverdenî âverd-gâh, âverd-geh âverdîde avez a'vez âvî, âviye âvîhte âvîhtegî âvîje âvîjgân âvîl âvind âvine âvineten âvîşe, âvîşen âvîz âvîze âvîze-i gûş âvîze-i nücûm âvizgin avk avkeşe avkeşe-i sagîre avl avle avm avn avn-i Hakk avn-i İlâhî avnî avniye avrât avret âvşin avvâc avvâd avz El'-avzü bi-llâh ayâ âyâ

(a.s.) 1. bir gözü kör, tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). 2. anat. körbağırsak. (f.i.) harp, cenk, savaş. (f.s.) naklolunmuş, getirilmiş. (f.i.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. (f. b.i.) savaş meydanı. (f.s.) hücum edilmiş, saldırılmış. (a.i.) fakirlik, sıkıntı. (a.s.) 1. anlaşılması güç şiir. 2. mânâsı anlaşılmaz [şey]. (a.s.) uluyan, hırıldayan. (f.s.) asılı, asılmış [şey]. (f.s.) asılmış olma durumu. (f.s.) 1. has, hâlis, saf, temiz. 2. meç. şarap. (f.i.c.) 1. mahremler, yakınlar. 2. s. gençler, güzeller. (a.i. avl'den) feryat, (bkz: avle). (f.s.) evvel, önce, ilk. (bkz: âvend6). (a.i. evân'ın c.) vakitler, zamanlar, çağlar. (a.zf.) ara sıra, tesadüfen. (f.i.) 1. kekik otu. 2. sarılma, sıyırıp çıkma; saldırma, (bkz: âvşin). (f.s.) asılı bulunan, asılan. (f.i.) mum, lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs. küpe. (bkz: mengûş). yıldız topluluğu. (f.s.) (asılgan, ilişkin) insana balta olan dilenci. (a.i.c. a'vâk) alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, (bkz: te'hîr). (a.i.) zir. yaba, harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek. anat. lâdes kemiği. (a.i.) feryat, acınma, sıkıntı sebebi. (a.i.) feryat, (bkz: avîl). (a.i.) yüzme. (a.i.c. a'vân) 1. yardım. 2. s. yardım eden; yardakçı; kafadar. Allah yardımı. Allah yardımı. (a.s.) 1. yardımla ilgili. 2. i. erkek adı. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. (a.i. avret'in c.) kadınlar. (a.i.) 1. insanın, gösterilmesi ayıp olan yeri. 2. kadın; zevce, avrat. (f.i.) kekik otu. (bkz: âvîşen1). (a.i.) fildişi satıcısı veya işçisi. (a.i. ûd'dan) udcu; ud çalan. (a.i.) 1. sığınma. 2. sığınak. Allah'a sığınma. (a.s.) 1. kabiliyetsiz, kudretsiz. 2. tedâvî edilemez, iyileştirilemez. (f.e.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. (bkz: acaba).

a'yâ a'yâd a'yâd-ı Müslimân ayân â'yân

a'yân-ı sâbite âyân ve eşrâf ayânen ayâniyyet ayâr ayâr-dân a'yâr âyât âyât-ı muhkemât âyât-ı müteşâbihât Ayb ayb-ı hâdis ayb-ı kadîm ayb-cû aybe aybet ayb-gû ayb-gûyî ayb-nâk ayb-pûş a'yen âyen âyende âyende-nümâ

âyende ve revende âyet âyet-el-kürsî âyet-i kerîme âyet-i maksûd âyet-i tergîb âyet-i terhîb âyet-ül-hıfz

(a.s.) daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan. (a.i. îd'in c.) bayramlar. Müslüman bayramları. (a.s.) belli, açık, meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: aşikâr, bahir, celî, hüveydâ, iyân). (a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. bir memleketin ileri gelenleri. 3. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4. Senato üyesi. tas. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. ilerigelenler. (o.zf.) açıkça. (o.i.) açıklık, ortaya çıkma, (bkz: vuzuh). (a.i.) 1. altının, gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. 2. saadete doğru gitme, (bkz. lyâr). (a.f.b.c.) ölçü, değerbilir, (bkz: lyâr-dân). (a.i. ayr'ın c.) eşekler, (bkz: himâr). (a.i.âyet'in c.) Kur'ân'ın cümleleri. açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. icâbında te'vîl edilebilen âyetler. (a.i.c. uyûb) utanılacak şey, kusur, ayıp, leke. (bkz: şeyn). huk. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. huk. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. (a.f.b.s.) insanın ayıbını araştırıp soran. (a.i.) deri çanta, heybe. (a.i) 1. deri çanta, valiz. 2. ayıp, kusur. (a.f.b.s.) dedikoducu. (a.f.b.i.) dedikoduculuk. (a.f.b.s.) kusurlu, noksan. (a.f.b.s.) ayıbı örten. (a.s.) 1. büyük iri gözlü adam. 2. bakılan yer. 3. çok açık, pek belli. (f.i.) demir, (bkz: âhen). (f.s. c. âyendegâh) gelen, gelici. [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. gelen giden. (a.i.c. âyât) 1. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. 2. alâmet, nişan. (bkz: kürsî). kutsal âyet. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. cennetteki güzellikleri, iyilikleri anlatan âyet. cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. muskaya yazılan âyet.

âyet-ül-mevâris âyet-in-Nûr âyetlik ayın âyib âyid âyij, âyîjek âyil, âyile âyîn âyîn-i cem âyîn-i kadîm

âyîn-i kudemâ âyîn-i Mevlevî âyîn-i şerîf âyîne, âyine âyîne-i âb âyîne-i ârız âyîne-i âsmân âyîne-i çarh âyîne-i hâverî âyîne-i baht âyîne-i gerdân âyîne-i gerdûn âyîne-i in'itâf âyîne-i İskender

âyîne-i kît'ı efrûz âyîne-i maksûd âyîne-i pârtâb âyîne-i pürtâb-ı mücellâ âyîne-i şeş-cihet âyîne-dân âyîne-dâr âyîne-den âyîne-efrûz âyîne-fürûz âyîne-rû âyîne-sâz

Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 (a.t.b.i.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar, uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. (a.i.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır, (bkz: ayn5). (a.s.) geri dönen, dönüp çekilen, (bkz: âib). (a.s.). (bkz. âid). (f.i.) kıvılcım. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşırı, (bkz: âil, aile). (f.i.) 1. merasim, tören. 2. Alevîlerin içki sohbetleri. 1) ahbapça, tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri. mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları, eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. eskilerin usûlü, tarzı. Mevlevi âyîni, Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. (f.i.) 1. ayna. 2. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. su aynası, suyun parlak yüzü. yanak aynası, ayna gibi parlak olan yanak, (bkz: âyîne-rû). Güneş. Güneş. Güneş. nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. Güneş. Güneş. bir şeyin aksedip göründüğü ayna. İskender'in aynası. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki, Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. Güneş. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. parlak ayna. cilâlı parlak ayna. (altı tarafın aynası) 1) Hz. Muhammed'in gönlü; 2) bir velînin gönlü. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) 1. ayna tutan. 2. i. berber. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) ayna cilâsı. (f.b.s.). (bkz. âyîne--efrûz). (f.b.s.) yüzü ayna gibi parlayan. (f.b.i.) aynacı.

âyîne-veş âyîne-zidây âyîn-hân

âyîn-perestî âyiş, âyişe âyişne, âyişte, âyiştene âyiz, âyize ayke aykevî ayn

ayn-el-yakîn ayn-ı betrâ ayn-ı hayât ayn-ı kerâmet ayn-ı mazmûn ayn-ı mevkuf ayn-ı hatâ ayn-ı mürekkeb ayn-ı vâhid ayn-ül-bakar ayn-ül-fiil ayn-ül-kemâl ayn-üs-sevr ayn-üş-şems aynâ aynen ayneynî aynî Emrâz-ı ayniyye ayni aynî ayniyyât ayniyye ayniyyet ayr ayş ayş-i deh-rûz ayş ü dem eylemek ayş ü işret ayş ü nûş ayş ü tarab

(f.b.s.) ayna gibi. ayna silici, cilâcı. (f.b.s.ve i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse. (f.b.i.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. (a.s.) 1. yaşayan, 2. rahat yaşayan, (bkz: âiş, âişe). (f.i.) 1. casus. 2. s. dalkavuk, (bkz. abiste). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, (bkz: âiz, âize). (a.i.) sık koruluk. (a.i.) coğ. ormanla ilgili. (a.i.c. a'yân, uyun) 1. göz. 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. 4. kaynak, pınar, (bkz: a'yün). 5. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi, (bkz: ayın). gözüyle görmüş gibi, kat'î. (ayın harfinin başı) hemze. (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). Peygamberlere yakışacak bir kudretle, keramet gibi. huk. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. huk. vakfolunan şey. yanlışın ta kendisi. 1) anat. petekgöz; 2) bileşik göz. tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). bot. öküzgözü, fr. arnica. fiil maddesinin ikinci harfi. nazar değme; gözün çok tesirli bakışı. 1) boğa gözü. 2) astr. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı, Ed-deberân, lât. alpha Taurus; fr. Aldebaran; ing. Aldebaran. değerli bir taş. (a.s.c. îyn) iri ve güzel gözlü. (a.zf.) tıpkısı, tamamı, aynı olarak. (a.s.) iki gözle bakan. (a.s.) göze mensup, gözle ilgili. göz hastalıkları. (a.zf.) 1. hep o, başkası değil. 2. tıpkısı. (a.s.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. (a.i. ayn'ın c.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. (a.i.) 1. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. 2. göz hastalıkları kliniği. (a.i.) bir şeyin aslı gibi, tıpkısı olma. (a.i.c. a'yâr) eşek. (bkz: himâr). (a.i.) yaşama. (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. içki içip keyfetmek, (bkz: îyş). yiyip içme. (bkz: ayş ü nûş). yiyip içme. (bkz: ayş ü tarab). yeme içme, çalgı çengi, eğlence.

a'yün ayyâb ayyân ayyâr ayyârân ayyârî ayyâş ayyâş-ı bed maâş ayyâşân ayyûk

âz a'zâ a'zâ-yi dâhiliyye a'zâ-yi fahriyye a'zâ-yi hariciyye a'zâ-yi mevcûde a'zâ-yı tabiiyye a'zâ-yi tenâsüliyye azâ' azâb azâb-ı cehennem azâb-ı kabr azab azâb-engîz azâd azâd

âzâd-draht âzâde âzâde-dil âzâde-gân âzâde-gî âzâde-hâtır âzâde-hayât âzâde-ser âzâdî azâ-hâne azâhî azâhik

(a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. menbâlar, pınarlar, çeşmeler, (bkz: a'yân, uyun). (a.s.) kusur görücü. (a.s.) 1. ne yapacağını bilmeyen. 2. yorgun. (a.s.) 1. hîlekâr, dolandırıcı. 2. zekî, kurnaz. 3. çevik, atik. (ayyâr'ın c.) ayyarlar, aldatanlar. (a.f.i.) dolandırıcılık. (a.s. ayş'dan) çok içki içen. geçimi fena, geçim darlığı çeken; sarhoş. (a.i. ve s. ayyâş'm c.) ayyaşlar. (a.i.) 1. astr. keçi, semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı, (Alpha Avriga) lat. capella; f r. chevre. 2. semânın pek yüksek yeri. (f.i.) aç gözlülük, hırs, tamah. (a.i. uzv'un c.) organlar, üyeler. iç organlar. onursal üyeler. dış üyeler. hazır bulunan üye. tabiî üyeler (bir mecliste). biy. üreme organları. (a.i.) 1. sabır. 2. cenaze alayı. 3. başsağlığı ziyareti. (a.i) işkence, keder. cehennem azabı; meç. büyük sıkıntı. kabir azabı meç. büyük sıkıntı. (a.s.) 1. bekâr, ergen. 2. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri. (a.f.b.s.) azap verici. (a.s.) kısa ve sık sık dikilmiş. (f.s.) 1. kurtulmuş, serbest olan, kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. 2. ayıpsız, kusursuz. 3. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. (f.b.i.) bot. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. (f.s.c. âzâdegân) l. hür, serbest. 2. ed. tam bir mânâ anlatan mısra', [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. (f.b.s.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. (f.b.s. âzâde'nin c.) kayıtsız, serbest ve hür olanlar. (f.i.) serbestlik, hürlük, (bkz: serbesti). (f.a.b.s.) gönlü hoş, başı dinç. (f.a.b.s.) hayattan kurtulmuş. (f.b.s.) başında gaile olmayan, başı dinç, rahat, gailesiz. (f.i.) l- hürlük, serbestlik. 2. şükür. (a.f.b.i.) acı gören ev, matem evi. (a.i. ıdhiyye, ızhiyye, udhiyye, uzhiyye'nin c.) kurban bayramında kesilen hayvanlar, (bkz: adâhî). (a.i. udhûke, uzhûke'nin c.) gülünç, güldürücü şeyler, (bkz: adâhîk).

azâim

azâim âzâl azâlîl azam a'zam a'zam-ı esbâb azamet azamet-fürûş a'zamî azâmîm a'zamiyyet azamût âzân a'zâr a'zâr-ı urkubiyye âzâr âzâr azâr-ı dil âzâr-dîde âzârende âzârî âzâriş âzâr-mend âzâr-mendî azarr azarr-ı müskirât âzâr-resân âzâr-resîde azâz azâzet azâzîl azb Lisân-ı azb-ül-beyân azb azbâ' azbu' azd, azıd, azud azd-ud-devle azdâd âzde

(a.i.) 1. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar, tılsımlar. 3. sebatlar, kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.] (a.i. azîme'nin c.) dehşetli hâdiseler, mühim şeyler, ["azayım" şekli yanlıştır]. (a.i. ezel'in c.) ezeller, öncesiz zamanlar. (a.i. uzlûle'nin c.) yanlışlar, yanılmalar. (a.i.c. azamât). 1. kin, husûmet, garaz, kötü niyet. 2. kıskançlık. 3. öfke, hiddet. (a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) büyük. sebeplerin en büyüğü. (a.i.) 1. büyüklük, ululuk. 2. çalım, kurum. (a.f.b.s.) çalım satan, kurum satan. (a.s.) en büyük, en çok. (a.i. izmâme'nin c.) desteler, kümeler, zümreler. (a.i.) 1. pek büyüklük. 2. mat. bir sayının ötekinden büyük olması. (a.i.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. (a.i. üzn'ün c.) anat. kulaklar. (a.i. özr'ün c.) bahaneler, engeller, özürler. mırın kırın. (f.i.) mart ayı. (bkz: ezar). (f.i.) incitme, kırılma, tekdîr. gönül kırıklığı. (f.b.s.) zulüm görmüş. (f.s.) inciten, kıran, tekdîr eden, azarlayan. (f.i.) 1. muzırlık; küfürbazlık. 2. incitilmiş olma, fenalık görmüş olma. (f.i.) incitme, kırma. (f.b.s.) incitilmiş, zulüm görmüş. (f.b.i.) incitilmiş, kırılmış olma. (a.s. zarar'dan) çok zararlı, (bkz: adarr). içkilerin en zararlısı. (f.b.s.) dert ve kederi îcâbettiren. (f.b.s.) incitilmiş, kırılmış, zarar görmüş. (a.i.) bir lokma. (a.i. izz'den) i'tibar, saygınlık, değer; büyüklük. (a.b.i.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. (a.i.) tatlılık. söylenişinde tatlılık olan dil. (a.i.) 1. kesme. 2. ısırma. 3. şiddetli azarlama. 4. hastalık yüzünden hırpalanma. 5. s. keskin. (a.i. zab‘ın c.) kolun yukarı kısmı. (a.i. zabu'nun c.) sırtlanlar. (a.i.c. a'zâd, a'zûd, a'dûd) 1. kolun üst kısmı. 2. destek. 3. kuvvet, kudret, (bkz. ızd, uzd, uzud). devletin desteği. (a.i. zıdd'ın c.) 1. zıtlar, tezatlar. 2. iki zıt mânâya gelen kelimeler. (f.s.) 1. boyalı, boyanmış. 2. sivri uçlu âlet ile delinmiş.

a'zeb âzeh a'zel âzer Azer-âbâd âzerahş âzer-âyin Âzerbâyigân âzer-asâ âzerbû, âzerbûye âzerd âzer-gûn, âzer-gûne Âzerî âzer-kede âzer-kîş âzerm âzerm-cû âzer-perest âzerşeb âzerşîn âzeryûn azfâr âzfendâk azfer azgan azgas azhâ azhâ azher azherü min-eş-şems azırrâ âzîde âzife, âzifet âzîğ azîhe azik âzil azîl azil azîm, azîme âzim âzimât

(a.s. azb'den) en lezzetli ve tatlı. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âjeh). (a.s.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. (f.i.) ateş. (f.h.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. (f.i.) yıldırım. (f.b.i.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. (f.h.i.) Azerbaycan. (f.b.s.) ateş gibi, kızıl. (f.i.) çöven denilen nebatın kökü. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.]. (f.i.) ; renk, boya. 1. ateş renginde kırmızı. 2. i. ay çiçeği, [şakayık nevinden ortası siyah, kenarları çok kırmızı bir çiçek], (bkz: âzeryûn). (f.i.) 1. Azerbaycanlı, Azerbaycan halkından olan kimse. 2. Azerbaycanlılarla ilgili. (f.b.i.) ateşe tapanların mabedi. (f.b.s.) ateş mezhepli, ateşe tapan, mecûsî. (f.i.) 1. utanma, haya. 2. şefkat 3. haşmet. (f.b.s.) terbiyeli, nâzik. (f.b.s.) ateşe tapan. (f.i.) 1. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. (bkz. âzerşîn). 2. şimşek. (f.i.) semender denilen bir kuş. (bkz. âzerşeb'). (bkz: âzer-gûn). (a.i.c.) tırnaklar, (bkz: zufr, ezfâr, uzfûr1, ezâfîr). (f.i.) gök kuşağı, (bkz: âdyende, âfendâk). (a.s.) uzun tırnaklı adam. ("ga" uzun okunur, a.i. zıgn'ın c.) kinler, garezler. ("ga" uzun okunur, a.i. zags'ın c.) 1. demetler, desteler. 2. karma karışık rüyalar veya söylentiler, (bkz: adgas). (a.i. zahve'nin c.) göller, su havuzlan. (a.s.) gümüşî, gri. (a.s. zâhir'den) en zahir, pek belli, çok meydanda, besbelli, apaçık. "güneşten bile açık" apaçık, besbelli, gün gibi meydanda. (a.s. zarîr ve darîr'in c.) körler, (bkz: adırrâ). (f.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. (a.i.) kıyamet. (f.i-) nefret, kin; iğrenme, (bkz: ârig). (a.i.) yalan, iftira. (a.s.) hoşa giden. (a.s.c. avâzil, izâl) 1. azarlayan, paylayan, çıkışan. 2. i. kadınlarda aybaşı gelen damar. (a.s.) serkeş, inatçı, ıslah edilemez. (a.i.). (bkz. azl). (a.s. azamet'den) büyük, ulu, iri. (a.s. azmden) niyetli, 'kesin karar veren. (a.i. âzime'nin c.) kıtlık yıllan.

azîme âzime azîmet azîmet-i râh azîmet ve avdet âzîmet-hân azîm-üş-şân Kur'ân-ı azîm-üş-şân âzin âzîn âzîne âzîr azîr azîr âzîş aziyy azîz, azîze Azîz-i Mısr azîz-i zûintikam azîzân azîzî azl azlâf azlâl azlem azm azm-i acz azm-i adesî azm-i adud azm-i akab azm-i âne azm-i atlas azm-i cebhî azm-i cidârî azm-i dıl'î azm-i enfî azm-i fahz azm-i gırbâlî azm-i hanek azm-i harkafa azm-i isfencî azm-i ka'b azm-i kafa azm-i kas azm-i kasaba

(a.i.c. azâim) 1. sebat, kararda kat'îlik. 2. efsun, tılsım. 3. büyük iş; büyük günâh; büyük belâ. (a.i.) 1. kıtlık yılı. 2. azı dişi. (a.i.) gitme, gidiş. yola çıkış. gidip gelme. (a.f.b.s.) afsun okuyan, afsunlayan. (a.b.s.) sânı, ünü, sanı büyük olan. sânı büyük olan yüce Kur'ân. (a.s.) 1. izin veren. 2. i. kapıcı, perdedar. 3. i. kefil. (f.i.) 1. süs, ziynet; donanma [şenlik]. 2. kaide, kanun. 3. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. (f.i.) 1. cuma günü. 2. bayram günü. (f.i.) 1. ağrı, sızı, akıntı, ıstırap. 2. azar. (a.i.) 1. özür. 2. özür dileyen. (a.i.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. (f.i.) 1. eşik tahtası. 2. ağaç ve tahta kınğı, yonga, talaş. (a.i.c. ezâvî) deniz dalgası. (a.s.c. eizze, [Farsça c. azîzân] 1. muhterem, sayın. 2. sevgili. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi]-kadın adı. Hz. Yusuf. intikam alan Tanrı. (a. azîz'in f.c.). (bkz: azîz). (a.i.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. (a.i.) işinden çıkarma, yol verme. (a.i. zılfın c.) zool. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan, (bkz. ezlâf). (a.i. zıll'in c.) gölgeler, (bkz: zılâl). (a.s. zulm'den) 1. en zâlim, pek ziyâde zulmeden. 2. (daha, pek, en, çok) zulmeden. 3. en karanlık. (a.i.c. izam) kemik, (bkz: istihân). anat. sağrı kemiği, anat. mercimek kemiği. anat. pazı kemiği. anat. ökçe kemiği. anat. kasık kemiği. anat. atlas kemiği, fr. atlas, anat. alın kemiği. anat. yan kemiği. anat. eğe kemiği. anat. burun kemiği. anat. uyluk kemiği. anat. kalbur kemiği. anat. damak kemiği. anat. kalça kemiği. anat. *süngersi kemik. anat. aşık kemiği. anat. artkafa kemiği. anat. göğüs kemiği. anat. baldır kemiği.

azm-i kitf azm-i kû'bere azm-i lâmî azm-i mıtraka azm-i mihver azm-i mik'a azm-i remîm azm-i rıdfa azm-i rikâbî azm-i semsemî azm-i senedânî azm-i sudgî azm-i şazye azm-i terkova azm-i us'us azm-i vecenî azm-i vetedî azm-i zend azm-i zevrakî azm-i zıfrî azm azm-i kat'î azm ü cezm âzmâ, âzmây Cenk-azmâ âzmâyî âzmâyîş âzmâyîş-i kalem azme azmen azmen âzmend azmî azmî azmîn azm-kâr azm-kârâne azmûde azmûdegî âzmûn azrâ' âzrahş Azrâil azrâr azref azref-i zürefâ

anat. qmuz kemiği, kürek kemiği, fr. omoplate. anat. önkol kemiği, fr. ra-dius. anat. dil kemiği. anat. çekiç kemiği. anat. eksenkemik, fr. axis. anat. kaşık kemiği. anat. çürümüş kemik. anat. dizkapağı kemiği. anat. üzengi kemiği. anat. susamsı kemik, fr. sesamoîde. anat. örskemiği. anat. şakak kemiği. anat. kaval kemiği. anat. köprücük kemiği, fr. clavicule. anat. kuyruk kemiği. anat. elmacık kemiği. anat. temel kemiği. anat. dirsek kemiği. anat . *kayıksı kemik, fr. naviculaire. (os.). anat. tırnaksı kemik. (a.i.) kasıt, niyet, karar, (bkz: cezm). Kat'î azim, kesin karar. kat'î karar, kesin karar. (f.s.) denemiş, sınamış. cengi denemiş. (f.i.) denemiş, sınamış, sınamış olma. (f.i.) 1. tecrübe, deneme, sınama. 2. tar. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. kalem tecrübesi. (a.i.) 1. karar, niyet. 2. vazife, görev. (a.zf.) karar vererek, niyet ederek. (a.s.) 1. pek çok veya en çok şeyler içine alan. 2. en çok güvenilir. (f.s.) haris, tamahkâr. (a.s.) 1. azimle, kararla ilgili. 2. i. erkek adı. [müen. azmiye]. (a.s.) kemikli, kemikten yapılmış. (a.i.) anat. kemik özü, fr. asteine. (a.f.b.s.) azimli, kararlı, (bkz: sebât-kâr). (a.f.zf.) azimli olarak, kararlı olarak, kararlılıkla. (f.s.) 1. tecrübe etmiş olan. 2. tecrübe olunmuş, sınanmış. (f.i.) görgülülük. (f. i.) tecrübe, sınama, deneme. (a.i.) 1. kızoğlan kız. [Hz. Meryem'in sıfatı]. 2. delinmemiş inci. 3. üzerinde yürünmemiş kum. 4. h. i. Medîne. 5. h. i. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. (f.i.). (bkz. âdrahş). (a.i.) ölüm meleği. (a.i. zarar'ın c.) zararlar 2. kayıplar. (a.s.) 1. en (pek, çok) zarif. çok zekî. zariflerin zarifi.

âzreng azûf âzûg azûl azûmet âzûn âzûr azûz âzüg âzürde âzürde-dil âzürde-gî âzürde-hâtır âzürde-püşt azv azv-i cinnet azvâ' âzver azviyyât azyak âzz, âzze azz azz-i benâm azze azze ensâruh azze nasruh azze ve celle

(f.i.) 1. son derece katı, sert. 2. çok keder, meşakkat, eziyet, (bkz. âzereng). (a.i.) yiyecek, erzak. (f.i.) kir, pas. (a.s.) çok azarlayan, paylayan çıkışan. (a.i.) eğlence. (f.e.) öylece, onun gibi, böylece, bunun gibi. (f. s.), (bkz. âzver). (a.s.) ısırıcı. (f.i.) 1. asma ve ağaç budantısı. 2. hurma lifi. (bkz. âjüğ). (f.s.) incinmiş, kırılmış, gücenmiş. (f.b.s.) gönlü kırılmış, mahzun. (f.b.i.) incitilmiş, gücendirilmiş olma. (f.b.s.) hatırı, gönlü kırılmış. (f.b.s.) 1. beli bükük [ihtiyar]. 2. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. (a.i.c. azviyyât) birinin üstüne atma, ona yakıştırma, iftira, (bkz. atf). delilik isnadı. (a.i. zav', zû'nun c.) ışıklar, aydınlıklar, parıltılar. (f.s.) haris, tamahkâr, pinti, (bkz: âzûr). (a.i. azv'in c.) iftiralar, isnatlar. (a.s.) (daha, en, pek, çok) dar. (a.s.) ısıran, ısırıcı. (a.i.) ısırma. parmak ısırma. (a.n.) aziz olsun! yardımı bol olsun, [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup, eski fermanlarda geçer]. yardımı bol olsun, [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır, eski paralarla fermanlarda geçer]. aziz ve celîl olan [Allah].

B
b bâ (a.ha.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup, "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır. (a.i.) "b" harfinin Arapça okunuşu, [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. (a.i.c. ebvâ') 1. kulaç. 2. erişme, yetme. 3. kuvvet, kudret, beceriklilik. 4. şeref; kerem, vergili, verimli olma. 1) kısa boylu; 2) beceriksiz; 3) zavallı. 1) uzun kulaçlı; 2) gücü yeter; 3) eli açık; vergili, verimli. (f.e.) ile,...li. tam, mükemmel güzellik. safâlı dostlar. berat ile.

bâ' Kasîr-ül-bâ' Tavîl-ül-bâ' bâ,be Cemâl-i bâ-kemâl Yârân-ı bâ-safâ bâ-berât

sadrâzam emri, fermanı ile. haberli, bilgili. zabıt varakası ile. mazbata ile. posta ile, posta ederek. tahrîrat ile, yazı ile. tapu ile. vakarlı, ağırbaşlı. (f.e.) şu suretle ki, şu şartla ki, onunla ki. (a.i.c. ebvâb) 1. kapı. (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında, istanbul'da sadâret, dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina, mec. Osmanlı hükümeti. bâb-ı adâlet hak kapısı. bâb-ı âsafî tar. sadrâzam konağı. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir]. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı, dâiresi. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. bâb-ı fetvâ-penâhî, bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı; 2) istanbul. (bkz. Astâne, Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb-ı tahkir leng. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. şeyh-ül-islâm). bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. 2. geçit, boğaz. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 3. bölüm, (bkz fasl). 4. iş, şekil, mes'ele; yol; mevzu, (bkz husus). 5. tas. tövbe. bâb-ül-hâne (f.b.i.) genelev. (bkz. umûm-hâne). bâb-üs-saâde (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. bâb-üs-selâm (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb t. (f.s.) lâyık, uygun; elverişli; hayır, uğur. bâb, bâbâ (f.i.) 1. baba, ata. 2. manevî önder; şeyh. bâbâ-yı âlem Hz. Adem. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. bâbâyân (f.i. bâbâ'nın c.) babalar, tarikat babalan, şeyhler; bektâşi şeyhleri. bâbâyâne babayani, dervişçe. bâbet (f.i.) 1. listede "kezâlik, den den". 2. uygun bir şey. 3. bent, fıkra. 4. taallûk, münâsebet. 5. elmas dal [süs]. Bâbil (a.h.i.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı bâ-emr-i âlî bâ-haber bâ-jurnal bâ-mazbata bâ-posta bâ-tahrîrat bâ-tapu bâ-vekâr bâ-an-ki bâb bâb-ı âlî

bâbûne, bâbûnec bâbûne-i gâv Bâbûr-nâme Bâbûs-ül-vâsıt

bâbük bâb-ül-hâne bâbzen bâc bâc-ı kırtıl bâc-bân, bâc-dâr bâceng bâc-gâh bâc-gîr bâc-güzâr bâd Âferin-bâd Mübârek-bâd Âfiyet-bâd Nûş-bâd bâd bâd-i berîn bâd-i cem bâd-i cenûbî bâd-i hazân bâd-i hevâ bâd-i nevâ bâd-i nev-rûz bâd-i pürgû bâd-i sabâ bâd-i seher-hîz bâd-i semûm bâd-i subh bâd-i şimâlî

bâdâ bâ-dâd bâdâm bâdâm-ı dü-mağz bâdâme bâdâmî bâdâş

geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu, ilkçağdan kalma bir şehir. (f.i.) papatya. bot. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. (f.b.i.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. XVI. asır bilginlerinden olup 1555 (H.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır. (f.s.) ahmak, sersem, alık. [adam]. (f.a.b.i.) 1. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. 2. tembeller yurdu. 3. hırsızlann ocağı. (f.i.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi. (f.i.) 1. vergi, harç. 2. gümrük vergisi, (bkz: bâj). hayvanlardan alınan resim. (f.b.i.) geçiş vergisi tahsildarı, (bkz: bâc-gîr). (f.i.) 1. küçük pencere, tepe-penceresi. 2. baca. (f.b.i.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. (f.b.i.) baç, vergi toplama memuru, (bkz: bâc-bân, bâc-dâr). (f.b.s.) 1. vergi, haraç veren. 2. geçiş parasına tâbi'. (f.e.) olsun, ola, olaydı. aferin olsun! mübarek, kutlu olsun. afiyet olsun. afiyet olsun. (f.e.) 1. yel, rüzgâr. lâtif hava, sabah rüzgârı. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. güney rüzgân. sonbahar rüzgân. bedava. ses, nağme; nakarat. bahar rüzgân. mütemadiyen sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgâr. 1) doğudan esen hafif, hoş rüzgâr. 2) muz. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam. gün doğusundan esen hafif rüzgâr, tan yeli. sam yeli. sabah rüzgân. kuzey rüzgân. 2. nefes, soluk. 3. ah sesi, ah çekme. 4. tas. Allah'ın yardımı. 5. meç. övme; söz. 6. büyüklük taslama, kibir. 7. şarap, (bkz: bâde). (f.e.) ola, olaydı. (f.b.s.) âdil, doğru, (bkz: dâd--ger). (f.i.) 1. badem . 2. sevgilinin güzel gözü. iki içli badem. (f.i.) 1. ipek kurdu. 2. nazarlık, nazar boncuğu. 3. et beni. 4. zincir halkası. 5. eski püskü hırka. 6. cicili bicili, süslü nesne. (f.s.) badem biçiminde. (f.i.) mükâfat.

(f.b.s.). (bkz. bâd-âverd). (f.b.s. ve i.) 1. rüzgâr tarafından getirilmiş, kolay elde edilmiş. 2. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. 3. Doğu müziğinde bir ses. bâd-âverde (f.b.s.). (bkz. bâd-âver, bâd-âverd). bâd-bân (f.b.i.) 1. yelken. 2. gemi sereni, (bkz: şirâ). bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken, meç. felek, semâ, gökyüzü. bâd-bânî (f.b.i.) tar. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-bân-gûşâ (f.b.s.) yelken açan. yelkenleri açıp yola çıkmak. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak bâd-bâr (f.b.s.) 1. yelpaze. 2. gemilerdeki rüzgârlık, manika. bâd-bâz (f.b.i.) yelpaze. bâd-bedest (f.b.s.) elinde avu-cunda bulunmayan, iflâs etmiş, züğürt. bâd-ber (per) (f.b.i.) 1. uçurtma. 2. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse. bâd-bîz, bâd-bîzen (fb.i.) yelpaze, (bkz: bâd-keş). bâd-dâr (f.b.s.) 1. kibirli. 2. şişman. 3. deli. 4. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. bâd-der-keff (f.a.b.s.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış, aldanmış; şanssız. ba'de (a.zf.) sonra. Min ba'd bundan sonra, bundan böyle. ba'dü bu'din (a.zf.) hayli zaman sonra, neden sonra. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra, meç. iş işten geçtikten sonra. ba'de hazâ bundan sonra, bundan böyle. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-feth fetihten sonra. ba'de-l-harb harpten, savaştan sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-îfâ îfâ edildikten, yapıldıktan sonra. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. ba'de-l-istihsâl elde ettikten, sağladıktansonra. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. ba'de-l-mevt ölümden sonra. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-yevm bugünden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. ba'de zemân bir zaman sonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. ba'de-zâ, ba'de-zâlik (a.e.) ondan sonra. ba'de-zîn (a.e.) bundan sonra. (a p) öğleden sonra. ba'de-z-zuhr bâde (f.i.) 1. şarap; içki. (bkz: bâd). 2. meç. aşk, Allah sevgisi. 3. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.

bâd-âver bâd-âverd

bâde-fersây bâde-hâr bâde-i cân-bahş bâde-i cüvân bâde-i gül-fâm, bâde-i gülgûn, bâde-i gül-reng bâde-i hamrâ bâde-i ikbal bâde-i mest bâde-i nâb bâde-i nûşîn bâde-i pîr bâde-i sad-sâle bâd-efrâ, bâd-efrâh bâde-fürûş bâde-hâr ba'dehû ba'de-hüm bâde-keş ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî ba'de-mâ bâde-nûş bâde-perest bâde-perestân bâdester ba'dezâ, ba'de-zâlik ba'd-ezîn bâd-fürûş bâd-gân bâd-gâne bâd-ger, bâd-ges bâd-gerd bâd-gîr bâd-herze bâdî bâdî ebed-in bâdî-i emirde bâdî-i nazar bâdîy-ür-re'y bâdî bâdîc bâdih bâdihe bâdin

(f.b.s.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. (f.b.i.) şarap içen. (bkz: bâde-keş). can veren şarap. taze şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. kırmızı şarap. ikbâl şarabı, yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. keskin şarap. hâlis, duru şarap. içimi kolay ve hoş şarap. eski, yıllanmış şarap. "yüz senelik şarap" meç. pek eski şarap. (f. b.i.) 1. ceza. 2. bir nevî fırıldak. (f.b.s.) şarap satan,meyhaneci. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) ondan sonra. (a.zf.) onlardan sonra. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) şarap içen. (f.b s.) şaraba tapan, şaraba pek düşkün. (f.b.s. bâde-perest'in c.) şaraba tapanlar, şaraba pek düşkün olanlar. (a.i.) kunduz. (a. zf.) bundan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) bir kimseyi, soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. (f.b.i.) gözeten, gözetici, bekçi; hazinedar. (f.i.) kafesli pencere. (f.b.i.). (bkz. bâd-gerd). (f.b.i.) kasırga. (f.b.i.) 1. baca, 2. vantilatör. 3. nargile ve semâver başlığı. ' (f.b.i.) 1. afsun, büyü, sihirbazlık. 2. letafet, güzellik. (a.s. ve i. bed'den) 1. sebep, mucip. 2. sebebolan. 3. ilk, başlangıç. 4. fels. sonsal, aposteriyori. her şeyin başı. işin başlangıcında. ilk nazarda, ilk bakışta; ilk görünüşte. ilk fikir, ilk düşünce. (f.s.) 1. rüzgâra veya havaya ait. 2. geçici. (f.i.) potur, tozluk. (a.s.) 1. birdenbire vuku bulan; beklenmedik. 2. i. beklenmedik ziyaret. (a.i.) 1. beklenmedik hâdise. 2. kadın ziyaretçi. 3. tas. anî ilham. (a.s.) şişman, bedenli.

bâdincân bâdinc bâdincânî bâdincâniyye bâdingân bâdir bâdire

bâdiye bâdiye-gul bâdiye-nişîn bâdiye-peymâ Bâdiyet-üş-Şâm

bâd-keş bâd-nümâ bâd-pâ[y] bâd-per bâd-peymâ bâd-reftâr bâd-reng bâd-rengîn bâd-sehâ bâd-sene bâd-ser bâd-serî bâd-seyr bâd-süvâr bâd-vîz bâd-zehr bâd-zen, bâd-zene -bâf Bûriyâ-bâf Zer-bâf bâfende bâf-kâr bâft bâfte bâfte bâğ bâğ-ı bedi'

(a.i.) patlıcan . (bkz: bâdingân). (f.i.) Hindistan cevizi. (f.s.) patlıcan renginde, morumsu. (a.i.) bot. patlıcangiller, fr. aubergine. (f.i.) patlıcan, (bkz: bâdincân). (a.s.) ; 1. hemen yapmak isteyen. 2. birdenbire vuku bulan. 3. dolu [ay]. 4. büyümüş Içocuk]. 5. olgun [meyva]. (a.i.c. bevâdir) 1. musîbet, felâket, (bkz: akabe). 2. zor geçit. 3. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık. 4. kılıcın, namlunun, yaprağın ve her türlü nebatın ucu. 5. külfetsiz, güçlük çekmeden söylenen söz. (a.i.c. bevâdî) çöl, kır. (bkz: bevbât). dünyâ. (a.f.b.s.) çölde oturan. (a.f.b.s.) çölde dolaşan. (a.b.h.i.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. (f.b.i.) yelpaze.(bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen). (f.b.i) 1. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. 2. fırıldak. (f.b.s.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]; sür'atli, tez. (f.b.i.) 1. kâğıttan yapılmış uçurtma. 2. s. kendini beğenen, övünen kimse. 3. kamçı topacı. (f.b.s.) serseri, başıboş, boş gezen. (f.b.s.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk, hızlı giden, sür'atli. (f.b.i.) 1. hıyar; acur; turunç, ağaç kavunu. 2. hızlı giden at. meç. 1) şiir; 2) methiye, övgü. (f.a.b.s.) 1. cömert. 2. i. meç. [bu] dünyâ. (f.s.) kibirli, büyüklük taslayan, kötü niyetli. (f.b.s.) 1. kibirli. 2. âsî. (bkz: ser-keş). 3. mutaassıp. (f.b.i.) 1. kibirlilik. 2. âsî-lik. 3. taassup. (a.f.b.s.) hızlı yürüyen, ayağına çabuk, rüzgâr gibi koşan. (f.b.i.) 1. hızlı yürüyen at, koşu atı. 2. hızlı giden atlı. (f.b.i.) yelpaze, (bkz: mirva-ha, bâd-zen, bâd-zene). (f.b.i.) panzehir. (f-b.i.) yelpaze, (bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen, bâd-keş). (f.s.) dokuyan, dokuyucu. hasır ören. sırma dokuyan. (f.i.) dokuyucu. (f.b.i.) dokuyucu, çulha. (f.i.) kumaş. (f.s.) dokunmuş. (f.i.) 1. büyük renkli leke. 2. oyma levha. 3. parça. 4. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri, pafta, [kelime, dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. (f.i.) 1. bağ, büyük bahçe, bostan. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı vesî').

hayvanat bahçesi. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı bedî). bahar bahçesi. 2. seyir yeri, gezinti yeri. 3. Dünyâ. dünyâ bahçesi. 4. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. (a.b.i.) Bağdatlı. (f.b.i.) bağlık, bahçelik. (f.i.) koltuk. koltuk altı. (f.i.) koltuk altından çıkan yumruca, köpek memesi. (f.b.s.) koltuk tutan, koltuğa giren. ("ga" uzun okunur, f.i. bâğ'ın c.) l. bağlar, üzüm bağlan, bahçeler. ("ga" uzun okunur, a.i. bagiyy'in c.) fahişeler. bağayâ bâğ-bân (f.b.i.) bahçıvan, bağcı, (bkz: bâğ-vân). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin, hünerli bahçıvan. bâğ-bânî (f.b.i.) bağcılık, bahçıvanlık, bağ bekçiliği. bâğ-çe (f.b.i.) bahçe, [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır; "küçük bağ" demektir]. bâğ-çe-vân (f.b.s.) bağçivan, bahçıvan. bağdâ' (a.i.) şiddetli nefret, hiç sev-meyiş. bâgel (f.i.) ılık su. baggal (a.i. bagl'den) katırcı. bagıyy (a.i.c. bağaya) fahişe. bâgız (a.s.buğz'dan) buğzeden, nefret eden, tiksinen, (bkz: bagîz). bagi (a.i.) serkeşlik, azgınlık. bâgı (a.s.c. bugat) haksızlık eden serkeş, (bkz: âsî). bâgî (f.s.) aynı bahçede yetişen. bâgî-lik (a.t.b.i.) serkeşlik, âsîlik. bâgî-yâne (a.f.zf.) serkeşlikle. bagîz (a.s. buğz'dan) herkese buğzeden, nefret eden, kimseyi sevmeyen, (bkz: bağız). bagl (a.i.c. bigal) ester, katır. bagle (a.i.) dişi katır. bağrâ f.i.) erkek domuz. bağteten (a.zf.) birdenbire, apansızın. bâgût (a.i.) paskalya. bâğ-vân (f.b.s.) bağcı, bahçıvan, (bkz: bâğ-bân). bagy (a.i.) ileri gitme, azgınlık, serkeşlik. bagza, bagzâ (a.i.) şiddetli nefret, hiç sevmeyiş. bâğ-zâr (f.b.i.) bağlık yer, bağ.

bâğ-ı vahş bâğ-ı vesî' bâğ-ı bahâr bâğ-i cihân, bâğ-i dehr bâğ-i and, bâğ-i behiştî, bâğ-i cinân, bâğ-i firdevs, bâğ-i huld, bâğ-i irem, bâğ-i kuds, bâğ-i naîm, bâğ-i rıdvân, bâğ-i refî' Bağdâdî bâğ-istân bagal Zîr-i bagal bagalek bagal-gîr bâgat

bâh bâh bahâ bahâ' bahâ-pîrâ-yi İsmâil bâhâ, bâha bâ-haber bâ-haber-ân bahâ-dâr bahâdır bahâdır-âne bahâdırî bahâ-gîr bahâî bahak, bahk bahâlık bahâ-lî bahâne bahâne-cû bahâne-perdâz bahâr bahâr-ı hayât bahâr-ı ömür bahâr-ı şevk bahâr

bahârân bahârât bahâret bahârî bahâristân Bahâriyye bahâsıla bahâtir Bahâ-ullâh bahâyim

(f.i.) yol. (bkz: râh, tarîk). (a.i.) şehvet. (a.i.) 1. güzellik, zariflik. 2. parıltı. 3. alışma, dadanma. (f.i.) kıymet, bedel, değer. meşhur bir çeşit lâle. (a.i.) l.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. 2. açık meydan, alan. 3. suyun derin yeri. (f.a.b.s.c. bâ-haber-ân) 1. haberi olan. 2. akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli. (f.a.b.s. bâ-haber'in c.) haberi olanlar, haberliler, akıllı, zekî, ihtiyatlı kimseler. (f.b.s.) kıymetli, değerli, (bkz: bahâ-gîr, bahâ-lî). (f.i.c. bahâdırân) cesur, yiğit. (f.zf.) kahramancasına, yiğitçesine. (f.i.) kahramanlık, yiğitlik. (f.b.s.) kıymetli, değerli. (bkz: bahâ-dâr, bahâlî). a.s.) alışkın. (a.i.) göz patlama, göz patlatma. (a.i. behlâk ve behlâka'nın c.) boş, çürük şeyler, sözler. (f.b.s.) pahalı, (bkz: bahâ-dâr, bahâ-gîr). f.i.) 1. vesîle, sebep. 2. kusur, noksan, garaz. 3. yalandan özür. (f.b.s.) bahane arayan, fırsat gözetleyen. (f.b.s.) özür dileyen; sebep bulan. (f.i.c. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la 21 Haziran arası. İlkyaz. hayâtın bahân, gençlik. gençlik. neş'e ve arzu bahân . (a.i.) 1. güzellik. 2. s. güzel. 3. sığırgözü, papatya; sığır papatyası, sarı papatya. 4. put. (bkz: çelîpa, sanem). 5. atılmış pamuk. 6. ölçek. 7. karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler. (f-i-) ilk bahar günleri. (a.i. bahâr'ın c.) karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. (a.i.) üstünlük, seçkinlik. (f.s.) ilkbahara ait, ilkyazla ilgili. (f.i.) 1. ilkbahar mevsimi. 2. yeşil ve çiçekli yer. [bahçe, park, çayır gibi]. 3. Molla Câmi'nin meşhur eseri. (f.i.) l. ed. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. 2. tar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. (a.i. bahsala'nın c.) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu, bodur ve edepsiz kadınlar. 2. sürüp çıkarmalar, uzaklaştırmalar. (a.s. bühter, bühtere'nin c.) kısa boylu kadınlar, bodurlar. (a.h.i.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. (a.i. behîme'nin c.) 1. dört ayaklı hayvanlar; canavarlar. 2. Suriye'de bir sıradağlar.

bahbaha bahdele bâhe bâhek bâ-hem bahhâl bahhâr bahhâs bâhî bâhik bâhika bahîl bâhil bâhile bahir bâhir bâhir bâhir bâhire bâhire bahîre bâ-hired bahis bâhis bahl bâhmân bâhnâme bahr bahr-el-Arab bahr-el-azrak bahr-el-cebel bahr-el-zeraf Bahr-i Ahdar Bahr-i Ahmer Bahr-i Ebyaz Bahr-i Hazer bahr-i kâhil Bahr-i Kulzum Bahr-i Lût bahr-i muhit bahr-i nıuhîtî

(a i) 1. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. 2. çıtırdama; mışıldama. (a.i.) 1. eğilme, kırılma [kürek kemiği hakkında). 2. işte çabukluk gösterme. (f.i.) kaplumbağa, (bkz: sülhafa). (f.i.) işkence, eziyet. (f.b.zf.) birarada, birlikte, beraber, (bkz: be-hem). (a.s. buhl'den) çok bahîl, pek cimri; çok alçak adam. (a.s. bahr'den) denizci, gemici. (a.s. bahs'den) bahsetmeyi seven, çok bahseden. (a.s. bâh'dan) şehvete mensup, şehvetle ilgili. (a.s.) bir gözü kör [adam], (bkz: ayn-ı vâhid, yek-çeşm). (a.s.) görmeyen, kör [göz]. (a.s. buhl'den. c. buhalâ) hasis, cimri, tamahkâr. (a.s.) 1. serseri, başıboş. 2. eli değneksiz çoban. 3. yularsız deve. (a.s.) 1. dul, kocasız kadın. 2. Arap kabilelerinden birinin adı. (a.i.) deniz, (bkz: bahr, derya). (a.s.) yalancı, ahmak, alık [adam]. (a.s.) ekin sulayıcı, sulayan. (a.s.) 1. belli, besbelli, açık, apaçık, (bkz. ayan). 2. ışıklı, parlak; güzel. (a.i.) 1. dikenli ağaç. 2. çok koşan cins deve. (a.i.) vapur, [yapmakelime]. (a.i.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. (f.s.) zekî, akıllı. (a.i.) l konuşulan şey, söz. 2. iddialaşma, (bkz. bahs). (a.s. bahs'den) bahseden; araştıran. (a.i.) cimrilik, (bkz: buhl). (f.s.). (bkz: behmân). (a.f.b.i.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap, mecmua, [muhaffefi "beh-nâme"dir.]. (a.i.c. bihâr, ebhâr, ebhur, buhur) 1. deniz. 2. büyük göl veya nehir. (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında, Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. Hint Okyanusu. Kızıldeniz, Şap Denizi. iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. Hazer denizi. durgun, sakin su. Şap denizi, Kızıldeniz. Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. cogr. okyanus. coğr. okyanusal.

Atlas okyanusu. Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu. iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i nâzik muz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-i Rûm Akdeniz. Bahr-i Sefid Akdeniz. Bahr-i Siyâh Karadeniz. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). [sularının son derece kesîf oluşundan, üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. 3. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a.b.i.) muz. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Hicaz gibi si bakıyye bemolü, fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü, do bekar, mi koma bemolü, la bakıyye diyezi ilâve edilir. Bahr-ül-Hind coğr. Hint denizi. bahren (a.zf.) denizden, deniz yoluyla. bahreyn (a.s.) 1. "iki deniz", Basra körfezi ile Hint denizi, [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le Akdeniz"]. 2. iki büyük esas, temel şey. bahrî (a.s.) 1. denize ait, denize mensup, denizle ilgili. 2. i. tüyünden kürk olan, patka da denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bahriyye (" i) 1. donanmaya ait işler. 2. deniz kaplumbağası. bahriyyûn (a.s.c.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahs (a.s.) 1. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. 2. i. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. 3. i. zulüm, işkence. 4. i. gümrük alma. bahs (a.i), (bkz. bahis). bahsala (a.s.c. bahâsıla) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu edepsiz kadın. 2. i. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma, uzaklaştırma. bahsân (f.s.) 1. salına salına yürüyen. 2. soluk, bozuk. 3. pejmürde, kıyafetsiz. bahsere (a.i.) 1. dağıtma. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. 3. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. bahset (f.i.) 1. horultu [uykuda], 2. a. uykuda ağırlık basma, (bkz: kâbus).

Bahr-i Muhît-i Atlâsî Bahr-i Muhît-i Kebîr Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Bahr-i Muhît-i Şimâlî

bahsî bahş bahş-i kalenderi -bahş, bahşâ Hayât-bahş Safâ-bahşâ bahşâyende bahşâyiş bahşâyiş-ger bahşende bahşetmek bahşiş bahşiyye-i Halvetiyye bahşûde baht Sahbâ-yi baht baht baht-ı bîdâd baht-ı bîdâr baht-ı hâbîde baht-ı hâb-âlûde baht-ı siyâh bahtâk baht-âver baht-bergeşte bâhte bahte bahtek bâhter bahtere bahterî

baht-hufte bahtî bahtiyâr

bahtiyâr-âne bahtiyârî

(a.s. bahs'den) bahse ait, bahisle ilgili. (f.i.) bağış, ihsan cömertçe dağıtma. (f.s.) bahşeden, bağışlayan, veren; affeden. hayât veren. safa veren. (f.i.) affedici, bağışlayıcı. (f.i.) 1. bağışlayış, veriş, ihsan ediş; afiv. 2. merhamet, şefkat. (f.b.s.) merhametli, şefkatli (Allah). " (f.s.) veren, bağışlayan, affeden, (bkz: rahman). (f.t.b.m.) bağışlamak, vermek. (f.i.) bahşiş, bağış olarak verilen para v.b. (bkz: atıyye, ihsan). (f.b.i.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. (f.s.) 1. verilmiş, bağışlanmış. 2. affedilmiş. (a.i.) öz, hâlis, saf. hâlis şarap. (f.i.) l. talih, kader, kısmet, (bkz: ikbâl). insafsız talih, kötü kader. uyanık, açık talih. kötü talih. kötü talih. kara talih. 2. cet, büyük baba. 3. kargı. (f.i.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık, (bkz. miğfer, serpenâh). (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) "talihi dönmüş" bahtsız, talihsiz, (bkz: bed-baht). (f.s.) oynamış, oyunda yutulmuş (kimse), ["bâhten" mastanndan]. (f.s.) 1. besili, semiz [koyun]. 2. i. burulmuş üç yaşında koç. (f .i.) l. ağırlık basma [uykuda]. (bkz. kâbus). 2. küçük baht, fena talih. (f.i.) 1. [yeni şâirlerde] garp,batı. 2. [eski şâirlerde] şark, doğu. 3. bakma. (a.i.) salına salına güzel yürüyüş, hoş yürüme, (bkz. hirâm). (a.s.) ; 1. salına salına güzel yürüyen, yürüyüşü güzel [adam]. 2. kendini beğenmiş, kibirli. 3. i. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (f.b.s.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz, bahtsız, (bkz: huftebaht). (a.i.) ed. (f.i.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas, takma ad. (f.b.s.) 1. bahtlı, talihli, mes'ut, mutlu, kutlu. 2. muz. Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. (f.zf.) bahtlı, talihli, mes'ut olanlara yakışacak surette, bahtiyar-casına. (f-i-) ' bahtiyarlık, mutluluk. 2. İran'da meşhur bir kabîle.

bahtiyâr-nâme baht-mend baht-ver bâhûr bahûr bahûr-dân bahûr-dânî bahûr-i Meryem bâ-husûs bahye bahye-dâr bahye-zen bahz baîd Aktâr-ı baîde baîd-i lâzım

baîd-ül-ihtimâl bâika baîm bâin baîr bâir bâire bâis bâis-i bâdî bâis-i beka bâis-i feryâd bâis-i hüzn bâis-i leyl ü nehâr bâis-i meserret bâis-i şekvâ bâisiyyet bâj bâj-bân bâj-dân bâk bâka bakar, bakara bakarî Hayvânât-ı bakariyye bakariyye bakayâ bâkend bâkıa

(f.b.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (a.s.) çok sıcak, ziyâde sıcaklık. (a.i.) ödağacı, misk, laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot, tütsü, günlük. (a.f.b.i.) içinde tütsü yakılan kap. (bkz: buhûr-dân). resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (a.b.i.) Merye-mana eli denilen bir nebat, bitki. (f.a.b.zf.) husûsiyle, en çok, hele. (f.i.) dikiş, teyel, oyulgalama. (f.b.s.) dikişli, teyelli, oyulgal amali. (f.b.i.) dikişçi, terzi. (a.i.) 1. sıkıntı olma, can sıkma. 2. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. 3.bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme. (a.s.bu'd'dan) uzak, ırak. uzak ülkeler. muz. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. ihtimâlden uzak. (a.i.c. bevâik) belâ, musîbet, felâket. (a.i.) 1. put, heykel. 2. s. câhil, bön [adam]. (a.i.) dibi geniş kuyu, bostan kuyusu, (bkz: beyûn). (a.i.) erkek deve. (a.s.) şaşkın; hâli perişan. (a.i.) sürülmemiş, açılmamış sert, katı toprak, yer. (bkz. bâyir). (a.s.c. bevâis) 1. sebebolan. 2. gönderen. 3. îcâbettiren. aslını, esasını bulan, sebebolan. devamlılık sebebi. şikâyet, sızlanma sebebi. (bkz. bâis-i şekva). üzüntü, sıkıntı sebebi. (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sevince sebebolan; sevinme sebebi. şikâyet sebebi. a i) sebebiyet. (f.i.) haraç, gümrük, (bkz: bâc). f.b.i.) haraççı, gümrükçü. (f.b.i.) vergi ve gümrük sandığı. (f.i.) korku; sakınma; kaygı, (bkz: havf).' (a.i.) demet, deste, tutam. (a.i.c. bukur, bu-kar, bukarât) sığır. (a.s.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait, onlarla ilgili. sığır cinsinden olan hayvanlar. (a.i.) zool. sığırlar. (a.i. bakıyye'nin c.) fazla kalan şeyler, kalıntılar. (f.i.) 1. (bkz: bakîde). 2. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. (a.i.) dert, belâ. (bkz: dâhiye).

bâkılâ Bâkır bâkıyât bâkıyât-ı sâlihât bakıyye bakıyye-i bükâ' bakıyye-i matlûb bakıyye-i medeniyyet bakıyyet-üs-selef bakıyyet-üs-seyf bakıyyet-üs-süyûf bakıyyet-ullâh bakıyyevî bakıyyevî sahrâ bâkî

Bâkî

bâkî bâkîde bâkir bâkirân bâkirân-ı behişt bâkire bakiye bâkîye bâkiyen bakka bakkal bakkal-hâne Bakkaliyye bakkam bakkar

(a.i.) bot. bakla. (a.h.i.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. (694-735). [mânâsı 1) geniş; 2) arslan; 3) göz damarı]. (a.i. bâki'nin c.) sürüp giden şeyler. sevabı sürüp giden şeyler. (a.s.c. bekaya) 1. artan, geri kalan, artık. 2. muz. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. ağlamaktan kalan eser. alınacak paranın geri kalan kısmı. medeniyeti, uygarlığı andıran kalıntı. eskiye bağlı, hayırsever, dindar kimse. kılıç artığı. kılıçtan kurtulanlar. meç. arta kalanlar. tas. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş, iyi iş. (a.s.) bakıyyeye ait, bakiye ile ilgili. jeol. kırıntı külte, fr. roche detritique. (a.i. beka'dan c. bevâki) 1. Tanrı. 2. s. daimî, kalıcı, (bkz: câvid, câvidânî, lâyemût, sermedî). 3. alttaraf. 4. zf. artık, artan, fazla, geri kalan; bundan başka. (a.h.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur; babasının adı Mehmed'dir. İstanbul'da doğmuştur. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ, Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır; bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir, (d. 1527 - ö. 1599). (a.s. bükâ'dan) ağlayan, (bkz: gir-yân). (f.i.) 1. yakut [kırmızı, sarı, eflâtun renklerindedir]. 2. (bkz: bâkend). (a.s.) eldeğnıemiş, işlenmemiş [toprak, orman v.b.]. (a.f.i. bakirin c.) bakireler, kızoğlan kızlar. cennet hurileri. (a.s.) kızoğlan kız. (bkz: dûşîze). (a. s. bâkî'nin müen.). (bkz. bakî ' (a.s.) ağlayan kadın, ("bakî" nin müen.]. (bkz. bakî U). (a.zf.) ağlayarak. (a. i.) 1. tahtabiti. 2. sivrisinek. (a.s.) 1. sebzeci. 2. pirinç, şeker, peynir, zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. (a.f.b.i.) bakkal dükkânı. (a. o. i.) 1. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. 2. bakkala verilen ücret. 3. büyük bakkal dükkânı. (a. i.) 1. kırmızı boya ağacı, (bkz: bekkem). 2. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. (a.i.) sığır çobanı, sığırtmaç.

bakl, bakla bakla-yı hamka, bakla-yı beyyine baklîn bakliyyât bakliyye Bâkure bâkûre bâkûret-ül-hayât ba'l bâl Güşâde-bâl bâl Fârig-ül-bâl Ferîh-ül-bâl Hâlis-ül-bâl Mâ-fi-l-bâl Münkesir-ül-bâl Müşevveş-ül-bâl Selîm-ül-bâl bâlâ bâlâ-yı bülend bâlâ-bülend bâlâ-bülendân bâlâ-dest bâlâ-destî bâlû-hân bâlâ-hâne bâlâ-hânî bâlâ-himmet bâlâ-kadd bâlâ keşîde bâlâ-nişîn bâlâ-pervâz bâlâ-pervâz-âne bâlâ-pûş balâr bâlâ-rev bâlâ-ter bâlâterîn bâlâ vü pest ba'le balgam

(a. i. c. bükül) 1. sebze, yeşillik. 2. yeşil kabuklu, iri taneli malûm sebze. semizotu semizotu. (a.i.) legümin. (a.i.) bot. baklagiller. (bkz. bakliyye). (a.i.) bot. baklagiller, (bkz: bakliyyât). ("ku" uzun okunur, a.i.) 1. sığır sürüsü. 2. s. faydayı, zararı ayıramayan sersem, budala. (a.s.) evvel yetişen; turfanda [yemiş]. gençlik. (a.i.) 1. kankocadan her biri. 2. "câhiliyyet" zamanına ait bir put; Güneş tanrısı. (f.i.) 1. kanat. kanadı açmış. 2. kol. (bkz: cenah). 3. boypos. 4. üst, yukarı, (bkz: bâlâ). (a.i.) 1. kalp, yürek, gönül; hatır. kaygısız. gönlü rahat. yüreği rahat, temiz. murat, istek. gücenik. niyeti bozuk. temiz yürekli. 2. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. (f.s.) 1. yüksek, yukarı, üst, yüce. 2. i. boy. 3. azat. 4. i. yedek atı uzun boy.. (f.b.s.) uzun boylu. (f.b.s. bâlâ-bülend'-in c.) uzun boylular. f.b.s.) eli üstün, galip. (f.b.i.) 1. el üstünlüğü, galibiyet. 2. zulüm. (f.b.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren, şişiren. (f.b.i.) evin en üstü, çatı, tavan arası. (f.b.i.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme, şişirme. (f.a.b.s.) himmeti yüksek olan. (f.a.b.s.) uzun boylu. (f.b.s.) boy atmış, uzun boylu. (f.b.s.) üstte, yukanda oturan. (f.b.s.) yüksekten uçan, meç. palavracı. (f.b.zf.) yüksekten konuşarak, atıp tutarak, palavra savurarak. (f.b.s.) üste giyilen şey. [palto, pardesü v.b. gibi]. (f.i.) kiremit altına konulan ince tahta, padavra tahtası. (f.b.s.) yüksekten giden. (f.b.s.) daha yüksek, pek yüksek. (f.b.s.) en yüksek. 1) üst-alt; 2. meç. gök ve yer. (a.i.) zevce, erkeğin karısı. (a.i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri, fr. phlegme.

balgamî bâl-güşâ bâlî Ebniye-i bâliye bâlîde bâliğ bâliğ, bâlûğ bâligân-mâ-belag bâlîn bâlîn-i istirâhat bâlîn-perest bâliş bâliş-çe bâliş-i çâr-mîn bâliş-i per bâliş-i zer bâl-şikeste bâlû bâlûa bâlûde bâlvâne bâlver bâlzen bâm bâm-ı bedî bâm-ı çeşm bâm-ı ferâh bâm-ı hadrâ bâm-ı Mesîh bâm-ı bülend bâm-ı nühüm bâm-ı refi' bâm-ı revâk-ı bedî' bâm-ı vesî bâm teli bâm-zemâne

bamdâd, bâmdâdân bâmdâdî bâme bâm-gâh bâm-geh -bân Bağ-bân

(a.s.) 1. balgamla ilgili olan; bünyede, balgam üstün olan. 2. meç. soğuk mizaçlı. (f.b.s.) kanat açan, uçan. (a.s.) koca, eski, köhne. köhne binalar. (f.s.) uzamış, büyümüş, gelişmiş, (bkz: bâlûde). (a.s.büluğ'dan) 1.bulûğa eren. (bkz. reşîd). 2. erişmiş, vâsıl olmuş, varan, yetişen. 3. i. yekûn, toplam. 4. son mertebeyi bulan. (f.i.) 1. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. bir kadeh şarap. (a.b.zf.) ziyadesiyle, ferah ferah, bol bol. (f.i.) yastık; koltuk. dinlenme yastığı, koltuğu. (f.b.s.) 1. uykucu, tembel, can besleyen. 2. i. hizmetçi. (f.i.) 1. yastık, yüz yastığı. (f.i.) küçük yastık, yastıkcık. deriden yapılan yastık. 2. nakit ; altın. kuştüyü yastık. sırmalı yastık. (f.b.s.) kanadı kmk. (f.i.) 1. ana baba bir kardeş; birader. 2. siğil.' (a.i.c. belâlı') su dökecek çukur, delikli taş. (f.s.) büyümüş boy atmış. (bkz. bâlîde). ' (f.i.) 1. dan kuşu, orak kuşu. 2. dağ kırlangıcı. (f.b.s.) kanatlı, uçabilen. (f.b.s.) "kanat vuran" uçan. (f.i.) 1. çatı, dam, kubbe. dokuzuncu gök. gözkapağı [üstteki]. "geniş, açık, çatı" gök. (yeşil çatı) gökyüzü. "Mesih'in göğü" dördüncü gök. [efsâneye göre,, Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. Isa, bu göğe çıkarılmış]. 1) yüksek çatı; 2) gök. meç. dokuzuncu felek. (yüksek çatı) dokuzuncu gök. (bkz: bâm-ı bedî', bâm-ı refî'). geniş çatı, gök. sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. "zamane çatısı" en aşağı dünyâ, birinci gök. 2. kanun, tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. (bkz. bemm). 3. borç. 4. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. (f.i. ve zf.) sabah, sabahleyin, seher vakti, seher vaktinde, tan yeri. (bkz. bükre). (f.i.) erken; seher vakti. (f.i.) l . uzun, sık ve kaba sakal. 2. s. gür sakallı. (f.i.) 1. seher vakti. 2. zf. seher vaktinde. (f.b.i.) . (bkz. bâm-gâh). (f.e.) ...ci. bağcı.

Nigeh-bân Pâs-bân bân bân bâne bânevâ bâng bâng-i nemâz bâng-i revârev bang-i rihlet bânî bânû bânû-yî maşrık Bânû-yi Mısır bânûc bâr bâr-i Hüdâ bâr-i dil bâr-i girân bâr-i intizâr bâr-i istihfâf bâr-i keder bâr-i mihnet Her bâr -bâr Âteş-bâr Şûle-bâr Hûn-bâr Eşk-bâr bârân Mevsim-i bârân bârân-dîde Gürk-i bârân-dîde bârânî bârân-rîz baras bâr-âver, bâr-ver bâr-ber bâr-berdâr bâr-dân bâr-dâr bâre bârec bârek-Allah bârende bâ-reng

gözcü. bekçi. (f.i.) dam, satıh. (a.i.) 1. sorgun ağacı, bey söğüdü. 2. meç. sevgilinin boyu. (f.i.) kasık. (f.s.) 1. mal, mülk sahibi, zengin. 2. meşhur, ünlü. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. (f.i.) ; ses, seda, haykırma. ezan. israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. ölüm sesi. (a.s. binâ'dan) bina eden, yapan, kuran, kurucu. (f.i.) 1. kadın, hâtûn, hanım. Güneş. 2. gelin. 3. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. Zelîha. (f.i.) salıncak. (f.i.) 1. Tanrı, Allah. Tanrı, 2. yük. gönül yükü, tasa, kaygı, elem, keder, gam. ağır yük. bekleme yükü. küçük görülme yükü. keder yükü. eziyet, elem yükü. 3. defa, kerre. her defa. (bkz: târe). 4. mey-va, yemiş. 5 . izin, müsâade. (f.e.) yağdıran, serpen, saçan, döken. ateş yağdıran. ışık saçan, serpen. kan döken. göz yaşı döken. (f.i.) yağmur. yağmur mevsimi. (f.b.s.) görmüş geçirmiş. eski kurt. (f.s.) 1. yağmurla ilgili. 2. yağmurdan koruyan, yağmurluk. (f.b.s.) 1. yağmur saçan. 2. yağmur döken, serpiştiren. (a.i.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (f.b.s.) l. mey vali, meyva veren. 2. faydalı, iyi netice veren. (f.b.i.) yük taşıyan, hamal. (f.b.s.) 1. yük kaldıran. 2. i. hamal. 3. sabırlı, tahammüllü. (f.b.i.) yük kabı [yol için]. (f.b.s.) 1. yüklü, yüklenmiş. 2. gebe. (f.i.) l. defa, kez. (bkz: târe). 2. kale, (bkz: bârû). 3. zülf. 4. at. (f.i.) bot. itüzümü. (a.n.) mübarek ola, Allah mübarek etsin!, hayırlı ve bereketli olsun! (f.s.) yağdıran, yağdırıcı. (bkz: bâr). (f.b.s.) renkli.

bâr-gâh, bâr-geh bâr-gâh-ı kibriyâ bâr-gîr bârhâ bâr-hâne Bâr-Hüdâ Bârî Avn-i bârî Feyz-i bârî bârî bari', bâria bârid Mâ-yi bârid Tavr-ı bârid bâridâne bârih bâriha bârik bârîk Fikr-i bârîk bârika bârika-yi hakîkat Bârika-yı Zafer bârika-nümâ bârik-bîn bârik-ter bârîsiyye bâriş Bârî-Teâlâ bâriyâ' bâriyy bâriyye bâriz bâr-keş bâr-mend bâr-nâme bârrî bâr-senc bârû bârûd bârûd-i siyâh bârûd-hâne bârûdî bâr-ver

(f.b.i.) girmek için izin almak lâzım gelen, girilebilecek yer, çadır, yüksek divan. Tanrı huzuru. (f.b.i.) 1. yük tutan, yük kaldıran. 2. beygir, at. (bkz: esb, feres). (f.zf.) zaman zaman; sık sık; defalarca. (f.b.i.) 1. yüklük. 2. yolcu eşyası indirilecek yer. (f.b.h.i.) 1. Cenabı Hak, Allah. 2. i. odacı. (a.h.i.) yaratan, yaratıcı. Tanrının yardımı. Tanrının feyzi, (bkz: halik). (f.e.) hiç olmazsa, bir kere; hâsılı, hülâsa. (a.s. berâat'ten) mükemmel, güzel; üstün. (a.s. berd'den. c. bevârid) soğuk. soğuk su. soğuk, çirkin davranış. (a.f.zf.) soğukça, soğuk-çasına. (a.i.c. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. (a.i.) 1. evvelki günün gecesi, dünkü gece. 2. dünkü gün. (a.s.) parıldayan. (f.s.) nâzik, dakik, ince. ince düşünce. (a.i.c. bevârik) ; şimşek, yıldırım parıltısı. hakîkat ışığı. Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. (a.f.b.i.) parlak. (f.b.s.) ince gören, bir şeyi iyice gözden geçiren, inceleyen. (f.b.s.) pek ince. () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. (f.i.) l yağmur, (bkz: baran). 2. sağanak. (a.b.h.i.) Allah, Tanrı. (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyy, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyy). (a.s. bürûz'dan) aşikar, meydanda, açık. (bkz: mütebâriz, hüveydâ, zahir). (f.s.) 1. yük taşıyan. 2. sabırlı, tahammüllü. (f.b.s.) yemiş veren, yemişli [ağaç], (bkz: bâr-ver]. (f.b.i.) eşya, yük pusulası. (a.i.) ince kumaştan örülen hasır. (f.b.s.) yük tartan, dirhem. (f.i.) kale duvarı, hisar burcu, sur; sığınak, siper. (f.i.) barut. güherçileden işlenen barut. (f.b.i.) I. barut imal edilen fabrika veya atölye. 2. barut konulan ve saklanan yer. (f.s.) koyu gri. (f.b.s.) 1. yemişli, yemişi olan. (bkz: bâr-mend). 2. meç. i. menfaat, fayda.

ba's ba's-ü ba'd-el-mevt ba's-i emvât basâir basal basala basala-i sîsâiyye bâ-sâmân basaliyye basar Hadîd-ül-basar Kuvvet-i basar basar-ı ayneynî basar-ı müzdevic basar-ül-hakk basâret basarî bâ-savâb basbasa bâsır bâsıra bâsıt bâsıt-ül-keff bâsıt-ür-rızk bâsıta basîta-i şemsiyye basî bâsia bâsia-i mahbûbe bâsik bâsika bâsil basîle bâsim basîr bâsire basîret

basîret-i kalb basîret-kâr basîret-kârâne basîret-kârî basît

(a.i.) 1. gönderme, gönderilme. 2. yeniden dirilme, diriltme. öldükten sonra dirilme. ölülerin dirilmesi. 3. peygamberlik. (a.i. basîret'in c.) ibretli görünüşler, deliller, ibretler. (a.i.) bot. soğan ve benzeri gibi kökler. (a.i.) hek. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. anat. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. (f.b.s.) 1. zengin, varlıklı. 2. düzgün, düzenli. (a.i.) bot. soğan. (a.i.c. ebsâr) 1. göz. 2. görme. gözü keskin. gözün iyi görmesi. psik. iki gözle görme, fr. vision binoculaire. hek. çift görme, iki gözle birden görme. Tann'nın algılayıcı gözü. göz açıklığı, inceden inceye etraflı, derin görüş. (a.s. basar'dan) görüşle ilgili olan. (a.zf.) doğrulukla, doğruca. (a.i.) 1. köpeğin yaltaklanması, kuyruğunu sallayıp sokulması. 2. dalkavukların nefret edilecek hâli. (a.s. basar'dan) gören, görücü. (a.i. basar'dan) 1. görmek kuvveti ve hassası, görüş, görme. 2. göz. (bkz: ayn, çeşm). (a.s. bast'dan) 1. yayan, yayıcı. (avuç açan) dilenci. Allah. 2. anat. bir uzvu uzatıp açan [adalel. (a.i.) biy. açan, fr.tenseur. astr. güneş saati, fr. cadran solaire. (a.i.c. busu') ter. (a.i.) çok kırmızı olan dudak. sevgilinin kırmızı dudağı. (a.s.) eli açık, cömert [adam]. (a.i.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. (a.s.) 1. kahraman, yiğit, cesur kimse. 2. haram şey. 3. fena, sert, kötü söz. 4. çirkin kimse. (a.i.) soğan çeşidi. (a.s. besm'den) güler yüzlü, şen adam. (bkz. bessâm). (a.s. basar'dan) görüp, anlayan. (f.i.) ekin. (a.i.) 1. önden görüş, seziş. 2. istanbul'da İ 869- 1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". gönül uyanıklığı. a f h ç) ; basiretli, önden gören, sezişli. (a.f.zf.) önden görene, sezene yakışacak surette. (a.b.i.) önden görmeklik. (a.s. bast'dan) 1. sâde, düz, arızasız, engelsiz. 2. açık, geniş, yayvan, yaygın. 3. sâde, yalın. 4. neşeli, şen, güleryüzlü. 5. i. aruz vezinlerinden biri. (bkz. aruz). 6. kolay, (bkz: asan, sehl).

basît-ül-vech basît-ül-yed bâsita basîte

güleryüzlü, güleç. eliaçık, cömert. (a.i.) uzak yer. (a.i.) 1. döşeme minder. 2. düz yer, arz. 3. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. bast (a.i.) 1. yayma, açma, uzun uzadıya anlatma, (bkz: ityân, serd). bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. Bu; abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Onun her şeyde tesîri olur; hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir, [mukabili kabz'dır]. bast-ı bisât halı, kilim, örtü gibi şeyleri sermek. bast-ı cevâb karşılık verme. bast-ı dâ'vâ dâva açma. bast-ı makal söz açma. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. 2. mat. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını, kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. 3. tas. rica hâli. [Kabule, rahmete, ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. bast-ı yed el uzatma, yerine getirme, üzerine alma, baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma, açıklama, ortaya koyma. bâstân (f.s.) 1. mazi, geçmiş, eski. 2. i. târih. bâstân-i bîbaka sonsuz târih, dünyâ. bâstân-şinâs (f.b.s.) târih, geçmiş zaman. bâsûr (a.i.c. bevâsîr) ; hek. mayasıl; kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme, fr. hemorro'ides. bâsûrî (a.s.) basurla ilgili. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. bâş (f.n.) olsun, ola. bâşak (a.i.) zool. bir cins küçük atmaca. bâşâm (f.i.) perde, örtü. bâşâme, bâşûme (f.i.) kadınların örtündükleri yaşmak, bürümcük, tülbent, başörtüsü, namaz bezi. bâşe (f.i.) atmaca [kuş]. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. bâşed (f.e.) olur, ola. Gah bâşed, gâh ne-bâşed kâh olur, kâh olmaz. bâşeng (f.i.) 1. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. 2. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bâşgûn, bâşgûne (f.s.) 1. ters, başaşağı. 2. şom, uğursuz, (bkz. bâzgûn, bâzgûne, vâjgûn, vâjgûne). bâşir (a.s.) 1. müjdeci. 2. güler, mesut, mutlu.

avarelik. ilâhî sırra ermiş bulunanlar. bütün). boynuz. 2. kazın suya dalışı. ney. işsizlik. tabiatı.s.s. gizli. 2. karın.i. batt). ebtine) çukur. (a.i.s. Mek-ke-i Mükerreme. kahramanlık. (a. S.i. bevâtir) keskin kılıç.) 1. batâyih) sazlı. (a. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. (a. (a.i. ebtân. vehm. boş inanç. yavaş olan. 2.c. içteki. çakıl taşlı büyük dere. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki.c.) nalbant.) yavaşlık. (bkz: dâire).zf. kehli. 3. (a.) 1. 2. (a. batş'dan) sertlikle. ağır davranma. beyhude. bevâtın) 1. huyu ağır.i. 2. (f. çok yiyicilik. (a. (bkz: batın). görünmeyen nesne. (a.i. sofiler. 2. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur]. 2. (a. büyük kannhhk. iç.i. h. ağırlık.i.c. (bkz: tîg-i bürrân). 4. ebtân) 1.i.c. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere.i. (a. "hissi müşterek. soy. nısfiye ve girift'lerde. iç yüz. (a. içyüzdeki. içyüzünde. (a. butlân'dan) boş.i. baş parçası. (a.) 1. davranışı ağır.i. hafıza. butun.c.c. (bkz: bürrân). . 2.s. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili].) turna kuşu.i.) keskin. (a.) içki sürahisi.) zengin [adam]. ağır hareketli.b.c. kamışlı dere. büyük karınlı.) patrikler. hazmı güç.) dahilî. (a. (a. çürük.i. kuytu yer.i.f. 2. (f. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil. uzak yer. Tanrı.s. (a.) 1.) 1. nesil.) 1. fels. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler. batrik'in c.i. Hasan Sabbah'ın tarikatı. 3. bitâh) 1.i. hayâl. cesaret.s. şiddetle hareket eden. (a. (bkz: batn). i. oburluk.s. 4. hareketi. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz.c. kazın ötmesi.) dâhilen. sindirimi ağır. 6.i. (bkz. (a.) tef. içinden olarak.s.bar gibi maddelerden yapılır. yalan. batâet'den) yavaş. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi.i. (a.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın. haksızlık etme.i. (a. muz.bâş-pâre bat batâet Batâlese batâlet batânet batar batarika batbata bâtere bathâ' bâtıl bâtıl i'tikad batın bâtın Ehl-i bâtın Havâss-ı bâtına bâtınen bâtınî bâtıniyye bâtıye batî batî-ül-hareke batî-ül-hazm batî-ül-mizâc Batîh batîha bâtik batîn batîr bâtir bâtir bâtire batîş batn (t.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar. (a. çok sevinme.i. (a. (a.) keskin [kılıç]. [fagot. dağ arasındaki dere. (a. (a.). kibirlenme 3.

karınla ilgili.i. gerekli.) hayvan hekimi. tekrar. pek doğru. malı çok olma. beyzâ'dan) yumurtlayan.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim. doğan [kuş]. açık. (a.i. 7. iniş.b.) baytarlık. oynayan. böbürlene böbürlene salınarak yürüme. 3. (o.i.) sivrisinek. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. (a. (a. oynatıcı. bir kulaç boyu.s. kumar oynayan.s.) zarurî. bununla beraber. 4.i. lâzım.i. 6. hantal. 2. 12.i. (a. yine. bey'den) satan. (bkz: beyâtî).s.i.i. sövme. 9. (a. cesur. kaz.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV.) lüzumlu. gerekli. 2. (a. Cenâbı Hak. batâlet'den) 1.zf. s. 3. (f. (a. sancak-dâr).a. (a. 2. su kabı. satıcı. şarap. 2. . 2. s.b. 13. (a. yan taraf. rahmin başlangıcındaki et parçası.i. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba. (f. (a. tekrar. (a.s. (a.s. pek büyük. ham toprak. dönük.) böyle iken. beyn'den) aralayıcı. (a. (bkz: alem-dâr. ayırma. tasdik. nesilden nesile.i.) bekçi. (f. kumarcı. fr. haraç. açılmamış. veteriner. katı. karış. dilcik. yeniden.) 1. ayırıcı.) muz. (f. "baytariyye"]. 8.i. canbaz. (f. fark etme.b. sağlam. (a. (bkz: alem).batnen ba'de batnın batn-ı kebîr batnî batş batt battâl battâliyye battâniyye Baûza. geri.s. helak olma. s.s. (a.) sürülmemiş. büyük karın.s. geri. kuşaktan kuşağa. Hz. 4. şahin. sen. (f.s.i. işe yaramaz. (a. veterinerlikle ilgili. bauz bâver bayâtî bâ-vücûd-ki bâyeste bay-gân bâyız bâyi bâyiiyye bâyin Talâk-ı bayin bâyir bâyiste bâyiste-i hestî baykar baykara bayrak bayrak-dâr Bayrâmiyye baytâr baytara baytarî bayzar bâz bâz Ser-bâz Âteş-bâz Cân-bâz Kumar-bâz bâz-ül-Eşheb soydan soya. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü.i. sövüp sayma.i.) karına mensup. (f. bez ve kumaş dokuyan. başı açık. kahraman.) 1.) 1.) 1.) çulha.) l. 2. gerisin geriye.s. kaz şeklindeki sürahi. 3. sel uğrağı. 2.) bayrak taşıyan. mahvolma. şehbaz. sancak. 10. 5. (f. (bkz: bazr). inanma. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir]. koruyucu.i. (bkz: maa-hazâ). hayvan hekimliği. acrobate. ateşle oynayan.s. (a. boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk.) baytarlıkla. (f. (-i-) zor veşiddetle yakalayış. işsiz.) 1. canı ile oynayan. asrın sonlanyla XV. sertlikle tutuş.) bayrak. yumurtlayıcı. [müen.i. (a. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat. 11.

(f. (a. eğlence yeri. ağzıbozuk. çöküş. 2.) 1.i. 1.s.) kadınk nişânesindeki fazla et. 2.b. 2. 2.) geveze. başaşağı. şom. beğenmeyen. meç. (f. (f.) birazı.i.b. çengilik. pazarda alınıp satılan.b.bi) oyun. istihfaf eden. durmuş.i. (f. 2. 3.) pazarla ilgili.) zekî. (bkz: sûk-ı Ukâz). anlayışlı. (f. zayıf ahlâklı kadın.s. kuşçubaşı.) oyun oynayan. (f.) oynayan.i. (f. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı. lâtîfeci kimse. bütün çarşı.) hek.) 1. geveze. (f. eğlence.s.b.) bir şeyin küçük kısmı.) vakit vakit. (a. yâdkird. kafasız.i. ara-sıra. dedikoducu.b. yeniden. ekici.i.zf.) doğancı.b. 2. dilcik. kuvvet ve istidat. kimi. vukuf-ı kalbî'dir]. avcı. 3. (a.) 1.s. (f. (f. kuşçu. vu-kuf-ı zamânî. sefer der vatan. .i.i.) doğancı.i. (a. (bkz. boşboğaz.b.s. çarşı. eğlence. alışveriş. (f.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. bir takım. (f. tacir. oyunculuk. oynayıcı. (f-b. 2. bâşgûne). geri kalmış. pazı. 2. (f. 2.i.) kuşçuluk. (f.b.a.b. bir kısmı. (a. geri.) 1.i. (a. (f.s. bezirgan. 3. (f. yüce. kabiliyetsiz. (f.i.) yüce.b. nazar ber kadem.i.) 1. (f. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad.) oyun yeri. çengi.ba'z ba'zân bâzâr Şâhid-i bâzâr bâzâr-ı âlem bâzâr-ı Ukâz bâzâr-gâh bâzârî bâz-bân bâzbe-hazîne bâz-dâr bâzek bâzende bâzende-zebân bâzergân bâzergânî bâz-geşt bâzgûn.zf. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. oyuncak.s. eğlence yeri. (a. oyun yeri.) Nakşî tâbirlerin-dendir. derisi kesilmek üzere olan yara.i. nigâh-daşt. bir miktar.s.b. 1. (a. oyun. parçası. yüksek. çarşı. pazar. köçek. bir kaç.b. pazar.) tüccarlık. yüksek dağlar.b. bâzgûne bâzgüşâ bâz-hâne ba'zı bâzıa bâzıh Cibâl-i bâzıha bâzık bâzî bâzî bâzîçe bâyî-gâh bâzî-gede bâzî-ger bâzî-gerî bâzî-gûş bâzî-hâne bâzil bâzir bâz-keşt bâzmânde bâz-nâme bâz-pes bazr bâzû (a. (a. 2. (f. (f. [diğerleri hoş derdem. eğlence (f.b.b.i.b. (f.i. kuşçu.) köçeklik.) insandaki ayırdetme kuvveti. (f.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler.b.) geri dönme.s.) 1.) küçük doğan [kuş]. bir kısım. uğursuz. vukuf-ı adedî.i. rakseden. (f.zf. pazar yeri.i.s. eken.) oyun.) pazar yeri. s. güç. tekrar.) şen. ters. halvet der encümen.i. dağıtan.) 1.i. yâd-dâşt.s. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi. dansöz. gerileme. küfürbaz. pişmanlık. bezl'den) bol bol veren.

nüfuzlu. beçe beççe-i nev beçe-i hor beçe-i hûnîn beçe-i hûrşîd beçe-i tâvus-ı ulvî (f. (f. (bkz: beçe-i hurşîd).) kolbağı. avurt.) eski kitaplara göre. -e kadar mânâsını verir sabaha kadar. geniş. (bkz: pebga).zf. [eski lûgat çiler. gösterişli. sözü geçer. (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. (bkz: veled-i gayr-i meşru). papağan. uygun. 2. çok aşın. itibarlı.c.) 1. 3. iri göz.) değişme. (a. muhterem kimse. geniş. papağanlık.) çocuk avutmak için yapılan gürültü. gayet büyük. kendi başına.s. bebbân bebbân-ı şübbân bebga bebgaiyye bebr. uygun ve uygunsuz.) "uzun kollu" 1. (f. arslanın bile korktuğu. şişman.) 1. (f.e. cidden. iyi ve kötü. 2. Allah'ın hükmünce. yalan. i. (bkz: behem-zede). 2. 5) yakut. zâlim. 2) Ay. huk.s. bol. gerçekten. z f. 2.i. 2.b. beçegân) insan veya hayvan yavrusu.) 1. gençlerin tarzı.) birçok.) 1. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır. şaşma. karşılıklı yer değiştirme. (a. yüksek [yer. kadı kararıyla. Allah hakkı için. (a. yürüyüşü. 3. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur.s.s. iftira. hokkabazlık. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden. (f. göbeği çıkık [kadın]. gündüz. karaca.i.) 1. son derece. ciddî. 2. geyik.) dudu. (f. yolu. (a. tepe].) sivilce. psittacisme.s. arpacık [çıban]. üslûp. (a. kediye benzer.) tarz.bâzû-bend bâzû-dirâz -be dest-be-dest Tâ-besabâh be-ceyb be-der be-dûş be-gâyet be-hakkı be hakkı Hudâ be-hod be-hem-zede be-hükm-i kader be-hükm-i kadî be-hükm-i li-llâh be-kavl-i şârî' bebân. yakaya doğru. (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. müdahaleci. yol.i. (f. pazvant (pazıbent). tuhaflık. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler]. yalnız. (f. yerli ve yersiz. (f. kanunu koyana göre. hakkı için.i.) fels. azgın bir canavarmış.s. kelimelere -e hâlini verir. (a. (a. su ve şarap sızıntısı. gerçek. 4) ateş.) 1.i. (a.i. fr. ağzın içi. .i. 4. (bkz: bühtan). omuzda. (a.b. dışarı.i.i. üstü yol yol tüylü. bebir bec becâ' Ayn-i becâ' becâ becâ-nâ-becâ becâyiş becbece becce-i kûy bece becel becidd becîl becîr becrâ' beççe. kaderin hükmüyle. büyük. 2.) yerinde.i.) 1. 2. (a. yeni doğmuş çocuk veya hayvan. (kanlı yavru) acı gözyaşları. elele.i.

düşünmeksizin. fr.s. fenalar.s.s.) işi ve hareketi fena olan. fırka.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse]. pessimiste.s.b.) geleneği.) fena gören. ilkönce. kara bahtlı. 2. çocuklar.) mübadele.zf. (bkz: bedâyi'-âşinâ) (a. akıllıca söylenen sözler.i.s. bahtı kara.) 1. (f.) fena sesli. (a. 2.) ahdinde durmayan.s. nasip. bedîh'in c.) güzellik tanıyan.i.b.) 1.f.s. (f. (a.s. yaramaz. kötümser.s. 2. yürüklük.s. kötü bir şekilde başlanmış. (f.i. 2. mant.) soyu kötü.) "çocukla oynayan" gulâmpâre. bedâhet bedâheten bed-ahlâk Bedahş bedahş-i muzâb bed-ahter bed-âhû bedâih bedâih-ül-ukul bedâl bed-amel bed-âmûz bedân bed'an bed-asl bed-âvâz Bedânet Bedâvet bedâvî bedâyi' bedâyi'-i âsâr bedâyî'-i lâfzıyye bedâyi'-i ma'neviyye bedâyi' bedâyi-i âşinâ bed-âyin bedâyi'-pesend bedâyi'-şinâs bedâyi'-perver bed-baht bed-bîn (f. savaşacak akran. (f. i.b.s.a. güzellik. başlayış. f.b. (a.) yıldızı. talihi kötü olan [kimse].) başlangıcı kötü. (a.) 1.) eşi ve benzeri olmayan güzel. (a. (a.a. (f. (f. evidence. göçebelik.) 1.) bedeviler. kulampara. küçük silâh.) Bedahşan yakutu. i.) bir çeşit kesici âlet.) 1. (f. semizlik (a.s. aslı fena (f. (a.i.s.b. (bkz. sanatçı. . (a.f. mânâ güzellikleri.i.b. çirkin.b.) 1.b. değiştirme. z f. yaramazlar.b. fena.s. ilkin. apaçıklık. bedevî'nin c. beççe ve beçe'nin c.s.). talihsiz.b. onunla (a.) güzel sözler.) yağlı.s. kötülük. (f. (f. (f. ed.s. 2 . bedî'.a. karakteri bozuk.i. 2. (a. hisse.b. göreneği ve âyini kötü olan. çirkinler. bedîa'nın c. şekil. tar.s. (a.) sermâyeler. yavrusu olan.)sanatkâr.i.b.) yavrular. (a. fenalık öğreten. göçebeler.) rahim. bedevîlik. ed.) bedülik.i. (f. 2.b. (f. (f.b.b. çocuğu. (a. gözyaşları. hâmile.) birdenbire. (a.) başlangıçta. (a. bedân) 1.zf. pay.i.) başlama. f. "fena" mânâsına c.i. anamallar.i. (bkz: bedûat). fenalık öğrenmiş. bidâa'nın c. yenilik. bi-1-bedâhe). (f.i. güzellikten anlayan.) güzelligi takdir eden. fr. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi. vefasız.i. trampa. 3. şarap.i. çölde yaşayanlar. 3. (f. (f. (f. eserlerin güzelleri.a.i.) bahtsız. değişme.b. gebe. (f.b.i.) huyu.beçe-bâz beçedân beçe-dâr beçe-gân beçegân-ı dîde beçek bed bed bed'-i besmele bedâat bedâd bed-âgaz bed-ahd bedâhe. dölyatağı. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. semiz olma. kelime güzellikleri. ansızın.f. çöl. mükemmel ve yeni şeyler.a. bed'in c. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme.s.

(f.s.i. tar.b.) bakkal. (f.s. karşılık.i. aşk.a. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden.c.) bedene mensup. .s. (f.bed-bînâne bed-bînî bed-bû bed-bûd bed-bûk bed-cins bed-çehre bed-çeşm bed-çihre beddâl bedde bed-dil bed-dimağ bed-dua bed-edâ bedel bedel-i askerî bedel-i cizye bedel-i hâss bedel mâ-yetehallel bedel-i misl bedel-i nakdî bedel-i öşr bedel-i rakabe bedel-i tımâr bedel-i zeâmet bedelen beden bed'en bed-encâm bed-endâm bed-endîş bedene bedenen bedenî. (a.s.zf.) biçimsiz.s.s. ( (f. [büyük memurlar giyerdi]. huk.s.) hiçbir şeyi beğenmeyen. vücutça. (a. korkak. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para. kötümserce. tar.) kötülük düşünen. beden ile. yâni emsaline uygun peşin para. 3.b. (f.s. (f.b. cinsi bozuk. askere gitmemek için verilen para.b. kambur. (f.b. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. 2. (bkz: bidde).b.s.) nazarı değen. bed'an). [büyük memurlar giyerdi]. askerlik bedeli. (a.) hâin.b. zeamet. çarpık.a. ilenç. karşılığında.s.kaba [kimse].i. vücutla ilgili. ebdân) gövde. vücut.b. tar. tar. bedelât) 1. (f. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi. Has yerine hazîneden verilen para. (a. 2.a. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. (f.) kaprisli. (bkz.f. bed-çihre).b. (a. hasetçi. (a. ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel.a.s. güç. bedeniyye beden-kâr beden-nûr (f. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil. Terbiye-i bedeniyye (a.i.i.) 1.) yerine. inatçı. (f. (f. tımar sahiplerinin haklarını. derman.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket. karşı.b. f a h y) .i.b.b. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık.) fena görürlük.zf. cisim.s. (f. huk.).s. mukabilinde.). Buğdan beyleriyle Dobra. her şeyi fena gören adama yakışacak surette.) samur kaplı bir nevi ceket.b.s. (a.b.) fena kokulu. (bkz.b. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. kötümserlik. ten.i.c.b.) takat.i. (a. kokan.) fena yapılı.) inkisar. (bkz: ivaz). (f. korkak.zf. terbiyesiz. sonu kötü.) yüreksiz. (f.zf.) nezaketsiz. şahsen.) çirkin yüzlü.c. (a. vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler.) '. budun) kurbanlık deve. (a.

) yaptığı işler kötü olan.f. bed-fiâl (f. kapıya çıkma.) kötülük.) hasletleri.i. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan. septik. düşkün. bedi' (a. kötü huy.) şan ve şerefi büyük olan.c.b. 2. bedîhî'nin c.b.) güzellik yeri. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime. kötü huylu.b.) başlamak. göçebelik. bed-hâh (f.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden. açık olan. bedîa (a. bed'etmek (a. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin.) cevheri fena.b.b. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim. gün gibi aşikâr hakikat. soysuz.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı.) 1. bedîhe-gû (f. (bkz.s.b.) çölde yaşayanlara uygun bir surette. fenalık isteyene yakışacak surette.a.) 1. bedîhiyyât) 1. bedîdâr (f.m.b.b. Seyyit Ali'nin oğludur.s. bed-hâhâne (f. bedestân (f. bed-hisâl (f. tabiatı fena.) l. bedîh (a. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı. delilsiz.i. i. bed-hu[y] (f. bedîa-i hayâliyye ülkü.a.i. bed-hâl (f.b.s. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey. bedîhe (a.zf. fr.) başlangıç. bedîa-zâr (a.c. (f.i.s. bedîhiyyât be-der be-dergâh .b.(f. 2.b. söylemeye alışık bulunan kimse. Bedevî (a. akla kendiliğinden gelen. dedikoducu.) bedevîlik. bed-girdâr (f.s. bed'et (a. huysuz.) her şeyden şüphe eden. 3.s. 2.s.) her işin fenalığını isteyen.b.s. âşkâr.s.) ilk başta. başlangıç.zf. 2. bed-güher [gevher] (f. hüveydâ). mayası bozuk. bed-fercâm (f. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak.t.zf.i.) âkibeti.b. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü. i. (bkz: be-ziztân).) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler. ideal. onun babası Seyyit Mehmed. bed'eten (a. göçebe. çölde yaşayan. mayası bozuk.) aleyhte bulunan münafık. mükemmel bir şeyi icâdeden. besbelli.) bedîhe.) hâli kötü.) 1.b.s. güzel söz söyleyen. yeni.i.). i. 2.) 1. i. bed-fermâ (f.s. garip.s.s.f. tar. eşi ve benzeri olmayan. bed-gümân (f. bedeviyyet (a. bedevîyâne (a.b. bed-gû (f.s.) içi. estetik.b. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi.i.s.b. kadın adı. huylan kötü. görünür. bedevî (a.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat. 2.a. sonu fena. bedîd.s. ed.i. bedâyi') 1.s.) meşhur. bed-kâr). 2. düşünmeden. meydanda. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir. birdenbire söylenen güzel söz.s. (bkz. eşsiz ve görülüp işitilmemiş. açık.i. bedîhî (a. şüpheci. bed-gevher (f.) dışarı.

(f.) açıkla.s. besbeüilik. (f. 2.) 1. huysuz. (f. i.s. (f.b. ayın ondördü. (f. serkeş. (f.) soysuz. bider) 1.s. soyu bozuk. hareketi kötü. (f.b.i. hareketi fena.a.) 1.b. i. güzel. bayağı [kimse]. lâtif. 2.) bedmestlik. (f. (a. kılavuz. bu savaşa "Bedir Gazası" denir. koyu arasındaki kirli bir renk.i.s.i. bezreka). 2. açık olma. gidişatı fena olan.) rezil.) ayağı uğursuz.]. erkek adı. (f.s. [bedri kelimesinin müen.b.) kötü bakışlı.) aslı kötü. kadın adı.) fena yola sapan. çöl adamı.s.a. dâima.b. güzellik. içi altın dolu kese.b.) estetik. (f.c.a. (f. (f.s. (bkz.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup. kötü tabîath. (f. (bkz: ivaz).) bedîhî olma.b. kötü damarlı [insan ve hayvan].b. söz dinlemeyen "kimse. 2. oğlak derisi.) 1. çapkın [kadın].b. (f.s.b. 2.) "gem almaz.b. (bkz: bedre2). dolunay.s.) kötü yüzlü.) kötü huylu. ed. (f. (a.) yol gösteren. âsî. (a.s. çirkin suratlı. (f.) 1. işleri kötü idare eden. adı kötüye çıkmış.s. müşkülpesent. i. kötü olan.i.bedîhiyyet bediî bedîî kırâat bedîiyyât bedîl bed-kadem bed-kâr bed-legâm bed-lika bed-maâş bed-mâye bed-meniş bed-mest bed-mestî bed-mihr bed-nâm bed-nesl bed-nigâh bed-nihâd bed-nijad bed-pesend bed-peymân Bedr bedr bedr-i bülend bedr-i kâmil bedr-i münîr bedr ü kemâl bed-râh bed-râm bed-rân bed-rây bedre bed-reftâr bed-reg bedreka bed-reng bedri bedriyye Bedriyye (a. (a.s. 2.s. 2. parlak dolunay. işi. sütü bozuk. kendini bilmeyecek derecede sarhoş.b.s. hoş.b. kuzu. (f. aslı fena.b.b.b. sözünün eri olmayan. delil.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye. sözünde durmayan. bir şeyin karşılığı.s.s. (f. 2. 3. (f.i. zf. (f. kademsiz.) işi. (f. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma.s.s.a. h. i. Bahâiyye.) aslı. (f.s. 2.) 1. serkeş at"l.s. (bkz: bedri).) soysuz.) Hz. (a.b.) ayın on dördüncü gecesi. ilm-i bedâyi'). . tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. aslı bozuk. kötülüğü metheden. fena sarhoş.b. Necîbiyye'dir].b.s. (bkz.b.i.) 1.s. insaniyetsiz. kötülüğü beğenen.i.b. (f. (f.) 1.i. Ahmediyye.s. rezil.h. bedevi.) andında.) hareketi.s. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi]. (a. (a.) yaşayışı davranışı iyi olmayan. süslü. (f.s.) kötü düşünceli. güçbeğenir. yakışıklı. 2.) kötü adlı. 3. fena tanınmış. (bkz. (f.) iyilik etmeyen. soysuz.) 1. sert başlı at.b. orospu. bedri).i. sarhoşluğu kötü. bir yazı stili. Kemâliyye. ayın ondördüncü gecesi.b. içi altın dolu kese. (a. kötü sarhoşluk.

i.). (bkz. soyu bozuk.) azamet. (a. omuz omuza.) askerlikte keşif kolu takımı. (f.8) sayılan da kullanılır. iç sıkıntısı.) 1. herkes hakkında kötü söyleyen.a. kartal. (f. yaradılışı kötü (f.s. (bkz. karga.) daha kötü. (a. kefterî). doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar. (a.i.) fena istekli. (bkz: atş). biçimi kötü.4. . yüreksiz. ("ga" uzun okunur. ağzı pis. (f-i-) bahar mevsimi.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık.s. folluk. (a.i.i.s.) korkak.) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime.) sütlâç.i.s. (a. (a.e.b. (f.) keder. (bkz.) tabiatı. âşyân).z.a. (f. (f.b.i. (f. tezgâha mahsus ağaç tarak. serseri.a. (f. (f.). [kelime "befem" şeklinde de kullanılır]. (f.) uğursuz. (a.bedrûd bed-sigâl bed-sîret bed-sirişt bed-sûret bed-şükûn bed-tâli' bed-tedbîr bed-ter bed-tıynet bedûat bedûh be-dûş Abâ-be-dûş Dûş-be-dûş bed-üslûb bed-zebân bed-zehre befm befş beft beftere befterî beganûş begas begayâ begayet begend beğnek Begter behâcet behâim be-hakkı be-hakkı Hudâ Behâiyye behak behâmîn behas behatt (f. [öteki şubeleri Bed-riyye. (bkz. (f. kümes. tasa. süt lapası.) pek çok.s. yuva. (a.c.i. çok kötü. 2.) güzellik. (bkz. bügas). (bkz: behek). (f.b.) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş.b. bidrûdj. tavrı. bayağı adam. pek ziyâde.s.i.i.b.s. . (a. ("ga" uzun okunur. omuzda. (bkz.a.) fena düşünceli.). talihsiz.c.i. esenlik. yürük at ve katır. değersiz kuşlar arasında adı geçer].b.b.a. Necîbiyye'dir].s. (f.) 1. behîme).s. kötü dil.i.) sık dişli çulha tarağı. ("ga" uzun okunur.a. 2. lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî.) eskiden kullanılan zırhlı elbise.i.i) susama.) veda. ödlek.b.i. gidişi kötü.i. (f. son derecede.) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri. (f.i. 2. tabiatı fena olan.) talihi kötü.s. bigas. Kemâliyye. (f.s. debdebe.i.b. Zeyniyye.) hakkı için. güdük [hayvan]. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2. Allah hakkı için. niyeti bozuk. beter. (bkz: şûr-baht).s. ahlâksız. güzel yüzlü oluş.b. a. esenleme. ağzı bozuk.i.) eşkin. bedâat).6.i.b. (bkz: zer-beft).1.) yaratılışı.) omuza.) hâli.zf. aşın. (f. (bkz. (f. (f. abası omuzunda.b. Ahmediyye.s.) tavrı.a. a. (f.) kötü huylu. bed-sîret). (f. bagsân) 1. f.) kuyruğu kesik. (f.

hep bir yerde.a. 2. (a. 2.) cennette oturan.s. sütlâç. (bkz: behkene). (a. (f. hep bir yere. behâ'dan) güzel. (a. (f. (a.a. sırtlan yavrusu. hayvanlık.) 1. erkek adı.b. düz siyah şey. 2. (f. ince ve güzel vücutlu kız. güleryüzlü [kadın]. soyu temiz [kadın]. (a.i. uçmak.i.). sevinç.behbûd behc behcet behdel behek behem behem-ber-âmden be-heme-hâl behem-zede beher be-her-hâl beher-mâh behet behhâs behîc behîce behîle behîm behîme Behîmî behîmiyyet behîr behîre behişt behişt-i dünyâ behişt-i gümgeşt behişt-âşiyân behişt-hırâm behiştî behiştî-rû behişt-nişîn behişt-sîmâ behişt-zâr behîte behiyye. mutlaka.s.s. (bkz: behîle).s. az şey.s.). güleryüzlülük. (a.b.) her. mutlaka. (f. bahhâs).) kaybolmuş cennet.) 1. sağlık.) 1.b.s.b. (f.) her halde. toplanmak.) 1. dik. (f.b. (f. behâyim) dört ayaklı hayvan.) 1. meç.i. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva.a.s.s. erkeğin memeleri büyük olma. (f. her bir. hebetude. (bkz: adn. (a. (a. (a. müteessir olmak. (bkz: bâhem). (f.i.i.) meskeni' cennette olan (= merhum). hayır ve iyilik seven.i.) iyilik. hayvanı. (bkz. (a. bir işi çabuk görme ve tutma. behî Hediyye-i behiyye idâre-i behiyye behkele behken behkene behkeşe behl (f. birikmek. 2. (f.) cennete gitmiş. behâim.m. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam]. nefret.) keyfi her zaman yerinde olan [adam].) cennet gibi yer. güzel hediye.) behişte mensup.zf. (a. alacasız hayvan.b. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam]. (a.i.) hayvana mensup.) cennet gibi güzel yüzlü.).s. 3. behkele).s. (bkz. (f.) huri gibi güzel yüzlü. (f.i. güzel idare. az su.s. pürüzsüz ses. topluluğu bozmuş. elbette. (f.) 1. (a.s. (bkz. (a. Basra civan v. (f. güzel. 2. Şam ovası.i. (a. 2. birarada. her biri. kızmak. güzellik. yalan söz.) cemiyeti dağıtmış.) her ay. (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi. (f. 2.i.s. sevgili. kadın adı. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir]. 2.) her halde.b.) 1. (a. güleryüzlü [adam].s.i.c. (bkz.b. (a. (f. (f.s. güzel.) narin. . behak). cennetlik. sıhhat. 2.) iftira.) emir ve işte çabukluk.zf. fr. lanet. (a.i.) toplu.) cennet. behcet'den) şen.s.i.i. şen.) güzel ve gösterişli genç [erkek]. (a.zf. şirinlik.s. nasıl olursa olsun. s. bihişt.i.) l.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın]. fırdevs).b.).i. behîre). hayvanlık hâli.b.

2.i.) çok ziyâde.b.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup. (bkz: bühme). 4.) onun için.h.i. 3. bâh-nâme). oğlak. hisseli. zekî.i. 2.i. (f-i-) (bkz: behrâmen). (f. (a. kırmızı gül. (f.s.i.b.b. ortak.s.) 1.b. pay-hhk. iyi huylu ve dâima gülen adam.i.) şeriklik. çirkin [adam].) yumuşak [yer]. i.s. (bkz: behre-mend). kırmızı gül.) 1.i. behrelilik. 2.behle behlel behlûl Behlûl behmân behmâr behme behmen Behmen beh-nâme behnân behnâne behnâne behne behneke behnes behr behrâ behrâm behrâme behrâmec behrâmen behrâm-tel behre behre-ber behre-berî behrec behre-dâr behre-dârî behrek behrem behremân.s. keçi otu.) şişmanca ve vücudu güzel kadın. (f.i. beyaz pide. ondan dolayı. (a.c. yaralardan gelen irin. hisseli.) 1. (bkz: behrâmen). delice hareketleriyle meşhur olmuştu.) 1. bâtıl. kırmızı düzgün. kavrayışlı. boş. beyhude. (f. (a. (bkz: behrâmec).) 1.) kalın kuşçu eldiveni. 2. bihâmât) 1.) 1. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot. Acem pehlivanlarından birinin adı. yeşil elbise. Hindlileriıı ibâdeti. (a. boşuna.s.i.güleç. felâket. (a. işe yaramaz şey. (a. (f. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi.s. c. 2. (bkz: behre-dâr). (f. (f.) 1. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru .) 1. (f. 2.i. iyi huylu ve dâima gülen kadın.) l. kadınların kullandıkları allık.) behreli. kadın adı. (a. fazla.) 1. çok gülen. arzuya bırakılmış şey. (f. (f. her renkte olan leylâk çiçeği. 3. 3. (a. çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı. paylı. filanca. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur.i. anlayışlı. filan.zf. 1. 2. asfur çiçeği. iş. ümidin boşa çıkması. bot. bihâm . bir nevi kırmızı yakut.s. 3. 2. nasip. (bkz: bâhmân). maymun.i. çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür]. kaba. (bkz.i. 2. (f.) behrelilik.i. mesafe.) şerik. miskab). 3.b.) behreli.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare. (bkz. bühlûl).h.) 1.b.) burgu. kısmet. (a. bühlel). kuzu. çok gülücü. bühüm.i. (f.i.) hisse.i. 2.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. (bkz: nıatkab.i.i.) sakîl. 2.) abes. eksik veya ayan bozuk para. 3.s. hayır sahibi. pay. [doğrusu pehnâne'dir]. (a. (f.i. (a.) 1. 3. 2. tedbirli. ortaklık.) asfur çiçeği. (f. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı. (f. güler yüzlü. (f.zf. saç ve sakalı kına ile boyama. (f. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş.) behremendlik. (f. behremen behreme behreme behremend behre-mendî (f. (a. erkek adı. 2. (f. 4. .b. faydasız. güler yüzlü.i. buzağı.s. c. 2. Merih yıldızı.s. uzaklık.) . (a. (bkz.

i. (a. (bkz bakkam).) devam.) erkek görmemiş kızın hâli. yaslı.) l . rahim ile mahrecinin arası. 2. ermek. [bu iki mânâdaki c. pejmürde. (bkz: Mekke). çıkrık. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik. kızoğlan kızlık. kederli.s. sofa. (a. kuyu vesâirede kullanılan çark.i. cumba.i.ö. (a. pesmet. cür'et. donakalmak. (bkz.i.i. 2. (a. b. 3. 2. erken. s. salon. genç. yiğit [adam]. (a. (a. bühüvv" gelir].i. (a.) hisse ve nasîbi olan.i. yalan. misafir odası.s. 2.i. ergen [kimscj. (f. içkiye düşkün adam.b. yılmamazlık.h. ileri kakma. ("ka" uzun okunur.i. Edirneli olup Alî-yür-.i. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. 5. 3. . çok içki içen. (bkz.) geçim darlığı. sarhoş. (bkz: mebhût olmak). bâkilik.f. bikr).) dilsiz [adam]. (f.) katı ekmek. (bkz: bikâmet). (f.zf. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur.i. (a. neşe ve güleryüzle karşılama. (a. (a.b. hükmüyle.) 1. kazanmak ve maksadına ulaşmak.i. (f.i.) 1. iyi nâmın kalması.c.) hiç evlenmemiş. yırtık.) şaşkınlık. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur. 5.). makara.behrever behre-yâb behs behsûs beht behte uğramak behtere Behûriyye-i halvetiyye behût be-hükm behv behv.zf. (f.) hükmünce.) Mekke'nin eski adı.i. yer altında hayvan ağılı. (a. 2.i.) yalan söyleme. avuçta. ahras. alalie. s.s. evvelki hal üzere kalmak.b.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. behve behz beis bejendî bejmân beka beka-yı şöhret bekâm bekâm olmak bekâmet bekâr bekâret be-kavl be-kavl-i âri' be-kef bekîl bekîm Bekke Bekkem bekre bekrevî bekrî Bekriyye-i Halvetiyye beksimat bektâş (f. "ebhâ. hüzünlü. dökük. az şey.) dilsizlik.s.s. (bkz: nail olmak). be's). peksimet.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri. (f. 2. (a.zf. 3. kızlık. 1039 (1629/1630)].) dediğine göre.) akran. çardak. (a. ? .s. (f.) yakışıklı. yer.) 1. a.i. ebkem). (a. köşk.) maksat ve meramına ulaşan. (f-i-) l. (bkz. muâdil). sözüne göre.a. bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira.ûmî'den hilâfet almıştır. (a.) el içinde. hayranlık.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire]. süslü delikanlı.) bir miktar. (d. şaşakalmak. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir. 2. kanunu koyana göre. (a.s.s. (bkz: küfv.i.i. (a. geniş meydan.) kırmızı boya ağacı. şöhretin bekası. (f. (a. kahraman. eş.) hisse ve nasibini almış. 4. göğsün içi. fr.i. (a. (a. sebat. boğazdan mideye kadar olan aralık. sabah. şiddetle göğse vurma.) 1. 4.

i. telâşlar. şey.) vesveseler. akılsızlık.) belki.f.) belagat füruşluk.b. ed.e. müzevir. (a. abrutissement.f. ceza. belâya çatmış.) çöller.) 1. 2. (a. evet dediler. kuruntular. (a.i.s.i. ve i.i. fena şey. keder. sözün düzgün. güzel. 2 .s. eriştirme. (a. (a. (a. (f.) 1. belî).) belâ görmüş. kopuk.s.) ilk doğan çocuk. Bektâşiler.i. 2.s. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı. apathie. kusursuz.i. fr. pekî. (a. yakut. bülbül'ün c. emme.f. belâd belâdet belâdır. . kopmuş.b. sersemlik.b.i.) su gibi ıslatan.) ökçe. apansızın gelen belâ. bülukka'nın c. (f. (a. belâ savmak için verilen sadaka. belâdûr belâ-dîde belâg belâg-ul-mübîn belâgat belâgat-fürûş belâgat-fürûşâne belâgat-fürûşî belâgat-perdâz belâhet belak belâ-keş belâ-keşîde belâkîk belâl bel'am müsâvîlik. terbiyesiz.s. hayhay. Kur'ân-ı Kerîm. Hz.) izansızhk. altın. budalalık. (a. ıslatış. yaratılış belâsı. ıslaklık. eziyet ve sıkıntı çeken. düşük. yetiştirme. uzdillilik.i.) ilk evlâtlık.) bönlük. (f. alıklık. (a. (a.f. (a. (a.i.e. tasalar. 2.i.i.i.f.i.) ayaklan alacalı olan at. (kara belâ) meç. (a.) 1.i. iyi. uzdilli olana yakışacak surette.b.) belâ çeken. 2.h. (a. düz ovalar.f. (a.i. çözük. lokmanın yutulması.s. uzdillilik. (a. günahkâr. (bkz: ârî.c.) evet. yetiştirilen söz. ilâhî teblîgat.i. olaylar.) bülbüller. iki belâ arasında berzah gibi olan yer. çözülmüş.bektaşlık Bektâşî Bektâşiyân bekûrî bekûriyyet be-küsiste bel' bel'-i lokma bel bel belâ Kalû-belâ belâ belâ-yı berzah belâ-yı hilkat belâ-yı nâgâh belâ-yı siyâh belâbil belâbil belâde. 2 .b. (f. (bkz: bilâl). (a. obur.s. (a.) 1. yeniçeriler.) 1. (a.i.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen.s. belâya) gam.) 1. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır]. (a. yutulma. gelin tacı.zf. pisboğaz. bektâşi'nin c. kötü kimse.b. acı olan hâdiseler. zümrüt gibi süs eşyası. pürüzsüz söz söyleme. 2. yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse. gevşek. gümüş. elmas.s. musibet. eşitlik. kalın kafalılık. büyük gaile.) 1.f. (a. (bkz: beyân). (bkz: anadil). (f. yutma. belbâl'in c. (a. (a. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. ilk evlat.) uzdillilikle. (bkz: bilâ-de).) 1.b.) belâ çekmiş. 2. âfet.s. gayet zor iş. [kadınların kullandığı].) uzdillilik taslayan. aç gözlü.

belendîn (f.i.) ıslatma. belmâ-rîş). belka' ("ka" uzun okunur. bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire.b. geniş olan kadın. belâ-zede (a. bellûa (a. a. meşe palamudu. iyi su verilmiş çelik. 2. (bkz: belibil). kasaba. olabilir. hastalıktan iyileşen. alaca bacaklı [at]. belîg-âne (a.i. kasavet. tasalar. pencere çerçevesinin alt tahtası. (bkz: ârî. buldan) şehir. fasîh.) pelit ağacı. kaba şey. 2. beliğ (a. budala.s. kasavetler. ahmaklık. belîd (a.i. şehirli.i. bilâd.f.) 1.i.zf. 2.) ihtimâl. belham (a.e.) bot. dağ soğanı. memleket.) dudakta. bir çeşit haşhaş. sersem. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme.) felâketler. belka' (a.s. 2.) 1. belediyye (a.i. i. belme (f. belâbil) vesvese. belâlek .) şehir. 6.s. yaşlık. bilâh) arkası büyük.) alaca. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere. tasalar.c. belme-rîş (f. (bkz: bülend). serin rüzgâr.) 1.) belediye.) 1. kederler.) saban [çiftçilikte]. tasa.) belâya uğramış. belâya. kılıç.s. beleh (a. bülega) 1. memleket.s. balsama ve bu ağacın yağı. iri. 3.b.) faydasız. belensem (a. (bkz: belendîn). harap ve boş [yer]. ahmak.s.e. belîha (a. belmâ-rîş (f. mihnet. bell (a. sar-mısak. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş. 4. belbûs yabani soğan. belel (a.) bönlük. yağmurlu. kederler.s. memleketli.) felâketler. küçük aptest bozulacak yer. belsemî belârek.) kabasakal. bir şehrin temizliğine. düzgün söz söyleyen. cilt bezi. belmâ. beliyyât) felâket.c.i.i. beliyye'nin c. keder. belâ).i.i. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır].) 1. ıslanmış şey. hattâ. bellût (a. (bkz. pelesenk yağı ile "ilgili.) katran. ıslaklık. kapı pervazı ve çerçevesi. tasa. belî (f. mücâdele.b.b.(f. 2. bön. keder.).) tenha [çöl].s. düşkünlük. Beled-ullah.zf. cevherli. beliyye'nin c. beledî (a. belde (a. 5.s.i. temreni. s.s. belâ-senc (a.i.i. (bkz. fasîh ve düzgün olarak. pelesenk ağacı. ok mahfazası.c. beliyyât (a.b. zafer. belâyâ (a. bir çeşit yerli kumaş. telâş. ölecek halde.i. belvâ).) 1. 2. beliyye (a. kavga. düzgün [söz veya eser]. 2.c.) evet. belbâle (a. beled (a. belâdet'den) iz'ansız.f.s.f.) beliğcesine. gamlar. ne bilirsin. 2. ahmak. belend (f. umulur. belesân (f.s. (bkz: belend2). belki (f. kılıcın cevheri ve menevişi. kuruntu.) kapı pervazı. be-leb (f.) belâ tartan.i. Can-be-leb canı dudakta. belîl (a.i.s.i. gamlar. yer palamudu. belâgat'den c. bellût-ül-arz bot. fasîh. belbâl.

en ince ve en kalın tel. parmakla gösterilir.) kurtulma. muz. (a.s. alâka. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot. makale. meşhur. (bkz.i. muz.) peltek [adam].i. pes perde. tasa. benetnash.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. felâket.) l. kadın kısmı.) namlı. (bkz. (f.) 1. meşe ağacı meyvası. s. bâm2). pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir.i.i. bağ. bel'den) çok yiyici.) 1. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna . madde. palamutlar. ekşi şey. (a. baraj. bağlama. rabıta. (f.) 1. (bkz. (a. 1) naaş kızları. (f. 6. ["bene". (f.) 1. kınaçiçeğigil-ler.i. kızlar. birini emri altına alma.i. (f. (a. boğum. tambur gibi çalgılara takılan tel.) keder.h. (bkz: bülûl). yular. (bkz: beng).i. ilgi. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır]. 4. hîleci.i.i. 5 .b. bül'ûm). 2.) çıkıntı. ticâret iskeleleri.i. (a.s. ekin. 2. gam. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır]. (bkz: bünbek). (a. sevgi.i. fındıklar. ünlü.i. lât. s.) bot. fıkra. ıztırap.) [doğrusu bül'ûm'dur]. 2. fr. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası.s.) ticâret yerleri. (f. semiz kızlar.i.) nakışsız. (a.) "ban otu" denilen. meşhur.i.) 1. (f. 2. 2. beliyye. bunduk'un c.) 1. etli. (f. hastalıktan kurtulma. "-bülûl" şeklinde kullanılır]. tevazu. 2. 2. palamut. nöbet. terkîb-i bend).) iri çıban. (f. (a. (a. kurşunlar. (a.) defa. kuklalar. kanun. yalan. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım. bülûs belût belûtiyye belvâ belvâje belvâye belvâz belyâd bemm Zîr ü bemm ben benâbe benâdık benâdir be-nâm benâm benân Müşar-ün-b'il-benân benât benât-ı Havvâ benât-ı na'ş benât-ül-lahm benâver benbek benbel benc bend bend-i âhenîn bend-i dil bend-i hisâr (a. bağlı.i.i. (bkz: tercî-i bend. bebekler.) bot. mafsal. meşe ağacı. 8. bağ.hîle.i. (a. (a.) Belûcistanlı. kadınlar.s.) kırlangıç. (f. su biriktirmek için iki dağ arasında yapılan set. (bkz: ekûl).i. fr. sâde kostüm.i.). bender'in c. (a. Alkaid.i. (a.i. 1.i. bağlayan. 3. 3. gönül bağı. çitlenbik. [nazımda bem şeklinde kullanılır]. (a. balsaminees. (demir bağ) kelepçe. (f.belsemiyye beltem belû' Belûcî belûl bel'ûm belûs. duvardan dışarı çıkan direk ucu.i. (f. parmak uçları. 2) astr. e d. harman. bilye). [kelime "kesb-i belûl" veya.i. kan çıbanı. yuvarlak. su mecrası için yapılan kemer.) parmaklar. ekşi elma. 3. sûz-i dil. ing. [bâzan "el" mânâsına da gelir]. eta Ursus Majoris. 7 . dolan.) parmak ucu. bint'in c. 2.) bot. bağlanmış.

) 1. pûselik'in re şeddi yapılarak. 2.i. (f. hiddetli bakma. düşkün köle. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra. (a. (f. eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası. gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet.s.i.) atılmış pamuk yumağı.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme. meç. Makam. köle. (f.b.) köle çocuğu. (bkz.c. köleye ait.i. (f.b. (f. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale.a. bendelik. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir.). bende'nin c.) küçük iskele.b. abd). ferman kölesi.) [eski nezâket dilinde] köle evi. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek.b. 2. bir şeyi fındık gibi ufaklama. (f. (f.) 1. köleler. (bkz: bendime. kullar.i.i. itaatli. adam besleyici.) köle besleyicilik. bender-geh benderz bendeş bende-zâde bendî sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. işlek ticâret iskelesi. Makam umumiyetle inicidir. sultânî-yegâh için de sol bekar. iyi muamelede bulunma. şehir. emir kulu. kölenizin evi (= bizim ev). bendeye mensup. bendek). öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde.i. para ile satın alınmış köle. bendegân) 1.i. 2. . (f. kulunu. kulağı halkalı köle.zf. intisâbeden. (bkz.b. köle. vurgun kul. ubûdiyyet).i. bendîme. meç.) bende-nuvâzcasına. (bkz.b.) işlek iskele. [eski nezâket dilinde] köleniz.) kul.) esir. sultânî-yegâh icra edilmektedir.i. (f. (f. kulluk. kölelik. (f. (f. bağlı. (f. Pûselik için re bekar. benâdir) ticâret yeri. taraftar. köle. (bkz.bend ü belâ bendaka bende bende-i direm harîde bende-i efgende bende-i halka-begûş bendeferman bende-i üfkende bende-i hirîde bende-niz bende-gân bende-gî bende-hâne bendek bendene bende-nuvâz bende-nuvâzâne bende-perver bende-perverâne bende-perverî bender benderek bender-gâh. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır. (f. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan.zf. (bkz.i. (f. bendine).b.) 1.) bende-pervercesine. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi. pâdişâh hizmetinde olanlar. sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır.) kölesini.i.b. kopça. (f. satın alınmış köle.i. mendirek.) çuvaldız. kul. çâker-hâne). re bekar.s. liman. bendeş). esir.i.i. (f. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü.i. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı.c.b. 2. adamını taltif eden. sert bakış. (f.

i. 2. kalfa. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi].i.i. (a. Hâşim oğulları. düğme. akıllı. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş. temel.c. oğullar.) menekşelik. savat. tembellik. küme. (a.) yığın.i. (f. (bkz: benefsec).) bot.) 1.). i. asıl. 2.i. (a. esrar.) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış. fenalıktan kaçınma.) 1. menekşe rengi. kanal.) cetvel.i. keçeden yapılmış Türkmen evi. ilik.s.b. (f.b. (a. Ademoğullan. (bkz. 3.) 1.i. (bkz. ibn'in c. Emevîler. (f. . (a. (f. (a. (f. (f. (f. oğul ile ilgili.bendîde bendime.i. ihmal. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır. 2. (f. ip.) çok zaman çorap yapılan adî ipek. (a.) . [benî kelimesi. bendene. bağlı. palamar. i. bendîme bendîne bendiş bend-rûg bendukî bene benefsec benefsenciyye benefş.s. c.i.b. İsrail oğulları.b.) kötülükten. çekinme. (a i) . binâ'dan) yapı yapan. gökyüzü. atın göğsünden yukarı. (a. (a. menekşegiller. binan) güzel koku. temkinli [kimse]. insanlar. (f.i. mor. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak delik.b.i. (a. (a. s. küçük çitlen-bik. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur.) oğula mensup. Yahudiler.) oğullar. benâyık) 1.) menekşe renkli. (f.i. (f. burçak nevinden. su bendi. menekşe.i. insanlar. 2. 2. benve).) mor renk. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri. bendîme).i.) 1.i. (bkz. (f. 2.s. fr.i. (a. (f. köle olan.) bot. (bkz: bene). violacees. i. esvabın koltuk altındaki parçası.) menekşe. eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı. mercimeğe benzer bir mahsûl.) tar. (f. (f.) "Kâ'be-i muazzama". esrarkeş.i.i. (bkz: menefşe).s.i. bağlanmış. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir].) 1. bendine).i. [bu resim.i.menekşe tarlası.) keten bezinin en iyisi. mimar. benûh (f.) ince urgan. dülger. 2. (f. benefşî benefşe benefşe-gûn benefşe-zâr benek benek-i büzürg benes benevî benevre beng bengâh bengere bengî benî benî Âdem benî beşer benî Hâşim benî İsrâil benî Ümeyye benîk benîka benîn Beniyye benka bennâ bennâk benne benş benû.) çocukları uyutmak için söylenen ninni. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı. (f. esir.) benk tiryakisi. (f.i. esas. bendime.i. c. s.) 1.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş.s.

i.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri. bir şiirin veya bir makalenin başında. berriyye'nin c.e. ekin bekçisi. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren.) fazilet.i. anlık. yaprak. harman.)tarla.) alan.i. genişlik. berâh (a. berât (a. berâbir. .a.i. aksine. meyva. buru1). ber-nehc-i şer'î huk. işlenmemiş ve ağaçsız bölge. berârende (f. müsâvîlik. yemiş. başkanlan. Berâmike (a.) birlikte bulunan.) yola çıkanlmış. yollanılmış. ber (f. tanıklar. aşağıda olduğu gibi. benûh). berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller. şer'î usul veçhile. berâberî (f. kucak.s. f.) deliller.i. berâber (f. Bermekî'nin c. berâhîn-i katıa kat'î. berât gecesi Peygamberimize. bürhân'ın c.s. sîne. güzellik. üzerine getiren. bürsün'ün c. evin kapısı. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman.b. tanıklar.i!) 1. bir arada.) pireler. ber-akis (f. berâat-i istihlâl ed. bir hizada.) beraberlik. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller. berevât) [eskiden] rütbe. 3. (bkz: bur'.i. bürnüs'ün c. benû. -ber (f. (bkz. sahralar. genç kadın. Dil-ber gönül alan. gönderilmiş. 6. h.i. leke hastalığı.e. [çok zaman silâh hakkında]. en.). 5. berâhencîde (f.) çöller. bir kitabın. boğumlar.) mafsallar.). ber' (a. 8. aklanma. berâgîs (a.). meme. aklık. göğüs. çıkanlmış. berânis (a.) çekilmiş.i. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi. 7.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma. beras berâsin (a. berâbire (a. [berg'in hafifletilmişi]. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman. bepga ("ga" uzun okunur. 2. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. 2.i. farksızlık. berârî (a.i. berâcim (a. papağan. (bkz.) l.) üzere. berâet (a.) Berberistan adamları.b.) açık. benû (ibn'in c. aklık.s.i bürcüme'nin c.c. ber-vech-i âtî. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış. iyilik. getiren götüren.) dudu. ben-vân (f-b.benûn. 4. müsâvî. berâhîde (f.i. (bkz.i. berâat (a.i.) üste getiren. Semen-ber ak göğüslü. Bermek). berehmen'in c. hasta iyiliğe dönme. olgunluk.i. bebga). ber (f. abraşlık. bürgus'un c. yaratma.) yırtıcı hayvan pençeleri. benve (f. berâhime (a. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi. farksız.) tersine.i.i. berâhîn (a.) oğullar. berâhîhte. kesin deliller. (bkz: bürnüs). meziyet.s.s. berât-ı cibâyet vergi. i.

münzevî. perişan. 2. (f. seçme. bütün halk. halkın. (f. (f. (f.b. gezinti için.i.i. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim.i. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey.s. tam.i. (f. i. iş için. beriyye'nin c. (a. 2. kirli.) 1.) yemiş ağacı. (f. halk.) toplanmış.oturan halktan olan.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. 3. 2. fena. (h. doğrulamak için. (a. (f. sebat edici.s.) rüşvetler. kalın kilim. 2.) yerinde. evin damında bulunan oda.i. sütü çok olan deve. çardak. sorgu maksadıyla. yerinde değil. (f. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra.f.s. (a.) 1.) 1. hediyeler. nezâket. 2. tedâvî için. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı.) berber dükkânı. 2. ed.s.i.b. bırtîl'in c.) 1. f r. kibarlık îcâbı. 2. (f. . hemcins olması dolayısı yla. bilgi vermek için. hatır için. kaz göğüslü.) gayet yüksek yer veya rütbe.) için.) anat. harap. viran. (f. (a. (f. sağlam ve lâtif. (f.) 1.i. 2. sundurma.) 1. tıraş eden.i.) 1. (f.) l.i. dünyâdan elini eteğini çekmiş.i.) 1. (bkz: çespân). pis. 2.s. sabit. doğru ve münâsip. hava değişimi için. kameriye. devşirilmiş.s.) soğuk. 3.) fukaraya verilen eski elbise. yaratıklar. (f. fr. tahtaboş.s. tasdik etmek. ayrılmış.s. (a. lyre.s.b. (a. saç kesen kimse. insanlar.e. bircîs). (a.) eteği toplu. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli kısmı. zahmetsizce hatıra geliveren.b.) Berberler ülkesi. (a.b. cinsiyet için. seçilmiş şey. karşılamak için.berât-ı terhânî berâtî berâtîl ber-âver berâverde berây berây-ı cinsiyyet berây-i hâtır berây-i isticvâb berây-i istikbâl berây-i ma'lûmat berây-i maslahat berây-i nezâket berây-i tasdîk berây-i tebdîl-i hevâ berây-i tedâvî berây-i tenezzüh berâyâ Reâyâ ve berâyâ ber-bâd berbah berbâr.) Berber kavmine mensup olan. (bkz. uygunsuz. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç. (bkz: cihân-nümâ). erbezi üstü.b. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse. maksadıyla. lir. [bunun dışındakilere reaya denirdi].b.s. 4. Türk halısı. "Müşteri" denilen yıldız. münasebetsiz. epi-didyme.i.s. 3. mahlrkat. berbâre ber-batt ber-belend ber-bend berber berber-hâne berberî Berberistân ber-câ Nâ-bercâ Pâ-bercâ berced ber-ceste Bercîs berçîde berçîde-dâmen berd gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman.

) 1. (f. (f. 3.) 1. bir yana atan.s. berâhime) 1. (bkz: ebrencen. (bkz. keskin hançer. mîde dolgunluğu hastalığı. bolluk. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki.c. kâr. saadetler.i.berd-i acûz berdâht berçîn ber-dâr berdâşte berde berde Dâ-ül-berdet berdegî Berdeng ber-devâm berdiyy ber-dûş Hâne ber-dûş berd-ül-acûz bere bere-i felek bered ber-efşân berehmen berehmen. (bkz. Brahma dîninde olan. tutsak.) devam üzere. herek. .) hek. (f. (f. (f.) 1. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir. sivar). (f.zf. (f. (evi omuzunda) serseri. (f. peşrev.) esir. (a.b. 2. saadet. köle. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır. 2. perdaht). (a.i.i. bolluklar.i. maslûb). 3. 2.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. yemişli. (f.c. karavaş.) toplayıcı. (f. 2. berencîn berend berendâhte ber-endâz kocakarı soğuğu. Suriye'de iki nehir. (a.) 1. mutluluk. parlatma.i. yükseğe kaldırılmış.s. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir.s. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk].i. mutluluklar. (bkz. yok eden. esaret.) çıplak.b. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. (a. 2. salbedilmiş. Bu usûl. devamlı. asma ve kabak çardağı. Tabiî mertebesi 32/4 dür. omuzda. kadın bileziği. kılıç. bereket'in c. (f. (f.) en çok fırtınalı havada yağan dolu.) 1. daimî). on iki burçtan biri. 2. üste. Hicaz'da bir dağ adı. (f.b.) çıplaklık.s. (bkz: bü-rehnegî).s. meymenet.) omuz üzerinde.s. pala gibi âletler.a. esirlik. 2.) ' kölelik. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır. Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç. (a. (a.s. 2.i.s. (a.i. (bkz. (f. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç.) 1. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı.i.i. bir köy. yükseğe çıkarılmış. Tanrı vergisi. Tanrı kelâmının verdiği feyizler. nakışsız ipek kumaş.i.s.i.) 1. berhemen berehne berehnegî berehrehe berekât berekât-ı kelâm-ullah bereket berem berencen. bereketler.i. mîde dolgunluğu. b. kılıcın suyu. hayırlar. i. 2. (f. pürüzünü giderme. asılmış [insan]. düzleme.) muz. üryan). hasır otu. (f.) kuzu.) kocakarı soğuğu. cilalama. (bkz: hamel). (bkz: berd-ül acûz düzeltme. hamel burcu. (f-s. berekât) 1. dâim.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe.) puta tapan. meymenetler. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. bolluklar. yukarıya kaldırıp atan. (bkz: bürehne. 2.) yükseğe kaldırılmış. (a. bende).

i. g. yaprak dökümü. s.) geçimi güçleşmiş. sıyrılmış.) yıldızı tersine dönmüş. karlık. işi bozulmuş. (bkz.) büyük yılan.) 1.).i. yük.) karsuyu.) [eskiden] rütbe. [kelime Farsçada "azık.s. niyet.) kara batmış.) bent.) kış yaz karlı olan. talihsiz. (f. (f. pâdişâhlar tarafından verilen beratlar. sonbahar. göz kapağı. (a.) kar.i.i. iyilik severler. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu. (f. . bot.b. hatırda tutulmuş. takat. 1) söğüt yaprağı. karı eksik olmayan. (bkz: berg--bîd).b. (f. azm. nemed-zîn).s. (a. kar ile ilgili.s. geçinecek şey. yiyinti.) yaprak döken. 3. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir].s. kar içinde.i.) buzhane.i.) yaprak.s.b. 2.) ağzın dış kenarı.) kardan. 1) yeşil yaprak.b.b.b. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi. 2.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü.) fena talih. mal. (bkz: gaşiye1.b. tartılmış.s. (f.b. karlı soğuk su. ağaç yaprağı. (f. sonbahar yaprağı. güz. bot. g.s. 2) hediye. (f. asker.b. (f. su biriktirilen yer. berg ü bâr berg ü şâh bergab bergamân bergâşte berg-bîd bergerde bergeşîde bergeşte bergeşte-ahter bergeşte-baht bergeşte-hâl bergeşte-rûz berg-rîz berg-rîzân bergüstvân (bkz: ber-endâz). (f. kuvvet. talihi ters. gereç. bot. çini veya tezhipte kullanılan.) yüz çevirmiş. haşa. ters olmuş. berfûs berg berg berg-i bîd berg-i çeşm berg-i diraht berg-i gül berg-i hâllkârî berg-i hazân berg-i ıtrî berg-i sebz berg-i ter berg ü nevâ berg ü sâz. (f. (f. s. gül yaprağı. nağme.b.) su bendi. (f.) hayır sahibi olan doğru kimseler. (f-b. hazırlık.a. yüz çevirmiş. (f. malzeme. berg-i bîd). (f. (f. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar. (f.s. berât'ın c. (f.s. berr'in c. (f. dal budak.ber-endâze berere berevât berevât-ı şerîfe berf berf-âb berf-âlûd berf-dân berf-dâr berfend berfîn berf-nâk berf-pâre berfûz.) 1.i.) ezberlenmiş. yeşil yaprak. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki.b. set. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi. çekilmiş. (f. (f.i. (f. dudakların çevresi.s.s.b.i.s.b. (f. (f. sonbahar.s.i.) kar parçası.) tersine dönmüş. (f.) karlı.) yaprak döken. (bkz: sele).s. güzel söz. s. düşkün. (bkz: berig). derin yer.i.i. s.s. ejder.s. (f. ahenk.) günü dönmüş.

) eski veya harap bulunan büyük ev.b.a. Hz.i. (a. temiz.s.i.i.s.s. (f. onma. (f. habîsa).b. (bkz: bevj). (f.s. altını üstüne getiren. diri. ortası boş nesne. (f.) hisse. minder.çember. (f. yarık. kurtulmuş.i.b. yatak. 2.) karmakarışık. sevinme.(bkz: berîcen). su çevrintisi.) sağ. (f-i-) l. pek yüksek.c.) berhudar olan. (f. ulak. kır.) postacılar. (f.) bent.s.i. nasîp. torba. (a. andaç.i. (f. kaybolmuş. (f. (bkz: berg). ziya). (f. (f.i.s. (f. (bkz: beve).) kalkan.i. (f.) müddet. 2. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit. 4.) 1. bürhûn).i. seçkin.) karmakanşık eden. 2.) şiddetli kasırga. az şey.) zimmeti temiz olan. kemer.i. dağınık.i.s. tan zamanı esen yel. dâire. (f.) hediye.b. (f-i-). balık. (a.c.) havaya gitmiş. hamle edilmiş.) seçme. hâtıra.i. ulaklar.). yaratık. (f. benzen). parça.s. onan.s. sahra.s.b.) un helvası.b. 2.) dağarcık. 3.s. berâyâ) 1.bergüzâr ber-güzîde berh berhâbe berhâne berhâste. (f. set.b.) "çarpışarak" birbirine girmiş. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. ters. döşek. çöl. (f. (bkz: buruk.i.) sabun. sevgilinin habercisi.s. (bkz. girdap.b. pay. (a. berhâst ber-hayât berhe berhe min-ez-zemân berhem berhem-hurde berhem-zede berhem-zen ber-hevâ berhîhte berhîz berhûd berhûh berhûn berhûr ber-hurdâr berhur-dârî berhûz berhüyûn berî berîa berîcen berîd berîd-i cânân Berîd-i felek berîd-tayr berîdân berig berîk berîke Berîn Bâd-i berîn berî-üz-zimme beriyye Hayr-ül-beriyye berîzen berj berk (f. (bkz. 5. altı üstüne getirilmiş.) haber kuşu.b. tatar. bir müddet için. küçük ev.) içinde ekmek pişirilen ocak. (bkz: berhûn).) kalkmış. (f.a. sıçrayan.) karışık.b. ınes'ut olan.s.) silâh çekilmiş. oda. ayaklanmış. (bkz: pertev.s. (a.s.i. hisse. (bkz: semek). 2. (f.b.s. . 3. (a. (f. zaman.i.i.b.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili. berîd'in c.i. halk. bir döşekte beraber yatılan kimse.) berhudar olma. (f. varoş. (a.) 1. haberci.c. parıltı. atılan. (f.b. berâet'den) salim. aklanmış.) saçmasapan söz. haberciler. insanlar. su birikintisi. en yüce. Muhammed. (a. nasip. şimşek. yırtık.i.) ışık. berîdân) postacı. Satürn gezegeni (Zuhal). delik. uçurulmuş. habîs.i. (f. (a. (bkz: berhüyûn).b. fırın. kadın. buruk) şimşek. hisar. (a.b. (f.

Cafer adında dört oğlunun soyadı. çarçabuk. (bkz: matkab.) yuvası şimşek olan. uyarına göre. 2. delikanlılık. (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu.) mucibince.i. (f.a. nesne.a. zerdali. Fâzıl. (f. ayak üzerinde. (f.) koparılmış. doruk.) kara toprak. gereğince. büyük küp.s.) ezberleme. tecrübesizlik. yerli. (bkz: kal'). hatırda tutma.kann ağrısı. pırıldayın.a.) genç irisi. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır]. küçük horoz. i.s. (bkz: kemâ-kân). (f.s. kınından çıkarılmış. (bkz: burna. kayısı. (a. buyurulan. Avrupa. Afrika.) şakıma. (f. (f. zarfın üzerine yazılan adres. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor]. elektrik telgraf haberleri (a. 2.s.) kararlı.) dağ tepesi.b. Yemen kılıcı.i.b.) ayakta. (a. 3. dileğine eren. su aygın.h.i. (f.b.) Çok ince ipek kumaş.f. miskab).s.) şimşek gibi yakıcı. bürku'). (f. mektup başlığı. delikanlı.i.) şimşek gibi.) 1. şimşek gibi.b. romatizma sancısı.) l. bürnâk). 2.s. göz kamaştıran şimşek.) 1. her zaman olduğu üzere.b. 2. devamlı.a. (a.i. (a. .) eskisi gibi. toyluk. çarçabuk.) zool.i. (f.i. [bağış. (a. (f.) parlayıcı.zf.i. yüz örtüsü. parıldama. bermâhe bermâl Bermek ber-minvâl-i sâbık ber-mûcib bermûde bermûde-i fermûde ber-murâd ber-mû'tâd bernâ Pîr ü bernâ bernâî bernâme bernîk berniş berniye bernûn berpâ berr Bahr ü berr berr-i atîk gök gürültüsü ile şimşek. çekilip meydana getirilmiş.) mükemmel.) şeftali.b. daimî.s. ihtiyar ve genç. yıkılmamış.s.) genç.) burgu.c.zf. çekilmiş. kürkü. zirve). (f.) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit.zf. parlak.i. Yahya. meç.) 1.) şimşek saçan.s. kökünden çıkarılmış. (a. ilerletilmiş. sökülmüş.b. (f.) arzusuna kavuşan. (f. (f. (a. (a. (f-i. ince tül. (bkz: unvan). (bkz: bürka1.b. (f.i.) şey. sancı. elektrik.Ra'd ü berk berk-ı hâtıf berk-ı şerer-hîz berk-ı Yemânî berkan Berkan ber-karâr berk-âsâ berk-âşiyân berk-efşân ber-kemâl berkend berk-endâz berkende berkeşîde berkıyye Sür'at-berkıyye Seyyâle-i berkıyye Ahbâr-ı berkıyye berkî berku' Berkuk berm bermâh. kıvılcım yağdıran şimşek. i. âdet olduğu.b. (bkz: şahika. 2.i.i.s.) alışıldığı.s. emredilen şey. mafsal ağrısı. (f. (a.i. yiğit. berânî) 1.f. (a. (a.i. (eski karalar. (f.s. (f. fihrist. ["berkî'nin müen"].b.s. deniz ve kara.) peçe.) gençlik. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep. topraklar) Asya. (f.s. şimşek gibi. bürnâh.a.

i.i. afyon şurubu.) karaya [toprak] ait.) kavga. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk. 2. kara ile ilgili.) olduğu gibi.i. teferruatlı olarak.) esmer.) su soğutmaya mahsus kap.) dönüş.) 1.) kara yoluyla. edepsiz.s.c. aşağıda olduğu gibi.) 1.s. köşk. taze. isteğine ulaşan. savaş. törpü. (bkz: müberrid). (f. (f.s. berterîn berûmend berûmendî berûz Rûz-i be-rûz bervak bervâr.) 1. Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. nasipli. hisseli. bir yana atılan. çayır. şer'î hükümlere riâyet etmeyen.) çukur. ova. (f. büküş. açık.b. (a. (a. rezil. şöyle dursun.) 1. haricî. (a.i.s. Avustralya. (a. duru. Zenginliği bertaraf insan adamdı. (a. gönül isteği. 2. fr. çok en yüksek. menfaati! olma.i. (a. s. 2. soğutmaç.) 1. (f.) daha. parlak. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. ne ise ne. cübbe veya ferace kuşağı.f. 2. olarak. berr'den) 1. evin küçük kapısı. incelenerek. (a. (a.a. (f. 2. faydalı. (bkz: beyaban). 3. (a.i. (f. (f. pek. yabani.c.b. ümmet. bitki.) nurlu.i. (a.zf.a.) zâtülcenp. hayır işleyen kimse. (a.) sanzambak [çiçek]. (f.i.i. güzel kadın.) faydalı.) 1. .a.s.b. (f. nurlu. (a.) 1. bervâre bervâze ber-vech ber-vech-i âtî ber-vech-i peşîn ber-vech-i tafsîl ber-vech-i tahkik ber-vech-i yesîr (yeni karalar. pek parlak. (f. arzu. yumuşak yer. 3.s. üstün. 2. 2.i. döndü.zf. önceden. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. havadar mesken. berârî) çöl. peşin olarak.i.s. ebrâr) doğru sözlü. bıçkı.c. (f.) eskisi gibi. kavun. (f. (a. karpuz. 2.) 1. topraklar) Amerika. satlıcan. tahkik edilerek.b. verimli. lâzım değil. at koşumunun sırt kayışı. arka kapısı. (f. 2. kolaylıkla. savaş günü. güzelliği birden çarpan kadın. meç. 2.i. a'lâ. (f. pleuresıe.) gezinti için tertiplenen yemek.i. z f. Şam çölü. (f. alçak adam.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan. meziyetli. tafsilâtlı.i.berr-i cedîd berr berrâde berrak berrâka berrânî berrât berren berreyn berrî berriyye berriyyet-üş-Şâm berrüste bers ber-sâbık ber-sâm bersiyâh berş berş-i rahîkî berşân bertaft ber-taraf ber-teng berter. değerli. 3. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun. karlık.i.i.s. sayfiye.) 1.i. sahra ve kıra ait. 3.

sokak. veya şey. hayli. düz yer. güç. zahmet. tamam.) göz açıklığı.i. pek çok. ekincilik. saçmasapan [söz].) çift öküzü. tamam. şiddet. zafer tacı. 2. (f. (f. (f. derin görüş. (bkz.i. korku. ziraat. dilde düzgünlük. ipekli kumaş. cesurluk.) basit olanlar. yetişir. (a. harâset.) sofada oturan. (f. yukarıda olduğu gibi.) bostanlar. serbest söyleyiş.) çok çabuk yürüme.) herze. salon. basît'in c. zorluk. 3.e. (a.i. (bkz: fâlih).) (bkz: berz-gâr.i. cadde. (bkz: fılâhat. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır]. 2. uşak. tarla sürecek öküz.i.) çiftçilik. fenalık.i. be-sîmlik. (f. yakışıklı.) baş üstünde. (f-i-) l. (a.) . ekim.s.) toplanılmış. (f. ziyan. sofa. ed. kahramanlık. esneme. s. (a. 2. (a. içinden çıkılmaz belâ.s. yer düzlüğü. besdek besend. s. dal.i. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. (f.i.i. (bkz. zariflik. 2. (a. (a.) 1. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. nâzik. mahalle. zirâat).) 1. (a. (f.i. besende be-ser (bkz: ber-vech-i âtî) anlatıldığı üzere ortaklıkla. 2.i. hizmetçi. yararlık. bir araya getirilmiş.) etine dolgun delikanlı. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. dar dil [denizde]. (f.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz. . kazan. 2. 3. kâfi. 4. sahra. yeter. (f. (f. (s. 4.) nice nice.) 1.i. ince. 1. burzag2). ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık. yetişir.s. şiir kafiyesi. çok. sebze bahçeleri. azap.) yeter.s.) 1. (f. can sıkıcı yer.i. berz-ger.i. köşebaşı.s.e. yiğitlik. 4. basitlik. 5.) dilâverlik. 2. (f.) ziraat.e.) ekinci. sâde şeyler.b.) 1. 2.i. (f.) divanhane. uzun kara parçası. [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir]. düzlük. (bkz: şecaat). zarar.i. s. (a.i. (a. büstân'ın c. 3. berz-ger berz-gerî berzîger berzûg bes be's besâ besâit besâk besâlet besâmet besâre besâre-nişîn besâret besât besâtet besâtet-i arz besâtîn besâvend besbâs besbese besek. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti. (f.b.i. lâtiflik.b. pesâvend). ekin. tencere gibi yayvan kap.) güleryüzlülük.) 1. bahadırlık. (a. budak.) kâfi. 2. biriktirilmiş. (f.) sazdan.i.i.ber-vech-i zîr ber-vech-i meşrûh ber-vech-i iştirâk berz ber-vech-i bâlâ berzah berzah-ı belâ berze berzec herzede berze-gâv herzen Berzenciyye berz-gâr. zor.i. (f.i. (a.

(a. (f. "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. fazlalık. dili bağlı. besere besere-i habîse bess bess-i şekvâ bessâm Bessâse best beste Dil-beste beste-dehân beste-dem bestegî Dil-bestegî beste-hân beste-hisar beste-ısfahân beste-kâr beste-leb beste-nigâr (baş ve göz üstüne) bâşüstüne. (bkz: besmcle-keş).) 1. (bkz: besmele-hân).s. (a.i.) geveze. besîm). un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç. nifak. hazırlık. yayma. en eski mürekkep Türk makamlanndandır. çenesi düşük. (a.i. (f. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. (f. (f. birçok. (bkz. 2. (bkz: vesnıe). dağıtma. muz.b. meydana çıkarma. güleç [adam].s. Bilhassa kuvvetli hüzün. (f. bağlanmış. (a.i. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir. şarkıcı.s.) rastık.b. gönül bağlılığı. kaparo. çok gülen adam.i. çokluk.) besteleyen. başlangıç. bağlı. 2. kapalı olma.) l. açıklığı.b.) muz. besûr) vücutta çıkan sivilce.s. susan. (f. iftira. f r. yol azığı.) çok. (a. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır. (f.b. (f. (a. karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık.s. (bkz: ukde).i. (a.b. kapalı. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir.) 1. dili bağlı.) kapı mandalı.b. (a. (f.b. bâsim.be-ser ü çeşm besgûy besî besîc besîm besîr besîse beskele besmân besme besmele besmele-hân besmele-keş besr. ağız karası. 2. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş.i.) 1.b. kapalılık.) güler yüzlü. 2. (f. şarkının makam ve ahengi.i. sükût eden. tutuk. şikâyeti meydana çıkarma. s. (bkz: merbûtiyyet).f. (f.i.) 1. besm'den) güleryüzlü.i. bir çeşit yemek.) 1. bağlılık.) dudağı kapalı. 3.) düğüm.f.s. 2. (a. Güçlü. muz.i. (f.i. bitiştirilmiş.s. sabânın güçlüsüdür. kapı sürgüsü.s.) 1.b.i. besteci. 2.) ağzı kapalı. birçok. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. ziyâdelik. 2. (bkz: bâsim.) beste okuyan. sefer hazırlığı. (a.) Mekke-i Mükereme. bessâm).) besmele çeken.) nefesi tutulmuş. 3. yol hazırlığı. 4.s. (a. (f. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. s. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki.s.i. çalçene. s.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. ufak çıban.) besmele çeken. kompozitör.i.c. saçma. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur. compositeur.i. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re . muz. donmuş. (f.

i. beşenc (f. beşem beşen (f. 2. besr'in c.c.i. 3. beste-nigâr-ı kadîm muz.b. beste-pâ (f. 2. insanlık. (bkz: betrâ'). okşadıkça süt veren deve. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur. beşe (f.) 1. beşel (f. 2. 2. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın. besûr (a.s. müjde.s.s.a.i. Âdem. 2.) 1.i) 1. beşânika (a.için bakıyye bemolü konulur. cisim. beste-nigâr-ı atîk muz. muştu.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar. beste-rahim (f. yeni çıkan garip şey.c. 2. anthro-pologie.) 1. kederli.i. uzun boy.i.i.) şu şartla ki. naz. güç hazmolan şey. yaslı. küçük çıbanlar. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam.i. beşere-i muhât-ı rasafî anat. beşer (a. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. mide sümük zan. beden.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat. Seyyid-ül-beşer Hz. . çiy. 2. güler yüz.b. Nev'-i beşer insan cinsi. beşere-i muhâtiyye biy.) antropoloji.s. kar. be-şartı an ki (f. 2. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir. taraf. beşâat (a.epithelium pavimenteux.) beşere.b. besûs (a. insanî. başyazarı Dr. beşere (a. beşeriyyât (a.i. kütikül. kenar.) insan.b. haberci.i. fr.i. beşâret (a. beşâret-nâme (a. 2. Muhammed. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü.) 1. insan derisinin dış tabakası. balsama ağacı. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır].zf. (f. beşâşet (a. şebnem.) zool. beste-nigâr-hisârek muz.) ayağı bağlı. yiyinti ve içintilerdeki acılık. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam.s. beşeriyye (a.) yüz lâtifliği.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri. muştucu. güzelliği.i.) 1.i. beşeriyyet (a. mahzun. (bkz: bişâret). fr.) müjdeci. Hayr-ül-beşer. beşg (f. parlaklığı ve gençliği. kabahat.i. fr. silindirsel epitelyum. dolu.f. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam. atmaca [kuş]. beşerî. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. beşâm (a.) kısır kadın. insana mensup.i. "asıl. anthropologie.f. beşerlik.i.) sivilceler. Eb-ül-beşer Hz. iki şeyin birbirine sarılması.) 1. İlm-ül-beşer antropoloji.a.) güler yüzlülük.) 1.i. yassı epitelyum. uç. beşâret-âver (a. bot. işve. çirkin kıyafet.) 1. iki kimsenin birbiriyle tutuşması.

b. (a. bot. betyâre bev' bevâ' bevâbet bevâbî bevâdî bevâdir bevâh (a. yağlı.s.i. (f. (bkz: bed-ter). düşman. mezhepsiz.i. kusurlu. erkeklerden çekinen namuslu kadın. şeytan. fr. çok keskin kılıç.i. müjdeci.) çok keskin. Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz. eksik bırakma.s. beştük beşûş beşûş-âne beşyûn beta' be-tahsîs betât Bey-i betât beter betîl betîle betkîş betr betrâ' betre bett bettâr Seyf-i bettâr bettât betûk betûk betûl betûliyye betyâb betyâr. kesme. kapı bekçiliği. (a. sıkışık [yer]. ekşi. besili.) husûsiyle. salkımları sarkık olan ağaç.) salcı. dev. nehirlerdeki akıntı. sof. kırlar.) 1. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır]. aşikâr. görülmesi istenilmeyen şey. zarf.betulinees.b. 3.s. 3. (a.) güleryüzlülükle.i.i. çok keskin.s. (bkz: beşîr2). okluk.) oturma [bir yerde]. şal yapan ve satan. (a. ayrı kök salan fidan. 2. 2.) vazo. beş parmak da denilen. gürgengiller. .) 1. dinsiz. güleç [adam]. hek. atın seyrek basması. kırağı. (a. (a. (f. belli. 2. 2. (a.) dert.i. (a. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. sepeti. (a. tabaklanmamış ham deri.) semiz. kuytu.i. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan. (f.i.i. ifrit. bâdiye'nin c. (a.) tiftikten yapılmış şal. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı.) sahralar. (a. 2.zf. sataşma.) daha fena. (bkz: hüveydâ).) olagelen hâdiseler. (bkz: beste-rahim).i. (f. (a.i. (f. çok çirkin. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş.) 1. 3. (bkz: ikamet).) 1. (a.i. kayıngiller. (bkz: betîl).) meydanda. 2.i. tadı fena şey.s.beşî' beşîr beşm beşme beştek.) çok kesen. kesme. şen. (a.i. 3.) 1. (a. (a. 4. kâse. i.i. kulaç. 2.) dişi eşek. mihnet. (bkz: beşuş).) yuvarlak tabla.) ok mahfazası.s.) acı. (bkz: bürrân). çini saksı. çöller. (a. [kelime ebter in müennesidir]. Hz.) benzer.i. i.s. (f. (bkz: bettâr). 4.) 1. güleryüzlü.i.s. (bkz: bivâbet).s. müjde getiren. beraber oluş. bâdire'nin c.) 1. (f. s.) 1. (a.i.) kapıcılık.) kat'î.) 1. bakkal tablası. 2.s. 3.zf. (bkz: tîrdân). (a. Meryem'in lâkapları. kap.i. (bkz: badire).s. (f. (a. kulaçlama. (a.) kapıcılık. Meryem'in lâkabı. (bkz: şebnem). atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza.) kısır kadın.) ayrılmış hurma fidanı. (f. (a.i. kat'î satış. gulyabâni. hele. Hz. (a. 2. beraber. (f.) güleryüzlü. 3. keder.i.

(bkz: bâdiye). meydanda.) sahra. yok olma. mahvolma. haykırma. düşünme.). (a. çiftleşme [kadın ve erkek].) 1. şimşek. [zıddı "zevahir" dir]. ebvine). üstünlük. 2.) 1.s. 2. yıldırım parıltıları.) 1.) basurlar.i. yaramaz şeyler. (f. 7. baki ve bâkiye'nin c. mu-sîbetler. . kır. (a. 3. belli olarak. 2. bâriyâ. 2. ziynet. yemekler. 2.) şiddetli kasırga. beddua etme. bâsûr'un'c.) galip gelme. gerdanın yanında olan etler. (a. 2. (a. kaburga kemikleri. çürüme. (a. (a. 3.i.i. keder ve belâ meydana getirme.i. bir araya geliş. bâis). (a. süs. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir].zf. büyüklük.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar. (a.i.) 1.) belâlar. (f. zahir. bâriyy'in c. bevâh. (a.) l sıkıntı.) bâtıl. kederlenme. [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında. bâtire'nin c.i. çakır doğanlar [kuş]. keder. (f.i. 2.i. şiddetli yağmur. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. çeh). şimşek.s.c. (a. parıltılar. bûhe'nin c. bârid'in c.i.) 1. mayasıllar. dâim olanlar. (a.) belâlar.i.i. debdebe. oranlama. göz kamaştırıcı şeyler.i.s. (a. gösteriş. ahmak adamlar.i. çöl. ateşin sönmesi. 2. s. (bkz.i. büven. çâh.i. 6.) kargaşalık. yorulma. 4. bevvân). (a. s. ince kamıştan örülen hasırlar. (a.) gizli. bâika'nın c. (a. müfret gibi kullanılan cemidir]. 2. 5. kılıçların parıltıları. sövme. çalıp çırpma. (a. yokluk. musibet. (a.) 1. (a.) çiftçilerin harman savurduktan yaba.i. ilenme. 3. (bkz: berj). 3.i. deve ayakları.) 1. (a. sakat şeyler. sıçrayıp binme.) kalanlar. (a. haberli olma. aşikâr. felâket. (a. (bkz: beviç). (a-.i.) keskin kılıçlar.i. (bkz: bi'r. 2. bâis'in c. boşboğaz [adam]. (a. tahmin.) 1. 3.) hasırlar. 2. bâtıl'ın c.i. (a.c. 3.i.s. dişi baykuşlar. 4.bevâhe bevâh-en bevâhid bevâik bevâis bevâkî bevân bevânî bevâr Dar-ül-bevâr bevârî bevârid bevârih bevârik bevârik-i süyûf bevâs bevâsîr bevâşe bevâtıl bevâtın bevbât bevâtir bevc bevc bevd bevg bevga' bevh Bevh bevh beviş bevj bevk bevk bevkâ' (a. karmakarışık olma. hüveydâ). s.) 1. belâya uğrama. bârika'nın c. (bkz. (bkz: bi-vân.i. su çevrintisi. bâtın'ın c.i. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. bâriyye.) farzetme.) aşikâr. cehennem.) 1. (a.) yumuşak toprak. kapalı şeyler. musibetler [kelime. âfetler. lanet etme.) 1.i. fenalık. 2. 2. (f.i.i. soğutulmuş şeyler. hiddet ve kızgınlığın geçmesi. (a. su kaynağını karıştırıp açma. (a. yalan söz. (bkz: berk). düşmanlık.) 1.) kuyu. (a.i. girdap. bârih'in c.

bir şeyin rengi. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf. iri kıçlı kadın. sınama. bevn (a.) küçük kız çocuğu.c.i. çiş. bevsâ' (a. kıtlaşma.s. bevvân (a. bevt (a. sidik.c. satılma. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak.) Hindistan cevizi. yoklama. biy. açıklık.) 1.i.). düşme.) hisse.i. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. bevl'den) çok. debdebe. devamlı oturuş.c. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. eşya. bevvâbet (a.) kapıcılık. eşek ansı. çok işeyen adam. bey'-i gayr-i lâzım huk.bevl Habs-i bevl bevle (a. gösteriş. bevvâb (a.) kapıcılar. bevş (f. 2. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi. bey'-i câiz sahih olan satış. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit. dağıtma "k". bey' bi-l-mücâzefe huk.i. bevvâbîn (a. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir]. 3. sermâye azalma. huk. 1. büven.s. 3. 2. bevvâbîn. 2.) 1. hükümsüz olan satış. satış. bıktırıncaya kadar ısrar etme. bevlî.) kapıcılar.i. 2. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı.. 2. satın alma. bevn-i baîd uzak mesafe. bey'-i bi-l-vefâ eko.s.i.i.i.i. ileri gitme. sık sık işeyen. bevn (f.i. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları. bevvâbân) kapıcı. ileri geçme. bevz (a. bivân). pay. bevvâl bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan]. ebvâl) 1.s. bevz. bey' bi-l-isticrâr huk.i.i. 2. bahis ve teftiş "etmek". bey' (a. (a. 2. bevvâbân (a. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış. bir kimseden kaçıp gizlenme.) 1. . sürülmemiş yer.) mesafe.) 1.t. huk. 2. üre. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz. işeme.) zengin iken fakirleşme.i. bey'-i bât kat'î satış. (bkz: bevân. (a. bevr (a.) l/acele. mahvolma.. bevs "etmek" (a. bevzek (f.) 1. 3.s.i.i. götürü satmak. ağacın köküne yakın olan yerleri.c.m. 4. düşkünlük. küçük aptesini tutma. nasip. 3. kız çocuğu. bevs (a. (bkz: bevvâl). bevvâb'ın c.i.) sidikle ilgili. yokolma. bevne (a. bey'-i fâsid eko. bey bi-l-istiglâl huk.i. bevvâ (a. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi. iki şey arasındaki uzaklık. (bkz: bevle).i. büyü') satma. 4. kim.. idrar. bevvâb'ın c.i. ebvine) çadır direği. bevliyye (a.) çalım. mal. bey'-i bâtıl eko. çok açıklık.

Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha . huk. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar]. Bu makam. [satranç oyununda] paytaklar. kapı. paytaklar.) kır. beyâzıka beyâdir beyâh beyân beyân-ı efkâr beyân-ı hâl beyân-ı matlab beyân-ı zarûret beyânât beyân-nâme beyâre beyâriş beyât bey'at bey'at-ün-nisâ beyâtî huk. (a. ilâç. hâlini bildirme. 2. teşbîh. tedbir. fikirleri söyleme.f. zâten ve vasfen meşru olan satış akdi. huk.i. çöl. belagat ilminin. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih. açık söyleme. (bkz: bîd. 2. (bkz.) çâre. yurtsuz.i. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. huk. büyûd. girilecek yer. *demeç. belagat).. (a. nafiz. beydûdet). eko. beyzak'ın c.) 1. (f. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. artırma ile satış. i. istiare gibi bahislerini öğreten kısmı. (f. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır.i. bîat).) çöl adamı.). beyâna mevzu olmayan bir nevi söz.bey'-i lâzım bey'-i mevkuf bey'-i mukayaza bey'-i mün'akid bey'-i nâfiz bey'-i sahih bey'-i teâtî bey' men yezîd bey ü şirâ' beyâ beyâbân beyâbân-ı gam beyâbânî beyâbân-nişîn beyâd beyâdıka. anlatma. 2. alım satım. (a. (f.) yok olma. geceyi iş ile geçirme. anlatma. Türk müziğinin en eski makamlarından olup. ed. (a. dileğin bildirilmesi. beydak.i. mevkuf kısımlarına ayrılır. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. (a.) muz.s. (f. sebze ve meyva. gam çölü. ["biyâh" şeklinde de kullanılır]. mecaz. (f. büyâh) ufak balık. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. (f. gece iş görme. hâli yazı ile bildiren açıklama. huk.) 1.i.i.) kısa. *söylev. aynı ayna.b. başkasının iznine bağlı olan satış.c. 2. (f.i. dolmuş.) bedevî.) gece uyuma. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı.b. s. bildirme.) nutuk.) 1.i.s.s.i. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. beyân'ın c.c. dolu.i.c. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. bildirge.i. huk. (a. (o.) aşîret. huk. hakikat. (bkz: biyâh). huk.b. beyanât) 1.i. bodur olarak yerde yetişen fidan. kinaye.) harmanlar.i. göçebe. boysuz. (a. istenilen şeyin beyân edilmesi. (bkz. piyadeler. (kadınlar anlaşması) Hz. (f. fâsid. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. (a. mahvolma. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir.s.

ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. Terkibindeki beyâtî ile. Beyâtî.i. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. neva.b. makamın birinci derece güçlüsüdür. makamın yegâne numuneleridir. (f. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. hüseynî. Çok eski bir terkip ise de. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. gardâniye.beyâtî-arabân beyâtî-arabân-pûselik ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. Esasen güçlü. çargâh. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh. Beyâtî-arabân. bu perde. segah. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. Uşşak'dan farkı. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. makamın yapısıyla alâkalı değildir. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. . uşşak kadar ruha huzur verici değildir. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı.) muz. bu arızalar bekar yapılır. (f. acem. muhayyer. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde.) muz.b. Niseb-i şerîfesi 8 dir. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi kullanılmağa başlanmıştır. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur.i. durak. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. tiz perdelerden başlaması. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak.

fr. Mekke ile Medine arasında düz bir yer. bir çeşit beyaz çiçek.c. vesîka. i. 2.s. açılmamış pamuk kozası.c. adı anonim bir edvarda geçen makam.beyazlık. pul. (f.) meşguliyet.) eko. (f. 2 umurta akı. in-terrigital. dibinden kopmuş. gaziler arasında. aralık. rende. ahbaplar. ekin harmanı. pazar. fr. iri ve şişmanca kadın.i. anat.) 1. 2. çıkışma. halk arasında. cinsarası. 2. beygare bey hân beyhen beyhuşt bey'iyye beykem beylek beylem beyn Gurâb-ül-beyn beyn-ed-dıl'î beyn-el-ahâlî beyn-el-akrân beyn-el-bahreyn beyn-el-cinseyn beyn-el-enâm beyn-el-esâbî beyn-el-eviddâ beyn-el-guzât beyn-el-halk beyn-el-havf ve-r-recâ beyn-el-hücrevî muz.) 1. hüccet. (a.i. doğru lügat. (f.) ekini harman etme. muz. (a. biy.i. yaşıtlar arasında. boşboğaz. araya. gerçek dostlar arasında.) 1.s. (a. arada.beyâtî-hisâr beyâtî-pûselik beyâvâr beyâz beyâzî beydâ' beydâh beydaha beydak beydâne beyder beydere beyderî beydûdet bey-gâh bey-gar. beydânât) yabani dişi eşek. f. çöl.i.) harmana mensup. i. akranlar. tehlikeli yer. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır. (a. 2. yazlık köşk. ayrılık kargası. (f. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. (a. arasında.i. koparılmış olan şey. inter-sexuel.) etine dolgun. fels. (a. meç. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı.sır saklamayan. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir. (f.i. in-tercellulaire.) pazar yeri. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır. kadın adı. (bkz: bîd. (bkz: bîdah). sığır dili. güç. (a. 3. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam.i. aydınlık. 2. l.i. ("ga" uzun okunur. (a. biy.i. eğeler arası. uğraşma. aklık.) sofa ve salon. inter-costal. fr.i.) sert başlı. l. ak. aklık. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur. hücrelerarası. (f. fr. harman yeri.i. sahra. başa kakma. mısır gülü. parmaklararası. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen.i. iş. nefret edilen kimse. büyûd). tekdir. ahâli arasında. korku ile ümit arası. s. harmancı. 3. 2. kazma.i. (a. (a. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua. (a. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. ferman. 4.) 1. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir.) sövme.i. halk arasında. (bkz: beyzah). i. haşan at. ara.) yok olma.) kökünden. paytak. muz. bot.) berat. beyâd.i. (a. .i.) 1.i.

yağlı sürme. chambre anterieure. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte. beynûnet (a.i. kazma [âlet]. fr.b. beyârim) 1. ihtilâf. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). beyt-ül-hüzn hüzünlü. beyt-üz-zifâf gelin odası. kederli ev. (bkz: hacle. 3. beyt-ül-Haram Kabe. beyne-hû beyn-Allah (a. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. beyt-ül-arûs gelin odası. ebyât) e d. beyn-ed-düvel devletlerarası. 2. karalar arası. fr. (bkz: Beyt-ullâh). beyn-el-kıtaât coğ. chambre posterieure.i. (a. 2. beyn-el-üdebâ edipler arasında.i. beyt-i iddet huk. beyt-i ankebût. 4. büyüt) 1. fr. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. beyn-el-ulemâ âlimler arasında. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz. *eklemlerarası. veteriner. eritilmiş sürme. beyt-üs-sadaka (a. en iyi olan beyti. derme çatma ev. bir Allah bir kendi bilir. anlaşmazlık.) 1. beyt-ül-ma'mûr. hâne. (bkz: beyt-ül-arûs).zf. beyn-en-nâs halk arasında. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. beyt-ül-Makdis).i. [islâm hukukunda]. beyt-i kuddâmî biy. fr. beyn-el-mefâsıl anat. international.) yardım sandığı.i. ardoda. uzanım. gamlı. oba. f r. oda. interarticulaire. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu. meç. elongation. beyn-el-milel (a. ara açıklığı.c. 2.) onunla Tanrı arasında.) ne iyi ne kötü. iki şey arasındaki mesafe. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. fr. beytâr (a. .karanlık oda. beyt-ül-gazel ed.beyn-el-ihvân eş dost arasında. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. fr. ev. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. elongation. beyne beyne (a. beynûhet-i a'zamiyye ast. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı. astr. önoda.) baytar. interplanetaire. tropikler arası. intertropical.s. hacle-gâh). beyrem (a. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında. beyn-el-medâreyn coğr. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. 2) dünyâ.) milletlerarası. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası.c. beyt (a. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır. kasidenin seçilmiş en güzel beyti. 3.b. sert ve uzun taş. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası.i. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında.c.) ikisi arasında. fr. gazelin en güzel. mesken. beyt-ül-kasîd ed.zf.c. beynehümâ (a. beyt-i musarra' ed. beyt-i halfî biy. ikisi ortası. marangoz rendesi. beyt-i şerîf Kabe. aralık. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı.

şahitler. güldürsün. (a.) "Allah'ın evi" Kabe. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler.c. (bkz: beydaha). (bkz.f.i. (a. hüveydâ). ümit.b.n. 3. alçak gönüllülük.i.) 1.) "Allah seni sevindirsin. (a.i.s. tanık. [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir].) açık olarak.) gelin. geveze. (bkz. (bkz: arûs). (a.) etine dolgun.i.i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül. afyon.s. tamah. ((a.) deliller. (bkz: ayan. büyük sopa. (bkz: Beyt-fŞerîf). beyzâre beyzâre beyzavî (a. (bkz: beyt -i mukaddes3).) tenasül âleti.zf. şahit. (a.i. (bkz: burhan).) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur].) 1. bahir. kasidenin en iyi beyti. istek.beytârâ Beyt-i Mukaddes Beyt-Ullah beytûtet beyt-ül-arûs beyt-ül-hikme beyt-ül-kasîd Beyt-ül-Makdis beyt-ül-mâl beyt-ül-ma'mur beyt-üz-zifâf beyû beyûg beyûgânî beyûn beyûn beyûs beyûz Beyyâ' beyyâb beyyâhe beyyâkallah beyyin beyyinât beyyine beyyine-i âdile beyyinen Beyyûmiyye beyz beyzâ' Hilât-ı beyzâ Millet-i beyzâ beyzâ bâz beyzah beyzâr beyzâr.i.i.i. tanık. ve i.i. (bkz: Mescid-i Aksa). doğru şahit.i. (a. gece kalma.b. (a.c.s. 2. (f. (a. (a. buyuz) 1.h.i. (a.s. bostan kuyusu.b.i.).i. (bkz: arûs). beyzâ'dan) çok yumurtlayan.h. 2. (a.i.) gökte.) baytarlık. celî.i. hayvan hekimliği. (a.) ed. islâmlar. (a. (a.) saka.) [eskiden] mâliye hazînesi. kuşun yumurtlaması. (a.i. bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar. (bkz: bâin).) "Mukaddes ev" 1.) dibi geniş kuyu.) balık ağı. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif. yumurta [umûmî olarak]. i. (bkz: beyt-ül-hikme).i.b.) uzun.) gelin. (a. (bkz. (a. Kudüs. (a-s-) açık. (a.i. (f.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu. Kudüs camii. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı olmayan bir gönül. beyt'den) geceleme. (a. 3. 3. (a. beyyinât) delil.) 1. (bkz: beyt-üz-zifâf). (a. iri yapılı şişmanca [adam].) gelin odası. 4. (a. aşikâr olarak. (a. beyt-i mukaddes). aşikâr. (a.i.i. sucu. (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı.b. beyt-ül-arûs). daha ak. (f. (bkz: vâzıhan). çalçene. (bkz: beyzî).b. (a. . (a.i.h. tanıklar.i. çok beyaz. yaltaklanma.) yumurta şeklinde. hayvanların.i. 2.) gelin odası. bî-hûde-gû). isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir.s. düğün.i. (a. beyyine'nin c.

it.it. oval. yumurta şeklinde bir şey. Güneş. islâm'ın hakîkî merkezi.) 1. 2. (f.i-) hızlı yürüme.s. ve i.s. (a. (bkz: husyeteyn). (f.) akıllı. ve i. (a. beyze-i zer.it.) 1.) "kısırlık yumurtası" 1. haya. (a. 3. beyze-i islâm).it. (a.it.) günahkâr. (f. (a. ve i. (a.i. şiddetle sarsma. ve i. ve i. miğfer). ve i. horoz yumurtası.i. meç. yumurta. (a.i.) bol bol verme. Güneş. (bkz: husye). (a. beyze-i subh. 3. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir].) Hindistan cevizi kabuğu. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından]. demir başlık.) bezcilik.i. (bkz: beyzet-ül-İslâm).) zool. daralma.).s. cevher dağıtma.it ve i. zafer. (bkz. kuvvetli. suç. Güneş. (a.) örtülü. 2. kabahat. i. (f. (a. (a.b. (bkz. yumurta biçiminde olan. (f. esen [rüzgâr]. uslu. keme. kısmet.i.) pejmürdelik. (bkz. zarif [çocuk]. bulunmaz şey. .b. zorlu kimse.) horoz yumurtası. pay. keler.) günahkârlık. hatâ. büzûzet). (a. mavimsi bir nevî değerli taş.i. (a.s.i.) konuşmada açıksaçıklık.) günah. perişanlık.i. bezr). 2. tespihböceği. miskin. inci saçma. küçük yakut.s. Güneş. sıkılma. Güneş. 3.) fakir.s. kapalı güzel kadın.) 1.nasip. 2. (a. ekilecek tane. (f.) şiddetli sıcaklık. (f.) geveze.) gevezelik. kıyafetsizlik.it. (a.) kertenkele. islâm'ın yayıldığı saha. çok nâdir şey. domalan [bitki].i.s. meç.i.) 1.) gökçil. (bkz. saçma.i.i. elinden geldiği kadar çalışma. ve i.) deve kuşu yumurtası. suçluluk.i.it. beyze-i zerrîn beyze-i İslâm beyzeteyn beyzet-üd-dîk beyzet-ül-akr beyzet-ül-arz beyzet-ül-beled beyzet-ül-harr beyzet-ül-hıdr beyzet-ül-İslâm beyzî bezâ bezâdî bezaga bezâne bezâzet bezâzet bezbâz bez beze bezbeze beze beze beze-kâr bezekârî bezer bezi' bezîm bezîn bezîr bezîr bezk bezl bezl-i cehd bezl-i güher (a. (bkz. (a.i.c. beyze-i çarh.beyze beyze-i âftâb beyze-i âteşîn. islâm ülkesi.s. manifaturacılık. (a. üstünlük. beyzavî). kaçma.) l.i. depretme. Güneş. (a. suçlu. 2. islâm milleti. (a. galebe. (f.) esici. (a. (a. 2.) "yer yumurtası" yer mantarı.) hayalar.) tohum. 2. (a. (a. bizâz.) esici.

bezr-kâr (f. diş ucu ile ısırma. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. mi bekar kullanılır. (bkz: ibzal). çiçek ve sebze tanesi. bezm-gâh .b. (bkz: bezle-gû). bezm-i elest tas.i.). bezm-i tarab muz. bezr-ger (a.b. segah. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. (bkz. bezreka (a. çiftçi. bezle-gû (f. bezle-bâz).) gündüz yenilen bir öğün yemek. bezm-i gam gam meclisi.i.) 1. ahenk ile okunan şiir.i. bezm-i işret içki meclisi. ekinci. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır.) ekinci.) 1. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendimeşhur bir çeşit lâle. bezr-ül-bene (a. bezm (a.) eğlencenin. bezme (f. i. (bkz: bedreka). bezm-ârâ (f. 2) Bektâşilerin içki âlemleri. bezm-i fütûh zafer meclisi.) 1.s. bezle-bâz (f.) tohum saçan. kılavuz.) ekim.b. (f. büzûr) tohum.i.i. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar. para dökme.i. hayat.i.) bot.) bot. dünyâ meclisi. bezr-kâr). banotu tohumu. bezr (f. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh.) yol gösteren. dernek. (bkz: bezm-i işret.s.i.i. Nihâvend makamı ile. esasen bu beşli. (bkz: ziraat).i. si koma bemolü.s.b. meclis-i mey). 2. (bkz: bezm-i mey. re bakıyye bemolü.s. lâtife. muz.f. bezm-i nûşânuş. hoşa giden nâzik söz. bezm-i nûşânuş). adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. eğlenceli meclis. bezl-i nükud bezle . bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi. 2. yayın kirişini çekip salıverme. bezm-i nûşânuş bezm-i safâ safa meclisi. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. bezm-efzâ (f.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi.parayı bol verme. (bkz: bezm-i işret. şaka tarzında söylenen lâkırdı. (bkz. 2 . kırma. bezme (a.) eğlence yeri. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. ekilecek tane.b.) .b. bezr-ger (f. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. delil.) içkili. bezm-i mey içki meclisi. bezm-i aşk aşk meclisi.i.b. bezm-geh (f. şakacı. âhiret. bezm-i fenâ dünyâ. hicaz. Güçlü. onun gibi rast perdesinde durur.b.b. bezr (a. ziyafetin zevkini arttıran. 3) içki âlemi.) lâtifeci.s.c. bezm-i mey). bezm (f.i. bezm-i cihân cihan. bezm-i hâss husûsî meclis. çargâh. meclisi süsleyen. bezr (a.

("ga" uzun okunur. bi-n-. (a. 3. 2. donuk. (bkz. yafta.) 1. (f.i. hiç sevmeyiş. sarmaşık [ot]. 3. 4.s.) 1. yuvasız. bedesten.s. (f. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir]. 2. (a.b. ıska). esnaf çarşısı. bodur [adam]. (a. bi-r-.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma. (a. merhametsiz. (f. 3.) âfet.b.a. zf. aslı esâsı olmayan.i. 5. (f. (a. 1. (a. susuz.) -sız.e. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç.c. anapara. ıska).) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir. [aslı "bey'al" dır].) 1. f.f. ülkeler. 2.s.) sayısız.) 1.i. (a. arsız.) geceden bir kısım. bilgi. (a. ağır davranma. bıdâat).) yuvasız.s.) beyhude. (a. bidişgan.s. berâtîl) 1. (a.i.i.) bedestan.i.. (a.edatıyla aynı işi görür. ("ga" uzun okunur. (a. kavun.a. (a.b.s.s.) . .). bidisgan.i. bezci.s. (a. yalnız kendi nefsini düşünen [adam].a. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. benzeri olmayan.i. durup dinlenmeyen.) arsız. hakkıyla.f.b.i.şeklini (bi-1-münâsebe). 2. (a. sündüs denilen altın işlemeli atlas. ("ka" uzun okunur.i. 2. 3.) benzersiz. acımaz. 2. bedesten. bidişgan. i. bedesten.s. ile. (a.) l.i.) 1. (f. musibet. bi-t-.) 1. (a. batâik) pusla kâğıdı. utanmaz. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. esnaf çarşısı. gizlenilen hal. boş. (a. manifaturacı. bi-n-netice . i.a. bidisgan. (bkz: bedestan). rezil. gizli şey. 3. buk'a'nın c. (f. rüşvet. gibi) alır. şekillerini (bi-t-tabi. (a. utanmaz.) bedestan.s.) 1.s. kumaş satan.) gecikme.s. mahrem. sıynk.a. topraklar.i. bızâat bızr bîbî-âr Bî-âşiyân biBi-hakkın bîa bî-âb bî-add bî-aded bî-adîl bî-amân bî-âr bî-ârâm bî-asl Bî-asl ü esâs bî-âşiyân bîat (a. (f. 2. 4.i.) amansız.) sarmaşık [ot]. bıd'a bıdâa. bidüziye. varaka. (f.bezyûn bezz bezzâz bezzâz-istân bezz-istân bıd'. a.b.b. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-.i. varyoz. (bkz: bıdısgan.c. kuru. bi-s-.i. (a. çarşı. karpuz.. şaşkın [adam]. (bkz: bedestan). amanver-mez.) bir parça yer.) kabul ve lasdik muamelesi.İ. dayanağı olmayan. biyâ') kilise. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1. obur [adam]. felâket.i. (f.s.) bot. bi--z-. sırdaş.i. astar.i.b. (f. hayâsız. rahatsız. f. mîde dolgunluğu. (bkz: bağza'). bir şehrin ortası.) asılsız.c. 2. (bkz: bıdısgan.e. sermâye. bıdâat bıdısgan bıdıgan bığza bıka' bılgın bırtîl bıtâ' bıtâka bıtâne bıtn bıtna bıttîh bızâa. ince kumaş.) hesapsız. 2.) şiddetle nefret. bıdâa. zengin [adam]. bi-ş-. 2.i. lemelsiz.

s. (f.h.s.s.i.) hâlis. Allah'ın yardımıyla. talihsiz.s.s. doktor.s. (bkz: bizi şk).i.c.b. zavallılar. (bkz: Bîjen).) fare.) kuru. (f. havuza gelen suyun yolu.) yok olma.s.b.) Arapçadaki b i.s. çekinmeyen.b.) 1. f.b. (f.) 1. (f. çizgili olarak dokunmuş kilim.s. hakîm. ev kadını. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır].b.b.) pek küçük ve değersiz [şey].) çaresiz gibi. (a. bî-çâre-gân) çaresiz. (f. (f. bî-çâre'nin c. zavallı.) bîçarelik.s. kırmızı dudak. (f. (f. 2. sıçan. eşsiz. (bkz: beyâd. beydûdet). hala. zf. (f.) l sayın bayan.a. salkımsöğüdü . ruhsuz. bi-aynihâ bîb bî-bahâ bî-bahâne bî-baht bî-bâk. sakınmayan. (f.i. serçe kuşu. Hz.s.) benzersiz.) dalsız.i. 2. bî-bâkî bî-bâr bî-basîret bî-bedel bî-behre bî-bekâ bî-berâet bî-berg bî-berg ü nevâ bîbî bibr bî-câ Bicâd bîcâd. bot. (f. behresiz. (f.) yersiz.s.b. elinde avucunda bir şeyi olmayan. (bkz: safsâf).i.i.a.) korkusuzluk.s.) bîçâreler.) 1. sebepsiz.edatının d. (bkz: lâyüs'elü amma yef al). (erimiş yakut) kırmızı şarap.) havuza su akıtan musluk. 2. Allah.) bekasız. bacası.s. tedricen. (a.) korkmayan. niçin ve nedensiz. 2. etrafındakileri görmeyen. bî-çâre bî-çâregân bî-çâregî bîçâre-vâr biçişk biçîz biçrek bî-çûn bî-çûn u çirâ bîd bid Bi-d-da'vâ Bi-t-tedrîc bîd bîd-i giryân.b. (f.b.b.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse.a. (f.) aynıyla. değersiz.zf. kur-luluşsuz.b. tıpkı.) cansız. (f. 2.bi-avni bi-avni-ilâhi teâlâ bi-aynihî.s. (f. (a. hatun. zavallı gibi.s.i. (f. (f.b.) hekim. emsalsiz. havuzdan dışarıya su akıtan delik.b. ağlayan söğüt. (f.) basiretsiz. meyva vermeyen.s. (f. mutlak (Allah). (bkz: usfûr). (a.) yardımıyla.) berâetsiz.b. anlayışsız. mahrum.) 1.s. (f. Abdullah'ın lâkabı. kör. aldırış etmeme.s. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken. sebep sorulmaz.) söğüt ağacı. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar.s.s.) bahtsız.). büyûd.) bahânesiz. nasipsiz. (a. (f.b.e.i.s. dâva ederek. halı.a.i.i. 2. aba. zavallılık.) yüreksiz. bilgin.a.s. eşsiz. (a. bîcâde bîcâde-i müzâb bî-ciğer bicişk bî-cân Bîcen bî-cevâb bicrît bî-çâr.b. ("ka" uzun okunur. (f. (f.). korkak. (f.) cevapsız.b. (a. (f. yol yol. paha biçilemeyecek kadar değerli.b.b. temiz şey.b. (f.) 1. hanım. (f.s. olduğu gibi. (f.

s.) uyanık.s. bot. güçsüz. (bkz.) zool.b.) takat.i. sert başlı. trampa etme. (f. uyanık talih uyanık gönül.b.) devası bulunmayan. (a. kalpsiz.) devrederek. (a. at]. sepet örücü.i.) sepetçi. dikkatlilik.i. nüktesiz. j beğenilebilir yenilikler. dinsiz.s. kunduz. gaşûm .b.) geniş ova. ağlayan söğüt.s. işkence. fena yenilikler.a. korkak. bot.a. (f. hainlik. hisse.) dâva ederek.zf. başta. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey. bîd-i nâlân.s.i.defalarla. 2. (f. (f.zf. (f.i. (f. çaresiz.i. düşkün. huysuz [aygır.) akılsız.s.b. uykusuz. aydın.i. acımasız. (bkz: bedde). (a.b. hâin. bida') 1. bîd-i revân.zf. makbul olan.b. salkımsöğüdü.b.) 1. 2.zf.) dertsiz.zf. 2. (bkz. (f.b. 3. (a. salkımsöğüdü bot.) zâlim. . reddedilen. ağlayan söğüt.) başlangıçta. (a.s. beyinsiz.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad.) bir kaç kere. ağlayan söğüt. 2.a. dolaşarak. (a.) haşarı. (a. kızılsöğüt. (a.s. (f.s. süiti.a. güç.i.) bir şeyi başka bir şeyle değişme. (f. b. (f. (f.b. (f. başlangıç. 2. (f.) başlama. (f.b. salkımsöğüdü bot. bedel verme. beydah). âşık.s.b. (bkz.) don. (f. zavallı.) dermansız. uyanıklık. (a. çabalama. ilkin [aslı bedâet'dir]. (a.) zalimlik. (a. (a. beğenilen yenilik. (f. bid'at'ın c.) sonradan meydana çıkan şeyler. (a. bîd-i piyâde. (f.zf.) 1. kedersiz.s.i. salkımsöğüdü bot. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma.i. zâlim. 4. gönülsüz.i.) 1. (f.) âşık.) 1. (a. derman.i.s. kafasız.) davet ederek. beğenilmeyen yenilik. bîd-i sernigûn bîd-i müşk bîd-i sürh bida' bidâd bî-dâd bî-dâd-ger bî-dâd-gerî bî-dâdî bîdah bidak bidâl bîdâr Baht-ı bîdâr Dil-i bîdâr bîdâr-baht bîdâr-dil bîdâre bid'at bîdârî bid'at-i hasene bid'at-i makbûle bid'at-i merdûde bid'at-i seyyie bidâyet bidâyeten bidâyet mahkemesi bîd-bâf bi-d-da'vâ bi-d-da've bidde bi-d-def'ât bi-d-devletü ve-l-ikbâl bi-d-devr bi-d-duâ' bî-derd bî-dermân bîdester bî-devâ bî-devlet bidh bî-dil bî-dimag bî-dîn bot. 2 . (a.) dua ederek.bîd-i mecnûn. uğraşma.) uyanık.i. mükerreren). pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası.i. (f.a.) mutlu. zulüm. gaddarlık.b.) devlet ve ikbal ile. sultanî söğüt.b. ağlayan söğüt.s. gürdâs). sonradan meydana çıkan şey.i. ağlayan söğüt.s. t.) zalimlik.) mutsuz. merhametsiz.zf. (f. c. 3. salkımsöğüdü bot. uyumayan.) 1. gaddar.

2.b.) vakitsiz.zf.) 1. çok. sonsuz. (bkz: rumh).zf.s.) sonsuzlar.) 1.) aletsiz. bi-esrihi (a.b.i. yabancı.) başkasıyla. bidisgân (f. bî-fâide (f. tarafsız. bî-gâne-hûy (f.) soğuk tabiatlı.s. bî-gâh. eğlenmeyen. bidisgân).a. sınırsız. bî-gânegî (f. bir menzile konma. (bkz: bıdısgan.) 1. bidist (f. bî-geh (f. 2. sıkılgan. bî-endâze (f. bi-gayr (a.) dipsiz. a. terbiyesiz.) kantaşı.i. esirgenmeyen. katırlar.) 1. bîdvend (f. (bkz. ilgisizler.b.) mızrak.s.i.s.i.a. bî-gâne'nin c. utangaç.) faydasız. bî-garez (f. 2.e. bî-fütûr (f. bi-eyyi-hâl.i. . gayesiz. bî-gâne (f.) hep bir arada.zf.a. bigas (a. bi-fazl-illah-i teâlâ (a. esenlik.s.) garezsiz bir surette. bî-encâm (f. elinden geleni yapan. bî-gâne-meşreb (f.s. elbette. ortaksız. bi-gayr-i kasdin (a.) sonsuz.) sarmaşık [ot].s.zf. tanıyıp da tanımazlıktan gelen. 2.a.).i. Zühre (Venüs) yıldızı. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla.) kayıtsız tabiatlı. bî-gavr (f. bî-fark (f.b. bî-edât (f.) istemeyerek.i.i. bilâ-fütûr). haksız yere.a.zf.s.s.) hepsi. bi-ecmâihim (a.b. taraf tutmayan.) farksız. selâmet.) Allah'm emriyle. bî-garez-âne (f.) esterler. bî-edeb (f.b.b.b.a.b.zf. f.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu.s.) 1. 3.s.s.a.bî-direng bî-dirîg (f.) ağaç kurdu.i. çabuk.a.) arkadaşsız.a.) bigâneler. bid-istân (f. bıdışgan. bîe (a. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz. hal. 2. sonu olmayanlar. kayıtsız. esirgemeyen. bî-enbâz (f. b. i.a.s. keyfiyet. bî-gayât ("ga" uzun okunur. kayıtsızlar.) edepsizcesine.b.s.) 1. yararsız. h.b.i. f.i. mutlaka. konak. tas.s.zf. bî-gâne-gân (f.s. kızı olmayan. bî-edeb-âne (f.) yurt.s.zf. bigal bîgal ("ga" uzun okunur. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var].b.s. Bidpây (f. bidrûd (f. f. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan. bîet (a. durum.b.zf. begas).) edepsiz.b. tasasız.b. bî-gaye ("ga" uzun okunur. bi-eyyi-hâlin (a. ("ga" uzun okunur.) ölçüsüz.) yabancılık.h.b. bidre (f. 2.b. ilgisiz.) durmayan. cümlesi.s.s.).i.b.a. bî-duht (f. f. garezsiz. kargı. bagl'ın c. bi-emr-illâh (a.) karış. -sız. (f. nitelik.) söğütlük. (bkz.) herhalde. kızsız [kimse].) sağlık. aşın.i.) Allah'ın fazlıyla.) gamsız. bî-gaye'nin c.a. bî-gamm (f.b.b.

accusatif.) hilesiz.) vakitsiz.) sonbaharsız.i.s. (f.) yersiz yurtsuz. onunla [tek erkek]. uyanık. zavallı.i.a.) akılsız. 2. benzersiz.s.i.) gayretsiz.b. bihîne bî-hiss (f. rütbece. şaşkın. (a. onu.s. iyilik. en iyi. tamamıyla. nihayetsiz. bilgisiz.b. her zaman bahar. seçkin.s. uçsuz. hâli. usulünce. (f. suçsuz.) hissiz. iyi adamlar. üstünlük. (f.b. kımıldamayan. ayva. bot. (f.) 1.b.) benzersiz. (bkz: bî-nazîr).) 1.s.) 1. onlardan. verimsiz. (f.a. 2. (a. (bkz: cürsûme). (f.s. (a. pek çok. onlara.s.b. bih'in c.) hareketsiz. tükenmez. (f. hallaç.b.b. (f. (f. (bkz: bî-âr). (f.bî-gayret bîgerân bî-gışş bî-gümân bî-günâh bih bîh bîh-i kûhî bih Mef'ûl-ü bih bihâ bihâ' bî-hâb bî-haber bî-hadd bî-hadd ü pâyân bihâh.s. kanşıksız. sınırsız.) hadsiz. âdet olduğu üzere. asıl.) habersiz. uzak denizler.) denizler.) ayva tohumu.s.b. (f. . her zaman taze. baldıran kökü.) uykusuz. (f. duygusuz.b. i. (a.) anat. vurdumduymaz. (f.) o. (bkz: bih2). (f.zm.) 1. onunla [tek dişi]. sonsuz. (f.b. (f.) 1. hareketsiz.a. (a. iyi. bakımından.i.) iyi olmaklık.) utanmayan.) eşsiz.b. (f. (f. cansız.b.s. onlan.) nihayetsiz. (f.i. ona. (a.b. çoluksuz çocuksuz.s. sayısız.b.b. ondan.s. (bkz: bihî).) Allah'a şükür olsun. 2. ondan.) kökünden söken. (a. ayva. utanması olmayan. (f.s. onlan.i. (f. 2. rütbe bakımından.) âciz. (a.) o.b.a.b. onlarla [çok erkek]. ona.zm.) hesapsız.zm. sıhhî [vücut]. (f.b. bucaksız. uyumaz. onlardan. (f. i.s.s.) -ce.s.s.s. (f. sağlam.i. (f. uçsuz bucaksız. (f. sağ.a.) o.s.) ses kısıklığı.) erkek kurt. (f.b.i.) iyiler. temel. yeğ. yorgun.s.i. kaynak.) hakkıyla. sınırsız ve sonsuz.) o. murdarilik daman. samimî.).a.b.s. (a. onlarla [çift erkek]. dağ kökü.zf. (a. sarraf.) iyi. (f. (f. kök.s.b. (f. bihâhe bihâk bi-hakkın bi-hamdi lillah bihân bî-hânümân bihâr bihâr-ı baîde bî-hâr bî-hareket bi-haseb bi-haseb-il-merâtib bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe bî-hâsıl bîhaste bî-hayâ bî-hayât bî-hazân bihbûd bihbûdî bih-dâne bih-efgen bî-hemâl bî-hemtâ bî hengâm bî-hesâb bih-güzîn bî-hıred bihî bî-hicâb binim bihimâ bihîn.zm. onlara.) günahsız.a. (a. gr.s. 2. onu.zf.s. tembel. kafasız.a.s. bahr'in c.b. iyi. fr. sınırsız.s.s.) şüphesiz.a.i.) dikensiz.a.a. en iyisini seçen.b. (bkz: bî-şekk). (f.zf. 2.) cansız. -i.

h.s.b.a. (f.s. bayılmış.s. b.) boşuna çalışan.) 1. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur].b.b.)şaşkıncasına.) beyaz.i.s.b. kalburdan geçirilmiş (f.b. (f. boş yere. bihterek bihterek bihterî bihterîn bî-hûd bî-hûdâne bî-hûde. (f.b.) şüphesiz. karışık. (f.) insafsız. (f. (f. maharetsiz.a.b.b.) aynlmasız. (f.) hadsiz hududsuz. (f.) daha.a. (bkz.zf. (f.i.) 1.b.s.s. 1rj (f. çalçene. .s.a.a.s. erkek adı.a.) i'tidâlsiz.s. anlayışsız. (f.)hünersiz. (itf.b.) beyhudelik. doğuşu iyi.. (f.) elekten. kendinden geçmiş olan.)1.b. (f.) kendiliğinden. kendinden geçmişçesine (f. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü.) boşuna.s. 2. [behzâd şeklinde de kullanılır].i.s. bi-hoş. deli.) en iyi olma.s.s.b.zf. (f. 2. (f. aynıyla.) şüphesiz.i.a.) boşuna. pek çok.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi. bih-rûze bîhte bihter. (bkz: bî-hod).s. (f. bey zar). acımaz. (f.) kavuşmasız. aslı temiz. pek iyi.) boşuna gevezelik.b.a. (f. (a.) geveze. (f.a.b.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç.s.a.a.).) baygınlıkla.s. i.zf. ')iÜ (a.i.) idraksiz. rahatsız. (f.s.i. bîilaç" deyiminde geçer. (f. şaşkın. (bkz: be-hişt). (f. sonsuz.) baygınlık.b. (f.) kök söken.s. (f.) çizgisiz. UI . çılgın. ölçüsüz (f.zf. (f-b.) en iyi.) iktidarsız. "günü iyi" iyi günlü. (f.zf. boş yere konuşan. s. (f.bihişt bîh-ken bihnâne bî-hod bî-hodâne bî-hodi bihr bihrâm bihred bih-rûz.b.s. kökünden söken. has ekmek.a. (a.b. üstünlük.i.a.b. yararsızlık.s.b.b. 3. güçsüz. 2. marifetsiz. faydasızlık. (f.b.) i'tibarsız. (f. sersem.s. geveze. (bkz: bî-hödane).) cennet.b.b.).a. (f.) akıllı [kimse]. elde olmayarak. (f.) ağız kokusu.) huzursuz. (bkz: rûze). 2.) gevezelikle.) Allah'ın izniyle.b. en.) ibaresi ibaresine. uçmak.s.s.s.s.) 1. (f-i-) oruç.b. beyhude.b. (f. pek iyi.s.s. soyu güzel. kıymetli bir taş. XV.b. (f. bî-hüde bî-hûde-gî bî-hûde-gû bî-hûde-kâr bî-hudûd bî-hûş bî-hûşâne bî-hutût bî-huzûr bî-hüdegû bî-hüde-gûyâne bî-hüde-gûyî bî-hüner bih-zâd bî-ibâretihâ bî-idrâk bî-ihtiyâr bî-iktidâr bî-ilâc bî-infisâl bî-insâf bî-intihâ bî-irtiyâb bî-iştibâh bî-i'tibâr bî-i'tidâl bî-ittisâl bi-izn-illâh (f. (f.a.zf. tedirgin. (f.b.s. i.s. (f.i.b. mutlu.) nihayetsiz. karışık çizgili.

(f. buk'a'nın c. sağlıkla. (f.) kimsesizlere yakışır bir halde.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu.) ölçüsüz. bedelsiz. çözülmüş.s.) şeriatın emir ve müsaadesiyle (bkz.b.) eksiksiz olarak. (f.bikr'in c.) izzeti. biçim. (f. (f. (bkz: bekâmet). genç kız.i.) kayıtsız.i.a. kıymeti olmayan. kopmuş.i. (f. iktifa ederek.zf.b.a. gübre sepeti.bi-izni şer'î bi-izn-illâhi teâlâ bî-izzet bîje Bîjen bijeng bîka bika' bî-kâm bikâmet bî-kâr bî-karâr bî-karârî bî-kayd bî-kaydâne bî-kelimât bî-kem ü kâst bî-kerân bî-kes bî-kesâne bî-kesî bî-kıyâs bî-kıymet bî-mahall bikmâz bikr bikr-i fikr bikr-i hükmî bikr-i mazmûn bikle bikrân bî-kusûr bi-küsiste bîl bilBil-iktifâ bi-l-âfiye bilâBilâ-bedel bilâ-bedel bilâbil (a. belbâle). aldırmaz. ebkâr) dokunulmamış.a.) 1. (a. (f.s. işsiz [kimse].) -siz.) şarap.b.i. gevşek. rahatsız. (a.i. kızlık.) mercimek. (bkz: ebkâr).) 1. 3. telâş. 2. (bkz ı'belbâl. sırf.s. ülkeler. (f. 2. hâlis.b. 2. 2.) 1.e. bel.s. eksiksiz.b.) 1.) yersiz. sonsuz. alâkasız.b.a.s. (f.). 2.) sınırsız.a. (f. (f.) kararsızlık.. değeri.s. (a.i. (f.i.) kimsesiz.e.) -ile mânâsına gelip. tamam olarak. (f. ko puk. z f. aldınşsızlıkla. (f. [Arapça kelimelerin başına getirilir].b. husûsiyle.i. topraklar. .) kelimesiz. (bkz: bekâret). orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun.b. huk. [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır]. ilgisizlikle.c. (a-i. (a. yaradılış. (f.) afiyetle. kenarsız.) bîkeslik.s. sözsüz.) bakireler. kız-oğlan kız. şarap meclisi.) kusursuz.s.a.kelimeleri zarf yapar.) 1. (f. (f. (a.s. (a.a. (f. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan. karşılıksız.zf. kimsesizlik.a. (a.zf. (a. uçsuz. sâde.) 1. elem.) bedelsiz. tabiat.i. çözük. keder.zf.s. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva.i.b.a. salt.) kayıtsızca.s. bi-izn-illah). katıksız. 2.s. ilk olarak söylenen fikir.) kapı anahtarı.s. şarap içme. (a. bekâr.i.a. 2. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız.s. kılık.) yararsız.) yerler. çapa. (bkz: nâ-be-mahall).b.) 1.b. (f. saf.) kıymetsiz. tasa. (f.i.zf. kıyafet.. tam. şekil. kayıtsızlıkla. düşük. (a.s. (f. (f. kararsız.b. değersiz. gibi. (f.

(f. Anadolu.) istisnasız.b.b. (a. birdenbire.zf.zf.b. (a. hatırlatılmadan. Şam. Maraş. (bkz. sonradan. dönmeden. 2. kayık küreği. (a.s.) iş'ar etmeden. Halep. Bursa. şehirler. (a.) isbatsız. rüşvet almadan.s. Kahire]. (a.i. (f.) devamlı.zf. aralıksız.) taksirsiz.) arkalan büyük olan kadınlar.b. (a. Lârisa]. haber vermeden. seçmeden.s. bezmeksizin. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. Edirne. parasız. (a.) sebepsiz. çocuksuz. îmar görmüş. (a. batı memleketleri.) düşünmeksizin.zf.b. Rusçuk. bayındır duruma getirilmiş.b. (a. sürekli.s. Selanik. 12 şehir [Adana.b. gönderi.b. (a. (a. (a. tam tersi. tersine olarak. bulaşmadan 2. Erzurum. Sofya. 2.zf. belâl). Çankırı]. yanak. (bkz: be-lâde. intikal etmeden. (a.b. Diyarbakır. 4. apansızın. Bağdat. Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler. (bkz: cümleten).zf. (bkz: bedâheten).zf. " iL. Kan-diye.zf.b.zf. (a.) seçilmeden.) tahkik etmeden.s. fesatçı.zf. istanbul'da Üsküdar. 10 şehir [izmir.) hep. gereksiz. Eyüp.b.b. ve i. Sivas.b.s. (a.s. belîha'nın c. kavramadan. (a. ada.) vasıtasız. kasabalar. (a. şehirler. büyük memleketler.zf.i. doğrudan doğruya. Galata. kusursuz.) veletsiz. Trablusgarp. (a. Bursa. aldırmayarak. Kudüs.) durmadan. irticalen.s. istanbul.s. sonunda.zf. (a.b.b. (a.b. söyletmeden. toptan. 3.zf. arasız.bilâd bilâd-ı âmire bilâd-ı aşere bilâd-ı cesîme bilâd-ı erbaa bilâd-ı garbiyye bilâd-ı harâciyye bilâdı-ı isnâ aşer bilâd-ı rûm bilâd-ı selâse bilâde bilâ-fâsıla bilâ-fütûr bilâh bil'âhire bilâ-ihtâr bilâ-ihtiyâr bilâ-inkıtâ' bilâ-intihâb bilâ-intikal bilâ-irtikâb bilâ-isbât bilâ-isticvâb bilâ-istisnâ bilâ-iş'âr bilâ-kayd ü şart bil-akis bilâl bilâ-lüzûm bilâ-sebeb bilâ-tahkîk bilâ-taksîr bilâ-tashîh bilâ-teemmül bilâ-tevakkuf bilâ-udûl bilâ-ücret bilâ-vâsıta bilâ-veled bil-bedâhe bil-cümle bîle (a.zf. (a. (a.s. (a. kayıtsız ve şartsız.b.) müzevir.) sapmadan. 4 şehir [Edirne.b. Beyrut. Trabzon.b.) ihtar edilmeden.) ücretsiz.b.zf. (a. (a. sorup soruşturmadan.zf. Galata ve Eyüp semtleri. belde'nin c. bildirmeden. düzeltilmeden. kesin olarak.) tashih edil meden.) sonra.b.s. mâmur beldeler.) sormadan.b.zf. (a. kendiliğinden. (a.b.b. a. yan. geçmeden. 5.b.) lüzumsuz. tersine. haraca bağlı arazi.) korkusuzca.) 1. bütün.) 1.) irtikap etmeden.) memleketler. .) düşünmeksizin.zf.) elinde olmayarak. Bosnasaray.).) aksine.s. An-tep.) fasılasız. [eskiden] 1. araçsız. (a. belâd).

zf. (a. özenle.) dileğiyle. (a.) iddia için. elde ederek.zf. (a. liyakatli olarak.zf.zf. (a.zf.) neticelenerek. gösterip öğreterek. (a. husûsî olarak.e.zf.zf. (a. dikte ederek. (a. aynlıp tek kalarak.) imtihanla.zf.) hakkı ile.zf. keserek.) imza ederek. (bkz: hassaten).)' kısımlara ayırarak. (a. . saygıyla.zf.zf.) delil getirerek. yoldan çıkartmak suretiyle.b.) susturmak.i.) bile bile.) soruşturup. benzer göstererek.zf.zf. yararlanarak. gerçekten.) faydalanarak.) misal.zf.zf) birine mensup olarak.) göstererek.) hayırla. (a zf) haber alarak. titremeden. (bkz: bi-1iktizâ). ağzını kapatmak için.) açılarak. kiralayarak. hele. anlaşmak yoluyla.) söyleyip yazdırarak.zf.) infaz yoluyla. uyuşarak.zf.zf.) iftiharla.) hizmete alarak. (a.zf. sonuçlanarak. (a. (a.) infilâk ederek. icra marifetiyle.zf. (a. (a. yol göstererek.b.f) sorup anlayarak.) hükmünden dolayı.) özenerek. (a. yerini bırakıp giderek.zf.) kandırarak.) titremez.) çözülerek. (a. yaparak.) diyelim ki. (a. (bkz.zf. (a.zf.zf. (a.) intikal ederek. bölerek.) uyuşmak. (a. örnek. (a. (a. (a.zf.zf.zf.).zf.zf.) iktidar ile. (a.zf.s.) kiraya vererek. imzalanarak. (a. (a.bîlek bî-lerziş bi-l-farz bi-l-fi'l bi-l-hâssa bi-l-hayr bi-l-hükmü bi-l-îcâb bi-l-icrâ bi-l-iddiâ bi-l-iftihâr bi-l-ihtimâm bi-l-ihtirâm bi-l-ihtiyâr bi-l-iktidâr bi-l-iktisâb bi-l-iktizâ bi-l-iltizâm bi-l-imlâ bi-l-imtihân bi-l-imtisâl bi-l-imtizâc bi-l-imzâ bi-l-incimâd bi-l-infâz bi-l-infilâk bi-l-infikâk bi-l-infirâd bi-l-infisâl bi-l-inkısâm bi-l-inkişâf bi-l-intâc bi-l-intihâb bi-l-intikal bi-l-intisâb bi-l-irâe bi-l-irkab bi-l-iskât bi-l-isti'câl bi-l-istîcâr bi-l-isticvâb bi-l-istidlâl bi-l-istidlâl bi-l-istihbâr bi-l-istihdâm bi-l-istihkak bi-l-istifâde bi-l-istifsâr bi-l-istihsâl (f. (a. (a.) mahsus. (a. tutalım ki. (a.) bindirilerek. (a.zf. (a.zf. anlaşarak. ivedilikle. (a.) acele ederek. sınavla. (a.) çatal temrenli bir çeşit ok.) donarak. gerekli görüldüğü için.zf.) lâzım olduğu için.) aynlarak. (a. öğünerek. (f. (a.zf. (a. gelişerek. (a. (a. ayartarak.zf) icra ederek. uğurlu olarak.b. isteğiyle.zf. (bkz: an-kasdin). birbirinden diğerine geçerek. ayrılarak. (a. (a. (a ?f) kazanarak. dikkatle.) hakîkî olarak. yaparak. (bkz: faraza). kullanarak.zf.) saygı duyarak. z. seçerek.) aynlarak. (a. (a. meydana getirerek. cevâbını alarak.) husule. bi-1-îcâb).zf. (a.zf. dikkat ederek.zf.zf. patlayarak. meydana çıkarak. (a.zf. yerine getirerek.

) tamamlayarak.zf. (a. ayırma ile.zf. bozmadan.zf.zf. (a.) yüz yüze. müttehiden).zf. (a. (a.zf.zf.zf. meydana çıkararak. (a.zf. danışarak. (a. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı.) konuşarak. (a. bir şeyi saklamadan söyleyerek.) izin ile.zf. billâhi bi-l-lisân billûr billûrî billûrî.zf. gerekli görerek.bi-l-istikbâl bi-l-istiklâl bi-l-istilzâm bi-l-istimlâk bi-l-istintâk bi-l-istirar bi-l-istisnâ bi-l-istişâre bi-l-istîzân bi-l-iş'âr bi-l-işgal bi-l-iştirâ bi-l-iştirâk bî-l-i'tâ bi-l-i'tirâf bi-l-itmâm bi-l-ittifâk bi-l-ittihâd bi-l-ityân bi-l-izâfe bi-l-izzi ve-l-ikbâl bi-l-kalb bi-l-kayd bi-l-keşf bi-l-kimyâ bi-l-kuvve bi-l-külliyye billâh.) konuşmak suretiyle.zf.zf. (a. .zf. billur.zf.zf.s.zf. değişe değişe. kristal [Farsçası bilûr dur].zf. konuşarak. konuşarak. (a.zf.zf. hakkı teslim ederek. sırasını bularak.) itiraf ederek. (a. i.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam. (a.zf. (a.) izzet ve ikbâl ile.zf. ister istemez. (a. billurdan yapılmış cisimler. sırasında. (a.) yazı ile bildirerek.) satın alarak. birleşerek. (a.zf. (a. (a. verme suretiyle. istimlâk ederek. (a.) billur gibi.) nöbetleşe.zf.) ortaklaşa. ruhsat alarak.) tasavvurî olarak. adamlarıyla.) görerek. gerektirerek. (a. elbirliğiyle. (a.) muhafaza ederek.) ayırarak.) Allah için. başlıbaşına.) karşılık olarak. (a.) kim. (a.zf.) sırası düşünce.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili. (a. (a.zf. karşı giderek.zf.) sorguya çekerek.zf. bitirerek. sırasını getirerek.i.zf. (a.) vererek.zf. oybirliğiyle. (a. açarak.) büsbütün.zf. (a. (a. (a.) istiklâl üzere.) işgal ederek. bütün bütün.zf.) istimlâk yoluyla.) değiştirme yoluyla.zf. uyuşarak.) lüzumlu.zf. (bkz.zf.) maiyyetiyle.) kaydederek. işgal suretiyle.) müzakere ile.zf.) kim. yüzleştirerek.) keşfederek. (a. (a.) danışarak. izafeten). (a.). (?f) kimyaca. sırası gelince.zf. (a.) karşılayarak.) birleşerek. (a. (a. (a.) istişare yo luyla. (a. (a.s. düşünce halinde.zf. billurdan. konuşarak. (a.) beraberce.) getirerek. billûriyye Ecsâm-ı billûriyye billûrîn bi-l-mâ' bi-l-maiyye bi-l-muhâfaza bi-l-mukabele bi-l-muvâcehe bi-l-münâsebe bi-l-münâvebe bi-l-müşâfehe bi-l-müşâhede bi-l-müşâvere bi-l-müzâkere (a. (bkz: müttefikan. (a. (a.

) lüzumsuz.) hastalık.s.s.) 1.c.bilsâm bilsâniyye bilsikâ' bi-l-umûm bilur bilûrîn bi-lutfihî bi-lutfihî teâlâ bî-lüzûm bi-l-vâsıta bilve bi-l-vekâle bi-l-vesîle bi-l-vücûh bîm bîm-i cân bîm-i dûzah bîm-i ta'ne bîm ü ümîd bî-magz bî-magz-âne bî-maksad ü bî-günâh bî-ma'nâ bi-ma'nâhü bî-mânend bîmâr bîmârân bîmâr-ciger bîmâr-çeşm bîmâr-dâr bîmâr-dil bîmâre bîmâr-hâne bîmâr-hîz bîmârî bîmâr-istân bî-mâye bî-meâl bî-mecâl bî-mecâl-âne bî-mecâlî bî-mekân bîm-engîz bî-mer bî-merâ bî-merhamet (a. sarmaşıkgiller. cehennem korkusu.b. (f. sayısız.s.) [gözü] baygın bakışlı olan. (bkz.) güçlükle.).) 1. mânâsız.) 1.) zâtülcenp. ürkütücü.(bkz: bîmâristân2). hükümsüz. yoksul.b. yeri gelmişken.s. (f. (f. (f.) akılsız. (f. belvâ).) billur. dermansız.s.i. (a.i. (bkz.) mânâsız. (f.a. (f. güçsüzlük. f.f. gerek. (a. (f.) maksatsız ve günahsız.i.zf.b.b.a. (f.) yine o mânâya.s.b.zf. saçmasapan [söz]. bitkinlikle. (f.s. akciğer zan iltihabı.s. yine o anlama. serseri.s. l.i.i. bitkin. hastahâne.s. (f. bîmârân) hasta.zf. yersiz. fr. zayıf.i. (f. (a.zf.) her yönden. (a. (a. ürküten.a.zf. (f.hastahâne. (bkz: havf). (f. (f.a. sayrı. (f. hoppa.i. (f.pleuresie. (bkz. takatsizlik. (bkz.) hesapsız.) vâsıta ile.) bütün. (a. 1.) merhametsiz. bîtâb). 2.) korkutan. 2. (f.s.b. korku ile ümit. halsizlik. hep. 2. kötü yaratılıştı.a. (bkz: bî-hemâl.b.s. (a. yurtsuz. (a.i. tımarhane.) 1. kerem ve inâyetiyle.b. (f. (a.b.b. hoppa adama yakışacak surette. 2.b. takatsiz.s. korku.b.s.s.s. f h s) manendi. (f h s) hastabakıcı.) bot. hastalıktan yeni kalkan [kimse].s. bed-tıynet).) vekâlet ederek. billur gibi.s. (f.b. yüreği katı.b. azarlanma. can korkusu. (a. bîmâr-hâne). hasta.b.) bu vesile ile. 2.b. * araç h.b.b. üzüntülü.a. (f. eşi benzeri olmayan. (f.) beyinsiz.s.zf.) Allah'ın inâyetiyle.s. güçsüz.) yapışkan otu. 2. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri. tehlike. (a.i. bî-nazîr).) anlamsız. 2. hanımeligiller.b. (f.s. bîmâr'ın c. mayası bozuk.) lütuf. bitkinlik. (a. satlıcan.zf. tımarhane.s.a. soğulup sayılma korkusu.) riyasız.) .) gönlü sıkılmış. akılsız.) 1. (f. bed-sîret.) halsiz. deliler yurdu.a.) hastabakıcılar.) çok sıkıntılı ve üzüntülü. kararsızlık. .) billurdan. (f. takatsizlikle.

) kalbi. büyün) bölge. talihsiz.s.c. (f. sayısız. benî) oğul. (f. (a.). (f. bundan dolayı. bu sebepten.a. (f.a.).) adsız. mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap. lâzım (geçişsiz). sevgisiz. 5. ev.a. vefası. (f.s. 2. görücülük. görücü. (a.s.) şefkatsiz. (bkz: binâberîn). (a. -den ötürü.) 1.b.) çekinmeksizin. (f. 3. (bkz: bî-mubâlât) (f. (f.) namazsız. adı sanı kalmamış (olmak). (a. engel.c.s.b.s. görücü.f. (f.) bundan dolayı.b.b.b. dayanma. (f.i.s. kulak tozu [aslı bünâgûş dur].b.) 1.) -e.b. (a. (a.b.) . (f. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf]. 2. kadınların aybaşı hali.a. Tanrı binası. kurma. basiretli. yok yere. (a.c.) -den dolayı.) manevî görüş. netîce olarak. (bkz: bi-nevend).s. müteaddî (geçişli). gören. (f.s. kayıtsız.e.) mâni.a. mıntaka.) zevksiz. (f. bîpervâ). dalış.s.) emsalsiz.) 1. sebepsiz.s. tat almaz. benzersiz. uzgören. kulak memesi.zf.zf. 2.b.) bundan dolayı.) eşsiz.b. insaniyetsiz. 4. (bkz: bî-nazîr). isnâd).i.zf. 2. hakikati kavrayan. sevgisi olmayan.b. (f. saygısız. (a. beynamazlık. yapısı. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.a. -için. (f.çekinmeden. bunun üzerine. tuzsuz. ebniye) 1. başına kalkmayan.s. meçhul (edilgen).s. bunun üzerine. nefisle.) dikkatsiz. namaz kılmayan. (bkz. uzaktan gören.i.i.) kurulmuş.) tatsız. göz. eşi bulunmayan.i. binâberîn).b. 2. inşâatı kontrol eden kimse.zf.a.s.) eşsiz.) mûcipsiz. lûtufkâr. sansız. yapma. (bkz. (bkz: binâen-alâ-zâlik). (f. (f.b. 2.b.s.b.a. yapılarak.a. neticede. 'önemsiz.) 1. (f.s.) 1. (f. (f.s.a.bî-mezak bî-meze bî-mihr bî-mihr ü vefâ bî-mikdâr bî-minnet bî-misâl bî-mûcib bîm-nâk bî-muâdil bî-mübâlât bî-muhâbâ bi-mübâlût bî-müdânî bî-mürüvvet binBin-netîce Bin-nefs bin bîn -bîn Dûr-bîn binâ' binâ emîni binâ-yi ilâhî bînâ bînâb binâber binâberîn bînâ-dil binâen binâen-alâ-zâlik binâen aleyh binâ-gerde binâgûş bî-nâm bî-nâm ü nişân (olmak) bî-namâz bî-namâzî bî-nasîb binâvend bînâyî (f. i.i. sakınmadan. (a.s. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. .) bunun üzerine.f. dayanarak. (f.s.) korkmuş. namazsız. (f. beynamaz. gören. -de. benzersiz. gr.b. (f. (bkz.b.s.b. mürüvvetsiz.s.s.b. dürbün.) nasipsiz. talihi kapalı. yapı.a.

) 1. (f.s.b. ayrılığın nasipsizliği. işâretsiz.) 1.b. sonsuz.a. (f. (a.s. 3.i. uyanık. (f. 4. görücü. akıllı. nasipsizlik.i.b. (f-i.b. kendiliğinden. görmez.) l . [insanda ve denizde]. basîretkâr).ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek.i. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. (f.b.bînâyî-refte bî-nazîr bincişk bincişk-i züvân bînek bî-nemek bi-nefsihî bî-nemekî bînende bînendegî bîneng bî-nesak bî-nevâ bî-nevâ-yı firâk bî-nevâyî binevend bingân bingere bînî -bînî Âkıbet-bînî bî-nigâh bî-nihâye bî-nihâyet bîniş bî-nişân bî-niyâz bî-niyâzî bi-n-nâr bi-n-nefs bi-n-netîce bi-n-nisbe binsır.i. sükût.) 1.). (bkz: bi-z-zât). sonsuz.) 1.s. tuzsuzluk. (a.zf.s.s.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör. (üzümün kızı) şarap.s. yüzük parmağı. iki yaşına girmiş dişi deve. fr. (bkz: usfûr). kadeh. 3. çaresiz. (f.) nasipsiz. içinden.s. mülakat. tatsızlık.) iğe sarılmış pamuk ipliği.) namussuz. . dağ tepesi. görünmez. tatsızlık. fakirlik. uç.) nihayetsiz. ilerisini düşünen.s. [Arapçası "fincan" dır. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası. (f. görüş.b.zf. gören. sessizlik.) yalvarmasız.s.b. düzensiz.zf. (f. spontane.) zenginlik.a. (f. 2.) kendisi.) manî.b.b. uğursuz.i. yoksulluk. yakar-masız. (f. lezzetsizlik. kâse. muhtaç.) ateşle. (f. benât) kız. nursuz. (f.zf. Osman kızı Ayşe.burun.) görürlük. tas.i. (f. lezzetsiz.i.s. (f. (dağın kızı) aksiseda.a.s. 2. (a. kendi kendisi. 2.b. (f. (bkz: müstagnî). tükenmez.) 1.) serçe kuşu.) nihayetsiz. (f. (bkz. yayın ele alındığı kısmının ucu. bir dereceye kadar. 2.) nisbetle.s. bî-misâl).b.) l. (a. (bkz. (bkz: hadeka).) bakımsız.s. (f. (a. (f.) 1. meç.) tuzsuz.]. ihtiyaçsız. (f. uzak görüşlülük.c. sonu görürlük. engel.) nişansız.2.b. vefasızlık. fakir. (bkz: piyâle). binsâr bint Ayşe bint-i Osman bint-i ineb bint-i mehâd bint-ül-cebel bî-nûr bî-nümûd (f-b.s.i. (f.i.s. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir]. bot. (f. (bkz: bi-nâvend).) fels.i. zavallı.) belirmez. 2. görme kabiliyeti. (a. kendi kendine. (a. sonuç olarak.b. rezil. (f.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak. 2. (f. gözbebeği. tatsız. görebilme.i. (bkz: ebedî). 2.) sırasız.

susuz. nefiy. yolsuz. hanende. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. 3. renksiz. 2.b. tükenmez. 2.b. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır].kelimeleri zarf yapar rica ile. (a.a.) yıkık. (a.) -ile.) bot. (f. rakabet ederek.b. pilav. pirinç [hububattan]. 2. (f. (f.i.) kılıç. kardeş. (f. yıldırım. pîr. müzik bilmeyen okuyucu. reysiz.) resmî olarak. (f.binye bî-pâyân bî-per ü bâl bî-perde bî-pervâ bir Bi-r-ricâ bi-r-rakabe bi'r bi'r-i muattal bi'r-i zemzem bîr bîrâd birâder birâder-i can-berâber birâder-i mâ'nevî birâder-i rızâî birâder-âne birâder-enger birâder-hande birâderî birâder-zâde bî-râh. seccade. yolsuzluk. kilim. (f-b-s.. (f.i. arsız.) kardeşçe.) damarsız.b. utanmaz. (bkz.s.) 1. kardeşlik.) 1. (f.s. (f. ilâhî cevher.b. 3. münasebetsiz ve kötü yola sapan. başarısız. (f.c.s.[asıl ve mecazî mânâda]. .i. erkek kardeş.e. ahret veya din kardeşi. yatak.) arsız. süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar]. 2.i. (f.) 1.s.i.) derin kuyu. (a. (f. Mekke'deki zemzem havuzu. örtü gibi şeyler. (f. (f.s. hah.i.) az şey. (f.i. (f. körkuyu. bünye).zf.i. dost. (f.b. harap. -ederek mânâsına gelip. bîrâne bîrâste birâz birâz birâzbân.) şüphesiz. meç. (f.b. birâzvân birbâs Bircîs bîreg bî-reng bî-rengî bi-resm bî-revgen bî-rey bî-reyb birîg birînc birincâsb (a. soysuz.i.b.a.s. (f. ihtiyar. 2.zf.i.i. döşek.b. pirinç [mâden]. (a. âbâr) kuyu. 2. (a.) üveyi kardeş. (bkz: birincâsf). tas. (f.s. aforoz veya sürgün. karşı karşıya döğüşme.i. (f. ahret kardeşi. sakınmadan. i. dostça.b. taslak halinde bulunan resim. (f.s. (f. (a. dermansız. (f. kanatsız. (bkz: bî-muhâbâ).s.s. budanmış [ağaç].) 1.i.) kardeşliğe kabul edilmiş kimse. viran.s.) sonsuz.) merhametsiz. dökük.b.i. kalbsiz. güçsüz [kimse]. (f.) kolsuz. (f. düşüncesini söylemeyen. (bkz: bercîs1).).) fazla dallan kesilmiş.i.s.a.i.) kardeş çocuğu.s. (f.s. 2. oysuz.) 1.) çekinmeksizin.) yağsız.) kardeşe mensup.) üzüm salkımı.a. çıkmaz sokak. 3. âdet olduğu gibi. yeğen.b. i.i.) renksizlik. 2.) 1. renksiz. (a. yol bulunmayan sapa yer. çok yakın dost. biraz.) savaşa atılma. (f.) 1.b.) 1. bî-reh bî-râhe bî-râhî bî-rahm bîrân.) 1.

fr. (kar döşeği) karla kaplı olan yer. (f.s.a. gökzümrüt. koyun otu. 3.a.e) "ne kötü. (a. olmayan şeyi varsayma. [acı ve kokulu bir sakız].i.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma.s. (f. (bkz.i. tere. ne çirkin" mânâsına gelir. (bkz. (f. sermayesiz. (a. değersiz yeşil bir taş. göğüs. dünyâ.i. bot.i. afetler. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu. selâmlık odası. yeryüzü.) parasız.i.b.i.b.a.). yalansız.) yüzsüz.b.) sebatsız. cehennem. bir benzeri olmayan.) . (f. (f. yabanî karanfil. iyilik. dış. yeryüzü.) firuze.i. (a. (f.a.i. züğürt [kimse]. (f. (a. benzersiz.i.) bot. küçük göl.) gerekli eşyası bulunmayan.) bot. çocuğun ana ve babasına itaatli olması.i. dönek. (a. 2. suyoncası denilen. büyük belâlar. (f. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir]. (f. (f. zf. fazla. (f. bîrze. (a.a. 2. bisât-ı hâk). el etek öpme.birincâsf birişte birîşüm bî-riyâ birke birkıl birnîs birr birr ü takvâ birsâm birsân birsîm birsîm-i mâ' bî-rû bî-rûh bîrûn bîrûnî bî-rûyî bîrûz bîrûzec bî-rûzî biryân biryân-ı muhallâ bîrzed. lât. arsız. kâinat.i. anaya babaya itaat. yeryüzü.dışarı. (f.) kısmetsizlik.c. [hafifletilmişi "birûn" ]. yonca. büsre'nin c. 2. Armoise miskotu. yalancı zümrüt. nane ve piyazlı kebap. (bkz: bisât-ı hâk. (f.i.a. (f. (bkz . 2. büyük havuz.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. kasnı. s. güzellik. (f. .b. bürsen). (a. yüzsüzlük. tüfek.a.) sabırsız. bîrzî bî-sabr bî-sâmân bî-sân bî-sânî bisâr bisât bisât-ı arz bisât-ı berf bisât-ı felek bisât-ı hâk bisât-ı kevn ü mekân bisât-ı satranç bisât-ı bûsî bî-sâz bi'se Benât-ı bi'se bi'se-l-masîr bî-sebât (f.) 1.s. çimen. yeşillik. 3. (a. varsam.s.i. keçe. bisât-ı kevn ü mekân).s.i.) kızartılmış. yaygı. bî-sânî). dışarıda. zümrüte benzer.) cansız. bağışta bulunma.s.i. busat) kilim.) kısmetsiz. minder. talihsizlik.) bot. hallucination. 2. (f.b.) hayâsızlık.i. Beifuss miskotu" dur]. fr. (f. (a. tava. Misk otu. (f-i-) l.s. büsre).) 1. haricî. alm.s.s. satranç tahtası. hayır. hâriçte.) .) selâmlık dâiresi.s.) 1. (f. gölcük. ve i. ne fena.) at kestanesi.) ikincisi olmayan. döşeme. sarı çiçekli bir ot.) riyasız.s. (a. (f. "zemberek" denilen bir harp âleti.s.) etek öpme. şeytanboku.b.i-) 1. (bkz: bisât-ı felek.

i.) yatak. bîstümîn bî-sûd bisut bî-sükûn bîsütûn Çetr-i bîsütûn bisyâr bisyâr-ber bisyâr-gû bisyâr-husb bisyârî bisyâr-kes bîş (f. (f.s. bîsere bî-ser bî-ser ü bûn bî-ser ü pâ bî-ser ü sâmân bîserâk.b.s.bî-sebeb bî-seher bî-semen bîser.i.i. durmayan. adıyla.a. (bkz: perûş).b. (a.) âciz.) sivilce. ziyâde. (f. bol meyveli. bîserek bî-serân bi'set bi'set-i Muhammediyye bi'set-i nebeviyye bism bismil bismil-gâh. (a.) küstah. (f. cılız. (f-b. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ.s. (bkz: bi'set-i nebeviyye). hareketten kalmaz. .) boğazlanmış.b. çok kimseyi tanıyan.) gevşek. başsız.s.zf. (a. eğri. (f.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar.) boş.i.i.zf. ipe sapa gelmez [söz. çarpık. beceriksiz. arsız. kolaylıkla.zf.) mercan [taş]. zayıf [adam].s.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar.s. utanmaz [adam].) 1. bıldırcın otu denilen.b.s.e. döşek. (f. intizamsız.b.s.a.s.. v.b.) başsız.) çok. (f. Çin'de yetişir zehirli bir ot.) arkadaşı çok olan. (f. başıboş olanlar. düzensiz. (f.).) gönderme.a. (a.) salhane. (a.i.) kıymet.b. (f. çok tembel. kolaylıkla gibi. (f. değer.b.) sebepsiz.s.) 1. paha biçilmez. (a.) sabahsız. savruk. (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.b.s. gök.i. ne cesiz.s. (a.) kesilmiş. artık. (f. i.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu. suhuletle. (a.) ["bi+ism" den] ismiyle.) çokluk. yok yere. (f. (bkz: besmele). (f . (f.i. Peygamberimizin gönderilişleri. yirminci.) durmaz.s. (bkz: büsut). bismil-geh bismillâh bismil-şüde bisr bisre bisBi-s-suhûle bism-i şâh bi-s-suhûle bîst bîstâh bistâm bistâr bister bîstgânî bistûh bistüm. (f.) vücudu sivilceli olan [kimse]. (a.s.i. faydasız.f. (f. âşık Ferhad'ın.i.i.) yirmi 20 (f. 2.s. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır.a.b. 2.) çıraklara.b. (f.) suhuletle. boğazlanmış hay (f. hareket].s. sefil ve perişan. (f. (f.).) çok konuşkan.s. hayvan kesilen yer. (f.s. edepsiz. gökyüzü.

2.). gaseyan. değiştirerek. tutuş.) şüphesiz. 3.) 1. (f. (a. (bkz: galî). esir. düşünmeden. 3.) fazlalık.i. daha çok. bişkel.zf. (f. (f. 2.) fels.. amorphe. fareye benzer küçük bir hayvan. eksiksiz.sazlık.b. 4. 4.i.i. yorgun.). ederek mânâsına gelip. (bkz.).) şuursuzca. altın. şekilsiz.e. (f.) perişan. tedbirli.s. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı]. (f.i.) 1. dermansız.e. bişkele.i. becerikli. dağınık. (f. kusma.b.) 1. Allah.b. i.s. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.s. (f.b. [eti panzehir olarak kullanılırdı]. (a. varyoz. tasa. 5. tutan ve saçılan şey. pahalı. tanzîm ile. değerli. 2. (f. h.b. (f. bot.a. bişâret bîş-bahâ bîşe bî-şebîh bî-şekk bî-şekl bî-şerm bî-şevâib bîşe-zâr bî-şikîb bişing bîşî bişkel bişkele bişkene bişkûfe bişkûh bişkûl biş-mûş bişpûl biştâm bîş-ter bî-şübhe bî-şümâr bî-şuûr bî-şuûr-âne bitBi-t-tagyîr Bi-t-tanzîm bît bî-tâ bita' bî-taayyün bî-tâb bî-tâb-âne bî-tâbî bot. sabrı tükenmiş. (f. (f.s. ihtiyatlı. i.b. asalak. bişkene (f. rastık.) kuvvet. (f. çiçek.) 1. kim. tutsak. küskü.) sığıntı. pek çok. bişkene). sayısız. (a. (bkz: bî-mecâl).) buruşuksuz. benzeri olmayan.) -ile. saygıdeğer kişi. halsizlik.a.a. gıda. balyoz. kazma.a. kasavet. tanzîm ederek.s. saçı.i.b. (a.s. kaya koruğu.s.i.) kusursuz.) bitkin. fazla ve eksik.) şüphesiz.s. (f. 2. 4. kıymetli.a. s.) orman.b. heybetli ve muhterem.biş-i behâr bîş-i mûş bîş ü kem bî-şâibe bişâr bişâre.s.s. (f. 3. 2. eğri anahtar. kıvırcık saç. (bkz: tufeyli).s.s. çevik.s. (bkz.) takatsizlik. (f.) lekesiz.) daha fazla.) adı sanı belirsiz. (f-b. (f. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap. *kesîn.i. sabırsız. (f. gam.a.) 1.b.i. beşaret).i. 2.) 1. 2. (f.) şuursuz. (f. uzun boylu [adam]. uyanık. benzersiz. fr.s. (bkz. meşelik. koyu şıra.) 1. (f. burgu. 3 kuvvetli. kusursuz. (bkz: bî-gümân).s.i.s. (f.zf. kendi gelen. akıllı.kelimeleri zarf yapar. işe düşkün.i. bişkele).) kuvvet ve iktidar sahibi. i.a.b.i. (f. zool. 2. (f.) yüksek fiatlı. bıldırcın otu ile beslenen bir fare. gümüş kakmalı işlemeler. halsiz. (f.) 1.s. (bkz: bişkel. meşelik.s. idraksiz. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü.) ormanlık. (f.) utanmaz. (f.) hadsiz. eksiksiz. düşüncesiz. (f. . (bkz: şü-kûfe).) bitkin bir halde. (f.a.a. (f. sazlık. i.

). eksiği olmayan. kışkırtarak. bî-tedbîr (f. bi-t-tedrîc (a. 2. bî-taraf (f. bîvâre (f.s.b.zf. kesinti. nâ-be-hengâm.) gece kalma.b. hakkı ve kanunu çiğneyerek. bi-t-tavassut kabûl eko. tamamen).s. (bkz. tahkik ederek. tasarlayarak. gece kalma.i.) kusuru. (bkz: bi-t-tahrîk2). tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına. tutuklanarak.zf.s.zf.b. bi-tarîk-il-evlâ mant.) kurarak. kışkırtarak. ayırma yoluyla. geceleme.) ibâdetsiz. (bkz.s.) ufak parçalan. bî-tâkat (f. tabîî olarak. cü.) geceleme. bîtet). dayanılmaz. . garip.i.i. aforti-yori. (bkz: bevân.) hurma çiçeğinin kapçığı.a. bi-t-tesâdüf (a. bityâre (f-i-) elem. takatsiz.) tamamıyla. oynatarak.zf.zf. bi-t-tarîk (a. uygunsuz.a.zf. haydi haydi. (bkz: bîver). azar azar. bi-t-tav' (a. *etkileyerek.zf.zf. bî-tâil (f.) etrafıyla. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul. zf. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a. bevvân).) 1.zf. bîtet (a. kimsesiz.b.a.a.zf.) vakitsiz. hareket ettirerek. bi-tamâmihâ. bi-t-tasmîm (a. bî-vakt (f. ebvine).) tesadüfen. günahkâr.) tarafsızca.bî-tahammül (f. bi-t-tahkîk (a. gecele-yiş.) Allah'ın takdiriyle.) zulüm ile.) te'sir ederek.s. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a. teşvik ederek. bi-tamâmihî (a. bi-t-teşvîk (a. hepsi.) tecrit.i. (bkz: beytûtet. güçsüz.) takatsiz.) teşvîk ederek. bîvâr (f. araştırarak. nâ-bemevsim).zf. bi-t-tavassut tediye eko.zf.zf.i. bîte). bitke-i haşeb tahta parçası. büven. bi-t-te'sîr (a.i.) âciz. bî-taksîr (f. menfaatsiz. bivâbet (a. bî-tâk (a. (bkz: beytûtet. bevâbet). poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde.cü. bityâr.) "onbin" sayısı.zf. kesilen bir şeyin ufak bitke (a.a. bi-t-tafsîl (a. işe yaramaz. çaresiz. bi-t-tevkîf (a. (bkz: takat).s.) tabiatıyla. talaş. tomurcuğu.s. keder. rastgele. boş.a.) güve.a.) tedbirsiz.zf.s.) benzetme yoluyla.) derece derece.s.a.i.) tarafsız.) tevkif edilerek.s. bî-takvâ (f. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın. sıkıntı.) tamamıyla.) sivrisinek.b.i. bi-t-tab' (a.s.) yoluyla. bîte (a.) güçsüz. (bkz: bit-tişvîk). bîv (f.a. bi-t-teâdî (a.) tahammülsüz.c. bi-t-tahrîk (a. bi-t-tamâm (a.) faydasız. (bkz: bi-tamâmihî. uzun uzadıya. bî-tarafâne (f.) istek ile. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi. bi-t-tarîk-it-temsîl (a. bitlâb (f. zf. biûza (a. bivân (a.) tahkik ile.

a.s. (f.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma.s. (f. (f.) vefasız.s. (a. kuyruksuz. bîvâr). (bkz: bezle).i. biyâât) satılık mal.s.a. (f.s. (a. (a.b. zarurî olarak. (f. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.) dulluk. entrikacı. kıyafetsizlik. kendi işler. sebze bahçesi.) hekimlik. kalburdan geçiren.) durmayan.kelimeleri zarf yapar.s.b.) -e. ışıksız.s. (f. (f. (a. 2.a. vefasızlık.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara. (f.s. bürnüs). (a. âşık hilesi. (f. (f.) vefasızlık. fr.i. (bkz: beyâh). kabul.).) ziyâsız. c.) dul kadın.) rahatsız.b.i. bıkmış. (a. büyâh) ufak balık.b.) kiliseler.s.a.) fakirlik.) hekim.i.a.) gündelik elbise. (bkz: savâmi).c.) . hasis.i. bûstân).) 1. (f. (f.) behresiz. anoure.zf) kendiliğinden.) bezginlik.) 1.i. bî-zebânân) dilsiz.i.a. (bkz. câvidân.i. (a. karanlık.) kollu ve başlıklı hamam havlusu. (f.c. (bkz: bezâzet.i.i. desîse.e.i.i. (f. al. (f.) vücutsuz.i. tarayan. küskünlük.i.) gadir. (f.b. ile. (bkz: huffâş). (a. (a. usanmış. altınsız.s.) eleyen. küskün.i.) lâtife. (f.) hîle. (a.b. muvafakat. (f. (f.. (bkz: bi-n-nefs).c. kavun karpuz. kendisi. mahrum.) zool. büzûzet).) sebebsiz. şaka.s. (bkz: ebedî. nasipsiz.b.b.i.a. dul.a. dönek.s.) 1.b. çenesi düşük. (a.zf. (bkz. . doktor.b. (a.s.) kocasız kadın. geveze [adam]. pinti. bîa'nın c.) ister istemez. (bkz.) pejmürdelik.i.) zevalsiz. fitneci. (f. (f.i.s. cerrahlık. otomatik. 2.) zahîresiz. yarasa. sermedi). (bkz: bi-cişk).bî-vâye bîvâyegî bîvâz bîve bî-vech bî-vefâ bî-vefâyî bîvegî bî-vend bîver bîve-zen bî-vukuf bî-vücûd biya' biyâet biyâh bizBi-z-ziyâre Bi-z-zikr Bi-z-zarûre -bîz Fitne-bîz bizâ' bî-zâd bîzâr bîzâre bîzâre-i bîdâre bîzârî bi-zâtihi Müteharrik bi-zâtihi bizâz bî-zebân bî-zeneb bî-zer bî-zevâl bizh bizişk bizişkî bî-ziyâ bizlâh bizle bizle bi-z-zarûre bi-z-zât bornûz bostân (f. (f.i. sermed.s. azıksız. gibi.b.s. (a. (a. (f. (f. zikrederek. bi-z-zevât) kendi.b. (f. 2. sonu olmayan. câvid.b. hayırsız.zf.b. cimri.s. ziyaretle. perişanlık. -rek mânâsına gelip.

hezâr).b. meydan.) l. dis-tance polaire.i. 2.) leş yiyen kuşlar.a.' (a.) semizotu. ağır ve pahalı ev döşemesi. tamahkârlar. bâgi'nin c.) cimriler. (bkz.i.i. 3. nefret. şiddetli ses. (a.) 1.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı.i.) erkek kurt.) cimrilik. fr. distance angulaire. serkeşler.) koku satan. pintilik. turna kuşu. âsîler.i.) 1. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler.) kucakta. top.i. göl.) orta yer.) 1. espace intercellulaire. sevmeme.i. ba'hl. (a.b. (bkz: adavet). (f. varı yoğu. fr.) haksızlık edenler. (a. odak uzaklığı. selva). bahîl'in c.i. (a.i.) 1.i. (f. anat. uzaklık.bostâncıyân.i. fr. 2. (baîd'in c.) ıraklar. (a. (f. *açı uzaklığı. râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında.) 1. fr. fiz. 2. (a. 2. (a.geo. çakır doğan. saha. avlu. gözyaşı pınan.i. anat. mat. (t. 2. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı.i. erkek baykuş. (f. (a. can sıkılma. bostancılar. buğu buhara mensup buğu ile ilgili (a. 'teğet uzunluğu. bûbürdek bu'd Bu'd-i mesâfe bu'd-i beyn-el-hücrevî bu'd-i mizvâ bu'd-i mücerred bu'd-i nîreyn usûlü bu'd-i kutb bu'd-i mihrâkî bu'd-i mümass bu'd-i müzevvâ bu'd-i semt-ür-re's bûd bu'd ü nebûd bu'dân bûdene budha budû' bûd ü ne-bûd bû-fürûş bûğ bugas bugat buğrâ buğz bûh.i. (f.b.i.i. anlama.i.) koku. 2. (bkz. çil [kuş]. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü. 3. varsayılan uzay. bıldırcın. kutup uzaklığı. mat. (a. ansızın gelen yağmur. fr. (f. fr.i. şiddetli sel. göze arası boşluğu. aralık. boy u t.i.i.i. (a. alan. longueur de tangente.) saha.) varlık. (f. râsıdın gözünde meydana gelen açı. bostâniyân bölükât-ı seb'a bû bû buâk bûb bûbürd. uzaklar. (bkz: bûy).i. başucu uzaklığı.) kin. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı. astr. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. (f. . omuzda.i.i. distance zenithale. (bkz: eb). buhûl). (a. haykırış. distance focale.) insanın bütün malı ve eşyası. 2. astr. (a.c. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını. eb'âd) 1. gidilen yolun uzaklığı. pintiler. var yok. astr.i.) küçük deniz. (f. (f.) bülbül (bkz: andelîb. bûhe buhak buhalâ' buhâr buhârî buhayre buhayre-i dem'iyye buhbûha buhl buhle saray teşkilâtında.) baba. elsıkılığı.

("ku" uzun okunur.s.) 1. koyun bağırsağı. belâ baykuşu. tomurcuk. buhrân-ı mahmud buhrân-ı redi' buhrân-ı vükelâ buhran sühûneti buht buht buhte buhtû. (bkz. cyclamen. güruh. (f. (a. bıka') 1.i.i. (a. (f-i-) 1. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı. i.i. bûnbâr bûme bûmehen. toprak. âfet. hastalığın en ağır zamanı. 2. konca.) 1.buhrân buhrân-ı ceyyid buhrân-ı kâmil. kalabalık.) cimrilik.i. (bkz: bahte). deprem.). siklamen. onunla ilgili. buhl). (a. toprak. meç. 2. (a. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen. huy. bûme bûm-i musîbet bûm bûmbâr.) boru.s.i. (a. düdük.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait.i. (bkz: bahûr-dân). yer sarsıntısı.i. yer. kriz. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse. bûmhen).c.) 1. hastalığın fenalaşma nöbeti. (a. büyük yapı. pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek.i.h.) ses kısıklığı.) 1. izinde olanlar. musibet. (a. tavşankulağı. meç.) gök gürültüsü.i. . obur. (a.i. otlar. fiz.) sebzeler.i. a. 3.i. (f. bağırsak. bûmehin (a. 3. benek. leke. (f. (a.) izdiham. 2. fr. bir işin tehlikeli. belâ.) çok yiyen. bakl'in c.) oğul. 2. (bkz: ferzend. (bkz. ebhur).) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis. (a. yurt.) zool. (f.) 1. perişan. bür'ûme). kritik sıcaklık.s. memleket memleket. kabine buhranı.i. s . hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet. (a. cemâat. yalan söz. yer. (a.s.c. sıçan büyüklüğünde bir hayvan. dağınık. (a.i.) 1.i. 2. baykuş. ülke.f. tütsülük. kıyma.i.) alçakgönüllülükle hakkını isteme.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda. kışın zemherirdeki hali. 2.) denizler. nöbet.) 1.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar.zf. bürûm. a. ("ka" uzun okunur. (bkz: bihâr. (a.i. yaz mevsiminin en sıcak zamanı. sürülmemiş tarla. 2. (a. (f. (bkz: bahl.i. bot. ebhâr. (bkz: ra'd). (f. (f.) zool.i.h. henüz açılmamış çiçek.i. mahdum). kalabalık.i. (a. bahr'in c.) zool.) yer yer. tabîat. 2 . baykuş.i.i.) tütsü. (f. (a. 2. iki hörgüçlü deve. buhtûr Buhtunnasar buhû' buhûh buhûl buhur buhûr buhûr-i meryem buhûr-dân bûjene buk buk'a buk'a buk'a bûkalemûn bukkarî Bukrat bukratî bukratiyyûn bukta bu'kûke bu'kûket-üs-sayf bu'kûket-üş-şitâ' Bukul bu'le bûm. yeşillikler. düşüncesini. (bkz: ekûl). karışık bir hâl alması.

kuleler. sülün. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr. (a.) hasır dokuyan.) 1. (a. 2. hisar çıkıntısı kule. 3.i. (a. (bkz: ber-zûg). 2. 3. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. (a. fıstıkî renk.i. teberzed). Esed (Arslan).i. (a. (a. (a. kızıla çalar at. burc-i âzerî burc-i bâdî burc-i eşref-ahter mîzân burc-i Delfîn burc-i evliyâ burc-i hûşe burc-i Süreyya Burc-ül-Esed burcâs burcuma bûre bu're burha bûriyâ bûriyâ-bâf burûc burûc-i isnâ aşer burût Burzag bûs. Kavis (Yay) burcu]. (f.) bulgur. (f. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. (f.hasırcı. meç. Bağdat şehri.) parmak boğumu. (f.h. uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu.) çok cins olan dişi deve. Seretan. i.) . bûmehen. (f-i-) öpme. burûc) 1.) hasır. sulu burç.i. Sevr.bûmhen bûn bunduk. Hz. f. astr. zool.i. (f. i. bûse bûs ü kenâr -bûs Dâmen-bûs (f.s. 2. dip. bunduka bunduk Bundukî bundukiyye bûr bûr Burâk Burak-ı Cem bûrânî burbûr burc burc-i âbî burc-i âteşî. temizlenmiş koyun bağırsağı.) öpen. çukur.s. (a.) Hz.s. haşlanmış buğdayın döğülmüşü.i. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir. Akreb. astr. ateşli burç. (bkz.) yüksekte bulunan nişangâh. (a.i.c.) bıyık. Cedy.i.i. Arslan takımyıldızı. [Cevza (ikizler). .i.) bir altın para. Kavs.i. rahim. Hut (Balıklar) burcu].i. burc'un c.i.i. 4.i.i. öpüş.i. (f. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde. (a. tüfek kurşunu. Mizan. nebat şekeri. (bkz.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse.s. etek öpen. 1) Sünbüle burcu. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri.i. hedef. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı. ufak ve yuvarlak tane.b. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır]. auphin.) hisarlar. Esed. 2. 2. bûmehîn). Sünbüle.) 1. 2. [Hamel (kuzu). (bkz: büste). burç). etine dolgun delikanlı. (Güneş medarının) on iki burcu. delikanlılık çağındaki neşe.) 1. (a.) 1. Delv.i. (a. i. 4.) 1. fr.) 1. 2) Arslan burcu. [Seretan.i.) Tatar oku. kolay.s. (bkz. nihayet. Akrep. doru. Terazi (Aquarius) burcu]. [Hamel. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek. çölde çukur biçiminde yapılan ocak. yuvarlak bina. havalı burç. güzelin ağzı. (f. öpücük.) fındık. Cevza. öpme ve kucaklama. (a. Yunus. (f. i. kale. 3.

bahçe. (f.b.) ufak ve parlak bir böcek.i.i. bûse-çîn). (f.b. g.) öpülecek yer.) zool. (a.i. (bkz: bûse-gâh.s. (bkz: bostan. (a.b.b. (f.b.i.) bahçe içinde bulunan köşk. çürüklük.) gecikme.) öpen.i. beyhûdelik.) şapırtılı öpüş. (f.i. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen.s. kapan. öpücü. anat. (f. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap. (f.) öpülecek yer.b. geç kalma. s.b. tatarcık.) bostana ait. katmerli horozibiği denilen bir çiçek.) bot.i. kuyumcu kalıbı. (bkz: bûse-rübâ). öpücük alan. mezartaşı. busende).) kilimler. (a. toplayan. 2.) iyi huy. (bkz.s. boş oluşu.). Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri. alan.i.i.) bahçıvan. bûse-geh).b. bâtıllık.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık.i. (f. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden. (f.i. sağ kanncık. (f. .i.s.) terler. (a. (f. öpme.s.b. (f. keçe yaygılar.) 1.) buse. (bkz. 2. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen. (f. butûl). gövdesiz ve kısa saplı nebatlar.b. (a.) öpecek yer.) -öpücü. pûselik). buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip.b. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot.). (f.busat bûse-câ bûse-çîn bûse-gâh. döşekler. etek öpme.i. (f.i. bûse-geh bûse-lik bûselik-nevrûz bûsende bûse-rübâ bûse-şikesten buseyle bûse-zen bûs-gâh bûsî Dâmen-bûsî Dest-bûsî bûsîde bûsîden bûsîr bûsiş Busm bûstân bustân-bân bûstân-efrûz bûstân-fürûz bûstânî bûstân-pîrâ bûstân-serâ busu' bu'sûsâ bûş butayn butayn-i eymen butayn-i eyser bûte butha butîmâr butlân butlân-ı da'vâ butu' (a. (f.m. (bkz. boşluk.i. bisât'ın c.i.) şapır şupur öpüş. el öpme.i.) hastalanan koyun. haksız.s. küçük karın veya göz.) 1. (bkz. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer. sol kanncık. (f. (f.) bot. minderler. dâvanın esassız. öpücük toplayan.b. (f. hücre. (f. pota.b. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş. dal ve yapraklan yerlere yayılan. (f.) "bahçe süsleyen" bahçıvan.i. çeşme. (f.i.b.) öpme. bûstân). (f.i. (a.) kanncık.i.) öpülmüş. sebil v. (a. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif.i.i. (f. muz.) öpmek.i. anat. öpen.) buse. soğancık. kökünden çıkar çıkmaz. (bkz. (f. basî'in c.i. 3.) bot. bûstân-fürûz).

4. ayrılma. şaşılacak şey. (f. (*umut kokusu) ümit belirtisi.) özleme. (f.i. (a. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. (bkz: tebcîd). (a. (f.i.m. 2.) âfet.) av köpeği. rûh'un kokusu.i. 2.) 1.) 1. (f.) bot.s. musibet. (f.) koklamak. . ibibik kuşu. biber.i. en değerli. çürüklük.i. nefs.) kankocalık.) boşluk. (bkz: büdde).b. (a.i.) anat. (a. (a. (a. fena.) 1. bilgi. yokluk içinde bulunma.) ilim.) güzel kokulu. sevgi. avurt. (a. 2. (f. nasip. son.) 1.i. (f.) kuş yavrusu.i.i. bûzine.) çavuşkuşu. meç. (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi. tabiat.) keçi. (f. 2.i. tamah. 2. bön kimseler [müfret olarak kullanılır. eş.) ağzın iç tarafı. ümit. soylar. beç büd büdâd Büdalâ' büdbüdek büdd büdde (a. şer. nasip. (f. belâ. topuk kemiği. aşık kemiği. vazgeçme. 5. palazı.) 1.i. 2. (f. (bkz: hüdhüd). bûznîne buzm buzra bü-bü' büc bücâl bücc bücdet bücr bücriyy. pay. (bkz: tebâüd). başak.i.b. (f.b.) tarçın.s.) kadın. kısmet. (f. kimyon ve benzerleri gibi baharlar.s. nasip. son.) sövme.s. maşa.i. (f. encam). nesiller. akılsız.) kokma. (bkz: zevce).) kokulu. ateş koru.i.i. bedîl'in c. koku.) 1. (a.butûl butûn buûle buûlet buus. kötü. (bkz: büdâd.i. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası. (a. nihayet. 6. (a. 2. (a. en kıymetli olan şey.i. (a. beyhûdelik. 2. (a. sarmaşık [ot]. (f-b. nihayet. sahip.i. vazgeçme. (f. pay. (f. hisse.i. (bkz: büde2). bücül bücûs büç .i. gözbebeği.i.i. kömür. (f. hisse. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz].i. uzaklaşma.) buhurdan.) anat. (a.i. i. (bkz: butlan). (bkz: zügal).) budala. bücriyye bücûd bücûl. eşlik. tilki hayası.i. (f.i. (a. umma. 3.) oturma [bir yerde]. 2.) 1.) 1. (f i) maymun. buûs bûy bûy-i ezhâr bûy-i ruh bûy-i ümîd bûy-i vefâ bûyâ Buyahyâ bûyçe bûy-dân bûy-dâr bûye bûyî bûyîden bûyiş bûy-perest bûysûz bûzâr bûzîdân bûzîne.) 1. (f. 2. çiçeklerin kokusu.i.) tuvalet çekmecesi. (bkz: şetm).i.i.) kokululuk. karınlar. batn'ın c. huy. pay.i.) bot. sersem.) Azrail. (f.s. karanfil.i.) 1. (a.

behlel).s. begas). hezâr). (bkz: behlûl).). maşa.) çok acayip. kadeh. (f. kaydırak.) kurbanlık develer.) yüksek ses. tan yeri. meç. behve'nin c.) sabah.i.i.i.i. (a. (a.s. belde'nin c. gayreti büyük. (a.i. belâbil) güzel öten mâruf kuş. belagat sahipleri.i.) 1. (f.s. hüngür hüngür ağlama. (a. yüce. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar.) bülbüller.b.i. (a. (bkz: büd2). (a. (a.b. budalalar. bühtüre Bühûr bühüt bühüvv büjhân büjmeje büjûl bükâ' bükâ-yı sürûr bükâ-yı şedîd bükâ-alûd bükâ-engîz bükât bükm bükre bükse bü-l-aceb bü-l-acebî bü-l-acebter bülâlet bülbül bülbül-i genc bülbül-i nâlân bülbül-i şeydâ bülbülân bülbüle bülbülî büldân bülega' bülehâ bülend bülend-ahter bülend-âvâz bülend-bâlâ bülend-bîn (f.) ahmaklar.) sık sık soluma.i. 2. saksı. ileri geçme. (f. (bkz: bâmdâd). (bkz: behme). ıslaklık. (a. bihâm. (bkz: belend).s. çok hırslı. 2.c. baykuş. (a. gözyaşı dökme.s. (f.i.i. seher.s. dere içindeki çayırlık ve sazlık.s. talihi uygun.i.) yüksek.i. kesik kesik soluyuş. (a.i. (f.s. (a.) şehirler.) ağlatıcı. 2.) yaşlık. (f. 2. (a.b. (a. geniş yer. ağlayan bülbül.) yıldızı yüksek. (bkz.) 1.büde büdün büdûr bügas bühlel bühlûl bühme bühr bühre büht bühtân bühtür. [doğrusu "belend" dir].) ağlama. iftira.) uzun boylu. çok tuhaf.) 1. (a.i. (a. 3.s. (a. erken.i. bodur.b. renkli deri.) çok acâiplik. belîğ'in c. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi.) 1.) emzikli su kabı. soluganlık. (f. (f.i.) 1.s.) 1.) topuk kemiği. (bkz: andelîb.) son derece şaşılacak şey. misafir odaları. (bkz: bü-lûlet).) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar. c. beld. ("ga" uzun okunur.s.i. (a. sevinçten doğan gözyaşı. 3.i.) kaya keleri. behût'un c. ebkem'den) dilsizler.i. 4. iftira. . a. yer altındaki hayvan ahırları.) ağlatıcı. (a. kertenkele.s. haykırma.) hızla geçme. aşık kemiği. (f.). (a. (a. (a. 2.i. yalan.b. (a.i. imrenme.) ağlayanlar. (bkz. 2. iller. bâkî'nin c. çok şaşılacak şey.) aydınlık.b. kiremit parçası. şarap.) beliğ olanlar.) kısa.) 1. bedene'nin c.i. (a. bülbül'ün c. ışıklı. bir çeşit zerdali. 3. ağaç kavı.). bihâmât). 2. çok tuhanık. çılgın bülbül. bühüm. himmeti.s.s. (a. yalan.c.b. behv.s. memleketler. (a. (f.

algune).) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı.s. dip.) 1. çöl. nişan. (bkz: bülâlet).) geçinecek kadar şey.zf.s. bül'um bül-vefâ bün bün-i bagal bün-i bînî bün-i câh bün-i hisâr bün-i hûşe bün-i nâhûn bün-i rân bün-âver bünbek (f. (f. maymun iştahlı. i. (f.s.a. (f.b.b.b. (f.) yücelik. rütbesi yüksek. gayreti.b.b.) çok kuvvetli.b. kuyunun dibi.b.s. himmeti.) boşboğaz.i. ["benbek" de doğrudur].s. (a. horoz ibiği.).s. her şeye istekli. ilâçlı hap.b. (f. h.i. sapı. kök.i.) sebatsızlık. burun ucu. (f. çalışması yüksek olan.i. kendinden büyük işlere karışan [kimse]. (a.) esas.b.b.b. kargaşalık. yorgun olma. (f. ıslaklık. (bkz.) çok vefalı. Bülend-bîn).s. keyfine buyruk. Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir]. yükseklik. Bülûcistan halkından olan.) daha yüksek. (a. (f. boşboğazlıkla.c.b.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün. (f. (a.s. münasebetsiz söz söyleyen. (f.i. (bkz. (f. gırtlak.zf. ("gu" uzun okunur.) geçinmeye yetecek kadar olan şey. (f.s. (a.) erkeklik yaşına girme. (a.i.) büyüklüğe eğilen. (f.i. koltuk altı. reşîk.).b. f.i. bül-heves). yaramama. yerleşmiş. allık.) yaşlık. (f. ["belûkka" şekli de kullanılır].) âciz. (a. (bkz.) dangalaklıkla.i.s. (bkz: benbek).) boyu uzun ve biçimli olan [adam]. (f. kasık.s.s.) iyi çalışır. erginlik. (bkz.b. (a.a. (bkz. belûl). (f.i. kalenin dibi. beceriksiz. (a. son.i. 1) tırnak kökü.) kavga.a. üzüm çöpü.s. (f.b. 2) acele. (a.) yüksekte uçan. (f.) aklına geleni yapmak isteyen. onur sahibi.i.) dangalaklık. (bkz.) hançere. (a. i. (f. serv endâm).) her şeye istekli olan. isteği çok kimse. (bkz: bel'ûm).bülend-girây bülend-himmet bülendî bülend-iktidâr bülend-kadd bülend-nazar bülend-pâye bülend-per bülend-pervâz bülend-ter bülend-terîn bü-l-fudûl bü-l-fudûlâne bü-l-fudûlî bülga [Bülgat-ül-ehbâb bülgâk bül-gâme bülgat bülgune bül-heves bül-hevesâne bül-hevesî bülû' bülûc bülûg bülûh bülûkka bülûl bülûlet bül'ûm.) köklü.b.) maymun iştahlıcasına.s.) "yüksek uçan" izzetinefis. (bkz. (f. . temel.b. belâkîk) düz ova. i. maymun iştahlılık. bâlâ-pervâz). boşboğazlık.i.i.) payesi.s. 2. varlık. bülgâme). (f. 3.) en yüksek.i.) büyük.

) ev bark sahibi. (bkz: ber'.i.s. yapılış. temel.s. kuruluş [doğrusu "binye" dir].) 1. (f.i.c.i. set. yer. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı. çadır. zulüm yapısı. Hz. Hadramut bölgesinde dokunan aba.i. sağlam yapı. Hz. asıl. yapı. götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar. (a. [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır].) hastanın iyiliğe yüz tutması.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. (f. vücûdu canlandıran. bir şeyin aslı.) bina yapan. (a.bündâd bündâr büngâh bünk bünlâd bünn bünûd bünüvvet bünyâd bünyâd-ı kavî bünyâd-ı zulm bünyâd-ger bünyân bünyân-ı kavî bünye bünye-i dâhiliyye bünye-i sünâiyye bünye-i ûlâ bünye-hîz bünyevî bür' Bürâ' bürâd bürâye bürcüme bürd bürd-i Hazremî bürd-i muhattat bürd-i Yemânî bürd bürdâ' bürdbâr Bürdbârî bürde Kasîde-i bürde -bürde Dil-bürde (f. (a.i.) sabırlılık. bend'in c. buru'). (a. destek. (f.s. 2. aba.) 1. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı. çubuklu kumaş. yonga.i.b. hırka.) soğuk.) oğulluk. (f. structure interne. zengin.) uysal. (a. beden. (f. 2. hoş kokulu bir çeşit kabuk. iç yapı. bina. bot. 2. yapı. set.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü. esas. (a. makbul bir Yemen dokuması. birinci yapı. sıkıntıya katlanan [kimse]. ağırbaşlılık. destek.i. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata. esas bina. ikinci yapı. törpüden çıkan kırıntı.s. payanda. tahammüllü. . 2. temel.) hek. muamma. structure primaire. fr.) 1. götürmüş. (a.i.i. çizgili. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda. 2. (bkz: bünlâd).s. 2.i. asîl ve kibirli kimse.) bilmece. sıtma hastalığı. bot. ağırbaşlı. f r. duvar. vücut. evlâtlık. sancaklar. (bkz: bündâd).) 1. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.b.. (a. bünye ile ilgili. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı.) isimlere eklenerek "götürülmüş.) 1.i. (a. esas bina.f.) yapı. (a.i. bina. fr.) büyük bayraklar. duvar .) 1. hâlisi. (f. berâcim) parmak boğumu. (a.) bünyeyi kaldıran. (a. bot.i. Kâab bin Züheyr'in.) bir çeşit çubuklu kumaş. (a.i. (a. (f. (a.) 1.i.) bünyeye ait. (bkz: bürûd1). sağlam yapı.) içine para.i. structure secondaire. (a.i. sabırlı.s. 2.b. şey. temel. (f. bulmaca. âşık gibi. ağaç yongası. payanda. (f. dut ağacı kabuğuna benzer.i.i.

bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili.) yanardağ. (a. Bürhâniyye (a.) şiddetli azap. l. bürkânî yanardağa mensup. 2.b. dâire. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından]. örtü atan.) kadınların örtündükleri peçe.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. bürku' (a.s. ispat. 3.f. bürke (a.i.i. ev ve kale kapısı.b. martı kuşu.) başıaçık.s.b. bürhûn (f.) jeol.i.i. Cerrâhiyye. İsa'nın mucizesi. Bürhân-ı mesîh Hz. bürîde (f.). bürhân-ı limni mant. bürhân-türsî (a.) boru denilen bir müzik âleti. (f. mâni. bürîn (f. açıklayıcı. başıkabak. Uşşâkıyye. bürîde-ser (f. çember. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati. s.) yalınayak. (f. bürîdegî (f. bürhânî ispatlayıcı.b.i. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra. (bkz: berhûb1'2). [en çok meyvalarda kullanılır].i. Mıs-riyye].) örtü açan. yalın. (bkz: berku'. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz. 2.i.) başı kesik. tümdengelim. (f. . bürhe (a. ("gu" uzun okunur.i. alaca çekirge ["birkan" şeklinde bürkan de kullanılır).s.beyaz tenli adanı.bürdek bürehâ' bürehne bürehne-gî bürehne-pâ[y] bürehne-ser bürehne-sîne bürgu bürgus bürgu-zen Bürhân bürhân-ı katı' (f.s. (bkz: hüccet).) kesilmişlik. ["be-rehne" olarak da kullanılır]. avlu. l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. 4. kurbağa.s.i.i. bürka' (a. az konuşan. [ötekiler Sinâniyye. (a. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı.i. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil. bağrı açık.i.) açık. ("f.c. (a.s.) dilim. duvar.i. bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman. berâgîs) pire. bürke-i lâcivert gökyüzü. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil". (f. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz. çıplak. bürka'-fiken (a. (f. bürkân (a. f.s. çift.i. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır]. volkanik.) küçük bilmece.) göğsü. kesilmiş ["kesmek. bürku').. zool.) müddet. 2. kemer. (bkz: berku'. volkan.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri. Ramazâniyye.) boru çalan.i.b. tül. sıkıntı. havuz.c. yüzörtüsü. bürkâniyyet (a. bürka').) çıplaklık. borucu.i.b.b. yaşmak. 3.) l. tanık. ufak göl [Arapçası birke dir]. berâhîn) delîl. volkanizm.i.) 1. uzun zaman.

) genç. bot.) ejderhâ.) genç.) mercan [taş]. büsûr büsûr büsut (f. büstec büstûka büsûk büsûl büsûl. (a.) küçük küp. (bkz. (a.). . ilenme.s. büyük yılan. tomurcuğu. i.c. edepsiz.i. bürnâk). büsre büssed büstâh büstân büstânî büste büstek.i. (f. 2.i. (bkz: bunduk. i. (bkz: büstân).i.) şöhret. akgünlük. akarların ve içilecek şeylerin.i. ün.i. kesici. burna.i. fıstık zamkı. (a.b. (a. havanın soğukluğu. habîs.i. (a.i. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması. berânis) 1.) 1.s. delikanlı. (f. aşikâr. i. (a. (f. bir çeşit kadın yeldirmesi. besr'in c. berîke.).) 1. (bkz: bernâ.i. delikanlı. 2.) 1. yırtıcı hayvan pençesi. 2. ilenç. civanmertlik.i. (a. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. burna.s. 2. sarık.) genç.i. bevâh. (bkz: bürâd). bürnâh).) tehlikeli yer. meydanda. beddua.) soğukluk. kamh). (f. hüveydâ). bürnâh. (a. besr).i. (bkz: birsan). (a. insan eli.) 1. (a. (a.) fındık.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü. yiğit. kollu ve başlıklı hamam havlusu.i. (a. soğuk. (a. (a. her şeyin ucu ve başı. (f.i. (bkz: ber'.i. bernâ.i. Arapların üstten giydikleri bir giyecek. bürnâk). (bkz: gendüm. bıkma.s. küpçük.s. işten soğuma.) küstah.c. 3. (a.i. keskin kılıç. 2.) 1.i.) 1.s. berâsin) 1. ortaya çıkma. (a. 2. bilgi.) keskin. (f.i. keskin hançer.) el açıklığı. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük. (bkz: berîk. bornoz. besâtîn. yiğit.i. (bkz. (f. 2. ardıç ağacı meyvası. (a. (a. her şeyin tazesi.) lanet. birinin akranına üstün olması. hınta. (a.) bot. genç kız ve oğlan. (a. bel kuşağı. (f. bur'). 3. 3. berk'in c. besâtûn) bostan.i.) bot. bisâr) 1. (f. hasta iyiliğe yüz tutma. delikanlı. (bkz: su'bân).c.s. (bkz: bernâ. yapılan muamelenin soğukluğu. bahçıvan. bun-duka). 3. ağacın henüz açılmamış çiçeği. (f. utanmaz. burût). ağacın boylanıp uzaması.i. (a. 2. (a.i.) 1.bürnâ bürnâh bürnâk bürnüs bürr bürrân Hançer-i bürrân Tîg-i bürrân Bürs bürsân bürsûte bürsün bürüm bürû' bürûd bürûdet bürûdet-i hevâ bürûdet-i muâmele bürûdet-engîz bürûfe bürûk bürûk bür'ûm.i. (a.mendil. bağ bahçe. bir şey haram olma.f.i.) bostancı.) buğday. (bkz. bür'ûme bürût bürûz büslet büsr.i.i. belirme.) çok soğuk. 2. (a. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır]. 2.) şimşekler. develere vurulan bir çeşit damga. (bkz. yiğit.c.) un helvası. habîsa).

bey'in c. mihr.i. beyz'in c.i.) satmalar. (f. karınlar.) müjde. (a. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri. kâhkül. kesilme. kurdeşen. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam.i. (bkz.b.) oğlak. (bkz: hurşîd.) puta tapma. (f. (bkz: büzbeçe).i.) keçi. (a.) yumurtalar. ev kümeleri. 2. (f.i. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak.i. heykel yapıcılık.). satın almalar. ("ga" uzun okunur. bot.) doğma.) put. f. (a-i. sertlik. 2.b. 2. (f. büşter). (f.) hayran olan.i. (a. çadır direği ["bivân" şekli de vardır].) tohumlar. (a.) keçi çobanı. 3. mebhût).). satışlar. 2.i. (f. beyt). (a. (a.s. satılmalar.s. büşterî büt büt-i perîneş bütân büteyrâ' büt-hâne büt-kede büt-lâl büt-nigâr büt-perest büt-perestî büt-perîveş büt-şiken büt-şikestî büt-tirâş büt-tirâşî bütû' bütûn büvân büveyz büyû' büyûd büyûn büyût büyûtât büyûz büz büz-i kûhî büzâk büz-bân büzbeçe büz-dil büzeyr büzgale büzîçe büzm büzûg büzûr büzûrât büzûrât-ı müteharrike (f.bîn'in c. zoospor.i. ovule. bütan) sanem).i. (bkz: büzgale). (a i) 1.) 1. (f. kesin karar ve tahammül.) puta tapan.c.i.i. puta tapanların ibâdet ettikleri yer.b.i.i. eksik.i. beydûdet). Güneş. çıkma.b. (a. olan büzûr'un c. beyt'in c.i.i.) peri gibi güzel. soylar.b. (bkz: heykel-tırâş). nesiller. tohumlar.c. put.b. (f.i. yumurtacık.) 1. (a. güzeller. (bkz. (a.s. doğmaya başlama.) puthâne. çelîpâ. (bkz: teys).b.) 1. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık. asîl kişiler. (a. (f.b.b. (a. (f.) yok olma. taneler. periye benzeyen güzel. ebvine) direk. noksan.) putçu.) küçük keçi.i. keçi yavrusu. taneler. (a. sporcuk. at yelesi.i.i. (f. mıntıkalar. 3.) puthâne. 1.) 1.) "keçi yürekli" korkak. kuvvet.) bot. .i.i. putlar.i.) bot.i. 3 . 2. 2. uzaklaşma.s. (bkz: bîd. dağ keçisi. 2. (bkz: büzûr).b.) 1. s.) 1. (a.) 1. salya. büyût'un c. sabah. (put îmalci. fr. 2.i. s.) biy.) hek. oğlak. (f.b.i.s. güzel. (f. s. şaşa kalan. (a. (bkz.) put kırıcılık (f. bezr'in c.i.) portreci. (f.) tükrük. (a. (a.i.) bölgeler.b.i.) put kıran. batn'ın c. (a. sevinçli haber. şems). doğru rey. (f. 2.büş büşkânî büşrâ büşter büşterem. (f.i.s. (bkz. beyâd.s. bezr'in c. (f.) put. (f. (bkz: sa-nem-hâne). heykel yapan. asilzade aileleri.

büzürg'ün c.i.b. 2. cennet gibi yer.i.) büyükler. cesîm. ulu. pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir. büyük. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip.i. (f. (f. (f. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır. ihtiyar. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva.) pejmürdelik. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. muz. üstbaş döküklüğü. işret yeri. muz. donanım boştur. içki içilecek yer.) ululuk.s.) kabuksuz sümüklü böcek. ululuk. kebîr). Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. şef. saygıdeğerlik.) yaşlı.) l. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip.s. (f. bizâz). üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî.) büyüklük. gönül açıcı yer. kıyafetsizlik. ulu kimseye yakışacak yolda. reis. (a. cömert. saygıdeğer [kimse]. muz.s.s.b. büzürgân) 1. perişanlık.) büyük.) gönlü yüce. (bkz: azamet).i. kıyafet perişanlığı. pintilik.b.) yüksek fikirli.zf. büyüklük.b. Güçlü birinci derecede. muz. (bkz: azîm. (bkz: bezâzet.b. ulu. ulular. (f. yer.c. . eli açık.s. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip. (f. (f.) kişioğlu. (f. i. muz. mekân.s. mevki.b.) büyük. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. başkaca bir arızası yoktur. (f.büzûzet büzûzet-i hâl büzürg büzürg-gerdâniyye büzürg-geveşt büzürg-mâye büzürg-nevrûz büzürg-selmek büzürg-şehnâz büzürgân büzürgâne büzürg-dil büzürgî büzürg-meniş büzürg-sâl büzürg-vâr büzürg-vârî büzürg-zâde büzzâka (a.i. (f. C câ câ-yi behiştî câ-yi dil-nişîn câ-yi işret (f. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur. 3. muz. muz.i. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra.

(bkz: mücbir). (f. çâplûs).s. çirkin kocakarı.) kıvırcıklık. anayol. kalemde kalan mürekkep bulaşığı. yıkık. arapsaçı.a. (a. (bkz. 2. yazann kaleminden çıkan güzel sözler. 3. (bkz şâh-râh). 2.) yer yer. (a. kırıkçı.) kıvırcık [saç].zf. sihirbaz. 2. vampir. cüdât) dilenci. (deve kıvırcığı) meç. (a. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde. (bkz: müca'ad). s. gulyabâni. 2. (a. tas.). aba. harap. (bkz: çâlbûs. (f. sığınılacak yer. s. 1. (f. 2. dalkavukluk. . güzel yazı. (f.s.s. düşünülecek nokta.i. hortlak. 2. bin kapısı olan efsânevî bir şehir. (f.).i. cebr'den) 1. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi. 2.s. (a.i. kurak.i. cadde cadde cadde-i kebîr câdî câdî câdib. eletek öpen. bozulan her şeyi düzelten) Allah. câdibe câdil câdis. cicim. 4.s. (bkz: sâil).) en uzak Batı'da bulunan. yaltaklanma. işkillenecek nokta. sadak. (f.) bir cevap. çalışkan. zorlayan. işlek.i.i. 2. vergi tahsildarı. Câbülka).i.i. rahat edilecek yer.i. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse.s. 4. cadı. cebreden. azimli. yelek.) cevap verme. büyük yol. (a. 2.i.) 1. Câbülsâ). (bkz. 3. (f.).) sihirbaz. büyücü.) safran. gürbüz. acuze. dalkavuk. (kırılan. (f.i. 2.) yaltaklanıcılık.) dalkavuklara yakışırcasına. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir.) ok kuburu.i. işlenmemiş [toprak]. (a. (a. kırık sancı.b. çorak.i. (a. (f.zf. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. 1.i. karakoncolos.c. (a.) büyücü. büyücü.i. i.) kuvvetli.) ciddî. 2. tas.s. câdise câdû câdû-fen câdû-ger tereddüt edilecek nokta. cibâyet'den) 1. yarım daire.) 1. ce'b).) 1. dalkavukluk. kebe gibi kaba bir yün dokuma.) geniş.i. (f. yaltaklanan. çekirge. kıvırcık ve dolaşık saç. (f. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir. (a. ana cadde. vücudu çok tüylü olan kimse.) 1.) 1. (f. s. ve s.i. (a.i. (a. (a.) havuz. (f.) kusur görücü.i. ay kısaltmasında cemâziyel evvel. çok güzel göz. (bkz. (a.b.câ-yi iştibâh câ-yi mülâhaza câ-yi şübhe câ-yi penâh câ-yi rahat caâdet câb câbe ca'be câ-be-câ câbet câbî Câbilka Câbilsâ câbir câbir-i küll-i kesr câbiye câblûs câblûs-âne cablûsî Câbülka Câbülsâ câcîm ca'd ca'd-i girih-gîr ca'd-i şütür ca'd-i kalem câdd.

(f.) yer seçen. cehdeden.s.b. (bkz. aşikâr.i. gözüpek [adam]. câhil-âne (a. alenî.s. câhil (a.s.i. sihirbazlık. hüveydâ). (f. uzdilli.(f.s.b. puta tapanlar. cühela.s. tecrübesiz. genç. bilmediğini teslim eden. (a.s.s.) 1. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi).i.s. i.) sihirbaz kıran.) büyülercesine söz söyleyen. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı.) bile bile inkâr etme.zf.b. câhide]. cahîm (a. c. cühhâl) 1. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2). câhidiyye (a. söyleyen câhil. câ-güzîn (f. büyücülük. bilimsiz. Hz. (f.) sihirbazlara. câfî (a. Hz. 2. câhiye (a. bilgisizlik.i.s. câh. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri. büyücülere yakışacak surette. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür. 2. "orun.i. (a. makam. (bkz. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi. cefcâf). Islâmdan evvelki devrin adı. erkek adı. 3. eziyet eden. tamu. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan.]. eimme-i isnâ-aşer).) iffetsiz. sihirbaz öldüren.) cesaretli. ca'ferî (a. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır]. hat. sihirbazlık. (f. erkek adı. açık olarak. (bkz: cây-gîr). câhil-i anûd inatçı câhil.f.i. cebele. câhid (a. Ali'nin kardeşi olup.b. (bkz. câhiliyyet (a.) cefâ eden. yerleşmek üzere yer beğenen. 2. minyatür v. ca'feriyye (a. cahillik.) 1. (bkz: câdû-zebân). güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip. câhî.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı.) Ca'ferî tarikatı.s. 2. (f.) büyücülük.i. i. câhıyen (a. câhil-i munsif insaflı. câhiliyye (JU.) îtibar. câhid (a. mevki.b.i. cahd (a. cahilliğe ait. (bkz. câ-gîr (f.) alenen.b.zf.) kuş kursağı. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman.) câhilce. cahillikle. ahlâksız [kadın].s. câdû-gerî câdû-keş câdû-suhen câdû-vâne câdûvî. cehl'den. cehd'den) 1.zf. câhız (a.s. bevâh. 2.) Câhiliyet devri adamları. yırtlaz. uzdilli.) açık.) cehennem. (f. öldürücü. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık.) 1. câhe (a. elinden geldiği kadar çalışan. 2. Câhiliyye (a. câhiz (a. i. [müen.s. câdû-suhen). cahd-ı mutlak.) patlak gözlü.i. küçük akar su. lokma gözlü [adam]. câger jiU. Islâmdan önceki Arap devrine ait. i. h.). Hırs-ı câh mevki hırsı.s. cahd'dan) bilerek inkâr eden.b. câdûyî câdû-zebân cafcaf Ca'fer .s. bilgisiz.) 1.) sihirlercesine söz söyleyen. câhili. toy. Cahîmî (a ) cehennem gibi.

câm-ı gîtî-nümâ). (bkz: cam4). câiz'in c.i. câibe (a. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz. atiyye.c. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan.s.i. cevelân'dan) cevelân eden. 2. meydana getirme. caize (a.i.i.s. câlîz (f.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra.s. sırça. ca'liyyât) yapmacık. câm-ı cem Şark mitolojisinde.b. caiz (a. ca'l (a. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi. (bkz. avâid.c. câliş (f-i-) l.c.i. 2. câlis (a. ca'liyye (a. dönüp dolaşan. kibirli.s. bahşiş. Yahudicesine. naz ve gamze ile salınan.f.s. oturan. yapma. c.s. karında açılan yaralar câife olabilir]. ca'liyyât (a. câliş-ger (f. tuzak. kadeh. şarap. Cenâbıhak. c. azık.h. düzme.) 1.i.çiftleşme. işe başlama. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan.s. câil (a. cahûd-âne (a. deri ile eti beraber toparan yara. aidat. gündüzü gündüz eden. eski şâirlere. cefâ eden güzel. olur. [göğüste. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece. bardak. cahd'dan) 1. tahta çıkan.) çıfıtçasına. cevfe (boşluğa) kadar giden yara.i. câl. cevâiz) 1. tahammül.i. ısrarla inkâr eden. (bkz: câhid. arkada.) kendini beğenmiş.) işleyen. çıfıt. mağrur). [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır]. yapma olan hususlar.i. cüllâs) cülûs-eden. câile (a. zevk ve safa kadehi. armağan.i. câm-ı âlem-nümâ (bkz.) sahte. ca'lî)" ca'liyyet (a. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş. cevr'den) çevreden.) . cahiz. cam (f. cafiz câhsûk cahûd .) sebze bahçesi. (bkz. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan.) 1.Yahudi. câlife (a.s. 2. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh. Galen (131-210).) 1.) ilk çağların. yol yiyeceği. Câlînus (a. yaratan. Dilber-i câir zulmeden.) caiz olan şeyler. ed. 2. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü. câm-ı ayş hayat kadehi. alma.zf. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh.i. 2. diş fırçası vazifesini görürdü]. naz ve gamze ile salınan güzel.i. câm-ı cihân-nümâ). (a. cevâz'dan. câm-ı cihân-nümâ. zulmeden.i.) 1. (f. câizât (a. 3. hediye. câlî (f. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi. ihsan. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber.i. cühûd). câife (a. cahûf (a. İ. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi. câm-ı aşk tas. câil (a. kavun karpuz tarlası.) hek. 2. orak. câir (a. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi. 3. sabır. (bkz. bostan. oturucu. cam.s. sıla).(a.i.) ["ca'lî" nin müen. s. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan.) huk. cülûs'dan. yapan.]. eden. olabilir.

2. yerli dolap. tüfek fitili. (f. Güneş.b. elbiselik kumaş.i. ücret ve elbise parası. elbise. çamaşır. [doğrusu "câme-ken" dir]. 2. kırmızı şarap içilen kadeh. gecelik. (f. tas.i. vestiyer (f. 1) rengârenk elbise. tar. gardırop.i. Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı].i. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. hizmetkâr. Güneş'in ışığı ve yer.b.) elbisesi yırtılmış. hizmetçilere verilen maaş.b. (kıllı elbise) meç. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan. (fânilik elbisesi) kefen.i. dolap. (f.b.b. boş kadeh. diken. soyunup giyinilecek yer. sabah içkisi içilen kadeh. (f.s. (bkz: câme-i seher).i. şarap kadehi.s.b. (altın kadeh) beyaz şarap.i. h. 1) kırmızı elbise. kürk. (f. Tann âşığının yüreği.i. (gümüş kadeh) meç. 2.i. (f.b. elbise soyunulacak yer. Güneş. .) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık. 4.) yatak. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. Peygamberimizin sülâlesinden olanların. 2.) elbise biçen. (bkz: câm-ı seher).) l . Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar. matem elbisesi. (f. (f. elbiseyi muhafaza eden kimse. (hayat elbisesi) ömür.) l . bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır. toz.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. sade dikilmiş elbise. sürahi. hacıların giydiği dikişsiz elbise.) camlık. 2) bahar çiçekleri.) çamaşır yeri. (f.h. (bkz. çamaşır odası.i. (f. büyük kadeh.b. 2) baharda açılan türlü çiçekler. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap. terzi. i. parlak kadeh. yosun. câme-i fena). sütlü meme. 3. sevgilinin çenesi. (f.) yük. duman ve bulut.) kirli elbise.câm-ı fena câm-ı ruşen câm-ı sabûhî câm-ı sahbâ câm-ı seher câm-ı sîm câm-ı şarâb câm-ı şehriyârî câm-ı şîr câm-ı tehî câm-ı zerrin Câmâsb câme câme-i âhiret câme-i fena câme-i guk câme-i hâb câme-i hâssa câme-i hayât câme-i hurşid câme-i îdî câme-i ihram câme-i katran câme-i matem câme-i mûyî câme-i nahcivânî câme-i ' nev-rûzî câme-i seher câme-âlûd câme-dân câme-dâr câme-derîde câme-dûz câme-gâh câmegî câme-hâb câme-hâne câme-kân (fânilik kadehi) ölüm. 3.b.) 1. 4. Horasan'da bir kasaba.

derleyen. 2. XV-XVI. çamaşırcı.b. 2. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. içinde bulunduran.b. 2.i. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır. beyân tâbirlerindendir.) başı sert [hayvan]. Eğridirli Hacı Kemal'in. s. 3. ruh. (f. yüreği katı. (canın canı) Allah. Hâlidiyye'dir]. Murâdiyye.i. Melâmiyye-i Nûriyye.i. .i. cemeden. XV.h. yaşayış. cem'den. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı.i.i. (f. ağlamak nedir bilmeyen. mânâsı çok söz. can. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil. (f. (bkz: gayr-i menkul).b. su sığırı.c.câmekiyye câme-seher câme-şûy câme-şûyân câm-ger câmgul câm-hâne Câmî Cami câmi-i devrân câmi-i kebîr cami' câmi-i Kur'ân Câmi'-ül-Fürs câmi'-ül-hurûf câmi'-ül-kelim câmi'-ül-mahâsin Câmi'-ün-Nasâyih Câmi'-ün-Nezâir camia câmid. câme-şûy'un c. istiare). (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri. cevâmid) donmuş. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. c. atiyye.i.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık.) 1. cem'den. c. (a. (a. cansız cisimler. (f. topluluk.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. (a. [ötekiler Ahrâ-riyye. eli sıkı.) İran'ın XV. camide Cism-i câmid Ecsâm-ı camide Mâ-i câmid İsm-i câmid câmid-ül-ayn câmid-ül-keff câmid-ül-mâl câmih câmiiyyet câmiyye câmûs câmûs-ı cesîm can Cân-ı can (f.b. a.) camcı ustası.c. içinde cuma namazı kılınan mescit. iri. (f.s. cevâmi') 1. (f.i. toplayıcılık. (f. büyük manda. toplayan. cansız. Asıl adı Ab-durrahman'dır.s. büyük cami. (f. (a. f r.b. (a. tamahkâr. gönül. devrin. toplu olma. donuk. Nâciyye. zamanın camii.) sabah riizgân veya güneş. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu.i. mütefekkir ve âlim şâiri. Lâfzı az. câme-şûyân) çamaşır yıkayan. fiz. c. cimri. donmuş su. güzel vasıflar bulunan. kitap yazan.) külhanbeyi. cam yapan sanatkâr.i.i. çamaşırcılar.) câmi'lik. toplaç. cansız cisim. Kasaniyye. hayat. cem'den) 1.a. (a.i. (f.i.s. (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman. Fatih'le muhabere etmiştir.) çamaşır yıkayanlar. Mazhariyye. arazi. mülk. Mecdediyye. cevâmîs) manda. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. topluluk. cümûd'-dan. içine alan. taşınmaz mal. (a. (bkz: teşbîh.) cam fabrikası.gr.

tepe ile alın arasındaki yer.) canbaza yakışacak surette. h. (f. ayın yir-miüçüncü günü. (bkz. s. 2. i. gönül verilmiş.) canbazlık. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır. (bkz: câne). Cenâbıhak.).) 1. (a. canını tehlikeye koyan.) candan bağlanmış. (f.) can-bazlar. yaşayan. (f.b.i.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır]. [eski] fedaî atlı asker. cân-bâzân) 1. can dostu. (f.). (f.i. canbaz. i. cana can kalıcı.b.Gûş-i can Yâr-ı can cân-ı şîrîn can cana cân-âferîn canan. ruh teslim edecek halde bulunan. (a. bıngıldak. cana can katan. (f. zararlı hayvan.s. ruh.) 1. 2.s.c. cân-ver cân-âzâr cân-bahş cân-bâz cân-bâzân cân-bâzâne cân-bâz-hâne cân-bâzî cân-beleb. canavar. (f. muhafız.) bir da'vâ uğrunda can verilicik.) 1.s.) çok teklifsiz sevişen [kimse]. (f. domuz. i. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh.b.i.) tiryak.b. (f. (f.) 1. ırak. i. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir. silâh.). ikinci derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır. 3. can.s.b.) can inciten.) bir da'vâ uğruna canını veren. gönüle ferahlık verici. (f.b.b. 4. (f.) 1. i. (f.) canı dudağında. (f. 5.b. 2. (bkz: can").i. (f. kadın adı.b. hüseynî-aşîrân perdesinde durur.) yaratıcı.s. 3.b. (f. Allah. cân-dâr).s. 3.s.) 1. (bkz: cân-feşân). (f-b.b.b. cân-fezâ). 4.b. Sabâ makamının pest tarafına. . (f.s. (f.) ey can.b.s. rast. can veren. ma'şûka. silâh. cân-bâz'ın c. i. 2. (f.s. candan bağlı. 4. azık. beyin.s.).b. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. 3. cânn).b.) 1. sevgili. tas. 2. koruyucu.s.n. sevgili. can artıran. 2. ey sevgili! (f. tatlı can. 2. (f.s. (f. cân-efşân). muz. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir). Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh. (bkz.i. (f. can ile oynayan. (f. (bkz. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur. hünerlerini gösterdikleri yer.s. canlı. aldatıcı.b.b. can yakan. canbazlıkla.s.) "namaz yeri" seccade. canlı.b. (f.i. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile. eziyet eden.b.zf. erkek adı. hayat bağışlayan. cânâne cân-âver.i.b. aşîrân) ilâvesinden ibarettir.i.b. diri. emniyet memuru. (bkz.) can dayanamayacak derecede. 3. (f.s.i. Canfeza. i. cân-berleb cân-ciğer cân-dâde candâne cân-dâr cân-dârû câne câne-dâr cân-efşân cân-efşânî cân-efzâ câ-nemâz cân-fedâ cân-fersâ cân-feşân cân-fezâ can kulağı. 2. i.) canbazlann oynadıkları.s. silâhlı [kimse].

) can azaltıcı.) cin taifesi. geçen. (f.f. (a.) iki yan. cana dokunan. akrabadan olmayan.) canını feda edercesine. cereyân'dan) 1. (f. Allah'ın nezdi.cân-figen cân-gâh cân-gezâ cân-gîr cân-güdâz cân-güzâr cân-hırâş cânî. (f. dilber.) cansitanhk.s. can çıkancılık. (bkz: cân-şikâr. fazla keder ve sıkıntı veren.s.b. ruh sıkıcı. eko. cenb'den c. (f. tehlikeli olan.i. gönül açan. çarşaf. bitişik komşu.f.s. (a.i. (f.) can düşüren.s.b. (f. örtü. Mekke'ye gidip orada oturan. mant.. can harcayan. cünha'-dan) suç işlemiş.) can avlayıcı.b. (f. sosy. (f. 2.s. (f.i.s. birinin yerine oturan.b. (a.) can yakan. öldürücü. akan.b.i. canice. ve i.) gönül kapan. (f.b.zf.) yürek paralayan. (f.s.) candan geçer o-lan. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. cân-şiker). (a. (a. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz.i. cirân) 1.) azîz.) cânî kadın. f r. Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer.s. yürüyen. cihet. (bkz: dil-hirâş). yan. geçer. courant. cinâyet'den) cinayet işleyen. iç açan.b. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci. akar su.c. (a. satış esnasında geçerli olan fiat .i.) 1.s.) birinin yerine geçen.s. cereyan eden. can alıcı. canını feda eden.) can eritici. câr-ı mülâsık. 2. (f. suç sahibi olan.) canını teslîm eden.) cânî gibi.s. acıma uyandıran. insana belâ olan. candan sevilen [kimse]. câniha câniha câ-nişin Câniyâne caniye Cânn cân-nisâr cân-perver cân-rübâ cân-sipâr cân-sipârâne cân-sipârî cân-sitân cân-sitânî cân-sûz cân-şikâf cân-şikâr.b. (f.b. i. can çıkarıcı. (a. (a. 3.s.) ruh alıcı. erkek adı. vekil.s. güzel.) can feda edicilik. jeol.b.b. ruh eksil-tici. 2.s.b. canını harcayan. müşteri. komşu. (f. Azrail. geçen ay. fedâkârlık.s.s. 2.) can yırtıcı.b.) can sıkıcı.) can ısırıcı.b.i. (a.s. (bkz: sûy).s.s.b. (f.b. cevânib) 1. 2. yaralayıcı. altıncı veya yedinci kemik olur. ruh alıcılık.b. iki taraf.i. (f.) 1. iç tırmalayan. cân-şiker cân-şiken car câr-ül-cenb câr-ullah câr-ül-cünüb Cârî Mâ-i carî Şehr-i carî carî faiz haddi carî fiat (f.s.b.) ruh besleyen. (f. can evi.) canını feda eden. (a. yana ait.f.s.b.b. taraf. (f. fr.b. 2. (a. lateral. para piyasasında doğan. (a. (f.zf.s.) yancı [askerlikte]. yanda olan.b. caniye cânî cânib cânib-i rahmet cânib-dâr cânibeyn canibi cânih.s. yabancı komşu. yana düşen.) Azrail. eko.s. *yanal. (a.

b. 2.b. insanın el. 2.i. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. câselîk (a. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. câversî (a. 4.i. carî masraf eko. cârim.s. geçer olan.i. çekici. cârû.i. cârub (f. ayak gibi âzası. cesâret'den) cesaret eden. 2. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı.b.) süpürücü. câvîdânî (f.c. carî ihtiyat eko. carî nisbet eko. patrik. cârûb-keş (f. gr. cevâsîs) 1. cârih.s. para ile satın alınan halayık. harf-i cer'ler. cass (a. 2. cassâs (a. câvers (a. askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse. carî mâliyyet eko. başpiskopos.) süpürge gibi. câvid. carî hesâb eko. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri. câriha (a. 2. câvidân.s.i.i.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık.i. kireç. cevârî) 1. cârre (a. çaşıt.) kireççi. çeken.i.i. mücrim. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet. 2. câriye (a. hurma toplayan.eko.i. 2. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. yaralayanlar.) süpürge.i. cerr'den) cerre-den. 3. Hurûf-i cârre a. cârih'in c. cârr. yaralayan. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi]. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. alçı taşı. câvidâne. câsûm (a. câsir (a.). gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren. ailesinin maişetini kazanan.s.s. câst (f. cerheden. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı.cerh'den c.s. cârime (a. câr-ullah (a. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar.s.) câri olan.) katolik. câvidânî).) çarşaf. hizmetçi kız. câsûsî (a.s. repaçes.) hırçın [kadın]. süpürgeyi andıran. yırtıcı kuş veya hayvan. câvîdâne. kız. (bkz: hesâb-ı carî). hafiye. câvîd . cârihîn o (a.) casusluk. câriyye (a. belirli bir devre içinde yapılan masraf. suçlu.c. casus (a. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar.s. carî hâsıla . üzüm teknesi. zool. Mekke'de Kabe'nin.i.s. Sikke-i câriyye geçer akçe.(bkz. göğsü üstüne yatmış kimse.[evvelce. cârşeb (f.) üzümün sıkıldığı yer. (a. korkunç rüya.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. cerh'den) 1.) yüzükoyun. sıvacı. cürm'-den) 1. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. kesen. cevârih) 1. çöpçü. câriha (a. câris (a. çürüten. başpapaz.) cerh edenler.) kâbus.s. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal.i.s. büyük papaz. cârûb-nümâ (f.) Mekke'ye çekilip orada oturan. câsim iU. fr. câvîdân . sürükleyen.) 1. düşmanın.

açık hava ibâdetgâhı.s. cezm'den) cezmeden. arzu edilen nokta. ciyâ') aç. duygudaşlı. Hint. cazibe (a.) birinin yerine geçen.i. cây-i iştibâh). cebbâr'ın c.i. cây-i şübhe). sığınak. cây-i suâl sorulacak şey. 2. mevki. üşenen. psik. Cebânet (a. cebânet'den) korkak. cây-i taaccüb şaşılacak şey. cây-bâş (f.s.s. ce'b (a.i.).(f.c. cây-ı ümîd 1.) cebrediciler. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış. zorbalar.i. cây-I şekk. s. sevimli. cây-mend (f. cezbeden. (bkz: cây-i iltica). Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f.yerleşmiş. sihirbaz. cây-i işret içkili eğlence yeri.) yer. cây-i behiştî cennet gibi yer. cây-gîr (f.b. [bu] dünyâ. mekân.) 1.i.b. çeken. (bkz.) çevir ve cefâ eden. sympathique. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından. İran. (bkz.i. acıkmış. dinlenme yeri. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç.b. cay (f. kestirip atan. 2 .b.s.) 1. yerleşen. nokta. cây-i rahat rahat yer. câvidân-serây (f. edici. karar veren.) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser. câzibe-i arz fiz.s.s. cây-i iştibâh şüphe noktası. cây-gâh.) yerinden kalkmayan. ümit veren şey. kırmızı toprak boya. ikamet yeri. cây-i mütalâa mütalâaya. (bkz: cây-i penan). cây-i buse öpülecek yer. yerçekimi. yurt. cây-i penan sığınma yeri. câ-güzîn).i. aç olan. rütbe. cây-nişîn (f. (bkz. alımlılık.) Kur'ân'ın. yer tutan. yıldızların birbirini çekimi. büyücü. adn. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh). cây-güzîn (f. cebâbîn) peynirci. cây-i karâr durma.) 1.) korkaklık.b. cebâbire (a.) 1. 2. 2.f.i.s. alım. çekim. cezb'den) 1. cadı. mezarlık. cebân (a. yer çe kimi. (bkz: cübn). cazibeli.) oda. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri.i. alımlı. 2. c.i.i. sevimlilik.) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise. 2 . câyir (a. câzim r (a. mesken. 2. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh. fr. tembel. Cebbân (a.b.i. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk. cezb'den) 1.b.b. behişt.) cennet. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder.i. 2. cây-geh (f-i-) lyer. cebbâne (a. Câvidân-hıred .s. Câvidân-nâme (f. cev 'ân).b. câyi' (a. câzû (f. zorlayıcılar. (bkz: cebîn). okumaya değer.i. cây-i iltica sığınma yeri.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup. câzib. cây-i mülâhaza düşünülecek yer. sığınak. câzibe-dâr (a.b. kesen. (bkz: câ). ev.) yer tutan. cebbâc (f. cazibe (a. alımlı. (bkz: câ-nişîn). göbek. firdevs).s.

f.i.c.i. Katnâniyye. düzeltme. Fazliyye.) [evvelce] barut. (bkz: cebhe-sâ [y]). dağlık yer. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.i. alçak.) alın sürücü.) cebbarlık.) dağlık. zorbalıkla. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye.b. Kiyâliyye. 2. 2.s. zorba.) Rufâiyye. Zeyniyye.) 1.) cebbarcasına.s.i. (a. Alvâniyye-i Hameviyye].c. birinin karşısında yere alnını koyan. cebredici. i.s. (a. Vâsıtiyye.f. barut ve şâire. 4. yüreksiz. 2. (a.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip.) halkın bir işe hazırlanması.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker. pek ziyâde kibir.f. dağ ile ilgili. yüz.i. cebbâriyyet ce'be cebe cebeci cebe-hâne cebel Şeyh-ül-cebel cebel-i Arafat cebel-i Lübnan cebel-ün-nûr cebelistân cebeli. tamir etme. mat. 4. (h. cebir. (a. (a.b.) alın sürücü.i. . korkak. taraf. (a. aşın büyüklük. (a.c. cebir bahisleri. tüfek mermisi. 3. Mekke'deki Harra dağı. göbek mıntıkası. Lübnan dağı.cebbar cebbâr-âne cebbarı. cebâbire) 1. ceb-hâne).i.i. beyaz yüz. (a. kurşun. erkek adı. Allah. Acelâniyye.b. (a. (a. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. (bkz: cebîn-sâ (cebânet'den) 1. S. 3. 3.) zincirden veya halkadan örme zırh. (a. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı.b.i. Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer. kuvvet ve kudret sahibi. zorlama.b.s.) dağa ait. 3. cebr-i âlâ (a.i. (f. zorlayıcıhkla.) anat. mat. savaş bölgesi. 2.i. yön.b. (a f h i ) cephane. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. alın kırışığı. Nûriyye. (bkz. Becâniyye. alın.b.s. Arafat dağı.i. becerikli [kadın].) yoktan yaratma. cebe-hâne). cebeliyye cebe-pûş ceber ceberriyye cebertiyye ceberut Âlem-i ceberut ceb-hâne cebhe cebhe-i sefid cebhe-sa[y] cebin Çîn-i cebin cebîn-fersâ cebîn-sâ[y] cebire cebire cebi cebr cebr-i adî. (f.i. meç. cebr'den c.s.f. cibâl) dağ. mezhep.zf. cebredicilik. zorlayıcı. Allah'ın büyüklüğü. Cendiyye. aşk.) zırh giyen. (a. (bkz. cebbara mensup. 2. top.i.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar. (f. Sayyâdiyye. zor. (f. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu. (a. (a. Üzeyriyye. i.) yüz süren. (a.i. tas. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye. alın. cibâh) 1. ilâhî kudret.t. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası.) 1. i. (a. (bkz: cebân). (a.

cebir muadelesi. (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. (a. (a. goitre. 2. soy kökü. (a.c. atavisme. (a. zor altında.i. eko.zf.i.) münâkaşayı. Cebrail.) cetveller.i. . tartışma. cedvel'in c. (a.) atavizm. hatırlı. cebrî).) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri.i. tartışmaya ait. mantık yoluyla münâkaşa ilmi. (a. meç. münâkaşaya. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. avantaj. (bkz. 2.) . Cebreîl.'ılAa. tartışmayı açan. (bkz .i.s. Dünyâ. gönül yapma.). cebr ile.f. (a. 2. equation. soylu sayılan kişi.b. ceddâniyyet c. bana anne.s. (a. anne anne.i. cebirsel. (a. münâkaşacı. (a. (a.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle.zf.) zorla. (a. eko.i. atalarla ilgili olarak. ecdâd) dede. el veya ayağını kesme.) 1. (a. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir].i. (a.).) 1. kavga. kendini zor tutma. ananın veya babanın babası. (a. münâkaşada. tahvillerle.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık. kendini zorlama.i. (f. (a. kazanç.b.) l. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme. mat. kusur. ihsan. (a. Cibril). (a.) atalara ait. 2.b. devletin şahıslara borçlanması. eksiği tamamlama.i. f r. 2. kulak.c. zorla.) birinin.i. (bkz. kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma. babanın anası. denklem. büyük baba.) 1.cebr-i hatır cebr-i mâfat cebr-i nefs cebr-i noksan cebr ve mukabele Cebrail Cebreîl cebren cebrî cebr-i icra cebrî istikraz cebriyye cebriyye ced ced' cedâ cedâvî cedâvil cedb cedd cedd-i a'lâ cedd-i büzürg-vâr cedd-i fâsid cedd-i sahih ceddanî ceddât cedd be-cedd cedde cedde-i faside cedde-i sahîha cedden cedel İlm-i hilaf ü cedel cedel etmek cedel-gâh cedelî cedelî-mücîb cedelî-sâil cedere oa.) nineler. burun. sert münâkaşa. 3. gönül alma.i. cedd'den) ataya ait. (bkz. bol yağmur. hediye. (a.zf. (a. cedvel). dudak. Cibril).s.s. (a.i. fr. dil kavgası. atavi'stique. cedde'nin c.) çekişme yeri. ananın anası. annenin babası. (a.) hizmetkâr aylığı. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma. mat. babanın babası. fr.ı. cedd). ceddât) büyük ana veya babanın anası. (bkz.) münâkaşada cevap veren. tartışmada sual soran. guşa. (a. söz yansı yapmak. onunla ilgili. f r.i.i.s.s. kısırlık.) 1. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere.

i. astr.b. (bkz: bercâ.f.s. s. kuru olma. 3. (f. eziyet.c. (a. (a. . eziyete dayanan.) cefâyı benimseyen kimse. hek.s.) cefâkârcasına. Oğlak burcu. (bkz: edebiyyât). sevilen.) 1. 2.) cefâ arayan. (a. erkek oğlak.s.) 1. çeken mânâsına da gelir]. gaddar. cedide Edebiyyât--ı cedide cedîdân. (a. falcı.) düşünmeksizin.) vücutta çıkan çiçek hastalığı. Telkîh-i cederî cederî-i bakarî cederî-i kâzib cedes cedgâre cedî cedîd. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr. su çiçeği denilen kabarcıklar. birden. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü.f.f. (a.i. 1) gümüş kanal.b.) cefâ görmüş. (a. incitme.i. (a. liste. cefâ eden. 2. Acemlerin kullandıkları bir vezin.cederî j-ia. (a.b. çespân. hediye.) kurumuş.) hazımsızlık ıstırabı. cedvâra ait. on iki burçtan biri. 2. (a. (a. uygun.i. kalabalık.i. (a.s. (bkz: cafcaf). (a. [halk dilinde cefâ çekmiş.s.) lâyık. çizelge. cefr'den) cifirci. tedbir ve reyler.) cefâcılık.b. keçinin erkek yavrusu. (a.) iffetsiz. tas. kalabalığın verdiği uğultu. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere.b. oylar. yeni edebiyat.) 1.f. fildişi.s. cefâ çekmiş. münâsip. 2. cetvel tahtası.i. (a. sevgili. eziyet eden. kuru.s. 3. 2.) türlü türlü yol.b. eza). katlanan..) 1. (f. (a.) cefâ çeken. su kanalı. (bkz: cedy). 2.s. g.i.i. (a. ahlâksız [kadın].s. (a. (bkz: cevr. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç. (bkz: cüderî).b.) cefâ eden. cedâvil) 1. (a. yeni. (a.i. armağan. 2. şâyeste). 4. kütle. (a.i. bol yağmur. cedîdeyn Cedîr cedvâj cedvâr cedvârî cedvel cedvel-i sîm cedvel-keş cedvel-ül-kevâkib cedy cefâ cefâ-yı yâr cefâ-cû cefâ-dîde cefâf cefâ-kâr cefâ-kârâne cefâ-kârî cefâ-keş cefâ-perver cefâ-pîşe cefâset cefcâf ceffâr ceffe ceff-el-kalem cefîf (a.f.s. 2. (bkz: mücedded).zf.b.) mezar.s. kuruma. cedvâr-la ilgili.) 1. maşuk.) 1.i.i.i. i. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması.) gece ve gündüz.s. oğlak. su arkı.f. (a. öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı. zâlim.zf. hemen.) astr.b. kabir. (f. 2. (a. (a.f.s.) bot. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif. kullanılmamış. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli. çiçek aşısı. (a. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan.f.) 1.) cetvel çeken sanat erbabı.) 1. sevgilinin cefâsı. (a.

i.i. nezaketsizlik. yüksek sesle. cehennem (a. (bkz: gayret. sesin yüksek olması. cehd ü gayret. sıçrayan. azar.zf. (bkz: cehl). 2. hakikatlerden haberi olanlar.i.). (bkz: cühela. günahkâr kulların gideceği azap yeri. lâzî. katmerli cahillik. cehalet (a. cefr (a.i. cahîm. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı]. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses. 2.) cıfıtçasına. cehri. cehele (a. ayırma. 3.) yüksek sesle söyleme. 2. cehr j (a.) pek câhilcesine. çok sıcak yer.) açıkta olan.i. cehl ıSf (a. sıçrayan. cehennemi (a.) güya kayıptan haber veren bir ilim. çabalama.i. ) cehennemlikler.) kaba muamele. cehâz (a. hâviye veya derk-i esfel].) aşikâr olarak. açıktan.s.i. cehûl (a.i.i.) ses yüksekliği. cehd ü ikdam çok çalışma. Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî. asma çubuğu. alenen. bilmezlik. cihaz). (bkz: cehalet).) Yahudi.i. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan. cihaz).). sıçrayış.s. cehâret (a. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. cehende (f.i.i.i. güzel. cehâbize (a. cehûd (a.) 1. cefve (a. kendini bilmezler.s.c.f. dünyâ. cehende).) cehenneme mensup. cühhâl). cehennemi sür'at büyük. cehennemlik.) yüksek sesle.zf. sa'y).i. fırlayış. sıçramış.c. cehân (f.c. saîr.) açıktan veya yüksek sesle yapılan. 2. dikkate değer. âhirette. cehriyye (a. cehâm (a. cehûd-âne (a. içtimaî. cehl'den) pek câhil. (bkz. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet.) bilmezlik. bilgisizlik.zf. çabuk hareket eden. (bkz.) kabalık.i. cehennemiyyûn (a. himmet. (bkz: cehân2). açıktan açığa. cefr (a.s. cehre (a.) gerçeklerden.) yağmur vermeyen bulut. münasebetsizler. cıhbız'ın c. çıfıt. cehreten (a. cefvet (a.i.) cahillik. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma. 2. [müfredi hiç kullanılmaz]. Yedi kattır [cehennem. 2. cüherâ') 1. cefv (a. c. (bkz: cifr). gurbete düşme. cehren (a. cehr'den. görünen şey. bıçak ve kılıç kını. çalışma.i. cehûlâne (a. bilgisizler.zf. açık olarak söylenen. cehende-gî (f.(a.i. tamu. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan. (bkz: echel). sakar. aşın hız. göz kapağı.) 1. (bkz.s. celâ' (a. 2. ecfân) 1.) memleketten aynlma. cefn .s. fırlamış. cehd (a. edebî bir dergi. belli olan. (bkz: cihan). fırlayan.i.) 1.i. cehîz (f-i. cifâr) geniş kuyu.). fırlayan.s.) 1. hutame.i.) cefâ. cehennemle ilgili. cehîr (a. câhil'in c.) 1.

yontulmamıştık.) oturmalar. cilâ'dan c. gök gürültüsü. çan sesi.i. yüceler.s. hicrî XI. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi. yiğitlik.liyye" şeklinde celâb celâbîb . sığır" mânâsına gelir]. 3. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. oturumlar. [kelimenin aslı "koyun. "tanrısal. cilâlı.i. 2. kendine çekme.) kırağı. 2.) büyük olanlar. 4 .b. belli. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. celâdet'den) fazla celâdetli olan. 2. celb (a. çağırma kâğıdı [mahkemeye].i.) celp kâğıdı. çekiş. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi.) 1. 3. (bkz. ilmik.s.s. orospu. (bkz: şebnem). celîle'nin c. Zü-l-celâl celâl sahibi. kızgınlık. celâdet (a.b. celde (a. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı.f.) kamçı ile vurma.tar. meydanda. kamçı ile vurma. 2.) 1. 2.) yiğit mizaçlı. celse'nin c.i.) 1.i.) naneye benzer bir ot.s. (bkz.i.b. büyük. celeb (f. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme. parlak.i. celâlet (a. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar. celâfet (a. erkek adı.i. 2. gömlekler.i. büyük kamçı. celb-nâme (a. 3.) 1.) bot. gammaz).s. celâdet-şiâr (a. celcele (a.s. .i. "a. bir yazı sitili.cülcül'ün c. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme.i. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye". s. celencebîn (a. ufak çıngıraklar.) 1. s. ulu.) yiğitliksever.i.) celâlî olana yakışacak surette.i. satılık esir. celîd (a.i. celâl'den) 1. 2. 3.i. fahişe. kahramanlık.i. celb-i kulûb kalpleri kazanma. 2. sebze. celâli (a. yazı ile çağırma.) küçük çanlar. golgota tepesi. i. (a. celb-i la'net lanet çekme. sarmaşık. s.f. çekme. can.) salkım. celîd (a.) kabalık. celîle (a. lanet toplama. celâil (a.) 1.t. sığır. feraceler. küpe. hışım.f. celâliyâne (a.) 1.(f. aşikâr. ara bozucu. celiyyât) 1. celîb (a. celeb (a. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii.i.i.) 1.zf.s. celâcil (a-i.i. 2.) gül tatlısı.) 1. 2. keçi.i. çiy. celalli (a. hüveydâ). celbiz (f. celî (a. ululuk. celâl adlı kimselerle ilgili olan. Allah'a ait. cilbâb'ın c.) 1. kement. başörtüleri. esir. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. yiğit. hatt-ı celî). celbu (f. Allah.) bahadırlık. celâl. celîl . zararı istememe. (bkz. büyüklük. celi). kahraman. celâdet-perver (a. koğucu.f. 2. celd (a. celesât (a. celbûb (f.) çabuk kızan [kimse]. (bkz. celî-müsennâ g.

Büyük iskender'in lâkabı.n. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. bir yazı sitili. tas. hükümdar.s. yüksekliği. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. yüksekliği. 2..f. celse-i hafiyye gizli oturum. Süleyman Peygamber'in lâkabı. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup.) aşikâr. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş. celle ve âlâ "onun sânı. cülesâ) birlikte oturan. 3. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur. celîs (a. a.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. cem'-i sahîh (salim) a. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir].s. cem'ül-cem cem'in cem'i.s. celi (a. cumû) l .) tas. yüksekliği. cemi müennes. celîl-üş-şân (a. toplama..s. gibi. s. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn. yerini.) cellata verilen para. gr. cellâdî (a. insanı kesen. cellâdiyye (a.i. cem'-i müzekker a. ["yerini. 2. cellâd jiLa. meydanda olan şeyler. cülûs'dan c. celle şânuhû "onun sânı. kebap şişi. yine kalkmak üzere ilişme. celle (a. 3. asan kimse. cem'-i mükesser (kırık cemi) a. müfredinin şeklini bozmadan. şakacı [kimse]. çok merhametsiz.) 1. celse-gâh (a. celle celâ-lühû "onun sânı. açık. toplam. gr. i. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. celiyyât (a. gibi. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği. celîs-i enîs cana yakın arkadaş.f. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete.le (I celvetiyye (a. cem' (a.c.i. celse (a. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz. celse-i aleniyye açık oturum.) kaya. cem (a. Celmed (a. arkadaş. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). Tanrı sıfatlan ile..) şan ve şerefi pek büyük.) büyük.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü.i. gr.b.i. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. [doğrusu "cil-se" dir]. meç. gibi. hayvan ve eşyayı gösteren isim.) 1. kulun.i. çoğul. 4. 5. cellatlık ücreti.s. yığma. 4.[birincisi] er kek. müslimûn. lâtifeci.) 1. ulu.b. 3.hitâbolunurdu]. birden fazla insan. Bu suretle ki. kütüb. gr. 2. müslimat.i. celesât) oturma. celû (f. yurdunu terketme. oturum. mat. kitab.i. iki türlüdür cemi müzekker. celvet (a. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı. taş. [ikincisi] kadın adı.i. .i. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı.i. 2.) cellâtlık. cem'-i müennes gr. celî'in c. 2. g. 2. (a. (bkz: celîl).) 1.c. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri.. şah.

tekmil.s.s.i. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur. narinlik [atta]. cemâd'ın c.b. 2. cemâat (a.) cansızlık. çemen (f. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar. dondurma. cemâdiyyet (a. güzel. Cemâliyye (a. görünme.i. kar.) cansızlar. bütün.) cemreler.) 1.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire).i.) ruhu olmayan. cemâdât (a.s.) baş sertliği.i.i. cemâat) 1. cumhûrluklar. cemâdî (f. cansız cisim. kılıç-bahğı. erkek adı. 2. cemâli (a.s. 2.it. cemî1 (a.zf. donukluk.c. 4.) 1.zf.i. cemed'den) çok soğuk. cemâzi-yel-âhir (a. cemerât (a.) cumhurlar. cemâdiyet cansızlık. cem'âniyye (a.i. imamın arkasında namaz kılanlar.(a. insan toplulukları.s. cemâd (a.i.) güzellikle. cemâdât) taş gibi cansız olan şey.c. buz. (bkz: cemel-ül-mâ').i.c. cem'den) cümle.i.b.i. cemâl-ullah (a. tar.i.h. cemeliyye (a. cemiyetle ilgili. Arz-ı cemâl yüz gösterme. cemâat . 2. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ).e. cemel-ül-mâ' (a.) Allah'ın lütfü. cemed (a. insan topluluğu. cemel (a. cemâl'den) 1. 3. (bkz: cemel-ül-bahr). cem'î (a.b. kusursuzlukla ilgili. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım.i. bir kimsenin geçmişi.) bir yere toplamak suretiyle. bir mezhepten olan topluca halk. cemî'an (a. yüz güzelliği. kolektivizm. cemîl (a. balina. cemâhîr (a. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi. fr.) bir çeşit bıçak veya kama.) zool.) ahi.i.i. ortaklaşa. (bkz: ma'şer).) 1. cemâzi-yel-evvel (a. cemre'nin c.) çardak. cimâl) erkek deve. kılıçbalığı.i. c. hep. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar. cemâat'ın c. cemder (f.b. fr. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar.) 1. saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddîn-ül Cemâli tarafından kurulmuştur]. 2. cemâl (a. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi. imamın arkasında namaz kılanlar.) hep. 3.i.i. 2. devegiller. cemâh (a. buz gibi. cemedî (a.i. ruhsuzluk.) 1. cumhuriyetler.) 1. cemiyete ait.i. cem'iyyet'den) 1. cemel-il-bahr (a. ortakçılık.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. collectif. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. cem'den. 2. 2. balina. cem'an (a. bütün. sosy. cumhûr'un c.

düğün dernek.i. cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme). 2. cemmâl (a. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun. 2. çokluk. cemm (a. cemmâz (a. 2.b. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu. cemreviyye (a. cemm-i gafîr insan kalabalığı. 5. Yunus. 2) Hz.i.s.s. cem'iyyât) 1. ed. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı.i. (a.c.i. cemmâz-süvâr (a. iltihaplı bir çıban.s. kurum. (bkz: tenâsüb). yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma. cem'iyyet-geh (a.i.) 1.) Cemşâsb'ın babası.) iyiliksevercesine.). i. cemîlât (a.) deve sürücüsü. Cenâb-ı Mevlevi Hz. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler.b. Cemşîd'in oğlu. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması. toplantı yeri. 3. ed.i. 4. cemîle-kârâne (a.s.f. erkek adı.b.zf. ateş hâlinde kömür.h. cemre (a.) büyük sayı. hazret. cemile (a.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır. Cenâb-ı Hakk. cemmâz (a.i. (bkz. topluluk. kurumlar. Süleyman.) güzel hareketler.c. güzel düşünceler.i.) toplanılacak yer. cem'iyyet'in c. cem'iyyât (a. "cemmâze" dir]. Mevlânâ. 2.) 1. kadın adı. 3.b. hac töreninde bir defa taş atılması. 3) meç. şubat ayında azar azar artan sıcaklık. huzur1. hek. [müen.) hızlı giden erkek deve.i.f. Zikr-i cemîl .) iyilik severlik.) hızla giden.f. kara kabarcık. cem'iyyet-gâh (a. Cemşâsb (f.i. hoşa gitmek için yaranma. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. cem'iyyet cj-ua. Güneş.i. Cemşîd (f. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu. 2. deveci. kalabalık.) zampara.f. baharlar gibi cemre vesilesiyle. cenâb (a. 4.t. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir]. Hz. cemerât) 1.i. şütür-bân). cemîle-kârlık (a. "şeref. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz.i. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya].i. cemmâş (f. Cenâb-ı Kerem Allah.f.1) iyilikle anma. ufak çakıl taşı. Cenâb-ı lem-yezel Allah.) iyilik severlik. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya].f. Süleyman.b. cemâl'den) 1.h.) iyiliksever. genek "tenasübü".f.) hızlı giden erkek deveye binen. cemîle-kâr (a. cemîle-kârî (a. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a]. dernek.i.) cemiyetler. 5. 2. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz. Cenâb-ı Kibriya. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh. Cenâb-ı Halik Allah. (bkz: cem'iyyet-gâh). tas.b.i.c. dernekler.

baskı.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer. cenah (a. cenâheyn (a. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu.) savaşta tecrübe sahibi olma. avlu. kalın oklava.b.i. pis. kuş kanadı.i.f. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. vuruşma. dövüşkene yakışacak surette. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür.s. cender (f. taraf. sıkı ve dar yer. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse.) 1.i. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da. cenâib.s. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen. 2. binekler. âhi-reti de iyi olan. 2.i.) yedek hayvanlar. cenâiz) insan ölüsü. [küfür olarak]. ceng-âverâne (f. Nûriyye'dir]. 2. iki yan. cenbiyye (a.) savaş tecrübesi olan kimse. (bkz: mürâî). Uzeyriyye.ce-nîbe'nin c. ceng-âzmûdegî (f. cenâh-ı semek balık kanadı. Fazliyye. ceng-âverân) cenkçi. Sayyâdiyye. 3. . kavgacı. cenbî (a.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. 4.s. cendere-hâne (a.) cenkçiye. 3. âhiret. 4.s. cenâh-ı tâir kuş kanadı. iki yüzlü. dövüşken. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır.) bayağı. pazı. adî [kimse]. boğaz. ceng (f. oda.i. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur. ceng-i harbî muz. dövüşkenler. tek+düm. yürek.i. Vâsıtıyye. kol. gönül.b.) kahraman. ceng-azmâ (f. cenaze (a.c. Allah. Acelâniyye.i. aşağılık.c.) nehirlerde bulunan büyük kaya. erkek adı.Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz. ceng-cû (f. savaşçı. Zeyniyye.'ceng-bâz (f. Katnâniyye.i. tazyik.) yan. Cebertiy-ye. cenb (a.i. ceng-âverî (f. Kiyâliyye. dar dere. tek+ düm. kol. kanat.) eşya ve elbise gibi şey.b. yan.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama.i cenâh'dan) iki kanat. savaşçılar. meç.) 1.b. [ötekiler Harîriyye.) cenkçiler.i. Tabiî mertebesi 10/8 dir.zf.f.) yan tarafa ait. 3.b. aşk.) 1.b. tek+düm.s. 4. tek. 3.s. cendere (a. guslü gerektiren durum.) savaş. ceng-âzmûde (f.) savaş tecrübesi olan [kimse]. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı. tek.i. ceng-âver'in c.) cenk arayıcı. ceng-âver (f. cendeliyye (a.s. cenâyib (a-i. [bkz: cünüb].s.i. cenabet (a.b. hançer.b. Der ceng-i evvel ilk ağızda. ceng-âverân (f. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir]. cendâl (f.b.i. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm. dövüşkenlik.) cenkçilik. cenan (a.i. cendel (a.) kalp.

Iskat-ı cenîn çocuk düşürme. kadın adı.s.i. sekizinci cennet. cenîbe-keş (a. cür'a). cenûb -j'-~ (a. cennet-i a'mâl.) sırat köprüsü.) güney. Centiyâniyye (a. güney yönünden.i. . cerabe (a. cennet âşiyân (a. cenâib. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn.i. bunlara tâbi olanlar. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek.) cenuba mensup. torba. güneydoğu. döl. çok ferah ve havadar yer. cennet-makarr (a. cennet-makam (a. cengel (f. çatlak.) cennet gibi. kavgacı bir şekilde. cenkârî (f.b.s. düşük. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler.) yarık. cennet-ül-huld. cennet-üd-dünyâ dünyâ.i. (bkz: bihişt). cennet-ün-naim. cinân.c. uçmak.i.i.) bot. bot. fr.) suyu yudum yudum içme.) dağarcık. cennet-nazîr (a. cennet-ülfirdevs. üreme dağarcığı. dâr-üs-selâm.) yedek hayvanı çekip götüren.) dağarcık. cerâb (a. cennet-i ruh. [aslı jenkâr.s. cennât) 1. 2. cengel-istân (f.b.i. cenûb-i şarkî coğr. cennân (a. çıvgar. centiyan giller.zf. cenîn (a. cennet-i ef'âl. cennet (a.f. 4. Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl. cenîbet (a. döl).) karındaki çocuk. cenûb-i garbî coğr. zool. cenîbe. bahçeler.b. (bkz.i.) savaşçıya yakışır yolda. cennet âsâ (a. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat.) cennetler.i.s.) yeri cennet olan.) cenup. cennet-i sıfat. uçmaklar. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat. güneyde bulunan.) cenneti andıran. cennet-ül--adn]. cennet-ül-karar.i. güneybatı. cennet-i a'lâ). cenûben (a. cenkâr (f. cennet-mekân (a. cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği.) makamı yeri cennet olan.f.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde.i. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. cerâbe-i hafiyye biy.i..) savaş hikâyelerini anlatan kitap. sık ağaçlık.b. Cenûbî (a. ceng-nâme (f.) bakır pası renginde olan.) orman.) orman. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik.s.ceng-cûyâne (f-b. cennât-i adn cennet bahçeleri.b. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü. cer (f.s.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz.i.b.) savaş hâlinde bulunan. cenîn-i sakıt düşen çocuk.b.) bahçıvan. cenîver (f.s. conceptacle. husûsiyle yarılmış yer. cenâyib) yedek hayvanı. âzası belirmiş olan cenîn. cennet'in c. 3.f. yeryüzü cenneti.i.) yeri cennet olan..c.s. zenkâr'dır].zf.i. cer (a. cennât (a..b. cen-net-ül-me'vâ. bahçe. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü.s. dış gebelik.i.i. cennet-i kalb.b. cengî ' (f.

i. cerâhat'ın c. . hava akımı. başka birinin yaptığı za-ran ödeme.) san renkli.i. (a. (bkz: cerid). (a. (f.i. günlük gazeteler. tüysüz. uyuz böcekleri. 2. yağmacılar güruhu. kırmızı bir böcek. 4.) suçlar. mutlaka. (a. 2. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler. irin.s. 2. (a.cerâd cerâd-ı münteşir cerâd-ül-bahr cerahat cerahat cerâhor cerâid cerâid-i yevmiyye cerâim cerâim-i cinâiyye cerâim-i müştereke cerâsîm cerâsim-i mütenâsile cerâye cerâyet cerâzet cerbân cerbeze cerbiyye cerd j cerdâ cerdân çerde cereb cerebî cerebiyye cerebiyyet cereb-nâk cereb-ül-ayn cered cered cerem Lâ-cerem cereme cereng ceres ceres-dâr ceres-hay-ı zerrin ceresiyye cereyan cereyân-ı daimî cereyân-ı hevâ (a. günah. çerde .) hek.i. cinayetler. uyuzluk.c. gonidies.s. kurnazlık. mikroplar. 2. (a. (a.i. tüysüz. verimsiz.i. (bkz: cirâhat).) zool. yayılmış yağmacılar. acariens. hareket. doğru akım.) çıngıraklı.i. karıştırılmamış [şarap].i.i.i. donu san.i. uyuz. kuladan açık olan at.) zool. f. çorak. (f.i. olma. (o. uyuz hastalığına tutulan. tomurcuklar.i.) 1. (a.i.) cerîme'nin c. 2. uyuz olmuş. (a. çıngırak taşıyan. beceriklilik. kabahatler. fr. 3.i. (a. ortak. (a. (a.) uyuz [kimse]. oluş. hurma toplarken yere düşenleri yeme. denizden çıkarılan ve teke denilen ufak.) 1. dazlak. (a. gidiş. (a. (a. (bkz: mecruh). 3.) vakıf tarafından verilen yiyecek. çan. cerîde'nin c. 3.f.akma. cerrahlık [aslı cirâhat" dir]. 2.) gazeteler. cürsûme'nin c. dazlak. (f.) 1. (a. cinayet suçlan.) yaralı.i. cerahat) 1. mahrum. güzel konuşma.) uyuz hastalığı.) elbisesinden soyma. 3.c. hatâ.i. yara.) cariyelik hâli. (a.i. (a. kökler.) dipler.) dilenci çanağı. (bkz: cerime). 4. s.) oburluk. 2.) hek.) cerahatler.s. bot. uyuzluk.) çan ve zil sesi.i. yeşil yosun hücreleri. çançiçeğigiller. fr.i. (a.i.i. uyuza tutulmuş olan. 2. akım. çıplak. meç. müşterek suçlar. (-i-) l. uyuz böcekleri.i. [aslı "cirâhat" dır]. campanulacees.) 1. acarides. huk. şüphesiz.) çıplak bir hâle getirme.) bot.i. geçme. çekirge. hilekârlık. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses. (f.) 1. (a.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız.s.) tar. çıplak bir hâle getirme.) 1. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad. (a-b-i-) hek. yaralar. cinayet.i. altın çı ngıraklar. fr.b. hasta tohumlar. zindan. (a. 2. (a. hayvanın boynuna takılan çıngırak. (a. cerâde'nin c.i. (bkz: cerib). irinler. para cezası. (a. uyuzu olan. elbette.

ışık ve ışık konacak yer. dönüm. cerî' (a. 2. (a. cereme.) 1. f i z. f iz. cerîb (a. çorak [yer]. alternatif akım.i. cerh fî-hükm-il-hatâ huk. ceride (f. cânî. cürm'den. yaralama. elektrik akımı. kabul etmeme. 4. 2.f. yaralı. cürüm. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh. gazete.B. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama. cürüm) 1.c. c. ecrine. cerîre (a.s. işlerin oluşu.s. cerdâ3).) verimsiz. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz. ceriha (a. tek gazete. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. cerm (a.cereyân-ı müvellidî cereyân-ı mütenâvil cereyân-ı mütemadi cereyân-ı mesâlih Cereyan-ı galvânî cereyân-ı elektrîkî Cergand cerge cerh jeneratör. 3. cerha (a. volt.i. meç. cürün) hurma kurutma yeri. cerime (a. yiğit.s. cür'et'den) cesur. bumbar dolması. us pahası.c. suçlu. çerin (a. (bkz.s. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü. ceride (a.s. cery). (bkz: mecruh).i.i. kesme. gözü pek.) uyuz hastalığına tutulan. cerâid) 1.) 1. cerîh-ül-fuâd. ecrân.). cermüze (f. suç ödeme. T. 2.c. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-). zabıtname. cerîh (a.i. cerîde-i resmiyye süvari kolu. 2.) yaralı.) yara. cerîha-dâr (a.i. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı. (bkz: cerbân).i. cerid.M. (f. 3. (bkz.) kabahatli. cerâim) 1.i. ca. uyuz. tenha. cerîde-i feride eşsiz. bir çeşit Arap kayığı. günâh işleme.) sefer ve misafirlik. cerh-i mühlik huk. cerh'den) yaralanmış. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. tutanak. .i. cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete. koyun kırkma. (a. doğru akım. çerim (a.) 1.i. (f. cerh-i hatâ huk.i. cerh-i mushin huk. 3. ceride (a. çürütme.b.i.s. Resmî Gazete. cerib (a. 2. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek. suç. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü. cerî.M. tarla ve arazî ölçüsü.s.) bir yerde bulunan insan kümesi.) kabahat. yaralanma.s. hükümetinin resmî yayın organı. 2.) yaralı. yürekli.) yalnız. suç. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama.

(bkz: tedricî). (a.) l. yürekli. ufak meyva. (f. (f.) 1.zf. (bkz: tecessüs). (a-i-) bir Şyi kazıma. (a.i.i. 3. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k).s.) 1. (a. çabuk hareket eden. i. yırtıcı hayvan yavrusu.i.) mihnet.zf. [II. atlayarak.i. harp gemisi.s.i.) obur. 2.i. [eskiden] medrese talebesinin. (bkz: kıt'a). 2.i.i.i. atılmak. (f. soruşturma. eşya ve şâire çekme. yok etme.) cesurluk. dilenci. (a. (a.) 1. (f.i. büyük. araştırma. dilenci.b. (a.) sıçramış. kesme. (a. (f-fi-) sıçramak.s. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu. harf-i cerr). (bkz: ekûl).) cereyan. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı.) merak.) kruvazör.) 1. 3.) sıçraya sıçraya. (bkz. kısım kısım. operatör doktorlar.i.) 1. 2. (a.) küçük. . yiğit. (f. dînî öğütlerde bulunmak. (a. cesîme cesîm-ül-cüsse cesk cess cessâs cessâse cest cestân cestân cestân ceste ceste ceste ceste-gîr cesten cesur (a.b. fırlamış. (a. arkasından sürükleyen. 2. i.) operatör [doktor].i.c.) ed. cerrah'in c. 4. [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu. hiciv. 3. yiğitlik.) 1. (a. çıkar sağlama.s. (f. cerrâhî'nin müennesi.) toprak testi. (a. cesâmet'den) iri. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka.s. kaçmak. (a.) atlayan. cesâret'den) cesaretli. iri vücutlu. ağır bir yükü kaldırma.b.f. parça parça.i. ecsâd) ölü vücut.i.i.sıçrayarak. (a.i. Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi]. (f. cism'den) büyüklük.) operatörlük [doktorlukta].cerr cerre çıkma cerr-i eskal cerr-i menfaat cerrah cerrâh-hâne cerrâh-hâne-i âmire cerrahî cerrahîn cerrâhiyye cerrâh-nâme cerrar cerrâre cerre cerş cerşeft cerûz cerv cery cerz cesamet cesaret cesâset cesed cesîm . para.s. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu. bir şeyin kabuğunu soyma. (a.i. yüreklilik. (a. musibet. kocaman. (a. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması.s. i. kurtulmak. (a.i.) çok meraklı. (a. 2.f. 3. (f. 2. irilik.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese. çekici.i.i. enik. çekme.i.) yavaş yavaş. atlamak.) arsız. sıçrayan. keder. sıçrayış. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat.) cerrahlar. atlayış. 3. san ve zehirli akrep. (a. sıçrayarak. 2. öldürme.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap. gr. azar azar. sürükleme. elle yoklama. (a.s. (a.

(f.) cevap veren.s. (a. tahsildarlar.i.i. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle.) arpa.s. tarikatının âdabını anlatan. cömert.i.cesûrâne ceş ceşn ceşn-i büzürg ceşn-i Meryem cev Dâne-i cev cevâb-ı bâ-savâb cevâb-ı redd cevâb-ı safî cevâb-ı kat'î cevâb.i. cûd'dan) 1. eli açık. (bkz: şaîr). 2. 795) den 1439 (H.) cevahirci. cevâbât.) 1. (a. elmas alıp satan. (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın. doğru olmayan karşılık.i. felekler.) verilen bahşişler. erkek adı. 1666 (H. cevâb ale-1-cevâb cevâbât cevâb-dih cevaben cevabî cevabî cevâb-nâme cevâb-nüvîs cevâd cevâdd cevahir cevâhir-i ulviyye Cevâhir-ül-ahbâr Cevâhir-ül-ebrâr Cevâhir-ül-esdâf Cevâhir-ül-kelimât cevahiri cevâib cevâiz cevâlî cevâmi' (a.i. (a.i. mescitler. .) halk arasında dolaşan haberler. armağanlar. karşılık olarak.s.i. (bkz: ecvibe). (a.) câbîler. büyük. 2. 2. işlek yollar.) cevap olarak yazılan yazı.i.i. câbî'nin c. büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini. câize'nin c.zf.) 1.zf..i. sessizce verilen cevap (a.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar. (a. 2.i. cevher'in c. eğlence.c. (a. yiğit-çesine.c. ibâdet yerleri. (f. (a. cevaba cevap.f. arpa tanesi.b. kıymetli taşlar.i. doğru cevap. (bkz: caize). (a.) cevap. bir kısmı Farsça olan eser. (f. özler. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir]. şölen. (a-f-b. karşılık. inandırıcı cevap.s.f. gezegenler.s. doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram.) 1. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir. [istinsahı. yazman. mayalar. Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. kesin söz. elmaslar. i.) caddeler.) sorulan şeylere verilen karşılıklar. cevherler. toplu şeyler. (a.f. bayram.b.nâ-sevâb cevâb-I müskit cevâb kıla. cevâb'ın c.) cesaretle.) mavi boncuk.) kâtip.) cevap. ziyafet. (a. (a. (a. (a. 1392 (H. 1077) dir]. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri. cami' ve câmia'nın c. eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. (a. ret cevabı. bir kısmı Türkçe.c. yüreklice. câdde'nin c. yazı ile].

[zıddı "mühmel"]. kendi kendine bir varlığı olup. iç. tazelik.i. (bkz. (f-s. 2. çizgiler. 'gözevi. cevelân. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. cevelân-gâh. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı. iyilik. câsûs'un c. cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili. oyuk. cevelân-geh (a. çok defa manzum olan târih. (bkz. cevaz (a. ed. cevahir) 1.). gezinme. civânî) (a. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. cevf-i batnî anat.i. tazeliği.b. câriha'nın c. cevdet-izihn zihnin tazeliği. civânân). cevdet-i fikr fikir.b. cevlân dolaşma.i. cânib'in c. (a.).).) dolaşılan yer. elmas.i. (bkz: cevherin. 2. cevelân edicilik. cevf-i hicâbî biy.i. dönüp dolaşıcılık. s. üstünlüğü. olgunluk.i.i.i. 3.. (a. üstünlüğü. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. hizmetçi kızlar. acıkmış. s. (f. (bkz.i. Merih (Mars). kalb.). koşu. f. öz. hüner. cevelân-ger. cevân'ın c. cevâsîs (a.(a. câriha). izin. güzellik. savaş yeri. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan.) 1. câriye'nin c.s. cevelân-ı dem kanın cevelânı. g. cevf-i leyi gece yansı. mu'cem. cevelân-gerî.) mandalar.i.i.) caiz olma. cevf-i a'lâ anat. cevher (a. (a. yan gece.) cansızlar. solungaç kovuğu. kusursuzluk. 5. düşünce üslüğü. câniha'nın c. 4. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk. yanlar. [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler. bir yazı sitili. Zühre (Venüs). Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn). cevf 1.) tane tane. fels. cevdet (a. erkek adı.c. atlı. (bkz: câyi').) öküz. cû'dan) aç. casus). mîdesi boş.i. 2. cüvân). ağız boşluğu. gövde boşluğu. hayatsız. 3. menkut). 6. boşluk. dolanma. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır]. üstünlüğü. Utarit (Merkür). dolaşması. (a.i. cevârih (a.orbite. 3. büyüklük. maya. cev cev (f. câmûs'un c. dönüp dolaşma yeri. (bkz: gâv). (bkz: câniha). cevlân-gerî (f. parça parça. cevder (f. (f.b.s. dolaşıcı.) 1.). cevlân-ger (a. cevf-i fem anat. 5.i. (bkz. donmuş şeyler. dört taraf.f.zf. 6. marifet. 2 .) halayıklar.) cevelângerlik. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan. (bkz. fr. cevâmid cevâmîs cevân cevanan cevânî cev'ân cevânib cevânib-i erbaa cevânih cevârî cevâr-il-Künnes .) taraflar. su sığırları. cevdet-i fehm anlayış iyiliği. gezegenler. cevf-i galsamî biy.) cevelân edici. câmid'in c. 4. karın boşluğu. müsâade. düşünce tazeliği.

i. (f. meteoroloji.i. göğüs boşluğu. substance blanche.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası. [müen.f. anat.) cevher satan. kuyumcu.) çorap. (bkz. (a. (bkz: cevher4).b. bozmadde.i.)) örme zırh.substantialisme.i. fr.i. arpa ekmeği.s. hava boşluğu. sitem.) bir tane cevher.) 1.s. (f. haksızlık. cevhercilik. fr.cevf-i nihâhî cevf-i nuhâî cevf-i sadrî cevher-i ebyâz cevher-i ferd cevher-i küll cevher-i lâsık cevher-i mücerred cevher-i sincabi cevher-i ulvî cevher-dâr cevhere cevher-ebyaz cevher-fürûş cevheri cevherin cevheriyye cevheriyyûn cevher-pâre cevher-tırâş cevî cevlân-gâh.s. (a. 1) atom. savaş elbisesi. 4.f. 3.s. biy. substantialisme. cevherî). (a. cevheriyye].b. cevlân-geh cevîn. gadir.b. konak.b. cevherden.b.s. (f.f. (a.b. 3) ateş. vaktiyle giyilen1. (f.) 1. (a.) mücevherden.b.) fels.) hava.) cevher işleyen. aslı. cevheri. çulha. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç]. eza. biy. a. omurilik kovuğu. 2. 2. (a.s. beyin boşluğu. zulüm. değerli taş veya inciye ait olan. felekler. (bkz. (f.) zırh delen. hareket eden. köşk. (a. cevîne Nân-ı cevîn cevr cevreb Çâk-ı cevreb cevsak cevse cevsek cevşen cevşen-dûz cevşen-güdâz cevşen-güzâr cevşen-hây cevşen-pûş cevşen-şikâf cevşîr. madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne.) zırh ören. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey. 2) ruh.b.i. gökyüzü. çorap söküğü. elmaslı. (a. cevelân-gâh.s. fr.f.) 1. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan.s. dolaşan. (a.i. 2) ed.) zırh eriten (f.) zırh paralayıcı. (f.) arpadan yapılmış nesne. arpa unu.f. (bkz: cevher3).i) 1.s. (bkz. (a. ak madde.s.) köşk. aglütinin.i.) mücevher parçası.b.i.b.) bir arpa ölçüsündeki ağırlık. eziyet. cevhere. boşluk. anat.s. (a. zırhlı. biy.) akmadde. tas. (a.i.i. tözcülük. cevşîre cevv îlm-i ahvâl-I cevv cevv-i hevâ cevv-i kebûd cevval anat. mutlak cevher.) koşan.b. cevahirci. arpa torbası.) zırh delen (f.b.) zırh giyen. noktalı [harf]. (a. cefâ. mavi boşluk.) düğme. (f. . evrenin *tözü.c.). 2. (a.i. (f-s. (bkz: cevsak) (f. 1) en yüksek cevher. güher-fürûş).s. (a. cevelân-geh). eski tüfeklerden birinin adı. 2. fr. [şiirde] sevgili veya onun dudağı.i. çardak. substance grise. 2.

ikizler burcu.) ceviz. Gemini].i.s. cez (f.) bot. güzel şiirler. ceyb-i kavs arka sinüs. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi.s. kederlenme. Ceyyid-i hâlidât. mayıs ayında bu burca girer. juglandasees.i. ceyş (a.) bot. ceyyid-i hevâ iyi hava. c. ses. Ceyyid-i garb Cezayir.) ağaç kökü. ceyyid (a.b.i. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis. iyi.) boş. ciyâd) taze. dayanma. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti.c.i.) servi kozalağı. cevzâk (f. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma.) ast. ceyl (a.b. yararsız bir işle uğraşma.i. cevz (a. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler. Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri . (bkz: ceyyid). cevz-i mâsil bot.) mat. Ceyyid-i seb'a. ceydâ (a.) [ceyyid'in müen. kara alaca ve değerli bir süs taşı.i.. ceyvâd (f. 2. geo. Cevza' (a. sinüsle ilgili. Sevk-ül-ceyş strateji.i. cez'. canlı fikir. ordu.]. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu. ceyyide (a.ing. yangı. 3. hoş. sinüs.) uzun boyunlu kadın. saf hava.b.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili. cüyûş) 1. ceyb-i sabr sabretme. ceza' (a.s. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları.s.) ada. fr. cevz-ül-kayy (a. ceyb (a. cüyûb) 1.i. cevz-üd-tıbb (a. seda. cez'a (a. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. saf. ceybî (a. cevvî.) sabırsızlıkla sızlanma. Eş'âr-ı ceyyide ed. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi. [lât. (f.) göz boncuğu denilen. cevz-üs-serv (a. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş. cevizgiller. cevz-ül-hind bot. Hindistan cevizi.i. fr.) elemlenme.s. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru.b.) küçük hin-distan cevizi.i.i. leş Ju-meaux. cep. 2. . yengeç. tam olan [para]. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. cez (a.) günahtan sakınma. asker.i. cevdet'den c. Havâ-i ceyyide temiz hava. (bkz: cezire).) zool.i. Geminus. cevz-i bevvâ . ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü. damarlı akik.Fikr-i cevval hareketli. cevviyye (a.s.i.i. [bkz: ittika'). tatula. cevz-ber-günbed cevziyye (a. gömleğin açıklığı.

2. takım adalar.b.i.ceza' cezaî müeyyide cezâ-yi amel cezâ-yi nakdî cezâ-yi seza cezâ-yi Sinimmâr cezâen cezaî. (a. (a. cezâir) ada [denizde].zf. Kanarya adaları.i. cezaya ait. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması. (a.s.). gönlü çekme.f. çekicilik. lâyık olan ceza. peltek. ceza. yanardağ adası. ben de gelirim = ceza" dır].) havuç.) cezbeye tutulmuş gibi. . kol-baş *anadamarı. kendinden geçmiş. bol sevap. (a.) adalar. ceza işleriyle ilgili. (a. işlenen bir şeyin görülen fenalığı. para cezası. karşılık [iyi veya kötü]. Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye.) ceza olarak. Hind-i Çînî adalan.i. gönül alma.f.i. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli. 2. Cezayir. ed. ceza baskısı. (a.b. azap.) 1. (a. (a. (a. (a.s.) cezbeye tutulmuş. kelime]. rekâketsizlik. küçük tomurcuk. Akdeniz adaları. çekilme.f. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür]. cezîre'nin c. 2.) cezbeli. cezâiyye cezâir Cezâir-i Bahr-i Sefîd cezâir-i garb cezâir-i hâlidât cezâir-i Hind cezâir-i isnâ aşer cezâir-i müctemia cezâir-i saadet cezâir-i Seb'a cezâlet cezâlet-i lafz cezâlet-i ma'nâ cezb cezb-i kalb cezbe cezbe-dâr cezbe-dârâne cezbe-dârî cezbe-efgen.) bir şeyi ikiye bölme. cezbeye düşürücü.) cezbeye tutulma hâli.b.i. çok. (a. Ege denizindeki oniki ada. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti.s.f.c.) kendine çekme. (a. gr. (a.) cezbe verici. yabani havuç. (a. kekeme veya pepeyi olmayış. ceza ile.i.i. ed. coğr.b. cezebât) 1. Arabistan yanmadası.i. (bkz. 2.) 1.i.) bot. (bkz: cezbe). (a. cezl). mânâ düzgünlüğü. kelime düzgünlüğü.c. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart.s.i.) 1.zf.i.b. peltek ve bozuk olmayan [söz. (a.) çekme. -fegen cezbe-yâb cezbiyye cezebât cezel cezer cezer-üt-türâb cezî' cez'-i adûdî-i re'sî cezîl Ecr-i cezîl cezire cezîre-i bürkâniyye cezîret-ül-Arap (a.f. lyonien adalan. (a. heyecana gelmesi.i. (saadet adaları) Kanarya adaları. coğr. cezbe'nin c. bol. anat.

cezr (a.i.i. kılkök. dürüst. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar. cezriyye (a. maaş. cezre (a. cezr-i ekmel coğr. cezr-i muzâaf mat. cezûb (a. (bkz: cezr-i vetedî).) çok cezbeden. kökle ilgili. cezr-i mihver mat. cezr-i aıııııdi mat. ciâle (a. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme.s.i. cezm ile ilgili. ılgın meyvası. çeken. iki kök. köke ait.) 1. 2. erkek adı. 2.) fls.b. Medd ü cezr coğr.c. çetrefil olmayıp. cezr-i asam mat. cezr-i murabba' mat. 3. fr. cezr-i aslî bot. asit kökü. ücret. rüşvet olarak verilen hediye. (bkz: cezü1). doğru olan. cezl . kesin karar. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar.) 1.s. raci-ne fıxatrice.i. cibâl-i şahika yüksek dağlar. cezr-i şârî anat. fr.i.) dağlar. cezmî (a. 2. çeken.s. cezmâzec (a. cibâl (a.i. radikal. (bkz. cezr-i rîşî saçak kök. meç. cezûb). tutunma kökü. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök. kök.zf. dokuzun cezridir. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. cezr-i hamız kim. 2. cebel'in c. (bkz. cezr-i mik'ab mat. asal kök. [denizde] alçalma. cüzûr) 1. cezlân (a. cezrî (a. niyet. cübeb). mortes eaux. 2. cezzâf (a. cezmen (a. asıl. karekök. inme. 2. gelgit. mat.) cebhe'nin c. cezr-i mükâ'ab küp kare. cezr-i arızî ek kök. kalın odun. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. büyük gidim.]. gr. cezr-i tâmm mat.) bot. cezr-i vetedî kazık kök.i. anakök.) odun. 2. cezzâb (a. cübbe'nin c. fr. kanlı. kat'î karar ve niyete ait. keçi v.) mutlu. kare kök üç. radicalisme . cezr-i mantık. cîbâ (f.i.i.i. zâlim. gaddar.) çok sabırsızlanan.) kestirip atmak suretiyle.s. cezr-i nâtık.) kasaplık davar [koyun. köktencilik. cezb'den) çok cezbeden. cezzâr (a. kuvvet ekseni.i. cibâh (a. küpkök.s. i. deve kasabı. ikincil kök. cezr-i dereni yumru kök. (bkz: cezzâb). cezm (a.). 3. cezr-i müsbit bot.s. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam.) 1. cibâb (a.) 1. (bkz: azm).(a. tomruk.) 1.i. cezû' (a. cerz-i talî bot.s.) 1.) alınlar.) ağ ile balık tutan balıkçı. sanal kök. cibâl-i mubaha huk.

salîb.) 1. avaz.) 1. (bkz: haç. (a.b.s.) 1. 3. b. t. ciddîlik.) geniş kuyular.c. câbîlik. (a.) ciğerli.) Cebrâîl.i.b.s.) cifirci.b.s. evlât. kireç.b. (a.i. hararetli konuşma. (f. sanem].c. (bkz: câbî). 2. cüdür. ıztırap veren.s.s. (f. ciyef) iaşe. meç.b. (bkz: fıtrî).b.) [cibillî'nin müen]. gaddar. (a. (a. (a.s.) soysuz. hayat mücâdelesi.s.i. cibillî).) leş yiyen. gerçek.s.) kederli.) evlât.i. (f. duvar. vergi.f. 2. keder.s. gelir toplamalar. büyücü.cibâyât cibâyet cibillet Cibilletsiz cibillî cibilliyye Cibilliyyet Cibril cibs cibt cîd cidal Ceng ü cidal cidâl-i hayât cidâl-i maişet cidâl-cû cidâl-cûyâne cidâl-gâh cidar cidâr-ı hadîka cidd cidden ciddî ciddiyyât ciddiyyet cifâr cîfe cîfe-gâh cîfe-hâr cifr cifrî cifriyyât ciğer ciger-cûş ciger-dâr ciger-der ciger-dûz ciger-fürûş ciger-gâh ciger-gûşe ciger-güdâz ciger-hâr ciger-hâre ciger-hûn ciger-pâre ciger-sûz (a. ciger-pâre). cüdrân) 1. (a. savaş. 2.i.) leşle dolu olan yer.) yüreği coşturan. zar. bağır. (a. (a.b. önemli. 3. çok eziyet çeken kimse. i. cibilliyet. önem. (a.) bağır yakan.) yaratılışta olan.i. zorlu.b. mücâdele). ehemmiyet. yaradılış. (bkz: fıtrat). cesaretli. çelîpâ. ciddîlik. (f. (bkz. (a. (a.i.i. (f . arbede-cû).) 1. i. [doğrusu "cefr" dir].) câbîlikler. (a. ciğer. merhametsiz.b. (a.i.i.i.b. .) huy.b. (f.i. 2. savaş.) put.) ciğer parçası. (bkz: cefr).zf.c. (a.b.s. sevgili.) 1. s. bahçe duvarı.f.). acıklı.) ciğeri kanlı. cefr'in c.b.i.s.i. 3.i. meç. sıkıntı. Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu]. (f. ağırbaşlılık. savaşçı. yürekli.) kavgacı. (a.) ciğerin bulunduğu yer.zf.b.i. (bkz. Dünyâ.) 1. sütü bozuk.s. (f. hissiz.) ciğer paralayan. cüyûd) boyun. 3.) gerçekten çalışılacak işler. 2. kansız. (f.i. Cebreîl. 2. (a. ciğer söken. (a. leş. geçim mücâdelesi.i. alçak [kimse].) mücâdele yeri. hayırsız.) gerçekten.) ciğeri yakan.b.i. çok acıklı.) ciğeri delip geçen. (a.f. "ciddiyye"]. ağırbaşlı.f. i.) ciğer satan. 2.s.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.i. (f. [müen. 2. ciğer yırtan. kavga çıkarırcasına. (f.s. sıkıntılı [kimse].c.s. cibâyet'in c.f.) 1.i. (f.b. tabiî. (a. (bkz: cibillet). bir işi gerçekten çalışıp işleme. (a. (a. falcı. ciğerci. (bkz.) kavgacılara yaraşır yolda.) cifir ile ilgili olan şeyler. (bkz. karşılıklı kavga. mühim.i.b. (a. (a. (f.s. acı. (f. (a.c.

öteki dünyâ.s. cihanı gezmiş. cihân-cû[y] (f.s. Dünyâyı zapteden. huk.b. cihâd'a mensup.) cihanı. i. cihân-gîrî (f.b.s. cihân-ı can ruhlar âlemi. cihâniyân) 1.s.b.b. 3. [aslı "cenan" dır]. Dünyânın bekçisi olan 1.zf.) cihanı.s. s. erkek adı. cihân-geşte (f.) 1. cihâdiyye (a.) cihanı. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma. ciger-teşne (f. (f.s. erkek adı.i. 2. 2. 2 .b. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse]. cihâd (a. Allah.b. cihân-bân (f.s.b. 3.) hüküm-darcasına.b. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır]. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H. insan.) Dünyâ halkı.s.) cihanı. cihân-gîr (f.i.i.i. cihândâr-âne (f.b. göz. Dünyâyı süsleyen.i. 2.) 1.) Dünyâ. i. ciger-tâb (f.) cihangirlik. cihan (a. (f. II.s.b.b. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır.) cihanı. dünyevî.) cihanı.s. Dün-yâ'yı dolaşan. cihân-bânî (f. din uğruna düşmanla savaşma.b.) meç. cihân-efrûz (f-b. berbâre4). âlem. dünyâyı dolaşan.s.) cihângir-cesine.b. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı.ciger-rend (f.) hükümdarlık. cihân-key (f. [bu nüsha 1732 (H.) cihâna.s. Dünyâyı gören. kendi kalbi içinde.f.s. öte âlem.) cihanı.s.b. Dünyâyı yaratan.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar. cihân-penâh (f. 2. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş. (bkz: gîtî-sitân).i. cihanı. Dünyâ'yı gösteren harita. pâdişâh. cihân-gerd (f.b. cihân-bîn (f.) Dünyâyı gezip görmüş olma.b. Allah. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke.b.c. hükümdar. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça. 2.) acı veren. 2.) hükümdarla ilgili. cihân-ı İslâm islâm âlemi. cihânî'nin c.zf. cihân-gîrâne (f. Dünyâda oturan. cihân-dîdegî (a.) 1. cihanı. cihân-ârâ (f. cihân-güşâ (f. i.i.b. çok özleyen.b. bezeyen. cihanı. cihân-âferîn (f. cihân-dârî (f. acısı olan.b.a.) herkes.b.s. padişahlık. cihâdı.i.s. cihân-nümâ (f.) cihanın. pâdişâh.) âlemin sığındığı muhafız. Dünyâyı parlatan. cihân-muta' (f. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar. cihân-dîde (f-b. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas.) fâtih.) cihanı dolaşmış.a. tecrübeli. Dünyâyı tutan hükümdar.i. islâm dünyâsı.s. cihâniyân (f. Dünyâyı gezip görmüş.s.) 1. cihân-âlem (f.b.s.) acıklı. cihân-dâr (a. savaş işleriyle ilgili. cihanı (f. Dünyâyı zaptedercesine.) 1. (bkz: ber-bâr. cihân-nevred (f. .b. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar.

) cihanı zap-teden.(f. kuzey.s.) dünyâyı dolaşan. bahane. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü).i. (-r1 (f-b. (bkz: âlem-şümûl). apotek cihâz-ı teneffüsî anat. âlet [doğrusu "cehâz" dır]. üreme sistemi. cihaz (a. 4.) cihâna yaraşan. sebep. vazîfe. cihâz-ı deverânî anat.) 1. bakımlar. boy.s. üst. Cihâz-ı tenasüli anat. cihar (f. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan. (f-b.) cihanın başkanı. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler. fr.b. cihar ü se (bkz: cihar ü se). devinim düzeni. iki yön. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy. cihân-tâb (f.. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). 2.a. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler.b.) padişahlık. yönler.b.s. kalınlık]. cehr'den) apaçık olarak. taraf. cihân-penâhî cihân-pû cihân-revâ cihân-sâlâr cihân-sitân cihân-sitânî cihân-sûz cihân-şümûl .s. cihât (a. cihet'in c.i.i.) cihanı yakan [Güneş]. cihâz-ı Muharrik biy.) 1. cihât-ı erbaa dört taraf.[fakirler gibi]. her yanı kaplayan.. (f. müslim. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler. pâdişâh. anayönler. dört yön. ciheteyn (a. yan. takım. (bkz: şıkkayn). dolaşım sistemi. arka. müezzinlik. görme aygıtı. cihar (a. 4.s.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. systeme locomotrice. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler. sol. taraflar. imamlık.i.b. evkaf maaşı.c. ilgi. cihât-ı selâse üç taraf [en. cehr'den) açık söyleme veya okuma. [mescitlere nazaran imamlık. [doğu. delâilül-hayrât vazifeleri gibi].) iki cihet. sindirim aygıtı. sinir sistemi. (f.b.) 1. 2) coğr.i. [bir camide okunması meşrut buhâri. sağ. vesîle. cihât) 1.). (a. büyüğü olan. müezzinlik vazifeleri gibi].s. yüz. batı. semtler. (bkz: cehâz). güney]. cihar).i. yerler. hareket sistemi. cihâz-ı basarî anat. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot. hatiplik. şifâ-i şerif.s.a. çeyiz. kayyumluk gibi]. 2. cihâren (a. hizmet. yön. (bkz: alenen). cihâz-ı hazmî biy.b. görüşler. [müderrislik. dünyâ ölçüsünde. evkaf maaşları. pâdişâh.i. cihet (a. yer. hatiplik. S.f. 2. (f. (bkz. 3. 3.zf. boşaltım aygıtı. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. dünyâda geçer olan.) hükümdarlık.s.b. dünyâ çapında. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler. alt]. 2. padişahlık. (f. cihât-ı sitte altı taraf [ön. cihâz-ı asabi anat.

s. (a. parlak.) kaba. (a. (a.b.i.f. (a.i.b. ayak takımından. ecyâl) 1. bahçeler. parlaklık veren.c.) ciltle.i.i.s. deri.b. deri duyumları. süvari alayı. fels.c.) erkek develer. 2.i.) cilve yeri. (a. 2. (a. cildiyye cildî ihsaslar cildiyye cilf cilve cilve-i ilâhiyye cilve-fürûş cilve-gâh.) 1.) parlatan.f.s. (f. (a.f. (a. kırıtma.) cilve eden.i. toplu kabile.f. (a. (a. (a. kırıtkan. i. kaderin cilvesi. kitap. alçak.b. (a.b.) cilâlı.b.) "cilve satan" cilveli. cilve-sâz).s.) beraber oturma. devirden devire.b.f. fr. eclâd) 1. s.i. cinn).) cennetler. (a.) cinayetle ilgili. cilalanmış.b.) cila sürülmüş.) ciltçi.) soysuz.) cilve eden. cilve yapan. (a. sensations cutanees.s.) hek. cilve-geh cilve-gâh-ı zuhur cilve-ger cilvegerî cilve-kâr cilve-kün cilve-künân cilve-nümâ cilve-penâh cilve-perdâz cilve-rîz cilve-sâz cilve-sâzî cim cim-i arabî cima' cimâh cimâl cimâr cimrî cin cinai.cîl çilen ba'de çilin cila' cilâ-bahş cilâ-dâde cilâ-dâr cilâ-ger cilânger cilâs cilâ-sâz cilbâb cilbend cild cild-ger cildî.s. (a. parlatılmış.b. hoyrat.f. (a. (f. kap.) parlaklık veren.s. (f.) hoş ve güzel olan.) cilve ederek.) cilveli. çıkıp görünülen yer.) 1. görünme. 2. (bkz. (a. nesil.). (a.i.i. cinâiyye cinâiyyet cinân '- (a. gömlek. (f.) kendini gösterme.) şa'şaalı. cemâat.f. sen başlı olma. (a. deri ile ilgili.) parlatma. (a.c. . cülûd. (a.s. insan güruhu. ferace. cilve etme. (bkz. (a. cennet'in c.b. cilve yapan.f.i.) çilingir. meşin.s. (a. (a.f.f.) cinayet hâli.) cila yapan kimse. tecellî. Allah'ın cilvesi.) at.b.s.b. cilvelilik.i.i. parlaklık. taife. aşîret. 3.ha.s.) cilve gösteren.b. uçmaklar.f. cilve eden. (a.s.i. (f.s.i. evrak çantası. (a. fr. 3.b. cilve yapan. c sesi.s.b.) cilve yapma.zf.i. a.) cilve yapma. 2. 4.b. cilveli.f. (a. (f.s. (a. mücellit. criminalite.f.f. kuşak. çarşaf. cemel'in c.b. (f. (bkz: cilve-ger). tamahkâr mânâsına kullanılır].) büyük cüzdan.s. (a. millet. 2. s.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır. cilâcı. (a. cilt hastalıkları kliniği.s. (a.s. celâbîb) 1. dilenci [Türkçede pinti.i.).f. cem'den) çiftleşme [insan hakkında]. cilve edecek yer.b.i. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan.

türlü. cinâs-ı darbî ed. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi]. (a.zf. cins ' (a. gözle görünmez. bir cin. cinnî (a.s.) münâsebet. soy.i. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). cinâs-ı tanım e d. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas. Cinân-ül-cenân II. (bkz: mücâmaa). meç. cinsî (a. cinnî (a. lastikli söz.i. cinn'den) cin tutma.800) ile 1446 (H. [dem = âdem] gibi. büyük. cinsî cazibe cinsel çekicilik. cinâs-ı nakıs ed.i.f. telaffuzu bir. birçok anlamlara yorulabilen söz. delilik. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır.) tabut. mürd gibi].b. pek zekî ve anlayışlı kimse. 4. canilik.) "iki cins" kadın ve erkek. 2. lâfızda. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik. cinnet (a.i. yaz! gibi].) ecinli.i.s.) cinayet işleyen.. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi.f.(dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla. cânîlere yakışacak bir surette.f.i. ağır suçlar. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır. cinâyet'in c. Semerkand vâdîsi. nevi'. cinseyn (a. gr.) cinayet işleyenlere. cinâyet-kâr (a. s. îmâlı. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. cins cins (a-b. cinas (a. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır]. ecnâs) 1. Şam vadisi.c. cinsle ilgili. cinnistân (a. cinâs-ı muharref ed. Ebnâ-yi cins insanlar.) cinler diyarı. cinn (a.c.s.) cinayetler. yalnız harflerde beraberlik. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. cinâze (a. Telif târihinin 1397 (H. cinân-üd-dünyâ .) cinse mensup. cinayet (a.) cine mensup. çılgınlık.i.) çeşitli. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun. cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç.b.s. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek.i. cinâyet-kârî (a. cinâs-ı mefrûk ed. kelimenin müzekker (erkek). benzeyiş. gibi]. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. [deme kış yaz.i.) 1.i. çeşit. cinâyet-kârâne (a. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.b. cinâyât (a. 899) da istinsah edilmiştir. a.s. [1493 (H. telmihli söz. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır. 2) Soğdiyana. oku. müennes (dişi) oluşu.) cânîlik. 2.c.f.

(a. tabîat. iyi komşular. cevher. cinsel eğitim.s. cirâhat'ın c. poligon. fr.i.) cerâhatlar. 4. 2. astre. bonnet. cansız cisim. (bkz.) 1.) 1. saf şarap. katı cisim. çıplak vücut.s. 3. yemek ve para.) azalarla birlikte vücut. kemik gövdesi. ruhanî karşılığı. education sexuelle. korkunç cisim.) ["cismânî"nin müen]. 2. güzel kadın veya kız. hacim. müşteriler. (a. insan vücudu. biy.) temel.cinsî terbiye cinsiyyet cîr cirâhât cîrân cîrân-ı sâlihîn cirân cîre cîret ciriyyâ cirm cirmân cirrîs cirriyye cirs cirsâm ciryâl ciryâle cirye cisâd cism cism-i azm cism-i basît cism-i beyzî cism-i billûrî cism-i cemâdî cism-i cevheri cism-i eflâtûnî cism-i felekî cism-i gayri muzî cism-i hâil cism-i hevâî cism-i latîf cism-i mürekkeb cism-i müteharrik cism-i muhâmî cism-i nâtık cism-i nizâr cism-i sefenî cism-i semavî cism-i sulb cism-i üryan cismânî cismâniyye fels. (a. mizaç.i. bileşik cisim. cerre'nin c. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik. (a.) 1. sümüksü cisim. bedenle ilgili.i.) havsala. öldürücü zehir.) 1. aşağı. komşular.) komşuluk. yılan veya sazan balığı. cereyan. harekette olan cisim. (a. 2. fr.c. ilk madde.) toprak testiler. (a. fr. 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. âdet.i. söz söyleyen cisim. (a. (a. 2.) 1. elips cisim. ecsâm) 1. (a.i.i. zâtülcenp. kan. 2. ışıksız cisim.i. töz. mat. alt. oylum. biy. cerahat). astr. (bkz: zîr).) zool.i.i. 2) meç. (a. f i z.i. menşe.i. (f. gövde.i.) çırak. . bir nevî kırmızı boya. 2. dînî işlerden ayn olan. irinler.i. ecrâm) cisim. (a. s. 3. alışkanlık. civarda olan yerler.i. fr. delilik. gökcismi. madde. (a. börkenek. beden. melekler. (a. (a.) saf şarap. 2. nasırlı cisim. zayıf vücut. diaphyse. anat. 3. (a.i. (a. kılıç kayışı. câr'ın c. kök. f i z. billur cisim. (f. (a. yaralar.i. altının kırmızılığı. biy. (a. safran. 2. kim. f iz.) 1.) 1. gökcismi.i.) 1. temiz renk. (bkz: cismânî).c.) bir cins ile ilgili olma. (a.i. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri.i. 2. gaz hâlinde olan madde.

b. cismânî). (f. (f. ırmak.b.) civan-merte yakışır yolda. vücutça.s. kök. (f. yakın yer.) 1.i. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye.zf. cismâniyyet).zf.i. yakın komşu.) cıva. 2.) civân-merd'in c.i.i. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif.) cömertlik. Hıristiyanlardan alınan cizye. (a.) iaşeler. (a.) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. araştıran.i. vücut. leşler. arayıp sorma. (o. el açıklığı. .) akarsu. (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı.s.) küçük sürü. (a.) hurma toplama.s. civân-merdân) temiz. komşulukla ilgili.) ağaç kütüğü.) deve kasaplığı. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir. vergi ödeyen delikanlı. (bkz: pul. çevre.c. (a. (bkz: cûy). (f.i. (a i ) (bkz. karnı acıkmış olanlar.) talihli.) iyi eşkin giden soy atlan. (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü. câyi'nin c. (f.) Müslüman olmayan.f.) genç olana yakışacak surette. (a.s.i. komşuluk. (f.i. (f. (f. (f-'. vergi.i. (f.i.) açlar.cismâniyyet cismen cismi cismiyyet cisr cisr-i atîk cisr-i cedîd Cisr-i Ergene cisr-i muallâk cisreyn civan civan kaşı civânân civânâne civân-baht civânî civân-merd civân-merdân-ı millet civân-merdân civân-merdâne civân-merdî civar civârî civâriyyet cîve ciya' ciyâd ciyâdet ciyef ciz' cizâl cizâret cizfe cizm cizmîr cizn cizye cizye-i gebrân cizye-dâr cizye-güzâr cû Cüst ü cû cû -cû (a. 2. (bkz: âlî-cenâb). (bkz: âlî-cenâb-âne).s.) "arayan. (a. tazelik. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. yöre.b.i.) gençlik. (a. (f. (a.i.s.b.s.) cisim itibarıyla. iyilik.i. ağaç kütüğü. (a. s.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi.b.i. eli açık olanlar. millet fedakârları. (a.c. cömert.) gençler.i.civân'ın c. kantara. (a.) cömertler.) yakınlık. (a. g. asîl. cömertlikle. (bkz: sahavet). sırat). asma köprü. porsiyon. cizye denilen vergiyi alan tahsildar.b. (bkz: zîbek). araştırma. (bkz. Unkapanı Köprüsü.i.zf. (a.i. (a. çay. araştırma.) cisim.) 1.) arama. 2. yücegönüllülükle.f.) hurma ağacının kökü.i.) 1.) tayın. güzellik. (a. genç (bkz: cüvân).i.i. yakınlıkla. (a. (a. (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü.s.) köprü. (f. (a.) haraççı.s).b. bedence. el açıklığı ile. cîfe'nin c. (a.

cemâhîr) halk. toplamalar.i.s.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı. kalabalık. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan. 2.) açlık. cum'a'nın c.) öküz boyunduruğu.) millete. cûleh (f. ücret.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş.i. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. cûlâh (f. çulha. cumhûriyye (a.) çaylak. yığmalar.zf.i. cem'in c. cumhûrî. cumhurcu. cumhur (a.) 1. cumhûriyyet (a. perşembeden sonra gelen gün. çâre arayan. cumuât (a. cu'l (a. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık. cûd (a.) 1. kebeli. 2. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi.. aç kalma.i. 2. küçük dokumacı. cû'an (a. [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. ahâli. cem'den).f.) 1.i. cumuât) 1. tutulanın. cûd-i kerem. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi. cû'dan) aç olarak. cum'a'nın c.i. cuğd (a. çoğullar. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret.i.i. c. cum'a (a.) perşembeden sonra gelen günler. 2.i. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz. cûlâ-hek (f. toplanma. cüce (f.) perşembeden sonra gelen günler. cu-meât.s.i. cûl (f. (bkz: cum'ât. karşılık. (bkz: cumeât. 2. gibi. halka mahsus.i. (köpek açlığı) hek. cum'ât. Fursat-cû Çare-cû Cû Def'-i cû cû'-i kelbî . cûlehî (f. cu'bûb (a.. cûg (f. 2.s.i. cumeât (a.i. cuımı' (a. elaçıklığı.i. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında.i.fırsat arayan. kalender [kimse]. (a. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete. açlığı giderme. cumeât).) 1.i. Cûdî (a. örümcek. (bk cum'ât. cu'bûs (a.) civciv. ayak kirası.c.) abalı.) işe yaramayan adam. başıboş kalabalık. cumhûriyyet-perver (a.) cumhuriyetçi. erkek adı.i. cumhurluk. cûd-i sehâ cömertlik. cumhûr-i nâs halk kalabalığı. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar.) 1. cemi'ler. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı. cumuât). (bkz: çûg).) aptal.) perşembeden sonra gelen günler.i. 2. örümcek.) cömertlik. cum'a'nın c. b. cumuât). cum'ât (a.i.) baykuş.

s. tek tek.) 1. coşkunluk. (bkz. suyun coşması. kaynama. (f. baş sertliği. (f. kaynama.) 1.i. (f.i. (f. câdî'nin c. cûyân). elem.i. gönül coşkunluğu. şekil. gözyaşı ırmağı. üstlükler. (bkz. ayrı ayrı. (bkz: cûş.s.i. cübbe'nin c.i.b. (bkz: bi'r.) çiçek hastalığı. i.i. (f. 2. (f.i. cüded) 1. cûyâ. uygun olanlar.) çok coşkun. akarsu. (bkz. (a.) lâyık olanlar. coşkun akışı.) ayrı ayrı. (a. (bkz: cûş. cûyek cûyende cûyende-gî cübb cübb-i Yûsuf cübbe cübeb cübn cübnî cübün cüda cüdâî cüdât cüdâyî Cüdde cüda cüda cüdâ-gâne cüderâ' cüderî cüderî-i bakarî cüderî-i kâzib (a. hüzün. çeh). (f.zf. taşkın. kaynayan.) 1.) dokumacı. (bkz: iftirâk). tas. taşma.s. (bkz: cevşen). (a.) coşma. çizgi.cumûh cûş cûş-i âb cûş-i dil-i enhâr cûş ü hurûş cûş ü hurûş-i nev-bahâr cûşâcûş cûşâk cûşân cûşânî cûş-âver cûşen cûşîde cûşîde-gî cûşîr.i.i. (a. (f. cûşânî). işaret. anmanın coşkunluğu. 2.i. taşıp coşma. 2 .) coşma. (bkz. cûşî'den) kaynama. ırmak. (f. . (a.s.).) atın hamlığı. cedîr'in c. (a. arayıcı. korkaklık.s. (f.) küçük ırmak. c. (a.) kuyu. kaynayış. peynirci. cûyân cûy-bâr cûy-çe. (f.b. (a. peynir.b. inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı. çay.) coşan. ilkbahar neşesi ve ahengi.i. 2. akarsu. (f.i. ayrıca.) arayıcı.i. peynir hâlinde olan şey. (bkz: cebânet).) alınlar.).s. yakışanlar. 3 .i. cûşîre cuşiş cûşiş-i ahzân cûşiş-i dil cûşiş-i efkâr cûşiş-i yâd cûy cûy-i revân cûy-i sîrişk -cûy cûyâ. Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. kaynamış.i.). cuşiş). (f.b. arayan. cibâb). (a. keder coşkunluğu. cebîn'in c. cûşânî). dağ arasındaki yol.) nehir. akarsu. (a. araştırıcı.s. ayrı düşmüş.) ayrı.i. coşma.i.) dilenciler. ayrılmış. -cû). (f. coşkun. başkaca. ırmak kenarı.s. düşüncelerin coşkunluğu. dere.s. (f. su çiçeği. ırmakların gönlünün coşması. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük. cüdâyî). (f.) coşturucu.i.) pardesü gibi üste giyilen şeyler.i. (f. (f-i-) l. (bkz: cû). (f.coşma.) coşmuş. ırmak. 2 . tarz.i.) ayrılık.) arayıcılık. kaynama. (bkz: cuşiş. araştırıcılık. coşkunluğu. (f. (bkz: cûyende). c.

) bilgisizler. (a. (bkz: cehele. bilmezler.) birlikte oturanlar. (a.i. (a. (a.) çift öküzü. (a. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı.s. (a. (bkz: vâfir). .).) çul. (a. (a. Hz.) bol. 2 . (a. 2. (a. (a.) kurumuş.) çift. (a.).i.i.i. (câlis'in c. çok inatçı Yahudi. içi boş.i. Fâtıma'nın kocası. tef çevresine dizilen zil. eş.i. (a.s. oturanlar. (a.) bilgisizler.i.s. hizmetkâr. (f.i) 1.) 1. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır]. câhil'in c. kof. cühhâl). zarlar. Hz. su üzerindeki çerçöp. fr. cehîr). i.s. onulan yaranın derisi. 2.c. köpük. 3. cühela').i. cidâr'ın c. (bkz: cehele. (a. (a. (a. (bkz.) astr. celîs'in c. küçük dokumacı. (bkz.cüdeyy cüdrân cüdûd cüdür cüfâ' cüfâen cüfâf cüfâl cüff cüfre ia cüft cüft-i betûl cüft-i felek cüfte cüfte-endâz cüft-gâv cühâl cühela cühemiyye cüherâ cühhâl cühûd cehûd-i anûd cül cülâb cülâhek cülâzî cülbe cülcül cülcülân cülcüle Cülesâ Cüleyde cüll cüllâb cüllâh cülleh cüllâs cüllenâr. gülsuyu. ince deriler. narçiçeği.) 1. (a.) gülnar.) 1. cüll).) gülsuyu. benzer.i.i.). (bkz.) 1.) çifte atan. niyâgân). tek olmayan. cüfer) çukur.i.s. Güneş ile Ay.) zehir.b. (a. hayvan ve insan sağrısı. (a.i.) boşuna.) duvarlar. 3. 2. (f. cedd'in c.i.i. papaz veya keşiş. oturma.) 1. kilise veya manastır uşağı. pul. tahta çıkma. 4. (a.) hek. ufak çıngırak. dimağa işlemiş olan baş yangı.i.i.s. cülnâr cülmûd cülmüd cülnâr Cülûd Cülus (a.) at katır gibi hayvanların attığı çifte. duvarlar. s. ishal veren şerbet.) 1. (f. câhil'in c.) çul dokuyan. (bkz: ecdâd. boşluk. (a.i. pullan.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı.) kaya.i. çulha.) hayvan derileri.i. (a.).b. 2. kocaman ve kuvvetli. i.i.). i. 2.) zool. cild'in c. (f. Ali. (f. 2. (a. (cedr'in c. 2..i. eşi olan. (a. (f. ikili.zf.) 1. (bkz: mânend). cehûd).) kişniş.c.i. bir çift öküz. örümcek.i. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı. (a. (bkz: cülâb). i. cehîr'in c. dericilik. (bkz: gül-nâr). celâcil) küçük çan.i.s. (a. (a. (bkz: cüllâb). (a. beyhude. pellicule. 2. faydasız yere.) cülus edenler. (a.i. (a.i.) sesi kuvvetli olan kimse.i.i.

cümle-i mütemmeme gr. cümle-i ismiyye gr.i.i. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan. (a. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık.i.i. cümle-i lenfâviyye anat. Gerçek şart cümleciği. proposition juxtaposees. cümle-i inşâiyye gr. cümel-i müntahabe seçme cümleler. cuman (a. sinir sistemi.i.) arabî aylarının altıncısı. cümâne (a. cümel. karşıtlı cümlecik.s. cümmel (a.) tek inci.i. 3.i. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. istek cümlesi. cümd (a.) taş. takımlar. şart cümlesinin ikinci kısmı. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. (bkz cümle-i şartiyye gr. hesaplanması.i. cümle-i şartiyye (f. cülûs-i hümâyûn cülûsî cülûsiyye .b. cümcüme (a. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle. (bkz: cümle).b.i. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. fr. birikiş. (bkz: cemâzi-yel-âhir).) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi. iki virgül veya iki çizgi. cümle-i sempati-i kebir anat. cümel (a.) arabî aylarının beşincisi.) 1. 2. haber cümlesi. şart cümlesi. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri. (bkz: cümle-i tefsî-riyye). emir cümlesi. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının.i. cümle-i iltizâmiyye gr. cümle-i müfessire gr. cümle-i ihbâriyye gr.i. temel cümlesi. cümle-i müste'nefe gr. (bkz: cemâzi-yel-evvel). cümle-i fi'liyye gr. başka bir cümleye bağlı olan. cümle-i istifhâmiyye gr. kelime dizileri. cümâde (a. cümel-i sagîr ebced hesabı. Sözde şart cümleciği. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı. fiil cümlesi. cümle-i istidrâkiyye gr.i. cümle'nin c.) iri inci. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler. kümbet. cümle-i kevkebiyye astr. fiil. isim cümlesi. üçüncüde 1530 eder. (a. cümle-i emriyye gr. cümâd-el-âhire (a. lenf sistemi. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle.) kafatası. parantez içinde bulunan cümle.b. sistem. takımyıldız. fr. bütün. hep. cümle (a. cümle-i mütevâliyye gr. ikincide 224. (bkz: cümle-i tâbia). sıra cümlecikler. proposition conditionnelle reelle. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. 2.) eğlence yeri. emir cümlesi.pâdişâhın tahta çıkması.) cümleler. cümâd-el-ûlâ (a. cümle-i mu'tarıza gr. soru cümlesi. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. cümel) l. cümle-i asabiyye anat. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr.) tar. kubbe. büyük sempatik sinir sistemi. cümle-i cezâiyye gr.c. cümle-i asliyye gr. Meselâ Muhammed birincide 92.

) bir araya gelerek tortop olmuş.) askerî süvari. (dertop olmuş avuç) yumruk.i. deprem.) suçlu. gr. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu. fr.) cündîcesine. c. yer sarsıntısı.i. donuk olma. (bkz: cümle-i mütemmeme). asker topluluğu. catalepsie. (bkz: cünbüş).f. (a. Ülker yıldız kümesi. (f. küçük kabahat.i.i. hareket..i. hareket eden.) koruma. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi.) kımıldanmış.) bütün. deprem. zevk. 1) kaza ve kaderin başlangıcı. kımıldanma. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar kuyruk sallayan. kümbet. cünd'ün c. (f. "yâni". eğlenti. Ülker topu. (bkz. sipahi. iyi binicilere yakışır bir tarzda. baş sallayan. esirgeme.) kubbe. gr. (f. 2.) 1.) sallayan.) glâsiye.i. gr. hep birlikte.) askerler. sarayın büyük kapısı. ölüm titremeleri. kımıldatan.i. cünûd) asker. cümal cümûd cümûd-ı ayn cümûd-ül-mevt Dâ-ül--cümûd cümûdiyye cümûh cünâb cünâbe cünâh cünbân -cünbân Dünbâle-cünbân Ser-cünbân cünbânî cünbîde cünbiş cünbiş-i evvel cünbiş-i müjgân cünbiş-i yemin cünbiş-i zemîn cünbüde cünbüş cünbüz cünd cündî cündiyâne cünh cünha cünha-dâr cünnâr cünne cünûd gr. (a. (a.i. kemer.) kımıldanan. (a. 2) feleğin hareketi. yer sarsıntısı. çok iyi.) 1. 3. donma.) günâh. (a. küçük suç.i. (a.) yâdes (lâdes) tutuşma. hareket etmiş. (f.) çok güzel. kadın başörtüsü. (a. [doğrusu "cünbiş" dir]. (f. "buzul.s. oynayan.s.) ikiz çocuk. cümle-i müfessire). sallanmış. baş oynatan. tek başına anlamı tamam olan cümle.i. cümbüş. (a. (bk cemâh).) çınar. kımıldanma." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle. eski savaş silâhlarından kalkan. (a. binici. zarf olarak kullanılan kelime grubu.s. 2. böyle bir tarz takınarak.b. (a.i.i.f. 2. gr.i.) kubbe. . kirpiklerin hareketi.s.zf. (a. (f-i. kümbet. (a. (a. zevk. katalepsi.) tahrik edicilik. sallanan. astr. gereklilik cümlesi. (a. (a.) l.s.zf.cümle-i tâbia cümle-i tâmme cümle-i tefsîriyye cümle-i vasfiyye cümle-i vücûbiyye cümle-i zarfiyye cümle kapısı cümleten cümmâ' cümmâ-ül-keff cümmâ-üs-Süreyyâ cümmâl. ordular. cünbüz). "meselâ. (a. donma. (f. (a.i.s. (a. (f. bkz. küme.i.). uta benzer madenî bir çalgı.) ufak cürüm. gr.i.s. hareket. göz donukluğu. ata iyi binen. hep.) donukluk. eğlence. kımıldayan.

) 1. 2. 3. atılgan. atlı asker.) mâden posası. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi.f. (a. erken bunama.) yar. cilt hastası [deve]. atılganlık. bitki örtüsü olmayan.c.i. [kelime Farsçadan geçmedir]. yiğit. (a. içki içen.i.i.i. içki kadehinin dibinde kalan kısım. gözüpek. tüysüz. cirzân) tarla faresi.) fena sözler. (a. (a.i. (f.i. uçan her türlü kuşun erkeği. cür'etkâr. (a. içim. (f. ilençler. (a. 2. (a.b.i. yiğitlikle.) 1.i.i.i.b. delirme.s. (f.) verimsiz. (a. dip.b.i.) alışkanlık. yiğitlik. i. çorak bölge. kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı. (a. 2. gelip giden akıl bozukluğu.) 1. hızla uçan ok. beddualar.c. (f.) kabahatli. cesur. aşkın galip gelmesi.) cesur. tas. ölüm yudumu.i.b.s.s.s.f.) cesaret. damla damla döken. s. 2.f.) içki içenler.f.) yaralar. dudak kadehinin yudumu.c.b.s. çıldırma.b.) 1. suçüstü.s.f.) tarla kuşu. (a.f. zaman zaman gelen delilik.i.) yudum. çıplak vücut. cerâim) suç.). (a. (a. demir boku. (a. cür'et-kâr).b. (bkz: bîh).b.c.i.i. (a.) yar. (a. (bkz: cenabet).i.) cesurluk. karınca yuvası. 3.i. atmaca [kuş].i. 3. (f. (a. (a. uçurum. merak hastalığı. cürh'ün c.i. (bkz: gürz). piyâdesiz [süvari].) karın ağrısı.) içen. uçurum.) cesurlukla. 2.i.s. (a.i. kılsız. kısa tüylü [at]. 2.b.zf.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. atılganlık. .) ceza. şarap artıklarının döküldüğü kap. çorak [yer]. (a. (a.) 1. suçlu. gözönünde işlenen suç. kök. 2.) cesur. cürüm. (a.) 1. cürûh) yara. delilik. (a. (a. (a. bir tek yara. yiğitlik.i.i. atılgan. (a. ağacın kökü.) 1.i.cünûn cünûn-i âhidî cünûn-i devrî cünûn-i ehl-i aşk cünûn-i gayr-i mutbık cünûn-i mutbık cünûn-i şebâb cünüb cür'a cür'a-i cânı-i leb cür'a-i mevt cür'a-dân cür'a-nûş cür'a-nûşân cür'a-rîz cürâz cürd cürde cür'et cür'et-kâr cür'et-kârâne cür'et-kârî cür'et-yâb cürez cürf cürh cürha cürm cürm-i meşhûd cürmâne cürm-nâk cürre cürre-bâz cürsûme cürsûme-i dıraht cürûb cüruf cürûh cürûn cüruf cürüz cürz cüsâd cüsâl cüsâle (a. 4. ' (a.i.s. erkek şahin veya akdoğan.i.) keskin. ve ed. (a. (bkz: kabl--el-mîâd).f.) 1. âşıkların çılgınlığı. (bkz. (a. 2.b.) sonbaharda dökülen yapraklar. bir çeşit ibrik. 5.) 1. bir damlası. 2. (a.

) uykuda gelen ağırlık.c.) cisimcik. (f. bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i.) köprüler. c. parçala-namayan kısım. (f.b.i.) arama. kalıp. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı. kalıplar.i.) geğirme. ordular. ato-misme. (bkz: ceyb).). talihli. (a. (a.) cüsseli. kısım.i. tam olan parça.) küçük cisimler. (a.) cömertlikle.) çuvaldız. geniş. astr.) gençlik. (f.) büyük. parça.) çabuk. çevik. bütün. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı). (f.i. cism'den. tebâreke. genç. (f.) arayıp sorma.i.i. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey.i. taze delikanlı. (bkz cüvâl-dûz). yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan. (a. bölünemeyen. (f.s. (a. (a. cüses) gövde. huk.i. (a. (bkz: ecsâm).b. bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası. (a. cisimcikler. ceset.i. irikıyım [kimse]. cism'in c.) gövdeler.i.) cömert.) çuval. fr. iri yapılı. atomal. celim. (a.c. cisimcik. corpuscule.i. elaçıklığıyla. ceyb'in c. . iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı).) bahtı açık. babanın oğlu ve oğlunun oğlu. fr.s. ceşy'in c. cesetler. atomculuk. elifbe. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır]. cüsse'nin c. beden.i. (a. ağırbasma. fels. bedenler. hareketli. cîd'in c.) bütün vücut [azalarla birlikte].zf. (a.cüsâm cüsâm cüses cüseym cüseymât cüseyme cüsmân cüsse cüsse-dâr cüst cüst ü cû cüst ü çâlâk cüsû cüsûm cüsûr cüşâ' cüvâl cüvâl-dûz cüvân cüvân-baht cüvânî cüvân-merd cüvân-merdâne cüvân-merdî cüveyre cüyûb cüyûd cüyûş cüz' cüz gülü cüz'-i cedd cüz'-i eb cüz'-i ferd cüz'-i ferdî cüz'-i ferdiyye cüz'-i içtimâ' cüz'-i istikbâl cüz'-i la yetecezzâ cüz'-i mütemmem cüz'-i şayi' cüz'-i tam cüzâf (a. (bkz: civan).) götürü pazar.i.s.) askerler.i. cisr'in c. huk. eli açık.) tamahkârlık. araştırma. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. 2. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan. (a. (f.i. çelimler. (f.b. cüseymât) küçük cisim.b. atom. ecza) 1. (a.i.s.s. bölük. elaçıklığı.) küçük câriye.i. (f.) cisimler.i. cüseym'in c.s.i.b.b. (a. pintilik. (f.i. astr.i. (a. gerdanlar.) cömertlik.) boyunlar. şanslı. (a. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan].i. araştırma. (a. (a. kâbus. câriyecik.

2. adada oturan.b. kırıntıları.) 1. (f. güneşin kısmen tutulması.ha.i. cüz'iyye İrâde-i cüz'iyye Masârif-I cüz'iyye cüz'î küsûf cüz'î-yi hakîki cüz'î-yi izafî cüz'iyyât cüz'iyyât-i umur cüz'iyyet cüzûliyye cüzûr (a.i.i.s.) cüzamlıların barındığı yer.) ince kök.) kökler. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir].) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır]. Ç çç ça.) kesintiler. çabuk). 2.i. (a.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı.i. (f-i-) 1.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri.i. cezr'in c. işlerin ayrıntıları. kırıntı. çabukluk.f.) ayağına çabuk [kimse]. (f. (a.) dizginine çabuk.s. . bir nevî cüzdan.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe. (a. maaş defteri. cüzâze'nin c.b. (a.i. çâbüksüvâr). (f. (a.i. (a. çay çabuk çabuk çâbük-dest çâbük-destî çâbük-hırâmân çâbükî çâbük-inân çâbük-pâ çâbük-rev (f. (a.b. elindelik. (a.) çabuk. pekaz. adacık.) 1.s. elinde olma. (a. (f. küçük bir masraf. az miktarda. seri. hafif. (f. (bkz: zûd). (f. evrak konulan çanta.) çabuk giden. cüz'iyyât) az. götürü satmak. değersiz. (a.) çabuk yürüyen. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. (a. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır.s.s. (a. ufak tefek şeyler.i. portföy.i. (f. (f. (f.i.) elçabukluğu.s. 2.c. (f. sür'atli giden at.zf.c.) küçük ada.) eline çabuk [kimse].s. çeviklik.b.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup.) adalı. (bkz.b. (bkz.b. kırıntılar.cüzâfen cüzâfen bey' cüzam cüzâm-hâne cüzâzât cüzâzât-ı zeheb cüzâze cüz-bend cüz-bendî cüz-dân cüzeyr cüzeyre cüzeyrevî cüz-hân cüz'î.b.i. astr.i. cilbent. 2. eline çabuk olma. (f. ehemmiyetsiz. para çantası. kök dalı.) azlık.). 3.b.) 1.i. atını hızlı süren.s. (a.) mücellitlik.i. cüzâzât) kesinti.f.b.) götürü-pazar olarak.i. altın kesintileri. (f.b. hakikatte var olan şey.i. varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey. cüz'î'nin c.a. mücellit.

s. kadınların başlarına büründükleri örtü. 2. çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru. çok yırtık.) 1. çâbük-süvârân (f.) 1. kılıç. dünyâ. ata iyi binen. çâh-ı zenahdân. çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu.i.) çatlamış.) çarık.) kuyu. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. çâh. çâder-nişîn (f. inilti. çâderî (f. kar. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru. yarık.b. çâh-sâr (f. çukur. 2. çakacak (f. (bkz: çâbük-inân). kardeşleri tarafından atıldığı kuyu. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur. yırtık. çâh-ı bun kuyu dibi. çâh-ı pest 1) alçak çukur. çeh (f. yarılmış.b.) ata iyi binen kimseler. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara.s. korku. nefs. (bkz: bende).b. çâbük-süvâr . çaygiller.) 1. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı. çağz (f. (bkz: dıfda').b. 2. çâiye (a. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses. parçalamak.) silâh çatışmalarından çıkan ses. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. bildirdiklerim.b. c. çâker-âne (f. çak (f.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet.s. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı. câriye. mavi ile yeşil arası bir renk. çadır. yırtmaç. kölecesine. (bkz: bi'r). 4.i.) çadırda oturan. çâder-i ihram meç. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf. "ben" mânâsına.i.s. 3.s. çâh-ı zekân çene çukuru. çâk-dâr (f. köle. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu. 2) i. (bkz: çekâçâk). yırtılmış. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin. 2) ten.i.b.i. çâh-ken (f. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım.b. 2. yanaşma.i.i. pabuç. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak. göçebe. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu. postal. 3. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı. çâh-ı zic rasat çukuru. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. sabahın aydınlığı.) kuyusu çok yer. 2) karanlık gece.i. çak çak (f.) bot. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü.) 1.) 1. çâder (f. çâbük-süvârân) iyi at süren. 2) çayır ve çimen. çâçele (f.i. i.s. kurbağa. çâker (f.) kuyu kazıcı. çâder-i kûhlî 1) gök. çâh-yûz (f.(f. 2.) gök rengi.zf. çak çak (etmek).i.i. çâder-i Laciverd 1) gök. parça parça.) kul.b. zm.

(f.m. 2.t.) çekiç.i-) postacı. on dört. salınma. (f.cü. 2. 2. (bkz: câblûs). 2.i.) köle okşayana.) yarılmış. sevgiye. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir.) çerçeve.a. (bkz. (f. . (f.) Melâmilikte saçı. i.çâker-hâne çâkerî çâker-nevâz çâker-nevâzî çâker-perver çâker-perverâne çâker-perverî çâker-zâde çak etmek çâkîde çâkûç çâlâk çâlâkî çâlbûs çâlîk Li çâlîk-bâz çâliş.) dört taraf.f.s.) 1. tuğla ve çanak çömlek fırını. çevik. 2. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği. 3. i. yolkesici. hanende.i. (f. (f. yaltakçı. şâir. i.i. (f.s.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili.) şiir ve gazel.i.i.b.) çelik çomak oynayan kimse.i. çâlîş çâlîş-ger çâl-pâre çam çâme çâme-gûy çamın çâne çapar çâplûs çar çâr-cihet çâr-âgâzin çâr-aktâr çâr-bâliş.a. (bkz: cihar).) çelik çomak oyunu. rutubet). (f.b. savaş.i. (bkz: çemîn). (f. soğukluk. adam öldüren hırsız. (f.i. peygamber ve Fâtıme'dir.i. tez canlı olan.s. (f.) her taraf. (f. meç. safra.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz. (f.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu. yâni konuşanın çocuğu.s.). bende-hâne).b. (f. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte. kölelik. dört unsur.b. (f. (f.) dalkavuk.b.) dalkavuk.) 1. (f.b.b.i. balgam. (f.i. çâr-bâlişt çâr-bâliş-i erkân çâr-cihet çâr-cû-yi fıtret çâr-çeşm çâr-çûbe çâr-darb çâr-deh çâr-deh ma'sûm-i pak (f. dolunay.s. büyük adam. dört yan. çiftleşme.b. kula ait. (f.s.i. 4. tabiatteki dört özellik (sıcaklık. her yön.b.) 1.s.b. (f. (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. salınarak yürüyen.b. (bk çâr-pâre).i. 2.b. [siz mânâsına da gelir]. sakalı.i. 2. dört.s.b. çâplûs).b. (f. çâre.) dört göz. 2.) muz.) kul kayıran.) 1.s.i. dört yön. [siz yerine de kullanılır]. lenfâ).a. yaltakçı.) kul okşa-yıcılık.) 1.) çene.) 1. (f.zf. birleşmeye düşkün.b. kulluk. (f. 3.b. insan vücudundaki dört unsur (kan. isteme mânâsına]. (f. eğrilme. mücâdele. (f. (f.) kölesini okşayan.i. (f. yüksek yer. 2. (f. birleşme.) kul kayırıcılık. (f. (f. kuruluk. dört taraf.b. 3. [candan gönülden bekleme.i.) 1.i.s. eline ayağına çabukluk.) çabukluk. (a. (f. (bkz: câblûs.s.) yırtmak. tezcanlılık. sidik ve pislik. karşı durma. eline ayağına çabuk.) 1.i.b. köle kayırana yakışır yolda. çalpara. yırtılmış. (f.

s. 2.i. çâr-devâl çâre çâre-i halâs çâre-i hail çâre-i' teennüs çâr-ebru çâre-cû çâre-cû-yâne çâre-ger çâr-emîn çâr-erkân çar erkân-ı cuvânî çâre-hâh çâre-perdâz çâre-sâz çâre-sâzî çâre-yâb çâr-gâh çâr-gâme çâr-gûşe çâr-gûşî çarh çarh-ı âb-kesî çarh-ı âbnûs çarh-ı ahdar çarh-ı âhengerî çarh-ı çep-endâz çarh-ı çihârüm çarh-ı devrân çarh-ı devvâr çarh-ı esir çarh-ı felek çark(h)-ı felek çarh-ı gaddar çarh-ı kîne-sâz (f.i. (f. Osman. (f.i.) 1.çâr-dehûm çâr-dîvâr çâr-duvâl.) on dördüncü. (f.b. (f. kader.b. 5. eski kumaşlarda görülen bir motif şekli. 2. 6. devreden. tekerlek. 3. Me. Ömer. pûselik.) 1. 3) hanımeline benzer bir çiçek. (f.s. Durağı kaba.i. (su çeken çark) bostan dolabı.b. çakır doğan.b. mavi gök kubbesi. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur.s. (bkz. zâlim felek. bir kerre. (f. Dünyâ.) çâre arayan. yegâh. ok yayı. çuhadar. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. Ali.b. Ebûbekir. (f.) çâre buluculuk.b. 6. kötü talih. Batlamyos sisteminde dördüncü felek.i. acem-aşîran. kuzey]. Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır.).s. sür'atli giden yorga at. ilâç.b.s. hüseynî-aşîran. talih. 4. 3. rikâbdar'dır. 3. kurtuluş çâresi. (f. 1) (bkz: çarh-ı devvâr).) çâre bulan.i. dönen.s. 2. dügâh.i.b. çâre--sâz). hilekâr dünyâ. demircilerin kullandığı bileği taşı.b.) 1. batı. tedbir.) 1. (f.i.zf. (f. s. Makam çıkıcı olarak seyreder. çargâh. (f. . dört taraf.) dört köşeli şarap şişesi. yânî tamdır. 1) sihir.s. güney. işret meclisinin kızışması. (bkz: çarh-ı nigân).) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç. 2) talih. yaka [elbisede].) 1.) ucu dört dilli kırbaç. (bkz: çâre-sâz). dört eleman.b.) çâre arayana münâsip görülecek surette. (f. yol. (f. (f. 5. 2.s.) çâre. dört köşe. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği. kısmet.) Hz. dört taraf [doğu.b. çözüm yolu bulan.) çâre arayan. (f. 7.b. 4. Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir. çâre-cû. (bkz: cerh).) çâre bulan.) Dünyâ'nın dört tarafı. göğün dokuzuncu katı. gaddar felek. çark. silâhdar. muz. tef.s. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir.b. felek. Niseb-i şerife sayısı 9. göğün esir tabakası kısmı. gök. 2. gök. rast.i.b. alışkanlık yolu.b. (f. yardım.i.) meç. hâl çâresi. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh.b. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn).h. (f. (f. bunlar has odabaşı. (f. çözüm yolu bulan. ayrılık.

çardak.) dördüncü gün.b. çarh-ı mînâ çarh-ı nigân çarh-ı nühüm çarha .b. (f.b.s. muz. çâr-mezheb (f.a. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki.b.i. ve i.) süpürge satan.b.i. 2. çarh-zen (f.) arbalet (oluklu ok) kullanan.b. dönen.) çarşaf [giyilen].i. (altüst olmuş) kötü talih. na'ş denilen dört yıldız. Ömer. kutsal.s. dokuzuncu gök. oyun havalarında kullanılır.) 1. "dön çivi" çarmık.) 1.i.b. çarh-endâz (f.b. çâr-tekbîr (f. çâr-mîh (f. (bkz: çehâr-şenbih). koyun" hakkında]. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik. çârümîn (f.b. çarşamba. 2. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır.) 1.b.) çarık. Dünyâ.i.) dördüncü. çâr-mağz (f. çâr-şenbih (f.) g. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap. çârûb-keş (f. Ali].) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü. çâr-tak (f. çârümîn bâm. çihar-yâr-ı güzîn). çârtâ-çârtâre (f. süpüren. hayatın esasını teşkil eden dört unsur. Ebûbekir.s. çâr-şeb (f.i.b.i.) çaresiz.) dört dost.b. sığır. çarh--zen). çâr-pâ (f.) ed.i.i. ister istemez. devreden.i.i. dört unsur. (bkz.) dördüncü. 2. 2. tekke şeyhi. süpürge.s. dört kısım.s. çârûb-furûş (f.i. çarşı.) sert kabuklu yemişlerin içi.zf. 3. çalpara. çârûb-zen (f. [en çok "katır.i.b. çârûb (f. süpürgeci.) .i. dört tarafı olan şey. terane).s.b.) "dönen su" girdap.i. (bkz: çâr-yâr Hulefâ-yi Râşidîn). -felek. çâr-nâ-çâr (f.b. (bkz: dü-beyt. çârû-keş (f. 2. deve.b.i. eşek. dört unsur. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim. çârug (f.) 1. çârüm (f. çâr-mâder (f.b.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri. Osman. çârmîh-ı hayât vücudun. rübâî nazım şeklinin başka bir adı. pazar. s. 2.i. çâr-mısra' (f. (bkz: çehârüm).mavi gök kubbe.i. çarh-âb (f.b. çâr-yâr-ı güzîn (bkz. (bkz: çâl-pâre).) tekke şeyhi. 2.) 1.s. Şafiî. Çarh-nâme (f.s. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli. dört parça.b. dört telli tambur ve kemence.b.b. [Hz.b.i.) dön ayaklı hayvanlar. çarh-gâh (f. çâr-kûşe (f.) süpürücü.b. çarhî (a. semavî. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı]. (f.).s.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer.i. 2. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı. (bkz: çehârümîn).) dört taraf.b. Hanbelî). dört köşe çadır. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği. çâr-pâre (f.a.i.a.) dört mezhep(Sünnî. salîp.) 1.) 1. çâr-sû (f.b. Maükî.) 1.

tadımlık.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar. (f.) damlayan.c. dörtte bir. 3.b." (f.s.i.s.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını. (f. (f.) 1.) çâryâr'a. kılıfı' (f. çar. tas. (f. 2. kılıçların çarpışmasından doğan ses. kuşluk vakti. (f.i. gül. tad. (f.) çeşni. (f. (f.) yüz gösterici.i. ahçıbaşı. 4. (f. kayser.) çeyrek. Hz. (f.) dört (bkz: çar. (f.s.b.) küçültme edatı.i. (bkz: çârümîn).b. çâvûş'un c. (f.b. çâh-ı zemzem).b.b.i. (f-s) damlayıcı. (f.) geveze.i.i. lezzet.) kuyu. (f. (bkz: çâr-şenbih).b. eğribüğrü.) bir çeşit çalpara. damlamış. s. çengi tefciği. çiçek hastalığı.) on dört. 2.) çavuşlar.) hububat.) ressam. (f. (bkz: çârüm).) çağla. damlayan. (bkz.) dört ayaklı hayvan. tahıl yığını. çalçene.i. (f.) dördüncü gün.i. (f-b-i. (f.i.) 1. kuşluk yemeği. çâh-ı Bâbil). (f. hâl).i.) yüzünü açan.s.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet. yüz. yüz açıcı. 2.) muz.i. 2. f. cihar).b.i. (f. (f. (f. (f. çâh).s. surat. ilk dört halîfeye bağlılık. (f. (bkz.b. [aslı "çihre" dir].i. (f-s. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam.i.) 1.s. (f. şekil.) dört unsur.b. (bkz.) aşk.i. (bkz: tu'mz). (bkz.) [saraylarda] satranççı başı. (f. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. gül renkli (pembe) yüz.b.). (bkz: bi'r. çâr-yâr). (bkz.) dördüncü. yemeklerin lezzetine. çâh).) 1. 2. hububat elenen kalbur. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses. 3.i.b.b.i. (f. Sünnîlik.) dördüncü. hoş renkli bir çeşit gül. [vücuttaki] ben.b. i. yüzünü gösteren. tadına bakan kimse.i.e.). . (bkz: çâr-âgâzin). sofracıbaşı. onbaşıdan sonca gelen erbaş.i. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir. (bkz. (f.i.çâr-yârî çâryek çâr-zebân çâsâr çâş çâşnî çâşnî-gîr çaşnı-gıran çâşt çâşt-dân.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse.) 1. çâşdân çâvele çavuş çâvûşân -çe çeç çeçek çegale çegane çegâne-bâz çeh çeh çeh çeh-i Bâbil çeh-i zemzem çehân çehâr çehâr-agâzin çehâr-deh çehâr-deh ma'sûm çehârüm çehârümîn çehâr-gâne çehâr-pâ çehâr-şenbih çehâr-yâr çehre çehre-i gülgûn çehre-gû (-başı) çehre-güşâ çehre-nümûd çehre-perdâz çehre-perdâz-ı cihan çekâçâk çekâçâk-ı süyûf çekân Hûn-çekân (f. kan damlayan.s.s.) kılıç. çâşnî-gîr'in c. (f.i. (f. çavuş. (bkz. çarşamba. (f. surat asma.i.i. (f.b.s. Bağ-çe= küçük bağ. çihre). 2. harman savurdukları yaba.) 1.s. çakacak).b. (f. Güneş.

(f. el.zf. (f.) 1. 2.) çimenlik. ağaç ve çiçeği olan çayır.) içki kadehi. (f. (f. çekle çekûç çelenk çelîpâ çeliyye cem ceman çemen. 5. (f.) o kadar. platanus. (i.) 1. (bkz: çekâçâk). i. sanem). 2. meryemeli denilen nebat.b. naz ile salınarak yürüyen.b. kıvrık çizgi.). esirlik.) bahçede. (f.) l .) eşek. (f.i. topuz. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti.) birkaç.) 1. (bkz: but.i.b. güzellerin kâhkülü. (f.) küçük sudamlası. 4. çenber içinde sıkıştırılmış.) bağ budayıcı. kazanılmış. gökyüzü. bağlılık.b. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka. (bkz: hırâmân). (f.) çanak.i.i. salıma. 3. meç.i. kanuna benzer. kasnak. mânâ. piyâle). serpinti. birkaç gün.) aynı çenberde bulunan noktalar.) 1.i. tâki. 2. s.) çınar.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. (f-i-) sidik ve pislik. lat. 2.çekçâk çekide çekre.i.s. (f.i.s. (f. (f. yemek.i. naz edici.) 1. yeşil ve kısa otlarla örtülü yer. başa bağlanan yemeni.i. çekiç. (f.) 1. çenâr i. 6. düzgün. (f. damlamış. (f. 2.i. dişengi.i. dik tutularak çalınır bir çeşit saz. 3. 3. (bkz:çâmîn). 3. (f.) 1. kavisli. salîb. bir müddet (f. z f. 2. put.b. (f. (f. (bkz: çâne).b.b.zf. çenesi düşük.i. her ne kadar.i.b. zf. birkaç defa.) çimenlik. (bkz. (f. pastırmaya konulan bir ot.e.) çok konuşan. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış]. 3. kabahat. (f. 3. değirmen taşı dişengisi. (f. (f. çemâne çemânî çemen çemen-ârâ çemen-der çemen-istân çemen-pîrâ çemen-soffa çemen-zâr Çemin Çenâg Çenâr çenber Der-çenber çenber-bâz çenber-i gerden çenber-i mînâ çenber-deş çenberî çend Çend-bâr Çend-rûz çendân çendî çend-în çene çeneb çene-bâz çeng çeng-i meryem (f.s.i. eğri büğrü. (f. 2.s. i. (f. (f.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. sâkî). ve i.s. 2. anat. 2.) bahçıvan.s. naz ve eda ile salınarak yürüme. z f. . bahçe. taşçı tarağı. çimle kaplı bulunan oturacak yer.i) sünnet. yeşillik. çınarağacı.i.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç. 2.) 1. (bkz. çimen.) çenber biçiminde olan. 3. pençe. (f. 3. (bkz.i.) biraz.) bu kadar. haç.i. (f. (f.i. buhûr-i meryem). süslü. (f. boyun kemiği. suç. toplanılmış.b. şarap kadehi.b.i.s.). şarap kadehi. 4.

mum.) hîlekâr.).s.i.s. falso. mer'a).) şamdan.i.i.) l. (bkz: çerâ-gâh. (f.i.) içinde "çerag" yakılan kap. 2.) sık orman. otçul. sağ ve sol. çerb-zebân). yağlı kâğıt. (bkz: çerâg-bere). (f.). (f. (f.b. çerb-güftâr. otlak. yemi bol olan ahır. (f. (bkz: çeşm-Çerag).b. şarap.i. rpngüi çengâl-i şahin çengâr çengârî çengel çengelistân çengî çengi-nâme çeng-nâme cep cep ü rast çepçâp çep-endâz çep-endâzâne çep-endâzî çeper cep ü rast çerâ çerâ-câ çerâ-çeşm çerâg çerâg-ı çeşm çerâg-ı mugan çerâg-ı seher çerâg-ı sipihr çerâ-gâh.b. oyuncu kız. (f. (f. 2.) sağ ve-sol.) hilekârlık. evlât. (f. (f. donanma.i. çayır.i. (f. çengel.i. otlama. (f.) 1. çerkes'in c.i. uygun.s. 3) yıldızlar.b. (bkz. 2. sokak feneri. (f. otlak. çerâg-pâye çerâg-perhîz çerâg-vâre çerâ-hâr çerâ-hûr çerâkese çerâm.) ot yiyen hayvan. 2.b. sol.(bkz. çerâmîn -çerâ-zâr çerb çerb ü huşk çerb-âhûr çerbe çerb-dest çerb-gû çerb-güftâr (f.) hayvan otlatılan yer.) sır tutan.) 1.) 1. (a. 3. çerâ-hâr). 2. (f.). 1) göz nuru. (f.b. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse. yanlış.b.i. (f.çengâl.) 1.i. (f.zf. ed.i.b. (bkz: çerâg-pâ.) hîlekâra yakışır yolda. 3. fazla ve üstün olma. 1) Güneş. yağ. (f.i. hîlekârcasına. orman.) otlak.i. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî. çerâ-geh çerâgân çerâg-bere çerâg-çeşm çerâg-küş çerâg-pâ.s. yağlı.b.s.) köçekler için yazılan şiir. (f. (f-s-) ! semiz. 2) Ay. şenlik. sır saklayan.) Çerkesler. meç. (f-b. 2) evlât.b. (f.i.b.b.s. (f. .i. çengi. 2.b. bölme. 2. pençe.b.i. (f-b-s-) fener fanusu. (f.çeng denilen sazı çalan kimse. zengin ile fakir.) şamdan. şahin pençesi. (f.) eline çabuk.) 1. çerb-zeban).i.) 1. semiz ile kuru.b.) iki odayı birbirinden ayıran duvar.) çayır. (f.) bakır pası renginde olan. (bkz.i.b. etrafı aydınlatma. (f.i. sokak feneri.b. otlama. otlak.b.i. çer-gâh).) göz nuru.i. pençe. çengel. 2. (f-i-) otlak (f. (f. (f-i-) 1.) 1.b.) öpüş sesi. (f. 2. (f.b.). çerâg-pâye).i. yengeç. (f.s. [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence. sabah yıldızı. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri. eli işe yatkın. (bkz. (f. 2.) 1. bakır pasından yapılan yeşil boya. çayır.b. fitil. kandil. 2. otlak. (f-i-) l.s.i. 2.

g.) lâyık. bî-hayâ). hîlekâr. deneyen. uygun. münâsip. çok güzel göz. çeres-dân (f. kulplu veya kulpsuz. (bkz.) insan ve hayvan derisi. kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek. işkence. çerâ-geh). (bkz. sıkılmaz. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.) lâyık. çeşân (f.) 1. meç. çeşmân) göz.).i. s.s. çerb-pehlû semiz yağlı.i. çeşm-i gazûb kızgın bakış.s. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey.s. (bkz: tâ-ziyâne). çeşide (f. çerkeşiyye (f. çeşm-i gâvmîş bot. çeşm (f. çeşm-i âhû ceylân gözü.zindan. çerm-şîr (f.b. Nemek-çeş tuzlu.i. çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. Siyeh-çerde kara yağız. çeşm-i bî-âb utanmaz. üzüm teknesi.) kamçı. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü. çerbî . yakışır.) renk. yağız. 4. hayâsız.b. dîde). çerb-güftâr). çerde (f. uygun. semizlik.i. yaltakçı. (bkz. (bkz: çeşm-i derîde. çeşm-i bed kem göz. topuz. otlak.) çayır.) tadıcı. çeşm-i derîde edepsiz.i. çerviş (f. cerh (f. tatlı dillilik. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük. tadan.c. çeres (f-i-) l.) 1. çerende (f. (bkz: çespân.) "sınayan. 5. çeşm-i gâv. çespân (f. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi. gövdeli. çer-gâh (f.s. 2.s. şâyeste).i.) gürz. 2. (bkz: gamze-i fettan). noktalı veya damarlı sırça.i. tadına bakan. (bkz: bercâ. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış. (bkz: ayn. 3. 2. çesbân (f. çeşm-i bülbül 1.s. 2. çeşm-i câdû büyüleyen göz. çerge (f-i-) sürek avı.) otlayıcı.). çerb-gû. -çeş (f. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. çeşm-i gazal âhû gözü. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu. (bkz: çerâ-câ. hapis. 2. otlayan. çespîde (f. çeşende (f. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir.) fukara torbası. çerm (f. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı. otlak.s. hayvanın eritilmiş yağı. yu-ırAışaklik.) tatmış. tadılmış olan. çerb-zebân (f-b-s. münâsip.'tatlılık.yağlılık. şâyeste). çespân).i. çarh).i.(f-i-) 1. çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz.s.

[babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. (beyaz.i. şarap gibi sarhoş edici göz.) gözler. şehla göz. horoz gözü.b. diz kapağı.) göz öpen. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). ak göz) . mahmur. yumuşak bakışlı göz.çeşm-i giryân çeşm-i hâb-âlûde çeşm-i ha bide çeşm-i horos çeşm-i hoş-nigâh çeşm-i hûn-feşân çeşm-i hurûs çeşm-i hûn-hâr. .s. (f. uykusuz göz. kırmızı şarap. terazi kefesi.i. süzük göz. süzgün göz. 2. ıslak. (karga gözü) mavi. mutasavvıfın.) "gözbağcı" büyücü.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu. güzel bakışlı göz.i. (gecenin gözü) mc. meç. (nergisin taç yapraklan) güzel göz.i. feri kaçmış. 2) kırmızı dudak. tanışıklık. (göz ve kulak) dikkat.i. (bkz: çeşm-I horos).b.s. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu.) göz öpme. baygın. açık mavi nazar değme. çeşm'in c. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ). muska. 1) kırmızı şarap. (f. süzgün göz.b. baygın.) göz âşinalığı olan.) göz âşinalığı. (f. sevgilinin gözü. kadere razı olan göz. (f. (f. sulu göz. 1) iğne gözü. nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska].) nazar boncuğu. (bkz: isâbet-i ayn).b. uykusuz göz. (f. (f. yüz örtüsü. gönlü aydınlatan gözler.i. (f. (bkz: çeşm-i terâzû). (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr).s.b.b.beste çeşm-bûs çeşm-bûsî ağlayan göz.b.) 1. (f.b. (f. sevimli. 2) çok pintilik.) gözü bağlı.s. (bkz: çeşm-i mîzân).) "göz oynatan" yalvaran. atların yüzüne takılan meşin gözlük. (bkz: çeşm-i mahmur). baygın. mahmur göz. (kan dökücü göz) zâlim. terazi kefesi.s. gaddar bakışlı göz.b. uykulu göz. kara göz. uykulu. tanıdık. (f. çeşm-i hûn-rîz çeşm-i İsmail çeşm-i keşide çeşm-i mahmur çeşm-i mest çeşm-i meygûn çeşm-i mizan çeşm-i nergis çeşm-i nergis çeşm-i nerm çeşm-i penam çeşm-i pürhumâr çeşm-i pür-mahmûr çeşm-i sepîd çeşm-i sitâre-şümâr çeşm-i siyah çeşm-i süzen çeşm-i şeb çeşm-i şeb-peymâ çeşm-i şehlâ çeşm-i ter çeşm-i terâzû çeşm-i yâr çeşm-i zağ çeşm-i zahm çeşm-i zânû çeşm ü gûş çeşmân çeşmân-ı dil-fürûş çeşm-ârû çeşm-aşina çeşm-âşnâyî çeşm-âvîz çeşm-bâz çeşm-bend çeşm-bendek çeşm. sarhoş göz. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). peçe. ay ve yıldızlar. çekik göz. donuk göz.b.

s. çeşm-ter (f. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb. çeşm-efsây (f.b.) pınarı. çeşm-hâne (f.b. çadır. ziyafet. çeşm-daşt (f. çeşme-i vasl kavuşma pınarı.s. çeşme-i nûr-bahş Güneş.s. 2) sevilen erkeğin ağzı. şölen.) 1. nazar boncuğu.b. çeşm-pûş (f. çeşm-resîde (f.) gözevi. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. düğün. çeşme-i rûşen Güneş. mâh).b. çeşm-zahm (f.s. mavi çadır) gök yüzü.s.i. çetr-i âb-gûn (gök cadın.) nazar değmesine afsun eden.s. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi.) 1. kısa bir zaman. çeşn.b. çetr-i bî-sütûn gök. 2) düşünme kuvveti. çeşmesi çok olan yer.) gözevi. 2. çeşm-pûşî (f. çeşme (f. (bkz: kamer. çeşme-i âteş-feşân Güneş. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f.s. çeşme-i süzen (bkz: çeşm). çeşm-zed (f.s. (bkz: çeşme-i hayvan.s.b.b.) utanmaz.) utangaç.b.b.b. çeşme-i tedbîr 1) dimağ. (bkz: çeşm-hâne).)göz yumma.s.s.i. gece.b. (bkz: çeşme-i âteş-feşân.) göz dolduran.b. çeşme-i nûrbahş). .).b. 2.b. 3.i. çeşme-i sîm-âb Ay.) umma. görmemezlikten gelme.b.i. çeşm-pîş (f. çeşm-nişîn (f. bayram. çetr (f. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı. çeşme-i nûş 1) bengisu.i.b.b. çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş. leyi). çeşen (f. bengisu'yun çeşmesi. çeşme-i hâverî.çeşm-çerâğ (f.b. çeşm-dûz (f. affetme. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f.). çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi.s.) musluklu su haznesi pınar. çeşm-dâr (f. çeşm-dân (f.) pınarı. çeşm-hurde (f. bekleyen. çeşm-efsâ (f.i.b. sıkılmaz. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi.) bir şeye göz dikmiş olan.) çeşmesi bol olan yer.b.) seçkin.) "göz açan" dikkatle bakan.b. çeşme-i tîre-gûn gece. çeşm-derîde (f.) gözü kapalı. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun.) "gözü sulu" çok ağlayan.s. (bkz: çeşm -efsâ). çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök. beyin. (bkz çeşm-hurde). (bkz güzîde). bağışlama. (bkz. çeşmesi çok olan yer. çeşme-sâr (f.) gözleyen.) nazar değmiş. 2.i.s.b.i. gölgelik. çeşme-i Hızır). 2. her zaman görülebilen.) 1. su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi. bakmayan. çeşme-sâr (f.s. çetr-i anberîn karanlık gece. (bkz: âb-ı hayât).) nazar değme. bir an.s.i. çeşme-i germ).

s. sıkıntı.) hücrede oturan. değnek.b. (bkz: usfûr).) toplanmış.) çok kollu büyük avize. (f.Osman. ne fayda var.b.) kırk yaşında.) 1. çevgân ile oynayan. (f-b.i. Hz. ressam.i. (f. (f. (f.) kırk. Ebûbekir. ibrişim. ne türlü.) çevgân taşıyan uşak. (f.i. örtü. (f. 4. sevgilinin saçı.s.) perde. çevgen. baston. 2.s. ucu eğri değnek. (f.) dört.i.e.c.i.b. dolunay. (ciharıse) dört (ile) üç. kesilmiş çimenli yerler. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam.i.i. (f. (bkz: çihâr-dost).) "dört dost" Hz. meç. devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar çekilip toplanmış.) zool.b.) serçe kuşu.) dervişlerin çile doldurdukları yer. [zar oyununda]. kırkayak denilen hayvan. yay kirişi. yün ve şâire demeti. (f. [zar oyununda].) 1. (f. (f.) kırk hadis. (f.e. zevk ve sefadan el çekerek. Hz.b.gı'ınpgî cihar çihârâ-gazeyn çihâr-ı yâr-ı güzîn çihâr-dost cihar ü dû cihar ü se cihar ü yek çihil J çihil-çerâğ çihil hadîs çihil-pâ çihil-sâl çihr çihre çihre-perdâz çil çile.) resim ve nakış yapan. (bkz. (f. çihre).b.s.) [doğrusu "çenâr" dır]. 2. 2.c.) 1. (f. (bkz: çenâr).b. bir çeşit tatlı kavun.b.). (bkz: çehre). muz. ahmak. çehâr). Ali. çok. kırk.s.s. (ciharıyek) dört (ile) bir.) çevgân ile oynayan.a. (f.s. (f. cirit oyununa alışık at.) nasıl.b. 3. (f-b. (f. . bir yerde 40 günlük ibâdet. eziyet.) 1. çetr-i seher çetr-i rûz çetıvi sîmâbî. (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek. (bkz: çihil). çemen). 2.). Allah'ın ezeldeki takdiri. çihâr-ı yâr-ı güzîn). (fi ) nasıllık. Ömer. (bkz: çevgân]. (bkz: çetr-i nur. çetr-i seher).çetr-i nur.i.s. çile çekmiş. (f. 3.i. 2. Ay. rutubetten meydana gelen yosun. (f.i. (f. (f-b. erbain.s.i.i.i. tas. [zar oyununda]. (bkz: çil). (bkz: çar1. çevgân--zenân) çevgân vuran. çile dolduran. (ciharıdü) dört (ile) iki.).i.i.s.s.) 1. kaç para eder. sopa sallayan. nicelik. çile dolduran. (bkz. çille çile-hâne çille-i büzürg çile-keş çille-nişîn çim çimen Güneş. Hz. çetr-i sîmîn çetû çetûk çevgân çevgân-ı sünbül çevgân-bâzû çevgân-dâr çevgânî çevgân-zen çevgen çınar çiçi-fâide -çîde Ber--çîde çi-gûne ri. zemherir. çihâ) ne. 2.) çile çeken. (f. [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir]. (f. (f. (f. (bkz: çehre. (f. ne türlülük.

kir.. (f.) kirli.i. oklağı.tatlı dilli.) gibi. -ı. odun. eliuz. (bkz: râî. 2. ustalık.) çamçak denilen ağaç çanak. pis su. bulaşık. sığırtmaç.). derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar. (bkz: çûbek). 2.s. (f.s. me'mur. yarada olan kan ve irin.) uzellilik.b. 2.s. su arkı. sopa.) bilmece. maharetli. buruşukluk. (f.) toplayıcı.e. çatıklık. (f-i. (f-s. i.) şey.b. öğrenci.) güzel konuşan.b.) davul tokmağı.) zool.i.) eline çabuk.) 1. çırak.e. (f. (f.) 1.i. pis. bunun gibi. (f.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan. boyunduruk.s. . kahraman.) oklava. değnek gibi kuru nesne.) çini. niçin ve neden.i. hizmetçi. (f. (f. nîçin. (f. kırıntı toplayan.e.) 1.s. devşirici.i.b.s. (f.i. (f. (f. (bkz: çûb). nasıl.b. (f.) 1.) kuş kursağı. becerikli. değnek.s. dökücü. (bkz: bahâdır). sırlı kap. (f.) çirkef. (f.i.s.i. 4. yiğitlik.b.i. başak toplayan. nice.s. büklüm. tekaüt. kapıcı. (f.i.b. (f.) 1. ustalık. çûbîne Çûbîn cûg çuha çûha-dâr çumâçum çumçuma çûn çûnân çûnîn çûn ü çirâ (f-i. misilli. Çin. çûn).b.) böyle. kaş çatıklığı.) 1. (f. sopa.) yem döken.a. talebe. alın buruşukluğu. kandil. ağaç kurdu. çoban.i. 3.b. (f. çuha. (f.) eli işe yakışan. papaz feracesi. şûbân).) "toplayan. (f. 2. (bkz: nâsiye).) kuş yemi. (f. emekli. nesne.) 1. 2. (f. irinli yara ve çıban.e. yün kumaş. 2.) nasıl. pek kirli. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı.i. 2. (f.) alacakaranlık.) ağaç değnek.) 1.b. (f.s.) ağaçtan yapma şey. çöp. kanlı. (f-h. çomak. (f. kahramanlık 2. (f. (bkz.i.e. mum.i.b. (f. mademki.i. çünkü. (f. kap. (f.b.i. (bkz: çûn). kıvrım.çîn çîn-i cebin çîn-i ebru -çîn Hurde-çîn Hûşe-çîn çîne çîne-dân çînende çîne-rîz çînî çin-seher çirâ Çûn ü çirâ Çirâ çîre çîre-dest çîre-destî çîregî çîre-kâr çîrezebân çirk çirk-âb çirk-âlûd çirkin çîstân çiz çû çûb çûbân çûbe çûbek çûb-hâr çûbîn. fitil.b. (bkz: cûg). 2. becerikli. 3.b.b.) nasıl ve nîçin. (f.i. (f.i. yiğit.i.) 1. murdar. pas. (f-e) öyle böyle. cesur ve anlayışlı.) alın. (bkz: çirâ). güzel olmayan. (f. s. (a.

ihsan. (a. D da' dâ-i merak dâ'-i Dalton dâ'-i ezrak dâ'-i hadır dâ-i udâl daavât daavât-ı hayriyye dâb dabb dâbbe dâbbe-süvâr dâbbet-ül-arz dabu' dâd dâd-ı hakk dâd-ı Hûda dâd ü diniş dâd ü sited dâd ü feryâd dad dada dâd-âferîn dâdâr dâd-âver dâd-bahş dâd-dih -dâde Karâr-dâde (a.) şundan dolayı ki. feryâd. (f.i.i. (bkz: illet.i. (f. alışveriş. (f.s. sıkı. çabuk hareketli. (f. sızlanma.i. Tanrı vergisi. karasevda. figan. 2. bu şekilde. (f.zf. vergi. 2. (bkz: çûn).) hayvana binen. feryâd. hek. .) şan ve şeref. doğru. Daltonizm.i. hypocondrie. gibi.) 1. kısmet.i. Allah. 5. binici.i.ha.) hakkı yerine getiren. (f. 2. dert.f.) 1. meç. bağış.) gibi. (a.i. taklak atan.) hastalık.e.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı. çocukları büyüten dadı. tedavi edilemeyen müzmin hastalık. Allah'ın ihsanı. devâbb) yük ve binek hayvanı.b. yanıp yakılma. (bkz: âdil). satış. adalet.) kertenkele. şu sebepten ki. (f. (a.b. (bkz: cüvâl-dûz). (f. (f. atlama. adaletli. (bkz: zabu'). 6.) çuvaldız. (bkz: tazallüm).b. (bkz: âdil). 3. (f. karar verilmiş.s.i. doğru. (a. doğru olan hükümdar. hayırlı dualar.s. Allah.) bunun gibi.e. 3. yakışıklı. eyvah. cildin mor. hek. (f.s. (bkz: ihkak-ı hakk).) halayık.) verilmiş. (bkz: adi). vergi. muntazam. maraz). Allah vergisi. adaletli. doğru. doğru. (f.it.s. 3.b. (a.s.) 1.) çeviklik. dar.b. sırtlan. (f. (a. renk körlüğü. nasıl.e. nice. (f.) "dua" mânâsına gelen cemî şekli. (f. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. doğruluk. (f.c.b. (f.s. mademki.) 1. diba') zool.s. (bkz: çû).i.) sıçrama. (bkz: âdil). c. perende atma.i.çü çûn çünân çünbek çünbek-zen çünki çüst çüstî çuval çüvâl-dûz (f.) adaletli. (a. veriş. nasip.i. 4. hek. düzgün. çünkü. çevik.) çuval.) adaletli. da'vet'in c.i. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. 7. fr. (f.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık.) perende atan. 2. zîrâ.b.) adaletli.

defedici kuvvet. yardıma yetişen. fetva. (f.) hîleci.) vermek. bir işe razı olma. ' (f. (bkz: dâfi').s. fr.i. hîle.) adaletli buyuran. (a. hâkim.s. doğru. i. (bkz: âdil).i.) 1. mahkeme dîvânı.). ateş düşürücü.b. (f.e. insâfeden. 2. (f. işaret. (f. doğru. (bkz: dâfik].b.) 1. dâd-rast).b.s. (f.b.) fırlayarak dökülen [su. 2. yanık yarası. dad ü sited dad ü sitâd-ı dehr dâd-ver dâfi' Yâ dâfi'! dâfi'-i beliyyât dâfi'-i humma dâfi'-i taaffün dâfia kuvve-i dâfia dâfik Mâ-i dâfik dâfika dafire dâg dâg-ı derûn dâg-ı dil dâg-ı elem dagal dagal-bâz dagal-dâr dâg-ber-dâg dâg-ber-dil Allah vergisi. antiseptique. (bkz: dega). ey Al-lahım! belâları savuşturan. doğru. münafık. 4.i. zafîr). 2. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga. (f.s. (f. savuşturan.b. (a. (f.b.b. dâd-hâhân) hak.s. 2. (f.i.) 1.s.s. (f. (f. pis kokuyu defeden. yardım eden. [Tanrı ve meç. (f.).b. bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle.i. (f. dubara. menî. i.) kardeşçe. (f.i. yardımcı. (bkz: âdil). gönül acısı. (f. sel gibi şeyler].c.s. feryat.zf. hek.) kardeş. im. (a. (a.b. hayatta olan biten şeyler. Cenâbıhak. hîleci.s.dâde-i Hûda dâden dâdender dâder dâderâne dâder-ender dâd-fermâ dâd-gâh dâd-ger dâd-gîr dâd-güster dâd-güsterî dâd-hâh dâd-hâhâne dâdistân dâdrâd dâd-rân dâd-rast dâd-res dâd-sitân dâdû dad ü feryâd dad ü sitâd.) adaletli.s.) 1. (f. (f.) [dâfi'in müen]. doğru.zf.b. (bkz: ahz ü i'tâ).s. yargıç.) gönlü üzgün. . hayat. (f. Tanrı. (f.s.s. savan. (f. (a. (f.b. defeden. yardımcı. elem yarası. çerçöp.) adaleti yayı-cılık.b. şikâyetçi. dubaracı. gönül yarası. hummayı gideren. itici.) hîle arayan.b.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü. (f. i. (f.) 1.i. iten.) alış veriş. (bkz.) eyvah.i. 3. dünyâ alış verişi.) insaflı.) [dâfik'in müen.b. (f. iç yarası. pâdişâh].) lala. doğru.s. (bkz: birader).m.) adalet yeri. imdada yetişen.) üvey kardeş [erkek]. (f. bir işe ortak olma. elem yanığı.zf.s. intikam alan. 3. adaletlilik.) adalet isteyerek. (f. adaletli. (f. şikâyetçi olarak.i.b. (bkz: müzâd-ı taaffün).b. (bkz: âdil). adalet isteyen.) adaletli.) üvey kardeş. 2. 2.) Cenâbıhak.) adaletli.b.i.b. s.s.i.) adaleti yayan. (bkz.s.s. (f. geçmez akçe.) 1.b.].b. (bkz: âdil).

alçak. kalınlığı. sığıntı.i.h. kocamanlık. damga vuran.) iç. 2. dahîluk (a. son derece zekî.s.s.i. premisses. dehalet). yalvarırım.) azgın. daha (a. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği.dagal-perdâz dağdağa dağdağa-i âlem dağdağa-fermâ dâg-dâr (f. Dağıstan (h. içdaire. Umûr-i dâhiliyye iç işler. dahîl (a. dıhk'den) çok gülen. dahilî.) 1. 2. yaralı. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece. duhât) 1. câriye.c.s. içeri.) gürültü buyuran.b. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler. dahiyye'nin c. çok üzgün. pıtırdı uyandıran. devâhil) 1. hizmetçi. 2. dağı.i.s. Dahhâk (f.s. dâhilen mütebâdil geo. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur].i. dahâyâ (a. Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar. dâgul (f. iç düşüncesi.) kurbanlık hayvanlar. devâhik) azı dişlerden her biri. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı.) nişan. (a. kalınlık. dâg-zen (f-b.c.) gülen.i.b. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek.) dağlık yer.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi. (bkz: deh). içi. dutumıc (a.) irilik. çok gülücü. hileci. s. dâhile (a. başkaldıran. (bkz. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince.) 1. düzen. içe.) hîle.s. dahî (a. kalp. aşağılık j kimse]. dahâmet (a.i. dâhilen (a. pek müteessir. karaciğerin büyümesi.) dolandırıcı. dahhâk (a.s. dahâlet (a. patırdı. polygon inscrit. dâgıyye (a. dâh (f. kabalık. dâhiliyye (a.c. içeriye mensup. dâhilen mersûm dâire geo.c. dühûl'den) yabancı. gülücü. içeri girmiş. sana sığınırım.) gürültü. dâhik (a.cü) rica ederim.) içeriden. irileşme. sığınmış.s.) biy. gönül kıran. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. dağlı.i. beyhude telâş ve ıztırap. meç. dünyâ telâşı ve ıznrâbı. kızgın demirle nişanlanmış.zf. [hek. dehâ sahibi. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç. dâğıstan (f. hy-purtrophie. dâhî-ce (a.) dahîye yaraşır yolda. içten.b. adgas) rüya karışıklığı. (f. dâhil (a. on [sayı[. s.zf.i. fr. bir şeyin içyüzü. içters [açı]. (f. . korkak. fr. anlayışlı ve uyanık. belâ.b.).i. sığınan.) iç ile ilgili. oyun. iç çokgen. dâhilen mersûm mudalla geo.i. içinde. fr. önek. 2.s.i.i.s.s. 3. mu-sîbet. fr. cercle inscrit.i. şişkinlik. dags (a.s.) kaba kuşluk vakti.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge. dâhike (a.

(f. (a. kalın. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük. musibet. geo.) hek.s. 1. fr.) çukur açan. dahâmet'den) fazla kalın olan. dâiyân) 1. iri yapılı [kimse]. (a. devam edicilik.zf. dâhûl dahve dâhten dahve-i kübrâ dahye dâî' dâ-i Dalton dâî-i dîrîne dâî-i mazarrat dâî-i şübhe -dâim.i. 2. esfer. (bkz: udhiye). Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili.c. (a. te'sir. Dalton hastalığı. (a. eski duacı. (a. zarar getiren şey. dua eden. devâhin) duman çıkan baca. niyet. felâket. yurt içinde yapılan ticâret. (f. (bkz: dîhîm. dâhim dâhim dahîm dâhine dâhis dâhiyan dâhiye dahiyye dahi dahi ü hare dahi ü ta'rîz dahm dehm-ül-izâm dahme dahme-endâz dahme-güşâ dahm-ül-izâm dahme-feşân dâhül.s.) devamlılık.s. duât) davet eden. her gün. sebebolan.b. ilk kuşluk vakti. (a. (a. deyn'den).i. 2. (da'vet'den c. her vakit.) bostan korkuluğu. (bkz: dem-be-dem). dahâmet'den. tırnak diplerinde çıkan dolama.st. girme. (f. (f.s. iklîl). yoğun.m. devam'dan) bir düziye.b.) 1. duhâ).i.c. 3.i.b. (bkz.s.) 1. devamlı. parmağın uçlarında. dokunma. gelir ve gider. (a. (a.i. (o. dıhâm) iri.i. fikir. kuşluk vakti kesilen koyun.s. çok kurnaz adam. iri kemikli. işe karışma. dâyin). Dal-tonisme. 2.f.) taç. karışma.s. nüfuz. s. devamlı encümen. etyaran.i.i. (a.) dahîce. (a. c. [birincisi] erkek adı.zf. (a. her vakit.b.) 1. devam'dan). (a. sürekli dostluk. dâhiye yakışır bir yolda. içtüzük.) lağım saçıcı. (a. (a. türbe. (a.i.s.) bilmek.) lâğım ve fişek atan.i. 2. duacı. donanma geceleri havaya atılan fişek.s.) alkolik. 2. içaçı.) 1. (f. lahit.i. duâ'dan c. fels. 2. (f.) iri kemikli. dâime Meveddet-i dâime dâim-ül-evkat dâim-ül-eyyâm dâima daimî Encümen-i daimî dâimiyyet dâim-ül-hamr dâin dâinler vekili bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. devam'dan) devamlı.) nasip ve rızk. kaba kuşluk. mezar.s. (f. kabir. saçan. (a. şüphe uyandıran şey. (bkz: ber-devâm). i.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman. (f. dehâya) kurbanlık hayvan. (bkz. sürekli. .i. mezarcı.dahilî istihale dahilî nizâm-nâme dahilî ticâret dahilî zâviye dahîm.

dairevî (a. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal. dâire-i husuf astr. dönen. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti. dâir . [istanbul'da. ev ve apartman bölüntüsü. fr. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit.i.(a. dâire-i mestevî astr. dâire-i aide ait olduğu resmî makam. zilli tef. duacılar. fr. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. dâire-i irtifa' astr. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler.s. bakanlık. arzın merkezinden geçmeyen boylam.s. devâir) 1. dâiren-mâdâr (a.s.c. sınır içi. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. ait. aydınlık dairesi.i. dâire-i tül astr. dâire (a.) dua edenler. dâire-i sıa astr.i. iç-daire. dâire-i tenvir astr. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire. cerc-le vertical. iç-*teğet daire. dakayık ("ka" uzun okunur. yörünge düzlemi. S. dâire-zen (a.) çepeçevre. dâire-i dâhilî mat. tutulma dairesi. dâire-i faside fasit daire.) dönerek. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. dâire-i resmiyye resmî dâire. dâire-i sagîre astr. me'-murun çalıştığı yer. a. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi.) 1. 4. pericycle.f. devr'den) 1. düşey dâire. yengeç dönencesi. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer]. paralel. vazife. 6. dâire-i küsûf astr. boylam. dâiyân (a-s. dâire-i muhîtiyye bot. dâiren (a. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. fırdolayı. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım. 2. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire. dâire-i azîme 1) astr. çevreteker. 2. dâire-i sadâret sadaret dâiresi.c. dâiye (a. dâiret-ül-burûc (a. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta.zf.) tef çalan.b. ilgili. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. çember.) astr. vekâlet. dâire-i imkân imkân dâhili. 3. dâire-i şakulî astr. dâire'den) değirmi.zf.dâî'nin c. dâire-i evvel-is-sümût astr. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet.b. 2) den. hükümet dâiresi. dâire-i inkılâb astr. dakî-ka'nın c. dâire-i arz astr. 'kısırdöngü.i. devreden. sıfır dereceli baş boylam. istiklâl arzu-zu.

(a. edebiyatın incelikleri. (a. 2. doğru yoldan sapma.i. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir]. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler. doğru yoldan ayrılmış.s.s. kapı kapı dolaşan. kapı çalan.b.b.f.b. 2. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır.) . örümcek ağı. dalâlet'den) 1. dakka. (a. delâlet'den) delâlet eden. (a. günaha girmiş.c. kapı aşındıran. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış.) anat deltamsı. (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H. tuzak.) 1. (a. toz hâline getirilmiş şey. (bkz: dâliyye). vurulma. bir saatlik zamanın altmışta biri.dakayık-ı edebiyye dakayık-ı fenniyye dakayık-ı hendesiyye dakayık-ı umur Dakayık-ül-hakayık dakik Fikr-i dakik dakik-i hâss dakika dakika-bîn dakika-dân dakika-senc dakika-şinâ dakiki. çok sapan.f. sakat iş yapan. dakikalar. has un.) güç şeylere akıl erdiren. iki büklüm olmuş boy. 2. fennin incelikleri. kapı çalma. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir. işlerin ince noktalan. tutulmaz.) incelikleri gören. (a. nâzik. deltoîde.s.s. dikkat'dan) 1. dakk'dan) 1.i.s. (a. duyulmaz. delâlet'den) mat. kanbur. determinant (a. doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları.s.i.s. un.s. 2.f. 2. (a. (a. fasulye gibi şeyler]. ince. ağ. (a. belâ tuzağı. gösteren. (a. dikkatli. dalâlet dalâl-i baîd dalâlet-şiâr dâlî dalîl dâliyye dâlî dâlî. çok gezen. sapınç. fr.i. (a.ha.s. fr.) çalma. fr. 2. bilen. düğümlü tuzak. 2.b.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma. dakikiyye dakk dakk-i bâb dakkak dal Kamet-i dal dalâl. hatâya düşmüş. (a. 3. ölçülü davranan kimse.) anlaşılması güç olan şeyi bilen.i. geometriye ait incelikler. anat. sapıtmış. (a. dakkalar. 2. işaret eden. belirten. s. . (a. dakayık) l. (f.) doğru yoldan çok çıkmış olan.i. ince noktalar. ufak. iki kat olmuş.b.s. (a.) yanlış. dâlle Fırak-ı dâlle dâlle dallın dam dâm-ı ankebût dâm-ı belâ dâm-ı girihgîr ed. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir. günaha girmiş. (a-s. (a.f. vurma. doğru yoldan büsbütün uzaklaşma.i. fels.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates.s. ince düşünce. 1.) 1. aber-ration. ince düşünce.

zf.i. bir işe karışmayan. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti. dâmen-der-meyân (f.) etek öpen.s. dâmen dâme.b. naz eden. ahmak.s.) 1. (bkz: daman). dâmen-derâz (f. (a. bahtı devam etsin. konuşulan kişi. 2. dâmen-der-meyân-ı gayret ol dâmene (f.b.i. etek [elbisenin. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti. dâmen (f.s. dâmenî (f. eteğe yapışan.i. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir. dâm-gâh. . dâmen-âlûde (f.b. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir.dâm-ı tezvir dâm-ı zülf dâmâd dâmâd-ı hazret-i şehriyârî daman. zülfün tuzağı.s. [bu] dünyâ. iffetsizlik.b. dâmen-i afv ile setr affedilmek. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü.) güveyi. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i. dâmen-gîr (f. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.) etek. dâmen-çîn (f. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök. namuslu kadın. dâmgul (f. işe hazır.) 1. ovanın bir yanı.i. dâmen-bûsî (f. (f. yalan tuzağı. dâmen-zen (f.) tuzak kurulan yer. hasım. dağın]. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.b. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir.) 1. dâmen-zenî (f.b.) "eteği kuru" meç. Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse. 2) güneşin parıltısı.i.s. 2. çevresi.b.) . eteklik.i.) etek ile yelpazeleme. dâmen-âlûde-gî (f.) 1. etek bulaştklığı.b.) etek sallayan. dâmen-i canan sevgilinin eteği.b.s. davacı. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.b.i. iffetsiz. kulyabani. dâmen-huşk (f.i. (f. bir işe canla başla girişmek. etek öpme töreni. vücutta peyda olan ur. dâm-gâh-ı dîv meç. şikâyetçi.i. kadın başörtüsü.) etek öpme.b.) eteği bulaşık.s. yırtıcı olmayan vahşî hayvan. dâmen-keş (f. dâmen-i sahra kırın eteği.s. dâmen-bûs (f. etek tutan.i.b. dâm-geh (f. 2. görüşüp. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.) "etek toplayan" nazlanan. 2.) "eteği uzun" meç.b.) dağ eteği. dâmet tezvîr.) elini eteğini çeken.) eteği belinde. 2.s.

çekirdek. (f. ambar.s.) bilen. (a.i. (f.i. gibi. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer. bilir.) tane döken.i. bilgin. (f.i. gülle.) bir dirhemin altıda biri. (bkz: dan). erkek adı. nükte bilir. üniversite. iğnelik. (f. dânâ'nın c.s. (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü.s.) 1. dâmî).s.) hek. avcı.s. 2.i.b.b. dağınık. 1. (a.) bilmek. biliş.i. 4. gönlü çok aydınlık. s. (bkz: dânük). (f.b. bir dirhemin (f. câhil.c. (f. sürmelik. (f. (f. fr. kurşun. mahfaza. tek ben. tane.) 1.) mercimek.) 1. bilen. bilici.) tane.i.i. âlimlik. dânâ-yân) bilen.c.b. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara.) bilenler. f.) öğrenici. tuzluk. 3. tohumluk. ilim. (f. (f.b. i. tohum atılmış tarla.s. öğretici.) . kab mânâsına kelimeler meydana gelir.dâmıga dâmî dâmia damiye dâmûz. (f. (a. kalemlik. ateşlik gibi.) tane. mektep.b. 2. . 2.s.) bilgi yeri. (f. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. bilgi.i.) 1.e.i. 3. konuşan papağan. (f.i. (f. bilgiçlik. sözbilir. damla damla kan sızdıran yara.i. (bkz: dânek). (f.b.m. tuzakçı. kıvılcım tanesi. bilgi sahipleri. hardal tanesi. tohum serpen (f. dudu. Farsça.b.) bilgiçlik taslayan.b. tane tane. bilir gönül.b. dâniş-geh (a. 2.i. bilgiç. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. dânâk dânâyî dân-çe dâne dâne-i hâl dâne-i hardal dâne-i şirâre dâne-çîn dâne-dân dânek dânende dânende-i serâir dâne-rîz dang dânik dânisten dâniş Ehl-i dâniş Encümen-i dâniş dâniş ve bîniş dâniş-âmûz dâniş-fürûş dâniş-gâh. (bkz.) l mangır.. devânık. (Tus'lu) Firdevsî. (f-i.i.) bilicilik.) tane toplayan. bilgililer. s. içindeki sun bilen.) yavaş yavaş. akademi. devşiren. yapar. kanı akan yara. tohum.) büyük gübre küfesi.) hek. (f. 2. (f. dâmvez dâm-yâr -dan İğne-dân Kalem-dân Nemek-dân Sürme-dân Ateş-dân Suhan-dân Nâ-dân Nükte-dân dan dana Dil-i dana Mürg-i dana dânâ-yi Tûs dânâ-yi Yunan dânâ-dil dânâ-yân dânak. (bkz: âlim). 2.) gönlüyle anlayan.i. Arapça. Eflâtun. (a. didactique. haberli.

öbür dünyâ.b. (bkz: dâr-ı dünyâ). dâniş-mend'in c. dâr-ı şeşper.s. ahret. dâr-ı gurur. dâniş-ver). Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler. dâr-ül--imtihân). dâr-ül-emkân.b. . [bu] dünyâ. (bkz: dânişver. Cennet. dâr-ı şeş-per. âlim.) bilgin. Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. dirân) l. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır]. dünyâ.b.s. ev. kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse.b.b. dünyâ. dânişî). (f. dânişverân) âlim. (f. (bkz: dâr-ı hüzn.) bilgin. (bkz: dâniş-ger. (bkz. bilimi seven (f.) üniversite.). dâr-ı hüzn. dâr-ülemkân. üzüntü evi) Hz.b. (bkz: dâr-ı fülfül).i. dâniş-men-dân) 1. ahret. Tanzimat'tan önce. dâr-ülimtihân]. 2. (f.s. (f. dâr-ül-imtihân). c. bilgin.i.c.) ilimi. (bkz: dâr-ı ibtilâ.s. dâr-ül-ukbâ dâr-ı zimmet (f. dâniş-geh.s.b. 2. Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi.s. dânişî). (f.i. [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir]. âlim. dünyâ. yurt. himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler. dâr-ül--imtihân). ahiret. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. dünyâ. çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı.) 'bilginler.b. yer. dâr-ı ibtilâ. dâr-ülemkân. 3. (bkz: dânişger. dâr-ı ibtilâ. dâniş-gede). dâr-ül-emkân.i. (bkz: dâr-ı cihan.i. (dânişver"in c.) şahadetname. dâniş-gâh. Yakub'un evi. [1296 yılında lağvolunmuştur]. dünyâ. dâr-ı hüzn. (bkz: dâr-ı cihan.b.c. dâr-ı şeş-per. dâr-ı dünyâ). (f. (hüzün. aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba. (bkz: dâr-ı gurur.) bilgili. (f. öbür dünyâ. 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. dünyâ. bilgili. âlimler.dâniş-gede dâniş-ger dânişî dâniş-mend dâniş-mendân dâniş-nâme dâniş-perest dâniş-pezîr dâniş-sâr dâniş-ver dâniş-verân Dânük dar dâr-ı âhiret Dâr-ı ahzân dar-ı beka dâr-ı cihan dar-ı dünyâ dar-ı emân dâr-ı fena dâr-ı gurur dâr-ı harb dâr-ı hüzn dâr-ı ibtilâ dâr-ı islâm dâr-ı naîm dâr-ı pilpil dâr-ı ridde dâr-ı şeşder dâr-ı şeş-per dâr-ı şûrâ-yı askerî dâr-ı ukbâ. (f. Müslümanların ahit ve emânını.) dânişmentler. (a. (bkz: dânâk).

i. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı. dâr-ül-emkân). Defter-dâr defter tutan. hüküm sürme. (bkz: darb-ül-yed). 2.f. sahip olma. dar (f. büyük gösteriş. 2.) l.) yazarının kendisini küçülterek. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır). durûb) 1. Hükümdar hükme sahip. Dara (f. 2. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. dâr-ı şeş-per. batte-ment. 2. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. (bkz: zarâat). Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi. darr). 2.) ortak kadınlar.i..i.) 1. savaş. dâr-ı şeş-per. vuruş. çarpıntı. küp dibinde kalan tortu. 2.. dırgam'ın c.i. İslâm sınırları dışındaki ülkeler. kumalar.li. (bkz: dârû-berd).c.) 1. dar ü gîr kavga. dâr-ı hüzn. Hisse-dâr hisseli.) savaş. darâir (a.i. direk.) 1. 2. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi. vuru. daraban (a.b. deriden yapılmış kalkan.i. biy.i. dâr-ı gurur. . çarpma. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası. hükme mâlik. dâr-ül-imtihân dünyâ. darre'nin c.i. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler. 3. gibi. (bkz: dâr-ı cihan. kol kuvveti. darb-ı dest el. dârât (f. 3.c. vurma. darb-ı feth muz. dâr-ı hüzn. dırâk). 2. Keykubad.s. dâr-ül-cezâ dâr-ül-cihâd . dârâyî (f. dâr-ı ibtilâ. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı.i. Alem-dâr bayrak tutan. darâgım (a.). 4. bir çeşit kumaş.i. darabân-ı kalb kalbin vuruşu. derk. 3. dövme. fr.i. şan. darâat-nâme (a. çarpmalar.) vuruşlar. dâr-ül-emkân dünyâ. (bkz: dâr-ı cihan.i. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. daraka (a. ed. mâlik. darb-ı hiyâm çadır kurma.) debdebe. Alâka-dâr alâkalı. vurma. dâr-ı gurur. darabân-ı şedîd hek. edrâk. darb (a. dâr-ül-imtihân).ahret. çarpış. tutan. alçalma. darağacı. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup. (bkz: tezellül). kendini küçültme.) arslanlar. miskinlik gösterme. darabân-ı dehr zamanın değişkenliği. darb-ı mesel atalar sözü. dar (a.i. ata sözleri. Bayrak-dâr bayrak tutan. 1.i. ilgili. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. darâat (a. Cenâbı hakk'ın bir adı. darabât (a. (bkz. darbe'nin c.) 1. şiddetli çarpıntı. sahip. dâr-ı ibtilâ. hükümdar. dar (f. vurmalar. (bkz: zarâgım). kalp çarpıntısı.) 1. ağaç. -dar ( f.

darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı. 2. 2. mat. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer. dâr-i fülfül (f.f.s. vurma. dâreyn (a. dârende (f. ata sözleri. darbe-i himmet himmet vuruşu. darbeyn (a. 4.) 1. (bkz: zarîh). vuruş. para basma. fr. (bkz: darb-ı nutk). darbımesel (a. darb-hâne (a. (a. para basma.b. dârib-i müşterek-i ekber mat.s.b. zarb-hâne). darb ü cerh vurma ve yaralama. 3.i. dâr-bâz (f. değirmi. vazife. darbî (a. güç. çarpan. darbe-i şedîd şiddetli vuruş. içine girme.) ) para basılan yer. çarparak. darbe-i serd soğuk vuruş. darîh (a. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı. getiren ulaştıran. 2.c. (bkz: derem-serâ. (bkz: darb-ı unk). ferman almış. (bkz: darb-ül-lisân). dârende-i menşur ferman almış. 2. 5. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü.b. adırrâ) anadan doğma kör.b. darbe-i hasar zarar darbesi. kuvvet.) tarçın renginde olan. döven. dârbâm (f. darb ile ilgili.) aynı ölçüde olan iki vuruş. 3. zarb). bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü.) kiriş.) karabibere benzer uzun taneli baharat. dârib-i müşterek-i asgar mat. kol kuvveti. darb-ı nutk darb-ı rikâb darb-ı sikke darb-ı Türkî . belâ. kurma.i. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı]. darbe (a. dârende-i ferman.i. Tarçın suyu.) 1.i.i. tutan.f. direk. dârçîn (f-i-) tarçın. dâre (f. dârib-i müşterek mat.c.i. dâire. musibet.) 1. (bkz.i. darbe-i hükümet hükümet darbesi.) l. dâric (a. ay ağılı. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti. dikme. 6.c. darb-ı unk boyun vurma.) mezar. çarpma.) canbaz.i. darbe-i kahr ezici darbe. (bkz: darb-ı dest). döğerek.i. darb-ül-lisân dilin gücü. (bkz. 2. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir.c. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür. çarpma. 2) kadınların yüzünü örtmesi.a.s. darben (a.s. vurarak. kale döven. ortak çarpan. darbe-i cenah kanat vuruşu. darb-ı mesel). muz.) darba ait. caup d'etat. dere 'den) yazılma.i.b. madenî levha üzerine kabartma darb-zen nakışlar yapan.zf. darîr (a.i.) atalar sözü. darb-ül-yed el.dilin gücü.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. saklayan. darabât) 1. dârçînî (f.i. kabir. dârib (darb'dan) darbeden.

dâr-ül-âmân (a.b. yazdıktan manzume.a. dâr-ül-fevz (a.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı. dâr-ül-fenâ (f. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur. f.) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur.i. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur].i. dâr-ül-aceze (a. hükümet konağı. kavga meydanı.) yoksullar yurdu. darre (a. dâr-ül-fünûn (a.i.i.i.i.) mihnet.s. Cennet. dâr-ül-akakir (f.) "asîler yeri" Haleb'in eski adı.b. i. h. darrâ' (a.b.i. i.i.b. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç.) ortak kadın kuma dârr (a.) emaret dâiresi. dâr-ül-beyzâ (a.i.i. belâ.a. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi'). debdebe. dâr-ül-azâb (f. dâriyye .i.b.) Cehennem.b.b.) ihtişam.) Cehennem.) beka evi.i.i.i.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu. üstünlük yeri" Harput'un eski adı.b. dârû-furûş (f. dâr-ül-harb (a. dâr-ül-feth (a.) üniversite. her zaman harp sahası olabilecek yer.i.) zararlı.i. keder.) ecza saklanılan yer.i. yoksullar yurdu.) ilâç. dâr-ül-celâl (a.i.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı.) konservatuar'ın eski adı. sığınılacak yer.i. (bkz. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler. darsînî dâr-çînî darr (a.i. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu). darr (a. b.i. savaş. u dârû (f. dâr-ül-huffâz (f.(f.b. dâr-ül-bâb (a. dârû-berd (f. istanbul. dâr-ül-bevâr (a.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı.i.b.b.) "zafer. dâr-ül-bugat (a.i.b.) 1.i.) zarar.b.b. dar ü diyar (f. 2.i. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir.i. dârât). dâr-ül-cihâd (bkz.i.b. rahatlık ve sıkıntı.).) yer ve yurt. belâ. şiddet. dâr-ül-elhân (a.) sıkıntı.i. dârû-hâne (f. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum.i.) Dünyâ.) hilâfet merkezi.b. dâr-ül-fahr (a. dâr-üş-şifâ).b.i.b.b. dâr-ül-hadîs (a. (bkz.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad.eczacı. dâr-ül-harb).b.) Âhiret.) ilâç satan.b.) eczâhâne. dâr-ül-emâre (a.b.b. dâr-ül-âfiye (a.i. dâr-ül-huld (a.) dîvan şâirlerinin.b.a.) hafız yetiştirme yurdu.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı.) korunulacak.b. dâr-ül-hilâfe (f.i. dâr-ül-bedâyi' (a.b.

a.b.) saadet yeri.dâr-ül-ilm dâr-ül-İslâm dâr-ül-istihzâr dâr-ül-it'âm dâr-ül-izz dâr-ül-kadî dâr-ül-karâr dâr-ül-kemâl dâr-ül-kıyâm dâr-ül-kurrâ' dâr-ül-kütüb dâr-ül-maârif dâr-ül-mecanîn dâr-ül-mescid dâr-ül-mesâî dâr-ül-mesnevî dâr-ül-muallimât dâr-ül-muallimîn dâr-ül-muallimîn-i âliye dâr-ül-mûsikî-i Osmânî dâr-ül-mülk dâr-ül-mülk-i Osmânî dâr-ül-pehlevâniyye dâr-ül-ulemâ dâr-ül-ulûm dâr-ül-vilâde dâr-ün-naîm dâr-ün-nasr dâr-ün-necât dâr-ün-nedve dâr-ün-nusrâ dâr-ün-nüzhe dâr-ür-râhe dâr-ür-ridge dâr-ür-rif'a dâr-üs-saâde dâr-üs-saâde ağası (a. doğumevi.i. (a. (a.b.b.b. .) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı. (a.) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı. dâr-üş-şifâ').) "pehlivanlık.i. (a. (a.b. başkent.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne. (bkz.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı.b. (f.) "âlimler. dâr-ül-cihâd).) kitabevi. [1848 de Sultan Mecit devrinde.i. saray. çalışma yeri. (a. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep.) 1. (a.i.b. â h i ret.b.i. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı.i.b.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı. kütüphane.i.i. atölye. sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası. (olgunluk evi) İstanbul şehri.i.i.i.i. okul. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı. Hz. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır].) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı.b.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur]. (kıyamet evi) öteki dünyâ. (a. (a.b. (a. (a.b.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı.a.i. (f.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı.i.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel. (a.f.b.b.) islâm ülkesi.i.b.b. İstanbul. (a. Kureyş reislerinin. (a.b. (m h i ) laboratuvar.) mahkeme.i.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı.i. 2. (a. [ilk adı "Valde Mektebi" idi].b. (a. (a.i.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad.i. İstanbul'da.b.) başşehir.b. (a.). (a.) kıyametten sonra kalınacak yer.b.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın.b.b. İstanbul'da.b.i.i. (Sonraları.b.i.i. (a.i. (bkz.b.) akıl hastahânesi.) imaret.i.) üniversite. yüksek öğretmen okulu. (f.a.i. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı. (a.i. b. Fâtih civarında kurulmuştur].i).a. (a.i.) Cennet. (a.i. (a. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur.b. (a. (bkz: dâr-ül-fünûn).b. (bkz: dâr-ı naîm). (f.b.b.i. okuma salonu. (a.) "secde yeri‖ Kemah'ın eski adı.) erkek öğretmen okulu.) kız öğretmen okulu.

a. 2. (f.) hek. (a. destan kahramanlarına yakışacak surette.b.) 1.b. simsar.i.i. (a.) "saltanat yeri" Bursa. ün.b.) hek. 2. (f.b.dâr-üs-saîr dâr-üs-saltana dâr-üs-sanâ'a dâr-üs-selâm dâr-üs-sıhha dâr-üs-sugr dâr-üs-sulh dâr-üş-şafaka dâr-üş-şifâ' dâr-üt-ta'lîm dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî dâr-üt-tedâvî. (a.) hek.) 1.i. zaptetmek. simsar.b.i.ü dâr-üt-tedrîs dâr-üt-tıbâat-il-âmire dâr-üt-tıbb dâr-üt-tırâz dâr-üz-zafer dâs | dâs-ı zerrin dâsâr.b. destan ile ilgili.b. (bkz: dâ'--ül-fîl).b. (a. dâr-ülIslâm). (a.b. (a.) III.) hek.i. masal.i. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası.) şifâ yurdu. elde etmek. (f. (a. atlarda görülen sinir hastalığı.). meç. 5.) hek. 4.) hek.a. 4. altın orak. eskimiş.i.i. meç. fr.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.b.i. (f. (a.s.) 1.i. sedef otu. (f.b.b.) çanak çömlek ve kireç ocağı. (f.) hek.b.b. (f. 3.b. tahra.b.i.) 1865'te istanbul'da.b.i. (a. 2.b.i. bot.i. 2.b.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad.i.) hek. 2. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık. Edirne. (bkz: dîk-ı nefes). eskimek.b. (a. Bağdat'ın eski adı.i. (bkz: dâ'üs-sebât).m.s.i. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık.b.i. (a. (a. (f. hikâye. 3. mâlik ve sahip olmuş.i. (f. (a. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık. (f. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık. (a. firengi hastalığı. (a. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. nîrân).) sanatyeri. (bkz: dûzah. mâlik olmak. epique. yeni ay. (bkz: dâs). (a.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi.i. tutmak.b. Selim zamanında.a.i.i.i.) hastahâne.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı. (f. tuzak.b.b. görüp gözetlemek.) 1. (bkz: matbaa-i âmire). İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad.) tellâl.) orak. yıpranmış. (a. (f. .b.b. köhne. (f.i. sağlık yurdu. destancı. bir cilt hastalığı. destan.i. (a.i.) hastahâne.) hek.s. (a. 2.) 1.i. orakcık. meç.b. (a. (a. orak. nefes darlığı. (bkz. Cennet.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu. (a.) 1.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı.i.) hek.i.) Cehennem. şöhret. tımarhane.) tellâl. kahramanca.) destan okuyan. sinir hastalığı.i.i.b. (a.i. dâstâr dâse dâstân dâstânî dâstân-serâ dâstâr dâs dâşte dâşten dâ'-ül-alîk dâ'-ül-asab dâ'-ül-behr dâ'-ül-câversiyye dâ'-ül-cev dâ'-ül-cümûd dâ'-ül-efrenc dâ'-ül-esâbi' dâ'-ül-esed dâ'-ül-fecl (a.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul.i. epope.

) hek.i.b. (a. (f.i. hypocondrie.b. (a. erkek adı. saçma iddia. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı.) hek. fr. iddia. (f.i.) saç ve sakal ağarması hastalığı.) hek.) yurdunu arama.b. (a. (a. kuduz hastalığı. duvar sırası.) hek.) 1.c.) hek. (a. alkolizm.b.i.) hek. mesele. (a.b.b. havlama hastalığı. havlar gibi sesler çıkarıp soluma. (a. . (f.b. fr. sövme.b.i.i.t.) hek. mat. (a. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık.s. 4. 2. ayıp yerlerini gösterme hastalığı.b.i. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık.i.n.b.) hek.i. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra. dâ'vet'in c. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma. 2. doğruluğu seven bir büyüğe yakışacak surette. (a. (a. doymazlık hastalığı. 5.i. (a. (a. (a.b.) hek.b.i.) hek. oyunda sürülen para.b.b. (a. (a. (a. insaflı olan hükümdar. 3. kurt hastalığı denilen açlık. melankoli. (a. sıraca hastalığı.) ey dâver! [hükümdar.) 1. 2. (a.) hek.) hek. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık. (bkz: dâ'-ül-cümûd). Cenâbıhakk'ın adı. (f.i. nöbet. (a.i) hek.) uyuşukluk.i.i. satranç. dama. 3. utaçıcılık.i. vezir. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık. 3. çağırmalar.) 1. peygamberlik iddiası. (a. hâkim]. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma.) hek. 2.b.i.i. (a. saç döken hastalığı.) hek.) hek.i. teşhircilik. (bkz: dâ'-ül-efrenc). teorem.i. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.i.b.) hek. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık. geviş getirme hastalığı. vezir veya hâkim. 4. (a.b.) 1.b. yurdu özleme. 2.b. gut hastalığı. hâkim ve vezirle ilgili olan.i. karasevda.b.b.i.) hek.i.) yürek çarpması. davetler.b.dâ'-ül-ferfîr dâ'-ül-fîl dâ'-ül-gussa dâ'-ül-hader dâ'-ül-hanâzîr dâ'-ül-hanes dâ'-ül-kalb dâ'-ül-kelb dâ'-ül-küûl dâ'-ül-merak dâ'-ül-mücterr dâ'-ül-nıülûk dâ'-ün-nibâh dâ'-ür-raks dâ'-üs-sahrâ' dâ'-üs-sa'leb dâ'-üs-sebât dû'-üs-sedef dâ'-üs-sevâd dâ'-iis-sıla dâ'üş-şa'r dâ'-üş-şeyb dâ'-üt-teşhîr dâ'-üz-zehr dâ'-üz-zi'b dav da'vâ da'vâ-yi bî-ma'nâ da'vâ-yi nübüvvet da'vâcı da'vât da'vâ vekili dâver dâverâ dâver-âne (a.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse.b.b.) hek. deâvî) 1. dâva. uyku hastalığı. (a.i. (a.b.) dâva açan kimse. karasevda. (a. (a. sedef hastalığı.) hek.) hek.i.zf. bir cilt hastalığı.i.i. (a. saçkıran. (a. [cemî şeklinde] dualar. doğru. yurtsama.b.i. alcolisme.i.b.

(a. haşmet.i. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı.) çağırma. müdâfaa edilen fikirler.i. belâları davet etme.) 1.) dayalık. ululuk.i. azamet. sütnine.b.s.i. zay'a).) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti.) astr. usul. (f. 2.) borç veren. s. kâtip.) 1. da'vâ'nın c. 2.dâverî dâverî-gâh da'vet da'vet-i mesâib da'vetiyye da'vî Dâvud davudi Zırh-ı Davudi dây day'a dâye dâye-gî dâyin dayyık deâim deâvî Deâvî nezâreti de'b de'b-i dîrîn de'b-i kadîm debâbîc debâbîs debagat debâle debbâbe debbâğ debbâğ-hâne debbûs debbûs-i âhenîn debdâb debdâb debdebe Deberân debg debîr debîr-i asman debîr-i çarh debîr-i felek debîrân debîr-istân debistân debistânî (f.i. (a. meseleler.) âdet. . (a. dua. eski âdet. 3. (a. 2.) bir kimsenin hakkını araması.) 1.) davul.i. (bkz.i. okullu. (a.f.) mahkemeye başvurmalar. savaş meydanı.s. dibâgat). (f. (a. Merkür. (a.f. 2.) taya.i. dadılık. sepileme. (a.i.s. hükümdarlık. Sesi güzel ve şâirdi. büyük bir gösteriş. kâtipler.) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir. dâva ve mahkeme. 5. (a. (a. (bkz. (a.) deriyi terbiye etme.i.) 1. dâvalar. kavga. (a. (f. (a.i. deri terbiye eden kimse.i. [adliye nezâretinden öncedir]. bir kimseye hâlinden şikâyet etme. Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti. (bkz: debûs). (a. (bkz: da'vâ).) ağaç kavunu. (f. (a.) 1. kur. tantana. 4. 2.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses. 2.i. (a. (f. dıâme'nin c. yazıcılar.) kalem odası. (a. dîbac'ın c.). (a. okul. (f. kaide.i.i. Utarit.i.debîr'in c.i.i.i.s. alacaklı. (bkz.) dallı. (f. patırdı.) 1. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur]. sepilendiği yer.s. Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi.) mektep.b.) duvar sırası. astr. (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni. (f. hâkimlik. gelenek. (f-i. müsteşarlar.) pek dar. (a.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu.i. 1.) mektepli. eski âdet. sepici. (f. (a. gök cismi. çağrı. debâbîs) topuz. tarz.i. çocuğa bakan dadı. çiçekli ipek kumaşlar.) topuzlar.i.i.) demir topuz.b. (f. Utarit. iyi ile kötüyü ayır-detme. debbûs'un c. gürültü. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi. astr. pa-yandalar. (bkz: dârât). debîr-i felek).i. yazıcı. büro.i. (a.i. müsteşar. eski usul.i.) şöhret.c. ziyafet.i. (f.) destekler. mahkeme. (Merkür) gezegeni.b.) tabak. 2.h. (a. ayın dördüncü durağı.).i.

askerlikten ihraç. birlikte dikilmiş kâğıtlar.) 1. tavuk. kaldırma. yüz. kez. sahtekâr. (bkz: izâle-i taaffün). (bkz: def-zen).) et yiyen yabani hayvan. 2. yalancı Mesih. tekrar tekrar bir çok defalar. tasayı giderme. 3. yol. s.) l. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva. havanın bulutlanması. 3. (a. dâire.i. savma.i. (f.) tavuk. mizahî bir dergi. defaât) kere. defîne'nin c.) tef. (a. kuşkuyu giderme.) batı rüzgârı.i. (a. Zühre yıldızı. (a.i.c.zf. dicâce. verme. (bkz: deff). ilk defa. 3. kitap cildinin iki yanından her biri. 2.) l. gömüler. huk.s.) kereler.) topuz.i. tehlikeyi savma.c. (a. (a.b. birinci defa. (f. savma. Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. (a. kezler. bir yerde oturma.i.i. horoz ve piliç cinsi.i. (a.) iki defa. toplantıya son verme.i. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. edebî.i. (a. ateşi düşürme.zf. (bkz. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı.) tef. Dâd ü [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar.debûr debûs decâc decâce decâce-i Hindi decâciyye deccâl decn ded ded deeb deb-i dîrîn def def def'-i belâ def'-i dem def'-i gamm def'-i hacet def'-i hararet def'-i mazarrat def'-i meclis def'-i şübhe def'-i taaffün def ü ref def ü tard defa def'a-i ûlâ defaât defâdı' defâin defaten defaten ba'de uhrâ defateyn defâtir defâtir-i atîka defâtir-i resmiyye deff deffâf. yollar. kederi. birden.c. eski âdet. defa'nın c. öteye itme. bol yağmur.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler. 2.i. eski defterler. kaz.i.i.i.) defterler. aptes bozma. giderme.) tef çalan. Hint tavuğu. (a. deffâfe deffâfe-i felek deffe (a. dücüc). yan. batı tarafından esel yel. 4. dücüc) 1. (a. şüpheyi. resmî defterler. sıkıntıyı giderme. savulma. dücâce). hek. (a. dıfda'ın c. 2. (bkz: debbûs).i. (a. (a. defter'in c. (bkz: dicâc. dücâc). .) bir defada. tavuk. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı. hindi. (a.) âdet. (a.) 1. zararlı şeyleri yok etme. belâyı. 2. hek.i. (fa. astr. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz.i. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi. yalancı. (f.) kurbağalar.i. gamı. ortadan kaldırma.

i. (o. ufak ağız.) on [sayı].s.b. (f. (a. 2. dar.b. susmuş. kalp [para].) zekîliğin. (a.f.) tef çalan. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan.) 1. hîle. "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri.f. ölünün gömülmesi. günlük defter. köy ağalan. defterci. (f. kovuk. 2. Grekçe'den gelmedir]. dehâ sahibi olma. 2. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse. köylüler. dehlîz'in c. güzel. (a. 3.s.) holler. feryat.c. (f. devletin mal.s.s. (f. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya. 2.i. defâin) 1. iyi.b. 3. iyiliği inkâr edenlerin ağzı.deffeteyn defin defîn-i hâk-i ıtırnâk define defn defn-i emvât defn-i meyyit defter defter-i a'mâl defter-i Hâkanî defter-i kebîr defter-i yevmî defter-dâr defter-hâne defterî def-zen dega deh deh dehâ dehâet dehâ-kâr dehâkîn dehalet dehâlîz dehân dehân-ı istihza dehân-ı hadîd dehân-ı küfrân dehân-ı safa dehân-ı teng dehân-beste dehâne dehâne-i küb dehâne-i tennîir dehân-güşâ dehâ-perver dehâr dehâz deh-dehî (a. küp. (bkz: dehene). tefci. defn'den) gömülmüş.b. (bkz: dehen).s. kurumuş ağız. geveze.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad.i. (a.) ağzını açan. güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında].i. hîlekâr.s. sıra. genie.) dağ mağarası. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi.) dâhîlik. (f. (f.s.) testi. (f. dehâ sahibi. nimetin kadrini bilmezliğin.i. tapu ve kadastro. (f. dihkan'ın c.) dehâ yetiştiren. (a. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası.f. (a. alaycı söz. (a.i.) deftere mensup. gömülme.f.i. 2. saf.) kapanmış ağız.).c.) 1. küp ağzı.i.) 1. (a.s. ölü (leri) gömme.i.i. (a. (f. (a.) nâre.i. çiftçiler.i. (bkz. fırın ağzı. gömülü.) dehâlı. (f.f. (a. [Farsçası da "defter" dir. ve s. i.i.i.b. .) ağız. tabur. defter-i Hâkanî). i. (bkz: aşr.) hâlis altın.b. fr.c. (bkz: medfûn). (bkz: as-ced). (alay ağzı) alay eden.i. kıymet ve değeri olan kimse veya mal. (a.) 1. habislik.i.b. dagal). (a.i.) birinin merhametine ve himayesine sığınma.) gömme. (bkz: deffâf). safa ağzı. (bkz: defter-hâne). (bkz.s. çatlak. habîs. (a. (bkz: levha-teyn). yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. koridorlar.b. dâh).

s. kararsız dünyâ. (f. korku ve telâş gösterme.i.s.) on gönlü olan. (bkz.) onuncu.b.i.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır.b.s.) korkunç. (f. (a. (a. yıldıran.). aşağılık dünyâ. (bkz: dehân). (f. fr.) astr. materialiste. bulanıklık. dehâlîz) 1.s. (f.s.b. 2. çöl.) ürkütücü. (a. dehân-güşâ).) çok dehşetli.s. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre]. (a.b. (bkz: desise). hile.) dükkânlar. dünyâyı karıştıran.) on yıllık.i. kargaşalıklara yol açan [güzel]. 2. 5. (a.i. 4.s.). on yaşında. harcâî.) 1. ittihat.i) geniş ve susuz ova. dehriyye dehriyye dehriyyûn deh-sâl deh-sâle dehş dehşet dehşet-âgîn dehşet-âver dehşet-bahş dehşet-efşân dehşet-endâz dehşet-engîz dehşet-nâk dehşet-nisâr dehûn deh-üm dehvâ' dehyâ' Dâhiye-i dehyâ deh-yek dek dekâkîn dek-bâz (f. 2. gezegen yıldız. dükkân'ın c.f.c. sebatsız dünyâ. dilencilik.i. (f.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. dehrî'nin c. (a. akla şaşkınlık verecek surette korkma. (bkz: dihlîz). dehşet).i.b. dilenci. . çatma. (a. (f. (f. s.) 1.) ağız oynatan. vefasız.) korku ile karışık. ürkütücü. (bkz.).b. tokuşma. (a. (a.b.s.b. (f. hatırlama.) korku ve dehşet saçan. hek. deh-riyyun) 1.) 1.) korku veren. Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir. kalpte kulakçık kapakçığı.f. şaşma. (bkz: dehâne).i. (a.c.s.) ağız. korkunç.s. korku. (bkz.f.i. 2. korkunç. (a. hol. erkek adı. ittifak.). bir işe başlama. çok korku veren.s. materialisme. korkulu. zaman.s. s. 2.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu.s. (f-i-) ezber okuma. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden. ağız temizleme.dehşet-bahş). Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur.f.c. (a.) deh-rîler. dünyâ. (a. (f.s.) birlik.b.) dehşet veren.i. çok korkutan.i. (f.i. devir.s. (f.s.) dehşet saçan. (a. oyuncu.b.s.b. çok büyük belâ.b. (f.) ağız yıkama. korkutan.i. söylemeye hazırlanan.) onda bir.i.s. (bkz: seyyare).s. sahra. oyun. (bkz: dehrî).b.deh-dile dehen dehen-bâz dehen-güşâ dehene dehen-şûy deheş dehhâş dehişt dehliz dehnâ dehr dehr-i âşûb dehr-i bî-direng dehr-i bî-sebât dehr-i dûn dehr-i fâni dehr sûresi dehre dehrî.f. 3. i. cihûn).) tahra. (a. koridor. dülıûr) 1. (a.i. (a. fr.b.s. (f. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak.) hîlekâr. muhkem. (f. (bkz: öşr). musibet. (a. karanlık. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan.f.b.b. bir tarzda hareket. (a. ürkme. (a. (bkz: âlem. geçici dünyâ. 3.f.f. sağlam. 2.

) fındıkçılık. (a. koketlik. (bkz: beyyine. delâlet'den) 1. .c delâil.) eski aba veya hırka giyen. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe. sansargiller. ovuşturma. kanıtlar. temiz kan. (a.) yol göstermeler. kan kusma. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma.i. dimâ') kan.s.). fakir.i. delâlet'in c.i. satılacak şeyi satan. alâmet olmalar.i. delîl'in c. kan dökmek. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur].) el ile ovma. (a. Güneş. ovuşturulma.) zool. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse.c. (a. insana güzel. zool. kanıtlar.b. sürtme. târihî deliller. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi. 2.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri. (bkz. (a.) eski elbise. (a.c. kesin kanıt. 2. su kovası. (a. düşünülerek bulunan delil.i.) 1. kılavuzluk. burhan). iz. biy.) gül tohumu.i.i. tellâl. işaret.) naz. delâlât) 1. 2. yamalı dilenci hırkası. hek. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse. fizy.i. belge. kılavuz. soğukkanlılık. içine safra karışmış kan. (a. kılavuzluklar.i. (a. edille) 1. (a. riyakâr adam.i.) delâlet eden şeyler. (f. (f. durum. Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H. tanık. kanıt. sürtme ve dokunma.i. kan işeme.) tellâllık parası. işve. gösterme. on iki burçtan birinin adı olup. kesin delil. (a. münâkaşa neticesinde bulunan delil. (a. tellâk.i. konuşma. sert ve şiddetli ovuşturma.i.delâil delâil-i kaviyye delâil-i târihiyye delâl delâlât delâlet delbiyye delik delîl delîl-i aklî delîl-i cedelî delîl-i ilzâmî delîl-i kat'î delîl-i nakli delîl-ül-ibâd delk delk delk bi-l-mesfere delk-i istimna' delk-i şedîd delk ü temas Delkıyye delk-pûş deli dellâk dellâl dellâle dellâliyye delv dem İrâka-i dem İ'tidâl-i dem Kay'-üd-dem Tebevvül-üd--dem dem-i musaffar dem-i şiryanı (a.i. üstad delili. astr. alâmet olma. 2. sevimli görünecek hal. sansargiller. (bkz: delil). şahit. yol gösterme.i. inandırıcı delil.i. (a.i. (f. yol gösteren. (a. destvân). sağlam deliller. huk. el ile bel getirme. cilve. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir.

2) can bağışlayan soluk. dem-i teslim . demendân (f. sert ve ümit vermeyen söz.) 1. meç.i.) ateş körüğü. kılıç]. (bkz: muttasıl). zaman. 3.s. ün.) nefesi bağlanmış. dem-i kalem kalem ucu. keskin tarafı. dem'ân (a. gurur.l) meç. dâima. azarlama. "zamanı iyi değerlendirin. davul. 2. fırsatları kaçırmayın" anlamına. kalem ucunun sesi. saat.b. an.s. 4. tatlı söz. kuyumcu ve demirci körüğü. soluğu kesilmiş. hakaret.) 1. kükremiş. ruhu teslim edecek zaman. demende (f. demânkeş (f. ağız ağıza dolu [kap]. zaman. saldırıp kükreyen. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes. kırıp geçirme. dem-i serd soğuk nefes. deme (f.) içi pek dolu. soluk.s. 4. i. 3) söz dinleme. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer. 10. demâr (f. vakit. 2. heybetli. müddet. hiddetli. tehlikeli ağız.) bir damla gözyaşı. büyüklük taslayan. 2. sık sık. gözyaşı dökme. öfke. 2. heyecanlı. ağız [insan. dem" (a. dem-i verîdî biy.c. gün açımı.i.i. (bkz: müntakim). 2) hararetli.) helak. dem-i vâ-pesîn son nefes. soluk. 2. 8. dumû') gözyaşı. dem-bestegî (f. zorlu.i. n. bahar gibi güzel kokan nefes.i. dem-i ejderhâ ejderha ağzı. dem (f. kirli kan.i.) vakit. susmuşluk.b. dem-i seher. dem bu demdir. küfür.) 1.i. demevî. 2) susma. mahv. (f. dem-i subh seher vakti. büyüklük.s. kanla ilgili.zf. demdeme (a. suskunluk.) helak eden. demân 4. emre itaat etme. aldatma.i.b. üstünlük. 5.) gözyaşı döken. ateşli sözler. telef. intikam alan. boyun eğme. hiddetle çıkışma. demdeme (f. dem-i civânî gençlik zamanı. ağlayan. okşayıcı nefes.) 1. 3. dem'a-rîz (a.b.s. dem-i zehre bot. 9. 2) yakıcı ân. 2. hiddet. isa'nın nefesi.s. ölüm. dem-i şâm akşam vakti. 3. üfleyen. gözyaşı damlası.) 1.) kibirli. dem-i germ 1) sıcak nefes.i. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı. ateş.s. aldatma.) sessizlik.i. demâr-âver (f. dem-i nerm yumuşak. hîle. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz. 7. dem-beste (f. vakit.f. nefes. içki. zaman.) 1. demeviyye (a. cehennem. asabî. dem-i tîg kılıcın ucu. şiirin vezni. 3.) vakit vakit. kavga. 5. gıcırtısı. dem-â-dem (f. âh.s. 6. dem-i bahar bahar nefesi. sinirli. dem-be-dem (f. kibir. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. kanlı. bağırıp çağırma.) 1.) her vakit.b. ağlama. şöhret. dem'a (a. 4.zf. koku. akşam üzeri. hîle. susmuş.b. bıçak. 2. dem-i teslim ölüm â u. demâg-dâr (f.

ednâs) kir. dînâr'ın c.b. ısırgan otu.) göz yaşı ile ilgili.zf. 2. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi.i. murdarlık. (f. (bkz.b. diş [ağızda bulunan]. mırıltı. 2. tabiatı demevî olan.i. (a. (f. 2. diş kirası.) bot.) altınlar. ahlâk kirliliği.) alçaklık. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler. dendân3). tamah ve ümit. kuyumcu veya demirci ocağı. destere gibi şeylerin dişi.) 1. gözyaşı bezi.b. g. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri. diş tanesi. 3. pas.i.s. (bkz. paslılık. (a.i. (f. ney. sinirli.s. uzun uzun ötenleri.i.i.) kirlilik.) 1. tarak.i.s.) alevlenmiş. Hz.) diş kirası.) soğuk nefeslilik. sırdaşlık.b. (a. kardeşkanı. bâzı kuşların. asabî.) tempo tutan. kardeş kanı.s.) fırın ve ocak bacası.) 1. i.demeviyyet demevi-yy-ül-mizâc dem-gâh dem-gîr dem-girifte dem-güzâr dem-güzârî dem'î. (a. kanlı canlılık.s.) 1. akıl dişi. (f. (bkz.) bitmiş. (f.b. adîlik. dost. 3. 3. soluk çeken.i.) 1.) muz. dâima öten bir cins güvercin. tabîat adîliği.) bot. bol kanlılık.s. kokmuş.) denî ve alçak tabîath. nefes alacak yer. yetişmiş [çiçek. (bkz. (a. (f.b.b. (f. tempo tutan.b. i. çıkmış. esvap kirliliği.i.b. dem-ül-ahaveyn).b. sürmüş. c.f.b. (f. dem'iyye Gudde-i dem'iyye demide dem-kâr dem-keş dem-keşîde demne demne-dânî dem-sâz dem-sâzî dem-serdî demşinâs dem-ül-ahaveyn dem-üs-su'bân denâet denâet-i tab' denâet-kâr denâet-kârâne denânîr denânîr-i mevcûde denâset denâset-i ahlâk denâset-i libâs dendân dendân-ı bulûğ dendân-ı saadet dendân-behâ dendâne dendân-gîr dendân-müzd dendene dendene denes (a. .) 1.) arkadaş. (a. nefes. 4.b. şarap içen. (a. sebze v. 2.i. pislik. 2. (a.b. dostluk.i. 3.b. eşlik eden. dudak kıpırtısıyla söylenen söz.) arkadaş. (bkz: fazâhat). (f. (f.) ağır ağır.i.f.i. yaşayan. (f. s. (a. dem-üs-su'bân).i. bülbül gibi.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra.) vakit geçiren.s.b. kürdan. s. 5.i.s. (f. (f. (f. kafadar.s.) hakîm. g. 2. sırdaş. çark.]. sinirlilik.) vakit geçirme. (f. (f.b.) sözü açık söyleme.s. mevcut altınlar. (f. (f. külhan. akıllı.b.) arkadaşlık.b.i. alçakçasına.i.i. homurdanma. asabiyyet).i. (f.b.i.) alçakça. (f. (f h i ) . (a.

(bkz. çeşit. der-i ümmîd umut kapısı. küçük kapı.) derhal. ahmak.i. dağınık. i. 5.i. der (f. dürrî'nin c. dar geçit.b. boğaz. (bkz: bevvâb). kere.s.a.) çıngırak.) 1. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli. serseri. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. 2.) uzun. der-bân-felek Güneş ve Ay. gelir.s.zf.) ayıp. 2. -de.i.) küp. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen. kapıya bakan.) kapı yavrusu. deng . yaran.b. hayran.) kirli. o anda. Ciger-der ciğer delen.zf. içinde. lâklakacı. defa. demirci çekici. denîe (a. –der (f. Perde-der perde yırtıcı. Der-hâtır hatırda. 2. nakîsa. derâ (f.i. mağara. i. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). çan. Sâf-der saf yaran. edepsiz. derâz (f.b. akçeler. Herze-derây. 4.) kucaklama. derây (f.i. sıra yaran. der-bâr (f. der-i aliyye. 3. der-bân (f. deniş (a. 2.i. cins.i. dırlanan" mânâsına sıfat yapar. paralar.s. derâ-yi deyr kilise çam. derâ-yi kenîse kilise çanı. geveze.e. büyük küp.i.) "durmadan söylenen. s. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses.s. der-beçe (f. okkanın dörtyüzde birleri. Der-enbâr anbarda. perişan.i. (bkz.) parlak. dili uzun.) "uzun soluklu"meç.b. denî (a.(f.) 1.) ev kapısı.i.) "yırtan. derâz-zebân (f.i. kazanma(k).) karısının kötü hâline göz yuman kimse.) kapıcı.) 1. derârî (a. der-âmed (f. derâyende (f. der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul. denn (a. i. kapı yeri.) çançan eden. rezil.) 1. der-âguş (f. derây (f. alma(k).) 1. -derâ.b. i. 2. renkli şeyler. çirkin görülen hal.b. der-akab (f. der-i bâr dîvan kapısı. kehf). der-beder (f.) hemen arkasından. çıngırak. sersem. [ençok "yıldız" hakkında söylenir]. 2 .) alçak.i.) 1.) 1. der-bend (f.s. deyyus). i. hemen. şaşkın. kapı. derâhim (a.s. (bkz: dırâz).s. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr. kapı kapı gezen. kavgacı. pergel noktası. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul. paslı. derâz-nefes (f. der-ân (f. der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı.b. nevi. kısım. yırtıcı. güzel söz söyleyen kimse. derâre (f.) 1. sarma. 3. meç. soysuz. i.s.s. dirhem'in c. 2. eli dolu (gelme).s.

sıkıcı. derece). eşitlik derecesi. s. (f.i.b. 2) üstünlük derecesi.s. keder.) derbentler. (f. hek. ağn.b. zaman zaman gelen dert. tasalılar. kapalı kapı. mihnet görmüş olan. boylam. derbend'in c. (f. susmuş.tafdîl derece-i ûlâ derece-i arz derece-i tül derece-i hâmıziyyet derece-i hararet derece-i inhilâl derece-i intizâ' [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. (bkz: derd-mend. tasa. 2.) acı çeken.) şikâyet mektubu.) dert.c. sıkıntı. türlü mahkeme dereceleri. derecât) 1.şer derd. (f. rütbe.b. ikinci derece.).b.i. basamak. kapalı. boğazlar. gr. cennetin katlan. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir. kerte. tasalı.) 1. (f.müsavat derece.nihâye derece. (f.a.s. biriktirme. kim. (f. enlem. üzüntülü.s. (bkz: derd-keş).i. vah vah! (f. merdiven basamağı.) dertli. kaygılı.) üzücü. tabakaları.) dert sahipleri. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri. (f. (bkz.b.dil derd. (bkz. fr. derd-perver). 5. . 3. (f. toplama. memleket sının. 3. dert çeken. çözüşme derecesi. gam.b. miktar. 3.s.hired derd. (f. dağılım derecesi. kapıbağı. kaygılı.b. (f. derece'nin c. 2. dert. 5. gönül kaygısı. kâfi. 2. elde olan.b. birinci derece. baş derdi. [Farsçada. kim. dar geçiüer. 1) karşılaştırma derecesi. kann ağnsı. yeter derece. (f.der-bend ağası der-bend-ât der-best. 2.i) 1.i. yapılmakta olan.kâfiyye derece. derd-mendân) dert sahibi. 4. s.b. yedi gezegen. 4. sokma.s. (a. sevgiden dolayı çekilen aşk. ısı derecesi.derûn derd. tutma.şikem derdâ derd-âşinâ derdeme derd-engîz der-dest derd-keş derd-mend derd-mendân derd-nâk derd-nâme derd-perver derd-zede derecât derecât-ı cennet derecât-ı mahâkim derece derece-i gılzet ve hiffet derece. tasalı. merdiven basamağı. 4. gr. 2. gizli üzüntü. hattatların yazdıkları meşk tomarı. gönül tasası.s.b.) dertli.s. acı.nihân derd. derd-nâk).i. elde etme.) yazık. hafiflik ve kalınlık derecesi.) acı. (f. kaygılı. sızı. (f.b.s. son derece.i.saniye derece. degre de dispersite.mirkad derece. akıl derdi. dâirenin 360 parçasından herbiri. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. der-beste dere derd j derd-i aşk veya -ışk derddemâdem derd. sınır kalesi. kasavet. kaygılılar.) astr. kapanmış. keder.c. kim.b. ayrılıktan doğan üzüntü.n.hicran derd. asitlik derecesi.i. arasına sıkıştırma.süllem derece. kaygı. gazeteye yazma.) 1.) 1. 2. dertlenen. (a. (a.

s. karmakarışık. belli. dilek. dereniyye der-gâh. ele geçirme.b. dik sözlü.b.zf.) karmakarışık. (f. (a. akçe.) lâyık.b. (bkz: sahavet). uygun. 2. (a. (f. dereke'nin c. (f.i. birer parça. "büyük kapı" meç. aşağı inilecek basamak.) gerileme.b.i. derhûş. (f. havası iyi. 3.) ur ile. tabakaları. regression. Tanrı kaü.) istek. (f. (f. . işde. 3.) kanadı kırık. yakalama. (f. (f.) 1.b. yırtan.i. seza. (f. malûm.) lâyık. iş üzerinde bulunan. kapı önü. der-geh dergâh-ı mevlevî dergâh-ı Mevlânâ dergâh-ı âlî dergâh-ı ilâhî dergâh-ı izzet dergâh-ı muallâ dergâh-ı şerîf dergîş derhâl der-hâst der-hâtır derhem derhem-berhem derhişte derhör der-hûr derhûş derî derîçe deride derîde-dehân derîde-dehen derîde-per derk derk-i dekayık derk-i netâyic derk-i esfel-i cehennem der-kafa der-kâr (a.) yırtıcı. çok kalabalık. 3. neticeleri anlama. 2.s.s.b. basamaklar. dip. o anda. incinme.) para.s.s.) hemen arkasında olan. (bkz: çespân.) 1.) 1. yırtıcı arslan.i. ["derek" şekliyle de kullanılır].derece derece derekât derekât-ı Cehennem dereke dereke-i mirkat derekî derem derem-güzîn derem-serâ deren derende Şîr-i derende dereni. kavrama.b. oyma kapı. mevlevî tekkesi. (bkz: idrâk). [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir].) uygun.) ur. Cehennem'in en dibi. kapı yeri. "bulaşma" manasınadır]. (bkz: derîde-dehân).i. izdiham.s. (f.zf. 2. (f. aşikâr.s. (f. (bkz: çespân.a. en aşağı kat. şâyeste). karışık.c. derhör.) cömertlik. en aşağı kadar. (a.s. (f. (f.i.s.) hatırda. (f. Cehennem katlan.i. saray. verem.) pencere.s.) yavaş yavaş. (a.zf. seza. (f. (f. dilekçe. (bkz: revzen). 2.i. münâsip.s.) hemen. lâyık. [aslı "kirlenme". iyice kavrama. 2. münâsip.b. yeşilliği bol olan dağ eteği.) para basılan yer. (f. şimdi. bilinen. (f. mevlevî tekkesi. derekât) 1. (f. merdivenin en aşağıdaki basamağı.i.) 1. bir çeşit zerdali. 2.s.s. anlama.) boşboğaz. Tanrı katı. şişle ilgili. yırtık. boşboğaz. kapı önü. i.) 1.a. Farsça'nın fasîhi. sahihi.) sarraf. 2. (a. şâyeste). (bkz: çespân). (f. (a. tekke. tekke. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi.i.i. elaçıklığı. muztarip. kapı yeri. 2. küçük kapı.) ağzı yırtık. iyice kavrama. ince şeyleri anlama. (f.) 1. 2.) yırtılmış. pâdişâh kapısı.b.s. (f.i.i. en aşağı kat.) 1. (bkz: darb-hâne). f r.b.

s. dermândegân) bîçâre.f. ortaya koymak. (f. yürek.) içten pazarlıklı. iç.i. (a. dere derre-i asman derrî. (a. kuvvet. velospit. kişi.i.) 1.b. derk'den) çabuk anlayan.s. beceriksizlik.s. bisiklet. s. (ibret dersi) göz açacak şey. kalb.b. takat.). 3.) 1. gönül derdi. (f.b. tâlîmat. (a. yüklenme.b.s. sınıf.b.) bîçâreler.zf. (f.s.s. cami hocası. ışıldayan.) 1. gönül. 2.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul].i. fr.) pusuda. ders vermeye mahsus yer. (a. (bkz: derûne). zavallılar. öğretim yılı.b. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife. (f.s. 2. güzel iş. gönülden.) içten. l.a. gözönünde bulunan. anlayışlı. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse. direktif.) kında. "için ateşi". 2.f. (bkz: kehkeşân). medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire. (f. söylemek. (f.s. (f.s. ders yılı. ev içi.İâç. kına sokulmuş.) bîçarelik.) bisiklete binmiş olan kimse.b.s. 3.i. gönülden.) insanın boğaz. us payı. 2.a. mükâfatını Tanrı versin! (a.i.i.b.zf. gönül yanıklığı. .b. düşkünler. (a. eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü.i.a.) derse ait. Samanyolu.) 1.) ortada. gözönünde bulundurmak.s.s. tenbih. kılıfta. dürûs) 1. dersle ilgili. beceriksiz. ileri sürmek.i. çıkma yazı.) dere.b. içeri. "öğrenci. kimse. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti. [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. pusu bekleyen. öne sürmek.) üstüne alma.i. kenara yazılmış olan yazı. [evvelce] talebeye. kin besleyen. (f. kucağa alma. sana kim akıl verdi. beceriksizler. (f.i. düşkünlük.i. (f.c. (f.c. şehir içi. (a. (f.b. güç. 2.f. derûn). zavallı. (f. saman uğrusu. (f. dâhil. dürrî ders Sana kim ders verdi ders-i âm ders-i ibret ders vekâleti Der-saâdet dcrs-hân ders-hâne dersî. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet. dermân-de'nin c.zf. (a.) ders okuyan. münafık. güzel eser. (a.b.b. arada.) parlak. endoscope.) en önde. anlatmak. telkin. kucaklama. 2.) ardı sıra. (bkz. (f. dersiyye Sene-i dersiyye der-uhde derûn Derd-i derûn Ateş-i derûn derûn-i hâne derûn-i dilden derûn-i şehr derûn ü bîrûn derûn-bîn derûn-dâr derûne derûnî (f. âcizler. iç ve dış.) ders yeri. (f. acizlik. akıl.h. âciz. çâre.der-kemîn der-kenâr derman dermân-de dermândegân dermân-degî der-miyân der-miyân etmek der-niyâm der-pey der-pîş der-pîş etmek derr Lillâhi derrühû derrâce derrâce-süvâr derrâk derre.

içebakış.b. (f. 6. i. 4. meç.b. şarap fıçjsı. gökyüzü. şecaat.b. anlayışlı. şehir kapısı. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. . Karadeniz. Kızıldeniz. (f.) bin adımda bir dikilmiş taş. (f.) yalnız kalmayı seven.) çok içki içen. iyi huylu [kimse].s. 2. gemi yapılan veya tamir edilen yer.) muhafız.) dilencilik.s.s. fakir ve ihtiyaçlı kimse.s. himmeti büyük. kale kapısı.i. (f-s. gardiyan. hiçlik denizi. meç.) derviş ruhlu.s. (f. 2.a. okyanus. (f.) 1. 2. (f. ayıp. deryûze içten.) 1. göl. (f.b. (f. umman denizi. (f.s.) derviş olana yakışacak surette. (f-b. dervîş'in c. Akdeniz. dervâh dervâh dervâze dervâze-i gûş dervâze-i nûş dervâze-bân dervâze-hezâr-gâm derviş dervîş-i abâ-pûş dervîş-i dil-rîş dervîşân dervîş-âne dervîş-nihâd derya deryâ-yı adem deryâ-yı ahder deryâ-yı ebyaz deryâ-yı esved deryâ-yı hâmile deryâ-yı Hind deryâ-yı kulzum deryâ-yı la'l deryâ-yı nur deryâ-yı rahmet deryâ-yı Rûm deryâyı-ummân deryâb deryâ-bâr deryâ-bend deryâce deryâ-dil deryâ-feyz deryâ-keş deryâ-misâl deryâ-nevâl deryâ-neverd deryâ-nûş deryûz.b.) bahşişi deniz gibi çok olan.i. meç. deniz gibi.) akıllı.b. 3. utanma. (f. (f.b. inci çıkarılan deniz.b. (f.i.s. 5.i. (f. kabalık.) 1. (f. gerçek. liman.b. (f.a. coğr. havsalası geniş. meç. 2.i. int-rospection. alçak gönüllü kimse.b. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. semâ. doğru. fr. i.b. ters. aba giymiş derviş. gönül yapıcı. i. açık deniz. (f.a. gönlü yaralı derviş.) küçük deniz. 2.) 1. yeşil deniz. sertlik. gönlü büyük. fels. kulak deliği.) denizi andıran.) feyzi deniz gibi sonsuz. (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti. cesaret.) denizde gezen. Hint okyanusu. şaşkın. (f.zf.) kapı. dervişcesine.) 1.s.i.) deniz gibi coşan.Âh-ı derûnî derûnî murakabe derûn-nişîn derûn-perver dervâ.) çok içki içen. (bkz: deryâ-keş). 3. dolaşan.) dervişler. zarurî. gönülden gelen ah. (f.b. lâzım. muhkem. (f.) deniz.i. (f. Akdeniz.s. (f-b.s. (bkz: deryâ-nûş). hayran.s.s.s. sağlam.b.s. i. yokluk. (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır.) kalbideniz gibi geniş olan. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. ağız. Şap denizi. (f. Bahr-i ahmer. meç. coğr. başaşağı asılmış.

dest-i üstâdâne becerikli. hasta.) eller. üslûp. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak. 2.f. desem (a. (bkz: destgâre).i.i. güç.düstûr).) dikiş ile yiv yapan. üstünlük. fr. (bkz: sâil). desîse-kârâne (a. güç. dessâm-ı iklilî anat. dessas (a. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler. (bkz: desîse-kâr). 6.i. valvule ilecocoecal. düstûr'un c. destan (f. (f-b. derz-i lâmî biy.b.b.dilenci çanağı. desâis) hîle. benzer. Kâse-i deryûze deryûze-ger deryûze-gerân deryûze-gî derz . hîleci.i. yüksek yer. el altından yapılan iş. valvule mitrale. çekişmek. bulaşık el.zf.s.b. desâtîr (a.c. dest-i Hakk Allah'ın eli. 2.i.i. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş.) desîse eden. zafer. fr. valvule. dest-i âhenîn "demir el". oyuncu. galebe.b. el altından yapılan işler. terzi. yağa benzer. des (f. üçlü kapacık. başarılı el.) iğne.i. oyun.s. dest (f. kör-ince kapacığı. dikiş yivi. zincire vurulu.b. desemî. der-zengîr (f. istibdad'ın verdiği azap. (bkz. 4. (bkz: hayyât). lambdo'ide. kuvvet. sigma kapacıkları. 5. o-yunlar. dessâmât-ı sîniyye biy. desâis (a. kapacık.) dilenciler. hîleci.i. (bkz: Âftâb.s.) dilencilik. dest-i dil gönül eli.) yağa mensup.s.s. desîse-kâr (a. destan) 1. desemiyye (a.) eş. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. desîse (a. dest'in c.i. menfaat. fr. fr. derzen (f.) kapakçık. oyuncu.b. ikili kapacık.c.) bulaşmış. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak. dest-âmûz (f.c.s. derzi (f.i.) zincirde. dest-âlây (f. dürûz) 1. lâmbda dikiş. başarılı el. 2.i.).) ele alıştırılmış. dest-i billur billur gibi el. deskere (f. Mihr.. şehir ve kasaba. deryûze-ger'in c. kuvvet. dekler.c. Şems). (bkz: menend). teskere.i. mevki. (a. düşüm) yağ. (f.f. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat. (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. dest-i istibdâd istibdad'ın eli.s. anat. Hurşîd. 3.) desîse edene yakışacak surette. f r. tarz. (f. fayda. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat.) hileler. dest ü pa el ve ayak. ve s. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. el.) anat. desîse'nin c.) dilenci.i. dest-i ra'şedâr titrek el.i. o-yuncu. dessâme (a. oyunlar. (bkz: dek). desîse-bâz (a.) 1. yavrudan beslenip alıştırılmış. yiv.) hîle eden.f.s. valvule tricuspide. yağ ile ilgili şeyler. dessâm (a.) hîleci. aldatıcı.s. kapakçık.

(f.) el öpme.b.b.s. elcik. dest-bûye dest-bürd dest-çâlâk dest-dırâz deste deste-çûb dest-efşân destek (f.b. sarıklı.i.) üstünlük. g. 2. pâdişâh sarığı. (f.) destâr-bend'in c. 2 .destan destân-ger destân-serâ destân-zen destâr destâr-ı hümâyûn destâr-ı şerif destâr-ı Yusûfi destârân destâr-behâ destâr-bend destâr-bendân destâr-çe destâr-hân Destârî destâr-pûş destâ-seng dest-âvîz dest-azmâ dest-bâ-dest dest-bâz dest-be-dest dest-be-dehân dest-bend dest-ber dest-ber-bâlâ-yı dest dest-ber-sîne dest-be-ser dest.s. masa örtüsü. 2. iğ. tezvîr.) 1. el kavuşturmuş. 2. insan veya hayvandan meydana gelen halka.) eline çabuk.zf. Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank.b.b. 3. takım. el uzatan.b. dalgın. şaşkın.) 1.i. epopee .i. (f.s.s. 2 .) 1. meddah. zafer.) deneme. sanklılar sınıfı.i.i. dubaracı.s. tutam. (bkz: imame).zf.b. dest-be-dest). [maneviyatta da kullanılır]. b. zulmeden. (f.b. destarla ilgili.s.i.i. kabza.) destan okuyan.b.) sank parası. atik.s. (f. incik boncuktan yapılan kol bileziği. dâstân).) sarık saran.b. kıssa. raks.s. (f. kuvvetlilik. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu. (f-b-i-) değnek.) sapan ["dest-seng" de denilir].) tohum gibi saçılan şeyler.i.) 1.s.s. mekr. 2. (f.b. (f.) 1.s.) eli bağlı. (f.b. destar yapan. sınama. (f. tutacak yer.i. f r.) mendil.) ufak hediye. üstünlük. dayanak. (f.i.) eli göğsünde. sarkıntılık.s. on yapraklık altın varak defteri.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde. (f. 2 . Rüstem'in babasının lâkabı.) 1. (f. el öpme töreni. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet.) el öpmeklik. .) 1. ve i.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse. 3.i. (f.i. el uzatma. hikâye.) eli başında. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi]. 2.b. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek.) 1. (bkz.b. el elden üstündür. (f. (f.s.b. 3. el bağlamış. sopa.) kuvvet.i. (f. 3. sultanların sardığı bir çeşit sarık. küçük el.) parmağı ağızında. (f. küçükten büyüğe verilen hediye.b. (f. (f. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir]. elden ele. destâr'ın c. (f. satranç. s. (f. tülbentler.beste dest-bûs dest-bûsî dest-bûy.) hîlekâr.) sank saranlar. ücretler. (f. peşin satış.b. işe hazır. (f-i.i. (f. tülbent. (f. ne yapacağını şaşırmış.i. (f.) hîleci.s. yağlık. elele tutuşup oynanılan bir oyun.b. (f. (bkz. hokkabaz. hîle. (f.) 1.b. (f.) elele. (f.b. sanklar.b.i.i. 2. (f-b.b. s . bahşişler. demet.b.) sank. bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak.) elele. (f.

i. el ile yazılan mektup. (f. kodeks.).b.s. (f.) 1. usta.i.s. kalfa.i. elde etmek. kazanç. yoksul. 3.) elerme. ücret.) ezme işinde kullanılan.) amele başı.b. bilezik. 2. el uzatan. sermâye. ayakteri. avuç açıcılık.i.) 1. 5. izin verin geçelim. (f. (f. (f.) 1.i. dindar.b.i.b. (f.) bahşiş. (f. 2.b. (f. (f. açılın. bir işten vazgeçen.b.i. (f.b. savulun!. (f. (f. testi.b. g. 6. kanun. Güneş.i.i.) el işi.s. s. (f.i.i. (bkz.b.Mihr.s. müsâade et.b.i. 3. (f.b. dokuma âleti.s. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse. 5. ilâç yapma konularıyla ilgili kitap. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı.b. (f. (f.) l . mektubun sonuna konan imza veya tarih. elinden tutma. 2.i.) sapan. kol-bağı. fakir.) el yazısı. (bkz: mehr-i muaccel). el bıçkısı. çelimsiz. (f. Âftâb.i.) yardımcı. deskere).a.) testi ile oyun yapan hokkabaz. Şems). yakıcı.i. 6. pâdişâh fermanı.b.b. billur veya mermerden yapılmış âlet. mendil.) el açıcılık. testere. mahkeme ilâmı. müsâade edin.m.) elde bulunan şey.) abdest. el bileziği. (f.) eli dar. (f.i.s.b.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse. el emeği. (f.b.) eli yakan. fakir. müsâade.i.i. el ile yapılan iş.) pazarlık.b. atölye.b.s. [bkz.) 1.) 1.i.i.) elbezi.i.b. (f. zenginlik.b. 2.b. yedek at. yankesici. (f. (f.) 1.) nişanlı kız. (f. avuç açan.) 1. 3. (f.i. dest-erre deste-seng dest-gâh dest-gâh-dâr destgâre dest-geh dest-gîr dest-girây dest-güşâyî dest-güşâ dest-güzâr dest-güzîn dest-hatt dest-hûş destî destî-bâz destine dest-kâr dest-keş dest-lâf dest-mâl dest-mâye dest-Mûsî dest-mûze dest-müzd dest-nemâz dest-nişân dest-pâk dest-peymân dest-renc dest-res dest-res olmak dest-seng dest-sûz dest-sûze dest-şikeste dest-teng destur destûr-i edviye (f.b. (f.s. ruhsat. (f.) kendi eliyle dikilen fidan. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz.b.b. (bkz: dest-gâh).s. 5. taş ve sâire nakline yarayan tahta. yardım. iş. erişmek. i. 3. töre. dilenci.s. 4.) ele geçirmek. Hûrşîd. 3. 2 .) hediye.s.) oyuncak. kimse olmasın. 4.b.t.) damadın geline verdiği ağırlık.b.) teskere. i. (f. kuvvet ve zenginlik.b.i. armağan. (f.b.b.b. 2.b. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren. (f. (f. hasta.) el atıcı.b. tezgâh. bir örgü motifi.i. [toplantıda] baş köşede oturan. (bkz: bâzîçe). (f. kuvvetsiz. . kazanç.) 1. 2.) elinden tutan. yardımcı. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey. 2.) zayıf.) el açan. (f. i.i.b. (f. izin. (f.s. (f.b. tezgâhtar. el çeken.dest-endâz destere. 2. 4. i. (f. imdada yetişen.

s.i. 3.i. (f. (f. (bkz: dellak). (f. deştpeymâ).) hançer.s. deştneverd). b.s. deşt-peymâ). üstünlük. yedi ilâç[üstübeç. iltiyâm-nâpezîr).) bozkır.b. (f. el gibi. 2. 2. ilâçlara ait.i dâbbe'nin c. kırda.) çöllük. çâre. (a. zafer.) yardım. fırsat. evde gezen. Hz.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller.) şifâsı imkânsız olan.s. zift.i.i. ilâçla ilgili olan nesneler. İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge.i.) yük ve binek hayvanları.) içler. evde gezen. tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. . Dinyester ile İrtiş arası geniş step. vahşî.) musibetler. ovalık. (bkz: deşt-gerd.i. (f.) yardımcı.c. tutunma. (f. ova. (f. baston.i.) üste örtünecek şey. dünyâ. yabanî. edviye) 1. (f. dünyâ halleri. (f. belediye dâireleri.) 1. (f.) 1. devâiyye devâir devâir-i askeriyye devâir-i belediyye devâir-i devlet matematik formülü. bilezik.s.t.) 1.i.) 1. (a. ele benzer. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. yatıştırıcı ilâç.i. Lâr diyârına mahsus hançer. yorgan. 2.i.) bâzı kimselerce. (a. askerî dâireler.i. (a.i. müzahir). 2. yedi deva. kır.b. dâhile'nin c. evde gezen. hayat çölü.) 1. güzel kokulu bir çeşit şeker helvası. büyük belâlar. çölle ilgili. mürdesenk. muavenet. dâhiye'nin c. (bkz: deşt-gerd.b. el uzatma. (f.i.s. 2. (f.) dâireler. 2. çoban değneği. 2. dâiye'nin c. (f. el kadar.i. balmumu. arka. ilâç. kırda. (f.) çölde. fânilik ovası.) çölde. acı giderici. kırda. (bkz: muîn. devlet dâireleri. (a.b. (f.) hamam natın.) duman çıkaran bacalar.b. (a. (bkz: deşt-neverd. (a.destûr-i riyazi destûrî desturun destvân dest-vâne dest-vâr.s. dest-vâre dest-yâb dest-yâr dest-yârî dest-zen deşne deşne-i -Lârî deşne-i subh dest deşt-i fena deşt-i hayât deşt-i kebîr deşt-i Kerbelâ deşt-i Kıpçak deşt-gerd deştî deşt-neverd deşt-peymâ deşt-zâr deva' devâ-i seb'a devâ-nâ-pezîr devâ-yi misk devâ-yi müsekkin devâbb devâc devâhî devâhil devâhin devâî devâi-d-dehr devâî. (bkz.) desturla ilgili. el bileziği. (f. (a-s.) savaşta giyilen demir eldiven. meclisin baş tarafı. günlük.b. dâire'nin c.b. öküzödü].i. (f.b. 3. ilâcı olmayan. felâketler.i. (f. çöl. terementi. tedbir.zf. dâhine'nin c. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır.b.) çölde.

i. devha (a. z f.) hek.) divit.i.i.f.i. devâ-nâ-pezîr (a.) dönüp dolaşma. Osmanlı imparatorluğu. deveranı (a.) büyük.b. koşan. yazı takımlarına bakan kimse. dânik'ın c. Osmanlı imparatorluğu. sürekli olan devlet. hızla. s. çâresi olmayan. lenf (akkan) dolaşımı. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap.f. deviyy (a.i. devît (f.i. devlet-i müebbed). devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet. 3.) gezen. Esb-i devan koşucu. (bkz: dîvân2). hızla. devle (a.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey. sür'atle.i. devâ-sâz (a. kan dolaşımı.). devâr. düzen dolapları.) ilâcı. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı. dönüp dolaşan. circulation. devât (a. devlet (a. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet. devâir-i mütevâziye geo. rotatoire.s. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. sebat. patırtılar. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. nerden geldiği belli olmayan sesler. damar hastalığı. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar. devât-dâr (a. devende (f. devânikî (a.) hek. (bkz. devan devan (f. fr.zf. devlet-i ebed saltanatı ebedî. (bkz. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler. yazıcı.) anlaşılmayan. fr.i. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim. bir dirhemin dörtte birleri. devâir-i müttehidül-merâkiz geo. seğirten. bir işe. divitdâr. büyük dolaşım. deverân-ı dem biy. dolâb'ın c. dönel. (bkz. devlet-i âl-i Osman tar.devâir-i husûsiyye özel dâireler. dâim olma. varice.b.i. (bkz: devât).f.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli. devan (f. hızlı giden at.) divit. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları. fr. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz.b. sürme.) 1. devam (a. bir halde bulunma.) mat.) ilâç tertibeden.s. (bkz: devît). devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları.s. . koşarak.s. deverân-ı kebîr biy. dolanma. deverân-ı lenf biy. bir me'-mûriyete gidip gelme.i. devâir-i uruz coğr .) 1.) 1. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. 2. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet.) 1.s. hızlı yürüyen. çâre bulan.) dev gibi.s. duvar (a. dolâb). baş dönmesi hastalığı. dev-âsâ (f. 2. deveran (a. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk.s. devâlîb (a. devlet-i aliyye-i Osmâniyye). devâlî (a. devânik (a.c.dîvân'ın c.) şâir dîvanları. gürültüler. ulu ağaç.s. devâvîn (a-i. düvel) 1. 2. mangırlar. 2.i.) koşa koşa.

mutlu. cercle vicieux. durmamacasına dönüp dolaşma. folie carculaire.i.b. hükümdar. konak.). kısırdöngü. güle güle. şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan. talih. zaman. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer.i.b. saadet ve nîmet sahibi.t.b.]. Mekke şerifine verilen unvan. gerileme dönemi. kader. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan.b. [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. (a.s. (a.f. bir şeyin etrafını dolaşma. dönme. 7. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür. sarayın kızlar ağasına verilen unvan. (bkz: devlet-yâb).) ev. şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan.) g.f. hat.i.b. s. kapı kapı gezip dolaşma. biri. çağ.) refah içinde. (a. mutluluk günleri. zaman. dünyâ gezisi.b. 2. zenginlik. devlet zamanı. 4. [tezhip. muz. durmadan.b. refah içinde.s. mant. edvar) 1.s. gül mevsimi. mitoloji çağı. (a. 2.s.b. fels.s. Türk müziğinin küçük usullerindendir. fr. baştan sonuna kadar okuma. en hoş zaman. nakil. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir. (bkz: devlet-iktirân).b. mutlu. musibet. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi. 8.devlet-i müebbed devlet-i şehâdet devlet ü ikbâl devlet ü ikbâl ile devlet-âbâdî devlet-hâh devlet-hâne devlet-iktirân devletli. ululuk. Bu makamın 7/8. birini uğurlama sözü. dünyâ seyahati. gönlü hoş eden devir.f.f. mevki. minyatür v. 5. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı]. büyüklük ve iyi talih. .) devletin. büyük saadet. tas. (a.]. devletli). 9.f. 3. saadet nöbeti. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır. dün yâya gelme. (a. talih. müşirlere. bir şeyi başkasına teslim etme. (a. 4. belâ günleri. kut. vezirlere. mutluluk.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. fr.b. aktarma. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti. 7 zamanlı ve 5 darblıdır.c. 3 baht. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır.i. döner delilik. büyük rütbe. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri.-lü devletli! inâyetlü devletlü necâbetlü devletlü re'fetlü devletlü semâhatli devletlü siyâdetlü devletlü utûfetlü devlet-meâb devlet-medâr devlet-mend devlet-yâb devr devr ü teslim devr-i âlem devr-i bâtıl devr-i cünûn devr-i dâim devr-i devlet devr-i dil-ârâ devr-i ebvâb devr-i esatir devr-i felek devr-i gusmâ devr-i gül devr-i hindî devr-i ikbâl devr-i inhitat (bkz: devlet-i ebed). (a. tar. dönüp dolaşma. 6.) mevki ve zenginlik düşkünü. pâdişâh damatlarına verilen unvan. şehitlik devleti.) [eskiden] refah. (a. (bkz. muz.

(a. Türk müziğinin küçük usullerindendir. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur]. 3. kenarı. muz. ay devri. muz.s. (a-i-) dünyâ. devir. şarap kadehi. tevşîhler. (a. devir ile. (a. kavs-i urûc. kuluçka devri. 2. talih. Bu usul ile âyîn-i şerifler. muz. (a.f. kârlar.) devrederek. Türkü. hafiye. yıl dönümü. devrât) 1. zaman. lâle devri. (a. hastalığın ilerleme dönemi. lâle mevsimi. fiz. ilâhiler. tar. felek.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. b i y.devr-i isnâ-aşerî devr-i istibdâd devr-i kamer devr-i kamerî devr-i kebîr devr-i lâle devr-i mihnet devr-i râbi' devr-i revân devrî rüzgâr devr-i saadet devr-i sabık devr-i saltanat devr-i tefrih devr-i terakki devr-i tezâyüd devr-i turan devr-i Veledi devr devrân devre devre-i âliye devre-i arşiyye devre-i ferşiyye devre-i ibtidâiyye devre-i kasire devre-i mutavassıta devren devr-hân devrî. şarkılar. [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan.) 1. peşrevler ölçülmüştür. dönemli yel.c. kader. dönüş. vent periodique. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri. coğr. bir şeyin fırdolayı etrafı. mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. Türk müziğinin küçük usullerindendir.zf.i. devrân ile ilgili.) 1. bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. hek. (f. 3. bir ay içinde ayın dolaşması. dönme. devir suretiyle. 2. Muhammed'in yaşadığı Çağ. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. geçmiş dersleri hatırlama. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. kısa devre. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür. z f. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi. devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları. tevşîh. karatavuk. 3. [Bektaşi tâbirlerindendir]. 14 zamanlı ve 6 darblıdır. âhır zaman (Hz. eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. pâdişâh devri.i. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. 2. dünyâ. Bu usul ile kâr. 2. bir önceki hükümet. Türk müziğinin büyük usullerindendir. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. zaman zaman. fr. Hz. eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan. Peygamber'in devri). terakki. II. geceleri dolaşan kol takımı. ilerleme dönemi. bülbül. casus. besteler. * dönem.b. gezici karakol.s. devriyye Sene-i devriyye devriyye on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir.) l. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında .i. eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. 28 zamanlı ve 12 darblıdır.

Bağdat'ın 90 km. bir melek adı. (a. Dünyâ.h. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır.i. meyhane. şitâ). Kûfe'ye 42 km.devriyye mevleviyyeti devvâr Çerh-i devvâr Felek-i devvâr devvâre dey deyâcîr deybâdîn Deyâlime deybâvend deybâzer deycûr Şeb-i deycûr deyden. huk. (f. hüzünlü. meç. Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır. 2.i. Güneş yılının onuncu ayı. karanlık gece. devam. (a. ve onu idareye me'mur sayılan melek. tasalı dünyâ. Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı.i. mecusî mabedi. Cenâbıhak. duyûn. çok dönen. (a. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç. her Güneş ayının 23 üncü günü.i. Fırat'ın batısındaki bir manastır. [bu] dünyâ. bu dünyâ.i.) 1.i. devr'den) devreden. 2. huk. âdet.i. Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer.) karanlıklar. i. Irak'da Küfe yakınında bir yer. Irak'ta Bağdat'ın 55 km. zalâm. süregelme. Irak'ta Kûfe'ye 42 km. zulmet). uzaklıkta bulunan bir manastır. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. edyâr) 1. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8.c. (a. deylem'in c. (a. (f. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek. 3.h.) kış ayı. eski usul. (bkz. düyûnât) borç. i.c. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç.i.i. manastır. 3. huk. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır.) dâimlik. insanlık âlemi. meyhane. (dar kilise) meç.) Tehmûres'in lâkabı. usul âdet.s. . (f. (a. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir.b. gelenek.h.) deylemliler. Güneş aylannın sekizinci günü. uzaklıkta. kilise. (a.) pergel denilen geometri âleti. (a. deycûr'un c.c. 2. Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. 3. ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı. (f. kış.i. Dünyâ. deydene deydene-i dîrîne dey-mâh deymûmet deyn deyn-i gayr-i sahîh deyn-i hâl deyn-i lâzım-ı sahîh deyr deyr-i Abdurrahmân deyr-i kunna deyr-i kurrâ' deyr-i mihnet deyr-i mugan deyr-i mürrân deyr-i semân deyr-i teng deyr-ül-âkul deyr-ül-aver deyr-ül-bahrî deyr-ül-Caslîk deyr-ül-cemâcim istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan.) 1. Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi. deyâcîr) çok karanlık.s. (bkz.

i. erime hastalığı.s. şîr). (bkz.). (a. kaburga kemiği. esed.i. 2. şirden denilen bağırsak. savaşta giyilen zırh. (f. ("ga" uzun okunur. binaya vurulan direk.) azı dişine ait. anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği. (f. XII. manastır adamı.) deriden yapılmış kalkanlar. (a. ayrıt. güldürücü (a.i. (a. arete.f. dünkü gün. (f. dırsıyye dıyyık Mekân-ı dıyyık dî dî ve ferda diâm. ökseotugiller. (a.i.) ökse. mat. kilise. duru') cenkte.i.i. kurumsak. kırıntısı. s. fr.) bot. cevşen).) Şam.i.i. (bkz: zıbâbiyye). Suriye'de bir şehir. dahm'ın c.) ince ağrı. .i. 2. (a. (a. güldüren.) mükâfatlandıran veya cezalandıran. bir fert.Ö.s. dikkenar.i.) gülme.b.i. (a.c. (bkz.) 1. (f. Teb'de bir yer. (a.i. payanda.s. (a.b. baş. biri.s.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği.) manastırla ilgili.i. (a.) zool.i. [aslı "derâz" dır].) dün. darâgım) arslan. (bkz.i. (a.f. diâmet yukarı Mısır'da M. daraka'nın c. kenar. (a. pek dar yer. geo.i. bir kimse. kurbağagiller. dırâ'. anat.) uzun.) pek dar. 1.i. defâdı') kurbağa.i. (a.s.) 1. tura. (a. ileri gelen. tavşan. Eskikale köyünde bir manastır. kalın olan şeyler. derâre).i.i. manastır ile ilgili.h.b. 2.c. adrâs) azı dişi.) kulağı uzun.) iri.) el uzunluğu.s.) manastır. yüzyıldan kalma kral mezarları. incesi. (f. kırbaç. (a.c. (bkz: tâziyâne).s. gazanfer.s. 2. 2 . geo. (a.b.i.deyr-ül-gebrevî deyr-ül-Kamer deyr-ül-Medîne deyr-üz-zaferân deyr-üz-zûr deyrânî deyr-hâne deyrî deyyân deyyâr deyyus dıbâbiyye dıbkıyye dıfda' dıfdaiyye Dıhâm dıhk dıhk-âver dıkak dıbk dıkk dıl' dıl'-ı kaim dıl'-ı kâzib dıl'-ı mücessem dıl'-ı sahîh Dımışk Dımışki dır' dıraht dırâk dırâz dırâz-dest dırâz-gûş dırâzî dırgam dırgame dırra dırs dırsî. hâkim. Mardin ilinin güneydoğusunda.) insanın güleceğini getiren. (f.i. anat. a. (a. Lübnan'da bir kasaba. Tanrı. (bkz.) zool. (a. (bkz:çağz) (a. manastır sahibi.i.c. her şeyin ufalmışı. (a.) uzunluk. (a. (bkz: diraht).c.) arslan. adla') 1.s.) 1. azı dişi ile ilgili.s. destek. dün ve yarın. (a. Nil'in batı yakasında. (a. el uzatan. haydar. (a. deyr'den) manastıra mensup. Dimişki).c.' (a. (a.).

çeşm). meç. astr. (a.) gözüne uyku girmeyen.) dîde-bân'ın c.i. doğruyu.b. çiçekli bir çeşit ipek kumaş. (f. önsöz. Güneş. Şems). 4. göz. nöbetçiler. (f. mahmur (bakışlı) göz.) görmüşler.) ipekli kumaş dokuyan. s. 3.i. dîbâ.b. (f. (a. Mihr. 2.b. kadın adı.) göz aydınlatan. görme. lütuf görmüşler. 2. kolcu.) "gözü yolda" bekleyen. lütuf görmüş. zool.i.) gözcünün bulunduğu yer. kan ağlayan.s. s.c. (f.c.s. gözucu.i. 2.) 1. nöbetçi. (f. canfes. i. (f. (bkz: decâce. (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek. temiz yüz.i. zarar görmüş.b. ağlayan göz. yedi gezegen. (a.) başlangıç. dücüc) tavuk.) sepicilik.c.i. (f. göz. (horoz gözü) meç. canfes kumaş. [evvelce] gümrük kolcuları. görülmüş. dallı. gözcü. kanlı yaş döken. süslü bir ipekli kumaş.b. -dîde'nin c. (a. 2) bir çeşit üzüm. kırmızı şarap. hürriyetin güzel yüzü. (bkz: çeşm-i siyah). 4.b. dîde-gân) görmüş. 5. dücâce). bir yazı sitili. (a. gezegenler.s. dücüc) bkz: decâc. kolcular.) l. dücâc). frenk canfesi. bekçi.) gözetici." (f. şeritler.b. Zühal (Satürn) gezegeni. (f. gözbebeği.i. (f. görüş kuvveti. (bkz: ayn. 2.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş. gören göz. doğruluğu gören göz.i.s.) ufak solucanlar. dîde-gân) 1. yaşlı göz. (f. bağırsak kurtlan. kurtçağızlar.s. bekçiler. 3.b.i. gözcü. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. (bkz: mukaddeme). sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli. açık. (a. debâbîc) 1.i.i.c. Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş.) 1. kara göz. . (f.s. gözcü. dûd'un c. çehre.yüz. gözleyiciler. meydanda. şeritler.i.s.dîbâ dîbâ-yi frenk dîbâ-yi Hindi dîbâ-yi münakkaş dîbâ-bâf dîbâc dibace dibâgat dicâc dicâce dîdân dîdân-ı em'a dîdân-ı haytiyye dîdân-ı şerîtiyye dîdâr dîdâr-ı hürriyyet dîdâr-ı pak dîdâr-ı yâr dîde Nûr-i dîde dîde-i bînâ dîde-i gâv dîde-i giryân dîde-i hakk-bîn dîde-i hûn-bâr dîde-i hurûs dîde-i mahmur dîde-i siyah -dîde Lûtuf-dîde Zarar-dî-de dîde-bân dîde-bân-ân dîdebân-ân-ı âlem dîdebân-ân-ı çihârüm dîde-bân-ı felek dîde-be-râh dîde-bî-dâr dîde-dâr dîde-fürûz dîde-gâh -dîde-gân Lûtuf-dîde-gân (f. Hûrşid. 2. [evvelce] gümrük kolcusu. (bkz: Aftâb. kan saçan göz. g. gözleyici. görüşme. gözün nuru. sevgilinin yüzü. gözcüler.c. (bkz: dîde-bân).

başkalaşmış. (f.b. incelik.i. (f.). köy kâhyası. toprak tencere.s.i.) veren.b. 2.b. (f. köy ağası. rahatlık veren. işten anlar.i.c. [bkz: dîger-bîn). ("ka" uzun okunur.) sürünülecek yağlar.b.i.b.) başka defa.s. f. (a.) çömlek.s. ince eleme.s. (bkz: dihhudâ).s. verici.i. ihsan. (f. (f. serseri gönül.b. muhabbet kazanı. nefes darlığı. (f. (f.) dakiklik.i. dîger dîger. 2. doğruluk. başka zaman.) diğer.s. köylülük. (f.i. bağışlama.i. 2. dâhim. taşan tencere.) iyi gören. a. ("ka" uzun okunur.i.) taç.i. (f.) başkalarını düşünen.b. değişmiş. (f.s.b. (a. yürek. (f-b. (f. s. (a. (f.) köyler.s.i. kırmızı sahtiyan.i.zf.b. (f. bozuk. öteki. (f. utandırıcı. ("ka" uzun okunur.i.) 1.) köylü. dîh'in c. çiftçi.s. 2. aşk tenceresi. meç. (f. atiyye). dihât) 1.) köy. (bkz: dîh).s.) 1.) Esterâbâd denilen kasaba.) bir kimsenin sevincini. ikîîl). (f. dakik'in c. (bkz: dihkan).i. (bkz: dahîm.i. "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek. a. gönül.i.b.) 1.) incelenmiş. (f.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan. (f.h.i. çiftçilik.i. edyâk) horoz.) çatal ibikli horoz. (bkz.s.dîdeler-rûşen dîde-nümâ dîde-pûş dîde-rübâ dîde-ver dîg dîg-i cûşân dîg-i sevda diğer. (f. (f.) rençberlik. karye. (a. utanç verici. diyeke. köylü. taşmış. altruiste. (bkz.t.b.*j dihât oUj dih-çe dih-dâr dih-gân dih-hüdâ dihî dîhîm Dihistân di his dihkan dihkanî dihlîz dîk dîk-i ebyâz dîk-ül-arş dîk dîk-ı nefes dikak dîk-efrak dikkat dikkat-i nazar dil dil-i âvâre (f. (a. bakış inceliği.i.i. köylü. . başka.) 1. göze benzeyen.) dar olma. küçük köy.) 1. efser.) göz alıcı. (f. başkaları için yaşayan kimse.) verme.) köy ağası. (a.s. (dühn'ün c.b. karye.) "gözü kapayan" rüşvet. dehlîz).) başka gün. ince arama. köylü. Cennet'te bir kuş. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek. darlık. dih-dâr). ölmüş.i. tıknefes. g. ekinci. taşkın. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. (f. fr. 2. [aslı Farsça "dih-gân" dır]. (f. kalb. köy.b. ufalmışlar. ehemmiyet verme. çiftçi.) köye mensup. veriş.) göz gibi.c. (bkz. bâr dîger-bin dîger-gûn dîger-kâm dîger-rûz dih -dih Ârâm-dih Haclet-dih dîh dihân .) köy ağası.

s. (f. dil-âver'in c.b. dil-berân) 1. yıkık. temiz gönül. (f. i.c. kalp kıran. (f. parça parça. deli gönül.) yiğitler.b. dil-i nizâr dil-i zinde dil ü can dil-i zar dil-i derya dil-i şeb dîl dil-âgâh dil-ârâ. mandıra. ateşli gönül. 2.b. göze hoş görünen. i. yüz parça.) gönlü incinmiş. harap gönül. gönlü rahat. avutan. zavallı gönül. dilber'in c. deli gönül.s.) 1. inleyen gönül. (f.) 1.b. merhametsiz.b. 2. 2. tek parçadan yapılı gönül. diri ve uyanık gönül. nokta.s. hasta gönül.s.b. kalbi uyanık. (f. 2.bs. (f. kız adı. i. ateşli gönül.s.s. yaralı gönül.b. güzeller. (f. gönül kapan.) gönülden vurgun olan. erkek adı. dilâverân) 1. bilgin. güzellik. (f. paramparça olmuş gönül. dertli gönül. gönlü dinlendiren. (f.) gönlü rahat.) gönül anlar. (f.) dilberler. yiğit.c. denizin ortası. gönlü alıp götüren. gönül ve ruh. gönülü karıştıran.i.) dilberlik.b. mezar.s. gece yansı. (f. orta.) gönlü rahatlandıran. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. (f. meftun olan. . 3. paramparça olmuş gönül. 2. 2. yüreği sıkan.) dilbere. (f. gönül alan.b.b. kederli gönül.) gönül eğlendiren.b.s. taş yürekli.b. güzel. merhametsiz yürek.) 1.s. güzel. (f. muz. kadın adı.b.zf.s.) 1.) gönül inciten. sevdalı gönül. dil-ârûm dil-âsâ dil-âsûde dil-âşûb dil-âşüfte dil-âver dil-âverân dil-âvîz dil-âzâd dil-âzâr dil-âzürde dil-bâz dil-bend dil-ber dil-berân bil-berâne dil-berî kararsız gönül.s.s. gönül. gönüle asılan. i.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. gamlı gönül. ırmakların gönlü.dil-i bî-karâr dil-i bî-mâr dil-i dîvâne dil-i inhâr dil-i hâk dil-i mecruh dil-i nâlân dil-i nâ-mihribân dil-i nâ-şâd dil-i pak dil-i pare pare dil-i pür-âteş dil-i sâd-pâre dil-i sengîn dil-i sevdâ-nihâd dil-i sevdâ-nişân dil-i sûzân dil-i şeydâ dil-i vîrân dil-i yek-vücûd dil-i zar. kederli. cazip. (f. toprağın aln. yanık. (f. yan. yürekli.s. güzel söz söyleyen. kalbi kırık. 2. akıllı.i. kalbi meftun eden [güzel]. (f.b. sevgiliye yakışır surette.b. ağıl. 3. hatır kıran.s.s.) gönül bağlayan. (f. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri.b. yürekliler. (f. güzele. gönüle sıkıntı veren. gönül okşayan. gönül çeken.s. kalb. zavallı gönül. muz. sevdalı gönül.

s. sevindiren. dilîr'in c. 2.) gönül isteği.s. kalbe ferahlık veren. gönül çeken. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur.) muz. tırmalayan.s.s. yüreklilik. (f.) gönül aydınlatan. gönül çekici. inleyiciler.b.b.b.i.) gönül arayan.) gönlü ferah.c. (f. 2.b. âşık.b.) gönlü yaralı.) iç açıcı.s.hüseynî ve ikinci .) 1. (f. i. (f. cazibeli. (f. (f. sevgili. dilîrân) yürekli. (f.) içi kan ağlayan.b. (f-b.b.s. (f. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir.b.) heyecanlı.s. öfkelenmiş. (f. (f. yiğit. (bkz: mecrûh-ül-fuâd). 2.i. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil. kırılmış. kalbe batan.s.).) 1. 2.s. yüreği ölü. ıstırap. inleyenler. (bkz: dil-efrûz).b.b. (f. (f. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam. (bkz: dil-fürûz).c.i. (f.b. gönüle eziyet veren. gönül açan. mertce-sine.s.s.b.b.) gönül bağlamış.s.b. Bu makam. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].) 1. sevinçli. yüreği rahat. (f. muz.i.) yürek parçalayan. dil-figâr dil-efrûz dil-efzâ dil-ferâh dil-figâr dil-firîb dil-fürûz dil-germ dil-gîr dil-güdâz dil-güşâ dil-güşâde dil-güşte dil-hâh dil-harâb dil-hâste dil-haste dil-hırâş dil-hûn dil-hurrem dil-hûş dilîr dilîrân dilîrân-ı nîzedâr dilîr-âne dilîrî dil-keş dilkeş-hâverân (f.) gönlü ölmüş.s.s.) gönül delen.) gönlü hoş.) gönlü şen.s. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır.) !. (f. ve i.b.i. kırgın. gönül sahibi. (f. yiğitler.b. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır.b. yüreği rahat.dil-beste dil-cû[y] dil-çâlâk dil-dâde dil-dâr dildil dildil-künân dil-dûz dil-düzd dile dil-efgâr.b.b.s.s.i.) yürek eriten. (f. (f.b.b.s. (f.s. (f. (bkz: dil-dâde). i. cesurlar. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam.) yürekliler.s. Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan. (f. 2.s. 2. âşık.) gönlü yaralı olan.b. mertlik. (f. (f. gönül vermiş.b. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. muz. âşık.b.b. (bkz: dil).) gönlü kızmış. sıkıntı. ıztırap çekenler.) 1. (f.b.) gönül aldatan. iç a-çan.s.s.a. kalbe sıkıntı veren. gönül dileği.) inilti. (bkz. cesur.s.) gönlü yıkılmış. hasta gönüllü.) gönül tutan.b.zf.) yiğitlik. gönül.s. muz. (f. (f.s. mızraklı yiğitler.) 1.s.b.) gönlü hasta.b. (f. gönüle ferahlık veren. birinin gönlünü almış. (f.) gönül çalan. (f. (f.s.b. (bkz: dil-beste). (f.) gönlü geniş. muz. (bkz: cân-hırâş).) yiğitcesine. (f. âşık. yüreği sevinçli.s. dil-hâh). (f.) 1.s. (f. alımlı. 2. gücenik. (f.

(f. yürek yakıcı.) gönül kinci. çok acıklı.b. Güçlüler. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır.) yüreği dar. (f.) muz. 2.) gönüle hoş gelen. (f. (f. .) gönlü ölmüş. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. (f. (f. vuran. (f. kederli. muz.s.s. (f.) 1.s. gönül alan. (f.b.b. (f. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan.b. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere. kınk gönüllü.s.s.s. kederli.) gönlünü kaptırmış.dil-keşîde dil-kûb dil-küşte dil-nıürde dil-nişîn dil-nüvâz dil-nüvâzâne dil-pesend. A. (f. si için küçük mücenneb bemolü ve do için bakıyye diyezi ilâve olunur.s.b. (f. dokunaklı. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.) 1. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak. (f.s. duygusuz. (f. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. (bkz.b.b.) gönül avlayan. sıkıntılı.s.b. âşık. muz. i.) gönlü açılmış. dil-pezîr dil-rîş Dervîş-i dil-rîş dil-rübâ dil-rübûde dil-sâz dil-sîr dil-sitân dil-siyâh dil-sûhte dil-sûz dil-şâd i dil-şikâf dil-şikâr dil-şiken dil-şikeste dil-şüde dil-şüküfte dil-teng derecede -hüseynî'nin durağı olan.b.s.) gönül alan ve zapteden güzel.) yüreği yaralı. [aslı "dil-nevâz" dır]. gönül yakan.s.b.b. 2.) gönül okşayan. b. 2.) gönül yapan.b. dertli. (f.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. gönlün beğendiği. gönlü ölmüş. (bkz: dil-zede). hüzünlü. gönül okşayana yaraşır yolda. gönül kapan.i.).) gönlü zedeleyen. (f. gönlü yaralı derviş. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir.b.s.) 1. (f.s.s.b. (f.b.) gönlü hoş.s.) gönül okşar-casına.b.). Umumiyetle inicidir.) gönlü kara. (f. (bkz: dil-teng).b. her şeyden elini eteğini çekmiş. (f. i. âşık.s. (f. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî.) yüreği yanık. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır.) gözü gönlü tok.s.s. (f.) gönlü kırık. gönülde yer tutan.b. (f. A.b. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur.b.) yürek delen. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh.b.i.s. Bu makam. hoş lâtif.b. vurgun. (f.b.s. kendine meftun eden. tahminen iki asırlık bir makamdır. (f.) gönlü gitmiş.s.b.s. dil-sûhte). Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. sevinmiş.) kalbi.s. i. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. muz.

["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup.s. (f.i. (a. ziya. dimen) süprüntülük.zf. (a.i.i.s.b.i.f. edmiga) 1. parlayan. (a.b. geç ve çabuk. her Güneş ayının 24 üncü günü. [tezhip. (a.b. (f.) 1.) helak. dem'in c.c. dimağa mensup. dîne destek olan. Şam'a ait. geç. dîne destek olan pâdişâh. 2.s.) iç sıkıntısı. (din inanışları) din dersleri.i.i.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde. (a. zihnî.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse.s.b. (a. çehre. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya.) parlak. gönül darlığı.i. (a.) nur.) 1.) yanak.f. (a.c. mürâî). 3. akıl. (f.s. (din bilgileri) din dersleri.i.i. (bkz: dil-rübûde).) süprüntülükler. 2.) 1.) dindarlık. bir Fransız frangına denk olan sırp parası. . (a. (a.) dîne hizmet ve yardım eden.) gönlü susamış.i. (a.f.f. çoktan.h.c. kan dökücülük. 2.].zf.) iki yüzlü. ışık.f. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma.) çakal adı. pek istekli.i. şuur. dîne zarar verecek surette. denânîr) 1.) gönlü ditilmiş. (f. 2. uzun müddet. (bkz: huş).b. (a.fz. güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt. dimne'nin c.b.f.) dîni koruyan. hat. dîni arkalayan. (a.b. fikrî.c. dîne zararlı olacak şekilde sözler.) anat. i. s.) dinle ilgili olan. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. Şam'la ilgili.) dîni kıran. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası. dimâgiyye dimâr dimen ı Dimişk Dimişki Dimne dimne dîn dîn dînâr dîn-dâr dîn-dârâne dîn-dârî dînen dîn-fürûş dînî. parıltı. (f. [aslı "durahşân" dır].) dîni kıracak.s. (a. parlak.s.) vurgun.s. (f.f.f. uzun uzadıya.) 1. uzak.b.i. âşık.f. (bkz: Şâmî). (a. mahv. (bkz. 2. (a. parlayan Güneş. beyincik. din bakımından.) Şam.) kanlar. dimağ ile ilgili. (h.b. (a.s.i. (f. dîniyye Ulûm-i dîniyye Akaid-i dîniyye dîn-penâh Pâdişâh-ı dîn-penâh dîn-perver dîn-şiken dîn-şikenâne Akvâl-i dîn--şikenâne dîr dîr ü dırâz dîr ü zud dirahş dirahşân Mîr-i dirahşân (f. dîne karşı koyan.b. (a. (bkz: mağz).s.i.i. canlanmış. eski. 2.s. (f.s. beyin. dîni koruyan.dil-tengî dil-teşne dil-zede dil-zinde dîm dimâ Sefk-i dinin' dimağ dimağ-çe dimâgî. (a.zf. bilgin.b. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur. (bkz: dür). (a. yüz.) dince.b. (a. minyatür v.

(f. (a.i. (f. parıl-dayıcılık.f.i. tutma. 2.i. 70 tane arpanın ağırlığı. gümüş para.b. (bkz: dirâyet-kârâne). bozuk.) ekin biçme. esirgeme. aman. bilgili.) dirayetli.f. (bkz: seçer). ve zf. (f. (bkz.) zekâ. 2.) 1. ondört kırattan ibaret dirhem.zf.) uzun. (a. (f. dirâyetkâr olana yakışır yolda.f. (a. (f. dirhem. men'etme. dîrîne Âyîn-i dîrîn (f. eski okkanın dörtyüzde biri.) dirayetli.) 1.) parlaklık. orta boyda olan. yemiş veren.s. istirahat.i. şerîata göre. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir]. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem. (a. gümüş para. 2. parıldayan.) bayrak. nurlu.) darphâne. kavrayışlı. (bkz: dirâyet-mendâne). (a.i. 1. gecikme.i. (f. 2.s.b.) yazık. f. diyette. (f. eyvah.i.) ağaçlar.) bekleme. (f. . para. [aslı "durahşânî" dir]. derâhim) 1.) .s. parlaklık. karışık dirhem. karışık olmayan dirhem [gümüş para]. (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak].i.zf. bilgili. halk arasında alınıp verilen dirhem.) para ile alınmış.b. (f.f. parıldayan. Meryem'in altında oturduğu ağaç. (f.b.s. (f.i. üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç. orakçı. 3. para basılan yer. (bkz: aram). diraht'ın c. ışıklı.) dirâyet-lilikle.b. ah.zf. başka mâdenlerden oluşmuş.s. 3.s. (f. (f.i. (f.s. ("ga" uzun okunur. (a.) dirayetli bir şekilde. gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun. diş. onaln kırattan ibaret dirhem.) zekî. bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke. kavrayış. diyer). gümüş ve altın para. zekî.t. hasat.) ışıldayan. (f. uzun müddet. akça. (a-i.) ışıldayan. kavrayışlı. sancak.) evler. (f.) ağaçlık yer.dirahşânî dirahşende dirahşendegî diraht diraht-i Meryem diraht-i meyve-dâr diraht-ı Vakvak dirahtân dirahtistân dîrân dirayet dirâyet-kâr dirâyet-kârâne dirayetli dirâyet-mend dirâyet-mendâne dîr-bâz direfş direfş-i Gâvyânî direfşân Dürr-i direfşân direm-güzîn direm direm-hırîde direm-serâ direng direv direv-ger dirhem dirhem-i ceyyid dirhem-i hâlis dirhem-i mağşuş dirhem-i örfî dirhem-i rayiç dirhem-i şer'î dirhem-i züyûf dirhem ü dinar dirîg dirîga dîrîn. (a. yemişli ağaç. (bkz: durahşân). saf gümüşten ibaret olup. mehirde.) ağaç. önleme. 3.dâr'ın c.b. parlayan inci.i.i. eski töre. kavrayışlı. bilgi.) sarraf.i. eyvahlar olsun! eski kadîm.c. bilgili.i.s. yazık.b. e.b.) ekin biçen. [zekâtta .

2.) dün. (a. delilik.s.i.i. kişi. . 2. 3.b. (f.f. mantar gibi şeyler. yatak çarşafı. başkanlık kurulu.b.hâne eski kul. (f. âhiretteki hesap günü. şişe kapağı.) deli.) eklendiği kelimeye çokluk.i.c. onur *kurulu. sadrâzam. düşür) 1.) devler. (a.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu.) küçük şiir mecmuası.) 1.s.) delicesine hareket eden. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi. budala. (a. (f. kazaskerler. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru.i. cin. (bkz: Şems-ül--Hakayık). (f. kapak. alık.b. (dîv'in c. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur].i. (a. (f.) divanelik.i. (f. (a.b. şeytan.c.i. (a.i. 2. halkın katıldığı meclis. büyük meclis.f.Bende-i dîrîne dîrûz disâm -disâr Merhamet-disâr disâr dîse dî-şeb dîv-i âhenîn-beden dîvân dîvân ö dîvân-ı ahkânı-ı adliyye dîvân-ı âm dîvân-ı âlî dîvân-ı deâvî nezâreti dîvân-ı harb dîvân-ı harb-i örfî dîvân-ı hâss dîvân-ı haysiyyet dîvân-ı hümâyun dîvân-ı riyaset dîvân-ı temyîz-i askerî dîvân-ı ilâhî dîvân-ı Fuzûlî dîvân-ı Hakanı dîvân-ı kebîr dîvân-çe dîvâne dîvân efendisi dîvâne-gî dîvâne-res dîvâne-rev dîvâne.i.b.) 1. (f. *yargıtay. çok merhametli. Askerî Yargıtay. çılgın. Hâkanî'nin dîvânı. üste giyilen kaftan.i. (a. (a. pâdişâhın başkanlık ettiği meclis. dev. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua.t. elbise. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu].b.) geniş sofa salon.) huk. demir gövdeli dev.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur.) delicesine hareket eden.i) huk. sıkıyönetim mahkemesi.i. yüce divan.b. Fuzûlî'nin dîvânı. kapacık.b.s. [bu mecliste. askerî mahkeme. anat.) şahıs. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi]. (a. (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri. (bkz: dîvân kâtibi).f. 2. harp dîvânı.i.s. çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. bolluk mânâsını verir. devâvîn) 1. (a. şeyhülislâm.

(f. (f.).i.c. murakabe altında bulunduran yüksek kurul.i. muhasebat dîvânı. (a. devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol.ahar diyar-ı gurbet diyar-ı küfr diyar-ı Rûm diyar-ı tahassür diyât diyeke diyer diyet diyet-i kâmile diyet-i mugailâza dîz. (a.i. 2. (bkz: levn).) . ağaç kurdu. cinnet. din duygusu. şiddetli rüzgâr. zool. devâlîb) 1.b.b.) 1.b. (f. (f. Osmanlı ülkesi. (f.) dîvâna ait.b.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi. (a.) l.) dev yavrusu.s. (bkz: dîrân). (f. hîle.). b. (a. islâm ülkelerinden gayri yerler.i.i.) 1.) duvarcı. devle ilgili. devreden.f.i.s. dîvanla ilgili. (f.i.i.i.i. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir. (f. 2 .b. 5. arka kaşağısı. (a. dâr'ın c. özlenen ülke. [Farsçası "dûlâb"dır]. memleket. bedestenin içindeki küçük dükkânlar.s. (f.b. hıkka ve cezea denilen develerdir].i. özlem diyarı. cin çarpmış. delilik.i.i. başka memleket. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir. (f.i.) Tehmûres'in lâkabı. dîvâniyye Hatt-ı dîvânî Menâsib-i dîvâniyye Dîvânü Lûgat-it-Türk dîvâr dîvâr-ger dîv-âsâ dîv-bâd dîv-beçe dîv-bend dîv-câme dîv-çe dîve dîvek dîver dîv-gîr dîvî dîv-lâh dîv-sâz diyanet diyânet-kâr diyânî diyar diyar.b.i. 2.s.) 1. (bkz. ülke. (f. (a.) kale muhafızı. (f. (a. dâr'ın c. Mahmûd [Kâşgarlı-J ). (bkz. (bkz: edyâk). (f. (f. cinci.i. diyet'in c.c.) ağaç kurdu.) dev gibi. dîze diz diz-dâr dolâb Sayıştay.) cin tutmuş.i. (bkz: mecenne). din.) diyetler. 4. sülük. (a.i. sur. (f. dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı.) deve ait. (a. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki). huk. [bu neviler bint-i mehad.s. (a. dindarlık. bint-i lebun.) renk. yabancı haneler. kötü. (a. dek. diyât) kan bahası. huk. dubara. dev gibi. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz.i.b. 2. (f. evler. bot.b. 2. 4.dîvân-ı muhasebat dîvân kâtibi dîvânî.i. dîvan kalemin deki me'murluklar. korkunç tabiatlı. Anadolu. dîk'in c.) evler. gurbet ili.i.b.h. (a.) diyanetle ilgili.) horozlar.) ipekböceği.) kale. 3. (f.i. . kasırga. güve. (f.s. güve. 2.) ev sahibi.) 1. 3.) duvar. dönen. iri yan. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark.) dindarlıkta gayretli olan.t.b.i. s. dîvân efendisi).s. (bkz: dîv-çe1) .

iplik gibi ince uzun bir kurt. (f. bir yere gönderme. zool.f.i. birini çağırma. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır. zool. (a.b.c.i. kırmızı kurt. inilti. zool. yakalanmış. büyüklük. Tann. duacı. (a.i. yürekten kopan ah.b. zool. fr. zû').) tutulmuş.) dua okuyan. davet edenler. dua edenler. 2. ipekböceği.). zool.b. domuz şeridi. zool. ed'iye) 1. büyük kadeh. (a. 2. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan.s. tas. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt.i. zool. hakîkî sevgili. (bkz: dost-kâm).i.) 1. sevilen kimse. (bkz: giriftar).b.s.f.) dostluk.b. kelebek. zool. dua edicilik. (f. tenya. (bkz: zucret).) iç sıkıntısı.s. Allah'a yalvarma.) dost meramlı. dîdân) kurt. kırmızı renk elde edilen böcek.zf. 2.b. (f.i.) dua eden.) l .) dostlar.systicerque.b. (bkz: dûde). yürek darlığı. 2.i. 3.s. böcek.dost dostân dost-âne dost-dâr dost-gâhî dostî dost-kâm dost-kân dost-kânî dû' dua' duâ-yı hayr duâ-yı müstecâb duâ-gû duâ-gûyî duâ-hân duâ-hânî duât ducret ducret-ver duçar dûçâr-ı hayret ü ıztırâb dûd dûd-i ciğer dûd-i çerağ dûd-i dil dûd-i dimağ dûd-i hadîs dûd-i ham dûd-i harîr dûd-i ibrişim dûd-i mükeyyes dûd-i müsellâh dûd-i müstakim dûd-i remel dûd-i sabbaga dûd-i şa'rî dûd-i şeridi dûd-i üstüvânî dûd-i vâhid dûd-ül-kebed dûd-ül-kilye dûd-ül-Medîne (f. meramı dostun meramına uygun olan.b. trişin. keseli kurt.s. (bkz: zucret-ver). (f.f. (a. (f. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap.b. (f.c.s.) dua okuyuculuk. zool. (a. nikâhsız kan veya koca. gurur. dostça.s. (a.f. yuvarlak solucan. (a. dostân) 1.) sıkıntılı. (f. hayırlı dua. metres. zool.) dostlukla. . chrysalide. sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. zool. sevişen kimse. kibir. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme. uğramış. (f. (a. sığır şeridi. lâmba isi. sevgilisi olan. niyaz.) duâcılık. kabul edilen dua. krizalit.) dost tutan.i. (a.b. elde hiç bir numunesi bulunmayan. zool. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan.) 1.i. sivri kuyruk. zool. büyük kadeh. zool.c.f. (f. (bkz.s. yürekten çıkan ah. dua okuyucu. (bkz: dûd-i harîr).i.) muz.i. dost'un c. dâî'nin c. kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt. 2. (a. fr. 3. yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman. zool.

kerîme. duman).b.) ayran. (f. yapraksız ve meyvasız ağaç.i. (güneşin kızı) meç.) 1. 4.s.i. tetard. (f. 3. fr. 2) Yeniçeri ocağı.i.b. (a. iribaş. (f.b. Mekke'de nazil olmuştur. tütün. otsuz. dûd-hâne). ocak.) kim. (f. şarap. duhter).) kız.) gelin. 3. (f-b. aşçı. 2.i.) kurda. Mekke'de nazil olmuştur.) kızlık. dûd-geh dûd-hâne dûd-hâr dûdî. böcek. (f. çıplak arazî. (f. 2.s. ocak. ateşli gönlün dumanı. (a. (bkz. 2. duhter). ilenç.i.i.s. (bkz: dûde. iftiracı. silsile. dûd-mân). şarap. dûd).) duman yeri. (bkz: dahve). 2.) 1.) tütün içen.) 1. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı. (bkz: duh. içine girme.i.i. mürekkep yapılan çıra isi. kerime.i. (f. böceğe ait. havâi fişek. (f. dûdiyye Dûdmân dûd-mân-ı Bektâşiyye dûd-mân-ı Osmânî dufayda dûg dugd duh dûh duhâ Salât-ı duhâ duhâ duhân Sûre--i duhân duhân-ı âteş duhân aşam duhân-furûş duhânî duhân-nûş duhne duht duht-i rez dûhte duht-ender duhter duhter-i âftâb Duhter-i Hindu duhter-i hum duhter-i rez duhter-i rüzgâr duhterân duhtere duhterî duhûl (f. baca.i. ateş dumanı.i. (f.dûd dûd-i dil-i pür-âteş dûd-i âh dûd-âlûd dûde dûde dûd-efgen dûd-endûd dûd-gâh.i.cli. (f. 11 âyettir. (f. hasırotu. duman. (f. bekârlık. (f.) 1.s.s. 2.) kızlık. (bkz: duht. (asma kızı) şarap.i.s.b. darı. 1) Bektaşi ocağı.) kurtçağız. duman. fumant.b. (f.) 1. Kur'ân'ın 44 üncü sûresi. (f.b. duhter'in c. kabîle. . beddua. gam.) "is sıvayıcı" kara calici. 2.) tütün satan. dünyâ olayları. kabîle.) içeri girme. (bkz: dûd-hâne. (a. (bkz.) 1. çıplak baş ve yüz. (asma kızı) şarap. kız çocuklar. sağılmış.s. üveyi kız. tüysüz. soysop. 2. fr.b. tütün. kadın esirlerinin bir nev'i. (a. tek tane.i.i.s. külhancı. (f. 2. soysop. bot. Osmanlı hanedanı. 2. (f. iğne ile dikilmiş. 3. 59 âyettir.i.b.) kaba kuşluk vakti. (küp kızı) meç. tar.) 1. yer. hâher).i. (bkz: arûs). hasır otu. (f. (f. (a.) dumanlı.) zool. (f. kelebek. tasa. küçük solucan.i. hasır sazı. onlarla ilgili.) soysop. ocak. dumanlı. tömbeki içen kimse. bekârlık. (a. keder.i.) hanedan. (f. (a. (bkz: duht. 4.) sihirbazların üzerlik.) 1. sabah namazı.) "duman yutan" tütün içen.i.s.b. (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875). tohum tanesi.) 1.) kızlar. Sûre-i Kur'ân'ın 93 üncü sûresi.) kız.i. kız.i. kabîle. (a.

uzaktan zağa. dün gece.) 1. geleceği gören.) kötü. duhûl-i muzafferâne duhûl ü huruç duhûliyye duhûr duhûr duhye dulû' dumû' dumûr .i.b.i) 1. uzaklaştırma (a. (a-i. düş be düş omuz omuza. değnek.s. kovma.) defetme.) uzağı gösteren. dussûkıyye (a.muzafferce giriş. omuz. tedbirli. asa.i. aşağılık. 2.i. dumur (a. çarpmalar. atasözleri. dûn-ân (dûn'un c. düş (f. dûr-endîş (f. dûn-perver (f-b. (bkz.b. zillet. 2) i. dûrû-dirâz (f. zelillik. tedbirli olma. alçak kimseleri koruyan. bölgeler. durûb (a. duru (a.s. düş ber düş omuz omuza. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret. dûr-bîn 1) uzağı gören. (a. akıllılık. dayanma omuzu) katlanma. (bkz: adla'). dûrâ-dûr (f.) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması. 2.) 1.i.i.) hakirlik.i.b. dûr-endîşî (f. dûr (a. dür ü dırâz uzun uzadıya.i. ilerisini görürlük. dûr-şenîd (f. darb'ın c.i.b.b.i. dayanma.) uzağı yazan.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar. ileriyi. dûr-bâşân (f. dûr-bînî (f. 2.) uzak. dır'ın c. aşağı. dûrî (f. körelme. alçaklar. evler. (a. altta.s. dûr-nüvîs (f.b.). içeri girip çıkma.i.b. geleceği görerek.b. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri.s. telgraf. vurmalar.(bkz.) dûr-bâş! Diye bağıranlar.) kuşluk vakti kesilen kurban. rüya.) 1. uzun uzadıya. "uzak ol!" mânâsına bir emir.b. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi.) göz yaşlan. dûr-nümâ (f. Baht-ı dûn alçak talih.s.) ilerisini düşünme. 2.) hastalıktan âza kuruma. i. dürbün.) döğmeler. yasakçılar.s. dâr'ın c.) uzak işitir.zf. uzun.i. telefon. dem'in c. durûb-i emsal darbımeseller. dûr (f. dûr-bâş (f. i.i.b.) 1.s.) çok uzun. dûr-dest (f. 2.) uzaklık. aşağılık kimseler.).) uzak uzak. 2 . aşağıda. (bkz: dîr).) ilerisini.i.s.) uzağı. dûr-bînâne (f.s. dûr-bîn (f. onlann ilerlemesine yardım eden. uzağı.i. ilerisini. aşağılık. dost). 3. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ. akıllı. dürbün. (a.dıl'ın c. soysuz kimse.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat.s.). durahşân (f. dûst (f.) dûnlar.) bir yere girmek için verilen ücret. 3. uzak. dirahşân). (a. (a.zf.i.i.) ilerisini düşünen. alçak. dûn (a.b.) erişilmesi güç şey.fı.i.

Little Bear. fr. dûşîze-gân) kız. dücüc).i. dûzah-nişîn). (bkz. (f. Ursus nıinoris (= Küçükayı). (bkz: dûzah-mekân. yalan.a. Duphe.) iki kat etme. (bkz: dûzahmakarr. dolan. dûşîze'nin c. şimal ayısı. . (a. Ursus majoris. fr. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu.) ed.s. kâfir. sevgilinin iki dudağı. (f. (a.) kızlık.) iki kat. Yedigen.) durağı cehennem olan. ce-hennemî. (f.i. (f. (f. Big Dipper. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur. kızoğlan kız olma hâli.) iki. oyun. düngece ile ilgili. (a. (bkz: zulmet).i.s. (bkz: decâc. dicâc).i. dübr diicâ' dücâc rüya görürken kirlenmek. ayıgiller. sırma dikici. dü-bâre dü-bârâ dübb dübb-i asgar dübb-i ekber dübb-i şimalî Dübbe dübbiyye dü-beyt dübür.i.i. bir işin sonu.c. kızoğlan kız.b. zebaniler. 3.i. dişi ayı. (a. fr. (bkz: ihtilâm olmak). Büyükayı. iki yüzlü. bakire). lât. (f. (bkz: dâr-üs-saîr.s. astr.s. I (i. dûzâhiyân) cehennem. diken. astr.) üzüm ve hurma pekmezi.b.b.b.i. çuvaldız.i. nîrân).s.ool. (bkz: dûzah-makarr. katmerleme. [müen.b. dûzah'ın c. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi. iki dünyâ (dünyâ ve âhiret). zebânî.) sevgilinin iki dudağı.b.s.i. (bkz: bekâret). Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri.i.) azap melâikeleri. 2. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. (bkz: hirs). iki ayaklı.a.a.) dikici.i.dubara.düş azmak dûşâb dûşîn. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır]. çuval dikmeye mahsus iğne. tamu.c. Great Bear. el değmemiş. (f. alplıa Ursus majoris. kâfir.. Petit Oıırs. iki cihan (dünyâ ve âhiret). (f. lât. hîle.a. dün geceki.i. dû-zah-nişîn). an gibi şeylerin iğnesi. dûşîne dûşize dûşize-gân dûşîze-gî düz Cüvâl-dûz Zer-dûz dûzah dûzahî dûzâhiyân dûzah-makarr dûzah-mekân dûzah-nişîn düzene dü dü-âlem dü-âteş dü-cihân dü-pâ dü-rû dü-âlem dü-âteş dü-bâlâ dü-bâr.) kızoğlan kızlar. kâfir. Grand Ours. (f. (a. ing. (f. sırmalı. (f.i. dûzah-mekân). ing.i.) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret). dübbe].) oturduğu yer cehennem olan.) l. (f.b. 2. Küçükayı.c. astr.c.) ayı. (a. arkası. (f.) karanlık. pekmez.i. kıç.) y.) 1. (f. lat. makat.b. 2. ing. bir şeyin gerisi.s. (f.) mekânı cehennem olan.) 1. Little Dipper.b.) sivrisinek. (f. (f.s. (f.) cehenneme mensup.

dücâce

dücâciyye dücce dücce-i lücce dücî dü-cîhân dücne dücüc dücünne dücür dücye dü-dîde dü-dil, dü-dile dü-dilî düfûf dügâh

dügâh-ı acem dügâh-hicâz dügâh-ı kadîm dügâh-pûselik

dü-gâne Salât-ı dü-gâne dühât dühenî dühn

(a.i.c. dücüc) 1. tavuk, (bkz: decâce, dicâce). 2. astr. kuğu burcu, semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç, lât. Cygnus; fr. Cygne. (a.i.) zool. tavukgiller. (a.s.) çok karanlık. denizin engin karanlığı. (a.i. dücye'nin c.) karanlıklar, (bkz: zulümât). (f.b.i.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-kevn). (a.i.c. dücen, dücünât). karanlık, kapalı hava. (bkz. dücünne). (a.i. decâc, dicâc, dücâc'ın c.) tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri. (a.i.c. dücünnât) 1. bulut, kat kat olma; karanlık. 2 . yağmur yağma. (a.i.) bot. böğrülce. (a.i.c. dücî) karanlık, (bkz: zulmet). (f.b.i.) iki göz. (f.b.s.) iki gönüllü, iki tarafta sevgisi olan; münafık. (f.b.i.) tereddüt, kararsızlık. (a.i. deffin c.) tefler. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. Bu makam, sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. Durak perdesi, makama ismini vermiş olan- dügâhtır ki, sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. Dügâh makamının güçlüsü, birinci derecede, sabânın güçlüsü olan çargâhtır, ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. Donanıma -sabânın ki gibi- si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur; sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. muz. en az, beş altı asırlık bir mürekkep makam olup, elde bir numunesi yoktur. muz. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. muz. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. Bu makam, dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir; bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü, sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. Makam, dügâh gibi donanır ve değiştirilir; aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. (f.b.s.) 1. çift, ikiz, iki tane. 2. rekât namaz. iki rekât namaz. (a.s. dâhî'nin c.) dehâ sahibi, son derece zekî, anlayışlı ve uyanık olanlar. (a.s.) kim. kaypak, fr. onc-tueux. [aslı "dühnî" dir]. (a.i.c. dihân, edhân) sürünecek yağ.

dühnî, dühniyye dühür duhûl Âvâz-ı duhûl duhûl -bâ dühül-derîde dü-kevn dükkân dükkân-çe dükkânçe-i sahhâf dülbend dülbend-dâr düldül dülûk dülûk-i şems düm düm-i gürg dümbâl, dümbâle düm-bürîde düm-çe düm-dâr dııınel, dümmel düm-gâh, düm-geh dü-mûy dünb, dünbe dünbâl, dünbâle dünbâle-dâr Necm-i dünbâle-dâr dünbâle-rev dünbek dünbüre, dünbûre dü-nîm, dü-nîme dünyâ dünyâ-yi dûn dünyâ-dâr dünyalık dünyâ-perest dünyevî, dünyeviyye Alâka-i dünyeviyye dü-pâ Har-ı dü-pâ dür dürc, dürce dürc-i dür dürc-i teng dürc-i zer

(a.s.) sürünecek yağ ile ilgili. (a.i. dehr'in c.) 1. dünyâlar. 2. zamanlar; devirler. (f.i.) davul. davul sesi. (f.b.i.) 1. davulcu. 2. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. (f.b.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış, rezil, rüsvâ. iki âlem (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-cihân). (a.i.c. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda, yer. [Farsça'sı "dukan" dır]. (a.i.) küçük dükkân,dükkâncık, kitapçı dükkâncığı, küçük kitapçı dükkânı. (f.i.) tülbend. (f.b.i.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse, içoğlanı, bunların başı, tülbent ağası. (a.i.) Hz. Muhammed'in Hz.Ali'ye verdiği kır katır. 2 . kirpi. (a.i.) Güneş batması, (bkz: gurûb). Güneşin batması. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâl, dünbâle). (kurt kuyruğu) sabahın erken saati, alaca karanlık. (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dünbâl, dünbâle). (f.b.s.) kuyruğu kesik. (f.b.i.) kuyrukçuk, kısa kuyruk. (f.b.i.) aşk. kuyruk tutan, ordunun arkasındaki kuvvet, artçı. (a.i.) büyük kan çıbanı. (f.b.i.) kuyruk yeri. saçına sakalına kır düşmüş [adam]. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâle). (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dümbâl, dümbâle, dünb, dünbe). (f.b.i.) kuyruklu. kuyruklu yıldız. (f.b.s.) kuyruktan, arkadan giden, arkası sıra giden, uyan. (f.i.) 1. bekçi davulu. 2. dümbelek. tambura denilen çalgı. (f.s.) iki parça, ikiye aynlmış, bölünmüş. (a.i.) 1. içinde yaşadığımız âlem, yer yuvarlağı. alçak, sefil dünyâ. 2. küre. 3. elgün, herkes. (a.f.b.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (a.t.b.i.) para, mal ve zenginlik. (a.f.b.s.) dünyâya tapan, tamahlı, hırslı kimse. (a. s.) dünyâya mensup, dünyâya ait, dünyâ ile ilgili. dünyâ işleriyle olan ilgi. , (f.b.s.) iki ayaklı. (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. (a.i.). (bkz. dürr). (a.i.) kutu, kutu-cuk; hokka. 2. sandık, cevahir kutusu. 3. hokka gibi olan ağız. inci kutusu. sevgili'nin ağzından kinaye. altın kutusu.

dürd, dürde dür-dâne dürdâriyye dürd-âşânı dürd-hâr, dürd-hor dürdî dürdîriyye-i halvetiyye dürd-keş dürece dürer dürer-bâr dürger Dürr dürr-i Aden dürr-i girân-mâye dürr-i güftâr dürr-i hoş-âb dürr-i istifa dürr-i meknûn dürr-i nâb dürr-i nâzım dürr-i nâ süfte dürr-i nefîd dürr-i sadef-nişîn dürr-i semîn dürr-i sirâb dürr-i şah-vâr, -şeh-vâr dürr-i yegâne dürr-i yek-dâne dürr-i yekta dürr-i yetîm dürrâa dürrâc, dürrâce dürrât dürr-çîn dürre dürr-efşân dürrî, dürriyye Kevkeb-i dürrî dü-rû duru dürûd

(f.i.) tortu, çöküntü. (f.b.i.) 1. inci tanesi. 2. sevgili, kıymetli. 3. kadın adı. (a.i.) bot. karaağaçgiller, fr. ulmacees. ((f.b.s.) şarabın tortusunu içen, kalender, (bkz: dürd-keş). (f.b.s.) şarap içen, şarabı son damlasına kadar içen. (bkz. dürd-âşâm, dürd-keş). (f.i.) tortu, çöküntü, (bkz: dürd,dürde, rüsûb). Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. (f.b.s.) şarabın tortusunu içen. (bkz: dürd-âşâm). (a.i.) merdiven, (bkz: süllem). (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri. (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen. (f.i.) dülger, bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. (bkz. dürûger, neccâr). (a.i.) inci. Aden incisi. kıymetli iri inci. söz incisi. iyi inci. seçilmiş inci, seçkinlik incisi (Hz. Muhammed). muhafazalı parlak inci. parlak, beyaz inci. dizilmiş inci. delinmemiş inci; mec. kızoğlan kız. dizi inci, inci dizisi. sedefinden çıkmamış inci kıymetli inci. iri inci. (pâdişâha lâyık) iri inci. eşi bulunmayan, tek inci. iri taneli inci. eşsiz inci. sedefinde tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Hz. Muhammed, [Farsçası "dür" dür]. (a.i.) üste giyilen önü açık bir elbise; ferace. (a.i.) zool.eti gevrek, keklik cinsinden bir kuş, çil kuşu,turaç kuşu. (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri, (bkz; dürer). (a.f.b.s.) inci toplayan. (a.i.c. dürer, dürrât) büyük inci tanesi. (a.f.b.s.) inci serpen; inci gibi söz söyleyen ağız. (a.s.) inci gibi parlayan, parlak, panltılı. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. parlak yıldız. (f.b.s.) iki yüzlü. (a.i. dır'ın c.) zırh gömlekler. (f.i.) 1. dua, medih; selâm. 2. ekin biçme. 3. yontulmuş ağaç, kereste.

dürûg dürûg-ı bî-fürûg dürûg-ı maslahat-âmîz dürûger dürûgerî dürûgî dürûg-zen dürûg-zenî dürûs dürûs-i nâfia dürüst dürüst-hân dürûz dü-rûz, dü-rûze dürüst-ayâr dürüstî dürüşt dürüştî Dürzî Dü-se düstûr düstûr-i mükerrem düstûr-ül-amel düstûr-ül-edviye düstûrî Düstûr-nâme-i Enverî düşüm düşür düsûr-ün-nefs düsür dü-şâh, dü-şâhî dü-şakk düşenbih düşeş düşîn, düşîne düşman, düşmen düşmenân düşnâm düşvâr Emr-i düşvâr düşvâr-ger düşvârî düşvâr-pesend dü-tâ

(f.i.) yalan, gerçek olmayan söz. (bkz. kizb). adî yalan. iş bitiren yalan. (f.i.). (bkz ; dürger). (f.i.) marangozluk, (bkz: sifânet). (f.s.) yalanla ilgili. (f.b.s.) yalancı. (f.b.i.) yalancılık, (a.i. ders'in c.) dersler, (bkz ders). faydalı dersler. (f.b.s.) doğru, düzgün; sağlam, bütün, tam (f.b.s.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. (a.h.i. dürzî'nin c.) dürzîler. iki günlük, kısa [zaman]. mükemmel doğruluk. doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (f.s.) kaba, sert, katı, kalın. (f.i.) kabalık, sertlik, katılık, kalınlık. (a.h.i.) Lübnanlı. (f.s.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (a.i.c. desâtîr) 1. kanun, kaide, kural. 2. vezir; müşîr. 3. büyük defter. 4. esaslı kaide. S. devlet kanunlarını içine alan kitap. (kanun, nizam üzere hareket eden) vezir; sadrâzamlarla vezirlere tazim makamında verilen unvan. gereği gibi uygulanacak olan kanun. kodeks, fr. codex. (a.s.) düstûra ait, düstur ile ilgili, kurala uygun olan. Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. (a.i. desem'in c.) yağlar. (a.i.) mahvolma, eseri kalmama. her şeyi çabuk unutma hâli. (a.i. disâr'ın c.) 1. üste giyilen kaftanlar, elbiseler. 2. yatak çarşafları. (f.b.i.) 1. çatal ağaç; tomruk. 2. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (f.a.b.i.) ikiye ayrılma, ikiye bölünüş. (f.i.) pazartesi günü. (f.i.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi; meç. rastgelme, iyi tesadüf, beklenmedik kazanç. (f.zf.) dün gece. (f.s.) düşman, yağı. (bkz: adû, adüvv, hasm). düşmanlar, yağılar. (f.b.i.) sövme, sövüp sayma, (bkz: şetm). (f.s.) güç, zor. güç iş. (f.b.i.) dağ, dağlık. (f.i.) güçlük, zorluk, (bkz: bkz. suûbet) (bkz: müşkül-pesend). (f.b.s.) 1. iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış.

Kad-i dû-tâ

düvâl düvâzdeh düvâzdehüm düvâzdeh-imâm düvel düvel-i muazzama düvel-i mü'telife düvel-i müttefika

düvel-i sâire düveli, düveliyye Münâsebât-ı düveliyye dü-vîst dü-vüm, dü-vümîn düyek

duyûn düyûn-ı umûmiyye

düyûn-ı dâime düyûn-ı muhkeme düyûn-ı mütemevvice Düyûn-ı Umûmiyye düyûnât düyûnât-ı atîka düzd j düzdân düzd-âne düzdî düzdîde Dürr-i düzdîde dü-zebân

iki büklüm olmuş boy. 2. ed. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. (f.i.) kayış; tasma. (f.b.s.) on iki. (f.b.s.) on ikinci on ikide bir on iki imam. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). (a.i. devlet'in c.) devletler. büyük devletler. [İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, Rusya, italya]. uyuşmuş, anlaşmış devletler. [birinci umûmî harpte"ingiltere, Fransa, Rusya, italya" idi]. ittifak etmiş, birleşmiş devletler, birleşik devletler, [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu, Almanya, AvusturyaMacaristan" idi]. düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. (a.s.) devletlerle ilgili. devlet münâsebetleri. (f.b.s.) iki yüz. ikinci, (bkz: sânî). (f.b.i.) muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. Bu güzel usûl, ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup, âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında, tevşîh, peşrev, kâr, beste, oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir, 8/4 ağır dü yek mertebesi de sık kullanılır. Düyek, iki adet sof-yandan mürekkeptir. (a. i- deyn'in c.) borçlar. (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. eko. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eko. l ) tediye edilmeyen borçlar; 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler; 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar; devam eden borçlar. eko. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı; 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. eko. devlet borçları. (a.i. deyn'in c. olan dü-yûn'un c.) borçlar. eski borçlar. (f-s- düzd'ün c.) hırsızlar. hırsız gibi, hırsızca, (f.s.c. düzdân) hırsız, uğru. (bkz. sürrak). (f.zf.)hırsıza yakışır yolda. (f.i.) hırsızlık. (f.s.) çalınmış [şey]. çalınmış inci. (f.b.s.) iki dilli.

E
e -e eâcîb eâcib-i dehr Eâcim eâdî Dest-i eâdî eâlî eamm Eârîb eârîz (ha.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. (a.e.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza; sâlih = sâliha; âdil = âdile., gibi. (a.s. u'cûbe'nin c.) 1. taaccüp olunacak, şaşılacak şeyler. 2. vücuttaki garip, anormal yaradılışlar. dünyânın çok şaşılacak şeyleri. (a.i. A'cem'in ve Acem'in c. olan "A'câm"ın c.) Arap olmayanlar, iranlılar, Acemler, (bkz: A'câm). (a.s. adüvv'ün c. olan a'dâ'nın c.) düşmanlar, hasımlar, yağılar. düşmanların eli. (a..s. a'la'nın c.) pek yüksek olanlar, şeref sahibi olan büyük kimseler. (a.s.) en umûmî, pek şümullü. (a.i. A'râbî'nin c.) çölde yaşayan Araplar. (a.i. arûz'un c.) 1. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. 2. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır], (bkz: aruz). (a.i. i'sâr'ın c.) şiddetli rüzgârlar, kasırgalar. (a.s. a'zam'ın c.) pek büyük olanlar, büyük adamlar, [eşyada kullanılmaz]. millet büyükleri. devlet adamlarının en büyükleri. edebiyatçıların en büyükleri. (a.s.) en azîz, pek muhterem, çok sayın. dostların en azîzi. Allah azîz etsin! (a.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. (a.i.c. âba) baba, ata. (bkz: ebî, ebû, peder). şefkatli baba. (a.i. müfretsiz "tekilsiz" c.) 1. dağ kırlangıcı. 2. "keçisağan" denilen bir kuş.3. sürüler, bölükler. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. (a.s. ba'd'den) daha (en, pek, çok) uzak. ihtimâllerin pek uzağı. (a.i. bu'd'un c.) uzaklıklar, uzunluklar. sonsuz uzaklıklar. (üç uzaklık) 1. en. 2. boy. 3. yükseklik (veya =derinlik). (a.s.) müteferrik, dağınık. (bkz: eben-an-cedd, eben-an-ceddin). (a.i.c. âba) 1. kamışlık [yer]. 2. kamış. (a.s. eb'ad'ın c.) 1. en uzak [yerler]. 2. yakın olmayan [hısım ve akraba], [müfredi başka mânâda kullanılır]. (a.i. iblîs'in c.) iblisler, şeytanlar.

eâsîr eâzım eâzım-ı millet eâzım-ı rical eâzım-ı üdebâ eazz eazz-i ehibbâ eazz-Allah eazze eb eb-i müşfik ebabil

eb'ad eb'ad-i ihtimâlât eb'âd eb'âd-i bî-nihâye eb'âd-i selâse ebâdîd ebâ-en-cedd ebâet ebâid ebâlîs, ebâlise

ebânet ebârik ebârîk

(o.i.) ibnelik. (a.s.) 1. kumlu, balçıklı [yer]. 2. (ebrak'ın c.) alaca atlar. (a.i. ibrîk'ın c.) ibrikler, su kapları [müfredi çok, cem'i az kullanılır]. ebâtıl (a.i. ibtal'in c.) böğürler, yanlar, yan taraflar. ebâtîh (a.i. ebtah'ın c.) kumlu dereler ve ırmaklar, (bkz: bathâ'). ebâtîl (a.s. ubtûle'nin c.) boş, faydasız, esassız olan şeyler, sözler, boş inanışlar, [müfredi kullanılmaz]. ebâzîr (a.i. bezr'in c. olan ebzâr'ın c.) yemeklere konulan kurumuş kekikler, baharlar. ebb (a.i.c. âbâb) 1. mer'a, otlak. 2. taze veya kuru ot. ebbâl (a.i.) deve çobanı, (bkz: ibil). ebbâle (a.i.) 1. bir yük odun. 2. bir kısım halk, cemâat. ebbâr (a.i.) iğne yapan ve satan, iğneci. ebbâz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. sıçrayıp atlayan karaca, (bkz: remîde). ebbed-Allah (a.cü.) "Allah, ebedî, dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. ebced (a.i.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. ebced-hân (a.f.b.s.) ebced okuyan, mektebe yeni başlayan, acemi, [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi, daha başlangıçta" terkibinde geçer]. ebcel (a.s.) iri yapılı adam. ebcer (a.s.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. ebda (a.s. bed'den.) en bedi', en acîp, en göze çarpan, en harikulade, tansuk. ebdâl (a.i. ve s.) 1. dünyâ ile ilgisini kesip, Tann'ya bağlanmış olan derviş, [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır. Efganistan'da bir Türk topluluğunun, Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri", büyüklerine de "dede" derlerdi]. 2. aptal, şaşkın, alık, ahmak, budala [kelime, müfred gibi kullanılır; aslında "bedii" in cemidir]. ebdâlî (a.i.) 1. Allaha bağlanmış olma, dervişlik. 2. aptallık, şaşkınlık, alıklık, ahmaklık, budalalık. ebdân (f.i.) 1. kavim, kabîle. 2. s. lâyık, (bkz: çespân, şâyeste). ebdân (a.i.beden'in c.) cisimler, vücutlar, gövdeler, tenler. İlm-ül-ebdân 1) hek. beden bilgisi, fr. anatomie; 2) jimnastik. ebece (a.s.) patlak gözlü [adam]. ebed (a.i.) sonu olmayan gelecek zaman. ebedâ, ebeden (a.zf.) asla, hiçbir zaman, katiyen. ebed-âbâd, ebed-el-âbâd (a.f.b.zf.) 1. hiçbir zaman, asla. 2. sonsuz dünyâ. ebed-Allah (a.e.) Allah dâim eylesin!

ebed-el-ebed ebed-gâh ebed-hâne ebedî, ebediyye ebedi-yy-üd-devâm ebediyyen ebediyyet ebed-kıyâm ebed-müddet eben an cedd eberr l ebes ebeveyn Hukuk-i ebeveyn ebgaz ebhal Şahs-ı ebhal ebhâr ebhâr-i vâsia ebhar ebhâs ebhâs-ı arnika ebhâs-ı cedide ebhâs-ı müşkile ebhem ebher Ebheriyye

ebhire ebhur ebî ebir ebkâr ebkâr-ı efkâr ebkâr-ı maânî ebkâr-ı nüket ebkem Zulmet-i ebkem ebkemî ebkemiyyet ebkemiyyet-i mutlaka eblag eblak

(a.b.zf.). (bkz. ebed--âbâd, ebed-el-âbâd). (a.f.b.i.) mezar. (a.f.b.s.) mezar. (a.s.) ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan, (bkz. sermedî). sonsuz olarak devam edecek olan. (a.zf.) ebedî olarak; hiç bir daha, hiç bir vakit, hiç bir zaman, (bkz. ile-1-ebed). (a.i) ebedîlik, sonsuzluk, dâimîlik, sonu olmayan zaman, (bkz. cavidânî). (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.zf.) babadan, büyük babadan, 'dededen, kuşaktan kuşağa. (a.s.) hayırlı, şerefli ve faziletli [olan]. (a.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş. ana baba (bkz: vâli-deyn). ana baba hakları. (a.s.) pek çok buğzedilen, hiç sevilmeyen. (a.s. buhl'den) daha (en, pek) hasîs. pek cimri kişi. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhur). geniş denizler. (a.s.) ağzı, nefesi fena kokan [adam]. (a.i. bahs'ın c.), (bkz. bahis, bahs). derin bahisler. yeni bahisler. zor bahisler. (a.s.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. (a.s.) 1. daha (en, pek) parlak. 2. 1. anat. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana- damar, atardamar. (a.i.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. [ölümü 573 (1177)]. (a.i. buhâr'ın c.) buğular, dumanlar. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhâr). (a.i.) baba. (bkz: eb, peder, ebû). (f.i.). (bkz. ebr). (a.i. bikr'in c.) 1. kızoğlan kızlar. 2. birinci defa söylenmiş mazmunlar, evvelce söylenmemiş olan fikirler. evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler. (a.s. bükm'den c. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz, ağızsız), [adam, nesne]. dilsiz, karanlık, (bkz: ahras). (a.f.i.) dilsizlik, (bkz: ebke-miyyet). (a.i.) dilsizlik, (bkz: ebkemî, hares). mutlak, tam dilsizlik. (a.s. beliğ'den) daha (en, pek) beliğ, en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (a.s. balık'dan) 1. alaca, bulaca. 2. rengârenk. 3. alabacak [at].

(a.f.b.s.) alaca ata binmiş [kişi], meç. savaşçı yiğit. (a.s.) 1. açık kaşlı. 2. meç. vu-zuhlu, nurlu, parlak. (a.s.) pek kalın kafalı, kaba zihinli, ahmak, (bkz: ebleh). (a.s. belâhet'den) pek akılsız, ahmak, bön, alık. (a.f.zf.) akılsızcasına, ah-makçasına. (a.f.b.s.) aptal aldatan, avlayan. (a.f.zf.) aptal aldatırcasma. (a.f.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehiyyet). (a.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehi). (f.s.) alacalı [renk], (bkz: eblak). (bkz: eblek-i eyyam). meç. gece ve gündüz dolayısı yla Dünyâ ve zaman. (bkz: eblek-i eyyam). (a.s.) kalın dudaklı [adam]. (a.i.) bot. sıcak memleketlerde yetişir, bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot. eblûç (f-s.) ezilmiş toz şekeri; nebat şekeri. eblûk (f.s.) 1. münafık, iki yüzlü [adam]. 2. şarlatan. ebnâ' (a.i. ibn'in c.) oğullar. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. ebnâ-yi beşer insan oğulları , insanlar. (bkz: benî beşer). ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. ebnâ-yi dehr zamane adamları. ebnâ-yi hilkat insanlar. ebnâ-yi sebil yolcular. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. sipahi askerleri. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebniye (a.i.binâ'nın c.) binalar, yapılar. ebniye-i âliye yüksek binalar, (bkz: ebniye-i mürtefıa). ebniye-i atîka eski binalar. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebniye-i mîriyye beylik binalar. ebniye-i mürtefia yüksek binalar, yüksek yapılar. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebr (f.i.) bulut, (bkz: ebir, gamam, sehâb). ebr-i bahar bahar bulutu. ebr- baran yağmur bulutu. ebr- ihsan ihsan, lütuf bulutu. ebr- kühen sünger. ebr- mürde sünger. ebr- nisan nisan bulutu. ebr- rahmet rahmet bulutu. ebr- seher sabah bulutu. ebrâc (a.i. burc'un c.) kaleler, kale burçları, (bkz. burç, burûc). ebrak (a.s.) 1. kumlu, taşlı, balçıklı [yer]. 2. iki renkli, lekeli şey. 3. alacalı [at]. 4. fazla parıltılı. ebr-âlûd (f.b.s.) bulutlu, (bkz: sehâb-âlûd). eblak-süvâr eblec ebled ebleh ebleh-âne ebleh-firîb ebleh-firîbâne eblehi eblehiyyet eblek eblek-i cihântâz eblek-i eyyam eblek-i şerh eblem ebleme

ebrâr Şeş-ebrâr ebrâr-ı ümmet ebras ebrec ebred Kelâm-ı ebred Ebrehe ebrencen ebrencen-i dest ebreş ebrî ebrikühen ebrimürde ebrîşüm ebr-kâr

ebru ebrû-yi dilfirîb

ebrû-yi sanem ebrû-yi zâl-i zer ebrû-ferâh ebrû-ferâhî ebrûmîg ebruvân ebr-veş ebsâr ebtah ebtal ebtâl ebter Ester-i ebter Şahs-ı ebter Emr-i ebter ebtine ebû Ebû-Bekr

(a.s. berr'in c.) hayır sahipleri, iyiler; dindarlar, özü sözü doğru olanlar. (altı hayır sahibi) Hz. Ebû Bekir; Hz. Ömer; Hz. Osman; Hz. Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin. ümmetin hayırlı insanları. (a.s.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan, yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam, ebraş, sam lekesi. (a.s.) gözünün akı çok, fakat güzel gözlü [kimse]. (a.s.) 1. daha (en, pek) soğuk. pek soğuk kaçan söz. 2. i. dolu yağdıran fırtına bulutu. (f.s.) 1. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı, 2. (a.i.) "ebabil" denilen kuş, dağ kırlangıcı. (f.i.) bilezik, (bkz: sivâr). el bileziği, (bkz: halhal). (a.s.) 1. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. 2. alaca benekli [at], abraş. (f.i.) zool. sünger. (f.i.) zool. sünger. (f.b.i.). (bkz: ebrikühen). (f.i.) ibrişim, bükülmüş ipek. (f.b.s.) şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen (adam), [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. (f.i.c. ebrû-vân) 1. kaş. (bkz: hâcib). cazip, güzel kaş. 2. g. s. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. 3. g. s. kitap ciltlerinin iç kapaklarında, tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan, hareli, motifli boyama usulü, [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. bot. kan kurutan otu. meç. yeni ay, hilâl. (f.b.s.) güler yüzlü [kimse], (bkz. besîm, beşuş). (f.b.i.) güler yüzlülük, şen olmak, (bkz: besâmet, beşâşet). (f.i.) kara bulut, kasırga bulutu. (f.i. ebrû'nun c.) kaşlar. (f.b.s.) bulut gibi. (a.i. basar'ın c.) gözler, görme hassaları, (bkz. basar). (a.i.c. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. (a.s.c. ebâtıl) en boş, beyhude. (a.s. battâl'ın c.) yiğitler, doğuşken erler. (a.s.) 1. kuyruğu kesik [hayvan]. kuyruksuz katır. 2. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. evlâtsız adam. 3. faydasız şey. faydasız, neticesiz iş. (a.i. bâtın'ın c.) çukur, kuytu yer. (a.i.) baba, ata. (bkz: eb, ebî, peder). ' (Bekir'in babası) (a.h.i.) ilk halîfe Hz. Ebûbekir. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].

Ebû-cehl Ebû Fırâs-il Hamdânî

Ebû-hamîd, ebû-hûmid Ebû Hafs Ebû-Hanife

ebuk ebû kalemûn Ebû-Ieheb

Ebû-Muse-1-Eş'arî Ebû-Nüvâs Ebû-Süfyân

Ebû-Tâlib Ebû-Türâb Ebû-Yahyâ ebü-l-aceb Ebü-l-Alâ' ebü-l-beşer Ebü-1-enbiyâ' ebü'1-feth Ebü-1-heves Ebü-1-hevl ebü-l-iber ebü-n-nevm ebürrebî' ebü-z-zeheb ebvâb ebvâb-ı irtikâb ebvâb-ı müzehheb ebvâb-ı rahmet ebyân

(a.h.i.) asıl adı Ömer olup Hz. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. (a. h.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup, Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. [d. ö. 932 - 968]. (a.i.) zool. ayı. (bkz: dübb, hirs). Halîfe Hz. Ömer'in lâkabı. (a.h.i.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. [İslâm Ânsiklopedisi'nde "....Fars, Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de, Arap olmadığı, fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır." denilmektedir. (a.s.) kaçmış, kaçan [köle], (bkz: âbık). " bukalemun. (a.h.i.) "alev babası" Hz. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur, islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin..." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi, bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır], (a. h.i.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında, Imâm-ı Alî'nin hakemi. (a.h.i.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (a.h.i.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi, Muâviye'nin babasıdır. Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.[597-653]. 1. Hz. Alî'nin babasının adı. 2. dilenci. (a.b.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. Alî'nin lâkaplarından biri. Azrail. 1. sihirbaz, hokkabaz. 2. talih, baht, şans. (a.h.i.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. (a.b.i.) "insanların babası" Hz. Âdem. Hz. ibrahim. (a.b.i.) "fâtihler babası" II. Mehmed'in lâkabı. (a.b.i.). (bkz. bü-1--heves). (a.b.i.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında, insan başı şeklindeki korkunç bir taş, sfenks. (a.b.i.) edepsiz, utanmaz (adam]. (a.b.i.) "uyku babası" bot. haşhaş. (a.b.i.) çavuşkuşu, ibibik, (bkz: hîidhüd)! (a.b.i.) altın babası, çok zengin adam. (a.i. bâb'ın c.) 1. kapılar. 2. kısımlar, bölümler. irtikâp kapılan. yaldızlı kapılar. rahmet kapılan. (a.s.) l. cömert, eli açık [kimse]. 2. yemekten tiksinen [adam],

(a.i. beyt'in c.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler, [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. ebyaz (a.s. beyâz'dan) pek ak, pek beyaz. Mevt-i ebyaz anî ölüm. ebz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. birden ölme. ebzâr (a.i. bezr'in c.) yemeklere konulan kekikler, baharat. ebzün (a.i.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz. 2. banyo, küvet. ecâhil (a.s. echel'in c.) en (çok, pek) câhil, bilgisiz olanlar. ecâmire (a.i.c.) taifeler, insan takımları. ecânib (a.i. ecnebî'nin c.) yabancılar, başka memleketlere mensûbolanlar. ecbe (a.s.) alnı geniş adam. ecdâd (a.i. cedd'in c.) dedeler, büyük babalar, atalar. ecdâs (a.i. cedes'in c.) kabirler, mezarlar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ecder (a.s.) daha (en, pek, çok) lâyık. (bkz: ciyak). ecel (a.i.c. âcâl) muayyen olan vâde, ömrün sonu, hayâtın son demi. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle, tesadüfi olarak gelen ecel. ecel-i mev'ûd, tabiî olarak gelen ecel. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen, anî ölüm. ecel-giyâ (f.b.i.) bot. zehirli bir bitkinin kökü, bıldırcın otu. eceli (a.s. celîl'den) daha (en, pek) celîl, çok büyük, en ulu. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. ecemme (a.i.) 1. etli kemik. 2. mızraksız adam. 3. boynuzsuz koç. ecfân 1. göz kapaklan. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. 2. kirpikler. 3. asma çubuklan. ecfün (a.i. cefn'in c.).(bkz: ecfân, cüfûn). echel (a.s. câhil'den) 1. daha (en, pek) câhil. 2. nadan, aksi [kimse]. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. echer (a.s.) 1. son derece güzel [kadın]. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. echere (f.i.) pıtırak dikeni. ecîl (a.s.) 1. işini sonraya, geriye bırakan. 2. geciktirilen şey. ecille (a.s. celîl'in c.) bilgi, fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. ecim (a.i.) 1.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. 2. birini, istemediği hâle uğratma. 3. su -temizliğini kaybedipbozulma. ecinne (a.i. cenîn'in c.) ana karnındaki çocuklar. ecinni (a.i.) cin taifesinden bir fert. ecir j.1 (a.i. c. uçur), (bkz: ecr). ecîr j '-1 (a.s. ecr'den) ücretle çalışan, ücretle tutulan, gündelikçi. ecl Ja.1 (a.i.) sebep, illet. O ecilden o sebepten. ecla' İ.I (a.s.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. eclâ (a.s. celî'den) en celî, pek belli, çok aşikâr. eclâd (a.i. cild'in c.) hayvan derileri. eclâf (a.s. cilfin c.) ayak takımlan, rezil kimseler, baldın çıplaklar. ebyât

(a.s.) 1. başı kel [adam]. 2. i. üstü düz araba veya devenin üstüne yapılan küçük kulübe, mahfel. eclef (a.s. cilfden) daha (en, pek) edepsiz. ecma' (a.s. cem'den) en toplu, çok birleşmiş ve biriken. ecmaîn (a.zf.) hepsi, cümlesi, topu. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. ecmâl (a.i. ecmel'in c.) erkek develer. ecmât (a.i. ecme'nin c.) sık ağaçlı yerler, ormanlar. ecme (a.i.c. ücem, ecmât) sık ağaçlı yer, orman, (bkz: ücem). ecmel (a.s. cemâl'den) 1. en (daha, pek, çok) güzel, yakışıklı, (bkz. ahsen). 2. i. erkek ve kadın adı. ecmûd (f.i.) bot. kereviz. ecnâb (a.i. cenb'in c.) yan taraflar. ecnâd (a.i. cünd'ün c.) askerler, taburlar, (bkz: cünûd). ecnâs (a.i. cins'in c.) cinsler, nevîler, çeşitler, türlüler, soylar. ecnâs-ı muhtelife türlü, çeşitli cinsler. ecneb (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başİı [at]. ecnebi, ecnebiyye (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ecnebiyyet (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. ecnef (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. ecniha (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. ecr (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. ecr-i misi huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecrâm (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri, yıldızlar. ecrâm-ı ulviyye astr. yıldızlar. ecrâs (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. ecreb (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. ecred (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecribe (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. ecsâd (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. ecsâm (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri, yıldızlar. ecsâm-ı sâbiha fiz. yüzen cisimler. ecsâm-ı semâviyye coğr. gök cisimleri. ecvâd açıklıklar luklar, içler, kovuklar. eclah

ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk l ecnâs-ı muhtelife ecneb ecnebi, ecnebiyye Memâlik-i ecnebiyye ecnebiyyet ecnef ecniha ecr ecr-i misl

(a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (sav m); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabileler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam]. (a.i. cüz'Un c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i.cizl'in c.) ağaç kökleri, tomruklan. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam]. (a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz. işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5. kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. türlü, çeşitli cinsler. (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başlı [at]. (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. yabancı ülkeler. (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri

ecr-i müsemmâ

ecrâm ecrâm-ı semâviyye ecrâm-ı ulviyye ecrâs ecreb ecred Tıfl-ı ecred Arz-ı ecred ecribe ecsâd I ecsâd-ı seb'a ecsâm ecsâm-ı felekiyye ecsâm-ı sâbiha ecsâm-ı semâviyye ecsem ecûc ecvâd ecvâf ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem

o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. gök cisimleri, yıldızlar. astr. yıldızlar. (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. otsuz toprak. (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). gök cisimleri, yıldızlar. fiz. yüzen cisimler. coğr. gök cisimleri. (a.s.) pek iri, gövdesi büyük olan. (a.s.) ışık veren, parlayan şey. (a.i. cûd'un c.) cömertlikler, ela-çıklıklan. (a.i. cevfin c.) oyuklar, boşluklar, içler, kovuklar. (a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (savm); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabîleler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam], (a.i. cüz'ün c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i. cizl'in c.) ağaç kökleri, tomrukları. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam].

eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk edakk-ı umur edânî edat edât-ı haber e-d-dâî

E-d-deberân edeb edeb erkân edeb-i kelâm edeb-i san'at edeb-ül-bahs edeb-âmûz edeb-hâne edebî, edebiyye edebiyyât Edebiyyât-ı Cedide edebiyyât-ı Osmâniyye edebiyyât yapmak edebiyyûn eder ederfen edevat edevât-ı kitabet edevât-ı lahika edevât-ı rabtiyye edeyân edfâ, edfak edfân

(a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz: işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5 . kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. işlerin en mühimi, (a.i. ednâ'mn c.) en alçak, pek bayağı, aşağılık kimseler. (a.i.c. edevat) 1. âlet. 2. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. gr. *koşaç, fr. copule. (a.i.) dua eden, duacı; [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız, hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. (a.h.i.) astr. (bkz: Ayn-Us-sevr). (a.i.c. âdâb) 1. iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik. yol yordam. 1) söz zarifliği, güzelliği; 2) ed. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması, (bkz: asalet). kusursuz, fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. 2. haya, utanma. 3. edebiyat bilgisi. bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı. (f.b.s.) edep öğretici, muallim. (a.f.b.i.) ayak yolu, ap-tesâne. (a.s. edeb'-den) edebiyata, terbiye ve nezâkete mensup. (a.i.) 1. nazımlı, nesirli, güzel sözler. 2. bu sözlerden bahseden ilim. (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret, Hâlit Ziya Uşakhgil, Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. Osmanlı edebiyatı. meç. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak. (a.i.c.) edebiyat ile uğraşanlar, (bkz: Udebâ). (a.s.) kasığı yarık [adam]. (f.i.) hek. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. (a.i. edât'ın c.) 1. gr. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. 2. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler, avadanlıklar yazı vâsıtaları. gr. son takılar. gr. bağlama edatları. Çok koşan [hayvan]. (a.s.) beli bükülmüş [adam]. (a.i. defîn'in c.) defineler, gizli, gömülü şeyler.

edfer edhân edhem edhemiyye

edhine edhine-i mütekâsife edî edîb, edîbe Tıfl-ı edîb edîb-i bî-müdânî edîb-âne edille edille-i akliyye edille-i asliyye edille-i erbaa edille-i kaviyye edille-i şer'iyye edille-i erbaa edille-i tâliye

edîm edîm-i arz edimme edimme-i dahilî ed'iye ed'iye-i hayriyye ed'iye-i me'sûre edlem edm edinen edmiga edmu' ednâ ednâs edra' edred Şahs-ı edred edrek edrem

(a.s.) iğrenilen, tiksinilen, çok kokan şey. (a.i. duhn'ün c.) sürülecek güzel kokulu yağlar. (a.i.) 1. karayağız at. 2. erkek adı. (İbrâhîm-i Edhem). (a.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. [tarikat, "efkârın defi, mâsivâ-ullah'ın terki, ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. (a.i. duhân'ın c.) dumanlar. kesafet peyda eden, kalınlaşan dumanlar. (a.i.) 1. küçük kap. 2. s. küçük ve şerir [adam]. (a.s. edeb'den) 1. edepli, terbiyeli, zarif, nâzik [kimse]. terbiyeli çocuk. 2. edebiyatla uğraşan [kimse]. eşsiz edebiyatçı. 3. i. erkek ve kadın adı. (a.f.zf.) edepli, terbiyeli, zarif, nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. (a.i. delîl'in c.) l . işaretler, kılavuzlar, rehberler. 2. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler, (bkz: delâil). kanunî deliller. fık. kitap, sünnet, icmâ, kıyastır, [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. (dört delil), (bkz. edille-i şer'-iyye). sağlam deliller. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. huk. örf, âdet, teamül, istis-hap, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. (a.i.) 1. tabaklanmış deri. 2. satıh, yüz. yeryüzü. (a.i.) derinin ikinci tabakası. bot. içderi. (a.i. duâ'nın c.) yalvarmalar, niyazlar. hayırlı dualar. eser'de, yâni hadiste geçen dualar. (a.s.) karayağız, siyah adam. (a.i.) iki nokta, iki şey arasını birleştirme. (f.i.) hâlis misk. (a.i. dimâğ'ın c.) beyinler. (a.i. dem'in c.) göşyaşlan. (bkz: dümû'). (a.s. denî'den. c. edânî) 1. pek aşağı, en bayağı, çok alçak. 2. az, pek az. (a.i. denes'in c.) 1. pislikler, murdarlıklar, kirler. 2. s. çapkınlar, en aşağılık adamlar. (a.s.) 1. başı kara, vücudu beyaz [hayvan]. 2. hecin. (a.s.) dişsiz. dişsiz adam. (f.i.) taze zencefil. (f.i.) teğelti, eğerin altına konulan

keçe. edrem edreng edsak edsem edser edvâ' edvar edvâr-ı sabıka

edveş edviye edviye-i müessire Edviye-i Müfrede edyâk edyân edyâr ef'â efâdıl efâhim efâhîs efâî Dıhk-ül-efâî efâik efâîl ü tefâîl

efâkil ef'âl ef'âl-i basene ef'âl-i seyyie efânîn efârît efâtîh efâvîc efâvîk efâviye efâyik

(a.s.) 1. dişleri dökülmüş [adam]. 2. dümdüz şey. (f.i.) sıkıntı ve musîbet. (a.s.) ağzı büyük [adam], (bkz: efvag, efveh). (a.s.) pek yağlı [şey]. (a.s.) gaflette bulunan [adam]. (a.i. dâ'ın c.) illetler, dertler, hastalıklar. (a.i. devr'in c.) 1. devirler, zamanlar, asırlar. geçen zamanlar. 2. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 3. muz. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. Şarklıların Arap, Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında, mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. (a.s.) gözü dumanlı adam. (a.i. devâ'nın c.) ilâçlar. te'sirli ilâçlar. (basit ilâçlar) XIV. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. (a.i. dîk'in c.) horozlar. (a.i. dîn'in c.), (bkz. dîn). (a.i. deyr'in c.) manastırlar, kiliseler. (a.i.) 1. engerek yılanı, (bkz: efî). 2. s. meç. fena tabiatlı [adam]. (a.s. efdal'ın c.), (bkz. efâzıl). (a.s. efham'ın c.) en ulu, pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. (a.i. ufhûs'un c.) taş arasında, kayalıkta bulunan kuş yuvalan. (a.i. efa'nın c.) engerek yılanları. acı acı, hâincesine gülüş. (a.s. efîke'nin c.) yalanlar, dolanlar, düzme sözler; iftiralar. (a.i.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün, fâilün, fâilâtün, müs-tefilün, mefâîlün, mütefâilün, müfâaletün, mefûlat] kelimeleri ki, bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile, ikisine birden efâîl, yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile, altısına birden tefâîl adı verilir. (a.s. efkel'in c.) titreyenler, titrekler. (a.i. fi'l'in c.) işler, ameller, (bkz: a'mâl, efâîl, fıâl, fiil). iyi işler. kötü işler, hareketler. (ü. i. üfnûn'un c.) 1. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. 2. değişiklikler; işler, haller, şartlar. (a.s. ifrît'in c.) 1. hîlekârlar, kurnazlar, cüretliler. 2. şeytanlar. 3. son derece hâin olan cinler. (a.i.) mantar ve benzerleri gibi nebat, (bitki). (a.i. fevc'in c. olan efvâc'ın c.) bölükler, kısımlar, takımlar. (a.i, fuvâk'ın c.) hıçkırıklar. (a.i.c.) yemeğe konulan baharat. (a.s. efîke'nin c.) uydurma, düzme, asılsız, yalan [sözler].

efâzıl efâzıl-ı ukalâ efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm efdah efdal efdâl efdaliyyet efder, evder eferr effâf effak effâk efgan efgâne -efgâr efgâr-ı mey -efgen efgende efgendegî efhâ' efhâm efham efhâs efhâz efhem ef'î ef'î-i mücelcel ef'î-i münakkaş efid, eftid ef'ide ef'ide-i hâlise efika efîke isnâd-ı efîke efîn efjûl efkar efkar-i fukara'

(a.s. efdal'ın c.) pek mümtaz olanlar, çok bilgililer, (bkz. efâdıl). akıllılann en ileri gelenleri. büyük vekillerin bilgilileri. (a.s. fadîh'den) daha (pek, en) rezil, (bkz. efzah). (a.s. f âdil, fâzıl'dan) 1. daha (en, pek) fazîletli. 2 . en âlâ, üstün. (a.i. fazl'ın c.) 1. ziyâdeler, fazlalar. 2 . ihsanlar, meziyetler, lûtuflar, iyilikler. (a.i.) efdallik, fazîlet-lilik, meziyetlilik, üstünlük. (f.i.) 1. amca, babanın erkek kardeşi. 2. yeğen, amca, hala, teyze çocukları. (a.s.) pek kaçıcı, çok koşucu. (a.s.) çok of çeken, sıkıntılı, kederli [adam]. (a.s.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. (a.s. ifk'den) fazla iftira eden. (bkz: efvek). (f.i.) ıztırap ile haykırma, bağınp çağırma; inleme, bağnşma. (bkz: figan). (f.s.) düşük [ana rahminden düşen çocuk], (bkz: cenîn-i sakıt). (f.s.) yaralı, sakat; kötürüm. (bkz: mecruh), [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. içkiden dolayı ağırlaşmış, çok sarhoş. (f.s.) düşüren, yıkan, yere atan; atıcı, yıkıcı, düşürücü, (bkz: fıgen). (f.s.) 1. yıkılmış, yıkık, düşürülmüş, yere atılmış. 2. düşkün, biçâre, (bkz: figende). (f.i.) düşkünlük. (a.i. fehâ'nın c.) soğan veya yemeklere konulan nane, kekik, somak ve benzerleri gibi kuru otlar. (a.i. fehm'in c.) zihinler, anlamalar, idrâkler, (bkz: fuhûm). (a.s. fehîm'den) daha (en, pek) fehâmetli, çok şeref sahibi, en ulu. (a.s. fahs'ın c.) her şeyin içleri, boşlukları. (a.i. fahz'ın c.) yakın hısımlar, akrabalar. (a.s. fehm'den) çok fehîm olan, pek çabuk anlayan, zihni son derece açık ve zeyrek olan. (bkz. ef â). zoo. çıngıraklı yılan. alaca derili engerek yılanı. (f.s.) 1. medhedici; vasfedici. 2. şaşılacak şey. (a.i. fuâd'ın c.) yürekler, kalpler, gönüller. saf, temiz, bozulmamış kalpler. (a.s.) fena, kötü [şey]. (a.s.c. efâik) yalan, dolan, iftira. yalan isnâd etme. (bkz: ifk). (a.s.) 1. boş kafalı [adam]. 2. çürük [ceviz]. (f.i.) 1. kışkırtma, kandırma. 2. s. perakende, dağınık. (a.s.) daha (en, pek) fakir ve muhtaç. fakirlerin fakiri.

(a.i. fikr'in c.) 1. düşünceler, (bkz: fıkr). yüksek fikirler, düşünceler. doğru düşünceler. halkın, umûmun düşüncesi. 2. düşünme, endîşe, vesvese, kuruntu, niyet, maksat; rey'. eflah (a.s.) daha (en, pek, çok) felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan, bahtına, nasî-bine, nîmetine kavuşan. eflâk (a.i. felek'in c.) 1. semâlar, felekler, gökler, küreler; zamanlar. 2. bahtlar, talihler, kaderler. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Kamer (Ay), Utarit, Zühre, Şems (Güneş), Merih, Müşteri, Zuhal. eflâk (a.h.i.) Osmanlı imparatorluğu zamanında, merkezi Bükreş olan, "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. eflâkî (f.s.c. eflâkiyân) gökte oturan, melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. eflâkiyân (f.i. eflâkî'nin c.) gökte oturanlar, melekler. Eflâtun (a.h.i.) Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu, (m.ö. 429 - 347). (a.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait, onunla ilgili, f r. eflâtûnî platonique. eflec (a.s.) 1. seyrek [diş]. eflec-ül-esnân seyrek dişli. 2. omuzlan geniş, kollarının arası açık [adam]. efles (a.s.) daha (en, pek) müflis, züğürt. efles-i nâs insanların en züğürdü. eflûd (a.s.) yetişkin, güzel ve gürbüz [çocuk]. efnâd (a.s. fened ve fenid'in c.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar, bunaklar. efnân (a.i. fenn'in c.) cinsler, neviler, çeşitler. efnân-ı elvan renk çeşitleri, [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efniye (a.i. fınâ'nın c.) avlular. efra' (a.s.) 1. vesveseli, kuruntulu [adam]. 2. işi gücü olmayan [adam]. efrâd (a.i. ferd'in c.) 1. tek olanlar, birler. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâd-ı millet milletin bireyleri. nâs halk, avam. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2. askerler, erler. efrâd- askeriyye askerî erler. muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efrâd- müstebdele efrâd-ı redife tar. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan, eksiksiz ve fazlasız. efrâh (a.i. ferh'in c.) 1. piliçler. 2. piçler [insan ve nebat hakkında]. efrâh (a.i. ferah'ın c.) iç açıklıkları, sevinmeler. efrâhte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâşte). efrak (a.s.) pek ayrık, çatal [şey]. efkâr efkâr-ı âliye efkâr-ı sahîha efkâr-ı umûmiyye

(a.s.) neşeli, keyifli, sevinçli olan [kimse]. (a.i. feres'in c.) atlar, beygirler; kısraklar. (f.h.i.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit, Alp Er Tunga. efrâşte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâhte). -efrâz (f.s.) kaldıran, yükselten, [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. Ser-efrâz, - firâz baş yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, mâruf. efrenc (a.i.) frenk, Avrupalı. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. Tâife-i efrenc frenkler, Avrupalılar. efrencî, efrenciyye (a.s.) 1. frenklere, Avrupalılara mahsus, onlarla ilgili. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Târih-i efrenc Mîlât târihi. 2. fırengi illetiyle ilgili. efrenciyyûn (a.i.c.) Avrupalılar. efrenc-müşg (f.b.i.) bot. reyhan, fesleğen. efrend (f.i.) süs, bezek, şan, debdebe. efrez (a.s.) arkası kamburumsu olan [adam]. Efrîdûn (f.i.) Cemşid soyundan, anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır], (bkz: Feridun). efrûg (f.i.) ziya, ışık, nur. (bkz: pertev, şua', şû'le). efrûhte (f.s.) yanmış, tutuşmuş, parlamış, ışıklanmış, aydınlanmış. Dil-efrûhte gönlü yanık. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: afrûşe). efrûz (f.i.) 1. şule, panltı. 2. kadın adı. -efrûz (f.s.) 1. aydınlatan, parlatan. Âlem-efrûz, Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. 2. tutuşturan, yakan, (bkz: fürûz). efsâ (f.i.) efsuncu, büyücü. efsah (a.s.) daha (en, pek) fasih, uzdilli. efsah-ül-Arab, Hz. Muhammed. efsah-ül-Kureyş Hz. Muhammed. (a.s.) en fâsık, pek edepsiz. efsak efsâl (a.s. fesl'in c.) alçak, aşağılık kimseler. efsâne (f.i.) 1. asılsız hikâye, masal, boş söz, saçmasapan lâkırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. efsâne cû[y] (f.b.s.) efsâne arayan veya arayıcı, boş vakit geçirmek isteyen. efsâne-cûyî (f.b.i.) efsâne arayıcılık. efsâne-gû[y] (f.b.s.) masal söyleyen, saçmasapan söyleyen. efsâne-gûyân (f.b.s. efsâne-gû [y] un c.) efsâne, masal, fıkra anlatanlar. efsâne-gûyî (f.b.i.) efsâne söyleyicilik. efsâne-nüvîs (f.b.s.) masal yazan. efsâne-perdâz (f.b.s.) masal uyduran, yazan, adî romancı, meddah. efsâne-perdâzî (f.b.i.) masal uyduruculuk, adî romancılık. efsânevî (f.s.) efsâneye ait, efsâne ile ilgili. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü; 2)meç. boş laf. efsâr (f.i.) yular, (bkz: mikvad, inan, zimâm). efrân efrâs Efrâsiyâb

efsâr-dûzân efsâr-dûzân-ı hassa efsed efser efser-dih efsun efsûn-ger efsûn-gerî efsûn-kâr efsûn-perdâz efsûs! efsürde efsürde-dil efsürde-dilî efsürde-dimâğ efsürde-dimâğî efsürde-gân efsürde-gî efsürde-mağz efsürde-mağzî efsürde-mizâc efşâl -efşân Zer-efşân Dâmen-ef-şân efşâr efşe efsun efşürde efşüre efşüre-i engûr eftân eftâr efûr efvâc efvâf efvag efvâh efvâh-ı nâriyye efvâh-ı nâs efvâhî efveh efvek efyâl efyûn

(f.b.s.c.) yularcılar, yular yapanlar. tar. saray atlarının yularlarını yapanlar. (a.s.) pek fena, çok bozuk. (f.i.) tâc. (bkz: dîhîm, iklîl). (f.b.s.) taç giydiren. (f.i.) afsun, büyü, sihir, gözbağcılık, arpağ. (bkz: füsun, rukye) (f.b.s.) büyücü, üfürükçü. (bkz: sâhir). (f.b.i.) büyücülük, (f.b.s.) büyülü, sihirli. (f.b.s.). (bkz: üfürükçülük. (f.e.) yazık, eyvah! gibi bir teessür edatı, (bkz. derîg, hayf). (f.s.c. efsürde-gân) donmuş; donuk; meç. kansız, gayretsiz, duygusuz. (bkz: füsürde). (f.b.s.) 1. yüreği donuk, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz. 2. bezgin, kalbi kırık. (f.b.i.) yürek donukluğu, duygusuzluk. (f.a.b.s.) beyni donmuş, kabiliyetsiz, (bkz. efsürde-mağz). (f.a.b.i.) beyin donukluğu, kabiliyetsizlik. (f.b.s. efsürde'nin c.) gayretsiz, duygusuz, kansız adamlar. (f.b.i.) donukluk, gayretsizlik, duygusuzluk. (f.b.s.). (bkz: efsürde-dimâğ). (f.b.i.). (bkz. efsürde-dimâğî). (f.a.b.s.) mizacı soğuk, kanı soğuk [adam]. (a.s. feşil'in c.) cesaretsizler, korkaklar, yüreksizler. (f.s.) saçan, serpen, dağıtan, silken. altın serpen. etek silken, vazgeçen, [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (f.s.) 1. sıkma, sıkılmış, [meyva suyu gibi şeyler]. 2. i. çimdikleme. (f.i.) bulgur. (f.i.) zir. yaba. (f.s.) sıkılmış, posası çıkarılmış [şey]. (f.i.) usare, öz. üzüm suyu. (f-s) düşen; düşerek, (bkz: futan). (a.i. fıtr'in c.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. (a.i.) sıçrayıp seğirtme. (a.i. fevc'in c.) bölükler, takımlar, kısımlar. (a.i) ince, nâzik kumaşlar. (a.s.) büyük ağızlı [adam], (bkz: edsak, efveh). (a.i. fem ve fevh'in c.) ağızlar; menfezler, ağıza benzeyen her türlü delikler. ateşli silâhlar, [top, tüfek]. halkın ağzı, lisanı. (a.f.s.) halk sözü, asılsız, ehemmiyetsiz. (a.s.) ağzı büyük, ön dişleri uzun [adam], (bkz. edsak, efvag). (a.s.) yalancı, (bkz: eflâk). (a.i. fîl'in c.) filler, [bilinen büyük hayvan (lar)]. (a.f.i.) afyon, haşhaştan çıkan uyutucu bir madde.

(f.s.). (bkz. efyûn-keş). (a.f.b.s.) afyon kullanmaya alışmış olan, afyon tiryakisi. (f.s.) arttıran, çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. ömür arttıran. pek çok zînet bahşeden. (a.i. fezâ'm c.) korku ile bağırıp çağırmalar. (a.s. fazîh'den.). (bkz. efdah). (f.i.) ayakkabı, kundura. 2. gemi yelkeni. 3. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 4. yemeğe konulan bahar, (bkz: evzâr). efzâyiş (f.i.) artma, çoğalma, (bkz: tekessür, tezâyüd). -efzûd (f.s.) çoğalan, artan; çoğaltan, arttıran, arttırıcı. efzûn fazla, çok, yukarı, aşkın. efzûnî (f.i.) ziyâdelik, çokluk, (bkz: kesret). efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efzûn-ter (f.b.s.) daha çok, daha fazla. egalît ("ga" uzun okunur, a.i. uglû-te'nin c.) inşam yanıltacak hatalı sözler, *ya-nıltmaçlar. eganî ("ga" uzun okunur, a.i. ugniyye'-nin c.) şarkılar, nağmeler, havalar, âhenkler. egann (a.s.) burnundan konuşan, hımhım, (bkz: ehann). egare ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, kandırma, (bkz: igrâ', teşvik). egarib ("ga" uzun okunur, a.i.) ayrılış zamanı, savaş zamanı. Yevm-ül-egarib savaş, muharebe günü. eğer (f.e.) şart edatıdır; eğer, şayet manasınadır, ["ise, -iseler, isen, -iseniz, -isem, -isek" kelimelerinden önce gelir; bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. eğerçi (f.e.) her ne kadar..., olsa da, ise de. (bkz: gerçi). egniş (f.i.) bina yapma, yapı meydana getirme, inşâ etme. egul (f.i.) öfke ile yan yan bakma. egvâl (a.i. gul'ün c.) 1. büyük felâketler, kazalar. 2. şeytanlar; türlü şekil alan periler. 3. gulyabâniler, vücûdu olmayan hayvanlar. egvâr (a.i. gavr'in c.) dipler, çukurlar; nihayetler, sonlar. ehabb (a.s. habîb'den) daha, en, çok sevilen, pek sevgili. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. ehabb-ı emval malların çok sevileni. ehacc (a.s.) pek katı, sert şey. ehâcî (a.i. uhcüvve'nin c.) bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. ehad (a.s.) tek, bir, ilk sayı. (bkz: vâhid, yek). Yevm-ül-ehad pazar günü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. ehadd (a.s. hadd' den) daha (en, pek) keskin. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâdîs (a.i. hadîs'in c.) 1. Peygamberimizin sözleri. 2. haberler, sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. peygambere, meali Allah'a ait olan, yânî, ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. efyûnî efyûn-keş -efzâ Ruh-efzâ Zînet-efzâ efzâ1 efzah efzâr

ehâdîs-i mevzua ehâdîs-i sahîha ehadiyyet ehadiyyet-i rabbâniyye ehadiyyet-ül-ayn ehadiyyet-ül-cem' ehadiyyet-ül-kesret ehadü hümâ ehad-ül-âhâd ehad-ül-uhadeyn ehaff ehaff-i mücâzât ehakk ehâlî

ehâlî-i fazl ehâlîl ehann ehâsin ehâsin-i ahlâk ehass Dünyâ-yi ehass ehass ehass-ı amal ehibbâ ehdâb ,l ehdâb-ı mühtezze ehdâf ehdeb Ehdeliyye ehemm Takdîm-ül ehemm ehemmiyyet ehibbâ' ehil ehille ehl

ehl-i aba ehl-i âhiret ehl-i âlem

Hz. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. Hz. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. (a.i.) birlik, Allah'ın birliği, (bkz: vahdâniyyet). Allah'ın birliği. 1) görünüş birliği. 2) ıtlakdan, esmadan müstağni olan. 1) birlikte çokluk. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. l) kesretin ehadiyyeti. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. (a.b.i.) ikiden biri. (a.b.s.) teklerin teki; emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-uhadeyn). (a.b.s.) teklerin teki, emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-âhâd). (a.i. hafif den) 1. daha (en, çok, pek) hafif. cezaların en hafifi. 2. meç. pek şen ve sevimli. (a.s. hakik'den) daha (en, pek) lâyık, müstahak, (bkz: ecder, elyak). (a.i. ehl'in c.) 1. bir memlekette, bir kasabada, bir köyde, bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar, ahâli. 2. halk, umûm. fazilet sahipleri. (a.i. ihlîl'in c.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. (a.s.) genizden konuşan [adam], hımhım, (bkz: egann). (a.s. ahsen'in c.) daha (pek, en) güzel olan şeyler. ahlâkın en iyisi, en güzel olan şeyleri. (a.s. hasis'den) 1. daha (en, pek) hasîs, çok pinti. 2. çok, en bayağı [nesne, kimse]. en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. (a.s. hâss'dan) 1. en husûsî. 2. z f. başlıca. dileklerin en husûsîsi, ehass-ı tanıdıkların en başlıcası. 3. farklı, şümullü. (a.i. hüdb'ün c.) kirpikler, (bkz: müjgân). titrek kirpikler. (a.i. hedefin c.) 1. nişan alınan yerler. 2. meramlar, istekler, maksatlar, kasit-ler, gayeler. 3. yüksek şeyler. (a.s.) sık ve uzun kirpikli [adam]. (a.i.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. (a.s. mühimm'den) daha (en, pek) mühim, çok ehemmiyetli. iki işten en mühimini öne alma. (o.i.) 1. pek mühim olma, değerlilik, önem. 2. dikkat nazarını çekiş. 3. kıymet, değer. (a.s. habîb'in c.) dostlar, sevgililer, tanıdıklar, bildikler, (bkz: ahbâb). (a.s.). (bkz. ehl). (a.i. hilâl'in c.) yeni aylar, hilâl şeklinde olan şeyler. (a.s.c. ehâlî) 1. sahip, mâlik, mutasarrıf olan. 2 maharetli, usta, kabiliyetli, becerikli. 3. bir yerde oturan. 4. kankocadan herbi-ri. (bkz: ehil). Hz. Muhammed ve ailesi. ölüler. insanlar.

ehl-i aruz ehl-i arz ehl-i bâdiye ehl-i bagy ehl-i beyt ehl-i bid'at ehl-i büyûtât ehl-i cehennem ehl-i cehl ehl-i cennet ehl-i cihâd ehl-i dikkat ehl-i dil ehl-i dîvan ehl-i dünyâ ehl-i ehvâ ehl-i emsâr ehl-i hakk ehl-i hakikat ehl-i hâl

ehl-i hârâbat ehl-i hevâ ehl-i hey'et ehl-i hıref ehl-i hibre ehl-i hikmet ehl-i hükümet ehl-i hüner ehl-i ırz, ehl-i iffet ehl-i idrâk ehl-i ilm ehl-i îmân ehl-i irfan ehl-i İslâm ehl-i ittika ehl-i kıble ehl-i kal ehl-i kalem ehl-i kanaat ehl-i kelâm ehl-i kerem ehl-i keyf ehl-i kıyam ehl-i kitâb ehl-i kubur ehl-i mahşer

ed. şiir kurallarından anlayanlar. cin, peri, şeytan. bedeviler, çöl halkı. bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. hâne halkı, familya, aile; Hz. Pey-gamber'in yakın akrabası. islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. ünlü kabilelere mensubolan-lar. cehennemlik, günahkâr. câhiller, bilgisizler. cennetlik olanlar, günahkâr olmayanlar. din uğruna savaşanlar. dikkat sahipleri. gönül adamı, gönül dilinden anlayan [kimse], kalender. dîvan kaleminde çalışanlar. dünyâ adamı, Ahireti düşünmeyen. dinde mezhep ayrılığı yaratan. şehir, kasaba halkı. kendini Tann'ya vermiş kimseler, doğruluk sahipleri, îmânı bütün, doğru kimseler. doğru yol adamı. tarîkatte, tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren, Allah adamı, cezbeye tutulan, vecde gelen kimse. meyhane adamları. haylaz. astronomi ile uğraşanlar. kumaş dokuyan sanatkârlar. bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi, (bkz: ehl-i vukuf). filozoflar. hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler. hünerli, sanattan anlayan kimseler. doğru, dürüst, saygıdeğer kimse. düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler. ilim adamları, âlimler, bilginler. îman etmişler, îman sahipleri, inanmışlar, (bkz: mü'min). irfan sahibi, bilgili. islâm topluluğu. dindar, sofu. Müslüman. ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. yazı işleriyle uğraşan. kanaatkar olan. iyi konuşan. cömert, eli açık. keyfe, eğlenceye düşkün. camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. dört kitaptan birine inanan. ölüler. kıyamet günü dirilecek olanlar.

ehl-i mansıb ehl-i ma'rifet ehl-i merâkib ehl-i muhasebe ehl-i naîm ehl-i namus ehl-i nâr ehl-i nifak ehl-i nücûm ehl-i örf

ehl-i perde ehl-i re'y ehl-i Rum ehl-i sabıka ehl-i safa ehl-i salâh ehl-i salîb ehl-i servet ehl-i suffe

ehl-i sûk ehl-i sülük ehl-i sünnet ehl-i şeka ehl-i şer ehl-i şîa ehl-i şikem ehl-i tahkik ekl-i ta'kîb ehl-i takva ehl-i tarîk ehl-i tasavvuf ehl-i tedbîr ehl-i tertîb ehl-i tevârîh ehl-i tevhîd ehl-i ukubet ehl-i vezâif

ehl-i vukuf ehl-i vücûd

mevki', orun sahibi. kabiliyetli kimseler. bir şeye binerek seyahat edenler. muhasebeci, sayman. cennette bulunacak kimseler. namuslu, doğru insanlar. kötü ruhlu, cehennemlik insanlar. ortaya nifak sokan, ayrılık yaratan kimseler. müneccimler. 1) huk. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı; 2) tar. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat bilginleri (kadılar, şeyhülislâmlar, müderrisler, kazaskerler., gibi). örtülü, peçeli kadın. hâkimlik eden. Osmanlılar. ilk Müslümanlar. kalbi temiz. huk. hâli mestur, namuslu, doğru olan kimse, [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazl da denir]. haçlılar, Hristiyanlar. servet sahibi, zengin. Hz. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. çarşı halkı, esnaf. bir mezhebe mensup olan. Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. şakîler, soyguncular, vurguncular. fenalık sahibi. Hz. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. işkembesine düşkün olanlar, sırf boğazını düşünenler, (bkz. erbâb-ı şikem). araştırmacı kimseler. takîbedenler, peşinden gidenler. dîne bağlı kimseler. bir tarîkata mensup [olan], derviş. tasavvufla uğraşan. tedbirli, akıllı, idareci kimse. f ı k. farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. tarihçiler. Müslüman. huk. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler. huk. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler, [camiin, imam, müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. iyi bilgisi olan, bilirkişi, (bkz: ehl-i hibre). varlık sahipleri, insanlar.

ehl-i zimmet

bir islâm devletine tâbi olan, vergi veren, korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. ehl ü iyâl aile, çoluk çocuk. ehl-ül-farz fık. birinci derecedeki vâris. ehl-ül-kisâ Hz. Muhammed ve ailesi, (bkz: ehl-i beyt). ehlî, ehliyye (a.s. ehl'den) alışık olan, alışmış, alışkın, vahşî olmayan, insandan kaçmayan, adamcıl, (bkz: munis). ehliyyet (a.i.) 1. işe yarar halde bulunuş, bir işi hak edebilecek durumda bulunuş, salâhiyet, yetki. 2. mâhirlik, iktidar, liyâkat kabiliyet, kifayet, mensubiyet, akrabalık. 3. iktidar, liyâkat ve kabiliyet vesikası. 4. kadın adı. ehliyyet-nâme (a.f.b.i.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. ehl-perver (a.f.b.s.) ehlini yetiş tiren, değer sahiplerini koruyan. ehl-ullah (a.b.i.) Tanrı adamı, velî, evliya. ehme (f.s.) 1. noksan, eksik. 2. i. bulunuş. ehnâme (f.i.) 1. aşk ve sevda. 2. kendine çekidüzen verme. ehram (a.i. herem'in c.) 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binalar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş şekil. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. düzgün olmayan piramit. ehrâm-ı kaim geo. dik piramit. ehrâm-ı mail geo. eğik piramit. ehrâm-ı muntazama geo. düzgün olan piramit. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. ehrâmen (f.i.) 1. şeytan. 2. dev. (bkz: ehremen, ehrem, ehrime, ehrimen). ehrâmî (a.s.) geo. ehram biçiminde, fr. pyraınidal. ehrâmî kavak bot. piramit kavak. ehred (a.s.) yırtık şey. [üstbaş hakkında]. ehremen (f.i.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı; şeytan, dev. (bkz: ehrâmen, ehren, ehrime, ehrimen). ehren (f.i.)- (bkz. ehrâmen, ehremen, ehrime, ehrimen). ehrime (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrimen). ehrimen (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrime). ehsâ' (a.s.) şaşmış, şaşakalmış olan [kimseler]. ehsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık, delik. ehvâ' (a.i. hevâ'nın c.) arzular, istekler; şehvetler, hevesler, meyiller. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan, arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehvâl (a.i. hevl'in c.) korkular, dehşetler. eh var (f.s.) şaşkın, sersem, alık [adam].

ehvec ehvel ehvel-i heyâkil ehven ehven-i şerr ehven-i şerreyn ehveniyyet ehver ehviye ehviye-i lâtife ehyeb ehyef ehzâb eimme eimme-i dîn

eimme-i isnâ-aşer

eimme-i mahallât eimme-i nuhât eimmet-ül-esmâ

einne eizze eizze-i nasârâ ejah ejdef ejder, ejderhâ, ejdehâ ejder-i münakkaş

ejder-dehân ejeh ejgân, ejgehân ejhân ejîr ekabb ekâbir

(a.s.) uzun boylu ahmak [adam]. (a.s. hevl'den) daha (en, pek) korkunç. heykellerin en korkuncu. (a.s.) 1. en zararsız. 2. pek ucuz. 3. daha hafif; kolay, (bkz: rahîs iki şerrin en zararlısı, kolayı. iki şerrin en zararlısı, kolayı. (a.i.) ehvenlik, ucuzluk [zıddı "gala"]. (f.i.) sevgili. (a.i. hevâ'nın c.), (bkz. hevâ). lâtif müzik havalan. (a.s.) daha (en, pek) mehîb, çok heybetli. (a.s.) 1. ince belli, yakışıklı [genç]. 2. çelimli at. (a.i. hizb'in c.) taifeler, kısımlar; bölümler, bölükler; insan kümeleri. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. (a.i. imâm'ın c.), (bkz. imâm). din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden, en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe; Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî; Mâlik bin Enes; Ahmed bin Hanbel]. [Şîîlerde Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. [Hz.Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin; Hz. Zeyn--ülÂbidîn; Hz. Imâm-ı Bakır; Hz. Ca'fer-üs--Sâdık; Hz. Musa Kâzım; Hz. Alî bin Musa; Hz. Muhammed-ün-Nakî; Hz. Aliyy-üt-Taki; Hz. Hasan-Ul-Askerî; Hz. İmâm-ı Mehdî]. mahalle imamları. nahiv (sintaks) âlimleri. "esmâ'mn başı" tas. hay, alîm, münif, kadir, semi', basîr, müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. (a.i. inân'ın c.) dizginler, yularlar. (a.s. azîz'in c.) 1. erenler. 2. muhterem, azîz kimseler. Hıristiyan evliyası. (f.i.) vücutta, en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar, siğil, (bkz: ejeh). (f.i.) kızılcık denilen meyva, alıç. (f.i.) 1. büyük yılan, (bkz: bürsân, su'bân). 2. korkunç ve hayalî bir hayvan. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. nakışlı ejderha; alaca derili büyük yılan. 3. meç. hiddetli, şiddetli, cesur ve merhametsiz [adam], ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. (f.b.s.) (dev ağızlı) meç. ağır toplara verilen bir isim. (f.i.) sivilce, (bkz: ejah). tenbel. (bkz: ejhân). (f-s.) tembel, (bkz: ejgehân). (f.s.) akıllı, uyanık [adam], (a.s.) beli ince olan. (a.s. ekber'in c.) rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali, (bkz. büzür-gân).

ekâbir-i şuarâ-yi Arab ekadîh ekahî ekalîm

ekâlîm-i hârre ekalîm-i seb'a ekall l ekall-i murabbaât

ekalliyyet Ekanîm ekanîm-i selâse ekarib ekârim ekâris ekasır ekasî ekasî-i bilâd ekasîm ekâsire ekâsire-i Acem ekatî ekavîl ekavîl-i bâtıla ekavîl-i kâzibe ekâzib ekbâ' ekbâ-yi etrika ekbâ-yı matbah ekbâd İltihâb-ı ekbâd ekber

Arap şâirlerinin en büyükleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kıdh'ın c.) oklar. ("ka" uzun okunur, a.i. uk-huvân'ın c.) papatya çiçekleri. ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) dünyânın mıntıkaları, memleketler, diyarlar. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler, memleketler. sıcak iklimler. yedi iklim. (a.s.) en az, en aşağı, (bkz: akall). mat., astr. en küçük kareler metodu, meşhur riyaziyeci v e fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi, [italyan astronomu Giuseppa Piazzi, seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres, onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu.]. (a.i.). (bkz. akalliyyet). ("ka" uzun okunur, a.i. uknûm'-un c.) asıllar, zatlar, rükünler. Hıristiyanlığın baba, oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. ("ka uzun okunur, a.s. akreb'in c.) yakın akraba, hısımlar. (a.s. ekrem'in c.) en necip, pek âlicenap, çok sahâvetli, cömert ve eliaçık olanlar. (f.i.) bot. yenilen mantar. ("ka" uzun okunur, a.s. akser'in c.) daha (pek, en) kısalar. ("ka" uzun okunur, a.s. aksâ'mın c.) daha (en, pek, çok) uzaklar. en uzak şehirler. ("ka" uzun okunur, a.i. kısm'ın c. olan aksâm'ın c.) 1. (bkz: aksam, kısım). 2. kısmetler, nasipler, paylar. (a.i. kisrâ'nın c.) eski Acem pâdişâhları. Acem hükümdarları. ("ka" uzun okunur, a.i. katî'in c.) koyun sürüleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kavl'in c. olan akvâl'in c.) sözler, lakırdılar, kelimeler. bâtıl sözler. yalan, uydurma sözler. (a.s. ükzûbe'nin c.) asılsız, yalan, uydurma sözler. (a.i. kibâ'ın c.) süprüntüler. sokakların süprüntüleri. mutfak süprüntüleri. (a.i. kebed ve kebid'in c.) kebet-ler, karaciğerler, (bkz: kübûd). hek. ciğerlerin iltihaplanması. (a.s. kebîr'den. c. ekâbir) 1. daha (en, pek) büyük.

Cihâd-ı ekber, Gazayı ekber en büyük savaş. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. 2. i. erkek adı. Ekberiyye (a.h.i.) tas. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. ekber-nâme (a.f.b.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. ekdar (a.i. keder'in c.) 1. kederler, kasavetler, gamlar, tasalar, kaygılar. ekdâr ü âlâm kederler, acılar. 2. bulanıklıklar. ekdâs (a.i. küds'ün c.) hurmalar. ekele (a.s. âkil'in c.) çok yiyenler, yiyiciler, oburlar. ekeme (a.i.) yüksek taşlık tepe, bayır. ekfâ (a.s. küfv'ün c.) eşler, benzerler, denkler, uygunlar, müsaviler, eşitler, muâdiller. ekfâl (a.i. kifl'in c.) 1. nasipler, paylar. 2. zayıflık halleri. 3. kilim parçalan. 4. (kefel'in c.) her şeyin gerileri. ekfân (a.i. kefen'in c.) ölüleri sardıkları bezler. ekhâl (a.i. kühl'ün c.) göze çekilen sürmeler. ekhel (a.s.) çok sürme kullanan; gözü kudretten sürmeli [adam]. ekîd, ekîde (a.s.) te'kidli, kuvvetli, sarih, kat'î, sağlam, muhakkak. Emr-i ekîd kat'î, kesin emir. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli, kat'î tenbihler. ekîden (a.zf.) 1. te'kidli, kuvvetli olarak, muhakkak, sarih ve kat'î olarak. 2. mü-kerreren, tekrar olarak. ekîle (a.s.) yenmiş, yenilmiş [şey, yemek]. ekinne (a.i. kinn'in c.), (bkz. eknân). ekkâf (a.i.) semerci, eğerci. ekkâl (a.s. ekl'den) 1. çok ekleden, yiyen, obur. (bkz: bu'le, ekûl). ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. 2. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara], (bkz: âkile). 3. kim. aşındırma, fr. corrosif. eki (a.i.) bir şey yeme[k], yenilme. eki ü şurb yeme içme. eklef (a.s.) 1. yüzü çilli [adam]. 2. i. koyu renkli arslan. ekmâm (a.i. kümm'ün c.) 1. elbisenin yenleri, kol ağızlan. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan, tomurcuklan. ekmen (a.s.) anadan doğma kör. (bkz: darîr). ekmehiyyet (a.i.) ekmehlik, anadan doğma körlük. ekmel (a.s. kâmil'den) 1. daha (en, pek) kâmil, mükemmel ve kusursuz olan, en uygun, en eksiksiz. ekmel-i enbiyâ Hz. Muhammed. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. 2. i. erkek adı. ekmel-âne (a.zf.) ekmel olana yakışacak surette. ekmeliyyet (a.i.) mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık, eksiksizlik. eknâf (a.i. kenefin c.) canipler, yanlar, nahiyeler, taraflar, sığınacak yerler, evin ortalan, [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. eknân (a.i. kinân'ın c.) l. mahfazalar, perdeler. 2. evler, odalar; çadırlar, (bkz: ekinne). eknûn (f-zf-) şimdi, el'an, hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır].

ekrâd ekreh ekreh-i mahlûkât ekrem ekrem-ül-ekremîn ekrem-ül-ümem ekrem-âne ekremî ekremiyyet eksâ eksâ min-el-basal eksem ekser ekseri ekseriyyâ ekseriyyet ekseriyyet-i ârâ ekseriyyet-i mutlaka eksibe eksibe-i bahriyye eksibe-i berriyye eksiyye ekşem

ektâd ektâf ektâr ektâr ektem ekûl ekûl-âne ekûlî ekvâb ekvâb-ı şerâb ekvâh ekvarn ekvâm-ı büzeyriyye ekvân Hâlik-ı ekvân

(a.i. kürd'ün c.) kürtler. (a.s.) en kerih, çok iğrenç. mahlûklann en iğrenci. (a.s.) 1. daha (en, pek) kerîm; çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. 2. i. erkek adı. (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. Hz. Muhammed'in ümmeti. (a.zf.) ekrem olana yakışacak surette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyla. (a.f.s.) ekreme mensup, lütuf ve kerem sahibi olana mensup. (a.i.) ekremlik, ekrem olma. (bkz: ekrem). (a.s.) üstüste pek çok giyinen [adam]. "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. (a.s.) büyük karınlı şişman [adam]. (a.s. kesîr'den) en çok, daha ziyâde. (a.f.zf.) eksere mensup, çok defa, çoğu. (a.zf.) çok defa olarak, çok zaman; sık sık. (a.i.) ekser olma hâli, pek çok olma; çokluk; en büyük kısım; yansından çoğu. reylerin oyların çokluğu, hiç olmazsa yandan bir fazlası. bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk), çokluk. (a.i. kesîb'in c.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. jeol. karasal, kumul. (f.i.) boza. (bkz: ahsuma, nebîz). (a.s.) 1. doğuşunda kusurlu olan, burnu, kulağı kesik veya noksan olan [adam]. 2. i. pars denilen yırtıcı hayvan. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. (a.i.) 1. cemaatler, kalabalıklar, bölükler, takımlar. 2. misâller, örnekler. (a.i. ketif ve kitfin c.) omuzlar; omuz kemikleri, arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. (a.i. keter'in c.) haysiyetler, şerefler; hasepler, nesepler, mertebeler, dereceler. (a.i. kutr'un c.), (bkz. aktar). (a.s.) 1. daha (en, pek) çok sır saklayan. 2. karnı büyük [adam]. (a.s. ekl'den) çok yemek yiyen, obur; pisboğaz, (bkz: bu'le, ekkâl). (a.f.zf.) oburcasına. (a.i.) oburluk. (a.i. kûb'un c.) küpler, büyük su kaplan. şarap küpleri. (a.i. kûh'un c.) kamıştan yapıl-.mış penceresiz kulübeler. (a.i. kûme'nin c.) kümeler, (bkz: küvem). anat. domalan, fr. soredie. (kevn'in c.) varlıklar; âlemler, dünyâlar. dünyâların, varlıklann yaratıcısı, Allah.

ekvar ekvâs ekvâz ekyâl ekyâs ekyes ekzeb el-

ela ela ey! el-aceb el-adlü esâs-ül-mülk el-amân

el-amân-hâh el'ân el-anyâsiyye elâstikî elâstikiyyet el-Avvâ

elbâb Ulül-elbâb el-bâdî azlam el-basîr elbet, elbette elbise elbise-i resmiyye Elbürz elbüz el-câ-i âlâ rütbetihi

el-câsî el-Cebbâr

(a.i. kevr'in c.) 1. devirler, dönmeler. 2. bir şeyi sarmalar. 3. (küvâre'nin c.) an kovanlan. 4. demirci ve kalaycı ocaklan. (a.i. kevs'in c.) yaşmaklar. (a.i. kûz'un c.) kadehler; kâseler; bardaklar. (a.i. keyl'in c.) kileler, hububat ölçüleri, ölçekler. (a.i. kîs'in c.) para keseleri, torbalar. (a.s.) pek kiyâsetli, zekî, zeyrek, maharetli, becerikli [adam]. (a.s.) büyük yalan, pek büyük uydurma. (a.h.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. Arapçadaki terkiplerde, has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi. (bkz: hurûf-i şemsiyye). (a.e.) başlama ve tenbih edatıdır; nazımda ve sözün başında kullanılır; bundan sonra "ey!" nidası gelir. şimdi, bilmiş ol ki! (a.n.) tuhaf, acayip, şaşılacak şey! (a. cü.) adalet mülkün temelidir. (a.e.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman, medet" manasınadır; "bıktım artık, illallah!, usandım, kâfi, yeter, sus" gibi mânâlarda da kullanılır. (a.f.b.s.) el aman dileyen, yaka silken. (a.zf.) şimdi, şimdiki halde; henüz, hâlâ, daha, bu âna kadar, şu anda. (a.i.) bot. iğdegiller. (fr.s.) esnek. (fr.a.i.) esneklik. (a.h.i.) astr. sığırtmaç, semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme, lât. Boötes, fr.Bouvier. (a.i. lübb'Un c.) akıllar; akıllı kimseler. akıl sahipleri. başlayan, yol açan haksızdır. (a.s.) her şeyi gören. [Tanrı adlarından]. (a.zf.) kat'î olarak, mutlaka, behemehal; akıbet, nihayet, eninde sonunda. (a.i. libâs'ın c.) esvaplar, libaslar, [kelime bizde müfret gibi kullanılır], (bkz: câme]. resmî elbise[ler]. (f.h.i.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği. 2. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. 3. s. uzun boylu, yakışıklı kimse. (a.s.) 1. bâlâ, yüce, yüksek. 2. i. Kafkas dağının tepesi. (a. h. i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında, ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. (a.h.i.) astr. Herkül, tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi, lât. Hercules. (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak

yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). Elcezîre (a.h.i.) Mezopotamya, "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. elcime (a.i. licâm'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. el-cünûnü fünûn (a.dey.) "dîvânelik türlü türlüdür", "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. eledd (a.s.) hak kabul etmeyen, inatçı [adam], Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkî (fr.s.) ; elektrikle ilgili, elektrik niteliğinde. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı, akımı. elektrîkiyyet (fr.a.i.) eletrikleştirme, elektrikleşme. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektromagnetizma. elektrîkiyyet-i sakine fiz. elektrostatik. elektrik-nümâ (fr.f.b.s.) fiz. elektroskop. elem (a.i.c. âlâm); 1. ağrı, acı, sızı, sancı; keder, dert, maddî ve manevî ıztırap. elem-hek. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. bekleme elemi, sıkıntısı. 2. Fransızca'nın "-algie" sonekini elem-i intizâr karşılar. elem-i asabi bek. sinir ağrısı, fr.nevralgie. elem-i kalb gönül ıztırabı. elem-i mafsal hek., fr. arthralgie... el-emrü emrüküm (a.cü.) emir, sizin emrinizdir; emriniz bâşüstüne. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. Elemût (f.h.i.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. [elüh (=karakuş), mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. Bu kale, yükseklikte; yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elem-zede (a.f.b.s.c. elem-zede-gân) eleme uğramış, elemli, kederli, dertli. elem-zede-gân (a.f.b.s. elemzede'-nin c.) elemliler, dertliler, kederliler. eleng (f.i.) 1. sur, duvar, siper. 2. kale ve istihkâm askeri. elest (a.i.) Allah'ın, ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman, insanların yaradılış başlangıcı, [elestü = değil miyim]. elezz (a.s. lezîz'den) daha (en, pek) lezzetli. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf (a.s.c. âlâf, ülûf) bin [sayı], (bkz: hezâr). elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl. elfâf (a.i. lifin c.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar; birbirine dolaşık fidanlar. el-Fâris (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç, lât. Perseus; fr. Persee. el-fâtiha (a.n.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida.

(a.i. lafz'ın c.) kelimeler, sözler. güzel sözler. kaba küfürler. l) birçok anlamı olan kelimeler, 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler, sinonim (synonyme) kelimeler. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. el-firâk (a.i.) ayrılma, ayrılık sözü, esenleşme, (bkz: el-vidâ). elfiyye (a.i.) ed. bin beyitlik kasîde, şiir. el-garaz (a.cü.) "maksadım şu ki; şunu demek isterim ki; gelelim maksada, sözün kısası" mânâlarına kullanılır. el-gaz bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. el-gıbta (a.cü.) gıbta olunur, gıbta ederim. elhâb (a.i. lihb'in c.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar, dar geçitler, (bkz: lihâb, lühûb). el-hâc (a.s.) hacı; islâm dîninin bir îcâbı olarak, usûlüne göre, "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. el-hakk (a.zf.) hakîkaten, doğrusu, doğrusu ya. el-hâl (a.zf.) şimdi, şimdiki halde, hâlâ, henüz. el-hâletü hâzihi (a.zf.) henüz, şimdi, hâlâ, bugün, bugünkü günde, şimdiki zamanda, şimdiye kadar, (bkz: el-yevm). el-hamdulillâhi teâlâ (a. cü.) Allah'a hamdolsun, Allah'a şükür. elhân nağmeler, ezgiler. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri; 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. el-hased (a.zf.) "hased olunur" mânâsına kullanılır. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. el-hâsıl (a.zf.) hâsılı, netice îtibâ-nyla, sözün kısası, uzatmayalım, kısa söyleyelim, kısacası, (bkz: ve-1-hâsıl). el-Hayye (a.h.i.) astr. Yılan. elhâz (a.i.lâhz'ın c.) göz ucu ile bakışlar. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına, cazibeli, alımlı bakışlar. el-hazer (a.zf.) "sakın, sakınalım, sakınınız," mânâsına kullanılır. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. el-Hevâ (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi, lât. Ophiucus. el-hükmü-li-1-galib all (a.cii.) hüküm galibindir, hak kuvvetlinindir, (bkz: el-hükmü limen-galeb). el-hükmü li-llâh (a.cü.) "hüküm Allah'ındır, kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. el-hükmü li-men galeb (a. cü.) hüküm galip gelenindir, (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). el-ıyazü bi-llâh (a.c.) Allah'a sığındık, Allah'a sığınırım, yahut, sığınırız, Allah esirgesin, Allah korusun!... (bkz: maâz-Allah). elibbâ (a.s. lebîb'in c.) akıllı, kâmil, olgun [kimseler]. elif (a. ha.) 1. Arap alfabesinin ilk harfi. 2. i . kadın adı. elfâz elfâz-ı cemile elfâz-ı galize elfâz-ı müştereke

elif-i iklîm elif-i kâfîyân elif-i maksure

yedi iklimin ilki, ekvator. kûfî yazısıyla yazılan elif. bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. f Mustafa, dâva gibi]. elif-i memdûde uzun okunan elif. elîf (a.s. ülfet'den) 1. ülfet olunan, istenilen, alışılan şey. 2. alışmış, alışkın, alışık. (bkz. me'lûf). elifba, elifbe (a.i.) 1. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. bir şeyin başlangıcı. 3. g. s. bir örgü motifi. elifi (a.i.) g. s. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. el-ihsân bi-t-temâm (a. cü.) bir şey verilince tam verilmeli; bir iyilik edilince tam edilmeli. elîm, elime (a.s. elem'den) çok dert ve keder veren, acıklı; ağrı ve sancıyı hissettiren, sızlatan, pek ağrıtan, acıtan. Azâb-ı elîm çok acı veren azap. el-insâf (a.n.) ; insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. eliyy (a.s.) çok yemin eden [adam]. elîz (f.i.) çifte, tekme; sıçrama. elkâb (a.i. lakab'ın c.) 1. unvanlar, soyadları. 2. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar, [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü; sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü; seraskere devletlü re'fetlü; Mekke şerifine devletlü siyâdetlü; müşirlerle, pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü; saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü; sarıklılara mekrümetlü; fazîletlü; semâhatlü yazılırdı. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a.cü.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elken (a.s.) dilinde pek lüknet, tutukluk olan, güçlükle meramını anlatan, peltek.kekeme. El-Keşşaf (a.i.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. el-kıssa (a.zf.) hulâsa, hâsılı, sözün kısası, sözden anlaşıldığına göre. el-Kusvâ (a.h.i.) Hz. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. Ebûbekir'den satın almıştır], (bkz: Kusvâ). elma', elmaî (a.s.) pek zekî, çok anlayışlı [adam]. elmalı, elmahî (a.s.) her gördüğü şeyi tetkike, araştırmaya meraklı [adam]. elmas (yun.i.) 1. bilinen kıymetli taş. 2. s. meç. pek sevgili ve kıymetli. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. elmâs-pâre (yun.f.b.i.) 1. elmas parçası. 2. meç. çok güzel. elmâs-rîze (yun.f.b.i.) elmas kırıntısı, döküntüsü. elmâs-tırâş (yun.f.b.i.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam, billur, kristal. el-minnetü li-llâh[i] (a.cü.) "Allah'a minnet, minnet ancak Allah için" manasınadır. elsen (a.s.) fasîh, düzgün konuşan. elsine , elsün (a.i. lisân'ın c.) diller, (bkz: lüsn). elsine-i garbiyye batı dilleri. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe, Arapça, Farsça. elsine-i şarkiyye doğu dilleri. eltaf (a.s. latîfden) daha (en, pek) lâtif, güzel, hoş [olan].

[Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır.) yemin. levh ve levha'nın c.s. liyakatli. (a. (a.) 1. (a.i.i. çok yakışır. pek) lâyık. tablolar. karakuş. miâ'nın c. . kartal.) bağırsaklar.s.) göz pınarlan. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale. izmit. ince bağırsaklar. l'Aigle. tavşancıl. (a. (bkz: el-hâletü hâzihi).) elzemlik. Artvin.h. Muğla gibi livalar. (a. levn'in c. yanaklar. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır]. 3. (a. (bkz.i.i.i.i. meak ve meûk'un c. mekân'ın c. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı. (a.i. şimdiki zamanda. (a. lütfün c.) düz satıhlar.) ülfeti çok. (a. çeşitler.i. kıçı meydana getiren kaba etler.) daha (en.cü. livâ'nın c.i. kalın bağırsaklar. mevzîler. kasem). bot. (a. (a.s. lüzumlu. el-vedâ'). (a. iyilikler.i.zf. okşamalar. şimdi. hâlâ. 2. astr. dalgalanan bayraklar. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur].i.) iyi muameleler. olan "emki-ne'nin c.s.s.i.) sancaklar.) sefir. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler.i. şu anda. 2. gereklik. (a.) 1. (bkz: liva). Samsun. pek) lâzım. Ardahan. lâzım'dan) daha (en. son derece lâzım olma. bayraklar. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler. lîfin c. ağacın odun kısmındaki lifler. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam]. (a.i.eltâf elûf elûh elûk el-Ukab elûke el vah elvâh-ı kışr elvan elvâz el-vedâ' el-vida' elviye elviye-i müstakille elviye-i mütemevvice elviye-i selâse elyaf elyak elye elyevî el-yevm elzem elzemiyyet em'â em'â-i galîza em'â-i rakîka emâcid em'âk emâkin (a. (a. (bkz: ecder. (a. and. (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars. esen kalın! (bkz: el--firâk). lât. (a. henüz. iplik biçimindeki şeyler. (a. mevkiler. soymuk damar (-demeti). alacalı. 2. ehakk). s. Kartal burcu. emced'in c. levz ve levze'nin c.i. Aquila. [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp. portreler. büyükelçi.). liber. (a.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. rengârenk. (a. yağlı koyun kuyruğu. yerler. fr. (a. bugünkü günde. nezâketler. iyilikseverlikler. (a.) bugün. fr. Allah'a emânet olun.) bademler.) mahaller.) elçinin götürdüğü itimatname.) 1. (bkz: emkine).i.) 1.) Allah'a ısmarladık. (bkz: half. 2. kıç ile ilgili. el-firâk.) kıça ait. renkler. Antalya.

muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki. 2 .f. 4..i.s. sözle verilen eman gibidir. bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki. kanunî ve fiilî himaye. (a.f. özel maksatlar. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer.b. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup. (a. prenslik.i. ümniyye'nin c. aman dileme. nişanlar.i.) 1. (a. emsel'in c.) emanetçilik. emr'den) 1. (a. eserler. huk.emâkin-i mukaddese emâlîc emâlîs emâm emân emân hakkı eınân bi-1-kinâye emân bi-1-kitâbe emân-ı âmin emân-ı hâss emân-ı muvakkat emân-ı müebbed emân-ı sarîh emânât emânât-ı mukaddese emânât-ı şerife emânet emânet-dâr emânet-dârî emaneten emân-hâh emânî emânî-yi mahsûsa emânet-ullah emârât emârât-ı hasene emare emâre-i hasene emaret emârid enıâsil emâzir kutsal yerler. iyi alâmetler. emânet'in c. (a. şikâyet. ipucu. (a. bu bir müsâlaha" demektir. aman isteyen. (a. rica. eminlik.b.). fidanlar.) arzular. (a.i. nişan. çöller.) 1. itibarlı kimseler. emred'in c. emirlik.) emânet olarak.i. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. (a. emânât) 1.i.) . pîş). sulh yapma. emir'in hâli ve sıfatı. mezîr'in c. gibi. maksatlar. Sakal-ı Şerif. eser. en çok benzeyenler. (a. iyilik alâmeti. husûsî.) otsuz ve susuz sahralar. huk. huk. "Hırka-i Saadet. huk.i. arzular. emâre'nin c.).zf. ["geliniz!" denilmesi gibi]. (a. emânetler. (bkz. emânı. emânet suretiyle. huk. deliller. meramlar.. 2. akranlar. emanetçi. (a. rüsumat emâneti = vergi emâneti. (bkz: emânât-ı mukaddese). ümlûc'ün c. korkusuzluk. gayeler. emniyet edilen kimseye bırakılan şey.i. alâmetler. (a.) uzun yapraklı otlar. istekler.) aman dileyen. (a. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet.) 1.f. belirti. (a. b.b. (a. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki. millet. 2. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur].) bıyıklan terlememiş gençler. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu. c. 3.s.) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar. (a. ummalar. i.i. imlîs ve imlîse'nin c. yardım isteme. huk. 2. (a. gibi].i.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk. niyetler. kuddâm. 2.s. karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman. emeller. eşya veya kimse..i. . eşler.) kendisine emânet edilen. huk. buna riâyet olunur. aman diyen.i. beylik. "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman.i.c. emârât) alâmet.

şüphe etmeyen. beği. veznedar. bir şehrin başı. dokunan. (a.i. mehr'in c.) 1. 2.i. (bkz: emîn). ümenâ) 1. Cebrail. (t. c. 2.) daha (en. ümerâ) 1. (a.s.s. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler.i. çok şeref. medd'den) daha (en. i. onur ve haysiyet sahibi olanlar. (a. mehl'in c.) taylar. nihayet. çok ulu ata.i. evâmir). zevcelerin nikâh bedelleri. mecîd'den. emâcid) 1.i. erkek adı.i. insan ömrünün yetmeyeceği hülyalar. (a. [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur.) son. Hızır. (a. 4. uzun.f. saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur. at yavruları.) donuk beyaz. ömürlerin en uzunu. Hz. kuruntular.i. Hz.) şeref. korkusuz.s.) 1. güvenen. aynlma hâlinde. vâdeler.i. ilk islâm hükümeti. şey]. bir çeşit ot. (a. tamah.i. (a. emniyetli.emcâd emced Cedd-i emced emced-i emâcid emed emedd emedd-i a'mâr emek-dâr emel Tûl-i emel emerr emerr-i edviye emess Emeviyye emhak emhâl emhâr emhâr-ı zevcât emhâr emîhe emîme emîn Fetva emîni Sandık emîni Şehr-emîni Yed-i emîn emîn-i cev emîn-i rahmet Emîn-i vahy Emîn-i vahy-ullah emîne emir emîr emîr-i âb-hayvân (a. birine emniyet eden. demirci çekici. i. c. (a. Emevî devleti.s.s. eski ve sâdık hizmetçi.c.c. pek) medîd. amal) ümit. haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. emr). (bkz: hırs-ı câh. arzu. Muhammed'-in lâkabı. ["emîn" kelimesinin müennesi]. umma. kadına verilecek. kadın adı. şereflilerin şereflisi.) koyunlarda meydana gelen uyuzluk.) islâm arasında kurulan ilk devlet. . erkek adı. zamanlar. bir kavmin. hırs-ı nukûd). (a. korkusuz [yer]. 2. mühletler. pek) acı. büyük bir hanedana mensup kimse. (a.) nikâh bedelleri. emniyet sahibi. Şeh-remânetinin reisi.c. kendisine güvenilen [kimse. i.b. (a. (a. 3. emr'den.i. mecîd'in c. onur ve haysiyet sahibi olan. 2.i. mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz]. Muhammed. (a.) bir işte emeği çok geçmiş olan. (a. ilâçlann en acısı.s. (bkz. Muhammed. mühr'ün c. pek) mecid. hırs-ı pîrî. Hz. çok sürekli. (bkz: mihâr). (a. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar.h. (a. hırs.) mehiller. 2. en çok temas eden.) pek fazla messeden. (a.s. daha (en.s.

(a. çeşnigir başı.b. Ömer'e verilmiştir]. (a. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. (a. Mekke emîri.b. Ali'nin lâkabı. mevkiler. tarla. milh'in c.) amiral.) ev. (pâdişâh). melâ'ın c.) mahaller.) emîrcesine. (a. buyrultu. bölükler. (a. mü'minlerin emîri.) sancak emîri.) tuzlar.) kadın emîr.f. (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının.b. yeni evler. (Müslümanların emîri).i.i.i. (a. deniz tuzları. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse. (a. (bkz: emîr-ül-mâ'). arıbeyi. kalabalıklar. Hacılar emîri. Muhammed'in halîfesi.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer.i. (bkz.emîr-i cân-dâr emîn-i çeşnigîr emîr-i dâd emîr-i devât emîr-i meclis emîr-i Mekke emîr-i nahl emîr-i silâh emîr-i şikâr emîr-ül-alem emîr-ül-bahr emîr-ül-ceyş emîr-ül-Hâcc emîr-ül-mâ' emîr-ül-mü'minîn emîr-i zünbûrân emîr-ül-müslimîn emîr-ül-ümerâ' emîr-âhûr emîr-âne emîre emir-nâme emir-nâme-i sâmî emîr-zâde emken emkiııe cmkine-i cedide emlâ' emlah Eınlah-ül-Arab emlâh enılâh-ı bahriyye emlâk muhafız kumandanı.) emir kâğıdı. ahır müdürü. (a.b. (a. Hz.zf.f. emîr olana yakışacak surette. âmirden me'mura yazılan kâğıt.b. haneler. [bu unvan ilk evvel Hz. milk ve mülk'ün c. yerler. serdar.s. Hz. . (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. amiral.i. (bkz: ıneh-mâ emken).i. pek melîh. başkumandan .i. (bkz: emâkin).) kumandanın oğlu. Muhammed. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. ferman). serasker. (a.i. zool. (a. (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli bulunan zat. emîr-ül-mü'minîn). bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk. evler. son derece güzel. (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti.e.i.i. (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar.) imrahur. (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse.) cemâatler.f. (a. bağ. [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı. Istabl nâzın. Hz. (bkz: emr-nâme. ahır beyi. (a. (Arabın en güzeli) Hz. mekân'ın c. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. melîh'den) en melâhatli.

(a. (o. aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse].i. rahatlık. Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan.ilâhî emr. inanma. evâmir) 1. ikinci şahsa verilen emir. bağışlanmış mallar. (a. halk güvenliği. 3. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. genel polis teşkilâtı. husus. gr. c. 2. eminlik. [Ben gizli bir hazîne idim. cilâlı. iş. 2. korkusuzluk. emr'den) emreden.) emniyet. (Allah'ın emri) ölüm. [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. büyük.i. "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem. âsûdegî). meydanda durum. (bkz: emir). (a. "ol!" emri. (bkz: asayiş.hakk emr. millî mallar. [ağızdan veya yazı ile]. (a. . pâdişâh mallan.azim emr. 4. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım]. eminlik ve rahatlık. 2. jeol. (Allah'ın emri) ölüm.s.s. apaçık. düz taş. polis teşkilâtı. vakıa. güvenlik.) güven veren. en. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi. korkusuzluk.s. en) sarp. meldâ].) 1. korkusuzluk.emlâk-i emîriyye emlâk-i hâssa emlâk-i hümâyûn emlâk-i mazbuta emlâk-i mevkufe emlâk-i milliyye emlâk-i mîriyye emled emles Hacer-i emles emmâre Nefs-i emmâre emn emn ü asayiş emn ü emân emnâ' Emn-âbâd emniyye emniyyet emniyyet-i âmme emniyyet-i umûmiyye emniyyet-i tâmme Emniyeti su'-i isti'mâl emniyyet-bahş emr Evvel-i emr Nefs-ül-emr emr bi-1-ma'rûf emr-i âlî emr. devlete ait mallar. (bkz: i'timâd). el konulmuş mallar. genel güvenlik. emr. metin.i'tibârî görünüşte olan iş. eminlik. (a.i.i. [tas. [müennesi . buyrultu. ilk iş olarak. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. 1.kavlî emr-i kün emr-i ma'ruf emr-i muhal emr-i mübîn (bkz: emlâk-i mîriyye). (bkz: asayiş). (a. (a. güveni kötüye kullanma.) daha (pek. şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. emâlis) düz. gerçekleştirmesi imkânsız olan emir.s. özü. beylik malları. (a. vakfedilmiş. en başta.b. pürüzsüz.i. körpe ve nâzik (vücut veya dal). çok. korkusuzluk.f. gr. buyruk. tuhaf şey. güvenlik.c.f. [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir]. güvenme. kamusal güven.b. pürüzsüz. emredici.gaib emr.garîb emr. kollama [askerlikte]. iş buyurma. cebreden [şehvani hallerde. günah ve suç işlemede].s. bu işin aslı. (bkz: emlâk-i hümâyûn). tam bir güvenlik.) (daha. pek çok) genç.hâzır emr. üçüncü şahsa verilen emir. hâdise. (a. önemli iş. insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. şey.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı.) eminlik.

l (a. salgın hastalıklar. emsâr ü bilâd büyük şehirler. (bkz: ermûd). emrâz-ı dâhiliyye hek. emrâz-ı akliyye hek. çok benzeyen.) armut. frengi ve benzeri hastalıkları.) büyük şehirler. emsâl-i kesîre bol örnekler. emrûdî (f-s. mesel'in c. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. iç hastalıkları. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er. emir--nâme. emrâz-ı asabiyye hek. misl'in c. sidik yolu hastalıkları. eş.s. katsayı. emr ü ferman buyruk ve ferman.) kıssalar. öldürücü hastalıklar. hikâyeler. emr-i nıüşkil zor iş. contagieuses. emsal (a. emrâz-ı nisâiyye hek.i. emrâz-ı bevliyye hek. kaç misli alınacağını bildiren sayı.. emr-ber (a. emrân (a. emr-nâme (a. emsel (a. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. Şâbb-ı emred tüysüz genç. emir alan. emrâz-ı müstevliyye hek. Durûb-ı emsal darbımeseller. fr.b. mat. hayvan derileri.i. emsali misillû aynı biçimde. açısal 'katsayı. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. emrâz-ı intâniyye hek. hastalıklar.) emir götüren. sinir hastalıkları.i. benzer.) armut biçiminde olan.). emrî. örnekler. refraction.i. (bkz.i.s.i. destanlar. memleketler. kasabalar.i-.b.) illetler. misl'den) pek müşabih olan. jeod. benzeri durumlarda olduğu gibi. emrâz-ı efrenciyye hek. frengi ve bel soğukluğu gibi. emr-i tabîî tabîîiş.i. emsâl-i inkisar astr. bulaşıcı hastalıklar. Süleyman'ın vecî-zeleri. atasözleri. mikroplu.) kürkler. Sîga-i emriyye emir sîgası. maraz'ın c. emrûd (f. emsâl-i zâviyeviyye mat. emirle ilgili. numuneler. kadın hastalıkları. 4.i. benzerler. emsâr (a. emriyye (a. emsal (a.c.emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri. ferman). emred (a. misâller. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy. emr-i vâki' beklenmedik emir. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname. emir kipi. emsâl-i Süleyman Hz. emrâz-ı cildiyye hek. . beldeler. dış hastalıkları.f. mern'in c.) emre ait.s. eşler.) 1. emrâz-ı sâriyye hek. ateşli hastalıklar. 2. cilt. epidemiques. kıl bulunmayan genç. akıl hastalıkları. emrâz-ı mühiike hek. emir eri. 3. fr.venüs hastalıkları. emrâz-ı zühreviyye biy.f. fr. emrâz-ı ayniyye hek. emrâz-ı hâriciyye hek. emraz j. göz hastalıkları. mısr'ın c. atalar sözü. deri hastalıkları.

) dalgalar. vilâyet ve belediyelere ait mallar.i.s. . (bkz: miyâh).i. kumaşlar. ekinler. (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. para çantası.) akşamlar. çok dayanıklı. para ve eşya gibi beylik mallar. [emlâk. yağmur bulutlan. tarla. mevâşî (davar. [dükkân. olan miyâh'ın c. gibi]. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. (a. (a. matar'ın c. (a. (a. mesâ'ın c. masdar. (a. ölülere can verme. eko.i. yetimlerin mallan. sahipleri bilinmeyen mallar. 2. mâl'in c. (a. masa. nefy-i hâl. çeşitli mallar. yabancı memleket mallan. ism-i zeman. binâ-i merre. mevc'in c. zulüm dalgası.i. gibi]. [çakı. mallar. (a. ism-i mekân. denizin dalgalan. Devlet.i.i. bol yağmurlar. devlet mallan.s.. örnekler. bırakılmış mallar.i.) sular. (a. muzârî. meyyit'in c. muhâtab ve gaib şekilleri. nehy-i hâzır. misâl'in c. a.i. ism-i fail. 2.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler.) 1. deniz milleri. [altın. (a. ism-i tafdîl.) taraklar ayağın üzerindeki ufak kemikler].i. hükmü çok yürüyen. terkedilmiş. kınlmamış büyük tuz parçalan. emyân emyâh emyâl emyâl-i bahriyye emyûs emzâ (a. nehy-i gaib. kanepe. kamuya ait mallar. numuneler.) tuz taşı. (bkz: hemyân). akşam vakitleri. ev. satılacak şeyler. hediye gibi şeyler dağıtma. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar.) ölüler.) pek metin. masdar-ı mîmî. mâ'ın c. çok te'sirli olan. mübalağa ile fail. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. cahd-ı mutlak. (f-i-) Para kesesi. eko.i. ganimet mallar.i. ism-i mef'ûl. (a.) 1. gibi birer misâlle gösterilen şekli]. (a. (a. saklanması mümkün olan mallar. emr-i gaib. 3.emsile emsile-i muhtelife emsiye emşâ muşt-ül-kadem emtâr Sahâib-i emtâr emtâr-ı kesîre emten emtia emtia-i ecnebiyye emtia-i gûnâ-gûn emtia-i ticâriyye emvâc emvâc-ı bahr emvâc-ı kahr emvâh emval Bezl-i emval emvâl-i âdiyye emvâl-i âmme emvâl-i bâtına emvâl-i emîriyye emvâl-i eytâm emvâl-i ganâim emvâl-i gayr-ı menkule emvâl-i menkule emvâl-i metruke emvâl-i umûmiyye emvâl-i zahire emvât Defn--i emvât İhyâ-yi emvât emyâ. ism-i mensûb.) mülkler. cahd-ı mustağrak. gibi]. mîl'in c. tüccar mallan. nefy-i mâzî. tesniye cemi hallerindeki mütekellim. saklanması mümkün olmayan mallar. mal) gibi şeyler]. metâ'ın c. (bkz: mîl). emr-i hâzır. z f. gümüş. muşt ve mışt'ın c. ağaçlardaki meyva-lar. taşınabilen mallar.) 1.) yağmurlar. ölülerin gömülmesi.. para ile alınan şeyler.) sular. gr. taşınmaz mallar. 2. mâ'ın c. para. kat'î.i. (a.

gibi.) ortak. enâ-niyyet).s. küme. ufak heybe. Yuhanna]. hayvan gibi kimseler.) parmak uçları. Muhammed. (bkz: enâiyyet.) anbarlar. s. halk arasında.i.) 1. teslim etmek.) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek. Hz. dağınık şeyler.i. sağlam. anbar.) boğum boğum olan şeyler.) yerden çıkanlan otun kökü.i.) Zühre (Venüs) gezegeni. (a. hazım (sindirim) boruları. enbâne enbânçe enbâr enbâr Der-enbâr etmek enbârde enbâşte enbâz Bî-enbâz enbâz enbâzî (a.emzice emzice-i muhtelife -en enâbîb enâbîb-i gırbâliyye enâbîb-i hazmiyye enâbîk enâbîş enâcîl enâcîl-i erbaa enâdîd enâfis enâfis-i âsâr-ı edebiyye enâhîd enâiyyet enam Beynel-enâm Rabb-ül-enâm Seyyid-ül-enâm en'âm enâmil enâniyyet enâr enâr-Allahü kabrehû enbâ enbâg enbâhûn enbân. (a. eş. çanta. . (f. tahkîm edilmiş yer. edebî eserlerin en nefisleri. dağarcık denilen deri çanta. (f. bütün mahlûkların Tanrısı.i. (f. inbik'in c. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır]. (a. anat.i. (bkz: nâhîd). şeriki olmayan. (f.) 1. Markus. at.e. (a. tıkanmış. yığın.i.) tabîatler.) nar [meyva]. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. anbara koymak. (a. mizâc'ın c. yıkılmış. bütün mahlûklar. 2. 4.) 1.i.) doldurulmuş. (a.i. borular. huylar. hisar.s. deve.i. ortaklık. meşrepler. bencilik. (bkz: enbûşe). (a. (a.s.i. ünbûbe'nin c.i. soyadları. i. insanlar. 2. inâyeten. hakîkaten. i. kalbur damarlan. eneiyyet.s. 3.) kendini beğenme.) en nefis olan şeyler. (a. huylar. (a.i. en değerlileri. (f. yiyecek çantası. (a. yaratılmış olan canlılar.) peygamberler. koyun gibi hayvanlar.i. (f. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ.) inbikler.i. kale. (a. kuma.). türlü tabiatlar. takma adlar.) ortak kadın.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden. gübre. halk. nebez'in c. enmele'nin c. nebî'nin c. (f. heybe.) perişan.) 1.) 1.) lâkaplar. nibr'in c. Luka.s. (a. (bkz: rümmân). muhtelif. sığır ve. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı.) inciller. eşsiz. şeriklik.i. 2. perakende. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. na'm'ın c. 2. (bkz: şerîk). enfes'in c. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp. incil'in c..i. (a. (a.) küçük dağarcık.(bkz. kamış gibi içi boş olan fen âletleri. (f. (halkın ulu'su) Hz. dolu. i. (a.cü.i. eneiyyet). (f.i. 2 .

).) ödağacı.s.i.) koyulaşmış. (bkz. (a. eğsiran v. 2. nebî'nin c. ödağacı. 3.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde. (f.enbeh. yoğun. (bkz: emrûd).i. nücebâ). (f. yüce yerler. 3.) biy.i. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. miskin.) bot. (a. ulu.) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz.s. meclis.i. (bkz: resul). ufak ufak. (bkz: tîn).) bot. (bkz: encûg). (f. (f. hek. (f.) inbik. 4. i.i. biten. hayvan].i. (f. (a. döşeme. (bkz: enâbîş). talaş. uyuşmuş [nesne].b.s. 2. (f.) bot.f. duvarın yıkılıp dökülmesi." gibi karşılıkları vardır]. ["encîden" mastarından]. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. i. (bkz: ünbûbî). izdiham).) 1. kalabalık. yer elması. son.) son bulan. yonga gibi şeyler. (f. (f.s. 1.i. ağaç kökleri. (bkz: ünbûbe-i bevliyye).i.s. necs'in c. ürtiker. endâyiş-ger).) bot. necd'in c.i. 2. döşek. i. devşiril-miş.) koklama. (a. işkembe. (bkz: encûc). (a.s. (a.i.s. (f-i. (bkz. meyvasınm kabuğu kalın.) 1. gayretsiz [kimse].) nihayet. patates gibi yerden çıkarılan şeyler.s. koku. i. (f.i. (f. fercâm).) minder. enbüh enbele enberût enbeste enbeste-dem enbîk enbîr enbîre enbiyâ enbiyâ-yi kibar enbûb enbûbe enbûbe-i bevliyye enbûbe-i gırbâliyye enbûbî enbûde enbûh Leşker-i enbûh enbûşe enbûy enbûzen enbûzen-i inşân enbür enbüre encâb encâd encam encâm-ı kâr encâm-pezîr encâs encel encer encere encidân encîn encîr.b.i. çokluk.s. demir hindi. (a. i.i. toprak [insanın asıl maddesi olduğu için]. (f. işin sonu. çok.i.) asıl.i.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler. i. (a. çalı çırpı. 4. (a. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl]. (a. (f.i. encîre encûc encûg (f. kıyma kıyma. çekirdeği büyük. hamından turşu yapılan. 1. sıvacı. tüyü dökülmüş [şey. başka.) yaş ve kuru çamur.b.) tenbel. (bkz: ünbûbe-I (a. anat.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. (bkz: encüre).) istif edilmiş. (f. (bkz: akıbet. hatmi çiçeği.i. [Anadolu'da "eğsi. ocak.) armut.i. en çok deve. dere. katılaşmış. kurdeşen. (f. kalın. kalabalık asker. (f. yüce peygamberler. madde. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. 2. ısırgan otu. (f. (bkz: ünbûbe). 2. necîb'in c. (f.) Hint hurması.).) 1.zf.) pislikler. necâib. tane tane. (bkz: lenger).i. anat.) yüksek yerler. . (bkz: âhir-ül-emr). (a. 5. (bkz: cemâat. eksi.) 1.) incir.i. 2.) gemi direği. yalvaçlar. dolap beygiri.i.

2. (f. unutma köşesine atılmış. şikâyet.zf. (bkz: encîn).i. insanın âzası. (bkz: encere. cisim. zool. az. düzgün beden. benzeyenler.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. şûra. 2. (f.s. akademi. (a. mertebe.) vücut. unutulup gitmiş.) 1. (f. mahcup.) sıvama. (f.) den. (bkz.) 1.) bedene uygun. bot. (f.i. yaldızlama.b. altmış santimetrelik bir ölçü.i. nasihat. (bkz: kevâkib.) misiller. sitâre-gân).) yaşı küçük. çok seyrek ve az bulunan.i. yaldızcı. çiyler. 2. 2.i.i. ısırgangiller.) meclis. (f. buruşmuş (meyva).) yıldız saçan. nazâir). azıcık. enzâd).) daha (en. (f. biçimli elbise. 2.) 1. [encûhîden ve encûgîden mastarından].b. (f.s. 2. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. deniz ısırganları. (f. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. cel (a. er. (f. atıcı.i. (f. isilik. parça parça. boy.i. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze endâze-gîr endâze-hâne end-bend Saz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez (f-i-) lkıvrım. politika kulübü.) ısırgan otu.) 1.) bot. biçim.) sıvacı. sıvacı malası. tahmîn. (bkz: vakıa.) cemiyet. cihan içinde cihan. okuyucu.s. hek.zf. (a.) yıldızlar. yaşı küçük. 2. (a. silâh atma.f. 2.) hararet kabarcıkları. (f.i.i. boy bos. nidd'in c.b. 3. nefer.). . (a. ser-güzeşt).) . (bkz: endiye)..) 1. 2. (f. takım. nâdir'den) "-de. siyâsî encümen.) 1. nedâ'nın c.s. çalgı çalan. takdir.) hikâye.) 1.) 1. baştan geçen şey. atılmış. boğum boğum. utanmış. eşler. zorluk içinde zorluk. eşbâh.s.encûh. düzgün endam. benzerler ve zıtlar. ölçek. silâh atan.i. boy göstermek.i. (f. (f.s.s. nücûm. 2. (f. boşaltma. (f. (a. nadad'ın c. ok atan. (a. gibi.i. mühendis. (f. vasiyet. s. içinde". yaşı küçük çocuk. beden.b.i. (a. (f. ısırgan otu. (f.b.i. atış. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâmî endâr endâve. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. (a. atma. muhasebeci (sayman).) şebnemler. necm'in c. pek) nâdir. nazîrler. atmış. atılma.i. bir tarafa bırakılmış.i. matematikçi. derece. 3.i. meclis.b. öğüt. (a.i. (bkz.i. 4. solmuş. mektup.i. komisyon.) 1.

i. ürtiker. boy bos.i. 2.) 1. şûra. (f. unutma köşesine atılmış.s. atış. nazâir). boşaltma.) ödağacı.i. buruşmuş (meyva). komisyon. ölçek.s.i. boy. (a. 2. takım. nadad'ın c.zf. 2. kıyma kıyma. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından]. bir şeyin iç tarafı. (bkz: encûc).) 1. atma. içyüz. (f.) yıldızlar. [evvel (a. endûc enderûn encâs encel encer encere encidân encîn encîr. 2.) 1. (a.i.) vücut. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç.) cemiyet. silâh atan. (a. 2. boy göstermek.i.) gemi direği. derece.s. endûb. silâh atma. (a. (f. baştan geçen şey. eşbâh. eşler. (f.i. sitâre-gân). (f.i. (f. nefer. nidd'in c. (f. sıvama.) misiller.) atılmış. (bkz. (bkz: kevâkib. (bkz: endiye). (bkz. cisim.i. düzgün endam. ok atan. biçim. hek. altmış santimetrelik bir ölçü. cemiyet yeri.i. 3. (a.) hararet kabarcıkları. takdir. (a.) sıvacı. (a.) pislikler.) hek.) bot. 2. (bkz: lenger). (f. harem dâiresi. atıcı. temriye denilen cilt hastalığı. 4.i. benzerler ve zıtlar. (f. yaldızlama. benzeyenler.b. nücûm. meclis. (a.) 1. (a.i. ["encîden" mastarından].i. ısırgan otu.i.) meclis.s.i. çiyler. düzgün beden.enderi enderûb. er. (bkz: encüre). (f. hatmi çiçeği. (f. necm'in c.i. politika kulübü. vücuttaki kaşıntılı döküntüler.i.) hikâye.s. 1. sıvacı. (bkz: encîn (f. (f. (bkz: endâyiş-ger). akademi. ısırgangiller. vakıa.i. (a.b.i.i. beden. atılma. 2. kalb. 2. solmuş.i.) 1. i. ısırgan otu. yaldızcı.) 1.i.) bot. bir tarafa bırakılmış. (f.b.i. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze (a.) kalın ip.) 1. (f. 2. bot.) yıldız saçan.) ısırgan otu. deniz ısırganları.b.i.) bot. kurdeşen.i. (bkz.) incir. zool. ödağacı. (a. tane tane. (bkz: encere. ufak ufak.f.) 1. necs'in c. tahmîn. hek. ser-güzeşt). siyâsî encümen.) şebnemler. ocak.) 1. (f. (f. şikâyet.i. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâr endâve. 2. encîre encûc encûg encûh. (f. (f. sıvacı malası. nedâ'nın c. kıvrım. 3. . enzâd). dâhili.i. (bkz: encûg). nazîrler. s. halat. unutulup gitmiş.) . mertebe. insanın âzası. (f.) bot. atmış.). isilik.

kederli. "sıva" manasınadır. içinde".) kederi. (bkz: endûh-gîn.b. görüş.s.) gam.) kederli. yarının düşüncesi. derin.i. boğum boğum. (f. utanmış. parça parça. (f. geçim derdi. (f. sıkıntı. muhasebeci (*sayman). [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray].s. Ula etmek. fena düşünen. sonunu düşünen. sıkıntılı.) gam.b.) 1. (f.b.) düşünceli.s. zorluk içinde zorluk.i. (f. (f. tasalı. kalb.s. pek) nâdir. matematikçi.) yaşı küçük. altın sıva. gamı. tedbirli.e.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. . temriye denilen cilt hastalığı. merak. harem dâiresi. endüh-nâk (f.b. her şeyi evvelden düşünüş. 2.) gamlı.) den.i. 2. mahcup. (f.) 1.) Farsça partisip eki çalgı çalan. azıcık. (f.) 1. ölçülü davranan. (f. mektup.i.s.s. (bkz: endâ').i. (f. sıkıntıyı gideren. mühendis. tasalı. 3. keder. halat.i.b.zf. nâdir'den) "-de.) endişeli. (a. gam. (f. düşünceli. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. yaşı küçük. kederli. endüh endûh-i bî-pâyân endûh-fersâ endûh-gîn endûh-güsâr endûh-nâk.i.b. öğüt. endüh-gîn). korku. nedâ'nın c. yaşı küçük çocuk. okuyucu. (f. (bkz: endûh-nâk.b. dâhili. endûb. (f-b. (f. tasa.) daha (en. keder gideren.) 1.) düşünen.i. sonunu düşünüş. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. (f. cihan içinde cihan. vasiyet. şüphe. .s. az. (f.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva". çok seyrek ve az bulunan. sıkıntılı.) sürmek. gamlı. 2. bir şeyin iç tarafı. yaldızlı.s. (a.) kalın ip. vesvese. (f.) 1. endûc Enderûn enderûn-i hümâyûn enderûn ü bî-rûn endîş Âkıbet-endîş Bed-endîş Dûr-endîş endîşe endîşe-i ferda endîşe-i maişet endîşe-kâr endîşî Akıbet-endîşî Dûr-endîşî endîş-nâk endiye endûd Zer-endûd endûh.) düşünce. (f. nasihat. iç ve dış. kaygı. kaygı.s. saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât.i.i.) hek.b. sıvamak. gibi.) şebnemler.endâze-gîr endâze-hâne end-bend ende Sâz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez enderi enderûb.s. 2. keder. (a. üzüntü. sonsuz keder.zf.i. geçim sıkıntısı. endüh-nâk). uzağı düşünen. içyüz. (f. üzüntü. (f. 3.b. (f. çiyler. 2.i.

oyuncular derneği. kibrini kırma.) burun. (a. (a. (a. tamamlanmayan iş ve nakış. yemeklerin en lezzetlisi.) 1. hikmet kazanan. (bkz. (a. (a. objectifdir]. savaş yeri. ahenk kazanan. biriktirmiş. nefîs'den) daha (en. hazırlanmış. (a.s. kendini beğenmişlik. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H. .) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz. (a. (f. kalabalıklar. enâiyyet. 5. solipsisme. emeksiz kazançlar. hayırlı nefesler.) 1.endûhte Hik-met-endûz Tarâb-endûz ene eneiyye eneiyyet ene-l-hakk enf Ebü-1-enf Kesr-i enf enfa' enfâl enfâr enfas enfâs-ı hayriyye enfâs-ı ma'dûde enfâs-ı Mesîh enfes enfes-i asar enfes-i et'ime Enfes-ül-cevâhir enfî enfiyye enfüs enfüs ü âfâk enfüsî enfüsiyye engânı engâme engâr engare engâz engebîn (f. canlar.) 1.) buruna mensup.) cemâatler. 2. (f.i.zm. [zıddı afakî = fr.i. (a. nefs'in c. en değerlisi.i. burnunu kırma. tasavvur. 2. (a. (f. koca burunlu.cü. 2.s. XV. (a.i.s. (a. 2. nâfi'den) en nâfi'. öznel. tekbencilik. biriktirilmiş. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan. kazanılmış. (a. soluklar.) fels. 3. Hz. isa'nın.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu. fr.) 1. yaşayanlar. (f.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet. ben. zan. moi.) bal. çok) faydalı.s.s. burunla ilgili. şüphelenme. nefes'in c. 4.) 1.) vakit. sub-jectivisme.i. insan hayâtı. daha (pek. 2. sanma. nefis ve dışı. 3. kazanmış. düşmandan alınan mallar. 2. halk. ganimetler.i. toplanma yeri. topluluk. fr. (bkz: asel). nefes).i. (bkz: hengâm).) fels. efsâne. nefel'in c. taslak. (bkz.i. mağrur. utanarak geri geri çekilme.s. düşünülmüş şeye nispetle düşünene. [uydurma kelimedir]. eserlerin en nefisi. ödenmiş. sayılı nefesler. fr. çok değerli ve lezzetli [olan].) ruhlar. mevsim. hayat sahipleri. (a. ölüleri dirilten nefesleri. (a.) öznelcilik. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama. nefîr'in c.i. her şeyin ön kısmı. fr.) 1. kibirli. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.i. (bkz: nefir).i.i.i. ferdî zihne ait bulunan. enâniyyet). (f.i. subjectif. (f. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir. (a. pek) nefis.) bencilik. tamamlanmayan iş.) nefiste meydana gelen. hikâye. hesap defteri. burun otu. uç. nefesler.

Macar. engûje (f.dey. ekincilerin harman savurduktan âlet. ağız aramak.) kopanlmış. taraflar. yükseltilmiş.).i. karıştıran. (bkz: er-jeng.) 1.i. engüşt ber-dehân (f. engîle). engüşt-i sütürg baş parmak. erteng). engüşt-i muhannâ kınalı parmak.köstebek.b. engüşt-ber-dehân nihâden (f. 3. (bkz: hılrît). engîl. (bkz. çöl tarafları. engüşt der çeşm kerden (f. engiştâl (f. 2. nahv'in c. engüjed (f.) parmağa süs için takılan yüzük.) 1. Engürûs (h.) . fesat karıştıran. (bkz. karıştırılmış. engüşt-i büzürg baş parmak.i.) terzi veya yorgancı yüksüğü. söyletmek. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı). dep-reten.e.dey. selâm vermek.i.i. engîhte (f.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç. Kıymetsiz ve itibarsız şey.) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda].) parmağını tuza sürmek. cihetler. engûr). engûle). engüşte (f. engüşt-i nîl fakirlik.) 1. engüşt (f. engüşt ber leb-zeden (f. taaccübeden. engüşt ber-cebîn nihâden (f.engel. engîr (f. engüşter-i pâ ayak yüzüğü. parmakla göstermek. engüj (f.i.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu. düğme. engüjed). (bkz: engûje). 3. yanlar. engele. engüştâne).) 1.b.) üzüm.i. şaşmak. s.i. engûle (f. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse. yemin etmek. (bkz: engüştene). yedi renkli. engüje. (bkz. kömür.i. Macaristan. 2. (bkz: ha-deka). zayıf. yollar. hayran olmak. 2. engûr (f. enhâ' (a. söz vermek.i.s. engüşt bürek (f.) dikiş yüksüğü. (bkz. engüşt hâlden (f. engüştâne (f.) parmağı alın üzerine koymak.) 1.) zir.dey. engîl.i.i. dermansız [kimse].s.i. şaşakalan.) hasta. engüşterî (f. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap. oynatılmış.i.) koparan. meç.) zool.) parmağı ağzında [olan]. 2. engüşter. enhâ-yi sahra . ["engebîn" şeklinde de kullanılır]. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak. engel. Safâ-engîz safa koparan. 2. (bkz: ineb). engüşt ber-nemek sûden (f.) iyiliğe karşı kemlik etmek.i. Engelyûn (f. engüşt-nümâ (f.dey. engüje. engüjed (f. engişt (f. engübîn (f-i-) bal. (bkz: asel).dey. yaba. fahm).). engele.) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. (bkz. engüşt-i mi hin orta parmak.) parmak.) 1. incil. susturmak.) gözbebeği.b. engîle (f. Fitne-engîz fitne koparan. engüşt-i kihîn serçe parmak. engûrek (f.i.i. engûl. neşe yaratan.). (bkz: engûl. 2. yok farzetmek. dey) dudağa parmak vurmak. engüştene (f. mahvetmek.i. ilik.s. -engîz (f.i. işlemeli bir çeşit kumaş.i.

(bkz: müdâhin).i. (f. soylar.i. nukz'un c. nesy'in c. fena tabiat. anırtı. XVI. nikâh).) 1. enîse enîs-i dil Enîs-ül-Ârifîn Enîs-ül-Guzât Enîs-ül-Kalb enîsân enîse enîşe eniyyet enkas enkaz enkaz-ı beşer enkaz-ı remîme enkaz-ı ümmîd enker enker-ül-esvât enkiha enmele enmâr enmûzec enmûzec-i âlem enmûzec-i evvel enne en-necâtü fi-s-sıdk en-Nehr ensâ ensâb (a. hafiye. (bkz: eş'em]. enîka enîn enîn-i hafi enîn-i kalb enîr enîs.s. (bkz: nâr).i. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir.). [birincisi] erkek. (f.s. nikâh'ın c.c. pek uğursuz.) güzel. (f. (a. nahs'dan) en nuhûsetli.) kaplanlar. nümûr).i.i. boş. âlemin örneği.) fels.) çok inleyen.) daha (en.i. (a. (a. yar. Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir. 2. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. seslerin en çirkini. örnek. yıkıntı moloz.) 1.s.) numune.i. eski hayvanların bakiyeleri. kalbin inlemesi.s. (a.) en çirkin. arkadaş. bina yıkıntıları. (a. (a. nimr'in c. insan yıkılmaları. nehr'in c.) astr. ırmaklar. (a. od.s. şirin şey. (bkz: nimâr. (bkz: nâlân).) çirkin huy. üns'den) 1. inleme. gizli inilti. s. sevgili.) donmuş. 1526 (H. (a.i. çaylar. dost. (a.i. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır.h.i. (a.i.) 1. (bkz: enhâr). çok şom [meş'um]. dalkavuk. (a. derin nehirler. cü. 2. sevimli. . fr. yalan. (bkz: kizb). kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları. pek fena. a. tip. [fasihi "nümûzeç" dir]. [bu eser. (f. çaylar. (a. (a. çok) noksan. [ikincisi] kadın adı.i.) unutmalar.i. ("ka" uzun okunur. (a.) inilti. pekişmiş [nesne].) 1.) ateş. (a. ilk örnek.i. (a. per-sonnalite. hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler. mânâsız söz. yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça aslından Türkçeye çevirerek II. baba tarafından hısımlar. casus. mostra. eksik.) ırmaklar. neseb'in c.i. (bkz. 'kişilik. 3. 2. kalpten acı çekip inleme.enhâr enhâr-ı arnika enhâr-ı âmme enhas enhür enîk. (bkz: enhür). (ariflerin dostu) XVI.i. (a.i. [kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır]. enâmil) parmak ucu. gönül dostu.) kurtuluş doğruluktadır. pek.) ırmaklar. (a. 2. nehr'in c.s. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri. ümit yıkıntısı.

müdâfîler. nesicler. 2. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri. nûr'un c. katı' (sequence). i. ni'met'in c.) evlâtlar.h°5 ne kadar hoş. 2. nesc'in c. soylar. (a.i. [ensâc kelimesi.) yardımcılar. (a. 3. nüsûr). belâlar. mümâs (tangent). nesc'in c. h. sülâleler. çok güzel. i.s.i. fr. ekmekler.i. 2. ağıt yakanlar. parlaklıklar. (a.i. 4. nevh'in c. (a.ilm-i ensâb ensâb ensâbiyyât ensâc ensâf ensaf ensaf-ı esnaf ensâl ensâr ensârî ensâr-ullah enseb ensice ensice-i müşekkile ensür entak entarûn enûk enûşâ enûşe en'üm enva' envâ'-i kesîre envâ'-i nekayıs en vah envâr Envâr-ı Şarkıyye Envâr-ül-Aşıkîn enver nesepleri inceleyen ilim. (a. uygun. pek) nurlu. 2. 3. (a.) 1. (bkz: esnam).s. . çok ve pek parlak. putlar.) yarımlar. iyilikler. (o. tamam mümâs (cotangent). çok yerinde.) ölüye ağlayan kadınlar. (a.) 1. (bkz: niam). Hz.i. örmeler. noksanlık-lann türlüsü.s. muavinler. döller. nimetler. insaf dan) daha (en. (a. (f. kumaşlar. yanlar. koruyucular. İlm-ül-cnsâc dokubilim.i.) nesep ilmi. *sürgendoku. pek) münâsip. meristeme. (a. bâzı. çok çeşitler. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur]. ihsanlar. mes'ut. (a. lûtuflar. nev'in c.i. (a. şarap.) zool.i. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler. ve i.i. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs).i. nısfın c. ta-savvufî eser. pek) insaflı. (a. nesl'in c. (a. (f-'-) l. nâsır'ın c. 2. erkek adı. teceyb (cosinus). nutk'dan) daha (pek.) ensârdan olan kimse. histologie. mecûsî mezhebi. çok.s.i.s. (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi.) çeşitler. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup.). Muham-med'e yardım edenler.) hek. [bu kelime Arapça bir kalıba sokularak uydurulmuştur].c. nesîb'den) daha (en. sevinç.s.i. 2. kantaron.) ziyalar. ışıklar. (a. (a. Hicretten sonra. eksikliklerin. serler. (bkz: naşirin). Medine'de bir yer adı. nevr'den) 1. nesr'in c. 2.) tıpta kullanılan bir ot.) 1. heykeller. kartal [kuş]. daha (en. Allah yolunda Hz. Şâpur Şâh'ın halası. (a. âdillik.i. (bkz. tamam katı' (cosequence)]. nusub'un c. genç pâdişâh. adalet.) 1. dokular. aydınlıklar. (bkz: nesi). bot. esnafın en insaflısı. en) iyi söz söyleyen. dokumalar. fr. (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. (a. (a. türlüler. zürriyetler.

ürcûze'nin c. yaz. başkan. su. balgam. Epikürcülük.enyâb enyâr enzâd enzâl enzâm enzâr enzâr-ı ecnebiyye enzâr-ı ta'ziye enzâr-ı umûmiyye enzâr-ı ümmet Epiküriyye epsân epürnâk er erâbet erâcîf erâcif ve ekâzîb erâcîh erâcîz erâciz-i şuarâ erâik erakk erakk-ı evrak erâmil. yalan ve uydurma sözler.) çarşamba günü.) eğer. [müfret olarak kullanılır] ehil.s.) akıllı. itibarlı.) fels. erâmile Eytâm ve erâmil erâmil-i askeriyye er'an erânib erâzil erâzil-i nâs erbaa' erbaa Ahlât-ı erbaa Anâsır-ı erbaa Cihât-ı erbaa Etrâf-ı erbaa Füsûl-i erbaa Yevm-ül-erbaa erbaa-i mütenâsibe erbâb erbâb erbâb-ı câh erbâb-ı denâet erbâb-ı dil erbâb-ı dîvân (a. ise.i.) delikanlı. nezl ve nezîl'in c. sol. sonbahar.i. mâlikler. halkın en rezilleri. Epicurisme. kış.s.) reziller.i. alçaklar. yüzsüzler. rabb'in c. becerikli. (a. dul kadınlar. (a. devlet dâiresi 'görevlileri.) 1. ince.) zool. (yun.) bileği taşı. (bkz: endâd). nîr'in c. (a.i. (a.s. olsa. kansızlar.i. erîke'nin c. uydurmalar. (a. sıyrıklar.) salıncaklar. (a. dullar. nazad'ın c. safra. kasideler.) dört. (a. (a. hava. asker dulları. (f. sünepe.) bakışlar. batı. zenginler. muktedir. reis.) yalan sözler.i. alçak kimseler.) soysuz-. nâb'ın c. (f. (a.a. 2. çok) rakik. ermele' nin c. erneb'in c. 2. (a-i.s.) bekârlar. (f.) mısraları kafiyeli.) ulu. ahmak. (a. (a. şerefli ve tertipli kimseler.i. lâyık.s. ["eğer" in hafifletilmişi]. pek bayağıları. meclis üyeleri. (f.s. pek. kuzey. tavşanlar. dem. (bkz: şâbb). uslu olma. kasideleri.e. arka. kâğıtların veya yaprakların en incesi.i.) şahane tahtlar. (dört taraf) sağ. yetimler ve dullar. (a.s.) bön. (dörtunsur) ateş. tâziyet bakışları.) boyunduruklar. deli. (bkz: esnân-ı katıa). çılgın. şaşkın.1ar. erzel'in c.ürcûha'nın c. (dört taraf) doğu. güney.) 1. [eskiden] selâse kaidesi. ürcûfe'nin c.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. (bkz: fesân). herkesin gözü önü. gönül adamları. zeyrek. şâirlerin kısa vezinli şiirleri.i. namussuzlar. (dördüncü gün) çarşamba. mat.i. fr. (a.i. sahipler. (a. (a. ön.i. olur ise. 2.i. nazar'ın c. toprak tabakaları.) daha (en. mevki sahibi kimseler. (bkz: ehl-i dil). (a. (dört mevsim) ilkbahar. kısa vezinli şiirler. yabancı bakışlar. düzmeler. . toprak.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri. (a. halkın bakışları. bakmalar.i. sevda. aşağılık adamlar. 1.

halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. temkinli kişiler. iktidarlı kimseler. şeriatçılar. îman sahibi kimseler. iyi yaratılıştı kimseler. ticâretle uğraşanlar. (bkz. hüner sahipleri. kalbi temiz. ilimle uğraşanlar. 2. zool. garaz sahipleri. güvenilir kimseler.) faydalar. dindar kişiler. zanaatkarlar. itibarlı.kırk. (bkz: erbâb-ı hıref)zenginler. (a. kırkıncı [sırada]. . kılıçla uğraşanlar. ribh'in c. astrologlar. arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün. vefalı kimseler. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır]. iyi konuşan kimseler.i. akıllı. (f. kazançlar. kötü niyetliler.) taraflar. basiretli. birşey yapmak isteyenler. (bkz: erbeûn). 4.) 1. fen adamları. sağduyu sahipleri. gergedan. iş tâkibedenler. l.b. güzel ve zarif kimseler. okuyanlar. üstün çıkanlar.i. askerler.s. (a. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). anlayışlı. muktedir. (f. (bkz: erbaîn). dindar kişiler. boğazına düşkün olanlar. bilirkişiler. ancak dış yüzüyle görenler. (f.erbâb-ı fenn erbâb-ı fünûn erbâb-ı garaz erbâb-ı hâcât erbâb-ı hıred erbâb-ı hıref erbâb-ı himmet erbâb-ı hüner erbâb-ı iktidar erbâb-ı kalem erbâb-ı maâlî erbâb-ı ma'nâ erbâb-ı mesâlih erbâb-ı mütâlâa erbâb-ı namus erbâb-ı nücûm erbâb-ı sabâhat ü zarafet erbâb-ı safâ-yı bâtın erbâb-ı san'at erbâb-ı servet erbâb-ı seyf erbâb-ı sika erbâb-ı sunan erbâb-ı sülük erbâb-ı şikem erbâb-ı tab' erbâb-ı tagallüb erbâb-ı temkin erbâb-ı temyiz erbâb-ı ticâret erbâb-ı vefa erbâb-ı vukuf erbâb-ı zahir erbâh erbain erbaîn-i âşûra erbaûn erbiyân erbû erbû-dâr ere ercâ fen ile uğraşanlar. kadir ve kıymet. eshâb-ı mesâlih). sırf boğazını düşünenler. [sayı].i.) su çekirgesi. 3. (f. (bkz: emrûd). faizler. (a. kâinatın mâhiyetini. işkembesini düşünenler. [sayı]. yazarlar. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün].) kırk. galip gelenler. din işleriyle uğraşanlar. namuslular. yıldızlara bakıp da talih bildirenler. vefa sahipleri.i. inanılır. yönler. tabiat sahipleri. karakış. 2.i. fen adamları. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. (bkz: ehl-i şikem).) armut.) armut ağacı.i. sanatkârlar. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet. himmet sahipleri. saygın kişiler. recâ'nın c. işi olanlar.

2.) güzel koku. üstün. yüce. (bkz: ak-dâm. kırmızı kadife. un. (f. üstünlük. erkek adı. pek.s. (a.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı. (bkz: ercümend). erdşîrdârû erec erenbânî erendân er'es erett erez erfa erfa'-ı derecât erfak erfeş (a. râcih'den) daha (en. (a. (bkz: ercmend). pek) yüksek.) baş örtüleri. (bkz: erjen).i.) 1. kadın böşörtüleri. cidal. kızıl şey. 3. tercihe şayan.i.) bot. (bkz: ergavân).i. haysiyetli. (a.i.i.) bot. ricl'in c.i. sonraya bırakılan şey. (a.i.) ayaklar.i. (a.) daha (en. (a.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime. misk. (a. yoldaş olmaya en çok lâyık.s. ve i. 2. [kelimenin aslı "irdeb" dir].s. itibarlı. (a. haysiyetli.b. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir]. perhâş. yabani şebboy. (f.s. (a.s. (f. itibarlı.s.i. acıbadem ağacı.) arkaya. (bkz: eric).ercâ ercah ercahiyyet ercâl ercâlûn ercen erceng ercîl erciye ercmend ercmend-âne ercmendî ercümend ercül ercül-i kâzib ercüvân erd erda erdâne erdeb erdeb Erdebiliyye erdeh erdem erdiye erdiye-i nisvân erd-şîr erdşîr-i ceng erdşîrân.b.) 1. (a. 2. (f. (a. ercâl).) bot.s.) başı büyük.s. (bkz: ervâne).i. (f. (a. ridâ'nın c. en ziyâde yumuşak.) ağaç kurdu. (bkz: kermet-ül-beyzâ).i. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler. muhterem.e. (a. (a.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. koca yarpuzu denilen hoş kokulu. kükremiş cenk ars-lanı. akasma.i.s. çok) rica edilen. (a. anat.) bot. istenilen.i.i. (a.i. (f. muhterem.i. derecelerin en yükseği. tadı acı bir nebat (bitki). uygun.s. 2.i. kocakafa. acıbadem ağacı. .) peltek [adam]. (f.i. aksarmaşık denilen nebat (bitki).) itibarlı. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. ricl'in c.) daha (en. yalancı ayaklar. (bkz.b.) boz. s. koyu renk şal. 2. harb).).erguvan çiçeği.) ayaklar. refî'den) daha (en. cenk eri. (f.) 1. pek) râcih olma. anber.i.i.) bot.) usta gemici. (a. (f. (a. sarmaşık nevinden ören gülü. (i-) l. (f. pek) râcih. seçkin olma.s. erteng). şerefli. (f. (a. kulakları kaba ve uzun [adam].) muharebe.).i. nefsî isteklerine düşkün olan. (bkz: akdâm. seçkin.) çürük şey. hindistan cevizi. (a. (f.) bot.zf. (bkz: ceng. öfke. kahır. şerefli bir kimseye yaraşır yolda. (f.) şerefli. (bkz: ertel). sof. ercül).) 1. savaş.

b. en ferahlı yaşayış.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. (f. merhametlilerin en merhametlisi. (bkz. sayılar.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek. ekinci. (f. erîsî eriş erjen erjeng erk erka erkab erkâh erkâh-ı rehâbîn erkam erkam-ı arabiyye erkam-ı aşere erkam-ı cümel erkam-ı dâlle erkam-ı dîvâniyye erkam-ı gubâriyye ("ga"lar uzun okunur. (bkz: erec).i. (f.c. kızmış.s. rakam'ın c. f.s. bilek. akıllı. (bkz: serîr). (a. çok) rahîm.) 1. (f. ("ka" uzun okunur.s.) zekî.s. ["ergenûn" un muhaffefi]. a. 2. rahîs'den) daha (pek.) sığınılacak yerler. güzel ve parlak kızıl.s.b. rahm'in c. (f.s. (f.) el değirmenleri. erâik). su akıtmak üzere açılan yol.) güzel koku.i. öfkeli bakış.i. (f. uykusuzluk hastalığı.s. ebced hesabı. rahîm'den) daha (en. olgun [adam]. (bkz: erteng).) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua.i. irb'den) akıllı.i.) hiddetlenmiş.i-). taht. arslan]. uslu. uyanık. 2.) hek.i. misk. akrabalar. (f. satılan eşyanın en ucuzu. en. oynak ve hızlı giden at. merhametli. (a. 2. (f.b.) sert başlı. acıbadem ağacı.) çiftçi.) erguvan çiçeği renginde. rehâ'nın c.) hiddetli. (bkz: haris).b. (f.) hâli vakti çok iyi olma. ırmak. rükh'ünc. oturdukları yerler. bot. (a. (a. (a. ergab. (bkz.s. 2. hısımlar. resimler.) erguvan renginde olan.erga.i. Allah.s. (a. bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi. anber.s. (a. (f. engavân). akıllı fikirli ve edepli [kimse].) boynu kalın [adam. org. (f.i. öfkeli. (bkz: erîke-pîrâ).s. hırslı. zekî. (f. ergavânî).) 1.s.) 1. (f. erîbe erîb ü edîb erîc erîke erîke-ârâ erîke-nişîn erîke-pîrâ erîr erîs erîs.) muz.i. öfkelenmiş.) 1.i.s.i. ses. ark.) yazılar.i. bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar.(bkz. a. şaraba düşkün olan sarhoş.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. (a.i. 2. endaze. ("ka" uzun okunur. . ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. (a. haykırış. (bkz'erîke-ârâ). (a. Arap rakamları. (f. dere. (bkz: rusug). birden dokuza kadar olan sayılar.) l.s. çok) ucuz.i. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara. ergav ergad ergande erganun ergavân ergavânî Şarâb-ı ergavânî ergide ergîde-nigâh ergun enguvân erguvânî erhâ erham erham-ür-râhimîn erhâm erhas erhas-ı es'âr erîb .s.) tahtta oturan. (a.) ercen).) pek yüksek. en yukan. döl yatakları.s. pek. arşın.i. [kilisede] papazların sığındıkları. (a. zeyrek. (a. sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar. (f. erguvan renginde kırmızı şarap.

ermâ' (a.) bıçkı. ermedâ (a. 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı]. erre (f. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. reisler. ermân-hâr (f. (Zeyçlerde kullanılırdı. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler. esaslar.) sallar. 2.s. hediye). erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed. "erâmil" kullanılır]. 1) müşebbeh [benzeyen].) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler. ermagan (f.c. destekler.) 1. [sıcak memleketlerde. erkân-ı salât namazın rükünleri. istek. ermele (a.) 1.i.) gündelikçiye peşin verilen ücret. pişman olma. gözü ağrıyan [adam].) ateş külü.) misvak ağacı.) armağan.i. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler. ermed (a.i. yöntem. 2.) mızraklar. (bkz: emrûd). erâmil. subaylar grubu. ernıân (f.) zool. [dâima c. pişman olan. 2.i.i.) 1. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler]. erneb (a. burun ucu. remes'in c. erkân (a.) fesatçı.i.) Keykubât'ın dördüncü oğlu. genelkurmay.c.) yerinen. rükn'ün c. (bkz: arbûn).i.)]. yalancı [adam]. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli]. (rumh'un c.i. ermâh (a.s.i.) çürük kemikler. subaylar. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam.i.i. kül rengi.i. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed. kurmay subay. arzu. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı. erânib) zool. müzevir.s.i.c. 3 yol. remh'in c. ermiye (a. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı]. ermîde (f. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır. ermûd (f. erke (a. Ermîn (f. (bkz: bergüzâr. darbeler. direkler. sakin. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil]. usûl.s. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime]. âdâb. ernebiyye (a. errâc (a. hediye. [dest-erre = el bıçkısı. Ernevâz (f.) armut. rimme'nin c.i. ermûn (f.i. ermâm (a. destere. sütunlar. ernebe (a. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri.h. erânîb) anat. gri. tavşan.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. destere].i. erâmile) dul kadın. 2.) 1.h. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir. süngüler. (bkz: minşâr).s. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen]. yerinme.) dolu yağdıran kasırga bulutlan.) durmuş. 1) müsteâr [kendine benzetilen].b. remî'nin c. erkam-ı Hindiyye .i. en çok Yemen'de yetişir].s. ermâs (a. vuruşlar. tavşangiller.islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı.

(a. (a. (a. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç. (a. (bkz: erett). zayıf [adam].) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon. doğru yola daha yakın. 2. 2. Roma'lı-lar. (a. kongre. melâikeden kinaye olan bir deyim.i.) ruhlar âlemine mensup olanlar. çadırlar.i. f r.c.) cin fikirli [adam]. (a.i. gözetlemeler. l.i. ergin olan.i.i. (a. 2.i. müzik makamlarının ruhları.) meclis.erre-hâne erre-keş er-rızku al-Allah ers ersâd ersah ersen ersûsa erş erş-i gayr-i mukadder erş-mukadder erşah erşed erşed-i evlâd ersem i ertâ ertel erteng erûm erûme erûs erva ervah ervâh-ı habise ervâh-ı latife ervâh-ı makamât ervâh-ı mukaddese ervâh-ı tayyibe ervahı ervâhiyye ervâk ervâm ervâne erveb ervenân (f. son derece cesur ve yiğit [adam]. c. erûme'nin c. (a. (a.) kumaş.i.i. urûş) 1. (a.) 1. zool. reşîd'den) daha (en.s. (a. canlıcılık. bir cins dişi deve. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç. kötü ruhlar.) tabakların. satılık malın.) fels. (a.i. dergi. gözlemeler. rûh'un c.) canlar.h.s. erjeng).) yoğun. hızar. kurultay. (bkz: düğ). 2.s. 2.i. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam]. (a. 2.) nzkı veren Allah'dır. sâk-ı cezri. 2. oylukları etsiz. fık. köksap [lar]. çok güzel [genç]. (f. (f. miktarı muayyen olan diyet.) bıçkıcı.cü. yabani şebboy. (bkz: engelyun.b. (bkz: mücevveze). s. perdeler.) 1.i.s. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet. mecmua. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus. iyi ruhlar. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet.) rasatlar.i.b.i.) 1. (a.c. kan pahası.s. . ıztıraplı [gün]. 2.i. (a.) gözyaşı. hayâtın cevherleri. (a. revk'ın c.i. çocukların en ergini. (a. pek) reşîd. fık. (bkz: erdâne).) 1. değerinden indirilen para.i. erûm) kök. hareket hattı daha iyi olan.) bıçkı yeri. anakök. (f. (f. ar-vana. büyük sarık.bot. kurt. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim]. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam]. sıkıntılı.i. (a. kutsal ruhlar. Arap diyarının dışında bulunanlar. fık. animisme. (bkz: dem'). (f. meta.) l. (a. Rûmîler.) l.) eski zamanda kullanılan kavuk. rûmî'nin c. kusuru dolayısıyla.) peltek [adam]. (f. rasad'ın c.i.) bot.i.dik [ses].

s. (a. daha saâdetli. (f-i-) kıymet. ilâç.i. bot. yenilecek. esâhic (a. uygun.) parmaklar. (f. kadir ve itibar. erze-ger (f. bunaklık günleri. yıldızlar. meç. nzk'ın c. ısbı'ın c. 2.i. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu. erzîde (f. samanlı sıva çamuru.i. doğru.i.ucuz.) pek saîd.) dan [hububattan]. saîd'den.i.i. es'ad (a. esfel'in c.) gayet güzel ve beyaz göz. erzâniş (f. erze (a. pek) sahih. erzîz (f.) ma'mur. daha [en. 3. 4. es'ab (a.) dan ekmeği. metropolitler.) türlü türlü yürüyüşler. sınama.i.) pek aşağı ve bayağı olanlar. sa'b'dan) daha (en. pek) güç. pin. deneme. 2. rezîl'den) 1. esâkıf (a. çamdan çıkarılan zift.) çam ağacı.i.) merhem.). ervend'). erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler.s. erzâl (a. alçak.i. en mutlu. azıklar.i. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları.s. rîfin c. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim.b. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen. esâbî (a. esâbi'-sukur (a. esâbi' (a. ucuzluk.) pirinç [hububattan].s. üsbû'un c. esâfil (a. (bkz: rüzelâ). (bkz.) 1.b. (a. verimli. esâ (a. çok hayırlı. mer-yemana eli denilen bir kök. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık.) 1.i.s. erziş erz erzak . erzen (f.) piskoposlar.i. esâfil-i Şark paryalar.s. liyâkat.i.) hayır ve iyilikler.) parmak üzümü.i. çam. erzân-bahâ (a. yüzsüzler. f r.) kalay. esahh (a.) alçaklar. esâka (a. üsküfün c. lâyık. lâyık görülme. es'abî (a. rezîl'in c. es'ab-ı umur işlerin en zoru. erzân (f--) l.s.i.i.i. yânî yedi parçadan birinci iklim. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen. erzel (a.i.s. eshece'nin c. erzânî (f. zor. ele hürmetle alınan. halkın en aşağı tabakası.i.) 1. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan. erze (f.) yiyecek.) sıvacı.) haftalar. erzenîn (f. içecek. 2. biçilmiş [şey].i.b.) bot.b. 2. değer. tecrübe. pek. içilecek şeyler. (a. düz ve ekini bol olan yerler.s. fasihi "erüz" dür. ervend ervîn eryâf erz. soysuz.) üzengi kayışı. en bayağı takımı. esâfil-i nâs halkın en aşağı.i. esâbi'-ül-azârî (a.) ucuz fiyatlı. soysuzlar. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm]. yerinde. ekvatora yakın olan mıntıka. çok) rezil.(f. 2. sahih'den) daha (en.) pahası kesilmiş. erzel-i nâs insanların en fenası. şeref ve itibar.f. baha.

kunduracılar. namlar.]. olan esmâ'ın c. mitoloji. adlar. (a. (a. ikramiye.i. narhlar. esâsiyye Kanûn-ı esâsî Teşkilât-ı esâsiyye esaslı esâtîn esâtîn-i ulemâ esâtîr esâtîr-i îrâniyye esâtîr-i Yûnâniyye esâtîr-ül-evvelîn (a. eko. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. bir hey'etin ileri gelenleri.i. esre). 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. direkt maliyet.) yiyecek içecek artığı. 2) eko.) eskiciler.i. dip. . üstûre'nin c.i. eko. [müfredi bu mânâda kullanılmaz. (a. eko.i. ism'in c.i. ifâde şekilleri. sırr'ın c. (bkz: zâten). (f. (a.). (a. esirlik altında. (a.i. (bkz: üserâ). (a. 2.t. (a. 2.i. ilâve.). Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri. kulluk. harp esirliği.) sağlam.s. ulufe defteri. isnâd). esasla ilgili. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet.) uydurma hikâyeler. (a. Anayasa. temelinden. su'r'un c. kölelik.) esirler. 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi. masal nevinden şeyler.s. esirlik. eko. esâsât) 1.i. esâs'ın c. üstüvâne'nin c. avuç ve alındaki çizgiler. (a. (a.i. olan esrâr'ın c. (a. (a. doğru. fiat-lann yüksekliği.) 1. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. (a. ilk zamanlara ait masallar.i. eskefin c.) 1. bir takımın. îran mitolojileri. Yunan mitolojileri.zf. gerçek. kendiliğinden. 2. tutsaklık.) döşeme. (a.) yeniçerilerin kaydı.) satılan şeylerin bilinen fiyatları. esîr'in c. köleler. (bkz: esma'). Anayasa. kök. sahîh).) göz ucu ile bakma.i.i. tarzlar. isnâd'ın c. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem.) usuller.esâkit esâlîb esâme esâmi esânîd es'âr Galâ-yi es'âr es'âr esârâ esâre esaret Taht-ı esaret esâret-i vicdâniyye esârîr esâs esâs-ı beyt esâs esâs devre esâs fıat esâs mâliyyet esâs mevduat esâs sermâye esâs ücret esâsât esâse esasen esâsî.s. üslûb'un c.) esâsından. yüz güzelliği. sı'r'ın c.i. eko. (bkz.) esaslar.i. (a. minder gibi ev eşyası. tahsisat. (bilginlerin) ileri gelenleri.) asıl ve temele mensup. vicdan esirliği.c. ev eşyası. âlimlerin. temel. yalanlar. eko.) 1.). hüküm altında bulunma. aslından. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. 2. yollar. (bkz: hakîkî. asıl. (a. fiatlara esas olarak alınan unsur. esîre. (bkz. (a. doğruluk. üstüvaneler. köşkerler.i.

hakiki.i. 2 . üstâz'ın c. çok daha evvel olan.) üstatlar. beygirler. (f. esâvire esâvire-i murassaa esâvir-i nisvân esb esb-i sabâ-reftâr esb-i tâzî esbâb esbâb-ı cefâ esbâb-ı feshiyye esbâb-ı hakikiyye esbâb-ı matlub esbâb-ı mucibe esbâb-ı muhaffife esbâb-ı mücbire esbâb-ı müşeddide esbâb-ı nakziyye esbâb-ı sahîha esbâb ü efâil-i a/.) at hırsızı. sevâd'ın c. ustalar.b. mûsiki. bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler. at koşturacak meydan. (a. 2.) kadın bilezikleri. zorlayan. ustaları.s. (f. at koşusu. (a. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır].i.) karnıyarık denilen tohum.i. kuvvetli.) 1. öncekinden daha önceki. sıbt'ın c. her şemsî ayın 18 inci günü.) atlar.b. huk. sebeb'in c.) ata binmiş. (a. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu.i. (f. (f. kadınların yüzlerini kapadıkları tül. (a. (elhan üstadları) mûsiki üstatları.i. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. Arap atı. İsrâiloğullan.s. (f. (f. cumartesiler.) uzun bıyıklı [adam]. (a.s. (a.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit. 1.îme esbak esbân esbân esbât esbât esbât-ı benî isrâil esb-efgen esbel esb-engîz esbgul esbîl esb-rân esb-rîz. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler. işlenen cürmü hafifletici sebepler. olan "esvire"nin c.i. gerekçe. 2. daha eski. yel gibi seyirten at.i. beygir.) at. lâzı-malar. "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı. kadın bilezikleri. esâtize esâtize-i elhân esâtize-i mûsiki esâvid esâvir. cefâ sebepleri.s. rahatlar. huk. cenk eri.) mahmuz. mızmar).i.b. güçlü. 2 . geçmişten önceki.) vâsıtalar. gerçek sebepler. pırlantan bilezikler. savaş meydanı.s. at koşturan. evlât ve torunlar. mücevherli. peçe. .s.esâtîz. 3. müzik üstatları.b.i. huk. (bkz. huzurlar.i. (f. sivâr'ın c. (a.i. (f. büyük işler ve sebepler. Arttırıcı.b.) 1. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. doğru sebebler. -rîs esb-süvâr esb-tâz (a. (f.i. icbar eden sebepler.) 1. ["gül" kulak manasınadır. (bkz: feres). [Yahudiler]. 2. 2.i.) siyahlıklar. sâbık'dan) 1. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır].) at süren. esb'in c. (a.) 1.b.b.) 1. sebt'in c. karalıklar. kuvvetlendirici sebepler. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler. at koşturucu. (f.

[eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı.) 1. pek.i. 2. düşmana karşı gidişler. (a. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. leys.i.i.i. (bkz: dırgam. sefer'in c. şaşkınlık belirtisi. gam. telaş belirtisi. eserî esfâ esfâr esfâr-ı bahriyye esfâr-ı baîde esfâr-ı bihâr esfâr-ı haşire esfâr esfât esfel esfel-i sâfilîn esfeliyyet (a. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç. nişan. 2. 6. (a.) ed. Lât.s. (a. çok) yaşlı.) serçe kuşu. eslâl. (a. (bkz: esi).i. doğru. mevzun nesirler. şîr). [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır]. sukamışıgiller. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. astr. (a. çalışarak meydana getirilen eser. (a.i. Alî. haydar. (a.f.) acıklı. bot. (a. candan [kimse]. çok) sâdık. Ali. tasa.) sedefler. basılmış kitap. secel'in c.s.i. hüzünlü.b. vakayi kitabı. yolculuklar. (bkz: esfâr-ı bahriyye). ciltler. çok bayağı.f. (bkz: usfûr). te'lif. (a.) aşağılık. 2. kıç. (a. iz. en sefil. sec'in c.i. asar) 1. pek aşağı. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz.) acıma. üsel) bot. (a. 2.) içi su dolu kovalar.) esef eden. sefet'in c. yaşlıların en yaşlısı. 3. içdenizlerde yapılan seferler. hayat. canlılık alâmeti. 2.) 1. yola gidişler. en temiz. bir kimsenin meydana getirdiği şey.i. s. gazanfer. san'at eseri. hayırlı iş. l. (a.) sepetler.) büyük kitaplar.c. f r. hadîs-i şerif.) 1. 2. (a. (Allah'ın galip arslanı) Hz.s. f r. alâmet. typhacees. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse].s.) 1. uzak seferler. (a. icat mahsûlü. objet d'art. yolculuklar. pek.c. zool. (a. inci kabuklan.i. târih. arslangiller.i.s. (a. le Lion. (a. 4. 5. fr. keder.s. Güneş'in. cehennem. Leo.i.) 1. netîcesi.) en saf. arslan. deniz seferleri. te'sir. (a. hizerb.i.i. 3.i. hüzün.b.escâ escâl esdâf esdak esed esed-ullah-il-galib esedî esediyye esef esef-hân esef-nâk eşele esen esenn-i şüyûh eser eser eser-i cedîd eser-i hayât eser-i hayr eser-i hayret eser-i îcâd eser-i mesaî eser-i san'at eser-i telâş esere. makat. sedefin c.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası. (a. (a. sifr'in c.) daha (en. deniz seferleri.) daha (en. aşağı [taraf]. . hizber. acıyan.

[Yemlîha. eshâb-ı rivayet rivâyetçiler. [müfretsiz cemidir]. eshâb. eshâb. (bkz: sâhib). emlâk mal. (bkz: gûnâ-gûn). Mislînâ. eshâb. eshâb-ı kiram Hz. mülk sahibi olan kimseler. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler.s. Mekselînâ. ruvât).intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. 2. Muhammed'in yakınları.i'tibâr itibar gören kimseler. eshâb-ı kibar Hz. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler. Kefeştatayyuş. cahîm Cehennemlikler. eshâb-ı kubur ölüler. eshâ' . eshâ' (a. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. eshâb. eshâb-ı matlûb alacaklılar. Şâzenûş. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. Yahudi kavmi. cömert.(a. cumartesiye bağlı olanlar". zebaniler. eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. sâhib ve sahb'ın c. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. eshâb. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. (bkz: râvî.c. eshâb (a. sahî'den) daha (en. sahipler. eshâb. ferâiz huk. eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. çok) sahi. zenginler.s. Muhammed'in seçkin. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler. devlet 1) servet sahipleri. îtibarh kimseler. eshâb.s.idare idare adamları. pek. eli açık [kimse]. mâlik ve mutasarrıf olanlar. değerli dostları. eshâb-ı akar gelir sahipleri. eshâb-ı amal aç gözlü. Debernûş. hırslı kimseler.kalem me'murlar. eshâb-ı servet servet sahipleri. [bunların bâzı kaynaklara göre 305. Muhammed'in sahabeleri. cennet Cennete gidebilecek olanlar.inziva inzivaya çekilenler. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba).güzîn Hz. (bkz: Sebtiy-yûn). türlü türlü.) rengârenk. 2) i eri gelenler. Hıristiyan askerler. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor]. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. Kıtmîr (köpekleri)]. becerikli kimseler. arkadaşları. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. Mernûş. zengineshâb-eshâb-eshâbler. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese.hayr hayır sahipleri.) 1.

pek) kolay. gamlı. tımar ve zeamet sahipleri. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. (a.s. sabah vakitleri. hisse senetleri ve tahvilleri. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır].i. paylar. mübarek. tarihçiler. 2.s. kederli. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. (a. fr. sabahlan esen rüzgâr. (a.) 1. (a. idareciler. açıkgöz [adam]. (a. bahar sabahlan.s. 2 doğru şey. Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. eli açık olanlar. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. tedbirli kişiler. (o. "kılıç adamları"askerler.) becerikli. (a. özürsüz olanlar. halka borç karşılığı olarak. ince deriler. (a. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. sihâ'nın c. nasipler.) 1. içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler.) vücûdu sıhhatte bulunanlar. verdiği senetler. hisseler. Tanzimat sıralarında devletin. dolgun ve parlak [yüz]. beyin zarlan. bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. tar.i. 2. 3.) cömertler.s. oklar.eshâb-ı Suffa eshâb-ı süyûf eshâb-ı tahrîc eshâb-ı tedbîr eshâb-ı temyiz eshâb-ı tercih eshâb-ı tevârîh eshâb-ı timâr eshâb-ı yemîn eshâb-ı zeamet eshâb-ür-re'y eshâb-ür-rakîm esham eshâm-ı umûmiyye esham ve tahvilât eshâr Nesîm-i eshâr eshâr-ı bahar eshed eshel eshel-i tarîk eshel-i umur eshıyâ eshiye esîf esihhâ esîl Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar. tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler.s. sahî'nin c.s. kehfin bulunduğu dağın. . actions. (a.) esefli.) 1. büyük tımar sahipleri. uzun. târih yazarları.) sabahlar. sahîh'in c. kutsal kişiler. işlerin en kolayı. borç alınan paraya karşılık senetler. en kestirme.i. seher'in c. isimleri ve nesepleri yazılan levha sahipleri. en çıkar yol. huk. sehl'den) daha (en. [bir tefsire göre de "rakîm". sehm'in c.

s. kapının basamağı. en ağır. sakam'm c. (a. tutsaklık. (a. üçtebir parçalar. pek) sakil. harp esiri. esâkif) eskici.s.) eşik. sinân'ın c.s. sakil'den) 1. can sıkıcı.) 1. (a. ("ka" uzun okunur.) bot.i. hizmet esiri.esîl es'ile esîm esîne esinne esîr esîr esîr-i aşk esîr-i fırâş esîr-i harb esîr-i hizmet esîr-i sâfiyyet esîr-i turra-i canan esîre esîrî esîrî esirre esîr-ül-Hind esîs eskal eşkal eskam eskam-ı demeviyye eskef eskefe esi eslâf eslah eslaha-k'Allah eslâl eslâs esleb eslem eslem-i turuk eslenc esliha atîka câriha esliha-i cedîde esliha-i hafife esliha-i nâriyye (a.i. 2. geçmişler. hâl). sevgilinin perçeminin esîri (a. (a.i. (a. köle. sıkal'ın c. suâl'in c. 3.) üçtebirler. saflık esiri. esele'nin c. iyi. (f. yatalak. tüfek ateşli silâhlar. aşkın esiri. kama ve şâire gibi].i. a.i.s.i. tutkunluk. (a. eski silâhlar. illetler. eşele). kabahatli. uçacak gibi hafif. (a. ulama yonca. kunduracı. (bkz: esâre. aşka tutulmuş.i.i. bileği taşlan. (a.c. 3. karaılgın ağacı. 2.) bot.) hastalıklar. kölelik. sâlih'den) daha (en. südde). (bkz. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden.i. tartısız. kulluk. . 2.) esirle ilgili.). asıl. "tutsak. (a.i. cerh edici. kul. kan bozuklukları. köşker.) tahtlar. en doğru yol. (a.i.i. savaşta düşman eline düşen kimse. en emîni. 2. yalın kat tasma. (a. (a. karaılgın ağaçları. a.s. ağır şeyler. suçlu [kimse]. 2. selefin c.i. armağan olarak verilen şey.). silâh'ın c. yalancı. sâlim'den) en selâmetli. 2. yaralayıcı silâheslihalar. ("ka" uzun okunur. (bkz. 3. çerçöp. serîr'in c. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan. esl'in c. dertler.b.) şerefli ve otoriter [adam]. (bkz. (a.i.) 1. kirişin bir katı. şarlatan [kimse]. (a. oturacak yerler.i. (a. (a. (a. (bkz. (a.) 1. en çirkin. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben.) bot. yolların en selâmetlisi.) günahkâr.s. üserâ) 1. silâh). Allah seni ıslâh etsin. atebe.c. kaba.) ağır yükler.i. süprüntü. (a.s. [kılıç. yerde sürünerek açılan yonca.) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen. en emin. (a. yeni silâhlar.i. hançer. vurgun. esre). hafif silâhlar [tabanca. (a. pek) sâlih. fizikçilere ışık.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar. düşkün.) 1. yerlerine geçilen kimseler. en doğru. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. süngüler. süls'ün c. daha (en.i.s. (a.) esirlik. (bkz: emraz).) sorulan şeyler. fizy. moloz. kılıçlar. en sağlam.i.

esmed (a. Lâtif. mürîf. Mütekebbir. Mukad-dim.) en semahatli. esnâ-yi harb aşk. esma' (a. Azîz. malacoplervgiens . Ganiyy. cinsler. esnâ-yi tesâdüm aşk. savaş zamanı. Metîn. semî'.) 1. Rahîm. vakit. (bkz: âlüfte. Bedî'. Celîl. kulak esmah -J (a. esmâk dlu. Bakî. Mübdî'.i. Selâm. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. antimon. Müheymin. Vâsi'. esna (a. Müteâlî. Mukıyt. Mucîb. Evvel.) "efdal" gibi "bülent. müsademe sırası.l (a. Mâni'. Kuddüs.) kulaklar. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. Reşîd. Mugnîy.]. Basit. hikâyeler. Rezzak. Hakk. Muîd. Afüvv. aşüfte. Vedûd. Hakîm. Zahir. Aliyy. sürmetaşı. hîn). Vâlî. çok eli açık. kıymet(Ier). Mecîd. Kabız ("ka" uzun okunur). Kerîm. esmâr-ı münferice bot. Musavvir. esmâr (f. açılır yemiş. simer'in c. Şehîd. Hafız.) bedel(ler). esnâ-yi râh yolda giderken. sıra. Kahhâr. Melik. Muktedir. çarpışma zamanı.i. Nâfi'.i. çeşitler. Bâis. Vâris. yemişler. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. Basîr.s. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. (yedi ad) [hayy. namussuz kadın. Kaviyy. esmer-ül-levn karayağız. Hasîb. Gaffar.) kaba tutya. zâniye). Ehad. müfret gibi kullanılır]. Azîm. sem'in c. Râfi'. aralık. Rahman. Habîr. fr.) meyvalar. Fettâh. Bârî. alîm. [bizde. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. Berr. Muahhir. [top gibi].i. Halîm. kıssalar.) balıklar. Dârr. Hayy. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan. yürürken. esmâk-i azmiyye zool. semek'in c. Kadir ("ka" uzun okunur). Kayyûm. esliha-i sakile esmâ-i seb'a . 2. Mü'min.i. Veliyy. mütekellim] yerine kullanılan deyim. esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. semer'in c. semen'in c. esnaf (a. esman (a. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse].ağır silâhlar. Âhir.) [bizde kullanılmaz] ara.s.) bot. mersin ağacı. nevîler. Alîm.s. Muksit. kategoriler. Esmâ-yi Hüsnâ. Cami'. savaş sırası. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an. karayağız. Muhsî. Nur. fahişe. esna' (a. Vâcid. esmâr (a. Vehhâb. uygunsuz.(bkz: hengâm. Sabûr. Hâfid. yüksek" [şey]. yumuşak yüzgeçliler. Samed. Hakem. siny'in c. Şekûr. zümreler.i. Kebîr. kadîr. basîr.) buğday renkli. Semî'. kemikli balıklar. değer(ler). Cebbar. Muizz. Gafur. Tevvâb.) gece masalları. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. Mâcid. açılmaz yemiş. çeşitli meyvalar. Hâdî. Halik.i. Muhyî. Bâtın. Hamîd. 3. sınfın c. Mümît. Müntekim. Mâlikü'1Mülk. esmâr (a. Vâhid. esmâr-ı gayr-i münferice bot. Ra'ûf. Rakîb. Vekîl.i.i. Muzill. esmer (a.

sitr'in c.b. (a.s.i. dişleri dökük kimse. kurra seneleri.i. [sulh ve selâmet].) 1. suretler. (a.i.i. (a.cü. sabır.f. (a. (bkz: esîre.zf. uyunacak ve istirahat edilecek yer.i. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır. kökler. (a.) üstübü denilen keten tarantısı.i. yaratılış gününün sırlan. Hint kenevirinden çıkarılan. kemik. güzelliğin sırlan. çok) serî. anat. hiç bir zaman.b. esâre). (f. küçük azıdişleri.i. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler.) kara günlük ağacının zamkı. kulluk. mahcûbediyorsunuz. (a. (a. 2. (a.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır.esnâh esnâh-ı rieviyye esnam esnâm-perestân esnan esnân-ı hilm esnân-ı katıa esnân-ı askeriyye esnân-ı nâbiyye esniye esniye-i seniyye esr Kayd--ı esr esra' esrar esrâr-ı derûn esrâr-ı Elest esrâr-ı hafiyye esrâr-ı hüsn ü ân esrâr-âlûd esrâr-engîz esrâr-keş Esrâr-nâme esre esrem Esrib es-sabru miftâh-ül-ferec e-s-salâ e-s-selâm esta' esta be estağfiruilah estân.i.s.cü. (bkz: bagl). dizileri.f. Hıristiyanların taptıktan heykeller. çürümüş ağaç kökleri. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler.b. (a. sırr'ın c. (bkz: Elest). pâdişâhı medhetmeler. (a.i.i. kısır kadın.) yazı sıralan.f. (a. (f. sitayişler. sanem'in c. (f. kesici dişler.) l çekirdek.i. yaşlar.s.) asıllar. estâne estâr estâr estâr-ı kitâb estarek esteh ester ester esterven (a.i. esrar tiryakisi. saklanan sırlar. anat. (a.) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri. [kelime.i.) putlar. dişler. övmeler. akciğer petekleri. puta tapanlar.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim. esrar kullanan.) katır. (a. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan]. ["sütûr" daha çok kullanılır].i. pek. seri'den) daha (en. senâ'nın c. (bkz: Yesrib). (a. esirliğe düşme. (a.) esrar çeken.b. rica ederim. Elest gününün. başkalanndan gizli tutulan. (a. satr'ın c. sinh'in c.) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi. akıl dişi. kitap satırları.) örtüler. (bkz: heste). çabuk.) selâmlar.s. 2. hayırdualar olsun.) esrarlı. gizli sırlar. 3. (a. bir adamın. tutsaklık. sinn'in c. . hâşâ. (a. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir. yirmi yaş dişi. (bkz: sütûr).s. bir şey değil" mânâlarına kullanılır.h.f. müfret olarak kullanılır]. (bkz: sütûr).b.) 1.) sırlı.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı. (a. 2. aklın eremiyeceği işler.) dişi kınk.) esirlik.s.) medihler. gizli. perdeler. anat.s. (a. (bkz: ensâb2).

[bizde "süyûf daha çok kullanılır].s.) giyimler.) sesler. (a. (a. (bkz: süyûf). (a. eşâire).".s.i. sevb'in c. (a.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. pazarlar.i. gövdeler. bez tüyler. (a. bot.(Lâtifi)]. pek) şecâatli. sâ'ın c. siyahlıklar. kara. seyh'in c. en müşabih.s. en şomlar.) en uğursuzlar. (bkz: en-dâd).i. kederli. 2.) pek çabuk eseflenen.i. şibl'in c. (a. (bkz: eşâire). üşâbe'nin c. (a. sadâlar. (bkz. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar.) "iki siyah"yılanla akrep. hayaller. giyecek şeyler.) kılıçlar. (bkz: Mâtürîdiyye). eş'arî'nin c. savt'ın c.) pek yalancı ve günahkâr [adam]. sevâd'ın c. üzüntülü [adam]. 2. karaltılar. esûf). sevâd'dan) siyah. . emici kıllar. kömür konulacak yer. akar sular. şarap kadehleri. misiller.i. çizgili elbiseler.).s.) arslan yavruları.s.) kıllar.i. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. koyun yünleri.) kömürlük. en iyi. vücutlar. (a. (bkz: âşâm.) 1. sûk'un c. (a. (a. elemler.s.i. pek benzeyen. şecen'in c. hi (a. (a. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri. (a. kaleler. (bkz: nazm).c. 3. en güzel. (a. (a.b. çok mal[lar]. 2. vezinli ve kafiyeli sözler. seyfin c.s. tasalar. alışveriş yerle1. si'r'in c. 2. cisimler. ziyafetler.) hüzünlü. (şa'r'ın c. cins bozukluklan.) 1.i. şâir'den) en.s. (a. zamanın en iyi şiir söyleyeni.) dinde meşhur.) ri. sü-veydâ-ül-kalb). 2. şebîhden) 1. nazîrler. (a.i. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir].s.) kanşıklıklar. (a.i.i.) gamlar. uzaktan görünen şeyler. eş'em'in c. imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar. sûr'un c. (a.) [halk "sof" der]. karaltılar.). karalıklar.) 1. hayvan[lann] sesleri. (a. şecî'den) daha (en. daha güzel şiir söyleyen. (a.esûf esûnı esvâ esvâb esvâf esvâk esvâr esvât esvât-ı hayvanât esved esvedeyn esved-ül-kalb esvef esvide esyâf esyâh eşyan Eş'ab eşâib eşâim eşâire eşâm eş'âr eş'âr-ı guddeviyye eş'âr-ı mümisse eş'ar eş'ar-ı nâs eş'ar-ı zentân eş'arî eşbâh eşbâh eşbâl eşbeh eşbû eşca eşcân (a.) 1.) şarlar.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey. şahıslar.i. (a. (f. (a. ölçekler.s. bot. benzeyenler. halkın en iyi şiir söyleyeni. şibh ve şebîh'in c. büyük kapılar.i.c.s. kut-i lâ-yemût). (bkz: esvef). 3.s. (bkz: süyûh). 2. en cesur ve yiğit. (a. sûfun c. (a.i. (bkz. şebâh'ın c. çukur yerler. 2. eşler.i. (a.) 1. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. (a. kederler.i.s. çarşılar. (f. (a. sıkıntılar.i. 2.i.) 1.h. yüreği yufka. kederlenen.

istekle yenilen [şey]. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de. şüfr'ün c. fazla tered-düdeden. (a. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. kavun ve karpuzun hamı. çok işi olan. 2.s. eşhâ (a.) çolak [kimse]. dırgam). şefîk'den) 1. eşhâr (f. (bkz. eşgal (a.) 1. erkek adı. meşgul'den) daha (en. (bkz. tanıklık ediyorum" mânâsına. tanınmış kimseler.i. şedîd'den) daha.) 1. soğuk [gün]. pek) uğursuz.s. şom. şîr. ters giyilmiş elbise.b. eşfâk (a. çok iyi tanınmış. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. 3.). eşher (a.s. çok merhametli. (a. pek meşhur. Besûs'tan daha uğursuz.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval. esed. i. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı]. eşhâd (a.). 2.) aylar. pek. eşhürün ma'lûmât (a. [Arap atasözü]. (bkz: besûs). eşfak (a. arslan. gazanfer. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev. eşfâr (a. pek fazla sevilip beğenilen. kır at. en zorlu ihtiyaç. eşfâ (a. (a. şerîr'den) daha (en.) en şifalı [şey]. kirpik yerleri.) l .b.i. çetin ve sert. pek) meşgul. eşhedü (a. "şehlâ" dır]. cem'an 70 gündür]. s. eşhel (a. şahs'ın c.b. meyva ağaçlan. (a. beyaz. bu mânâda kullanılmaz]. daha.i. şehî'den) en çok.) şefkatler. (en.s. (en. 2. bahçenin ağaçlan.s.) doğru söz söyleyen. (a. ela [müen. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle.) göz kapağının kenarları. kimseler. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim.) koyun gözlü. kalye taşı denilen radyom hamızı. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c. eşheb (a. en şiddetli ceza. n. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri. pek) şiddetli. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. pek) şefkatli. .s. şehîr'den) en şöhretli.c. i. nisadır. (f. şehr'in c. eşhür-ül-hacc).) çok şek sahibi. çok) şerir.i. 4.i. eşhür-ül-hurum (a. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler. ela gözlü [adam].eşcâr eşcâr-ı bâg eşcâr-ı müsmire eşdak eşedd eşedd-i ihtiyâç eşedd-i mücâzât eşekk eşell eş'em eş'emü min Besûs eşen (a. şecer'in c.i. kırmızı ile kanşık koyu mavi.s. şevâhid. şerli. merhametler. acımalar.i. kelek. şâhid'in c.s. eşhür (a.i.) ağaçlar.) islâm'dan evvel. güç iş. Zilhicce. şehâdet'den) "şahitlik. kişiler. (bkz. [müfredi. eşhas (a. Muharrem ve Receb" aylan.s.s.s. eşerr (a. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler. 2. şühûd).s. c.i.s. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen. eşâim) daha (en.i.) adamlar. eşhür-ül-hacc (a.

b. pek) şakî. .i.b. (a. kat.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep. sevinçten dökülen gözyaşı.) pek sevinçli. (a. (a. savaşan yiğitler. (bkz.) yaş döken. (a.s. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri. teessürden akan gözyaşı.s.b. şuâ'ın c. (f. al renkli [at]. 3.s. (f. rayons medullaires.s.) gözyaşı döken. sakalına kır düşmüş olan.) aydınlıklar. 2. (bkz: eşk-rîzî). deneme. kaygı. sevinçten dökülen gözyaşı. (a. haydut.b. kızıl donlu [hayvan]. 2.s.b. (bkz: dem'. Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan. pertev. fr. kırmızı yüzlü [adam].) gözyaşı döken.) gözyaşı yağdıran. şekl'in c. eşk-rîz).f.i. (a.) at kişnemesi. (bkz: sahîl). aynlıktan dolayı akan gözyaşı sevinç ile ağlayış. eşkûb eşk-ver eşkyûd eşmat (a. hasretten.) daha (en. öz nşınlar. (bkz: eşk-bâr). nazım şekilleri.b. (f. (f.s. (f. eşkar).i.s. çok ağlayan.) ağlayıcılık. tavan. ağlayıcı.) 1.i. kızıl donlu [hayvan].) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi. cehdeden.s.h.s.) dağ hırsızlan. eşrar eşk eşk-i mescûm eşk-i sürür eşk-i şâdî eşk-i şîrîn eşk-i şekkerîn eşk-i tahassür eşk-i tarab eşk-i teessür eşk-i telli eşka eşkah eşkâl eşkâl-i hayât eşkâl-i hendesiyye eşkâl-i müteşâbihe eşkâl-ı nazm Eşkâl-i Zemân eşk-âlûd eşkar eşk-bâr eşk-bârî eşk-efşân.) ağlayıcılık. fesat karıştıranlar.i. 2. ("ka" uzun okunur.s.s.) gözyaşı dökü-cülük. (f.s. (f.) biçimler. aydınlık veren. ziya'). şerir'in c. eşk-efşânî.i. (a.i.b.) şiddetli davranan yiğitler. şakî'nin c. tasadan doğan gözyaşı. (f.s. -feşânî eşkel eşkel-ül-ayneyn Eşkeş eşkıya eşk-rîz eşk-rîzî eşkû. bot. (f.b. iki gözünün akı kızıl olan. dökülmüş gözyaşı.) saçına.) gözyaşı. (bkz: eşk-bârî). hayâtın şekilleri. ağlayan. a. şedîd'in c. (a. benzer şekiller. kırmızı yüzlü [adam].) gözü yaşlı. (f.s. edepsizler. (bkz: eşkah).i. 3. ışıklar. keder. sevinçle ağlayış. (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. (f. sevinç gözyaşı. sevinçle ağlayış.) 1. ağlayış. tabaka. (f. tarzlar.s. çok ağlayan.i. (bkz. haydutlar.s. sevinç gözyaşı. haşarılar. ışık dağıtan. (bkz.) azılılar. kötülük edenler. sevinç ile dökülen gözyaşı.eşi'a eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb eşi'a-yi hûrşîd eşi'a-yi muhiyye eşi'a-pâş eşiddâ' eşiddâ-yi mücâhidin eşîha esir eşirrâ. geometri şekilleri. mat. ed. al renkli [at].) nur.b. (f. tahassürden. (a. ağlayıcı. sirişk). Güneşin ışıklan. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler. suretler. (a.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam].) 1.

(a. (a. dikenler [bitki]. Hydre. i. (a. pek) şerefli. (a. ileri gelenler.) inci gibi.eşmel esna esna esne eşneb eşraf eşrâf-ı belde eşrâk esrar eşrât eşrât-ı saat eşref il eşref-i mahluka eşref-i saat Eşref eşrefi eşrefiyye esrem eşria eşria-i süfün eşribe eşribe-i bâride eş-Şücâ eştâd eştât eştât-ı ulûm eşvâk eşvâk eşvât (a. şerîk'in c.) ağaç yosunu. 2.i. şerifin c. sıçrayışlar. . (a. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç.i. arkadaşlar.i. (a.s.) alâmetler. şerâb'ın c. Hydra. şirâ'ın c. şenî'den) daha (en.h.i.) takımlar.s. (a. kaplayan. neşveler.) eşrefe ait.) 1. şevk'in c. içkiler.) l. (a. erkek adı. şerefli.i. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür. çok şümullü olan. Iranda Yangın Var. şevk'in c. fesat karıştıranlar. şarat'ın c.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur. bot.h. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı.s. Külliyât-ı Eş'âr. pek.i.s.s. yüzgeç. daha (en. gemilerin yelkenleri. yüzücü. şerîfden) 1. 1911). o güne me'mur sayılan melek. memleketin ileri gelenleri. (a. onurlu. şâmil'den) daha (en.s.) ortaklar. istekler.i. (bkz: eşirrâ). (a. fr.s. şetît'in c.i. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz]. sınıflar. (a. 2. pek) şâmil. (a.) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı.i şavt'ın c.) şerirler.s. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir].s. (a. soğuk içkiler.) şiddetli arzular. beyaz dişli [adam]. neviler. eşrefle ilgili.) güneş ayının yirmi altıncı günü.) astr.) şeref ve îtibar sahibi kimseler. hek. istimdat. (f. 2. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur. edepsizler. (a. çok kıymetli mücevher. çeşitleri.h. (a.) burunsuz. 1846.) yelkenler. (a. 2. Eserleri Hasbihal. kemiklerin uzamaları. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. uğurlu ve mesut saat. (f.i. çeşitler. kötü ve çirkin. şerîr'in c. (d. 3.) içilecek şeyler. (a. ö.i. fırkalar. çok) şeni'. (mahlûkların en şereflisi) insan. fena. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. azılılar. ilimlerin nevileri. kötülük edenler. Deccâl. burnu kesik [kimse]. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır]. kıyamet alâmetleri. (a.) l koşmalar.s. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır.i. lât. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. 2. (a.

her iki ayak. (a.s. cemâatler. çiçekler. hayvanın iki art ayağı. (a.s. (a. çiçekler. (a. tarafın c. yardımcılar. (a. yeni yetişen.s. tâbi'nin c. (bkz: hâldâr).) gamlar.) dere gibi akan su. mevcut olan şeyler.) 1.i.i.s. katlar. Türk'ün c.) nesneler. doktorlar. (a.) bot.i.i.s.) yanlar. taraflılar ve hizmet edenler. büyük sahanlar. elbise.i. şeyh'in c.i. (a. saray doktorları. kederler. (a. evin masası.i. mesleğine uyanlar.s.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. (a. çıkını. anat. sepeti.i.) 1. türfe'nin c. çok güzel yemekler. kaygılar. ayaklar. örtüler.i.i.) bölükler. (a. anat.i. ev eşyası. anat. tıp ilmini bilenler. gönül sıkıntıları.s. eksiksiz.) 1.) 1. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir]. anat. (a. tabak ve tabaka'nın c.eşya' eşyâ-yi beytiyye eşya' eşyâh eşyeb eşyem etâ etân etâve etâyib etbâ' etbâ ü hadem etbâk etemm etfâl etfâl-i mekâtib etfâl-i bâg etfâl-i behâr etfâliyyât etıbba. takî'nin c.) çocuk bilgisi. terah'ın c. yemek tepsisi veya tahtaları. (bkz: siya'). körpe fidanlar. (a. (a. bavulu. (a. (a. tıfl'ın c. a. pedologie. seçme nesneler. (a. taâm'ın c.gelen. 3. ziyâde perhizkâr.) akranlar. işine. kabileler. (f. yolcunun sandığı.i. her iki el. bir kısmı dışında kalan kaya. (a. (a.) Türkler. (f. fr.i. bir yaşda olanlar. ("ka" uzun okunur. mertebeler. levazım. uşaklar. takî'den) pek takî. (a. yaşlılar.) ihtiyarlar.i. 2.c. mektep çocukları. güzel yemekler. 2. baş. (bkz: şüyûh). tabakat).) seçkin. etrâf-ı kuddâmiyye etrâf-ı süfliyye etrâf-ı ulviyye etrâf-ül-beden etraf etrâh etrâh-ı kalb Etrâk etrâs (a. eller.) yemekler. tamm'dan) daha. günah işlemekten çok çekinen.s. 2. perdesi ve benzerleri gibi nesneler. tasalar. şîa'nın c. tabîb'in c. türs'ün c. yosunlu taş. çamaşır. pek) tam.) kalkanlar [harp âleti]. taze fidanlar. 2. (en. (bkz.) gelmiş. uçlar. kanapesi. koltuğu. birinin sözüne.s. sakalı ağarmış ihtiyar [adam]. zarif ve nâzik şeyler. (a. dereceler. (a. kavak ağacı. lezzetli yemekler.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. etıbbe etıbbâ-yi hâssa et'ime et'ime-i lezize et'ime-i nefise etka etkıyâ etlâd etra etrâb etraf etrâf-ı halfiyyeıanat. . çocuklar. bir kısmı suyun içinde.s.) 1. misafir. garip. haller. hayvanın iki ön ayağı.) hekimler. evde doğan kul ve cariyeler. dişi eşek. şey'in c. tirb'in c. kıyılar. etyab'ın c. kusursuz.i. hizmetçiler. 2. (a. aşlar.i.) telidler.şeyb'den) saçı. kapaklar. taze çimenler.

i. (a. eyyâm-ı bîd). çağ.) büyük sofalar. şirzime.i.i. (a. evcât) 1. (a. köşkler. (bkz: nesr-üt-tâir). âgiye'nin c. leş dix commandcments.i. inâ'nın c. sebepler. ödünç. caddeler. aşağılık kimse. (a.s.) ayakta-kımları. evbâş'ın c. tarîk'in c. (f. evşâb. vesileler. nefsin yedi derecesine göre değişen haller.i.) kapkacaklar. 2.i. rüzelâ). saltanatın sonlan. [zıddı "evâhir" dir]. tarzlar. mes-leklek. tavr'ın c.) hamam külhanı. gr. (a. (bkz: eyâr). (bkz: levn).) buyruklar. âvine) vakit. 3.) bağ. tüm). (a. (a. emirler ve yasaklar. altın ve gümüş kapkacak. vebeş'in c. orta zamanlar.) astr.i. başlangıçlar. şaşkınca tavırlar. geçinmek üzere tutulan yollar. evsat'ın c. (a. (bkz: evkâş.i. iptidalar. ayın son günleri.) ortalar. borç. orta günler.i. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır.i. tarîkatler.i. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar.i. âbide'nin c.etribe etrika E-t-tâir ettûn etvâk etvâr etvâr-ı mütehayyirâne etvâr-ı nâ-lâyıka etvâr-ı seb'a etvâs evâbid evâbid-i üdebâ evâgî evâhir evâhir-i saltanat evâil evâil-i kelimât evâm evâmir evâmir-i aşere evâmir ü nevâhî evân evân-ı şebâb evânî evânî-i sim ü zer evâr.) tavus kuşları. kadın gerdanlıkları.) 1.f. gençlik çağı. (bkz.i. evâsıt-ı kelimât evâvîn evâzıh evb ı evbâr evbâş evbâşân evbâş-âne evc (a. 2. gr. ortada bulunanlar. (f. imaret. boya. geçmiş zamanlar. emr'in c.s. tâûs'un c. kelimelerin ortalan. ediplerin eserleri. (bkz: turuk).) 1. [kelime müfret gibi kullanılır]. (f. Hindistan cevizinin sütü. (a.i. işler. (bkz: hazele. Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. yutuş.) ayak takımı. (a. âhir'in c. (a. (a. vâsıtalar.) taraf. aşağılık kimseye yakışacak surette. evvel'in c. türâb'ın c.i. aşağılık kimseler. kelimelerin evvelleri. önceler.) yutma. uygunsuz hareketler.) 1. (bkz: âbidât). terbiyesiz. zaman. tavk'ın c. renk. (a. 2. (bkz: hen-gâm). (a. (a.) çirkin. yön. (a.i. salonlar. kaplar. [zıddı "evâil" dir].) ilk vakitler. orta-dakiler. iyvân'ın c.) sonlar. bahçe.) topraklar.c. (f.) hal ve hareketler.i. doruk. 2. her arabî ayının ön üç. (a. evvel zamanlar. (a.i. fr. cihet.i. eski. bir şeyin en yüksek noktası.i. [zıddı "hazîz"]. yollar. .i. (a. (a.) terbiyesize.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter. (bkz: deyn). c. (bkz: şahika).i. evâre evârîn evâsıt . yüksek.) mehtaplı geceler.i.zf. su akıtılacak yerler. yüce. (a. tas. buyrultular.) geleceğe hâtıra kalan eserler.

acem. astr. son notası. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. iki asırlık bir mürekkep makamdır.) muz. (a.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar. Sengin semaî. segah. pek lüzumlu. eviç. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). havanın üstü. neva. o perdede kaldığını bildirmektedir. tahminen iki asırlık veya daha eski.s. siperler.) çok korkak [adam]. rast. eski makamlardandır. (a.*günöte doğrusu. (a. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi. vecâ'ın c. sancılar.i. pek münâsebetti. şiddetli sancılar. çok gerekli.Evc-i asman Evc-i bâlâ Evc-i hevâ evc-i ikbâl eve. en üst derece.i. muz. astr. sözlerin en münâsebetlisi. sızılar. lüzumluların lüzumlusu. yüksekliğin tepesi. beşinci derecede olan nim hicazdır.) ağrılar. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır. III. muz. muz.) muz. Bu makam ırak makamının inici şeklidir. Güçlü. (f. nîm hicaz.s. muz. Selim'in adlandırdığı bir makamdır. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. Evc-hûzî. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. inici bir şekilde ırak'da karar verir. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) kullanmışlardır.rif at evc ve haziz hattı evc evc-i hûzî evc-i nihavendi evc-i pûselik evc-aşîrân evc-maklûb evcâ' evcâ'-ı batn evcâ'-ı şedide evcâr evc-ârâ evceb evceb-i vecâib evceh evceh-i akvâl evcel evcer l göğün en yüksek kısmı. acılar. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. (a. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir.) en vecihli.i. çok uygun. (f. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. Donanımına fa. 'günberi. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir. terkibinde eviç olduğunu değil. (a. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır.s. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. en yüksek taba yükselişin en son noktası. .b.) çok çekingen [kimse]. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. vâcib'den) en vacip. (a. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. muz. karın ağrıları. 2. do. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam.s. kürdî. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır.

sıvalar.) yükseğe çıkan. pek çok [olan]. vücür). eviddâ'. cana yakın. (a. odun damarları.) pişmanlık. a. (f. 2. vecâr ve vicâr'ın c. (a. esassız şeyler. anat.) kap kaçak. eski dostlar.i. (a. idareli. dağlar arasındaki yerler.s. top. pek) zayıf. sayıca daha bol.).i.s. (a.i. yetkin. yığın.).i. yerler. vehm'in c. s. (bkz: evdâd.i. vâfir'den) daha (en. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. i. (a. siyah kan damarları. vahal'ın c. (f. lenf damarları.s. (a.s.s. anat. vefâ'dan) 1. (a. akılsızlar.b. 2. balçıklar. açık damarlar. ("ga" uzun okunur. (a.f. anat. vedîd'in c. pek) vefalı. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar. vagd'ın c. anat.) 1.) 1. noktalı damarlar. anat. hakiki dostlar. bot. 2. vâdî'nin c. kaplar.i. evini iyi bir halde bulunduran.f. mahfazalar. (f. (a. içi hava ile dolu olan damarlar.) yüksekte uçan.evc-gîr evcire l evc-pervâz evcümend evdâd evdiye evend evfâ' evfak evfer evgad evgenc evhad evhâl evham evhaş evhaş-i efâî evhen evhen-i büyüt evic-aşîrân evic-gerdâniyye eviddâ' eviddâ-yi kadîme evind ev'iye ev'iye-i demeviyye ev'iye-i halezöniyye ev'iye-i halkaviyye ev'iye-i haşebiyye ev'iye-i hevâiyye ev'iye-i lebeniyye ev'iye-i lenfâviyye ev'iye-i meftuna ev'iye-i münakkata ev'iye-i nâkile ev'iye-i süllemiyye ev'iye-i şa'riyye ev'iye-i şebekiyye ev'iye-i şiryâniyye ev'iye-i verîdiyye (a. (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası. gevşek.) dereler. anat. sözünde duran. sevgililer. bot. vedîd'in c. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. dayanıksız. pek tamam. viâ'nın c. vahşî'den) daha (en. kuruntular. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar. 2 .) zanlar. (a.) ahbaplar. pek) vahşî. bot. pek uygun. (f. damarlar. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. küme. bot. iletken damarlar. oyun.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır. mekânlar. bot.b.) 1.i. (bkz: vehen). (a.b. vâhid'den) yegâne.) hîle. (a. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. basamaklı damarlar. yükselen. anat.) ahmaklar. pek) vâ-fır. bot. .s.s. (bkz: evc-i hûzî). pek.i. san. bir tane. çok) muvafık. tek.).) daha (en. yılanların en vahşîsi. (bkz: nedamet). biricik. süt kıvamında beyaz. çok vahşetli.i. vefîk'den) daha (en. anat.s. evüdd). kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. (f. bot. a.s. (bkz. daha (en. evüdd). (f. (bkz: vâdî). (a. (bkz. kuşkular. kan damarları.i.b. aldatma.s.i. (bkz: hud'a). yeşilimsi. turuncu. en çok.

(a. huk. zamanlar. erkek çocuklar. meç. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede".i. (a. (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). çağlar.) kuş yuvaları. a. çok sağlam ve dayanıklı [ev. (a. vatan çocukları. kız çocuklan. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. veled'in c. çocuk. ("ka" uzun okunur. 2. tar.s. on rekât (dördü sünnet. daha uygun. daha iyi. a. dördü farz). (bkz.s. kız. (a. ikisi farz).i. üçü vitir namazı). çocuklar. üstün.) soysuz ve pinti [adam]. ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri.s. hükümet tarafından idare olunan vakıflar.) daha (en. ikisi son sünnet).)t vakit geçiren. huk. tar. evşâb). a. namaz vakitleri. eşya].evk evkaf evkaf-ı celâliyye evkaf-ı hümâyun evkaf-ı mazbûte evkaf-ı mülhakka evkaf-ı münderise evkaf-ı selâtîn evkâr evkâr-ı tuyûr evkaş evkat evkat-ı hamse öğle namazı ikindi namazı akşam namazı yatsı namazı evkat-ı muayyene evkat-ı salât evkat-güzâr evked evked-i evâmir evkes evlâ' evlâd evlâd-ı bütün evlâd-ı fatihan evlâd-ı inâs evlâd-ı ümm evlâd-ı vatan evlâd-ı zuhur evlâd-ı zükûr evlâd ü iyal evlâdiyye (a. bina ve şâire. vekr ve vekre'nin c. vakfın c.) 1. emirlerin en kuvvetlisi. medrese. Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede". sülâle. Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul. . evlâda mahsus. dördü farz.) l . [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet.) 1.) l.s.s. 2. ağırlık. 2. evkaf-ı hümâyûn). kuş yuvaları.) ayak takımı. vakıflar umum müdürlüğü. gelirleri yok olmuş vakıflar.) yük. ("ka" uzun okunur. beş rekât (üçü farz.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. ("ka" uzun okunur. 2. pek) tekitli. akşam. (a. dördü farz. vakt'in c. aşağılık kimse. cami.) 1. (bkz: lyâl). nesil. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî. daha lâyık.i. evlâtlık. ikindi. yatsı namazlannın kılındığı vakitler. (bkz: evbâş. onüç rekât (dördü sünnet. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan.s. öğle.b. (a. 3.i. ikisi sünnet). terbiyesiz.f. kuvvetli. (a. Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar.] belli zamanlar.i.

5.i. evlilik. 2. (a. Hollanda. 2. yumrular. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler. 6. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. erenler. dîhîm.b. Allah'a daha yakın bulunanlar. 4. evlâtlık. çocukların velîleri. okunması âdet olunan dînî dualar. evrencîn evrend evreng evreng-nişîn (a. şeref.) 1. yakışıklılık. taht. hâlin hoşluğu.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. Rusya'nın güneyi.evlâdiyyet evleviyyet evleviyyetle evliya' evliyâ-yı umur evliyâ-yı etfâl Evliya Çelebi evrâ evrâd evrak evrâk-ı halkaviyye evrâk-ı havadis evrâk-ı mahzeni evrâk-ı matbua evrâk-ı müsbite evrâk-ı müteakibe evrâk-ı mütekabile evrâk-ı nakdiyye Evrâk-ı Perişan evrâk-ı rîşiyye evrâm evre evrek evrencen. mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır.h. gazeteler. yapraklar. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri.i. eko. hîle. (bkz: erîke. süs.) evlâda mahsus.) esvabın. Aslen Kütah-ya'lıdır. (f.s. (f. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler. (bkz.i. Avusturya. (f. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. Polonya. 3. 2.i.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. velî'nin c. 2. varak'ın c. hîle. ağaç kurdu.) tahtta oturan.i.fortiori. i. dîhîm.i. basılı kâğıtlar. koruyanlar. Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî. kâğıt para[lar]. diyecek kalmama. (a. (f.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur.i. Dalmaçya. 2. üstün tutulmaya lâyık olma. (a. almaşık yapraklar. bot. (bkz: ebrencen). 4. arşiv. eko. arşiv. şerir).) 1.) hisar. taht. Almanya. (f.) 1.) l.i. Babasının adı.) kadın bileziği.i. (f. şerir). . İran'ın bir parçası. (a. iş başında bulunan kimseler. Irak. elbisenin dış yüzü. (bkz: ezkâr). evlevîlik. kuş tüyü şeklinde olan yapraklar.) vücûtta peyda olan şişler. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. karşılıklı yapraklar. haydi haydi.i. kâğıtlar. Derviş Mehmed Zıllî'dir. (a.i. (bkz: erîke. himaye edenler. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar. 4. keramet sahibi olanlar. 2. (bkz: desîse. akıl ve irfan.i. 3. bot. 7. Macaristan. şan.) 1. 3. vird'in c. Suriye. verem'in c. fr. (f. hud'a). (a. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası. bot.) 1. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. şeref. hükümdar. Kafkasya. emir sahibi bulunanlar.

zâhid. (bkz: evşâz3). pislikler. oynaklar. vasfın c. (a. Beste devr i revân adı verilen usûl.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler.). vasm'ın c. (vatan'in c. vasat'ın c. (a. eviddâ'. (bkz: verîd). ortadaki.i. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır. haçlar. vasl'ın c.) sıfatlar. veter'in c. (bkz: veşm). lüzumlu olan şeyler.) dalkavuk.) ayıplar. yaya gerilmiş ipler. kirişler. vatanlarından ayrılma. bayağı. (bkz. pek) vâsi' ye geniş.s. (a. pek sağlam. aşağılık kimse. (a. (a. en çok güvenilir olan. şekiller veya yazılan yazılar. muz. murdarlıklar. (bkz: vasf). (a.i. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir. hayalar. direkler. (a. bu mânâda kullanılmaz].) 1. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler. (a.) Allah'a sımsıkı bağlı.vesen'in c. taraflılar. (a.i.) ayak takımı. evâsit) 1. (a.i. damla damla akan su. boyunun iki tarafında olan damarlar. 2. vesm'in c.) putlar. arlar. i. vesah'ın c. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler. 3. s. (bkz: evsâl).) ihtiyaçlar.) 1.) kirler. kaliteler. güzel vasıflar.c. evkâş).i.) ince ip. çok muhkem. hüzün ve ilham telleri. (a. teller. 2 sofyan'dan mürekkeptir.i. (f. mütahallik). yardımcılar. inanılan. [müfredi. veşl'in c. 4. Türk müziğinin büyük usûllerindendir.i.s. 2. bir şeyin ortası. vâsî'den) daha (en.) ağaç veya demir kazıklar. vatar'ın c.) vücuttaki mafsallar. 2. utanmalar.s.i. (a. sırasıyla l Türk aksağı.s.) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler. acele ihtiyaçlar. döğmeler. beğenilen nitelikler.i.) tahtı süsleyen hükümdar.) ortalar. (a. verid'in c. ona halli. (a-i. (a. orta. (a. s. (a. (bkz: esnam). Evsat.) 1. 2. Usûl. (a. evdâd).s. dişler.i. veted'in c. sofu. dağlar.s. büyükler ve başta gelenler. vücuttaki oynak yerler. 2. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. 5. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür. toplardamarlar. (a. 2. göçmenlerin vatanları. vedîd'in c.evreng-zîb evride evsa' evsâf evsâf-ı cemile evsâf-ı hamide evsâh İzâle-i evsâh evsak evsâl evsâm evsâm evsân evsât evsat evşâb evşâl evşâz evsen evşeng evtâd evtâd-ül-arz evtâd-ül-bilâd evtâd-ül-fem evtân Terk-i evtân evtân-ı muhacirin evtâr evtâr-ı âcile evtâr evtâr-ı hüzn ü ilham evüdd evvâb (f. aşağılık kimseler. siyah kan damarları. övülen. . yüksek ile alçak arası. sicim.b. (bkz. uğrunda ölünen topraklar.) 1. (a.s.i. Aynca peşrev. evbâş.) 1. 3. anat.i. kirlerin giderilmesi. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır. (bkz: müdâhin.i.s.

s. en önce olan. (ilk yaratılan) Hz.b.).) evvellerin evveli. (a.zf.c. efzâr3). (birincilerin birincisi) Allah.i. vaz'ın c.zf. (a.) evvelkiler. primaute. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli. (a.) 1. geçmiş. 2. din bilgisi çok geniş olan [kimse]. eninde sonunda. ilk ağızda yapılan tahkikler.) 1. ilk. vâzıh'dan) daha (en. eski. dağlar. duruşlar. başmanlık.c. sığınacak yerler. (a. çok dua eden.) 1.i. 2. evveliyye Tahkîkat-ı evveliyye evvelin evvelin ü âhirin evveliyyât evveliyyet evvelki evvelûn -' evvel-ül-evâil evzâ' evzâ-ı dil-bâzâne evzâ-ı garibe evzah evzân evzân-ı arûziyye evzân-ı atîka evzân-ı şi'riyye evzâr evzâr evzâr evzâyiş Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz. . merhametli.) daha evvel. sırada üstünlük. 4. 3. fr. şiirin ölçüleri. hatâlar. (a.b.s. çok âh eden.evvâbîn namazı evvâh evvel evvel-bahâr evvel-i berd-el-acûz evvel-i mâ-halak evvel-i riyâh-ı bevârih evvel ve âhir evvel-ül-evvelîn evvelâ evvel-Allah evvel-be-evvel evvelce evvel-emirde evvelen evveli.i. önce. işin başlangıcında. sıra üstünlüğü.i. z f.i. öncelik. cinayetler. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir]. eski adamlar. 3.s. ilkönce.) haller.) birinci olarak. 2. yükler. tavırlar. (bkz: nev-bahâr. (a. Muhammed.) her şeyden evvel.) en evvel. evvel gelen insanlar. pek) vazıh.) önceki insanlar. kaleler. garip. 2. her şeyden önce.) önce Allah'ın yardımıyla. eski. tuhaf haller. evâil) 1. ağırlıklar. ölçüler. (a. başlangıç.) 1. aruz vezinleri. (a. (a. üstünlükler. ergeç. vaziyetler. (bkz: evvelâ).) başlangıç. [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır]. (f-i-) çoğalış. Haziran başlangıcından. (bkz: cibâl). çok açık. (a. ibtidâ. ed.t. (a. bunu huş fırtınası tâkibeder]. (a. (f. (a. birinci.t. vezer'in c. dünyânın asıl desteği. (a.s. (bkz: efzâyiş). fels. galebeler. önce. (a. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır. geçmiş zamanda. (a. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz.s. (a.) 1.s. hamuleler.) her şeyden evvel. vizr'in c. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. eski zaman adamları eskiler ve yeniler. 5. (a. 2. (bkz. (bkz: evvelen). 9 Mana rastlar. rebî1). günâhlar. 2.zf. ilk zamanlarla ilgili. ilkbahar.i.i. soruşturmalar.) birinci. ilk olarak. ibrahim vasıflandırılmıştır]. (vezn'in c. (a. (bkz: vezn). hâdiselerin başlangıcı.zf.i.zf.) tartılar. gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. besbelli. ilk. birinci. kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. eski tartılar. îmânı sağlam.zf. hisarlar.i. ed.t.

eyâsî eydî eyger eymân eymân-ı galize eymân-ı kâzibe eymân-ı sâdıka eymen Vâdî--i Eymen eymen-ül-yemîn eymün eyn eyn-el-meferr eyser eytâm eytâm ve erânıil eyvah ey-v-AIlah eyvan eyvân-ı kisrâ eyvân-ı sîmâbî eyvân-ı zerkârî eyyam eyyâm-ı âdiyye (a. öksüzler. mutluluklar. günlerin en kutlusu. 3. 2. eymen'in c. e. andlar. kudretler. yed'in c. (bkz: hîn). 2. en yümünlü.i. gündüzler.) bot.i.s.) 1.i. yed'in c.i. (a. an-diçmeler. kaçacak yer yok mu? (a. eymân (a.) eller.t. (a.i.i. pekî. (a. tatil ve sayılı günlerden başka günler. 2. günler.i eyâlet'in c. oturacak yüksek yer. (a. Musa Peygamberin Tur dağında. 4. husûsî idareli eyâletler. yemîn'in c.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler. (a. en kutlu.) yazık. 2.ey eyâ eyâdî eyâdîm eyâg eyâlât eyâlât-ı mümtâze eyâlet eyâlet-gâh eyâmin eyâmin-i eyyam eyâzî. olan eydî'nin c. an. s. (a. hayırlı.büyük sofa. en kutlu olanlar.s. aldırış etmeyen.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır.) 1. 2. (bkz: eyâdî). talihler. çardak. köşk.) eller. (a. kemerli yüksek bina. (a.) "ey.i.i. (f. sol taraftaki.zf.) anası babası ölmüş.). yalan yeminler.) 1. (a. (f. bana bak!" gibi mânâlara gelir. divanhane. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket.i. (a. sağ taraflar.) eyâlet merkezi olan şehir. (bkz: eydî).n. en yümünlü. yemîn'in c. yümn'den) 1. pek kolay. yetîm'in c. nerede. (a. "hey. (bkz. örtü. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer. teşekkür ederim. doğru yeminler. bahtlar. (a. s.i. yorgunluk.n. heyhat.n. (bkz: piyâle). zaman. şarap kupası. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. kötü yeminler.) ayaklı kadeh. "enir" denilen bir cins yaban mersini. sağ taraftaki. fena.) en yümünlü.c. büyük yeminler.) 1.s.b. 4. Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray. . gökyüzü. kutlu. kuvvetler.) 1.c.f. (a. gökyüzü. talihli. öyle olsun.) yer yüzleri. ["İranlılar "iy" de derler]. Allah'a ısmarladık. ["eydî" çok kullanılmaz]. evet. (f-i-) l.i. (a. (f. [evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. 3. yalnız kalmış küçük çocuklar. zeminler. yahu.f. (bkz: vilâyât). salon. 3. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır]. [Arapçası "iyvân" dır]. imtiyazlı. yevm'in c. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. 3. sağ eller.zf. yetimler ve dullar. ["eyâdî" çok kullanılır]. (bkz: eymün). 2.

bir kararda kalmayan zaman. 3. nüfuz. sağlam. 3. matem günleri. "heyamola" nın aslıdır. çocukluk devresi. pek) zayıf.zf. on üçüncü. kuvvetsiz. on dördüncü ve on beşinci günleri. ömrün günleri.) incinme. (a. s. iç incinmesi. (bkz: cefâ. (bkz: eyyâm-ı hayât). resmî günler.) "den. keza. yeni baştan. bu arada.e. eziyet. 2. Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün.i. gönülden.) "ya.) yine öyle. (a. (a. sayılı günler. zamana göre hareket eden [adam]. (bkz: hengâm). 4. değişen zaman. bekâr.eyyâm-ı bâhur eyyâm-ı bukalemun eyyâm-ı cem' eyyâm-ı devlet eyyâm-ı eza eyyâm-ı hayât eyyâm-ı hâzıra eyyâm-ı kalîle eyyâm-ı ma'dûde eyyâm-ı mâziyye eyyâm-ı ömr. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri.e. (a. 4. zaîfden) daha (en. 2. dan" mânâsına gelir. din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman. kurban bayramının ilk üç günü. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr.h. her yönden. zaman. kurban bayramının ilk üç günü. kurban bayramının ilk üç günü. (f. eyyam ola eyyam reisi eyyâm-ı resmiyye eyyâm-ı sahavet eyyâm-ı ta'tîliyye eyyâm-ı tercil eyyâm-ı ma'dûdât. zaman. Allah kuvvet versin! (a. dermansız.s. her bakımdan. s. o cümleden olarak. iktidar. ey içki sunan! ey mal ve mülk sahipleri! ey Müslümanlar! (a. (a. kuvvetlendirsin. bu dahî. eyyâm-üt-teşrîk eyyâm-ül-bîz eyyede ey y id l eyyid-Allahü eyyim Eyyûb eyyühâ Yâ eyyühessâkî eyyüh-el-ashâb eyyüh-el-islâm ey zan ez ez-an-cümle ez-cümle ez-dil ez dil ü can ez her cihet ez kaza ez ser-i nev eza ezâ-yi derûn ez'af ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler. iktidar. dinlenme günleri. incitme. birkaç günlük kısa zaman. geçmiş günler. can yakma. (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. fi. (a. her arabî ayının on ikinci. saltanat süresi. (bkz: hengâm).) dul. ey!" gibi hitap edatı. özellikle. . te'yîd'den) sürdürsün. öteki gibi. muktedir. kazara.) kuvvetli.i. tatil günleri. şimdiki günler. can ve gönülden. başlıca. nüfuz. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey. cevr).

) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam]. can ve gönülden. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. (a. ince ve uzun kaşlı. (ezanı ilk kuyan zât Hz.) karşı olan şeyler. başlangıçsızlık. (bkz: bercâ. (a.s. [Allâhü ekber Allâhü ekber. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı].i. çok) zelîl.) 1. ezeliyye İlm-i ezelî Kudret-i ezeliyye ezelî ve ebedî ezeliyyet ezeli ezell-i nâs ezfâr halkın en zayıfı. çok eskiden. 2. (a. 3.i. tırnaklar.s.) tırnaklar. Allâhü ekber Allâhü ekber. (a. (f. (a.) gaddar ve zâlim [adam]. (a. Tanrı gücü. köpükler.ez'af-ı ibâd ez'af-ı nâs ez'af ez'âf-ı muzâafa ezâfîr ez'akî ezâmîm ezan ezânî ezânî saat ez'ar ezbâd ez-ber ezberm ezdâd Cem'-i ezdâd ezder ez-dil ez-dil ü can ezebb ezecc ezecc-ül-hâcibîn ezel el ezel Tâ ezel ezelî.i. unutmamaya çalışma. en zelîl ve aşağılık adam. öncesiz.i. (a. (f. 2. ezelden beri. (f.s.s. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden.b.i. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. (a. öncesizlik.) zihinde tutma.i. çespân.) gönülden. (a. başlangıçsız. Hayya-al-esselâ. 3.i. aşağılık [kimse]. birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama. pek. pek çok.i. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. paslar. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. çeyrekler.) ince ve uzun kaşlı. (bkz.) lâyık. zıdd'ın c. Hayya-al-esselâ. ezfâr). alçak [kimse].) başlangıcı olmayan geçmiş zaman. Tanrı bilgisi. zufr'un c. 2. Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar.) ezelîlik. (a.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar.s. zufr'un c. (bkz: min-el-kadîm). La ilahe il-1'Allah]. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm). Bilâl-i Habeşî'dir). zelîl'den) daha (en. bkz: ezâfîr).s. münâsip. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. (a. kısa boylu ve kötü huylu [adam]. (a.s. (f. yüksek sesle yapılan davet.) ezber.) 1. karşıtlar. zı'fın c. zebed'in c. (a.) ezan ile ilgili.i. (a.i.) 1.s. yaraşık.) cemaatler. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. Güneşin battığı zaman 12 olan saat. 3. ızmâme'nin c.) 1. kısa boylu. "ber göğüs".b.s. (a. kötülük eden [kimse].s. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır]. kalem kaşlı. (f. olan ezfâr'ın c. insanların en zayıfı. başlangıcı ve sonu olmayan.) ezele mensup. kat kat. ezel ile ilgili. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle. 2. şâyeste). [ez den. . Allâhü ekber Allâhü ekber. katlar.

menekşe. zeheb'in c. (bkz: azar.) Ay ve Güneş. aşağılıklar.) 1. ez-kadîm (f. meşakkat. yumurta sarıları. cemaat.) 1. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi.i. satıhlar. hafıza. 2. hatmi. ezkât (f. ezille (a.i. faziletli. zekî'nin c.) 1. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri.) 1. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri. [Hz. renciş). incitme. 2.a. 2.i. lekesiz. bölük. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci. zahr'ın c. ezimme-i umur işlerin idaresi. sırtlar. çok gaflette bulunan. aşağılık [adam]. (a. bildirmeler. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri. meç. güzel ve parlak. ezkâ (a. pek) anlayışlı.s. 2. ezhâr (a. ezhân-ı nâs halkın zihni. incitecek hal. çok zekî. alçak. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-Züvâvîül-Ezherî'dir]. (bkz: evrâd). anmalar. eziyyet (a. zekî'nin c. ez-kazâ (f. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi. (a. idare. 2. (bkz: zuhur).) güzel kokulu [şey]. ezkiyâ' (a. yüzler.) sokaklar. anmalar.s. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar. söylemeler. ezhereyn (a-ic. dizginler.) güruh. ezkâr (a. incinecek.s. s. arkalar. binek hayvanının sırtları.) daha (en. yularlar.s. .) haykırma.s.i.) keskin fikirliler. ezheriyye (a. zikr'in c.) 1. çok) hâlis.i.i. ezher-ül-levn parlak yüzlü.s.i.i.) lekesizler.) insanda akıl. ezhâr (a. soğuk. adîler. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme.i. 2.a. hâlisler. (bkz: zikr). kavrayış kudretleri. zihn'in c.) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı.) 1.) daha (en. zekâ. ezherân. ezimme (a.s.ezfer ezfile.) çiçekler. zelîl'in c. ezkiyâ' (a. kıble rüzgârı.s. Muhammed'in vasıflarından biri]. pek.i.) kötü düşünceli [kimse]. zukak'ın c.zf. faziletliler. zahmet. zehre ve zehere'nin c. zimâm'ın c.s. anlayışlılar. (f. yollar. tembel [adam]. i.) eskiden beri. ezkâr-ı cemile medih ile.) pek beyaz. ezîz (a.i.) işsiz güçsüz. ezkâ (a. iyilikle yâd etmeler. cefâ.) alçaklar.s.) eziyet. gelincik" çiçekleri. temiz. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah). fikir.s. yanlışlıkla. altınlar. ezîr (f. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu. zikirler. ezher (a.) pek dalgın ve unutkan. ezhel (a. ezîb (a. hatırlamalar.) kazara. soğuk [şey].i. ezfelî ezgehân ezhâb ezhân (a. anlayış.zf. ezikka (a. (a.

(bkz: azlâl. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş).i. ezlâm (a. ısıran köpek. ["zevce" nin c. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. zevç ve zevce'nin c. (a. zimr ve zemîr'in c. ezrâr-ı zühreviyye bot. kozalak. (zenb'in c. yiğitler. Ezrebî (a. çatal tırnaklar [hayvanlarda]. ezmine-i kadîme-i hayât j eol.) vakitler. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır].) Azerbaycan'ın Arapça adı. ezrâr-ı intihâiyye bot.) kocalar. Zeyneb bintü Huzey-me. ezmân (a. kahramanlar. uzun şey. keskin şey.) zool. ezmine (a.) 1. kadının veya kocanın eşleri.[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı). zıll'ın c. ezmine-i cedide yeni zamanlar. ezmâr (a. Zeyneb bintü Cahş.) iri. il eznâb (a. A'işe bintü Ebî-Bekr. Şahs-ı ezra' fasih.i.(a. ezmine-i selâse üç zaman.) ısıran.i.) 1. ezlâf ezlag. ezmine-i mutavassıta ortaçağ.) 1.) tenasül âleti. Şevde bintü Zem'a.i. zırr'ın c. edepsiz [adam]. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri.] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç. ezlagî ezlaî ezlak .i. zılfın c. anlar. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar. ezûz (a. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar.) kuyruklar.s.s. 2.i. dil uzatan.i. Kelb-i ezûm ısırıcı. Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk. ezrâr-ı lahmiyye hek. ezlâl (a. ezrâr-ı ıbtıyye bot.b. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. çağlar [dilimizde az kullanılır] .) 1.) bahâdırlar. zenb'in c. (bkz: ezmine). 2.) pek keskin olan [hançer. ezrâr-ı ârızıyye bot. ezûm (a. çiftler. zılâl). dal tepelerindeki tomurcuklar.) gölgeler. ezvâc-ı tâhirât Hz. (bkz: bürrân). Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı). Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye). ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. esvap düğmeleri. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar. ezmine-i kadîme eski zamanlar. aleyhte söz söyleyen [adam]. suç-zünûb). çiçek tomurcuklan. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları. çağlar. vakitler. başı sert [at]. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). (bkz: ezmân). zamân'ın c. (a. sinir çiftleri. sözü düzgün ezrâr (a. 2. ezvâc (a. paleozoik. günahlar.s. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar. zelem ve zelm'in c. Muhammed'in ismetli zevceleri.s. ezvâc-ı asabiyye anat.i. (a.i. zamân'ın c. ezûc (a. bot.i. 2.s. ısırıcı.i. kılıç v.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları. ezrâr-ı şahmiyye bot.) anlar. eşler.

(bkz: fâzıl). ilâveler. 3. konuklar. fazîha). (a. 4.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir.s.zf. (a. kadına düşkün erkek. sefih. ped. fr. (f. kim.i. fudalâ) 1. (a.s.c. 2. fâcire fâdıl fâdıla fadîh. eko. Hz. musibet. fr.b. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir. fels. çalışma.) boynu eğri [kimse]. i.s. (a. günahkâr. çalışır durumda olan ticarî kuruluş.c. (a. fazîh. (bkz: fâdıl). ayyaş. şakî. dâima harekette bulunan.) etekler. (a.s. 2.i.) l.s. 3.f. rezîl.i.i. (a. davetliler. . âfet. sıkıntılı.f.s.i. (o.b. c.s. (a.. füccâr) 1. fücûr'dan.s. (bkz. ["fâci" in müennesi]. keder veren. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu.) 1. gayretli. eko.i. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır. 5. 2. fâil'in c. ["fâdıl" kelimesinin müen. Muhammed on bir nikâhlı evlilik yapmış.ha.) çok acıklı.c.) tatlar.].i. activite. fadîha fağfur (a. Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî. zeyl'in c. çalışkan. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. fücur sahibi..s.) facia yazan. hareket. (bkz: fecî')".s. yapanlar. (f. (a.) misafirler. çok işleyen.ezvâk ezvâk-ı pâdişâh-âne ezver ezverî ezyâf ez-yah ezyak ezyâl Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi).) musibetler. (a. Çin'de porselenden yapılan kapkacak. etkinlik. (a.i. acıklı. fecere.f. kadın adı. kim. yalancı. hazlar.) fa'alcasına. eco-le active. actif.) 1. habîs. Allah. zîk'dan) pek dar.s.b. zayfin c. trajedi üstadı. fevâci') insanı dertli eden.) failler. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir). neşeler. fr. etkinci okul. kuyruklar. şerir. pâdişâhlara yakışır zevkler. ekler. şirkette faal bir iş gören hissedar. 2. 2. etkin. (bkz: fecîa). 2. (a. i. çalışkancasına.) 1. (f. içtimaî bir dergi. fa'âl olana yakışacak surette. (a. felsefî. fena huylu. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. fels. (a. 2. F f fa'âl fa'âl hissedar fa'âl şirket fa'âlün limâ yürîd faale fa'âl-âne fa'âliyyet fa'âl mekteb fâci' facia fâcia-engîz fâcia-nüvîs fâciât fâcir. lezzetler. (a.]. (bkz: zuyûf).s. zevk'ın c. gayret. erkeğe düşkün kadın. acıklı şeyler. (a.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç. dilediği işi yapan. erkek adı. f r.) l. (a. fi'l'den) 1.). drame.

fahiş fiat eko.s. . Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış. fahimlik. şanlı.) 1.i. fihâm) fahâmetli.) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. fahm'-den. büyüklenme. (a.) 1. ulu. iri.s. (f. ahlâksız.b. böbürlenme. fahr (a. 3. beyitler. fahhâr (a.s. 4. akıllı. erkek ve kadın adı. (bkz: hamam).s. ağ.c. fahr-i âlem. fak. fahiş (a. ahlâka aykırı. çok övünen. büyüklük. şöhret. kebîr). fahmî. fahm-i nebatî nebatî. değer. kıvanç. aşın. fahm (a. s. c. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. çömlek. değerli.i. fahm-i fa'al kim. fahîm-âne (a.s.s. charbon aninıal. Muhammed. saksı.i.s. üveyik. günah. fahm-i billûrî elmas.s.s. 2.) kömürle ilgili. fahş'dan) 1. îtibar ve nüfuz sahibi olan. i. [bkz: âlüfte.s. c. fuhûl) 1. çanak.i. ayıp. kadın adı. fahm-i sânî-i kalsiyum kim. fuhş'den. çok kuvvetli.) kömür. fahl (a. 3.) 1. S. 4. 3. şeref. erdem. bitkisel kömür. fahm (a. 4. ün. şerefli. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap. çini. kömürümsü. fahmiyyet (a. fahreden. fahr-i kâinat Hz. insafsızca. (bkz: azîm. fevâhiş) 1. fahîm. kıymetli. fazîlet. fahm-i sânî-i alüminyum kim. fihâm) büyük. fahm-i madenî mâden kömürü.) kömürcü. fahâmet-penâh (a. fahîme (a.) yegâne başvurulacak en büyük makam. toprak testi.t. 4. çirkin. kim.f. zâniye). kahpe. 2. mükemmel. erkek. fehm'-den) anlayışlı. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. kısmık [adam].zf. Havza-i fahmiyye kömür havzası. pek kötü. karbonat. (a. *doğal kömür. 3. 2. büyük.i. 2.i. akıllı ve zekî [adam]. cesîm.c. fûhime (a. 2.s. fevâhit) yabani güvercin. fahâmet'den. aygır. onurlu. ahlâksız kadın. kendini medheden. (bkz: engist). (bkz. 2. odun kömürü. mübalâğalı. tuzak. aşüfte. övünme. fahr'den) t 1. alüminyum karbür. fahhâş (a.f. tamahkâr. c. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr.s. 3. actif kömür. 3. fahh-ül-fâr fare kapanı. fahhâm (a. övüngen. karpit. Çin işi.) kim. onur. îtibar. hakkaniyete. fâhir. taşkın. müf tehir). hadisler ve rivayetler anlatan [kimse]. fâhire (a.i. fahmiyye (a. fâhite (a. fâhim.) fağfura mensup.fagfûr-i Çîn fagfûrî fahâmet fahâmet-lü Çin fağfuru. Kalsiyum karbür. fahh (a. ululuk. fahm-i türabı huy kömürü. fahm-i tabîî kim. pinti. fahâmetli. ar.) [evvelce] sadrâzam. ululuk. fahişe (a.) kapan. kıymet. fahm-i hasebi coğr. kabahat. Kavl-i fahiş çirkin söz.i.) fahîm olana yakışacak surette. 2.

i. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri. (a.i.c. kurularak. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. parasız ve menfaatsiz. ümit. fahriyye'nin c. fahriyyât) 1. ed.i.) fahrîlik. mütemeddih). (a.i. fevâid) 1.s.zf. s. "fâyih" şeklinde de kullanılır]. mütemâcid.) 1. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir. (bkz: Fahr-i âlem. (a. şeref. erkek ve kadın adı. boşuna. 3. zina.) fayda arayan. (a. eski şâirlerin. övünen. fıkra. (a. faydalı olan bend.s. (bkz. kendini medhederek. hayır. . neye yarar. akranlarından üstün. 3. erkek adı. (a.) bir şeyin iç yüzünü araştırma.c. (a. 2 . 2. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi. a'lâ. c. (a. (a. 2. bilginlerin en büyüğü. aylıksız.f. verilen zekâttaki tamahkârlık.s. fahr'den) çok fahreden.i. onur için. (bkz: fahrî'). akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. 2. kârlı. faydasız.i. Muhammed. (a. kalça ile baldır arasındaki kısım. uyluk kemiği.fahr-i edhemî fahr-i hüseynî fahr-ül-mürselîn fahr-ül-üdebâ fahr-ül-ulemâ fahr-ül-vüzerâ fahrî fahriyyât fahriyye fahriyyen fahriyyet fahs fahşâ' fâhte fahur fahûr-âne fahz Azm-i fahz fâide dili Bî-fâide Çi-fâide fâide-i hiber fâide-i târihiyye fâide-cû fâide-mend fâih faik. benzerlerinden daha üstün durumda olan. ücretsiz görülen [iş]. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır. fuhuş. kadın adı.i. (f.s. en büyük bilgin. (a. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. vezirlerin övünüleni. en değerlisi. 3. i. çıkar gözeten. 2.) menfaat elde eden. kazanç.) lâikler. Hz. fâik'in c. üveyik kuşu. târihî fayda. ilerde olanlar. maaşsız.) fahrî olarak. kâr.b. işe yarama. 2. öğünerek. parasız. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. ediplerin en büyüğü. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler.) 1. üstünler. bir işin hakikatine varma faydası. kazanç. eski şâirlerin. Peşrev. fevk'den) 1. onur için. i.s.) fahûrcasına.) 1. (a.c. ed. 3. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. (a. fevâih) çiçek ve meyva kokusu. on iki terekli taç. arama. (f.f. faika İhtirâmât-ı faika fâik-ül-akrân fâik-ül-emâsil fâikat dön terekli taç. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. muz. kendini medhetmek itiyadında olan.) ed. efhâz) uyluk. fevkinde bulunan.i.zf. Fahr-i kâinat).b. fayda. meşru olmayan şehvanî haller. (a. manevî olarak üstünde olan üstün saygılar. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte. menfaat. (a.

("ka" uzun okunur.i. c. fels. şeriat) ilminin üstadı. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma.s.) yokluk. a. işleyicilik. huk.) esneme. ing. lât. ama. bolluk. (a. fıkıh (din. te'sir. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. suç ortağı. anlayışlı [kimse]. 2. (a.c. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş. faize faiz fâiz-i basît fâiz-i cüz'î fâiz-i külli fâiz-i mürekkeb fâiz-ün-nûr fâj..) üstünlük. (a.s. nur bolluğu. erkek ve kadın adı. andropogon muricatus denilen bir çiçek. fevz'den. bir basan kazanan. para yokluğu. astr. bulunmama.c. 3. 2. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız.i. huk.) fakirlik.e. 2.i. kim. fıkh'dan c. kâr.] . anüs.i. (a. istediğini yapmakta serbest olan.i. fevâil. bir fı'lin anlattığı işi yapan. fâillik. anat. a. işlenen bir suçta parmağı olan. muradına ulaşan. bir paranın getirdiği faiz. [yapma kelimelerdendir]. feyezan eden. huk. meyva. ("ka" uzun okunur. ihtiyaç. faale) 1. fr. işleyen ve yapanın hâli. (bkz: fıkdan). fevâiz) 1. te'sirli. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır. fevâkih) yemiş. 2. s. (bkz: güzeşte.s. 3. Phecda. 2.i.fâikıyyet Esbâb-ı fâikıyyet fail fâil-i hakiki fâil-i hayr fâil-i muhtar fâil-i mübaşir fâil-i müstakil fâil-i müşterek fâil-i şerr fâiliyyet faiz. şiddetli ihtiyaç. kötülük işleyen. ancak. uyluk. Gamma Ursus Majoris. zekî. (a. fıkâh) 1. (a. (a. müessirlik. Phegda. ribâ).s. sujet. (a. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır]. (f. (bkz: feh-hâm). bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz.c. çokluk. 2.s. alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. activite. lâkin. en büyük fakih. gr. fâje faka Fakr ü faka fâka-yı şedide fakahet fakahetli fakat fakd fakd-i nakd fakha fakîd fakîh fakîh-ül-fukahâ fâkihe (a. nema.i. (gerçek yapıcı) Allah. şu kadar var ki. taşkınlık.) fa-kihlik.) nâdir bulunan [nesne]. fr. yoksulluk. fevz bulan. fukahâ) 1. fr. taşan. makat. (a. yoksulluk. işleyen. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. (a. hayır işleyen. fakihlerin fakîhi. (a. fevz'den) 1.i. bir şeyi bizzat yapan kimse.) 1. üstünlük sebepleri. 3. yapan. bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz.) yalnız.i.

fakircesine. falaka (a. sabah aydınlığı.ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa. fakîr-âne (a. fakîr . ihtiyar. fâl-i bed fena hal. 2.s. 5.f.) falcı.b.) 1. fâlik (a.) 1. parasız. fâlik fâl-nâme (a. (bkz: levn). ölümlü. fakirlik.f. zengin olmayan. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç.) renk.i. 2. fukara') 1. 3. fâl-gîr (f.b. yoksul. fakr u sefalet büyük yoksulluk. 3.b. fakîr-hâne (a. 2. Gül-fâm gül renkli.i. faka).zf. iki ucu bir yere bağlı olan halat.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi. vücudun yansına inen inme. falak (a. erkek adı. fâniyyet (a.s.) galip.b.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi.f.i.s. dilenci. fâlik-ün-nevâ Allah. Alem-i fânî fânî dünyâ. bîçare. fâlih (a.] (bkz: ffflic). muzaffer.s.i.) 1.) fakirlik. geçici ["baki" zıddı]. 4.f. (a. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç. Zer-fâm altın renkli v. iyi alâmet.i.b.) fal kitabı. 3. züğürtlük. felc'den) yarım inme. fâlice (a.) fânilik. yaşlı. (bkz: nısf-ı nüzul). – fam (f.) ikiye bölen. muvakkat. muhtaçlık.i.b. fâlic (a. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. âciz. züğürt. 2. (bkz: sâil). 3. fala bakan. fakr u faka (bkz. c. Fakr-nâme (a. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. çift atlı yük arabalarında. eken. uğur sayma. fâl-zen (f. fânî (a. fakir-i mu'temil huk. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler. ayıran. fr.(a. (bkz: âcizane).i. zavallı. fâlic (f. yoksulluk.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere.i. Pîr-i fânî pek yaşlı olan. fena alâmet.) uğur. fal (a. muvaffak ve mes'ud [kimse].) fala bakan.) memeleri henüz arşaklanmış [kız].s. fâl-i hayr iyi hal. 4. 3. fenâ'dan) 1. fakr'den.) 1. kahve fincanına. fakr (a. taneyi ikiye yaran. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse.s.s. ölümlülük. tomruk.i. falaka. i. Sebz-fâm yeşil renkli. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir. (bkz: fâl-gîr).i.) ["fâlic" kelimesinin müen. fakr-üd-dem kansızlık. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. fakire yakışacak surette.b. falcı. anemie. 2.i.i.) fal söyleyen. 2. toprağı süren. talih deneme. fâl-gû (f.i.

2. asude. fârisiyye (a.i. binici. fark'dan) 1. h. borç. 2. çekilmiş.h.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur. ferâğ'dan) 1.s. (bkz: far. boş kalmış. (bkz: süvari). ferâiz). baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer.) 1. 4.i. fark eden. kullanma hakkını başkasına terk eden. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse. aşkınlık. 2. aynlmasına sebebolan. [ikincisi] kadın adı. vacip. işini bitirmiş. fânûs-i hayâl hayalî fener.h. fârık. bir mülkün. faraziyyât farziyye). başkalık. pay. 2. Iran dili. fark-ı tâmm tas. Pers takımyıldızı.i.) Iran.c. sıcaklık farkı. Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. fariza (a. farîza-i zimmet boyun borcu. S. (bkz.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. anlayışlı. 2. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. (bkz. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur.i. içinde mum yakılan büyük fener.c.i. aynlma. Kendisine Garplılar Alfarabius derler. 4. i. fark olunmasına. rahat. fâris'in c.c. 4.i. far (a. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti.) 1. atlı. fark-ı sühunet coğr. Fârâbî (t.s. Acemce.zf. ferasetli. fevânîs) 1. farza farazi (a. farz. 2. fare. camlı mahfaza. aşkın.i. farika (a. amplitude. tasarruf. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. fârig-ül-bâl başı dinç. fanus . içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener. Allah'ın emri. 3. ayrılık. 3. 2. ayırma. taşkın. sahip olma. 3. gönlü rahat.). fâris. işsiz. Kanun dediğimiz çalgının mucididir.i. (bkz: farzî) faraziyye (a. fark-ı fahiş çok aykm fark. abajur. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan. Babasının adı Muhammed'dir. constellation de Persee. (bkz: muş). Fars cümle-i kevkebiyesi astr. küre veya silindir şeklinde cam kapak. fârisî. gerek. furûk) 1.s.i. fark j (a. fart (a. fare (a. lâzım. fr. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık.) aşın.) îran edebiyatı.c. ferâiz) 1. ata binmekte jnahâ-retli.s. ayıran.i. boş. fârise (a.). faraza (a. fevkalâdelik. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. başın tepesi.) sıçan. fr. fariğ (a. huk. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. taşkınlık. aşırılık.s. fârisân (a. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. vazgeçmiş. Farsça. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri.c. [birincisi] erkek.) sıçan. 3. muş).(a. Fars (a. fârisiyyât (a. vazife. seçilme. i.f.

i.) 1. ola ki ["faraza" yanlıştır].c. [Hz. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. farz (a. bi-1-farz. ["faraziyye" yanlıştır].) fârûk olana yakışır surette. 4. psik.f. fr. farziyye (a. aşırı besi. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle.i. fr. ["farazi" yanlıştır]. (h. fârûkî (a. aşırı duygu. hyperesthesie. aşın heyecan. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu.i. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma. tutma. Ömer'in lâkabı. zarurî. egotisme. (bkz. hypothetique.i. a. farziyye). c. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler.) diyelim ki.). duyguda aşınhk. fr. 3.etmek saymak. fark'dan) 1.i. s.zf. diyelim ki.) farzedelim ki. erkek adı.i. varsayım. keskin.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. 2. benlikçilik. farziyye'nin c. Hz. zf. fâryâb (f. tutalım ki. (bkz: pâryâb).s. fi-1-mesel). (bkz. (bkz. zekâ taşkınlığı. 2. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı. i. oruç. [cenaze namazı kılmak gibi]. furûz) 1. Bil-farz diyelim ki. fr. biy. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan. farziyyât (a. farza (a. tutalım ki. aşın bellem.i. fasâhât (a. hypothese. . fârûk-ane ("ka" uzun okunur. Ömer ve adaletine mensup.zf. (a. farz ve takdire bağlı bulunan mesele. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. (a. suralimentation. lüzumlu. iyi söz söyleme kabiliyeti.s. farz-ı kifâye Allah'ın. takdir ve tahmin usûlüne dayanan. hac. 2. Ömer gibi]. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme. varsayımlı. diğerlerinden sakıt olan emirleri. uzdillilik. farzen farzı (a. tutmak. zekât gibi]. terki günah olan emirleri. sevgide aşırılık şişmanlık aşırılığı. farza). hypermnesie. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin". tutalım ki. gayrette aşmlık.) Hz. sayma. Allah'ın. [namaz.fart-ı cünûn fart-ı enâniyyet fart-ı gayret fart-ı hassâsiyyet fart-ı hıfz fart-ı mahabbet fart-ı semâne fart-ı tağdiye fart-ı zekâ fârûk aşırı delilik. psik. farz-ı ayn Allah'ın.) farz.) güzel ve açık konuşma. farz. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer. 3. fr. şöylece düşünelim. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri.

iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. (a. ayırma. 2. gr. anababa. ballıbabagiller. aşikâr.f. münafık. fasâil) 1. fasîh olana yakışacak bir tarzda. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. 2. sapkın. fesede) 1.s. ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. (a. sarih. feseka. muz.c. karanfil fasilesi. (bkz: idma'.c. uzdilli. tiyatro .c. kesinti. bölüm. 5. baklagiller. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. düzgün söz.) bozucu şeyler. günah işleyen. aile. düzgün söz söyleyen. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri. aralık.c.b.s.s. fevâsıl) 1.fasâhat-perdâz fasd fâsık fâsık-ı mahrum fasıl fasıl Hatt-ı fasıl fasıla fâsıla-yı kübrâ fâsıla-yı saltanat fâsıla-yı sugrâ fâsid. (a. iki şeyin arasındaki bölme. c. kötülük eden. güzel. 4. huk. düzgün ve açık konuşan.f.s. ayıran. ara. (a.i. bot. çançiçeğigiller.zf. bot. aleyhte bulunma. bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. 2.i. bakla fasilesi. kısır döngü. kibritotları. 2. şarkı vesâirenin hepsi.i. bozan. (a. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi. 7. hodangiller. fesâd'dan. fesatçı. bozuk. (bkz: fasıl2). 2. damkoruğugiller. fesh'den) fesheden.) fasâhatli. fusahâ) 1. (a. bot.s. *karanfilgi ler.) güzel ve açık konuşan. 6.i. kozalaklılar. 2. (vatanımız) gibi. (bkz: fasl). bir defada çalınan peşrev. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. iptal eden. c. etli bitkiler. hacâmet). yanlış. bölen. s. (a. şirket fesheden. fusûl) 1. zeytingiller. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. ayıran şey. (a. günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. fr. fısk'dan. (a. (a. ed. fâsid'in c. kelimeler. 3. 3. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse]. turpgiller. kesme. gr.) kan alma. çürüten. muz. muz. halletme. (bkz: talik). adam çekiştirme. (a. uzdilli. (a. açık. kötü. 3. fusûl) 1. ayrıntı. fesat çıkaran. faside Bey '-i fâsid fâsid dâire fâsid-ül-mizâc fâsidât fasih fâsih-i şirket fasîh Kelâm-ı fasîh fasîh-ül-lisân fasîh-âne fasile fasîle-i bakliyye fasîle-i ceresiyye fasîle-i karanfüliyye fasîle-i kibrîtiyye fasîle-i lahmiyye fasîle-i sabbâriyye fasîle-i salibiyye fasîle-i sanevberiyye fasîle-i sencâriyye fasîle-i şefeviyye fasîle-i zeytûniyye fasl (a. fena. fasl'dan) fasleden. familya. neticelendirme. Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman. c. ayrılma.i.s.

Ümmü Külsûm'dur]. feth'den) 1. yüzük taşı. (a. Hadîce'den dünyâya gelen. fusûs) 1. güz mevsimi. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). 632 de Medine'de vefat etmiştir. fetheden. mafsal. açan. Peygamberin ilk zevceleri Hz. dile vermek. hicretten 11 yıl sonra. güz. [diğerleri Zeyneb. Lâkabı Zehra'dır. 11. zihin açıklığı. . geo. anat. fasd'dan) kan alıcı. fr. duyulma. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur.c. Hz. fasalât) 1. 2. kış mevsimi. Tann'nın yaratma gücü. meç.h. açığa vurmak.s. 4. (a. 3. duyulup yayılmış. hurma ağacının fidanı. (bkz: fâtır). 9. gözbebeği. 2. (a. Ali ile evlenmiş. ablalarının adını vermiştir].s. oynak yerleri. 8.s. duyurmak]. Ru-kiyye. gül mevsimi. (a.i. ilkbahar. arakesit. 18 yaşında Hz.c.i. fr. zeyreklik. sayıp döken. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır. dedikoducu. (f. dört mevsimden herbiri.s. Hasan ve Hüseyin'in. sonbahar.) fatinlik. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden.s. (bkz: fasıl). b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı.].) meydana çıkmış.i. (a. anat. abscisse]. yüzük taşı. fena huylu. vücûdun mafsalları. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî. (a.i. (a. dedikoducu. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. (a. diffe-rance. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş.i. Tanrı. (a. (bkz: fıtnet). kemiğin oynak yeri.) Hz. ["fâşetmek" meydana çıkarmak. hacamatçı cerrah. (a. Hakk'ın yaratma kudreti.) meydana çıkma. Hz.fasl-ı bahar. (bkz: fasıl2) 10. mant. yaratıcı.) yaratan. vücûdun oynak yerleri. Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. gökleri yaratan. dört kızının en küçüğüdür. dile verme.) ["fâtır" kelimesinin müen. bahar mevsimi. fasl-ı rebî fasl-ı gül fasl-ı harîf fasl-ı hazân fasl-ı karîb fasl-ı mudhik fasl-ı müşterek fasl-ı sayf fasl-ı şitâ fasl-ül-cesed fasla fass fass-ı nigîn fassâd fassâl fassâl-i bed-hısâl faş fâşî fatânet Fatıma fâtır fâtıra Kudret-i fâtıra fâtır-üs-semâvât Kudret-i fâtıra fâtih oyununun başlıca kısımlarından herbiri. geo. Ümmü Külsûm. badem gibi mey-vaların içi. fark. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına. açığa vurma.i. ayırım. yaz mevsimi. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. (bkz: Halik). kan alan.

(bkz: fazilet).) fâtihler.b. (a.) kendiliğinden dağılan güzel koku. kırma.s. erdemler.c. mayasız saç ekmeği. (a. pislikler.) kabalık.s. zekî. 3. 2. bir çeşit pasta.) 1. 3. ayırma. fatîne fâtin fâtir fatîr fatk fatk u ratk-ı umur fatr fatûr fâyih fâyiha faysal faysal-pezîr fazâhat fazâhat-i lisâniyye fazâil fazâil-i ahlâk fazâil-i âliye fazâil-i asiiyye fazâil-i cemile fazâil-i insâniyye fazâil-i zâtiyye fazalât fazâyih fazâzet beldeler. giriş. fazîlet'in c. bazlama.s.b. durgun.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar.f. sertlik. erkek adı. temel faziletleri.c. sözün başlangıcı. (a. başlangıç. mukaddime.) kazuratlar. ılık olan. necasetler. (a. (bkz: fâti-ha-i kelâm). Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap. (a. i. utanılacak tarzda söz söyleyiş. fitne'den) fitneci.i. yoluna koyma. bir memleket zapteden. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi. insanlık faziletleri. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. (a. zâti faziletler. bot. kadın]. hâkim. (a. fevâyih) 1. 2.). (a.) 1.c. 2. 1. fazîha). iyi faziletler. güzel vasıflar. (a. gevşek. elbisenin dikişlerini sökme. (a.s. füturlu. s.f.s. yarık.fâtih-i bilâd fâtih-ül-ebvâb fatiha fâtiha-i fikret fâtiha-i kelâm fâtihatü-1-kitâb fâtiha-hân fatihan fâtik fâtike fatîm fatîn. (bkz: seb'ül-mesânî). derecesini bulmamış şey.f. kavrayışlı. (a.i. s. akıllı.i.c. "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık.) 1. (a. fethedenler. h. fazla c.) oruç bozacak şey. vertus cardinales. uyanık. 3. (a. fazîha'nın c.s.s. (a.s. fıtnat'dan) 1.s. sözün başlangıcı. şehirler fetheden. yüksek faziletler. [birincisi] erkek. anlayışlı. [ikincisi] kadın adı. (a.c. kapıların açıcısı. 2. (a. fevâtih) 1. çiçek ve mey-va kokusu. (bkz: fazîha). f r. (a. nihayet bulan.c.i.i. kesîn hüküm. olmamış.i. keskin kılıç. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir]. ahlâk faziletleri. fazâyih) edepsizlik. 2. az sıcak.) bir hüküm kabul eden. fütur) 1. güzel kokulu nesne. işleri düzeltme. Tanrı. (a. yarma. çatlatma. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. murdarlıklar. (a. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. II. (a.) birinin ruhuna fatiha okuyan. çatlak.i. 4.i. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre]. mantar.i. (bkz: tîg-i bürrân).) . dîbâce. methal.i. 2. alçaklık. karar. . 2. hal ve fasl olunabilen.) sütten kesilmiş [çocuk]. 3. (a. 2. (bkz. 2.c. erdemler. kötü sözlülük. (a.i.i.

iki sayının birbirinden olan farkları. artık. kadın adı. ortak fark. pislik. çirkin. 2. fazâhat).i. .i.t.i. 2. (a. rezil. "fâzıla" dır]. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir.) fazilet. Muhammed'in ve Hz. (a. fuzûl) 1. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. (a. fena.f. (a.s. ne güzel. ["fâzıl" kelimesinin müen. fecîa'nın c. (a. (a.s. erdem sahibi olan kadınlar. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. (a. artan. gereksiz.). Ali'nin vasıflarım ve Hz.) musibetler. utanmaz. erdem.) 1. fazlalık. (a. görevliyi.b. (a.s. çok. i. 2.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. (a.s. (a. 2. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir. güzel vasıf. (bkz. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş. 2.f. alçaklığı gerektiren iş.i. fazilet. üstünlük. çirkin.) tar. (a.) faziletli. faziletli. ileri. kötü sözlü. (i. i. huk. (bkz: fâzıl). üstün.zf. [müen. (bkz: fazâhat). öfkeler.s. astr. erdemli. mat. fazâyih) edepsizliği.c.b. (a. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap. erkek adı. fazilet sahibi.b.s. Rufâî tarikatı kollarından biri. insanın yaradılışındaki iyilik. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. fazâil) 1. yürekler acısı. 2. belâlar. faik.) acıklılık. kadın adı.c. c. fazla. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde.i. (a.) huysuz.) fa-zîletsever.) 1. erdemli. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. eko.f.c.b. 3. ziyâde.].i. fazîha Kavl-i fazîh fazîha fazîhet fazilet fazîlet-kâr fazîletlü fazîlet-mend Fazîlet-nâme fazîlet-perver fazl fazl-ı hakk fazl-ı kürevî fazl-ı müşterek fazl tarîki fazla fazla mesaî fazliyye fazz febihâ fecaat fecâyi' (a. 3.f.c. fuzalâ) 1. mat. fazilet sahibi. artık.s. 2. [yapma kelimelerdendir]. (a. ziyâde.i. (bkz. fena söz.c.) tas.s.fâzıl fâzıla fâzılât fazîh. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. (a. iyilik. erdemli. 1.) 1.. erdem. öyle olsun! (a. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat. lüzumsuz. 4. (ile) Tanrı'nın inayeti (ile).s. baki.) ne âlâ. faza-lât) kazurat. lütuf. fâdıl).) faziletli. (a. iyi huy.i. şey. 4. kaba [adam].s. i.

(a. eli açık.c.s. fena huylular. (a. (bkz: fehhâm). (a. fehîm1).f.i. bir çift öküz. akıllı [kimse].i.) canını esirgemeyen.i. fehm'den) 1. (a. uğruna verme. günahkârlar. 4. kalın kafalı. gözden çıkarma. fehhâm).b. [bkz: fakîk2. (a. sefiller.) fedâyî takımı. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme. gülümseyen fecr. cenneti feda etme. (a. fedâkârlık. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde].) 1. (bkz: berzah).) budala. (a. (a.) kaldı ki.) mânâlar. boğaz. canını feda1 edercesine.s. zekî.) sabaha karşı.c. acıklı. 2. şerirler. 2. eşkıya. 2.) fedakârlar. türlü renkte görünen ışıklar.s. ed. fücur sahipleri.i. "gelecek zamanın 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında. fedâdîn) 1. [aslı "fidâkârân" dır]. canın menfaatini feda etme. (bkz. (a. anlayışlı.f. (a.f. (a. fıhris). (a. korkunç. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak.s.) fedakâr olana yakışacak surette.). (f. .i. 3.i.]. boyun.c.) 1.i. (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda. fecr). reziller. fâcir'in c. (a.) iki dağ arasındaki yol.). yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad.i.s. avlu.fecc fecere fecî fecîa fecir fecr fecr-i atî fecri" fecr-i kâzib fecr-i mübtesim fecr-i şimalî fecve feda' fedâ-yı can fedâ-yi cennet fedaî fedâi-yân fedakâr fedâ-kârân fedâ-kârân-ı millet fedâkâr-âne fedâ-kârî fedâviyye feddân fedm fe-emmâ fegâne fehâris fehâvî fehd fehhâm fehhâme fehîm (a. âfet. pars. gelince. 2. millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler. (a.) 1. kurban.i. canını feda etme. feda eden. fakîh2.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır]. ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı. (a. yalancılar. (bkz: sıkt). cömert. anlamlar.s. (a. ayyaşlar. (a. keder ve ıztırap veren.].) fedakâr olanın hâli. (a.bağ.) ["fehhâm" kelimesinin müen.i. tan yerinin ağarması. belâ).f.zf. 2. fedâkâr'ın c.s. [kelimenin aslı "fıdâ" dır]. anlayışlı. açıklık. fedâî'nin c. (a. uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde. mefhumlar. [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer. [aslı "fidâî" dir]. amûdî şekilde görünen aydınlık. (a. kavramlar. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan. (bkz. fecâyi') musîbet.i. (bkz. [aslı "fıdâkâr-âne" dir].i. 3.) düşük [çocuk]. canını verme. Güneş doğmadan önce. fihris'in c. pek zekî. (a.) 1. [aslı "fidâ-kâr" dır].) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. dehşetli.s ) pek. fehvâ'nın c. (a. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. [aslı "fidâ-kâri" dir]. (bkz: facia). (a. elem. en çok anlayan.b. fühûd) zool.f.i.

söz söyleme.s.) lâtîfecilik. olmazsa.i. (a. felâ-ket-zede'nin c. anat. 3. bilginler.f. (bkz: filâhat). mühürü bozma.s.zf.f. filozoflar. musîbet görmüş. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri.) iptida. alt çene. musibet görmüşler.) zool. (a. fehâvî) mânâ. [ağız hakkında] açma. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme.i. sözü gereğince. mutluluk. bağı koparma. 2. 2. (a. fehme mensup.i.) felah bulan. koparma.i.b.f. (a. (a. (a. felâket--dîde-gân) belâya uğramış. (a. sapan. 4. vertebres.fehm fehmî fehm-sâz fehva fehvasınca fe-illâ fekâhet fekar Zülfekar fekarî Amûd-i fekarî fekariyye fekçe fe-keyfe fekk fekk-i mühür fekk-i rabıta fekk-i rakabe fekk-i rehn fekk-i a'la fekk-i esfel fekkeyn fekki. omurga. musîbet görmüşler. başlangıç. musibete uğramış.) muhakkak. ["etmek. düşüncesiz. kaygısız. âlimler. çözme. felâket--zedegân) belâya uğramış.) anat.) iki çene [alt ve üst].i.) 1. kurtuluş. feylesofun c. (bkz: mebde).b. 2. anlam. (a. (f. fekare'nin c.) felâket yeri.) 1. (a. (a.i.b.) f.) [aslı "filâhat" dir].i. (bkz: feylesof)- . anlaşılır. dinsizler.i. (a.) akla yatkın.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir.s. bahtsızlık. (a.) belâya uğramışlar.) omurga kemiği ile ilgili olan. musîbet. 2.b.) 1. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup. şüphesiz.zf.i. fehm ile ilgili. çene kemiği. anlayış.c. (a. olunmak" masdarlanyla kullanılır].zf. (a.b. (bkz.s. çenek. (a.f. ilgiyi kesme. (a. anat.t.s. felâhan Seng-i felâhan felâhat felâh-yâb felak felâket felâket-dîde felâket-dîdegân felâket-gâh felâket-zede felâket-zedegân felâsife (a.i. 5.zf. erkek adı.s. akıllı kimseler. üst çene. bot. fr. (a.f.f. feshetme.s. (a.i. felsefe ile uğraşanlar.c. 2) tar. fr.) taş atmaya mahsus âlet. (o. kavram.i. kurtarma. fekkiyye felâ fe-lâ cerm felah felah felah-ı vatan felâhan. 2. 1) vatanın selâmeti. anat. (a. ayırdetme.c.i) anlama. (a. (bkz: dâhiye). çene ile ilgili.s. omurgalar. kesme. (a. kurtuluşa eren.i.b. colonne vertebrale.s. (f.c. (a. 3. omurgalılar. o zaman. (a. sapan taşı. i.b. ayırma. hoşmizaçlık.).zf. felâ-ket-dîde'nin c.) olmadığı halde. rehini kurtarma. falak).i. kurtuluşu. rahat yaşayanlar. kutluluk.) anat. Ali'ye hediye ettiği kılıç. zoru halletme.i.) zool.. (a.) o halde.) 1. belâ. memlûkü veya cariyeyi azâ-detme. (a. onma. Peygamberimizin Hz.f.) belâya uğramış olanlar.) uyarınca. 6. çeneye ait. (a. bozma. mefhum. selâmet.

Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök. Çoban-yıldızı).b.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler. felek (a. kızak. siyah Arap. kimine olmaz. 4. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler. felekî. . felek-meşreb (a.s. baht. askerî müzikte bir zilli âlet. rahatlık.b. kader. mertebesi yüksek olan. felek-i esfel birinci gök. dördüncüsü Şems (Güneş).c. S. felâkete sabretme. 4. felekiyyûn (a. [sekizincisi felek-i sâmin. filozo-fi. çiftçi. feleğe.b. talih. ikincisi Utarid (Merkür).) felsefeye mensup. sözünde durmaz.) susuz çöller. inme inmek. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme. tabiat. yedincisi Zuhal (Satürn).s. felekiyye (a. semâ. felç (a. felâhat'dan) 1. ekin eken ve biçen. rütbesi gök kadar yüksek olan. her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. felek-ül-a'zam. felsefe ile ilgili. yürüyemez olmak. astronome'lar.i. fr. b. hikmet ve marifet sevgisi. beşinci Merih (Mars). huy ve mizaç sakinliği. felsefe (a.i. âlem. 2. ayın çevresinde görülen parlak halka. felsefiyyât (a.s.f. yarım felç.i.c. zencî. Felek-nâme (a. felsefî. felsefe-i târihiyye târih felsefesi.h.c. (bkz: harrâs.i. fe-li-hâzâ. felek-âvâze (f. 6.c. (bkz: bâdiye). felek-ül-eflâk evvelce. Üçüncüsü Zühre (Venüs. yuvarlak kütük.b.b. felsefe-i dîniyye din felsefesi.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması. fellâh (a.i.c. birincisi Kamer (Ay)].zf. ekinci.i. gök bilgisine mensup. Yunan feylesofları.f.) meç.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. felek-seyr (f. bir ilmin esaslı düsturları.s. (a.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi.i. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek. cefâdan hâzeden. astronomik.) Sokrat'ın talebesi. fe-li-zâlike (a.f. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi. imdi. felek-i cev-zehr hâle.i.i. fülük) 1.) 1. asman). 2. 2. felsefiyye (a. altıncısı Müşteri (Jüpiter). (bkz.) feleğin kahrına uğramış.) felek mertebeli. felekiyyât (a. Plâton'dan bozma a.) şunun için. felevât (a. felek-zede (a. 5. 3. hikmet bilgisi.a. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. felek-câh (a.i. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse. 2. 6.) "felek şöhretli" derecesi. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri.i. felât'ın c.i. eflâk. zari').) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi.s. 3. eskilerin inanışına göre.) hikmet bilgileri. felevât) susuz çöl.Mezâhib-i felâsife felâsife-i Yunan felât Felâtun feylesofların okulları.b. fr. gökyüzü. i. çok itibarlı. nüzul). 2) yarım kalmak [bir iş]. talihsiz. inrne. dünyâ.) 1. dönek. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. astronomie. (bkz. kimine yâr olur. musibete. (yun.

ebûcehil karpuzu. fr. [kelimenin hîle mânâsı. dilimizde bu mânâda. "beka" mn zıddı. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir]. fena söz. yok olma.i. nehir ağzı. dek.b.i.s. fence. yalnız Arapçada kullanılır.) Rufâî tarikatı kollarından biri. (f. (f. tas. uygunsuz [olan] fena şey. (bkz: desîse). Farsça "fend" sözü yaşamaktadır].saydelânî fenn. ağız.c.harb fenn.tabakat-ül-arz fenn. pedagoji. (a. geodesie. acı hıyar.terbiye-i etfâl fenn. ekincilik bilgisi. sınıf. Allah'ın varlığı içinde yok olma. [aslı "fevh" dir. savaş tekniği. jeoloji. gonca gibi küçük ağızlı. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır]. kötü. hüner. (a. fen ile. sanat. (yun. yokluk. mineraloji.menâfi'-ül-a'zâ fenn. iyi olmayan. (a.i.) fene mensup.) hîle. fenâ-yâb fenâriyye fend fend-bâz fend feng fenn fenn. yok olma yeri. (a. tabaka. astr. anatomi bilgisi.) fânilik yeri. a.i. . ağzı gül gibi olan.s. çeşit.i.i. harp. yok olan. kimya ilmi. (a. bütün varlığını Hz. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı. yazı yazma sanatı.s. marifet.derya fenn. ilim.) bot. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme.) büyük dağ. 2. fenniyye Mebâhis-i fenniyye Kıtâat-ı fenniyye fennî ıstılah (a. yer ölçme bilgisi. efmâm [kullanılmaz]) 1. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. 3. menfez. jeod.i.h. tas.fem Gonce-fem Gül-fem fem-i lâtif fem-i nehr fem-ül-hût femî fena Kişver-i fena fenâ-fi-1-aşk fenâ-fi-llah fenâ-fi-1-pîr fenâ-fi-r-resûl fenâ-gâh Fenâiyye fenâ-pezîr.) fena bulan.) ağızamensup. tas. (a.) fen vasıtasıyla.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri. efvâh]. fünûn) 1. c.b.) 1. (f.zirâat fennen fennî. denizcilik. fena adam. aşk içinde yok olma. muhabere]. (a.ma'deniyyât fenn.c. güzel ağız. fen ile ilgili olan. (bkz: dehân. (bkz: hanzal). tas.teşrih fenn. nehir ağzı. ziraat. 2. teknik terim. çay. dehen). (f. fenne uygun olarak.) hilekâr. dünyâ. fizyoloji. türlü. aşk.kimya fenn. ağız ile ilgili. (a.zf. nevi. sahtekâr.mesâha-i arazî fenn. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır].inşâ' fenn. Fomalhuut. fen ile ilgili bahisler.i. s. eczacılık.b. fr.s. f. fen kıt'alan [istihkâm. bu dünyâ.

(bkz: fu-râğ. rahatlık köşesi. (a. s. bahçeler. bir mülkün tasarruf. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ. (o. müsrif.) teknoloji. yayvan. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme. (bkz. aydınlık. neşe ile. kayıt ve şartsız yapılan ferağ. fariğin. 2. ortaç.s. iktidar. vazgeçme. devlet nüfuzu. nüfuz. civânmerd. 3. sahî). bitkinin dibinden süren filiz. hakkından vaz geçen. nur. uçmaklar. sevinç getiren.) "yeni bol" cömert. sevinme. bir aslın neticesi. başkasının arazîsini.) serin rüzgâr. (a. vazgeçme. huk. gönül rahatı. ziya).) 1. (a.b. (a. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. huk. kuvveti.f.i.i. şube.s. (f. 2. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı. dal. geniş tutulan hesap.b.) feragat sahibi. 3. budak. (f. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. tomurcuk. kuvvet. vak. (bkz: ale-1-infirâd).b. huk. vazgeçecek kadar zengin olma. fürû) 1. sefih. süs. gr. tech-nologie .zf. 2. parlaklık.) gönül açıklığı.zf.fennî ta'bîr fenniyyât fer fer-i devlet fer fer'-i fiil fer'-i talî ferâde ferâde ferâdîs ferâdîs-i cennet ferağ ferağ ferağ an-il-cihât ferağ bi-l-vefâ ferâğ-bi-l-istiglâl ferağ bi-1-muvâzaa ferâğ-ı bal Kûşe-i ferağ ferâğ-ı bâtıl ferâğ-ı fâsid ferâğ-ı fuzûlî ferâğ-ı kat'î ferağ ü intikal feragat ferâgat-i nefs ferâgat-kâr ferah ferah Hesâb-ı ferah ferâhan ferâh-âstîn ferah-âver teknik terim. vak. (f.s. zînet. 3. sevindiren. vak. (f.i. . bol. 2. 5. (a. cennet bahçeleri.s.) tek tek.i.i. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. el çekme. (bkz: istiğna'). istirahat.c. dinlenme. alım satımda tapu muameleleri. sahip olma hakkını başkasına terketme. bot.c.i.) ferah getiren.) sevinçle.) 1. sevinç.) 1.) 1. vak. teker teker. istirahat etme. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. savruk. bırakıp terket-me. huk. (a. (a.f. 4. 4.i. huk. 2. rahat etme. (a. [maddî manevî]. (o.) l. açık. hiç bir işle meşgul olmama. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. dinlenme. 2. cennetler.i. bezek. sürgün. geniş. 3. fr. kendini feda etme. firdevs'in c.

Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir. (f. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). geniş geniş. sevinçli. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. safâlı. sevinç veren. Makam umumiyetle inicidir.s. (f. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur.s.f. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan. Bu makam. (a.) bolluk. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir.i.s. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır.s. (f. toplu etek. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını. Bununla .f.b.i. geniş yer. muz. (a. çalçene.) mes'ut. sevinci artıran.dügâhtır.b. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan. (bkz: tahaşşüd). biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.f. Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur.ferah-bahş ferâh-dehen ferâh-dest ferâh-destî ferâh-ebrû ferah-efşân. (f. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir. (f.b. gönüle açıklık veren.) 1.) eli açık. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan. genişlik. (a.) el açıklığı.b. kutlu. (bkz: mes'ûd.) ferah artıran. toplanma. sevinç veren.çargâh.b. [bkz.) ferah bağışlayan.si küçük mücenneb bemolü konur. 2. nevâ'da rast beşlisi.s. (f. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur.b.f. geveze. bolluk.f.-fezâ ferâhem Dâ-men-ferâhem ferâhet ferâh-engîz ferah ferah ferah-fezâ ferâh-gâm ferâhî ferâhnâ ferah-nâk (a. el genişliği. dügâh'da rast beşlisi.) bol bol. ekseriya karışık bir surette kullanılır. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.i. 3. 2.s. ucuzluk.b.) 1. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir.b. (a.b. ferah arttıran.i.) meşhur bir çeşit lâle. 2.) 1.Acem. (f. bahtiyar . Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. Şuh. (f. birikme.s. şen ve hafif mevzular.b. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder. mutlu. muz. 2. devşirili. cömertlik. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır.b.b. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza.i. genişlik.) ferah saçan. Makamın seyrinde. şad). fetâ). Bu diziler kullanılırken. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir.) şan ve şeref.i.s.) güler yüzlü. s.) 1. Bu diziler.i. meşhur bir çeşit lâle. geniş ağızlı. nota içerisinde geçen yerlere konur. cömert. eli geniş. (f. (f. toplu. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir.s. iç açıcı.) ağzı geniş. se-gâh'da ferahnak beşlisi. (f. -feşân ferah-efzâ.

(a. dügâh. fürûc) 1. ürünü bol olan yıl.i. 2.i.i. (a. ferş'in c. (f. buyruklar. elde hiçbir numunesi yoktur.i. uygun. sütleğengiller. yarık. (bkz: nisyân). (a.i. (f. (f.i. (a.) "ferâmûş" un hafifletilmişi. menfaat. Güçlü -dördüncü derecede olan. Acem-aşîrân.i.) pervane [gece kelebeği]. çabuk seziş. (bkz: firâset).s. zool. (bkz: mülahham). ferîd ve ferîde'nin c.) unutma.i. çargâh. 2) faydasız.i.b. Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat. çatlak. ferbâle ferbih ferbihî ferbiyûn ferbiyûniyye ferc ferc-ül-bahr fercâd fercâm Bed-fercâm Bî-fercâm Nâ-fercâm beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır. 1910'da H. (bkz. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur.b. fermanlar.) bereketli yıl.) etrafı pencereli yaz köşkü. ferâh-ebrû).) münâsip.s. (bkz fariza).f. Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi. neva.s. (bkz. (a. Mısır Firaunları. şâyeste). fermân'ın c. farîza'nın c.i.) 1.) semizlik. (a. şer'î miras ilmi. son.b. oda hizmetçileri. aralık. edep yeri.) âlim ve fâzıl [kimse]. 2 . odalıklar. ut yeri.) . etli.s. (f. (a. (f.) anlayışlılık. sonu kötü.) Kabe süpürücüsünün hizmeti. dişilerde tenasül âleti. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir.b. kürdî. fayda.i. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir.). fir'avn'ın c. uğursuz.) semiz.s.i.f. (bkz: encam). 2. yataklar. döşemeler. denizanası. (f. (f. akıbet. (a.ferah-nümâ ferâh-rev ferâh-rû ferâh-sâl ferâhûr ferah-zâr ferâid Ferâine Ferâine-i Mısriyye ferâiş ferâiz ferâiz-i dîniyye Eshâb-ı ferâiz ferâmîn ferâmûş ferâmûşî ferâmûş fer'an feraset ferâşe Feraset ferâşet-i şerife beratı ferâşet-i şerife vekili ferbâl. (a.i. mirasçılar. yaramaz. topluluk.) 1.bir mürekkep makamıdır ki. unutma.) 1. (f.) ikinci dereceden olarak. dînin farzları. (f. 2.) bot. (f. erkek adı. ferîd. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh. ellilik. (bkz: çespan.) acele ve geniş adımlarla yürüyen. 1) sonsuz. hatırdan çıkma. çardak.i.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş. toplu. kibirliler. (a. faydasız.i.s.rast'tır. besili. (a.) 1. [kelime.i. 2. avret. (a.). 2. meç. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur].) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk.i. (f.i. nîm hisar.i. (a. Dizisi umumiyetle inicidir.zf. Mısır'ın eski hükümdarları.c. . (a. (f.) 1.b.) Türk müziğinin şed makamlanndandır. [aslı "firâset" dir]. feride). Firaunlar. gururlular. rast.

(bkz: esb). eşsizlik. babası. atî. gelecek zaman. (a. (a. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa olmak üzere yayımlanmış. satranç oyununda at. ikiye bölünemeyen sayı.i.) 1. bireycilik. 4. eşi bulunmayan. (a. akıbet yeri" mezar.) 1. (a. sah. (a. günün ertesi.zf. teklik. efrâd) 1. astr. 2. edebî bir gazete. kıyamete kadar. (Türk Dili Belleten. [ikincisi] kadın adı. öbür dünyâ. 3. efrâs) at. (bkz: Feres-i a'zam). (bkz: vahdâniyyet). kederden. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç. fr. zool.s. yarını düşünme. (a. tek olan sayı.i. perissodactyles. 4. h. Car-ree de Pegase. (a. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir.i. tek beyit.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. tek tek. kabir.) teklik. astr. (f. hiç kimse. Asıl adı "Hemmâm" dır.i. kıyametten sonra. tekparmaklılar. çift olmayan. 2. tek. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi. birlik. [birincisi] erkek. teselli. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit.) "son. (bkz: hayliyye). 353).s. atgiller. aslen Basra'lıdır. 2. (a. individualisme. hipopotam. Sa'saa oğlu Galib'dir. Sayı 4-5. kadın adı. (bkz: vahdâniyyet). ed.i. . kıyamet. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe. (bkz: müfred).b.c. i. (f. 2.) zool. fr.) zühre. tek şey. ertesi gün.) 1. fertle ilgisi olan. (a.) fert fert. darlıktan sonra gelen sevinç.) Cebrail'in atı. (a. geveze.i. astr.fercâm-gâh ferd j ferd-i âferîde ferd-ül-ferd ferda ferdâ-yi kıyamet En-dîşe-i ferda Tâ-be-fer-dâ ferd-â-ferd ferdâniyye ferdâniyyet ferden-ferdâ ferdî. altı. sekizi Arapça. yalnız olan şey. fr. kişi.i. 5. üstü olmayan.zf. Pegasus. (a. fr. 2. zafer. âhiret.) fert fert.f. 3. (bkz: ferd-â-ferd). Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. oyun. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. (bkz: ferden-ferdâ). fr. lât. [Allah'ın vasıflarındandır].c. individuel. individualisme. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni. gam. 1) zorluktan sonra gelen kolaylık. yarın. kederden. öbürgün.b. 3.) birlik.) 1. şahıs.i. Seri III.) fels. ilmî.i. sin. tek tek. (a.s. su aygırı. ferdiyye ferdiyy-ül-esâbi ferdiyyet ferec Ferec Ba'd-eş-Şidde Ferengîs feres feres Islâh-ı nefs-i feres Feres-i a'zam Feres-i asgar Feres-i ekber feres-ül-bahr feres-ül-hayât feresiyye Ferezdak ferfâr (f. çalçene. siyasî. (f. at cinsinin ıslahı.) farfara.h. beygir.i. darlıktan sonra gelen sevinç. Tay. 2. in-dividualite. (a. tasa ve sıkıntıdan kurtulma. Hz. fr.i. yıl 1945. yarınki gün.i.

i. gururlu [kimse].s. kavga. s. 3. ["vakar" zıddı]. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat.i) 1. kutluluk. Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un. akıl.i. tek. Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır. ferîd-üd-dehr (a. ferîd (f. ferheng (f. ferhunde-tâli' yaver.s. farfara. 3. (bkz: gîsû). ferâid) l.h. donmuş.) Feridun gibi şanlı.s. çok değerli inci. gürültücü. (bkz: perhâş).i. ferhâl (f. fena koku.) falı kutlu. kokmuş. erkek adı.a.) sihir.b.) 1. ferhunde-sâl kutlu yıl. zamanının bir tanesi.) 1. eşi olmayan. katılaşmış [şey].s.b. ayrıntılı. 2. fer'î. mutlu.) sevinç. avcı kuş. uğurlu olan. fergande (f. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin.s. ferhân (a. fer'e mensup olan. şen. bilgi. kibirli. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. ferîd.b. ferd'den c. ferfere .) 1.) 1. ferîd-üz-zemân asrın. kıyas kabul etmez. uğurluluk. sihirbazlık. büyü. ferhunde-fâl (f. ölçüsüz.) 1. sekizinci gök. zamanın bir tanesi. erkek adı. ferhunde-gî (f.) 1. 2. [birincisi] erkek. (Gencîne-i Güftar). Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati. edep. Feridun (f-h-i-) l. 2. meymenetli.) savaş.) kendi reyiyle hareket eden. kutlu.s. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. i.) reyi mübarek. temkin.i.) zamanında tek olan. akılsızlık. hüner. ferhunde (f. sevinçli. fer'iyye asılla ilgili olmayıp.s. ağzı kalabalık.i. 2. üstün. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati. mes'ut. (bkz: ferih). ferhunde-pâ[y] (f. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse. fer'î zil-yed huk. [ikincisi] kadın adı. neşe.(a. i. kutlu. kadın adı. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk. marifet. 2. feride (f. 2.i. erkek adı. patırtıcı.b. (bkz: ferîd-üd-dehr). eşsiz. dizilmiş inci.b. ferhâş (f.i. Ferîdûn-fer (f. 2. mes'ut. s. feride (a.i. 2.) ayağı uğurlu [olan]. Lâkabı Ferruh'dur. fergand.a. eşi bulunmayan. Ferhâd (f. ferhunde-re'y (f.s. ferhat (a. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. [bkz: feleki sâmin).i. hafif meşreplik. ferîd-ül-asr.b. 2. s. mübarek.) mübâreklik.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. kutlu. Farsça lügat kitabı. uğurlu. ferhest (f. neşeli. 2. memnun.Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür.

fermâyiş-i şal şal siparişi. fermend (f. hükümdar fermanı. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu. emir.) mevki ve şeref sahibi kimse.i. ferîk-i sânî tümgeneral.) aldığı emri yerine getiren. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. fermâyende (f. fermân-ı âlî. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç.s. 2. berat.c. şerefe.). Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. ferkad (a.) fermana uyan. ferîkan ("ka" uzun okunur.) emri kabul edilen. (bkz: firişte). buyuran.s. pâdişâh fermanı.b. buyruğu. fermân-fermâ (f.) 1. ferih fahur iftihar ederek. kadri ulu olanın fermanı) meç. 2. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. süren.) iki askerî fırka. emreden.i.) topluluklar.) [aslı "fırişte" dir]. fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu.) buğday tanesinin olgunu. pâdişâh fermanı. ferman-dih (f.i. buyruğu. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi. a. fermana uyarlık.) fermanı. (bkz. Fermân-fermâ hüküm süren. (bkz: fermânfermâ.i. hüküm süren. emir buyuran. sipariş.i. ikinci ferîk = tümgeneral].) astr. iki taraf. kıymeti.s. fermân-berdârî. ısmarlama.) sevinçli.c.s. ferman (f-i-) emir. buyruğu. buyurma. buyuran. ferîk (a.) fermanberlik. (bkz: tevki'. ferik (a. bulundukları yerden doğup batarlar. fermân-revâ).b. -beri (f. pâdişâh fermanı. Hükürn-fermâ hükmeden. pâdişâh fermanı.) l askerî kolordu kumandanı. buyruğu. üstünlüğe erişenin fermanı) meç.s. pâdişâh fermanı. fermân-revâ (f.i. fermâyiş (f.s. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri. hükmü geçen. ferîk-i evvel korgeneral. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi. ferîkayn l' (a. tümgeneral. cemâat.(a.i. emri yürüyen. buyruk.i. (bkz: ferhân). boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. insan topluluğu.i.b.b.) astr. [birince ferîk = korgeneral. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup. emreden. ferih j . Ferkadân (a. ferma (f. âmir. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu.) 1.) emir veren. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. buyrultu.b. korgeneral. sevinçli olarak. fermân-dih). fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. pâdişâh fermanı. buyruğu. (bkz: fermân-dih).i. nişan).b. 2. buyruğu.s. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir]. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç.s. pâdişâh. fermân-ber (f. öğütülecek hâle gelmişi. ferişte (f. emretme. fermân-berdâ (f. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır].

) ayağı uğurlu. kabı atlas. yıpranış. kutlu çocuk. hizmetçi. 2.s. emrolunan nesne. yaygı. (f. yoran. döşemeci. 2. fürüş) yayılan şey.). pek çok. (çok eski. (f.i.) fersûdelik. . ferş'den.i. yayma. ferman. (f. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses. bunaklık.) döşemecilikte kullanılan malzeme. uğurluluk. eski. sahra.fermûde Bermû-de-i fermûde fernâs fernûd ferr Kerr ü ferr ferrâş ferrâşî ferruh ferruh-fâl ferruhî u ferruh-kadem ferruh-zâd -fersâ Taharnmül-fersâ Tâkat-fersâ fersah fersah fersah fersân fersendâc ferseng fersûd. (f. halı. 3. çağrışma.) 1. kaçma. (f.) aşındıran. 2. eskimiş. bağrışma. (f. seccade. (f. çaprazları mücevherli. emrolunmuş. (f.) kürk. çok eski. (a. takat bırakmayan. yaygara. fersude Câme-i fersude fersûde-gî fersûde-pîşânî ferş Min-el-ferşi il-el-arş (ferş-i) sâl-hurd ferşiyye ferşiyyât fertût. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ). 2. hüccet.s. (bkz: ma'tuh.i. halî'-ül-izâr). yeryüzü. eskilik.) ferraşlık. 2. beyaz kürk. (a. (f. döşeyen. düğmeleri murassa' olan kapaniçe.) meymenet. eskimiş.) yıpranmış. fertûte fertût-âne fertûtî ferve ferve-i beyzâ ferve-i murabba' ferve-i semmûr ferverdîn feryâd (f. aşınmış.s. 4.) döşeme işleri. Kâbeyi süpüren. saldırma ve çekilme [savaşta]. kutlu.a.a. yırtık.) 1. s. gafil.i.i.döşeme.) 1. erkek adı.) pîrlik. (f. bahtı açık.) 1.i. gaflet.i) firar. (f.b.) talihi uğurlu. (bkz: ferseng). gürültü. şaşkın. (f. taş ve şâire döşetme. süpürücülük. 3.b. (bkz: figan). pîr. (bkz. makbul hayvanların postu. (a. çok yaşlı. yıpranmış elbise. 2. kır. tahammül bırakmayan.i) 1.i.i.) fersah. fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme.i. (f.i.i. Mecûsîlerin melâikesi.s. (f. 2. (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı.i.b. şikâyet. kürkü tilki. (c. furûş.) bunakçasına.i. bu-yurulmuş. samur kürk.) 1. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü. 2. bol bol. kürk kaplı elbise. 2.b. pîrezen). [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi]. hasır. sızlanma.zf. (f.s. mahveden.) 1.) delil.i. (f.) 1. halı. 3. şilte. emir. şaşkınlık.) 1. kocamış. (bkz: mübarek).i. (a. bunak. (a.i. (f. (a. bahar mevsiminin ilk ayı. takatsiz düşüren. irâde. uğurlu. (a. mübarek.) ümmet. (f-S-) pek ihtiyar. kutlu olan. (f.i. hayırlı. üç millik bir mesafe [denizde].s. i.i.s. uğurlu evlât.

(f.b.c. vezîri suretinde kullanılan bir taş. fâsid'in c. asılsız şeyler söyleyen. fıskıyye'nin c. (f. hakîm.c. (f. çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar. bozulma.i. fenalık. tas. 2.) oğula yakışacak surette.) yardım isteyen. eşkıya.) günah işleyenler.b.i. (bkz. bilginler.i.s.i.) ilim ve hikmet. (f. (f.i.b. yakut. (f. (f. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad. (f.s.b.b. fâsid).) âlimler. (f.). ahlâk bozukluğu. veled. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. ibn). zararı icâbettiren.) feryâdet-tiren. (a. (f. ferzend'in c. anlaşmazlık.i.) 1.feryâd-ı andelîb feryâd-bahşâ feryâd-hân feryâd-nâk feryâd-nâme feryâd-res ferz ferzân ferzâne ferzâne-gân ferzâne-gî ferzend ferzend-i âb ferzend-i âftâb ferzend-i bevvâb ferzend-i çavuş ferzend-i ercmend ferzend-i hâver ferzend-i sipahi ferzendân ferzend-âne L ferzin ji f e' s uli fesâd -j fesâd-ı ahlâk fesâd-ı mi'de Erbâb-ı fesâd fesâd-ı dimağ fesâd-ı te'lîf fesâd-âmîz fesâdât fesâd-engîz fesâkî fesân fesâne fesâne-perdâz fesâr fesede feseka 1) bülbülün feryadı.) patırtılı. Tar. masal.b. (bkz: fesâne. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması.) fesatlar. 2. fitne. (f. (f.s. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş.) asılsız hikâye.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup. 4.) 1. ferzâne'nin c. (bk ferz). . (a.) masal ve hikâye düzen.b. (a. (f.b. (a.s.s. (f.) 1. yazı.) çocuklar.s) fesat karıştıran. mîde bozukluğu. suyu. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına. ötmesi. (f. füûs) iki yüzlü balta. çocuk. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad. kötülük. bileği taşı (seng-i fe-sân).s. 2.s. S.i. (bkz: mahdum. çürüklük.c. (f. hikâye.) feryâdedenin imdadına yetişen. yakut. alıngan. üstünlük. (f. sapkınlar. arabozanlık. tar.) fesatla karışık.) bilgi. 3. çürüme. ferzendân) oğul.) satranç oyununda şahın müşaviri. masal. bir cümlede tertibin. şerefli çocuk. delilik.i.). (a.) yular.i. suda yaşayan hayvanlar.i. hava kabarcığı. fesâd'ın c. gürültülü. efsâne). fâsık'ın c.i. oyunbozanlık eden. bilgili [kimse].zf. bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları.i. (bkz: efsâr). bozukluk.s.s. (a.i. feylesof. fesâdât) 1. 2. (f.b.i. (f. (f. (bkz: efsâne). ed.

) müftünün verdiği şer'î cevaplar. eteğin hışırtısı. kuşatma.i. başlama.) 1.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri. fütuhat) 1. denizin fısırtısı. huk. atılan okun havada çıkardığı ses.fetvâ'nın c. okun sesi. (f. eko. [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması.b.s. sıkan. huk.i. geniş meydan. eli açık. efşâl) cesaretsiz. cömert.s. [e] olarak okunması. îlâmı hükümsüz bırakma. fetehât) 1. füshat'den) geniş. açık.s.c. aşikâr zafer.s. serpen. fetha'nın c. bozma. söze başlama. zaptetme. altın saçan. (a. ["efşân" muhaffefi]. [ innâ fetahnâ-leke sûresi]. zaptı. (a. açık. (bkz: küşâd).c. delikanlı.i. kapının açılması. çürütmesi. 4.c. (a. sahî). (a-'. 2.i. mukavelenin. (f. fetret'in c. otopsi. (a.). (a. 2. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi.i. mert. (a. fısırtı. (f. şirketin dağılması. 2.) l. dağıtma. fetâvî fetâvâ-yi âlemgîrî fetehât feterât feth sûre-i feth feth-i bâb feth-i İslâm feth-i Konstantiniyye feth-i meyyit feth ü kıraat feth-i nıübîn feth-i müşkilât feth-i kelâm feth-i bilâd fetha fetha-i hafife (a. istanbul'un II. . sübhân-Allah).c. fisâl) zir. efsâl.) hışırtı. (bkz. ateş saçan. anlaşmanın bozulması. korkak. (f. yiğit. şehirlerin istilâsı.c.i. açık sahra. hükümsüz bırakması. fısırtı. 2. Ali'den başka yiğit yoktur.i. 3. bir mahkemenin verdiği karan.i.). [feth-i lam ile = lamın fethiyle. (bkz: bed'). (f. saçıcı. bütün âleme yayılan fetvalar. genç. Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı. açılma. bozulma. (bkz.c. (bkz: ferâh-dest. yüreksiz. vınlama çıkaran. (a. geniş. fetret). hışıltı. fütûh. fityân) 1. şıpırtı. (bkz: efşân). (a. e okutan üstün.) saçan.c. fısırtı. Mehmet tarafından fethi. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti.) sıkıcı. c.s.) hışmı. açma. üstün "e" okunmasıyla]. (a. ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi. bir harfin üstün. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. dağılma.s. zorluklan çözme.fesh fesh-i ihbar fesh-i mukavele fesh-i şirket fesh-i i'lam fesîh Sahrâ-yı fesîh Meydân-ı fesîh fesi fe-sübhân-Allah faşâfeş feşâfeş-i tîr feşâfeş-i derya feşâfeş-i daman feşâfeş-kâr -feşân Âteş-feşân Zer-feşân feşâr feşfeşe feşil fetâ Lâ-fetâ illâ Alî fetâvâ.

2.i. fitne'den) 1. 2. (bkz: bâb-ı fetva). i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti]. 2.) ahlâksız kadınlar. umumhane (genel ev). i. fenalık yapan.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza. (bkz: zafer-nâme). 3. oynak [kadın!.fetha-i sakile fethateyn fethî. 4.s. za'f.i. üstün gelmiş. (nur açan) Allah.c. bot. kahbeler.i) apansızın adam öldürme. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman.b.b. fethiyye feth-nâme fetîl. (a. fetret devri. 3. uyuşukluk. fetvâ-emîni fetvâ-hâne fetvâhâne-i âlî fetvâ-penâh fevâci fevâhir fevâhiş Dâr-ül-fevâhiş a okutan üstün. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn).t.).c. (a. fetheden. (a. erkek adı.f. (a. gibi]. (a.i. iyilik etmesini seven. fetâvâ. kerem sahibi olan Cenâbıhak. 4. reft).s. saç örgüsü. . (a. (bkz: fitret).) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı. fetva odası. (bkz: fâci').) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş. erkek ve kadın adı.). [pusla odası. 4.s. fetîle fetîle-i giysû fetîle-i hacer fetk fetret Devr-i fetret fett fettâh fettâh-ı nur fettâh-ı kerîm fettâk fettan fettâne fetva Bâb-ı fetva. cazibeli. fâhişe'nin c. iki vak'a arasındaki zaman. fahişe).b. fethe mensup.c. [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet]. ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. Cenâbıhak. iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman.s. (bkz: mısdak).) 1. (bkz: fâhir. (a.i. fetih hakkında yazılan kasîde. mehek (mehenk. gönül alıcı. feth'den) 1.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm.i. müftülük.s. fâhire). (a. örgü. 3. kullarının kapalı işlerini açan. müftünün bulunduğu resmî dâire.i. fâci'in c.). (a. zamanı. (a.s. 3. mihenk) taşı. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi. fitne ve fesada teşvik eden. (a. Şeyhülislâm kapısı.. delik.b. 2.i.f. (a.) 1. yaralara konulan tiftik. zafer kazanmış. mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi. (a. 2. (a. kanlı katil.i. feveran. (a. ayarlan. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse.) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale. 2.i.s.) l. (a.f. lâmba fitili. dağ keteni.i. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar. (a.. fâhire'nin c. hek. feterât) 1. (bkz. 2. (a. açan. (bkz.

zf. (a. (a. haddinden fazla.b. akın akın. (a.i.i. tatlı meyvalar.c. (a.b. fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe.) çarçabuk. fâih'in c. 4.zf.b. (a. galeyan etme. yer yüzü. birdenbire. (a.fevâid fevâid-i me'mûle fevâih fevâiz fevâkih fevâkih-i lezize fevânîs fevâris fevâsıl fevâtih fevâyih fevâzıl fevc fevc-â-fevc fevc fevc fevehân fevehât fevh fevha feveran feverân-ı âb feverân-ı dem feverân-ı gazeb feverân-ı zaman fevk fevk-al-me'mûl fevk-i işba' fevk-i zeveban fevk-al-âde fevk-al-âde bütçe fevk-al-arz fevk-al-beşer fevk-al-gaye fevk-al-hadd fevk-al-me'mûl fevk-al-mu'tâd fevkani fevkani tahtani fevk-as-serâ fevk-at-tabîa fevr Ale-l-fevr fevren (a.) hadden aşkın. fiz. üst taraf. (bkz: fâris). [damar] vurma.) son derecede. fâsıla'nın c.s. insanüstü. (a. [hiddetle] köpürme.i. fâiz'in c. üstünde.i. takım takım.) tabiat üstü. fevâih). [su] fışkırma. fâzıla'nın c. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde). fâris'in c. cemaat. (bkz: fatiha).) . 3. (a.) meyvalar. kan fışkırması.s. faydalar.c. fuzalâ). üst insan.i. [müen. görülmedik. efvâc) bölük. derhal.) âdetin üstün de. (a. manevî].i. a.) fatihalar. (a. . faiz). ["fevâyih" şeklinde de kullanılır]. biniciler.i.) atlılar. (bkz. (a. kârlar. fasıla). (a. l. birdenbire. (a. (a.) çiçek ve meyva kokulan.) üst. yukarıda bulunan. (a.i. (a.zf. (bkz: fâide).i. fâkihe'nin c. pek çok.i. (a.). (a. bölük bölük. fevehât) güzel koku.) 1.). 2.b. fennî bir dergi. (bkz. takım.). 2. (a.).) toprak üstü. a. üstlü. hemen. zamanın taşkınlığı. (a. arzın. fâtiha'nın c.i. fevha'nın c.) 1. (a. i.it. ("ga" uzun okunur. fiz. ("ka" uzun okunur. yemişler. fevehân) güzel koku. derhal.s.i.zf.b.) 1.(bkz.) güzel kokular.) güzel kokular.c.i. 2. i. 2. aşmerime.) umulanın üstünde. umulan faydalar. alışılmıştan. olağanüstü. menfaatler.i. toprağın üzerinde. fevh'in c. üstte olan. umulandan çok. kızgınlığın patlak vermesi. ümîdin dışında.kaynama. (a.f. fâyiha'nın c.i. (bkz. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî. duyulmadık. lezzetli. "fevkiyye"]. su fışkırması.) acele.s. fâide'nin c. fânûs'un c. göğe ait. kazançlar.(bkz: fanus). çarçabuk. altlı. her zamankinden başka. aşın doyma. yukarı [maddî.s.

neşe verici bolluk.) feyiz getiren. bolluk.i. feyâfî) düz. genişlikler. 2. engin. Allah. istidatlarına göre. (a. (a.i.) kargaşalık.) zayıf hüküm.c. zafer. üstünlük. kalender kimse.s.s. (a.) birdenbire. (a. i. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı.) fels. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında. feyiz. suyun taşıp akması. (bkz" fîl-bân). (a. suyun taşması. 2. (a. akıllı kimse. irfan. 3. yükseklik. 2. bir daha ele geçmemek üzere kaybetme. çoğalma. Feyz-i atî (geleceğin feyzi. verimliliği.i.i.fevri. feyfâ'nın c. felsefe ile uğraşan. yol alan. (a. 3. taşan [sel].) içinden su fışkıran şey. büyük sahra. 1. felâsife) 1.f.c. 2.) feyz ile dolu olan.i. içi çok temiz. zafer. tar. (a. (a. kaygısız. bolluğu.) kargaşalıkla ilgili. selâmet.) susuz çöller. fazlalık.s. bolluk. erkek adı.i. coşması. verimlilik.) zaferle. kurtuluş. utku. kadın adı. Allah. ansızın ölüm. füyûz). düşünmeden yapılan [hareket].) file bakan kimse.i. içi çok temiz. Allah. fırsat kaçırma.i. çokluk. feyz'in c. (a.) 1. (a. güzellikler fıskiyesi. tabîî olan bereket.i.s.s.i.) büyük. (bkz: dehrî). . Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. fil çobanı. fr.s.s. (a. (a.) çöllerde ilerleyen. (bkz: mevt). Nil'in taşması. (a. (a. füyûz).c. ölüm. enginlikler. anar-chique. olan füyûz'un c. elden çıkarma. gürlüğü) İstanbul'da. çöl yolcusu.b. ilerleme. (a.) 1. (a.) 1. anarşist. ebedî feyiz. filozof. (a. kaçırma. gürlük.) galiplik. kurtuluşla ilgili. (bkz: feyz).c. (bkz: kafr).i. anarşi.i. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî. (a. sahralar. bolluk. bereket ve bolluk veren. abıhayat fıskiyesi. 4. (a.i. (a.f.s. 2.b. ilerleme. erkek adı. feyhâ'nın c. fıskiye. 3.s. fevriyye fevt fevt-i fursat fevt-i nâgehânî fevvâre i fevvâre-i bedâyi' fevvâre-i âb-ı hayât fevz i fevz u nusret fevzâ fevzâî fevzâviyyet fevzî fevziyye feyâfî feyâyih feyezan feyezân-ı Nîl feyfâ' feyfâ-neverd feyhâ feyiz feylesof feyyâl feyyaz feyyâz-ı kudret feyyâz-ı mutlak feyyil feyz feyz-i câvidân feyz-i mukaddes feyz-i neş'e bahşâ feyz-i safa feyz-i tabîî feyz ü rif'at feyzâ-feyz feyz-âver (a. susuz kumlu çöl. 3. i. 4. çok cömert [kimse]. [füyûzât. ilim. neşenin feyzi. feyiz. 2. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II. geniş olan. safânın. âlim. dinsiz.b. fazlalık. rahat yaşayan. (a. bolluk. a'yân'ı sabitenin. çok cömert [kimse].) 1. devamlı bereket.) boşluklar. taşan [sel].i. s.].

2.) feyizli. boyun omurları.s.) fezada giden. (bkz: sîm. feyiz bulucu. icmaller.) 1.) feyiz arttıran.) yokluk. fasıllar. gür.) gümüş.s. fıkdân-ı elem acı yitimi. fıkariyye-i âliyye zool. (bkz: fakd). fıkariyye ıü (a. [aslı "fekariyye"dir]. fıkarât-ı rakabiyye anat. (a.s. fezâlik (a.b. (bkz: fekarî). fıkdan (ii (a. (bkz: fıkra).) 1. [aslı "fekariyye"dir].i. fıkarât-ı us'ûsiyye anat.i. fıkarât cıü (a. yüksek omurgalılar.i. nukra). hulâsa. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. 2. 3. (f-s. fezleke resmi [evvelce] huk. geniş saha. feyiz.b.b. özeti.b.f. çok. fezaya ait. darlık. ucu bucağı bulunmayan boşluk. fezleke'nin c. fekariyye). 2.i) 1. (a. (a. kansızlık.i. aşağı omurgalılar. küçük hikâyeler. fıkarât-ı arziyye anat. fezâî (a. 4. fıkra'nın c. fezleke (a. fıdda (a. "uzay. (a. fr. fezâyişte (f. 2. hayret veren.) ziyâde. duyumsamazlık.s. geniş ova.f. bölümler.) feyizli.) feyiz bulan. fezâ-neverd i (a. feza (a. netice.f. fıkarât-ı acziyye anat. dayanamama. kıtlık.s. kıssalar. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf.) 1. bereket ve bolluk getiren. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş. 3. fıkarât-ı kataniyye anat. 2. (bkz: fakr-üd-dem). apathie.) feyiz bağışlayan. korkma. bağırıp çağırma. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar. fıkdân-ı hassâsiyyet psik.) fezlekeler. inleyip sızlanma. alan.f. fezâ-yı feyz feyiz sahası. (a.s. fıkdân-ı dem fizy.) [aslı "fekarî" dir]. hulâsalar. bucaksız gökleri. fr.f. kuyruk omurları.i.b. hayret artıran. fazla.f. (bkz. çoğaltan. sırt omurları. uzaysal. feyiz alanı. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa. bereketli.i. bereket veren. feyz-bahş feyzdâr feyz-efzâ feyz-nâk u feyz-resân feyz-yâb fezâ[y] Ferah-fezâ Hayret-fezâ feza' ji .f. dünyânın sonsuz olan genişliği. cümleler. fezleke-i târih târih hulâsası. fezada dolaşan. fezâ-yı vatan vatanın fezası.anemie.) [aslı "fekariyye" dir]. ümitsizlik.s. fezâ-yı ferda yarının boşluğu.) artıran. kısımlar. yer.s. bulun-mazlık. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. huk. hoş hikâyeler. 4. fıkarî (ü (a. özet. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. muhtasar. (a.b.) feyiz eriştiren.(a. vatanın uçsuz.s. omurga kemiklerinin boğumlan. bel omurları.s. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı.b. fıkarât-ı lâtife lâtif.i. fıkarât-ı zahriyye anat. fıkariyye-i süfliyye zool. (bkz: efzâ).) 1. özetler. 4. sağrı omurları. feza ile ilgili. paragraflar. ferah artıran. sağrı omurları.

omurga kemiklerinden bir boğum.i. 3. tümen. 2. kısım. amelî ve şer'î meseleler bilgisi. (bkz: fücur). ["gabâvet" in zıddı]. Allah'a karşı isyan etme. firak (a. omur.i. 5. aboulie. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. 2. kıssa. şeriatın usul ve hükümleri. hak yolundan veya hak yoldan çıkma. politika partileri. kalabalıklar. 4.c. kısa hikâye. zihin darlığı. îman etmeyen fırkalar.fıkdân-ı imkân imkânsızlık. agnosi. [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i . gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli.i. şerîat ilmi. zihin açıklığı. tümenler. fısâd (a. 2. paragraf. fıkh). (bkz. fırsat (a. 3.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı. sapıtmış. fıkıh. fıtra (a. 3.i. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyyepsik. fıtâm (a. gazetelerde. fıkarât) 1.s. fırka'nın c. dinsizlik. firkateyn (a.i.c. 6. masal. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667.i) çocuğu.i. fr. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka. kadın adı. fıkra-hân (a. fıtık (a. aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı. damardan kan çıkarma.) 1. [adam]. yazılmış kısa bir haber.i. şeker bayramı.) ["fıkhî" kelimesinin müen.) fıkıha ait. fırka-i askeriyye tümen. söyleyen. (bkz: sada-ka-i fıtr).) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. fıkhî i (a. fursat). 4.c. takımlar.i. fıkdân-ı nakd para darlığı. 3) kuru üzüm.).i.) 1. fıkhiyye (a.f.i. cennetler. fa-tânet). fesâkî) suyu.s. fıkıhla ilgili. ahlâksızlık.) oruç bozan. fırak-ı siyâsiyye siyâset. partiler. bölüm. fısk (a. grubu. fıkdân-ı temyiz fels. firak) 1. (bkz. 2.s.i. hainlik.i. fıkh (a. [kitap veya eserde]. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. fırsâd (a. aşk. Müslüman grupu. 2) arpa. (bkz: fatk). 2. (bkz: fasd). 7. fıkra (a. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. zeyreklik. bend. yavruyu sütten kesme. fıkdân-ı nukud para darlığı. fıskıyye (a. fr.) hikâye okuyan. Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. tanısızlık.b. zihnin her şeyi çabuk anlayışı. 2. fıtnat (a.) kan alma. alaylar.) karadut. chronique.c. (bkz: fıkhî). 3. fıkıh (a.).f. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi.i). fasıl. fıtr (a. (bkz. bölükler.) 1. madde. 2. fusuk) 1.i. siyâset partisi. fıkdân-ı irâde irâde yitimi.]. sefahate dalma.i. insan kalabalığı. fırka (a. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak. îd-i fıtr ramazan bayramı.

) atıcı.) fels.) yaradılış.s. a.cü. (a.) yaralı. fıtriyye fıtriyye fî fî-i aslî fî-i carî fî-i kat'î fî-i maktu fî fi 20 Teşrîn-i evvel fi zemâninâ fiâl Bed-fiâl fî-emân-illâh fiat ficâ fidâ fidâî fidye fidye-i necat fie fie-i kalîle figan figan-ı tîz figan-ı tîz-i heves figan-perver figâr -figâr Dil-figâr -figen -figende -fîh Mâ nahnü fîh Mü-nâziun fîh Mef'ûlün fîh Fîhi Mâfih fihâl fihâm sünnet mezhebine (Şafiî.s. içinde" mânâsını verir.i. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır]. kârlar.) ansızın. (a. f. (bkz: efgen). yaradılıştaki.i. (o şey ki onun içinde) Hz. (a. (a. (a. doğuştancılık. .s.i.i.). kavgalı. fiat) taife. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. ameller.zf. kıymet.i. (bkz: feryad).) bahalar.i. ("ga" uzun okunur. (a. incinmiş. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır]. (a.zf. (bkz: seciyye. ulular. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri. olacağı. fedaî). inleme. fiat) fiat. müteessir. "-de" hâli.) ıztırap ile bağırıp çağırma. değerler. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir].zf. yaradılıştan.) " onda.i. bağırtan. figan ettiren. konuştuğumuz. can kurtarma akçesi.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde.) işler.fıtrat fıtraten fıtrî. fidye. kıymetler. bölük. (bkz: ef'âl). (a. (a. fr. (a. üstün kimseler.i. fahl'in c. yıkıcı. (f.s. (bkz: cerîha). huy. son fiat. mizaç. büyükler. çekişme olan.i.) yıkılmış. fî'nin c. az cemâat. (a.) çok kuvvetli.i. Mâlikî. yüreği yaralı. (bkz: fücâ).) tabîî.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. şimdiki zaman içinde. 20 Ekimde. baha. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi].s.i. takım.) bir esiri kurtarmak için verilen şey. birdenbire. (bkz: efgende). (f. biçilmiş kıymet.) zamanımızda. değer. tabîat. [evvelce] târihin başına konurdu. "arpa. içinde. tînet). 2. nüfuz ve itibar sahibi kimseler. kurtulmalık. (a. kötü işler işleyen kimse. düşkün. ve e. (a.c.zf. (a.) fıtrî olarak. fi'l'in c. yüksek feryad. geçer değer. (f.c. [yapma kelimelerdendir]. (bkz: efgâr). (f.e. arzunun yüksek feryadı. Allah kerîm. (f. cemâat.) yara. (bkz: feda). (bkz.) itibarlı. düşürücü. nativûisme (a. asıl değer. güruh.s. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi]. hakkında münâkaşa. (a. yıkık. fahîm ve fahm'ın c.) 1. Hanbelî) göre.

. düşünce. fikret). gibi]. kuruntu. fikir.i. efâîl) iş. vatan fikri.c. bakakalmak. yeresiniz. gr.. zihin. gibi]. gibi]. vatan düşüncesi. (a. intiha fiili. zf. dışarı vurulmamış. gr. oy. idrâk. düşünce.fihris fihrist fikir fikr fikr-i amiyane fikr-i âteşin fikr-i fâsid fikr-i ferda fikr-i galat fikr-i garâib-perver fikr-i mukaddes fıkr-i muzmar fikr-i sabit fikr-i takib fikr-i vatan fikren fikret fikrî. emir sîgasının sonuna "-elim.. gibi]. bozucu fikir. alelade. inanma. düşünce ile olan işler. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına.. dileme kipi [sevelim. faili. fr.) fikir. . rey. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. efkâr). 6. efkâr) 1. ise. içmek. eşyanın adlarını gösteren defter. düşünce bakımından. maksat. tek kökten yapılan fiil [olmak. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]..i. -e sin. (a. *eylem. "-i hâli" almayan fiil. intransitif. bayağı fikir.zf. gibi]. 2. gizli fikir. 7. koşabildim. idee fixe.) fikir ile. yarının fikri.. öznesi bilinen fiil.. (bkz. 4. 2. yanlış bir şeyi düşünme. c. gibi]. (bkz: fikr). düşünerek. bozuk. 2. düşünce. [yazmış idi. gr..i. zihin tasavvuru. kaideli. sürerlik fiili [gide durmak.i.c.. [birincisi] erkek. (a. ateşli fikir. füyûl) bilinen büyük hayvan. fr. ya sonuna konulan cetvel. zihnen. yardımcı fiil [idi. murad. (a. gibi].i. gr. [ikincisi] kadın adı. düşünce. (a. indeks. fihris). gülme. peşini bırakmama. gibi]. düşünce âlemi. kuralsız fiil [yemek. (f. fehâris) 1. efyâl. (a.i. g r. gr. geçişsiz fiil. 5. gr.) 1. i. c. kutsal düşünce. iş'den işlemek. gibi]. (bkz. amel. kaidesiz. zan. garip şeyler icâdeden fikir. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime. (bkz: fikr). fr. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. gitmek. gr. mensup. okumuş idi. düşünce hayâtı. basit fiil. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. gr.) fikir. verbe accompli. *etgen fiil [yemek. erkek ve kadın adı. gr. -e siniz" katılarak yapılan fiil. gr. [uyumak. iyi iş. ayıplanmayı gerektiren davranış..c. içmek. düşüncesi. 3. çekesin. niyet. fikriyye Hayât-ı fikriyye fikriyyât fikriyyen fîl fil fi'l-i basît fi'l-i cevheri fi'l-i gayr-ı kıyâsı fi'l-i gayr-i müteaddî fi'l-i hayr fi'l-i hikâye fi'l-i iane fi'l-i iktidarı fi'l-i iltizâm fi'l-i intihal fi'l-i istimrarı fi'l-i kıyâsî fi'l-i lâzım fi'l-i ma'lûm fi'l-i rnâ'yûb (a. düşünerek meydana getirilen [şey].c. sona erdirme. yanlış düşünce.i. 2. gibi]. gelmek.. (a. hatır. fiâl. saplantı. kâr. efal. gr.).c. fikirle ilgili. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. akıl. geçmiş zamanda olmuş. (a.i. mukaddes fikir.c. gr. oturmak. imiş.

b. dilek-şart kipi. iş görerek karışmış [kimse]. gr. vereceks e. f r. verbe intentionnel. gr. öznesi bilinmeyen fiil. gibi].zf. davranma fiili. "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım. (a.e. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. (a. sevmiş imiş. kötü iş.i. geçmiş zamanda olmuş. (bkz. tepke.b. gibi]. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre. i. (a. faili.. gr. "-i hâli" alan geçişli fiil.) nihayette. kötü iş.. emrihâzınn sonuna "meli" sözü katılarak meydana getirilen sîga. (a. gr. gr. gibi]. yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil. fiil-cümlesi.s. fi'liyyât) fiille ilgili. gibi].. gibi]. fi'lî'nin c. hemen. etkincilik. gr. (a.) hakikatte. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim.) hayırlı iş. gr.) gerçekten işlenilen işler.zf.fi'l-i mazi fi'l-i meçhul fi'l-i menfî fi'l-i mezmûm fi'l-i mukarebe fi'l-i mutavaat fi'l-i muzâri' fi'l-i mün'akis fi'l-i mürekkeb fi'l-i müsbet fi'l-i müşareket fi'l-i müteaddî fi'l-i niyyet fi'l-i rivayet fi'l-i şartî fi'l-i şenî fi'l-i şerr fi'l-i ta'cîlî fi'l-i temenni fi'l-i vücûbî filâhat fîl-bân fi-l-asl fi-1-cümle fi'len fi'len zî-medhal fi-1-hakika fi-l-hâl fi-l-hayr fi'lî.) hakikatte. gibi]. işteşlik fiili [koşuşmak. içmek. fr. eko.c. gr.) fels. gibi].. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. gr. (a. gerçekten yapılan iş. gr. (bkz: bi-1-fi'l). 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı.b.i. olumlu fiil. gr. yüklemi fiil olan cümle. kendisinde nefı edatı bulunan fiil. kip ki. alıverdim. reflexite. şimdi. edilgen fiil [yazılmak. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga.f. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga. gr. birleşik fiil [yazabilmek. l ) tedavülde fi'len mevcut olan para. . işleyerek. (a. fr. ilk askerlik vazifesi. sevişmek. aç-tivisme. gr. doğrusu. kip. açılmak. zina ve livâta. morfemi ile yapılır [geleceks e. çiftçilik. giderim. (a.s. huk.) ekincilik. feyyâl). hem hâle.). . nesne tümleci alan fiil [yemek. gibi]. eko. (bkz. gr. gerçekten. (a. niyet fiili. fi'liyye Cümle-i fi'liyye Hizmet-i fi'liyye fi'lî tedavül fi'lî zaman fi'liyyât fi'liyye gr. gibi]. gr. sonunda. gr. gibi]. olumsuz fiil.. zirâat). gr. dönüşlü fiil. (a. zf. sevmeliyim. ) aslında. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş.zf.. koşabilmek.zf. gerçekten. fena. hakikaten. (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına gelmez]. görevi. (a.) bu anda. gereklik kipi [girmeliyim.. harâset.. fena iş.

(a.i. avlu. gerçekte. binicilik. erimiş bakır.) vakıa. 3. (a. ümm-i veled'in fırâşı. efniye) 1.zf. tohumda cücüğü kaplayan etli kısım.) kaçak. 2. [bununla nesep sabit olur]. coğr. (bkz: fürûsiyyet). rahat döşeği. [bilâ davet neseb sabit olup nefy ile neseb nefyolun-mayıp lâkin laan ile nefy olunur]. 2. ferâine) 1.) 1. (a. at yetiştirme bilgisi. Ancak cariyeyi istifraşta husule gelen çocuğun kendisinden olduğunu müstefrişin söylemesi gerekir].) fertler. 2. iç yatağı. filiz rengi. s. 2. (bkz: farza).i. yiğitlik.zf. kurşun filizleri.i. külçe. (a. bakır. eritilip temizlenmemiş olan altın. Allahlık iddiasında bulunduğu için Hz. fazla. kalay. açık yeşil. yaygı. demir.i) 1. aşın.s.) ham mâdenler. (a. pek kibirli. (a.) 1. döşek. fılizz'in c. çok ömür.) bolluk. (a. zevce. fık. evli kadının fırâşı.s. (a. fık. [bilâ davet nesep sahîh olmaz]. hüzün. şilte. fürüş) 1. sıkıntı. (f.c.) kaçma. evin ve şehrin önü. (a. Musa'nın mücâdele ettiği Mısır hükümdarı. [bâzı metinlerde "firavun. (a. kesîr.i. (bkz: kesret).filizz filizz-i ma'denî filizzât filizzât-ı ma'deniyye filizzî filka fi-1-mesel fi-1-vâki fî-mâba'd finâ fî-nefs-il-emr firâd firak Leyl-i firak Firâkıyye firar firari firâset firâş Esîr-i firâş Hem-firâş Sâhib-firâş firâş-ı derûn firâş-ı istirahat firâş-ı kavi firâş-ı mutavassıt firâş-ı sahîh firâş-ı zaif firâvân Nakd-i firâvân Ömr-i firâvân firâvânî Fir'avn fir'avnî (a. filizzât-ı seb'a (7 ham mâden) altın. keder. gümüş. gerçekten. mertlik.i. çokluk.i. savuşma. (bkz: bisyâr.i.) sevgilisinden ayrılan bir kimsenin duyduğu ıstırabı belirtmek üzere yazdığı veya söylediği manzume. bir daha. eski zamanlarda Mısır hükümdarlarına verilen unvan.zf. firavuniyyet" şeklinde de geçer]. 2. hasır. c. cıva. halı. ham külçeler. firaunluk. ayrı