P. 1
Osmanlica - Turkce Lugat

Osmanlica - Turkce Lugat

|Views: 433|Likes:
Yayınlayan: Myrosse Byrose

More info:

Published by: Myrosse Byrose on Apr 22, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/24/2014

pdf

text

original

A
â (ha.) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât).

âb-ı zindegî âb-ı beste âb-ı bün âb-ı ciğer âb-ı ciğer-hûn âb-ı çeşm âb-ı dehân, âb-ı dehen âb-ı dendân âb-ı dîde âb-ı dîde-i câm âb-ı engûr âb-ı eyyâm âb-ı füsürde âb-ı gerdende âb-ı gûşt âb-ı güşâde âb-ı güvârâ âb-ı haclet âb-ı harâbât âb-ı harâm âb-ı hasret âb-ı hâtır âb-ı hayât âb-ı hayât-ı la'l âb-ı hayât-ı tesliyet âb-ı hazân âb-ı hufte âb-ı hurdenî âb-ı hûrşîd âb-ı huşk âb-ı iskender âb-ı işret âb-ı kâr âb-ı kebûd âb-ı kevser âb-ı la'lî âb-ı lûtf âb-ı meleh

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. göz yaşı. ağız suyu, salya. 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. (üzüm suyu) şıra, şarap. (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. (dönen billur) gök kubbesi. et suyu. (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. hazmı kolay, içimi güzel su. utanma teri. (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. (yasak su) şarap. kederden dökülen göz yaşı. (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. teselli âb-ı hayâtı. (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. içilir su, içme suyu. (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. (bkz: âb-ı hayât). (işret suyu) şarap. (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. (mavi su) Çin denizi. 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan).

âb-ı Meryem âb-ı meygûn âb-ı muallâk âb-ı musaffa âb-ı mün'akid âb-ı müncemid âb-ı mürde âb-ı mürgan

âb-ı mürvârîd âb-ı nâb âb-ı nâfî' âb-ı nâr âb-ı nârdân âb-ı neşât âb-ı puhte âb-ı püşt âb-ı rengîn âb-ı revân âb-ı rez, âb-ı rezân âb-ı rû (y) âb-ı rûşen âb-ı sebük âb-ı siyâh âb-ı surh âb-ı sükûn âb-ı şakayık âb-ı şeng âb-ı şengerfî âb-ı şîrîn âb-ı şor âb-ı tarab

1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) gök; 2) güzellerin çenesi. tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. donuk, akmayan su. 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık. (saf su) şarap. (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). (ateşin suyu) kırmızı şarap. 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. (neşe suyu) menî, mezî. 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) akar su; 2) meç. hayat. (asma kütüğünün suyu) şarap. 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. l)kırmızı su; 2) şarap. iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. (bkz: âbzen). 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. tatlı su, şerbet. l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci.

âb-ı Teberistan âb-ı Teberiyye âb-ı telh âb-ı tîg âb-ı yâkut âb-ı yeh âb-ı zehre âb-ı zer âb-ı zerd âb-ı zindegânî âb-ı zindegî âb-ı zîr-i kah âb-ı zülâl âb ü dâne âb ü kil âb ü tâb âb abâ

âbâ âbâ-i kenîsâiyye âbâ-i ulviyye âbâ ve ecdâd a'bâ ab'âb âbâb ab-âbiyyet âbâd âbâd Şems-âbâd Feyz-âbâd â'bâd âbâdân âbâdânî âbâdî abâdile

Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. 1) |acı su] şarap; 2) göz yaşı. kılıcın suyu. (yakut gibi su) kırmızı şarap. l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. (bkz: âb-ı hayât). (bkz: âb-ı hayât). l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. l) berrak su; 2) billur; 3) cam. su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. kilise ileri gelenleri. yüksek babalar. atalar, babalar ve dedeler. (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe. (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. güneşi bol olan yer. feyizle dolu olan yer. (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı].

Harb-ül-Abâdile âbâft âbâl âbâm âbân

âbân-gâh

abâ-pûş âbâr âbâr âbâr-gîr âbât abb abbâs Abbâsî

Abbâsiyân âb-bâz âb-berîn âb-câme âb-çerâ âb-çîn abd abd-i âsim abd-i müşterâ abd-ül-kadir âb-dâde abdâl abdâlân âb-dân âb-dâr âb-dendân âb-dest

(Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). (a.i. İbil'in c.) develer. (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. (f.i.) hesap defteri. (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. ışık. (bkz: nûr, ziyâ') (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. (f.b.s.) su cambazı. (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. (f.b.i.) su kabı. (f.b.i.) kahvaltı. (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). günahkâr, suçlu kul. para ile satın alınmış köle. 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz: mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3.

gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd abîd âbid âbid-âne âbidât âbidât-ı islâmiyye âbidât-ı kadîme âbidât âbide a'bide âbidevî âbidîn âbil âbile âbile-i pistân âbile-i rûh-i felek âbile-i rûz âbir abîr

âbirîn , âbirûn âbis âbis âbist âbistân âbiste âbisten âbisten-gâh âbistenî âbişhor âbişten-gâh âbişt-gâh, âbişt-geh âbiye âbiye âbkâme

âbkâr abkarî

(f.i.) kıvılcım. (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. islâm medeniyeti anıtları. ilk çağlardan kalma anıtlar. (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. (a.i. abd'in c.) köleler. (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. meme düğmesi, ucu. astr . yıldızlar. Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). (a.s.) alaycı, saygısız. (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. hâmile.2. dişi. (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. (f.i.) gebelik. (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh,âbişt-geh). (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında

âb-kend âb-keş âb-kûr âblîse âblûc, âblûk âb-nâk âb-nâme âbnûs abnûsî abnûsiyye âb-râh, âb-râhe âb-râne abrâş abre âb-rîz âbrûd absâl, âbsâlân âb-seyr âb-süvâr âb-süvârân âb-şâr âb-şîb âb-şinâs abt âb-tâb âb-tâbe âbû abûs abûs-ül vech âb-vend âb-verz âb-yâr âb-yârî âb-yârî-i himmet âbzen âb-zih âb-zürüft âc âc acâc

bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. aba(f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3. vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. (f.b.i.) sünbül; nilüfer. (f.i.) bahçe, park, koru. (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). (f.i.) nilüfer çiçeği. (a.s. ubûset'den) somurtkan. suratı asık, asık suratlı. (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. himmet yardımı. (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. (a.i.) fildişi, bağa. (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. (a.i.) 1. bulut. 2. duman.

acâfet acâib acâib-i seb'a-i âlem

Acâib-ül-Mahlûkat

acâibât

acâiz âcâk âcâl acâle acâlet acâleten âcâm a'câm âcân âcâr acc âcc accâc âce aceb a'ceb a'ceb-ül-acâib acebâ a'cef a'cel acele aceleten acem Acem A'cem acem-âne acem-aşîrân (makamı)

acem-aşîrân (perdesi)

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik. (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. (f.i.) toprak, (bkz: hâk). (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). (f.i.) polis. (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. (a.i.) bağırma, na're. (a.s. müen. âcce) kalabalık. (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. (a.s.) bir tane fildişi. (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). (a.s.) ince, zayıf. (a.s.) pek acul, çok acele eden. (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) (a.i.) harflere nokta koyma. (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acemî a'cemî acem-ırak acem-istân acemiyân acem-kürdî

acem-perestî acem-pûselik

acem-rast acern-uşşak acem-zirkeşîde Âcer âcer, âcir, âcürr a'cez aceze âcî acîb acîb-ül-kıyâfe âcib acîbe acîbe-i hilkat âcil âcil âcil-âne âcilen âcilen veya âcilen âcilen âcin acîn

(a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. (a.f.b.i.) iran ülkesi. (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). (a.i.) tuğla, kiremit. (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. (a.s. aceb'den) tuhaf. kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). (a.s. aceb'den) şaşılacak şey. (a.i.) şaşılacak şey. hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. er veya geç. (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

Lahm-i acîn acînî acîniyyet âcir âcîş aciz âciz âcizân âciz-âne âcizî âcizî âciziyyet acmiyy acn acûl acûl-âne acûz, acûze âcül âcür âcürî âc-üs-sinn acz

acz-i ikdâm âçâr

Âd

âd a'dâ a'dâ' a'dâ-yı dîn âdâb âdâb-ı asr âdâb-ı muâşeret âdâb-ı mutâvaat âdâb-ı münâzara âdâb-ı umûmiyye âdâb ve erkân a'dâd a'dâd-ı asliyye a'dâd-ı kesriyye

yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. (f.i.) üşüme. (a.i.). (bkz. acz). (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. (a.s. âciz'in c.) âcizler. (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. (a.i.) yoğurma. (a.s.) aceleci, içi dar. (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). (f.i.) geğirme. (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. (a.i.c.) âdetler. (a.s.) en zâlim, pek gaddar. (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. din düşmanları. (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. zamanın usulleri. içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri itaat usulleri. konuşma kaideleri. umûmî ahlâk kaideleri. yol iz, yöntem, sıra saygı. (a.i. aded'in c.) sayılar. gr. asal sayılar. gr. kesir sayıları.

mat. asal sayılar (aralarında). gr. sıra sayıları. gr. üleştirme sayıları. (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâseanat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili.

a'dâd-ı mütebâyine a'dâd-ı rütbiyye a'dâd-ı tevzîiyye a'dâd

adall

adâmet adarr adarr-ı müskirât a'dâs âdât âdât-ı medeniyyet âdât ü ahlâk adâvet add add etmek âde addâr aded aded-i âsam aded-i aslî aded-i âşârî aded-i ferd aded-i gayr-i muntak aded-i hakikî aded-i kesrî aded-i menfî aded-i mevhûm aded-i muntak aded-i müretteb aded-i müsbet aded-i rütbî aded-i rüûs aded-i silsile-i ale-l-vilâ aded-i tâmm aded-i tevziî adeden adedî, adediyye adediyyât adediyyât-ı mütefâvite adediyyât-ı mütekaribe a'del a'del-ül-âdilîn Âdem adem adem-i basîret adem-i dikkat

(a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). içkilerin en zararlısı. (a.i. ades'in c.) mercimekler. (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. medeniyet âdetleri, usulleri. sosy. töre, fr. moeurs. (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. 1) saymak; 2) itibâr etmek. (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. (a.i.) denizci, gemici taifesi. (a.i.c. a'dâd) sayı. mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. mat. asıl sayılar, mat. ondalık sayılar. mat. tek sayı. mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. mat. gerçek sayı. mat. kesir sayılan. mat. negatif sayı. mat. -sanal sayı. mat. rasyonel sayı. sosy. tamsayı. mat. pozitif sayı. mat. sıra sayılan. fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] mat. aritmetik dizi. mat. tamsayı. mat. üleştirme sayıları. (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. (âdillerin en adaletlisi) Allah. (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) (a.i.) yokluk, bulunmama. basiretsizlik, görüşsüzlük. dikkatsizlik.

adem-i emniyet adem-i ifâ adem-i ihtimâl adem-i iktidâr adem-i imkân adem-imtizâc adem-i inkıtâ adem-i inzibât adem-i irtibât adem-i istikrâr adem-i istimâ' adem-i iştihâ adem-i itâat adem-i ihtilâf adem-i i'timâd adem-i kabûl adem-i kifâyet adem-i levn adem-i lüzûm adem-i merkeziyyet adem-i mes'ûliyyet adem-i mevcûdiyyet adem-i mutâbakat adem-i muvâfakat adem-i muvaffakiyyet adem-i müdâhale adem-i müsâade adem-i müsâvât adem-i nezâfet adem-i riâyet adem-i salâhiyyet adem-i sebât adem-i tâbiiyyet adem-i ta'kip adem-i tecâvüz adem-i te'diye adem-i tenâzur adem-i temyîz-ül-elvân adem-i teslîm adem-âbâd âdemân âdem-hâr âdemî ademî, ademiyye âdemiyân âdemiyâne

güvensizlik. yerine getirememe, yapamama. olamamazlık. 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. imkânsızlık, olamazlık. birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. kesilmezlik. yasavsızlık. mant. ayrıklık, fr. disjonction bir halde durmazlık. huk.dâvanın dinlenmemesi. iştahsızlık. itaatsizlik. anlaşmazlık, uyuşmazlık. güvensizlik. kabul etmeme. yetmezlik. biy. akçınlık, fr. albinisme. gereksizlik. bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. yokluk. uymazlık, uyuşmazlık. razı olmayış. muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. karışmamazlık. müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. -eşitsizlik. pislik, kirlilik. riayetsizlik, saygısızlık. -yetkisizlik. sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. sosy. -bağımsızlık. huk. -kovuşturmazlık. saldırmazlık. ödememe. kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. astr. renk indisi,fr. indice de couleur. eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. (a.f.b.s.) insan yiyici. (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca

âdemiyyet âdem-küş âdem-pîrâ âder âder ades adese adese-i ayniyye adese-i mer'iyye adese-i mütekarib adesî âdet âdet-i ağnâm âdet-i gulâmiyye âdet-ullâh âdetâ âdeten adevân, adv adgâs adgâs ü ahlâm adhâ îd-i adhâ adham âdî adîd, adîde emsâl-i adîde adîd âdil, âdile Şâhid-i âdil Âdil-şâhî Hükûmet-i âdile adîl âdil-âne âdilî adîm adîm-ül-imkân adîm ü heder (eylemek) adîmet-ül-cenâh adîmet-ül-ercül adîmet-üt-tüveyc adîm-ün-nazîr âdîne âdîş

(a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. (a.f.b.s.) adam öldüren. (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. (a.s.) kasığı çıkık [adam]. (f.i.) ateş. (bkz: âzer). (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. koyun ve keçiden alınan resim. işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. Tanrı töresi. (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. (a.i.) hızla koşma. (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, karışık rüyalar tarzında kullanılır (a.i.c.) kurbanlar, Kurban bayramı. (a.s.) iri yapılı [adam]. (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. (a.s.) çok, bir çok. bir çok benzerler. (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım. (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). adaletli, doğru şahit, tanık. g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. (a.f.i.) adalet, doğruluk. (a.s. adem'den) yok olan. imkânsız, olamaz. yok etmek, ziyan etmek. zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. zool. ayaksızlar, fr. apodes. bot. -taçsızlar, fr. apetales. (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. (a.i.) cuma günü. (f.i.) ateş.

(a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. günlük, ufaktefek, değersiz işler. 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış. âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. âdiyât âdiyât-ı umûr âdiyen âdiyye Eyyâm-ı âdiyye

afen âfend âfendâk

(a.i.) çürüme. (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz.

âftâb-ı mağribî âf-tâbe âftâb-gerdan âftâb-gerdek âftâb-gerdiş âftâb-gîr âftâbî âftâb-iştihâr âftâb-perest âftâb-rû[y] âftâb-ruh âftâb-süvâr âftâve âfûr afüvv afv afv an-il-cerâha

afv an-il-cinâye

afv an-il-kat' afv an-il-kısas afv an-il-şecce

âgâh, âgeh âgâh-ân âgâhî, âgehî âgal âgaliş âgande âganî agarr

agarr-ül-eyyâm

kılıç. (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âb-tâbe2). (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). (a.i.) belâ kasırgası. (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. en sıcak gün.

âgaşte agavât agayân âgaz âgaz-ı zenbûr âgaze âgaze-i Kâbilî âgaz-gâh agbâ agber agbes agbiyâ agdiye âgen âgene âgende âgende-gûş âgeste , âgeşte agfer agfer-ül-gafirîn agırrâ âgıye âgîl âgîn -âgîn Vahşet-âgîn âgiste âgîş aglâk aglâl aglâl ağlât agleb agleb-i ihtimâl aglef aglez aglime agmâd agmâd-ı süyûf agmâr agmâz agnâ Ağnâm

(f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. (a.s.) çok tozlu. (a.s.) kül rengi. (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). (f.i.). (bkz: âgande1) (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. affedenlerden en çok affeden, Tanrı. (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f.i.). (bkz. âgul). (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. büyük bir ihtimâl. (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. kılıçların kınları. (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. (a.i. ganem'in c.) koyunlar.

ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek], (bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır.

âh ah, ahâ ah li-ümm ahabb ahâbir ahâbiş ahad âhâd-i nâs ahad-ül-ahadeyn âhâd ahadd ahâdîd ahâdîs ahâdiyyet ahadü-hüma ahaff ahâil ahakk âhâl ahâlî

ahâlî-yi asliyye âhâr aharr ahâsîf ahâsin ahass ahavât ahaveyn

ahazz ahbâ ahbâb ahbâr

ahbârî ahbâs

ahbâz ahbel ahbel ahben

(müşterek) ah, yazık. (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). baba ayrı, ana bir kardeş. (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. (bkz: avâm). emsalsiz, eşsiz (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). (a.b.zf.) ikiden biri. a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. asıl sahipler, otokton (yerli) halk. (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer şeyler. (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. (a.s.) rivâyetçi. (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. (a.i. hubz'un c.) ekmekler. (a.i.) böğrülce tanesi. (a.s.) divâne, deli, kaçık. (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse.

ahbes ahbeseyn ahbeş ahbiye ahcâl ahcâr ahcâr-ı dalle ahcen ahceste ahd Ahd-i atîk ahd-i cedîd ahd-i karîb ahd ü peymân ahda' ahda ahdâk ahdân ahdar ahdâs ahdeb ahdeb ahdebiyyet ahder ahder ahderiyy ahdî ahd-nâme âhek âhek-i siyâh âhek-i tefte âhen âhen-i cüft, âhen-i gâv âhen-âşiyân âhenbe

âhen-câme âhen-cân âhen-dest âhen-destâne âhen-dil âhene

(a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). (a.i.) Habeş, Habeşî. (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. (a.i. hacer'in c.) taşlar. coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. yakın zaman, evvelki zaman. yemin, and. (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. (a.s.) kambur. (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. (a.i.) kamburluk. (a.s.) şaşı adam. (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. (a.i.) yaban eşeği. (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). (f.i.) kireç. rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. sönmemiş kireç. (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. saban demiri. (f.b.i.) dikiş yüksüğü. (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber" de denilir]. (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). (f.i.) demir halka.

âheng âheng-i esvât

âheng-i ezelî âheng-i savâit âheng-i selâset âheng-i taklîdî

âheng-i tarab âheng-i tasîrî

âheng-dâr âhen-ger âhenger-i gayret âhengerî âhen-hâ[y] âhenî, âhenîn âhenîn-ciger âhenîn-dil âhenîn-reg âhen-keş âhen-pûş âhen-reg âhen-rübâ âhen-sâ, âhen-sây âher âher-ün-nehr âheste âhestegî âheste-rev ahfâ ahfâd ahfâs ahfaz ahfeş

ahfiye

(f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. gr. sesli, uyumu. ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. (f.b.i.) demirci. gayret demircisi. (f.b.i.) demircilik. (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. (f.b.s.) cesur, dayanıklı. (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. (a.s.) başka, diğer, gayrı. ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar.

ahger ahger-i sûzân ahgül ahibbâ ahid ahid-nâme ahid-şiken ahîha âhîhte ahillâ ahille ahîr âhir âhir-kâr âhir-ül-emr âhir-bîn âhire âhire âhiren ahîren âhiret âhiretlik âhirîn âhirûn âhir-zamân ahissâ âhiyâne âhiyye ahîz âhiz ahiz âhize ahkab ahkad ahkaf ahkâm ahkâm-ı adâlet ahkâm-ı adliyye ahkâm-ı âmire ahkâm-ı asr ahkâm-ı nâhiye

(f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. yakıcı kor. (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal. (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). (a.i.) (bkz. ahd.) (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. (a.i.) bulamaç denilen yemek. (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. (a. zf.) nihayet, son olarak. (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. en nihâyet, sonunda. (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. (a.s. âhir‘in müennesi). son. (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. (a.zf.) sonradan. (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. (―kab‖ uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. (―kad‖ uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). adalet hükümleri. 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. huk. emredici hukuk kuralları. asrın hükümleri. huk. yasaklayıcı hukuk kuralları.

ahkâm-ı nusret ahkâm-ı şahsiyye ahkâm-ı şer'iyye ahkar ahkem ahkem-ül-hâkimîn ahker ahkûk ahlâ ahlâb ahlâf ahlâf ahlâk ahlâk-ı fâzıla ahlâk-ı hamîde ahlâk-ı hasene ahlâk-ı umumiyye ahlâk-ı zemîme ahlâkıyyât ahlâkıyyet ahlâkıyyûn ahlâl ahlâm

ahlas ahlât ahlât-ı fâside ahlât-ı mahmûde ahlat ahlef ahles ahliyâ ahmâ anmâ ahmak ahmak-âne ahmakî ahmakiyyet ahmâl ahmâl ve eskal

1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. huk. şahsî statü, fr.statut personnel. huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. (a.i.) ateş koru. (f.i.) ham zerdali. (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler. (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. faziletli huylar, iyi ahlâk. övülecek huylar. güzel huylar. (bkz: âdâb-ı umumiyye). kötülenecek huylar, kötü (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. bozuk usareler. normal durumdaki usareler. (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. (a.s.) solak [adam]. (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ağır yükler.

ahmâs ahmâs-ül-kadem ahmed Ahmed-i Muhtar âhmend ahmer Mevt-i ahmer ahmer-i safrâ ahmerân ahmes ahmez ahnâ' ahnâ' ahnâs ahnâsiyye ahnef ahnes âhond ahrâ ahrab ahrâc ahrad ahrak ahrâm

ahrâr ahrâr-âne ahras ahrâs ahraz ahre Ahreb

ahrec Ahrem

ahremî ahres ahreş ahret ahretlik ahriyân ahruf

(a.s. humus'un c.) beşte birler. anat. ayak tabam. (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Hz. Muhammed. (f.s.) yalancı hîlekâr. (a.s.) kırmızı, kızıl. kanlı ölüm. biy. öd şansı, fr. billirubine. (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. (a.s.) basık ve sivri burunlu (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. (a.s.) daha lâyık, münâsip, (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar. (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. (a.i.) veresiye. (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). (a.s.) [at v.b.] alacalı. (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. eski [şey]. (a.s.) sert, katı [şey]. (a.i.) (bkz: âhiret). (a.i.). (bkz. âhiretlik). (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler.

ahsâ ahsar Kelâm-ı ahsar ahsâs ahseb ahsem

ahsen ahsen-i takvîm ahsen-ül-hâlikîn ahsen-el-kasas ahsüme ahşâ ahşâ' Ahşâb ahşâm ahşef ahşen âhşîc, âhşîg âhşîcân âhşîg âhşîgân ahşîşân âhşüme Ahşâ ahşâ' ahtâb ahtal ahtam ahtâr âhte

Ahtem ahter ahter-i dün-bâle-dâr Ahterân ahterbîn ahter-gû Ahterî-i Kebîr ahter-sûhte

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer. (a.s.) en kısa, pek kısa. en kısa söz. (a.i. hiss'in c.) duygular. (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. (a.s.) uyuz [adam]. (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. (f.i.) zıt ve uygunsuz. (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (a.i. hatab'ın c.) odunlar. (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı]. (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. (a.s.) siyah şey. (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). kuyruklu yıldız. (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz.

ahter-şinâs ahter-şümâr ahû âhû âhû-yi âteşîn-dem âhû-yi çîn âhû-yi bezm âhû-yi Çîn âhû-yi dünbâle-dâr âhû-yi dünbâle-keşîde âhû-yi felek âhû-yi harem

âhû-yi hâveri âhû-yi leng giriften âhû-yi ner âhû-yi sifîd âhû-yi simîn âhû-yi şîr-efgen, âhû-yi şîr-gîr âhû-yi tatar âhû-yi zerîn âhû-beçe âhû-bere âhû-bere-i felek âhû-çerende âhû-dil âhû-güzeşt âhû-mâde âhûn âhûn-ber âhûn-bür âhû-nigâh âhû-pâ âhûr âhûr-i çerp âhûrî âhuvân âhuvâne âh u zâr ahvâl ahvâl-i âlem ahvâli askeriyye ahvâl-i hâzıra

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. Güneş. Güneş. bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. güzelin sihirli gözü. kenarı sürme ile genişletilmiş göz. Güneş. 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. Güneş. (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. erkek ceylan. seçkin dilber. sâkî; 2) sevgili. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. Tataristan'ın mis karacası. 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. (f.b.i.) ceylan yavrusu. Güneş. (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. (f.b.i.) dişi ceylan. (f.i.) delik, yarık, lâğım. (f.b.s.) kara hırsızı. (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. (f.i.) ahır, dam. yiyip içme bolluğundan kinaye. (f.i.) hardal. ceylanlar, karacalar. (f.zf.) ahuca, âhucasına. (f.b.i.) ağlayıp inleme. (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. dünyanın gidişi. askerî durumlar. zamanın şartları.

gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk.

ahvâl-i ism

ahz ü sirkat ahz ü siyâset ahzâ ahzâb

ahzad ahzân ahzâr ahzar ahzeka ahzel ahzem ahzen ahzer âib Âid âidât âidât-ı ticâriyye

âide âidiyyet âik, âyik âika âil, âyil âile âile-perver ailevî âilî ainne âiş âiz aizze âj âjeh âjende âjeng âjig âjîh

ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). yakalama ve öldürme. (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. (a.s.) beli kırılmış [adam]. (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. (a.i.) ait olma, ilişkinlik. (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). (f.i.) çamur, harç [binalarda]. (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. (f.i.). (bkz. ârîğ). (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak.

âjîne âjîr

âjirâk âjüg â'kab akab Akabinde akab-ı leşker akabât akabe akab-gîr akab-gîrân akabî akab-rev akade akaid akaid-i dîniyye akaik akaim ak'ak akakir a'kal âkal Akalim akall akall-i kalîl akalliyyet

akam akam akamet akar Akarât akaret akarib akarib akas akasî akasır

(f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. arkası sıra; derhal. bir asker kolu veya kıtasının gerisi. (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire). (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. (a.s.) önceye ait. (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). (a.i.) saksağan. (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). azın azı, en aşağı. (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). (a.i.) pis kokulu olma. ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır).

Akasîm Akavîl akbeh akbel akbiye akd

("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik. akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören.

âkıbet-bînî âkıbet-endîş akıl âkıl âkıl-ül-ukalâ âkılân âkılâne âkılât âkıle âkım âkır akıs âkı âkıs akîb âkib Akib akid âkid akîde âkideyn âkif akîk akîk-i Yemânî akîk akika âkil âkil-ül-beşer âkil-ül-cerrâd âkil-ül-esmâk âkil-ül-haşâyiş âkil-ül-haşerât âkil-ül-hevâm âkil-ül-hubûbât âkil-ül-lühûm âkilet-ül-ekbâd âkil-ül-küll âkil-ül-lahm âkil-ün-nebât âkil-ün-nemel âkil-üs-semek âkile Akim

(a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. (a.f.b.s.) sonunu düşünen. (a.i.). (bkz. akl). (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. akıllıların akıllısı, çok akıllı. (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). (a.f.zf.) akıllıcasına. (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). (a.s.) inatçı. ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. (a.s.) pis kokulu. (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). (a.zf.) önce. (bkz: akeb). (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. Yemen akîki. (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], insan eti yiyen [adam]. çekirge ile beslenen. zool. balıkçıl, fr. piscivore. zool. otçul, fr. herbi-vore. zool. böcekçil, fr. in-sectivore . haşaratla beslenen. zool. tanecil, fr. grani-vore. zool. etçil, fr. carni-vore. (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. her şeyi yiyen. et yiyen, etçil.. otla beslenen, otçul. zool. karınca yiyen. balıkla beslenen. (a.i.) hek. yenirce denilen yara. (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr.

âkinc akir âkis akis âkise akk akk akkâm akl akl-ı bâliğ akl-ı beşer akl-ı evvel akl-ı fa'âl akl-ı hayvânî akl-ı ilâhî akl-ı insânî akl-ı küll akl-ı maad akl-ı maaş akl-ı nefsânî akl-ı selîm akl-ı şeytânî aklâm aklâm-ı devlet aklâm-ı sitte aklen aklen ve naklen aklî aklî ma'lûliyyet aklî muvâzene akliyyât akliyye akliyyûn akm akmâr akmed akmer akmî akmise akmişe aknâ akna' aknân akrâ'

(f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. (a.i.) . (bkz. aks). (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). (a.s.) serkeş, inatçı. (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. (a.i.c. ukul) akıl, us. ergin kimsenin hâli. insan aklı. 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. tanrı zekâsı. insan kavrayışı. tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. geleceği kavrayan akıl. geçim fikri. kendini koruma içgüdüsü. sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). şeytanî zekâ. (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. resmî dâireler. [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. (a.zf.) akıl ile, akıldan. akıl ve nakil yoluyla. (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. akıldan hasta olma. zihnî denge. (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. (a.s.) ensesi uzun ve kalın. (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış bezler, dokumalar. (a.s.) ince ince yumru burunlu (a.s.) en çok kanaat eden [adam]. (a.i. kınn'ın c.) kullar, köleler. (a.i. kara'nın c.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).

(a. temiz su.i.i. lât.i.s. ayakkabı bağı. (a. (a.) çatık kaşlı [adam].i. 4. (a.) yuvarlaklar. (a. karah'ın c.i. akribâ). en son. başının saçı dökülmüş olan. boydaşlık. Çin.) akrebe ait.s. yaşdaşlar. 2. yankı.) eş ve benzer olanlar. scorpionides.) 1.) 1. mefkure. mec. ukûs) çarpma.) karîn'in c.s. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine. (a. (a. Japonya. yaşıtlar. uzak.). . 2. (a. fr. (bkz: akraba). scorpion.c. zıt teorem. 2.) dişi akrep.c. kurs'un c.i.) parçalar.i. astr.) zool.) kısırlık.) 1. ed. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. daha.akra' akrabâ akrah akrân akrâniyyet akrâs akre akreb akreb akreb-i mekniyyât akrebâ akrebe akrebek Akrebî akrebiyye Akren akret akribâ akriha akrubân aks aks-i da'vâ aks-i müddeâ aks-i mülevven aks-i sedâ aks-ül-amel aksâ aksâ-yı emel aksâ-yı garb aksâ-yı merâm aksâ-yı merâtib aksâ-yı şark aksâ-yı yemîn aksâ-yı yesar aksâ-l-merâtib aksâb aksâd aksâm (a. saatin kısa ibresi. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur].) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan.i. ülkü.) akran oluş. küçük akrep.i. saatin kısa ibresi.) 1. karîb'den) (en. bölümler.f. rütbelerin en ilerisi. uzak batı.) aralannda soy yakınlığı olanlar. karşısav.) erkek akrep. zehirli ve tehlikeli hayvancık. 2. çevik. (a.) büyük bağırsaklar. scorpius. ağaçsız tarla. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme. 3.i. akranlık. karîb'in c.s. tepki. (a. fr. çemberler. ekasî) son. (a.) kırık şey. (a. (bkz. zekî bir câriye. akrepler. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca.i. (bkz. (a. pek) yakın. (a.c. en sol. sonra çocuklarına şart etse. sonra oğlu A ya. kusvâ). renkli akis.s. akrep şeklinde. dişi akrep.s. 4.i. insanı akrep gibi sokan kimse. ideal. çıplak [dağ].s. (a. rütbelerin en büyüğü.i. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır. (a. uzak doğu.i. kusb'un c. [aslı akribâ' dır]. (a. 2. en sağ. (a. (a. dazlak. akarîb) 1. kısm'ın c. (a. çatışkı.) alnı beyaz at. reaksiyon. 1. (a. fr. huk.i.i. dâireler. 3.s. (a. 2. (a. çarpıp geri dönme. arzuların son haddi.

s. en kısa yol. (a. kırılmalar. (a. azîzler.) 1. (a. c. zıt. kuduz köpek. ters.s. sıkıntılı vakit. kesmeler. kuduz [hayvan]. kavim'den) en (daha. harf" bölümleri. pek doğru şey. yenilecek şeyler. yanlar. 2. (bkz: gubâr). 2..i.) sağlam ve kuvvetli olanlar.) evin önündeki açık meydanlık. "isim. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam].i.) çarpıp duran. (bkz. ters. yaylar. kutn'un c.f. 'tepkime. mant. (a.s.s. kavz'in c.) 1. günlük yiyecekler.) baykuş. lâkırdılar. dönemeçler. gecenin son demleri. (a. (a. en son gaye. geçim.i. gebe [hayvan]. i.i.) 1. (a. (a.i. kelimelerin " sahîh. yegâne arzu. tarikat kurucuları. (a. pek) kısa. ecvef' bölümleri. beylik arazîler.i. tepki. kavî'nin c.) milletler. muzâaf. uluslar. bir memleketin hudut bölgeleri. kavs'in c.) sözler.) pamuklar. (a.) 1. (a. (a. nakıs. tersevirme. terakkinin son basamağı.s. (a. akasır) en (daha.b. (yedi kısım) Arap gr. insan kavimleri. inatçı. (a. kavl'in c. mehmûz. çok) doğru.i. ilgiyi kesmeler. (a. anasına babasına itaat etmeyen. misâl.i. (bkz: kutub). kavisler.) yaralayan. fr. (a. (a. kim. akverîn akves akviyâ' gr. (a. ulular. kutb'un c. kızıl çehreli [adam]. reaction. (a. puhu kuşu. kıst'ın c. 2. kuru ayaklı hayvan. 2.) tararlar.) sahipler. (a.s. kavî'den) en kavı.zf. paylar. lefîf. (a. azgın. (a. ve s. azıklar. en son. ısıran. efendiler.i. yolların en kısası. söz bölükleri. avlu. kuduzcasına. fiz. .) büyük belâlar. 2. geçimsiz.) 1.) kudurmuşcasma.) 1. uğursuz.s.s. büklümler.s. filozofça sözler.i. akser). contraposition.) eli kesik [adam]. fr. kavm'in c.i.f.i. huysuz.i.) hisseler.) kum tepeleri. 3. 2. (a. (a. (a. (a.i.s.).c.) kırmızı yüzlü. nasipler.) yemekler. (a. pek.) toz. kut'un c.s. fiil. çok kuvvetli. 3.) vaktin tesbîti.s. (f. viraar. kasîr'den. (a. (üç kısım) Arap gr.i.aksâm-ı kelâm aksâm-ı seb'a aksâm-ı selâse aksar aksat aksât aksâ-yı bilâd aksâ-yı murâd aksâ-yı şeb aksâ-yı terakkî aks-el-gâye aks-endâz akser akser-i eyyâm akser-i turuk aksî aks-i mürekkep aks-i te'sir akşer akt akta' aktâ' aktâb aktân aktâr âkû akûb akuk akur Kelb-i akur akur-âne akvâ akvâl akvâl-i hakîmâne akvâm akvâm-ı beşer Akvâs akvât akvât-ı yevmiyye akvâz akve akvem akveriyyât. günlerin en kısası. i. kutr'un c.

düzen. meteor.) 1. bahşişler.) âdetin cereyanı üzere.). otlar.) üst. (bkz. âlâ. çok topal. âl-i kadir kadri.zf. alâ kadr-il-imkân alâ kadr-il-istitâa (a.(a. alâ külli hâl (a. alâkat) l. alâkavî (a. hirudinees. elfin c. 2.) şöyle böyle. 3. alâka-dârân (a. alâka-dârân) ilgili. kıyâs'ın c. zf. (bkz: ulufe).) ayrıca.zf. pıhtı kabilinden olan. ulûfe'nin c. sülükgiller.zf.zf. (a. torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. alâka-dâr (a. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak.i. alâik. alâik (a. (bkz: alâmât).zf. alâ kil-et-takdîreyn (a. evlât.) ihsanlar.) olduğu gibi.s. alâk (a. alefin c.) hükümler. hayvan yemleri.) birinin sözüne. alâim (a. kadî'den) fıkıhda (daha. alâ-eyyi-hâl (a. tek başına. 2. alâka-bahş (a. (a. c.s. yüksek.) sakız.i. alâim-i semâ. eyl'in c.b. (a. pek) yüksek. alâmet'in c. âdyende. alâif (a. (a.b.s.) her halde.s.) anat.s. pıhtılaşmış kan. e d. alak-ı dem kan pıhtısı. âl (a. kazâ'nın c. iddiasına göre. en. (bkz: bi-eyy-i hâl).s. (bkz: münâsebet). Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme. alâka'mn c. 2.c. alâ (a.) 1. "ilişkiler. şan. alâkiyye (a. sempatik. kavs-i kuzah).i. belgeler. âl-ül-âl pek yüksek. bâlâ). alâka-dâr'ın c. sülük nevinden [müen. ale (a. âlâf (a. samanlar.f.) (daha.s.zf.) 1. i.) olabildiği kadar. dek. a'lâf (a. büyüklük.*ilgi.s. alâ hâlihi (a. sülük. alak (a. kazî. alakiyye]. kıyâs). güç yettiği kadar. akyise akzâ akzel akziye âl âl âl-i abâ . kıymeti yüksek olan. fr.) ilgilendiren. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin. ilişikli.) zool. her nasıl olsa. (a.s. alâka (a. alâ-hide (a.i. (a. âlâ (f.) rütbece yükseklik. alâ kadr-it-tâka (a.i.) binler.) hîle. âlâ cery-il-âde (a.) "ilgiler. pıh-tımsı. (bkz: âlî.b.) elden geldiği kadar. 2. 2.s. şeref. ilgililer.i. âlâ (a. damadı Ali. (bkz. alaki (a.zf. ulüvv'den) yüce. a'lâ (a.) kirleten. alâ kavlin (a. üzere.i.i.) 1.i.).) güç yettiği kadar.f. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi].) pek aksak. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir. olduğu kadar.s.) alâkalılar.zf. alâim-i cevviyye astr.i.) iki takdirden herbirine göre.f.) nişanlar.zf.s. pek) bilgin. sülâle.i. en. "ilişki.zf.i. aile.

) açıkta. yükseklik.zf.) rütbelerine ve derecelerine göre.) açıkça.) alev.) şahitlik yoluyla. 2. gurbet elemleri. (f. (a.zf. 5 . fiz. alem'in c. (f. ün. alay suretiyle.) 1. alâim) l. (a.) 1.zf. sebepler. hep birlikte. (a. cümbür cemaat. iri.) gözö-nünde. kederleri. s. acılar. aygıtlar. yüksek dağlar. 2. tanık göstererek. gözle ilgili dürbün.i. takımlar.) Allah'ın farzettiği üzere. (a. (a.i. 2. (bkz.c. âlet'in c. nöbetleşe. sırasıyla. yaralayıcı âletler. (bkz: ale--dderecât).zf.zf.zf.) alay. ayırıcı işaret. (a.) üzere mânâsına acele üzere.) yüksek yer. kocaman.zf. ahzân). içine almak üzere. alenilik.i.) ilâveler.) kıyâs yoluyla. ilâve'nin c. baskı âletleri. illet'in c. (a.i.zf. iz. herkesin önünde. (a.) kederler. üzüntüler ve hastalıklar.zf.zf. söylenenlere bakılırsa. gözlük gibi optik âletler. fr. (a. (a. herkesin gözü önünde. sancaklar. 3. avadanlık. (bkz: alâim). istenilene uygun olarak. kabîle başkanlan.) nöbet yoluyla. ışık araçları. 3. belge. hastalıklar. nişanlar.elem'in c. damga. yal.) şahit.i. ışık vâsıtaları.cü.) vâsıtalar.i. (a. bayraklar. fikrin elemleri. (a. (a.) her şeye gücü yeten. zf. (a. açık.zf. 4.i. hezl yoluyla gibi.) odun kömürü.i. (a.i. ateşli silahlar. sınır işaretleri. has isimler.) bu nimetler karşılığı üzere.i. arma.) rivayet edildiğine göre.zf.zf.i. bir şeyin dış yüzü.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır. (f. alâmât.zf. kesici âletler.) kısaca. şöhret.) eğlence yoluyla. (a. (a. nişan. astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler. (a. (bkz: alenen). . hep beraber. herkesin önünde.zf. elemler.) 1. 2. alâmet'in c. vatandan uzak kalma acılan. meydanda. (a.alâ külli şey'in kadîr a'lâl âlâm âlâm-ı fikr âlâm-ı gurbet âlâm u askam a'lâm âlâ mâ-faraz-Allah alâmât alâ melei-n-nâs alâ merâtibihim alâmet alâmet-i fârika alânî alâniyet alâniyeten alâ-rivâyetin âlâs âlât âlât-ı basariyye âlât-ı câriha âlât-ı katıa âlât-ı nâriyye âlât-ı rasadiyye âlât-ı tab'iyye âlât-ı ziyâiyye âlât ve edevât âlâ tarîkın alâ tarîk-ilhezl alâ-tarîk-il-hezl alâ-tarîk-il-icmâl alâ-tarîk-il-istişhâd alâ-tarîk-il-kıyâs alâ-tarîk-il-münâvebe alâ-tarîk-iş-şehâde alâ-tilk-en-niam âlâv. (a.inceden inceye. (a. alenen.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. (a. işaret. instrument d'optique. sızılar. tafsîl üzere. âlâve alâ-vechi alâ vech-il-isti'câl alâ vech-il-ihâta alâ-vech-it-tafsîl alâ vefk alâ vefk-il-matlûb alâvî âlây âlây-ı vâlâ alâye (a. (a. (a. (a.) izler.i.

birbiri ardınca. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak. bulaşıklık. alekat) 1. (f. (bkz: alâ-merâtibihim). sarıgın altın teli. . 4 yüksek dağ. 2. (a.i. defaten. (a. çanaklar. (f.zf.) yemiş kapçıkları.i.) aralarında fasıla olmadan. sınır işareti.zf.zf. dudaktaki çatlaklık. 2.zf.c. (a. 3. fr. bayrak.zf.) umumiyetle.zf.) gölge hâdisecilik.zf. ayrı ayrı. o.) birer birer. (a. körlemeden.s. dünyâ. fr.) yeter derecede. pek. (a. (a. 6. mutlaka.i.) zool. boş bulunarak. ençok. has isim. (bkz.c.) I. bayağı. boyuna. tantana.b. alâmet.) 1.) kaideye kurala göre. çarçabuk. (a. (a. sırasıyla. husûsiyle.) aralıksız.i.) umumiyet üzere. (a.i. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir]. avalim) 1. alebiyye ale-d-derecât ale-d-devâm alef âlef âlek âlek aleka alekî alekıyye ale-l-acâib ale-l-acele ale-1-âde ale-l-amyâ ale-l-ekser ale-1-fevr ale-l-gafle ale-1-hâdise ale-1-hâdisiyye ale-l-hesâb ale-l-husûs ale-1-ımıyâ ale-l-ıtlak ale-1-icmâl ale-l-infirâd ale-1-istimrâr ale-l-iştirâk ale-l-ittisâl ale-l-kaide ale-l-kifâye ale-l-umûm ale-l-usûl alem a'lem a'lem-ül-ulemâ âlem (f. sülü-ğümsü. (a. 2. (bkz. (a.) 1. yemiş kapçıkları. rastgele.) müştereken. alebe'nin c. sülük. yemiş kapçığı.) 1. fr. yetecek kadar. âlemûn. (a. 2. basbayağı. genel olarak.c. gösteriş.i. (a.) yol yordam gereğince. çanak ile ilgili. 5.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. yapışkan balçık. capsulaire. âlenıîn. (bkz: âlek. ale-1-amyâ). çokluk. epiphenomene. hayvan yemi. (a.s. birden.zf. kan pıhtısı. capsules. (a. bilginlerin bilgini.zf. (a. alûfe [ulufe olarak da kullanılır]. âlim'den) en (daha. fr.) çok vakit. çamur. epiphenomenisme. âlimlerin âlimi. (a. (a. cana yakın. a.) uzun boylu.zf.) gölge hâdise. dalgınlığa getirerek. a'lâm) 1. (bkz: aceleten).s. a. (a. (bkz: garîb).) daimî surette.) derhal. şaşılacak şey.zf. birlikte. sancak. sülükgiller.) körü körüne. (a. depdebe. ot. (a. i. teker teker. cihan.zf.) 1. capsules. dehr). (a. genel olarak. (a.c.) hesaba sayarak. bilgin. uzun. saman. ("ka" uzun okunur. sünbül-i asâfir). bulaşma. (bkz: ekseriyyâ). minare tepesi. sürekli olarak. (a. 8.s.zf.) hele. fakirlik. 2.zf.i. alebât) bot.s.körlemeden. 2.) bot.zf. toplu olarak.s.) körü körüne. [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. âdet olduğu üzere. (a.) tuhaf. fr.) dalgınlığa gelerek. a'lâf.i. (a. (bkz: âle.) derecelerine göre. (bkz: ale-1-ımıyâ).zf. (a.) çok veya en teklifsiz. 7. çanaklar.i.zf. kan pıhtısı.zf. (a.) çabucak. çok) bilen. 1. (a. yulaf.i.i.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. sünbül-i asâfir).zf. nasıl olursa olsun. (a. 2. (a.âlâyiş Alcem âle âle alebât alebe alebî. (a.zf. (a. nişan.) topluca. 2.zf. pıhtımsı (kan).zf. (o. (f.

b.b. [Buna "âlem-i mülk. yaradılışın dördüncü basamağı. dünyâyı zapteden. alem-efrahte (a. âlem'den.zf.f.) cihanı tutan.i. âlem-i menâm. âlem-i gayb görünmez âlem. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı. yükseltmiş.) âleme mensup olanlar. âlem-i nâr ateş dünyâsı. âlem-i şahâdet tas. âlem-i ulvî ruhlar âlemi.s. mânâ. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı. âlem-i kitmân saklı âlem. âlemiyân) cihâna mensup. 4. alem-efrâz (a.) bayrağı kaldırmış. insanlar.s. bayrak kaldıran.i. fânî dünyânın dışında olan âlem. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. halk. siyâset dünyâsı. âlemiyân (alemî'nin c.f.b. âlem-efrûz (a. âlem-i kudsî Tanrı âlemi. lüzum. c.s. 3. [dünyâ ile âhiret |. âlem-i mevâlid" de derler]. insan. (bkz: âlemûn.f. bütün âleme yayılan. var olma dünyâsı. âlemîn (a.f.Tanrının bulunduğu dünyâ. dünyevî. alem-dârî (a. bütün âleme ışık saçan.f.b. meç. âlem-i fânî fânî âlem.) iki âlem. bayrak taşıyan.) dünyâya ait.s. 1.i. âlem-i anâsır.s.b. alemî (a. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır. âlem-i ma'nâ rüya âlemi. âlem-i eflâk ü encüm. âlemeyn (a. eğlence. âlem-i istiğrak iç dünyâ. avalim). orta ait. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. insanlar. âlem-i hiss.) bayraktarlık.s. 2. âbâd). âlem-ârâ (a. (bkz: sancak-dâr). âlem-i şems Güneş ve peykleri.) insanoğluna ya-kışırcasına. âlemî (a. (bkz: mânend. öteki dünyâ.) âlemi. 2. âlem-i hâb uyku âlemi.b. âlemi-yâne (a. en yüksek âlem.) cihanı parlatan.f.s. kişinin kendinden geçip daldığı âlem.içki âlemi. alem-dâr (a. âlem-i nâsût.s. öteki dünyâ. bu dünyâ. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir. âlem-i kevn varlık âlemi. rüya âlemi. âlem-i siyâset siyâset âlemi.f. âlem-i lâhut Tanrı âlemi.) bayrak çeken. âlem-i esbâb madde âlemi. âlem-i âb âlem-i âhiret âlem-i berzah âlem-i berîn âlem-i ceberût .) 1. bu dünyâ. içkili eğlence.i.f.s. alem'den) has isimle ilgili.c. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem. dünyâyı süsleyen.b. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî. âlemâne (a. âlem'in c. âlem-i ervâh ruhlar âlemi. âlem-i misâl uyku.) dünyâlar. alemiyyet (a. fânî dünyâ. âlem-gîr (a.f.

peki. (a. bir düzen üzere.) açık. (a-i. açık müzâkere. (a. (a.f.) arası kesilmeksizin. (f. (bkz: cihân-şümûl). (a.zf.zf. makine. göz önünde.) aşikâr.) âlemi süsleyen. avalim).i.i.âlemli âlem-nümâ âlem-penâh âlem-pesend âlem-pîrâ âlem-sûz âlem-şümûl âlem-tâb Âlemûn alen alenen âleng alenî aleniyye Müzâyede-i aleniyye Müzâkere-i aleniyye aleniyyet ale-r-rağm ale-r-re'si ve-l-ayn ale-s-sabah ale-s-seher ale-s-seviyye âlet âlet-i musavvat âlet-i tecfîf ale-t-tafsîl ale-t-tahkik ale-t-tevâlî ale-t-tahmîn ale-t-tahsis ale-t-tertîb alevgîr alev-hîz Alevî alev-keş alev-rîz aley aleyh aleyhâ aleyh-dâr aleyhi aleyh-il-la'ne aleyhim. (bkz: edevat).i. (bkz: alâniyeten). (a.b. (a.s.i.s.b.b.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz. (a.zf. açık.s. zıt. 3. (a.s. (t. (a.i. 2. muhakkak).c.) muhakkak surette.) alevden fırlayan. (a. (a.i.) karşı.zf. (a.) cihanı yakan. (a. 2.) 1.) mufassal olarak.f.b.t. (a. (a.) onun üzerine.zf. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi.s. (a.b. aygıt. âlât) 1. mikrofon. kararlamadan. kurutaç.e.e.c. erkenden.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri.s. (a. (a. gizli olmayan.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz. uzun uzadıya. (a. göz önünde.) 1. (t. aleyhimâ aleyh-is-selâm aleyke (a.f.) sırasıyla.c. . hele. (a.)hususî olarak.f. (a. besbelli. (a. en çok.b. bir boyda.zf.) senin üzerine.zf.b.f.s.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde.f. (a. fız.) âlemin sığınacağı yer.zf. (a.b. zf. arka arkaya.f. seher vakti. (a. avadanlık. şey].) sabahleyin.) alevlenmiş. birbiri ardınca.) seherleyin.zf.b. saldıran asker.) alevlenen.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse.s.âlem'in c.) dünyâyı parlatan.s.b.i.f.f.b. gün doğmadan evvel.f. siper.) cihanı saran. s.c. (a.) alenî.f. 2.) herkesin beğendiği [yer.b.) dünyâlar.) alevlenen.) "baş ve göz üstüne" başüstüne. istihkâm. müsavat üzere. (bkz: âlemin. (bkz.zf.) aşağı yukarı. dessiccateur.) dünyâyı gösteren.i. (a. (t. parlayan.) gözönünde olma.c.b. açıktan açığa. kızılbaş.) açıkça.) onun üzerine olsun. (a. (a.e. fr. (bkz: alâniyet).s. aydınlatan. meydanda olma.s. (a.f.) karşı.) rağmen. açık artırma. vâsıta. (a.s.zf. (a.) 1. (a. karşıt. (a. 2. (t.s.

ulu.) yüksek. alîk-üd-devâb yem torbası. âlet'den) 1. derecesi yüksek olan. eden. yemin edici.) al renginde. dördüncü halîfe. âlî-himmet (a.i.) âlime yakışacak surette. râzık-ül-verâ). haysiyetli kimse.s.b. allık. ünlü. çok saygıdeğer. ilm'den. ulemâ') çok okumuş. âliyye (a.i. f.f.b. aliyy (a. Tanrı. (bkz.) mayası yüce olan. yüksek kıymette olan. çok talihli. âlihe (a.f.b. âlim-ül-guyûb (a. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün.i.) yüksek yara dılışta olan. şan ve şerefi büyük olan. 2.) yeri.) 1. âlî-cenâb-âne (a.b. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı.) Allah. âlî-mekân (a. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir].) sizin üzerinize.f.) himmeti yüksek olan. [Allah'ın sıfatlanndandır.) 1.) tapınılan şeyler. 2. büyük. âlî-güher (a. koyu ve parlak pembe. [birincisi] erkek. [ikincisi] kadın adı. cömert.s. i. serap. tepesi. Aleyküm aleynâ âlgûn âlgune .) bizim üzerimize olsun.) 1.i. kör.f.) makamı yüksek.s. âlî-şân (a.) alenî. âlî-makam (a. meşhur bir çeşit lâle.) hafif mizaçlı. âlim (a.) âlimler.b.zf. meşhur.) yüksek rütbeli. c. i.) bir şeyin en yukarısı. âlî. pusarık. âlih (a. alî (a. meşhur bir çeşit lâle.b. bilginler. alîn (a.) bahtı yüksek. sakat.b.) Allah bilir ki.i.i. 2.s. alîk (a.e. âlim-ül-gayb (a. alîf (a.) yem torbası. âliye (a.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve amcazadesi.].s.s. âlim-âne (a. alimallah (a. âlim'in c. çok takdir edilen. illet'den) l.f. âlî. 2.) 1.f.) ilâhlar.b.s. hasta.) âlete mensup.b. âlih (a.s.i. âlete mensup.) (bkz: civân-merd-âne). okullar. ilm'den) çok bilen. âlihât (a. âlî-câh (a. bilgin. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen.) elemli.zf. ("gu" uzun okunur. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim.zf. çok kıymetli. Âliye (a.it.i.) Allah. âlî kadr (a.b.s. âletle ilgili. âlî-cenâb (a. âlî-fıtrat (a. 2. mabut. ıztırap çeken. 3.s. âlimân (a.b. mabutlar. alîl (a.s. şerefli.b.s.it. ilâh'ın c.s. 2 . âlihât) tapınılan şey.s. 2.s.b. (f-s.s. âlî-baht (a.) hayvana bir defada verilen yem. alîm (a. 2. kederli.s.s.s.(a. tanrılar.i. yüce.s.f. âlim (a.e. (bkz: a'mâ).) soyu yüksek ve temiz olan. âlî tebâr (a.h. âlih'in c. ulüvv'den) 1.s. (a.c. âliye (a. necip. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler.

i.) şiddetle saldıran.c.zf.) acı hıyar. 2. manevî körlük.) en iyi. namussuz kadın.) fil yılı.) 1. âlüfte-gân (f. Allâhiyân (a-i. 2. (f. bilgisizlik.s. âlüğde (f.b. saldırıcı.) günahkârlık.) Tanrı. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir. 2. fahişe.) 1.zf.i. Allah adamları.i. âlûde-dâmen (f.s. âlûsî (f. bulaşıklık. âm-ı kâbil. yücelerin yücesi. (a. 2.) sakızcı.i. Hûda). yükseklik. [Hrisriyanlann "Pederoğul-Ruhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir].s. câhil. âlû-bâlû (f.i. (a. iffetsiz [kadın]. 2. âm (a. allame (a. [Allâm.s. Allâhân (a. görmezlik. âm-ül-fîl (a. âl-ül-âl (a. âlûde-dâmân. (a.i.) can eriği.s. ulufe). acı tat. alyâ (a. dalmış.) çifteli [at]. âlûde-dâmânî.) 1. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. Zerd-âlû [canerik] zerdali. s. yıl.c.i. kendisine güvenilmesi caiz olmayan [kimse]. erik. suçlular. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir].) 1. Allâhiyân) Allah adamı.b. âlûde-gân (f. çifte. [Farsça "âlîzîden" mastarından].) en yüce. en üstün. a'mâ (a. allâm. Halik. 2.s.i. âlûde-gî (f. 1) tasdik işareti. âlüfte'nin c.) 1. ulüfün c. dönek. âlû-yi Buhârâ 1. Allah. amâ (a. Allâhî (a.) 1. veliyy-ullah).f.s.Ulûm-ı âliyye aliyy-ül-a'lâ âlîz âlîzende alkam alkame Allah Allah-Muhammed-Alî teknik bilgiler.i. Allah-Eyvallah [bektâşilerce]. âm-ı mukabil gelecek sene. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan.b. ilm'den) çok bilgin.b.c. 2. Türkistan eriği.) vişne. 2. yağmur bulutlan. âlûde'nin c.) eteği bulaşık. veliyy-ullahlar.i.) Allah adamları. bulaşıklar.i.) kıç atma.i. âlû-gürde (f. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur.Allâhî'nin c.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma.c. acı hıyar. sözünde durmaz. alûfe (a. alışık. 2) yemin. âlûde (f.i. Rabb.i.) 1.i. iffetsiz. kör. yüksek yer.) namussuz kadınlar. (f. tüylü erik.) Allâhîler. gök. a'vâm) sene.b. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan. (a. bulaşık. Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen. . âlûs (f. (bkz: aşüfte). en a'lâ. önümüzdeki yıl. acılık. âlufte-gân) 1. Allah'ın sıfatıdır]. âlûde-dâmenî (f. allâk (a. (bkz. bulaşmışlar.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır]. âlûd. tuğla fırını. (bkz.s.c. ermişler. s.i. şeftali.) nazlanarak göz ucu ile bakan. ahşkan. âlüfte (f.i. körlük. allak (o. 2.) 1.i.i.s. âlûde-gân) bulaşmış. garkolmuş. meç. âlû (f.

mat.) işler. ıstıraplı.i.) nişan yeri.âmâc âmâc-gâh. apraksi. çarpma. 3. hoşa gidecek tuhaf.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi. (f. âmâre âmâre-gîr amâs -âmây a'mâ-yı elvân a'mâ-ül-eşkâl amd amden âme âmed âmed ü reft âmed ü şüd âmedci âmede-gû âmeden-gâh (f. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar. (a.i.i. (a.) derinlikler. âhen-i gâv). (f. yaşayışlar. emel'in c. geldi-gitti. (a. bağışlama.) ummalar.i.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı. (f. bağış. hayatlar. 2.) hazır. yer derinlikleri. işlev yitimi. geldi -gitti.) derinlik.) gelme. hedef. süsleyen. yaşanılan müddetler.i. psik. hayır müesseseleri.i. nişan atılacak yer.i. amâyir amâir-i hayriyye âmâk a'mâk a'mâk-ı zemîn amâkat a'mâl a'mâl-i erbaa a'mâl-i hasene a'mâl-i mürekkebe a'mâl-ül-ma'den a'mâl-i şakka âmâl âmâl-i kavm âmâl-i ma'sûmâne Amalika a'mâm amân. nişan tahtası.i. geliş.b. imâret'in c. – (f. dört işlem.i. ma'mûreler. 3.t. fr. (bkz: şüd). istekler. âmâh).i.) isteyerek ve bilerek. (f. (a. yaşlar.i. 4.i. yazı hokkası.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık. say man. saban demiri. (bkz. dilekler.i. (a. 2.) dolduran. (f. geliş-gidiş.i. (a.) kabarcık.h.) sarıklar. (a.i. akromatopsi. inceleme. güzel işler. (bkz: âhen-i cüft. 2. .s. eziyetli. (f.) 1. hesap. ma'sumcasına emeller. psik. emân amân-nâme a'mâr âmâr. bölme]. geliş-gidiş. ömr'ün c.) 1.) 1. amm'ın c. korkusuzluk. çıkarma. maak ve mauk'un c. kavmin emelleri. (a.) 1.) muhasebeci.) âmâdelik.i. bayındırlıklar. metalürji.j-I (f.) divit. hazırlanmış. [toplama. zahmetli işler. (a. (a. (f. 2.i.zf. şiş (bkz: âmâs).s. başa sarılan şeyler. eminlik. sinler. (f. âmâc-geh âmâde âmâde-gî âmâh amâim amâir. ümitler. renk körlüğü. (f. (a. (a. varıp-gelme.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse. 1. hazırlık.) amcalar.) 1.s. garip şeyler. karında su birikme hastalığı. niyet.i. karışık işlem. karar. baş zırhlan. operation composee.) göz pınarları.i. b.) kast.f. (f.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim. umk'un c.i.b. (f. (a. (f. hazırcevap [kimse]. imâme'nin c.fr. (bkz: imaret).i.) herkesin girebildiği umûmî yer.i.i. edi yitimi. mathematique.b. (a. (bkz: kasden). mat. amel'in c.b. 2. (bkz: umk).i.

) yetki belgesi. (f. sebep. mütevelli. (bkz. gözü zayıf olma. kim.s.) 1. (a.i.) işyazar.) vergi tahsildarı. [yapma kelimedir]. (f.) 1.) karışmış.) 1. (a.) hakikî [mecazî karşılığı]. (a.âmedenî âmeden-i laklak âmedî âmediyye âmed-şüd amel amel-dâr amele amelehu amelen amelî amel-i cüz'î ameliyyât ameliyyât-hâne ameliyye amel-mânde amel-nâme amel-nüvîs âmen âmennâ âmennâ ve saddaknâ âmentü a'mer ameş Âmî amîd Âmid a'mide âmîg.b. (a. meç. 4. 2.senevî. 2. c.s.i.) işleme suretiyle.) 1. çiftleşme. pek yaşlı.s.zf. niyet.) 1. 3.b. 2.b.s. (a.) işçi.s. şaşakalmış.f. isteyen.. travail elementaire. geliş.s. i. sürgün. işleyen. (a.) 1.i.s.) 1. (a. karışık. sütunlar. 3. (a.i.cü. zayıf gözlülük.) şaşkın. işleyerek. (f. mahlut.) direkler. 2.s. (f. (f.) iş yapmaktan kalmış. fr.f. c.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz.f. inandık ve tasdik ettik. (a. (a. avâmil). 2.s. (a.) çok veya en emin.i. 3. karışık. komutan. (bkz : amiyy). iki bacak. derin deniz.) hastaların ameliyat yapıldığı yer. çalışarak. umûmî. (a. şâir. şef. iki ayak.) Kur'an'da. operasyon.tar. 2. (a.i.) karışmış olma. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî. (bkz: âmedci). (a. 1. leyleklerin gelmesi.s. güvenilir. (a. fr. genel.umk'dan) derin. çok hasta.i. gelen. yılda. (a. amelî). tecrübeler.s.) fiilen. vergi tahsiline me'mur kimse.s.i. [müen. katkılı. karışmış. (a. (f. (a. avâmil) bacak. pratik.b..f.) gümrük vergisi. elemansal iş. (bkz: âmîze). diyecek yok!" anlamına gelir. âmil'in c. berat. (a.s.) 1. (a. bir işi yapan.b. ırgat. yıllık. başlıca nokta. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi. ergographe. amel'den. aşk hastası. işleyerek yapılan şeyler. hakikat. (f. meydana getiren.). (a.s.) emeli olan. . amûd'un c.s. içsürmesi. i. karışık olan. (a. (bkz: âmenna). amele. diyecek yok.s.) inandık. önder. umûm'dan) umûma ait. ayak. 2.i. mütesellim.i. vâlî. kolonlar. yaygın. 2. âmîge âmîgî âmih âmîhte âmîhte-gî âmîje amîk Bahr-i amîk Fikr-i amîk âmil âmil âmile âmiletân amîm (f. iş göremez durumda olan.s.s. 3.i. (a.zf.f.i. 2. 4.h." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık.s. (a. iş. (bkz: fiil). (a. amel'den.) Diyarbakır'ın eski adı. âmihe]. (f. (a.cü.) (bkz: âmed ü şüd). derin düşünce.b.) uzun ömürlü.i.

c.i.) adîce. emreden. (f.s..i. (a. (f.) umûma mahsus olan. (a. (bkz: âmürziş). emr'den c.zf.i. (a.) kır saçlı. affetme.s. (a. (a.f. .) hala. (a.) avama mahsus. (a.zf.s. 2. Amma sıkıntı çektik ha. (bkz: âmîje'). emn'den) gönlü emin.i.) 1. buyuruculuk.zf. 2. şenlendiren. Tanrı. (a. çokluk bildirir Amma yaptın ha. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse. ancak.) amirlik.) 1. âminci.i. korkusuzca. emn'den) sağlıkla.) mamureden. genel olarak. (bkz: imtizaç).zf.s. (a.b.s. [bkz.s. îmâr olunmuş. devlete ait.) 1.s.b. (a. genel.b.) geçiniş.s. 2. bayağı. ammete âmme âmmeten âmmî Ammûriyye ihsanı.i. umûm'dan) umûmî. (a.e. affeden. (f. (f. kalbinde korku olmayan.. emin olarak. bayırdır.f.. şâmil]. yapıcılar. resmî. karışmış. (a. öyle ki. (f.).) saçı sakalı kırlaşmış adam. âmîn-hâ-nân).s. bir memurun vazife bakımından büyüğü. bağışı umûmî olan. 2.) yaraşan. ama.amîm-ül-ihsân âmîn âmin alayı âmin Âmine âminen âmîn-hân âmîn-hânân amir âmir âmir âmir-i mücbir âmir-i i'tâ âmir-âne âmiriyyet âmirziş âmirz-kâr âmiyâne âmiyy amiyyâ -âmîz âmîze âmîze-mu[y] âmîze-mûyî âmîz-gâr âmîziş amm âmm ammâ ammâ ba'dü ammâl ammâr ammât âmme.s. (a.b. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs. (a. (a. (a. ammî. Muhammed'in annesi. 2. şu kadar ki.) görmeyerek. 2. 3.i. (f. 2.s. 3.i. (a.) 1. [müen. (a. âmir olana yakışacak surette.) karışık.c. affeden.) öyle olsun. buyuran. (a. emrederek.. mâmur eden.i.) 1. herkese ait. (bkz: salimen). amın'ın c. eko. bahşişi. (bkz: âmm). (a.b. âmin diyen.) Ankara şehri.yi içine alan. (bkz: ammâr). düşünmeyerek. mahlut. s.s. (a. ammât) amca. huk. uygun.zf. (a. yâ Rab duamızı kabul eyle! [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören. (a. gelelim maksadımıza.c. bağışlayan.s.s. fakat.h. (a. . bayındırlaştıran. (f. (bkz: âmir).) âminciler. kır sakallı olma. esenlikle.s.) âmircesine. o kadar ki. avamca. (a. (f. lâkin.le karışık. âmin diyenler.zf. bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse. tanrı bağışı.) bundan sonra.) umûmi.f.f.) amcalar.n. (a.s.) Hz. âmin-hân'ın c. umrân'dan) 1.) . devlet idare adamları.i. bağışlama. ümerâ) 1. "âmire"]. uysallık.

öğrenmiş.) yukarıdan aşağı.) 1. menfaat. .) dik olarak. anhâ ondan (müennes). günâhları affeden Tann.b. asıl. kuma. öğretmenlik. (bkz: bi-l-iltizam). (a. anhâ.i. 3. öğrenci. bu. öz yürekten.i. (f.i. âmûziş (f.i.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası.) affeden. amyâ (a. boyuna.i. âmürz-gâr (f. 2. düşünmeyerek. âmürzâ (f.i.) bilen.i.zf. minhâ şundan bundan. an-il-gıyab arkadan. pek az bir zaman. bağışlayan. fayda. sütün.i.amû amûd amûd-i fekarî amûd-i nûrânî âmûde amûden amûdî âmûg âmûhte âmûhte-gân âmûhte-gân-ı ezel amûl (a. an-samîm-il-kalb can ve gönülden. anhümâ o ikiden. öğretme. (a.e.i. âmûsnî (f.) affeden. an-kümâ ikinizden.i. 2. âmûz-gâr (f. direk. şöyle böyle ederek. az bir pay. uzun boylu [adam].vakar.i. kıymet. öğretmen. çok çalışan. evân) lâhza. hülâsa.i. an-küm sizden. işçi. an-asl aslından. ân (f. öğretim.s. düşünmeyerek an (a. (f. Edeb-âmûz edep öğreten. ân-be-ân gittikçe. -âmûz (f. anhüm onlardan. çok geçmeden.) 1. Ammiyâ (a. c. âmûz-gârî (f. (bkz: afi.s.i.s. nebîler ve velîler.) affeden.c. ortak.s.i. öğrenme.b.) l. yukarıdan aşağı dik inen çizgi. öğretmen.) 1. şu bu ve öteberi. *dikey. amel'den) 1. âmirziş). yavaş yavaş. (f. âmürz. (bkz: afi. bel kemiği. âmût (f.i.) 1. (a. öğreten.) affeden. afüvv.) âmürzende (f. ammeyyâ. çalışkan.s. an-cehlin bilmeyerek. dikey olarak.) öğretmenler. nurdan sütün.s. 4. 2. iyi. kalifiye işçi. bir miktar.s. kaimen).i. düşünmeyerek ımiyyâ. meyva. bağışlayan. 2. (a. kader.) dizilmiş. anh ondan (müzekker). ummiyyâ (a. (bkz.b. âmürg (f. an-kasdin bile bile. muallimlik. âmûzende (f. 2.i. zahire. bilmezlikle. alım.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri.) -dan ve -den. âmûzî (f.) hocalık. öğretmenlik mesleği. kendisi yokken.) amca.) 1.zf) görmeyerek. âmürziş (f.zf) görmeyerek.) öğreticilik.zf) görmeyerek. 2. anan) şu. (bkz: âmm). ânât. an-karîb yakından.b. düşünmeyerek ımyâ (a.) öğretici. 5. güzellik cazibesi. 2. muallim. s.zf) görmeyerek. (f. (f. öğrenmiş. ân (a. dizi.) okumuş.

anber-nisâr).c.) boynu uzun [adam].i.z.i.) 1. 3. (a.) bulutlar. taraflar. rakı. su. anberîn anberiyye pek az. . (f. muvaffakiyetsizlik. güzel koku. (a. andelîb'in c.) aslından. anâne'nin c.i. 2. ân'ın c. (a.) rivayetler.) örümcekler.s. (a. (a. zamanlar.f. (a.i. kadınlar. f. kabalık. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak. güzel kokulu bir ilaç. bir an. vakit ilerledikçe.i. bir bulut. (a. (a. (a. (a. yapışkan ve miskgibi kokan. korkak. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. (a.) anber kokulu.) an'ane ile. anber saçan.b. (a. (a. (a.) elemanlar. 3. gelenekle ilgili. kelimeyi zarf yapar. inv'in c. toprak. 2. 2. kül renginde bir madde.f. söyleyerek.) anlar. (a. pek kısa bir süre.s. 3. cemi.) ümîdi boşa çıkma.) yaş ve taze üzümler.b.) cinsî muamelede iktidarsızlık.) gitgide. iri taneli Hint pirinci.i. (a. (a. unsur'un c. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat.i. rüzgârla kalkan toz bulutu. gerdanlar. (f.i. 2. meç.s. (a. (dört unsur) 1) ateş.) onlar. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri. ânî'nin c. an'ane'nin c. impuissance. meşakkat.s. fr. fr.nuanccs. (a.b.s. (a.i. gittikçe. ağacın ucu.) gece yarısı vakitleri. (f. (bkz.i.) çok zarif. güzellerin saçı.b. unk'un c. ineb'in c. (a.s. 2. (a.i. (a.f. (a. traditionalisme. öğeler.) gelenekçilik.i. [insanda]. insanın toprak. yaprak saplan. 1. (a.s. yayla çiçeği. güçsüzlük. enf in c.i. (a.zf.).s.) 1.) bülbüller. ufuklar. 2.) 1. başansızlık. geleneksel.ân-ı vâhid -ân Şâh-an Zen-ân Hiras-ân Gûy-an anâ' ânâ' anâ-ül-leyl a'nâ' a'nâb anâdil ânâf anâfet ânak a'nâk a'nâk anâkat anâkib ânân anân a'nân an'anât anâne an'ane anânet an'anevî an'aneviyye anâsır anâsır-ı erbaa anâsır-ı hisâbiyye an-asl ânât ân-be-ân anber anber-bâr anber-bu[y] anber-efşân anberî. gelenek.e. ankebût'un c.b. gece yanlan.) anber kokulu. (a. çoğul edatı.) 1.) anber yağdıran. rivayet. ân'ın c. (a. an'anât) 1. fr.) zahmet. 2. gelenekler. su.i. (a. 2) XV. mat.) burunlar.b. hava. şahlar.) .) sertlik.i. güçlük. 3. tafsîlât. güzel koku saçan.s.i. boyunlar. bot. muz. en zarif.) nahiyeler.i. aslında.zf.) 1. sıfat edatı.i.i.

(a. i. (a. 4. (a. (bkz.) bir anda. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler]. Tıflâne gibi. (bkz.i.i.zf. öteberi.i. yıldızları.zf.) çok inatçılar.s. kasık kılı. köle. i. inatçı [kimse]. 6. n. meç. şu bu.) cana yakın kız ve kadın. 7. garip [Şey].b. (a. evânî).s. 1. (a. i.) yâni.b.anber-nisâr anber-sirişt anber-şemîm anber-ter an-cehlin andelîb andelîb-ân andem âne -âne a'neb anede Anele ânen ânen fe-ânen ângâh.f. mütevâzi.i. (a. (a.) ıztıraplı. (a.s.s.c. Tıfl. (a. ihtiyar bekâr. demincek beyân olunan. (a. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi. inâd'dan) çok inatçı (a.) gençlik çağının başlangıcı. aniye]. 5.) bülbüller. biraz evvel bildirilen. (a.f. bildirilen. (a. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine. olmuş meyvalar. (a.) o ikiden.b.c.s. zarif. sürekli. 3. (a. kasık.e. v. fasılasız. (a. şiddetli.) sıfatı. 6. 2. hemencecik. hemen. (a.zf. (a.f. muztarip.e. anber-efşân). 2.b. hezârân). .c.zf. anhâ]. (a. i. (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. tuhaf.) onlardan. 5. inâ'nın c. müfettiş. muztarip.i. ı.) anber gibi. (f. sert. (a. (a.) . sıkı bağlı şey. 2.) büyük burunlu [adam]. büyük ve şişman [deve]. (a.) ondan [müen. (a.i. 2.zf.zf.s.) yakından.) inat eden.) pek yakında geçen.b.c.) 1. unfdan) 1.) bir an içinde. kaçaklar. anadil) bülbül. (a. biraz evvel. işçi. unât) 1. e. o anda.) ense. tahsildar.i.zf.i. ânât.s. ismi zarf yapan bir ek Fakir. 3.) demincek. (a.zf. kaba muamele eden.zf. (a. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka. 3.) den.s. (bkz: hezâr). s. meşgul.) olmuş. güzellerin benleri ve zülüfleri.) o vakit.) 1. (a.i. (a. (a.) şundan bundan. (f. dişi ve yabani eşek.s. (f. (a.f. 2. anat. ondan sonra.) anber kokan. çok geçmeden.f. derhal.) güzel.i. (bkz. (a.b. 4. ângeh anh anhâ minhâ an-hüm an-hümâ ânî ânî anî Esmâr-ı âniye a'nî Ânid Anîd anîf ânif ânif-ül-beyân ânif-üz-zikr ânife Ânifen anîk anîk ânîn Ânis Ânîse ânise âniye anîz an-karîb anber saçan. s.) kaplar. (a.) 1. (a.s. s. gece. yabani eşek sürüsü.) devamlı.s.) bilmeyerek. Fakirane. [müen.) hek. kemâle ermiş. ihtiyar kız. 2. cedî (keçi) burcundaki v. yukarıda.zf.s. (a.s. alçak gönüllü. bilmezlikle.s.zf. şöyle böyle ederek. koyulaşmış. 2.

geniş.f.) can ve gönülden. (a. (bkz: bi-âr).) isyancı. .) nakit para olarak. (bkz: anîd). çıplak arazi.c. (a. (a. utanmaz.b. cebren. (a.i. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti]. a'rab veya urban ve urub) Irak.i. (a.i.cü.zf.) meşakkat. tar. (a.i.s. bölge. kuvvet.) örümcekler. hacetler.i. (a. zekâlar.) çöl Arapları. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. (a. Meclis-ârâ.) süsleyen. örümceksi. [Anadolu'ya işarettir. komşuluk. (bkz. çıplaklık. Allah. Ceziret-ül-Arab.) örümcekimsi.s. 2. *genel oylar. hileler.zf.i. 3. tar. (a.) "oylar. Dil-ârâ. cismi olmayan bir kuş.) ikinizden. (a. fr. oyunlar.) "ti 'dan geldi" aşk. anâkib) örümcek. 4. (a.).i. [Rumeli'ye işarettir]. özünden. (a. 2. ismi olup.zf. (a. ("ka" uzun okunur. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. zorluk. ismi olup cismi olmayan nesne. (bkz: arat2).i. bezeyen.) üzümcü.) örümcek.zf.) sizden.i. (a. mıntaka. . (a. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. -arachnides. (a. (bkz: bi-1-iltizam). 5. (a. 3.cü. (a.) zorlama. Hicaz. (a. Şam.]. (a.zf. (f.c. zümrüdüanka kuşu. inâd'dan) inatçı.i. Zümrüdüanka kuşunun bir adı. 2.) utanma. (a.f. .) tar. utanma ve namus. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad. tas. re'y'in c. ireb ve irbe'nin c.s.i. (a.i.i. öz yürekten. (bkz: sîmurg).) 1.s.an-karîb-iz-zamân an-kasdin anka' anka-yı lâ mekân anka-yı mağrib ankebût ankebûtî ankebûtiyye ankût an-küm an-kümâ an mim âmed an tı âmed annâb an-nakdin an-samîm an-samim-il-kalb anûd anûn anve anveten anye an zeâmet âr âr-sız ar ü nâmus arâ' ârâ' ârâ-yi umûmiyye -ârâ Arab ârâb A'râb yakın vakitten. kahren). Arab'ın c. avlu.) bile bile.) 1. zor.) 1. (a. (a. akıllar.i.zf. (a.) "mim'den geldi" aşk. güçlük. kavgacı.zf.) içinden.b. a. dekler.

i. ırk'ın c.b.Arapların yaşadığı memleket.) rakı içen. Arap dili. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir.i. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı.i. (a.b.i. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto.i.) l. adı XIX. 3. muz.i.i.) muz.b. yy. ter içinde kalmış. küçükten büyüğe yazılan yazılar. (a. (a. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba.s.arabân arabân-bûselik arabân-ı cedîd arabân-kürdî arabân-nigâr arâbe arabî a'râbî Arabistan arabiyyât arabiyye arabiyyet ârâd a'raf Arafât a'râfiyân Arâis arâiz a'râk a'râk arak arak-çîn arak-dâr arakıyye arakî arakk arak-nâk arak-nûş (a. 2. çok) ince. lâ-dügâh perdesinde durur. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi. (a.f. fa bakıyye diyezi ile donanır. itiyatlar.c. (a.) kökler. (f.) 1. kitap.i. 2. (a.) Arapça ile ilgili olan [ilim.f. duht-i rez. Arap kavmine mensup.s.s.) tere mensup. Arap edebiyatı. 2.i. 2. arîza'nın c.) kavuk altına giyilen takke. arabiyyet'in c.s. (a. başında yazılmış bir dergide geçen makam.) (daha. arûs'un c. fikir). (a.i. (a.i. (a.s. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır.) Arap edebiyatı. usuller.) rakı. (bkz: bâdiye-nişîn). (a. terle ilgili. (a. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir. açık saçık konuşma.i. (a.) terlemiş.) muz. duhter-i rez).) gelinler. (a.f. sırt. arabât) 1. en. cennet ile cehennem arasındaki bir yer.i.) 1. (bkz: bint-ül--ineb.c. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam. arefe'nin c. mi bakıyye bemolü. Arapça.) terli.) Arap ülkesi.s. (a.) a'raftakiler.b.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları. (a.f. (a.b. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik). arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. .i.i. pek. ter.i. (a.s. (a. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. neva perdesinde kalır.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ. rakı. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü.f.) arz olunan hususlar.b. 2.b.) âdetler. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur. muz.f. damarlar. (a. muz.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile. (a. tepe.i. örfün c. (a. (a.i. eârîb) çölde yaşayan Arap.c. Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır. arabiyyât) Araplarla ilgili. (a.i.

2.s. (f. istemeklik. (a. rahat.) dirsek. terleyen.b.s. S. (bkz: âreste). eğlenme.i. pavyonlar. durma. 4.s.) l pek çok asker. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet. namuslar. irem'in c. 2.i. (a-i-) yorgunluk. yer. (f.i. süsleniş. alâmet. bezek. güzeldeki boy bos.) dinlenilecek yer.) sahrada. (a.i.i. rahatlık. felâketler.s.) rahat yaşayan [adam]. meç.) 1.b. 2. yerleşme. 2. çölde mahsus konulan nişan.h. alâmetler. tesadüf.) düzen verici. dinlenmek isteyen. Ârâmca [semitik dillerden]. mekân. süs.) evliler.i. (a. Bir dîvânı vardır. ziynet. (a. gönül rahatı. (f. .i.b. (bkz: mirfak). 1630 yılında istanbul'da ölmüştür.i. (bkz: aremrem).) 1. 2.s. (a.b. (f. dinlendiren.i.) dinleniş. süslenmiş.i.b. direkler. dinlenme.b.) 1. tahtlar. işaretler. (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. 2. a'râz) 1.) rahat kaçıran. (a. (f.dinlendirici. 4.i. 3. 3. oturan. [arâmîden mastarından].b.i.s. (f. (a.c.) dinlenme. şiddetli hal ve iş. hastalık alâmetleri. ârâm-geh ârâm-gâh-ı ebedî ârâm-gâr ârâm-güzîn ârâmî ârâmî ârâmîde ârâmiş aramram ârâm-rübâ ârâm-sâz ârâm-sûz ârân ar'ar a'râs aras a'râs arasât ârâste ârâste-gi a'râş arât ârâyende ârâyî ârâyîş araz a'râz a'râz Hetk-i a'râz (a.) ırzlar.) dinlenen.) süsleyicilik. (f. (a. 2. (f.) 1. (f.) dinlenen.) ter döken. süsleme.i.i. sevilen güzel.b. bozan. (a.s. rahatsızlık veren. bölge. dikenli ardıç ağacı. (f.s. mıntaka. (ırs'ın c. kazalar.) ise de "mahşer yeri.i. çatılar. (f.) 1. süsleyiş.f. karar kılma. dağ servisi. arş'ın c. istirahat etme. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir. (urs'un c.) aram verici.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. ırz'ın c. rahatta ve sükûn halinde bulunan. yerleşen. 2. araz'ın c. ırza geçmeler. dinlenme. 2. (f. 2) sevgili.) aram arayan. felâket.b. rahat olan. (f. (a.i. süslülük.) bezenmiş. 3. 1) gönül rahatı. (f. (f. (bkz: ârmiş). sevilen güzel. huzur.) arâstelik.arak-rîz ârâm ârâm ârâm-ı cân ârâm-ı dil ârâm-bahş ârâm-cû ârâm-cûyâne ârâm-cûyî ârâm-gâh. işaret. avlu. arsa'nın c.zf. (f.c. fels. (bkz: ârâmrübâ).) rahat ve huzuru bozan. bitkinlik.i. (f.i. (a.i.i.i. kendi kendine vücut bulamayıp. 3. (f. 3.) arsalar. kaza.s. düğünler. (bkz: âre-mîde). dinlenme yeri.) 1.) nikâh törenleri. 2. (bkz: ârem-gâh). damlar. (f. (bkz: ara3). süs-leyici. (f.) 1.) 1.) oturan. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. (f.s.) dinlenmek isteyene yakışacak surette. tesadüfler.s.b. (bkz: ârâm-sûz). boş topraklar.

yol. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru.) muz.f. Makam. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. arâzet (a. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. arazbâr-pûselik (a. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. dörtlünün bir arızası yoktur. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler.f. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk. bekar işareti ile değiştirilir.b. topraklar. arazbâr-zemzem muz. arâzî (a. Arazbâr-pûselik.) genişlik. çayır. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. 3 memleketler. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur. arâzî-i haraciyye huk. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye. arâzî-i mahmiyye huk. mer'a. III. arâzî-i mahlûle huk.i. harap.(a. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi. fetholunan arazîyi ülüleınr. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. bu arıza. arazan arazât arazbâr .i.) muz. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler. arâzî-i hâliyye boş. koru ve emsalini içine alır].) tesadüfen. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. topraklar. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. yaylak. sahipsiz topraklar. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. arâzî-i emîriyye huk. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam.) yerler.b. [tarla. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır.zf. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler.i. (a. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir. beşlinin son sesi olan mi. arz'ın c. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. 1. iklimler. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. 2.i. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. aynen arazbarda olduğu gibidir. (tersi arâzî-i âmire'dir]. kışlak.

f. arbede-kâr (a. [bunlar.s. arbede-cû (a.zf. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir]. kavgacı.f. kervansaraylar. (bkz: arbede-kâr).s. ârâziş (f. bırakılmış topraklar. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk. patırdı.) hayır ve iyilikte bulunma. arâzî-i ukriyye huk. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer].s.s.) kavga çıkaran. arâzî-i mevât huk. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. şayian tasarruf olunan yer.) kavga çıkaran. kavgacı.huk. arâzî-i öşriyye huk. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. arâzî-i metrûke terkedilmiş. arbede (a. pırnallık. rastgele.) kavga. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır].f. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır]. arâzî-i met-rûkeden sayılır]. arâzî-i mürfaka huk. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller. (bkz: cidâl-cû). arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı. vakıf toprak. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk. a'râzî (a.b. kıraç yerler. i. arâzî-i müştereke huk.b. arbede-sâz (a. arâzî-i mübâreke Hicaz. (bkz: arbede-sâz). [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. arâzî-i memlûke mülk.f. vakfo-lunmuş arazî.i. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık. arbede-cû-yâne (a. arâzî-i selîhâ huk.b. sadaka verme. arâzî-i mevkufe huk. [kaideten. arâzî-i meftûha . vergiye tâbi olup.) ânzî. tesadüfi.) kavga çıkarmaya yellenerek. beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. arâzî-i mektûme huk. yirmi beşte. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler. çıplak tarla. (bkz: cidal). [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi].) kavgacı. timar toprağı.

dirsek [vücutta]. (f. usul. dağ.i. arz'dan) 1.i. hâkim. (bkz: aramram). un eleği. 3. vâlî.) dirsek. nevi.s. 2. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir.i. "öyledir.s.s. dînî bayramlardan bir evvelki gün. i.s. (a. (f. (bkz: ârâmîde).i. antrepo. 6. ânzât ve avarız) 1.i. tavır.i.) 1. benzer.) topal.i.) ödünç alınan veya verilen şey. (f.) iki yanak.s.i. (a. 2. en. aksak. yanak.arbede-sâzî arec arecân arcâ arcele ârd ârd-bîz ârden ârdhâle ârdîn ardiyye ardtûle.i. dert.) kavgacılık. sakatlık. tarz. bekar işaretlerinin ortak adı. . (f. (f.c. 2. (a.) zinâkâr [kadın]. (bkz: ardtûle.i. (a. (bkz: ârâm-gâh). bir önceki gün.) 1. (f.i. 2. (a.) 1. 2. renk. (a. sırtlan. üslûp.i. süzgü. "a'raf") 1. (a.) güzel koku. ödünç.). (a. bozukluk.s. (a. ârenc). (a. 2.s. sırtlan. ârenc.) benekli. . müen. 4. 3. açıkgöz.) "bulamaç" denilen yemek. (a.i. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk. 2. anlayışlı ve bilgili.) 1.s. dubara. pembe. muz. ârızetân (a.-(daha.) 1. (f. aksaklık.) imtihan. (a. âret).s. (bkz: âraste).) topal.) dinlenen. engebe.) (daha. rahat.) 1. (a.i. âret). i.i. ard-hâle). al yanak.s. hîle. (bkz: ârec. arddûle âre âreb ârec arec a'rec arecân a'ref arefe arekiyye a'rem ârem-gâh âremîde aremrem âren ârenc ârende âreng âreste âret arf arfâ argîş arık ârız ârız-ı gülgûn arıza ârızân.i. 4.) topallık.i. (f. tecrübe.i. 2. (f. yeleli. (a. (f. kevgir. tarz. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır].) 1. (bkz: leng).i.) eşya saklanan yer.i. 5. (bkz.i. bir notanın.) topallık. (a.) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu. topal. âret). çok bilinen. (a. (a. i. (f.b.f. galiba.c. aksaklık.i. yol.i. müen. (a.) uykusuzluk. (f. 2. alacalı [şey]. tesadüfi vak'a.i. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez. bemol. bezenmiş. buğday ve benzerlerinden öğütülen un. (f. un eleyici. (bkz: ârenç. (a. çok) arif. (bkz.) dirsek. 2. (a. gelen. pek ma'ruf. keder.) kalabalık ordu.) sürü. aksak. arec'in müen.) bir şey getiren [kimse].). gidiş.i. 4. (a. (f.) süslenmiş.i.) "bulamaç" denilen yemek. bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey.i. arife. (f. deneyiş. pek. çeşit. veya pek) akıllı. i. dirsek. 3.) topallık. (bkz: ârec.b. (f.b. ve i. aksama. gül renginde olan yanak.s. 2. aksak adamın yürümesi. arddûle).) 1. zan-nolunur ki. mihnet.

) 1.s.) ödünç. (a. mütevâzi. geniş |şey]. cömert. tesadüfen.c. ârifân). eğreti. yassısolucanlar. haset.) . 2. 4.i. (f. müen.s. ânz'dan c. 3.) terleme. ökçe siniri. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse.s. lâyık. ârızan).) inatçı. fr. bilen. (a.i. asma çardağı. (a. semiz. a.i. ters.) Yunan feylesofu Aristo. nefret. 2. erkek adı.i.h. (a.) 1.i. eğreti olarak. eli-açık. kabiliyetli. velî.i. but.) 1.i.b. (a. (a.s. 2. e.) manevî. i. (a.i. yalan ve kötü söz. ("ka" uzun okunur. 2. y. c. 2.s. (f. arifin c. 3. hür.s. (a. lâtif. (bkz: takdime. (a.). 3. 2. 3. ârıza'nın c. enli.) 1. 2. (a. avârif) 1. rastgele. bilgili. arif olana yakışacak surette.zf.zf. 2. muvakkat.f. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. ortaklaşa. bilgililer. Lübnan servisi. mefhum (kavram). 3. çıplak. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir]. eğrice. dünyâ.) inatçılık. avârî) ödünç.i. (a. noksan. (bkz. (a. kırılma. (a. topluluk veya kimse. (a. çıkıp inen.i. arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı. (a. (a. (a. âdet olduğu üzere.) ödünç. (a. platheimintes. (bkz: naam. 5.i. kin ve düşmanlık. gelip geçici.) 1. arz'dan) geniş. sundurma. istirhâm-nâme). -sız. ânz'dan) 1.) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. sonradan çıkan. "ârice". armağan.) arifler.s.i. 2. (a.ool. arem (a. kafa tutma. nâzik. samandan yapılmış bir çeşit ev. 2. marifeti Allah'a vâsıl olan. iyilik. (bkz. bilgi sahibi.) evet.) gerdek. avarız). . kafa tutan. (a.s.f.s.zf.i. çok tanınmış. belâ). (f. aksak.) uygunsuz.ârızan ârızât ârızî ârî ârî ârî ârib âric arîf ârif ârif bi-llâh ârifân ârif-âne ârifîn ârife ârig ârim arim arîs Aristatâlîs âriş arîş ârişî âriyet âriyet-serây âriyeten âriyetî âriz âriz-i Lübnan arîz arîz arîz ve amîk arîz-ül-cism arîza ârizen arkan arkub arm.s. (a. (a.) mânâ (anlam). urûc'dan) 1. topal. 3. gücenme. 2.). irfân'dan c. urefâ) 1. irfan sahibi. irfân'dan) 1. örfene. s.e. 1.).c. geçici olarak.) ardıç ağacı.i. (a. eğreti. (bkz. (a. (bkz: âjig).s.s. (f.i. (a.s. (a. avarız) 1.zf. enli. meşhur. arifin müen. kıskançlık. (a. hoşa gitmez. bağış. (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna. 2. uzun uzadıya.

arsa-i âlem âlem arsası. arâis.s. Tanrı'nın katı. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü.) arşı yıpratan.i. arş-ı ınecîd. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri.i.) güvene.) benzerlerinden çok daha iri olma. 5. falcı.) benzerlerinden çok daha iri olan. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. (bkz: arş-ı a'lâ). ârûg (f. hasret. zahmet.i. ferahlık. çadır. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi. f. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri. ahter-şümâr1). arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası.) 1.) kederli. şimşekli. müneccim. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri. 3.s. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. pişman. (bkz. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası. 2. "arrâfe"]. (bkz. arûb (a.i. arşa (a.s. arş-üs-simâk astr. gelin. ârûg-zen (f. 3. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü. Tanrı'nın katı. (bkz: arş-ı berin).i. Arrâs (a. çardak.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. arş-fersa (a.i.) öfkeli. geğiren. arş ü ferş. kafes. pişmanlık. arsa (a. arrâf (a.i. f.s. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası.) yıldınmlı gök gürültüsü. dünya meydanı. kâhin. ars (a. yıldırım. arştan üstün.s. Arûbâ (a.i. gürleyen ve şimşek çakan.s. 4. arş (a. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı.) arslanlı [eski kuruş para]. hamele-i arş.) geğirme.i. arrâde (a.c. arasât) yer.i. çatı. kükürt. dam. ârman . arrâdât) tekerlekli mancınık. kim. Tanrı'nın katı.i. 2. ârûde (f.i. [müen.f. ikizler takım yıldızı. 3.c. Tanrı'nın katı. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası. 3. ars (a. 2. Tanrı'nın katı. ahter-gû. hoşnutsuz. teessüf. ahter-şinâs. 4. savaş arabası. aruf (a. arsa-i târih tarih alanı. 4. Tanrı'nın katı.c. 2. özleyiş. ârâmiş).c. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası. arûs (a. toprak. arş-pâye yükselen. s.).b. sıkıntı.) 1. hekim. hamelet-ül-arş).s.) sevinç. taht. ârmânî (f. Tanrı'nın katı. ârmiş (f. kızgın. arşiyân (f. arûsân) 1. dokuzuncu gök.) geğirici.) yedinci kat göğün adlarından biri. cumba. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın.s.) 1.i.) 1. artal (a. güzel ve iyi huylular. (bkz: ahter-bîn. ârugde (f.b. 2.i. özleme. artaliyyet (a. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası.) öfkeli.(f. müteessif. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası. hırslı. arslânî (f.) uzun zaman ıstırap çeken.i.

Arûs-i cihân Arûs-i çerh Arûs-i felek Arûs-i hâverî Arûs-i Şâm Arûsân Arûsân-ı bâğ Arûsân-ı çemen Arûsân-ı huld Arûs-âne arûsek arûsî arûsiyye arûz arûzî arv arvend arz arz-ı cemâl arz-ı dîdâr arz-ı endâm arz-ı hâcet arz-ı hâl (arzuhal) arz-ı hayret arz-ı hulûs arz-ı hüner arz-ı hürmet arz-ı hüsn arz-ı mâ-fi-zzamîr arz-ı iftikar arz-ı kudret arz-ı leşker arz-ı mazhar arz-ı meveddet arz-ı minnet arz-ı minnettârî Dünyâ.) 1. yüz gösterme. boy gösterme. taraf.s. Arap dilcilerinden imam Halil'in. tarla çiçekleri çimenlik çiçekleri ebediyetin gelinleri. (bkz: arzâ). (a. (a. Fars. Türk. muhabbeti. ihtiyâcını meydana koyma. güzellik gösterme. marifet gösterme. cennet hurileri geline yakışacak şekilde (a. 1) dalkavukluk etme. yanak. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. düğün ziyafeti. geline veya güveye ait.) 1. ne halde bulunduğunu bildirme. şeref. yan. bir işin görülmesi hakkında. 2. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. 2.) 1.) gelinler. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı. eârîz) 1. aruz veznine ait olan. (a. ilm-i aruz). Güneş. Güneş. kudret gösterme. (a. minnet gösterme. 3.) şan. 4.i. Güneş. s. 6. şaşkınlık gösterme.i. i.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi. usul. azamet. . arûs'un f. gösterme. istek bildirme.c.c. ululuk. yeşil ve pembe dalgalı sedef.i. Efgan. sevgiyi belli etme. (a. 1) "hâlin bildirilmesi". Şam. (bkz: bahr. aruzla ilgili. düğüne.i. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir. eski Arap şiirlerini esas tutarak. teftiş verme. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. (bkz: arzuhal). esas Arap nazmında. minnet altında bulunduğunu belli etme. 2.i. Askalon. dilekçe. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. 2. yüz gösterme. aruzla yazan kimse.i. 3. debdebe.f. muayyen kalıpları. (a. asker gösterme. (f. bir iş için birinin yanına sokulma.i. [bu şekil bizde yoktur]. saygı sunma. küçük gelin.i. 5. 2.) bir büyüğe sunma. bildirme. yol. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan. gönüldekini söyleme. (a. önüne koyma.) 1.

geologie . arzû-keş. (bkz: âriz).).c. enlem. muhtıra. (a.vergi veren memleket. topraktan yetişen. (bkz. gösterme.f.h.i.) ardıç denilen ağaç.b.b. fikrini bildirme. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi.i. 2. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir].) enine.i. astr. toprak mahsulleri.) enine olarak. astr. geniş arazî. yer (bkz: arz-ı mev'ûd. (bkz: arz).) istekli.. (f.b. öşür -onda bir. (f.i. (a.) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır). en. iklim. mal satma. ârzû-dâr. 1.i. kalay. genişliğine. (a. hevesli. 3.f. hâhiş-gâr. jeol. heves. (f. ârzû-keş).s. (a.zf. fr. nefsini öne sürme.) kurşun.) istekli. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete. 2. hevesli.i.b. enliliğine. ârzû-dâr. (a. (bkz. 1.) istek.i. (a. memleket.b. istid'â). s.i. ârzû-mend. arz-ı muâhât). yaşanmaz [toprak. hâhiş-ger). (bkz. (bkz: arz-ı hâl.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için]. kulluğunu. Filistin. arz'dan) ene ait. Allahın yarattığı yer yüzü geniştir. (a.) jeoloji. (a.) toprakla. (a. herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme. en ile ilgili. saygılarını bildirme. hevesli. kendini gösterme [fedakârlık karşısında]. (a. arz'dan) toprağa ait. Filistin ve havalisi. [tabakaları itibariyle].b. aslanhâne. (a. (a.i. (f.) istekli. (f. arzû-mend).zf.i.i. (f. yaşanabilir [yer]. kuzey enlem.i. arz'ın c.) hâtıra. (a.) sunma. .b. (bkz: resâs). genişlik. vergi veren memleket. (bkz. mal alma.s. Dünyâ. gösterme.s. toprak. arz-ı mukaddes). bağlılığım bildirme. andaç.f. (f.arz-ı muâhât arz-ı müddeâ arz-ı nefs arz-ı ta'zîmât arz-ı taleb arz-ı ubûdiyyet arz-ı uhuvvet arz arz-ı basît arz-ı gayr-i meskûn arz-ı Ken'ân arz-ı meskûn arz-ı a'şâriye arz-ı harâc arz-ı mev'ûd arz-ı mukaddes arz-ullâhi vâsia ârz arz arz-ı belde arz-ı belde ta'yîni arz-ı cenûbî arz-ı şimâlî arzâ arzan arzânî arz-dâşt arz-gâh arz-hâne arzî arzî arzîn arziyyât arziyye Mahsûlât-ı arziyye arzîz Arzû ârzû ârzû-dâr arzuhal ârzû-keş ârzû-mend kardeşçe bağlılığı bildirme.s. gösterme.c. toprakla ilgili. düz yer.) arzlar. güney enlem. astr.i.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi.

heves. şer'an. istek kırıklığı. âsâ (f.i. asab-ı şevkî anat. vazomotor(lar).i. pseudonevroptees. asab-ı enfî anat. kendi akraba. (f. (f.) 1. asab-ı rievî-i mî'de anat. asabât (a.s.) arzunun yerine gelmemesi. (f. 2.c. fr.) parmaklar. (bkz. (a. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîranat. sinir kanatlılar. asâ (a. asâ'nın c. âsâ-yi Mûsâ Hz. nerf spinal.) 1. sinirli. burun siniri. asabât) 1. 2.e. asab (a. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek. 2 vakar. arslanlar.s. miras alamayan akraba. asabânî (a. gırtlak siniri.s. asabe ile ilgili. omur siniri.) 1. ârzû-mendî ârzû-nâk arzû-şikesten arzû-yi hayât âs Habb-ül-âs âs . asâbi (a.). süs. vatan.i. usbu'un c. nerf vague. fr.i. akciğer mide siniri.i. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. 4. yaşamak isteği.i.i. psik. asab-ı basarî anat.s. sinir hastalıkları pavyonu. asab-ı vustâ a'sâb (a. 3.s. veş). koklama sinirleri. asabiyye (a. bir tek sinir. yurtseverlik.b. mersin ağacı meyvası.i. Cennet-âsâ cennet gibi. (bkz: esâbi1) asabî (a. nerf hypoglosse. asab-ı sem'î anat. âsi-yâb). asab-ı hançerevî anat. sinir hastalıkları. asab-ı aynî anat. a'sâ (a. damar.). anat. a'sac (a. baba tarafından akraba olanlar. asab-ı alâkavî anat. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse]. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik.i. -âsâ (f. sopalar. asabî). sinirlilik. asab'dan) sinirli. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti. değirmen. fr.s. asabe'nin c. asabe (a.) istekli. işitme siniri. 2. asabiyyet (a.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar.c. sopa.) istek. me-diane.) gibi. deynek. (bkz: manend.i. c. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları.i. sempatik sinir sistemi. Asâd (a. 2.) bot. asabe'ye ait. eseb'in c. (bkz: âsiyâ. kakum denilen bir hayvan.) 1.) sinirler. a'sâ) 1.i. dervişlerin taşıdıkları sopa.i. asabiyy-ül-cenâh zool. a'sâb-ı muharrike anat. 3. esneme.) esed‘in c. ciddîlik. fr. motor sinirleri. göz siniri. ortadamar.) alnı üstüne saçı dökülmüş.i.b. görme siniri. 2. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri. asab'in c.b. mersin ağacı.) 1. a'sâb) sinir.(f.i.) değnekler. a'sâbî (a. bezek. 2. damar devindiren sinirler. a'sâb-ı şemme anat. âsâb (a. birinin fırkası ve avenesi. a'sâb-ı alâkaviyye anat. (bkz: asabe). büyük dilaltı siniri. fr.

duymazlık. asker'in c. zool.) vezire yakışacak surette. (a. güç. (a. ikinci devre askerliğini yapan askerler.f.) 1.) sahipler. sert. (a.s. (a. i. söz işitmez.) 1. (a.i. (a.s. 2. asâkir-i berriyye asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler. 2. kuş dili. (a. (bkz. (a. 2. ordu askeri.i. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.i. gr. kök. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır]. (a. (a. sâhib'in c.i.i.b. asâkir-i muâvine asâkir-i muntazama asâkir-i nizâmiyye asâkir-i redîfe asâkir-i şâhâne âsâl âsâl âsâl Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl asale asâle asâlet yardımcı milis askerleri. usme'nin c.i. yol arkadaşları. (a.ashâb'ın c. ed.s.) erler.f. 4. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. serçe kuşları. sadrâzam buyruğu.) çok zehirli ve korkunç yılan. askerler [umûmî olarak]. (a.) şeref ve itibarca küçük olanlar.i. tahammül edilmez. tayfalar. 2. gerdanlıklar. kör yedekçisi. kabahatler. ism'in c.h. asâyib).s. (a.) kendi nâmına hareket ederek. 2. (a.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir].s.) 1.t.i. 2. 3. asâgıre asâgır ve ekâbir asâhib asâhıb asâleten asâletlü asâlet-meâb âsâm a'sâm a'sam asamm asammiyyet .) ahlâk. ısâbe'nin c.s.s.zf. başa sarılan nesneler. kaşbastılar.) 1. vezir. 3.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan.) 1.i. işitmez. asgar'm c.b. asâkir (a.) suçlar. ilk askerlik devresini yapmakta olan asker. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı].s. Âsaf âsaf-âne âsafî Bâb-ı âsafî Emr-i âsafî asâfir Lisân-ül-asâfîr âsaf-rey âsaf-tedbîr asâgır.b.) sağırlık.s.) vezire mensup. (a. sabah-akşam. soysop temizliği. 2.i. usfûr'un c.) asâletli.) 1. 2. sağır. (a. sargılar.s.i.) bal peteği. (bkz: edeb-i kelâm). (a. bahriyeliler. (a.i. asl'dan) 1. dostlar. sahipler. efendiler. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil. kendi nâmına hareket. kara askerleri.s.zf.(a.) küçükler ve büyükler.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar. mâlikler.f. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. [îtibar ve mevkice].i. (a.) ön ayaklan sekili olan [hayvan].) yolu.Süleyman Peygamberin veziri. asâib (a. serçegiller. (a. Bâb-ı âlî.b. (f. sopa çeken. günâhlar. asâ-keş (a. (a. tasmalar. asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar. (a. II.) temel. asîl'in c. cemâatler.) 1.i. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı.

ayrı ayrı küçük insan toplulukları.i.) rahat. asbâg (a. yükler.) akbulutlar. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette. 2. 2 . âsâr-üş-şerîfe Hz. 2.) 1. sabeb'in c. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri. (bkz.) sayı hesap. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler.) kolay tutulan. rahat.b.i. âsâyiş-cûyâne (f-b. izler.) değirmenci.) huzur ve güven veren. . kabahatler.i. asbâb (a.i. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler.i.s.s. alâmetler. âsâr-ı cedîde yeni eserler.) değirmencilik. değirmen sahibi. nutatio . vazifeler. subh'un c. asiyâ-bân). saç. çarpık yüzlü âsâre (f. hikâyeler.) asayiş arayan.b. 2.i. nişaneler.s. ısâbe'nin c.b. (bkz. asbâh (a. melce). sığınak. sıbr'ın c. âsbân (f.i.) gibi (bkz: âsâ).) çukur yerler.s.) 1.) 1. güvenlik.).i.b. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri.i. âbideler. fr.) yüzyıllar. görevler.) pek kibirli. âsâr-ı ulviyye astr. âsâyiş (f. bağ.) 1. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete.i.zf.kolay. mendil.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette. (bkz. Âsâr-ı mehdiyye astr. an'aneler.) kolaylık.) 1. sıbg'ın c. asâib).U. asbâr (a.) sabahlar. 3 .i.) rahat. âsâyiş-cû (f. sakal ve benzeri kutsal emânetler. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar. 4.s. asârîm (a.i.i. toz.i. beğenilmiş eserler. çadır kümeleri. âsâyiş-perver-âne (f. âsâr-ı edebiyye edebî eserler.) boyalar. âsây (f. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış. sargı. cürümler.) kedi otu. gelenekler.i. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler. (f. âsâr (a. 2.i.) fakirlik. sarmaşık. âsâr-ı matbûa basılmış eserler. âsâyiş-bahş (f. huzur ve selâmet taraflısı. kolay zaptedilen.b. a'sâr (a. 3. âsârûn (f. Muhammed'den kalan hırka. (bkz: gubâr). yüzyıllar.i. Âsbânî (f. eser'in c. (a. âsâr-ı ilmiyye ilmî. Asâyib (a.s. asrâm'ın c. ıstabl'ın c. -l asâtıb (a. âsâyiş-perver (f. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi. asâr (a. asr'ın c.) ahırlar. rahatını ve huzurunu isteyen. 3. ısr'ın c. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde. âsân âsân-gîr âsânî âsâr .zf. asar (a. bilimsel eserler. as'ar (a. asb (a.s. 2.) 1. (f. huzur.i.

) samimî dostlar.i. ayak kaymaları. boş. 5.i. pek. haksızlık.i. hükümsüz. i. saf.i. bal. (a.s. (bkz. (a. süzme bal. infiniment petit. istenilen her değerden daha küçük. sedefin c. . saffın c.i.i. (a. eshâb). 2. sâhib'in c. (a. hakikatler.) Hazar denizine verilen bir ad. (a. (a.i. (a.) en küçüklü. (a. bot. (bkz. i. (a.) 1. kızıl.i.i. 2. balmumu. sıfırlar.i. 2. kırmızı tüylü [adam]. solak. erken olmuş hurmanın koyu usaresi. fr.) sedefler.i. 3. (a. öğrenmeye çok hevesli. sagîr'den) (daha. san. s. eğri olan katı şey. sıdk'ın c. çarpık yüzlü. 2. 2.) 1. 2.) gece devriye gezen. (a. 4.s.i) anat. safed'in c. 3.i. samîmî dostlar.i. 3. değersiz şeyler. (bkz. (a. 2. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş.) 1. soluk benizli.) 1. sufûr).i. samîmî. (a. ötücü. safî'nin c. (a. 4. omuzlarına taktıkları sarı kumaş.). 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. 2. ("ka" uzun okunur. rüzgârın kuvvetle esmesi.) kalb ile dil. gerçekler. altın. uçuk. (a.i. can çekişme. asre'nin c. şakaklar. (f. zulüm. sürçmeler.h.s.s. 2. pek zor ve çetin. bal renginde olan.) solaklık.) 1. saçı kızıl [adam]. (a. sufûf).) 1. sudg'un c. yanılmalar. büsbütün boş. cennetteki dört sudan biri. (a. sadâ'nın c.s. sonsuz küçük. (a.) 1. asgareyn asgarî Âsgûn ashâb Ashame ashar (a.) bal hâli. kulaktan hiç işitmeyen [kimse]. doğru ve samîmi olanlar.Asced asdâ' asdâf asdâg Asdagân asdâk asdika asdika-yi bende-gân asel asel-i Dâvud asel-i musaffâ Şem-i asel asel-i temr a'sel aselî aseliyyet asemm aser a'ser aserât ases asf asfâd asfâf asfâr asfer Mahbûb-i asfer asfiyâ asga asgar asgar-ı nâmütenâhî asgarân. (a.s.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe.s. infinitesimal. tuttuğu yol doğru olan kimseler. (a. hatlar. a.) çok sağır. sıfr'ın c.i.s.i. ıslık calici.) 1. içi temiz. insanın kollarındaki nabız damarları. (a. gece bekçisi. bir çeşit kına çiçeği. (a.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı.) anat. çok. Yahudilerin ayırdedilmek üzere. i.) sesler.) hâlis altın. avazlar. dayanılması çok güç. (a.) 1. 3. (a.i.) 1. sâdık kullar. (a. azizler. (a. a. bot. (a. 2.s. en) küçük.) 1.i. sâdık'ın c. 2. en az olan.i.) saflar.(bkz: deh-dehî).) 1.

2. kızgın.i. (f. dolaşık.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. (a. (f.s.) cibre. (a. günahtan. haydut.) 1. (a. isyân'dan.c.c. 3. komşu. titiz tabiatlı [adam]. âfet. (ülkeler fethedenin eşiği). taze bamya.s. çarpışma.) doktor. zamanın belâsı. (a.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey. istanbul.s. c.) mahzun. çapkın.b. kayınpederler.s. şiddetli [rüzgâr. ismet'den) 1. edepli.s.i. iyice kökleşmiş. usefâ) para ile tutulan işçi. zahmetli. öğleden sonranın son kısmı. 2. usret'den) 1. 3. terbiyeli [adam].c. sağlam. zarar veren. akılsızlık. Âsime âsî asî asî. (a. kabahatli kul. gündelikçi.s.s.) bir efsâneyi nakleden. akılsız. (a.s.) 1.s. (bkz: bağı). 2. öğleden sonranın son kısmı.c.) Medine şehrinin bir adı. (a.i. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek. usare.b. 2. 2. zarar. (f. âsire âsir. ism'den) günahlı. (bkz. kederli.) uygun. (a. (a.s.b.) 1.) ayağı kayan.h.s. beyinsiz.) pis kokulu.s.s. Sultan sarayı.b.s. ölüm.c. karşı gelen.) kafası kanşık.f. kayınbiraderler. (a. meç.zf. (bkz: âsim).f.) 1. şaki. beyinsizlik. (a.) asîl olanlara yakışacak surette. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği. (bkz: âsîven). âsîme-ser âsin âsir âsir. âsıfât) sert. (bkz: atebe). şaşkın. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri]. (a.i. (a. asiye âsî âsî âsî asîb âsîb âsib-i rüzgâr âsîb-resân asîde asîf asîl asîl asîl-âne asîle asîl-zâde asîl-zâde-gân âsim Abd-i âsim âsîme âsîme-gî âsîme-sâr. elverişli. sıhr'ın c. âsıfât. (a. (a.) eşik. (f. asl'dan) 1. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan.) çok isyancı. karma kanşık. 2. 3.i. ölüm. kabahatli. (f. musibet. . cerrah. (a.) 1.i. (a.) asilzadeler.c. (a. yanına yaklaşılamayan. yasak. güveyler. (f. bulamaç.s. iffetli. günahkâr. (a.f. şiddetli esen rüzgâr. ahlâksız. posa. (a. (f. 2. kendi adına hareket eden. avâsıf.) belâya düşüren. belâ. (a.i. kadın adı. akşam. 2. bir şeyin bütünü. zor. günahkâr.i. güç. asîl-zâde-gân) adam evlâdı.i.ashâr âsıf. (a. (a. 3. bitişik. 2. âsire asîr asîr asîr Emr-i asîr âsire asîre âsitân âsitân-ı memâlik-sitân âsitân (a.) ahlâkı bozuk.s. sersem. âsıfe âsıfe âsım Âsıma.) 1.i. fırtına].s. akşam.) pek sıcak. zor iş. un.i.s. 2.i. 2. haramdan çekinen.i.) evlenme neticesinde erkek akrabalar. (a. avâsıf) 1.s. 2.i. asâil) 1.) şırasını veya yağını almak için sıkan.s. (a. 4. (a.i.s. (a. (a. usât) 1. (bkz: secîr). astan). (f. şaşakalmış olma.

hakikat.âsitâne âsîven âsiyâ âsiyâ.). huk. . babasının babası ve ilâh. (f.s. (a. başlangıç. (f.b. (f.) asla mensup. seyyar. soy. husûsî. kolon. cimri. hasis. (a.b. (a. doğru. sâlih'den).) âsîler. (bkz: asker).i.s. (bkz: mümtâziyyet). çeşme duvarlarının bölmeleri. kökten. esasen.) kesik kulaklı. (bkz: esâsî. (f. (f. uyanık ve gözü açık [adam]. (a.i. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı. katı.) 1. gerçek.s.i. esaslı. sald'ın c.) beller. zâten.) asker kampı. seçkin. hâlis. (a. as).) 1. dip.) aslında. (a. vakfedilen mal. seçkinlik.s.i. tamahkâr. (o. 2.f. alelhusus. z f.) ["âsî" kelimesinin müen.i. leşker).i.) 1. s. (a. (bkz: âsîme). kök. kederli. aslâb). (a. 2. (f.i. (bkz. şaşkın.) dînî inanışlara göre Hz. sulb'ün c. (a. pinti. kütük. 2.i. eslah-Allah).) hiç bir vakit. kıyamet gününün âsîleri. mümtaz).b.s. (f.) 1.i. kural.s. (a. (a. üzüntülü [kadın].). (bkz: cünd. özellik. asl ü fasl asl ü nesl asla' aslâ aslâ ve kat'â aslâb aslâd aslah aslah-Allah asled aslem aslen aslî asliyye Me'mûriyyet-i asliyye asliyyet aslub asma' (f. asâkir) er. katı ve düz.) fikri dağınık.b. eslah). temel. (bkz. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam]. sulb'ün c. 2. (a. 2.) değirmen taşını yontan âlet. (a.b. askere askerliğe mensup.).b.zf.b. sert. sert. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz. sıhhat..i. (f.f.zf. keskin [kılıç]. esâsında. (a. sulpler. bir şeyin belli başlı kısmı.) aslî. dişengi.i.i. (a. asıl me'murluk. pinti.b. s. en ziyâde.b.i.) kanarya [kuş]. başkaldıranlar.) 1. (bkz. sersem.) değirmen taşı. âsiyâb âsiyâ-âjen âsiyâ-bân âsiyâ-ger âsi-yân âsiyân-ı rûz-i cezâ âsiyâ-seng âsiyâ-zene âsiye Âsiye âsiye aska' aska' askar asker asker asker-gâh askerî askeriyân askeriyye asl asl-ı meyyit asl-ı vakf asl ü esâs.) askere ait. asıl. safî.. 2. (bkz. nesep. 3. değirmenci.s.s.h.s.i.s.i. başlıca. baş. hiç bir vakit. (a. âsî'nin c.) askere mahsus.) değirmen taşı dişengisi. suk'un c. sütün. bölgeler. (a. (a.) hususîlik.s.i. soyca. karşıgelenier.) değirmen sahibi. (a.) dazlak. (a. (bkz . soysop.jisyancı kadın. 3.) devredici.i.) 1. ölen kimsenin babası.) değirmen yapan.s.c. asker'in c. (a.) değirmen taşını yontan âlet. hakîkaten. (a. kaide.) askerler. (bkz: aslub).s. yer. dişengi. (a. askerle ilgili.f. temelden. âstâne).i. esas.s.) su değirmeni. (a.s.cü. (a. direk. (f.n. (a.) üzüm şırası. hakikî.

) melekler.s. âsümânî).) yıldırım. beve). aşerat) 1. (f. dilsiz. (bkz. ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir. 2.b. şimdiki çağ. (f. kubbe.) zamana uygun. atebe.i. âsmânî'nin c. *özsu çıkaran. (f. putlar.i. bal arısı. (a.i.) meydan.b. tahayyüller. (f.) Arapların meşhur şâiri.i. inandıran. ayak kayma.i. bal peteği.i. sessiz. sarfın c. sürçme. s. 2. (f. (a.) 1.s. âsmân-gûnî âsmânî âsmânî âhen âsmâniyân âsmân-rend âsmân-senc âsmâr âsmende asmet asmıha âsmûg asnâm asr Asr-ı sâbık asr-ı hâzır asr-ı saâdet asr-ı sâbık asr-ı evvel. (a. hipodrom. geçen yüzyıl.b.s. göğe. a'sâr.i. (a. fâni dünyâ. (f.) 1.) çok şecâatli.i.i.s. saman uğrusu.i. arş-ı a'lâ). ikindi namazı vakitleri.) gök.s. f r. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. 2 açık mavi. geçen yüzyıl. hîle ile aldatan. Muhammed'in zamanı.) gök mavisi. balcı. sanem'in c.) gece. kulağı sakat.) kovandan bal çıkaran. (a.) 1. (bkz.) usare.) iplikçi. (f. sevgililer.) eğri elli veya eğri bacaklı. süreyyâ (bkz. 2. (bkz: aşarim).i.) eski îranlılarca.) şimşek. moderne. şaşkın. arı kovanı.) "asır görmüş" yüzyıllık. insan kümeleri. Aya mensup. 2. 2. gündüzün ilk zamanı. (a. -sânî asrâf asrâm asrân asr-dîde asre asrem asremân asrî âsrîs assâb assâl assâle assâr âstân âstân-i fenâ âstân-ı refi'-mekân (a.) müneccim.) 1. papuçluk. hasta. pek kahraman (a. (f.i.s.) 1.c. ikindi vakti.b.i.h. 3.) 1. kutlu ve mutlu geçen zaman]. (a.) 1. Güneşe.i.i.(bkz: asuman)..) 1. ahceste). kehkeşân).[bkz: âsitân.i. asûr) 1. .f. yanılma. (a. âsmâniyân) 1. gündüz.s. at koşturulan meydan. zelâk). mersin ağacı. (f. berk. (a.i. masraflar.b. sımâh'ın c.i. 2. (a. 2. alık. (f. (f. değişiklikler. (f. dam.) saman yolu. semâ. 2.i. (a. (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı.) saat. (f. eşik.) kulak delikleri. bal satan. Hz. 2. (bkz. (f. iki yüzyıl. gece ve gündüz.b. (a.c. 3. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse]. tekye. (a. (a. (a. (bkz.) bot. (f. (a.) tavan. çadır kümeleri. yüzyıl. [meç.i.i.i.asmâ asmah asmaî âsmân âsmân-ı berîn asman ü rîsmân âsmân-dere âsmân-dırahş âsmâne âsmân-gûn. samt'dan) konuşamayan. 2.s. sırm'ın c.s. dergâh.s.i.b. ölümlü dünyâ.s.c. (a.

b.) gönlü rahat. büyük tekke. sultan sarayı. âsümânî (f. [bu] dünyâ. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç. 4. âstîn (f. âsyâ (f. asfdan) çok zulüm ve gadreden.i. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı.s. yen. Allah'a yakın kimselerin kabri. 2. payitaht. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi.b. sultan sarayı. âsügde (f.). sultan sarayı.s. 2. başbuğ.s.i. (bkz: esed.i.s. mutluluk sahibi olan eşik) meç. âstîn berçîde. âsyâb-ı âlem meç. asyâf (a.) yen silken. esed'in c. merkez. istanbul.s. şîr). âsûde-nişîn (f. âsüd (a. sayfın c. semâya mensup. âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce.i. emn).) hazırlanmış. gardroplar. 3. pek.i. sâib'den) (daha.b.b.) çok yapağılı.) gönül rahatlığı. yazı sıralan. hazırlanmış.i.i.) 1.) ayaklanma. âsyâbân (f.) 1. Asûm (a. hazırlanan [adam]. âsûde-hâtır (f. âstîn berzede (f. astâr (a.) rahat. hazırlanan[adam]. (bkz: (bkz.(bkz: âstîn-berçîde). âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç.).s.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a.) (bkz: asman). âsûdegî (f. çok.s. -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla. âsiyâ. istanbul.) rahatça oturan. yeri yüksek olan eşik) meç. sultan sarayı. asvef (a. göğe. aş.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir. âsûr (a.) yumurta.) esvap kolu. vazgeçen. asayiş.i. âstîn-feşân (f.) 1.s.s. istanbul. istanbul. ulu olan eşik) meç.s.) 1. (bkz: âsitâne).i. âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç.b. âsûde-dil). (bkz: ya'sûb). gazanfer. istanbul. yiğitler. istanbul. gailesiz.) obur.) yaz mevsimleri. muharremde pişirilen aşure. âsûde-dilî (f. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu. asûb (a. asvine (a.) hazırlanmış. âstîn-mâlîde (f.s. huzur.i. âstîn-efşân.i. 2. sütûr). sunvân'ın c.) hâli rahat olan.s.(f.b. asveb (a.s.) yazı satırları. (bkz: âsîne).s. i. (bkz: âsiyâ).i. âster (f. sultan sarayı. (bkz.i. hızlı yürüyen. arslanlar. (bkz: âsmânî). en) doğru. sultan sarayı.) 1. âsiyâb).i.a. yemek. asy (a. (bkz: âsiyâbân). islenmiş [ateşle].s. (bkz.a. avâsîr) tuzak. 2.) 1. sultan sarayı. âsümân (f. asûm (a. âsûde (f.b.) elbise saklamaya yarayan dolaplar.i. çok şiddetli [rüzgâr]. âsûde-hâl (f. asûf (a. başı dinç. âş (f. bey. meç. 2.) astar. âsüfte. dinç [olan]. 5.).) 1. satr'ın c.i.) rahat.i. âstîne (f. an beyi.s. açgözlü. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç.). 2.c. âsûde-dilî (f. âstâne-i saâdet-meâb (saadet. eşik 2. âsyâb (f. açık mavi. âstâne . hazır.

Abdürrahmân bin Avf. (a.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı. aşîret'in c. şarap içen. aşer'in c. (f.s. (f.i.s. (a.i. mat. (a. ondalık sayı. (a. gözleri dumanlı [adam]. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib. mutfak. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm. hazret. mercimek. [Hz.) ota ait. aşka ait.s. 3.) âşıkça. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı.) 1. fr.âş-ı halîl aşâ' a'şâ a'şâb a'şâbe âşâm aşâir aşak -âşâm Mey-âşâm âşâmân âşâmânde âşâmîdenî a'şâr a'şârî a'şârî aded aşâvet aşâyâ aşb aşebî.) kabileler.i. (a.) içen. ışâ'). birine. ışk'dan) 1.i. (a.s. (f.i.) on sayıları. öşr'ün c. "âşıka"). kışlalarda. (müen. (a.zf. âşâm'ın c. Sa'd bin Ebî Vakkas].s.s.) âşıklar. çaresiz. zavallı âşık. (a. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe.i. ma'hut. . (a.s. systeme metrique.) içki içen [kimse].s.) aşevi.s. uşb'un c. ota benzeyen.) aşkla ilgili. (bkz.) otlar (f. içici. Said bin Zeyd. emre. âşık'ın c.) onlar [sayı].) yenilebilen veya içilebilen. (a. aşebiyye aşer aşerât aşere aşere-i mübeşşere aşevî âş-hâne âşık âşıka âşık-ı bîkarar âşık-ı dîdâr-ı pâk âşık-ı efgende âşık-ı müştak âşık-ı şeydâ âşık-ı zâr âşık-ân âşık-âne âşıkî bot.c. delicesine seven kimse. ed. (a. evvelce ordularda. çok arzulu. âşık olana yakışır yolda. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh. (a. [cümledeki yerine göre] ahbap. (a. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh. bir şeye tutkun.s. 2.i. aşer'in c. (a. kararsız âşık. (a. seven kadın.) akşama ait. oymaklar. Hazret-i Osman bin.b.) yaş ot. (a.c. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât. (f.s. 2. imre.i. halk şâiri. Cennetlik oldukları. a'şiye) akşam yemeği. aşerat) on (a.i. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb.i. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse.) yiyecek ve içecek. (a.i. istekli âşık.f.i. temiz yüzün âşıkı. inleyen âşık.i. i. aşî'nin c. (f. (a.s. (a.) mahsullerden alınan onda birler. (a.) akşamlar.) âşık kadın. otla ilgili.) taze otlar.) sarmaşık. Affân.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup. akşam. seninki.f.s. ot gibi olan.) içenler.

) çok otlu.s. (f. âşiyâne âşiyân-ı harâb âşiyân-ı mürg-i dil âşiyân-gîr âşiyân-sâz aşiyy aşiyye aşk aşk-ı cismânî aşk-ı derûn aşk-ı Eflâtûnî aşk-ı fazl ü hakk aşk-ı füsûnkâr aşk-ı hakikî aşk-ı ilâhî aşk-ı makhûr aşk-ı marazî (f.s. i. (bkz: sahîl). maddeci olmayan ideal aşk. (a. 2. akşam. 2. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. aşâir) kabîle.i. celî. ahçı. (a. ibkâr). sevgisi. içte olan aşk. muz. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr. bildik.) yuva tutan.i. 2. kahrolmuş. (bkz: ışk). kuş yuvası. (bkz: pûselik-aşîrân). bilen. platonik aşk.i. (f. akşam.i. (a. 3. (f. [doğrusu aşna dır]. koca. (müen. 2. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam.i.) 1.zf. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır.) kişneme.c. âşikâre âşinâ âşinâ-yı hilkat âşîne aşîr âşir aşîrân aşîrân-mâye aşîrân-pûselik aşîrân-vefâ-dâr aşîrân-zemzeme âşiren aşîret âşiyân. 3. (bkz: aslîne). (f. (a. (bkz. (a. (a. mahvolmuş aşk. (a. (f. akşam. akşam yemeği. (a. yıkık yuva. "âsiye"). derinde.) muz. gidip uzaklaşan [kimse]. bahir.i.) yumurta.i. Makam. öşür toplayan. ev.) bol otlu. tavuk karasına tutulmuş. düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur. fazilet ve doğruluk aşkı.s. âşkârâ. (a. aş-pez).c.) aşçı. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır.s. (f-b. sihirli. (a. yuvalanan. Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. tanıdık. meydanda. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır. samîmî dost ve arkadaş. (bkz: aşk-ı sehhâr). (bkz: ayan. büyüleyici aşk. içten gelen arzu.i. ondabir. (f. öğleden sonra. Başkaca bir ânzası yoktur. açık.s. 2. (f. (f. Güçlüler. . aşâyâ) günün batması. yaradılış âşinâsı. 2. pûselik-aşîran mürekkebine.) yuva yapan. akşam yemeği yiyen [kimse]. (a. i. Tanrı aşkı. maddeye bağlı olmayan aşk.) belli. oymak.s.b. istek. onuncu. mesken. i.s. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam.i. muz. gerçek sevgi.) fazla âşık.s.) 1.) onuncu olarak. tnici'-dir.s. (a.) sevgi. muz. gönül kuşunun yuvası. tanıyan.âşî aşî âşî aşib aşîb Âşîhe aşîk âşikâr.) 1. 2.i.) muz.) 1.) 1. maddî aşk.) 1.) 1. . cinsel arzulara dayanan sevgi.b. âşkâre dir].s.s. (bkz. [aslı ışk dır]. i. (bkz: ahbap).

2. âşikâr. (f. ondalıkçı.) yüzgeç. sihirleyici. [H. (a. sevgiyi artıran. yalandan âşık görünen. doru at.b.) 1. âşkûb âşnâ âşnâb âşnâ-ger âşnâgerî âşnâh âşnâv âşnâ-ver âşnâ-verî aşnâyân âşnâyî âşnâ-yî âş-pez âş-pezî aşr aşr-ı âhir aşr-ı evsat aşr-ı evvel aşre aşr-hân aşş aşşâb aşşâr Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme.i. muaşşir).i..) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme. (a. (f. (f. (a. Allah sevgisi.dostluklar. (bkz: âşiyâne.) aşkı besleyen. dokuza bir ilâve ile on etme.) 1. aşkıyye aşk-perver aş-pez hâne âşkû. (f. 2.i.s. kat. öşürcü. (f. ölmüş. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı. (a.s. ahçı.) [suda] yüzme. 1.) ahçı. S. (f.b. (a. (f. (a.i. koyu al.i. (f.s.b.i.) yüzgeç.b.s. (f. 3.i.yüzücülük. (a.i. Güçlüsü dügâh la perdesidir. kızıl saçlı adam. i.) aşevi. (bkz.) aşçılık. ayın on günlük son kısmı. (f. (bkz. yüzücü. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir]. (f.b.f. (bkz: aş-pez).). (bkz. (f. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur.) 1. yasaklanmış aşk.i. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H.f. (bkz: âşinâ). yüzücü. 3. aşerat) on sayısı. (bkz: aşna).) [suda] yüzme. yüzücü.b. âşnâyî'nin c. (bkz: âşnâb).i. (a.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse. âşnâ-ger). mutfak.i. 2. sever görünme.i. manevî sevgi.) yüzücü.i. (bkz. yüzme. aşkla ilgili.) 1.c.i. . (a.) aşinalıklar. haberdarlıklar (f.b.s. aşkârâ aşkâr âş-kâre aşk-bâz aşk-bâzî aşk-efzâ aşkî.b.i. ayın ilk on günü.i. âşikâre). (f.i. erkek adı [birincisi]. tavan. (a.). menedilmiş.b.i. âşnâ-ver).i. (bkz. haberdarlık.f. (f.b. 2. (a. yüzme.b. (a.) aşkla oynayan. i.) 1. gökyüzü. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım. aşşeb'den) nebatları.f. aşka ait.) muz. tabaka. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi. yüzücülük. büyüleyici aşk. ayın iki on günlük kısmı. 2. 2. vekr).f.b. âşnâlık dostluk.b. Hiç bir ânzası yoktur.aşk-ı mecâzî aşk-ı memnû' aşk-ı mürde aşk-ı rûhânî aşk-ı sehhâr aşkâre.s. bitmiş aşk.) yüzücülük. felek.) aşçı.) kuş yuvası. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir. aşk-ı füsûnkâr).s.) ezbere aşır okuyan [kimse]. yalancı aşk. iane. (f.i. (bkz. âş-kâre).i. bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin. ahçılık. on sayıdan birini alma.).

merhametler. şefkatler. (a.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı.) akşam yemeği. gürültülü yer.i.) akşam yemeği yiyen. sersemlik.i.) sulhseven.) aşiftelik. banşseven. -barışıklık. en antetli. Babası. (a. şaşkınlık. 3. (a.) Arapça'da cemi edatıdır.i.i. şehri karıştıran. (a.i.) ne idüğü belirsiz.f. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan. bu yüzden perîşan bir halde.s. akşam yemeği..i. husûsiyle ense. .) 1. II.s. (a. (a. putlara kurban edilen dişi koyunlar.) azad.i. (f.b.c.i. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır.i. günahkârlık. atîre'nin c.) 1.b. ateh getirme.i. (f.a.i. -sulhseverlik.) banşseverlik.i.) mahvolma. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar.) aşüfte olmuş gibi.) aklı perîşan.) karışıklık yeri. ölüm. bütün vücut. atf'dan). kargaşa çıkaran. meçhul.i.i. aşifte. (bkz: âlüfte-gî).b. 2.b. büyük kadeh.i.s. (a. banşçı. (f. âşûrâ' aşüfte âşüfte-dil âşüfte-dimâğ âşüfte-gân âşüfte-gâr âşüfte-gî aşvâ' aşve aşy aşyân -ât atâ' atab atâd atâ-bahş a'taf a'tâf atâhe. (a. lüzumlu âletler takımı. âlüfte). banşsever.) aşüfteler. (f. (a. (f. aptallık.c. budalalık.b. (a. iffetsiz kadın.) 1.) bağışlama. (f.b. 2. atâhiyye atâhet atâhiyyet Atâî atâim atâir atak. 2. pek şefkatli.) 1. (f. çılgınca sevmiş.s. geh Âşûg Âşur. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir.) Bursa'da doğmuştur. âşüfte'nin c. (a. (f. (f.b.) kargaşalığa sebebiyet veren. kıyamet kargaşalığı. 2.s. (a. (f. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür.i. karıştırıcı. 2. atmalar.) ocaklar. aşure (f.s.) sulh taraftarlığı.) suih. (bkz: atâhiyyet). (a. (f.i.i.) çıldırırcasına seven.) karıştıran.i. Hayvân=hayvânât. izin. (a.) sulh taraflısına yakışacak surette.b. (f. (a.i. kargaşalık.i. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır.) 1.s.) aptallık. (a. atîme'nin c.s. (a. serseri bilinmeyen. bahşiş. (f.) gönlü perîşan olmuş. (bkz: ihsan). (f. s.b. vücudun örtülü olmayan bir yeri.b. meyiller.) gece gözü görmeyen [kadın. kavga kargaşalığı.) bahşiş veren.b. gibi.s.zf. Nebat=nebâtât. (a. 2.i. (a. kız]. bir kişinin güzelliği.s.i.b. (a. atfın c. karıştırıcı. (f. âşıklar. 2. çok merhametli [adam]. Muradın vezirlerinden idi. (f.s. yabancı. 2. (bkz. atâkat atal (f.h. a'tâl) 1.) 1. akşam karanlığı.) 1.s.) barış ziyafeti. iffetsiz kadınlar.) sulh taraflısı.âştî âştî-hûre âştî-perver âştî perver-âne âştî-perverî âştî-sâz âştî-sâzî âşûb aşûb-i gavga âşûb-i restehîz ü kıyamet -âşûb Şehr-âşûb âşûb-engîz âşûb-gâh.

âtâl atâlet atâlet-i rûhiyye âtâm atânîb ataş atâşâ atâ-ullah atâvil atâyâ' atâyâ-yi ilâhiyye atâyâ-yı seniyye atâyâ-yı tabîat atâyıb atbâ' atba' atbâ atbâk atbâl atbıka âtbîn ateb atebât atebât-ı âliye atebe atebe-i felek-mertebe atebe-i seniyye atebe-i ulyâ ateh Ateh getirmek ateh kabl-el-mîâd ateh-zede ateme Salât-ül-ateme âteş âteş-i âb-perver âteş-i bahâr âteş-i be-cân âteş-i beste âteş-i bî-bâd âteş-i bî-dûd âteş-i bî-zebâne âteş-i câm-ı zîbekî âteş-i derûn âteş-i füsürde âteş-i hecr

(a.i. ıtl'ın c.) 1. koltuk altlan. 2. böğürler. 3. yanlar, kenarlar. (a.i.) işsizlik, tembellik, üşengenlik, durgunluk, hareketsizlik. psik. ruh argınlığı, fr. psychasthenie. (a.i. utum'un c.) yüksek binalar, köşkler, hisarlar. (a.i. ıtnâbe'nin c.) 1. sâye-banlar, pavyonlar. 2. kısa ipler. 3. uzun ipler; sicimler. (a.i.) susama, susuzluk, hararet, (bkz: atş). (a.i. atşân'ın c.) susuz, susamış olanlar. (a.it.) 1. Allah vergisi. 2. i. erkek adı. (a.s. atvel'in c.) 1. uzun boylular. 2. seçkinler. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, armağanlar; bahşişler. Tanrı vergileri. padişah hediyeleri. tabiatın atiyeleri, ihsanları, bahşişleri. (a.s. atyeb'in c.) çok hoş olanlar, en iyiler. (a.i. tıb'ın c.) dereler, kanallar. (a.s.) en pis. (a.i. taby'in c.) meme başlan. (a.i. tabak ve tabaka'nın c.) 1. kapaklar. 2. tabaklar, (bkz. etbâk). (a.i. tabl'ın c.) davullar. (a.i. atbâk'm c.), (bkz: atbâk). (f.b.s.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. (a.i. atebe'nin c.), (bkz. atebât). (a.i. atebe'nin c.) 1. eşikler, basamaklar. 2. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. 3. eşiği öpülen mukaddes yerler. Irak'ta -Necef, kerbelâ, Kâzımiyye gibi- türbeli yerler. (a.i.c. atebât) eşik, basamak. (bkz: âsitân, ahceste). Osmanlı padişahlannın sarayı. (bkz: atebe-i felek-mertebe). (bkz: atebe-i felek-mertebe). (a.i.) bunama, bunaklık. bunamak. erken bunama, fr. de-mence precoce. (a.f.b.s.) bunamış, bunak. (a.i.) 1. atâlet, işsizlik; üşengenlik, tembellik. 2. gecenin ilk üçte biri. akşam namazı. (f.i.) 1. od, hararet, kızgınlık. meç. kılıç, hançer. 1) kırmızı gül; 2) lâle; 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. 1) canda olan ateş; 2) yanıp tutuşma. 1) donmuş ateş; 2) hâlis kırmızı altın, (bkz: asced). 1) şarap; 2) işkence, zulüm. 1) Güneş; 2) hiddet, öfke; 3) şarap. 1) alevsiz ateş; 2) kırmızı akik; 3) şarap. gümüş veya billur kadehte içilen şarap. "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. 1) donmuş ateş; 2) altın, (bkz: âteş-i beste). ayrılık ateşi.

astr. yedi gezegen yıldız. Hint'te yapılan bir kılıç. hamiyyet kanının ateşi. Güneş, (bkz: Af-tâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). kılıç, kama, hançer ve benzeri silahlar. Nemrut'un, Hz. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i parsî 1) hek. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara; 2) cemre; 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı; 2) kanlı gözyaşı; 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i rûmî tar. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş, (bkz: Aftab, Hûrşîd, mihr, Şems). âteş-i seng lal ve yakut. âteş-i serd 1) şarap; 2) hâlis altın, (bkz: asced). âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş; 2) Güneş.(bkz. âteş-i mûsî, âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i sûzân yakıcı ateş. âteş-i tak, âteş-i tevbe sûz şarap. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri; 2) kadeh dolusu şarap; 3) gerdek hâli. âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. 2. gözyaşı. 3. hastalık. 4. harb, savaş. âteş-bâr (f.b.s.) ateş yağdıran. âteş-bâz (f.b.s. ve i.) ateşle oynayan, hokkabaz, fişekçi. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak. âteş-bâzî (f.b.i.) ateşbazlık, eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-berk (f.b.i.) çakmak [âlet]. âteş-beste (f.b.i.) hâlis, kırmızı altın. âteş-dâm (f.b.i.) 1. ateşlik. 2. ocak. 3. mangal. âteş-dân (f.b.i.) ocak, mangal. âteş-dâr (f.b.s.) "ateş tutan" ateşli. âteş-dem (f.b.s.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. (bkz. âteşîndem). âteş-dîde (f.b.s.) ateş görmüş, ateşten geçmiş. âteş-efrûz (f.b.s.) ateş yakan, ateş tutuşturan. âteş-dil (f.b.s.) 1. her gördüğü güzeli seven. 2 sözü dokunaklı olan. 3. pek zekî adam. âteş-efşân, âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan. âteş-efşânî (f.b.i.) ateş saçma, ateş püskürtme. âteş-ek (f.b.i.) 1. küçük ateş. 2. şimşek. 3. ateş böceği. 4. frengi. âteş-engîz (f.b.s.) 1. dağlama âleti. 2. s. fesatçı, kundakçı. âteş-fâm (f.b.s.) ateş renkli, kırmızı. âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan, ateş püsküren, (bkz: âteş-efşân). âteş-fürûz (f.b.s.). (bkz. âteş-efrûz).

âteş-i heft-mecmer âteş-i Hindî âteş-i hûn-i hamiyyet âteş-i Mûsî âteş-i mücessem âteş-i Nemrûd

âteş-gâh âteş-gede âteş-gede-i behrâm âteş-geh âteş-gîre âteş-gûn âteş-hâne âteş-hâr âteş-hâtır âteş-hirâm âteş-hîz âteş-hulk âteşî âteşîn âteşîn-libâs âteşîn-mâr âteşîn-pençe âteşîn-sadef Âteîn-dem Âteşiyân Âteşîze âteş-kâr âteş-karâr âteş-meşreb âteş-mizâc âteş-nâk âteş-nihâd âteş-nisâr âteş-nümâ âteş-pâ âteş-pâre âteş-perestî âteş-perver âteş-pâş âteş-perest âteş-peyker âteş-reng âteş-suhan âteş-tâb âteş-zâd âteş-zâr âteş-zebân âteş-zede âteş-zen âteş-zene atf, atıf

(f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. astr. hamel burcu. (f.b.i.). (bkz. âteş-gâh). (f.b.i.) 1. maşa, 2. çıra. (f.b.s.) ateş gibi kırmızı. (f.b.i.) mecûsî mabedi, ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) 1. keklik. 2. s. zâlim, merhametsiz [adam]. (f.b.s.) her güzeli seven, sözü dokunaklı, pek zekî adam. (f.b.s.) sür'atle yürüyen. (f.b.s) ateşleyen, ateş veren. (f.a.b.s.) sert tabiatlı, huysuz. (f.b.s.) 1. ateşli, hararetli; dokunaklı; ateş renginde. 2. öfkeli, hiddetli. 3. i. cehennem zebanisi; (f.s.) 1. ateşten. 2. ateşli, canlı. l) kırmızı elbise; 2) kırmızı elbise giymiş kimse. 1) ateşli yılan; 2) yanık ak; 3) ateş alevi; 4) havâi fişek. bir işte eli çabuk kimse, işinin ehli. Güneş, (bkz: Âftâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). (f.b.s.) (bkz. âteş-dem). (f.i.s.) cehennemlik olanlar. (f.i.) ateş böceği, (f.b.s.) 1. külhancı. 2. meç. kızgın, aceleci, merhametsiz [adam]. (f.a.b.s.) "ateşte duran" cehennemlik, günahkâr. (f.a.b.s.) meç. "ateş huylu" huysuz, geçimsiz. (f.b.s.) sert tabiatlı, huysuz, geçimsiz [kimse], (f.b.s.) ateşli. (f.b.s.) "ateş huylu" ateşli, huysuz, huzursuz. (f.b.s.) ateş saçan. meç. çok öfkeli. (f.b.s.) ateş gösteren. (f.b.s.) ateş gibi, çevik, atik. (f.b.s.) 1. ateş parçası, kıvılcım. 2. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. (f.b.i.) ateşperestlik, ateşe tapma. (f.b.i.) suyu iyi verilmiş kılıç. (f.b.s.) ateş saçan. (f.b.i.) ateşe tapan. * (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: âteşîn-sadef). 2. şeytan ve cin taifesi. (f.b.s.) ateş renginde, kızıl. (f.b.s.) dokunaklı, hatır kıracak şekilde söz söyleyen. (f.b.s.) 1. ateş gibi hararetli. 2. ateş yakıcı. (f.b.s.) "ateşten doğma" 1) meç. ateşli; 2.) yakıcı. (f.b.i.) ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer. (f.b.s.) ; çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. (f.b.s.) ; yakılmış, yakılan. (f.b.s.) yakıcı, yakan. (f.b.i.) çakmak [âlet]. (a.i.) 1. eğme, meylettirme. 2. bağlama, (bkz: azv). 3. dokunma. 4. gr. bağlaç.

atf-ı beyân atf-ı nigâh „îr atfen atfî athal athâr athar âtıf âtıfe, âtıfet âtıfet-kâr âtıfet-kârâne âtık, âtıka âtıl, âtıla âtıl-âne âtım âtır âtıs atış, atuş âtî âtî-l-beyân, âtî-üz-zikr âtî-yi millet âtî, âtiye atî atîd atîde âtih, âtihe âtik âtik atîk, atîka atîkıyyât âtil âtim, âtime at'ime atîme atîre âtiş, âtişe atît âtiye âtiyen atiyyât

bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı, bağlaç kullanma. göz atma, bakma. gr. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması, [deli dîvâne; sağ salim, gibi]. (a.zf.) birinin adına, birine yükleyerek. (a.s.) 1. bağlamaya ait. 2. şefkate, iyilik severliğe ait. [müen. "atfiyye"]. (a.s.) kül rengi. (a.s. tâhir'in c.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar, ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz], (bkz: tuhr). (a.s.) çok temiz olan. (a.s. atfdan) 1. meyleden, eğilen. 2. bağlayan. 3. şefkatli. (a.i.c. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi, iyilik severlik. (a.f.b.s.) esirgeyip koruyan, gözeten. (a.f.zf.) âtıfetkâr olana yakışacak surette. (a.s.) 1. serbest bırakılmış. 2. ihtiyar. 3.i. genç kız. 4. i. yavru kuş. 5. soyu temiz [at]. 6. eski [şarap v.b.]. (a.s.) 1. tembel, üşengen. 2. boş, faydasız. (a.f.zf.) tembelce, tembelcesine. (a.s.) mahvolan, ölen. (a.s. ıtr'dan) 1. ıtırlı, güzel kokulu. 2. kokuları seven. (a.s.) 1. aksıran. 2. i. şafak. (a.s.). (bkz: atsan). (a.s. ityân'dan) 1. gelecek, gelen [kişi veya şey]. 2. i. gelecek zaman, istikbal. 3. zf. önde, aşağıda. aşağıda zikredilen, aşağıda sözü geçen. milletin yarını, istikbâli. (a.s. utv'dan) isyan eden, kafa tutan. (a.s.) inatçı, kalın kafa. (a.s.) hazır, hazırlanmış. (a.i.) elbise sandığı. (a.s.) isyan eden, kafa tutan. (a.s.c. avâtik) sırtın üst kısmı. (a.s.) berrak, saf; karışmamış; kıymetli. (a.s. ıtk'dan) 1. eski. 2. azatlı, hür. 3. güzel, genç kız. 4. asîl. 5. Hz. Ebu Bekir'in lâkabı. (a.i.c.) eski eserler, arkeoloji. (a.s.) ücretli yardımcı, asistan. (a.s.) ağır, yavaş. (a.i. taam'ın c.) yemekler, (bkz: et'ime). (a.i.c. atâim) ateş yakılan ocak; mangal. (a.i.c. atâir) 1. putlara kurban edilen dişi koyun. 2. eski Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. (a.s.) susuz, susamış, (bkz: teşne). (a.i.) gıcırtı. (a.s.) ["atî" kelimesinin müen.]. (bkz: atî). (a.zf.) 1. ileride, gelecekte. 2. aşağıda. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, ihsanlar, bahşişler.

atiyye atiyye-i seniyye atlâb atlâl atlas atlas-ı minâ atlâs atles atlesî atliye atmâr atme atnâb atrâb atrâf atrâk atrâr atrâs atreş atruk ats ats-ı subh ats-ı şeb Atse Atse-i anberîn Atse-i kemân Atse-i subh Atse-i şeb Atse-i çah atse-i tîğ atş atşân attâr attaret attârî attâs attaş attât atûb atûf atûfet

(a.i.c. ataya) hediye; bahşiş, (bkz: ihsan). pâdişâh hediyesi. (a.i. tâlib'in c.) 1. arayanlar, talipler; husûsiyle talebeler. 2. (tılb'ın c.) kadın peşinde dolaşanlar, hovardalar, zamparalar. (a.i. talel'in c.) 1. örenler, harabeler. 2. biçimler, şekiller, resimler; kalıplar. (a.i.) 1. üstü ipek, altı pamuk kumaş. 2. s. düz, havsız, tüysüz. 3. büyük harita. 4. Atlas denizi. gökyüzü. (a.i. talas'ın c.) 1. eskitmeler, mahvetmeler. 2. s. eski, aşındırılmış. (a.s.) eski, aşındırılmış, yırtık, eski püskü. (a.s.) 1. atlastan yapılmış, atlas. 2. atlas gibi. (a.i. tılâ'nın c.) merhemler. (a.i. tımr'ın c.) eski püskü elbiseler, paçavralar. (a.i.) ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâv menbaı, krater. (a.i. tınâb'ın c.) 1. çadır ipleri, (bkz: habl-ül-hıyâm). 2. ağaç kökleri. 3. vücuttaki sinirler. (a.i. tarab'ın c.) oyunlar eğlenceler, şenlikler, neşeler, ferahlıklar. (a.i. tarfın c.) gözler. (a.s. târik'in c.) gece gelen; -husûsiyle- gece gelen yaya seyyahlar. (a.i. turra'nın c.) kenarlar, uçlar. (a.i. tırs'ın c.) yazılmış sayfalar, karalama kâğıtları. (a.s.) sağır, işitmez, (bkz: ahras). (a.i. tarîk'ın c.) yollar, (bkz: turuk). (a.i.) 1. aksırık. 2. şafak sökme. (sabahın aksırığı), (gecenin aksırığı) seher vakti. (a.i.) tek aksırık. güzel kokulu nefes. okun çıkardığı ses. şafak. şafak, (bkz: atse-i subh). kuyudaki aks-i seda, yankı. savrulan kılıcın çıkardığı ses. (a.i.) susuzluk, susama. (a.s. atş'dan) susuz, susamış, susayan, (bkz. teşne). susuzluk çekenler. (a.i. ıtr'dan) 1. güzel kokular, iğne iplik vesaire satan; aktar. 2. h. i. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. (a.i.) attarlık, aktarlık. (a.f.i.) aktarlık, aktar dükkânı. (a.s.) durmadan aksıran. (a.s.) fazla susamış. (a.s.) çok bağırıp çağıran, gürültücü, şamatacı [adam]. (a.s.) inatçı, (bkz: muannid). (a.s. atfdan) 1. birine sevgisi olan. 2. i. erkek adı. (a.i.) şefkat, merhamet.

atûh atûm âtûn âtûs atvâd atvâk atvel atyân atyeb atyeb-i me'kûlât atyer Rûh-i atyer âvâh, âveh avâdî avâid avâik a'vâk avâkıb avâkıb-ı ahvâl avâkıb-ı hasene avâkıb-ı umûr avâkıd avâkır avâlim avâlim-i ulviyye avâm a'vâm avâmil

avâm-firîb avâm-pesend avâm-pesendâne avân avân-ı meftûniyyet a'vân avâr âvâre âvâre-gerd âvâregî âvâre-reviş âvâre-ser

(a.s.) bunak, (bkz: ma'tûh). (a.i.) su kaplumbağası. (f.i.) l. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. 2. ana rahmi, (bkz. meşime). (a.i.) aksırtıcı şey, enfiye. (a.i. tavd'ın c.) dağlar. (a.i. tavk'ın c.) 1. gerdanlıklar. 2. tasmalar. 3. boyundaki halka çizgiler. 4. kuvvetler, takatler. (a.s. tavîl'den) pek uzun. (a.i. tiyn'in c.) balçıklar, çamurlar. (a.s. tıyb'den) (daha. pek, en, çok) güzel. yiyeceklerin en güzeli. (a.s.) pek uçucu, çabuk kaybolan. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. çabuk uçan ruh. (f.e.) l eyvah, yazık! 2. i. nzık, nasip, kısmet. (a.s. âdiye'nin c.) zulmedenler,zâlimler. (a.i. âide'nin c.) iratlar, gelirler. (bkz. aidat). (a.i. âika'nın c.) engeller, müşküller, zor işler. (a.i. avk'm c.) alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler. (a.i. akıbet' in c.) neticeler, sonuçlar, sonlar. hallerin, durumların sonu. iyi son nefesler, işlerin neticesi. (a.i. âkid'in c.), (bkz: âkid). (a.i. âkıra'nın c.) 1. kısırlar, verimsizler. 2. fakirler, yoksullar. 3. kudurmuşlar, (a.i. âlem'in c.) dünyâlar, (bkz: âlemin, âlemûn). dünyâdan gayrı yüksek âlemler, (bkz. melekût). (a.i. âmm'ın c.) herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı, (bkz. âhâd-i nâs). (a.i. âın'in c.) yıllar, seneler, (a.s. âmil'in c.) 1. sebepler. 2. işleyenler. 3. gr. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. 4. valiler. (a.f.b.s.) halkı avlayan, halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden, demagog. (a.f.b.s.) halkça beğenilecek şey. (a.f.zf.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda, âdi ve kaba. (a.i.) vakit, zaman. meftunluk anları. (a.s. avn'ın c.) yardım edenler, yardakçılar. (a.i.) ayıp, kusur, fesat. (f.s.) 1. serseri, boş gezen, işsiz güçsüz, aylak. 2. dağınık, perişan. (f.b.s.) işsiz, güçsüz kimse. (f.b.i.) serserilik, aylaklık, işsiz güçsüzlük. (f.b.s.) âvâre gidişli, başıboş hareketli. (f.b.s.) başıboş.

avârız avârız-ı dîvâniyye avârız-ı müktesebe avârız-ı semâviyye avârî avârif avâsıf avâsım avâsîr avâtıf avâtık av'ave av'ave-yi kilâb avâz âvâz âvâz-ı mûsikî âvâz-ı ra'd ü sâika âvâz-ı zenbûr a'vâz avaz avaz âvâze âvâze-hân avd avdet âven avdetî a'vec a'ved âvend âvendî avene âveng âvengân aver -âver Peyâm-âver

(a.i. ârıza'nın c.) 1. kazalar, belâlar. 2. engeller, engebeler. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde, bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler. cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hatâ, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler. delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. (a.i. âriyyet'in c.) ödünç şeyler. (a.i. ârife'nin c.) 1. iyilikler. 2. armağanlar, bağışlar. 3. s. nâzik, eli açık, cömert kimseler. 4. kabiliyetli, yetenekli kimseler. (a.i. âsıfa'nın c.) sert, şiddetli rüzgârlar, fırtınalar. (a.i. âsıme'nin c.) hudut şehirleri. (a.i. âsûr'un c.) tuzaklar. (a.i. âtıfet'in c.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler, iyilikseverlikler. (a.s. âtık'ın c.) 1. hür olanlar. 2. ihtiyarlar. 3. i. genç kızlar. 4. i. yavru kuşlar. (a.i.) havlama. köpeklerin havlaması. (a.i.) nefret. (f .i.) ses, seda. müzik sesi. gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. muz. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam, (bkz. âgaz-l- zenbûr). (a.i. ivaz'ın c.) bedeller, karşılıklar. (f.zf.) bangır bangır. (f.i.) 1. yüksek ses. 2. şöhret, ün. (f-b.i.) şarkıcı, (bkz: hanende). (a.i.) 1. geri gelme, dönme, lehine veya aleyhine dönme. 2. hasta ziyareti. 3. yoldan sapma. (a.i.) geri gelme, dönme, dönüş. (a.s.) çok veya en sakin. (a.i.) dönme [Yahudiden]. (a.s.) eğri büğrü. (a.s.) daha veya en çok faydalı. (f.i.) 1. sicim, ip. 2. senet, delil. 3.'kapkacak. 4. taht, yüksek mertebe. 5. satranç oyunu. 6. zf. evvel, önce, ilk. (f.i.) şarap fıçısı, kabı. (a.s. avn'in c.) yardakçılar, kafadarlar. (f.i.) hevenk, ipe geçirilmiş ü-züm, kiraz ve benzerlerinin askısı. (f.s.) 1. asılı, asılmış, sarkık. 2. i. çivi. 3. i. çengel. (a.i.) bir gözü kör olma. (f.s.) getiren, taşıyan. (Peygamber) haber getiren.

a'ver âverd âverde âverdenî âverd-gâh, âverd-geh âverdîde avez a'vez âvî, âviye âvîhte âvîhtegî âvîje âvîjgân âvîl âvind âvine âvineten âvîşe, âvîşen âvîz âvîze âvîze-i gûş âvîze-i nücûm âvizgin avk avkeşe avkeşe-i sagîre avl avle avm avn avn-i Hakk avn-i İlâhî avnî avniye avrât avret âvşin avvâc avvâd avz El'-avzü bi-llâh ayâ âyâ

(a.s.) 1. bir gözü kör, tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). 2. anat. körbağırsak. (f.i.) harp, cenk, savaş. (f.s.) naklolunmuş, getirilmiş. (f.i.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. (f. b.i.) savaş meydanı. (f.s.) hücum edilmiş, saldırılmış. (a.i.) fakirlik, sıkıntı. (a.s.) 1. anlaşılması güç şiir. 2. mânâsı anlaşılmaz [şey]. (a.s.) uluyan, hırıldayan. (f.s.) asılı, asılmış [şey]. (f.s.) asılmış olma durumu. (f.s.) 1. has, hâlis, saf, temiz. 2. meç. şarap. (f.i.c.) 1. mahremler, yakınlar. 2. s. gençler, güzeller. (a.i. avl'den) feryat, (bkz: avle). (f.s.) evvel, önce, ilk. (bkz: âvend6). (a.i. evân'ın c.) vakitler, zamanlar, çağlar. (a.zf.) ara sıra, tesadüfen. (f.i.) 1. kekik otu. 2. sarılma, sıyırıp çıkma; saldırma, (bkz: âvşin). (f.s.) asılı bulunan, asılan. (f.i.) mum, lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs. küpe. (bkz: mengûş). yıldız topluluğu. (f.s.) (asılgan, ilişkin) insana balta olan dilenci. (a.i.c. a'vâk) alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, (bkz: te'hîr). (a.i.) zir. yaba, harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek. anat. lâdes kemiği. (a.i.) feryat, acınma, sıkıntı sebebi. (a.i.) feryat, (bkz: avîl). (a.i.) yüzme. (a.i.c. a'vân) 1. yardım. 2. s. yardım eden; yardakçı; kafadar. Allah yardımı. Allah yardımı. (a.s.) 1. yardımla ilgili. 2. i. erkek adı. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. (a.i. avret'in c.) kadınlar. (a.i.) 1. insanın, gösterilmesi ayıp olan yeri. 2. kadın; zevce, avrat. (f.i.) kekik otu. (bkz: âvîşen1). (a.i.) fildişi satıcısı veya işçisi. (a.i. ûd'dan) udcu; ud çalan. (a.i.) 1. sığınma. 2. sığınak. Allah'a sığınma. (a.s.) 1. kabiliyetsiz, kudretsiz. 2. tedâvî edilemez, iyileştirilemez. (f.e.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. (bkz: acaba).

a'yâ a'yâd a'yâd-ı Müslimân ayân â'yân

a'yân-ı sâbite âyân ve eşrâf ayânen ayâniyyet ayâr ayâr-dân a'yâr âyât âyât-ı muhkemât âyât-ı müteşâbihât Ayb ayb-ı hâdis ayb-ı kadîm ayb-cû aybe aybet ayb-gû ayb-gûyî ayb-nâk ayb-pûş a'yen âyen âyende âyende-nümâ

âyende ve revende âyet âyet-el-kürsî âyet-i kerîme âyet-i maksûd âyet-i tergîb âyet-i terhîb âyet-ül-hıfz

(a.s.) daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan. (a.i. îd'in c.) bayramlar. Müslüman bayramları. (a.s.) belli, açık, meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: aşikâr, bahir, celî, hüveydâ, iyân). (a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. bir memleketin ileri gelenleri. 3. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4. Senato üyesi. tas. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. ilerigelenler. (o.zf.) açıkça. (o.i.) açıklık, ortaya çıkma, (bkz: vuzuh). (a.i.) 1. altının, gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. 2. saadete doğru gitme, (bkz. lyâr). (a.f.b.c.) ölçü, değerbilir, (bkz: lyâr-dân). (a.i. ayr'ın c.) eşekler, (bkz: himâr). (a.i.âyet'in c.) Kur'ân'ın cümleleri. açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. icâbında te'vîl edilebilen âyetler. (a.i.c. uyûb) utanılacak şey, kusur, ayıp, leke. (bkz: şeyn). huk. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. huk. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. (a.f.b.s.) insanın ayıbını araştırıp soran. (a.i.) deri çanta, heybe. (a.i) 1. deri çanta, valiz. 2. ayıp, kusur. (a.f.b.s.) dedikoducu. (a.f.b.i.) dedikoduculuk. (a.f.b.s.) kusurlu, noksan. (a.f.b.s.) ayıbı örten. (a.s.) 1. büyük iri gözlü adam. 2. bakılan yer. 3. çok açık, pek belli. (f.i.) demir, (bkz: âhen). (f.s. c. âyendegâh) gelen, gelici. [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. gelen giden. (a.i.c. âyât) 1. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. 2. alâmet, nişan. (bkz: kürsî). kutsal âyet. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. cennetteki güzellikleri, iyilikleri anlatan âyet. cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. muskaya yazılan âyet.

âyet-ül-mevâris âyet-in-Nûr âyetlik ayın âyib âyid âyij, âyîjek âyil, âyile âyîn âyîn-i cem âyîn-i kadîm

âyîn-i kudemâ âyîn-i Mevlevî âyîn-i şerîf âyîne, âyine âyîne-i âb âyîne-i ârız âyîne-i âsmân âyîne-i çarh âyîne-i hâverî âyîne-i baht âyîne-i gerdân âyîne-i gerdûn âyîne-i in'itâf âyîne-i İskender

âyîne-i kît'ı efrûz âyîne-i maksûd âyîne-i pârtâb âyîne-i pürtâb-ı mücellâ âyîne-i şeş-cihet âyîne-dân âyîne-dâr âyîne-den âyîne-efrûz âyîne-fürûz âyîne-rû âyîne-sâz

Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 (a.t.b.i.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar, uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. (a.i.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır, (bkz: ayn5). (a.s.) geri dönen, dönüp çekilen, (bkz: âib). (a.s.). (bkz. âid). (f.i.) kıvılcım. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşırı, (bkz: âil, aile). (f.i.) 1. merasim, tören. 2. Alevîlerin içki sohbetleri. 1) ahbapça, tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri. mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları, eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. eskilerin usûlü, tarzı. Mevlevi âyîni, Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. (f.i.) 1. ayna. 2. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. su aynası, suyun parlak yüzü. yanak aynası, ayna gibi parlak olan yanak, (bkz: âyîne-rû). Güneş. Güneş. Güneş. nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. Güneş. Güneş. bir şeyin aksedip göründüğü ayna. İskender'in aynası. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki, Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. Güneş. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. parlak ayna. cilâlı parlak ayna. (altı tarafın aynası) 1) Hz. Muhammed'in gönlü; 2) bir velînin gönlü. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) 1. ayna tutan. 2. i. berber. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) ayna cilâsı. (f.b.s.). (bkz. âyîne--efrûz). (f.b.s.) yüzü ayna gibi parlayan. (f.b.i.) aynacı.

âyîne-veş âyîne-zidây âyîn-hân

âyîn-perestî âyiş, âyişe âyişne, âyişte, âyiştene âyiz, âyize ayke aykevî ayn

ayn-el-yakîn ayn-ı betrâ ayn-ı hayât ayn-ı kerâmet ayn-ı mazmûn ayn-ı mevkuf ayn-ı hatâ ayn-ı mürekkeb ayn-ı vâhid ayn-ül-bakar ayn-ül-fiil ayn-ül-kemâl ayn-üs-sevr ayn-üş-şems aynâ aynen ayneynî aynî Emrâz-ı ayniyye ayni aynî ayniyyât ayniyye ayniyyet ayr ayş ayş-i deh-rûz ayş ü dem eylemek ayş ü işret ayş ü nûş ayş ü tarab

(f.b.s.) ayna gibi. ayna silici, cilâcı. (f.b.s.ve i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse. (f.b.i.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. (a.s.) 1. yaşayan, 2. rahat yaşayan, (bkz: âiş, âişe). (f.i.) 1. casus. 2. s. dalkavuk, (bkz. abiste). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, (bkz: âiz, âize). (a.i.) sık koruluk. (a.i.) coğ. ormanla ilgili. (a.i.c. a'yân, uyun) 1. göz. 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. 4. kaynak, pınar, (bkz: a'yün). 5. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi, (bkz: ayın). gözüyle görmüş gibi, kat'î. (ayın harfinin başı) hemze. (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). Peygamberlere yakışacak bir kudretle, keramet gibi. huk. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. huk. vakfolunan şey. yanlışın ta kendisi. 1) anat. petekgöz; 2) bileşik göz. tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). bot. öküzgözü, fr. arnica. fiil maddesinin ikinci harfi. nazar değme; gözün çok tesirli bakışı. 1) boğa gözü. 2) astr. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı, Ed-deberân, lât. alpha Taurus; fr. Aldebaran; ing. Aldebaran. değerli bir taş. (a.s.c. îyn) iri ve güzel gözlü. (a.zf.) tıpkısı, tamamı, aynı olarak. (a.s.) iki gözle bakan. (a.s.) göze mensup, gözle ilgili. göz hastalıkları. (a.zf.) 1. hep o, başkası değil. 2. tıpkısı. (a.s.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. (a.i. ayn'ın c.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. (a.i.) 1. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. 2. göz hastalıkları kliniği. (a.i.) bir şeyin aslı gibi, tıpkısı olma. (a.i.c. a'yâr) eşek. (bkz: himâr). (a.i.) yaşama. (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. içki içip keyfetmek, (bkz: îyş). yiyip içme. (bkz: ayş ü nûş). yiyip içme. (bkz: ayş ü tarab). yeme içme, çalgı çengi, eğlence.

a'yün ayyâb ayyân ayyâr ayyârân ayyârî ayyâş ayyâş-ı bed maâş ayyâşân ayyûk

âz a'zâ a'zâ-yi dâhiliyye a'zâ-yi fahriyye a'zâ-yi hariciyye a'zâ-yi mevcûde a'zâ-yı tabiiyye a'zâ-yi tenâsüliyye azâ' azâb azâb-ı cehennem azâb-ı kabr azab azâb-engîz azâd azâd

âzâd-draht âzâde âzâde-dil âzâde-gân âzâde-gî âzâde-hâtır âzâde-hayât âzâde-ser âzâdî azâ-hâne azâhî azâhik

(a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. menbâlar, pınarlar, çeşmeler, (bkz: a'yân, uyun). (a.s.) kusur görücü. (a.s.) 1. ne yapacağını bilmeyen. 2. yorgun. (a.s.) 1. hîlekâr, dolandırıcı. 2. zekî, kurnaz. 3. çevik, atik. (ayyâr'ın c.) ayyarlar, aldatanlar. (a.f.i.) dolandırıcılık. (a.s. ayş'dan) çok içki içen. geçimi fena, geçim darlığı çeken; sarhoş. (a.i. ve s. ayyâş'm c.) ayyaşlar. (a.i.) 1. astr. keçi, semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı, (Alpha Avriga) lat. capella; f r. chevre. 2. semânın pek yüksek yeri. (f.i.) aç gözlülük, hırs, tamah. (a.i. uzv'un c.) organlar, üyeler. iç organlar. onursal üyeler. dış üyeler. hazır bulunan üye. tabiî üyeler (bir mecliste). biy. üreme organları. (a.i.) 1. sabır. 2. cenaze alayı. 3. başsağlığı ziyareti. (a.i) işkence, keder. cehennem azabı; meç. büyük sıkıntı. kabir azabı meç. büyük sıkıntı. (a.s.) 1. bekâr, ergen. 2. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri. (a.f.b.s.) azap verici. (a.s.) kısa ve sık sık dikilmiş. (f.s.) 1. kurtulmuş, serbest olan, kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. 2. ayıpsız, kusursuz. 3. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. (f.b.i.) bot. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. (f.s.c. âzâdegân) l. hür, serbest. 2. ed. tam bir mânâ anlatan mısra', [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. (f.b.s.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. (f.b.s. âzâde'nin c.) kayıtsız, serbest ve hür olanlar. (f.i.) serbestlik, hürlük, (bkz: serbesti). (f.a.b.s.) gönlü hoş, başı dinç. (f.a.b.s.) hayattan kurtulmuş. (f.b.s.) başında gaile olmayan, başı dinç, rahat, gailesiz. (f.i.) l- hürlük, serbestlik. 2. şükür. (a.f.b.i.) acı gören ev, matem evi. (a.i. ıdhiyye, ızhiyye, udhiyye, uzhiyye'nin c.) kurban bayramında kesilen hayvanlar, (bkz: adâhî). (a.i. udhûke, uzhûke'nin c.) gülünç, güldürücü şeyler, (bkz: adâhîk).

azâim

azâim âzâl azâlîl azam a'zam a'zam-ı esbâb azamet azamet-fürûş a'zamî azâmîm a'zamiyyet azamût âzân a'zâr a'zâr-ı urkubiyye âzâr âzâr azâr-ı dil âzâr-dîde âzârende âzârî âzâriş âzâr-mend âzâr-mendî azarr azarr-ı müskirât âzâr-resân âzâr-resîde azâz azâzet azâzîl azb Lisân-ı azb-ül-beyân azb azbâ' azbu' azd, azıd, azud azd-ud-devle azdâd âzde

(a.i.) 1. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar, tılsımlar. 3. sebatlar, kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.] (a.i. azîme'nin c.) dehşetli hâdiseler, mühim şeyler, ["azayım" şekli yanlıştır]. (a.i. ezel'in c.) ezeller, öncesiz zamanlar. (a.i. uzlûle'nin c.) yanlışlar, yanılmalar. (a.i.c. azamât). 1. kin, husûmet, garaz, kötü niyet. 2. kıskançlık. 3. öfke, hiddet. (a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) büyük. sebeplerin en büyüğü. (a.i.) 1. büyüklük, ululuk. 2. çalım, kurum. (a.f.b.s.) çalım satan, kurum satan. (a.s.) en büyük, en çok. (a.i. izmâme'nin c.) desteler, kümeler, zümreler. (a.i.) 1. pek büyüklük. 2. mat. bir sayının ötekinden büyük olması. (a.i.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. (a.i. üzn'ün c.) anat. kulaklar. (a.i. özr'ün c.) bahaneler, engeller, özürler. mırın kırın. (f.i.) mart ayı. (bkz: ezar). (f.i.) incitme, kırılma, tekdîr. gönül kırıklığı. (f.b.s.) zulüm görmüş. (f.s.) inciten, kıran, tekdîr eden, azarlayan. (f.i.) 1. muzırlık; küfürbazlık. 2. incitilmiş olma, fenalık görmüş olma. (f.i.) incitme, kırma. (f.b.s.) incitilmiş, zulüm görmüş. (f.b.i.) incitilmiş, kırılmış olma. (a.s. zarar'dan) çok zararlı, (bkz: adarr). içkilerin en zararlısı. (f.b.s.) dert ve kederi îcâbettiren. (f.b.s.) incitilmiş, kırılmış, zarar görmüş. (a.i.) bir lokma. (a.i. izz'den) i'tibar, saygınlık, değer; büyüklük. (a.b.i.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. (a.i.) tatlılık. söylenişinde tatlılık olan dil. (a.i.) 1. kesme. 2. ısırma. 3. şiddetli azarlama. 4. hastalık yüzünden hırpalanma. 5. s. keskin. (a.i. zab‘ın c.) kolun yukarı kısmı. (a.i. zabu'nun c.) sırtlanlar. (a.i.c. a'zâd, a'zûd, a'dûd) 1. kolun üst kısmı. 2. destek. 3. kuvvet, kudret, (bkz. ızd, uzd, uzud). devletin desteği. (a.i. zıdd'ın c.) 1. zıtlar, tezatlar. 2. iki zıt mânâya gelen kelimeler. (f.s.) 1. boyalı, boyanmış. 2. sivri uçlu âlet ile delinmiş.

a'zeb âzeh a'zel âzer Azer-âbâd âzerahş âzer-âyin Âzerbâyigân âzer-asâ âzerbû, âzerbûye âzerd âzer-gûn, âzer-gûne Âzerî âzer-kede âzer-kîş âzerm âzerm-cû âzer-perest âzerşeb âzerşîn âzeryûn azfâr âzfendâk azfer azgan azgas azhâ azhâ azher azherü min-eş-şems azırrâ âzîde âzife, âzifet âzîğ azîhe azik âzil azîl azil azîm, azîme âzim âzimât

(a.s. azb'den) en lezzetli ve tatlı. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âjeh). (a.s.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. (f.i.) ateş. (f.h.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. (f.i.) yıldırım. (f.b.i.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. (f.h.i.) Azerbaycan. (f.b.s.) ateş gibi, kızıl. (f.i.) çöven denilen nebatın kökü. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.]. (f.i.) ; renk, boya. 1. ateş renginde kırmızı. 2. i. ay çiçeği, [şakayık nevinden ortası siyah, kenarları çok kırmızı bir çiçek], (bkz: âzeryûn). (f.i.) 1. Azerbaycanlı, Azerbaycan halkından olan kimse. 2. Azerbaycanlılarla ilgili. (f.b.i.) ateşe tapanların mabedi. (f.b.s.) ateş mezhepli, ateşe tapan, mecûsî. (f.i.) 1. utanma, haya. 2. şefkat 3. haşmet. (f.b.s.) terbiyeli, nâzik. (f.b.s.) ateşe tapan. (f.i.) 1. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. (bkz. âzerşîn). 2. şimşek. (f.i.) semender denilen bir kuş. (bkz. âzerşeb'). (bkz: âzer-gûn). (a.i.c.) tırnaklar, (bkz: zufr, ezfâr, uzfûr1, ezâfîr). (f.i.) gök kuşağı, (bkz: âdyende, âfendâk). (a.s.) uzun tırnaklı adam. ("ga" uzun okunur, a.i. zıgn'ın c.) kinler, garezler. ("ga" uzun okunur, a.i. zags'ın c.) 1. demetler, desteler. 2. karma karışık rüyalar veya söylentiler, (bkz: adgas). (a.i. zahve'nin c.) göller, su havuzlan. (a.s.) gümüşî, gri. (a.s. zâhir'den) en zahir, pek belli, çok meydanda, besbelli, apaçık. "güneşten bile açık" apaçık, besbelli, gün gibi meydanda. (a.s. zarîr ve darîr'in c.) körler, (bkz: adırrâ). (f.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. (a.i.) kıyamet. (f.i-) nefret, kin; iğrenme, (bkz: ârig). (a.i.) yalan, iftira. (a.s.) hoşa giden. (a.s.c. avâzil, izâl) 1. azarlayan, paylayan, çıkışan. 2. i. kadınlarda aybaşı gelen damar. (a.s.) serkeş, inatçı, ıslah edilemez. (a.i.). (bkz. azl). (a.s. azamet'den) büyük, ulu, iri. (a.s. azmden) niyetli, 'kesin karar veren. (a.i. âzime'nin c.) kıtlık yıllan.

azîme âzime azîmet azîmet-i râh azîmet ve avdet âzîmet-hân azîm-üş-şân Kur'ân-ı azîm-üş-şân âzin âzîn âzîne âzîr azîr azîr âzîş aziyy azîz, azîze Azîz-i Mısr azîz-i zûintikam azîzân azîzî azl azlâf azlâl azlem azm azm-i acz azm-i adesî azm-i adud azm-i akab azm-i âne azm-i atlas azm-i cebhî azm-i cidârî azm-i dıl'î azm-i enfî azm-i fahz azm-i gırbâlî azm-i hanek azm-i harkafa azm-i isfencî azm-i ka'b azm-i kafa azm-i kas azm-i kasaba

(a.i.c. azâim) 1. sebat, kararda kat'îlik. 2. efsun, tılsım. 3. büyük iş; büyük günâh; büyük belâ. (a.i.) 1. kıtlık yılı. 2. azı dişi. (a.i.) gitme, gidiş. yola çıkış. gidip gelme. (a.f.b.s.) afsun okuyan, afsunlayan. (a.b.s.) sânı, ünü, sanı büyük olan. sânı büyük olan yüce Kur'ân. (a.s.) 1. izin veren. 2. i. kapıcı, perdedar. 3. i. kefil. (f.i.) 1. süs, ziynet; donanma [şenlik]. 2. kaide, kanun. 3. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. (f.i.) 1. cuma günü. 2. bayram günü. (f.i.) 1. ağrı, sızı, akıntı, ıstırap. 2. azar. (a.i.) 1. özür. 2. özür dileyen. (a.i.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. (f.i.) 1. eşik tahtası. 2. ağaç ve tahta kınğı, yonga, talaş. (a.i.c. ezâvî) deniz dalgası. (a.s.c. eizze, [Farsça c. azîzân] 1. muhterem, sayın. 2. sevgili. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi]-kadın adı. Hz. Yusuf. intikam alan Tanrı. (a. azîz'in f.c.). (bkz: azîz). (a.i.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. (a.i.) işinden çıkarma, yol verme. (a.i. zılfın c.) zool. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan, (bkz. ezlâf). (a.i. zıll'in c.) gölgeler, (bkz: zılâl). (a.s. zulm'den) 1. en zâlim, pek ziyâde zulmeden. 2. (daha, pek, en, çok) zulmeden. 3. en karanlık. (a.i.c. izam) kemik, (bkz: istihân). anat. sağrı kemiği, anat. mercimek kemiği. anat. pazı kemiği. anat. ökçe kemiği. anat. kasık kemiği. anat. atlas kemiği, fr. atlas, anat. alın kemiği. anat. yan kemiği. anat. eğe kemiği. anat. burun kemiği. anat. uyluk kemiği. anat. kalbur kemiği. anat. damak kemiği. anat. kalça kemiği. anat. *süngersi kemik. anat. aşık kemiği. anat. artkafa kemiği. anat. göğüs kemiği. anat. baldır kemiği.

azm-i kitf azm-i kû'bere azm-i lâmî azm-i mıtraka azm-i mihver azm-i mik'a azm-i remîm azm-i rıdfa azm-i rikâbî azm-i semsemî azm-i senedânî azm-i sudgî azm-i şazye azm-i terkova azm-i us'us azm-i vecenî azm-i vetedî azm-i zend azm-i zevrakî azm-i zıfrî azm azm-i kat'î azm ü cezm âzmâ, âzmây Cenk-azmâ âzmâyî âzmâyîş âzmâyîş-i kalem azme azmen azmen âzmend azmî azmî azmîn azm-kâr azm-kârâne azmûde azmûdegî âzmûn azrâ' âzrahş Azrâil azrâr azref azref-i zürefâ

anat. qmuz kemiği, kürek kemiği, fr. omoplate. anat. önkol kemiği, fr. ra-dius. anat. dil kemiği. anat. çekiç kemiği. anat. eksenkemik, fr. axis. anat. kaşık kemiği. anat. çürümüş kemik. anat. dizkapağı kemiği. anat. üzengi kemiği. anat. susamsı kemik, fr. sesamoîde. anat. örskemiği. anat. şakak kemiği. anat. kaval kemiği. anat. köprücük kemiği, fr. clavicule. anat. kuyruk kemiği. anat. elmacık kemiği. anat. temel kemiği. anat. dirsek kemiği. anat . *kayıksı kemik, fr. naviculaire. (os.). anat. tırnaksı kemik. (a.i.) kasıt, niyet, karar, (bkz: cezm). Kat'î azim, kesin karar. kat'î karar, kesin karar. (f.s.) denemiş, sınamış. cengi denemiş. (f.i.) denemiş, sınamış, sınamış olma. (f.i.) 1. tecrübe, deneme, sınama. 2. tar. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. kalem tecrübesi. (a.i.) 1. karar, niyet. 2. vazife, görev. (a.zf.) karar vererek, niyet ederek. (a.s.) 1. pek çok veya en çok şeyler içine alan. 2. en çok güvenilir. (f.s.) haris, tamahkâr. (a.s.) 1. azimle, kararla ilgili. 2. i. erkek adı. [müen. azmiye]. (a.s.) kemikli, kemikten yapılmış. (a.i.) anat. kemik özü, fr. asteine. (a.f.b.s.) azimli, kararlı, (bkz: sebât-kâr). (a.f.zf.) azimli olarak, kararlı olarak, kararlılıkla. (f.s.) 1. tecrübe etmiş olan. 2. tecrübe olunmuş, sınanmış. (f.i.) görgülülük. (f. i.) tecrübe, sınama, deneme. (a.i.) 1. kızoğlan kız. [Hz. Meryem'in sıfatı]. 2. delinmemiş inci. 3. üzerinde yürünmemiş kum. 4. h. i. Medîne. 5. h. i. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. (f.i.). (bkz. âdrahş). (a.i.) ölüm meleği. (a.i. zarar'ın c.) zararlar 2. kayıplar. (a.s.) 1. en (pek, çok) zarif. çok zekî. zariflerin zarifi.

âzreng azûf âzûg azûl azûmet âzûn âzûr azûz âzüg âzürde âzürde-dil âzürde-gî âzürde-hâtır âzürde-püşt azv azv-i cinnet azvâ' âzver azviyyât azyak âzz, âzze azz azz-i benâm azze azze ensâruh azze nasruh azze ve celle

(f.i.) 1. son derece katı, sert. 2. çok keder, meşakkat, eziyet, (bkz. âzereng). (a.i.) yiyecek, erzak. (f.i.) kir, pas. (a.s.) çok azarlayan, paylayan çıkışan. (a.i.) eğlence. (f.e.) öylece, onun gibi, böylece, bunun gibi. (f. s.), (bkz. âzver). (a.s.) ısırıcı. (f.i.) 1. asma ve ağaç budantısı. 2. hurma lifi. (bkz. âjüğ). (f.s.) incinmiş, kırılmış, gücenmiş. (f.b.s.) gönlü kırılmış, mahzun. (f.b.i.) incitilmiş, gücendirilmiş olma. (f.b.s.) hatırı, gönlü kırılmış. (f.b.s.) 1. beli bükük [ihtiyar]. 2. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. (a.i.c. azviyyât) birinin üstüne atma, ona yakıştırma, iftira, (bkz. atf). delilik isnadı. (a.i. zav', zû'nun c.) ışıklar, aydınlıklar, parıltılar. (f.s.) haris, tamahkâr, pinti, (bkz: âzûr). (a.i. azv'in c.) iftiralar, isnatlar. (a.s.) (daha, en, pek, çok) dar. (a.s.) ısıran, ısırıcı. (a.i.) ısırma. parmak ısırma. (a.n.) aziz olsun! yardımı bol olsun, [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup, eski fermanlarda geçer]. yardımı bol olsun, [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır, eski paralarla fermanlarda geçer]. aziz ve celîl olan [Allah].

B
b bâ (a.ha.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup, "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır. (a.i.) "b" harfinin Arapça okunuşu, [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. (a.i.c. ebvâ') 1. kulaç. 2. erişme, yetme. 3. kuvvet, kudret, beceriklilik. 4. şeref; kerem, vergili, verimli olma. 1) kısa boylu; 2) beceriksiz; 3) zavallı. 1) uzun kulaçlı; 2) gücü yeter; 3) eli açık; vergili, verimli. (f.e.) ile,...li. tam, mükemmel güzellik. safâlı dostlar. berat ile.

bâ' Kasîr-ül-bâ' Tavîl-ül-bâ' bâ,be Cemâl-i bâ-kemâl Yârân-ı bâ-safâ bâ-berât

sadrâzam emri, fermanı ile. haberli, bilgili. zabıt varakası ile. mazbata ile. posta ile, posta ederek. tahrîrat ile, yazı ile. tapu ile. vakarlı, ağırbaşlı. (f.e.) şu suretle ki, şu şartla ki, onunla ki. (a.i.c. ebvâb) 1. kapı. (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında, istanbul'da sadâret, dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina, mec. Osmanlı hükümeti. bâb-ı adâlet hak kapısı. bâb-ı âsafî tar. sadrâzam konağı. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir]. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı, dâiresi. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. bâb-ı fetvâ-penâhî, bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı; 2) istanbul. (bkz. Astâne, Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb-ı tahkir leng. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. şeyh-ül-islâm). bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. 2. geçit, boğaz. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 3. bölüm, (bkz fasl). 4. iş, şekil, mes'ele; yol; mevzu, (bkz husus). 5. tas. tövbe. bâb-ül-hâne (f.b.i.) genelev. (bkz. umûm-hâne). bâb-üs-saâde (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. bâb-üs-selâm (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb t. (f.s.) lâyık, uygun; elverişli; hayır, uğur. bâb, bâbâ (f.i.) 1. baba, ata. 2. manevî önder; şeyh. bâbâ-yı âlem Hz. Adem. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. bâbâyân (f.i. bâbâ'nın c.) babalar, tarikat babalan, şeyhler; bektâşi şeyhleri. bâbâyâne babayani, dervişçe. bâbet (f.i.) 1. listede "kezâlik, den den". 2. uygun bir şey. 3. bent, fıkra. 4. taallûk, münâsebet. 5. elmas dal [süs]. Bâbil (a.h.i.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı bâ-emr-i âlî bâ-haber bâ-jurnal bâ-mazbata bâ-posta bâ-tahrîrat bâ-tapu bâ-vekâr bâ-an-ki bâb bâb-ı âlî

bâbûne, bâbûnec bâbûne-i gâv Bâbûr-nâme Bâbûs-ül-vâsıt

bâbük bâb-ül-hâne bâbzen bâc bâc-ı kırtıl bâc-bân, bâc-dâr bâceng bâc-gâh bâc-gîr bâc-güzâr bâd Âferin-bâd Mübârek-bâd Âfiyet-bâd Nûş-bâd bâd bâd-i berîn bâd-i cem bâd-i cenûbî bâd-i hazân bâd-i hevâ bâd-i nevâ bâd-i nev-rûz bâd-i pürgû bâd-i sabâ bâd-i seher-hîz bâd-i semûm bâd-i subh bâd-i şimâlî

bâdâ bâ-dâd bâdâm bâdâm-ı dü-mağz bâdâme bâdâmî bâdâş

geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu, ilkçağdan kalma bir şehir. (f.i.) papatya. bot. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. (f.b.i.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. XVI. asır bilginlerinden olup 1555 (H.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır. (f.s.) ahmak, sersem, alık. [adam]. (f.a.b.i.) 1. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. 2. tembeller yurdu. 3. hırsızlann ocağı. (f.i.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi. (f.i.) 1. vergi, harç. 2. gümrük vergisi, (bkz: bâj). hayvanlardan alınan resim. (f.b.i.) geçiş vergisi tahsildarı, (bkz: bâc-gîr). (f.i.) 1. küçük pencere, tepe-penceresi. 2. baca. (f.b.i.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. (f.b.i.) baç, vergi toplama memuru, (bkz: bâc-bân, bâc-dâr). (f.b.s.) 1. vergi, haraç veren. 2. geçiş parasına tâbi'. (f.e.) olsun, ola, olaydı. aferin olsun! mübarek, kutlu olsun. afiyet olsun. afiyet olsun. (f.e.) 1. yel, rüzgâr. lâtif hava, sabah rüzgârı. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. güney rüzgân. sonbahar rüzgân. bedava. ses, nağme; nakarat. bahar rüzgân. mütemadiyen sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgâr. 1) doğudan esen hafif, hoş rüzgâr. 2) muz. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam. gün doğusundan esen hafif rüzgâr, tan yeli. sam yeli. sabah rüzgân. kuzey rüzgân. 2. nefes, soluk. 3. ah sesi, ah çekme. 4. tas. Allah'ın yardımı. 5. meç. övme; söz. 6. büyüklük taslama, kibir. 7. şarap, (bkz: bâde). (f.e.) ola, olaydı. (f.b.s.) âdil, doğru, (bkz: dâd--ger). (f.i.) 1. badem . 2. sevgilinin güzel gözü. iki içli badem. (f.i.) 1. ipek kurdu. 2. nazarlık, nazar boncuğu. 3. et beni. 4. zincir halkası. 5. eski püskü hırka. 6. cicili bicili, süslü nesne. (f.s.) badem biçiminde. (f.i.) mükâfat.

(f.b.s.). (bkz. bâd-âverd). (f.b.s. ve i.) 1. rüzgâr tarafından getirilmiş, kolay elde edilmiş. 2. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. 3. Doğu müziğinde bir ses. bâd-âverde (f.b.s.). (bkz. bâd-âver, bâd-âverd). bâd-bân (f.b.i.) 1. yelken. 2. gemi sereni, (bkz: şirâ). bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken, meç. felek, semâ, gökyüzü. bâd-bânî (f.b.i.) tar. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-bân-gûşâ (f.b.s.) yelken açan. yelkenleri açıp yola çıkmak. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak bâd-bâr (f.b.s.) 1. yelpaze. 2. gemilerdeki rüzgârlık, manika. bâd-bâz (f.b.i.) yelpaze. bâd-bedest (f.b.s.) elinde avu-cunda bulunmayan, iflâs etmiş, züğürt. bâd-ber (per) (f.b.i.) 1. uçurtma. 2. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse. bâd-bîz, bâd-bîzen (fb.i.) yelpaze, (bkz: bâd-keş). bâd-dâr (f.b.s.) 1. kibirli. 2. şişman. 3. deli. 4. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. bâd-der-keff (f.a.b.s.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış, aldanmış; şanssız. ba'de (a.zf.) sonra. Min ba'd bundan sonra, bundan böyle. ba'dü bu'din (a.zf.) hayli zaman sonra, neden sonra. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra, meç. iş işten geçtikten sonra. ba'de hazâ bundan sonra, bundan böyle. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-feth fetihten sonra. ba'de-l-harb harpten, savaştan sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-îfâ îfâ edildikten, yapıldıktan sonra. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. ba'de-l-istihsâl elde ettikten, sağladıktansonra. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. ba'de-l-mevt ölümden sonra. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-yevm bugünden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. ba'de zemân bir zaman sonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. ba'de-zâ, ba'de-zâlik (a.e.) ondan sonra. ba'de-zîn (a.e.) bundan sonra. (a p) öğleden sonra. ba'de-z-zuhr bâde (f.i.) 1. şarap; içki. (bkz: bâd). 2. meç. aşk, Allah sevgisi. 3. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.

bâd-âver bâd-âverd

bâde-fersây bâde-hâr bâde-i cân-bahş bâde-i cüvân bâde-i gül-fâm, bâde-i gülgûn, bâde-i gül-reng bâde-i hamrâ bâde-i ikbal bâde-i mest bâde-i nâb bâde-i nûşîn bâde-i pîr bâde-i sad-sâle bâd-efrâ, bâd-efrâh bâde-fürûş bâde-hâr ba'dehû ba'de-hüm bâde-keş ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî ba'de-mâ bâde-nûş bâde-perest bâde-perestân bâdester ba'dezâ, ba'de-zâlik ba'd-ezîn bâd-fürûş bâd-gân bâd-gâne bâd-ger, bâd-ges bâd-gerd bâd-gîr bâd-herze bâdî bâdî ebed-in bâdî-i emirde bâdî-i nazar bâdîy-ür-re'y bâdî bâdîc bâdih bâdihe bâdin

(f.b.s.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. (f.b.i.) şarap içen. (bkz: bâde-keş). can veren şarap. taze şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. kırmızı şarap. ikbâl şarabı, yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. keskin şarap. hâlis, duru şarap. içimi kolay ve hoş şarap. eski, yıllanmış şarap. "yüz senelik şarap" meç. pek eski şarap. (f. b.i.) 1. ceza. 2. bir nevî fırıldak. (f.b.s.) şarap satan,meyhaneci. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) ondan sonra. (a.zf.) onlardan sonra. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) şarap içen. (f.b s.) şaraba tapan, şaraba pek düşkün. (f.b.s. bâde-perest'in c.) şaraba tapanlar, şaraba pek düşkün olanlar. (a.i.) kunduz. (a. zf.) bundan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) bir kimseyi, soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. (f.b.i.) gözeten, gözetici, bekçi; hazinedar. (f.i.) kafesli pencere. (f.b.i.). (bkz. bâd-gerd). (f.b.i.) kasırga. (f.b.i.) 1. baca, 2. vantilatör. 3. nargile ve semâver başlığı. ' (f.b.i.) 1. afsun, büyü, sihirbazlık. 2. letafet, güzellik. (a.s. ve i. bed'den) 1. sebep, mucip. 2. sebebolan. 3. ilk, başlangıç. 4. fels. sonsal, aposteriyori. her şeyin başı. işin başlangıcında. ilk nazarda, ilk bakışta; ilk görünüşte. ilk fikir, ilk düşünce. (f.s.) 1. rüzgâra veya havaya ait. 2. geçici. (f.i.) potur, tozluk. (a.s.) 1. birdenbire vuku bulan; beklenmedik. 2. i. beklenmedik ziyaret. (a.i.) 1. beklenmedik hâdise. 2. kadın ziyaretçi. 3. tas. anî ilham. (a.s.) şişman, bedenli.

bâdincân bâdinc bâdincânî bâdincâniyye bâdingân bâdir bâdire

bâdiye bâdiye-gul bâdiye-nişîn bâdiye-peymâ Bâdiyet-üş-Şâm

bâd-keş bâd-nümâ bâd-pâ[y] bâd-per bâd-peymâ bâd-reftâr bâd-reng bâd-rengîn bâd-sehâ bâd-sene bâd-ser bâd-serî bâd-seyr bâd-süvâr bâd-vîz bâd-zehr bâd-zen, bâd-zene -bâf Bûriyâ-bâf Zer-bâf bâfende bâf-kâr bâft bâfte bâfte bâğ bâğ-ı bedi'

(a.i.) patlıcan . (bkz: bâdingân). (f.i.) Hindistan cevizi. (f.s.) patlıcan renginde, morumsu. (a.i.) bot. patlıcangiller, fr. aubergine. (f.i.) patlıcan, (bkz: bâdincân). (a.s.) ; 1. hemen yapmak isteyen. 2. birdenbire vuku bulan. 3. dolu [ay]. 4. büyümüş Içocuk]. 5. olgun [meyva]. (a.i.c. bevâdir) 1. musîbet, felâket, (bkz: akabe). 2. zor geçit. 3. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık. 4. kılıcın, namlunun, yaprağın ve her türlü nebatın ucu. 5. külfetsiz, güçlük çekmeden söylenen söz. (a.i.c. bevâdî) çöl, kır. (bkz: bevbât). dünyâ. (a.f.b.s.) çölde oturan. (a.f.b.s.) çölde dolaşan. (a.b.h.i.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. (f.b.i.) yelpaze.(bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen). (f.b.i) 1. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. 2. fırıldak. (f.b.s.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]; sür'atli, tez. (f.b.i.) 1. kâğıttan yapılmış uçurtma. 2. s. kendini beğenen, övünen kimse. 3. kamçı topacı. (f.b.s.) serseri, başıboş, boş gezen. (f.b.s.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk, hızlı giden, sür'atli. (f.b.i.) 1. hıyar; acur; turunç, ağaç kavunu. 2. hızlı giden at. meç. 1) şiir; 2) methiye, övgü. (f.a.b.s.) 1. cömert. 2. i. meç. [bu] dünyâ. (f.s.) kibirli, büyüklük taslayan, kötü niyetli. (f.b.s.) 1. kibirli. 2. âsî. (bkz: ser-keş). 3. mutaassıp. (f.b.i.) 1. kibirlilik. 2. âsî-lik. 3. taassup. (a.f.b.s.) hızlı yürüyen, ayağına çabuk, rüzgâr gibi koşan. (f.b.i.) 1. hızlı yürüyen at, koşu atı. 2. hızlı giden atlı. (f.b.i.) yelpaze, (bkz: mirva-ha, bâd-zen, bâd-zene). (f.b.i.) panzehir. (f-b.i.) yelpaze, (bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen, bâd-keş). (f.s.) dokuyan, dokuyucu. hasır ören. sırma dokuyan. (f.i.) dokuyucu. (f.b.i.) dokuyucu, çulha. (f.i.) kumaş. (f.s.) dokunmuş. (f.i.) 1. büyük renkli leke. 2. oyma levha. 3. parça. 4. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri, pafta, [kelime, dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. (f.i.) 1. bağ, büyük bahçe, bostan. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı vesî').

hayvanat bahçesi. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı bedî). bahar bahçesi. 2. seyir yeri, gezinti yeri. 3. Dünyâ. dünyâ bahçesi. 4. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. (a.b.i.) Bağdatlı. (f.b.i.) bağlık, bahçelik. (f.i.) koltuk. koltuk altı. (f.i.) koltuk altından çıkan yumruca, köpek memesi. (f.b.s.) koltuk tutan, koltuğa giren. ("ga" uzun okunur, f.i. bâğ'ın c.) l. bağlar, üzüm bağlan, bahçeler. ("ga" uzun okunur, a.i. bagiyy'in c.) fahişeler. bağayâ bâğ-bân (f.b.i.) bahçıvan, bağcı, (bkz: bâğ-vân). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin, hünerli bahçıvan. bâğ-bânî (f.b.i.) bağcılık, bahçıvanlık, bağ bekçiliği. bâğ-çe (f.b.i.) bahçe, [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır; "küçük bağ" demektir]. bâğ-çe-vân (f.b.s.) bağçivan, bahçıvan. bağdâ' (a.i.) şiddetli nefret, hiç sev-meyiş. bâgel (f.i.) ılık su. baggal (a.i. bagl'den) katırcı. bagıyy (a.i.c. bağaya) fahişe. bâgız (a.s.buğz'dan) buğzeden, nefret eden, tiksinen, (bkz: bagîz). bagi (a.i.) serkeşlik, azgınlık. bâgı (a.s.c. bugat) haksızlık eden serkeş, (bkz: âsî). bâgî (f.s.) aynı bahçede yetişen. bâgî-lik (a.t.b.i.) serkeşlik, âsîlik. bâgî-yâne (a.f.zf.) serkeşlikle. bagîz (a.s. buğz'dan) herkese buğzeden, nefret eden, kimseyi sevmeyen, (bkz: bağız). bagl (a.i.c. bigal) ester, katır. bagle (a.i.) dişi katır. bağrâ f.i.) erkek domuz. bağteten (a.zf.) birdenbire, apansızın. bâgût (a.i.) paskalya. bâğ-vân (f.b.s.) bağcı, bahçıvan, (bkz: bâğ-bân). bagy (a.i.) ileri gitme, azgınlık, serkeşlik. bagza, bagzâ (a.i.) şiddetli nefret, hiç sevmeyiş. bâğ-zâr (f.b.i.) bağlık yer, bağ.

bâğ-ı vahş bâğ-ı vesî' bâğ-ı bahâr bâğ-i cihân, bâğ-i dehr bâğ-i and, bâğ-i behiştî, bâğ-i cinân, bâğ-i firdevs, bâğ-i huld, bâğ-i irem, bâğ-i kuds, bâğ-i naîm, bâğ-i rıdvân, bâğ-i refî' Bağdâdî bâğ-istân bagal Zîr-i bagal bagalek bagal-gîr bâgat

bâh bâh bahâ bahâ' bahâ-pîrâ-yi İsmâil bâhâ, bâha bâ-haber bâ-haber-ân bahâ-dâr bahâdır bahâdır-âne bahâdırî bahâ-gîr bahâî bahak, bahk bahâlık bahâ-lî bahâne bahâne-cû bahâne-perdâz bahâr bahâr-ı hayât bahâr-ı ömür bahâr-ı şevk bahâr

bahârân bahârât bahâret bahârî bahâristân Bahâriyye bahâsıla bahâtir Bahâ-ullâh bahâyim

(f.i.) yol. (bkz: râh, tarîk). (a.i.) şehvet. (a.i.) 1. güzellik, zariflik. 2. parıltı. 3. alışma, dadanma. (f.i.) kıymet, bedel, değer. meşhur bir çeşit lâle. (a.i.) l.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. 2. açık meydan, alan. 3. suyun derin yeri. (f.a.b.s.c. bâ-haber-ân) 1. haberi olan. 2. akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli. (f.a.b.s. bâ-haber'in c.) haberi olanlar, haberliler, akıllı, zekî, ihtiyatlı kimseler. (f.b.s.) kıymetli, değerli, (bkz: bahâ-gîr, bahâ-lî). (f.i.c. bahâdırân) cesur, yiğit. (f.zf.) kahramancasına, yiğitçesine. (f.i.) kahramanlık, yiğitlik. (f.b.s.) kıymetli, değerli. (bkz: bahâ-dâr, bahâlî). a.s.) alışkın. (a.i.) göz patlama, göz patlatma. (a.i. behlâk ve behlâka'nın c.) boş, çürük şeyler, sözler. (f.b.s.) pahalı, (bkz: bahâ-dâr, bahâ-gîr). f.i.) 1. vesîle, sebep. 2. kusur, noksan, garaz. 3. yalandan özür. (f.b.s.) bahane arayan, fırsat gözetleyen. (f.b.s.) özür dileyen; sebep bulan. (f.i.c. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la 21 Haziran arası. İlkyaz. hayâtın bahân, gençlik. gençlik. neş'e ve arzu bahân . (a.i.) 1. güzellik. 2. s. güzel. 3. sığırgözü, papatya; sığır papatyası, sarı papatya. 4. put. (bkz: çelîpa, sanem). 5. atılmış pamuk. 6. ölçek. 7. karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler. (f-i-) ilk bahar günleri. (a.i. bahâr'ın c.) karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. (a.i.) üstünlük, seçkinlik. (f.s.) ilkbahara ait, ilkyazla ilgili. (f.i.) 1. ilkbahar mevsimi. 2. yeşil ve çiçekli yer. [bahçe, park, çayır gibi]. 3. Molla Câmi'nin meşhur eseri. (f.i.) l. ed. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. 2. tar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. (a.i. bahsala'nın c.) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu, bodur ve edepsiz kadınlar. 2. sürüp çıkarmalar, uzaklaştırmalar. (a.s. bühter, bühtere'nin c.) kısa boylu kadınlar, bodurlar. (a.h.i.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. (a.i. behîme'nin c.) 1. dört ayaklı hayvanlar; canavarlar. 2. Suriye'de bir sıradağlar.

bahbaha bahdele bâhe bâhek bâ-hem bahhâl bahhâr bahhâs bâhî bâhik bâhika bahîl bâhil bâhile bahir bâhir bâhir bâhir bâhire bâhire bahîre bâ-hired bahis bâhis bahl bâhmân bâhnâme bahr bahr-el-Arab bahr-el-azrak bahr-el-cebel bahr-el-zeraf Bahr-i Ahdar Bahr-i Ahmer Bahr-i Ebyaz Bahr-i Hazer bahr-i kâhil Bahr-i Kulzum Bahr-i Lût bahr-i muhit bahr-i nıuhîtî

(a i) 1. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. 2. çıtırdama; mışıldama. (a.i.) 1. eğilme, kırılma [kürek kemiği hakkında). 2. işte çabukluk gösterme. (f.i.) kaplumbağa, (bkz: sülhafa). (f.i.) işkence, eziyet. (f.b.zf.) birarada, birlikte, beraber, (bkz: be-hem). (a.s. buhl'den) çok bahîl, pek cimri; çok alçak adam. (a.s. bahr'den) denizci, gemici. (a.s. bahs'den) bahsetmeyi seven, çok bahseden. (a.s. bâh'dan) şehvete mensup, şehvetle ilgili. (a.s.) bir gözü kör [adam], (bkz: ayn-ı vâhid, yek-çeşm). (a.s.) görmeyen, kör [göz]. (a.s. buhl'den. c. buhalâ) hasis, cimri, tamahkâr. (a.s.) 1. serseri, başıboş. 2. eli değneksiz çoban. 3. yularsız deve. (a.s.) 1. dul, kocasız kadın. 2. Arap kabilelerinden birinin adı. (a.i.) deniz, (bkz: bahr, derya). (a.s.) yalancı, ahmak, alık [adam]. (a.s.) ekin sulayıcı, sulayan. (a.s.) 1. belli, besbelli, açık, apaçık, (bkz. ayan). 2. ışıklı, parlak; güzel. (a.i.) 1. dikenli ağaç. 2. çok koşan cins deve. (a.i.) vapur, [yapmakelime]. (a.i.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. (f.s.) zekî, akıllı. (a.i.) l konuşulan şey, söz. 2. iddialaşma, (bkz. bahs). (a.s. bahs'den) bahseden; araştıran. (a.i.) cimrilik, (bkz: buhl). (f.s.). (bkz: behmân). (a.f.b.i.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap, mecmua, [muhaffefi "beh-nâme"dir.]. (a.i.c. bihâr, ebhâr, ebhur, buhur) 1. deniz. 2. büyük göl veya nehir. (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında, Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. Hint Okyanusu. Kızıldeniz, Şap Denizi. iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. Hazer denizi. durgun, sakin su. Şap denizi, Kızıldeniz. Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. cogr. okyanus. coğr. okyanusal.

Atlas okyanusu. Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu. iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i nâzik muz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-i Rûm Akdeniz. Bahr-i Sefid Akdeniz. Bahr-i Siyâh Karadeniz. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). [sularının son derece kesîf oluşundan, üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. 3. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a.b.i.) muz. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Hicaz gibi si bakıyye bemolü, fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü, do bekar, mi koma bemolü, la bakıyye diyezi ilâve edilir. Bahr-ül-Hind coğr. Hint denizi. bahren (a.zf.) denizden, deniz yoluyla. bahreyn (a.s.) 1. "iki deniz", Basra körfezi ile Hint denizi, [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le Akdeniz"]. 2. iki büyük esas, temel şey. bahrî (a.s.) 1. denize ait, denize mensup, denizle ilgili. 2. i. tüyünden kürk olan, patka da denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bahriyye (" i) 1. donanmaya ait işler. 2. deniz kaplumbağası. bahriyyûn (a.s.c.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahs (a.s.) 1. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. 2. i. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. 3. i. zulüm, işkence. 4. i. gümrük alma. bahs (a.i), (bkz. bahis). bahsala (a.s.c. bahâsıla) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu edepsiz kadın. 2. i. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma, uzaklaştırma. bahsân (f.s.) 1. salına salına yürüyen. 2. soluk, bozuk. 3. pejmürde, kıyafetsiz. bahsere (a.i.) 1. dağıtma. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. 3. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. bahset (f.i.) 1. horultu [uykuda], 2. a. uykuda ağırlık basma, (bkz: kâbus).

Bahr-i Muhît-i Atlâsî Bahr-i Muhît-i Kebîr Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Bahr-i Muhît-i Şimâlî

bahsî bahş bahş-i kalenderi -bahş, bahşâ Hayât-bahş Safâ-bahşâ bahşâyende bahşâyiş bahşâyiş-ger bahşende bahşetmek bahşiş bahşiyye-i Halvetiyye bahşûde baht Sahbâ-yi baht baht baht-ı bîdâd baht-ı bîdâr baht-ı hâbîde baht-ı hâb-âlûde baht-ı siyâh bahtâk baht-âver baht-bergeşte bâhte bahte bahtek bâhter bahtere bahterî

baht-hufte bahtî bahtiyâr

bahtiyâr-âne bahtiyârî

(a.s. bahs'den) bahse ait, bahisle ilgili. (f.i.) bağış, ihsan cömertçe dağıtma. (f.s.) bahşeden, bağışlayan, veren; affeden. hayât veren. safa veren. (f.i.) affedici, bağışlayıcı. (f.i.) 1. bağışlayış, veriş, ihsan ediş; afiv. 2. merhamet, şefkat. (f.b.s.) merhametli, şefkatli (Allah). " (f.s.) veren, bağışlayan, affeden, (bkz: rahman). (f.t.b.m.) bağışlamak, vermek. (f.i.) bahşiş, bağış olarak verilen para v.b. (bkz: atıyye, ihsan). (f.b.i.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. (f.s.) 1. verilmiş, bağışlanmış. 2. affedilmiş. (a.i.) öz, hâlis, saf. hâlis şarap. (f.i.) l. talih, kader, kısmet, (bkz: ikbâl). insafsız talih, kötü kader. uyanık, açık talih. kötü talih. kötü talih. kara talih. 2. cet, büyük baba. 3. kargı. (f.i.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık, (bkz. miğfer, serpenâh). (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) "talihi dönmüş" bahtsız, talihsiz, (bkz: bed-baht). (f.s.) oynamış, oyunda yutulmuş (kimse), ["bâhten" mastanndan]. (f.s.) 1. besili, semiz [koyun]. 2. i. burulmuş üç yaşında koç. (f .i.) l. ağırlık basma [uykuda]. (bkz. kâbus). 2. küçük baht, fena talih. (f.i.) 1. [yeni şâirlerde] garp,batı. 2. [eski şâirlerde] şark, doğu. 3. bakma. (a.i.) salına salına güzel yürüyüş, hoş yürüme, (bkz. hirâm). (a.s.) ; 1. salına salına güzel yürüyen, yürüyüşü güzel [adam]. 2. kendini beğenmiş, kibirli. 3. i. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (f.b.s.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz, bahtsız, (bkz: huftebaht). (a.i.) ed. (f.i.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas, takma ad. (f.b.s.) 1. bahtlı, talihli, mes'ut, mutlu, kutlu. 2. muz. Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. (f.zf.) bahtlı, talihli, mes'ut olanlara yakışacak surette, bahtiyar-casına. (f-i-) ' bahtiyarlık, mutluluk. 2. İran'da meşhur bir kabîle.

bahtiyâr-nâme baht-mend baht-ver bâhûr bahûr bahûr-dân bahûr-dânî bahûr-i Meryem bâ-husûs bahye bahye-dâr bahye-zen bahz baîd Aktâr-ı baîde baîd-i lâzım

baîd-ül-ihtimâl bâika baîm bâin baîr bâir bâire bâis bâis-i bâdî bâis-i beka bâis-i feryâd bâis-i hüzn bâis-i leyl ü nehâr bâis-i meserret bâis-i şekvâ bâisiyyet bâj bâj-bân bâj-dân bâk bâka bakar, bakara bakarî Hayvânât-ı bakariyye bakariyye bakayâ bâkend bâkıa

(f.b.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (a.s.) çok sıcak, ziyâde sıcaklık. (a.i.) ödağacı, misk, laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot, tütsü, günlük. (a.f.b.i.) içinde tütsü yakılan kap. (bkz: buhûr-dân). resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (a.b.i.) Merye-mana eli denilen bir nebat, bitki. (f.a.b.zf.) husûsiyle, en çok, hele. (f.i.) dikiş, teyel, oyulgalama. (f.b.s.) dikişli, teyelli, oyulgal amali. (f.b.i.) dikişçi, terzi. (a.i.) 1. sıkıntı olma, can sıkma. 2. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. 3.bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme. (a.s.bu'd'dan) uzak, ırak. uzak ülkeler. muz. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. ihtimâlden uzak. (a.i.c. bevâik) belâ, musîbet, felâket. (a.i.) 1. put, heykel. 2. s. câhil, bön [adam]. (a.i.) dibi geniş kuyu, bostan kuyusu, (bkz: beyûn). (a.i.) erkek deve. (a.s.) şaşkın; hâli perişan. (a.i.) sürülmemiş, açılmamış sert, katı toprak, yer. (bkz. bâyir). (a.s.c. bevâis) 1. sebebolan. 2. gönderen. 3. îcâbettiren. aslını, esasını bulan, sebebolan. devamlılık sebebi. şikâyet, sızlanma sebebi. (bkz. bâis-i şekva). üzüntü, sıkıntı sebebi. (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sevince sebebolan; sevinme sebebi. şikâyet sebebi. a i) sebebiyet. (f.i.) haraç, gümrük, (bkz: bâc). f.b.i.) haraççı, gümrükçü. (f.b.i.) vergi ve gümrük sandığı. (f.i.) korku; sakınma; kaygı, (bkz: havf).' (a.i.) demet, deste, tutam. (a.i.c. bukur, bu-kar, bukarât) sığır. (a.s.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait, onlarla ilgili. sığır cinsinden olan hayvanlar. (a.i.) zool. sığırlar. (a.i. bakıyye'nin c.) fazla kalan şeyler, kalıntılar. (f.i.) 1. (bkz: bakîde). 2. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. (a.i.) dert, belâ. (bkz: dâhiye).

bâkılâ Bâkır bâkıyât bâkıyât-ı sâlihât bakıyye bakıyye-i bükâ' bakıyye-i matlûb bakıyye-i medeniyyet bakıyyet-üs-selef bakıyyet-üs-seyf bakıyyet-üs-süyûf bakıyyet-ullâh bakıyyevî bakıyyevî sahrâ bâkî

Bâkî

bâkî bâkîde bâkir bâkirân bâkirân-ı behişt bâkire bakiye bâkîye bâkiyen bakka bakkal bakkal-hâne Bakkaliyye bakkam bakkar

(a.i.) bot. bakla. (a.h.i.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. (694-735). [mânâsı 1) geniş; 2) arslan; 3) göz damarı]. (a.i. bâki'nin c.) sürüp giden şeyler. sevabı sürüp giden şeyler. (a.s.c. bekaya) 1. artan, geri kalan, artık. 2. muz. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. ağlamaktan kalan eser. alınacak paranın geri kalan kısmı. medeniyeti, uygarlığı andıran kalıntı. eskiye bağlı, hayırsever, dindar kimse. kılıç artığı. kılıçtan kurtulanlar. meç. arta kalanlar. tas. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş, iyi iş. (a.s.) bakıyyeye ait, bakiye ile ilgili. jeol. kırıntı külte, fr. roche detritique. (a.i. beka'dan c. bevâki) 1. Tanrı. 2. s. daimî, kalıcı, (bkz: câvid, câvidânî, lâyemût, sermedî). 3. alttaraf. 4. zf. artık, artan, fazla, geri kalan; bundan başka. (a.h.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur; babasının adı Mehmed'dir. İstanbul'da doğmuştur. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ, Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır; bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir, (d. 1527 - ö. 1599). (a.s. bükâ'dan) ağlayan, (bkz: gir-yân). (f.i.) 1. yakut [kırmızı, sarı, eflâtun renklerindedir]. 2. (bkz: bâkend). (a.s.) eldeğnıemiş, işlenmemiş [toprak, orman v.b.]. (a.f.i. bakirin c.) bakireler, kızoğlan kızlar. cennet hurileri. (a.s.) kızoğlan kız. (bkz: dûşîze). (a. s. bâkî'nin müen.). (bkz. bakî ' (a.s.) ağlayan kadın, ("bakî" nin müen.]. (bkz. bakî U). (a.zf.) ağlayarak. (a. i.) 1. tahtabiti. 2. sivrisinek. (a.s.) 1. sebzeci. 2. pirinç, şeker, peynir, zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. (a.f.b.i.) bakkal dükkânı. (a. o. i.) 1. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. 2. bakkala verilen ücret. 3. büyük bakkal dükkânı. (a. i.) 1. kırmızı boya ağacı, (bkz: bekkem). 2. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. (a.i.) sığır çobanı, sığırtmaç.

bakl, bakla bakla-yı hamka, bakla-yı beyyine baklîn bakliyyât bakliyye Bâkure bâkûre bâkûret-ül-hayât ba'l bâl Güşâde-bâl bâl Fârig-ül-bâl Ferîh-ül-bâl Hâlis-ül-bâl Mâ-fi-l-bâl Münkesir-ül-bâl Müşevveş-ül-bâl Selîm-ül-bâl bâlâ bâlâ-yı bülend bâlâ-bülend bâlâ-bülendân bâlâ-dest bâlâ-destî bâlû-hân bâlâ-hâne bâlâ-hânî bâlâ-himmet bâlâ-kadd bâlâ keşîde bâlâ-nişîn bâlâ-pervâz bâlâ-pervâz-âne bâlâ-pûş balâr bâlâ-rev bâlâ-ter bâlâterîn bâlâ vü pest ba'le balgam

(a. i. c. bükül) 1. sebze, yeşillik. 2. yeşil kabuklu, iri taneli malûm sebze. semizotu semizotu. (a.i.) legümin. (a.i.) bot. baklagiller. (bkz. bakliyye). (a.i.) bot. baklagiller, (bkz: bakliyyât). ("ku" uzun okunur, a.i.) 1. sığır sürüsü. 2. s. faydayı, zararı ayıramayan sersem, budala. (a.s.) evvel yetişen; turfanda [yemiş]. gençlik. (a.i.) 1. kankocadan her biri. 2. "câhiliyyet" zamanına ait bir put; Güneş tanrısı. (f.i.) 1. kanat. kanadı açmış. 2. kol. (bkz: cenah). 3. boypos. 4. üst, yukarı, (bkz: bâlâ). (a.i.) 1. kalp, yürek, gönül; hatır. kaygısız. gönlü rahat. yüreği rahat, temiz. murat, istek. gücenik. niyeti bozuk. temiz yürekli. 2. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. (f.s.) 1. yüksek, yukarı, üst, yüce. 2. i. boy. 3. azat. 4. i. yedek atı uzun boy.. (f.b.s.) uzun boylu. (f.b.s. bâlâ-bülend'-in c.) uzun boylular. f.b.s.) eli üstün, galip. (f.b.i.) 1. el üstünlüğü, galibiyet. 2. zulüm. (f.b.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren, şişiren. (f.b.i.) evin en üstü, çatı, tavan arası. (f.b.i.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme, şişirme. (f.a.b.s.) himmeti yüksek olan. (f.a.b.s.) uzun boylu. (f.b.s.) boy atmış, uzun boylu. (f.b.s.) üstte, yukanda oturan. (f.b.s.) yüksekten uçan, meç. palavracı. (f.b.zf.) yüksekten konuşarak, atıp tutarak, palavra savurarak. (f.b.s.) üste giyilen şey. [palto, pardesü v.b. gibi]. (f.i.) kiremit altına konulan ince tahta, padavra tahtası. (f.b.s.) yüksekten giden. (f.b.s.) daha yüksek, pek yüksek. (f.b.s.) en yüksek. 1) üst-alt; 2. meç. gök ve yer. (a.i.) zevce, erkeğin karısı. (a.i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri, fr. phlegme.

balgamî bâl-güşâ bâlî Ebniye-i bâliye bâlîde bâliğ bâliğ, bâlûğ bâligân-mâ-belag bâlîn bâlîn-i istirâhat bâlîn-perest bâliş bâliş-çe bâliş-i çâr-mîn bâliş-i per bâliş-i zer bâl-şikeste bâlû bâlûa bâlûde bâlvâne bâlver bâlzen bâm bâm-ı bedî bâm-ı çeşm bâm-ı ferâh bâm-ı hadrâ bâm-ı Mesîh bâm-ı bülend bâm-ı nühüm bâm-ı refi' bâm-ı revâk-ı bedî' bâm-ı vesî bâm teli bâm-zemâne

bamdâd, bâmdâdân bâmdâdî bâme bâm-gâh bâm-geh -bân Bağ-bân

(a.s.) 1. balgamla ilgili olan; bünyede, balgam üstün olan. 2. meç. soğuk mizaçlı. (f.b.s.) kanat açan, uçan. (a.s.) koca, eski, köhne. köhne binalar. (f.s.) uzamış, büyümüş, gelişmiş, (bkz: bâlûde). (a.s.büluğ'dan) 1.bulûğa eren. (bkz. reşîd). 2. erişmiş, vâsıl olmuş, varan, yetişen. 3. i. yekûn, toplam. 4. son mertebeyi bulan. (f.i.) 1. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. bir kadeh şarap. (a.b.zf.) ziyadesiyle, ferah ferah, bol bol. (f.i.) yastık; koltuk. dinlenme yastığı, koltuğu. (f.b.s.) 1. uykucu, tembel, can besleyen. 2. i. hizmetçi. (f.i.) 1. yastık, yüz yastığı. (f.i.) küçük yastık, yastıkcık. deriden yapılan yastık. 2. nakit ; altın. kuştüyü yastık. sırmalı yastık. (f.b.s.) kanadı kmk. (f.i.) 1. ana baba bir kardeş; birader. 2. siğil.' (a.i.c. belâlı') su dökecek çukur, delikli taş. (f.s.) büyümüş boy atmış. (bkz. bâlîde). ' (f.i.) 1. dan kuşu, orak kuşu. 2. dağ kırlangıcı. (f.b.s.) kanatlı, uçabilen. (f.b.s.) "kanat vuran" uçan. (f.i.) 1. çatı, dam, kubbe. dokuzuncu gök. gözkapağı [üstteki]. "geniş, açık, çatı" gök. (yeşil çatı) gökyüzü. "Mesih'in göğü" dördüncü gök. [efsâneye göre,, Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. Isa, bu göğe çıkarılmış]. 1) yüksek çatı; 2) gök. meç. dokuzuncu felek. (yüksek çatı) dokuzuncu gök. (bkz: bâm-ı bedî', bâm-ı refî'). geniş çatı, gök. sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. "zamane çatısı" en aşağı dünyâ, birinci gök. 2. kanun, tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. (bkz. bemm). 3. borç. 4. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. (f.i. ve zf.) sabah, sabahleyin, seher vakti, seher vaktinde, tan yeri. (bkz. bükre). (f.i.) erken; seher vakti. (f.i.) l . uzun, sık ve kaba sakal. 2. s. gür sakallı. (f.i.) 1. seher vakti. 2. zf. seher vaktinde. (f.b.i.) . (bkz. bâm-gâh). (f.e.) ...ci. bağcı.

Nigeh-bân Pâs-bân bân bân bâne bânevâ bâng bâng-i nemâz bâng-i revârev bang-i rihlet bânî bânû bânû-yî maşrık Bânû-yi Mısır bânûc bâr bâr-i Hüdâ bâr-i dil bâr-i girân bâr-i intizâr bâr-i istihfâf bâr-i keder bâr-i mihnet Her bâr -bâr Âteş-bâr Şûle-bâr Hûn-bâr Eşk-bâr bârân Mevsim-i bârân bârân-dîde Gürk-i bârân-dîde bârânî bârân-rîz baras bâr-âver, bâr-ver bâr-ber bâr-berdâr bâr-dân bâr-dâr bâre bârec bârek-Allah bârende bâ-reng

gözcü. bekçi. (f.i.) dam, satıh. (a.i.) 1. sorgun ağacı, bey söğüdü. 2. meç. sevgilinin boyu. (f.i.) kasık. (f.s.) 1. mal, mülk sahibi, zengin. 2. meşhur, ünlü. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. (f.i.) ; ses, seda, haykırma. ezan. israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. ölüm sesi. (a.s. binâ'dan) bina eden, yapan, kuran, kurucu. (f.i.) 1. kadın, hâtûn, hanım. Güneş. 2. gelin. 3. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. Zelîha. (f.i.) salıncak. (f.i.) 1. Tanrı, Allah. Tanrı, 2. yük. gönül yükü, tasa, kaygı, elem, keder, gam. ağır yük. bekleme yükü. küçük görülme yükü. keder yükü. eziyet, elem yükü. 3. defa, kerre. her defa. (bkz: târe). 4. mey-va, yemiş. 5 . izin, müsâade. (f.e.) yağdıran, serpen, saçan, döken. ateş yağdıran. ışık saçan, serpen. kan döken. göz yaşı döken. (f.i.) yağmur. yağmur mevsimi. (f.b.s.) görmüş geçirmiş. eski kurt. (f.s.) 1. yağmurla ilgili. 2. yağmurdan koruyan, yağmurluk. (f.b.s.) 1. yağmur saçan. 2. yağmur döken, serpiştiren. (a.i.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (f.b.s.) l. mey vali, meyva veren. 2. faydalı, iyi netice veren. (f.b.i.) yük taşıyan, hamal. (f.b.s.) 1. yük kaldıran. 2. i. hamal. 3. sabırlı, tahammüllü. (f.b.i.) yük kabı [yol için]. (f.b.s.) 1. yüklü, yüklenmiş. 2. gebe. (f.i.) l. defa, kez. (bkz: târe). 2. kale, (bkz: bârû). 3. zülf. 4. at. (f.i.) bot. itüzümü. (a.n.) mübarek ola, Allah mübarek etsin!, hayırlı ve bereketli olsun! (f.s.) yağdıran, yağdırıcı. (bkz: bâr). (f.b.s.) renkli.

bâr-gâh, bâr-geh bâr-gâh-ı kibriyâ bâr-gîr bârhâ bâr-hâne Bâr-Hüdâ Bârî Avn-i bârî Feyz-i bârî bârî bari', bâria bârid Mâ-yi bârid Tavr-ı bârid bâridâne bârih bâriha bârik bârîk Fikr-i bârîk bârika bârika-yi hakîkat Bârika-yı Zafer bârika-nümâ bârik-bîn bârik-ter bârîsiyye bâriş Bârî-Teâlâ bâriyâ' bâriyy bâriyye bâriz bâr-keş bâr-mend bâr-nâme bârrî bâr-senc bârû bârûd bârûd-i siyâh bârûd-hâne bârûdî bâr-ver

(f.b.i.) girmek için izin almak lâzım gelen, girilebilecek yer, çadır, yüksek divan. Tanrı huzuru. (f.b.i.) 1. yük tutan, yük kaldıran. 2. beygir, at. (bkz: esb, feres). (f.zf.) zaman zaman; sık sık; defalarca. (f.b.i.) 1. yüklük. 2. yolcu eşyası indirilecek yer. (f.b.h.i.) 1. Cenabı Hak, Allah. 2. i. odacı. (a.h.i.) yaratan, yaratıcı. Tanrının yardımı. Tanrının feyzi, (bkz: halik). (f.e.) hiç olmazsa, bir kere; hâsılı, hülâsa. (a.s. berâat'ten) mükemmel, güzel; üstün. (a.s. berd'den. c. bevârid) soğuk. soğuk su. soğuk, çirkin davranış. (a.f.zf.) soğukça, soğuk-çasına. (a.i.c. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. (a.i.) 1. evvelki günün gecesi, dünkü gece. 2. dünkü gün. (a.s.) parıldayan. (f.s.) nâzik, dakik, ince. ince düşünce. (a.i.c. bevârik) ; şimşek, yıldırım parıltısı. hakîkat ışığı. Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. (a.f.b.i.) parlak. (f.b.s.) ince gören, bir şeyi iyice gözden geçiren, inceleyen. (f.b.s.) pek ince. () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. (f.i.) l yağmur, (bkz: baran). 2. sağanak. (a.b.h.i.) Allah, Tanrı. (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyy, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyy). (a.s. bürûz'dan) aşikar, meydanda, açık. (bkz: mütebâriz, hüveydâ, zahir). (f.s.) 1. yük taşıyan. 2. sabırlı, tahammüllü. (f.b.s.) yemiş veren, yemişli [ağaç], (bkz: bâr-ver]. (f.b.i.) eşya, yük pusulası. (a.i.) ince kumaştan örülen hasır. (f.b.s.) yük tartan, dirhem. (f.i.) kale duvarı, hisar burcu, sur; sığınak, siper. (f.i.) barut. güherçileden işlenen barut. (f.b.i.) I. barut imal edilen fabrika veya atölye. 2. barut konulan ve saklanan yer. (f.s.) koyu gri. (f.b.s.) 1. yemişli, yemişi olan. (bkz: bâr-mend). 2. meç. i. menfaat, fayda.

ba's ba's-ü ba'd-el-mevt ba's-i emvât basâir basal basala basala-i sîsâiyye bâ-sâmân basaliyye basar Hadîd-ül-basar Kuvvet-i basar basar-ı ayneynî basar-ı müzdevic basar-ül-hakk basâret basarî bâ-savâb basbasa bâsır bâsıra bâsıt bâsıt-ül-keff bâsıt-ür-rızk bâsıta basîta-i şemsiyye basî bâsia bâsia-i mahbûbe bâsik bâsika bâsil basîle bâsim basîr bâsire basîret

basîret-i kalb basîret-kâr basîret-kârâne basîret-kârî basît

(a.i.) 1. gönderme, gönderilme. 2. yeniden dirilme, diriltme. öldükten sonra dirilme. ölülerin dirilmesi. 3. peygamberlik. (a.i. basîret'in c.) ibretli görünüşler, deliller, ibretler. (a.i.) bot. soğan ve benzeri gibi kökler. (a.i.) hek. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. anat. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. (f.b.s.) 1. zengin, varlıklı. 2. düzgün, düzenli. (a.i.) bot. soğan. (a.i.c. ebsâr) 1. göz. 2. görme. gözü keskin. gözün iyi görmesi. psik. iki gözle görme, fr. vision binoculaire. hek. çift görme, iki gözle birden görme. Tann'nın algılayıcı gözü. göz açıklığı, inceden inceye etraflı, derin görüş. (a.s. basar'dan) görüşle ilgili olan. (a.zf.) doğrulukla, doğruca. (a.i.) 1. köpeğin yaltaklanması, kuyruğunu sallayıp sokulması. 2. dalkavukların nefret edilecek hâli. (a.s. basar'dan) gören, görücü. (a.i. basar'dan) 1. görmek kuvveti ve hassası, görüş, görme. 2. göz. (bkz: ayn, çeşm). (a.s. bast'dan) 1. yayan, yayıcı. (avuç açan) dilenci. Allah. 2. anat. bir uzvu uzatıp açan [adalel. (a.i.) biy. açan, fr.tenseur. astr. güneş saati, fr. cadran solaire. (a.i.c. busu') ter. (a.i.) çok kırmızı olan dudak. sevgilinin kırmızı dudağı. (a.s.) eli açık, cömert [adam]. (a.i.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. (a.s.) 1. kahraman, yiğit, cesur kimse. 2. haram şey. 3. fena, sert, kötü söz. 4. çirkin kimse. (a.i.) soğan çeşidi. (a.s. besm'den) güler yüzlü, şen adam. (bkz. bessâm). (a.s. basar'dan) görüp, anlayan. (f.i.) ekin. (a.i.) 1. önden görüş, seziş. 2. istanbul'da İ 869- 1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". gönül uyanıklığı. a f h ç) ; basiretli, önden gören, sezişli. (a.f.zf.) önden görene, sezene yakışacak surette. (a.b.i.) önden görmeklik. (a.s. bast'dan) 1. sâde, düz, arızasız, engelsiz. 2. açık, geniş, yayvan, yaygın. 3. sâde, yalın. 4. neşeli, şen, güleryüzlü. 5. i. aruz vezinlerinden biri. (bkz. aruz). 6. kolay, (bkz: asan, sehl).

basît-ül-vech basît-ül-yed bâsita basîte

güleryüzlü, güleç. eliaçık, cömert. (a.i.) uzak yer. (a.i.) 1. döşeme minder. 2. düz yer, arz. 3. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. bast (a.i.) 1. yayma, açma, uzun uzadıya anlatma, (bkz: ityân, serd). bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. Bu; abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Onun her şeyde tesîri olur; hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir, [mukabili kabz'dır]. bast-ı bisât halı, kilim, örtü gibi şeyleri sermek. bast-ı cevâb karşılık verme. bast-ı dâ'vâ dâva açma. bast-ı makal söz açma. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. 2. mat. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını, kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. 3. tas. rica hâli. [Kabule, rahmete, ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. bast-ı yed el uzatma, yerine getirme, üzerine alma, baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma, açıklama, ortaya koyma. bâstân (f.s.) 1. mazi, geçmiş, eski. 2. i. târih. bâstân-i bîbaka sonsuz târih, dünyâ. bâstân-şinâs (f.b.s.) târih, geçmiş zaman. bâsûr (a.i.c. bevâsîr) ; hek. mayasıl; kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme, fr. hemorro'ides. bâsûrî (a.s.) basurla ilgili. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. bâş (f.n.) olsun, ola. bâşak (a.i.) zool. bir cins küçük atmaca. bâşâm (f.i.) perde, örtü. bâşâme, bâşûme (f.i.) kadınların örtündükleri yaşmak, bürümcük, tülbent, başörtüsü, namaz bezi. bâşe (f.i.) atmaca [kuş]. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. bâşed (f.e.) olur, ola. Gah bâşed, gâh ne-bâşed kâh olur, kâh olmaz. bâşeng (f.i.) 1. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. 2. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bâşgûn, bâşgûne (f.s.) 1. ters, başaşağı. 2. şom, uğursuz, (bkz. bâzgûn, bâzgûne, vâjgûn, vâjgûne). bâşir (a.s.) 1. müjdeci. 2. güler, mesut, mutlu.

âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki. batâyih) sazlı. hafıza. içyüzünde. (a.c.s. sindirimi ağır. çakıl taşlı büyük dere.) 1. (a.i. ilâhî sırra ermiş bulunanlar. 6. çürük.s.i. iç yüz. Hasan Sabbah'ın tarikatı. beyhude. bevâtir) keskin kılıç.i.c. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler. (a. (a. dağ arasındaki dere. ağır davranma.bar gibi maddelerden yapılır. oburluk.b. büyük karınlı.s.i.i. (a. sofiler. . (a.) keskin.) nalbant.) dahilî. (bkz. (a.c. ney. h. 4.s. (a.c.).c. 4. iç. fels.zf. nesil. uzak yer. "hissi müşterek. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. davranışı ağır. gizli.i. kahramanlık.) 1.s. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili].i. (a. (bkz: batn). 2. içinden olarak.i. batş'dan) sertlikle. Tanrı.) 1. avarelik.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın.i. kazın suya dalışı.i. (f. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz.c. vehm. batt).i. 3.i. şiddetle hareket eden. (a. çok yiyicilik. hayâl. kehli. S. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil. (a. i. (a.bâş-pâre bat batâet Batâlese batâlet batânet batar batarika batbata bâtere bathâ' bâtıl bâtıl i'tikad batın bâtın Ehl-i bâtın Havâss-ı bâtına bâtınen bâtınî bâtıniyye bâtıye batî batî-ül-hareke batî-ül-hazm batî-ül-mizâc Batîh batîha bâtik batîn batîr bâtir bâtir bâtire batîş batn (t.) patrikler. (a.i. (a. ebtân. (a.) keskin [kılıç]. kibirlenme 3. boş inanç. hazmı güç. bitâh) 1.) 1. 2. (a. huyu ağır. 2. 2.) zengin [adam]. bütün).) turna kuşu. (a. görünmeyen nesne.i.) dâhilen. boynuz. baş parçası. (bkz: bürrân). (f. içyüzdeki. hareketi. yalan. yavaş olan. 3. soy. (a.) tef. (a. (bkz: tîg-i bürrân). Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere. [fagot. (a. (a. (a. (a. işsizlik. çok sevinme.s. 2. (bkz: dâire). Mek-ke-i Mükerreme. batâet'den) yavaş. (a. (a.i.i.c.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar.) 1.s. nısfiye ve girift'lerde. 2. muz.f.i. ebtine) çukur. içteki. (bkz: batın). 2.i. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. kamışlı dere. ağırlık. 2. büyük kannhhk.) içki sürahisi. 2.i. (a. kazın ötmesi. kuytu yer.c. haksızlık etme.) 1. butlân'dan) boş. bevâtın) 1.s. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur]. ebtân) 1. karın. tabiatı. butun.i.i. (a. cesaret. ağır hareketli. batrik'in c.) yavaşlık.

10.) l. Cenâbı Hak. yumurtlayıcı. sövme. hantal. (f.s. 4. oynatıcı.s.b. (f.) karına mensup.) baytarlıkla.i. 2. doğan [kuş]. karış. yan taraf. nesilden nesile. boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk. s. kuşaktan kuşağa. (bkz: alem-dâr.s. (f. (a. ayırma. (a. 5.) bekçi. (a. 2. (a. 11. canı ile oynayan.i. şehbaz. "baytariyye"].i. (a.) sürülmemiş. 8. 4. bauz bâver bayâtî bâ-vücûd-ki bâyeste bay-gân bâyız bâyi bâyiiyye bâyin Talâk-ı bayin bâyir bâyiste bâyiste-i hestî baykar baykara bayrak bayrak-dâr Bayrâmiyye baytâr baytara baytarî bayzar bâz bâz Ser-bâz Âteş-bâz Cân-bâz Kumar-bâz bâz-ül-Eşheb soydan soya. pek doğru.zf.) lüzumlu. (a. su kabı. veterinerlikle ilgili.i. canbaz. asrın sonlanyla XV. 2. (f.) 1.) muz. 6. hayvan hekimliği. bey'den) satan.) 1. (a. ayırıcı. (bkz: alem).i. sancak. (a. (a. [müen. katı. oynayan. 9. (a. beyzâ'dan) yumurtlayan. helak olma. açık.s. batâlet'den) 1. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir].s.) 1. (f. (f. yeniden. bez ve kumaş dokuyan. gerisin geriye. sövüp sayma. şarap. fr. 3. geri. 3. tasdik.i. acrobate. s. işsiz.s. (a.) sivrisinek. gerekli. (a. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba. koruyucu. Hz. (a. yine. karınla ilgili.i. kaz.i. 7. geri.i. kaz şeklindeki sürahi. işe yaramaz.) bayrak taşıyan. sertlikle tutuş. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat. 2. (a. (-i-) zor veşiddetle yakalayış.) 1. haraç. beyn'den) aralayıcı. (a.i. böbürlene böbürlene salınarak yürüme. kumar oynayan. 3. inanma.a. dönük. tekrar. kumarcı. malı çok olma. iniş. (f. 2.s. sen. (a. cesur. 13. s.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim.s.i. 2. satıcı. (f.) çulha. sancak-dâr). (a. başı açık.b. açılmamış. (bkz: bazr). ateşle oynayan. bununla beraber. pek büyük. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü.b.s.i.s. dilcik. ham toprak. şahin.) bayrak. rahmin başlangıcındaki et parçası.) böyle iken.) 1.) baytarlık.i. (o.i. tekrar. (bkz: maa-hazâ).i. (bkz: beyâtî). sel uğrağı.i. . lâzım. (a. mahvolma. kahraman.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. 12.) zarurî. veteriner. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. 2. (f.batnen ba'de batnın batn-ı kebîr batnî batş batt battâl battâliyye battâniyye Baûza.) hayvan hekimi. büyük karın. bir kulaç boyu. sağlam. gerekli. fark etme.s.

oyunculuk. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi.b.b. bir kaç.s.) 1. (f. halvet der encümen.s.) geri dönme.) geveze. parçası.) kadınk nişânesindeki fazla et.s. bir miktar.) doğancı.s.i. dedikoducu.b.b.) tüccarlık.a. 2.bi) oyun.s. ara-sıra. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. vukuf-ı kalbî'dir]. meç.i.) 1. (a. yüksek dağlar.s. kuşçu. beğenmeyen. (f. (bkz. bütün çarşı. geveze. (f.) bir şeyin küçük kısmı.i. tacir. s. (f.i. (a. dağıtan. (f. küfürbaz. (a. oyuncak. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı. (a. (f.) birazı. yâd-dâşt. çengilik. . ağzıbozuk.b. bir kısmı. pazarda alınıp satılan. geri kalmış. (a. alışveriş. (f. rakseden. (f.) vakit vakit. çarşı. nigâh-daşt. (f. (f.) doğancı.ba'z ba'zân bâzâr Şâhid-i bâzâr bâzâr-ı âlem bâzâr-ı Ukâz bâzâr-gâh bâzârî bâz-bân bâzbe-hazîne bâz-dâr bâzek bâzende bâzende-zebân bâzergân bâzergânî bâz-geşt bâzgûn.i. istihfaf eden.) oyun yeri. (f. (f.i. çengi. köçek. eken. 2. oyun.) oyun. 3. 2. (f.i. kimi. sefer der vatan.i. 2.) 1.) oynayan. pazar.) 1. kuşçubaşı. eğlence. bezl'den) bol bol veren. çarşı. uğursuz. zayıf ahlâklı kadın. dilcik. güç. gerileme. ekici. geri. yüksek.s. tekrar. kuvvet ve istidat. [diğerleri hoş derdem. vukuf-ı adedî.b. eğlence. yâdkird.i.b.) şen.i. pazı.b.) oyun oynayan.) hek. 2. bâşgûne). anlayışlı.) 1. boşboğaz. (a. (f. ters. (a. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad.b. vu-kuf-ı zamânî.zf. 1.s. avcı. 3. oyun yeri.i. kabiliyetsiz. dansöz. yeniden.b. (f-b.i. kuşçu. lâtîfeci kimse.i. (f.b.) köçeklik.) pazar yeri. 3.b.) zekî. (f. kafasız. şom. (f.s. 2. pişmanlık. eğlence yeri.) yüce. derisi kesilmek üzere olan yara. (f.b.i.s.i. (a.i. (a.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. durmuş.zf. bir takım.zf.) kuşçuluk.b. 1. bâzgûne bâzgüşâ bâz-hâne ba'zı bâzıa bâzıh Cibâl-i bâzıha bâzık bâzî bâzî bâzîçe bâyî-gâh bâzî-gede bâzî-ger bâzî-gerî bâzî-gûş bâzî-hâne bâzil bâzir bâz-keşt bâzmânde bâz-nâme bâz-pes bazr bâzû (a. (f. 2. bir kısım.) pazarla ilgili. yüce.b. çöküş. (f.s. (f. oynayıcı. pazar.i.i.) 1. bezirgan. başaşağı.i. pazar yeri.) küçük doğan [kuş]. 2. nazar ber kadem.) insandaki ayırdetme kuvveti.i. (bkz: sûk-ı Ukâz).) 1. (f.) Nakşî tâbirlerin-dendir. 2. (f.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler.b.b. 2. eğlence yeri. eğlence (f.

(bkz: behem-zede). 2.) kolbağı.i. i. 4. kendi başına.s.) 1.i.) 1.s. 2.) dudu. 2. (a. yeni doğmuş çocuk veya hayvan. 2) Ay. (bkz: veled-i gayr-i meşru). yerli ve yersiz. bol. arpacık [çıban]. gündüz. (f.zf. azgın bir canavarmış. yüksek [yer. dışarı.) 1. (bkz: pebga).) tarz. beçe beççe-i nev beçe-i hor beçe-i hûnîn beçe-i hûrşîd beçe-i tâvus-ı ulvî (f.i.) 1. fr. (f. (bkz: beçe-i hurşîd).e. (a. uygun. . huk.) "uzun kollu" 1. 2. uygun ve uygunsuz.c. 3. -e kadar mânâsını verir sabaha kadar. büyük. psittacisme. kanunu koyana göre. (f.i. iftira. nüfuzlu. (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. (f. (f.) birçok. gösterişli.bâzû-bend bâzû-dirâz -be dest-be-dest Tâ-besabâh be-ceyb be-der be-dûş be-gâyet be-hakkı be hakkı Hudâ be-hod be-hem-zede be-hükm-i kader be-hükm-i kadî be-hükm-i li-llâh be-kavl-i şârî' bebân. gençlerin tarzı.s. geniş. (a.) fels. şişman.s. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden.b. ağzın içi. yolu. [eski lûgat çiler. tepe].i. su ve şarap sızıntısı. (a. kelimelere -e hâlini verir. yakaya doğru.i. çok aşın. yürüyüşü. üstü yol yol tüylü. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler]. karaca. geyik. arslanın bile korktuğu.i.) 1. müdahaleci. geniş.i. bebbân bebbân-ı şübbân bebga bebgaiyye bebr. kadı kararıyla.b. Allah hakkı için. elele. (bkz: bühtan). yalan. gerçekten. (kanlı yavru) acı gözyaşları. z f. papağan. beçegân) insan veya hayvan yavrusu. (a. kaderin hükmüyle. bebir bec becâ' Ayn-i becâ' becâ becâ-nâ-becâ becâyiş becbece becce-i kûy bece becel becidd becîl becîr becrâ' beççe. 2. muhterem kimse. (a. (f.i.) değişme.) çocuk avutmak için yapılan gürültü.i.s. (a. üslûp. (a. itibarlı. papağanlık. zâlim. gerçek. ciddî. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır. yol.) 1. 3.s.i. gayet büyük. iri göz. Allah'ın hükmünce. karşılıklı yer değiştirme. omuzda. 2. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur. sözü geçer. şaşma. hokkabazlık. tuhaflık. kediye benzer. göbeği çıkık [kadın]. 2.) eski kitaplara göre. (f. pazvant (pazıbent).) sivilce. 2.) 1.) yerinde. son derece. yalnız. 4) ateş. avurt. (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. (a. (a. cidden. (f. iyi ve kötü. 5) yakut. hakkı için.

göreneği ve âyini kötü olan. fenalık öğrenmiş.s. bidâa'nın c. gebe.i. semizlik (a. bi-1-bedâhe). (f. talihsiz.zf.b.) 1.b. bedîh'in c. apaçıklık. şarap.b. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme.b.s. fırka. düşünmeksizin. bedî'. f. çirkin. değişme. yenilik.) yağlı.) 1. çöl. çölde yaşayanlar. ed.i.s. (f. karakteri bozuk. yavrusu olan. (bkz. kötü bir şekilde başlanmış.) başlama. (f. değiştirme.i.s.b. (f.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse]. mant. z f. şekil.f.) 1. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. dölyatağı.s.b.b.a. güzellik. (a. pessimiste. (bkz: bedâyi'-âşinâ) (a. bedâhet bedâheten bed-ahlâk Bedahş bedahş-i muzâb bed-ahter bed-âhû bedâih bedâih-ül-ukul bedâl bed-amel bed-âmûz bedân bed'an bed-asl bed-âvâz Bedânet Bedâvet bedâvî bedâyi' bedâyi'-i âsâr bedâyî'-i lâfzıyye bedâyi'-i ma'neviyye bedâyi' bedâyi-i âşinâ bed-âyin bedâyi'-pesend bedâyi'-şinâs bedâyi'-perver bed-baht bed-bîn (f.b.s.) işi ve hareketi fena olan. bedevî'nin c. 2.) soyu kötü.i. (f.b. (a. (f. (a. (f. semiz olma. aslı fena (f. (a. (bkz: bedûat). küçük silâh. 2 . pay.s. sanatçı. ed. (a. bahtı kara.s.s.b. "fena" mânâsına c.i. (a. 2. bedân) 1.f.i.) Bedahşan yakutu. fenalar.) geleneği. bed'in c. onunla (a. i.i.s. (f.b. (f. başlayış.i.a. fr.) birdenbire.) huyu. (f.) eşi ve benzeri olmayan güzel. vefasız.i.) fena gören.s. (f.) bedülik.s. (a. çocuğu.) 1.) 1. (a.s. (f. hisse.s.). akıllıca söylenen sözler. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi. çocuklar.b.) 1.i.a. f. 2. kara bahtlı.) bedeviler. güzellikten anlayan.i. ilkönce.) yıldızı.a.b. mânâ güzellikleri.) başlangıcı kötü.i. kulampara. savaşacak akran.) yavrular. (a.s.) güzelligi takdir eden.s. talihi kötü olan [kimse]. fenalık öğreten. yaramaz. göçebelik. 2. 3. (a.) güzellik tanıyan. göçebeler. trampa.s. (a.) bahtsız. kelime güzellikleri.f.b.s. (f. (f. anamallar. (f.s. (f. evidence.) "çocukla oynayan" gulâmpâre.) başlangıçta. (f. (a.) rahim. eserlerin güzelleri. mükemmel ve yeni şeyler. kötülük.a. fena. kötümser. i.) ahdinde durmayan. 2. .b. 3. (a.)sanatkâr.i.) bir çeşit kesici âlet.) fena sesli. bedevîlik. (f.beçe-bâz beçedân beçe-dâr beçe-gân beçegân-ı dîde beçek bed bed bed'-i besmele bedâat bedâd bed-âgaz bed-ahd bedâhe. gözyaşları.) mübadele. fr. beççe ve beçe'nin c. yaramazlar. hâmile.i.) sermâyeler.zf. bedîa'nın c.b.b. 2. nasip. yürüklük. ansızın.) güzel sözler.i. tar. (a. ilkin. çirkinler.i.

) fena görürlük. vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler.b. (bkz.) inkisar.s. korkak.s.s. (f.) fena kokulu.a. (a. (a.b.f. mukabilinde. cinsi bozuk. tar.i. beden ile.b.s. (f.) hâin.i. yâni emsaline uygun peşin para. (a.zf. (a. karşılığında.s. (f.c. [büyük memurlar giyerdi]. (f.b. (a. 3. (f.b. ten. tar.b. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık.) fena yapılı. bedeniyye beden-kâr beden-nûr (f.s.b. kokan.b. (f.) kaprisli.kaba [kimse]. budun) kurbanlık deve. bedelât) 1.b. Has yerine hazîneden verilen para. kambur. bed-çihre). huk. şahsen. askere gitmemek için verilen para. inatçı. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil.b.).zf.) nezaketsiz.a.b. aşk. (a.s. ilenç. ebdân) gövde.c. cisim. tar.) kötülük düşünen. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden. (a. 2.) yerine. huk.) hiçbir şeyi beğenmeyen.) nazarı değen. derman.) takat.i. 2.s. ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel. (bkz. hasetçi. .s. ( (f.) 1.b.a. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para.) bedene mensup. (f.). askerlik bedeli.) çirkin yüzlü. [büyük memurlar giyerdi]. vücutça.) bakkal. Terbiye-i bedeniyye (a. bed'an). (a.b.bed-bînâne bed-bînî bed-bû bed-bûd bed-bûk bed-cins bed-çehre bed-çeşm bed-çihre beddâl bedde bed-dil bed-dimağ bed-dua bed-edâ bedel bedel-i askerî bedel-i cizye bedel-i hâss bedel mâ-yetehallel bedel-i misl bedel-i nakdî bedel-i öşr bedel-i rakabe bedel-i tımâr bedel-i zeâmet bedelen beden bed'en bed-encâm bed-endâm bed-endîş bedene bedenen bedenî. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. vücut. (f. kötümserce.b. (a. (f. terbiyesiz. her şeyi fena gören adama yakışacak surette. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. zeamet. (f. güç. sonu kötü.s.) samur kaplı bir nevi ceket.b.) '.i.i.s.) biçimsiz.s. vücutla ilgili.i.i. Buğdan beyleriyle Dobra.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket.zf. (a.a. tar. tımar sahiplerinin haklarını.i. (bkz: bidde). çarpık. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi. korkak. karşılık. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. (f. kötümserlik.s.zf.b. (f.s.c. f a h y) . karşı. (f. (bkz: ivaz).) yüreksiz.

b.s. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin. bed-gevher (f.m. kapıya çıkma.b.(f. bedîh (a.b. soysuz.b. bed-güher [gevher] (f. sonu fena.b. gün gibi aşikâr hakikat.s.) meşhur.) başlangıç. bed-fercâm (f. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime. (f.b.) her şeyden şüphe eden. güzel söz söyleyen.) cevheri fena. bed-kâr). 2.) 1. bed'et (a. görünür. bedîhiyyât) 1.) kötülük. huylan kötü.s.zf.s.) başlamak. (bkz: be-ziztân). tabiatı fena.) her işin fenalığını isteyen. fr. onun babası Seyyit Mehmed.) aleyhte bulunan münafık. besbelli. mayası bozuk. delilsiz. 2.b. bed-hu[y] (f.a.c. bed-girdâr (f. birdenbire söylenen güzel söz. 2.s.f. i. bedevî (a. bed'etmek (a. bedîhî (a. 2. 3.s.b. bed-hâhâne (f.b. eşi ve benzeri olmayan. akla kendiliğinden gelen.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı. mayası bozuk. bed-hisâl (f.) âkibeti.b.s.a. bedi' (a.i.i. bedîhe-gû (f.b. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak.) içi.i.) çölde yaşayanlara uygun bir surette.) 1. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir. 2. ideal. bedîa-zâr (a.) 1. meydanda. göçebe.) dışarı. bedîdâr (f. i. bed-hâl (f. göçebelik.i.) şan ve şerefi büyük olan.zf. estetik.s. i. dedikoducu.) bedîhe.b. 2. açık olan. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim. bedîd.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat. bed-fermâ (f. düşkün. âşkâr.s. hüveydâ).s. Bedevî (a. septik. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan.b. bedevîyâne (a. kötü huylu.b. eşsiz ve görülüp işitilmemiş. garip. huysuz.b.) yaptığı işler kötü olan.s. başlangıç. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü. ed.i.) bedevîlik. bed-gû (f.s.b. bed'eten (a. düşünmeden. bedîa-i hayâliyye ülkü.) güzellik yeri.zf. Seyyit Ali'nin oğludur. açık. bedîhe (a. bedîa (a.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler. kötü huy. bedîhî'nin c. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi. bedeviyyet (a.) 1.s. söylemeye alışık bulunan kimse. bed-gümân (f. bed-hâh (f. mükemmel bir şeyi icâdeden.i.s. şüpheci.s.s.a.s. çölde yaşayan.i. bedîhiyyât be-der be-dergâh . 2.b. bed-fiâl (f.f.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden.s.c. i.) ilk başta. bedâyi') 1.) l. fenalık isteyene yakışacak surette. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı.) hâli kötü. tar.t.i.) hasletleri. kadın adı. bedestân (f. yeni.i. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey. (bkz.). (bkz.

sütü bozuk. (f.s. (bkz: ivaz). söz dinlemeyen "kimse.) andında. 2.i. bider) 1.) kötü adlı.) soysuz.s. sözünde durmayan.b.b.b. içi altın dolu kese. (a. bedevi.bedîhiyyet bediî bedîî kırâat bedîiyyât bedîl bed-kadem bed-kâr bed-legâm bed-lika bed-maâş bed-mâye bed-meniş bed-mest bed-mestî bed-mihr bed-nâm bed-nesl bed-nigâh bed-nihâd bed-nijad bed-pesend bed-peymân Bedr bedr bedr-i bülend bedr-i kâmil bedr-i münîr bedr ü kemâl bed-râh bed-râm bed-rân bed-rây bedre bed-reftâr bed-reg bedreka bed-reng bedri bedriyye Bedriyye (a.s. (f. yakışıklı. 3.i. (f. soysuz. (f. kötü damarlı [insan ve hayvan]. i. Bahâiyye. kötü sarhoşluk.) iyilik etmeyen. güçbeğenir. (f. zf. orospu.s. Kemâliyye.s.b. (a.s.s.) kötü huylu.a.b.s. (f.) 1. (a. 2. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma. (a. (f.s. (f.s.) kötü yüzlü. adı kötüye çıkmış.s.b.s. kademsiz. bayağı [kimse].a. dâima. delil.s. âsî. kadın adı.i. i.) ayın on dördüncü gecesi. 2. 3.b.i.].) 1.s. erkek adı. bu savaşa "Bedir Gazası" denir.) aslı kötü. işleri kötü idare eden.b.) işi.b. (f. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. işi. bezreka).s. süslü.b.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup. . dolunay.b. serkeş at"l. fena tanınmış. 2. sert başlı at.) 1. kötülüğü beğenen. (f. (f. 2. (f.) 1. (f.) ayağı uğursuz. kuzu.b. çöl adamı.b. (f. çirkin suratlı. kötülüğü metheden. kötü olan.) bedmestlik.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye.b. (a.) kötü düşünceli. 2. hoş.b.a. çapkın [kadın].) estetik. Necîbiyye'dir]. (f. i. [bedri kelimesinin müen.) hareketi. içi altın dolu kese. serkeş. gidişatı fena olan. (a.i.) soysuz. bir yazı stili.b. bedri).i.c. Ahmediyye. (bkz.i. rezil. huysuz. (f. ayın ondördüncü gecesi. (f. bir şeyin karşılığı. (bkz: bedri). ilm-i bedâyi').s. (f.s. müşkülpesent. kendini bilmeyecek derecede sarhoş. (bkz: bedre2).) "gem almaz. (f.) bedîhî olma.s. kötü tabîath. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi].s.) Hz.) 1. besbeüilik. sarhoşluğu kötü. (f. (f. hareketi kötü. (f.s. fena sarhoş. (f.) fena yola sapan.b.s.) aslı.s. insaniyetsiz. h. (a. güzel. ed. parlak dolunay. 2. güzellik. koyu arasındaki kirli bir renk. aslı fena.) 1.b. ayın ondördü.a.b.b.) açıkla.) kötü bakışlı. (f.s. açık olma.) yaşayışı davranışı iyi olmayan.b.) yol gösteren.s. soyu bozuk. 2.s.) rezil. 2. (f. kılavuz. lâtif.i. (f.) 1. (bkz.b.) 1. oğlak derisi.i.b. hareketi fena. aslı bozuk. i. (a.h. 2. sözünün eri olmayan. (bkz.

zf.) tavrı. omuzda.) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş. (bkz: atş).i. (f. .) daha kötü. Ahmediyye. a.) tabiatı.s.i.a.6. debdebe. niyeti bozuk.) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime.) eskiden kullanılan zırhlı elbise. . güzel yüzlü oluş.b.c. (a. bigas. (bkz.b.) azamet. tavrı. folluk. ağzı pis. (f. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar. (a.i.a.s.) kötü huylu. (a.b. kartal.b.a. (f. (f. kümes. lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî. behîme).) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri. pek ziyâde.bedrûd bed-sigâl bed-sîret bed-sirişt bed-sûret bed-şükûn bed-tâli' bed-tedbîr bed-ter bed-tıynet bedûat bedûh be-dûş Abâ-be-dûş Dûş-be-dûş bed-üslûb bed-zebân bed-zehre befm befş beft beftere befterî beganûş begas begayâ begayet begend beğnek Begter behâcet behâim be-hakkı be-hakkı Hudâ Behâiyye behak behâmîn behas behatt (f. (f.) 1. süt lapası. 2.).) omuza. Allah hakkı için.8) sayılan da kullanılır. omuz omuza. yürük at ve katır. tabiatı fena olan.b. (f. bedâat).) kuyruğu kesik.) güzellik.i.s. abası omuzunda. yüreksiz.b. (f-i-) bahar mevsimi. kefterî). yaradılışı kötü (f. bayağı adam. (bkz: zer-beft).s. beter. Zeyniyye. bagsân) 1. tasa.s. tezgâha mahsus ağaç tarak. (f. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2. ağzı bozuk.) 1.i.) fena düşünceli. (f. âşyân).b.i.i.s.s.) fena istekli. (f. bügas).s.). (a. f. esenleme.) eşkin. (a. Kemâliyye.i. (bkz. (f.) askerlikte keşif kolu takımı. [öteki şubeleri Bed-riyye.4.s. son derecede.e. (f. (f. herkes hakkında kötü söyleyen.) hakkı için. değersiz kuşlar arasında adı geçer]. (f.i. ("ga" uzun okunur. (a.i. soyu bozuk.) veda.) talihi kötü. aşın.). (bkz: şûr-baht). iç sıkıntısı. (f.i.a.b. (a.) pek çok.b. talihsiz.c.) sık dişli çulha tarağı. 2.s. bed-sîret). esenlik.a. yuva.1.s.i) susama. (a.) korkak.s. bidrûdj. (bkz.b.i. (f.) uğursuz.i. biçimi kötü. (a. [kelime "befem" şeklinde de kullanılır]. ödlek.) sütlâç.b. (f.z. ("ga" uzun okunur. (bkz. (bkz. (f.i. (bkz. ahlâksız.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık.i.a.) hâli.) keder. güdük [hayvan]. (f. (f. 2.a. (bkz: behek). ("ga" uzun okunur.i. gidişi kötü. (f. serseri. a. çok kötü.) yaratılışı.i. kötü dil.b. karga. Necîbiyye'dir].s.i. (f. (bkz.

hayır ve iyilik seven. (a. şirinlik. (bkz: bâhem).i.i.i.) 1. (f. soyu temiz [kadın]. mutlaka.s.) cennette oturan. (a. pürüzsüz ses. güleryüzlülük. behâ'dan) güzel.) 1. (f. hayvanlık. erkeğin memeleri büyük olma.i.) cennete gitmiş. 2. güzel hediye.s. şen. 2.s.) kaybolmuş cennet.) narin. (a. (a. (a. (bkz. . az su.s. sevinç. sıhhat. fr. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam]. (f. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir].s. güleryüzlü [adam].b. 2. (f. (f.s.) keyfi her zaman yerinde olan [adam]. mutlaka. (f. behîre). hep bir yerde.behbûd behc behcet behdel behek behem behem-ber-âmden be-heme-hâl behem-zede beher be-her-hâl beher-mâh behet behhâs behîc behîce behîle behîm behîme Behîmî behîmiyyet behîr behîre behişt behişt-i dünyâ behişt-i gümgeşt behişt-âşiyân behişt-hırâm behiştî behiştî-rû behişt-nişîn behişt-sîmâ behişt-zâr behîte behiyye. hebetude.) behişte mensup.) iyilik. (a.i. hep bir yere. (a.s.b.a. (bkz.) güzel ve gösterişli genç [erkek].s. (f. (f. (bkz: adn.) hayvana mensup. erkek adı.) 1. (f. sevgili. kızmak.).) cennet gibi güzel yüzlü.b. topluluğu bozmuş. birikmek.s. (f.) l. her biri. (bkz. dik.i. 2. (a. 2. (f.m. behkele).i.) cemiyeti dağıtmış. sağlık. güzel. (a. bihişt. (a.) her ay.i. behcet'den) şen. hayvanlık hâli.). uçmak.s.i. her bir. (a. 2.c. kadın adı.) cennet gibi yer. (f. (f.) huri gibi güzel yüzlü. nefret. bahhâs). (a. güzel. (bkz. yalan söz.i.zf. 2. lanet. fırdevs).) emir ve işte çabukluk. (bkz: behkene).) 1.b. (bkz: behîle). (a.) iftira.s. s. toplanmak.s.i.b. düz siyah şey.b.) her halde.b. 2.b. güzel idare.i.).s. (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi. (a. ince ve güzel vücutlu kız. güzellik.b.).b. sütlâç.s. elbette.i.) 1.i.) her.s. 2.zf. cennetlik.s. bir işi çabuk görme ve tutma. nasıl olursa olsun.s.) 1. müteessir olmak. meç. behâyim) dört ayaklı hayvan. hayvanı. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. (a. sırtlan yavrusu. az şey. Basra civan v.a. (a. (f. (a. (f.) toplu. (f. (f.) cennet. behî Hediyye-i behiyye idâre-i behiyye behkele behken behkene behkeşe behl (f. 3. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam].) 1. birarada. (a.a.i.i. behak). alacasız hayvan.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın].zf.) meskeni' cennette olan (= merhum). (a.) her halde. güleryüzlü [kadın]. behâim. Şam ovası.

) çok ziyâde.i. bühüm. paylı.i. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş. (f. kaba. (bkz: bühme).s. (f.i.s.) 1.) onun için. erkek adı. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot. beyaz pide. (bkz: behre-dâr).) 1.) sakîl. 2.) behremendlik. faydasız.) şerik. (a. 2.b. tedbirli. güler yüzlü. çirkin [adam]. kırmızı gül. 3. iş.i. kavrayışlı. (a. mesafe. ortak. ümidin boşa çıkması. bühlel). (bkz. 2. (bkz. kırmızı düzgün. kırmızı gül. (bkz: behrâmen). hayır sahibi. (f.s. bihâmât) 1.) l.i. 3.i. (f. boşuna.zf.i.) 1.güleç.zf. oğlak.) burgu.h.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. bühlûl).i.i. pay. eksik veya ayan bozuk para.i.i. arzuya bırakılmış şey.s.i.s. iyi huylu ve dâima gülen kadın. Hindlileriıı ibâdeti. boş. çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı. bâtıl.c. c. kuzu. (a. (a.) 1. 3. (f-i-) (bkz: behrâmen). çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür].s. 3. (bkz: nıatkab.i.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare.b. miskab). 2. saç ve sakalı kına ile boyama. 2. işe yaramaz şey. fazla. 2. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur. çok gülücü.b. 2.b. bihâm . (a.i.) abes. filan. 3. (a. (a. (f. (f. bâh-nâme). (bkz. . (f. (f. 2. (f. keçi otu. (a. 2. (f. 4.) behrelilik.) 1. bot.) 1.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup. kadın adı. beyhude.) hisse. nasip.) 1.) 1. anlayışlı. (f.i. asfur çiçeği. maymun. hisseli.) yumuşak [yer]. her renkte olan leylâk çiçeği. 2. ortaklık.) şişmanca ve vücudu güzel kadın.h. bir nevi kırmızı yakut. ondan dolayı. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru . kısmet. filanca. (f.b.i.) asfur çiçeği.i. 2. yeşil elbise. güler yüzlü. (f. delice hareketleriyle meşhur olmuştu.) 1. (a. 2. c. (f.i. çok gülen. i.i.s. uzaklık. hisseli. 3.) kalın kuşçu eldiveni. buzağı.) behreli. 3. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi.behle behlel behlûl Behlûl behmân behmâr behme behmen Behmen beh-nâme behnân behnâne behnâne behne behneke behnes behr behrâ behrâm behrâme behrâmec behrâmen behrâm-tel behre behre-ber behre-berî behrec behre-dâr behre-dârî behrek behrem behremân. felâket. (bkz: behrâmec). (f.) . (f.i. 2.s. iyi huylu ve dâima gülen adam. yaralardan gelen irin. 4. [doğrusu pehnâne'dir]. (f. behremen behreme behreme behremend behre-mendî (f. (f.b. kadınların kullandıkları allık. Merih yıldızı. (a.) behreli. (f.) 1. (a. pay-hhk.) şeriklik.) 1. Acem pehlivanlarından birinin adı.s. 1.i. (bkz: bâhmân). (a. (a. 2. (bkz: behre-mend).b. zekî. behrelilik.s.

) 1. donakalmak.s. geniş meydan. kazanmak ve maksadına ulaşmak.) dediğine göre. çardak. avuçta.zf.) maksat ve meramına ulaşan. yer altında hayvan ağılı. az şey. (a. (bkz: küfv. göğsün içi. çok içki içen. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur.i.s. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir. yalan. sebat. (a.i. a. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik.) yalan söyleme. pejmürde.i. (a.) 1. (f.) geçim darlığı. (a. (bkz: mebhût olmak). pesmet. (bkz: Mekke).i. (a. muâdil). sözüne göre. hüzünlü. (f. 2.f.i.) dilsizlik. yırtık. ("ka" uzun okunur. kızoğlan kızlık. kanunu koyana göre. kızlık.behrever behre-yâb behs behsûs beht behte uğramak behtere Behûriyye-i halvetiyye behût be-hükm behv behv.i. 3.c. 2. (f. (bkz.i. (bkz: nail olmak). ileri kakma. 4. behve behz beis bejendî bejmân beka beka-yı şöhret bekâm bekâm olmak bekâmet bekâr bekâret be-kavl be-kavl-i âri' be-kef bekîl bekîm Bekke Bekkem bekre bekrevî bekrî Bekriyye-i Halvetiyye beksimat bektâş (f.i.) hiç evlenmemiş.s.).) akran. yaslı. (a. "ebhâ. şöhretin bekası. eş. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. hayranlık.) 1. (a. (a. cumba.zf. bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira. (a. yiğit [adam]. bikr).a. 2.b.) el içinde.) bir miktar. (a. Edirneli olup Alî-yür-. kederli. (a.s. yer.) hükmünce. ermek.i. genç. (a. 3.h.zf. (bkz. köşk. ebkem). sofa. salon.i.i. iyi nâmın kalması. kahraman.s. içkiye düşkün adam. (a. sarhoş. 1039 (1629/1630)]. kuyu vesâirede kullanılan çark.ö. . dökük.) hisse ve nasîbi olan. (a. peksimet. 2. [bu iki mânâdaki c. şiddetle göğse vurma.) erkek görmemiş kızın hâli. (f.i. erken. fr.) katı ekmek. (bkz.) devam. ? . 5. (f. (d. boğazdan mideye kadar olan aralık. 3.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. (f. şaşakalmak.i.ûmî'den hilâfet almıştır. neşe ve güleryüzle karşılama. misafir odası. süslü delikanlı. rahim ile mahrecinin arası. (a.i. bühüvv" gelir]. yılmamazlık.) yakışıklı. (f. 4.) Mekke'nin eski adı.) 1. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur.) l .i. s. (a.s. (a. sabah. çıkrık. 2. cür'et. s. (f-i-) l.b. (bkz: bikâmet).) hisse ve nasibini almış. (bkz bakkam). hükmüyle. ahras. makara.i. ergen [kimscj.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire].) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri.) kırmızı boya ağacı.b. (a. bâkilik. 2. evvelki hal üzere kalmak. 2. 5.) dilsiz [adam].i.s.) şaşkınlık. be's). (a. b. (a.s. (f. alalie.i.i.

b. (a. (bkz: beyân).s.s. yutulma. musibet. (a. (a. 2.s. (a.f.b. (a.) ilk doğan çocuk. (a.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen.) çöller. kuruntular. terbiyesiz.) belki. kalın kafalılık.) belâ çekmiş. uzdillilik.) ilk evlâtlık. (bkz: ârî. alıklık. bülukka'nın c. (a.) bülbüller. ed. yaratılış belâsı. âfet. lokmanın yutulması. gelin tacı.i. tasalar.s.) 1.b.i. uzdilli olana yakışacak surette. . (kara belâ) meç.i. pisboğaz. (f. (f. (a. emme.) belagat füruşluk. (a. eziyet ve sıkıntı çeken.s. (a. obur. iyi. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva].) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse.h. olaylar. ıslatış.) bönlük.i. apansızın gelen belâ.) vesveseler.i. apathie. abrutissement. kusursuz. yakut.) 1.) 1. kötü kimse. ceza. (a. (a. (a. (a. hayhay. (bkz: anadil).) belâ çeken. (a. gevşek. (a. yetiştirme. güzel. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır]. acı olan hâdiseler. 2 .) ayaklan alacalı olan at.s. pekî. şey. eşitlik.i. (a.zf.f. belâya) gam. ve i. ilâhî teblîgat. 2. belâd belâdet belâdır. zümrüt gibi süs eşyası. telâşlar.) 1. 2 . kopmuş.s.i. çözük.i. fr.f. [kadınların kullandığı]. belî).) uzdillilikle. (a. (a. 2.) uzdillilik taslayan. sözün düzgün.s. belâdûr belâ-dîde belâg belâg-ul-mübîn belâgat belâgat-fürûş belâgat-fürûşâne belâgat-fürûşî belâgat-perdâz belâhet belak belâ-keş belâ-keşîde belâkîk belâl bel'am müsâvîlik. büyük gaile. (bkz: bilâl).b. ilk evlat. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı. (a. yeniçeriler. (a.i. yutma.i. bülbül'ün c.b.) 1. aç gözlü. sersemlik. iki belâ arasında berzah gibi olan yer. düşük.e. belâ savmak için verilen sadaka. 2.) 1.i.f. budalalık. Hz.i.b. altın. günahkâr. Kur'ân-ı Kerîm. pürüzsüz söz söyleme. elmas. 2.) 1.s.i. (f. uzdillilik. belbâl'in c.) su gibi ıslatan.i.bektaşlık Bektâşî Bektâşiyân bekûrî bekûriyyet be-küsiste bel' bel'-i lokma bel bel belâ Kalû-belâ belâ belâ-yı berzah belâ-yı hilkat belâ-yı nâgâh belâ-yı siyâh belâbil belâbil belâde. (a. çözülmüş.s.f.e.) 1.f.c. kopuk. bektâşi'nin c. yetiştirilen söz. 2. evet dediler. ıslaklık. (a. eriştirme. belâya çatmış.b.) izansızhk. akılsızlık. (bkz: bilâ-de). (f. keder. yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı. gayet zor iş. düz ovalar. fena şey.i.) ökçe. müzevir. gümüş.f. Bektâşiler. (a. (f.) evet.i.) belâ görmüş.i.

bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire.c. (bkz: belendîn).s. ahmak.zf. Can-be-leb canı dudakta.) beliğcesine. bir çeşit yerli kumaş. beliyyât (a.) pelit ağacı. sar-mısak.e.f. telâş. belîd (a.c. 2. ıslanmış şey. belâbil) vesvese. tasalar. küçük aptest bozulacak yer. bilâh) arkası büyük. kasavetler.) saban [çiftçilikte]. dağ soğanı. (bkz.s.s.s.f. kuruntu. harap ve boş [yer].b.s.) belâya uğramış.) alaca. beliyye (a.).) felâketler.i. tasalar. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere.) belâ tartan. belendîn (f. beledî (a.) tenha [çöl]. kederler. gamlar. belme (f. bellût-ül-arz bot. düzgün söz söyleyen.) şehir.) 1. Beled-ullah.i.) kabasakal.i. belâ).) 1.i. tasa. belki (f. memleket. belbâle (a.) dudakta. belka' ("ka" uzun okunur. belediyye (a. balsama ve bu ağacın yağı. 2.) 1. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır]. memleket. mihnet. bir çeşit haşhaş.) bot.) felâketler. 2.) 1.i.s. pelesenk yağı ile "ilgili.c.i. bellûa (a. ıslaklık. ahmaklık. 6. (bkz: bülend). (bkz: belend2).b. serin rüzgâr. belmâ-rîş). bir şehrin temizliğine. buldan) şehir.s.f. temreni. beliyye'nin c. keder.) 1.) 1.i. ok mahfazası. 2. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme. (bkz: ârî. belensem (a. alaca bacaklı [at]. hastalıktan iyileşen. yaşlık. gamlar.s.i. belmâ-rîş (f. iyi su verilmiş çelik. belbâl.i. yağmurlu. 3. beled (a.i. beleh (a. belka' (a. düzgün [söz veya eser]. 5. s. 2. beliğ (a. kılıcın cevheri ve menevişi. budala. bülega) 1. belend (f. belî (f. sersem.) katran. kapı pervazı ve çerçevesi.i.b. belâdet'den) iz'ansız. belîl (a. bilâd. kaba şey.e.c.b. kasaba.s. zafer. belâyâ (a. belâya. (bkz.i. beliyye'nin c. 4.) evet. kılıç. ne bilirsin. cevherli.s.) bönlük. fasîh. belâgat'den c. belvâ).zf. belesân (f.i.) belediye. be-leb (f. kavga. 2. belde (a. belâ-senc (a. bellût (a. iri. 2.(f.) ihtimâl. pencere çerçevesinin alt tahtası. 2. belme-rîş (f. cilt bezi.) faydasız. fasîh ve düzgün olarak. beliyyât) felâket. belîha (a.b. keder.s. (bkz: belibil). bell (a. geniş olan kadın. belâ-zede (a.i. ahmak. hattâ. belel (a.i. pelesenk ağacı. belîg-âne (a. belsemî belârek. memleketli.i. düşkünlük. fasîh.s. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş.s. belbûs yabani soğan. umulur. mücâdele. ölecek halde. olabilir. tasa. i. belâlek . yer palamudu. belmâ. şehirli.i.) kapı pervazı. kasavet. belham (a. bön. meşe palamudu.) ıslatma. kederler. a.

i.i. [bâzan "el" mânâsına da gelir]. bül'ûm). ekin. 4. hîleci.) kırlangıç. kurşunlar. [kelime "kesb-i belûl" veya. (bkz: tercî-i bend. (f. felâket.i.) keder.i. bender'in c.) bot. (f. meşhur.) defa. (f. 7 . (a. alâka.i.h. tasa.) "ban otu" denilen.) nakışsız. bunduk'un c. fr.i. (a. ilgi.) parmak ucu. 2.) 1. [nazımda bem şeklinde kullanılır]. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası. (a. benetnash. bağlayan.i.). (f. 2.belsemiyye beltem belû' Belûcî belûl bel'ûm belûs. mafsal. kadın kısmı. sûz-i dil. semiz kızlar.) [doğrusu bül'ûm'dur]. kınaçiçeğigil-ler. baraj. 2. (a. kan çıbanı. hastalıktan kurtulma.i. bebekler. (a.i. 2. (a.) 1. palamut. (a. bağlama. muz. pes perde.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. bülûs belût belûtiyye belvâ belvâje belvâye belvâz belyâd bemm Zîr ü bemm ben benâbe benâdık benâdir be-nâm benâm benân Müşar-ün-b'il-benân benât benât-ı Havvâ benât-ı na'ş benât-ül-lahm benâver benbek benbel benc bend bend-i âhenîn bend-i dil bend-i hisâr (a.i. terkîb-i bend). (bkz: ekûl). bağ. parmakla gösterilir. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır]. (f. bint'in c. sâde kostüm.) 1. fındıklar. kadınlar.i. 3. (f.s. palamutlar.) kurtulma. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım. birini emri altına alma. ekşi şey. nöbet. (a.b.s. "-bülûl" şeklinde kullanılır]. ticâret iskeleleri. 2. lât.s. 1) naaş kızları. çitlenbik. balsaminees. meşhur. (f. (bkz.) parmaklar.) namlı. bağlanmış. (bkz. (a. bâm2).i. sevgi. dolan. (a. (f. 3. (a. madde. duvardan dışarı çıkan direk ucu. kızlar.) peltek [adam]. makale. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna . 2) astr. ["bene". (demir bağ) kelepçe. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot. (a. s. e d. etli. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır]. tevazu. (bkz. (f. boğum. parmak uçları.) bot. 6. beliyye. ıztırap. fıkra.i. (bkz: bülûl).) 1. ünlü. gam. 8.i. (f.) ticâret yerleri. meşe ağacı.i. meşe ağacı meyvası. 1. gönül bağı. bel'den) çok yiyici. (a. harman.i.) bot.) 1. 5 .) iri çıban.i. 2.i.s. 3. su mecrası için yapılan kemer. yuvarlak. 2. rabıta. ing. bilye). yalan.i. bağ. pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir.) çıkıntı. yular. (f. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı.i. su biriktirmek için iki dağ arasında yapılan set. (f. (a. tambur gibi çalgılara takılan tel. ekşi elma. muz.i. kuklalar. (bkz: beng).) l. bağlı.) Belûcistanlı.i.hîle. kanun. (a. en ince ve en kalın tel. (bkz: bünbek). Alkaid. fr. eta Ursus Majoris. s.i.i. 2.) 1.

gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet.zf.i.i. köle.) kul.bend ü belâ bendaka bende bende-i direm harîde bende-i efgende bende-i halka-begûş bendeferman bende-i üfkende bende-i hirîde bende-niz bende-gân bende-gî bende-hâne bendek bendene bende-nuvâz bende-nuvâzâne bende-perver bende-perverâne bende-perverî bender benderek bender-gâh. (f.s.i.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme. çâker-hâne).b. (f.b. hiddetli bakma. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra. bende'nin c. (f.b. mendirek.i.) bende-pervercesine. abd). (f.c.b. Makam. kopça. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale.) küçük iskele. (f. (f. bender-geh benderz bendeş bende-zâde bendî sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir. şehir. ubûdiyyet). bendeye mensup. (bkz. kulluk. re bekar.i.i.) kölesini.b. (f.) atılmış pamuk yumağı.i. (f. . (f.b. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır. pûselik'in re şeddi yapılarak. 2.s. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan. satın alınmış köle. adamını taltif eden. kullar. bendegân) 1.i. emir kulu. (f. Pûselik için re bekar. vurgun kul. esir. (f. sultânî-yegâh icra edilmektedir. kulunu. kölenizin evi (= bizim ev).). itaatli. (bkz.) 1. (bkz. intisâbeden.) köle çocuğu.i. düşkün köle. liman. 2. meç. kölelik.i. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. işlek ticâret iskelesi.zf. (f. bir şeyi fındık gibi ufaklama.) bende-nuvâzcasına. köleye ait.) işlek iskele. ferman kölesi. iyi muamelede bulunma. bendeş). (f. öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde. adam besleyici. pâdişâh hizmetinde olanlar. kulağı halkalı köle.c.b. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi.i. benâdir) ticâret yeri. köle.a.) çuvaldız. (f.b. kul. (f. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek. eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası. (a. (bkz. sert bakış.) 1.) [eski nezâket dilinde] köle evi.i. (f. (f. meç. bendîme.b. bendelik. bağlı. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı. 2.i. köleler. köle. sultânî-yegâh için de sol bekar.i. (bkz. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü.) esir. para ile satın alınmış köle. 2.i.) köle besleyicilik. (f. bendek). sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır.) 1. [eski nezâket dilinde] köleniz. taraftar. Makam umumiyetle inicidir. (bkz: bendime. bendine).

(f. i. [bu resim. (bkz.s.menekşe tarlası.s. asıl.) 1. (f. palamar. tembellik. (f.bendîde bendime.i.).) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış. küme.) yığın. (a. menekşe rengi.) oğullar.i.) cetvel. Ademoğullan. (a. [benî kelimesi.i. (a.) 1. çekinme.b.i. (bkz: benefsec).b.) 1. (f. akıllı.i.) menekşe renkli.) "Kâ'be-i muazzama". (bkz: menefşe).) kötülükten. burçak nevinden. bendene. fenalıktan kaçınma. i. menekşe.s.i. (f. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu. bendîme bendîne bendiş bend-rûg bendukî bene benefsec benefsenciyye benefş. mor. keçeden yapılmış Türkmen evi. (a.) oğula mensup. bendine). esrarkeş.) 1. 3. bağlı. (f. violacees. 2. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş. (bkz.i. 2. benâyık) 1.s.) menekşe.) bot.b. 2. (a.) çocukları uyutmak için söylenen ninni.i. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur. temkinli [kimse]. oğullar. (f. ip. 2. (a. (f.b. köle olan. Emevîler. dülger.i. ibn'in c. (f. (a. kanal. (a i) .i.i. s.i. binâ'dan) yapı yapan.i.) çok zaman çorap yapılan adî ipek.i.i. (f. (f. mercimeğe benzer bir mahsûl. (f.i. eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı. fr. (f. esas. Yahudiler. su bendi. ihmal.i. esvabın koltuk altındaki parçası. menekşegiller.i.) keten bezinin en iyisi. . (a.) . i. insanlar. esir. (f.i. 2. Hâşim oğulları. 2. küçük çitlen-bik. c. savat.) 1. (a.b. (f. düğme. oğul ile ilgili. mimar.c.) bot. s. (bkz. (f. kalfa. İsrail oğulları. atın göğsünden yukarı. bağlanmış.) benk tiryakisi. binan) güzel koku. ilik. (f. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi].s. esrar. (f. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır. benûh (f. bendime. (a. temel.) tar. (a. 2.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir]. (a. (bkz: bene). bendîme).i. insanlar.i. benve). c.i.i. gökyüzü.) mor renk. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak delik. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı.) menekşelik. benefşî benefşe benefşe-gûn benefşe-zâr benek benek-i büzürg benes benevî benevre beng bengâh bengere bengî benî benî Âdem benî beşer benî Hâşim benî İsrâil benî Ümeyye benîk benîka benîn Beniyye benka bennâ bennâk benne benş benû.) 1.) ince urgan.

ber (f. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman.) fazilet.b. aksine. hasta iyiliğe dönme. buru1). müsâvîlik. berâhime (a. benû. bir hizada.benûn. kucak. en.s. genişlik.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri.) oğullar. getiren götüren. berâhencîde (f. 3.) tersine. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. gönderilmiş. berât gecesi Peygamberimize.i. h. bir arada. başkanlan. 7. yaratma. (bkz: bur'.) dudu. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller. ber (f. üzerine getiren. (bkz. meme. berâbire (a. berânis (a. benûh).s. papağan. Bermek). bepga ("ga" uzun okunur.) l.)tarla.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma. meyva. berâber (f. harman. leke hastalığı.) mafsallar.) üzere. kesin deliller. f. meziyet.i. aşağıda olduğu gibi. ber-nehc-i şer'î huk.) çekilmiş.) çöller.i. farksız.i. beras berâsin (a. 2. berât (a. Berâmike (a.). Semen-ber ak göğüslü. [berg'in hafifletilmişi]. berâgîs (a. berâh (a.i.i. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller. berârende (f.i.b. göğüs. berâhîn-i katıa kat'î. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi. Bermekî'nin c. ben-vân (f-b. bürhân'ın c. bürnüs'ün c. berriyye'nin c. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman. abraşlık.) yola çıkanlmış. müsâvî. berehmen'in c. berât-ı cibâyet vergi.c. (bkz: bürnüs).e. berâhîde (f. berârî (a. olgunluk. aklanma. bürsün'ün c. farksızlık. [çok zaman silâh hakkında]. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika. -ber (f. bir kitabın. bürgus'un c. ber' (a.s.) üste getiren. berâat (a. berâhîhte.) yırtıcı hayvan pençeleri.a.i. iyilik. şer'î usul veçhile. genç kadın.) açık. berâat-i istihlâl ed. 6. i. berevât) [eskiden] rütbe. ber-vech-i âtî. çıkanlmış.i. bir şiirin veya bir makalenin başında.e. ekin bekçisi. yemiş. berâbir. 5. yollanılmış. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren. aklık.i. bebga).) deliller.s. aklık. (bkz. berâberî (f. 2. benû (ibn'in c. . peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi. işlenmemiş ve ağaçsız bölge. evin kapısı. anlık. tanıklar. 8.) Berberistan adamları.i.i. tanıklar.i. berâhîn (a. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış.) alan.) pireler.) beraberlik. boğumlar.) birlikte bulunan.i bürcüme'nin c.s. ber-akis (f. berâcim (a. berâet (a.i.i. yaprak. sîne.i!) 1. Dil-ber gönül alan. benve (f. güzellik.). 4.i. sahralar.). (bkz.

i.) berber dükkânı. (f. tedâvî için.i. münasebetsiz. (f. hemcins olması dolayısı yla. 2. ed. 2. sundurma. çardak.) 1. (f. bilgi vermek için. kirli. (a.i. devşirilmiş. erbezi üstü. karşılamak için. epi-didyme. yerinde değil. fena. Türk halısı. bütün halk. [bunun dışındakilere reaya denirdi]. 2. (f. (f. berbâre ber-batt ber-belend ber-bend berber berber-hâne berberî Berberistân ber-câ Nâ-bercâ Pâ-bercâ berced ber-ceste Bercîs berçîde berçîde-dâmen berd gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman. kibarlık îcâbı. cinsiyet için. doğru ve münâsip. uygunsuz. (a.) soğuk. viran.) anat. (a.s. (a. "Müşteri" denilen yıldız.e. ayrılmış. (f. 3. sorgu maksadıyla.s. yaratıklar.) fukaraya verilen eski elbise. evin damında bulunan oda. (f. sütü çok olan deve. sebat edici. seçme. doğrulamak için.s. 2.b. tıraş eden. (a.) 1.s. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı.) 1.) yemiş ağacı.s. kalın kilim.i. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. seçilmiş şey. .i. (f. (a.) 1.s. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse. (h. (bkz: cihân-nümâ). maksadıyla. harap. zahmetsizce hatıra geliveren. iş için. (f.) rüşvetler.i. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç. perişan. hava değişimi için. beriyye'nin c. 3. münzevî. insanlar. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli kısmı. lir. (bkz: çespân).) eteği toplu.) Berberler ülkesi. bırtîl'in c.i. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim.s. (f.b. tasdik etmek. (f. bircîs). (f.f. (f.s. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey. 4. 2.b.) toplanmış.i.b. dünyâdan elini eteğini çekmiş.b.) l. tam.i. sabit. gezinti için.s.) yerinde. (f.b. nezâket.) için.s. mahlrkat.oturan halktan olan. (a.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. kaz göğüslü. sağlam ve lâtif.) Berber kavmine mensup olan.i. 2.) gayet yüksek yer veya rütbe. halkın. 2. halk. 2.i.i. kameriye.s. fr. hatır için. lyre. hediyeler.) 1. f r.berât-ı terhânî berâtî berâtîl ber-âver berâverde berây berây-ı cinsiyyet berây-i hâtır berây-i isticvâb berây-i istikbâl berây-i ma'lûmat berây-i maslahat berây-i nezâket berây-i tasdîk berây-i tebdîl-i hevâ berây-i tedâvî berây-i tenezzüh berâyâ Reâyâ ve berâyâ ber-bâd berbah berbâr.) 1. 2. saç kesen kimse.) 1.b.) 1. (bkz. (a. pis. tahtaboş. 3.

) kocakarı soğuğu. keskin hançer. (bkz: ebrencen. (a. 2.i.s. 2. kılıç.i.berd-i acûz berdâht berçîn ber-dâr berdâşte berde berde Dâ-ül-berdet berdegî Berdeng ber-devâm berdiyy ber-dûş Hâne ber-dûş berd-ül-acûz bere bere-i felek bered ber-efşân berehmen berehmen. 2. bende). (f.i. (evi omuzunda) serseri. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır. 2.i.) 1. mîde dolgunluğu hastalığı.b. parlatma. (f. yok eden. Tabiî mertebesi 32/4 dür. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki.c. tutsak. bir köy. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir. hamel burcu. berâhime) 1.) devam üzere. omuzda. kılıcın suyu. nakışsız ipek kumaş. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı.) puta tapan. saadetler. (f. (bkz: bürehne. karavaş. esaret. asma ve kabak çardağı. (f. (bkz: bü-rehnegî).) muz. (bkz. (a. (f.) hek. (a. i. pala gibi âletler.) 1.s.) 1.) 1.) ' kölelik.i. yukarıya kaldırıp atan. (a. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır.) çıplaklık. bereket'in c. (f. Hicaz'da bir dağ adı. (f.s. (a.) 1. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk]. (f. (bkz.i. (f-s.i. sivar). Türk müziğinin büyük usûllerindendir. (f. bereketler. düzleme.i. mutluluk. salbedilmiş. bir yana atan. 2. (bkz: hamel).b. 2. mutluluklar. 2. üste. asılmış [insan]. Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç.s. kâr.) 1. hayırlar. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. devamlı.s.i. Brahma dîninde olan. 2.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. . 3. (a.) 1. hasır otu.) esir.c. 2. daimî). Suriye'de iki nehir.b.s.) toplayıcı.i.) en çok fırtınalı havada yağan dolu. maslûb).) kuzu. pürüzünü giderme. yükseğe kaldırılmış. (bkz. (f. (f. b. saadet. üryan). dâim. yemişli. (bkz: berd-ül acûz düzeltme. kadın bileziği.i. (f. 3. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları. (a.) omuz üzerinde.) çıplak.) yükseğe kaldırılmış. 2. (a. peşrev. mîde dolgunluğu. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir.i. Bu usûl.s. köle.s.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe. on iki burçtan biri. (f.s.i. (bkz. yükseğe çıkarılmış. meymenetler. meymenet. bolluk. Tanrı kelâmının verdiği feyizler. esirlik. berekât) 1. (f. cilalama.a. bolluklar. berencîn berend berendâhte ber-endâz kocakarı soğuğu. (f.zf. bolluklar. (f. herek. berhemen berehne berehnegî berehrehe berekât berekât-ı kelâm-ullah bereket berem berencen. perdaht). Tanrı vergisi.

malzeme.b.) karsuyu. bot. iyilik severler. (f. (bkz: gaşiye1.) geçimi güçleşmiş. düşkün.) [eskiden] rütbe. (f.) kardan. pâdişâhlar tarafından verilen beratlar.) yüz çevirmiş. karlı soğuk su. 2. nemed-zîn). berr'in c.s. (bkz: berg--bîd).a. ejder.b.s. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu. [kelime Farsçada "azık. bot.i.) kar. (f.i. yüz çevirmiş. (f. göz kapağı.s.i. (f.s.s. 3. (a.) bent.) fena talih. sonbahar. haşa. takat. (a. ağaç yaprağı.s. (f.) yaprak döken. (f.b. (f. hazırlık. yiyinti.) günü dönmüş.b.) ezberlenmiş.) 1. (f. (f. (f.) kara batmış.) hayır sahibi olan doğru kimseler. s. yeşil yaprak. s.) buzhane.) yaprak döken. yaprak dökümü. talihsiz. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi. (f.) ağzın dış kenarı.b. (f. g. (f.b.s. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki.b.s.s. berfûs berg berg berg-i bîd berg-i çeşm berg-i diraht berg-i gül berg-i hâllkârî berg-i hazân berg-i ıtrî berg-i sebz berg-i ter berg ü nevâ berg ü sâz.b. . asker. karı eksik olmayan.ber-endâze berere berevât berevât-ı şerîfe berf berf-âb berf-âlûd berf-dân berf-dâr berfend berfîn berf-nâk berf-pâre berfûz.i. (f. s. yük.s. bot. sonbahar. sıyrılmış. azm. talihi ters. su biriktirilen yer.i. mal.b. (bkz: berig).b. güzel söz. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir].) kış yaz karlı olan. dal budak. (f. (f. gül yaprağı. çekilmiş. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi.s.s.s.) yaprak. (f.i. ters olmuş. tartılmış. nağme.) karlı. (f. dudakların çevresi. kuvvet. 1) yeşil yaprak. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar. karlık. 2) hediye. 1) söğüt yaprağı. (f. gereç. (f.) tersine dönmüş. ahenk.i.) büyük yılan.) yıldızı tersine dönmüş. berg ü bâr berg ü şâh bergab bergamân bergâşte berg-bîd bergerde bergeşîde bergeşte bergeşte-ahter bergeşte-baht bergeşte-hâl bergeşte-rûz berg-rîz berg-rîzân bergüstvân (bkz: ber-endâz).s.b. berg-i bîd).s.i.i.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü. çini veya tezhipte kullanılan. s.b.). (bkz.i. g. 2. (f.i. (f. niyet. güz.) su bendi. geçinecek şey. işi bozulmuş. berât'ın c.i.b.) kar parçası. derin yer. (f-b. (f. hatırda tutulmuş. (bkz: sele). kar ile ilgili.s. set. sonbahar yaprağı. (f.) 1. kar içinde.

) hediye. 2. küçük ev.) hisse. aklanmış.i.i. (bkz: buruk.s.) 1. haberci. .b. parça.) karmakarışık. halk. (a. hamle edilmiş. insanlar. (a.b.) postacılar. (a. kaybolmuş.) sağ. ınes'ut olan. (bkz: berhûn).a. (f. nasîp. tatar.i. (f.b. 5. set. yatak. bir döşekte beraber yatılan kimse. (bkz: berhüyûn). (a. ters.i. (f-i-) l.c.) karışık.) berhudar olma. haberciler. parıltı. ulaklar.i. habîs. balık. su çevrintisi. sevinme.s.i. (f. (f. en yüce.i.) kalkan. hisar.s.i. (f. (bkz: beve). kır.b.s.) dağarcık.) zimmeti temiz olan. girdap.i. yaratık. uçurulmuş.s.i. kurtulmuş. (f.b.s.s. 2.i. ziya). (bkz. berhâst ber-hayât berhe berhe min-ez-zemân berhem berhem-hurde berhem-zede berhem-zen ber-hevâ berhîhte berhîz berhûd berhûh berhûn berhûr ber-hurdâr berhur-dârî berhûz berhüyûn berî berîa berîcen berîd berîd-i cânân Berîd-i felek berîd-tayr berîdân berig berîk berîke Berîn Bâd-i berîn berî-üz-zimme beriyye Hayr-ül-beriyye berîzen berj berk (f. 2.) içinde ekmek pişirilen ocak. (f.s. (f. (f. döşek. Muhammed. (bkz: pertev.b.) şiddetli kasırga. az şey. altı üstüne getirilmiş. su birikintisi. 2.b.) 1.s.) ışık.). zaman.) sabun. fırın. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit. 2. (f.s. delik.) seçme. (f.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili.c. berâyâ) 1. berîd'in c. pek yüksek. altını üstüne getiren.(bkz: berîcen).b. kadın. (a.s. (bkz. torba. sıçrayan.) karmakanşık eden. temiz. bürhûn).s. Hz. (f. berîdân) postacı. ortası boş nesne.i. şimşek. (f.b. (bkz: bevj). nasip.) haber kuşu. (f-i-).) kalkmış. (f. berâet'den) salim.b. 4.) saçmasapan söz. dâire. oda.c.b. sevgilinin habercisi.b. (f.) bent. 3. (bkz: berg).s. yarık. benzen). buruk) şimşek. (f.i. hisse. habîsa). (f. atılan.) berhudar olan. tan zamanı esen yel. (bkz: semek).b. varoş.) silâh çekilmiş. (f. (a.b. (a. minder.) un helvası. (a. hâtıra.) müddet. kemer. onan. ulak. ayaklanmış. seçkin. (f. (a. diri. çöl. (a.i.s.i.) "çarpışarak" birbirine girmiş.çember.) havaya gitmiş. pay.a.s. sahra.i. (f. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. bir müddet için.i. yırtık.b. (f.bergüzâr ber-güzîde berh berhâbe berhâne berhâste. dağınık.i. 3.s.) eski veya harap bulunan büyük ev. (f. onma. andaç.i. Satürn gezegeni (Zuhal). (f. (f.

(a. bürku'). (bkz: kemâ-kân).) ezberleme.s. deniz ve kara. şimşek gibi.) mükemmel. ayak üzerinde. bermâhe bermâl Bermek ber-minvâl-i sâbık ber-mûcib bermûde bermûde-i fermûde ber-murâd ber-mû'tâd bernâ Pîr ü bernâ bernâî bernâme bernîk berniş berniye bernûn berpâ berr Bahr ü berr berr-i atîk gök gürültüsü ile şimşek.) peçe. (f-i. yüz örtüsü.s. bürnâk). berânî) 1. 2. şimşek gibi. (f. zerdali.a.) genç irisi. çekilmiş.s.s. (eski karalar.i.) kararlı. (a. parlak.s.i. emredilen şey. kıvılcım yağdıran şimşek.s. daimî.a. (bkz: burna. (f. çarçabuk.a.zf. (f.b.i. (bkz: şahika. meç.) şeftali.) şakıma. (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu. topraklar) Asya. (bkz: matkab.zf. (f.a. Fâzıl. doruk.s. miskab). Yahya. [bağış. dileğine eren. her zaman olduğu üzere. sökülmüş.s. sancı.f. kınından çıkarılmış. (bkz: bürka1.) zool.c. (f. mafsal ağrısı. (f. (bkz: kal'). 2. Afrika.i. zirve). delikanlılık.b. .s.) 1.) 1. i. büyük küp.a.) koparılmış. toyluk.i.b. küçük horoz.i. (f. 2. (a. elektrik. çekilip meydana getirilmiş. (a.) alışıldığı. su aygın.h.b. Cafer adında dört oğlunun soyadı.b. göz kamaştıran şimşek. çarçabuk. (bkz: unvan).s.s. hatırda tutma. buyurulan. ince tül. fihrist. devamlı.) dağ tepesi.s. (a.i. (f.) şimşek saçan. (f. ["berkî'nin müen"]. i. tecrübesizlik.) gençlik. ilerletilmiş.i.b.) şimşek gibi yakıcı. 2. (a. kayısı.) parlayıcı. Avrupa.) ayakta. pırıldayın. (f. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep. delikanlı. (f. (a.kann ağrısı.) arzusuna kavuşan. mektup başlığı. elektrik telgraf haberleri (a.s. âdet olduğu. uyarına göre.) kara toprak. ihtiyar ve genç.i.) genç. kürkü.f.) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit. (f.) Çok ince ipek kumaş. (a.b. 3.i. (f. (f. (f. zarfın üzerine yazılan adres.b. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor]. yiğit.) şey. kökünden çıkarılmış. yerli.zf. 2. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır].) burgu.i.s. (a. (f.Ra'd ü berk berk-ı hâtıf berk-ı şerer-hîz berk-ı Yemânî berkan Berkan ber-karâr berk-âsâ berk-âşiyân berk-efşân ber-kemâl berkend berk-endâz berkende berkeşîde berkıyye Sür'at-berkıyye Seyyâle-i berkıyye Ahbâr-ı berkıyye berkî berku' Berkuk berm bermâh.b.i. romatizma sancısı. (a. (a. (f. (f.b.) şimşek gibi. parıldama.i.) yuvası şimşek olan. yıkılmamış. bürnâh.i.) eskisi gibi. nesne.) l. (f. Yemen kılıcı. gereğince.) mucibince.) 1.

çayır.i. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. teferruatlı olarak. sayfiye.s.i. at koşumunun sırt kayışı.) faydalı. güzelliği birden çarpan kadın. havadar mesken. a'lâ.s. yumuşak yer. (bkz: beyaban). kolaylıkla. 2. meziyetli. 2.b. gönül isteği.f.) kavga. . (bkz: müberrid).) sanzambak [çiçek].) çukur.) eskisi gibi. afyon şurubu. rezil. (a. köşk. (f. (a. Zenginliği bertaraf insan adamdı. pleuresıe. (a. 2. 3.i. meç. döndü. (f.c. 2. (a. (f. faydalı. (f.) daha.i.) 1.i. (f. karlık. bıçkı. önceden.) 1.zf. ebrâr) doğru sözlü. savaş günü. (a. (f.s. s. değerli. 2. şöyle dursun. (a. 2. isteğine ulaşan. açık. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk. pek parlak. haricî.b. ne ise ne.c.i. fr. 3. hayır işleyen kimse. yabani. güzel kadın. büküş. (a. pek. (f.i. nasipli. lâzım değil.) 1. sahra ve kıra ait.) nurlu. edepsiz. berr'den) 1. parlak. törpü.) 1.berr-i cedîd berr berrâde berrak berrâka berrânî berrât berren berreyn berrî berriyye berriyyet-üş-Şâm berrüste bers ber-sâbık ber-sâm bersiyâh berş berş-i rahîkî berşân bertaft ber-taraf ber-teng berter. Şam çölü. 2. peşin olarak. evin küçük kapısı.) dönüş.zf. (a.i.) gezinti için tertiplenen yemek. 2. (a. (f.) zâtülcenp. arka kapısı.) 1. tafsilâtlı. 3. incelenerek. hisseli.i.) 1.a.s. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun.i.i. (a.i. Avustralya.s.) 1.b. bitki. duru. ova. 2. 3. (f. cübbe veya ferace kuşağı. şer'î hükümlere riâyet etmeyen. üstün. topraklar) Amerika.) 1. aşağıda olduğu gibi. tahkik edilerek. (a. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. berârî) çöl. (f. bervâre bervâze ber-vech ber-vech-i âtî ber-vech-i peşîn ber-vech-i tafsîl ber-vech-i tahkik ber-vech-i yesîr (yeni karalar.i.a. alçak adam. soğutmaç. (f.s.i.i. z f. olarak. (a. Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. (f. ümmet. menfaati! olma.) kara yoluyla. 2.c.) olduğu gibi.s. (f. nurlu. kavun. satlıcan.) 1. (f.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan.) su soğutmaya mahsus kap.) esmer. karpuz.b. verimli. (a.) karaya [toprak] ait. kara ile ilgili. savaş. arzu.s. bir yana atılan. çok en yüksek.i. taze. (f.a.i. berterîn berûmend berûmendî berûz Rûz-i be-rûz bervak bervâr.

köşebaşı. 3. saçmasapan [söz].i. (a.s. fenalık.) çiftçilik. . zirâat).) yeter.) 1. (a. [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir]. ince. biriktirilmiş. berz-ger berz-gerî berzîger berzûg bes be's besâ besâit besâk besâlet besâmet besâre besâre-nişîn besâret besât besâtet besâtet-i arz besâtîn besâvend besbâs besbese besek.i. tamam.) 1. (a. hayli.) göz açıklığı.i.s. hizmetçi. (f. güç.s. zafer tacı. (f. harâset. ipekli kumaş. (a. bahadırlık. (a. mahalle. 2. dar dil [denizde].) herze. 5. cadde. s.) dilâverlik. tencere gibi yayvan kap. yer düzlüğü. (f. zarar. 2.sokak.) 1.i. (bkz. yetişir. 3. ekincilik. tamam. 4. (bkz. çok. yukarıda olduğu gibi.b.) 1.i. (f. (f.) sazdan. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır].) kâfi. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. veya şey.) divanhane.) etine dolgun delikanlı. yetişir. (s. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti.) güleryüzlülük. derin görüş. besdek besend. kazan. azap. be-sîmlik. ekin. 1. budak. (f. dal. 2. sahra.i. 4. büstân'ın c.i. ziyan. 4. (bkz: fılâhat.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. 2.) 1. zor. 3. (a.i. yiğitlik. basît'in c. berz-ger. zahmet.i.) ekinci. salon. kahramanlık.) nice nice. 2. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık. s.s.i.) çok çabuk yürüme. 2.i. 2. (bkz: şecaat). dilde düzgünlük. lâtiflik. uşak. nâzik. s.) basit olanlar.i.) (bkz: berz-gâr. kâfi. (bkz: fâlih). (f.) baş üstünde.i. 2.) sofada oturan.) toplanılmış. (f. besende be-ser (bkz: ber-vech-i âtî) anlatıldığı üzere ortaklıkla. ed. (f.e. sebze bahçeleri. pek çok. (f.i. (f.e. (a.i. yakışıklı. (a. (f. (f. (f.b. ziraat.i. şiddet. (a. düzlük. (a.i. içinden çıkılmaz belâ. sâde şeyler.s.) ziraat. (a. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer. ekim. tarla sürecek öküz. (f.i. cesurluk.) . [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. basitlik.i. sofa.) çift öküzü. korku. (f-i-) l. 2. esneme.ber-vech-i zîr ber-vech-i meşrûh ber-vech-i iştirâk berz ber-vech-i bâlâ berzah berzah-ı belâ berze berzec herzede berze-gâv herzen Berzenciyye berz-gâr.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz.) 1. burzag2). düz yer.b. can sıkıcı yer. yararlık. bir araya getirilmiş. uzun kara parçası. zorluk. pesâvend). zariflik.e.i. (f.i.i. şiir kafiyesi. serbest söyleyiş. (f. (a. yeter.) bostanlar.

) çok.s. sükût eden. çenesi düşük. bağlı.) ağzı kapalı. (a.s.) besmele çeken. besûr) vücutta çıkan sivilce. 2. s.f. Güçlü. (f. Bilhassa kuvvetli hüzün. bitiştirilmiş.) 1. yayma. muz. gönül bağlılığı.) kapı mandalı.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır. s.b. bessâm). (bkz: ukde).b. 3. 2. besîm). (f. f r. (f. ufak çıban. (a. s.) besmele çeken. iftira. (bkz: bâsim. yol azığı. yol hazırlığı. donmuş.) 1.) Mekke-i Mükereme. (a.i. dili bağlı. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re .i. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. muz.i.s. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur. (a.) rastık.i.i.i. 2. (a. (a.b.b. saçma. susan.i. besere besere-i habîse bess bess-i şekvâ bessâm Bessâse best beste Dil-beste beste-dehân beste-dem bestegî Dil-bestegî beste-hân beste-hisar beste-ısfahân beste-kâr beste-leb beste-nigâr (baş ve göz üstüne) bâşüstüne. kapı sürgüsü. kapalılık. (f. şarkıcı. (f.i.) güler yüzlü. (a. sabânın güçlüsüdür. çok gülen adam.f.) nefesi tutulmuş.s. hazırlık. 4. şikâyeti meydana çıkarma. (f. (bkz: merbûtiyyet). (a. "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç.b.i.b. (a. 2. (bkz: besmele-hân). kompozitör. ağız karası.b.) l. 2. birçok. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir. kapalı.c.i.i. nifak.s. bağlanmış. güleç [adam]. (bkz: vesnıe). (bkz. çokluk. şarkının makam ve ahengi.i. dağıtma.i. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir.b. 3. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. (f.s. açıklığı. meydana çıkarma. (bkz: besmcle-keş). en eski mürekkep Türk makamlanndandır.) besteleyen. (a. (a. fazlalık. tutuk. (f.s.be-ser ü çeşm besgûy besî besîc besîm besîr besîse beskele besmân besme besmele besmele-hân besmele-keş besr. 2.s. kapalı olma. başlangıç. compositeur.) beste okuyan.) 1.) 1. muz. (f. bâsim.) muz. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş. (f. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki. bir çeşit yemek. ziyâdelik. sefer hazırlığı.) 1.i. kaparo. (f.b. birçok.) dudağı kapalı.s. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. (f. 2. dili bağlı. karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık. besteci. (f. (f.) 1.i.) geveze.) düğüm. besm'den) güleryüzlü.s. çalçene. bağlılık.

beşere-i muhâtiyye biy.i. 3.i. beşe (f. beşere-i muhât-ı rasafî anat.) sivilceler. (f. kütikül. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. .i.s. beden. naz.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç. okşadıkça süt veren deve. 2. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. küçük çıbanlar. beşel (f.) şu şartla ki. İlm-ül-beşer antropoloji. insanlık. (bkz: betrâ'). beşerî. Nev'-i beşer insan cinsi. başyazarı Dr. uç.i. mahzun. Âdem.) 1.i. beşâm (a. fr. atmaca [kuş].i) 1.i.) 1. yeni çıkan garip şey. beste-nigâr-ı kadîm muz.b. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. 2. balsama ağacı.i. "asıl. fr. çirkin kıyafet. dolu. beşem beşen (f. (bkz: bişâret).a.i. beşâret (a. besûr (a. taraf. mide sümük zan. güzelliği. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat. bot. beste-nigâr-ı atîk muz.) 1. çiy. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. be-şartı an ki (f.f. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi.) müjdeci. fr. besûs (a. insanî. 2. beşâret-nâme (a. 2. beşeriyye (a.i. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın.) zool. 2.s. Seyyid-ül-beşer Hz. iki kimsenin birbiriyle tutuşması. insana mensup.s.i.s. yiyinti ve içintilerdeki acılık.epithelium pavimenteux. beşere (a.a.) kısır kadın. kar. muştu. uzun boy.) 1.) antropoloji.c. yaslı.) beşere. haberci. cisim. beste-rahim (f. beşâret-âver (a. beşeriyyet (a.) yüz lâtifliği. beste-pâ (f. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü.zf.için bakıyye bemolü konulur. 2.b. 2.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri. iki şeyin birbirine sarılması.) insan.) 1. güler yüz. beşer (a. beşâşet (a. beşenc (f. anthropologie. beşerlik.i.i. insan derisinin dış tabakası. anthro-pologie. 2. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir.) ayağı bağlı.s. beşâat (a. muştucu.i. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam. beste-nigâr-hisârek muz. işve.i. parlaklığı ve gençliği. şebnem.) 1. kederli. kabahat. silindirsel epitelyum. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır]. müjde. beşg (f. Eb-ül-beşer Hz. güç hazmolan şey.b.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar.c.i.) 1. Hayr-ül-beşer.b. besr'in c.f.) 1. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur. beşeriyyât (a.i. Muhammed. beşânika (a. kenar. yassı epitelyum. 2.) güler yüzlülük.

i. (f. (a.s.s. gulyabâni. (bkz: ikamet). beraber oluş. kırağı. Hz. bâdiye'nin c. güleç [adam].) güleryüzlü.i. (bkz: bed-ter). (bkz: betîl).) 1. (bkz: beşuş). (a. salkımları sarkık olan ağaç. şeytan. mihnet. (a. 3. 2. şen.i. dev. (a.i. 2.s. bâdire'nin c. i. 2.) semiz. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. 3.s. (a. kapı bekçiliği.) sahralar.i.s. çok keskin kılıç. Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz. (a. kesme. (f. tadı fena şey. kulaçlama.) 1.) dişi eşek.) acı. keder. mezhepsiz.) ok mahfazası. (f. çini saksı.i.s. çok çirkin. kayıngiller. (f.s. (a. 2. 2.) 1. kâse.) daha fena.) güleryüzlülükle.) husûsiyle.i. Meryem'in lâkapları.) 1. beş parmak da denilen.i. düşman. aşikâr. 3.) kapıcılık. şal yapan ve satan.) benzer. sof. 4. sepeti. sıkışık [yer]. (a.) 1. (f. 3. 4. (a.i. beştük beşûş beşûş-âne beşyûn beta' be-tahsîs betât Bey-i betât beter betîl betîle betkîş betr betrâ' betre bett bettâr Seyf-i bettâr bettât betûk betûk betûl betûliyye betyâb betyâr.s.i. bakkal tablası.i.zf. 2. (a.) tiftikten yapılmış şal. erkeklerden çekinen namuslu kadın.) 1.) 1. belli. atın seyrek basması. ifrit. betyâre bev' bevâ' bevâbet bevâbî bevâdî bevâdir bevâh (a. kulaç.i.zf. müjdeci. (a. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş. Hz.) vazo. (a. 2. (a. (bkz: bürrân). (a. (bkz: beşîr2).) kısır kadın. kırlar.s.i. 2.) meydanda. kuytu. 3.) oturma [bir yerde]. gürgengiller. (f. (bkz: hüveydâ). (bkz: beste-rahim). ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan. hele. 2. (f.s.betulinees. kap. Meryem'in lâkabı.i. (a. çok keskin. (a. (f. 3. fr.i. tabaklanmamış ham deri. (bkz: bettâr).i.i.b. müjde getiren.) kat'î. zarf. besili. beraber. (bkz: badire). "çeşmezen" denilen bir göz ilacı. güleryüzlü.b. okluk. (bkz: bivâbet). s.i.) yuvarlak tabla. bot.) ayrılmış hurma fidanı. .) dert. nehirlerdeki akıntı.) çok kesen. (a. ekşi. eksik bırakma. dinsiz. (a. (a. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır].) kapıcılık. kat'î satış. (a. (bkz: tîrdân). kesme. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza. ayrı kök salan fidan. (a. yağlı. [kelime ebter in müennesidir].) 1.s. kusurlu. (f.) olagelen hâdiseler.i. (a. (bkz: şebnem). (a.beşî' beşîr beşm beşme beştek. çöller.i. i. hek.) çok keskin.) salcı. sataşma. görülmesi istenilmeyen şey.i. (f.) 1.

i.) galip gelme. boşboğaz [adam].) kargaşalık. bârid'in c.i. sıçrayıp binme. debdebe. 3. şimşek. (a. (a. (a. karmakarışık olma. 2.i. ateşin sönmesi. sakat şeyler. bârih'in c. (a.) sahra.) 1. (a. (a. soğutulmuş şeyler.i. (a. ziynet. tahmin.i.) belâlar. bâtıl'ın c. müfret gibi kullanılan cemidir].i. keder. s. su çevrintisi. süs. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir].i.i. (a. (a.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar. (bkz.i. baki ve bâkiye'nin c.zf. yalan söz. yok olma. bâsûr'un'c. yemekler. 2.i.) çiftçilerin harman savurduktan yaba. (a. yıldırım parıltıları. (a.) bâtıl. bir araya geliş. parıltılar. [zıddı "zevahir" dir]. (bkz. lanet etme. (a. çiftleşme [kadın ve erkek].) farzetme. (bkz: berk). [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında.) şiddetli kasırga.s. bâtın'ın c. 2.) l sıkıntı. yorulma. (bkz: bi-vân.i. bâriyye. (a. (a.) 1. gösteriş. beddua etme. mu-sîbetler.i. çâh.i. 3.i.) 1. çürüme. âfetler. çeh). 2. (f. (a. bevâh. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. üstünlük.) 1.) 1. bâis'in c.) belâlar. göz kamaştırıcı şeyler. (bkz: beviç). ebvine). gerdanın yanında olan etler.bevâhe bevâh-en bevâhid bevâik bevâis bevâkî bevân bevânî bevâr Dar-ül-bevâr bevârî bevârid bevârih bevârik bevârik-i süyûf bevâs bevâsîr bevâşe bevâtıl bevâtın bevbât bevâtir bevc bevc bevd bevg bevga' bevh Bevh bevh beviş bevj bevk bevk bevkâ' (a. bevvân). sövme.) 1. bâtire'nin c. s.) basurlar. kır.i. belâya uğrama. 6. kederlenme. bûhe'nin c. 3. (a. (bkz: bi'r.) kuyu. kapalı şeyler. dişi baykuşlar. (a. (a. (a.) gizli.) 1. 2. çakır doğanlar [kuş]. deve ayakları. düşünme. çöl.i. 2. 7. yaramaz şeyler. meydanda. felâket. musibet. belli olarak. 2. keder ve belâ meydana getirme.) kalanlar. cehennem. hüveydâ).i. 2.) yumuşak toprak.i. 3. kaburga kemikleri. (a. (a. düşmanlık.c.i. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme.) aşikâr.i. haykırma.i. (a. çalıp çırpma. (a-. haberli olma. bârika'nın c. (f. zahir.) 1. 5. girdap. 2.i. (f. (bkz: bâdiye).) hasırlar. (a.s. bâis).i. bâika'nın c. dâim olanlar.i. ince kamıştan örülen hasırlar. (f.) 1. musibetler [kelime. ilenme. kılıçların parıltıları. (a. fenalık. (a. 2. su kaynağını karıştırıp açma. 2. şimşek.s. yokluk. (a. şiddetli yağmur. 4. 2.i. (bkz: berj). (a.i.). 3.) keskin kılıçlar.) 1. 3. aşikâr. ahmak adamlar. s.) 1.c. mahvolma. . oranlama. büven. bâriyâ. 2. bâriyy'in c.i. büyüklük. 4. hiddet ve kızgınlığın geçmesi.s. mayasıllar.) 1.

bevvâb (a. gösteriş.) Hindistan cevizi. bevlî. 2. iki şey arasındaki uzaklık. 3.) kapıcılık. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış.i.) zengin iken fakirleşme. bivân). kız çocuğu. sık sık işeyen..). 2. ileri geçme. kim. sidik.i. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi.) l/acele..i. eşya. bevn (f.) 1.i. bevs (a.i. bevvâbîn. açıklık.i. nasip.) 1. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. bey'-i câiz sahih olan satış.) çalım.i.c. ağacın köküne yakın olan yerleri. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi.s.s. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. bevvâl bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan]. bey'-i fâsid eko. ebvâl) 1. 4. sürülmemiş yer.i. düşme.s. eşek ansı.i. bey' bi-l-isticrâr huk. biy. yokolma.i. bir şeyin rengi.) 1.) küçük kız çocuğu. 2.c.t. 3. huk. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz. iri kıçlı kadın. çok işeyen adam. bevş (f. bey'-i bâtıl eko. sermâye azalma. bevvâbân) kapıcı. 2. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları. sınama. bevvâbet (a. bey' bi-l-mücâzefe huk.bevl Habs-i bevl bevle (a. 2. bey' (a. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit.i. satış.i. bıktırıncaya kadar ısrar etme.i. bevsâ' (a. 2. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf. 1. çok açıklık. 2. işeme. bevvâb'ın c. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. 3. yoklama.i. kıtlaşma. (a.s. küçük aptesini tutma. bey'-i bi-l-vefâ eko. 3. bey'-i bât kat'î satış. büven. bevne (a. bevvâbîn (a. büyü') satma. huk. ebvine) çadır direği. 4. debdebe. bevvâ (a. dağıtma "k".) 1. (bkz: bevân. mal. bey'-i gayr-i lâzım huk.i. bevt (a. bevvâbân (a. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı. bevzek (f. bahis ve teftiş "etmek". bevn (a. 2.i. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir].c. bevz (a. (a. bevliyye (a.i. idrar. üre. hükümsüz olan satış.s..m.i. bevr (a. bevvâb'ın c. ileri gitme.) kapıcılar. bevvân (a.i. (bkz: bevle).) kapıcılar. satılma. bevs "etmek" (a. bir kimseden kaçıp gizlenme. devamlı oturuş. düşkünlük.) sidikle ilgili.) 1. bey bi-l-istiglâl huk. pay. .) hisse. çiş. bevn-i baîd uzak mesafe.c.) mesafe. bevz. mahvolma. götürü satmak. satın alma. bevl'den) çok. (bkz: bevvâl).

(f.i. paytaklar.i.) 1. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. anlatma. mevkuf kısımlarına ayrılır. artırma ile satış.) yok olma. fikirleri söyleme. 2..i. beyzak'ın c. belagat). girilecek yer. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir. göçebe. (f. aynı ayna. 2. huk. nafiz.) kısa. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı.s. piyadeler. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma. tedbir. açık söyleme. bîat). alım satım.) harmanlar.i. fâsid.) çöl adamı.) bedevî. beyân'ın c. (bkz. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. gece iş görme. büyûd.s. Türk müziğinin en eski makamlarından olup. anlatma.i.c.s.i. (f. (bkz: bîd.) muz. bildirge.) çâre. bildirme. mahvolma. *demeç. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. beyâzıka beyâdir beyâh beyân beyân-ı efkâr beyân-ı hâl beyân-ı matlab beyân-ı zarûret beyânât beyân-nâme beyâre beyâriş beyât bey'at bey'at-ün-nisâ beyâtî huk.s. beyanât) 1. ed. gam çölü. teşbîh. (f.) aşîret.c. huk. Bu makam. (a. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. çöl.b. geceyi iş ile geçirme. huk.b. i. (bkz: biyâh). zâten ve vasfen meşru olan satış akdi.b. bodur olarak yerde yetişen fidan. (a. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. (a. (kadınlar anlaşması) Hz. istenilen şeyin beyân edilmesi.i. dileğin bildirilmesi. büyâh) ufak balık. (a. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha . yurtsuz.bey'-i lâzım bey'-i mevkuf bey'-i mukayaza bey'-i mün'akid bey'-i nâfiz bey'-i sahih bey'-i teâtî bey' men yezîd bey ü şirâ' beyâ beyâbân beyâbân-ı gam beyâbânî beyâbân-nişîn beyâd beyâdıka.i.i. beydûdet). hakikat. (bkz.c. eko. (f. (a. kinaye.) 1. hâli yazı ile bildiren açıklama. huk. ["biyâh" şeklinde de kullanılır]. sebze ve meyva. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar].i. dolu. boysuz. [satranç oyununda] paytaklar. belagat ilminin. dolmuş. huk. s.). kapı. başkasının iznine bağlı olan satış. mecaz.) gece uyuma. (o.) 1.) kır. huk. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih. istiare gibi bahislerini öğreten kısmı. 2. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. 2. (f. (a. beydak. ilâç. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz.i.i. *söylev. (a. (f. huk.) nutuk. hâlini bildirme.f. (f. (a.i.

onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. muhayyer. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. uşşak kadar ruha huzur verici değildir. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. Beyâtî-arabân. durak. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. (f. Uşşak'dan farkı. Çok eski bir terkip ise de.i. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh. Esasen güçlü. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. makamın yegâne numuneleridir.i. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. . (f. gardâniye. tiz perdelerden başlaması. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi kullanılmağa başlanmıştır. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur.) muz. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. Terkibindeki beyâtî ile.b. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak. bu arızalar bekar yapılır. çargâh. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. makamın yapısıyla alâkalı değildir.beyâtî-arabân beyâtî-arabân-pûselik ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları.b. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. bu perde. Niseb-i şerîfesi 8 dir. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur. segah. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. makamın birinci derece güçlüsüdür. acem. hüseynî.) muz. Beyâtî. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. neva.

l. sahra.s.beyâtî-hisâr beyâtî-pûselik beyâvâr beyâz beyâzî beydâ' beydâh beydaha beydak beydâne beyder beydere beyderî beydûdet bey-gâh bey-gar. (a.sır saklamayan. 2. 2.) sofa ve salon. vesîka. beygare bey hân beyhen beyhuşt bey'iyye beykem beylek beylem beyn Gurâb-ül-beyn beyn-ed-dıl'î beyn-el-ahâlî beyn-el-akrân beyn-el-bahreyn beyn-el-cinseyn beyn-el-enâm beyn-el-esâbî beyn-el-eviddâ beyn-el-guzât beyn-el-halk beyn-el-havf ve-r-recâ beyn-el-hücrevî muz.i. in-terrigital. (f.i. (a.) ekini harman etme. akranlar. i. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. kazma. 3.i. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua. aklık. 2 umurta akı. bot. aralık. (f. ahbaplar.) 1. halk arasında. f. (a.) etine dolgun. inter-sexuel. mısır gülü. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri.) pazar yeri. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır. ak. (bkz: bîdah). meç. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. nefret edilen kimse. bir çeşit beyaz çiçek. parmaklararası. arasında. eğeler arası. rende.i.i.i.i. hücrelerarası. muz. güç. 2.) berat. uğraşma.i. ("ga" uzun okunur. pul. i. dibinden kopmuş. (a. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen. (a.) meşguliyet. (a. boşboğaz. .) harmana mensup.c. (f. aklık. 2. (f. hüccet. iş. ayrılık kargası. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı. (f. adı anonim bir edvarda geçen makam. fr. koparılmış olan şey.c. 3. araya.) sövme. sığır dili.i. korku ile ümit arası. 2.i. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir. (bkz: beyzah). açılmamış pamuk kozası. fr. harmancı.i. çıkışma. ekin harmanı. (a.) eko. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir.i. başa kakma. ferman.) 1. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır.) kökünden. anat. beyâd. harman yeri. (a.i. cinsarası. paytak. ara. gerçek dostlar arasında.) 1. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur. doğru lügat. fr.s. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam. i. (a. yazlık köşk. ahâli arasında. beydânât) yabani dişi eşek. s. haşan at. Mekke ile Medine arasında düz bir yer. tehlikeli yer. in-tercellulaire.) 1.i. 4. (bkz: bîd. tekdir. muz. gaziler arasında. yaşıtlar arasında. arada. biy. biy. inter-costal.) yok olma. pazar. iri ve şişmanca kadın. (a. (a. çöl.) 1.i.beyazlık. kadın adı. halk arasında. (f. aydınlık. 2.i.) sert başlı. büyûd). fr.i. (a. l. fels.

) onunla Tanrı arasında.) yardım sandığı. derme çatma ev.c. 2. ardoda. beyn-ed-düvel devletlerarası. aralık. beyne-hû beyn-Allah (a. beyt-i musarra' ed. beyt-i ankebût. beyrem (a. beyne beyne (a. fr. mesken. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. 2) dünyâ.beyn-el-ihvân eş dost arasında. beyârim) 1.i. elongation. ebyât) e d. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu. chambre posterieure. kasidenin seçilmiş en güzel beyti. beyt-i iddet huk. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. büyüt) 1.i. (bkz: beyt-ül-arûs). (bkz: hacle. beyt-ül-ma'mûr. ihtilâf. beytâr (a.i. önoda. hacle-gâh). 4. 2. chambre anterieure. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında.b. beyn-el-kıtaât coğ. beynûhet-i a'zamiyye ast. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. gamlı. ikisi ortası. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz.) baytar. beyt-ül-Makdis). beyn-el-üdebâ edipler arasında. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). 3. veteriner.s. beyt-i kuddâmî biy. beynehümâ (a. beyn-en-nâs halk arasında. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. intertropical. beyt-ül-gazel ed.zf. f r. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. fr. interplanetaire. 2. beyt-ül-kasîd ed. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında. oba. en iyi olan beyti.) ne iyi ne kötü. fr. beyn-el-mefâsıl anat. astr. [islâm hukukunda]. hâne. beyn-el-ulemâ âlimler arasında. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası. marangoz rendesi. beyt (a. (bkz: Beyt-ullâh).) 1.c. tropikler arası. 3. beynûnet (a. uzanım. elongation. kederli ev. kazma [âlet].) ikisi arasında. ev. fr. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası.i. international. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası.karanlık oda.) milletlerarası. fr. beyt-i halfî biy. beyn-el-milel (a. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. fr. meç.zf. eritilmiş sürme. (a. gazelin en güzel. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. beyt-üs-sadaka (a. ara açıklığı. fr.i. beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. sert ve uzun taş.c. . oda. beyt-ül-arûs gelin odası. iki şey arasındaki mesafe. beyt-ül-hüzn hüzünlü. beyt-i şerîf Kabe.i. beyn-el-medâreyn coğr. beyt-ül-Haram Kabe. *eklemlerarası. interarticulaire.c. anlaşmazlık. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). beyt-üz-zifâf gelin odası. karalar arası. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. yağlı sürme. bir Allah bir kendi bilir.b.

(bkz: Beyt-fŞerîf).) gökte. 2. (a. (a. beyyine'nin c. beyzâ'dan) çok yumurtlayan. (a. tamah. (a.i. 3. tanık.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu.s. [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir]. ümit. (f.c. (bkz: Mescid-i Aksa). (a. 2. (a. (a.beytârâ Beyt-i Mukaddes Beyt-Ullah beytûtet beyt-ül-arûs beyt-ül-hikme beyt-ül-kasîd Beyt-ül-Makdis beyt-ül-mâl beyt-ül-ma'mur beyt-üz-zifâf beyû beyûg beyûgânî beyûn beyûn beyûs beyûz Beyyâ' beyyâb beyyâhe beyyâkallah beyyin beyyinât beyyine beyyine-i âdile beyyinen Beyyûmiyye beyz beyzâ' Hilât-ı beyzâ Millet-i beyzâ beyzâ bâz beyzah beyzâr beyzâr. (a. çalçene.i. şahitler. islâmlar.b. (a. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir.b. (a. (bkz: beyzî). bostan kuyusu. kasidenin en iyi beyti.) uzun.) [eskiden] mâliye hazînesi.i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül.i.) deliller.) "Mukaddes ev" 1.) açık olarak. (bkz. sucu.) "Allah seni sevindirsin. 2.i.i.i. bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar. (a.c.i. doğru şahit. (bkz: beyt-üz-zifâf).i. beyt-i mukaddes). (bkz: arûs).) tenasül âleti.) 1.i.) gelin. (a. iri yapılı şişmanca [adam]. (a.i. (bkz. istek. 3. beyyinât) delil. (bkz: burhan). (a.b. (bkz: ayan. aşikâr olarak. beyt-ül-arûs). .i. (a.i. hayvanların.h.f. tanıklar.) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı.s.i. (bkz: vâzıhan). alçak gönüllülük. hüveydâ). (a. 3.i. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı olmayan bir gönül.) gelin odası. beyt'den) geceleme. Kudüs camii.i.i. bî-hûde-gû). celî. (a.i. geveze.s. (a. (bkz: beyt -i mukaddes3).) 1. (a.zf. (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı. (bkz: beydaha).) etine dolgun.) saka.) "Allah'ın evi" Kabe. i. Kudüs.h.i.) gelin odası. (a-s-) açık. (bkz: bâin). büyük sopa. (f. daha ak. (a.). buyuz) 1.s. (f. (a. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur]. çok beyaz.i. ve i. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif.) 1.n. (a.b.i. (a. hayvan hekimliği.) balık ağı. afyon.) gelin. (a. bahir.b. yumurta [umûmî olarak]. ((a. beyzâre beyzâre beyzavî (a. tanık. aşikâr.) yumurta şeklinde. (a. (bkz. 4.) baytarlık.i. (a. (bkz: arûs).) ed. güldürsün. şahit.h. düğün. kuşun yumurtlaması.b. (bkz: beyt-ül-hikme).i. gece kalma. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler. (a.s.) dibi geniş kuyu.i.i. yaltaklanma.

(bkz: beyzet-ül-İslâm).it.) akıllı.it. (a.b.s. horoz yumurtası.) gevezelik.i.i. zorlu kimse.it ve i. Güneş. (a.s. . (a. miğfer). 2.) "kısırlık yumurtası" 1. (a.) Hindistan cevizi kabuğu. sıkılma. inci saçma.). i.) esici. (f. (bkz. 2. (f. suçlu. ve i.s.i.) günah. ve i. Güneş.b. ve i. elinden geldiği kadar çalışma. (bkz. (a. (a.) horoz yumurtası. ve i.) örtülü.) 1.s. (bkz. çok nâdir şey.i. (a.s.) 1. hatâ. beyze-i zerrîn beyze-i İslâm beyzeteyn beyzet-üd-dîk beyzet-ül-akr beyzet-ül-arz beyzet-ül-beled beyzet-ül-harr beyzet-ül-hıdr beyzet-ül-İslâm beyzî bezâ bezâdî bezaga bezâne bezâzet bezâzet bezbâz bez beze bezbeze beze beze beze-kâr bezekârî bezer bezi' bezîm bezîn bezîr bezîr bezk bezl bezl-i cehd bezl-i güher (a. ve i. suç. (bkz: husye). esen [rüzgâr]. Güneş. beyze-i subh. (a. (a. demir başlık. saçma. beyze-i çarh.) zool.) "yer yumurtası" yer mantarı.) bol bol verme.s.) günahkâr. şiddetle sarsma. 2. (f. mavimsi bir nevî değerli taş.i.i. bulunmaz şey. (f. 3. (a. zarif [çocuk].c. 2. meç. (f.s. yumurta biçiminde olan.) kertenkele.beyze beyze-i âftâb beyze-i âteşîn. (a. (f.) şiddetli sıcaklık. depretme. perişanlık.i-) hızlı yürüme.) deve kuşu yumurtası. uslu. cevher dağıtma. yumurta. beyze-i islâm). üstünlük. kabahat. Güneş.) 1. manifaturacılık. (a. haya.i. Güneş. ekilecek tane. (a.it. bezr). 2. domalan [bitki].) bezcilik. miskin.i. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir].) geveze. bizâz.) gökçil.it. yumurta şeklinde bir şey. ve i. kısmet.) günahkârlık. büzûzet). (a. islâm'ın yayıldığı saha. Güneş.i.i. (a. meç.) hayalar. (a. keme. (bkz: husyeteyn). (a. 3. (f. (a. (a.) 1.i. islâm ülkesi. galebe. pay. 2. kapalı güzel kadın. keler. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından]. (bkz.) pejmürdelik. 3. tespihböceği.i.) konuşmada açıksaçıklık. beyzavî). zafer. ve i. islâm milleti. kıyafetsizlik.) fakir. beyze-i zer.it. oval.s. küçük yakut. (bkz. 2. islâm'ın hakîkî merkezi.) l.nasip. (a.i. (a. daralma. (a. kuvvetli. (a. (f.i.) tohum.it. kaçma. suçluluk.i.it.) esici.

meclis-i mey). bezm-i cihân cihan. para dökme. ekilecek tane. bezm (f. bezm-efzâ (f. bezm-i aşk aşk meclisi.) yol gösteren. bezm-ârâ (f. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. diş ucu ile ısırma.) 1. şaka tarzında söylenen lâkırdı. bezl-i nükud bezle . bezr-kâr (f. şakacı.i. kırma. delil. meclisi süsleyen.i.) ekim.i.b. 3) içki âlemi. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam.) tohum saçan. 2) Bektâşilerin içki âlemleri.s. banotu tohumu. hicaz. ziyafetin zevkini arttıran.b. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. bezr (f.i. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. bezm-i hâss husûsî meclis. bezr-ger (a. çiçek ve sebze tanesi.f. si koma bemolü. bezm-i işret içki meclisi. bezm-i mey). 2.b. bezm-gâh .i. bezreka (a. esasen bu beşli. Güçlü.b. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. bezme (a. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar.) gündüz yenilen bir öğün yemek. onun gibi rast perdesinde durur. çargâh. (bkz: bezm-i mey. re bakıyye bemolü.) ekinci.parayı bol verme. büzûr) tohum. Nihâvend makamı ile.i. bezr-kâr).) eğlence yeri.s. bezr-ül-bene (a. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi.b. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır.b.c. dernek. bezme (f. âhiret.) içkili.i.s.s.i. bezr (a.i. (f. 2 . (bkz: bezm-i işret. bezm-i nûşânuş). bezr-ger (f. i. ekinci. 2.) 1. mi bekar kullanılır. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. çiftçi. muz. bezle-gû (f. bezm (a. bezm-i nûşânuş bezm-i safâ safa meclisi.) lâtifeci. bezm-i fütûh zafer meclisi.) bot. bezm-i fenâ dünyâ.i. bezle-bâz).) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendimeşhur bir çeşit lâle.s. bezr (a. kılavuz. dünyâ meclisi. (bkz: bedreka).b. (bkz. bezle-bâz (f. (bkz: bezle-gû). bezm-i tarab muz.) 1. yayın kirişini çekip salıverme. eğlenceli meclis. (bkz: ziraat). bezm-geh (f. bezm-i mey içki meclisi. bezm-i gam gam meclisi. segah. bezm-i elest tas.) . (bkz: bezm-i işret.b. hayat.b.i.). lâtife.) eğlencenin. hoşa giden nâzik söz. bezm-i nûşânuş. (bkz.) bot.i. (bkz: ibzal). ahenk ile okunan şiir.

hiç sevmeyiş.) 1. (a. (bkz: bıdısgan.i. zengin [adam]. bıdâat).c.) bedestan. (a. 2. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-.İ. bidisgan. felâket. (f. ("ga" uzun okunur. (f. 4.i. 2. rahatsız. bidüziye. rezil. bi--z-.i. (a. (a.i.) geceden bir kısım. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç. şekillerini (bi-t-tabi. bedesten. 2. (f. aslı esâsı olmayan.e.s. 2. obur [adam]. biyâ') kilise. berâtîl) 1. (a.s. benzeri olmayan.b. bi-r-. karpuz.) -sız.b. ile.) âfet. yalnız kendi nefsini düşünen [adam]. topraklar.) 1. zf. varyoz.) hesapsız.s. bi-n-netice .a. lemelsiz.bezyûn bezz bezzâz bezzâz-istân bezz-istân bıd'.a. kavun.b. bıd'a bıdâa.edatıyla aynı işi görür.i.e.i. (bkz.s. ülkeler.. kumaş satan. 3. 4. sıynk.s. kuru. 2. sündüs denilen altın işlemeli atlas. f. (a. bodur [adam]. boş.şeklini (bi-1-münâsebe).) benzersiz. [aslı "bey'al" dır]. çarşı. bızâat bızr bîbî-âr Bî-âşiyân biBi-hakkın bîa bî-âb bî-add bî-aded bî-adîl bî-amân bî-âr bî-ârâm bî-asl Bî-asl ü esâs bî-âşiyân bîat (a. 1.i. bi-n-.c. mîde dolgunluğu. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir]. durup dinlenmeyen.) 1. (a. a. (a. susuz.b.) bedestan. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. bıdâat bıdısgan bıdıgan bığza bıka' bılgın bırtîl bıtâ' bıtâka bıtâne bıtn bıtna bıttîh bızâa.i. astar. (bkz: bıdısgan. 5. bezci.).i. 3.) sayısız. (f. gizlenilen hal. ince kumaş. arsız.f.i. 3.f. ıska). 3. bidişgan. yuvasız. (a.i. manifaturacı. bidişgan. 2.s.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma.i.) arsız. (bkz: bağza'). (a. bidisgan. (f.) bot. (a. (a. (a. donuk.s. (f. ("ga" uzun okunur.. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1.i. merhametsiz.s.a. (a. bıdâa. acımaz. (bkz: bedestan).c.) bir parça yer.) yuvasız. hayâsız. bedesten.) 1. utanmaz.a.i. amanver-mez. 2.) kabul ve lasdik muamelesi.s. bi-t-. (a.) gecikme. esnaf çarşısı. (a. bedesten. dayanağı olmayan.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir. (a. sermâye. (a. batâik) pusla kâğıdı.) sarmaşık [ot]. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. i.a.) amansız. bilgi. gizli şey.i. 3.) beyhude. . ıska).b.i. ağır davranma.b.s. musibet. i. mahrem. yafta. (a. buk'a'nın c. utanmaz. şaşkın [adam]. gibi) alır. (a. hakkıyla. varaka. bi-ş-. sırdaş.) . (f. (bkz: bedestan).s.i.) 1.i. bi-s-. (f.) asılsız. 2. ("ka" uzun okunur. f. bir şehrin ortası.b. rüşvet. esnaf çarşısı. 2. 2. anapara.) 1.) 1.) şiddetle nefret. (f. (f.) l.s.s. sarmaşık [ot].i.

(f.i. mutlak (Allah).s. paha biçilemeyecek kadar değerli. Hz. (bkz: Bîjen). behresiz.b.) söğüt ağacı.) bîçâreler.a. sebep sorulmaz. zf. (a.i. 2.) l sayın bayan.b. halı. f. etrafındakileri görmeyen.) pek küçük ve değersiz [şey]. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken. (f.b.i. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır].b.b. bî-çâre'nin c.s. beydûdet).) cevapsız. doktor. (a.s.s. (f. serçe kuşu. (f.s. (f.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse. 2.) çaresiz gibi. (f.) aynıyla. 2. tedricen.a. bî-bâkî bî-bâr bî-basîret bî-bedel bî-behre bî-bekâ bî-berâet bî-berg bî-berg ü nevâ bîbî bibr bî-câ Bicâd bîcâd. ("ka" uzun okunur.s. (bkz: bizi şk). mahrum.) basiretsiz.c. sebepsiz. (f. aba. (f.) hâlis. (f.b. (f. (f.b. ruhsuz. (f.b. (f. tıpkı.b. aldırış etmeme. (f. bî-çâre-gân) çaresiz. nasipsiz. korkak.) havuza su akıtan musluk.s.). dâva ederek. 2.). hanım.) yüreksiz.) 1. Allah'ın yardımıyla.edatının d.s.s. kör.b. (f.) 1. (f.) bekasız. (f.b.i.) yardımıyla. anlayışsız. eşsiz.) bahânesiz. (f. hatun. kırmızı dudak.s. (a.) yersiz. (f. 2. büyûd.b. (a. ağlayan söğüt. çekinmeyen.i.b. hala.s. emsalsiz.) 1. bîcâde bîcâde-i müzâb bî-ciğer bicişk bî-cân Bîcen bî-cevâb bicrît bî-çâr. (f. (f. bi-aynihâ bîb bî-bahâ bî-bahâne bî-baht bî-bâk. (bkz: lâyüs'elü amma yef al). (f. 2. değersiz.) Arapçadaki b i. zavallı. ev kadını.s. Abdullah'ın lâkabı. (f.e. (erimiş yakut) kırmızı şarap. kur-luluşsuz.s.b. (a.) 1.) berâetsiz. sakınmayan. (bkz: usfûr).i. (a.b.i.a.) bîçarelik.h. meyva vermeyen. niçin ve nedensiz.b.a.) dalsız. bî-çâre bî-çâregân bî-çâregî bîçâre-vâr biçişk biçîz biçrek bî-çûn bî-çûn u çirâ bîd bid Bi-d-da'vâ Bi-t-tedrîc bîd bîd-i giryân. (f. (bkz: beyâd. talihsiz. havuzdan dışarıya su akıtan delik. yol yol. sıçan.i.) 1.s.s.s. temiz şey. (f.) benzersiz. Allah.) kuru. hakîm.) fare. (bkz: safsâf).) yok olma. bilgin.b. salkımsöğüdü .a.s. zavallılık. eşsiz.s.s.b.zf.s. olduğu gibi.s.) hekim. zavallı gibi.bi-avni bi-avni-ilâhi teâlâ bi-aynihî. (f.) cansız. zavallılar.b. (f.) bahtsız.s.s. (f.b.) korkmayan.) korkusuzluk. elinde avucunda bir şeyi olmayan.i. çizgili olarak dokunmuş kilim. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar. (f.i. (a. havuza gelen suyun yolu. bacası. bot.s.

i. (bkz. (a.zf.b. mükerreren). âşık. (f. 3. (f. b. acımasız. 2.s. bot.bîd-i mecnûn. uyanıklık.) 1.a.) zool.) geniş ova. bedel verme. (f.) başlama. (a. (a. ağlayan söğüt. bîd-i revân.) devlet ve ikbal ile. (a.b. (a. (f. gaşûm . bîd-i sernigûn bîd-i müşk bîd-i sürh bida' bidâd bî-dâd bî-dâd-ger bî-dâd-gerî bî-dâdî bîdah bidak bidâl bîdâr Baht-ı bîdâr Dil-i bîdâr bîdâr-baht bîdâr-dil bîdâre bid'at bîdârî bid'at-i hasene bid'at-i makbûle bid'at-i merdûde bid'at-i seyyie bidâyet bidâyeten bidâyet mahkemesi bîd-bâf bi-d-da'vâ bi-d-da've bidde bi-d-def'ât bi-d-devletü ve-l-ikbâl bi-d-devr bi-d-duâ' bî-derd bî-dermân bîdester bî-devâ bî-devlet bidh bî-dil bî-dimag bî-dîn bot. sepet örücü. t. bida') 1. (a.) don.) haşarı.b. bot. gaddarlık.zf. bîd-i nâlân. zâlim. derman. bîd-i piyâde. başlangıç. kafasız.i.i.s.defalarla.zf. kızılsöğüt. (f. (f. (a.i. 2 .s.) akılsız.zf. uyumayan. 2. uyanık talih uyanık gönül. 2. sultanî söğüt.i.b.) 1.s. güç. (a. c. (a. huysuz [aygır. (f. aydın. gaddar.a. j beğenilebilir yenilikler.s.) sepetçi. s.a. (f. (f. çabalama. süiti. 2. zavallı.) devrederek. uğraşma.i.) uyanık. trampa etme.a.s.) mutlu.b. gürdâs). (f. sonradan meydana çıkan şey. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma.zf.) uyanık.zf. dikkatlilik. ağlayan söğüt. (f.) 1. (a. (f. salkımsöğüdü bot.i. kedersiz.b.) zalimlik. reddedilen. (a.) 1. salkımsöğüdü bot. (f. 4.i. uykusuz. güçsüz. beğenilen yenilik. kalpsiz. hâin. beyinsiz. hainlik. salkımsöğüdü bot. ağlayan söğüt.) takat.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad. merhametsiz.) âşık.s.i. (f.s. . (f. işkence. (f. bid'at'ın c.) 1. gönülsüz. kunduz.) dertsiz.) dermansız. sert başlı. 3. (a. (f. (a.) sonradan meydana çıkan şeyler.) dâva ederek. (a.b. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey.a.) davet ederek.s.) dua ederek.b. (a.i. salkımsöğüdü bot.zf. (f.s. çaresiz. dinsiz.i.) bir şeyi başka bir şeyle değişme. zulüm. düşkün.i. makbul olan. 2. salkımsöğüdü.) mutsuz.i.i. ilkin [aslı bedâet'dir].) başlangıçta.i.s.b.) zâlim. beydah). nüktesiz. (f.) devası bulunmayan.) zalimlik. (f.b. ağlayan söğüt.b.s.) bir kaç kere. dolaşarak.b. ağlayan söğüt. fena yenilikler. beğenilmeyen yenilik. başta. (bkz.b. at]. hisse. (bkz: bedde). pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası.s. (bkz. korkak.

mutlaka. bilâ-fütûr). ilgisiz.b.) sonsuz. yararsız. bigal bîgal ("ga" uzun okunur.a. ilgisizler.i.) Allah'm emriyle.zf.a.) 1.zf. begas). 2.) 1. bi-emr-illâh (a.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu. f.a. bidre (f. elinden geleni yapan.) farksız.a.s.b.) 1.a.) istemeyerek. çok. sonsuz.b. tarafsız. a. ortaksız.b.) soğuk tabiatlı.). f.e.b. bidisgân). bî-fâide (f.b. bî-geh (f. 3.) esterler. bî-gaye'nin c. bî-endâze (f.) başkasıyla. eğlenmeyen.i.). bi-eyyi-hâl. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla.s.b. h.s. bî-gâne (f. sıkılgan.b.) garezsiz bir surette. bî-gâne-gân (f.) durmayan. Zühre (Venüs) yıldızı. . bidrûd (f. bî-gâh.zf.b.i.i.) dipsiz. (bkz. (bkz: rumh).i.) söğütlük.s. 2.s. (f. katırlar. bigas (a. bî-gamm (f.s. bi-esrihi (a.zf. cümlesi.b.) ölçüsüz. bî-gânegî (f.i. bi-fazl-illah-i teâlâ (a.zf.bî-direng bî-dirîg (f. f. bî-edât (f.) bigâneler.) 1. (bkz.s. hal.b.) karış.b. bî-edeb (f. sonu olmayanlar.) hepsi. 2.a. kayıtsız. utangaç. bidisgân (f. kızsız [kimse].h.zf. esirgemeyen.b. bir menzile konma.) sarmaşık [ot]. bıdışgan. bî-garez-âne (f.a. bî-enbâz (f. konak.b.s. durum. haksız yere.a.s.i. bi-eyyi-hâlin (a.) arkadaşsız.i.zf.s.) mızrak.b.s. bî-gâne'nin c. bî-edeb-âne (f.i. i.i. 2. yabancı. selâmet.) kayıtsız tabiatlı. bîdvend (f. gayesiz. 2.a. esenlik. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var]. -sız.) 1.) 1. keyfiyet.i.b.) yurt. sınırsız.a.) vakitsiz.) edepsiz.) faydasız. garezsiz.) sağlık.s. bidist (f.b.i. bîet (a.zf. ("ga" uzun okunur. kayıtsızlar.a.s. bagl'ın c.) kantaşı. kızı olmayan.) edepsizcesine. (bkz: bıdısgan.b. bî-duht (f.) Allah'ın fazlıyla. esirgenmeyen. bîe (a.b.) hep bir arada. bî-gayât ("ga" uzun okunur.s. nitelik. bi-gayr (a. elbette. bî-gâne-hûy (f.) herhalde. tasasız. terbiyesiz. çabuk.s. 2. tanıyıp da tanımazlıktan gelen.a. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz.) yabancılık.) gamsız.) aletsiz.) ağaç kurdu.) sonsuzlar.s. b. bî-gavr (f. bî-fütûr (f.s. tas. f.i. bi-gayr-i kasdin (a. bî-gâne-meşreb (f.s. aşın.b. bî-fark (f. Bidpây (f. bî-gaye ("ga" uzun okunur.s. bi-ecmâihim (a. bî-garez (f. taraf tutmayan. bî-encâm (f.zf. bid-istân (f. kargı. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan.s.

bî-gayret bîgerân bî-gışş bî-gümân bî-günâh bih bîh bîh-i kûhî bih Mef'ûl-ü bih bihâ bihâ' bî-hâb bî-haber bî-hadd bî-hadd ü pâyân bihâh. (a.b. (bkz: bî-nazîr).s.zm.) ayva tohumu. (f.b.) o. (f.) 1. âdet olduğu üzere.b.) hesapsız. verimsiz. onu. nihayetsiz. utanması olmayan. uyumaz.) o.) 1.s. (f.s. (f. onlardan.i.s.) akılsız. (f.i.b.s. 2. 2.b. 2. onlarla [çift erkek].) benzersiz.a.b. (a. (f. (f.a.b.) uykusuz.) iyi.) Allah'a şükür olsun.a.s. rütbece.b.) yersiz yurtsuz. samimî. tükenmez. kımıldamayan.) hareketsiz.) iyi olmaklık. .b.a.b. şaşkın. (f. 2. benzersiz.zm. sarraf.b. fr.s. bihîne bî-hiss (f.b. uyanık. (a. uçsuz bucaksız.s.) hadsiz. onlan. (f.a. bih'in c. (f.s. (a.s. dağ kökü. uzak denizler.i. (a. onu. (a.) cansız. (f.) 1. -i. ona. (bkz: bî-şekk).zf. bihâhe bihâk bi-hakkın bi-hamdi lillah bihân bî-hânümân bihâr bihâr-ı baîde bî-hâr bî-hareket bi-haseb bi-haseb-il-merâtib bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe bî-hâsıl bîhaste bî-hayâ bî-hayât bî-hazân bihbûd bihbûdî bih-dâne bih-efgen bî-hemâl bî-hemtâ bî hengâm bî-hesâb bih-güzîn bî-hıred bihî bî-hicâb binim bihimâ bihîn.s.b. sıhhî [vücut].) şüphesiz. (a.a.) o. (f.i.zf.) 1. ona.) habersiz.) hilesiz.s. temel. gr. (a. ondan. sağ.a. i. en iyisini seçen. ayva.) anat. (f. seçkin.s.i.b. onlan. kanşıksız. (bkz: cürsûme).i. ondan. (bkz: bih2). (a.) 1. (f. iyilik. (f. suçsuz. hâli. yorgun. onlarla [çok erkek]. uçsuz.b.) -ce. accusatif. sayısız. bakımından.s. hareketsiz. (f.b. (f. (f.s. sınırsız.) iyiler. tamamıyla. (f. (a.) erkek kurt.) gayretsiz.s.) dikensiz. 2.s. murdarilik daman.a.zm.) hakkıyla. sağlam.b. (f.b. bilgisiz.s. yeğ. duygusuz.) kökünden söken.b. asıl. (f.a. iyi.s.s.s.) âciz.i. en iyi. pek çok. iyi adamlar.s. her zaman bahar. hallaç. bahr'in c. kök. (f. onlara. ayva.) ses kısıklığı. i.) sonbaharsız.) o. 2.) utanmayan.) vakitsiz. (bkz: bihî). (f.s. zavallı.) denizler. vurdumduymaz.zm.a.b.i. (f. bucaksız.b. her zaman taze. (f.s.b.b.) nihayetsiz. sınırsız ve sonsuz. (f.) eşsiz. üstünlük. usulünce. (f.s.i. iyi. (f.i. bot.zf.a. kaynak.) günahsız. (a. tembel. baldıran kökü. kafasız. (f. rütbe bakımından. (bkz: bî-âr). (f.).s. onlara.) hissiz. onunla [tek dişi]. onlardan. sınırsız. sonsuz. onunla [tek erkek]. (f.s. cansız. çoluksuz çocuksuz.

. soyu güzel.) en iyi. (f.) baygınlıkla.s. erkek adı. (f.i.b.b. (f. (f. (f.s.a. elde olmayarak. acımaz. kalburdan geçirilmiş (f.b. 3. en.s.zf.a.) gevezelikle. i.zf. 1rj (f.i.) kök söken.) iktidarsız.s.b. (f.) kavuşmasız.b.s.) ağız kokusu.) hadsiz hududsuz. (f. [behzâd şeklinde de kullanılır].b.b.s. s.s.) geveze.) akıllı [kimse]. bi-hoş. i.zf. boş yere. karışık çizgili.a. uçmak. (f.i.zf. bey zar). (f.b. (f.s. çalçene. (f.a.zf.b.bihişt bîh-ken bihnâne bî-hod bî-hodâne bî-hodi bihr bihrâm bihred bih-rûz.s.a.) baygınlık.s. (f-i-) oruç. doğuşu iyi.) en iyi olma. (f. (f. deli. pek iyi.s. (f.) insafsız.b. maharetsiz.b. (f. (f..s. pek çok. sersem.) ibaresi ibaresine.s.) 1. sonsuz. (f.) kendiliğinden.s.) boşuna gevezelik.b.b. 2. (f. (f. bîilaç" deyiminde geçer.s.a. 2. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü. pek iyi.s.b. rahatsız.s. ölçüsüz (f. (bkz: be-hişt).) boşuna.) boşuna çalışan. boş yere konuşan. faydasızlık. şaşkın.a. (bkz. (a.s. (a.)1.a.b.s. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur].). aslı temiz. (f-b. (f.) 1. aynıyla.) nihayetsiz.) boşuna.)hünersiz. (f.) cennet.b. "günü iyi" iyi günlü.b. XV. (f.) elekten.b. (f. kıymetli bir taş.a. (f. (f. üstünlük.i. (f. (f.) şüphesiz.b. (bkz: rûze).) aynlmasız.) daha.) beyhudelik.b. anlayışsız. karışık.i.a.s.) beyaz.b.s.b. (f.) çizgisiz.)şaşkıncasına. mutlu. (itf. kendinden geçmiş olan. kendinden geçmişçesine (f. (f.) huzursuz.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi.a.i.s. 2.a. (f.b. UI . tedirgin.s.zf.b. 2. (bkz: bî-hödane).) 1. b.) i'tibarsız.i.) Allah'ın izniyle.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç.) şüphesiz. (f. h.b.s. bihterek bihterek bihterî bihterîn bî-hûd bî-hûdâne bî-hûde. (f.i. (bkz: bî-hod).).s. yararsızlık. (f. ')iÜ (a.) idraksiz. bayılmış.a. kökünden söken.a.b.b. has ekmek.a. beyhude. bih-rûze bîhte bihter.) i'tidâlsiz. geveze.b. (f.b. güçsüz.s. bî-hüde bî-hûde-gî bî-hûde-gû bî-hûde-kâr bî-hudûd bî-hûş bî-hûşâne bî-hutût bî-huzûr bî-hüdegû bî-hüde-gûyâne bî-hüde-gûyî bî-hüner bih-zâd bî-ibâretihâ bî-idrâk bî-ihtiyâr bî-iktidâr bî-ilâc bî-infisâl bî-insâf bî-intihâ bî-irtiyâb bî-iştibâh bî-i'tibâr bî-i'tidâl bî-ittisâl bi-izn-illâh (f. çılgın.s. marifetsiz.s.s.

) 1. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan.zf. işsiz [kimse]. ilk olarak söylenen fikir. (bkz: bekâmet). (f.i.a.a. (f. (f. sonsuz.a. tabiat.) -siz.i.s. (a. kimsesizlik.) kararsızlık.a.) ölçüsüz. alâkasız.s. (f. kayıtsızlıkla.bi-izni şer'î bi-izn-illâhi teâlâ bî-izzet bîje Bîjen bijeng bîka bika' bî-kâm bikâmet bî-kâr bî-karâr bî-karârî bî-kayd bî-kaydâne bî-kelimât bî-kem ü kâst bî-kerân bî-kes bî-kesâne bî-kesî bî-kıyâs bî-kıymet bî-mahall bikmâz bikr bikr-i fikr bikr-i hükmî bikr-i mazmûn bikle bikrân bî-kusûr bi-küsiste bîl bilBil-iktifâ bi-l-âfiye bilâBilâ-bedel bilâ-bedel bilâbil (a.i.) yerler. (f.b.zf.zf.). gevşek. 2. bekâr.b.e. kararsız. . (f.) kusursuz. 2.a.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu. ilgisizlikle.s. tam.a. şarap içme. topraklar.s. bi-izn-illah). (f. (f. (f.b.) afiyetle. 2.zf.i. (a.a.i.kelimeleri zarf yapar. (f.) 1. belbâle).s.) yersiz.) 1. katıksız.b.) -ile mânâsına gelip.zf. aldırmaz. değeri. [Arapça kelimelerin başına getirilir].) kıymetsiz. huk. (f. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız.s. çözülmüş.) bakireler.) şarap.i.e. (bkz: nâ-be-mahall).. telâş. şekil. aldınşsızlıkla.) sınırsız.) eksiksiz olarak. uçsuz. çapa. 2. çözük.) kayıtsızca. (a. 2.s. (f. ebkâr) dokunulmamış. (a.b.a. sırf.b. husûsiyle. (f. sâde. biçim.) 1.) kimsesiz.i. (f. (bkz: bekâret). kılık. 2. kız-oğlan kız. (f. yaradılış.i.) kayıtsız. sözsüz. [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır]. (f. keder. (a-i. (f. (a.s.s. kızlık. (bkz ı'belbâl. orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun.s. gibi. kıymeti olmayan. 2.) bîkeslik.b. 3.b. (f.) 1.i. (a. (f. düşük.a. karşılıksız.b.s. ko puk.) bedelsiz.a.) yararsız.c. bedelsiz.b. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva. değersiz. (a.s.) kapı anahtarı. (f. iktifa ederek. sağlıkla.. rahatsız. kıyafet. ülkeler.) kelimesiz. elem.) şeriatın emir ve müsaadesiyle (bkz. kopmuş. kenarsız. bel.) 1. buk'a'nın c.i. (f. (f.b. (f. şarap meclisi. z f.) izzeti. (a. gübre sepeti.) mercimek.s. salt.s.b.s.bikr'in c. (bkz: ebkâr). genç kız. hâlis.i. tasa.) kimsesizlere yakışır bir halde. (a. eksiksiz.i.) 1. tamam olarak. saf. (a.

Galata ve Eyüp semtleri. kusursuz.) sapmadan. (a. bulaşmadan 2. irticalen.) arkalan büyük olan kadınlar. Kudüs. (a.s.b. söyletmeden. bezmeksizin. (a. haber vermeden. intikal etmeden.).b.b.b. Beyrut. arasız. (a.zf. şehirler. toptan. (f.) devamlı.) memleketler.b. (a. Maraş.s. yan. . birdenbire. (a. Erzurum.b.) 1.zf. 12 şehir [Adana. ve i. (bkz: be-lâde. çocuksuz. Şam.s. Kahire]. a. Sofya. büyük memleketler.zf.zf.s.s. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni.b. belîha'nın c. Eyüp.s. 5.b.b. Bosnasaray.) lüzumsuz. şehirler. kayık küreği.) düşünmeksizin. belde'nin c. 3.) veletsiz.) korkusuzca.) elinde olmayarak. gönderi. haraca bağlı arazi. (bkz. (a. dönmeden. (a.bilâd bilâd-ı âmire bilâd-ı aşere bilâd-ı cesîme bilâd-ı erbaa bilâd-ı garbiyye bilâd-ı harâciyye bilâdı-ı isnâ aşer bilâd-ı rûm bilâd-ı selâse bilâde bilâ-fâsıla bilâ-fütûr bilâh bil'âhire bilâ-ihtâr bilâ-ihtiyâr bilâ-inkıtâ' bilâ-intihâb bilâ-intikal bilâ-irtikâb bilâ-isbât bilâ-isticvâb bilâ-istisnâ bilâ-iş'âr bilâ-kayd ü şart bil-akis bilâl bilâ-lüzûm bilâ-sebeb bilâ-tahkîk bilâ-taksîr bilâ-tashîh bilâ-teemmül bilâ-tevakkuf bilâ-udûl bilâ-ücret bilâ-vâsıta bilâ-veled bil-bedâhe bil-cümle bîle (a. apansızın. Selanik. Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler.b. Edirne.i. (a. Galata. 2. Trabzon. istanbul.) istisnasız. (a.zf. Trablusgarp. geçmeden. (a. 4 şehir [Edirne. (a. Diyarbakır. (a. istanbul'da Üsküdar.b.) düşünmeksizin.zf. Çankırı].zf. 4. seçmeden. araçsız.) vasıtasız.zf.zf.b.zf. Halep.) tashih edil meden. (a. sonunda.) iş'ar etmeden.) ücretsiz.b.) sormadan. (a.b. [eskiden] 1. yanak.) müzevir.) aksine.b. kendiliğinden.zf.zf.b. (a. (a. düzeltilmeden. doğrudan doğruya. sürekli. (a. kayıtsız ve şartsız.b. (a. (bkz: cümleten). Kan-diye.) irtikap etmeden. mâmur beldeler. aldırmayarak.b. belâl).zf. îmar görmüş.b.s. (a.i. An-tep.) sonra. (bkz: bedâheten).) taksirsiz.s. (a. ada.s. " iL.s.s.) sebepsiz.) hep.) durmadan. batı memleketleri. tersine olarak. (a. (f. Anadolu. tersine. hatırlatılmadan.b.zf. (a. rüşvet almadan. tam tersi. (a.) fasılasız.s. (a.) 1. Sivas. 10 şehir [izmir. Bursa.b.) tahkik etmeden.zf.) isbatsız. (a. Bağdat.zf. (a. fesatçı. aralıksız.) ihtar edilmeden. sorup soruşturmadan. bütün.b. kesin olarak. Rusçuk. Lârisa].zf.zf. belâd). Bursa. parasız. gereksiz. bildirmeden. bayındır duruma getirilmiş.b. 2. (a. kasabalar.) seçilmeden.b. kavramadan. sonradan.b.

(a.zf.) mahsus. özenle.zf) icra ederek.) kandırarak.) intikal ederek. (a. bi-1-îcâb).zf. (a.bîlek bî-lerziş bi-l-farz bi-l-fi'l bi-l-hâssa bi-l-hayr bi-l-hükmü bi-l-îcâb bi-l-icrâ bi-l-iddiâ bi-l-iftihâr bi-l-ihtimâm bi-l-ihtirâm bi-l-ihtiyâr bi-l-iktidâr bi-l-iktisâb bi-l-iktizâ bi-l-iltizâm bi-l-imlâ bi-l-imtihân bi-l-imtisâl bi-l-imtizâc bi-l-imzâ bi-l-incimâd bi-l-infâz bi-l-infilâk bi-l-infikâk bi-l-infirâd bi-l-infisâl bi-l-inkısâm bi-l-inkişâf bi-l-intâc bi-l-intihâb bi-l-intikal bi-l-intisâb bi-l-irâe bi-l-irkab bi-l-iskât bi-l-isti'câl bi-l-istîcâr bi-l-isticvâb bi-l-istidlâl bi-l-istidlâl bi-l-istihbâr bi-l-istihdâm bi-l-istihkak bi-l-istifâde bi-l-istifsâr bi-l-istihsâl (f. (bkz: an-kasdin). keserek.) imza ederek. (a. dikkat ederek.) delil getirerek.zf. .) bindirilerek.) göstererek. (bkz: faraza). liyakatli olarak. (a.zf.) dileğiyle. (a.) iddia için. benzer göstererek. titremeden.zf.zf.) bile bile. (a. (a. dikte ederek. birbirinden diğerine geçerek.zf.zf.e.) donarak. (a. yerine getirerek. (a.) lâzım olduğu için.zf.)' kısımlara ayırarak. yararlanarak.) çözülerek.zf. gösterip öğreterek. (bkz: hassaten).zf. (f. (a ?f) kazanarak. (a. (a. (a.) infaz yoluyla.s. gelişerek.zf. (a.) hizmete alarak.) özenerek. bölerek. örnek.zf. patlayarak. uğurlu olarak. (a.) susturmak.zf. (a.) iftiharla. (a.) aynlarak. (a. z. anlaşmak yoluyla.) iktidar ile. (a.) çatal temrenli bir çeşit ok. (a. meydana getirerek. (a. husûsî olarak. (a.zf.) acele ederek.) saygı duyarak. icra marifetiyle.zf. ayrılarak.) kiraya vererek.) soruşturup.zf. (a.zf. (a.zf. ivedilikle. anlaşarak.) titremez. isteğiyle. yaparak.zf. (a.zf. kiralayarak.) neticelenerek. dikkatle. (a. (a. seçerek.i. (a.zf. aynlıp tek kalarak.zf. cevâbını alarak.f) sorup anlayarak.) infilâk ederek. saygıyla.zf.) diyelim ki.zf.) hayırla. (a.zf. meydana çıkarak. (a.) husule. elde ederek. (a. (bkz: bi-1iktizâ). (a. tutalım ki. ağzını kapatmak için.) açılarak.) hakkı ile. ayartarak.zf.zf.b.) hükmünden dolayı. gerçekten. (a. kullanarak.) imtihanla.zf. sonuçlanarak.) aynlarak. (a. yol göstererek.zf.zf.zf.zf. uyuşarak.) söyleyip yazdırarak. (a.b.zf.zf. (a. gerekli görüldüğü için. (a.) uyuşmak. (a. yaparak. imzalanarak. öğünerek. (a. yerini bırakıp giderek.zf.zf. (a.) hakîkî olarak. hele.b. (a.) misal. (bkz. (a. (a zf) haber alarak. (a.zf.) faydalanarak.zf.zf) birine mensup olarak.zf. yoldan çıkartmak suretiyle. sınavla.). (a.

bir şeyi saklamadan söyleyerek. istimlâk ederek. (a.zf.zf. billurdan. .) kaydederek.) sırası düşünce. yüzleştirerek. verme suretiyle.) yüz yüze. (a.zf. (a. (a.) değiştirme yoluyla. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı.) karşılık olarak. (a. düşünce halinde.zf. (a.zf. (a. konuşarak. (a. (a.zf. gerekli görerek.) kim. billûriyye Ecsâm-ı billûriyye billûrîn bi-l-mâ' bi-l-maiyye bi-l-muhâfaza bi-l-mukabele bi-l-muvâcehe bi-l-münâsebe bi-l-münâvebe bi-l-müşâfehe bi-l-müşâhede bi-l-müşâvere bi-l-müzâkere (a. uyuşarak. (bkz: müttefikan. billâhi bi-l-lisân billûr billûrî billûrî.zf.) yazı ile bildirerek. (a. konuşarak.zf. (a.zf.) ayırarak.bi-l-istikbâl bi-l-istiklâl bi-l-istilzâm bi-l-istimlâk bi-l-istintâk bi-l-istirar bi-l-istisnâ bi-l-istişâre bi-l-istîzân bi-l-iş'âr bi-l-işgal bi-l-iştirâ bi-l-iştirâk bî-l-i'tâ bi-l-i'tirâf bi-l-itmâm bi-l-ittifâk bi-l-ittihâd bi-l-ityân bi-l-izâfe bi-l-izzi ve-l-ikbâl bi-l-kalb bi-l-kayd bi-l-keşf bi-l-kimyâ bi-l-kuvve bi-l-külliyye billâh.) istişare yo luyla. gerektirerek.zf. (a.zf. (a. sırasını bularak. izafeten).) büsbütün. birleşerek.) satın alarak. ister istemez. (a.zf. (a.) Allah için. (a.zf.) izin ile.) tasavvurî olarak.) getirerek. ayırma ile. (a. (a. oybirliğiyle. sırasında.zf.zf. bozmadan.zf. adamlarıyla. (a.zf. sırasını getirerek. başlıbaşına.) karşılayarak.) konuşarak.) birleşerek.) istimlâk yoluyla. ruhsat alarak.zf.zf. (a.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam.zf. (bkz. (a.) görerek.zf.zf.zf. (a.zf.) ortaklaşa. açarak.) nöbetleşe.) itiraf ederek. billurdan yapılmış cisimler.) tamamlayarak.) sorguya çekerek. işgal suretiyle.i.) işgal ederek. (a. (a.) konuşmak suretiyle. (a. (a.) izzet ve ikbâl ile.zf.zf.zf. (a.zf.) billur gibi.) keşfederek.zf. (a. billur. (a.zf. danışarak. (a. (a. bütün bütün.) danışarak. konuşarak.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili.) müzakere ile.) kim.) muhafaza ederek. (?f) kimyaca. meydana çıkararak. (a.s. müttehiden). (a.) beraberce.zf. hakkı teslim ederek.zf.) lüzumlu. bitirerek. kristal [Farsçası bilûr dur].zf. i. (a. değişe değişe.zf.zf. sırası gelince. (a. karşı giderek.zf. (a.) vererek.) maiyyetiyle. elbirliğiyle. (a.zf.zf. (a. (a. (a.).s.) istiklâl üzere. (a.

bitkinlikle.) riyasız. bîmâr'ın c. yine o anlama.s. ürkütücü. takatsizlikle.zf.zf.) maksatsız ve günahsız.s. sayrı.) halsiz.b.c.i. 2. billur gibi. (a. (f.a. korku. 2.) .a.b. kerem ve inâyetiyle. hükümsüz.a.zf.b.s. azarlanma. bed-sîret. güçsüz. hoppa adama yakışacak surette. satlıcan. bî-nazîr).a. (a. (bkz. hasta.a. üzüntülü. (f h s) hastabakıcı. (f.s. yersiz. serseri.s.a.). (a. yeri gelmişken. (f. bitkinlik. * araç h.) yapışkan otu.s. (a.b.b. tımarhane. (f. kararsızlık.) vekâlet ederek.s. korku ile ümit.b. (f.s.s.) Allah'ın inâyetiyle.s.) yine o mânâya.) 1.b.) gönlü sıkılmış. hanımeligiller. hoppa.s.b. 1. sarmaşıkgiller.i. (f.i. 2. (f. 2.) zâtülcenp.bilsâm bilsâniyye bilsikâ' bi-l-umûm bilur bilûrîn bi-lutfihî bi-lutfihî teâlâ bî-lüzûm bi-l-vâsıta bilve bi-l-vekâle bi-l-vesîle bi-l-vücûh bîm bîm-i cân bîm-i dûzah bîm-i ta'ne bîm ü ümîd bî-magz bî-magz-âne bî-maksad ü bî-günâh bî-ma'nâ bi-ma'nâhü bî-mânend bîmâr bîmârân bîmâr-ciger bîmâr-çeşm bîmâr-dâr bîmâr-dil bîmâre bîmâr-hâne bîmâr-hîz bîmârî bîmâr-istân bî-mâye bî-meâl bî-mecâl bî-mecâl-âne bî-mecâlî bî-mekân bîm-engîz bî-mer bî-merâ bî-merhamet (a. zayıf.) 1. takatsizlik. bîmârân) hasta.) lüzumsuz. bîmâr-hâne).) merhametsiz. kötü yaratılıştı.) bot.) billur. bitkin.s.s. .b. halsizlik. hastahâne.b.) çok sıkıntılı ve üzüntülü.b.) bütün.s. cehennem korkusu. takatsiz. (f. l. (f.) hastalık.hastahâne.i.a.) akılsız. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri.s.pleuresie. (bkz: bî-hemâl.s. (f.b. (a. (f.zf.i.i. sayısız. (f. belvâ).) hastabakıcılar. (f. f h s) manendi. bed-tıynet).b.s. (bkz. (bkz: havf). f. (f.f. 2. (f. 2. fr. yüreği katı.) hesapsız. yoksul.s. deliler yurdu.b. saçmasapan [söz].s. (f. hastalıktan yeni kalkan [kimse]. (a.i. 2.(bkz: bîmâristân2).) 1. (f.s. gerek. mânâsız.) korkutan. (bkz.zf.i. (f. (a.zf.) bu vesile ile. (f.s.) mânâsız. hep. (f. (a.) vâsıta ile. soğulup sayılma korkusu. ürküten.) beyinsiz. dermansız.b.b. (f. tehlike.) billurdan.) [gözü] baygın bakışlı olan.b.) lütuf. mayası bozuk.s. (a. yurtsuz. (bkz.) 1. tımarhane. güçsüzlük. (f.) anlamsız.i.b.) güçlükle.) 1. (f.b. (a.) her yönden.a. can korkusu. eşi benzeri olmayan.zf. (f. (a. (f. akılsız. akciğer zan iltihabı. bîtâb). (a.

yapma. (a. uzaktan gören. kadınların aybaşı hali. (f. benzersiz. (f. (bkz: bi-nevend). (bkz: binâberîn). dayanarak. (f. (f. kulak tozu [aslı bünâgûş dur].i. namazsız.) nasipsiz.c. görücü. 2.) mûcipsiz.b.c. eşi bulunmayan. (f. (f. sansız.a. (f. (bkz: binâen-alâ-zâlik). Tanrı binası. 5. vefası.b. (f.) kalbi.) 1. göz.) emsalsiz. müteaddî (geçişli). 2. (f. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. saygısız. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar.) zevksiz. (f.i. (a.) 1.b. lâzım (geçişsiz).).b. (a. bunun üzerine.b. (f. 3. beynamaz.b. (f. (a. (f.a. (a.s.) .a.çekinmeden.) kurulmuş. (f.) -den dolayı. sakınmadan.s.s.) mâni. başına kalkmayan.b. .a. sayısız.a. adı sanı kalmamış (olmak).s. binâberîn).i. tuzsuz. gören. benî) oğul.) 1. 2. kulak memesi. -için.s. sevgisi olmayan. inşâatı kontrol eden kimse.) dikkatsiz. dayanma. (f.a. yok yere. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.b.a.) bundan dolayı.i. -den ötürü.f.f.s. 4. hakikati kavrayan. uzgören. (f. beynamazlık.s. (f. sebepsiz. (a.) -e.b. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf]. mürüvvetsiz.c.) korkmuş.a.zf. yapısı.a. 2.s.s. insaniyetsiz.s.b.) 1.) bundan dolayı. engel. yapı. (bkz: bî-nazîr).b. (a. talihsiz. (f. 2. dalış. (f.s. neticede. (a.b. ev. (bkz. -de. bunun üzerine. namaz kılmayan. talihi kapalı.i. ebniye) 1.) çekinmeksizin. yapılarak.e. (f.s. 'önemsiz. bîpervâ). 2. kayıtsız.zf. dürbün.) 1.s.b.) namazsız. görücülük.) manevî görüş.zf. i.bî-mezak bî-meze bî-mihr bî-mihr ü vefâ bî-mikdâr bî-minnet bî-misâl bî-mûcib bîm-nâk bî-muâdil bî-mübâlât bî-muhâbâ bi-mübâlût bî-müdânî bî-mürüvvet binBin-netîce Bin-nefs bin bîn -bîn Dûr-bîn binâ' binâ emîni binâ-yi ilâhî bînâ bînâb binâber binâberîn bînâ-dil binâen binâen-alâ-zâlik binâen aleyh binâ-gerde binâgûş bî-nâm bî-nâm ü nişân (olmak) bî-namâz bî-namâzî bî-nasîb binâvend bînâyî (f. mıntaka.s.) eşsiz. benzersiz. (bkz.s. netîce olarak. (a.zf.s.i. lûtufkâr.b. tat almaz. bu sebepten.s. (bkz. isnâd). mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap. gr.a. kurma.b.). bundan dolayı.b. (f. (f. sevgisiz.b.) şefkatsiz.) bunun üzerine.a. büyün) bölge.) adsız.b. (bkz: bî-mubâlât) (f.s.) tatsız. nefisle.b. meçhul (edilgen).s. görücü. basiretli.) eşsiz. gören.s.s.

(bkz: bi-nâvend).s. (f. lezzetsizlik.s. iki yaşına girmiş dişi deve.) 1.burun. (f. nasipsizlik.s. fr.b. [Arapçası "fincan" dır. (f. (bkz: usfûr). görünmez. fakirlik.a. (f.s. 2. (f.b. işâretsiz. zavallı. (bkz: hadeka). çaresiz.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek. 2. görmez.b.]. (a.a.) görürlük. spontane. ihtiyaçsız.) 1.) nasipsiz.) nihayetsiz.) kendisi.i.zf.) ateşle. görücü.) fels. (bkz: müstagnî).zf.) nisbetle. (a.) nişansız.2.bînâyî-refte bî-nazîr bincişk bincişk-i züvân bînek bî-nemek bi-nefsihî bî-nemekî bînende bînendegî bîneng bî-nesak bî-nevâ bî-nevâ-yı firâk bî-nevâyî binevend bingân bingere bînî -bînî Âkıbet-bînî bî-nigâh bî-nihâye bî-nihâyet bîniş bî-nişân bî-niyâz bî-niyâzî bi-n-nâr bi-n-nefs bi-n-netîce bi-n-nisbe binsır. bî-misâl).) 1. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. (f. 3. (f. (a.) l. sonsuz.) bakımsız. (f. (bkz.) manî.b.i.i.i.s.) belirmez. lezzetsiz.s.a.b.b.b. (üzümün kızı) şarap. meç.b. (bkz: ebedî). (a.i. tükenmez. 3.i.b. tatsız. ayrılığın nasipsizliği.s. benât) kız. sonsuz.s.s. (a. uzak görüşlülük. yayın ele alındığı kısmının ucu.i. (f. nursuz. dağ tepesi. (f. tatsızlık. kendiliğinden.s. kadeh.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör. mülakat.i. sessizlik. görüş.) iğe sarılmış pamuk ipliği. 2. muhtaç. kendi kendisi. 2.s. yakar-masız. tatsızlık. uç. gözbebeği. düzensiz. (dağın kızı) aksiseda. (f. (f. .s.) sırasız. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir]. görebilme. bir dereceye kadar. uyanık. (f. içinden. (f.) nihayetsiz. uğursuz.b. (f.) zenginlik. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası. (f.b. 2. fakir.) 1. (f-i.s.) l . akıllı.b. sonuç olarak. sonu görürlük. rezil.s.i.). gören. (f. vefasızlık. (bkz: bi-z-zât). yoksulluk. (f.zf.) tuzsuz. (f. (a. (bkz. sükût. 4.c. kendi kendine.i. binsâr bint Ayşe bint-i Osman bint-i ineb bint-i mehâd bint-ül-cebel bî-nûr bî-nümûd (f-b.s.) serçe kuşu. Osman kızı Ayşe. (f. (f. ilerisini düşünen. tuzsuzluk. [insanda ve denizde]. 2.) yalvarmasız. kâse.) namussuz. basîretkâr).) 1. (bkz: piyâle). tas.i.b. yüzük parmağı.) 1.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak. (a. bot. 2. engel.zf. (f. görme kabiliyeti.

s. güçsüz [kimse]. biraz. tükenmez.b.i. münasebetsiz ve kötü yola sapan.binye bî-pâyân bî-per ü bâl bî-perde bî-pervâ bir Bi-r-ricâ bi-r-rakabe bi'r bi'r-i muattal bi'r-i zemzem bîr bîrâd birâder birâder-i can-berâber birâder-i mâ'nevî birâder-i rızâî birâder-âne birâder-enger birâder-hande birâderî birâder-zâde bî-râh. hanende.c. i. yıldırım.zf. (bkz: birincâsf). (f. 3. erkek kardeş. (a. 3. (a. (f. (bkz: bercîs1).i.s.) 1.s. renksiz. hah.s.) yıkık. müzik bilmeyen okuyucu.) derin kuyu. 3.i.) arsız. (a.). (a. yolsuzluk. dost.) çekinmeksizin.) kardeşe mensup. 2.i.) 1.b. körkuyu.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar].) şüphesiz. soysuz. bünye). 2.s. meç.e. birâzvân birbâs Bircîs bîreg bî-reng bî-rengî bi-resm bî-revgen bî-rey bî-reyb birîg birînc birincâsb (a.i. (f. (f.zf. (f. i. 2. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.i.. yolsuz. (bkz.s.b. 2. yeğen.b. (f.a. çok yakın dost. düşüncesini söylemeyen. pîr.b.) kolsuz.) 1. (f. (f.kelimeleri zarf yapar rica ile. ilâhî cevher.s. döşek. (f. dermansız. (f.s. ahret kardeşi. kalbsiz.) 1.[asıl ve mecazî mânâda].b. kilim. (f.) resmî olarak. kardeş. örtü gibi şeyler.) kardeş çocuğu. sakınmadan.i. bîrâne bîrâste birâz birâz birâzbân.i. ahret veya din kardeşi. (f.b. yol bulunmayan sapa yer. (a.s. (f.b. 2.i.) -ile. (f. kanatsız. (f.) üzüm salkımı.) renksizlik. harap.i. (f. .) kardeşliğe kabul edilmiş kimse.b. (f. (f. pirinç [hububattan]. susuz.) damarsız.i. (f.) bot.i. bî-reh bî-râhe bî-râhî bî-rahm bîrân. ihtiyar. (a. Mekke'deki zemzem havuzu. (f. budanmış [ağaç]. (f.s.) yağsız.a. kardeşlik. taslak halinde bulunan resim.) merhametsiz.i.) 1. başarısız.b.) az şey. çıkmaz sokak.) 1. (f.a. (f.s. oysuz. pilav. dostça.s. 2. 2.) fazla dallan kesilmiş. renksiz. (f-b-s. arsız. rakabet ederek.a. seccade. (f.i.i. viran.s.s. reysiz. -ederek mânâsına gelip. (f. karşı karşıya döğüşme.b. âdet olduğu gibi.) kılıç.b. utanmaz.) kardeşçe. 2. pirinç [mâden]. (a. yatak. (f.b. tas.) 1. (f.) 1. nefiy.i. âbâr) kuyu.) sonsuz. aforoz veya sürgün.) üveyi kardeş. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır].) savaşa atılma. dökük. (bkz: bî-muhâbâ).) 1.i.

i. (f. Misk otu. suyoncası denilen.a.) gerekli eşyası bulunmayan. sarı çiçekli bir ot.a.) cansız. çocuğun ana ve babasına itaatli olması. hallucination.a.i. 3.) 1.s. bağışta bulunma.i.) riyasız. [hafifletilmişi "birûn" ].) yüzsüz. afetler.s. (f. zümrüte benzer.s. (a. 2. yalansız. el etek öpme.i.b.) kısmetsiz.i. (f. ne fena.) ikincisi olmayan. gölcük.s. bîrzî bî-sabr bî-sâmân bî-sân bî-sânî bisâr bisât bisât-ı arz bisât-ı berf bisât-ı felek bisât-ı hâk bisât-ı kevn ü mekân bisât-ı satranç bisât-ı bûsî bî-sâz bi'se Benât-ı bi'se bi'se-l-masîr bî-sebât (f. "zemberek" denilen bir harp âleti.a.s. küçük göl. (f-i-) l.b. anaya babaya itaat.e) "ne kötü. [acı ve kokulu bir sakız].) bot. yaygı. busat) kilim. (a.i.b. (a. büyük belâlar. büsre'nin c.c. fazla.i.s. (f.i. (bkz . s. büyük havuz.i. tere. (f. arsız. yabanî karanfil. (f. benzersiz.i.).) parasız. (f. selâmlık odası. iyilik. hâriçte.s. (bkz: bisât-ı felek. (a. bot. değersiz yeşil bir taş. (f. hayır. yüzsüzlük. 2.s. (f. 2.) sebatsız.a.) 1. çimen. (a.) 1.a. Beifuss miskotu" dur]. güzellik.) hayâsızlık. (a.i.) kısmetsizlik. (f. (f.i.) bot. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu. bir benzeri olmayan. (a.) . (f.i. (a.) kızartılmış. haricî. kâinat. (f. döşeme. . lât. talihsizlik. dış.s.) . satranç tahtası.i. (f.) sabırsız. ve i.i-) 1. sermayesiz. büsre). tüfek.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. (f. 3. (kar döşeği) karla kaplı olan yer. dışarıda. (f. (f. bî-sânî).) bot. nane ve piyazlı kebap. züğürt [kimse].birincâsf birişte birîşüm bî-riyâ birke birkıl birnîs birr birr ü takvâ birsâm birsân birsîm birsîm-i mâ' bî-rû bî-rûh bîrûn bîrûnî bî-rûyî bîrûz bîrûzec bî-rûzî biryân biryân-ı muhallâ bîrzed.a.b. şeytanboku.s.) selâmlık dâiresi.s. tava.b. alm.b. yalancı zümrüt. fr. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir]. (a.i. (bkz. yeryüzü. yeşillik. (bkz: bisât-ı hâk.) etek öpme. yeryüzü. bisât-ı hâk).s. dönek. bürsen). 2. koyun otu.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma. keçe.) at kestanesi.i. minder. göğüs. olmayan şeyi varsayma. kasnı. (bkz. fr. dünyâ. yonca. varsam. Armoise miskotu. zf. gökzümrüt. (f. (a. bisât-ı kevn ü mekân). yeryüzü. cehennem.) firuze.dışarı. (f. ne çirkin" mânâsına gelir. bîrze. 2.

b. hareketten kalmaz. hareket]. (f. (f. çok kimseyi tanıyan.i. (f . yirminci.) çok konuşkan.s.b.i. (f.i. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret.) gevşek. (a.s.) sivilce. bismil-geh bismillâh bismil-şüde bisr bisre bisBi-s-suhûle bism-i şâh bi-s-suhûle bîst bîstâh bistâm bistâr bister bîstgânî bistûh bistüm.) 1.b. (f-b. (f. intizamsız.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır.zf. (f. durmayan. (bkz: bi'set-i nebeviyye).) yirmi 20 (f. v. bîserek bî-serân bi'set bi'set-i Muhammediyye bi'set-i nebeviyye bism bismil bismil-gâh. (bkz: büsut).) kıymet.) suhuletle.b.) küstah. (a.i.s.s. . paha biçilmez.) salhane. bıldırcın otu denilen. Peygamberimizin gönderilişleri. zayıf [adam].) durmaz. (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.i. çok tembel. ipe sapa gelmez [söz.s. adıyla. bol meyveli.b. (f. utanmaz [adam].s. edepsiz. faydasız. ziyâde.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar.s. başıboş olanlar. eğri.) başsız. (a.s.).s. (f. i.i.i. suhuletle. (f. âşık Ferhad'ın. (f.b. bîstümîn bî-sûd bisut bî-sükûn bîsütûn Çetr-i bîsütûn bisyâr bisyâr-ber bisyâr-gû bisyâr-husb bisyârî bisyâr-kes bîş (f. (f. (f. (f.) boş.zf.i.s. gökyüzü.zf. 2.) çıraklara.b.a.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar. (bkz: besmele).i.s. (f. düzensiz. (f. artık.s.) çokluk.e. hayvan kesilen yer.) gönderme.) arkadaşı çok olan.b.s. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ. (a.i. (f. (bkz: perûş).s.a. beceriksiz.) 1. (a. başsız.) mercan [taş]. arsız. kolaylıkla gibi. (f. ne cesiz. (a. (f.) sebepsiz. cılız.) yatak. yok yere.b..) vücudu sivilceli olan [kimse].) ["bi+ism" den] ismiyle.) âciz. çarpık. sefil ve perişan.s.) çok. (a.b.i.bî-sebeb bî-seher bî-semen bîser.). (a. kolaylıkla. (f. savruk. (a. gök.) kesilmiş.s. boğazlanmış hay (f. Çin'de yetişir zehirli bir ot.b.) sabahsız. bîsere bî-ser bî-ser ü bûn bî-ser ü pâ bî-ser ü sâmân bîserâk.s.a.s.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu. değer.f.a. döşek.) boğazlanmış. (f. 2.

(f. bişkene). akıllı. (f. pahalı.b. küskü.). kazma. pek çok. kusma. benzeri olmayan.s. (f.) fazlalık.) daha fazla.) utanmaz.e. bişkel.) 1.) şuursuzca.s. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.) yüksek fiatlı. kıymetli. 3.) perişan.) sığıntı.i. tanzîm ile.) ormanlık. (f. eksiksiz. kıvırcık saç.) bitkin bir halde.i. dermansız. [eti panzehir olarak kullanılırdı].s.) hadsiz.i.i. tutuş. çevik.s. sazlık.kelimeleri zarf yapar. 2.i. 2.a. (f.sazlık. rastık. tasa.i.i. saygıdeğer kişi. (f. meşelik. gam. gaseyan. ihtiyatlı.a. (bkz: galî). işe düşkün.s. idraksiz. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı]. 3.biş-i behâr bîş-i mûş bîş ü kem bî-şâibe bişâr bişâre. kaya koruğu.e. (bkz.) kuvvet.i. beşaret). (f. koyu şıra.) şüphesiz.a. 2.. eğri anahtar. dağınık. sabrı tükenmiş. burgu. (f. balyoz.) 1.a.b.s.i. (f. (f. 3.b. asalak.s. zool.).s.) lekesiz. 5. . i. 4. s. sabırsız. (f. uzun boylu [adam]. (f. *kesîn. (f.i.b.) 1. fazla ve eksik. bişkele.) buruşuksuz. benzersiz.s. heybetli ve muhterem.s. (bkz: bişkel. amorphe.i.) 1. i.s. becerikli. fareye benzer küçük bir hayvan.i. değiştirerek.i.b. gıda. 2. 2. fr.b. (f.) kusursuz.b. (f-b. kasavet. bişkele). Allah. (a.) 1.s.). tedbirli.) fels.a. gümüş kakmalı işlemeler. 4.) 1.b. saçı. esir.) takatsizlik.b. (bkz: bî-gümân). sayısız.s. (f. (bkz: şü-kûfe). düşüncesiz. (f. (f.) şuursuz. bıldırcın otu ile beslenen bir fare. bot.s.) orman. (f. ederek mânâsına gelip. çiçek. (bkz: bî-mecâl).a.) adı sanı belirsiz. i. (f.b. i. (f. düşünmeden. 2. (bkz. meşelik.) kuvvet ve iktidar sahibi. (f. (f. yorgun. uyanık. eksiksiz. altın. 4.s. halsizlik. 2. (a.a. (f. (f.s. kim. varyoz.a. 2. bişâret bîş-bahâ bîşe bî-şebîh bî-şekk bî-şekl bî-şerm bî-şevâib bîşe-zâr bî-şikîb bişing bîşî bişkel bişkele bişkene bişkûfe bişkûh bişkûl biş-mûş bişpûl biştâm bîş-ter bî-şübhe bî-şümâr bî-şuûr bî-şuûr-âne bitBi-t-tagyîr Bi-t-tanzîm bît bî-tâ bita' bî-taayyün bî-tâb bî-tâb-âne bî-tâbî bot. (a.) bitkin. kusursuz. kendi gelen.s.) 1.) şüphesiz. (f. (f. daha çok. tutan ve saçılan şey. tanzîm ederek.zf. tutsak. (f. (bkz: tufeyli).) 1. halsiz.a. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. (f. 3 kuvvetli.) -ile. (a. şekilsiz. değerli. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap. (bkz. bişkene (f. h.s.zf. (f.

) 1.zf. bîte (a. 2. *etkileyerek. bi-t-tarîk (a. (bkz.) geceleme. bi-t-tavassut tediye eko. bî-tâkat (f. aforti-yori. (bkz: bit-tişvîk). bevvân). bi-t-tab' (a.a. takatsiz. bî-tarafâne (f.s.) tarafsız.cü.zf.) tarafsızca. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a. hareket ettirerek.b.c. bî-taraf (f. (bkz: bîver).s. ayırma yoluyla. büven.) etrafıyla.) derece derece. kimsesiz.i.b.) güve. araştırarak. (bkz: bevân.zf.) faydasız. (bkz: beytûtet. bîtet (a.s.zf.) tahkik ile. . bîvâr (f. bi-t-teşvîk (a.) vakitsiz.zf.).s. işe yaramaz. nâ-bemevsim). rastgele.) kurarak. bitlâb (f. sıkıntı.) hurma çiçeğinin kapçığı.) zulüm ile. bîvâre (f. menfaatsiz. bivân (a. bi-t-tavassut kabûl eko. kışkırtarak. hepsi. (bkz: beytûtet.) sivrisinek.) tahammülsüz. gecele-yiş. bi-t-tav' (a.zf. boş. tamamen). eksiği olmayan. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın. bîv (f. bivâbet (a.s. uygunsuz.) âciz. geceleme. bi-tamâmihâ. bi-t-tedrîc (a. tutuklanarak.zf. azar azar. cü. nâ-be-hengâm. zf. zf.) "onbin" sayısı. bîte). günahkâr. bi-t-tahrîk (a. güçsüz. dayanılmaz.) gece kalma. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi.i. kesilen bir şeyin ufak bitke (a.s.zf. bi-t-tasmîm (a.a.b. teşvik ederek. garip.zf.s.a.zf.) tevkif edilerek.) takatsiz.bî-tahammül (f. hakkı ve kanunu çiğneyerek. tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına. bi-t-tahkîk (a.) kusuru.b. tasarlayarak. tabîî olarak. bitke-i haşeb tahta parçası. bî-vakt (f. haydi haydi.) benzetme yoluyla. bi-t-tevkîf (a.a.zf. biûza (a. bi-tarîk-il-evlâ mant.s.i.i. bi-t-te'sîr (a. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul.) ufak parçalan. bi-t-tesâdüf (a.zf.s.i. tahkik ederek. bî-tâil (f. bityâre (f-i-) elem.) tesadüfen. oynatarak.) tecrit. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a. (bkz: takat).) tedbirsiz.i.) teşvîk ederek. bi-tamâmihî (a. bi-t-teâdî (a. çaresiz.s.) güçsüz. bîtet).a.) Allah'ın takdiriyle. poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde.) yoluyla. bityâr.s.a. keder. bi-t-tarîk-it-temsîl (a.zf. bi-t-tafsîl (a.) te'sir ederek. bî-tedbîr (f. (bkz: bi-tamâmihî.a. bî-takvâ (f. talaş.b. (bkz.) tabiatıyla. tomurcuğu.) istek ile. bî-tâk (a.) ibâdetsiz. ebvine). bevâbet).i.) tamamıyla.i.zf. kesinti. bî-taksîr (f. gece kalma. kışkırtarak.a.a.zf. (bkz: bi-t-tahrîk2). uzun uzadıya.) tamamıyla. bi-t-tamâm (a.

zf. kıyafetsizlik. 2. (f. hasis.c. büzûzet). azıksız. c. (f.a.b. dönek.i. (f.) dulluk. zikrederek.) vefasızlık. ışıksız.) pejmürdelik. nasipsiz. mahrum.) vücutsuz.i.) kocasız kadın.i.s. (a. cimri. (bkz: bezle). (a. sebze bahçesi.a. hayırsız. (a. al. biyâât) satılık mal. (f.b. geveze [adam]. (a. kendisi.) hekimlik.i. (f.kelimeleri zarf yapar. (a. sonu olmayan.a. (f. vefasızlık.a. doktor. karanlık.b.b. bürnüs). çenesi düşük. ziyaretle.) kiliseler.s. dul. altınsız. (f.) ister istemez. şaka.) gündelik elbise.) behresiz.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma. bûstân). küskün.i. -rek mânâsına gelip. kendi işler.c.b. fitneci. kuyruksuz. (a.i. bîvâr).b.) hîle. (f.) rahatsız.) zevalsiz. 2.) 1. (f. sermedi). bî-zebânân) dilsiz. yarasa. (a.i. (a. (f.i. desîse.i.s.b.) vefasız. (f. (a. (f.s. (f. (f. (f.bî-vâye bîvâyegî bîvâz bîve bî-vech bî-vefâ bî-vefâyî bîvegî bî-vend bîver bîve-zen bî-vukuf bî-vücûd biya' biyâet biyâh bizBi-z-ziyâre Bi-z-zikr Bi-z-zarûre -bîz Fitne-bîz bizâ' bî-zâd bîzâr bîzâre bîzâre-i bîdâre bîzârî bi-zâtihi Müteharrik bi-zâtihi bizâz bî-zebân bî-zeneb bî-zer bî-zevâl bizh bizişk bizişkî bî-ziyâ bizlâh bizle bizle bi-z-zarûre bi-z-zât bornûz bostân (f..i.i. (f. (a. (f.s. âşık hilesi.s. (f.a.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara. (bkz: huffâş).) zahîresiz.) .b. perişanlık. ile.).s. câvid. küskünlük. fr. (f.s. bi-z-zevât) kendi. anoure. cerrahlık.b.) 1.i. (bkz: beyâh).) eleyen. entrikacı. usanmış. büyâh) ufak balık.s.) ziyâsız.c.b.a. (bkz: ebedî. otomatik.) 1.i. (bkz: bi-cişk).s. (bkz. (f.i.) hekim. kalburdan geçiren.) dul kadın.e.a. (a.) zool. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.b.i.s.s.a.) durmayan. muvafakat. (f.b. 2. (f. (f.zf) kendiliğinden. zarurî olarak. kavun karpuz.b. (a. tarayan. (a.) gadir. câvidân. gibi.i. .) lâtife.s.) kollu ve başlıklı hamam havlusu.i. (f. (bkz: bi-n-nefs).s.i.zf.) bezginlik.s.i.) sebebsiz. (f. (bkz.s. (a. bîa'nın c.) -e.s. sermed. bıkmış. kabul.) fakirlik.b. (bkz. (bkz: savâmi). (bkz: bezâzet. pinti.

selva). . pintilik.b. uzaklık. mat. aralık.) 1. (f. (a.i.i.) ıraklar. espace intercellulaire. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu.) erkek kurt. omuzda. 3. odak uzaklığı.) semizotu.) 1. şiddetli ses.c. göze arası boşluğu. (bkz: bûy). âsîler.i. uzaklar. fr.) insanın bütün malı ve eşyası.' (a. fiz.i. (a.) 1.i.) leş yiyen kuşlar. (f.) cimrilik. avlu. var yok. pintiler. 2.) varlık. (f. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını. ansızın gelen yağmur. (t. ba'hl. (a.geo.) koku.i. (f. (a. saha. top. başucu uzaklığı. (a. erkek baykuş. 'teğet uzunluğu. (bkz: eb).i.a.i. gidilen yolun uzaklığı. (a.) 1.i.i. 2. tamahkârlar.i. buhûl). (f. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı. sevmeme. buğu buhara mensup buğu ile ilgili (a. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. anlama. göl. râsıdın gözünde meydana gelen açı. distance zenithale.) orta yer. mat. (f. 2. (f. astr. 2.i. 2. fr.i. bostancılar. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı.i. anat. boy u t. turna kuşu. fr. (f. (a. bâgi'nin c. (a. (bkz: adavet). râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında. (a. 2. distance focale. can sıkılma. 3. bıldırcın.b.) koku satan. (bkz.) küçük deniz.) haksızlık edenler. anat. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler.i. fr.b.) kin. fr. varı yoğu.i.i. elsıkılığı. bûhe buhak buhalâ' buhâr buhârî buhayre buhayre-i dem'iyye buhbûha buhl buhle saray teşkilâtında.i.i. bostâniyân bölükât-ı seb'a bû bû buâk bûb bûbürd. dis-tance polaire. eb'âd) 1.bostâncıyân. şiddetli sel. nefret. çakır doğan. astr.) cimriler. gözyaşı pınan. (a.i. fr.i.) bülbül (bkz: andelîb. *açı uzaklığı. bahîl'in c. astr. longueur de tangente. 2.) baba. varsayılan uzay. (f.) saha.i. (f. meydan. ağır ve pahalı ev döşemesi.) 1.) l. serkeşler.) kucakta. haykırış.i. (a. çil [kuş]. (a. kutup uzaklığı. hezâr). (baîd'in c. alan. (bkz. distance angulaire.i.i. bûbürdek bu'd Bu'd-i mesâfe bu'd-i beyn-el-hücrevî bu'd-i mizvâ bu'd-i mücerred bu'd-i nîreyn usûlü bu'd-i kutb bu'd-i mihrâkî bu'd-i mümass bu'd-i müzevvâ bu'd-i semt-ür-re's bûd bu'd ü nebûd bu'dân bûdene budha budû' bûd ü ne-bûd bû-fürûş bûğ bugas bugat buğrâ buğz bûh.

bûmhen). bakl'in c. koyun bağırsağı. fr.) zool. yaz mevsiminin en sıcak zamanı. benek.) zool. belâ baykuşu.) denizler. bürûm. bot.) oğul.) sebzeler. (bkz: bahl.s.) 1. kriz. 3. 2. (a.). yalan söz. (bkz: bihâr.i. (a. bağırsak. yeşillikler. kabine buhranı. (a. düşüncesini. kışın zemherirdeki hali.i.) çok yiyen.c. (bkz: ferzend. ebhur). kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse. tomurcuk.i. hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet. ("ku" uzun okunur. (bkz. s .i. tütsülük. 2. bıka') 1. baykuş. memleket memleket. bür'ûme).i. a. yer. (bkz: bahûr-dân). bûmehin (a. âfet.) alçakgönüllülükle hakkını isteme. (a. bûnbâr bûme bûmehen. (a. sıçan büyüklüğünde bir hayvan.i. onunla ilgili. 2.i.) 1.) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis. (f. bûme bûm-i musîbet bûm bûmbâr. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen.) gök gürültüsü. musibet. meç. leke. (a. kritik sıcaklık.s. (f. tavşankulağı. a.i.i.i. karışık bir hâl alması. (a. bir işin tehlikeli.i. (a. . yer sarsıntısı. sürülmemiş tarla. izinde olanlar. bahr'in c. hastalığın fenalaşma nöbeti.) tütsü. baykuş.i. yurt. kalabalık. hastalığın en ağır zamanı. (a. (a.buhrân buhrân-ı ceyyid buhrân-ı kâmil. fiz.i. buhrân-ı mahmud buhrân-ı redi' buhrân-ı vükelâ buhran sühûneti buht buht buhte buhtû.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar. büyük yapı. 2. perişan. (f-i-) 1.) 1. 2. ülke. belâ. düdük. otlar. i. 2. pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek. cyclamen.) izdiham.s. 3.) boru. 2. kıyma. güruh. (bkz: ekûl). iki hörgüçlü deve. (a.) yer yer. ("ka" uzun okunur.) zool. cemâat. (a. dağınık. (f. (bkz. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı. meç. (bkz: ra'd).) 1. (a.i.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda.i. henüz açılmamış çiçek. konca.i.h.) cimrilik. (f. toprak. (a. nöbet. (f.f. obur.zf. (f.) ses kısıklığı.i. (a. huy.i. 2 . mahdum). deprem.s. buhtûr Buhtunnasar buhû' buhûh buhûl buhur buhûr buhûr-i meryem buhûr-dân bûjene buk buk'a buk'a buk'a bûkalemûn bukkarî Bukrat bukratî bukratiyyûn bukta bu'kûke bu'kûket-üs-sayf bu'kûket-üş-şitâ' Bukul bu'le bûm. yer. kalabalık.i. (a.) 1. (f. toprak.c.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait.i. siklamen.i. (bkz: bahte).) 1. buhl). 2. (a. tabîat.i. ebhâr. (f.h.) 1.i.

3.i.i.i. 1) Sünbüle burcu. (a. (f. fr.) hisarlar. (bkz: büste). nebat şekeri. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır]. çölde çukur biçiminde yapılan ocak. Cevza. haşlanmış buğdayın döğülmüşü.) . 4. temizlenmiş koyun bağırsağı. (a. öpüş. Bağdat şehri.i.) öpen.) hasır. 2. sülün. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri. (f.i. (bkz: ber-zûg). hisar çıkıntısı kule.b. bûmehen.bûmhen bûn bunduk. meç. (a. Sevr. kolay. uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu.) bir altın para. bûmehîn). f. (Güneş medarının) on iki burcu. 4.i.) hasır dokuyan. . bunduka bunduk Bundukî bundukiyye bûr bûr Burâk Burak-ı Cem bûrânî burbûr burc burc-i âbî burc-i âteşî. havalı burç.i. Hut (Balıklar) burcu]. güzelin ağzı.hasırcı. (a. astr.i. tüfek kurşunu. Esed. [Cevza (ikizler). (a. i. auphin. Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek. etine dolgun delikanlı. Cedy.) çok cins olan dişi deve. (f. sulu burç. Kavs. (a. öpücük. (bkz. Akrep.) 1. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi. (a. Akreb. rahim. (f. teberzed).i. Terazi (Aquarius) burcu]. [Seretan. kuleler. (f. nihayet. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. (a.) 1.s.) 1. doru. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir. burc'un c.i. burûc) 1. dip.s. (f-i-) öpme. çukur.i. (f. ufak ve yuvarlak tane. i. ateşli burç.i. 2. i. fıstıkî renk. hedef. Kavis (Yay) burcu].i.i. zool. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. kızıla çalar at. (a.i.) bulgur. Yunus. astr. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde. delikanlılık çağındaki neşe. Seretan. (a. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı. burc-i âzerî burc-i bâdî burc-i eşref-ahter mîzân burc-i Delfîn burc-i evliyâ burc-i hûşe burc-i Süreyya Burc-ül-Esed burcâs burcuma bûre bu're burha bûriyâ bûriyâ-bâf burûc burûc-i isnâ aşer burût Burzag bûs. burç).) 1.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse.i. Delv. bûse bûs ü kenâr -bûs Dâmen-bûs (f. 3.s.) yüksekte bulunan nişangâh.h. 2. 2.) fındık. 2. (bkz. [Hamel.) 1.) bıyık. 3.s. (a. Sünbüle.) Tatar oku. (bkz. öpme ve kucaklama. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. (f.s.c. (a. Esed (Arslan).) parmak boğumu. 2. Mizan. (a.) 1. kale. etek öpen.) Hz.i. Arslan takımyıldızı.i. yuvarlak bina.i. 2) Arslan burcu. Hz. [Hamel (kuzu). i.i. (f.

) -öpücü.i. 2.b. geç kalma.b. (a. kökünden çıkar çıkmaz. (bkz. çürüklük.) öpülecek yer. (f. (f. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen.i. (bkz.i. öpen.i.i.i.) bahçıvan.). (f.) bahçe içinde bulunan köşk. (f. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer.busat bûse-câ bûse-çîn bûse-gâh. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif. (bkz. (a. katmerli horozibiği denilen bir çiçek. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen. (f. sağ kanncık. hücre. bahçe. (f. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş. (a. (f. beyhûdelik.) bot.) gecikme.) öpülmüş. (a. (bkz: bûse-rübâ).b. pota. boşluk. bâtıllık. bisât'ın c.i.b. (f.) zool. basî'in c.i.s. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot.b.) öpen. alan. pûselik). keçe yaygılar.i. butûl). . (f. 3.) kanncık.i. bûstân-fürûz).i.i.m.) öpülecek yer.i. (f.) ufak ve parlak bir böcek. (bkz: bûse-gâh. (f. küçük karın veya göz. (f.) kilimler. (f. döşekler. anat.) öpecek yer.i.) hastalanan koyun.s. (f. (f.b.) bot.i.b. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap. minderler. haksız. el öpme.i. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip. (f.) 1.b. anat. bûse-çîn).b.i. öpücü. (bkz: bostan.) buse. öpücük toplayan.) şapırtılı öpüş. busende). s. sol kanncık. kapan. gövdesiz ve kısa saplı nebatlar.i. dâvanın esassız.) terler. öpücük alan. g.) şapır şupur öpüş.s.b. (a. boş oluşu.s.) iyi huy. kuyumcu kalıbı.i.) öpmek. dal ve yapraklan yerlere yayılan. bûstân).i.s. bûse-geh bûse-lik bûselik-nevrûz bûsende bûse-rübâ bûse-şikesten buseyle bûse-zen bûs-gâh bûsî Dâmen-bûsî Dest-bûsî bûsîde bûsîden bûsîr bûsiş Busm bûstân bustân-bân bûstân-efrûz bûstân-fürûz bûstânî bûstân-pîrâ bûstân-serâ busu' bu'sûsâ bûş butayn butayn-i eymen butayn-i eyser bûte butha butîmâr butlân butlân-ı da'vâ butu' (a. (f. (f.) "bahçe süsleyen" bahçıvan.s. (f. soğancık. (f.i. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden. mezartaşı.b. (f.) öpme.i.b. bûse-geh).) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık. (f. muz. (a. (f. tatarcık.i.).i.) 1. 2. (f. (bkz.b. etek öpme. çeşme. öpme.) bot.i.) bostana ait. Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri.b. (bkz. (a. sebil v. toplayan.) buse.

meç. 2. pay. tabiat.) sövme. (f. hisse.i.) kokululuk.i.) 1. gözbebeği. biber. avurt.i. (a. bûznîne buzm buzra bü-bü' büc bücâl bücc bücdet bücr bücriyy. pay. (bkz: büde2). beç büd büdâd Büdalâ' büdbüdek büdd büdde (a. 2.b. batn'ın c. bedîl'in c. (f.) buhurdan.i. sersem. (a. 2. (f. nasip. (f.) anat. kömür.) 1. 5. bücriyye bücûd bücûl.i. (a.) 1. (f-b. rûh'un kokusu. ümit.) ilim.) ağzın iç tarafı.) Azrail. nasip.i. (bkz: tebâüd).i.) kokma.) 1. (f.) boşluk. bûzine.) güzel kokulu.i. (f. nesiller. ibibik kuşu.i. (bkz: şetm). belâ. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası.i. (a.i. (f. (bkz: hüdhüd). 2.s. kötü.) bot. 4. (f. uzaklaşma.s.) 1.) 1. (bkz: tebcîd).i. (bkz: butlan). (a. (a.i. (f. çürüklük. fena.) oturma [bir yerde]. (f. maşa. tamah.i. (f. pay. son. bön kimseler [müfret olarak kullanılır.i.s. musibet. 2. 2. nefs. encam).i. (bkz: büdâd. (bkz: büdde). i.) koklamak. en kıymetli olan şey.i. (bkz: zügal). soylar.) 1.) kuş yavrusu. (f. (f. 2. (f. (a. (a. eşlik. kimyon ve benzerleri gibi baharlar. başak. (f. (a. (a. sarmaşık [ot].b.i.i.) 1.) kankocalık.i. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. karanfil.i. umma.) keçi. (f.) çavuşkuşu. ateş koru. hisse. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz].m. beyhûdelik. (a. (f i) maymun. 3. (f. en değerli. (a. huy. (a. (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi. yokluk içinde bulunma.) bot.) av köpeği. buûs bûy bûy-i ezhâr bûy-i ruh bûy-i ümîd bûy-i vefâ bûyâ Buyahyâ bûyçe bûy-dân bûy-dâr bûye bûyî bûyîden bûyiş bûy-perest bûysûz bûzâr bûzîdân bûzîne. sevgi.) anat. aşık kemiği. . 2.i.b. akılsız.) 1. 2. (a. çiçeklerin kokusu.i.) tarçın. (a. şaşılacak şey.) kokulu. kısmet. 6. topuk kemiği.i. nihayet.) 1. sahip.i. nihayet. 2. (*umut kokusu) ümit belirtisi.) tuvalet çekmecesi.) âfet. vazgeçme.i. bücül bücûs büç .i.i. palazı. karınlar. son. tilki hayası. (bkz: zevce). nasip.i.) kadın.i.butûl butûn buûle buûlet buus. bilgi. (f. şer. (a. ayrılma. koku.s.i.) budala.s. eş.) özleme. (f. vazgeçme.

(a.) 1.) yüksek. gayreti büyük. ışıklı. (a. (a. himmeti. yer altındaki hayvan ahırları.s.). ileri geçme. (a.i. aşık kemiği. sevinçten doğan gözyaşı.) 1.s. çok hırslı. bâkî'nin c. kesik kesik soluyuş.b. (f.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar. belâbil) güzel öten mâruf kuş.).) aydınlık.i.s.i. yalan.i. a. (a. (a. gözyaşı dökme.s.i. memleketler.) bülbüller. (a. meç. behv. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi. yalan. (a.s. (f.i. 2.b. 2. (f. 2. (a.i. (a.) kısa. şarap. (f. bühtüre Bühûr bühüt bühüvv büjhân büjmeje büjûl bükâ' bükâ-yı sürûr bükâ-yı şedîd bükâ-alûd bükâ-engîz bükât bükm bükre bükse bü-l-aceb bü-l-acebî bü-l-acebter bülâlet bülbül bülbül-i genc bülbül-i nâlân bülbül-i şeydâ bülbülân bülbüle bülbülî büldân bülega' bülehâ bülend bülend-ahter bülend-âvâz bülend-bâlâ bülend-bîn (f. hüngür hüngür ağlama.) sık sık soluma. belîğ'in c. 2. kadeh.s. bodur.) 1. çok tuhaf. (f. (a. (bkz: behlûl). (f.i. (f.) kaya keleri. (bkz: belend). yüce.i. (bkz: behme).) ağlama. bedene'nin c.s. beld. ağlayan bülbül.c.i. 3.).) yüksek ses.) 1.s. (a.) ahmaklar. baykuş. saksı. (a. kaydırak. behlel). (a. geniş yer.) 1. (a. çok tuhanık.) sabah.s. maşa. (a.i. belagat sahipleri. budalalar. ıslaklık.s. 2.c. bihâmât).s.s.) çok acayip. soluganlık.b. seher.b.i.i.) şehirler.) son derece şaşılacak şey. (f. dere içindeki çayırlık ve sazlık. . erken. (bkz.büde büdün büdûr bügas bühlel bühlûl bühme bühr bühre büht bühtân bühtür.i. (bkz: bü-lûlet).) emzikli su kabı. (f.) ağlatıcı.b.) ağlayanlar. belde'nin c. (a.) ağlatıcı. bühüm. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar. (a. iftira.) hızla geçme.s. behve'nin c. iftira.b. bülbül'ün c. 2.i. hezâr). (bkz: büd2). (f. imrenme.) kurbanlık develer. (a. ağaç kavı. (bkz.) beliğ olanlar. kiremit parçası.) 1.s. haykırma. (bkz: bâmdâd).i. iller. 4. 2. bihâm.i.i. (a.i.i.) çok acâiplik. 3.s.) 1. (a. (a. çok şaşılacak şey. çılgın bülbül. bir çeşit zerdali.) yıldızı yüksek. 3.b.i. [doğrusu "belend" dir]. behût'un c. (a. tan yeri. (a.) uzun boylu.) yaşlık. renkli deri. kertenkele. begas). ebkem'den) dilsizler. c.) topuk kemiği. talihi uygun. misafir odaları.i. (bkz: andelîb. ("ga" uzun okunur. (a.

b.). (f. erginlik.s. (bkz. rütbesi yüksek.a. bül-heves).) her şeye istekli olan. onur sahibi. (bkz.zf.b. (bkz. (f.s.b.s. (f. dip. sapı. varlık. (f. (a.s.) 1. kargaşalık.) âciz.i. kendinden büyük işlere karışan [kimse].) hançere.s. himmeti.i.b. beceriksiz.zf. maymun iştahlılık. (f.b.) büyüklüğe eğilen.bülend-girây bülend-himmet bülendî bülend-iktidâr bülend-kadd bülend-nazar bülend-pâye bülend-per bülend-pervâz bülend-ter bülend-terîn bü-l-fudûl bü-l-fudûlâne bü-l-fudûlî bülga [Bülgat-ül-ehbâb bülgâk bül-gâme bülgat bülgune bül-heves bül-hevesâne bül-hevesî bülû' bülûc bülûg bülûh bülûkka bülûl bülûlet bül'ûm. koltuk altı.a. 2) acele. kök.) yaşlık. kalenin dibi. (a. (f.i. üzüm çöpü.) erkeklik yaşına girme.) "yüksek uçan" izzetinefis.s.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün. Bülûcistan halkından olan. çöl. yükseklik.) büyük. h. reşîk. (a. ("gu" uzun okunur.i. (bkz. (a. i. (f.) aklına geleni yapmak isteyen. (f.i. (f.) sebatsızlık.s. (f. f. (f.) boyu uzun ve biçimli olan [adam]. ["belûkka" şekli de kullanılır].c.s. (f.b. yaramama. yorgun olma.b. burun ucu.b. maymun iştahlı. bül'um bül-vefâ bün bün-i bagal bün-i bînî bün-i câh bün-i hisâr bün-i hûşe bün-i nâhûn bün-i rân bün-âver bünbek (f. (f.s. (bkz: bülâlet). horoz ibiği.s.s. (f. münasebetsiz söz söyleyen. bülgâme). ilâçlı hap.i.i. Bülend-bîn). (bkz: bel'ûm). 2. ["benbek" de doğrudur]. (a.b. (a.) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı.b. (f. (f. (a. boşboğazlık. i.) payesi. kasık.) çok vefalı. 1) tırnak kökü. (bkz. yerleşmiş.b.i.) daha yüksek.) geçinmeye yetecek kadar olan şey.b. gırtlak.i. çalışması yüksek olan. (bkz: benbek).) en yüksek.s. boşboğazlıkla. (f. (f.) geçinecek kadar şey. (a.a. (a.) köklü.) maymun iştahlıcasına.i.i.) dangalaklık.s.s.b. (a.b. serv endâm). son.) esas.b.).i. belûl). (f. belâkîk) düz ova.s. . temel. (f.) yücelik. gayreti. (bkz. 3. allık. i. algune). her şeye istekli. keyfine buyruk.) çok kuvvetli.i.b.) yüksekte uçan.i.) boşboğaz.) dangalaklıkla.b. nişan. (bkz. kuyunun dibi. isteği çok kimse.) iyi çalışır.) kavga. Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir]. ıslaklık. bâlâ-pervâz). (a. (f.i.

) bilmece. çadır. hırka. destek.i. 2. götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar. (bkz: bünlâd). birinci yapı. sıkıntıya katlanan [kimse]. (f. (f. bot. fr. bend'in c.i.i. (f.i. fr.) bir çeşit çubuklu kumaş. asıl. berâcim) parmak boğumu.) hastanın iyiliğe yüz tutması.c. esas bina.) hek. evlâtlık.i.) isimlere eklenerek "götürülmüş.) büyük bayraklar.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. kuruluş [doğrusu "binye" dir].bündâd bündâr büngâh bünk bünlâd bünn bünûd bünüvvet bünyâd bünyâd-ı kavî bünyâd-ı zulm bünyâd-ger bünyân bünyân-ı kavî bünye bünye-i dâhiliyye bünye-i sünâiyye bünye-i ûlâ bünye-hîz bünyevî bür' Bürâ' bürâd bürâye bürcüme bürd bürd-i Hazremî bürd-i muhattat bürd-i Yemânî bürd bürdâ' bürdbâr Bürdbârî bürde Kasîde-i bürde -bürde Dil-bürde (f. set.b.i. (a. bot. structure secondaire.b.) 1. (a.) bina yapan. zulüm yapısı. (f.b. (f. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda.i. zengin. sağlam yapı. duvar .i. (a. (bkz: bürûd1). sıtma hastalığı. 2. bot. çizgili. beden. vücut. ağaç yongası. Hadramut bölgesinde dokunan aba. bina.s. [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır]. (a. yapı. yapı. payanda. ağırbaşlı. bir şeyin aslı. (bkz: ber'. (a. sağlam yapı. çubuklu kumaş. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı.i.) 1. set. (a. (f. bulmaca. hoş kokulu bir çeşit kabuk.) 1. 2. buru').) uysal. yonga. (a. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.) sabırlılık. tahammüllü. hâlisi. (a. payanda. Hz.) içine para.i.f. f r. esas. törpüden çıkan kırıntı.s.) bünyeye ait. yer. 2. ikinci yapı.i.) 1.i.i.i. . muamma.s. sancaklar. bina.i. götürmüş. vücûdu canlandıran.s. (a. iç yapı. sabırlı. esas bina. şey. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı. (f. (f. (a. (a. duvar. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata. bünye ile ilgili.) 1. asîl ve kibirli kimse.. aba.s. temel. 2. (bkz: bündâd). temel.i.) soğuk.) bünyeyi kaldıran. (a.) 1.) 1. (a.i. 2. âşık gibi. 2. makbul bir Yemen dokuması.s. dut ağacı kabuğuna benzer.) ev bark sahibi.i. (a.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü. Hz. ağırbaşlılık. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı. structure interne. (a. Kâab bin Züheyr'in.) yapı. structure primaire.) oğulluk. yapılış. destek. (a.i. temel. (f.

3. f.s. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz.) yanardağ. ispat.i. çift. yalın. (a. bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili. örtü atan.s.) çıplaklık. (bkz: berku'. [en çok meyvalarda kullanılır]. bürku' (a. (f. (a. avlu. dâire. bürhân-türsî (a. başıkabak. bürîde-ser (f.s.i. bürkânî yanardağa mensup. ("gu" uzun okunur.i. yaşmak. 2. Bürhâniyye (a. tanık.) jeol.i.) göğsü.) 1. bürka'-fiken (a.c. ("f. (bkz: berku'.i. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı.) açık. bürke-i lâcivert gökyüzü. Uşşâkıyye. bürhân-ı limni mant.b..i.i.beyaz tenli adanı.i. [ötekiler Sinâniyye. . zool.b. bürîdegî (f.bürdek bürehâ' bürehne bürehne-gî bürehne-pâ[y] bürehne-ser bürehne-sîne bürgu bürgus bürgu-zen Bürhân bürhân-ı katı' (f. bürhe (a.i.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. bürka' (a.) örtü açan.s.) kadınların örtündükleri peçe. kurbağa. bürke (a. çıplak.b.b. berâhîn) delîl. Ramazâniyye. bürîn (f. berâgîs) pire.) müddet. volkanizm. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil. bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman.b. (f.) dilim. ["be-rehne" olarak da kullanılır].) başıaçık. s. 4. çember.) şiddetli azap.c.) boru denilen bir müzik âleti. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil". bürku'). tül. bürkân (a. borucu.) başı kesik. mâni. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra.i.).) küçük bilmece.b. kemer.i.) yalınayak. l.i.f. (a.b.i. l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. alaca çekirge ["birkan" şeklinde bürkan de kullanılır). kesilmiş ["kesmek. bürkâniyyet (a. tümdengelim. bürhânî ispatlayıcı. havuz. bürhûn (f.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri.s. bürka'). 2. ufak göl [Arapçası birke dir]. (bkz: hüccet).i. volkanik.) kesilmişlik. Bürhân-ı mesîh Hz.i. 3.s. (f. İsa'nın mucizesi. sıkıntı. Cerrâhiyye. ev ve kale kapısı. (f. bağrı açık. bürîde (f. martı kuşu. açıklayıcı.i. duvar.s. yüzörtüsü. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati. (f. 2. (bkz: berhûb1'2). Mıs-riyye]. volkan. az konuşan.) boru çalan. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından].) l. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır]. uzun zaman.i.

kollu ve başlıklı hamam havlusu. keskin hançer. (f.) genç.bürnâ bürnâh bürnâk bürnüs bürr bürrân Hançer-i bürrân Tîg-i bürrân Bürs bürsân bürsûte bürsün bürüm bürû' bürûd bürûdet bürûdet-i hevâ bürûdet-i muâmele bürûdet-engîz bürûfe bürûk bürûk bür'ûm. (bkz: bernâ. bağ bahçe. (a.i. bıkma. insan eli. birinin akranına üstün olması. ağacın boylanıp uzaması.c. meydanda. burna.) mercan [taş]. havanın soğukluğu.c. (a. keskin kılıç. develere vurulan bir çeşit damga. bahçıvan. (f. (a. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması. i.) bot. işten soğuma. yapılan muamelenin soğukluğu. kesici. 2.i. kamh). büsre büssed büstâh büstân büstânî büste büstek. (a. aşikâr.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü. besâtûn) bostan.) şimşekler. utanmaz.) genç. akgünlük. (a. (a. 3.i. (f. yiğit. (a. küpçük.) 1. bot. (a.) buğday. (f. (bkz: berîk. (bkz: bernâ. (f. 2.) çok soğuk. (a. 2. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır].i.i. (a. bir şey haram olma. bürnâh. (a.i.) genç. (bkz: birsan). hasta iyiliğe yüz tutma.s. bür'ûme bürût bürûz büslet büsr.s.i. (bkz: gendüm.) 1. besâtîn.i.i. i. bornoz.i. sarık.c.i. (bkz: bürâd). delikanlı. yiğit. 2. bilgi. ortaya çıkma. (bkz. yiğit. ilenme.s. bisâr) 1. bel kuşağı. (f. 2. (bkz: büstân).) keskin. beddua. bir çeşit kadın yeldirmesi. berânis) 1.) 1.). fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük.f. büyük yılan.i.i. tomurcuğu. (a. besr'in c.i.) tehlikeli yer. civanmertlik. (bkz. burna.i. hüveydâ).b. hınta.i. (bkz: su'bân).).) 1. 3. genç kız ve oğlan. (a. berk'in c. ardıç ağacı meyvası.) ejderhâ. bun-duka). (bkz. (a.mendil. (a. büsûr büsûr büsut (f. (a. (f. besr). ilenç. 2. delikanlı. akarların ve içilecek şeylerin.i.s.i. 3. bernâ. (a. 3.s.) un helvası. her şeyin ucu ve başı.i. (f.) 1. yırtıcı hayvan pençesi. 2. (f. (a.i.) bostancı.) küçük küp. delikanlı. (bkz. Arapların üstten giydikleri bir giyecek. fıstık zamkı. belirme. ün.) şöhret.s. edepsiz. (a. bürnâk).s. berâsin) 1. bürnâh).) 1. habîs. 2. habîsa).) 1.i. (bkz: ber'. (a.) soğukluk. her şeyin tazesi. burût). bur'). 2. (bkz: bunduk.) el açıklığı.i. bevâh.i.) lanet. bürnâk). .i. 2.c. (a. (a. soğuk.i.) küstah. (a.) fındık. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır].i. (f. berîke. i.i. ağacın henüz açılmamış çiçeği.) bot. büstec büstûka büsûk büsûl büsûl. (a.i.

satın almalar.c. 2.i. sevinçli haber.) bot. (a.) putçu. noksan.b.) keçi çobanı. kâhkül. (put îmalci.) 1. (a.) satmalar.) küçük keçi. 3 .b.) bot. . at yelesi.b.) doğma.i.i. s.) puta tapan. kurdeşen.) put kıran. (a. (a. beydûdet). (f. (f. doğmaya başlama. satılmalar. (a. 3. kuvvet.) hayran olan.i.) 1. ebvine) direk.) yumurtalar.s. mıntıkalar. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam. bütan) sanem). pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık.) bölgeler.) keçi. (bkz: bîd.i.i. (bkz: hurşîd. 2.i. put. çıkma. asilzade aileleri. (a. yumurtacık.s.i.) put.) portreci.i.) "keçi yürekli" korkak. ovule.i. (a. (f. 1. (bkz.). satışlar. (a.i. putlar. taneler. beyt).b. şems). (a.b. büyût'un c. kesin karar ve tahammül.i. (f.) tükrük. Güneş. (bkz: teys). (bkz. beyâd. şaşa kalan. beyt'in c.b.) puthâne.i. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak. (f.s. oğlak.i. (bkz: büzbeçe). (a i) 1.i.). (f.) 1. (bkz: sa-nem-hâne). (f. olan büzûr'un c.) 1.b. doğru rey.i.i. (f. çadır direği ["bivân" şekli de vardır].) müjde. batn'ın c. nesiller. sabah.) 1. 2. büşter). s.b. (a. asîl kişiler. ("ga" uzun okunur.b.) puta tapma.s.s.s.) 1. (bkz: heykel-tırâş).b. 2.i. bezr'in c. salya.i. 2. (f. (a. mihr.) put kırıcılık (f. sertlik. bey'in c. s. (a.i. (bkz: büzûr). soylar. bezr'in c. (f.i.i. (a. çelîpâ. güzeller. 2. büşterî büt büt-i perîneş bütân büteyrâ' büt-hâne büt-kede büt-lâl büt-nigâr büt-perest büt-perestî büt-perîveş büt-şiken büt-şikestî büt-tirâş büt-tirâşî bütû' bütûn büvân büveyz büyû' büyûd büyûn büyût büyûtât büyûz büz büz-i kûhî büzâk büz-bân büzbeçe büz-dil büzeyr büzgale büzîçe büzm büzûg büzûr büzûrât büzûrât-ı müteharrike (f. 2. (f. (f.) yok olma. (a. bot. 3. f.) puthâne. kesilme.i.s. uzaklaşma. karınlar. (f. 2. (bkz. dağ keçisi. beyz'in c. (f. (a-i. (f.i.i. heykel yapan.) tohumlar.) put. (f.) hek.i. sporcuk. (a.i. taneler. fr.b. 2.i.i.) peri gibi güzel. (a.) 1. güzel. (bkz.büş büşkânî büşrâ büşter büşterem.i. ev kümeleri. (bkz: büzgale).) oğlak.bîn'in c. mebhût).c. keçi yavrusu. eksik. zoospor. (a.i. tohumlar. (f. periye benzeyen güzel. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri. puta tapanların ibâdet ettikleri yer.b.) biy. heykel yapıcılık. (f.

reis. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. pintilik. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır. (bkz: azamet).) büyükler. muz.s. (f. büzürgân) 1.) büyük.) yüksek fikirli.b. (f. (bkz: azîm. 3. mevki. kıyafetsizlik. (f.i. eli açık. ululuk.b.) gönlü yüce.b. (f. ihtiyar. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip.s.i. saygıdeğer [kimse].s.s.i. (f.) pejmürdelik.büzûzet büzûzet-i hâl büzürg büzürg-gerdâniyye büzürg-geveşt büzürg-mâye büzürg-nevrûz büzürg-selmek büzürg-şehnâz büzürgân büzürgâne büzürg-dil büzürgî büzürg-meniş büzürg-sâl büzürg-vâr büzürg-vârî büzürg-zâde büzzâka (a. donanım boştur. (f. yer.b. (f.) büyük. kıyafet perişanlığı. gönül açıcı yer. başkaca bir arızası yoktur. bizâz).i. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır. içki içilecek yer. (f. C câ câ-yi behiştî câ-yi dil-nişîn câ-yi işret (f. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî. şef. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür.) büyüklük. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip.) yaşlı. muz. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva. ulular. cesîm. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra. büzürg'ün c.) kişioğlu. (bkz: bezâzet.) kabuksuz sümüklü böcek. üstbaş döküklüğü. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam. kebîr). (f. muz. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur. muz. (a.b. muz. 2. büyüklük.b. ulu. Güçlü birinci derecede. ulu. mekân. muz. işret yeri.) l.s. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip. pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir.i. cömert. . (f. i. cennet gibi yer. büyük. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip.) ululuk. saygıdeğerlik.zf.s. perişanlık.i. ulu kimseye yakışacak yolda. muz.c.

(f. (a. (f. çekirge. (a.b.i. (a. tas. arapsaçı. (f.s. kırık sancı. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi.a.s. çâplûs). cadde cadde cadde-i kebîr câdî câdî câdib.i.i.) 1. ve s.) cevap verme. azimli. (bkz.) kusur görücü.zf. yıkık. gürbüz.) 1. tas. câdise câdû câdû-fen câdû-ger tereddüt edilecek nokta. 2.) safran. kebe gibi kaba bir yün dokuma. yarım daire.) dalkavuklara yakışırcasına. cibâyet'den) 1.i. s. aba. (a. (f.s. 2.i.b. işlek. yaltaklanan. işkillenecek nokta. (a.c. 1. (a.i. (kırılan. vampir.i.i. (bkz: mücbir). (a. cicim.). bin kapısı olan efsânevî bir şehir.i. ay kısaltmasında cemâziyel evvel. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir. rahat edilecek yer.) 1. çorak.) sihirbaz. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde.) ciddî.i. hortlak.) kıvırcıklık. (bkz: çâlbûs.) yer yer. (f. zorlayan.). s. (bkz şâh-râh). kıvırcık ve dolaşık saç.i. sığınılacak yer. (bkz: müca'ad). (f.s. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse. işlenmemiş [toprak].i.s. anayol.) havuz. (deve kıvırcığı) meç. (f. büyük yol. 4. eletek öpen. 2. 4. dalkavukluk. düşünülecek nokta. (a. (bkz: sâil). yaltaklanma. kurak. bozulan her şeyi düzelten) Allah. büyücü.s. harap. cadı. (a. karakoncolos. çirkin kocakarı.i. (bkz.) 1. 2. cebreden. yelek. vergi tahsildarı. s.) kıvırcık [saç]. vücudu çok tüylü olan kimse. gulyabâni. acuze.i.) en uzak Batı'da bulunan.) geniş. Câbülka). ce'b). (a. (f. 2.) bir cevap.zf. i. (f. (f. güzel yazı. 2.i. büyücü. 1.i. 3. (a.i. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir.) yaltaklanıcılık.) kuvvetli. cebr'den) 1. (a. (f. .i.) ok kuburu. yazann kaleminden çıkan güzel sözler. 2. kırıkçı. (a. çalışkan. (a. sadak. 2. ana cadde.i. dalkavukluk. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. 2. 3. (f.) büyücü. (a.câ-yi iştibâh câ-yi mülâhaza câ-yi şübhe câ-yi penâh câ-yi rahat caâdet câb câbe ca'be câ-be-câ câbet câbî Câbilka Câbilsâ câbir câbir-i küll-i kesr câbiye câblûs câblûs-âne cablûsî Câbülka Câbülsâ câcîm ca'd ca'd-i girih-gîr ca'd-i şütür ca'd-i kalem câdd.). cüdât) dilenci.) 1. sihirbaz.s. câdibe câdil câdis. çok güzel göz. dalkavuk. (f. 2. 2. kalemde kalan mürekkep bulaşığı. Câbülsâ). (bkz.

câh. cahîm (a. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri. 2. cahillikle. câhıyen (a. bilgisiz. (bkz: câdû-zebân). aşikâr. câhî. h. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan.s.) 1. (f. câhid (a. (bkz. eziyet eden.i.i.s. ca'ferî (a. ahlâksız [kadın]. câhil-âne (a. câhil-i munsif insaflı. bilmediğini teslim eden. küçük akar su. açık olarak.) Ca'ferî tarikatı. câdû-suhen). sihirbazlık. makam. Islâmdan önceki Arap devrine ait. yerleşmek üzere yer beğenen. sihirbazlık. câhiliyyet (a. câger jiU. i. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır].]. cühhâl) 1.s.i. hat. câhiliyye (JU. câhid (a. câhiye (a. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür. Ali'nin kardeşi olup. i.s. câ-gîr (f. lokma gözlü [adam].s.(f. 2.i. genç. bilgisizlik. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi).) büyülercesine söz söyleyen. (f. cahilliğe ait. Cahîmî (a ) cehennem gibi. erkek adı. 2. 3. eimme-i isnâ-aşer).zf. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman. bevâh.i. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı. cühela.) iffetsiz.s.) sihirbaz kıran. cebele. câdû-gerî câdû-keş câdû-suhen câdû-vâne câdûvî. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı. cehl'den.s.b. (f.) yer seçen. (f. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2).s.) 1. (a.) cefâ eden. [müen. tecrübesiz. (bkz. büyücülere yakışacak surette. Câhiliyye (a. Hz. câhil (a. cehd'den) 1.i. (bkz. bilimsiz.s. câhil-i anûd inatçı câhil.) patlak gözlü. gözüpek [adam].) bile bile inkâr etme.) 1. c.) kuş kursağı. minyatür v. uzdilli.s. (bkz: cây-gîr).) cesaretli. 2. (f.s. elinden geldiği kadar çalışan.s. câhidiyye (a. i.b. câhiz (a. sihirbaz öldüren.) açık. (f.s. ca'feriyye (a.) câhilce.) cehennem. (bkz. toy.i. tamu. cahd (a.b. (a. hüveydâ).) sihirlercesine söz söyleyen.) 1. 2.i. yırtlaz. Islâmdan evvelki devrin adı. i. câdûyî câdû-zebân cafcaf Ca'fer .) sihirbazlara. câhili. câhe (a. câ-güzîn (f. alenî. cahd'dan) bilerek inkâr eden.zf. cahd-ı mutlak.b. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık.b. öldürücü. câhız (a.) alenen. büyücülük.). cahillik.f.i. 2. Hırs-ı câh mevki hırsı.) îtibar.s. câhide].s. cefcâf). uzdilli. erkek adı. "orun. cehdeden.) büyücülük. puta tapanlar.) Câhiliyet devri adamları.zf. söyleyen câhil.b. Hz. câfî (a. mevki.b.

yapma olan hususlar. câm-ı ayş hayat kadehi. şarap.) 1. câlî (f. câiz'in c. deri ile eti beraber toparan yara. sırça.) huk. kavun karpuz tarlası.]. (f. Yahudicesine. [göğüste. ca'liyyât) yapmacık.) 1.i. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz. eden. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi.çiftleşme. câibe (a.) ["ca'lî" nin müen. sıla). İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi. ca'liyyât (a. alma. cevâz'dan.s. (bkz. sabır.i. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan. Galen (131-210).i.i. câm-ı cihân-nümâ.s. kadeh. câlîz (f.i. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi. İ. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber. karında açılan yaralar câife olabilir]. tahammül.i. aidat.c. cevâiz) 1. Cenâbıhak. cahûf (a.h.i. azık. 2. zulmeden. câil (a. câm-ı gîtî-nümâ). ca'lî)" ca'liyyet (a. dönüp dolaşan. mağrur). tuzak. câil (a.s. [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır]. Câlînus (a. 2.) 1. çıfıt. cühûd). (bkz. s. câile (a. armağan. meydana getirme. cahd'dan) 1.s. ihsan. câl.i. 3.f. caiz (a.i. düzme. oturucu. cam. cevfe (boşluğa) kadar giden yara.s.i. naz ve gamze ile salınan. orak. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan.s.s. câife (a. yapma.s. hediye. 2.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra. oturan. naz ve gamze ile salınan güzel. atiyye. (bkz: câhid. bahşiş.i. zevk ve safa kadehi. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh. câliş-ger (f. (bkz. câm-ı âlem-nümâ (bkz. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan. olur. ca'l (a. c.) kendini beğenmiş.c. Dilber-i câir zulmeden. cevelân'dan) cevelân eden.i. cülûs'dan. bardak. cahiz.) sahte. ca'liyye (a.) hek.zf. ısrarla inkâr eden. gündüzü gündüz eden.) caiz olan şeyler.i. câm-ı aşk tas.) 1. 2. ed. (bkz: cam4).Yahudi. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. câm-ı cihân-nümâ). işe başlama. arkada. câizât (a. yol yiyeceği.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü. bostan. yapan. cahûd-âne (a. olabilir. câm-ı cem Şark mitolojisinde.c. câliş (f-i-) l. câlis (a. câlife (a. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh.) ilk çağların.s. câir (a. cüllâs) cülûs-eden.) sebze bahçesi.b.) işleyen. eski şâirlere.(a.i.) . tahta çıkan. 2. yaratan. 2. avâid. diş fırçası vazifesini görürdü]. cam (f. (a.) çıfıtçasına. cafiz câhsûk cahûd . kibirli. 3. c. caize (a. cevr'den) çevreden.i. cefâ eden güzel. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece.

) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık.) çamaşır yeri.b. vestiyer (f. tar. hizmetkâr. çamaşır. 2. Güneş'in ışığı ve yer. (f. duman ve bulut. hizmetçilere verilen maaş. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan. i. elbise soyunulacak yer. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap. (kıllı elbise) meç.i. parlak kadeh. 2. büyük kadeh. (f. (f. toz.) camlık.b.) yük. Güneş. (f. (f. Güneş. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. 4. 2. (bkz: câme-i seher).b. yosun.b.h. gardırop. 1) rengârenk elbise. terzi. (f. (gümüş kadeh) meç.b.i. sütlü meme.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. kırmızı şarap içilen kadeh. şarap kadehi. tas.b. (altın kadeh) beyaz şarap. (bkz. Horasan'da bir kasaba.s. elbiselik kumaş.i. 2) bahar çiçekleri. 4. (bkz: câm-ı seher). çamaşır odası. (f. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar.) yatak. 2) baharda açılan türlü çiçekler. Peygamberimizin sülâlesinden olanların. ücret ve elbise parası. boş kadeh. kürk. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır. elbise. [doğrusu "câme-ken" dir]. sürahi. 2.i. sabah içkisi içilen kadeh. Tann âşığının yüreği. h. dolap. (f. matem elbisesi. (f.i. câme-i fena). diken. elbiseyi muhafaza eden kimse. . Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. 3. hacıların giydiği dikişsiz elbise. sade dikilmiş elbise. yerli dolap.b.) l .) 1. (f.i.i.) kirli elbise. 1) kırmızı elbise. gecelik.i. tüfek fitili.i.) l . soyunup giyinilecek yer.) elbise biçen.b.i. 3.b.câm-ı fena câm-ı ruşen câm-ı sabûhî câm-ı sahbâ câm-ı seher câm-ı sîm câm-ı şarâb câm-ı şehriyârî câm-ı şîr câm-ı tehî câm-ı zerrin Câmâsb câme câme-i âhiret câme-i fena câme-i guk câme-i hâb câme-i hâssa câme-i hayât câme-i hurşid câme-i îdî câme-i ihram câme-i katran câme-i matem câme-i mûyî câme-i nahcivânî câme-i ' nev-rûzî câme-i seher câme-âlûd câme-dân câme-dâr câme-derîde câme-dûz câme-gâh câmegî câme-hâb câme-hâne câme-kân (fânilik kadehi) ölüm. (f. (hayat elbisesi) ömür. sevgilinin çenesi.) elbisesi yırtılmış.s. (fânilik elbisesi) kefen.

i.b. (f. kitap yazan. donmuş su. toplayıcılık. cevâmid) donmuş. Asıl adı Ab-durrahman'dır. (a.b. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. iri. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. cümûd'-dan. beyân tâbirlerindendir. mülk.s. (canın canı) Allah.) başı sert [hayvan]. (a. Hâlidiyye'dir]. 2.a. derleyen. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil. eli sıkı. câme-şûyân) çamaşır yıkayan. (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri. ağlamak nedir bilmeyen. taşınmaz mal. Mazhariyye.) çamaşır yıkayanlar. Nâciyye. cem'den) 1. mânâsı çok söz.s. cem'den. yüreği katı.i. (a.i. (a. istiare). topluluk. arazi.gr. büyük cami. cevâmi') 1. (f.i.) cam fabrikası.s. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır. c. ruh. hayat. Fatih'le muhabere etmiştir. toplu olma. içinde cuma namazı kılınan mescit.i.c. su sığırı. .b. Eğridirli Hacı Kemal'in. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. cam yapan sanatkâr.i.i. 2. (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı. s.) külhanbeyi. zamanın camii. (a. (bkz: gayr-i menkul). cem'den. c. gönül. Mecdediyye. fiz.) camcı ustası. (f. atiyye. cevâmîs) manda. cansız. cansız cisimler. cansız cisim. 2. Kasaniyye. devrin. c. can. topluluk.b. (f.i. cemeden. [ötekiler Ahrâ-riyye.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. güzel vasıflar bulunan.i.) İran'ın XV. camide Cism-i câmid Ecsâm-ı camide Mâ-i câmid İsm-i câmid câmid-ül-ayn câmid-ül-keff câmid-ül-mâl câmih câmiiyyet câmiyye câmûs câmûs-ı cesîm can Cân-ı can (f.c.i. f r.) 1. 3. mütefekkir ve âlim şâiri.h. (bkz: teşbîh. çamaşırcı.b. tamahkâr.i. donuk. Murâdiyye.) sabah riizgân veya güneş. (f. XV-XVI. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu. (f.) câmi'lik.i. (f. XV. çamaşırcılar. a.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. (a. câme-şûy'un c. (f. yaşayış. (f. içine alan. (a. cimri. büyük manda.câmekiyye câme-seher câme-şûy câme-şûyân câm-ger câmgul câm-hâne Câmî Cami câmi-i devrân câmi-i kebîr cami' câmi-i Kur'ân Câmi'-ül-Fürs câmi'-ül-hurûf câmi'-ül-kelim câmi'-ül-mahâsin Câmi'-ün-Nasâyih Câmi'-ün-Nezâir camia câmid. Melâmiyye-i Nûriyye.i. Lâfzı az. içinde bulunduran. toplaç. toplayan.

) can-bazlar.b. can yakan.c. (f. (a. diri. (f.) yaratıcı.s.s. (f. (f. cân-bâzân) 1. (f. ma'şûka. (f.s.) ey can.b. i.). cân-bâz'ın c. kadın adı. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir.i. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır. (bkz: câne). beyin.) canbaza yakışacak surette.s.i.) 1. zararlı hayvan.s. Cenâbıhak. 3. tatlı can. koruyucu. 4. (bkz. can.s.i. canını tehlikeye koyan. 2.b.). canavar. gönül verilmiş. (f.b. (a.). (f. cân-dâr). ikinci derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır.b. i.s. (f. (f. i. (bkz. 2.b.b. (f.b.i. 4. cân-fezâ).i. i. (f-b. hüseynî-aşîrân perdesinde durur. sevgili.n. yaşayan. gönüle ferahlık verici.) canbazlann oynadıkları. cânn). tas.b.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır].i.b.b.s. can veren.s. (f.s.s.s. 3. eziyet eden.) candan bağlanmış. 2. (f. 2. 3. muz. 2. (f. (f.b. (f. can ile oynayan. aşîrân) ilâvesinden ibarettir. (f. (bkz. i. bıngıldak. emniyet memuru. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse.) bir da'vâ uğruna canını veren.b.b. cân-efşân).b.) can dayanamayacak derecede.b. muhafız. 4. tepe ile alın arasındaki yer. (f. 2. aldatıcı. erkek adı. 5. canlı. hünerlerini gösterdikleri yer.) 1. ayın yir-miüçüncü günü. silâh. ırak.s. [eski] fedaî atlı asker. (f.) çok teklifsiz sevişen [kimse].s. ruh. Sabâ makamının pest tarafına. ey sevgili! (f. canlı. i. 3. silâhlı [kimse]. silâh. Allah.b. (bkz. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile. cân-ver cân-âzâr cân-bahş cân-bâz cân-bâzân cân-bâzâne cân-bâz-hâne cân-bâzî cân-beleb. cana can katan.) "namaz yeri" seccade.) 1.) 1. (f. (bkz: can"). (f.zf.) canı dudağında. h. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur. candan bağlı. azık.) canbazlık. can artıran.b. (f.s. cân-berleb cân-ciğer cân-dâde candâne cân-dâr cân-dârû câne câne-dâr cân-efşân cân-efşânî cân-efzâ câ-nemâz cân-fedâ cân-fersâ cân-feşân cân-fezâ can kulağı.i. cânâne cân-âver.b. i. canbaz.) 1. canbazlıkla.i. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh.). (bkz: cân-feşân). sevgili. . (f. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh.b. 3. cana can kalıcı. rast. 2.) can inciten.b. can dostu. ruh teslim edecek halde bulunan.Gûş-i can Yâr-ı can cân-ı şîrîn can cana cân-âferîn canan. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir).b.) 1.s. (f. hayat bağışlayan. s.) tiryak. (f. i.) bir da'vâ uğrunda can verilicik. 2.) 1.i. Canfeza. domuz.s.

s. akar su. taraf. yabancı komşu.) gönül kapan. insana belâ olan.) can düşüren. (bkz: cân-şikâr. para piyasasında doğan. güzel. (f.) can yırtıcı. 2.s. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz. suç sahibi olan. ruh sıkıcı.s. geçen. can çıkarıcı. erkek adı. f r. yaralayıcı.b. altıncı veya yedinci kemik olur.b. fedâkârlık. (a. Mekke'ye gidip orada oturan. Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan.) 1.) cansitanhk. satış esnasında geçerli olan fiat . sosy. iç tırmalayan. vekil.s. cân-şiker cân-şiken car câr-ül-cenb câr-ullah câr-ül-cünüb Cârî Mâ-i carî Şehr-i carî carî faiz haddi carî fiat (f. caniye cânî cânib cânib-i rahmet cânib-dâr cânibeyn canibi cânih. (a. ruh eksil-tici. geçer.b. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci. fr.b. (f. eko.s. (f. gönül açan. i. (a. candan sevilen [kimse]. can alıcı. *yanal.i. müşteri. (f.i. tehlikeli olan. (a. cirân) 1. Allah'ın nezdi.s.s.b. 2.b. 3.b. yana düşen. öldürücü.c.) can yakan.) 1. (f. (f. cereyân'dan) 1. cân-şiker). (f. (a. (f. ve i.i.cân-figen cân-gâh cân-gezâ cân-gîr cân-güdâz cân-güzâr cân-hırâş cânî.i.b.s. komşu.s.b. (f. (a.) Azrail.b.) birinin yerine geçen. akrabadan olmayan.) can ısırıcı. 2. jeol.) can azaltıcı. (bkz: dil-hirâş). cenb'den c. (a.) yürek paralayan. (f.) ruh besleyen.s. mant. eko. fazla keder ve sıkıntı veren.s.b. câr-ı mülâsık.b.) can sıkıcı.s.s. yürüyen.. ruh alıcılık. (f. dilber.) canını feda eden.s. birinin yerine oturan. (f. yan.b. (f.s. iç açan.) can feda edicilik. (bkz: sûy).b. (f. can evi. canice. canını feda eden. acıma uyandıran.) can avlayıcı. (f. canını harcayan.) yancı [askerlikte].b. courant. yana ait. lateral.i.s. çarşaf. cihet. 2. bitişik komşu.s.) iki yan.i.) can eritici.f. (a.b.f. (f.s. can harcayan.s. (a.b.) canını teslîm eden.) cânî gibi. (a.b.s. (f.b. (f.i. örtü. (a.s. (a. Azrail.) cânî kadın.) azîz.zf.s.b.b.i.zf.) ruh alıcı. can çıkancılık.) cin taifesi.s. cünha'-dan) suç işlemiş.s. cevânib) 1.) candan geçer o-lan. câniha câniha câ-nişin Câniyâne caniye Cânn cân-nisâr cân-perver cân-rübâ cân-sipâr cân-sipârâne cân-sipârî cân-sitân cân-sitânî cân-sûz cân-şikâf cân-şikâr.) canını feda edercesine. cana dokunan.f. akan.b. 2. (a. yanda olan. iki taraf. cereyan eden. cinâyet'den) cinayet işleyen. (f. 2. geçen ay.

patrik.b.i.) cerh edenler.b. ailesinin maişetini kazanan.) casusluk. cârre (a.i. câsir (a. harf-i cer'ler. câvidânî).i.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. belirli bir devre içinde yapılan masraf. başpapaz. câvid.) süpürge gibi. büyük papaz. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. cârr. 2.) Mekke'ye çekilip orada oturan. çekici. suçlu. korkunç rüya. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı. üzüm teknesi. çeken. cârih'in c.i.s. câriyye (a. kireç. cârûb-nümâ (f. 2. zool.) câri olan.i.s.) 1. yaralayanlar. çaşıt.) katolik. câsûsî (a. düşmanın. alçı taşı. câvîdânî (f.b. çürüten. 2. carî nisbet eko.s. câvîd .) süpürge. câvidâne. fr.s. cevârî) 1.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık.s. cesâret'den) cesaret eden. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. câvidân. cassâs (a. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar. 2.i. Sikke-i câriyye geçer akçe. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. süpürgeyi andıran. gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren. insanın el.s. (a. carî ihtiyat eko. 2. para ile satın alınan halayık. cârim. câriha (a.) hırçın [kadın]. câselîk (a. câvîdâne. cerh'den) 1. çöpçü. hizmetçi kız. cârihîn o (a.i. câst (f. hafiye.s. câvîdân . cevârih) 1. carî hâsıla . casus (a. cârû.) üzümün sıkıldığı yer. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı. cârih. yırtıcı kuş veya hayvan. göğsü üstüne yatmış kimse. başpiskopos. câsûm (a.cerh'den c. câriye (a. 3. câvers (a.c. gr.) çarşaf. Hurûf-i cârre a. cürm'-den) 1.eko.i. cerheden. Mekke'de Kabe'nin. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. hurma toplayan. yaralayan.) süpürücü. carî hesâb eko. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri. sıvacı. cerr'den) cerre-den.i. carî mâliyyet eko.) yüzükoyun.c. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. 2.s.) kireççi. câriha (a. câsim iU. cârub (f. geçer olan. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar.[evvelce.(bkz.s. cevâsîs) 1. cass (a. (bkz: hesâb-ı carî). mücrim. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi].i.s.). askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse.) kâbus. kesen. cârşeb (f. câversî (a.i. cârime (a. kız. sürükleyen.i.s. cârûb-keş (f. repaçes.i. 2. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet. 4. câr-ullah (a.s. câris (a. ayak gibi âzası. carî masraf eko.

) 1. (bkz. aç olan. cây-i iltica sığınma yeri. câzibe-i arz fiz. İran.) korkaklık. cây-güzîn (f. sığınak. çeken.yerleşmiş. cebâbîn) peynirci.s. alımlılık. (bkz. cebbâne (a. 2. cebânet'den) korkak. cây-i buse öpülecek yer. cazibe (a. alımlı. zorlayıcılar. mezarlık. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış. fr.b.i. [bu] dünyâ.b. rütbe.s.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup.s. cây-gâh.f. cây-i şübhe). dinlenme yeri.) oda. cây-i suâl sorulacak şey. ev.) yer tutan.i. cây-i rahat rahat yer. (bkz: cübn).b. câzib.i.s. cazibe (a. mekân. arzu edilen nokta. nokta.i. cezb'den) 1.b. c.b. 2. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder. yer tutan. kırmızı toprak boya. (bkz: cây-i penan). cebbâr'ın c. câyir (a. ikamet yeri. cây-ı ümîd 1. cezm'den) cezmeden. okumaya değer. firdevs). tembel.) cennet.) cebrediciler. cây-I şekk. Câvidân-nâme (f. kestirip atan.) Kur'ân'ın. cây-nişîn (f. cezbeden. Câvidân-hıred .s.) 1. Cebbân (a. 2. Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f.i.b.) yer. cây-i behiştî cennet gibi yer. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh.c. karar veren. psik.i. câzim r (a. 2 . cezb'den) 1. cây-bâş (f. câzû (f. göbek. Hint. alımlı.).i. (bkz: cây-i iltica).) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise. çekim. cazibeli. zorbalar.) yerinden kalkmayan. sığınak.i.) 1.) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser. (bkz: câ-nişîn). Cebânet (a. mesken.s. (bkz. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç. sympathique. cebâbire (a. cebân (a. duygudaşlı.i.i. edici. yerçekimi. ciyâ') aç. cây-i mülâhaza düşünülecek yer. ümit veren şey. cây-i penan sığınma yeri. alım.s. adn. acıkmış.) birinin yerine geçen. câzibe-dâr (a.) 1. sevimlilik. câyi' (a. yıldızların birbirini çekimi. ce'b (a.b. açık hava ibâdetgâhı.b.i. cây-i iştibâh şüphe noktası. 2. s. cadı. câ-güzîn). cây-i işret içkili eğlence yeri. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından.i. sevimli. cây-mend (f. kesen. behişt. mevki.b. cebbâc (f. câvidân-serây (f. yurt. (bkz: cebîn). cây-i karâr durma.) çevir ve cefâ eden. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk. büyücü. yerleşen. cev 'ân). cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh).s.s. 2. 2 .(f.i. 2. üşenen. (bkz: câ). cây-i taaccüb şaşılacak şey. yer çe kimi. cây-i mütalâa mütalâaya. cây-geh (f-i-) lyer. cay (f. cây-gîr (f. sihirbaz.b. cây-i iştibâh).i.

korkak. (a. cibâh) 1. birinin karşısında yere alnını koyan. mezhep. taraf. cebeliyye cebe-pûş ceber ceberriyye cebertiyye ceberut Âlem-i ceberut ceb-hâne cebhe cebhe-i sefid cebhe-sa[y] cebin Çîn-i cebin cebîn-fersâ cebîn-sâ[y] cebire cebire cebi cebr cebr-i adî. alın. mat. (a f h i ) cephane. 2. savaş bölgesi. cebir.i. Lübnan dağı. top. Vâsıtiyye.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip.i. (bkz: cebân). alın. 2. (a. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu. S. mat. zor. beyaz yüz. Zeyniyye. cebbâriyyet ce'be cebe cebeci cebe-hâne cebel Şeyh-ül-cebel cebel-i Arafat cebel-i Lübnan cebel-ün-nûr cebelistân cebeli.b. Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi.i. 2. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye.s.) Rufâiyye. pek ziyâde kibir. cebe-hâne).) dağlık. (a. 3. cebr-i âlâ (a. 2. becerikli [kadın]. zorba.i. cebir bahisleri. .) zincirden veya halkadan örme zırh. zorlama.) dağa ait.c. alçak. (a. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. Üzeyriyye. 2. Arafat dağı. dağ ile ilgili.f. Mekke'deki Harra dağı. (a. i. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye. (bkz: cebhe-sâ [y]). (f. (a. Allah'a varmanın üçüncü basamağı.) 1.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker. 4. erkek adı. zorbalıkla.) yüz süren. Becâniyye. kurşun. 3. cebredicilik.zf. yüz.) alın sürücü. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. (a. Acelâniyye. meç. aşın büyüklük. alın kırışığı.) anat.) cebbarlık.) yoktan yaratma. (h.b. Nûriyye. (f.c. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi. (a. (a.i. göbek mıntıkası. (bkz.f. i. (a. tas. (a. 3.f.i.i.i. barut ve şâire. i. cibâl) dağ.b. Allah.i. zorlayıcı. Allah'ın büyüklüğü.i. Cendiyye. 4. Alvâniyye-i Hameviyye]. Katnâniyye.) [evvelce] barut. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer. tüfek mermisi.s.) cebbarcasına.s.) 1. (a.b. kuvvet ve kudret sahibi. (a.i. (f.c. dağlık yer.i.f. (bkz: cebîn-sâ (cebânet'den) 1. aşk. 3. cebâbire) 1.s. (a.b. Fazliyye. cebbara mensup. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. tamir etme.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar. Kiyâliyye. (f. cebr'den c.b. yön.cebbar cebbâr-âne cebbarı.t. yüreksiz. cebredici.i. zorlayıcıhkla.b.) alın sürücü. (a. ceb-hâne).i. (a.s.s.) halkın bir işe hazırlanması. Sayyâdiyye. (bkz. (a. ilâhî kudret.i.) zırh giyen. düzeltme.

sert münâkaşa. tartışmaya ait. eko. el veya ayağını kesme. (a.i.). Cebrail. (bkz.c.) 1.zf. cedvel). 2. (a. atalarla ilgili olarak. cebr ile. atavisme. (a. ananın anası. ihsan.zf. (a.i. (bkz .) atavizm. 2.i. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir]. eko.). tartışmada sual soran.) çekişme yeri.) . dudak. anne anne.i.i. Cibril).f. (a. (a. (a. babanın babası. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme.i. bana anne.b.) zorla. atavi'stique. dil kavgası. münâkaşada. tahvillerle.i.'ılAa. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. münâkaşacı. (a.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle. fr. (bkz. (bkz. (bkz. (a.) cetveller. fr.ı. denklem. bol yağmur. (a.b. (a. Cibril).s. soylu sayılan kişi.) atalara ait. cedd'den) ataya ait. meç. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere. münâkaşaya.i.c. (a. avantaj.i. guşa. (a. kısırlık.i.) birinin.cebr-i hatır cebr-i mâfat cebr-i nefs cebr-i noksan cebr ve mukabele Cebrail Cebreîl cebren cebrî cebr-i icra cebrî istikraz cebriyye cebriyye ced ced' cedâ cedâvî cedâvil cedb cedd cedd-i a'lâ cedd-i büzürg-vâr cedd-i fâsid cedd-i sahih ceddanî ceddât cedd be-cedd cedde cedde-i faside cedde-i sahîha cedden cedel İlm-i hilaf ü cedel cedel etmek cedel-gâh cedelî cedelî-mücîb cedelî-sâil cedere oa. mat. f r. ecdâd) dede. gönül yapma. kavga. hediye.i. (a.s. (a.) 1.s. babanın anası. (a. soy kökü.i.) 1. kendini zor tutma. kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma.i. 3.s. kendini zorlama. Cebreîl. eksiği tamamlama.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri. 2. (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma.) l. (f.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık. f r. mantık yoluyla münâkaşa ilmi.) münâkaşada cevap veren. devletin şahıslara borçlanması. cedvel'in c. (a. tartışma.) 1.b. ceddât) büyük ana veya babanın anası. (a. büyük baba. Dünyâ.s. cebrî). .) hizmetkâr aylığı. tartışmayı açan.zf.i. burun. annenin babası. 2. (a. cebirsel. (a.i. gönül alma. zorla.s. zor altında. 2. ananın veya babanın babası.) nineler. kusur. mat. cedd). onunla ilgili. goitre. kulak. (a. söz yansı yapmak. cedde'nin c. kazanç. (a. ceddâniyyet c.) münâkaşayı. (a. cebir muadelesi. equation. hatırlı.

zâlim. (a. 2.) 1. 2. şâyeste).) 1.) cefâ görmüş.) cefâ çeken. (a.i. yeni edebiyat. incitme. liste. (a. (f. su kanalı. oylar. hek.zf. ahlâksız [kadın]. [halk dilinde cefâ çekmiş. (a.s. bol yağmur. g.i. (bkz: bercâ. birden. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere. (a.b. maşuk.. çespân.b.) cefâyı benimseyen kimse.b. 2. eziyet.) mezar.) 1. (a. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan. çizelge. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç.s.b. Oğlak burcu. 2. öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı. fildişi.) vücutta çıkan çiçek hastalığı. (a. uygun.i.b.i. cedâvil) 1. 2.) hazımsızlık ıstırabı.f. . falcı. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr.f. 1) gümüş kanal. Acemlerin kullandıkları bir vezin.) 1. hediye.) gece ve gündüz.) kurumuş. kuru. katlanan.s.s. hemen.s. 2.) bot. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli.c.) türlü türlü yol.i. cedide Edebiyyât--ı cedide cedîdân. kalabalığın verdiği uğultu. (bkz: cevr. (bkz: edebiyyât).s. (a. eziyete dayanan. (f. (a. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet.) cetvel çeken sanat erbabı.) lâyık. kabir. cedvâr-la ilgili.s. gaddar. (a.) 1. (a. (a. cefâ eden. 2.i. (a. (a. (bkz: cüderî). (a. tedbir ve reyler. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü. cedvâra ait. erkek oğlak. kullanılmamış. kalabalık. cefâ çekmiş. (f. sevgili.i. oğlak.f.f.) 1. (a. cedîdeyn Cedîr cedvâj cedvâr cedvârî cedvel cedvel-i sîm cedvel-keş cedvel-ül-kevâkib cedy cefâ cefâ-yı yâr cefâ-cû cefâ-dîde cefâf cefâ-kâr cefâ-kârâne cefâ-kârî cefâ-keş cefâ-perver cefâ-pîşe cefâset cefcâf ceffâr ceffe ceff-el-kalem cefîf (a. eza). (a. (a.s.f. (bkz: cafcaf). kuru olma.i.) 1. yeni.f. s. (a.) 1. eziyet eden.) cefâ eden.b. 2. (a. on iki burçtan biri. 2. cefr'den) cifirci. i. kuruma.f.s.s. çiçek aşısı.) iffetsiz. 4. (bkz: mücedded).i. münâsip.i.f.s.) düşünmeksizin. su arkı. (a.) cefâ arayan.) cefâkârcasına.i.b. tas.i.) astr. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif. (bkz: cedy). astr. cetvel tahtası.b. keçinin erkek yavrusu. sevgilinin cefâsı. (a. (a. kütle. (a.cederî j-ia.s. sevilen.zf. çeken mânâsına da gelir]. su çiçeği denilen kabarcıklar. (a.b. 3.i. armağan. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması.) cefâcılık.s. Telkîh-i cederî cederî-i bakarî cederî-i kâzib cedes cedgâre cedî cedîd. 3.

sesin yüksek olması. cehîz (f-i. açıktan açığa. cehele (a. cehennemlik. câhil'in c.c. göz kapağı. 3.). cehr j (a.) Yahudi. cehennemi (a.i. ) cehennemlikler.i. asma çubuğu.) güya kayıptan haber veren bir ilim. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. (bkz: cühela. açıktan. açık olarak söylenen. (bkz: cehân2).) gerçeklerden. çabalama.i. Yedi kattır [cehennem. sakar.) açıkta olan. sıçrayan.) cahillik. (bkz.i.s. cehl'den) pek câhil.zf. cefvet (a. celâ' (a. cehre (a. cehûd-âne (a. cehende). gurbete düşme. nezaketsizlik. cehâm (a. bilgisizlik. cefn .c. cehd (a. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan.). belli olan.i. içtimaî.) 1. cehl ıSf (a.s. cehennemi sür'at büyük. cehennemle ilgili. cifâr) geniş kuyu.zf.) kaba muamele. 2. fırlayan. bilmezlik.) 1. cefv (a. alenen.zf.) 1. ecfân) 1. günahkâr kulların gideceği azap yeri.) yüksek sesle söyleme. güzel. (bkz: cehl).i. cehreten (a.i. 2. tamu. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan. sıçrayış. cüherâ') 1. çıfıt. çalışma.s.) cıfıtçasına. (bkz: gayret. dünyâ. (bkz: cehalet). cehîr (a. çabuk hareket eden. sıçramış. cıhbız'ın c. ayırma. hutame. 2. fırlayış. bıçak ve kılıç kını. fırlayan.i.) pek câhilcesine. cehriyye (a. cehd ü gayret. cihaz). yüksek sesle. (bkz: cifr).s. cehende-gî (f.) bilmezlik. cehende (f.i. saîr.) açıktan veya yüksek sesle yapılan. cehren (a.) yağmur vermeyen bulut.). bilgisizler. Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî.(a. cefr (a.i. cehûlâne (a.i.) cehenneme mensup.) memleketten aynlma.i. cehûl (a. çok sıcak yer. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı]. cehr'den.zf.i.c.i. hâviye veya derk-i esfel]. cühhâl). cehâz (a. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet. (bkz.i. (bkz: echel). cehân (f. edebî bir dergi.i. görünen şey. âhirette. cehennem (a. cehd ü ikdam çok çalışma.s. aşın hız. azar. cehennemiyyûn (a. cehri. kendini bilmezler. 2. katmerli cahillik.s. 2.) 1.i.) kabalık. cahîm. cehâret (a.) ses yüksekliği. 2. cefr (a. fırlamış. c. sa'y).) 1. [müfredi hiç kullanılmaz]. 2.) aşikâr olarak. dikkate değer.f. hakikatlerden haberi olanlar.i.i. cihaz). lâzî. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma. cefve (a. (bkz. cehalet (a.i. münasebetsizler.i.) yüksek sesle. cehûd (a.) cefâ. sıçrayan. cehâbize (a.s. himmet. (bkz: cihan).

celâl'den) 1. celîl . Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye".i. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. kendine çekme.) 1. kahramanlık. 4 .) 1. gök gürültüsü. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme. (bkz.i. ilmik. çan sesi. hüveydâ). 2. yiğitlik. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. fahişe.) celp kâğıdı.f. yazı ile çağırma. 2.t. 2. celîd (a. celb-i la'net lanet çekme. yontulmamıştık.i.i. ara bozucu. belli.) 1. çekiş.) bahadırlık.i. golgota tepesi. sığır. celde (a.) çabuk kızan [kimse]. celîd (a.) büyük olanlar. lanet toplama. kamçı ile vurma. celâli (a. bir yazı sitili. ufak çıngıraklar. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi. sığır" mânâsına gelir]. celb (a. satılık esir. celiyyât) 1. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar.f. 2. 2. celâliyâne (a. 3. celb-nâme (a.i. büyüklük. orospu.s. cilbâb'ın c. can. başörtüleri. koğucu. hışım. s.) kabalık. s.) 1. kahraman.) gül tatlısı. hicrî XI. celî (a.b. parlak.) 1. 2. 3. (bkz. 2. s. Zü-l-celâl celâl sahibi. sarmaşık.i. Allah'a ait. 2.f.) küçük çanlar. celencebîn (a. celi). celâcil (a-i. celbu (f.tar. celse'nin c.) 1. Allah. celâlet (a. celeb (a.) salkım. [kelimenin aslı "koyun. esir. büyük.) kırağı. çağırma kâğıdı [mahkemeye].) bot.s. erkek adı. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi.i. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı.) yiğitliksever. 3. celâdet'den) fazla celâdetli olan. kızgınlık.i. celesât (a. yiğit. kement. celbûb (f. celâdet (a. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. ulu. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar. celalli (a.) kamçı ile vurma. feraceler. çiy.) naneye benzer bir ot. celîle (a. celeb (f.i.i. celâl.s.(f. celcele (a.) yiğit mizaçlı.s.) 1.i. (a. çekme. celd (a.zf. 2.i. celâil (a. keçi.) 1. cilâ'dan c.i.) oturmalar.i. celîle'nin c. celâl adlı kimselerle ilgili olan.i.) 1. celâdet-şiâr (a. 2. zararı istememe. gömlekler. aşikâr.) 1. ululuk.) celâlî olana yakışacak surette.s. celâdet-perver (a. celb-i kulûb kalpleri kazanma. . (bkz. celbiz (f. meydanda. sebze.b. 2.i. gammaz). "tanrısal. i. yüceler. hatt-ı celî).s. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme.f.b. 3.s.i. (bkz.liyye" şeklinde celâb celâbîb . celî-müsennâ g. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii.cülcül'ün c. celîb (a. celâfet (a. (bkz: şebnem). büyük kamçı. oturumlar. küpe.i. cilâlı. "a.i.

cem'-i müennes gr. yığma. yerini.) 1. cem'-i müzekker a. çoğul. 2.) şan ve şerefi pek büyük. cellâd jiLa. celvet (a. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur. toplam. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz.) 1. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı.f.) kaya. cem'-i mükesser (kırık cemi) a. Süleyman Peygamber'in lâkabı. 2. cellatlık ücreti. celle ve âlâ "onun sânı. cumû) l .c. g. 2. s. (bkz: celîl).i. meydanda olan şeyler. ulu. celle (a. yüksekliği.) cellata verilen para. iki türlüdür cemi müzekker.) cellâtlık. [ikincisi] kadın adı. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş. yine kalkmak üzere ilişme. hayvan ve eşyayı gösteren isim. arkadaş.b.i. müfredinin şeklini bozmadan. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı.) 1. müslimûn.f. celiyyât (a.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. gr. asan kimse.. kebap şişi.hitâbolunurdu].s. gibi. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur.[birincisi] er kek.) büyük. gibi. toplama.n. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. cülûs'dan c.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü. celîs (a. [doğrusu "cil-se" dir]. Büyük iskender'in lâkabı. bir yazı sitili.le (I celvetiyye (a. gr.i. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. kütüb. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn.. 4. kulun. 2. gibi.) aşikâr. 2. Tanrı sıfatlan ile. müslimat.s. insanı kesen. celîl-üş-şân (a. celse-i hafiyye gizli oturum. 2. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup. meç.b. celesât) oturma. 3. yüksekliği. oturum. celî'in c. cellâdiyye (a. celû (f.) 1. yurdunu terketme. Celmed (a.c. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. celle celâ-lühû "onun sânı. celse-i aleniyye açık oturum. (a. cem'-i sahîh (salim) a.s. tas. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. şakacı [kimse]. taş. lâtifeci. 5. birden fazla insan.i. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. Bu suretle ki. cem'ül-cem cem'in cem'i. celse (a.) tas. mat.. gr. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir]. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. hükümdar. 4. a. gr. celse-gâh (a.i. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği. cellâdî (a. celi (a. cem (a. ["yerini.i. yüksekliği.i. kitab.i. açık. çok merhametsiz. celle şânuhû "onun sânı. 3. cem' (a. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). şah. . 3.i.s..i. cemi müennes. i. celîs-i enîs cana yakın arkadaş. cülesâ) birlikte oturan.s.

cemâdiyet cansızlık. cemâd (a.) bir çeşit bıçak veya kama. donukluk. cemâat) 1. sosy.) baş sertliği. bir mezhepten olan topluca halk. 3.) ahi. 2.b.) cemreler. 2. 2. bir kimsenin geçmişi. 2. balina. erkek adı.) 1. cemeliyye (a. imamın arkasında namaz kılanlar. cemed'den) çok soğuk.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire). cemî1 (a.) çardak. cemâdât) taş gibi cansız olan şey.h. cemâdî (f.) cansızlık. cemel-ül-mâ' (a.i. (bkz: ma'şer).) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. fr. cumhûr'un c. cimâl) erkek deve. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. cemâl-ullah (a. kusursuzlukla ilgili.c. cem'den) cümle.) Allah'ın lütfü. Arz-ı cemâl yüz gösterme. c. cemiyetle ilgili. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur.s.i. güzel. devegiller. 2. (bkz: cemel-ül-bahr).s. buz gibi.zf. cem'âniyye (a. (bkz: cemel-ül-mâ'). kolektivizm.c. cem'den. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddîn-ül Cemâli tarafından kurulmuştur].i. ruhsuzluk. cem'iyyet'den) 1. tekmil.i.c. buz. kılıçbalığı. 4. cemed (a. cemâat (a. cemâzi-yel-evvel (a. cemedî (a.i. görünme. cansız cisim.) cumhurlar.i. cemiyete ait.) 1. tar.) hep. imamın arkasında namaz kılanlar.i.it.i. cemâdiyyet (a.) zool.) 1. cemâh (a. collectif. bütün. saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi.) 1.) bir yere toplamak suretiyle.s.) 1. Cemâliyye (a.e.i. hep.i.) güzellikle.i. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar. 2. cemâli (a.b.) ruhu olmayan.(a. insan toplulukları. ortakçılık.i.b. cemder (f.i.i.s. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi.i. insan topluluğu. cemîl (a. cemâl (a. cemâl'den) 1. cemî'an (a. 2.zf. 3.i. cemâat'ın c. cemerât (a.b. cumhûrluklar. 2. yüz güzelliği. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi.i. kar.i. kılıç-bahğı. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler.) cansızlar.) 1. cemel (a. çemen (f. cumhuriyetler. cemâat .i. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ). cemâd'ın c.i. cemâdât (a. ortaklaşa. bütün. cem'an (a. fr. cemre'nin c. cemâhîr (a. cemel-il-bahr (a. narinlik [atta].s. balina. cem'î (a. cemâzi-yel-âhir (a. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar. dondurma.

cem'iyyet-gâh (a.) zampara.f.i.) cemiyetler. cemîlât (a. cemm (a. şubat ayında azar azar artan sıcaklık. tas.i. Yunus. cem'iyyât) 1.) iyilik severlik.f. Cenâb-ı Kibriya. Zikr-i cemîl . baharlar gibi cemre vesilesiyle. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. Cemşîd'in oğlu.) iyilik severlik.i. hac töreninde bir defa taş atılması. hazret. (bkz: tenâsüb). 2. çokluk.1) iyilikle anma. cem'iyyet-geh (a. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır. 2.) 1.c. genek "tenasübü". yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun. cemm-i gafîr insan kalabalığı. ed.s.i.f.f. cemmâş (f.) güzel hareketler. Cenâb-ı Halik Allah. i.h.) 1. cem'iyyet cj-ua. kara kabarcık.c.) Cemşâsb'ın babası. Cenâb-ı Kerem Allah.) hızlı giden erkek deveye binen. düğün dernek. cemerât) 1.i. 5.i.c. erkek adı. cemmâz (a. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması.i. kurum. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a]. cemîle-kârâne (a. Cemşîd (f. Cenâb-ı Mevlevi Hz.) toplanılacak yer. Güneş. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya]. cemreviyye (a.i. "şeref. cemre (a.i. 2) Hz.s.t. hoşa gitmek için yaranma.b. cemile (a. kadın adı. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz. güzel düşünceler. cemîle-kâr (a. cenâb (a. Cemşâsb (f. dernekler. kurumlar.b.f. kalabalık. topluluk.b.) iyiliksevercesine. cemmâz-süvâr (a.) iyiliksever.) hızlı giden erkek deve.b.i. cemmâz (a. Hz. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz. (bkz.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar. Mevlânâ. cemâl'den) 1.f. ed.s.). Süleyman. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler. (bkz: cem'iyyet-gâh).i.i. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu. Cenâb-ı Hakk. ateş hâlinde kömür. 2. huzur1. 2. cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme).s.zf. ufak çakıl taşı. 4.f. Cenâb-ı lem-yezel Allah. 3) meç. 3.i. cemmâl (a. cemîle-kârî (a. Süleyman. 2. cem'iyyet'in c. hek.i. şütür-bân). toplantı yeri. "cemmâze" dir]. 3.) deve sürücüsü.b. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh. 4. [müen. (a. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir]. deveci. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya]. 5. 2.) hızla giden.h. dernek. cemîle-kârlık (a. iltihaplı bir çıban.i.) büyük sayı.i.b. cem'iyyât (a. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu.

ceng-i harbî muz. adî [kimse].) 1. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen. tek+düm. kavgacı. cendere-hâne (a.) cenkçilik.i. cenbiyye (a. oda.s.Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır. binekler. kol.) kalp.c.'ceng-bâz (f. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur. aşk. ceng-azmâ (f.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer. avlu.b. aşağılık.) 1. ceng-âverâne (f. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir].) savaş tecrübesi olan [kimse]. 3. cenaze (a. âhi-reti de iyi olan. pis. kol. Kiyâliyye. tek+düm. Allah. Sayyâdiyye. gönül.) savaş.zf.) yedek hayvanlar.) cenkçiye. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. erkek adı. yürek. [küfür olarak]. Cebertiy-ye.) nehirlerde bulunan büyük kaya. âhiret. cenan (a.i. boğaz.b.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama.i. kuş kanadı.) savaşta tecrübe sahibi olma.f. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz. Nûriyye'dir]. ceng (f.i. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm. hançer. dövüşken. tek+ düm.) savaş tecrübesi olan kimse.i. dövüşkenlik.) yan.s.i. taraf. 2. cenâiz) insan ölüsü. (bkz: mürâî). cenâh-ı semek balık kanadı.s.) cenkçiler.b. savaşçılar.f. Zeyniyye. Fazliyye.) kahraman. cendere (a. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da. [ötekiler Harîriyye.c.s.) 1. cendâl (f. vuruşma.i.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. 2.i.b.) cenk arayıcı. Der ceng-i evvel ilk ağızda. tek. dar dere. [bkz: cünüb]. dövüşkene yakışacak surette. Vâsıtıyye.i. 4. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. 3.i. meç. iki yan. cenâh-ı tâir kuş kanadı. Katnâniyye.b. cenabet (a. 4. cenâib. cender (f. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse.i.s.s. cenah (a. 2. dövüşkenler. sıkı ve dar yer.b.) eşya ve elbise gibi şey.s.i. ceng-âverî (f. savaşçı. kanat. kalın oklava. Acelâniyye. .) yan tarafa ait. 3.i. iki yüzlü. cendel (a. ceng-âverân) cenkçi. cendeliyye (a. pazı. tek. tazyik. 4.b. ceng-âver'in c. Uzeyriyye. Tabiî mertebesi 10/8 dir. cenâheyn (a. ceng-âzmûdegî (f. yan. 3. ceng-cû (f.s. cenb (a. baskı.ce-nîbe'nin c.i. ceng-âver (f. guslü gerektiren durum.) bayağı. cenâyib (a-i. ceng-âzmûde (f.i cenâh'dan) iki kanat.b. ceng-âverân (f.b. cenbî (a.

cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü. cenûb-i garbî coğr. cennet-i a'mâl. cenkârî (f. fr.s. bunlara tâbi olanlar. dâr-üs-selâm..) sırat köprüsü. cennet âşiyân (a. cennet-ül--adn]. cer (a.zf.b. cennet-mekân (a. uçmaklar. cennet-i ruh. cennet-ülfirdevs. ceng-nâme (f. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik. kavgacı bir şekilde.) suyu yudum yudum içme. cennet-i a'lâ).i. güneybatı.) yeri cennet olan. kadın adı.b. cengel (f.b.) yeri cennet olan. yeryüzü cenneti. cenîbe-keş (a. uçmak.s.) savaş hâlinde bulunan. cerabe (a. cer (f.) güney.ceng-cûyâne (f-b.i. conceptacle. [aslı jenkâr.s.s.b.i.. cenîbe. cennet-ül-karar. Centiyâniyye (a. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme. cennet-ül-huld. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek. cennet (a. çok ferah ve havadar yer.f.) bakır pası renginde olan. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü. cengel-istân (f.i.i.i.) dağarcık.) makamı yeri cennet olan. cennet-makam (a.i.b. güney yönünden.f. cenîn (a. (bkz. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat. cen-net-ül-me'vâ.i. cennet-i kalb. cennet-i sıfat. bahçe. döl). üreme dağarcığı. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler.s.i.) savaşçıya yakışır yolda.s. cerâbe-i hafiyye biy. cenîn-i sakıt düşen çocuk.) orman. cennet'in c.) cenuba mensup. husûsiyle yarılmış yer. cenâib.) cenneti andıran. zenkâr'dır]. bahçeler.i.i. 4. cennât (a. (bkz: bihişt). Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl. cür'a). cennet-makarr (a. zool. cennet-nazîr (a. çıvgar. cennet âsâ (a.c.s.) bahçıvan.i. cenûben (a. âzası belirmiş olan cenîn. cenûb -j'-~ (a. cenîbet (a. sekizinci cennet. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde. torba. 2.) cennet gibi. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat. cennât) 1. güneydoğu. cenîver (f.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz..i.) dağarcık.i. dış gebelik. güneyde bulunan.) savaş hikâyelerini anlatan kitap. centiyan giller. cennet-ün-naim. bot.) yarık. cennât-i adn cennet bahçeleri. döl.i. düşük.) orman. cenûb-i şarkî coğr. cinân. cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği.b.b. cennân (a. Cenûbî (a.zf. 3.) cennetler. çatlak.) yedek hayvanı çekip götüren.s. cenkâr (f.b. cerâb (a. cennet-i ef'âl.) bot. cennet-üd-dünyâ dünyâ. .b.) cenup.s. sık ağaçlık. cengî ' (f. cenâyib) yedek hayvanı.f.i.c.) karındaki çocuk.i.

bot.) oburluk. cerahat) 1. (a. çan. cerâde'nin c.s. kurnazlık. (f. (a.) san renkli. uyuzluk. irin. [aslı "cirâhat" dır].i. mahrum. yaralar. karıştırılmamış [şarap].) cerîme'nin c.) zool. hava akımı. (o. 2.) gazeteler.) elbisesinden soyma. (bkz: cerime). hilekârlık. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler. mikroplar. (a.i. uyuz böcekleri. (-i-) l. dazlak. doğru akım.i. acariens. günlük gazeteler. mutlaka. cerîde'nin c. uyuz. oluş. kökler. cinayet suçlan.s. verimsiz. (a. uyuzu olan. gonidies.i. cinayet. hatâ.) çan ve zil sesi. 4. (a.i. (a.) vakıf tarafından verilen yiyecek. (a. çıplak bir hâle getirme.s. zindan.) dilenci çanağı. (a.i. (a. cerâhat'ın c.s. uyuz olmuş.) 1. denizden çıkarılan ve teke denilen ufak. uyuz hastalığına tutulan.i. beceriklilik.) 1.c.) uyuz hastalığı. cinayetler. (a.i. meç. 2.i. cürsûme'nin c. (a. hurma toplarken yere düşenleri yeme. çerde . Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad. (a.i.i. campanulacees.c. altın çı ngıraklar. (a.) 1. hareket. (bkz: cerib).) 1. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses. kuladan açık olan at. para cezası.i. 3. fr.i. kabahatler. (a. kırmızı bir böcek.) tar. (a-b-i-) hek. (a. çıngırak taşıyan.i. 3.) hek. 3.) zool.) çıplak bir hâle getirme.) 1. tüysüz.cerâd cerâd-ı münteşir cerâd-ül-bahr cerahat cerahat cerâhor cerâid cerâid-i yevmiyye cerâim cerâim-i cinâiyye cerâim-i müştereke cerâsîm cerâsim-i mütenâsile cerâye cerâyet cerâzet cerbân cerbeze cerbiyye cerd j cerdâ cerdân çerde cereb cerebî cerebiyye cerebiyyet cereb-nâk cereb-ül-ayn cered cered cerem Lâ-cerem cereme cereng ceres ceres-dâr ceres-hay-ı zerrin ceresiyye cereyan cereyân-ı daimî cereyân-ı hevâ (a. (a.i.) 1.akma. 2. müşterek suçlar. 2. tüysüz.i. 2. (f.i. 2. f. (a. tomurcuklar. fr. (f. uyuzluk.) suçlar. yeşil yosun hücreleri. olma. çekirge. (a.f. irinler.) cariyelik hâli. 3. . (a.i.b. günah. (a.) hek. şüphesiz. fr. (f.) bot.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız. uyuz böcekleri.) cerahatler.) yaralı. (bkz: cerid). yayılmış yağmacılar. yağmacılar güruhu. akım.i.i. çorak. başka birinin yaptığı za-ran ödeme. yara. (a. çançiçeğigiller. (a. elbette. donu san.i. (bkz: cirâhat). dazlak. cerrahlık [aslı cirâhat" dir]. 2.) dipler. hasta tohumlar. 2. 4. acarides.i.) uyuz [kimse].i. (a.i. güzel konuşma. s. gidiş. geçme. hayvanın boynuna takılan çıngırak.i. uyuza tutulmuş olan. 2. (bkz: mecruh). çıplak. huk. ortak.i.) çıngıraklı.

cerime (a. çerim (a.s. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı.c. cerh fî-hükm-il-hatâ huk. cür'et'den) cesur.) yaralı. (bkz: cerbân). cermüze (f. günâh işleme. yiğit. 2. cerh-i mushin huk. us pahası. gözü pek. (a. (bkz. (bkz: mecruh).) uyuz hastalığına tutulan. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. cerîha-dâr (a. tutanak.) bir yerde bulunan insan kümesi.s. dönüm.i. 3. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh.i.c. ecrine.c.) 1.s. cerid. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz.) yara. kabul etmeme.i. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama. cerâim) 1.i. 3. cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete. cery). işlerin oluşu. koyun kırkma. cürüm) 1. cerh-i mühlik huk. cerîde-i feride eşsiz.B. cerîh-ül-fuâd. f i z. ceride (f. cerîb (a. 2.s.) kabahat. c. bir çeşit Arap kayığı. (f. hükümetinin resmî yayın organı. cerh-i hatâ huk. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü.) verimsiz.s. 2. çürütme.i. cürün) hurma kurutma yeri.i. cerha (a.i.s. tenha. 2.i. meç. çerin (a. tek gazete.i. bumbar dolması. f iz. kesme. volt. (a.) 1. cerm (a. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek.) kabahatli. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama.M. doğru akım. uyuz. gazete.i. cürm'den. ecrân. zabıtname. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. çorak [yer]. yaralı.) sefer ve misafirlik.i. suç. cerîde-i resmiyye süvari kolu. cerîh (a. ceride (a.) 1. tarla ve arazî ölçüsü. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme. 2. yürekli.i.) yalnız. alternatif akım. Resmî Gazete. cerî. ışık ve ışık konacak yer. suç ödeme. cürüm. ca. yaralanma. elektrik akımı. cânî. 2. 3. cerh'den) yaralanmış. ceride (a. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-). cerî' (a. cerâid) 1.cereyân-ı müvellidî cereyân-ı mütenâvil cereyân-ı mütemadi cereyân-ı mesâlih Cereyan-ı galvânî cereyân-ı elektrîkî Cergand cerge cerh jeneratör. suçlu.f.b.) yaralı. cerîre (a. 4. suç.M. cerib (a.s. ceriha (a. cerdâ3).). . cereme. (f. (bkz.s. yaralama. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü. T.

çabuk hareket eden. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka. (f. soruşturma. (f. [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu.i. cism'den) büyüklük.) 1. (a. (a.i. ufak meyva.) 1.s. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı.i. 3. yiğit.i. i.) kruvazör. (a.i. (a.i. (bkz: ekûl). kaçmak.) 1.) 1. san ve zehirli akrep. (a. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu. atlamak.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese. kesme.) ed. arkasından sürükleyen.) cereyan.i. (f. yok etme.) arsız.f. kısım kısım. (f. (a.) operatör [doktor]. çıkar sağlama.c.zf. (a-i-) bir Şyi kazıma.) cesurluk.b. ağır bir yükü kaldırma. (a.) 1. Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi]. (a. fırlamış.i.s. eşya ve şâire çekme.) merak. keder.) sıçramış. dilenci.) operatörlük [doktorlukta]. 2.i. hiciv. atlayış. elle yoklama. dilenci.s. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması.i.) yavaş yavaş. sıçrayarak. (bkz. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu.i.) sıçraya sıçraya.i. [eskiden] medrese talebesinin. atlayarak.s.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap. atılmak. . 2. cesâmet'den) iri. (a.) mihnet. operatör doktorlar. (a. cesâret'den) cesaretli.s.b. i. (a. bir şeyin kabuğunu soyma. (a.) küçük. i.b.sıçrayarak.) çok meraklı. yiğitlik. (bkz: kıt'a). Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. yürekli. enik.) toprak testi. araştırma. 3. musibet. 2.i. (a. 3. (a. 2.i. kurtulmak. dînî öğütlerde bulunmak. öldürme. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k). (a. 2. azar azar.s. parça parça. (bkz: tedricî). (f. (a. harp gemisi. (a. yüreklilik. 2.f. kocaman.i. yırtıcı hayvan yavrusu.) atlayan. cerrah'in c. 2.i. irilik.cerr cerre çıkma cerr-i eskal cerr-i menfaat cerrah cerrâh-hâne cerrâh-hâne-i âmire cerrahî cerrahîn cerrâhiyye cerrâh-nâme cerrar cerrâre cerre cerş cerşeft cerûz cerv cery cerz cesamet cesaret cesâset cesed cesîm . (a. ecsâd) ölü vücut. (a. para. büyük.s. (bkz: tecessüs). harf-i cerr).i. (f.) 1. sıçrayış. (a. 3. cesîme cesîm-ül-cüsse cesk cess cessâs cessâse cest cestân cestân cestân ceste ceste ceste ceste-gîr cesten cesur (a.i. iri vücutlu.i.) l.zf. (f. sürükleme. sıçrayan. (a. cerrâhî'nin müennesi. (a.i.i. (f-fi-) sıçramak. 4. [II. 3. çekici. (f.) obur. çekme.s.) cerrahlar. gr.

doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram.zf. kıymetli taşlar. doğru olmayan karşılık. işlek yollar. özler. cevher'in c. 2.i. (bkz: ecvibe). (a. cevâb ale-1-cevâb cevâbât cevâb-dih cevaben cevabî cevabî cevâb-nâme cevâb-nüvîs cevâd cevâdd cevahir cevâhir-i ulviyye Cevâhir-ül-ahbâr Cevâhir-ül-ebrâr Cevâhir-ül-esdâf Cevâhir-ül-kelimât cevahiri cevâib cevâiz cevâlî cevâmi' (a.i.f. (f. (a. (a. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle. karşılık. i. erkek adı. (a. (a. cevâbât. (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir.. toplu şeyler. 2. (a. bir kısmı Türkçe.s. elmaslar. (a. .b.i. cömert. cevaba cevap. mescitler.s. ibâdet yerleri.c. 1077) dir]. (a.f. yüreklice. felekler.i. armağanlar. (a. eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. câize'nin c. elmas alıp satan.) 1. cevâb'ın c.i. ziyafet. büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini. (a.) câbîler.i.i. arpa tanesi. tahsildarlar.i.cesûrâne ceş ceşn ceşn-i büzürg ceşn-i Meryem cev Dâne-i cev cevâb-ı bâ-savâb cevâb-ı redd cevâb-ı safî cevâb-ı kat'î cevâb.i. Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir].zf. yazı ile].) arpa. 795) den 1439 (H.) caddeler. câbî'nin c.) cevap veren. (a. doğru cevap.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar. cûd'dan) 1. tarikatının âdabını anlatan. cevherler. eli açık.c. (f.i. cami' ve câmia'nın c.i. [istinsahı.) cevap.) cesaretle. eğlence. (a-f-b. mayalar.) sorulan şeylere verilen karşılıklar.) cevahirci.) cevap. (bkz: şaîr). (bkz: caize). 2.) mavi boncuk. gezegenler. ret cevabı.) halk arasında dolaşan haberler. sessizce verilen cevap (a. bir kısmı Farsça olan eser. 1666 (H. kesin söz. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri.) verilen bahşişler. 1392 (H.) 1. (a. yazman.nâ-sevâb cevâb-I müskit cevâb kıla.) 1. câdde'nin c. büyük.s.i. 2.) cevap olarak yazılan yazı. (a.s. (a. (f. bayram.i.b. karşılık olarak.) kâtip.s. şölen.f.c. inandırıcı cevap. yiğit-çesine.

marifet. koşu. (a.).i.s. kalb. s. cevf-i leyi gece yansı. karın boşluğu. cevf 1. fels.) dolaşılan yer. 2. erkek adı. parça parça. cevaz (a.c. düşünce tazeliği. cevâsîs (a. cevf-i galsamî biy. fr. 2. 6.) öküz. 'gözevi. câriye'nin c.i. civânân). düşünce üslüğü.orbite. olgunluk. güzellik. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. oyuk. 2.) cevelân edici. cû'dan) aç. üstünlüğü. câmid'in c. s. çizgiler. (bkz. bir yazı sitili. büyüklük. 4.i. casus). (bkz.) cevelângerlik. (f. dolaşıcı. cevâmid cevâmîs cevân cevanan cevânî cev'ân cevânib cevânib-i erbaa cevânih cevârî cevâr-il-Künnes . atlı.) mandalar.i. tazelik. mîdesi boş. cevder (f. cevf-i batnî anat. tazeliği. cânib'in c. dönüp dolaşıcılık. Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn).i.b. cevelân-ı dem kanın cevelânı. cev cev (f. 3. mu'cem.i. Merih (Mars). 5. dört taraf. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan.i. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan.s. 3. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. 6. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. müsâade. çok defa manzum olan târih. [zıddı "mühmel"]. câriha'nın c. (a. 5. yan gece. cüvân). su sığırları. cevdet-izihn zihnin tazeliği.zf. 4. cevelân-ger. (bkz. dolaşması. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır]. câniha'nın c. (bkz: gâv). hayatsız.) cansızlar. gezegenler. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı. menkut). cevlân-gerî (f.). cevf-i hicâbî biy. hüner. cevelân.i. câsûs'un c. ed. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. cevlân dolaşma. cevârih (a. ağız boşluğu. f. kendi kendine bir varlığı olup. izin. (a.) taraflar. (f.). cevf-i a'lâ anat.i. (bkz. cevdet-i fikr fikir. cevelân edicilik. gövde boşluğu. iyilik. cevdet (a. dolanma. Zühre (Venüs). civânî) (a.f.) halayıklar. Utarit (Merkür). cevelân-gâh. gezinme. dönüp dolaşma yeri. (bkz.) 1.) caiz olma.). donmuş şeyler. [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler. cevahir) 1. (bkz: cevherin. (bkz: câniha). cevân'ın c. (bkz: câyi'). 2 . maya.i. (f-s.i. câriha). (a. g. üstünlüğü. solungaç kovuğu.). cevelân-gerî. öz. elmas.. hizmetçi kızlar. iç. câmûs'un c.i. boşluk.i. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk.b. cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili. 3. cevdet-i fehm anlayış iyiliği.) 1. cevelân-geh (a. acıkmış. üstünlüğü.(a. cevf-i fem anat. yanlar. kusursuzluk. cevlân-ger (a. cevher (a. savaş yeri.) tane tane.i.b.

konak.i.) zırh ören.f. (bkz: cevher3).s. kuyumcu. 2.) 1. (a. (bkz: cevsak) (f.i. (bkz.s. 2) ed. boşluk. (a. cevşîre cevv îlm-i ahvâl-I cevv cevv-i hevâ cevv-i kebûd cevval anat.b. (a.f. arpa unu.i.) koşan.b. (a. (a. vaktiyle giyilen1. cevîne Nân-ı cevîn cevr cevreb Çâk-ı cevreb cevsak cevse cevsek cevşen cevşen-dûz cevşen-güdâz cevşen-güzâr cevşen-hây cevşen-pûş cevşen-şikâf cevşîr.) 1.) fels. zulüm.) hava. 1) en yüksek cevher. cevheri.i. tas.) zırh paralayıcı. hava boşluğu.b. (bkz. elmaslı. cevahirci. [müen. .s.s.i) 1.i. dolaşan.b. beyin boşluğu. eza.s. (a. (f. cevelân-geh). (f-s. haksızlık. (a. (a. gadir. 1) atom. cevhercilik. anat.s. 2. çorap söküğü. ak madde. arpa ekmeği. evrenin *tözü.) cevher satan.) akmadde.)) örme zırh. 2) ruh. fr.i. 2. bozmadde.i. biy. (f. cevhere. a.) cevher işleyen. meteoroloji. biy. 3) ateş.) zırh delen (f.b.i. köşk.i.) mücevher parçası. cevelân-gâh.f. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan. hareket eden. (bkz. cevherden. noktalı [harf].b. omurilik kovuğu.b. (f.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası.b. değerli taş veya inciye ait olan.b. 3. fr. (a. sitem.s. fr. biy. aglütinin. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey. (a. (f. 2. (a.) köşk. zırhlı.s.f. cevherî). çulha.i. tözcülük. çardak.i.substantialisme. felekler.) bir tane cevher. cefâ. [şiirde] sevgili veya onun dudağı. cevlân-geh cevîn. (f. madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne. (a.) arpadan yapılmış nesne.s.).s. substantialisme. mavi boşluk.s.cevf-i nihâhî cevf-i nuhâî cevf-i sadrî cevher-i ebyâz cevher-i ferd cevher-i küll cevher-i lâsık cevher-i mücerred cevher-i sincabi cevher-i ulvî cevher-dâr cevhere cevher-ebyaz cevher-fürûş cevheri cevherin cevheriyye cevheriyyûn cevher-pâre cevher-tırâş cevî cevlân-gâh.f.) bir arpa ölçüsündeki ağırlık.c. (a. göğüs boşluğu. aslı. mutlak cevher. substance blanche. substance grise. (bkz: cevher4).) 1.) zırh delen.) zırh giyen. (f.b. (f. eski tüfeklerden birinin adı. fr. arpa torbası. anat. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç].b. güher-fürûş). 2.i.i.) zırh eriten (f. 4. savaş elbisesi. gökyüzü. (a.s. cevheriyye].) çorap.b.) mücevherden.) düğme. eziyet. (a.

Fikr-i cevval hareketli. cevz-i mâsil bot. c. leş Ju-meaux.) ceviz.i. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru. Geminus. saf. canlı fikir.) zool. yangı. cevz-ül-kayy (a.b. cüyûb) 1. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu.].) bot.) boş.) küçük hin-distan cevizi. sinüs.) uzun boyunlu kadın. Cevza' (a. Gemini]. cevz-ül-hind bot. seda. cez (f. ceyl (a. 2. ceyş (a. cüyûş) 1. Ceyyid-i hâlidât.) ast. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma. 3.i. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis.c. cevizgiller. cevz-üd-tıbb (a. (f. sinüsle ilgili. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti.i.) servi kozalağı. ceyvâd (f. ciyâd) taze. cevviyye (a.s. ceza' (a. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi. dayanma. tam olan [para].i. cez'. cevzâk (f. Havâ-i ceyyide temiz hava. ceyb-i sabr sabretme. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü. fr. yengeç. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş. cevz-üs-serv (a.b. (bkz: ceyyid).s. ceyyide (a. asker. .. güzel şiirler.) günahtan sakınma. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları. yararsız bir işle uğraşma.) ağaç kökü. [lât.i.i.i. iyi.) mat.) göz boncuğu denilen.i.) bot.i.i. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. kara alaca ve değerli bir süs taşı.s.i. cevz-i bevvâ . ceyyid (a. tatula.i. cevz-ber-günbed cevziyye (a.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili. ceyb-i kavs arka sinüs. cevdet'den c.s. gömleğin açıklığı. ikizler burcu. ceydâ (a. ceybî (a. ceyyid-i hevâ iyi hava. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi.b. Ceyyid-i garb Cezayir.i. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. ses. fr.i. 2. cevvî. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi.i. juglandasees. cevz (a. cep. hoş. Ceyyid-i seb'a. cez'a (a.) elemlenme. damarlı akik. [bkz: ittika'). ceyb (a. Hindistan cevizi.) sabırsızlıkla sızlanma.) ada. saf hava. Eş'âr-ı ceyyide ed.s.ing. (bkz: cezire). Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri . Sevk-ül-ceyş strateji. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler.b. kederlenme. cez (a. mayıs ayında bu burca girer. geo. ordu.) [ceyyid'in müen.s.

) 1.) çekme. (saadet adaları) Kanarya adaları. 2.f. rekâketsizlik.zf. mânâ düzgünlüğü. (a. gönül alma. bol. azap. kelime]. -fegen cezbe-yâb cezbiyye cezebât cezel cezer cezer-üt-türâb cezî' cez'-i adûdî-i re'sî cezîl Ecr-i cezîl cezire cezîre-i bürkâniyye cezîret-ül-Arap (a.i. para cezası. (a. (a.b.i. (a.f. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür]. kol-baş *anadamarı.) bir şeyi ikiye bölme. kekeme veya pepeyi olmayış. gönlü çekme. cezâir) ada [denizde]. gr. cezâiyye cezâir Cezâir-i Bahr-i Sefîd cezâir-i garb cezâir-i hâlidât cezâir-i Hind cezâir-i isnâ aşer cezâir-i müctemia cezâir-i saadet cezâir-i Seb'a cezâlet cezâlet-i lafz cezâlet-i ma'nâ cezb cezb-i kalb cezbe cezbe-dâr cezbe-dârâne cezbe-dârî cezbe-efgen.) adalar. Kanarya adaları.). takım adalar. (bkz: cezbe). (a. 2.b.f.i.) 1.) cezbe verici. ceza işleriyle ilgili. coğr.) cezbeli. ceza baskısı. (a. çekilme.b. (bkz.) cezbeye tutulma hâli. (a.i. çekicilik.ceza' cezaî müeyyide cezâ-yi amel cezâ-yi nakdî cezâ-yi seza cezâ-yi Sinimmâr cezâen cezaî.i.s. (a. (a. cezbe'nin c.i. ed. heyecana gelmesi. ceza.s.f. lâyık olan ceza.i.) bot. 2.c. (a. yanardağ adası. (a. peltek. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti.i. peltek ve bozuk olmayan [söz. Cezayir.b. coğr. (a. ed. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması. (a.i.i.) havuç. (a. Ege denizindeki oniki ada. . 2. çok. lyonien adalan. cezaya ait. ben de gelirim = ceza" dır].i. (a.f. bol sevap. işlenen bir şeyin görülen fenalığı.) 1. cezl). Hind-i Çînî adalan. yabani havuç.) ceza olarak. ceza ile. küçük tomurcuk. Akdeniz adaları.c.s. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart. kendinden geçmiş. Arabistan yanmadası. (a.) kendine çekme. Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye. cezbeye düşürücü. karşılık [iyi veya kötü].i.) cezbeye tutulmuş gibi.b. cezebât) 1.s. anat. kelime düzgünlüğü. (a.zf.) cezbeye tutulmuş. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli. cezîre'nin c.

cezr-i hamız kim. mortes eaux. deve kasabı. cibâb (a. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök. cezr-i mihver mat.) 1. cezm ile ilgili. cezriyye (a. cîbâ (f.i. anakök. gr. maaş. raci-ne fıxatrice. cezr-i muzâaf mat. meç. fr. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam. cezr-i asam mat. cezb'den) çok cezbeden. karekök. kat'î karar ve niyete ait.i. çeken.) çok sabırsızlanan. 2. cezlân (a. cezr-i rîşî saçak kök.i.i. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır].s. keçi v. 2. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar.) ağ ile balık tutan balıkçı. (bkz: azm). cezr-i murabba' mat. tutunma kökü.i. fr.i.i. radikal. cezr-i dereni yumru kök. sanal kök. cezr-i ekmel coğr. cezr-i arızî ek kök. doğru olan. (bkz: cezü1). 2.i. dokuzun cezridir. cezmen (a.(a. cezûb). iki kök.) kasaplık davar [koyun.c.) 1. çetrefil olmayıp.) 1. Medd ü cezr coğr. i. cezr-i nâtık. [denizde] alçalma.s. cezm (a. cezr-i mantık.) kestirip atmak suretiyle. inme. asal kök.) fls. köke ait. cezr-i aıııııdi mat. cezmî (a.s. cezûb (a.) odun. kökle ilgili. gelgit. cerz-i talî bot.i. asıl. (bkz: cezr-i vetedî). cibâh (a.i. fr.s. cibâl-i mubaha huk. cezû' (a.) 1. (bkz: cezzâb). küpkök.s. tomruk.zf. cezr-i müsbit bot. 3. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. radicalisme .b. çeken. (bkz. 3. cezmâzec (a. kuvvet ekseni. gaddar. büyük gidim. zâlim. cübeb). 2. mat. cezrî (a. kare kök üç. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar. cezr-i vetedî kazık kök.) alınlar. erkek adı.). kök. ikincil kök. 2.) 1. cibâl (a.) bot.s. cezl . cezr-i tâmm mat. kesin karar. 2. rüşvet olarak verilen hediye. cübbe'nin c.) cebhe'nin c. cibâl-i şahika yüksek dağlar. cezr-i şârî anat. cezr (a. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme. ücret. kılkök. köktencilik.s. ılgın meyvası. niyet.) çok cezbeden. dürüst. asit kökü. cüzûr) 1. cezr-i aslî bot. cezr-i mükâ'ab küp kare.i. cezzâr (a.) 1. cebel'in c. kanlı. cezre (a. kalın odun.) dağlar.i. cezzâf (a.]. 2. cezzâb (a. (bkz.) mutlu. ciâle (a. cezr-i mik'ab mat.

i. cüdür. (a.s. (f. (bkz.) leş yiyen.) yüreği coşturan. büyücü.) gerçekten. (a.i.) mücâdele yeri. 3. (f.b. (f. i.b.s. vergi.b.i. (bkz.zf. falcı.b.i.) ciğeri delip geçen. (f. (a. (f.i. (a.b. merhametsiz. 2. t. (f.) 1.s. sanem].b. (f.) ciğeri yakan.) soysuz. (f.) cifir ile ilgili olan şeyler. (a. acıklı. (bkz. (a. ağırbaşlılık. hayırsız.) [cibillî'nin müen].s.) 1. (f.) geniş kuyular.b. kansız. hissiz. yürekli.f. evlât. çok acıklı.i.i. alçak [kimse]. savaş. meç. [doğrusu "cefr" dir].) cifirci.i. sıkıntı. meç. önemli. (a.f.) ciğerin bulunduğu yer. cüdrân) 1. önem.) ciğerli. kavga çıkarırcasına.c.b. (a. (a. yaradılış. i.s. ciyef) iaşe. ciddîlik. sıkıntılı [kimse]. tabiî.) 1. 3.) ciğeri kanlı. hayat mücâdelesi. mühim. arbede-cû). hararetli konuşma.zf. (a.) Cebrâîl. gaddar. cibilliyet.) bağır yakan. ciğerci.f.) gerçekten çalışılacak işler.f. ciger-pâre). bağır. 2.s. (bkz: fıtrî). ağırbaşlı. savaşçı. (a. (f. s.s. cesaretli.f. (bkz: fıtrat).i. çok eziyet çeken kimse.) put.b. (f. ciğer söken.) 1. savaş.) ciğer parçası.) kavgacı. ehemmiyet. ciğer. 2. b.i.b. (a. cefr'in c.i. avaz. (a. (a.i.i.s. (a. Cebreîl.cibâyât cibâyet cibillet Cibilletsiz cibillî cibilliyye Cibilliyyet Cibril cibs cibt cîd cidal Ceng ü cidal cidâl-i hayât cidâl-i maişet cidâl-cû cidâl-cûyâne cidâl-gâh cidar cidâr-ı hadîka cidd cidden ciddî ciddiyyât ciddiyyet cifâr cîfe cîfe-gâh cîfe-hâr cifr cifrî cifriyyât ciğer ciger-cûş ciger-dâr ciger-der ciger-dûz ciger-fürûş ciger-gâh ciger-gûşe ciger-güdâz ciger-hâr ciger-hâre ciger-hûn ciger-pâre ciger-sûz (a. câbîlik.b. (a.s. [müen. (a. keder. karşılıklı kavga.b.i.i. 3.c.s. bir işi gerçekten çalışıp işleme. cüyûd) boyun.) evlât. ciddîlik. zar. (a. sevgili. sütü bozuk. 2. Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu]. çelîpâ. (bkz: cibillet). (a.b.i.).) ciğer satan. 2. leş. mücâdele). salîb. acı. .b.i. zorlu. (a.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.c.s.i. (a.) ciğer paralayan. (f.s.s. geçim mücâdelesi. 3.s.) 1. kireç. 2. (a. (a. (a.b. cibâyet'in c. (bkz.) 1.s. ıztırap veren.i. (f . gerçek. (bkz: câbî).) câbîlikler.) leşle dolu olan yer. (a. Dünyâ. gelir toplamalar.) kederli.s. 2. (bkz: cefr).) yaratılışta olan. "ciddiyye"].c. i. duvar.i.i. (bkz: haç.b. ciğer yırtan.c.) 1.) kavgacılara yaraşır yolda. (f. cibillî).) huy.b. 2.i. bahçe duvarı.

2. 2.b.) Dünyâ halkı. huk. 2. pâdişâh. cihân-nümâ (f.i. dünyevî.b.s. (f. cihândâr-âne (f. cihân-ı can ruhlar âlemi. cihânî'nin c. (f.) acıklı. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma. ciger-teşne (f.s. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş. (bkz: gîtî-sitân).b.) âlemin sığındığı muhafız.) 1. Dünyâyı zaptedercesine. çok özleyen. (bkz: ber-bâr. cihân-gerd (f.) cihanı.) hüküm-darcasına.f. pâdişâh. Allah. 2. cihan (a. cihân-key (f.) cihanı dolaşmış.s.s. cihân-geşte (f. tecrübeli.b.i.b. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır.zf.b. cihanı (f.) 1. acısı olan. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas. i. cihân-gîrâne (f.b.i.i. Dünyânın bekçisi olan 1.b. cihân-âlem (f.) cihanı.s. 2. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar. Dünyâyı süsleyen. 3.s. s.b.s. Dünyâyı parlatan.) meç. dünyâyı dolaşan.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar. Allah. cihanı gezmiş.b.) cihâna.) cihanın.) hükümdarlık. cihân-âferîn (f. ciger-tâb (f. cihâniyân (f.s.i. cihân-bîn (f. 2. öteki dünyâ. cihân-muta' (f. cihân-penâh (f.ciger-rend (f. cihanı.) acı veren. cihâdiyye (a.b.b.b.) 1. cihâd'a mensup.b. Dün-yâ'yı dolaşan. 2 .s.) cihanı. göz. kendi kalbi içinde.b. cihâd (a. insan. islâm dünyâsı.) cihanı.i. erkek adı.b.s. Dünyâyı yaratan. din uğruna düşmanla savaşma. i. cihâniyân) 1.) cihanı.s. cihân-gîrî (f.) fâtih. cihân-nevred (f. Dünyâ'yı gösteren harita. cihanı.b.) herkes.) cihanı. cihân-bân (f. Dünyâyı gezip görmüş.s.) cihanı.b.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse].) cihângir-cesine. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri. cihân-dîdegî (a.b. erkek adı. hükümdar. cihân-efrûz (f-b. . cihân-güşâ (f.b. cihân-cû[y] (f.zf.s. cihân-ı İslâm islâm âlemi. öte âlem. cihân-dîde (f-b. âlem.s.) 1.s.s. bezeyen. berbâre4). cihân-ârâ (f.) Dünyâ.b. cihân-dâr (a.i.s. i. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H.b. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar. Dünyâyı gören. cihâdı. [bu nüsha 1732 (H.c. II. cihân-dârî (f.s. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke. cihanı.i. Dünyâyı zapteden. 3. Dünyâyı tutan hükümdar.) 1. [aslı "cenan" dır].a. cihân-gîr (f. cihân-bânî (f. padişahlık.) hükümdarla ilgili.) Dünyâyı gezip görmüş olma.i. savaş işleriyle ilgili. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır].b.s.) cihangirlik.a. Dünyâda oturan.

i. (f. yönler. systeme locomotrice.s. cihâz-ı hazmî biy.) 1.s. cihaz (a..) hükümdarlık. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler. bakımlar. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot.s. cihâren (a.i. 4. her yanı kaplayan.i.s. âlet [doğrusu "cehâz" dır]. (f. S.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. (a. güney]. dört yön. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü). cihet (a. görüşler. yön. vesîle.b. iki yön.) 1. müezzinlik. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). müslim. (-r1 (f-b. 2. [doğu. semtler. çeyiz. dünyâda geçer olan..i. şifâ-i şerif. hizmet. pâdişâh. Cihâz-ı tenasüli anat. dünyâ çapında. [müderrislik.). batı. müezzinlik vazifeleri gibi]. dünyâ ölçüsünde. sebep.i. 4.(f. sol. (bkz: şıkkayn). görme aygıtı. cihâz-ı deverânî anat. (bkz: âlem-şümûl).s. cihet'in c. cihât-ı selâse üç taraf [en. (f. cihar (f. takım. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan.a. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler. cihar). cihâz-ı Muharrik biy. 3. evkaf maaşı. cihâz-ı asabi anat.b. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy. sindirim aygıtı. (bkz: cehâz). hatiplik. 3.) cihâna yaraşan. apotek cihâz-ı teneffüsî anat. taraf. kayyumluk gibi].zf.i. cehr'den) açık söyleme veya okuma. cehr'den) apaçık olarak. cihar ü se (bkz: cihar ü se).) iki cihet. cihât-ı erbaa dört taraf. kuzey. yüz. (bkz. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini. bahane.s. fr.) cihanı zap-teden. yer.) padişahlık.[fakirler gibi]. sağ. ilgi.a. üreme sistemi. kalınlık].c. imamlık. sinir sistemi.s. 2. büyüğü olan. cihâz-ı basarî anat.s. boy.b. cihât (a. arka. boşaltım aygıtı. vazîfe.b. (f. (f-b.) cihanın başkanı. [mescitlere nazaran imamlık.b. hatiplik. yerler. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler. cihât-ı sitte altı taraf [ön. 2) coğr.b. pâdişâh. 2. anayönler. ciheteyn (a.) dünyâyı dolaşan.) cihanı yakan [Güneş]. delâilül-hayrât vazifeleri gibi]. yan. padişahlık. evkaf maaşları. cihât) 1. devinim düzeni. (bkz: alenen).b.f. [bir camide okunması meşrut buhâri. cihar (a. cihân-penâhî cihân-pû cihân-revâ cihân-sâlâr cihân-sitân cihân-sitânî cihân-sûz cihân-şümûl .) 1.i. taraflar. alt]. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler. dolaşım sistemi. hareket sistemi. üst. cihân-tâb (f. 2.

(a. (a. uçmaklar.zf.) cilve yeri.s.) at.f. (bkz. evrak çantası. cilt hastalıkları kliniği. 2. millet. tecellî.) ciltle.) 1. 3. celâbîb) 1. parlaklık veren.b. süvari alayı.s. devirden devire. criminalite. cinâiyye cinâiyyet cinân '- (a.) "cilve satan" cilveli.s.) cilve yapma. (f. cilve yapan. . parlaklık.s. i. (a.s.) parlatan.i.) cilveli.s. çıkıp görünülen yer. mücellit.b. cinn).s. kaderin cilvesi. (f.) kendini gösterme.) çilingir. meşin.f.b.f. (a. alçak. cilve yapan.b. cem'den) çiftleşme [insan hakkında].i. kitap. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan.ha.f.s.) cilve eden. (a. parlak.f. ayak takımından. tamahkâr mânâsına kullanılır]. (a.) cilve gösteren.f.s.) cilve yapma.c. (a.b.) beraber oturma.) 1.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır. nesil. cilve-geh cilve-gâh-ı zuhur cilve-ger cilvegerî cilve-kâr cilve-kün cilve-künân cilve-nümâ cilve-penâh cilve-perdâz cilve-rîz cilve-sâz cilve-sâzî cim cim-i arabî cima' cimâh cimâl cimâr cimrî cin cinai.c. cildiyye cildî ihsaslar cildiyye cilf cilve cilve-i ilâhiyye cilve-fürûş cilve-gâh. (a. deri.i.s.s. cilve etme. cemâat.s. cilve yapan.s.s. 2.f. 4. (bkz.i.f. sen başlı olma. (a. (a.).) hek.b. (a. hoyrat. kırıtkan. ferace.s. (a. cemel'in c. cilalanmış. parlatılmış. (f.i.) şa'şaalı. cilveli. Allah'ın cilvesi. (a.) büyük cüzdan. kuşak. 2. (a. s.) cila sürülmüş.b. ecyâl) 1.) cinayetle ilgili. (a.) parlatma. (f. c sesi. (bkz: cilve-ger).i.b.) cilâlı.f.i. fr.) cila yapan kimse. cilâcı. (a.b.i.i. deri ile ilgili. (a. (a. fels.f. (a.s.f. (f. (a. kap.f. (f.f.c.) kaba.) ciltçi. gömlek. bahçeler.s.) cennetler.) erkek develer. dilenci [Türkçede pinti.) cinayet hâli.i. cilvelilik. (a. cilve-sâz). a.) soysuz.b. fr.b. (a. 2. s. (a. (a.) cilve eden. (a.i.f. cilve edecek yer.f. kırıtma.).cîl çilen ba'de çilin cila' cilâ-bahş cilâ-dâde cilâ-dâr cilâ-ger cilânger cilâs cilâ-sâz cilbâb cilbend cild cild-ger cildî. (a.b.b. 3.i. taife.) hoş ve güzel olan. (f.i. insan güruhu.) cilve ederek. eclâd) 1.i. cülûd. (a.b.) parlaklık veren. cennet'in c. (a.s.b. cilve eden. görünme. (a. sensations cutanees. çarşaf.i.i. toplu kabile.b. aşîret. (a.b. 2. deri duyumları.b.i. (a.

cinnet (a. telmihli söz.) "iki cins" kadın ve erkek.b.) cinler diyarı. Semerkand vâdîsi. cinâyet-kârî (a. kelimenin müzekker (erkek). cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç. mürd gibi]. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi. Ebnâ-yi cins insanlar. cinsî (a. lastikli söz.i. ağır suçlar. ecnâs) 1. 2) Soğdiyana.) cinayetler. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas.s. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi.i. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi. [deme kış yaz. 2.s.) cine mensup.i.i. gr. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi. cinâyet-kâr (a. 2. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir. oku. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. cinâs-ı darbî ed. cinâs-ı tanım e d. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek.s. yaz! gibi]. türlü. 4.) cânîlik.) çeşitli. canilik.. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi]. cinsle ilgili.i.800) ile 1446 (H. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. cins cins (a-b. nevi'. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). çeşit. cins ' (a. bir cin. cinnî (a.) cinayet işleyenlere.b. 899) da istinsah edilmiştir. benzeyiş. Telif târihinin 1397 (H. cinâs-ı nakıs ed. gibi].i. (a. cinn'den) cin tutma. soy. cinn (a. meç. cinseyn (a. cinayet (a. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır.) ecinli.(dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla. pek zekî ve anlayışlı kimse. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması.c. cinâze (a. (bkz: mücâmaa). 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır.) cinse mensup. cinâyet-kârâne (a.) cinayet işleyen. cinâyât (a.) tabut. [1493 (H.s.i. îmâlı. cinân-üd-dünyâ .f.i. cinas (a.s.c. a. çılgınlık. cinâs-ı muharref ed.f. Cinân-ül-cenân II.f. cinsî cazibe cinsel çekicilik.i.c.f.b. Şam vadisi. lâfızda.) münâsebet. telaffuzu bir. delilik.) 1. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır].zf. gözle görünmez. cinnî (a. cinnistân (a. cinâs-ı mefrûk ed. birçok anlamlara yorulabilen söz.i. yalnız harflerde beraberlik. [dem = âdem] gibi. s. cinâyet'in c. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun. müennes (dişi) oluşu. büyük. cânîlere yakışacak bir surette.

zayıf vücut.) 1. tabîat.i.c. (a. 3. 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. ilk madde. beden.i. fr.) azalarla birlikte vücut.i. altının kırmızılığı.) 1. töz. mizaç. fr. güzel kadın veya kız. biy. komşular. câr'ın c.) saf şarap. (a. 2. (a. (a. ışıksız cisim. bonnet. kim. börkenek.) çırak.) havsala.i.) bir cins ile ilgili olma. (a. (a.c. yaralar. saf şarap.) temel. f iz. korkunç cisim. f i z.) 1.i. (f. bedenle ilgili. nasırlı cisim. dînî işlerden ayn olan. diaphyse. biy.) 1. (a. gökcismi. biy. yemek ve para. (a. kan. kılıç kayışı. . (bkz: zîr). cinsel eğitim. ruhanî karşılığı. delilik.) cerâhatlar. s. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik. oylum. astr. elips cisim. bir nevî kırmızı boya. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri. alt. hacim.i. 2.) 1. temiz renk. bileşik cisim. (a. (bkz: cismânî).s.) ["cismânî"nin müen]. 3. safran. zâtülcenp. 2. âdet. (a. cansız cisim.i. gövde. (f. mat. 2. 4. yılan veya sazan balığı. (a. katı cisim.i. fr.) 1. ecrâm) cisim. f i z. öldürücü zehir. insan vücudu.i.i. (a. (a.i. 3.i. gökcismi. (a.) komşuluk.) toprak testiler. cerahat). billur cisim.i. iyi komşular. (a. 2) meç.i. anat.i. kemik gövdesi. gaz hâlinde olan madde. 2. (a.i.i.) 1.i. çıplak vücut. madde. civarda olan yerler. (bkz. irinler. 2. astre. menşe.cinsî terbiye cinsiyyet cîr cirâhât cîrân cîrân-ı sâlihîn cirân cîre cîret ciriyyâ cirm cirmân cirrîs cirriyye cirs cirsâm ciryâl ciryâle cirye cisâd cism cism-i azm cism-i basît cism-i beyzî cism-i billûrî cism-i cemâdî cism-i cevheri cism-i eflâtûnî cism-i felekî cism-i gayri muzî cism-i hâil cism-i hevâî cism-i latîf cism-i mürekkeb cism-i müteharrik cism-i muhâmî cism-i nâtık cism-i nizâr cism-i sefenî cism-i semavî cism-i sulb cism-i üryan cismânî cismâniyye fels. ecsâm) 1. poligon. melekler. cerre'nin c. cevher.) 1.) zool.i. müşteriler. (a. (a. sümüksü cisim. 2.s. harekette olan cisim. cereyan. kök. cirâhat'ın c. fr. söz söyleyen cisim. education sexuelle. (a. alışkanlık. aşağı. 2. 2.

(f. (bkz: pul. (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü.i.b. (f.) hurma ağacının kökü.i. (f. (f.s. (a. (f.) tayın.b.i. civân-merdân) temiz. vücutça. (f.i. yücegönüllülükle.zf. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir. (a. (a.i.i. (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü. millet fedakârları.f. (bkz.) civan-merte yakışır yolda.i.s.) 1.) cıva. Hıristiyanlardan alınan cizye. (a. (a. çay.) hurma toplama. cömertlikle. cismânî).s.) cisim itibarıyla. s. araştıran. 2.zf.s. araştırma.) haraççı. (a. ırmak.i.i. ağaç kütüğü.) genç olana yakışacak surette. (o. arayıp sorma.) 1.) iaşeler. tazelik. sırat). (a. (f.i. (a.i.cismâniyyet cismen cismi cismiyyet cisr cisr-i atîk cisr-i cedîd Cisr-i Ergene cisr-i muallâk cisreyn civan civan kaşı civânân civânâne civân-baht civânî civân-merd civân-merdân-ı millet civân-merdân civân-merdâne civân-merdî civar civârî civâriyyet cîve ciya' ciyâd ciyâdet ciyef ciz' cizâl cizâret cizfe cizm cizmîr cizn cizye cizye-i gebrân cizye-dâr cizye-güzâr cû Cüst ü cû cû -cû (a. karnı acıkmış olanlar. kantara. Unkapanı Köprüsü.) 1.i.b.i.i. yöre. g. porsiyon. (bkz: âlî-cenâb-âne).) talihli.b. yakın komşu. eli açık olanlar. (a. cismâniyyet). (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı. cömert. asîl.c. yakınlıkla. 2.i.b.) cömertlik.zf.s. (f.i. (a. (a.f. iyilik. cizye denilen vergiyi alan tahsildar.) açlar.s.s.b. (bkz: âlî-cenâb).) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. araştırma.c. (f. bedence.) yakınlık.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. vergi. (f. genç (bkz: cüvân). (a i ) (bkz. (bkz: cûy).b. el açıklığı ile. güzellik. vergi ödeyen delikanlı. (a. leşler. kök.) civân-merd'in c.) küçük sürü.) köprü.i.) akarsu. vücut.s).) cisim.) arama. (a.) ağaç kütüğü. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. (a.) gençlik. (f-'. (a. . asma köprü.civân'ın c.i. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye. (a.i. (a. (f.i. komşuluk.) Müslüman olmayan.s. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif. (a. çevre. câyi'nin c.) deve kasaplığı. (bkz: zîbek). (bkz: sahavet).) cömertler. cîfe'nin c.) gençler. el açıklığı.) iyi eşkin giden soy atlan. (a. 2.) "arayan. yakın yer. komşulukla ilgili.

elaçıklığı.fırsat arayan. cu'bûb (a. cumuât) 1.) 1. cüce (f. perşembeden sonra gelen gün.) 1.. cumuât (a.s. 2. cûleh (f.s. (bkz: cum'ât.i.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı.i.) çaylak. cumhûriyyet (a. Cûdî (a. erkek adı.i. halka mahsus. çulha.i. cemi'ler. cumuât). cum'a (a.) işe yaramayan adam. cemâhîr) halk. cûd-i sehâ cömertlik. (bkz: çûg). çâre arayan. [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi. 2.i.i. örümcek. cu-meât. başıboş kalabalık. cûl (f.s.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş. ahâli.i. cumeât). cum'ât.f.c.) cömertlik. toplanma. (bkz: cumeât. yığmalar.i. cumhûriyye (a.) perşembeden sonra gelen günler. küçük dokumacı.i. cumhûriyyet-perver (a.) millete.i. cûd-i kerem. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında. çoğullar. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer.) 1. tutulanın. 2. toplamalar. kalabalık. aç kalma. 2.i.i.zf. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret. Fursat-cû Çare-cû Cû Def'-i cû cû'-i kelbî . cem'in c.i. (köpek açlığı) hek. örümcek.) aptal.) öküz boyunduruğu. cumhurcu. cûlâ-hek (f. b.i. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı. cumhurluk. cum'a'nın c. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi.) 1.) civciv. cum'a'nın c..i. gibi. cu'bûs (a.) cumhuriyetçi. kebeli. açlığı giderme.i. cumeât (a. cum'ât (a. cem'den). ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete. cûd (a. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti.) 1. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar. 2. (bk cum'ât. cûlâh (f.) açlık.i.) perşembeden sonra gelen günler.) perşembeden sonra gelen günler.) abalı. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan. cumhûrî. cû'dan) aç olarak. cu'l (a.i.i. cum'a'nın c. karşılık. 2. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi. c. cûlehî (f. ayak kirası. kalender [kimse]. cumhur (a. 2. cumhûr-i nâs halk kalabalığı. cû'an (a. cuğd (a. ücret. cûg (f. (a.) baykuş. cuımı' (a. cumuât).

keder coşkunluğu.i. anmanın coşkunluğu. cübbe'nin c. şekil. tarz. (bkz. suyun coşması.coşma. ırmak. (f. taşıp coşma.i. (bkz: cevşen).) ayrılık.) coşma. taşkın.i. üstlükler. (bkz: bi'r. (bkz: cuşiş. kaynama. ayrı düşmüş. elem.) atın hamlığı. akarsu.zf. (a. (f. (a. cûşî'den) kaynama. (f. akarsu. (bkz: cû).i. cûyâ. çizgi.) lâyık olanlar. (bkz. inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı.i. (a. çeh). yakışanlar. cebîn'in c. (f.s. i.i. ilkbahar neşesi ve ahengi. coşkun. (bkz. arayıcı.) nehir. tas. (f. 2 . korkaklık. (f.i.) coşma.s.) çiçek hastalığı.) dilenciler. ayrıca. c. 2.i. (f. coşkun akışı.i. dağ arasındaki yol. 3 . dere. ırmak. 2. (f.cumûh cûş cûş-i âb cûş-i dil-i enhâr cûş ü hurûş cûş ü hurûş-i nev-bahâr cûşâcûş cûşâk cûşân cûşânî cûş-âver cûşen cûşîde cûşîde-gî cûşîr. başkaca. araştırıcı.) 1.s.s. -cû). akarsu. taşma.i.i. (f. hüzün. cûşîre cuşiş cûşiş-i ahzân cûşiş-i dil cûşiş-i efkâr cûşiş-i yâd cûy cûy-i revân cûy-i sîrişk -cûy cûyâ. ırmakların gönlünün coşması. (bkz: iftirâk).b. Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. .) arayıcı. (f. cuşiş). tek tek. (a. kaynama.).i.) ayrı ayrı.) ayrı.s. (bkz: cûyende).s. peynir.) küçük ırmak.) 1.i.) pardesü gibi üste giyilen şeyler. cedîr'in c. (a. (a. coşkunluk. su çiçeği. (f.) kuyu.i. gözyaşı ırmağı. cûyân cûy-bâr cûy-çe. cûşânî). coşma. gönül coşkunluğu.). peynirci. ayrı ayrı. kaynayış. cûyek cûyende cûyende-gî cübb cübb-i Yûsuf cübbe cübeb cübn cübnî cübün cüda cüdâî cüdât cüdâyî Cüdde cüda cüda cüdâ-gâne cüderâ' cüderî cüderî-i bakarî cüderî-i kâzib (a.i. işaret.s. (f. 2.s.i.) çok coşkun. kaynama. (a. ırmak kenarı.i. (f. peynir hâlinde olan şey.b. cüdâyî).i. kaynamış. baş sertliği.s. uygun olanlar. coşkunluğu.) 1.) coşturucu. (f-i-) l.) coşan. (f. düşüncelerin coşkunluğu. çay.b. cûyân). cibâb).) coşmuş.i.). (a. 2 . (a. câdî'nin c. cüded) 1. araştırıcılık. ayrılmış. (bkz. (bkz: cebânet).) arayıcılık. (f. (f. kaynayan.) alınlar.) dokumacı. (a. (f. c.i. arayan. (bkz: cûş. cûşânî). (bkz: cûş. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük. (f. (f.b.

duvarlar. pellicule.i. (f.) 1.s. bir çift öküz. beyhude. câhil'in c. (a. (câlis'in c. tef çevresine dizilen zil. s. kof.) hayvan derileri. (a. boşluk. i. cedd'in c.) çul.) birlikte oturanlar. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır].) gülnar.i) 1. (a. (a.) sesi kuvvetli olan kimse. (a.) cülus edenler.) çul dokuyan. gülsuyu.i. (bkz: cehele. cühela'). (a. (bkz: mânend).i.i. i. (a.) gülsuyu.). 3.) astr. (a.) 1.s. (a. 4. su üzerindeki çerçöp.) 1.i.) çift öküzü. (a. 2. (f.s. Fâtıma'nın kocası. cidâr'ın c.i. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı. çulha.) zool. (a. 2.). (bkz: vâfir). (a. 2 .i. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı. (bkz: cüllâb).i.i.) çifte atan. 3. oturanlar.) zehir.) 1. Hz. Güneş ile Ay. 2.i.zf. (f. (a.s. cühhâl). i. Hz. dericilik. (a. Ali. ikili. oturma.s. (a. (a.) kişniş.i. örümcek.). köpük.i. (bkz.i. . cehûd). kilise veya manastır uşağı. pul.i. 2. (a.i.) bilgisizler.i. niyâgân).) bol. eş. câhil'in c. cild'in c. ince deriler.i. faydasız yere. (bkz: gül-nâr). benzer. 2. tek olmayan. celîs'in c. 2.) 1. narçiçeği. (a. cehîr'in c.) bilgisizler. cehîr).i. (bkz: ecdâd. hizmetkâr. kocaman ve kuvvetli.). zarlar. (a.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı. (a. (bkz: cehele. ishal veren şerbet.) çift.b.) 1.i. (bkz. (bkz: cülâb).) 1.i.) hek. (a. içi boş. bilmezler. (a.i. (cedr'in c. 2.cüdeyy cüdrân cüdûd cüdür cüfâ' cüfâen cüfâf cüfâl cüff cüfre ia cüft cüft-i betûl cüft-i felek cüfte cüfte-endâz cüft-gâv cühâl cühela cühemiyye cüherâ cühhâl cühûd cehûd-i anûd cül cülâb cülâhek cülâzî cülbe cülcül cülcülân cülcüle Cülesâ Cüleyde cüll cüllâb cüllâh cülleh cüllâs cüllenâr. (a.i.c.i. onulan yaranın derisi. cülnâr cülmûd cülmüd cülnâr Cülûd Cülus (a. eşi olan.i.i. tahta çıkma. (a. ufak çıngırak. (bkz..) kurumuş.c.). (f. küçük dokumacı. (a.) duvarlar.i. (a.s.s. (f. çok inatçı Yahudi.i. (a.b. pullan.) at katır gibi hayvanların attığı çifte. dimağa işlemiş olan baş yangı. hayvan ve insan sağrısı.) boşuna. celâcil) küçük çan. 2. (a. cüll).i.) kaya. fr. i. (a. (a. papaz veya keşiş. (a. (f. cüfer) çukur.

cuman (a. temel cümlesi. cümle-i mütemmeme gr.pâdişâhın tahta çıkması.c. cümâde (a. (a. parantez içinde bulunan cümle. Sözde şart cümleciği. cümel) l. cümâd-el-ûlâ (a. lenf sistemi. emir cümlesi. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. sıra cümlecikler. kubbe. cümle-i cezâiyye gr. cümd (a. cümel-i sagîr ebced hesabı. takımlar.i. (bkz cümle-i şartiyye gr. cümle-i iltizâmiyye gr.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle. birikiş. sistem. cümâne (a. karşıtlı cümlecik.i. cümel. haber cümlesi. fiil cümlesi. (bkz: cemâzi-yel-evvel).i.i. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri. 2. hep. kelime dizileri. cümle-i ihbâriyye gr. Gerçek şart cümleciği. isim cümlesi. cümle-i müste'nefe gr. cümle-i emriyye gr. (bkz: cümle). cümle-i asliyye gr.i. 3. iki virgül veya iki çizgi. hesaplanması. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle.i. Meselâ Muhammed birincide 92.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı. soru cümlesi.i. büyük sempatik sinir sistemi. cümcüme (a.) tek inci. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan.i. kümbet.i. cümle-i istidrâkiyye gr. cümle'nin c.) kafatası. cümle-i asabiyye anat. sinir sistemi. şart cümlesinin ikinci kısmı. fr.) taş. cümle-i inşâiyye gr.) tar. cümle-i fi'liyye gr. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. fiil. cümle (a.) iri inci. bütün. cümle-i sempati-i kebir anat. cümel-i müntahabe seçme cümleler. cümle-i müfessire gr. (bkz: cemâzi-yel-âhir). tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. takımyıldız.i. istek cümlesi. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr. 2. cümle-i istifhâmiyye gr.) cümleler.) eğlence yeri.b. cümle-i mütevâliyye gr. cümle-i lenfâviyye anat. cümel (a. ikincide 224. emir cümlesi. cümmel (a. (bkz: cümle-i tefsî-riyye). başka bir cümleye bağlı olan. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık. cümle-i mu'tarıza gr. cümâd-el-âhire (a. cümle-i ismiyye gr.) 1.i.) arabî aylarının beşincisi.i. cümle-i şartiyye (f. fr.b.) arabî aylarının altıncısı.b.s. proposition juxtaposees. şart cümlesi. (a. cümle-i kevkebiyye astr. (bkz: cümle-i tâbia). üçüncüde 1530 eder. proposition conditionnelle reelle. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. cülûs-i hümâyûn cülûsî cülûsiyye .

gr.i.i. (a.) çınar. "yâni".i. (a. baş sallayan. çok iyi.) çok güzel. donma. hareket. donma.i. cünd'ün c. oynayan.) glâsiye.i. tek başına anlamı tamam olan cümle. (f.) kımıldanan. (bkz. (bkz: cünbüş).) askerler.b. 2. kımıldatan.) 1." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle. (f-i. ölüm titremeleri. ordular. "meselâ. kümbet.) askerî süvari. (a.i.i. kımıldayan. (a. (a.i.) bir araya gelerek tortop olmuş. cümal cümûd cümûd-ı ayn cümûd-ül-mevt Dâ-ül--cümûd cümûdiyye cümûh cünâb cünâbe cünâh cünbân -cünbân Dünbâle-cünbân Ser-cünbân cünbânî cünbîde cünbiş cünbiş-i evvel cünbiş-i müjgân cünbiş-i yemin cünbiş-i zemîn cünbüde cünbüş cünbüz cünd cündî cündiyâne cünh cünha cünha-dâr cünnâr cünne cünûd gr. zarf olarak kullanılan kelime grubu.i..) günâh.) kubbe. c.) kımıldanmış.s. böyle bir tarz takınarak. sallanmış. hep birlikte. fr. eğlenti.) kubbe. kirpiklerin hareketi. cümle-i müfessire).f.). deprem. göz donukluğu. küçük kabahat. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu. ata iyi binen. (dertop olmuş avuç) yumruk. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar kuyruk sallayan. (bk cemâh).i. (a.) suçlu. gr. cümbüş.s.f. kımıldanma. yer sarsıntısı.) yâdes (lâdes) tutuşma. kümbet. bkz. küçük suç.) cündîcesine.i. zevk. [doğrusu "cünbiş" dir]. uta benzer madenî bir çalgı. eski savaş silâhlarından kalkan. (a. (f.) koruma.) tahrik edicilik. binici. catalepsie. hareket eden. (a.s. 2) feleğin hareketi. deprem.s.i.i. astr. (f. baş oynatan. asker topluluğu.i.) ikiz çocuk.zf. sallanan. (f.zf. (a. 2. (a. (a. sipahi.s. 1) kaza ve kaderin başlangıcı.) 1. hareket etmiş. hep. (f. gr. kemer. esirgeme. Ülker topu.) l. sarayın büyük kapısı. (a. katalepsi. (f. eğlence. yer sarsıntısı. 2. zevk. (a. gr.) donukluk. (a.) ufak cürüm.) sallayan.s. Ülker yıldız kümesi.cümle-i tâbia cümle-i tâmme cümle-i tefsîriyye cümle-i vasfiyye cümle-i vücûbiyye cümle-i zarfiyye cümle kapısı cümleten cümmâ' cümmâ-ül-keff cümmâ-üs-Süreyyâ cümmâl. gereklilik cümlesi. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi.i.) bütün. (f. hareket. donuk olma. iyi binicilere yakışır bir tarzda. kımıldanma. (a. cünbüz). küme. cünûd) asker. kadın başörtüsü. 3. (a. (a. "buzul. . (a. (bkz: cümle-i mütemmeme).i.s. gr.

b.i. atılgan.b.i. (a. (a. ve ed.i. kılsız.) 1. yiğitlikle. çorak bölge.i.i. tüysüz.) cesur.).i.) cesurluk. 2. (a.i. erkek şahin veya akdoğan.s. (a. yiğitlik.) verimsiz. 2.s.) 1.) 1.) yudum. (bkz: gürz). 2.i. cür'etkâr. uçurum.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. gelip giden akıl bozukluğu. karınca yuvası. (a. (a. (a. cürüm.f.zf. atılganlık.i. atmaca [kuş]. cilt hastası [deve]. delilik.f. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi. atılganlık.) 1. (f.s.) cesur. (bkz: kabl--el-mîâd).b. merak hastalığı. suçlu.cünûn cünûn-i âhidî cünûn-i devrî cünûn-i ehl-i aşk cünûn-i gayr-i mutbık cünûn-i mutbık cünûn-i şebâb cünüb cür'a cür'a-i cânı-i leb cür'a-i mevt cür'a-dân cür'a-nûş cür'a-nûşân cür'a-rîz cürâz cürd cürde cür'et cür'et-kâr cür'et-kârâne cür'et-kârî cür'et-yâb cürez cürf cürh cürha cürm cürm-i meşhûd cürmâne cürm-nâk cürre cürre-bâz cürsûme cürsûme-i dıraht cürûb cüruf cürûh cürûn cüruf cürüz cürz cüsâd cüsâl cüsâle (a. 2.) kabahatli.i.i. (f. (a. (a. bir çeşit ibrik. (a. .c.) ceza.f. dip. zaman zaman gelen delilik.) yar.i.i. çıplak vücut. (a. (a.c. 2.) 1. damla damla döken. 2. içki kadehinin dibinde kalan kısım. (a. çıldırma. erken bunama.) 1.) 1.s.b. dudak kadehinin yudumu.) 1.s.) mâden posası.) yaralar. (bkz.i.i.f. âşıkların çılgınlığı.f. atlı asker. aşkın galip gelmesi. bir damlası. (a. (a. atılgan. (a.) içen.b. kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı. çorak [yer]. (a. beddualar. suçüstü.) fena sözler.c. (f. cesur.) cesurlukla.) karın ağrısı. (a. 3. içim. (a.i. delirme.s. demir boku.b.) yar. (a. bir tek yara.i.b.i.i. 3. 2. uçan her türlü kuşun erkeği. (a. (a. ilençler. [kelime Farsçadan geçmedir]. (a. 2.i. (f. (a. i.f.i. ' (a.i. (bkz: bîh). gözönünde işlenen suç.b.i. (f.s.b. kısa tüylü [at]. cürh'ün c. ölüm yudumu.) alışkanlık. yiğit.f. 4. yiğitlik. (a. (a.i.) içki içenler. gözüpek.b. 2.c. piyâdesiz [süvari].i. ağacın kökü.) cesaret. bitki örtüsü olmayan. kök. s. 5.s.) 1.i.) tarla kuşu. uçurum. hızla uçan ok. şarap artıklarının döküldüğü kap. 3.) sonbaharda dökülen yapraklar. (a. cürûh) yara. cür'et-kâr). cerâim) suç. cirzân) tarla faresi. (a. (bkz: cenabet).) keskin. tas. içki içen.

pintilik.zf. (a.i. (a.i.) boyunlar. . (a.c. c. kalıplar.i. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan.i. babanın oğlu ve oğlunun oğlu. kalıp. astr. çevik.cüsâm cüsâm cüses cüseym cüseymât cüseyme cüsmân cüsse cüsse-dâr cüst cüst ü cû cüst ü çâlâk cüsû cüsûm cüsûr cüşâ' cüvâl cüvâl-dûz cüvân cüvân-baht cüvânî cüvân-merd cüvân-merdâne cüvân-merdî cüveyre cüyûb cüyûd cüyûş cüz' cüz gülü cüz'-i cedd cüz'-i eb cüz'-i ferd cüz'-i ferdî cüz'-i ferdiyye cüz'-i içtimâ' cüz'-i istikbâl cüz'-i la yetecezzâ cüz'-i mütemmem cüz'-i şayi' cüz'-i tam cüzâf (a.i.) geğirme.) cüsseli.) küçük câriye.i. cüseym'in c. (a. parça. (f. cesetler.s.b. (f. gerdanlar. ordular. ceset. (a.i. cisimcik. hareketli. elaçıklığıyla. (bkz: ceyb). kısım.) gençlik.i. iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı).) cisimler. talihli. elifbe. ato-misme.).) köprüler.) arayıp sorma. tam olan parça. (f. cisimcikler. (f.) askerler. iri yapılı. celim. ceyb'in c. beden. (a. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı). (bkz cüvâl-dûz). eli açık.i. 2. (f. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan]. huk. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey.b.) çabuk.) bütün vücut [azalarla birlikte]. şanslı.) uykuda gelen ağırlık.) büyük. (f. elaçıklığı. bölünemeyen. (f. cüsse'nin c.i.b. fr. ağırbasma.) bahtı açık. corpuscule. (bkz: ecsâm).s. (a.i.) arama. bölük.s. bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası. araştırma. (a. (a.i. (f. atomculuk. kâbus. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır]. (a.) götürü pazar. (a. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan. atom.i.) çuval.b.i. (a.) çuvaldız. bütün. cüses) gövde. taze delikanlı. araştırma. bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i. (a. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. cism'den. cîd'in c.i.s. câriyecik. cisr'in c.) cömertlikle.i.i.s.) küçük cisimler. huk. çelimler. (bkz: civan).i.i. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı.) gövdeler. genç. (f.s. parçala-namayan kısım. tebâreke. (a. bedenler. geniş. ceşy'in c. cüseymât) küçük cisim. fels. irikıyım [kimse].) cömertlik. (a. (a.) cömert.i. (f.) cisimcik. atomal.i.b.i. (a. cism'in c.c. ecza) 1. (a.) tamahkârlık.b. fr. astr.

seri. (f.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe.i. cezr'in c. (a. hakikatte var olan şey. (bkz. güneşin kısmen tutulması.b.i. (f.) eline çabuk [kimse]. işlerin ayrıntıları. evrak konulan çanta. (a. eline çabuk olma.) adalı.) 1. değersiz. cüzâze'nin c. pekaz. kırıntı.) 1. 3. (f. cilbent. (f-i-) 1. (f.) mücellitlik.cüzâfen cüzâfen bey' cüzam cüzâm-hâne cüzâzât cüzâzât-ı zeheb cüzâze cüz-bend cüz-bendî cüz-dân cüzeyr cüzeyre cüzeyrevî cüz-hân cüz'î. adada oturan. (a. kırıntıları. elinde olma. (f.s.) küçük ada. (a.) 1.i.i. cüz'iyye İrâde-i cüz'iyye Masârif-I cüz'iyye cüz'î küsûf cüz'î-yi hakîki cüz'î-yi izafî cüz'iyyât cüz'iyyât-i umur cüz'iyyet cüzûliyye cüzûr (a.) kesintiler. (f. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir].s.i.b.c. cüz'iyyât) az. 2. çabuk). çay çabuk çabuk çâbük-dest çâbük-destî çâbük-hırâmân çâbükî çâbük-inân çâbük-pâ çâbük-rev (f. (a. çâbüksüvâr).s.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı.) ince kök.s.i. (f. para çantası.i. 2. (a.s.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri.) kökler.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup.b. hafif.) götürü-pazar olarak.s. kırıntılar.i. (a.i. (a.) çabuk giden. (a.) dizginine çabuk. (bkz: zûd). (f. 2.).i.s.b.b. cüzâzât) kesinti. (a.) azlık.f. elindelik. Ç çç ça. ufak tefek şeyler.i.a.) çabuk yürüyen. cüz'î'nin c. küçük bir masraf. sür'atli giden at. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. çeviklik.i.b.ha. (f. (a. mücellit.) çabuk. portföy.b. varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey. götürü satmak. adacık. (a.) ayağına çabuk [kimse]. çabukluk.i. (f. (a.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır]. (f. (bkz.i. az miktarda. 2.zf.i. bir nevî cüzdan.) cüzamlıların barındığı yer. .b.) elçabukluğu.f. kök dalı. ehemmiyetsiz.c.b. altın kesintileri.i. atını hızlı süren.s.i. (f. maaş defteri. astr.b.

2. 3. çâh-ı pest 1) alçak çukur. çâh-ı zenahdân. göçebe. çâçele (f. 2. çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru. yanaşma. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım. 2) ten. parçalamak.) 1.b. yırtık.) gök rengi. çâiye (a.) kuyu kazıcı. çâder-i kûhlî 1) gök.) kuyu.) kul. 2. çâder-i Laciverd 1) gök. 4.) çarık. 2) karanlık gece. "ben" mânâsına. nefs. çakacak (f. çâderî (f. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü.) 1. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses.) ata iyi binen kimseler.i.i. 2) çayır ve çimen. korku. c. çâk-dâr (f.i. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin.i. çâbük-süvâr .b.i.(f.i.s. çak (f. parça parça. kar. ata iyi binen. köle. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf. çok yırtık.b.b. çâh.) silâh çatışmalarından çıkan ses.b. 2. çâker (f.s. (bkz: dıfda'). 2) i. çâh-ı zekân çene çukuru. çak çak (etmek). çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. çâbük-süvârân (f.b. çâder-i ihram meç. çâh-ı zic rasat çukuru.s. çâder (f. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu.b. pabuç. 2. çâh-ı bun kuyu dibi. yırtmaç.s. çâker-âne (f. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. kadınların başlarına büründükleri örtü. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. çâh-ken (f. inilti. çâbük-süvârân) iyi at süren. çâh-yûz (f. (bkz: bi'r).) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet. çadır. kılıç. yarık. 3. çaygiller.i. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu. (bkz: çâbük-inân).) 1.b. dünyâ. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu. çâder-nişîn (f.) 1.i.s. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu.) çatlamış. bildirdiklerim. çâh-sâr (f. i. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı.s. zm. yarılmış. çukur. câriye. postal. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara.) bot. çeh (f. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru.) çadırda oturan. kurbağa. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak.zf. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur.) kuyusu çok yer. (bkz: çekâçâk). çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak.i. yırtılmış. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı. sabahın aydınlığı. mavi ile yeşil arası bir renk. çak çak (f.i. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı. (bkz: bende).) 1.i. çağz (f. kölecesine.

(f.a. (bkz. (f.b. (f.s.s.i.b. büyük adam. tuğla ve çanak çömlek fırını. (a. 2.i. (f.) çekiç. i. (f. (f.s.a.) Melâmilikte saçı. dört unsur. (f.b. (f. kölelik.) 1.s. i.b. (f. eline ayağına çabukluk. rutubet).) yarılmış. çiftleşme.i.i-) postacı.b.b. hanende.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu. çâlîş çâlîş-ger çâl-pâre çam çâme çâme-gûy çamın çâne çapar çâplûs çar çâr-cihet çâr-âgâzin çâr-aktâr çâr-bâliş.i. (bkz: çemîn). (f.a. 2. kula ait.m. karşı durma. soğukluk.) 1. 3. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte.i.i.b. dört yön.) 1. peygamber ve Fâtıme'dir. mücâdele. (f.i.i.) kul kayırıcılık. (f.b.) her taraf. tezcanlılık.) şiir ve gazel. dört. (f. birleşme.) 1.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz. (f. çâre. 2.i. adam öldüren hırsız. (f. tez canlı olan. kulluk. 2. dolunay.) 1. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. safra. tabiatteki dört özellik (sıcaklık. (bkz: câblûs). [siz mânâsına da gelir]. (f.) dalkavuk. . (bk çâr-pâre). yüksek yer. (f.i.i. çâplûs). çâr-bâlişt çâr-bâliş-i erkân çâr-cihet çâr-cû-yi fıtret çâr-çeşm çâr-çûbe çâr-darb çâr-deh çâr-deh ma'sûm-i pak (f. çevik. (f.zf.f.) çerçeve. (bkz: câblûs. çalpara.t.s. (f. (f. birleşmeye düşkün.i. eğrilme. (f.b. (bkz: cihar). dört taraf.) kölesini okşayan.) yırtmak. i. salınarak yürüyen. insan vücudundaki dört unsur (kan. dört yan. (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme.i. yaltakçı. (f.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili. meç.i.çâker-hâne çâkerî çâker-nevâz çâker-nevâzî çâker-perver çâker-perverâne çâker-perverî çâker-zâde çak etmek çâkîde çâkûç çâlâk çâlâkî çâlbûs çâlîk Li çâlîk-bâz çâliş. eline ayağına çabuk. köle kayırana yakışır yolda.) kul kayıran.i. şâir.cü. 2. lenfâ).s.b.) 1. (f. 4.b.b. kuruluk. yolkesici. [candan gönülden bekleme.) muz.b.) çabukluk. 2. (f.). [siz yerine de kullanılır]. (f.b.) çene.s. salınma. yaltakçı. her yön.s. sakalı.b.s. yırtılmış. (f. 2. 3.) 1. savaş.) dört göz. balgam.i.i. sevgiye. on dört. 2. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği. (f. (f.i.) dört taraf. isteme mânâsına]. 2.i. (f. sidik ve pislik.) kul okşa-yıcılık. bende-hâne).) 1.) çelik çomak oynayan kimse. yâni konuşanın çocuğu.b.) dalkavuk.) köle okşayana. (f. 3.b.s. (f.b. (f.) çelik çomak oyunu.s.

bir kerre. zâlim felek. işret meclisinin kızışması. Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır. hüseynî-aşîran. ilâç.s.b. (f. Durağı kaba. 3. yegâh. çâre-cû.b. dört eleman. (f. hilekâr dünyâ. 2. göğün dokuzuncu katı. Ebûbekir. 5.b.b. pûselik.) Hz. 7.) 1. (f. çâre--sâz). 3) hanımeline benzer bir çiçek. (f.) çâre buluculuk. Batlamyos sisteminde dördüncü felek.b. talih.b. alışkanlık yolu. (bkz: çarh-ı nigân).b. hâl çâresi.s.) çâre.b. (bkz: cerh).s.) çâre arayan.i.b. batı. yaka [elbisede].i. demircilerin kullandığı bileği taşı. kısmet.s. yol.b. 2. Dünyâ.) çâre arayan.i.çâr-dehûm çâr-dîvâr çâr-duvâl. . Niseb-i şerife sayısı 9. güney. dönen.b. (f.zf. felek. çark. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir. Ömer. (f.) çâre bulan. acem-aşîran. çuhadar. 6. (bkz.i.s. gök. 6.s. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği. tekerlek. (su çeken çark) bostan dolabı. rikâbdar'dır. (f.b. Me. ok yayı.) on dördüncü. tef.i. tedbir. gaddar felek. 5. ayrılık. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh.b. 2) talih. dügâh. çâr-devâl çâre çâre-i halâs çâre-i hail çâre-i' teennüs çâr-ebru çâre-cû çâre-cû-yâne çâre-ger çâr-emîn çâr-erkân çar erkân-ı cuvânî çâre-hâh çâre-perdâz çâre-sâz çâre-sâzî çâre-yâb çâr-gâh çâr-gâme çâr-gûşe çâr-gûşî çarh çarh-ı âb-kesî çarh-ı âbnûs çarh-ı ahdar çarh-ı âhengerî çarh-ı çep-endâz çarh-ı çihârüm çarh-ı devrân çarh-ı devvâr çarh-ı esir çarh-ı felek çark(h)-ı felek çarh-ı gaddar çarh-ı kîne-sâz (f.i. 4.).) meç. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn). yânî tamdır. (f. s. (f.s.) Dünyâ'nın dört tarafı. Ali.s. dört köşe. muz. (f. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. sür'atli giden yorga at.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç. (f.b.i.i. gök.i.) çâre arayana münâsip görülecek surette. 3. 2. yardım. (f. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur. 1) (bkz: çarh-ı devvâr). Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir. kötü talih. eski kumaşlarda görülen bir motif şekli. (f. 2. çözüm yolu bulan.h. rast. silâhdar. (bkz: çâre-sâz). çargâh. çakır doğan.) 1. (f.) 1. çözüm yolu bulan.b. Makam çıkıcı olarak seyreder. Osman.s. bunlar has odabaşı. göğün esir tabakası kısmı.) çâre bulan. (f.i. (f.) dört köşeli şarap şişesi.) 1. mavi gök kubbesi.b. (f. dört taraf. (f. devreden. 4. 3. 2. dört taraf [doğu. kader. kuzey].) 1. (f. 1) sihir. kurtuluş çâresi.) ucu dört dilli kırbaç.

b. -felek. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli. Ali].b.a. 2.b.i.). çâr-mâder (f. çarh-endâz (f.b.) sert kabuklu yemişlerin içi.i. süpürgeci. 3. çârûb-zen (f.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri.) çarık.i. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır. oyun havalarında kullanılır. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik. na'ş denilen dört yıldız.i.) süpürge satan. dokuzuncu gök.i.b.i.s. (bkz: dü-beyt.) 1.b. çalpara. (bkz: çehârüm).i. çâr-yâr-ı güzîn (bkz.b.i. 2. (f. dört köşe çadır. çarh--zen).s. çârug (f.i.s.) 1. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği. çarh-âb (f. 2. [Hz. 2. çâr-mîh (f. Osman. rübâî nazım şeklinin başka bir adı.b.i. dört unsur.) dön ayaklı hayvanlar. ister istemez.) g.i. dört telli tambur ve kemence. 2.) süpürücü. (bkz.b. Dünyâ. 2.b. çâr-tak (f.i. çâr-şeb (f. ve i.i. muz. çardak.) 1.) . Ebûbekir. çârûb (f. hayatın esasını teşkil eden dört unsur.s. terane).b. (bkz: çâr-yâr Hulefâ-yi Râşidîn).b. devreden.s.) 1. pazar.) 1. çarh-zen (f. Çarh-nâme (f.zf.b.) çaresiz.s. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap. 2.) arbalet (oluklu ok) kullanan.b. koyun" hakkında]. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki. çâr-şenbih (f. 2. dönen. çâr-mağz (f.) 1.i. çâr-tekbîr (f.a.i. (bkz: çâl-pâre). (bkz: çehârümîn). çârümîn bâm.b. çârûb-keş (f. çâr-nâ-çâr (f.a.s. dört kısım. çarh-ı mînâ çarh-ı nigân çarh-ı nühüm çarha . çâr-mısra' (f. süpürge.i. eşek.) çarşaf [giyilen].b. dört parça.i. çâr-pâre (f.) dördüncü gün. Şafiî. çârmîh-ı hayât vücudun. tekke şeyhi. Ömer.) dört dost. Hanbelî).) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü. çarşı.) dördüncü.i. çârümîn (f. dört tarafı olan şey.b. çarşamba. deve. semavî. çâr-pâ (f.b.b. dört unsur.i. salîp. çâr-kûşe (f. kutsal.) dört mezhep(Sünnî.b. çihar-yâr-ı güzîn). sığır. (f. çarhî (a.) tekke şeyhi. çârûb-furûş (f. çâr-mezheb (f. çarh-gâh (f. süpüren.mavi gök kubbe. s.) 1.b. [en çok "katır. (bkz: çehâr-şenbih).) dört taraf.b. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı].i.) dördüncü.i. çâr-sû (f. "dön çivi" çarmık.s.b. çârû-keş (f. (altüst olmuş) kötü talih. Maükî.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim.b.b.) 1.) ed.) "dönen su" girdap. çârtâ-çârtâre (f.s. çârüm (f. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı.

çakacak). çâh).) dördüncü. kan damlayan. şekil. (f-s) damlayıcı.) yüzünü açan. (f. (f.i.i." (f.) 1.i. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir. hoş renkli bir çeşit gül. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses. çalçene. tadına bakan kimse.) çeyrek. (f. (f. (bkz: çârüm). yüzünü gösteren. 2.i. ilk dört halîfeye bağlılık. çavuş. (f. yemeklerin lezzetine. (bkz. (f.) 1. damlayan. harman savurdukları yaba.) dördüncü. i.i. 2. (f. (bkz: bi'r.) çavuşlar. (bkz. (f. tad.s.b.s.i.b. onbaşıdan sonca gelen erbaş.) dördüncü gün. lezzet. çengi tefciği. 2. çarşamba. 3. (f. (f. 2.) çağla.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını.i.) küçültme edatı. (f. çâşnî-gîr'in c. (f. çâh). (bkz. [vücuttaki] ben. 4.b.) 1.b. (f. (f.) bir çeşit çalpara. (f.).i. surat asma.b.) kılıç. (bkz. (f. Hz. hâl). yüz. (bkz: çârümîn).b. (f. tadımlık. ahçıbaşı.b.) geveze. (f.b.) kuyu.s.s. 2. çâh-ı zemzem). Sünnîlik.b. eğribüğrü. (bkz. gül renkli (pembe) yüz. (f. (f.s.i.s.i.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar.) hububat.) dört (bkz: çar.i.) 1. .b.) muz.i. (f.) dört unsur. kayser.). (f. gül. Bağ-çe= küçük bağ.s. çar. (bkz.b. tahıl yığını. dörtte bir.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam.s. (f.) ressam.e. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. (f.b.) dört ayaklı hayvan. [aslı "çihre" dir]. damlamış. çihre).i. tas. (bkz: çâr-âgâzin). f. kılıfı' (f.) 1. (f. (f-b-i. Güneş. (f.b.) yüz gösterici.i. çâvûş'un c. (f-s.i. 3. hububat elenen kalbur. (f. (f.i.i. çiçek hastalığı.b.) çeşni. s.c. çâşdân çâvele çavuş çâvûşân -çe çeç çeçek çegale çegane çegâne-bâz çeh çeh çeh çeh-i Bâbil çeh-i zemzem çehân çehâr çehâr-agâzin çehâr-deh çehâr-deh ma'sûm çehârüm çehârümîn çehâr-gâne çehâr-pâ çehâr-şenbih çehâr-yâr çehre çehre-i gülgûn çehre-gû (-başı) çehre-güşâ çehre-nümûd çehre-perdâz çehre-perdâz-ı cihan çekâçâk çekâçâk-ı süyûf çekân Hûn-çekân (f.çâr-yârî çâryek çâr-zebân çâsâr çâş çâşnî çâşnî-gîr çaşnı-gıran çâşt çâşt-dân. yüz açıcı.) damlayan. (bkz. 2.) [saraylarda] satranççı başı.i.i. kılıçların çarpışmasından doğan ses.i. çâh-ı Bâbil).s. sofracıbaşı.i. surat. çâr-yâr). kuşluk yemeği. (f.b. (bkz: çâr-şenbih). (f.s.b. kuşluk vakti.) on dört. (f. cihar).) 1.i.) çâryâr'a. (f.i.) aşk. (bkz: tu'mz).i.

) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. kıvrık çizgi. 2. (f. (f.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç. tâki.i) sünnet.i. değirmen taşı dişengisi.i.çekçâk çekide çekre. çimle kaplı bulunan oturacak yer. (f. (f. . anat. 2. meç.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu.i. (bkz: hırâmân). kavisli.) o kadar.) çınar. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti.i. şarap kadehi.i. zf. 2.) l .) çanak.s.s.s. (bkz. (f.) eşek.s.i. yeşil ve kısa otlarla örtülü yer. çekle çekûç çelenk çelîpâ çeliyye cem ceman çemen. 3. (f. 3.b. esirlik. buhûr-i meryem). süslü.) 1. 3.i. bir müddet (f. başa bağlanan yemeni. 3. 3.) çenber biçiminde olan. 6. bağlılık. (bkz: çekâçâk). salıma.i. (f. çekiç.b. kanuna benzer.) bahçede. (f. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka. 2. yeşillik.) çimenlik.) biraz.b. taşçı tarağı. çenber içinde sıkıştırılmış. eğri büğrü.) bahçıvan. dik tutularak çalınır bir çeşit saz. (f. el.) 1.) aynı çenberde bulunan noktalar. (f.) çimenlik. serpinti.) bu kadar. sanem). düzgün.b. çemâne çemânî çemen çemen-ârâ çemen-der çemen-istân çemen-pîrâ çemen-soffa çemen-zâr Çemin Çenâg Çenâr çenber Der-çenber çenber-bâz çenber-i gerden çenber-i mînâ çenber-deş çenberî çend Çend-bâr Çend-rûz çendân çendî çend-în çene çeneb çene-bâz çeng çeng-i meryem (f.i. naz ile salınarak yürüyen. 3.i.). gökyüzü. (f.e. salîb. (f. 2. naz edici. (bkz. (i.) çok konuşan. 2. naz ve eda ile salınarak yürüme. birkaç defa. her ne kadar.) içki kadehi. (bkz: but. 2. birkaç gün. 3. güzellerin kâhkülü.s. i.i.i. 4. (f.b. pastırmaya konulan bir ot. yemek. lat. meryemeli denilen nebat.) 1. 2. ve i. çimen. (f-i-) sidik ve pislik.s. (f. put. (f. (f. z f.) 1. kasnak.) bağ budayıcı. z f. çenesi düşük.) 1. (f.zf. (f.). haç.) 1.i. piyâle). mânâ. (bkz: çâne).b.b. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış]. kabahat. bahçe. (f. topuz. ağaç ve çiçeği olan çayır. suç.i. çınarağacı. şarap kadehi. sâkî).i.b. (f. (f.b. boyun kemiği. (f. toplanılmış. (f. 5.i.) küçük sudamlası.zf. s. i. (f. (f.s. (f. platanus. (f.) 1. 4. 2.i. (bkz. (bkz:çâmîn).i.b. pençe. (f. kazanılmış. (f. çenâr i.) 1.i. 2. damlamış. dişengi.) birkaç.i. 3.

) Çerkesler.i.) sır tutan.(bkz. 2) Ay. yanlış.) şamdan.) iki odayı birbirinden ayıran duvar.) köçekler için yazılan şiir. (f. (f. fazla ve üstün olma. [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence. 2.) sağ ve-sol.b.i.). (bkz. çerb-zeban). çerb-güftâr.i.b.i. 2. ed. 2. yağlı.zf. otlak.b. (f.) şamdan.) sık orman. çerâg-pâye).) 1. (f.i.i. 1) Güneş.i.b.s.) bakır pası renginde olan. (f-b-s-) fener fanusu. (f-i-) otlak (f. (f.i.b.) otlak. yağlı kâğıt. orman. (f. (f-s-) ! semiz. çer-gâh). (f-b.çengâl. (f. 2. (f. 2) evlât. sağ ve sol.i. (f. rpngüi çengâl-i şahin çengâr çengârî çengel çengelistân çengî çengi-nâme çeng-nâme cep cep ü rast çepçâp çep-endâz çep-endâzâne çep-endâzî çeper cep ü rast çerâ çerâ-câ çerâ-çeşm çerâg çerâg-ı çeşm çerâg-ı mugan çerâg-ı seher çerâg-ı sipihr çerâ-gâh.b. donanma.) 1. (f.b.) hîlekâr. çayır. (bkz: çerâg-pâ. (f. çengel.i. (f. (bkz: çerâ-gâh. 2. çerkes'in c.i.) çayır. (f-i-) l. zengin ile fakir.b. oyuncu kız. (f. çerâ-hâr).) hayvan otlatılan yer.).) 1. şenlik. otlak.) içinde "çerag" yakılan kap. otlama.) ot yiyen hayvan. (f. (f.b.i. 2.s. (f. pençe. 3.b. otlak.) l.i.b.) 1. (f. şarap.i. kandil. (f.b. yemi bol olan ahır. 2. çayır. sır saklayan. çerâmîn -çerâ-zâr çerb çerb ü huşk çerb-âhûr çerbe çerb-dest çerb-gû çerb-güftâr (f. mer'a). (f.) 1. yengeç. bölme. (f.) hilekârlık.i. otlama.i. 3. uygun.s. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî. otçul. (f.s. (f-i-) 1. (bkz.) hîlekâra yakışır yolda.) eline çabuk. (f.s.) 1. .b. (f.b. eli işe yatkın. 2. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse. 2. pençe.) göz nuru. çerb-zebân). sokak feneri. (bkz. 2. 1) göz nuru.b.i. (f. fitil.). çengi.çeng denilen sazı çalan kimse.b.i. 3) yıldızlar.i. sabah yıldızı. (f. evlât.b. (a.b. semiz ile kuru.i. (f. (bkz: çeşm-Çerag).i.b.) 1. çengel.i.). şahin pençesi. (f. çerâg-pâye çerâg-perhîz çerâg-vâre çerâ-hâr çerâ-hûr çerâkese çerâm.) 1. yağ.) öpüş sesi. bakır pasından yapılan yeşil boya. sol.s. sokak feneri. (f. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri.i. (bkz: çerâg-bere).b. (f.i. meç. falso. 2. 2. hîlekârcasına.b. otlak.s. mum. etrafı aydınlatma.s. çerâ-geh çerâgân çerâg-bere çerâg-çeşm çerâg-küş çerâg-pâ.

çeşide (f. (bkz: ayn. çeşm-i derîde edepsiz. çeşm-i gâv.). çeşende (f. çeşm-i câdû büyüleyen göz. çeres (f-i-) l. -çeş (f. noktalı veya damarlı sırça. çerm-şîr (f.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı. çeşm-i âhû ceylân gözü. yu-ırAışaklik.) tatmış. çesbân (f. 4. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü.zindan.s.i.) otlayıcı. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya. (bkz. çerb-gû. münâsip. s. 2. çerge (f-i-) sürek avı. semizlik. uygun.yağlılık. tadılmış olan. yağız. çerâ-geh). (bkz: çerâ-câ.) "sınayan. 2. hayvanın eritilmiş yağı. çeres-dân (f. kulplu veya kulpsuz. çerkeşiyye (f. çeşân (f. gövdeli. 2. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu.i. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. çerde (f. 3. çerbî . çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. çeşmân) göz. işkence.) lâyık. 5.i. 2. topuz. cerh (f. çok güzel göz.i.s. çerviş (f. yakışır. tadına bakan.i. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış. hapis. sıkılmaz. şâyeste).i.) renk. çeşm-i bî-âb utanmaz. çerb-pehlû semiz yağlı.s.) kamçı. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir. meç. deneyen. bî-hayâ). çeşm-i gazûb kızgın bakış. uygun. çeşm-i gâvmîş bot. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi. yaltakçı.) insan ve hayvan derisi.) gürz.). çeşm-i bülbül 1. (bkz: çespân. münâsip.b. Nemek-çeş tuzlu. çespân). çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz.) fukara torbası. çarh). (bkz: gamze-i fettan). şâyeste). 2.b. (bkz: çeşm-i derîde. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey. (bkz. tadan. hîlekâr. tatlı dillilik. çerb-zebân (f-b-s.'tatlılık. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.s.i. çer-gâh (f.s. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük. çespîde (f.) tadıcı.s. çeşm-i gazal âhû gözü.(f-i-) 1. çerb-güftâr).) çayır.) 1. (bkz: bercâ.s. otlayan. çerende (f. otlak.i.i. hayâsız. (bkz. çerm (f. kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek.s.c.) 1. üzüm teknesi. çespân (f.) lâyık. dîde). g. otlak. Siyeh-çerde kara yağız. (bkz: tâ-ziyâne). çeşm (f. çeşm-i bed kem göz.

2) kırmızı dudak. (göz ve kulak) dikkat. şarap gibi sarhoş edici göz.s.s. ak göz) .) göz âşinalığı olan. horoz gözü. (f.) göz âşinalığı. sevimli. (f. (bkz: isâbet-i ayn). uykusuz göz.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu.b. gaddar bakışlı göz. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu. (kan dökücü göz) zâlim. (bkz: çeşm-i hûn-feşân).s. (f.) "gözbağcı" büyücü. 1) kırmızı şarap. 1) iğne gözü. uykusuz göz. (gecenin gözü) mc. (bkz: çeşm-i mîzân). 2) çok pintilik. 2.b. baygın. (f. ıslak. feri kaçmış. çeşm-i hûn-rîz çeşm-i İsmail çeşm-i keşide çeşm-i mahmur çeşm-i mest çeşm-i meygûn çeşm-i mizan çeşm-i nergis çeşm-i nergis çeşm-i nerm çeşm-i penam çeşm-i pürhumâr çeşm-i pür-mahmûr çeşm-i sepîd çeşm-i sitâre-şümâr çeşm-i siyah çeşm-i süzen çeşm-i şeb çeşm-i şeb-peymâ çeşm-i şehlâ çeşm-i ter çeşm-i terâzû çeşm-i yâr çeşm-i zağ çeşm-i zahm çeşm-i zânû çeşm ü gûş çeşmân çeşmân-ı dil-fürûş çeşm-ârû çeşm-aşina çeşm-âşnâyî çeşm-âvîz çeşm-bâz çeşm-bend çeşm-bendek çeşm. [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. yüz örtüsü.çeşm-i giryân çeşm-i hâb-âlûde çeşm-i ha bide çeşm-i horos çeşm-i hoş-nigâh çeşm-i hûn-feşân çeşm-i hurûs çeşm-i hûn-hâr. muska. çekik göz. şehla göz. mahmur. süzgün göz.i. nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska]. güzel bakışlı göz. süzük göz. (f. uykulu.b. (bkz: çeşm-I horos).) nazar boncuğu.) gözü bağlı. kadere razı olan göz. (f. uykulu göz.b.beste çeşm-bûs çeşm-bûsî ağlayan göz.b.) göz öpme. (f.) 1. çeşm'in c. mahmur göz. (f. meç. terazi kefesi. (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr). (f. baygın. .i. (f. yumuşak bakışlı göz.s. kırmızı şarap. kara göz. (karga gözü) mavi. mutasavvıfın.i.i. terazi kefesi. sevgilinin gözü.b.b. donuk göz. (bkz: çeşm-i terâzû). peçe. baygın.b. atların yüzüne takılan meşin gözlük.b. (f. gönlü aydınlatan gözler. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). sulu göz. (nergisin taç yapraklan) güzel göz. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ).i. açık mavi nazar değme. tanışıklık. diz kapağı.s. sarhoş göz.) göz öpen. tanıdık. (bkz: çeşm-i mahmur).) gözler. ay ve yıldızlar.) "göz oynatan" yalvaran.i. (beyaz.b. süzgün göz.

b.b. leyi).b. 3. ziyafet. her zaman görülebilen. bağışlama. çetr-i anberîn karanlık gece. gölgelik. (bkz güzîde). çeşm-zahm (f. çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş. affetme.s. .s. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f.b. çeşm-dâr (f.i. çeşm-pûş (f.s.b. çeşme (f.b.) bir şeye göz dikmiş olan. 2) düşünme kuvveti.) gözevi. bayram. çeşm-zed (f. sıkılmaz. çeşme-i tedbîr 1) dimağ. çetr-i âb-gûn (gök cadın. bir an. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi.s. çeşen (f. 2) sevilen erkeğin ağzı.).b. çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi.) "gözü sulu" çok ağlayan.s. gece.b. nazar boncuğu.b.i.) pınarı. çeşm-hurde (f.) nazar değme.b. çeşme-i sîm-âb Ay. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb.i. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı. çeşm-hâne (f.) nazar değmesine afsun eden.) gözevi. düğün.) pınarı. çetr (f. çeşme-i süzen (bkz: çeşm).i. çeşm-resîde (f.) seçkin. çeşme-i germ). çeşme-i vasl kavuşma pınarı. bengisu'yun çeşmesi. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi. çeşme-i rûşen Güneş. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök. (bkz: çeşm-hâne).i. çeşme-i nûrbahş). çadır. (bkz: çeşme-i hayvan.b. mavi çadır) gök yüzü. çeşme-sâr (f.) umma.) 1.s.i.b. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun. çeşm-dûz (f. çeşm-efsâ (f. çeşm-nişîn (f.b.s.s.) utanmaz.) 1.i.) "göz açan" dikkatle bakan.). çeşme-i tîre-gûn gece.s. çeşm-derîde (f.)göz yumma. 2. çeşmesi çok olan yer.) 1. çeşme-i âteş-feşân Güneş.s. çeşme-i hâverî.b. görmemezlikten gelme. çeşme-i nûş 1) bengisu.s. çeşmesi çok olan yer.b. çeşm-dân (f. çeşm-ter (f. çeşm-efsây (f.) çeşmesi bol olan yer.i. (bkz: âb-ı hayât). beyin.çeşm-çerâğ (f. çeşme-sâr (f.b.s.) utangaç.) gözleyen.b.b. (bkz çeşm-hurde). çeşm-daşt (f. çeşm-pîş (f.) göz dolduran. (bkz: çeşm -efsâ).s.s.) gözü kapalı. çetr-i bî-sütûn gök. çeşn. 2.b. 2. çeşme-i Hızır).) musluklu su haznesi pınar. şölen. bekleyen. çeşm-pûşî (f. (bkz: çeşme-i âteş-feşân. (bkz.s.b.s. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. mâh). kısa bir zaman. bakmayan.) nazar değmiş.b. çeşme-i nûr-bahş Güneş.i.b. 2. (bkz: kamer. su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi.

b. (f. çetr-i seher). 2. (f. (f. (f.) toplanmış.a. çihâr-ı yâr-ı güzîn). Hz. ucu eğri değnek.) [doğrusu "çenâr" dır]. (bkz: çenâr). (f.b.b. (ciharıdü) dört (ile) iki.i. ahmak. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam. 2.) serçe kuşu.s. (f.b. (f. bir çeşit tatlı kavun. (bkz: usfûr). erbain. 4.s.) 1.) 1. (f. (f. (f. sıkıntı.i. (bkz: çetr-i nur. Ömer. çok.gı'ınpgî cihar çihârâ-gazeyn çihâr-ı yâr-ı güzîn çihâr-dost cihar ü dû cihar ü se cihar ü yek çihil J çihil-çerâğ çihil hadîs çihil-pâ çihil-sâl çihr çihre çihre-perdâz çil çile.) 1.i. kesilmiş çimenli yerler.) çevgân taşıyan uşak. (bkz: çehre. zevk ve sefadan el çekerek.i.).Osman. (f-b. çile dolduran. Hz. çile çekmiş. muz. nicelik.) 1. çetr-i sîmîn çetû çetûk çevgân çevgân-ı sünbül çevgân-bâzû çevgân-dâr çevgânî çevgân-zen çevgen çınar çiçi-fâide -çîde Ber--çîde çi-gûne ri.s.) "dört dost" Hz.s. (f. zemherir. ressam. (f. kaç para eder. [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir]. kırk.c. (f.s.b.) resim ve nakış yapan. sevgilinin saçı.) çevgân ile oynayan. 2.s. Ali. yay kirişi. ibrişim. (f. (f. 3. (bkz: çil).) çok kollu büyük avize. (f.b. çetr-i seher çetr-i rûz çetıvi sîmâbî.i. dolunay. (f.s.i. sopa sallayan.s. [zar oyununda]. Ebûbekir.i. ne türlü.e.i. çemen). (fi ) nasıllık. yün ve şâire demeti. çevgân ile oynayan.) kırk. değnek. çevgen. (bkz: çihil).çetr-i nur. (f-b.i.b. .c.) dervişlerin çile doldurdukları yer. Allah'ın ezeldeki takdiri.) dört.) hücrede oturan. 2. Hz. çevgân--zenân) çevgân vuran. baston. (f.) kırk yaşında. [zar oyununda].s.b. [zar oyununda]. örtü.i. (f-b.i. çihâ) ne.s.) zool. (bkz: çevgân]. (f. (bkz.) kırk hadis.b. Ay. ne fayda var. rutubetten meydana gelen yosun.).) 1. (ciharıse) dört (ile) üç. (f.i. eziyet. bir yerde 40 günlük ibâdet. (bkz: çehre). çille çile-hâne çille-i büzürg çile-keş çille-nişîn çim çimen Güneş.) çile çeken. devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar çekilip toplanmış. (bkz: çar1. kırkayak denilen hayvan. (f. (f. (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek.s. çihre).i. ne türlülük.) nasıl.i. 3. meç. (f. tas.). cirit oyununa alışık at.e. 2. 2. çehâr). çile dolduran.) perde. (f. (ciharıyek) dört (ile) bir. (f. (bkz. (bkz: çihâr-dost).i.

(bkz: çûbek). 3. eliuz.) 1. kahraman.i. (bkz: çûn).) 1. (f.b. (f-i.i. çûn). değnek gibi kuru nesne. kahramanlık 2. emekli. (f.i. 2. (bkz: nâsiye).) 1. (f. çatıklık. (f-e) öyle böyle. 2.) alacakaranlık. devşirici.b. (f. çünkü. (f. me'mur. 4. çûbîne Çûbîn cûg çuha çûha-dâr çumâçum çumçuma çûn çûnân çûnîn çûn ü çirâ (f-i.b.e. büklüm.e.) böyle. (f.b.) uzellilik.) kirli.) 1.b. kir.) bilmece.i. (bkz: râî.) zool. çuha. yün kumaş.) toplayıcı. 2. 2.) ağaçtan yapma şey. (f.) 1. su arkı.) çamçak denilen ağaç çanak. yarada olan kan ve irin. mum.) kuş yemi.s.b.) güzel konuşan.) eli işe yakışan.e. sığırtmaç. (f.) ağaç değnek.çîn çîn-i cebin çîn-i ebru -çîn Hurde-çîn Hûşe-çîn çîne çîne-dân çînende çîne-rîz çînî çin-seher çirâ Çûn ü çirâ Çirâ çîre çîre-dest çîre-destî çîregî çîre-kâr çîrezebân çirk çirk-âb çirk-âlûd çirkin çîstân çiz çû çûb çûbân çûbe çûbek çûb-hâr çûbîn. (f.) 1. (f. s. 3. yiğitlik. başak toplayan. maharetli.) nasıl. (f. kapıcı.i. ağaç kurdu. cesur ve anlayışlı. (bkz: çirâ). pek kirli. (f. 2.i. şûbân). fitil. buruşukluk.i.i.s.s. papaz feracesi. bulaşık. pis.s.).i. talebe.i.b.) kuş kursağı.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan.i. (f.i.b. (f.) şey.s.b.i. pis su. (f. ustalık. (f. 2.i. yiğit. (f. (f. sırlı kap. (f.b.) davul tokmağı.b.i. kırıntı toplayan.i. i. (f. değnek. becerikli.i. murdar. nice.) alın. (f.s. güzel olmayan.s.s. hizmetçi.b. çırak. (f. . misilli. becerikli.) 1. kıvrım.) yem döken.) eline çabuk. (f. (a.) nasıl ve nîçin. dökücü. nasıl. (f-h.e. pas.) 1. Çin. 2.s.) çini. (f. nîçin. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar. kanlı. kandil.b. (bkz: çûb).b. sopa.) "toplayan.b.e.a. odun. çoban. boyunduruk. (f. (f. irinli yara ve çıban. mademki. -ı. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı.s. (f. çomak. (bkz. (f.tatlı dilli. (f.) 1. çöp. nesne.) gibi. niçin ve neden. kaş çatıklığı. (f. (bkz: bahâdır).i. (f-s. tekaüt. (f. alın buruşukluğu. (f. 2. öğrenci.i.) çirkef. oklağı. bunun gibi.) oklava. ustalık. kap. sopa. (bkz: cûg).. (f.

(bkz: zabu').) çuval.s. (f. (bkz: çû).) şan ve şeref. Allah. (a. perende atma. hayırlı dualar. doğru. Allah vergisi. çevik.) perende atan.) "dua" mânâsına gelen cemî şekli.it. 7. fr.i. (bkz: âdil). doğru. (a. düzgün. (a.i. feryâd.i. zîrâ. (f.) çeviklik. 2. (f.s. meç.i.i. bu şekilde.) kertenkele. (bkz: illet. 3. renk körlüğü. taklak atan.s.) hastalık.s. (f.i. yanıp yakılma. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. (bkz: cüvâl-dûz). figan.b.) bunun gibi. ihsan.e. hek.) 1.s. satış. (a. feryâd. gibi.c.i. vergi.) hakkı yerine getiren. doğruluk. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. 6. Daltonizm. çünkü.b.b.) 1. veriş. hek. 5. adaletli.çü çûn çünân çünbek çünbek-zen çünki çüst çüstî çuval çüvâl-dûz (f. c. karar verilmiş. mademki. (f.b. 3. (bkz: adi).) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı. maraz). bağış. (f. sırtlan. 3.f.) adaletli.ha.e. 4.e.) 1.i. devâbb) yük ve binek hayvanı. adaletli. tedavi edilemeyen müzmin hastalık. karasevda. sıkı. (bkz: âdil).) adaletli.i. hypocondrie. dar. dert. (f.) şundan dolayı ki. alışveriş.b. eyvah. doğru olan hükümdar. (f. adalet. şu sebepten ki.i. . muntazam. (f. (f. kısmet.) çuvaldız. nice. hek. 2. Tanrı vergisi.) hayvana binen. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık.) halayık. (f. (bkz: tazallüm).s. (f. (bkz: âdil). (f. (f. (bkz: ihkak-ı hakk). diba') zool. Allah'ın ihsanı. (bkz: çûn).b.i. doğru. nasıl.s. vergi. (f.) 1. atlama. nasip. çocukları büyüten dadı.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır. D da' dâ-i merak dâ'-i Dalton dâ'-i ezrak dâ'-i hadır dâ-i udâl daavât daavât-ı hayriyye dâb dabb dâbbe dâbbe-süvâr dâbbet-ül-arz dabu' dâd dâd-ı hakk dâd-ı Hûda dâd ü diniş dâd ü sited dâd ü feryâd dad dada dâd-âferîn dâdâr dâd-âver dâd-bahş dâd-dih -dâde Karâr-dâde (a. (f.) sıçrama.b. yakışıklı. 2.) adaletli.) gibi. binici. da'vet'in c. Allah. sızlanma. çabuk hareketli. cildin mor. doğru. (f. 2.zf. (f.s. (a. (a.i.) verilmiş.i. (a.

].) [dâfik'in müen.s. 2.) fırlayarak dökülen [su. (f. imdada yetişen.dâde-i Hûda dâden dâdender dâder dâderâne dâder-ender dâd-fermâ dâd-gâh dâd-ger dâd-gîr dâd-güster dâd-güsterî dâd-hâh dâd-hâhâne dâdistân dâdrâd dâd-rân dâd-rast dâd-res dâd-sitân dâdû dad ü feryâd dad ü sitâd.b. (a. (f. (a. adaletlilik. yardım eden. 2. iten.b. (f.b. (f. adaletli. (bkz: âdil). elem yanığı. (f. hayatta olan biten şeyler. dünyâ alış verişi.) üvey kardeş [erkek]. (f. adalet isteyen.s.b.i. mahkeme dîvânı. (f. 2. (f. (f. (f. (bkz: müzâd-ı taaffün). yardımcı.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü.b. (f. (f.i.i.) [dâfi'in müen].b. yanık yarası.) adaleti yayan. ' (f. (f. bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle. Tanrı. dubara. defedici kuvvet.s.b. dad ü sited dad ü sitâd-ı dehr dâd-ver dâfi' Yâ dâfi'! dâfi'-i beliyyât dâfi'-i humma dâfi'-i taaffün dâfia kuvve-i dâfia dâfik Mâ-i dâfik dâfika dafire dâg dâg-ı derûn dâg-ı dil dâg-ı elem dagal dagal-bâz dagal-dâr dâg-ber-dâg dâg-ber-dil Allah vergisi. feryat. çerçöp. (f. fetva. (a. savuşturan.b. (f. doğru.zf. ateş düşürücü. savan.) 1.s.s. (bkz. im.) 1. (f. . gönül acısı. (bkz: birader).b. işaret.b. (f.s.) Cenâbıhak. yardımcı.e.) adaletli.b.) kardeş. i. dâd-hâhân) hak.b. s.i. sel gibi şeyler]. doğru. şikâyetçi olarak. intikam alan.s.s. (f.) 1.b.) vermek.) adalet isteyerek.b. (bkz: dega). (bkz: ahz ü i'tâ). Cenâbıhak. dâd-rast).) adaletli buyuran.i.) üvey kardeş. (f.s.m. 2. hîle. itici. şikâyetçi. zafîr).) gönlü üzgün.i. (f. pis kokuyu defeden. (f. fr. geçmez akçe. (f.i.s. (f.) 1. (bkz: âdil). defeden. menî.b. 3. doğru. insâfeden.i. (bkz: dâfi'). (f.b.s.) alış veriş. elem yarası.) lala.s. i. 4.) adaleti yayı-cılık. hîleci. (a.zf. doğru. (bkz: dâfik]. hummayı gideren. gönül yarası. dubaracı. yargıç.) adaletli. pâdişâh].s.s.b.b.zf.i. 2.s.) adaletli. (f. bir işe ortak olma. (bkz: âdil).) adalet yeri. (bkz. iç yarası.s.s. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga.i.) hîleci. ey Al-lahım! belâları savuşturan.) 1. [Tanrı ve meç.b. yardıma yetişen. doğru. (f. (f.). hâkim. i.) hîle arayan. hayat. (f. hek. (a.) 1. bir işe razı olma. 3.i.s.).) kardeşçe. münafık.) eyvah. (bkz: âdil). antiseptique.b.) insaflı. 2.c.

Dahhâk (f. s.c. (bkz: deh). damga vuran.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge. daha (a. içters [açı]. fr.b. dags (a. dâhiliyye (a. iç çokgen. içdaire. premisses. anlayışlı ve uyanık. düzen. beyhude telâş ve ıztırap. dahâmet (a. çok üzgün. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece. dağı. 2. son derece zekî.i. oyun. s.) nişan. dahî (a.i. dühûl'den) yabancı.cü) rica ederim. hy-purtrophie. yaralı. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı.) 1. aşağılık j kimse].s. içi. Dağıstan (h. dehalet). Gâve'nin çocuklarına sıra gelince. meç.) iç. dahîluk (a.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi.) hîle. dağlı. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur].) dolandırıcı. pıtırdı uyandıran. 2. fr. alçak. 2.c.c. karaciğerin büyümesi.b.) irilik. devâhil) 1. dâg-zen (f-b. adgas) rüya karışıklığı. câriye.) gürültü. . dâhike (a. dahiyye'nin c. (a. kocamanlık. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler. dahhâk (a. başkaldıran.i. cercle inscrit.) iç ile ilgili. dutumıc (a.i.c. patırdı. sığınan.) dahîye yaraşır yolda.i.s. dahîl (a.b. dâğıstan (f.) 1. (f. dahâlet (a. içeriye mensup. bir şeyin içyüzü.i. dâhilen mersûm dâire geo. gülücü. fr.s. dâhil (a.) biy. dâh (f. (bkz.b. Umûr-i dâhiliyye iç işler.) gülen.s. yalvarırım.).zf. dâhilen (a. içeri girmiş. kalınlığı.i. içten. dahilî. 2.s. korkak.s. sana sığınırım. polygon inscrit. dâhî-ce (a. hileci. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği. kalp.i. dâhilen mersûm mudalla geo. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek. mu-sîbet. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı. devâhik) azı dişlerden her biri.s. içeri. pek müteessir.s. dâhik (a. (f. fr. dahâyâ (a.dagal-perdâz dağdağa dağdağa-i âlem dağdağa-fermâ dâg-dâr (f. kızgın demirle nişanlanmış. şişkinlik.i. sığıntı. dehâ sahibi.h. sığınmış.i. önek. dünyâ telâşı ve ıznrâbı.) dağlık yer. on [sayı[. gönül kıran. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç. kabalık. dıhk'den) çok gülen. 3.s. [hek.zf. içinde. çok gülücü.i.) azgın.) içeriden.s. içe. irileşme. Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar. dâhile (a. kalınlık.s. iç düşüncesi.i.i. duhât) 1.s. dâhilen mütebâdil geo. dâgul (f.) kurbanlık hayvanlar. belâ. dâgıyye (a.) kaba kuşluk vakti. hizmetçi.) gürültü buyuran.

dâiyân) 1. Dalton hastalığı. te'sir.) iri kemikli. devam edicilik. (a. (bkz. kaba kuşluk. 3. donanma geceleri havaya atılan fişek.m.) bilmek. ilk kuşluk vakti. tırnak diplerinde çıkan dolama. (a.i. (f. (da'vet'den c.i. dıhâm) iri. sürekli. fels. duacı.) lağım saçıcı. (bkz: udhiye). niyet.) 1. fr. (a.s.zf. dokunma. girme.i. mezar. içtüzük.) hek. (bkz: dîhîm. her vakit. c. (a. geo. dâhim dâhim dahîm dâhine dâhis dâhiyan dâhiye dahiyye dahi dahi ü hare dahi ü ta'rîz dahm dehm-ül-izâm dahme dahme-endâz dahme-güşâ dahm-ül-izâm dahme-feşân dâhül. saçan. (bkz: ber-devâm). devâhin) duman çıkan baca. (a.s.) alkolik. felâket. (a. (a.b.s. eski duacı. duât) davet eden. karışma. iri yapılı [kimse].i. devamlı encümen.i. gelir ve gider. . (a. dua eden. (f. (f.s. (bkz: dem-be-dem). (f. Dal-tonisme.st. esfer.i. devamlı.) devamlılık. iri kemikli.c.) taç. (a. (o. yoğun. yurt içinde yapılan ticâret.) nasip ve rızk. mezarcı.c. şüphe uyandıran şey. (a.s.i. 1.) lâğım ve fişek atan. sebebolan.i. 2.s. etyaran.b. dahâmet'den. deyn'den). devam'dan).f. zarar getiren şey. (f.) dahîce.b. Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili.dahilî istihale dahilî nizâm-nâme dahilî ticâret dahilî zâviye dahîm. dâhûl dahve dâhten dahve-i kübrâ dahye dâî' dâ-i Dalton dâî-i dîrîne dâî-i mazarrat dâî-i şübhe -dâim.s. s.s. dahâmet'den) fazla kalın olan.i. (a. (a. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük.zf. kabir. (a.i. her vakit.) 1. nüfuz. (a.i. dâhiye yakışır bir yolda. 2. (a. iklîl). devam'dan) devamlı.s. [birincisi] erkek adı.s. 2.) 1.b. sürekli dostluk. dâime Meveddet-i dâime dâim-ül-evkat dâim-ül-eyyâm dâima daimî Encümen-i daimî dâimiyyet dâim-ül-hamr dâin dâinler vekili bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. i. her gün.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman.) çukur açan. duhâ). 2. devam'dan) bir düziye. dehâya) kurbanlık hayvan. kuşluk vakti kesilen koyun. lahit. çok kurnaz adam. (bkz. türbe. musibet. (a. (f. parmağın uçlarında. kalın. 2. 2. duâ'dan c. işe karışma. (f. (f. dâyin).) 1. fikir.i.) bostan korkuluğu. içaçı. (a.

dâire-i sadâret sadaret dâiresi.c. dönen. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire. dairevî (a. dâire-i irtifa' astr. yengeç dönencesi. zilli tef. 2. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti.) dönerek. 6. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler. 'kısırdöngü.zf. fr. devreden. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal. ait. 3.b. dâire-i azîme 1) astr.s. dâire-i imkân imkân dâhili.i.) dua edenler. iç-*teğet daire. yörünge düzlemi. dâire-i dâhilî mat. 2) den. dâire-i tül astr. devâir) 1. [istanbul'da.) astr. boylam. dâire-i faside fasit daire. duacılar. fr. dâire-zen (a. vekâlet. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit. dâire-i evvel-is-sümût astr. dâire-i inkılâb astr. dâiye (a. iç-daire. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. dâire-i resmiyye resmî dâire. dâire-i aide ait olduğu resmî makam.i. dakayık ("ka" uzun okunur. fırdolayı. dakî-ka'nın c. dâire-i husuf astr. dâire'den) değirmi. dâire-i küsûf astr.i. 4. düşey dâire. cerc-le vertical. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası.c. me'-murun çalıştığı yer.s. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer]. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet.i. a. devr'den) 1. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. bakanlık. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. sıfır dereceli baş boylam. dâire-i muhîtiyye bot. hükümet dâiresi. dâiret-ül-burûc (a. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire.) çepeçevre. dâire-i sıa astr. pericycle. dâiren-mâdâr (a. sınır içi. paralel. dâire-i arz astr.s. tutulma dairesi. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım. dâire-i mestevî astr. vazife. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. dâir .b.f. arzın merkezinden geçmeyen boylam. aydınlık dairesi. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. dâire (a.) tef çalan. dâiren (a. çember.zf. ev ve apartman bölüntüsü.(a. ilgili. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi. çevreteker. dâire-i sagîre astr. 2. dâire-i tenvir astr. dâiyân (a-s. dâire-i şakulî astr. S.) 1.dâî'nin c. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. istiklâl arzu-zu.

dâlle Fırak-ı dâlle dâlle dallın dam dâm-ı ankebût dâm-ı belâ dâm-ı girihgîr ed.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan. (a. dakka. ince düşünce. ince noktalar. doğru yoldan sapma.i. kapı kapı dolaşan. 1. işlerin ince noktalan.) yanlış.) güç şeylere akıl erdiren. kapı çalan.s. fels. (a. s. has un. (a. un.i. belâ tuzağı. kapı aşındıran. çok sapan. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler. dakayık) l. tutulmaz.i.s. bilen. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir.ha. delâlet'den) delâlet eden.f. dakikalar.s. anat.s.s.s.i.b.) . deltoîde.s. 3. dakikiyye dakk dakk-i bâb dakkak dal Kamet-i dal dalâl. gösteren. sakat iş yapan. dalâlet dalâl-i baîd dalâlet-şiâr dâlî dalîl dâliyye dâlî dâlî. tuzak. iki kat olmuş. 2. hatâya düşmüş. (a. (a.s. fennin incelikleri. (a. ölçülü davranan kimse. düğümlü tuzak. duyulmaz. dakk'dan) 1. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir]. çok gezen. (a-s. delâlet'den) mat. ince. ufak. örümcek ağı.b. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir. fr. ince düşünce. geometriye ait incelikler.) 1. vurulma.b. iki büklüm olmuş boy.s.) 1. doğru yoldan ayrılmış. fasulye gibi şeyler].dakayık-ı edebiyye dakayık-ı fenniyye dakayık-ı hendesiyye dakayık-ı umur Dakayık-ül-hakayık dakik Fikr-i dakik dakik-i hâss dakika dakika-bîn dakika-dân dakika-senc dakika-şinâ dakiki.) anlaşılması güç olan şeyi bilen. belirten. (f. dalâlet'den) 1.) doğru yoldan çok çıkmış olan. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış. dikkat'dan) 1. fr. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır. (bkz: dâliyye). dakkalar.) incelikleri gören. dikkatli. 2. kapı çalma. işaret eden.i. 2. günaha girmiş. (a. vurma. 2.) anat deltamsı. 2. fr. (a. (a.) çalma. 2. ağ. (a. (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H. bir saatlik zamanın altmışta biri. (a.i. . edebiyatın incelikleri.f.c. 2. sapıtmış.i.b. (a. (a. toz hâline getirilmiş şey.f. nâzik. (a.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma. doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları. günaha girmiş. 2. (a. aber-ration. kanbur.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates. (a.s. determinant (a. (a.f. doğru yoldan büsbütün uzaklaşma.b. sapınç.s.

) 1. bir işe canla başla girişmek.) "eteği uzun" meç.i.s. dâmen-çîn (f.i.) "eteği kuru" meç. bahtı devam etsin.i. ahmak. hasım. dâmen-i canan sevgilinin eteği.b.b. 2.b. dâmen-huşk (f. davacı.) elini eteğini çeken. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü. eteklik. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.s. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü.b.s.dâm-ı tezvir dâm-ı zülf dâmâd dâmâd-ı hazret-i şehriyârî daman. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti.s. 2. (bkz: daman). kulyabani. dâmen-bûs (f.) . etek [elbisenin. dâmen-âlûde (f.) dağ eteği. işe hazır.s. dâmen-zen (f. dâmen-zenî (f. dâmen-der-meyân (f. yalan tuzağı.) "etek toplayan" nazlanan. dâmen-bûsî (f.b. Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse.s. dâmen-i sahra kırın eteği. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi. dâm-gâh. dâmen (f.b.b.i. 2) güneşin parıltısı.) eteği belinde.s. şikâyetçi.) tuzak kurulan yer. eteğe yapışan. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti.b. iffetsizlik. dâmet tezvîr.i.s.) etek ile yelpazeleme. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök.) etek öpen. görüşüp. [bu] dünyâ.i. zülfün tuzağı. 2.) 1. etek tutan.i.b. konuşulan kişi.) güveyi.b. vücutta peyda olan ur.) etek.b. dâm-gâh-ı dîv meç. dâmen-der-meyân-ı gayret ol dâmene (f. (a. dâmen dâme. dâmen-derâz (f.) 1. yırtıcı olmayan vahşî hayvan. dâmgul (f. ovanın bir yanı. çevresi.) etek öpme.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü.s. naz eden. kadın başörtüsü. 2. (f. bir işe karışmayan. dâmen-gîr (f.) 1. dâmenî (f.) eteği bulaşık.) etek sallayan. (f. dâmen-keş (f.zf. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir. etek bulaştklığı. 2. etek öpme töreni. namuslu kadın. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.i. dâm-geh (f.i. dâmen-âlûde-gî (f. dağın]. dâmen-i afv ile setr affedilmek. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.b.i.b. iffetsiz. .

(a. i.) bilen. akademi. âlimlik. (f. (f. haberli. s.) bilgi yeri.i.i.) büyük gübre küfesi.) gönlüyle anlayan.i. dudu.b. dânâ'nın c. dâmî). (f. (a. tohum.i. bilen. iğnelik. bilgin. 2. dağınık.) 1. ambar. Arapça.dâmıga dâmî dâmia damiye dâmûz.s. gönlü çok aydınlık.) bilmek.b. erkek adı. sözbilir.) 1. bilici.s.i. devânık. gülle. 2. . damla damla kan sızdıran yara. bilgiçlik. öğretici. yapar. tuzluk.b.) l mangır.i. dâniş-geh (a. avcı. 3. ilim. biliş.b.i. Eflâtun.) bir dirhemin altıda biri. dâmvez dâm-yâr -dan İğne-dân Kalem-dân Nemek-dân Sürme-dân Ateş-dân Suhan-dân Nâ-dân Nükte-dân dan dana Dil-i dana Mürg-i dana dânâ-yi Tûs dânâ-yi Yunan dânâ-dil dânâ-yân dânak.) öğrenici.i. s. bir dirhemin (f.b. (f. fr. (bkz: âlim). devşiren. bilir gönül.s. 1. (f. kalemlik. gibi.i. tane tane. kurşun. hardal tanesi. (f.s. 4. (f. (a. (f. bilir. tek ben.i. Farsça. çekirdek.s.b. didactique.m.b.i.i. (Tus'lu) Firdevsî. (bkz: dânek).i.) tane toplayan.i.e.) tane. bilgi.i. (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü..) bilicilik. (f. tohum atılmış tarla.) bilgiçlik taslayan. kab mânâsına kelimeler meydana gelir. tohumluk. ateşlik gibi. sürmelik. 3. bilgiç.s. câhil.) tane döken. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara.) 1. konuşan papağan. üniversite. kıvılcım tanesi. (f.) 1. (f.b.) mercimek. tohum serpen (f. (f. (bkz: dânük). dânâk dânâyî dân-çe dâne dâne-i hâl dâne-i hardal dâne-i şirâre dâne-çîn dâne-dân dânek dânende dânende-i serâir dâne-rîz dang dânik dânisten dâniş Ehl-i dâniş Encümen-i dâniş dâniş ve bîniş dâniş-âmûz dâniş-fürûş dâniş-gâh. kanı akan yara.) tane. (a. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. (f. (f. 2. nükte bilir. (bkz: dan). (f. bilgi sahipleri.) hek.) bilenler. tane. (f-i.b. 2. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı.) .b. dânâ-yân) bilen. tuzakçı. 2.c. içindeki sun bilen. (f. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer. 2. mektep. f. bilgililer.s.) yavaş yavaş.) hek. (f. mahfaza. (bkz.c.

dâr-ül-ukbâ dâr-ı zimmet (f. dünyâ. bilgin. (f. kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse.b. çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı.s. (f. âlimler. dâr-ül-emkân. (f.s.i.i.c. 2. dâr-ı hüzn. ahret. ev. (dânişver"in c. dünyâ. dâniş-gâh. (f.b.dâniş-gede dâniş-ger dânişî dâniş-mend dâniş-mendân dâniş-nâme dâniş-perest dâniş-pezîr dâniş-sâr dâniş-ver dâniş-verân Dânük dar dâr-ı âhiret Dâr-ı ahzân dar-ı beka dâr-ı cihan dar-ı dünyâ dar-ı emân dâr-ı fena dâr-ı gurur dâr-ı harb dâr-ı hüzn dâr-ı ibtilâ dâr-ı islâm dâr-ı naîm dâr-ı pilpil dâr-ı ridde dâr-ı şeşder dâr-ı şeş-per dâr-ı şûrâ-yı askerî dâr-ı ukbâ. Cennet. c. dâr-ülemkân.s. dâr-ül-emkân. âlim. Tanzimat'tan önce. Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. dânişî). (bkz: dâniş-ger.s. 3.). (bkz: dâr-ı cihan.) bilgili.b. (bkz: dâr-ı cihan. (bkz: dânâk).b. dâniş-gede). (bkz: dâr-ı fülfül). 2. dünyâ.b. âlim. aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba. dâr-ı şeş-per.b. Müslümanların ahit ve emânını.) üniversite.i. dâr-ı ibtilâ.b.s.i. dânişî). [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır].s. öbür dünyâ. dâr-ülemkân. dâr-ül-imtihân).) dânişmentler. ahret. dünyâ. bilimi seven (f. dâr-ı şeşper. (a.) bilgin.b. dünyâ.b.c. (bkz: dânişver. dâr-ı ibtilâ. (bkz: dâr-ı ibtilâ. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. (bkz: dânişger. dâr-ı hüzn.) ilimi. dâr-ül--imtihân). ahiret. dâniş-men-dân) 1. himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler. dâr-ülimtihân]. dâr-ül--imtihân). öbür dünyâ. 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. . (f. (bkz. (f. (hüzün. bilgili. (f. (f. Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler. (bkz: dâr-ı gurur. Yakub'un evi. dâniş-mend'in c. yer. üzüntü evi) Hz. dünyâ. yurt.) bilgin. [1296 yılında lağvolunmuştur]. [bu] dünyâ.) 'bilginler. dirân) l. dâr-ı dünyâ). [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir]. dâr-ı gurur. dâniş-ver). dânişverân) âlim.i. dâniş-geh.) şahadetname. Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi. (bkz: dâr-ı hüzn. (bkz: dâr-ı dünyâ). dâr-ı şeş-per.

s. hükümdar.) savaş.i. 2. 4.). darâir (a.) l. ata sözleri.i. şan. 2.i.b. (bkz: dâr-ı cihan. savaş. 3. -dar ( f. dâr-ı gurur. 2. Keykubad. vuruş.) 1. dar (f. vurma.i. kendini küçültme. mâlik. 1. (bkz: dârû-berd). alçalma. 3.i. derk. vurma. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı. darb-ı feth muz. dâr-ı hüzn. Bayrak-dâr bayrak tutan. deriden yapılmış kalkan. dâr-ı ibtilâ. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı. çarpıntı. darb-ı mesel atalar sözü.i. kumalar.) arslanlar. daraban (a. dövme.i. çarpmalar. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. dar (f. gibi. darâat-nâme (a. büyük gösteriş. dâr-ül-imtihân). çarpma. bir çeşit kumaş. dâr-ı ibtilâ. dârât (f. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. 3. darabân-ı dehr zamanın değişkenliği. Hisse-dâr hisseli. biy. dâr-ül-cezâ dâr-ül-cihâd .) 1. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır). küp dibinde kalan tortu.i. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi.. darağacı. (bkz: zarâat).c. darb-ı hiyâm çadır kurma. sahip. dâr-ül-emkân). dâr-ı şeş-per. fr. darabân-ı şedîd hek. dâr-ül-imtihân dünyâ.i. darb (a.ahret.i. vurmalar. kalp çarpıntısı.) 1. durûb) 1. miskinlik gösterme.f.) yazarının kendisini küçülterek. tutan. 2.li. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. dârâyî (f. Hükümdar hükme sahip. (bkz: zarâgım). ağaç. dâr-ı hüzn. (bkz. İslâm sınırları dışındaki ülkeler. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler. ed. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası. darabân-ı kalb kalbin vuruşu. direk. darabât (a. darre'nin c. vuru. Defter-dâr defter tutan. daraka (a. hükme mâlik. .i. Alem-dâr bayrak tutan.) 1. dırâk). (bkz: tezellül). dâr-ı gurur.) vuruşlar. Alâka-dâr alâkalı. şiddetli çarpıntı. darr). ilgili. (bkz: dâr-ı cihan. dırgam'ın c. darb-ı dest el. edrâk.i. sahip olma. darbe'nin c. dar (a. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi.. 2. (bkz: darb-ül-yed).c. dâr-ül-emkân dünyâ. çarpış.) ortak kadınlar. dar ü gîr kavga. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. batte-ment.) debdebe. 2. Cenâbı hakk'ın bir adı. kol kuvveti.i. 2. darâgım (a. hüküm sürme. darâat (a. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup. 2.) 1. dâr-ı şeş-per. Dara (f.i.

i. kurma. darbe-i serd soğuk vuruş. dikme.) atalar sözü.) karabibere benzer uzun taneli baharat. döven. saklayan. 2. darb ü cerh vurma ve yaralama. darb-ı nutk darb-ı rikâb darb-ı sikke darb-ı Türkî . musibet. fr. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı. darbe-i şedîd şiddetli vuruş.b. dârende (f.c.i. caup d'etat. dârende-i ferman. dârib-i müşterek-i asgar mat. (bkz: darb-ı dest). darb-ı unk boyun vurma. dârçînî (f. 6.s. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı].i. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü. (bkz. içine girme. dârib-i müşterek-i ekber mat.i. darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. çarpma.b. 4. ortak çarpan.a. dâreyn (a. darbe-i himmet himmet vuruşu. 3. darbe-i hükümet hükümet darbesi. ata sözleri. zarb-hâne). dârçîn (f-i-) tarçın. dâre (f. (bkz: zarîh).) 1. dârende-i menşur ferman almış.) 1. dârib (darb'dan) darbeden. direk.f.) l. vurma.dilin gücü.f. (bkz: darb-ı unk).) kiriş.i. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti. darbe-i cenah kanat vuruşu. darbî (a. adırrâ) anadan doğma kör. 5. kabir. darb-ül-lisân dilin gücü. tutan. kol kuvveti. çarpan. darb-hâne (a. 2) kadınların yüzünü örtmesi. (bkz. vazife. ferman almış. (a. (bkz: derem-serâ. dâr-i fülfül (f.) aynı ölçüde olan iki vuruş. 2. değirmi.b.) canbaz.) 1.s.s. darb ile ilgili.b. para basma. dâr-bâz (f. 2. dere 'den) yazılma.c. kuvvet. darîh (a. darb-ül-yed el.c. vurarak. darbeyn (a. darbe-i hasar zarar darbesi. 3. muz. çarparak. dâric (a. kale döven.i.i. darben (a. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir. para basma. madenî levha üzerine kabartma darb-zen nakışlar yapan. güç. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür. (bkz: darb-ül-lisân). dârib-i müşterek mat.i. darb-ı mesel). darbe-i kahr ezici darbe.i.) mezar. vuruş. dâire. belâ.s. darbımesel (a. getiren ulaştıran. darbe (a.i.zf. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer. ay ağılı.i. çarpma. döğerek. (bkz: darb-ı nutk).) darba ait.c.) ) para basılan yer. 2. 2. darabât) 1. zarb).b.) tarçın renginde olan.i. mat. darîr (a. Tarçın suyu. dârbâm (f.

dâr-ül-harb (a.) Cehennem. istanbul. dâr-ül-bâb (a. dâr-ül-celâl (a.b. dâr-ül-fahr (a.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı.b.b.i.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı.i.) "zafer.b.) korunulacak. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum.) emaret dâiresi.) üniversite.i. belâ.i. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur. yoksullar yurdu.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.b. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç. dâr-ül-elhân (a. dâr-ül-âmân (a. dâr-ül-harb).b.) Cehennem. dârât). b. dâr-ül-bevâr (a.) ecza saklanılan yer.) eczâhâne.b.) mihnet. Cennet. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir. dâr-ül-hadîs (a. belâ. hükümet konağı. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler.b.b. dâr-ül-âfiye (a.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı. darr (a.b.i.b.b.i.i. dâr-ül-bugat (a. dâr-ül-beyzâ (a. dâr-ül-huffâz (f.i. dâr-ül-hilâfe (f. dâr-ül-aceze (a. i.) hafız yetiştirme yurdu. dâr-ül-emâre (a. (bkz.(f. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur]. sığınılacak yer. darrâ' (a. dâr-üş-şifâ). rahatlık ve sıkıntı. dar ü diyar (f.a. dâr-ül-fevz (a. kavga meydanı. şiddet.i. dâr-ül-fenâ (f.) "asîler yeri" Haleb'in eski adı.) sıkıntı.i.b. keder. dâr-ül-azâb (f.b.i.) ilâç.b. i. dârû-hâne (f.) beka evi.b. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu).) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur. darsînî dâr-çînî darr (a.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad.) ihtişam. dâr-ül-huld (a.b.i.i.a.i.b. dâr-ül-bedâyi' (a.) zarar.b.b.i.) ortak kadın kuma dârr (a.i. (bkz.b.i. h.b.) konservatuar'ın eski adı.).i.i. f.i.) yer ve yurt.i. dâr-ül-fünûn (a.b. dâr-ül-cihâd (bkz.) 1.i. dârû-berd (f.i.i. dâr-ül-feth (a.b. u dârû (f. darre (a.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı. dâriyye .eczacı.) Âhiret.) zararlı.i.) ilâç satan.) hilâfet merkezi. dârû-furûş (f.i.a. yazdıktan manzume. savaş. üstünlük yeri" Harput'un eski adı.) Dünyâ.i.b.i.) yoksullar yurdu.i.i. debdebe. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi').i.i.) dîvan şâirlerinin.b.s. her zaman harp sahası olabilecek yer. dâr-ül-akakir (f. 2.

) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur.a. (a. â h i ret. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur].b. (Sonraları.i.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı. çalışma yeri.i. saray.i. (a. doğumevi.i. .b. başkent.b. (a. (f. (a.i.) islâm ülkesi.b. (a.b.i.f. (a. Hz. (f.b.b. (bkz: dâr-ı naîm).b.a. (a. (a.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın.) kız öğretmen okulu.) imaret. (a. dâr-ül-cihâd).i. (olgunluk evi) İstanbul şehri.i.b.) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı.b.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı.b.i. (a.i. (a.) Cennet.b. [1848 de Sultan Mecit devrinde.b. okul. (a. (a. (f. (a.) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı. (a. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı. dâr-üş-şifâ').) saadet yeri.dâr-ül-ilm dâr-ül-İslâm dâr-ül-istihzâr dâr-ül-it'âm dâr-ül-izz dâr-ül-kadî dâr-ül-karâr dâr-ül-kemâl dâr-ül-kıyâm dâr-ül-kurrâ' dâr-ül-kütüb dâr-ül-maârif dâr-ül-mecanîn dâr-ül-mescid dâr-ül-mesâî dâr-ül-mesnevî dâr-ül-muallimât dâr-ül-muallimîn dâr-ül-muallimîn-i âliye dâr-ül-mûsikî-i Osmânî dâr-ül-mülk dâr-ül-mülk-i Osmânî dâr-ül-pehlevâniyye dâr-ül-ulemâ dâr-ül-ulûm dâr-ül-vilâde dâr-ün-naîm dâr-ün-nasr dâr-ün-necât dâr-ün-nedve dâr-ün-nusrâ dâr-ün-nüzhe dâr-ür-râhe dâr-ür-ridge dâr-ür-rif'a dâr-üs-saâde dâr-üs-saâde ağası (a. (bkz.i.i. yüksek öğretmen okulu.b.) başşehir.i.i. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı.b.i. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır].i.) "secde yeri‖ Kemah'ın eski adı. (a.b.b.b.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel.) "âlimler.) kitabevi. (a.) "pehlivanlık.i.b.b. (bkz.i. sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası. (m h i ) laboratuvar.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı.) erkek öğretmen okulu.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı.b. (a. (f. (a.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı. İstanbul'da.a.b. Kureyş reislerinin.b.i. (a. (a.i.i.i.i.).b.) akıl hastahânesi.a. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep.) mahkeme. İstanbul. okuma salonu.b.) 1. (a.b. b.b. (a.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı. İstanbul'da. (a. [ilk adı "Valde Mektebi" idi].i).i.) üniversite.i. (a.i. atölye.i. kütüphane.i.) kıyametten sonra kalınacak yer. (a.b. 2. Fâtih civarında kurulmuştur].b. (kıyamet evi) öteki dünyâ.i.b.i. (bkz: dâr-ül-fünûn).) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne.

) hek. (bkz: dîk-ı nefes).b. 2.i.i.i. sinir hastalığı. epope. mâlik ve sahip olmuş.i. Selim zamanında. (bkz: matbaa-i âmire).) çanak çömlek ve kireç ocağı. (f. yıpranmış.b.). (bkz: dâ'üs-sebât). kahramanca. (a. (a.b.) 1865'te istanbul'da. meç.b.i. Edirne. hikâye. (f. 2.s. sağlık yurdu.b. (f.) hek.) hastahâne. (f. (a. epique. (f. görüp gözetlemek.b.) Cehennem.) 1. simsar.a. altın orak.b. 4. (a.i. Bağdat'ın eski adı.b. (bkz: dâs).) hek. 2.ü dâr-üt-tedrîs dâr-üt-tıbâat-il-âmire dâr-üt-tıbb dâr-üt-tırâz dâr-üz-zafer dâs | dâs-ı zerrin dâsâr.) hek. destan.) 1. (a.i. (a. destan kahramanlarına yakışacak surette. eskimek.i. firengi hastalığı. bot. (f.) 1.a.) hek. tuzak.) destan okuyan.) tellâl.b. elde etmek.i.) orak.b.) tellâl. (f. (a.) 1.) III. destan ile ilgili.m.i. 2. simsar. dâr-ülIslâm). (a.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer. 2.b.) hek. eskimiş.i.b.i.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi.a. . İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad.b.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı. (a.i. (a.) hek.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad.b. (a.i.i.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu. (f. (bkz. (a.i. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık.b. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık.) hek.i. (a. 5.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul.i. tımarhane. Cennet. yeni ay.i. (f.b. (a. masal. destancı. (bkz: dûzah.) hek.i.dâr-üs-saîr dâr-üs-saltana dâr-üs-sanâ'a dâr-üs-selâm dâr-üs-sıhha dâr-üs-sugr dâr-üs-sulh dâr-üş-şafaka dâr-üş-şifâ' dâr-üt-ta'lîm dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî dâr-üt-tedâvî.i. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık.s.i.) sanatyeri. (a. (a.i. köhne. 4.i. (a. ün. tutmak. meç.b. (a.b. orak.i. şöhret. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası. nîrân).b.b. bir cilt hastalığı.) "saltanat yeri" Bursa. sedef otu. fr. dâstâr dâse dâstân dâstânî dâstân-serâ dâstâr dâs dâşte dâşten dâ'-ül-alîk dâ'-ül-asab dâ'-ül-behr dâ'-ül-câversiyye dâ'-ül-cev dâ'-ül-cümûd dâ'-ül-efrenc dâ'-ül-esâbi' dâ'-ül-esed dâ'-ül-fecl (a. (bkz: dâ'--ül-fîl). zaptetmek. 3. atlarda görülen sinir hastalığı.i.i. (f. meç. nefes darlığı.) hastahâne. (a. 2.) 1.b. (f.) hek.i.b. (f.b.b. mâlik olmak.) 1. 3. tahra.b. (a.) şifâ yurdu.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı.i. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık.b.i.i.s. (f.i. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. (a.b. orakcık.b. (a.i. (a.

i. ayıp yerlerini gösterme hastalığı. uyku hastalığı. deâvî) 1. 2.n.) 1. (a. 2. dama. (a. karasevda.b.) hek. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık.) hek.b.) hek.i. doymazlık hastalığı. (a. dâ'vet'in c.b. yurdu özleme.b.b.) 1. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma.i.b.i.) 1. (a.dâ'-ül-ferfîr dâ'-ül-fîl dâ'-ül-gussa dâ'-ül-hader dâ'-ül-hanâzîr dâ'-ül-hanes dâ'-ül-kalb dâ'-ül-kelb dâ'-ül-küûl dâ'-ül-merak dâ'-ül-mücterr dâ'-ül-nıülûk dâ'-ün-nibâh dâ'-ür-raks dâ'-üs-sahrâ' dâ'-üs-sa'leb dâ'-üs-sebât dû'-üs-sedef dâ'-üs-sevâd dâ'-iis-sıla dâ'üş-şa'r dâ'-üş-şeyb dâ'-üt-teşhîr dâ'-üz-zehr dâ'-üz-zi'b dav da'vâ da'vâ-yi bî-ma'nâ da'vâ-yi nübüvvet da'vâcı da'vât da'vâ vekili dâver dâverâ dâver-âne (a.i.) hek. (a.) hek.) hek. geviş getirme hastalığı.) hek. hypocondrie. (a. kurt hastalığı denilen açlık.i. (a.) ey dâver! [hükümdar.b. Cenâbıhakk'ın adı. 5. (a.c. dâva. gut hastalığı. (f.i.) hek.i.i.i.b. saç döken hastalığı.i.) yurdunu arama. 3. (a. (a. (bkz: dâ'-ül-cümûd). 4.i.b. (bkz: dâ'-ül-efrenc). (a. (a.b. melankoli.) 1. insaflı olan hükümdar.) hek. (a.i.b. (a.) hek. alkolizm. (a.b.i. fr. 2. (f. utaçıcılık. (a.i.) hek.b.b. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık. (f.) hek. davetler. 3.i) hek. fr. vezir veya hâkim. oyunda sürülen para. hâkim ve vezirle ilgili olan.i.i. (a.) yürek çarpması. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra. (a. (f. (a. mesele. (a. sıraca hastalığı. nöbet. havlama hastalığı. mat. sedef hastalığı.i. çağırmalar. hâkim]. (a. 2.i. [cemî şeklinde] dualar.) hek.) uyuşukluk. vezir.i. bir cilt hastalığı. yurtsama. teşhircilik. (a.) hek.t. teorem. peygamberlik iddiası.) hek.b. havlar gibi sesler çıkarıp soluma. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık. erkek adı.b.s.) hek. .) hek. alcolisme. karasevda.b. (a. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.) hek. (a. sövme.) saç ve sakal ağarması hastalığı. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı. duvar sırası. (a.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse. 2.i. kuduz hastalığı. saçkıran.i. doğruluğu seven bir büyüğe yakışacak surette. saçma iddia.b. (a.i.b.b. iddia. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma.i.b. 3.b. (a. doğru.) hek.i. (a.i.i.zf.b.b.) hek.b.) dâva açan kimse. satranç.b.i.b.i. 4.

müsteşar. Utarit.) taya.s.) duvar sırası. hâkimlik. kavga. eski usul.) dayalık. Utarit. kur. müdâfaa edilen fikirler.i.i. (f. (Merkür) gezegeni. debîr-i felek). tantana. dadılık. [adliye nezâretinden öncedir]. çiçekli ipek kumaşlar. (f. sepileme.i. kâtip. (f. Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti. .i.i. (f-i.) ağaç kavunu.i. (a. dîbac'ın c. 1.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti. (f. çocuğa bakan dadı. büyük bir gösteriş. haşmet. 3.) 1.) astr. çağrı.i. (a. (bkz: dârât). (a. tarz. deri terbiye eden kimse. belâları davet etme.i.i. ziyafet.i. (f. (a.i. müsteşarlar.) bir kimsenin hakkını araması.i. dibâgat).) şöhret.i.i.i.) demir topuz.) 1.i.s. (a. sepilendiği yer. mahkeme. (f. astr. patırdı.) deriyi terbiye etme. 2.i. 2. (a.s.) çağırma. (a.) kalem odası. astr.i. Sesi güzel ve şâirdi. debbûs'un c. (a. (f.b.) topuzlar. okullu. (f. 2. büro.) destekler.i.) dallı. gürültü.) borç veren. dâva ve mahkeme. dâvalar. (a.i. Merkür. ululuk. 2.) 1.debîr'in c.) davul. (a. (f.i. sütnine. (bkz. (bkz: debûs). debâbîs) topuz. Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi. ayın dördüncü durağı. kaide. 4.i. (bkz. yazıcılar. (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni.c.) 1. azamet.i. (a. sepici. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi. meseleler. 2.b.) âdet. (a. okul.s. yazıcı. (bkz. (a. (f. dıâme'nin c. 2. gelenek.) 1. (bkz: da'vâ).h.) mektepli. 2. (a.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses.b.) mektep.f. iyi ile kötüyü ayır-detme.i.i.) pek dar.i. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı. dua. (a.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu. hükümdarlık. (a.) mahkemeye başvurmalar. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur].) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir.i. gök cismi.f. eski âdet. zay'a). (a. (a. alacaklı.) tabak. s. (f.dâverî dâverî-gâh da'vet da'vet-i mesâib da'vetiyye da'vî Dâvud davudi Zırh-ı Davudi dây day'a dâye dâye-gî dâyin dayyık deâim deâvî Deâvî nezâreti de'b de'b-i dîrîn de'b-i kadîm debâbîc debâbîs debagat debâle debbâbe debbâğ debbâğ-hâne debbûs debbûs-i âhenîn debdâb debdâb debdebe Deberân debg debîr debîr-i asman debîr-i çarh debîr-i felek debîrân debîr-istân debistân debistânî (f.) 1.). savaş meydanı.i. da'vâ'nın c. eski âdet.s. (a. 5.i. kâtipler. (a.b.). usul. (a. bir kimseye hâlinden şikâyet etme. pa-yandalar. (a.

. (a. kederi.) iki defa.) 1.i.c.i. tehlikeyi savma. kez. 4. dâire. 3.) tef. Dâd ü [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar. (bkz.i. dıfda'ın c.) et yiyen yabani hayvan.i. tavuk.) âdet. astr. hindi. tekrar tekrar bir çok defalar. toplantıya son verme. 2. (f. (a. tavuk. 2. deffâfe deffâfe-i felek deffe (a.i.) topuz.i. (a.) bir defada. mizahî bir dergi. 3.) kereler. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs.b. ateşi düşürme. (a. resmî defterler. yalancı. (a.i. dücüc) 1. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı. 3.) kurbağalar. (f. sıkıntıyı giderme.) tef. aptes bozma. sahtekâr. yollar. ortadan kaldırma.i. kuşkuyu giderme. (a.i. dücüc).) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler.zf. s. defîne'nin c. tasayı giderme. bir yerde oturma. şüpheyi. dücâce). yüz. eski defterler. (f. (a. kaldırma.i. (bkz: debbûs). (fa. 2. Zühre yıldızı.) batı rüzgârı. yol. askerlikten ihraç. birinci defa. defaât) kere. (a.) l. gamı. Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. huk.debûr debûs decâc decâce decâce-i Hindi decâciyye deccâl decn ded ded deeb deb-i dîrîn def def def'-i belâ def'-i dem def'-i gamm def'-i hacet def'-i hararet def'-i mazarrat def'-i meclis def'-i şübhe def'-i taaffün def ü ref def ü tard defa def'a-i ûlâ defaât defâdı' defâin defaten defaten ba'de uhrâ defateyn defâtir defâtir-i atîka defâtir-i resmiyye deff deffâf.) defterler. (bkz: dicâc.) 1. yan. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı. 2. gömüler.c. hek.i. Hint tavuğu. birlikte dikilmiş kâğıtlar. giderme. (bkz: izâle-i taaffün). defter'in c.i.) l. öteye itme. kaz. 2. dicâce.zf.i. verme. belâyı.i.c. dücâc). savulma. (a. (a.) tef çalan. savma. (bkz: def-zen). (a. yalancı Mesih. eski âdet. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva.i. defa'nın c. (bkz: deff). (a.s. (a.i.i. birden. bol yağmur. edebî. (a. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi. hek.i. horoz ve piliç cinsi. zararlı şeyleri yok etme. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz. kitap cildinin iki yanından her biri. batı tarafından esel yel. ilk defa. havanın bulutlanması. (a. savma.) tavuk. (a. kezler.

c. 2. habîs.c. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan. fr. (f.) 1. tapu ve kadastro. (a. kalp [para]. dehâ sahibi. (a.i. (bkz: dehene). i.f. (bkz: aşr. kovuk. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya.f. yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. habislik. dar.s.i. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası. (o.) deftere mensup.f. (f. güzel. (a. (bkz.f. dâh).i.) ağız. (bkz: defter-hâne). ve s. defterci.i. tefci. dehlîz'in c.) dâhîlik. günlük defter. sıra. [Farsçası da "defter" dir.).) on [sayı]. fırın ağzı. 2. 2. çatlak. (a.s.) birinin merhametine ve himayesine sığınma. alaycı söz. (f. küp. geveze.s. (f. ufak ağız. defter-i Hâkanî).b.s. (f. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi.) testi. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı. (a.) zekîliğin. kıymet ve değeri olan kimse veya mal.) holler.s.f. .s.i. (bkz. dihkan'ın c. tabur. çiftçiler. (f. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi. (a. ölünün gömülmesi.i. iyiliği inkâr edenlerin ağzı. saf.b.) dehâlı.) dehâ yetiştiren. safa ağzı. dagal).) 1.i.i. feryat. (f.i. koridorlar. (f. (bkz: levha-teyn).) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad.) kapanmış ağız.b.) gömme.i. genie.i.b.c. susmuş.) 1. (alay ağzı) alay eden. defâin) 1. Grekçe'den gelmedir].b. 2.i.) nâre. (a.i.) dağ mağarası.) 1. 2. 3.) tef çalan.) hâlis altın. (a. (bkz: deffâf). i. (a. (a. köy ağalan.b. güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında]. (f. gömülü. hîle.s. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse.i. gömülme.i. (a. (a. ölü (leri) gömme.i.) ağzını açan. 3. defn'den) gömülmüş. küp ağzı. dehâ sahibi olma. (a.i. (bkz: dehen). hîlekâr. (a. "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri. (bkz: as-ced).s. iyi.b. köylüler.s. devletin mal. kurumuş ağız.b.deffeteyn defin defîn-i hâk-i ıtırnâk define defn defn-i emvât defn-i meyyit defter defter-i a'mâl defter-i Hâkanî defter-i kebîr defter-i yevmî defter-dâr defter-hâne defterî def-zen dega deh deh dehâ dehâet dehâ-kâr dehâkîn dehalet dehâlîz dehân dehân-ı istihza dehân-ı hadîd dehân-ı küfrân dehân-ı safa dehân-ı teng dehân-beste dehâne dehâne-i küb dehâne-i tennîir dehân-güşâ dehâ-perver dehâr dehâz deh-dehî (a. (f. (bkz: medfûn). nimetin kadrini bilmezliğin.

) birlik.s. cihûn). (a.) on yıllık. bir işe başlama. (a.b. 2.i. Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir. geçici dünyâ. (bkz: dihlîz). (f. korkunç.) ürkütücü. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre]. (f.b. (f.b.i. (a. (a. (a.deh-dile dehen dehen-bâz dehen-güşâ dehene dehen-şûy deheş dehhâş dehişt dehliz dehnâ dehr dehr-i âşûb dehr-i bî-direng dehr-i bî-sebât dehr-i dûn dehr-i fâni dehr sûresi dehre dehrî.s.b. zaman. (f. 2. on yaşında. karanlık.c. fr. (a. harcâî.f.b.) ağız oynatan.f.i) geniş ve susuz ova.).) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. ittihat. oyun. hol. oyuncu. akla şaşkınlık verecek surette korkma. (bkz: seyyare). koridor. yıldıran.f.i. (f. hatırlama. (f.s.b. 3.s. dehriyye dehriyye dehriyyûn deh-sâl deh-sâle dehş dehşet dehşet-âgîn dehşet-âver dehşet-bahş dehşet-efşân dehşet-endâz dehşet-engîz dehşet-nâk dehşet-nisâr dehûn deh-üm dehvâ' dehyâ' Dâhiye-i dehyâ deh-yek dek dekâkîn dek-bâz (f.s. ürkütücü.b.b.i.i. Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur.) 1. çok korku veren. dünyâyı karıştıran. materialiste. (bkz. vefasız.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. korkunç.c. dehrî'nin c. dünyâ.i.) on gönlü olan. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak. dehşet). (f. (a. korkulu. (f.i. fr.s. (bkz: dehân). (bkz: dehrî). (bkz. (a.) 1.s.i.f.b.) korku ve dehşet saçan. s.s.s. (f. 2. hek. (bkz: desise). ittifak. (f.s.) deh-rîler. (f. söylemeye hazırlanan. 2.b.) dehşet veren.s.) çok dehşetli. 4. erkek adı. ağız temizleme. 3. dilenci.i.) ağız. aşağılık dünyâ.f. (f. (bkz: âlem.s. gezegen yıldız. (bkz: dehâne).) korku veren.s. korku.) ağız yıkama. bulanıklık. (a. (a. (a.i. (a.s. dehâlîz) 1. (a. (f.s. çok büyük belâ. (a. (bkz: öşr). (a.) tahra. dülıûr) 1.). (f.s.b. (f-i-) ezber okuma. hile.) korku ile karışık. kararsız dünyâ.) 1. bir tarzda hareket.s. dehân-güşâ).b. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden. (bkz.). kalpte kulakçık kapakçığı.c.) dehşet saçan. sebatsız dünyâ.). korkutan. i.s. sağlam.) onda bir. korku ve telâş gösterme. 5.b. deh-riyyun) 1. (a. 2.b. devir. dükkân'ın c.) dükkânlar. çöl.f.s.b. dilencilik.i. musibet.b. muhkem. 2. çatma. . (a. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. (a. (a. ürkme.) onuncu. sahra. s.s.i. tokuşma.i. (a.i. kargaşalıklara yol açan [güzel]. materialisme.f.) korkunç.f. şaşma.) hîlekâr.dehşet-bahş).) astr. çok korkutan.

Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H.) gül tohumu. (a. sürtme. belge. alâmet olma. kanıtlar.) 1. (bkz: delil). kesin kanıt. gösterme. kanıtlar. . ovuşturma. huk. cilve. sürtme ve dokunma. yol gösterme.) eski aba veya hırka giyen.) delâlet eden şeyler.i. biy. kan kusma.c delâil. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur].) naz. (a. koketlik. (a.s. ovuşturulma. (f.i.b. fakir.i.i.i. (a. su kovası. münâkaşa neticesinde bulunan delil. târihî deliller.i.) tellâllık parası. kan dökmek. soğukkanlılık. Güneş. üstad delili. (a. içine safra karışmış kan. yamalı dilenci hırkası. işaret. inandırıcı delil. şahit.i. hek. kılavuzluk.) el ile ovma. riyakâr adam. delîl'in c. (a. (f. düşünülerek bulunan delil. delâlât) 1. (bkz: beyyine. delâlet'den) 1. işve. (a. alâmet olmalar. 2. iz. satılacak şeyi satan. delâlet'in c. burhan). (a. dimâ') kan. (a. destvân). (bkz. sansargiller.) fındıkçılık. kılavuzluklar. sert ve şiddetli ovuşturma. tellâl.i.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi. kan işeme. durum. sağlam deliller. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri.i. edille) 1.). (a. sevimli görünecek hal. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. 2. yol gösteren.i. 2. (a.) zool. on iki burçtan birinin adı olup. (f. el ile bel getirme. (a. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir. insana güzel.i.) yol göstermeler.i. (a. fizy. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse.c. kılavuz.delâil delâil-i kaviyye delâil-i târihiyye delâl delâlât delâlet delbiyye delik delîl delîl-i aklî delîl-i cedelî delîl-i ilzâmî delîl-i kat'î delîl-i nakli delîl-ül-ibâd delk delk delk bi-l-mesfere delk-i istimna' delk-i şedîd delk ü temas Delkıyye delk-pûş deli dellâk dellâl dellâle dellâliyye delv dem İrâka-i dem İ'tidâl-i dem Kay'-üd-dem Tebevvül-üd--dem dem-i musaffar dem-i şiryanı (a.i.i.i. temiz kan. konuşma.) eski elbise. sansargiller. kesin delil. 2. zool. tellâk. (a.c. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe. kanıt.i. tanık.i. astr.

l) meç. ateş. aldatma. dem-i zehre bot. dem-i ejderhâ ejderha ağzı.) sessizlik. davul. 5.) helak. emre itaat etme.) 1.s. (f.) helak eden.i. dem" (a. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes. 2. dem-be-dem (f.) kibirli. 2) susma. dem-i verîdî biy. dem'ân (a. gurur. isa'nın nefesi.) bir damla gözyaşı.s. n. öfke. dem'a (a. bağırıp çağırma. demâr-âver (f. zaman. demdeme (f.i. demendân (f.) 1.) vakit. boyun eğme. küfür. dem-i seher. dem-i tîg kılıcın ucu. dem-i civânî gençlik zamanı.i. dumû') gözyaşı.zf. dem bu demdir. aldatma. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz. heyecanlı. büyüklük taslayan. hiddet. vakit. hakaret. 7. 4. ağlayan. büyüklük. saat. dem-i kalem kalem ucu. 2. demdeme (a. dâima.i. 2.b.s. sinirli. ruhu teslim edecek zaman. zorlu. kavga. saldırıp kükreyen.s. 2.) ateş körüğü.b. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. 3. heybetli. şiirin vezni. vakit. tehlikeli ağız. suskunluk.s. ün. 10.b. demâg-dâr (f.b. telef. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı. soluk. ölüm. tatlı söz. kılıç]. demân 4.) vakit vakit. ağlama.) 1. kanlı. gıcırtısı. dem-i şâm akşam vakti. dem-i subh seher vakti. 6. meç. 4.i.s. kükremiş. 3. şöhret. susmuşluk.i. 8. kırıp geçirme. 3. 2. 4. 2) yakıcı ân.) 1. dem-i teslim . 5.s.zf. gözyaşı dökme. hiddetli. mahv. bahar gibi güzel kokan nefes. 9. an. dem-i teslim ölüm â u. 3) söz dinleme. dem-i vâ-pesîn son nefes. kibir. azarlama. kalem ucunun sesi. ağız ağıza dolu [kap]. demeviyye (a. dem-i germ 1) sıcak nefes. fırsatları kaçırmayın" anlamına.b.) 1. kuyumcu ve demirci körüğü. bıçak. okşayıcı nefes. âh. 2) can bağışlayan soluk.) 1. nefes. (bkz: muttasıl). zaman.i. dem-i serd soğuk nefes. demevî. "zamanı iyi değerlendirin. soluk. ateşli sözler. dem-i nerm yumuşak. gün açımı. dem-beste (f. asabî. demânkeş (f. demende (f.) her vakit. 2. sık sık. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer.f. sert ve ümit vermeyen söz. dem-â-dem (f.) nefesi bağlanmış.c. 2) hararetli. dem'a-rîz (a. intikam alan.i. üstünlük. dem-bestegî (f. susmuş.) içi pek dolu. (bkz: müntakim). hîle.) gözyaşı döken.s. dem (f. deme (f. keskin tarafı. 2. içki. gözyaşı damlası. ağız [insan.i. kanla ilgili. kirli kan. koku. i.i. akşam üzeri. demâr (f. zaman. cehennem.) 1. üfleyen. hîle. hiddetle çıkışma. soluğu kesilmiş. 3.b. dem-i bahar bahar nefesi. müddet.

i.b. sırdaşlık. dendân3). pas.i. ney.) 1.b. alçakçasına.b. 3. (f.) bitmiş. homurdanma. kokmuş.) bot.s.) göz yaşı ile ilgili.s. tabîat adîliği. asabiyyet). ednâs) kir.f. c.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra. diş tanesi.i. (a. 3.b. soluk çeken.) hakîm. kardeş kanı. yaşayan. kardeşkanı. tarak.b.i.s.i.b.b.) tempo tutan.s. (a. ısırgan otu. (f.i.i. dostluk.) 1. g. dem-üs-su'bân).i.) arkadaş.) arkadaşlık. 4.i. dem'iyye Gudde-i dem'iyye demide dem-kâr dem-keş dem-keşîde demne demne-dânî dem-sâz dem-sâzî dem-serdî demşinâs dem-ül-ahaveyn dem-üs-su'bân denâet denâet-i tab' denâet-kâr denâet-kârâne denânîr denânîr-i mevcûde denâset denâset-i ahlâk denâset-i libâs dendân dendân-ı bulûğ dendân-ı saadet dendân-behâ dendâne dendân-gîr dendân-müzd dendene dendene denes (a. kuyumcu veya demirci ocağı.b. esvap kirliliği.s. 2. (f. (bkz: fazâhat). dost. 3. (f.b.) denî ve alçak tabîath. sürmüş. (f. 2.s. uzun uzun ötenleri.zf. (a. i. (f. (a. dem-ül-ahaveyn).i.i. (f.i. (f.) muz. g. (bkz. sebze v.) ağır ağır. destere gibi şeylerin dişi.b.i.) alçakça. 2. (a. (f. bol kanlılık.s.b.b. (f.i. tamah ve ümit. s. Hz. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler. diş [ağızda bulunan]. asabî. nefes alacak yer.) arkadaş. paslılık. (f h i ) . (bkz.) kirlilik.s. sinirlilik. akıllı. 2. külhan. (a.) fırın ve ocak bacası. (f. kürdan. (f.s.) vakit geçirme.) soğuk nefeslilik.) altınlar. . kanlı canlılık. mırıltı. (f. dâima öten bir cins güvercin. nefes. yetişmiş [çiçek.i.) 1. kafadar. (f.i. s. (bkz.) bot. adîlik. bülbül gibi. şarap içen.) diş kirası. mevcut altınlar.b. tabiatı demevî olan. (f.) 1.b. (a. diş kirası. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi. dînâr'ın c. (bkz.demeviyyet demevi-yy-ül-mizâc dem-gâh dem-gîr dem-girifte dem-güzâr dem-güzârî dem'î.i.i. (f.) vakit geçiren. (a. eşlik eden.b. çark. dudak kıpırtısıyla söylenen söz. sinirli. çıkmış. akıl dişi. pislik. ahlâk kirliliği.i.b.i. bâzı kuşların.) 1. sırdaş.) alçaklık. (f. (f.) sözü açık söyleme. 3. tempo tutan. murdarlık. 2. (a.b.b. 5. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri. gözyaşı bezi. (a. (f.i. 2.) alevlenmiş.]. (f.f.b.s.) 1.

der-beder (f. -de. pergel noktası.i. perişan.) 1. akçeler.i. derârî (a. 2. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. der-âguş (f.) "durmadan söylenen. [ençok "yıldız" hakkında söylenir]. der-beçe (f. meç. i. Der-hâtır hatırda. mağara. derâz-zebân (f. i. içinde.) karısının kötü hâline göz yuman kimse. demirci çekici. büyük küp. paralar. soysuz. derây (f. derâhim (a. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul. kazanma(k).) 1. i. –der (f. güzel söz söyleyen kimse. i.) kapı yavrusu. boğaz.) parlak.s. Sâf-der saf yaran. ahmak. kapı yeri.b. denn (a. der (f.(f. kehf). der-bân-felek Güneş ve Ay. eli dolu (gelme). edepsiz. cins.i. kısım. defa. (bkz: bevvâb). dar geçit. der-i bâr dîvan kapısı. yaran.s. derâz-nefes (f. sıra yaran.) alçak.s. 2. 2.i. kere.s. derâ (f. deng .) 1. derâz (f.) uzun. nevi.i.) çançan eden. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen.) 1. der-i ümmîd umut kapısı.b. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli. der-akab (f.i. 3.s. 2. deyyus). derâyende (f. kapı. der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul. kapı kapı gezen. Perde-der perde yırtıcı. s. çirkin görülen hal. 2.) çıngırak. (bkz. serseri.b. i. 2.i. derâ-yi deyr kilise çam.) ev kapısı. 4.b. der-âmed (f.s.b. hemen. der-ân (f.) küp. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). dirhem'in c. derâre (f.i. Ciger-der ciğer delen. dürrî'nin c. 3. Der-enbâr anbarda.i. renkli şeyler.) 1. kavgacı.) ayıp. o anda. çan. der-bân (f. hayran.s. çıngırak.e. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr. paslı.) hemen arkasından. şaşkın. deniş (a. derây (f.) 1. küçük kapı. 2 . nakîsa. derâ-yi kenîse kilise çanı.) kirli. okkanın dörtyüzde birleri. kapıya bakan. dili uzun. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses. lâklakacı.s. dırlanan" mânâsına sıfat yapar. der-bâr (f. geveze. sersem.i.) kapıcı. denî (a.a.b. -derâ. rezil. 5. sarma.zf.i.) "yırtan.) derhal.s.) 1. (bkz. alma(k).s.) 1. der-bend (f.zf.) "uzun soluklu"meç. yırtıcı.i. Herze-derây. der-i aliyye. dağınık. çeşit. gelir. denîe (a.) kucaklama. der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı.b. i. (bkz: dırâz).

termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri.) dert sahipleri. birinci derece. sızı. mihnet görmüş olan. 2. 5. yeter derece. s.b. 3.c.der-bend ağası der-bend-ât der-best. 2.c. (f. 2. kim. kapalı kapı. dâirenin 360 parçasından herbiri. (f.s. 2. elde olan. akıl derdi.) şikâyet mektubu. hek. tasalı. (f.b.) üzücü. son derece. toplama. (f.b. (bkz. basamak. kaygılı.nihân derd.s. tasalılar. (f. yapılmakta olan. hattatların yazdıkları meşk tomarı. merdiven basamağı. 4. 2) üstünlük derecesi. gam.dil derd.i. (a. sokma.nihâye derece. tabakaları.şikem derdâ derd-âşinâ derdeme derd-engîz der-dest derd-keş derd-mend derd-mendân derd-nâk derd-nâme derd-perver derd-zede derecât derecât-ı cennet derecât-ı mahâkim derece derece-i gılzet ve hiffet derece. kapalı. türlü mahkeme dereceleri. biriktirme. boylam. (a. ayrılıktan doğan üzüntü.) acı çeken.i) 1. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir. (f.i.süllem derece. baş derdi.) yazık.b.s. memleket sının.). 1) karşılaştırma derecesi. gönül kaygısı. merdiven basamağı. (f.s.b. derd-nâk).i.b. derece). 3.) acı. (f. tasa. (bkz: derd-keş). derece'nin c. kaygılı.s. ikinci derece. keder. gr.a. gizli üzüntü. sıkıntı. vah vah! (f.) dertli.b. (a. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. dar geçiüer.s.b. elde etme.i. acı. 3. sevgiden dolayı çekilen aşk.) 1. gr. 4. [Farsçada. asitlik derecesi.) 1.hired derd. keder.mirkad derece. hafiflik ve kalınlık derecesi. (f. üzüntülü. kapanmış.) astr. kasavet. kaygılı.) dert. dert çeken.i.b. dert. rütbe.tafdîl derece-i ûlâ derece-i arz derece-i tül derece-i hâmıziyyet derece-i hararet derece-i inhilâl derece-i intizâ' [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. kim. çözüşme derecesi.kâfiyye derece. 2.i. s.saniye derece. derbend'in c. sınır kalesi. kaygılılar.) 1. kaygı. enlem. susmuş. (f. (bkz.s.b. zaman zaman gelen dert. ağn.n.müsavat derece. (f. sıkıcı.hicran derd. dağılım derecesi. kerte. 5. (bkz: derd-mend. cennetin katlan.derûn derd. 4.b. (f.s. kâfi. (f. kim.) dertli. 2. yedi gezegen.b. . ısı derecesi. fr. derecât) 1.) derbentler. kann ağnsı.i. eşitlik derecesi.şer derd. arasına sıkıştırma. (f. boğazlar. tasalı. degre de dispersite. tutma. der-beste dere derd j derd-i aşk veya -ışk derddemâdem derd. gazeteye yazma. derd-perver). dertlenen. kapıbağı. gönül tasası. derd-mendân) dert sahibi. miktar.

i. (f.) hatırda. 2.s. (f.s.i. (bkz: sahavet). neticeleri anlama. Cehennem'in en dibi.) sarraf.) istek.zf.s. belli.b. elaçıklığı. kavrama. "büyük kapı" meç. 2. derekât) 1. seza. 2.) boşboğaz. (bkz: çespân. Tanrı katı. dereke'nin c. derhûş.i. karmakarışık.i. ele geçirme. (a. Cehennem katlan. (f.b. (bkz: idrâk).b. dilekçe. (f.i.b. mevlevî tekkesi. bilinen.s.i. ["derek" şekliyle de kullanılır]. 2.derece derece derekât derekât-ı Cehennem dereke dereke-i mirkat derekî derem derem-güzîn derem-serâ deren derende Şîr-i derende dereni. basamaklar.i.) 1. sahihi.) 1. i. aşikâr.s.) 1.i. işde.a. (f. dip. 3. (f.) uygun. kapı önü. bir çeşit zerdali.) gerileme. 2.) yavaş yavaş.i. 2. münâsip. şişle ilgili. birer parça.) yırtılmış.c. 2.b. dilek. münâsip. ince şeyleri anlama. merdivenin en aşağıdaki basamağı.i.) lâyık.s. karışık. lâyık. malûm. (bkz: derîde-dehân). saray. akçe.s.s.zf. yakalama. Tanrı kaü. 2. kapı yeri. (f. pâdişâh kapısı.a. 2. mevlevî tekkesi. incinme.i. (f.b. küçük kapı.s.) lâyık.) 1. regression. tabakaları. derhör. şâyeste). yırtan. dereniyye der-gâh. (f. boşboğaz.) 1. (f.) pencere. en aşağı kat. havası iyi. (f. Farsça'nın fasîhi. aşağı inilecek basamak. çok kalabalık. f r. uygun. izdiham. seza.i. en aşağı kadar. (bkz: darb-hâne).i. (bkz: çespân. (f. (f.) karmakarışık. (a.) hemen. (f. yırtıcı arslan.) para basılan yer.s. (f. der-geh dergâh-ı mevlevî dergâh-ı Mevlânâ dergâh-ı âlî dergâh-ı ilâhî dergâh-ı izzet dergâh-ı muallâ dergâh-ı şerîf dergîş derhâl der-hâst der-hâtır derhem derhem-berhem derhişte derhör der-hûr derhûş derî derîçe deride derîde-dehân derîde-dehen derîde-per derk derk-i dekayık derk-i netâyic derk-i esfel-i cehennem der-kafa der-kâr (a. kapı yeri. 3. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi. anlama.s.) hemen arkasında olan. tekke.) ağzı yırtık.) para. (f.) 1.) ur ile.zf.) yırtıcı. o anda. "bulaşma" manasınadır]. (bkz: çespân). verem.) ur. (f. (a. (f.) 1. [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir].s.) cömertlik.b. (a. (a. iş üzerinde bulunan. (f. (a.) kanadı kırık.b. şimdi. kapı önü. dik sözlü. iyice kavrama. şâyeste). (bkz: revzen). (f.s.s. yeşilliği bol olan dağ eteği. iyice kavrama. tekke. yırtık. (f. 3.b.b. muztarip. [aslı "kirlenme". . (f. oyma kapı. en aşağı kat. (f.

dersle ilgili. kına sokulmuş. s.a.a. l. gözönünde bulundurmak.b.s. acizlik. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife. dermândegân) bîçâre. arada.s. içeri. güzel eser. (f.b. 2. (f.) ders yeri.s. anlatmak. zavallılar.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul]. (f. "için ateşi". (a. kuvvet. (bkz: derûne). derk'den) çabuk anlayan. velospit. gönül yanıklığı.i.İâç. kucaklama.i.a.b. (f.s.b. kılıfta. ev içi. öğretim yılı. çıkma yazı. saman uğrusu.) ortada. anlayışlı.b. gönül derdi. (a.i.f. (a.h. ders vermeye mahsus yer.s.b. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti. (bkz: kehkeşân). kenara yazılmış olan yazı. (f.) ardı sıra. yürek. eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü. kişi. (a. 2. (f. (a.f. iç. düşkünlük.c. mükâfatını Tanrı versin! (a. 2. derûn). münafık. beceriksiz. ortaya koymak. pusu bekleyen. cami hocası. âciz. âcizler. (a. zavallı. (a. (bkz. beceriksizlik. ileri sürmek.s.) pusuda. gönül.s.) üstüne alma.b. (a. (f. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire.) derse ait.s. öne sürmek. 2. [evvelce] talebeye.) içten.) dere.i.i.) kında.f. kin besleyen. ders yılı.i. . (f. kucağa alma. kimse. (f.b.i. şehir içi.) 1. Samanyolu.zf.i. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet. (f. direktif. tenbih. düşkünler. (ibret dersi) göz açacak şey.s. dermân-de'nin c.i. sana kim akıl verdi. "öğrenci. gözönünde bulunan. beceriksizler. ışıldayan. telkin. 3. çâre.) bîçâreler.zf. gönülden.b. us payı. dâhil. takat.) bisiklete binmiş olan kimse.b. dere derre-i asman derrî. güç.). tâlîmat. (f.s. endoscope.b. [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. dürûs) 1. (f. akıl. 2. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse.i. gönülden.) 1.b.) 1. 2. kalb.s. fr. (f.) parlak. 3.) en önde.) ders okuyan. söylemek.zf. iç ve dış.) içten pazarlıklı.c.s. (f. yüklenme.) bîçarelik.i.) insanın boğaz. dersiyye Sene-i dersiyye der-uhde derûn Derd-i derûn Ateş-i derûn derûn-i hâne derûn-i dilden derûn-i şehr derûn ü bîrûn derûn-bîn derûn-dâr derûne derûnî (f.) 1. bisiklet. dürrî ders Sana kim ders verdi ders-i âm ders-i ibret ders vekâleti Der-saâdet dcrs-hân ders-hâne dersî. (f. güzel iş. sınıf. (f.der-kemîn der-kenâr derman dermân-de dermândegân dermân-degî der-miyân der-miyân etmek der-niyâm der-pey der-pîş der-pîş etmek derr Lillâhi derrühû derrâce derrâce-süvâr derrâk derre.b.

2.a.) kapı. Akdeniz. 2. (f.) küçük deniz. i.) 1. i. 4.s. göl. açık deniz. (f. Karadeniz.) 1.) dilencilik.zf. (f.) derviş ruhlu.) deniz. (f. dervişcesine.b. zarurî. (f. içebakış. 3. sertlik. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. umman denizi. hiçlik denizi. coğr. gönlü büyük. lâzım. dervâh dervâh dervâze dervâze-i gûş dervâze-i nûş dervâze-bân dervâze-hezâr-gâm derviş dervîş-i abâ-pûş dervîş-i dil-rîş dervîşân dervîş-âne dervîş-nihâd derya deryâ-yı adem deryâ-yı ahder deryâ-yı ebyaz deryâ-yı esved deryâ-yı hâmile deryâ-yı Hind deryâ-yı kulzum deryâ-yı la'l deryâ-yı nur deryâ-yı rahmet deryâ-yı Rûm deryâyı-ummân deryâb deryâ-bâr deryâ-bend deryâce deryâ-dil deryâ-feyz deryâ-keş deryâ-misâl deryâ-nevâl deryâ-neverd deryâ-nûş deryûz.) feyzi deniz gibi sonsuz. (bkz: deryâ-nûş).Âh-ı derûnî derûnî murakabe derûn-nişîn derûn-perver dervâ. (f. kabalık. dervîş'in c. gönül yapıcı. gönlü yaralı derviş. aba giymiş derviş.) bahşişi deniz gibi çok olan.) denizi andıran.b. (f. doğru.s. ayıp.b. fr.b. 6. fels.b.) 1. başaşağı asılmış. inci çıkarılan deniz. i. (f. (f. gökyüzü. coğr.b. meç. ağız.s.b.s. kale kapısı.b.i.) derviş olana yakışacak surette. yeşil deniz.s. utanma.s.b. okyanus. (f. (f-b. Hint okyanusu.) çok içki içen. (f. (f.) 1.s.) 1. himmeti büyük. muhkem. (f.i.b. (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti. semâ.s. meç. havsalası geniş. (f.i. Bahr-i ahmer. kulak deliği.) yalnız kalmayı seven. 2.) çok içki içen. (f.s. (f. meç.b. . ters. gemi yapılan veya tamir edilen yer. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. gerçek. (f. sağlam.s.) dervişler. şarap fıçjsı. fakir ve ihtiyaçlı kimse. i.s. (f. (f. (f. meç.i.a. anlayışlı.) denizde gezen.b.i.s. yokluk.b. (bkz: deryâ-keş). dolaşan.) akıllı.i. (f. meç.) bin adımda bir dikilmiş taş.s. deniz gibi. 2.) kalbideniz gibi geniş olan. (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır. şecaat. 3. 2. Şap denizi. deryûze içten.a. iyi huylu [kimse]. 5. int-rospection. şaşkın. (f-b. şehir kapısı. hayran.) muhafız. Kızıldeniz. Akdeniz.i.) deniz gibi coşan. gönülden gelen ah. (f-s.s. gardiyan. cesaret. liman. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. alçak gönüllü kimse.

(bkz: hayyât).s. Kâse-i deryûze deryûze-ger deryûze-gerân deryûze-gî derz . desîse-kârâne (a. 5. 2. dekler. Şems). kör-ince kapacığı. dessâme (a. (bkz: sâil).) yağa mensup. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat. desâis (a.) desîse edene yakışacak surette. 4. el altından yapılan iş.f. sigma kapacıkları. el altından yapılan işler. fr.) eş. (bkz.) ele alıştırılmış.) anat. lâmbda dikiş. dest ü pa el ve ayak. dest-i üstâdâne becerikli.f. valvule tricuspide.c.s. destan (f. f r. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş. desîse-kâr (a. desîse'nin c. (a.i. derz-i lâmî biy. desemiyye (a. hîleci. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. (f. dest-i dil gönül eli. oyun. aldatıcı. el.b. dest-i billur billur gibi el. tarz.i.c. oyuncu.s. fayda. 2. teskere. lambdo'ide. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta.zf.f. şehir ve kasaba. yüksek yer. başarılı el.i. başarılı el. çekişmek. hîleci. güç. zincire vurulu. istibdad'ın verdiği azap. dest-âlây (f. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. (bkz: Âftâb. desîse (a. der-zengîr (f.i. dest-i ra'şedâr titrek el. dest-i âhenîn "demir el". desâis) hîle. dikiş yivi.) dilenci. hasta. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler. yağ ile ilgili şeyler.i. valvule mitrale.) dikiş ile yiv yapan. deskere (f. destan) 1. fr.) dilenciler. dest'in c. dest-i Hakk Allah'ın eli.) 1.i.) kapakçık. dürûz) 1. bulaşık el. oyuncu. anat. Mihr. (f-b.c. kuvvet.. dessas (a.) eller. yiv. kapacık.s.s. derzen (f.b.) iğne. zafer. (bkz: dek).i. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak.) hileler. dessâmât-ı sîniyye biy. ikili kapacık. (f.i. kapakçık. valvule ilecocoecal. dessâm (a.i.i.düstûr). desem (a.s.b. galebe. 3.i. yağa benzer. desîse-bâz (a. (bkz: menend). (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. dest-âmûz (f. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat. güç.) bulaşmış. oyunlar. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak. dessâm-ı iklilî anat. o-yuncu. Hurşîd.s.) zincirde. 6. (bkz: destgâre).b. dest-i istibdâd istibdad'ın eli.). yavrudan beslenip alıştırılmış. o-yunlar. üslûp.) hîleci. kuvvet.i. desemî. fr. fr.s. valvule.b. üstünlük. menfaat. derzi (f. deryûze-ger'in c. terzi.) desîse eden.i. des (f. benzer.b. ve s. mevki.) hîle eden. dest (f.c.s. desâtîr (a. (bkz: desîse-kâr). düstûr'un c. 2. üçlü kapacık.) dilencilik.dilenci çanağı.i. düşüm) yağ.

on yapraklık altın varak defteri.s. şaşkın.i. sarkıntılık. el kavuşturmuş. 3. (bkz: imame). (f. hokkabaz.zf.b. (f.) elele.) 1. 3.s. peşin satış. meddah.s.) sapan ["dest-seng" de denilir]. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek. demet.b.s. zulmeden.i.i.) el öpmeklik.) eli bağlı.) destan okuyan. [maneviyatta da kullanılır].s. hîle. destar yapan. elden ele.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse. ücretler.i. pâdişâh sarığı.s. dubaracı. mekr. (f. sultanların sardığı bir çeşit sarık.b.i.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde.) sarık saran. ve i. insan veya hayvandan meydana gelen halka.i. Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank.) tohum gibi saçılan şeyler.) 1.s. (f. takım. sanklılar sınıfı. (f-b. s. zafer.) el öpme. s . el uzatma.beste dest-bûs dest-bûsî dest-bûy. 2 .) sank parası. Rüstem'in babasının lâkabı. iğ. el elden üstündür.i.) parmağı ağızında.b. destâr'ın c. raks. dayanak. masa örtüsü. 2.i. üstünlük. (f. (f. (f. (f. (f. (f.b.) 1.b. yağlık.i.b. (f.) hîlekâr.s.i. (bkz. tülbent. (f.b. (f. tutam. 2 .s. (f. (f. (f. (bkz. sınama. destarla ilgili.) sank.b. 3. kıssa. atik. tutacak yer. sarıklı.s.s.b. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu. (f.b.s. (f.b.i. el uzatan.b. 2.zf.) üstünlük.) ufak hediye.) 1.i. tülbentler. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir].) 1. elele tutuşup oynanılan bir oyun.) eli göğsünde. ne yapacağını şaşırmış.b. sopa.i. (f. (f.b.i. (f.b.) destâr-bend'in c.) kuvvet.) deneme. (f. (f.) eli başında.destan destân-ger destân-serâ destân-zen destâr destâr-ı hümâyûn destâr-ı şerif destâr-ı Yusûfi destârân destâr-behâ destâr-bend destâr-bendân destâr-çe destâr-hân Destârî destâr-pûş destâ-seng dest-âvîz dest-azmâ dest-bâ-dest dest-bâz dest-be-dest dest-be-dehân dest-bend dest-ber dest-ber-bâlâ-yı dest dest-ber-sîne dest-be-ser dest. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi]. (f.s. satranç.) eline çabuk. kuvvetlilik. dest-bûye dest-bürd dest-çâlâk dest-dırâz deste deste-çûb dest-efşân destek (f. b. (f-b-i-) değnek.) sank saranlar. 2 . f r. dest-be-dest). (f. (f.) mendil. incik boncuktan yapılan kol bileziği.) 1.b. dalgın. el öpme töreni. .i.b. küçükten büyüğe verilen hediye. küçük el. bahşişler. (f. (f-i.s.) elele.b. 2. 2. hikâye. (f. 2.) 1. işe hazır. 3.i. (f.b.) 1. epopee .) 1. 2.b. dâstân).b. elcik.b. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet.i. el bağlamış. sanklar.) hîleci. (f. bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak. kabza. g. (f. tezvîr.

b. dokuma âleti. armağan.) damadın geline verdiği ağırlık. 2.i. elde etmek. (f. (f.) 1.s. kol-bağı. (f. mahkeme ilâmı.b.i. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz.i. 4. (f.s. erişmek. (f. pâdişâh fermanı. kalfa. (f.s. iş. Şems). (bkz: bâzîçe). yoksul. (bkz: mehr-i muaccel). kimse olmasın.b. (f.) 1. (f.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse.) oyuncak. (f. izin verin geçelim.i.) ezme işinde kullanılan. (f.) nişanlı kız.) elerme. el ile yazılan mektup. (f.b. (f. el bıçkısı. (f.) ele geçirmek. avuç açıcılık.b.i. i. 2. . yardım.) testi ile oyun yapan hokkabaz.i. 4.i. avuç açan. 2. (f. elinden tutma. 2. yakıcı. (bkz: dest-gâh). bir işten vazgeçen. testere.s. el emeği.) bahşiş.s.i. usta.b.b.i. sermâye. kodeks. i. (bkz. (f. yedek at.m.b.).dest-endâz destere.b. g. Âftâb. ücret. i. i. (f.s.i. (f. açılın.b. töre. testi.s. 5. (f.i. tezgâh.) sapan.) l . deskere).b. mendil.i.s. (f. 2. müsâade edin.i. el bileziği. 3.) elde bulunan şey.b.i. savulun!. 5.) el atıcı. (f. (f. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren. kazanç.i. 5. zenginlik.i.a. (f.) eli dar. kuvvet ve zenginlik.b.) elinden tutan. tezgâhtar. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey. 2 .) kendi eliyle dikilen fidan.) eli yakan. 3.b. (f.b.) 1. izin. kuvvetsiz. el ile yapılan iş.) 1.b.s.) elbezi. çelimsiz.i. Güneş. 2.i. el çeken.b. (f. (f.) el yazısı.i. (f.) el işi.b. s.s.) hediye. billur veya mermerden yapılmış âlet. müsâade.b. müsâade et.) 1.) abdest.) 1.) amele başı.) zayıf. 2. yankesici.i.i.) teskere. (f.t. ayakteri.b. dindar. (f.) el açıcılık. 3. 2.b. imdada yetişen. hasta. dilenci.s.b.Mihr.b. 6.b.b. fakir.) 1. 3. [bkz. bilezik.) 1. ilâç yapma konularıyla ilgili kitap. ruhsat. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı. 4. atölye. mektubun sonuna konan imza veya tarih. (f.b. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse. Hûrşîd. (f. (f.b. 6.b.i.) el açan.b. (f. yardımcı. bir örgü motifi. [toplantıda] baş köşede oturan.s. taş ve sâire nakline yarayan tahta.) yardımcı.b. kanun. (f. (f.i.b.b. kazanç. (f. dest-erre deste-seng dest-gâh dest-gâh-dâr destgâre dest-geh dest-gîr dest-girây dest-güşâyî dest-güşâ dest-güzâr dest-güzîn dest-hatt dest-hûş destî destî-bâz destine dest-kâr dest-keş dest-lâf dest-mâl dest-mâye dest-Mûsî dest-mûze dest-müzd dest-nemâz dest-nişân dest-pâk dest-peymân dest-renc dest-res dest-res olmak dest-seng dest-sûz dest-sûze dest-şikeste dest-teng destur destûr-i edviye (f. fakir. 3.b. el uzatan. (f. (f.i.i.) pazarlık.b.

(f. (f.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller.) bozkır. el uzatma. (a.) dâireler. (f. (a. 2. dünyâ halleri. öküzödü].i. (f. dest-vâre dest-yâb dest-yâr dest-yârî dest-zen deşne deşne-i -Lârî deşne-i subh dest deşt-i fena deşt-i hayât deşt-i kebîr deşt-i Kerbelâ deşt-i Kıpçak deşt-gerd deştî deşt-neverd deşt-peymâ deşt-zâr deva' devâ-i seb'a devâ-nâ-pezîr devâ-yi misk devâ-yi müsekkin devâbb devâc devâhî devâhil devâhin devâî devâi-d-dehr devâî. balmumu. arka.s. üstünlük.) 1. yabanî. (f. kır. dâiye'nin c. (f. günlük. evde gezen. 2. vahşî.s. el bileziği.i. mürdesenk.i. İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge. hayat çölü.i.i. belediye dâireleri. güzel kokulu bir çeşit şeker helvası.) içler.i. .destûr-i riyazi destûrî desturun destvân dest-vâne dest-vâr.i.) yardımcı. yedi ilâç[üstübeç. ele benzer. ilâcı olmayan. askerî dâireler. (f. (f. edviye) 1.) bâzı kimselerce. (bkz: deşt-gerd.) musibetler. çâre. bilezik. (a. (a.) çölde. b.i.) çölde.) hançer. ilâçlara ait.b. kırda.) üste örtünecek şey.) desturla ilgili. 3.b.) hamam natın. (f. (bkz. (f. (a-s. (bkz: deşt-gerd. çoban değneği.i.i.i. iltiyâm-nâpezîr). 3.) yük ve binek hayvanları.b. (a. 2. Dinyester ile İrtiş arası geniş step.) 1. el kadar. dâhiye'nin c. fırsat. deştpeymâ). kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır.i.i dâbbe'nin c. dünyâ. fânilik ovası. ilâç. zift. (a. (f.c. (f. müzahir). Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. acı giderici. el gibi.b. (f. (bkz: dellak). devâiyye devâir devâir-i askeriyye devâir-i belediyye devâir-i devlet matematik formülü. büyük belâlar. (bkz: deşt-neverd. muavenet.i. kırda. baston.s.zf. deşt-peymâ).b. Lâr diyârına mahsus hançer.) 1. Hz.s.s.) 1.s. çöl. dâhine'nin c.) duman çıkaran bacalar. tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. 2. 2.i.t.b. felâketler. (f.b.) çölde. yatıştırıcı ilâç. çölle ilgili. 2. 2.) şifâsı imkânsız olan. (a.) yardım. yedi deva. (bkz: muîn.i. kırda. (f. evde gezen.) savaşta giyilen demir eldiven.b. devlet dâireleri. ova. dâhile'nin c. deştneverd). dâire'nin c.) 1. evde gezen.s.i. zafer. meclisin baş tarafı. tedbir.b. terementi. ovalık.) çöllük. (f. tutunma. ilâçla ilgili olan nesneler. (f. (f. yorgan.

devlet (a.i. dânik'ın c. devle (a. deverân-ı lenf biy.) koşa koşa.) 1. dâim olma.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey. hızla. devâ-nâ-pezîr (a.f. 2.) şâir dîvanları. 2.s. devende (f. deviyy (a. devâlî (a. devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet.) ilâcı. (bkz. devît (f. duvar (a. devât-dâr (a. Osmanlı imparatorluğu. koşan. devâir-i müttehidül-merâkiz geo. circulation.s. (bkz: devât).devâir-i husûsiyye özel dâireler. gürültüler.) dev gibi. lenf (akkan) dolaşımı. seğirten.c. sebat. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları. sürekli olan devlet. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı.) anlaşılmayan.) 1. devânikî (a. sürme. deverân-ı dem biy. dolanma. Osmanlı imparatorluğu. koşarak.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli. fr.i. (bkz.) gezen. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar.) hek.i.i. devâlîb (a. 3.) mat.s.i. büyük dolaşım.zf. Esb-i devan koşucu.dîvân'ın c. (bkz: devît). deveranı (a. rotatoire. 2. düzen dolapları.b.i. dolâb). hızlı yürüyen.) divit. (bkz. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. devlet-i âl-i Osman tar. hızlı giden at. dönel. dolâb'ın c. divitdâr. bir dirhemin dörtte birleri. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk. . devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. çâre bulan. devânik (a.) divit. bir işe. baş dönmesi hastalığı. deverân-ı kebîr biy. hızla.i. yazı takımlarına bakan kimse. devlet-i müebbed). 2. düvel) 1.b.b.s. çâresi olmayan.s. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. yazıcı. devlet-i ebed saltanatı ebedî. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. deveran (a. s. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim.i. devha (a. kan dolaşımı. (bkz: dîvân2).) büyük.) ilâç tertibeden.f.) dönüp dolaşma.). devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet. ulu ağaç. varice. devlet-i aliyye-i Osmâniyye). patırtılar. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet.i. bir me'-mûriyete gidip gelme.s.) hek. fr. fr.f. z f.i. damar hastalığı. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler.i. dev-âsâ (f.s.) 1. devâ-sâz (a.) 1.s. devât (a. devan devan (f. devam (a. mangırlar. devâir-i uruz coğr . bir halde bulunma. devâvîn (a-i. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz. devâr. sür'atle. dönüp dolaşan. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları. nerden geldiği belli olmayan sesler. devan (f. devâir-i mütevâziye geo.

fr. (a. fr. büyüklük ve iyi talih. vezirlere.) mevki ve zenginlik düşkünü. (a. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı]. mutluluk günleri. (a. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır.) refah içinde. 2. 7 zamanlı ve 5 darblıdır.s. minyatür v. muz. şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan.i. (bkz.s. talih. hükümdar. sarayın kızlar ağasına verilen unvan. dönüp dolaşma.b.s.). Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli. mevki.f. dünyâ seyahati. .devlet-i müebbed devlet-i şehâdet devlet ü ikbâl devlet ü ikbâl ile devlet-âbâdî devlet-hâh devlet-hâne devlet-iktirân devletli. şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır. (a. 3. dün yâya gelme. mant. müşirlere. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür. mutlu. bir şeyin etrafını dolaşma.i.b.b.i. muz. tas.]. biri. cercle vicieux. aktarma. kut.f. kader.c.b. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi. folie carculaire. 7. ululuk.) g. edvar) 1. mutluluk. (a.b. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer. çağ. 4. devletli). zaman.f.s.b. 3 baht. (a. belâ günleri.f.-lü devletli! inâyetlü devletlü necâbetlü devletlü re'fetlü devletlü semâhatli devletlü siyâdetlü devletlü utûfetlü devlet-meâb devlet-medâr devlet-mend devlet-yâb devr devr ü teslim devr-i âlem devr-i bâtıl devr-i cünûn devr-i dâim devr-i devlet devr-i dil-ârâ devr-i ebvâb devr-i esatir devr-i felek devr-i gusmâ devr-i gül devr-i hindî devr-i ikbâl devr-i inhitat (bkz: devlet-i ebed). kapı kapı gezip dolaşma.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. [tezhip.) [eskiden] refah.]. zenginlik.s. dünyâ gezisi. devlet zamanı. refah içinde. 2. mitoloji çağı. durmadan. şehitlik devleti. dönme. nakil. baştan sonuna kadar okuma. 8. gönlü hoş eden devir. gerileme dönemi.b. [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. güle güle. durmamacasına dönüp dolaşma. büyük rütbe.t. fels. kısırdöngü. Bu makamın 7/8. 5. saadet ve nîmet sahibi.b. konak. pâdişâh damatlarına verilen unvan. (a. Mekke şerifine verilen unvan. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri. musibet. Türk müziğinin küçük usullerindendir. zaman.) devletin. talih. bir şeyi başkasına teslim etme. en hoş zaman.b.b. büyük saadet. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan. gül mevsimi. 4. hat. 6. saadet nöbeti. döner delilik. tar.) ev. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti. (a.i. mutlu. 9. birini uğurlama sözü. (bkz: devlet-yâb). (a. (bkz: devlet-iktirân). s.f.

pâdişâh devri. Türk müziğinin küçük usullerindendir. ilâhiler.) l. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. bir önceki hükümet. bir şeyin fırdolayı etrafı. ay devri. devir ile. devrân ile ilgili. 2. 14 zamanlı ve 6 darblıdır. hastalığın ilerleme dönemi. fiz. 2. kısa devre. Peygamber'in devri). tar. (a-i-) dünyâ. lâle mevsimi. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. II. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi.s. Muhammed'in yaşadığı Çağ.s. tevşîh. 3. eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan. felek. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. vent periodique.f. dünyâ. 3. Türk müziğinin büyük usullerindendir. 3. z f.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. muz. terakki. kader. * dönem. eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. tevşîhler. âhır zaman (Hz. 2. bir ay içinde ayın dolaşması. yıl dönümü.devr-i isnâ-aşerî devr-i istibdâd devr-i kamer devr-i kamerî devr-i kebîr devr-i lâle devr-i mihnet devr-i râbi' devr-i revân devrî rüzgâr devr-i saadet devr-i sabık devr-i saltanat devr-i tefrih devr-i terakki devr-i tezâyüd devr-i turan devr-i Veledi devr devrân devre devre-i âliye devre-i arşiyye devre-i ferşiyye devre-i ibtidâiyye devre-i kasire devre-i mutavassıta devren devr-hân devrî. kuluçka devri. karatavuk. (a. geçmiş dersleri hatırlama.i. lâle devri. devir. muz. Hz. eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. Türk müziğinin küçük usullerindendir.) devrederek. şarap kadehi. Bu usul ile âyîn-i şerifler. talih. (a. devrât) 1. dönemli yel. peşrevler ölçülmüştür. (a. (a. kavs-i urûc.c. fr.i. besteler. ilerleme dönemi. kenarı. geceleri dolaşan kol takımı.b. dönme. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür.i. şarkılar. devriyye Sene-i devriyye devriyye on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri.) 1. devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları. [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan. (a. muz.zf. kârlar. dönüş. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında . [Bektaşi tâbirlerindendir]. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur]. 2. hek. bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir.) 1. b i y. gezici karakol. (f. Bu usul ile kâr. Türkü. devir suretiyle. mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. zaman zaman. casus. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. zaman. coğr. bülbül. hafiye.

devriyye mevleviyyeti devvâr Çerh-i devvâr Felek-i devvâr devvâre dey deyâcîr deybâdîn Deyâlime deybâvend deybâzer deycûr Şeb-i deycûr deyden. bu dünyâ.s. (a. 2. (a. kilise.b. çok dönen. devr'den) devreden. deydene deydene-i dîrîne dey-mâh deymûmet deyn deyn-i gayr-i sahîh deyn-i hâl deyn-i lâzım-ı sahîh deyr deyr-i Abdurrahmân deyr-i kunna deyr-i kurrâ' deyr-i mihnet deyr-i mugan deyr-i mürrân deyr-i semân deyr-i teng deyr-ül-âkul deyr-ül-aver deyr-ül-bahrî deyr-ül-Caslîk deyr-ül-cemâcim istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan. i.i.i. ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı. Kûfe'ye 42 km. Güneş yılının onuncu ayı. (dar kilise) meç.c. (a. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek. (bkz. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8. (a. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. 3.) 1. Irak'da Küfe yakınında bir yer.) kış ayı. Cenâbıhak. deylem'in c. Dünyâ. (a. .) Tehmûres'in lâkabı. düyûnât) borç. i. meç.) dâimlik. meyhane. duyûn.i.i. (bkz. hüzünlü. edyâr) 1.h. (a. süregelme. 2. (a.s. huk. ve onu idareye me'mur sayılan melek. Bağdat'ın 90 km. Irak'ta Kûfe'ye 42 km.h. Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi. Irak'ta Bağdat'ın 55 km. mecusî mabedi. usul âdet. [bu] dünyâ. insanlık âlemi. tasalı dünyâ. huk.) karanlıklar. kış. uzaklıkta bulunan bir manastır. (f. eski usul. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç.i.i. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır. Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır.) 1. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır.) pergel denilen geometri âleti. âdet. manastır. (f. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç.i. 2. 3. şitâ). Dünyâ. (f. devam.i.) deylemliler. Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı.i. bir melek adı. deycûr'un c.c. her Güneş ayının 23 üncü günü. Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. gelenek. huk. meyhane. karanlık gece. Fırat'ın batısındaki bir manastır. deyâcîr) çok karanlık. uzaklıkta. (f. 3.h. zulmet).c. Güneş aylannın sekizinci günü. zalâm. (a.i.

) uzun.i. 2. (f. (a.i. (a.s. arete. Eskikale köyünde bir manastır. (f. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği.i.) azı dişine ait.i.c. dırâ'. duru') cenkte.i. diâmet yukarı Mısır'da M.f.) ince ağrı.h.) bot.) gülme.) uzunluk.b. kırıntısı. kırbaç.i. ileri gelen. bir fert. anat.s. daraka'nın c.b. mat. .' (a.i.) manastır. geo. cevşen). (bkz. (a. gazanfer. adla') 1. şirden denilen bağırsak. dırsıyye dıyyık Mekân-ı dıyyık dî dî ve ferda diâm. payanda.i. (bkz: zıbâbiyye).i.c.c. (a. (bkz:çağz) (a.) zool. deyr'den) manastıra mensup. Tanrı. Nil'in batı yakasında.i. darâgım) arslan. (a.) iri.s.) 1. kurumsak. Mardin ilinin güneydoğusunda.).b. el uzatan. (a. güldüren. (a.c.f. (f. ("ga" uzun okunur. (a. biri.) el uzunluğu.c. (f. savaşta giyilen zırh. (a.i.s. (a.i. (a.i. manastır adamı.i. Dimişki). defâdı') kurbağa. XII. (a. (f. tura. binaya vurulan direk. hâkim. dünkü gün. (a. Teb'de bir yer. anat.) insanın güleceğini getiren. (a. kurbağagiller. (bkz. (bkz. manastır ile ilgili. fr. kenar.s. derâre).s. dikkenar. (a. güldürücü (a. (bkz: diraht). dün ve yarın. kaburga kemiği. (bkz. erime hastalığı.deyr-ül-gebrevî deyr-ül-Kamer deyr-ül-Medîne deyr-üz-zaferân deyr-üz-zûr deyrânî deyr-hâne deyrî deyyân deyyâr deyyus dıbâbiyye dıbkıyye dıfda' dıfdaiyye Dıhâm dıhk dıhk-âver dıkak dıbk dıkk dıl' dıl'-ı kaim dıl'-ı kâzib dıl'-ı mücessem dıl'-ı sahîh Dımışk Dımışki dır' dıraht dırâk dırâz dırâz-dest dırâz-gûş dırâzî dırgam dırgame dırra dırs dırsî. tavşan.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse. (a.i.i. dahm'ın c.s.i. (a. (a. şîr).b. haydar. Lübnan'da bir kasaba. Suriye'de bir şehir. (a. ökseotugiller. bir kimse.) ökse. destek. baş.) kulağı uzun.i.) deriden yapılmış kalkanlar.Ö. (a.) pek dar.) dün. adrâs) azı dişi.i.i. her şeyin ufalmışı.) arslan. azı dişi ile ilgili.i. [aslı "derâz" dır].) Şam.).s. (f. kalın olan şeyler.) mükâfatlandıran veya cezalandıran.i. a. incesi. kilise. yüzyıldan kalma kral mezarları. 2 .i.s. (a.) manastırla ilgili. anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği.) zool. ayrıt. (a. s. (a. 1. geo. (bkz: tâziyâne).) 1. 2. esed. pek dar yer.) 1. (a. 2.c. manastır sahibi. 2.s.

c. göz.b. gözcü.s.i. -dîde'nin c. g.b. (bkz: decâce. görüş kuvveti. kara göz. s. (bkz: mukaddeme).) gözüne uyku girmeyen. (f. gözcüler. (f. dücâce). frenk canfesi. çehre.) ufak solucanlar. (f.) gözcünün bulunduğu yer. gözcü.) dîde-bân'ın c. (f. [evvelce] gümrük kolcuları. sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli. dîde-gân) 1.s. (f. debâbîc) 1. sevgilinin yüzü. açık. (bkz: çeşm-i siyah). 2.) gözetici. .) göz aydınlatan. gözün nuru. kanlı yaş döken. Şems). görme. Güneş. 2. dîde-gân) görmüş. doğruyu. bağırsak kurtlan.b. (f.) ipekli kumaş dokuyan.i. süslü bir ipekli kumaş. (a.i.c. yedi gezegen. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. çeşm). kolcular.) l.b.i.b. Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş." (f. 2. dûd'un c. (f.i. 3. (a. 5. kurtçağızlar. ağlayan göz.) sepicilik. (f.c. mahmur (bakışlı) göz.i. 2. zool.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş. kan ağlayan. dallı. yaşlı göz.s. (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek.b. (f.yüz. lütuf görmüşler. canfes. astr. nöbetçi. gözleyiciler. gözucu. meç. [evvelce] gümrük kolcusu. gözbebeği.i.) görmüşler. bekçiler. Zühal (Satürn) gezegeni. (horoz gözü) meç. (bkz: ayn. 2.s.) başlangıç. zarar görmüş. çiçekli bir çeşit ipek kumaş. kadın adı. görüşme. gören göz. kolcu. lütuf görmüş. şeritler.s. (f.s.i. (f. gözcü.) "gözü yolda" bekleyen. gözleyici. bir yazı sitili. hürriyetin güzel yüzü. 4. dücâc). nöbetçiler.) 1. görülmüş. kan saçan göz. 2) bir çeşit üzüm. dücüc) tavuk. (a.c. dücüc) bkz: decâc. (bkz: dîde-bân). 3.b. (a.c.dîbâ dîbâ-yi frenk dîbâ-yi Hindi dîbâ-yi münakkaş dîbâ-bâf dîbâc dibace dibâgat dicâc dicâce dîdân dîdân-ı em'a dîdân-ı haytiyye dîdân-ı şerîtiyye dîdâr dîdâr-ı hürriyyet dîdâr-ı pak dîdâr-ı yâr dîde Nûr-i dîde dîde-i bînâ dîde-i gâv dîde-i giryân dîde-i hakk-bîn dîde-i hûn-bâr dîde-i hurûs dîde-i mahmur dîde-i siyah -dîde Lûtuf-dîde Zarar-dî-de dîde-bân dîde-bân-ân dîdebân-ân-ı âlem dîdebân-ân-ı çihârüm dîde-bân-ı felek dîde-be-râh dîde-bî-dâr dîde-dâr dîde-fürûz dîde-gâh -dîde-gân Lûtuf-dîde-gân (f. dîbâ. (bkz: Aftâb. kırmızı şarap. şeritler. temiz yüz.s. bekçi. göz. i. (a. meydanda. gezegenler.i. önsöz. Mihr. 4.) 1. Hûrşid. s. (a.i. canfes kumaş. doğruluğu gören göz.i.b.i.

) çatal ibikli horoz. (a.) dakiklik. (bkz.*j dihât oUj dih-çe dih-dâr dih-gân dih-hüdâ dihî dîhîm Dihistân di his dihkan dihkanî dihlîz dîk dîk-i ebyâz dîk-ül-arş dîk dîk-ı nefes dikak dîk-efrak dikkat dikkat-i nazar dil dil-i âvâre (f.). (f. (f. (bkz: dihhudâ). (f. (f.) diğer. (a.) çömlek. dakik'in c. kalb. (f.b. (a. Cennet'te bir kuş.s. (f.i. . 2.i.i. (f. 2.s. (bkz: dîh).dîdeler-rûşen dîde-nümâ dîde-pûş dîde-rübâ dîde-ver dîg dîg-i cûşân dîg-i sevda diğer. verici. başka zaman. a.) köye mensup. (f. öteki. (a.i.) 1. incelik. a.) veren.i.) rençberlik.) göz alıcı.i. (f. köy. (a.i. tıknefes. s. bozuk. veriş. taşkın.b.) bir kimsenin sevincini.i.zf.) köy ağası.i. fr.) incelenmiş.i.) köy ağası. aşk tenceresi. "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek.s. (f. köy ağası. (bkz: dihkan). (dühn'ün c.) başka defa.b.i. başkaları için yaşayan kimse.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan. ehemmiyet verme.c.i. toprak tencere. (f.b.b. (f. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. çiftçi. köylü.i. muhabbet kazanı. dih-dâr). 2. dehlîz). (bkz.) 1. (f. rahatlık veren.s. (a.s. (f.i. (f.h.) dar olma.) taç.b.i. ekinci.) başka gün.t. ufalmışlar.s. (f. göze benzeyen.s. (f. utandırıcı. 2. edyâk) horoz. doğruluk. köylü. dihât) 1. (f. kırmızı sahtiyan.i. [aslı Farsça "dih-gân" dır].) 1.) sürünülecek yağlar.) köy.b. (f-b. (f. dîger dîger.i.) köyler. gönül. meç. ince eleme. efser.s. başkalaşmış. yürek.) verme. serseri gönül. ikîîl). bâr dîger-bin dîger-gûn dîger-kâm dîger-rûz dih -dih Ârâm-dih Haclet-dih dîh dihân . diyeke. (f. ince arama. f.) göz gibi. (f. ("ka" uzun okunur. çiftçi. köylülük.s.) 1. darlık. taşmış.b. karye.b.) "gözü kapayan" rüşvet.i.) iyi gören.b. g.i.) Esterâbâd denilen kasaba.c.s.) başkalarını düşünen. utanç verici. nefes darlığı. küçük köy. başka. atiyye).s. bakış inceliği. (f. dîh'in c. ihsan.b. taşan tencere. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek. karye. bağışlama. (bkz: dahîm.i. 2. (f. ("ka" uzun okunur. ölmüş. köylü.) 1. değişmiş.b.b. çiftçilik.) köylü. köy kâhyası. [bkz: dîger-bîn). işten anlar. dâhim. (bkz.s. altruiste. ("ka" uzun okunur.i.

bs. dil-âver'in c. kalbi uyanık.s.b. (f. gönül ve ruh. 2. kalp kıran. gamlı gönül. yüz parça. gönül çeken. orta.s.s. kadın adı. 2. deli gönül.b. (f. (f. muz. toprağın aln. gönlü alıp götüren. gönlü dinlendiren.s.b. (f. dil-berân) 1. (f. yan. inleyen gönül. yüreği sıkan.) gönülden vurgun olan.) gönlü incinmiş. 3. yanık.) dilberlik. kız adı. (f. (f. nokta. i.) dilbere. (f.) gönlü rahatlandıran.b.) gönül inciten. dertli gönül. güzeller. kederli gönül. (f. dilber'in c. sevdalı gönül. (f. 2. gönüle asılan. gönlü rahat. yaralı gönül.b.s.s. cazip. tek parçadan yapılı gönül.b. 2.dil-i bî-karâr dil-i bî-mâr dil-i dîvâne dil-i inhâr dil-i hâk dil-i mecruh dil-i nâlân dil-i nâ-mihribân dil-i nâ-şâd dil-i pak dil-i pare pare dil-i pür-âteş dil-i sâd-pâre dil-i sengîn dil-i sevdâ-nihâd dil-i sevdâ-nişân dil-i sûzân dil-i şeydâ dil-i vîrân dil-i yek-vücûd dil-i zar.s. gönül kapan.) 1. kederli. i. (f. temiz gönül.b.i.s. avutan.b.s. ateşli gönül.) dilberler.) yiğitler. 2.b.) 1. yürekli. gönül okşayan. hasta gönül. ağıl. erkek adı. yıkık. (f. güzele. yiğit. ateşli gönül. (f.zf. gönül alan. deli gönül. (f.) gönül eğlendiren.s. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. kalbi meftun eden [güzel]. gönüle sıkıntı veren. (f. zavallı gönül. 3. göze hoş görünen. güzel. parça parça. . denizin ortası. gönülü karıştıran. hatır kıran.b.s. kalb.b. (f. gece yansı. akıllı. güzel söz söyleyen.s. 2. kalbi kırık. i. yürekliler. (f.s.) gönül anlar. zavallı gönül. paramparça olmuş gönül. taş yürekli. harap gönül. dil-i nizâr dil-i zinde dil ü can dil-i zar dil-i derya dil-i şeb dîl dil-âgâh dil-ârâ.c.) gönlü rahat. güzellik. sevgiliye yakışır surette.) 1. 2.i. mezar.b. sevdalı gönül. paramparça olmuş gönül.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. merhametsiz yürek. merhametsiz.s. i. dil-ârûm dil-âsâ dil-âsûde dil-âşûb dil-âşüfte dil-âver dil-âverân dil-âvîz dil-âzâd dil-âzâr dil-âzürde dil-bâz dil-bend dil-ber dil-berân bil-berâne dil-berî kararsız gönül. bilgin. güzel. (f. ırmakların gönlü.s. (f.b.) gönül bağlayan.c.s.) 1. diri ve uyanık gönül.b. mandıra. meftun olan. gönül.b.b. muz. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. dilâverân) 1.

birinin gönlünü almış.b. (bkz: dil).s.i.) 1. Bu makam. 2.b. (bkz: dil-dâde). (f.b. (f. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir.s. 2. (bkz: dil-fürûz).s.b. 2. yüreği ölü.s.s.s. (f.) 1. (f.) inilti.zf.). (f. muz.) gönlü ferah. muz.i.) gönül aydınlatan.) içi kan ağlayan.) yiğitcesine. (f. (f.b.s. inleyenler. (f. (f.s.c. tırmalayan.) gönül tutan. âşık.s. kırgın. sıkıntı.b.b. cesurlar. 2. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır. sevgili.b.s. (f.s. gönüle ferahlık veren. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil.b. (f.) gönül arayan. (f.b. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır.i. i. (f.s. yüreği rahat. (f.b.s.s.b. 2.) gönlü kızmış. i.) !. gönül dileği. (f. (f. muz. (f.) 1.) yürekliler.) muz. âşık. gönül vermiş. iç a-çan.b.s.i.b. gönül çeken. (f. muz.b. (f. âşık. (f. (f. (f.) gönlü yıkılmış.) iç açıcı.s.s. ıztırap çekenler. (f.s. (f.) gönlü ölmüş. (f.b. mertce-sine. kırılmış. (f.b. hasta gönüllü.) 1. kalbe ferahlık veren. mertlik.b. kalbe sıkıntı veren. gönül sahibi. (bkz: mecrûh-ül-fuâd). (f. alımlı. yüreği sevinçli.i. (f.b. mızraklı yiğitler.b.s.) gönlü hoş.) gönlü geniş.i.) gönlü şen.b. (f.) 1. (bkz: dil-beste). (f. inleyiciler. yiğitler. 2. (bkz: cân-hırâş). Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan.b.b.) yürek eriten.) heyecanlı.) 1.) gönül delen. ve i.s. yiğit. yüreği rahat. (f. gücenik.) gönül bağlamış.b. (bkz: dil-efrûz). gönül. dilîr'in c. sevinçli.b.) gönül isteği. âşık. (f. gönül açan.b. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur.) gönlü yaralı olan. dilîrân) yürekli.b. öfkelenmiş.b.) gönül aldatan. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam. gönüle eziyet veren. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. cesur. dil-figâr dil-efrûz dil-efzâ dil-ferâh dil-figâr dil-firîb dil-fürûz dil-germ dil-gîr dil-güdâz dil-güşâ dil-güşâde dil-güşte dil-hâh dil-harâb dil-hâste dil-haste dil-hırâş dil-hûn dil-hurrem dil-hûş dilîr dilîrân dilîrân-ı nîzedâr dilîr-âne dilîrî dil-keş dilkeş-hâverân (f. yüreklilik. cazibeli. dil-hâh).hüseynî ve ikinci .) gönlü yaralı.s.s. (f-b.s.s. gönül çekici. kalbe batan.s.s. (f.b.s. (f.s.s. ıstırap.b.) yürek parçalayan.) gönlü hasta.a. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam. (bkz.dil-beste dil-cû[y] dil-çâlâk dil-dâde dil-dâr dildil dildil-künân dil-dûz dil-düzd dile dil-efgâr.) gönül çalan. sevindiren.) yiğitlik. (f. 2. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].s.c.

) 1. gönlü ölmüş.) gönül okşayan.b. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. 2. (f. (bkz: dil-teng).s. (f.s. her şeyden elini eteğini çekmiş.) gönüle hoş gelen. [aslı "dil-nevâz" dır].dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür.s. (f.s. (f. vuran. (f.b.) gönlü zedeleyen. si için küçük mücenneb bemolü ve do için bakıyye diyezi ilâve olunur.) gönlü hoş. (f. (f.b.s.i. sıkıntılı.s. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.b. b.) yürek delen. Bu makam. (f.b. hüzünlü. vurgun. âşık.s. (f. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır.b.) yüreği yanık.b. (f.b.dil-keşîde dil-kûb dil-küşte dil-nıürde dil-nişîn dil-nüvâz dil-nüvâzâne dil-pesend. kendine meftun eden. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.b.s. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır.b.b.) gönlü açılmış. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak.b. Umumiyetle inicidir.b. (f. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. A.b.) gönül okşar-casına. duygusuz. i. muz. i. kederli. (bkz: dil-zede). muz. kederli.) gönlünü kaptırmış. gönlün beğendiği. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir.) gönül alan ve zapteden güzel.b.b.b. dil-pezîr dil-rîş Dervîş-i dil-rîş dil-rübâ dil-rübûde dil-sâz dil-sîr dil-sitân dil-siyâh dil-sûhte dil-sûz dil-şâd i dil-şikâf dil-şikâr dil-şiken dil-şikeste dil-şüde dil-şüküfte dil-teng derecede -hüseynî'nin durağı olan. (f. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh.b.) kalbi. (f. Güçlüler. (f. âşık. 2. kınk gönüllü.).s.s. dertli.) gözü gönlü tok. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup.) yüreği yaralı. (f. 2. gönül yakan. gönül okşayana yaraşır yolda. gönül kapan.s.s. yürek yakıcı. hoş lâtif.) gönül yapan.) gönül kinci. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere. (f. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.).s. sevinmiş. (f. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur. (f.) gönlü kırık.s. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır.b.s. (bkz. gönlü yaralı derviş. (f. dokunaklı.) gönlü ölmüş.) gönül avlayan. (f. gönül alan. (f.s.s. çok acıklı. gönülde yer tutan. dil-sûhte).) yüreği dar. A. (f. tahminen iki asırlık bir makamdır. (f.b.s.s.s.s. i.) 1.) 1.s. (f. .b.b.s. muz. (f.i.) muz. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî.) gönlü kara. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan.b.b.) gönlü gitmiş.

(a. Şam'a ait. [aslı "durahşân" dır].i. 2.) 1. dimağa mensup. şuur. 2. (a.f.) dîni kıracak. minyatür v.b.f. (a.) helak.) iç sıkıntısı. pek istekli. s. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası. (h.) kanlar.s. edmiga) 1.) vurgun. parlak. çoktan. beyincik. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup. (bkz: dil-rübûde).) dince. 2.) nur.i.i. uzak.) anat. mahv.s. din bakımından.b. (a. (a. (a.zf.i.i. (f.b.f. dîne zarar verecek surette.f.f. mürâî). 2. (a. fikrî.c.i. (a. (din bilgileri) din dersleri.c.) 1.f.h.i. (bkz: huş). daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur.s.b. [tezhip.b.) gönlü ditilmiş. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. dîne karşı koyan. .f. dimâgiyye dimâr dimen ı Dimişk Dimişki Dimne dimne dîn dîn dînâr dîn-dâr dîn-dârâne dîn-dârî dînen dîn-fürûş dînî. yüz. (a. dem'in c.i.) 1.) dinle ilgili olan. gönül darlığı. (a. parıltı. âşık. dimen) süprüntülük.b. parlayan. (a. 3. kan dökücülük.fz. (f. (a. canlanmış. (bkz.i.b.b.c. ışık.dil-tengî dil-teşne dil-zede dil-zinde dîm dimâ Sefk-i dinin' dimağ dimağ-çe dimâgî. çehre. zihnî.) yanak.) Şam.i. (f. geç ve çabuk. güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt. (bkz: mağz). bir Fransız frangına denk olan sırp parası. (a. bilgin.b.) dîni kıran. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya.s. dîne destek olan. dimağ ile ilgili. (a. dîne destek olan pâdişâh. dîniyye Ulûm-i dîniyye Akaid-i dîniyye dîn-penâh Pâdişâh-ı dîn-penâh dîn-perver dîn-şiken dîn-şikenâne Akvâl-i dîn--şikenâne dîr dîr ü dırâz dîr ü zud dirahş dirahşân Mîr-i dirahşân (f. uzun müddet.s.) parlak.b.].) gönlü susamış.s.) 1. (bkz: Şâmî).) dindarlık. (din inanışları) din dersleri. dîni arkalayan.) iki yüzlü. (a. her Güneş ayının 24 üncü günü.i. 2.s.) dîne hizmet ve yardım eden. uzun uzadıya.) süprüntülükler. (a.i.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse.i.s. parlayan Güneş.s.s. dimne'nin c.f. dîni koruyan. (a.i. (a. denânîr) 1. (f.) dîni koruyan. (f. eski.b.b. (a. (f.s.) çakal adı.c. (a. (f. dîne zararlı olacak şekilde sözler. beyin. (a.zf.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde.i. (f.zf. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma. geç. Şam'la ilgili. hat.s. (bkz: dür). akıl.f. i. ziya. 2.

bilgili.i. (f.) ağaçlar.dâr'ın c.s. önleme.) evler.i.b. gümüş ve altın para. gümüş para. (f. onaln kırattan ibaret dirhem.i.s.) sarraf.) dirâyet-lilikle.) 1. (f.s. gümüş para. 2. halk arasında alınıp verilen dirhem.c. (f.i. ışıklı.zf.i. parıldayan. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem. bozuk. bilgili. para basılan yer.b. yemiş veren. dîrîne Âyîn-i dîrîn (f.f.b.i. (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak]. diş.i.) . orakçı. (a. kavrayışlı.) dirayetli. (a. diyer).f.) ekin biçen. (a. eyvahlar olsun! eski kadîm. (a. dirâyetkâr olana yakışır yolda.f.b. hasat.s. zekî.) parlaklık. yemişli ağaç. nurlu.) uzun.s. bilgi. 3. ("ga" uzun okunur. (a-i. derâhim) 1.s. gecikme. akça. şerîata göre.) darphâne. üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç.) ağaç. (f. (a. 70 tane arpanın ağırlığı.b.b. 2. 2. diyette. aman. ondört kırattan ibaret dirhem.b.) dirayetli bir şekilde. eyvah.i.) bayrak. (bkz: aram). para. istirahat.i. ve zf. (a. 3. sancak. parlaklık.) zekâ. (f.) ekin biçme.s.i. (f.) 1.) zekî.f. (bkz: seçer). (bkz. karışık dirhem.b. (f. yazık.s.) ağaçlık yer.i.i. Meryem'in altında oturduğu ağaç. f. esirgeme. ah. (f. gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun.zf. başka mâdenlerden oluşmuş. (bkz: dirâyet-mendâne). parıl-dayıcılık.t. (f. [zekâtta . parlayan inci.) yazık. men'etme.) bekleme.) para ile alınmış. (f. (bkz: dirâyet-kârâne). mehirde. orta boyda olan. (f. eski okkanın dörtyüzde biri. kavrayışlı. (f. bilgili.i. parıldayan.) ışıldayan. 1. 2. (a. karışık olmayan dirhem [gümüş para].) dirayetli.) ışıldayan.dirahşânî dirahşende dirahşendegî diraht diraht-i Meryem diraht-i meyve-dâr diraht-ı Vakvak dirahtân dirahtistân dîrân dirayet dirâyet-kâr dirâyet-kârâne dirayetli dirâyet-mend dirâyet-mendâne dîr-bâz direfş direfş-i Gâvyânî direfşân Dürr-i direfşân direm-güzîn direm direm-hırîde direm-serâ direng direv direv-ger dirhem dirhem-i ceyyid dirhem-i hâlis dirhem-i mağşuş dirhem-i örfî dirhem-i rayiç dirhem-i şer'î dirhem-i züyûf dirhem ü dinar dirîg dirîga dîrîn. tutma.zf. dirhem. (f. [aslı "durahşânî" dir]. kavrayış. . kavrayışlı. (f. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir]. saf gümüşten ibaret olup. (bkz: durahşân). eski töre. diraht'ın c.i. e. (f. uzun müddet. 3. bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke.

3. sadrâzam.i. (a.i.b. (a. Askerî Yargıtay. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi]. 2.i.i. yatak çarşafı. (f. harp dîvânı.b. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur]. *yargıtay.i) huk.i.) delicesine hareket eden.f. (a. kapak. kazaskerler. üste giyilen kaftan. 2.s. bolluk mânâsını verir.hâne eski kul.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur. dev. şeyhülislâm.f. (bkz: Şems-ül--Hakayık). .b. kişi.s.i. elbise.b. devâvîn) 1. demir gövdeli dev. anat.) huk. yüce divan. düşür) 1.f. (f. (a. çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. (a. (dîv'in c.) deli. 2. Fuzûlî'nin dîvânı. Hâkanî'nin dîvânı.i.b.i. (a. (a.) şahıs.c. mantar gibi şeyler. şeytan. şişe kapağı.i. (bkz: dîvân kâtibi).Bende-i dîrîne dîrûz disâm -disâr Merhamet-disâr disâr dîse dî-şeb dîv-i âhenîn-beden dîvân dîvân ö dîvân-ı ahkânı-ı adliyye dîvân-ı âm dîvân-ı âlî dîvân-ı deâvî nezâreti dîvân-ı harb dîvân-ı harb-i örfî dîvân-ı hâss dîvân-ı haysiyyet dîvân-ı hümâyun dîvân-ı riyaset dîvân-ı temyîz-i askerî dîvân-ı ilâhî dîvân-ı Fuzûlî dîvân-ı Hakanı dîvân-ı kebîr dîvân-çe dîvâne dîvân efendisi dîvâne-gî dîvâne-res dîvâne-rev dîvâne. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru. alık. pâdişâhın başkanlık ettiği meclis.) geniş sofa salon. budala. [bu mecliste. (a. başkanlık kurulu. büyük meclis. (a.) divanelik.c. (a. çok merhametli.) küçük şiir mecmuası.i. (f. kapacık.) 1.) delicesine hareket eden. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua.) dün. (f.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu.) eklendiği kelimeye çokluk. delilik. (f. askerî mahkeme.) devler.b.i.) 1.s. âhiretteki hesap günü. (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri.s.t. (f. 2. (f. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi. çılgın. sıkıyönetim mahkemesi. halkın katıldığı meclis. onur *kurulu. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu]. cin.i.b.b.

(f. (f. devâlîb) 1. 4.) duvarcı.b. korkunç tabiatlı. ülke. (f. . (bkz: edyâk).i.) renk. muhasebat dîvânı. 3.) ev sahibi.s.b. dek. (f. dîvâniyye Hatt-ı dîvânî Menâsib-i dîvâniyye Dîvânü Lûgat-it-Türk dîvâr dîvâr-ger dîv-âsâ dîv-bâd dîv-beçe dîv-bend dîv-câme dîv-çe dîve dîvek dîver dîv-gîr dîvî dîv-lâh dîv-sâz diyanet diyânet-kâr diyânî diyar diyar.b. Osmanlı ülkesi.i.) diyanetle ilgili. Mahmûd [Kâşgarlı-J ). 4.i. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir. (a. (f.i. (f.i. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. (f. yabancı haneler.) dev yavrusu. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir. (a. (a.s.s.i. 5. özlenen ülke.) 1. (f.) diyetler. devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol. (a. cinci.i. kötü. (f. (a.i.) dev gibi.i. sur.i. (bkz: levn).i.i.i.h. (a.b. (bkz: mecenne). 2 . kadın tuzluğu denilen nebat (bitki). şiddetli rüzgâr. (a. (f.f.dîvân-ı muhasebat dîvân kâtibi dîvânî.i.) kale muhafızı. dîk'in c. (a.) 1. (a. ağaç kurdu.) kale. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark.s. delilik.b. (a. (f. memleket. dîvan kalemin deki me'murluklar. cinnet.) 1. 2.) deve ait. [Farsçası "dûlâb"dır].b.ahar diyar-ı gurbet diyar-ı küfr diyar-ı Rûm diyar-ı tahassür diyât diyeke diyer diyet diyet-i kâmile diyet-i mugailâza dîz. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz. (a.) l. s. 2. özlem diyarı.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi. bot.i. din. islâm ülkelerinden gayri yerler. güve. [bu neviler bint-i mehad. güve.) evler.) dîvâna ait. kasırga. dîze diz diz-dâr dolâb Sayıştay. evler. diyât) kan bahası. dâr'ın c.) 1.i. devreden. gurbet ili. (bkz. arka kaşağısı.). (bkz: dîrân). (f. b. (f. dîvanla ilgili.b.c. 2. din duygusu. 2. (f. dîvân efendisi). (bkz: dîv-çe1) . (f.b.i.) cin tutmuş.i. diyet'in c. huk. murakabe altında bulunduran yüksek kurul.) duvar. dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı.) ipekböceği.b.s.i. (f.) . dönen. hıkka ve cezea denilen develerdir].) dindarlıkta gayretli olan.s. dindarlık. huk.t.i.) ağaç kurdu.i. (a.). (bkz. zool. sülük. bint-i lebun. (f. iri yan.i.c. hîle. dubara. 2.) horozlar.b.) Tehmûres'in lâkabı. başka memleket. dâr'ın c.i. 3. cin çarpmış. (f. Anadolu. devle ilgili.b. dev gibi.s.

b.dost dostân dost-âne dost-dâr dost-gâhî dostî dost-kâm dost-kân dost-kânî dû' dua' duâ-yı hayr duâ-yı müstecâb duâ-gû duâ-gûyî duâ-hân duâ-hânî duât ducret ducret-ver duçar dûçâr-ı hayret ü ıztırâb dûd dûd-i ciğer dûd-i çerağ dûd-i dil dûd-i dimağ dûd-i hadîs dûd-i ham dûd-i harîr dûd-i ibrişim dûd-i mükeyyes dûd-i müsellâh dûd-i müstakim dûd-i remel dûd-i sabbaga dûd-i şa'rî dûd-i şeridi dûd-i üstüvânî dûd-i vâhid dûd-ül-kebed dûd-ül-kilye dûd-ül-Medîne (f. zool.s. hayırlı dua. iplik gibi ince uzun bir kurt. sığır şeridi.i.s. zool. (a. (a. 2. (f. (a.) 1.) dost meramlı. ed'iye) 1. sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. fr.f. krizalit. (a. (f.b. (a. uğramış.) duâcılık. (a. kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt. sevilen kimse. (a.s.b. 2. (bkz. (a. yürekten çıkan ah. büyük kadeh.) dostlar.i. meramı dostun meramına uygun olan. dîdân) kurt. (f.c. kelebek.i. zool.c. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan.) dua eden. zool.) dostluk. yakalanmış. zool. (f. chrysalide.zf. zool. Allah'a yalvarma. (f. tenya. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt. keseli kurt. büyük kadeh.f. (bkz: zucret). sivri kuyruk. ipekböceği. fr.) dua okuyuculuk. dâî'nin c. 3. (f. davet edenler. dua edenler.i. kırmızı renk elde edilen böcek. hakîkî sevgili. lâmba isi.b. zû').s.f.b.f. (bkz: giriftar). büyüklük.s. (bkz: dûde). zool.) dua okuyan. birini çağırma. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap. zool. trişin.s.) dostlukla. domuz şeridi.s. metres. dua okuyucu. gurur. (f.s. kırmızı kurt. dostân) 1.) muz. (a. sevgilisi olan.f.b.i. 2.c. yürekten kopan ah. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır. zool. inilti. yürek darlığı.i. zool.b. duacı.) tutulmuş. (bkz: zucret-ver). niyaz.i. Tann.i.) 1.i.b. sevişen kimse. bir yere gönderme. dua edicilik. (f.) dost tutan. . (f.) iç sıkıntısı.b. elde hiç bir numunesi bulunmayan.). tas. 3. nikâhsız kan veya koca. (bkz: dûd-i harîr).) l . zool.systicerque. dostça. zool. 2. zool. kibir. (a. dost'un c. (bkz: dost-kâm). böcek.b. 2.i. zool. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan. zool.i.) sıkıntılı. yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman. yuvarlak solucan. kabul edilen dua.

(bkz.) 1. tütün. gam. (bkz: duht. içine girme. otsuz.i. baca.) duman yeri.) kız. (f.) soysop.i.) içeri girme. kelebek.) 1. (bkz. 3.i.i. böcek. fr. (f.) tütün içen. (bkz: dûd-hâne.) "is sıvayıcı" kara calici. kabîle. (f. 2.i. (f. (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875). külhancı. soysop. dûd-mân). (a. 2.s. beddua. dünyâ olayları. ocak.s. fr. soysop. (asma kızı) şarap. (bkz: duh. çıplak baş ve yüz. (f. ateşli gönlün dumanı. duhter). (f. (f. bekârlık. kabîle. duman).b. havâi fişek. (f. (f. ilenç. tetard. kadın esirlerinin bir nev'i. yapraksız ve meyvasız ağaç.b. 2.dûd dûd-i dil-i pür-âteş dûd-i âh dûd-âlûd dûde dûde dûd-efgen dûd-endûd dûd-gâh. dûd-geh dûd-hâne dûd-hâr dûdî.b.) ayran.b. hasırotu.i. (küp kızı) meç. iftiracı.i.) zool. Kur'ân'ın 44 üncü sûresi. hasır sazı. fumant. (a. duhter). duhter'in c. ocak. (a.s. üveyi kız. iribaş. kız çocuklar. (bkz: dahve). 2.) gelin.i. (bkz: dûde.) tütün satan. (f.s. dumanlı. (f. tömbeki içen kimse.b. şarap.) 1. hasır otu. (f. 2.) kızlar. 3. (bkz: arûs). (f.i. mürekkep yapılan çıra isi.) kaba kuşluk vakti.) 1. 59 âyettir. 11 âyettir.i.b. duman.i.) kız. hâher).b. çıplak arazî. kerime. tar. (f-b. duman.) 1. (f. yer. (asma kızı) şarap. (a. bot. 2. (bkz: duht.) "duman yutan" tütün içen.) kurda. (f.s. aşçı. (a. iğne ile dikilmiş. 3. keder.) kim.s.b. 1) Bektaşi ocağı. şarap. (f. darı. Sûre-i Kur'ân'ın 93 üncü sûresi. Osmanlı hanedanı. . 2.i. ateş dumanı. dûd).s.i. Mekke'de nazil olmuştur.cli.b. küçük solucan.s. 2.) kurtçağız.i. (f.) hanedan. (a. (f. 2) Yeniçeri ocağı. kerîme.i.) kızlık.i. 4. kabîle.s. (f.) sihirbazların üzerlik. silsile.) 1.i. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı. tüysüz. sağılmış.) 1. tütün. kız. tasa. 4.i. tek tane. böceğe ait.i. (f. Mekke'de nazil olmuştur. onlarla ilgili.i. (a.) dumanlı.) kızlık. (güneşin kızı) meç. dûdiyye Dûdmân dûd-mân-ı Bektâşiyye dûd-mân-ı Osmânî dufayda dûg dugd duh dûh duhâ Salât-ı duhâ duhâ duhân Sûre--i duhân duhân-ı âteş duhân aşam duhân-furûş duhânî duhân-nûş duhne duht duht-i rez dûhte duht-ender duhter duhter-i âftâb Duhter-i Hindu duhter-i hum duhter-i rez duhter-i rüzgâr duhterân duhtere duhterî duhûl (f. sabah namazı.i. ocak. (a. dûd-hâne). (f.) 1. 2.) 1. bekârlık. tohum tanesi.i.

(a.) uzağı yazan. uzağı.i.) çok uzun. dür ü dırâz uzun uzadıya. dûr (a.s. duhûl-i muzafferâne duhûl ü huruç duhûliyye duhûr duhûr duhye dulû' dumû' dumûr . dûr-bînâne (f. (bkz: dîr). (a. dûr-endîşî (f.s.) uzak işitir.i.i. dün gece.i. dürbün. durûb (a.) uzağı gösteren.b. dûr-nüvîs (f. 3. asa. değnek. 2. uzaklaştırma (a. 2. dûrû-dirâz (f. uzak. dâr'ın c. dûn-ân (dûn'un c. dûr-dest (f.).) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması. düş be düş omuz omuza. dûr-bâşân (f. aşağı.) döğmeler. duru (a. dûn-perver (f-b. vurmalar.s. düş (f. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi. geleceği gören. uzun. dûn (a. (bkz.s.) uzak uzak. içeri girip çıkma. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ. alçak kimseleri koruyan. soysuz kimse.) hastalıktan âza kuruma. ileriyi. düş ber düş omuz omuza. dayanma omuzu) katlanma. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret. dûr-bâş (f.b. dûr-şenîd (f. rüya.s. dûr-nümâ (f.) 1. onlann ilerlemesine yardım eden.s. dost).i.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat. Baht-ı dûn alçak talih.b. darb'ın c. aşağılık kimseler. (a.i.i. (a. telgraf.s. aşağılık. dûst (f. (a-i.) ilerisini. dayanma.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar. 2.b. kovma.) kuşluk vakti kesilen kurban.muzafferce giriş.) ilerisini düşünen. evler. geleceği görerek. alçak. ilerisini.zf. (a. tedbirli olma. 2. 2.) hakirlik.i.) ilerisini düşünme.) dûnlar.fı. 2 .) dûr-bâş! Diye bağıranlar.) erişilmesi güç şey.b. durûb-i emsal darbımeseller. dûrâ-dûr (f. 2) i. (bkz: adla'). zelillik. telefon.) uzağı. i.). alçaklar. ilerisini görürlük. 3.) 1. dem'in c.) 1.i.) uzaklık.) defetme. dûrî (f.dıl'ın c. dirahşân). altta. aşağılık.i) 1. dûr (f.).b.) 1. dır'ın c. aşağıda.(bkz. zillet.b. "uzak ol!" mânâsına bir emir. omuz. durahşân (f.b. dûr-bîn 1) uzağı gören.i.) uzak.) göz yaşlan. i. dürbün. dûr-bînî (f. dussûkıyye (a. yasakçılar.i. akıllılık.i.s. körelme.) bir yere girmek için verilen ücret.s. uzun uzadıya. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri.b.b. çarpmalar.i.s. bölgeler.i.zf.i.b. atasözleri. akıllı.i. dumur (a.i. uzaktan zağa.) kötü. dûr-bîn (f. dûr-endîş (f. tedbirli.

I (i. Little Dipper. (f. Büyükayı. Great Bear. (bkz: dûzah-mekân. (a. (bkz: dâr-üs-saîr. yalan. fr. Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri.c. dicâc).b. makat. iki cihan (dünyâ ve âhiret). (f.) 1. astr.b.i.c. oyun.a.i. sırmalı. çuval dikmeye mahsus iğne. ing. Ursus nıinoris (= Küçükayı).b.) azap melâikeleri.s. dü-bâre dü-bârâ dübb dübb-i asgar dübb-i ekber dübb-i şimalî Dübbe dübbiyye dü-beyt dübür.) 1. Little Bear. lât. (bkz: bekâret).s. kızoğlan kız. lat.i. (f.i. sırma dikici.) l. astr.i. dû-zah-nişîn).) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret). ing. (a. ing. (f. dûşîze-gân) kız. lât.s.s.c.) durağı cehennem olan.i. dûşîne dûşize dûşize-gân dûşîze-gî düz Cüvâl-dûz Zer-dûz dûzah dûzahî dûzâhiyân dûzah-makarr dûzah-mekân dûzah-nişîn düzene dü dü-âlem dü-âteş dü-cihân dü-pâ dü-rû dü-âlem dü-âteş dü-bâlâ dü-bâr.) iki. (f. Küçükayı. kâfir.) kızoğlan kızlar. 2.a. dolan.) ed. (a. kıç. dûşîze'nin c. bakire).b. sevgilinin iki dudağı.) sivrisinek. alplıa Ursus majoris. bir şeyin gerisi.) mekânı cehennem olan.i. Petit Oıırs. 2.s. (f.a.i.s. Yedigen. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. zebânî. diken.s. fr.b. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur. (bkz: zulmet).c. . (f. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi. zebaniler. tamu. nîrân). ayıgiller.dubara. (a. dübr diicâ' dücâc rüya görürken kirlenmek. (f. (f. Duphe. (f. (f.) iki kat.i. iki yüzlü. dûzah-nişîn). (f.) iki kat etme.s.i. dişi ayı. kızoğlan kız olma hâli. (bkz: dûzahmakarr. ce-hennemî.i. (a.b. katmerleme. pekmez.) karanlık. iki ayaklı. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır]. çuvaldız.) kızlık. bir işin sonu.a. (bkz: hirs). (bkz. hîle. şimal ayısı. dücüc).ool. dûzah'ın c.i.) ayı. iki dünyâ (dünyâ ve âhiret).) y.. dün geceki.) üzüm ve hurma pekmezi. 3. Grand Ours. kâfir.) oturduğu yer cehennem olan.i. astr.b. 2.düş azmak dûşâb dûşîn. fr. kâfir. arkası. el değmemiş.) cehenneme mensup. (f. dûzah-mekân). düngece ile ilgili. (f.b. (bkz: dûzah-makarr. (bkz: ihtilâm olmak).) sevgilinin iki dudağı.i.b. (f. an gibi şeylerin iğnesi. (f. [müen. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu. dûzâhiyân) cehennem.) dikici. Ursus majoris. (bkz: decâc. (f.i. (f.i. (a. dübbe]. Big Dipper.

dücâce

dücâciyye dücce dücce-i lücce dücî dü-cîhân dücne dücüc dücünne dücür dücye dü-dîde dü-dil, dü-dile dü-dilî düfûf dügâh

dügâh-ı acem dügâh-hicâz dügâh-ı kadîm dügâh-pûselik

dü-gâne Salât-ı dü-gâne dühât dühenî dühn

(a.i.c. dücüc) 1. tavuk, (bkz: decâce, dicâce). 2. astr. kuğu burcu, semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç, lât. Cygnus; fr. Cygne. (a.i.) zool. tavukgiller. (a.s.) çok karanlık. denizin engin karanlığı. (a.i. dücye'nin c.) karanlıklar, (bkz: zulümât). (f.b.i.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-kevn). (a.i.c. dücen, dücünât). karanlık, kapalı hava. (bkz. dücünne). (a.i. decâc, dicâc, dücâc'ın c.) tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri. (a.i.c. dücünnât) 1. bulut, kat kat olma; karanlık. 2 . yağmur yağma. (a.i.) bot. böğrülce. (a.i.c. dücî) karanlık, (bkz: zulmet). (f.b.i.) iki göz. (f.b.s.) iki gönüllü, iki tarafta sevgisi olan; münafık. (f.b.i.) tereddüt, kararsızlık. (a.i. deffin c.) tefler. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. Bu makam, sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. Durak perdesi, makama ismini vermiş olan- dügâhtır ki, sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. Dügâh makamının güçlüsü, birinci derecede, sabânın güçlüsü olan çargâhtır, ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. Donanıma -sabânın ki gibi- si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur; sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. muz. en az, beş altı asırlık bir mürekkep makam olup, elde bir numunesi yoktur. muz. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. muz. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. Bu makam, dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir; bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü, sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. Makam, dügâh gibi donanır ve değiştirilir; aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. (f.b.s.) 1. çift, ikiz, iki tane. 2. rekât namaz. iki rekât namaz. (a.s. dâhî'nin c.) dehâ sahibi, son derece zekî, anlayışlı ve uyanık olanlar. (a.s.) kim. kaypak, fr. onc-tueux. [aslı "dühnî" dir]. (a.i.c. dihân, edhân) sürünecek yağ.

dühnî, dühniyye dühür duhûl Âvâz-ı duhûl duhûl -bâ dühül-derîde dü-kevn dükkân dükkân-çe dükkânçe-i sahhâf dülbend dülbend-dâr düldül dülûk dülûk-i şems düm düm-i gürg dümbâl, dümbâle düm-bürîde düm-çe düm-dâr dııınel, dümmel düm-gâh, düm-geh dü-mûy dünb, dünbe dünbâl, dünbâle dünbâle-dâr Necm-i dünbâle-dâr dünbâle-rev dünbek dünbüre, dünbûre dü-nîm, dü-nîme dünyâ dünyâ-yi dûn dünyâ-dâr dünyalık dünyâ-perest dünyevî, dünyeviyye Alâka-i dünyeviyye dü-pâ Har-ı dü-pâ dür dürc, dürce dürc-i dür dürc-i teng dürc-i zer

(a.s.) sürünecek yağ ile ilgili. (a.i. dehr'in c.) 1. dünyâlar. 2. zamanlar; devirler. (f.i.) davul. davul sesi. (f.b.i.) 1. davulcu. 2. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. (f.b.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış, rezil, rüsvâ. iki âlem (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-cihân). (a.i.c. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda, yer. [Farsça'sı "dukan" dır]. (a.i.) küçük dükkân,dükkâncık, kitapçı dükkâncığı, küçük kitapçı dükkânı. (f.i.) tülbend. (f.b.i.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse, içoğlanı, bunların başı, tülbent ağası. (a.i.) Hz. Muhammed'in Hz.Ali'ye verdiği kır katır. 2 . kirpi. (a.i.) Güneş batması, (bkz: gurûb). Güneşin batması. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâl, dünbâle). (kurt kuyruğu) sabahın erken saati, alaca karanlık. (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dünbâl, dünbâle). (f.b.s.) kuyruğu kesik. (f.b.i.) kuyrukçuk, kısa kuyruk. (f.b.i.) aşk. kuyruk tutan, ordunun arkasındaki kuvvet, artçı. (a.i.) büyük kan çıbanı. (f.b.i.) kuyruk yeri. saçına sakalına kır düşmüş [adam]. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâle). (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dümbâl, dümbâle, dünb, dünbe). (f.b.i.) kuyruklu. kuyruklu yıldız. (f.b.s.) kuyruktan, arkadan giden, arkası sıra giden, uyan. (f.i.) 1. bekçi davulu. 2. dümbelek. tambura denilen çalgı. (f.s.) iki parça, ikiye aynlmış, bölünmüş. (a.i.) 1. içinde yaşadığımız âlem, yer yuvarlağı. alçak, sefil dünyâ. 2. küre. 3. elgün, herkes. (a.f.b.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (a.t.b.i.) para, mal ve zenginlik. (a.f.b.s.) dünyâya tapan, tamahlı, hırslı kimse. (a. s.) dünyâya mensup, dünyâya ait, dünyâ ile ilgili. dünyâ işleriyle olan ilgi. , (f.b.s.) iki ayaklı. (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. (a.i.). (bkz. dürr). (a.i.) kutu, kutu-cuk; hokka. 2. sandık, cevahir kutusu. 3. hokka gibi olan ağız. inci kutusu. sevgili'nin ağzından kinaye. altın kutusu.

dürd, dürde dür-dâne dürdâriyye dürd-âşânı dürd-hâr, dürd-hor dürdî dürdîriyye-i halvetiyye dürd-keş dürece dürer dürer-bâr dürger Dürr dürr-i Aden dürr-i girân-mâye dürr-i güftâr dürr-i hoş-âb dürr-i istifa dürr-i meknûn dürr-i nâb dürr-i nâzım dürr-i nâ süfte dürr-i nefîd dürr-i sadef-nişîn dürr-i semîn dürr-i sirâb dürr-i şah-vâr, -şeh-vâr dürr-i yegâne dürr-i yek-dâne dürr-i yekta dürr-i yetîm dürrâa dürrâc, dürrâce dürrât dürr-çîn dürre dürr-efşân dürrî, dürriyye Kevkeb-i dürrî dü-rû duru dürûd

(f.i.) tortu, çöküntü. (f.b.i.) 1. inci tanesi. 2. sevgili, kıymetli. 3. kadın adı. (a.i.) bot. karaağaçgiller, fr. ulmacees. ((f.b.s.) şarabın tortusunu içen, kalender, (bkz: dürd-keş). (f.b.s.) şarap içen, şarabı son damlasına kadar içen. (bkz. dürd-âşâm, dürd-keş). (f.i.) tortu, çöküntü, (bkz: dürd,dürde, rüsûb). Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. (f.b.s.) şarabın tortusunu içen. (bkz: dürd-âşâm). (a.i.) merdiven, (bkz: süllem). (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri. (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen. (f.i.) dülger, bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. (bkz. dürûger, neccâr). (a.i.) inci. Aden incisi. kıymetli iri inci. söz incisi. iyi inci. seçilmiş inci, seçkinlik incisi (Hz. Muhammed). muhafazalı parlak inci. parlak, beyaz inci. dizilmiş inci. delinmemiş inci; mec. kızoğlan kız. dizi inci, inci dizisi. sedefinden çıkmamış inci kıymetli inci. iri inci. (pâdişâha lâyık) iri inci. eşi bulunmayan, tek inci. iri taneli inci. eşsiz inci. sedefinde tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Hz. Muhammed, [Farsçası "dür" dür]. (a.i.) üste giyilen önü açık bir elbise; ferace. (a.i.) zool.eti gevrek, keklik cinsinden bir kuş, çil kuşu,turaç kuşu. (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri, (bkz; dürer). (a.f.b.s.) inci toplayan. (a.i.c. dürer, dürrât) büyük inci tanesi. (a.f.b.s.) inci serpen; inci gibi söz söyleyen ağız. (a.s.) inci gibi parlayan, parlak, panltılı. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. parlak yıldız. (f.b.s.) iki yüzlü. (a.i. dır'ın c.) zırh gömlekler. (f.i.) 1. dua, medih; selâm. 2. ekin biçme. 3. yontulmuş ağaç, kereste.

dürûg dürûg-ı bî-fürûg dürûg-ı maslahat-âmîz dürûger dürûgerî dürûgî dürûg-zen dürûg-zenî dürûs dürûs-i nâfia dürüst dürüst-hân dürûz dü-rûz, dü-rûze dürüst-ayâr dürüstî dürüşt dürüştî Dürzî Dü-se düstûr düstûr-i mükerrem düstûr-ül-amel düstûr-ül-edviye düstûrî Düstûr-nâme-i Enverî düşüm düşür düsûr-ün-nefs düsür dü-şâh, dü-şâhî dü-şakk düşenbih düşeş düşîn, düşîne düşman, düşmen düşmenân düşnâm düşvâr Emr-i düşvâr düşvâr-ger düşvârî düşvâr-pesend dü-tâ

(f.i.) yalan, gerçek olmayan söz. (bkz. kizb). adî yalan. iş bitiren yalan. (f.i.). (bkz ; dürger). (f.i.) marangozluk, (bkz: sifânet). (f.s.) yalanla ilgili. (f.b.s.) yalancı. (f.b.i.) yalancılık, (a.i. ders'in c.) dersler, (bkz ders). faydalı dersler. (f.b.s.) doğru, düzgün; sağlam, bütün, tam (f.b.s.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. (a.h.i. dürzî'nin c.) dürzîler. iki günlük, kısa [zaman]. mükemmel doğruluk. doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (f.s.) kaba, sert, katı, kalın. (f.i.) kabalık, sertlik, katılık, kalınlık. (a.h.i.) Lübnanlı. (f.s.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (a.i.c. desâtîr) 1. kanun, kaide, kural. 2. vezir; müşîr. 3. büyük defter. 4. esaslı kaide. S. devlet kanunlarını içine alan kitap. (kanun, nizam üzere hareket eden) vezir; sadrâzamlarla vezirlere tazim makamında verilen unvan. gereği gibi uygulanacak olan kanun. kodeks, fr. codex. (a.s.) düstûra ait, düstur ile ilgili, kurala uygun olan. Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. (a.i. desem'in c.) yağlar. (a.i.) mahvolma, eseri kalmama. her şeyi çabuk unutma hâli. (a.i. disâr'ın c.) 1. üste giyilen kaftanlar, elbiseler. 2. yatak çarşafları. (f.b.i.) 1. çatal ağaç; tomruk. 2. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (f.a.b.i.) ikiye ayrılma, ikiye bölünüş. (f.i.) pazartesi günü. (f.i.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi; meç. rastgelme, iyi tesadüf, beklenmedik kazanç. (f.zf.) dün gece. (f.s.) düşman, yağı. (bkz: adû, adüvv, hasm). düşmanlar, yağılar. (f.b.i.) sövme, sövüp sayma, (bkz: şetm). (f.s.) güç, zor. güç iş. (f.b.i.) dağ, dağlık. (f.i.) güçlük, zorluk, (bkz: bkz. suûbet) (bkz: müşkül-pesend). (f.b.s.) 1. iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış.

Kad-i dû-tâ

düvâl düvâzdeh düvâzdehüm düvâzdeh-imâm düvel düvel-i muazzama düvel-i mü'telife düvel-i müttefika

düvel-i sâire düveli, düveliyye Münâsebât-ı düveliyye dü-vîst dü-vüm, dü-vümîn düyek

duyûn düyûn-ı umûmiyye

düyûn-ı dâime düyûn-ı muhkeme düyûn-ı mütemevvice Düyûn-ı Umûmiyye düyûnât düyûnât-ı atîka düzd j düzdân düzd-âne düzdî düzdîde Dürr-i düzdîde dü-zebân

iki büklüm olmuş boy. 2. ed. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. (f.i.) kayış; tasma. (f.b.s.) on iki. (f.b.s.) on ikinci on ikide bir on iki imam. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). (a.i. devlet'in c.) devletler. büyük devletler. [İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, Rusya, italya]. uyuşmuş, anlaşmış devletler. [birinci umûmî harpte"ingiltere, Fransa, Rusya, italya" idi]. ittifak etmiş, birleşmiş devletler, birleşik devletler, [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu, Almanya, AvusturyaMacaristan" idi]. düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. (a.s.) devletlerle ilgili. devlet münâsebetleri. (f.b.s.) iki yüz. ikinci, (bkz: sânî). (f.b.i.) muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. Bu güzel usûl, ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup, âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında, tevşîh, peşrev, kâr, beste, oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir, 8/4 ağır dü yek mertebesi de sık kullanılır. Düyek, iki adet sof-yandan mürekkeptir. (a. i- deyn'in c.) borçlar. (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. eko. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eko. l ) tediye edilmeyen borçlar; 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler; 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar; devam eden borçlar. eko. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı; 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. eko. devlet borçları. (a.i. deyn'in c. olan dü-yûn'un c.) borçlar. eski borçlar. (f-s- düzd'ün c.) hırsızlar. hırsız gibi, hırsızca, (f.s.c. düzdân) hırsız, uğru. (bkz. sürrak). (f.zf.)hırsıza yakışır yolda. (f.i.) hırsızlık. (f.s.) çalınmış [şey]. çalınmış inci. (f.b.s.) iki dilli.

E
e -e eâcîb eâcib-i dehr Eâcim eâdî Dest-i eâdî eâlî eamm Eârîb eârîz (ha.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. (a.e.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza; sâlih = sâliha; âdil = âdile., gibi. (a.s. u'cûbe'nin c.) 1. taaccüp olunacak, şaşılacak şeyler. 2. vücuttaki garip, anormal yaradılışlar. dünyânın çok şaşılacak şeyleri. (a.i. A'cem'in ve Acem'in c. olan "A'câm"ın c.) Arap olmayanlar, iranlılar, Acemler, (bkz: A'câm). (a.s. adüvv'ün c. olan a'dâ'nın c.) düşmanlar, hasımlar, yağılar. düşmanların eli. (a..s. a'la'nın c.) pek yüksek olanlar, şeref sahibi olan büyük kimseler. (a.s.) en umûmî, pek şümullü. (a.i. A'râbî'nin c.) çölde yaşayan Araplar. (a.i. arûz'un c.) 1. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. 2. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır], (bkz: aruz). (a.i. i'sâr'ın c.) şiddetli rüzgârlar, kasırgalar. (a.s. a'zam'ın c.) pek büyük olanlar, büyük adamlar, [eşyada kullanılmaz]. millet büyükleri. devlet adamlarının en büyükleri. edebiyatçıların en büyükleri. (a.s.) en azîz, pek muhterem, çok sayın. dostların en azîzi. Allah azîz etsin! (a.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. (a.i.c. âba) baba, ata. (bkz: ebî, ebû, peder). şefkatli baba. (a.i. müfretsiz "tekilsiz" c.) 1. dağ kırlangıcı. 2. "keçisağan" denilen bir kuş.3. sürüler, bölükler. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. (a.s. ba'd'den) daha (en, pek, çok) uzak. ihtimâllerin pek uzağı. (a.i. bu'd'un c.) uzaklıklar, uzunluklar. sonsuz uzaklıklar. (üç uzaklık) 1. en. 2. boy. 3. yükseklik (veya =derinlik). (a.s.) müteferrik, dağınık. (bkz: eben-an-cedd, eben-an-ceddin). (a.i.c. âba) 1. kamışlık [yer]. 2. kamış. (a.s. eb'ad'ın c.) 1. en uzak [yerler]. 2. yakın olmayan [hısım ve akraba], [müfredi başka mânâda kullanılır]. (a.i. iblîs'in c.) iblisler, şeytanlar.

eâsîr eâzım eâzım-ı millet eâzım-ı rical eâzım-ı üdebâ eazz eazz-i ehibbâ eazz-Allah eazze eb eb-i müşfik ebabil

eb'ad eb'ad-i ihtimâlât eb'âd eb'âd-i bî-nihâye eb'âd-i selâse ebâdîd ebâ-en-cedd ebâet ebâid ebâlîs, ebâlise

ebânet ebârik ebârîk

(o.i.) ibnelik. (a.s.) 1. kumlu, balçıklı [yer]. 2. (ebrak'ın c.) alaca atlar. (a.i. ibrîk'ın c.) ibrikler, su kapları [müfredi çok, cem'i az kullanılır]. ebâtıl (a.i. ibtal'in c.) böğürler, yanlar, yan taraflar. ebâtîh (a.i. ebtah'ın c.) kumlu dereler ve ırmaklar, (bkz: bathâ'). ebâtîl (a.s. ubtûle'nin c.) boş, faydasız, esassız olan şeyler, sözler, boş inanışlar, [müfredi kullanılmaz]. ebâzîr (a.i. bezr'in c. olan ebzâr'ın c.) yemeklere konulan kurumuş kekikler, baharlar. ebb (a.i.c. âbâb) 1. mer'a, otlak. 2. taze veya kuru ot. ebbâl (a.i.) deve çobanı, (bkz: ibil). ebbâle (a.i.) 1. bir yük odun. 2. bir kısım halk, cemâat. ebbâr (a.i.) iğne yapan ve satan, iğneci. ebbâz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. sıçrayıp atlayan karaca, (bkz: remîde). ebbed-Allah (a.cü.) "Allah, ebedî, dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. ebced (a.i.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. ebced-hân (a.f.b.s.) ebced okuyan, mektebe yeni başlayan, acemi, [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi, daha başlangıçta" terkibinde geçer]. ebcel (a.s.) iri yapılı adam. ebcer (a.s.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. ebda (a.s. bed'den.) en bedi', en acîp, en göze çarpan, en harikulade, tansuk. ebdâl (a.i. ve s.) 1. dünyâ ile ilgisini kesip, Tann'ya bağlanmış olan derviş, [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır. Efganistan'da bir Türk topluluğunun, Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri", büyüklerine de "dede" derlerdi]. 2. aptal, şaşkın, alık, ahmak, budala [kelime, müfred gibi kullanılır; aslında "bedii" in cemidir]. ebdâlî (a.i.) 1. Allaha bağlanmış olma, dervişlik. 2. aptallık, şaşkınlık, alıklık, ahmaklık, budalalık. ebdân (f.i.) 1. kavim, kabîle. 2. s. lâyık, (bkz: çespân, şâyeste). ebdân (a.i.beden'in c.) cisimler, vücutlar, gövdeler, tenler. İlm-ül-ebdân 1) hek. beden bilgisi, fr. anatomie; 2) jimnastik. ebece (a.s.) patlak gözlü [adam]. ebed (a.i.) sonu olmayan gelecek zaman. ebedâ, ebeden (a.zf.) asla, hiçbir zaman, katiyen. ebed-âbâd, ebed-el-âbâd (a.f.b.zf.) 1. hiçbir zaman, asla. 2. sonsuz dünyâ. ebed-Allah (a.e.) Allah dâim eylesin!

ebed-el-ebed ebed-gâh ebed-hâne ebedî, ebediyye ebedi-yy-üd-devâm ebediyyen ebediyyet ebed-kıyâm ebed-müddet eben an cedd eberr l ebes ebeveyn Hukuk-i ebeveyn ebgaz ebhal Şahs-ı ebhal ebhâr ebhâr-i vâsia ebhar ebhâs ebhâs-ı arnika ebhâs-ı cedide ebhâs-ı müşkile ebhem ebher Ebheriyye

ebhire ebhur ebî ebir ebkâr ebkâr-ı efkâr ebkâr-ı maânî ebkâr-ı nüket ebkem Zulmet-i ebkem ebkemî ebkemiyyet ebkemiyyet-i mutlaka eblag eblak

(a.b.zf.). (bkz. ebed--âbâd, ebed-el-âbâd). (a.f.b.i.) mezar. (a.f.b.s.) mezar. (a.s.) ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan, (bkz. sermedî). sonsuz olarak devam edecek olan. (a.zf.) ebedî olarak; hiç bir daha, hiç bir vakit, hiç bir zaman, (bkz. ile-1-ebed). (a.i) ebedîlik, sonsuzluk, dâimîlik, sonu olmayan zaman, (bkz. cavidânî). (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.zf.) babadan, büyük babadan, 'dededen, kuşaktan kuşağa. (a.s.) hayırlı, şerefli ve faziletli [olan]. (a.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş. ana baba (bkz: vâli-deyn). ana baba hakları. (a.s.) pek çok buğzedilen, hiç sevilmeyen. (a.s. buhl'den) daha (en, pek) hasîs. pek cimri kişi. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhur). geniş denizler. (a.s.) ağzı, nefesi fena kokan [adam]. (a.i. bahs'ın c.), (bkz. bahis, bahs). derin bahisler. yeni bahisler. zor bahisler. (a.s.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. (a.s.) 1. daha (en, pek) parlak. 2. 1. anat. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana- damar, atardamar. (a.i.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. [ölümü 573 (1177)]. (a.i. buhâr'ın c.) buğular, dumanlar. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhâr). (a.i.) baba. (bkz: eb, peder, ebû). (f.i.). (bkz. ebr). (a.i. bikr'in c.) 1. kızoğlan kızlar. 2. birinci defa söylenmiş mazmunlar, evvelce söylenmemiş olan fikirler. evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler. (a.s. bükm'den c. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz, ağızsız), [adam, nesne]. dilsiz, karanlık, (bkz: ahras). (a.f.i.) dilsizlik, (bkz: ebke-miyyet). (a.i.) dilsizlik, (bkz: ebkemî, hares). mutlak, tam dilsizlik. (a.s. beliğ'den) daha (en, pek) beliğ, en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (a.s. balık'dan) 1. alaca, bulaca. 2. rengârenk. 3. alabacak [at].

(a.f.b.s.) alaca ata binmiş [kişi], meç. savaşçı yiğit. (a.s.) 1. açık kaşlı. 2. meç. vu-zuhlu, nurlu, parlak. (a.s.) pek kalın kafalı, kaba zihinli, ahmak, (bkz: ebleh). (a.s. belâhet'den) pek akılsız, ahmak, bön, alık. (a.f.zf.) akılsızcasına, ah-makçasına. (a.f.b.s.) aptal aldatan, avlayan. (a.f.zf.) aptal aldatırcasma. (a.f.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehiyyet). (a.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehi). (f.s.) alacalı [renk], (bkz: eblak). (bkz: eblek-i eyyam). meç. gece ve gündüz dolayısı yla Dünyâ ve zaman. (bkz: eblek-i eyyam). (a.s.) kalın dudaklı [adam]. (a.i.) bot. sıcak memleketlerde yetişir, bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot. eblûç (f-s.) ezilmiş toz şekeri; nebat şekeri. eblûk (f.s.) 1. münafık, iki yüzlü [adam]. 2. şarlatan. ebnâ' (a.i. ibn'in c.) oğullar. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. ebnâ-yi beşer insan oğulları , insanlar. (bkz: benî beşer). ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. ebnâ-yi dehr zamane adamları. ebnâ-yi hilkat insanlar. ebnâ-yi sebil yolcular. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. sipahi askerleri. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebniye (a.i.binâ'nın c.) binalar, yapılar. ebniye-i âliye yüksek binalar, (bkz: ebniye-i mürtefıa). ebniye-i atîka eski binalar. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebniye-i mîriyye beylik binalar. ebniye-i mürtefia yüksek binalar, yüksek yapılar. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebr (f.i.) bulut, (bkz: ebir, gamam, sehâb). ebr-i bahar bahar bulutu. ebr- baran yağmur bulutu. ebr- ihsan ihsan, lütuf bulutu. ebr- kühen sünger. ebr- mürde sünger. ebr- nisan nisan bulutu. ebr- rahmet rahmet bulutu. ebr- seher sabah bulutu. ebrâc (a.i. burc'un c.) kaleler, kale burçları, (bkz. burç, burûc). ebrak (a.s.) 1. kumlu, taşlı, balçıklı [yer]. 2. iki renkli, lekeli şey. 3. alacalı [at]. 4. fazla parıltılı. ebr-âlûd (f.b.s.) bulutlu, (bkz: sehâb-âlûd). eblak-süvâr eblec ebled ebleh ebleh-âne ebleh-firîb ebleh-firîbâne eblehi eblehiyyet eblek eblek-i cihântâz eblek-i eyyam eblek-i şerh eblem ebleme

ebrâr Şeş-ebrâr ebrâr-ı ümmet ebras ebrec ebred Kelâm-ı ebred Ebrehe ebrencen ebrencen-i dest ebreş ebrî ebrikühen ebrimürde ebrîşüm ebr-kâr

ebru ebrû-yi dilfirîb

ebrû-yi sanem ebrû-yi zâl-i zer ebrû-ferâh ebrû-ferâhî ebrûmîg ebruvân ebr-veş ebsâr ebtah ebtal ebtâl ebter Ester-i ebter Şahs-ı ebter Emr-i ebter ebtine ebû Ebû-Bekr

(a.s. berr'in c.) hayır sahipleri, iyiler; dindarlar, özü sözü doğru olanlar. (altı hayır sahibi) Hz. Ebû Bekir; Hz. Ömer; Hz. Osman; Hz. Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin. ümmetin hayırlı insanları. (a.s.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan, yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam, ebraş, sam lekesi. (a.s.) gözünün akı çok, fakat güzel gözlü [kimse]. (a.s.) 1. daha (en, pek) soğuk. pek soğuk kaçan söz. 2. i. dolu yağdıran fırtına bulutu. (f.s.) 1. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı, 2. (a.i.) "ebabil" denilen kuş, dağ kırlangıcı. (f.i.) bilezik, (bkz: sivâr). el bileziği, (bkz: halhal). (a.s.) 1. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. 2. alaca benekli [at], abraş. (f.i.) zool. sünger. (f.i.) zool. sünger. (f.b.i.). (bkz: ebrikühen). (f.i.) ibrişim, bükülmüş ipek. (f.b.s.) şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen (adam), [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. (f.i.c. ebrû-vân) 1. kaş. (bkz: hâcib). cazip, güzel kaş. 2. g. s. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. 3. g. s. kitap ciltlerinin iç kapaklarında, tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan, hareli, motifli boyama usulü, [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. bot. kan kurutan otu. meç. yeni ay, hilâl. (f.b.s.) güler yüzlü [kimse], (bkz. besîm, beşuş). (f.b.i.) güler yüzlülük, şen olmak, (bkz: besâmet, beşâşet). (f.i.) kara bulut, kasırga bulutu. (f.i. ebrû'nun c.) kaşlar. (f.b.s.) bulut gibi. (a.i. basar'ın c.) gözler, görme hassaları, (bkz. basar). (a.i.c. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. (a.s.c. ebâtıl) en boş, beyhude. (a.s. battâl'ın c.) yiğitler, doğuşken erler. (a.s.) 1. kuyruğu kesik [hayvan]. kuyruksuz katır. 2. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. evlâtsız adam. 3. faydasız şey. faydasız, neticesiz iş. (a.i. bâtın'ın c.) çukur, kuytu yer. (a.i.) baba, ata. (bkz: eb, ebî, peder). ' (Bekir'in babası) (a.h.i.) ilk halîfe Hz. Ebûbekir. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].

Ebû-cehl Ebû Fırâs-il Hamdânî

Ebû-hamîd, ebû-hûmid Ebû Hafs Ebû-Hanife

ebuk ebû kalemûn Ebû-Ieheb

Ebû-Muse-1-Eş'arî Ebû-Nüvâs Ebû-Süfyân

Ebû-Tâlib Ebû-Türâb Ebû-Yahyâ ebü-l-aceb Ebü-l-Alâ' ebü-l-beşer Ebü-1-enbiyâ' ebü'1-feth Ebü-1-heves Ebü-1-hevl ebü-l-iber ebü-n-nevm ebürrebî' ebü-z-zeheb ebvâb ebvâb-ı irtikâb ebvâb-ı müzehheb ebvâb-ı rahmet ebyân

(a.h.i.) asıl adı Ömer olup Hz. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. (a. h.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup, Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. [d. ö. 932 - 968]. (a.i.) zool. ayı. (bkz: dübb, hirs). Halîfe Hz. Ömer'in lâkabı. (a.h.i.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. [İslâm Ânsiklopedisi'nde "....Fars, Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de, Arap olmadığı, fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır." denilmektedir. (a.s.) kaçmış, kaçan [köle], (bkz: âbık). " bukalemun. (a.h.i.) "alev babası" Hz. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur, islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin..." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi, bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır], (a. h.i.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında, Imâm-ı Alî'nin hakemi. (a.h.i.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (a.h.i.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi, Muâviye'nin babasıdır. Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.[597-653]. 1. Hz. Alî'nin babasının adı. 2. dilenci. (a.b.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. Alî'nin lâkaplarından biri. Azrail. 1. sihirbaz, hokkabaz. 2. talih, baht, şans. (a.h.i.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. (a.b.i.) "insanların babası" Hz. Âdem. Hz. ibrahim. (a.b.i.) "fâtihler babası" II. Mehmed'in lâkabı. (a.b.i.). (bkz. bü-1--heves). (a.b.i.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında, insan başı şeklindeki korkunç bir taş, sfenks. (a.b.i.) edepsiz, utanmaz (adam]. (a.b.i.) "uyku babası" bot. haşhaş. (a.b.i.) çavuşkuşu, ibibik, (bkz: hîidhüd)! (a.b.i.) altın babası, çok zengin adam. (a.i. bâb'ın c.) 1. kapılar. 2. kısımlar, bölümler. irtikâp kapılan. yaldızlı kapılar. rahmet kapılan. (a.s.) l. cömert, eli açık [kimse]. 2. yemekten tiksinen [adam],

(a.i. beyt'in c.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler, [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. ebyaz (a.s. beyâz'dan) pek ak, pek beyaz. Mevt-i ebyaz anî ölüm. ebz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. birden ölme. ebzâr (a.i. bezr'in c.) yemeklere konulan kekikler, baharat. ebzün (a.i.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz. 2. banyo, küvet. ecâhil (a.s. echel'in c.) en (çok, pek) câhil, bilgisiz olanlar. ecâmire (a.i.c.) taifeler, insan takımları. ecânib (a.i. ecnebî'nin c.) yabancılar, başka memleketlere mensûbolanlar. ecbe (a.s.) alnı geniş adam. ecdâd (a.i. cedd'in c.) dedeler, büyük babalar, atalar. ecdâs (a.i. cedes'in c.) kabirler, mezarlar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ecder (a.s.) daha (en, pek, çok) lâyık. (bkz: ciyak). ecel (a.i.c. âcâl) muayyen olan vâde, ömrün sonu, hayâtın son demi. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle, tesadüfi olarak gelen ecel. ecel-i mev'ûd, tabiî olarak gelen ecel. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen, anî ölüm. ecel-giyâ (f.b.i.) bot. zehirli bir bitkinin kökü, bıldırcın otu. eceli (a.s. celîl'den) daha (en, pek) celîl, çok büyük, en ulu. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. ecemme (a.i.) 1. etli kemik. 2. mızraksız adam. 3. boynuzsuz koç. ecfân 1. göz kapaklan. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. 2. kirpikler. 3. asma çubuklan. ecfün (a.i. cefn'in c.).(bkz: ecfân, cüfûn). echel (a.s. câhil'den) 1. daha (en, pek) câhil. 2. nadan, aksi [kimse]. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. echer (a.s.) 1. son derece güzel [kadın]. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. echere (f.i.) pıtırak dikeni. ecîl (a.s.) 1. işini sonraya, geriye bırakan. 2. geciktirilen şey. ecille (a.s. celîl'in c.) bilgi, fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. ecim (a.i.) 1.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. 2. birini, istemediği hâle uğratma. 3. su -temizliğini kaybedipbozulma. ecinne (a.i. cenîn'in c.) ana karnındaki çocuklar. ecinni (a.i.) cin taifesinden bir fert. ecir j.1 (a.i. c. uçur), (bkz: ecr). ecîr j '-1 (a.s. ecr'den) ücretle çalışan, ücretle tutulan, gündelikçi. ecl Ja.1 (a.i.) sebep, illet. O ecilden o sebepten. ecla' İ.I (a.s.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. eclâ (a.s. celî'den) en celî, pek belli, çok aşikâr. eclâd (a.i. cild'in c.) hayvan derileri. eclâf (a.s. cilfin c.) ayak takımlan, rezil kimseler, baldın çıplaklar. ebyât

(a.s.) 1. başı kel [adam]. 2. i. üstü düz araba veya devenin üstüne yapılan küçük kulübe, mahfel. eclef (a.s. cilfden) daha (en, pek) edepsiz. ecma' (a.s. cem'den) en toplu, çok birleşmiş ve biriken. ecmaîn (a.zf.) hepsi, cümlesi, topu. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. ecmâl (a.i. ecmel'in c.) erkek develer. ecmât (a.i. ecme'nin c.) sık ağaçlı yerler, ormanlar. ecme (a.i.c. ücem, ecmât) sık ağaçlı yer, orman, (bkz: ücem). ecmel (a.s. cemâl'den) 1. en (daha, pek, çok) güzel, yakışıklı, (bkz. ahsen). 2. i. erkek ve kadın adı. ecmûd (f.i.) bot. kereviz. ecnâb (a.i. cenb'in c.) yan taraflar. ecnâd (a.i. cünd'ün c.) askerler, taburlar, (bkz: cünûd). ecnâs (a.i. cins'in c.) cinsler, nevîler, çeşitler, türlüler, soylar. ecnâs-ı muhtelife türlü, çeşitli cinsler. ecneb (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başİı [at]. ecnebi, ecnebiyye (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ecnebiyyet (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. ecnef (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. ecniha (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. ecr (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. ecr-i misi huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecrâm (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri, yıldızlar. ecrâm-ı ulviyye astr. yıldızlar. ecrâs (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. ecreb (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. ecred (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecribe (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. ecsâd (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. ecsâm (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri, yıldızlar. ecsâm-ı sâbiha fiz. yüzen cisimler. ecsâm-ı semâviyye coğr. gök cisimleri. ecvâd açıklıklar luklar, içler, kovuklar. eclah

ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk l ecnâs-ı muhtelife ecneb ecnebi, ecnebiyye Memâlik-i ecnebiyye ecnebiyyet ecnef ecniha ecr ecr-i misl

(a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (sav m); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabileler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam]. (a.i. cüz'Un c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i.cizl'in c.) ağaç kökleri, tomruklan. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam]. (a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz. işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5. kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. türlü, çeşitli cinsler. (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başlı [at]. (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. yabancı ülkeler. (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri

ecr-i müsemmâ

ecrâm ecrâm-ı semâviyye ecrâm-ı ulviyye ecrâs ecreb ecred Tıfl-ı ecred Arz-ı ecred ecribe ecsâd I ecsâd-ı seb'a ecsâm ecsâm-ı felekiyye ecsâm-ı sâbiha ecsâm-ı semâviyye ecsem ecûc ecvâd ecvâf ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem

o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. gök cisimleri, yıldızlar. astr. yıldızlar. (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. otsuz toprak. (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). gök cisimleri, yıldızlar. fiz. yüzen cisimler. coğr. gök cisimleri. (a.s.) pek iri, gövdesi büyük olan. (a.s.) ışık veren, parlayan şey. (a.i. cûd'un c.) cömertlikler, ela-çıklıklan. (a.i. cevfin c.) oyuklar, boşluklar, içler, kovuklar. (a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (savm); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabîleler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam], (a.i. cüz'ün c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i. cizl'in c.) ağaç kökleri, tomrukları. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam].

eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk edakk-ı umur edânî edat edât-ı haber e-d-dâî

E-d-deberân edeb edeb erkân edeb-i kelâm edeb-i san'at edeb-ül-bahs edeb-âmûz edeb-hâne edebî, edebiyye edebiyyât Edebiyyât-ı Cedide edebiyyât-ı Osmâniyye edebiyyât yapmak edebiyyûn eder ederfen edevat edevât-ı kitabet edevât-ı lahika edevât-ı rabtiyye edeyân edfâ, edfak edfân

(a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz: işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5 . kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. işlerin en mühimi, (a.i. ednâ'mn c.) en alçak, pek bayağı, aşağılık kimseler. (a.i.c. edevat) 1. âlet. 2. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. gr. *koşaç, fr. copule. (a.i.) dua eden, duacı; [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız, hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. (a.h.i.) astr. (bkz: Ayn-Us-sevr). (a.i.c. âdâb) 1. iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik. yol yordam. 1) söz zarifliği, güzelliği; 2) ed. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması, (bkz: asalet). kusursuz, fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. 2. haya, utanma. 3. edebiyat bilgisi. bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı. (f.b.s.) edep öğretici, muallim. (a.f.b.i.) ayak yolu, ap-tesâne. (a.s. edeb'-den) edebiyata, terbiye ve nezâkete mensup. (a.i.) 1. nazımlı, nesirli, güzel sözler. 2. bu sözlerden bahseden ilim. (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret, Hâlit Ziya Uşakhgil, Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. Osmanlı edebiyatı. meç. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak. (a.i.c.) edebiyat ile uğraşanlar, (bkz: Udebâ). (a.s.) kasığı yarık [adam]. (f.i.) hek. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. (a.i. edât'ın c.) 1. gr. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. 2. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler, avadanlıklar yazı vâsıtaları. gr. son takılar. gr. bağlama edatları. Çok koşan [hayvan]. (a.s.) beli bükülmüş [adam]. (a.i. defîn'in c.) defineler, gizli, gömülü şeyler.

edfer edhân edhem edhemiyye

edhine edhine-i mütekâsife edî edîb, edîbe Tıfl-ı edîb edîb-i bî-müdânî edîb-âne edille edille-i akliyye edille-i asliyye edille-i erbaa edille-i kaviyye edille-i şer'iyye edille-i erbaa edille-i tâliye

edîm edîm-i arz edimme edimme-i dahilî ed'iye ed'iye-i hayriyye ed'iye-i me'sûre edlem edm edinen edmiga edmu' ednâ ednâs edra' edred Şahs-ı edred edrek edrem

(a.s.) iğrenilen, tiksinilen, çok kokan şey. (a.i. duhn'ün c.) sürülecek güzel kokulu yağlar. (a.i.) 1. karayağız at. 2. erkek adı. (İbrâhîm-i Edhem). (a.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. [tarikat, "efkârın defi, mâsivâ-ullah'ın terki, ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. (a.i. duhân'ın c.) dumanlar. kesafet peyda eden, kalınlaşan dumanlar. (a.i.) 1. küçük kap. 2. s. küçük ve şerir [adam]. (a.s. edeb'den) 1. edepli, terbiyeli, zarif, nâzik [kimse]. terbiyeli çocuk. 2. edebiyatla uğraşan [kimse]. eşsiz edebiyatçı. 3. i. erkek ve kadın adı. (a.f.zf.) edepli, terbiyeli, zarif, nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. (a.i. delîl'in c.) l . işaretler, kılavuzlar, rehberler. 2. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler, (bkz: delâil). kanunî deliller. fık. kitap, sünnet, icmâ, kıyastır, [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. (dört delil), (bkz. edille-i şer'-iyye). sağlam deliller. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. huk. örf, âdet, teamül, istis-hap, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. (a.i.) 1. tabaklanmış deri. 2. satıh, yüz. yeryüzü. (a.i.) derinin ikinci tabakası. bot. içderi. (a.i. duâ'nın c.) yalvarmalar, niyazlar. hayırlı dualar. eser'de, yâni hadiste geçen dualar. (a.s.) karayağız, siyah adam. (a.i.) iki nokta, iki şey arasını birleştirme. (f.i.) hâlis misk. (a.i. dimâğ'ın c.) beyinler. (a.i. dem'in c.) göşyaşlan. (bkz: dümû'). (a.s. denî'den. c. edânî) 1. pek aşağı, en bayağı, çok alçak. 2. az, pek az. (a.i. denes'in c.) 1. pislikler, murdarlıklar, kirler. 2. s. çapkınlar, en aşağılık adamlar. (a.s.) 1. başı kara, vücudu beyaz [hayvan]. 2. hecin. (a.s.) dişsiz. dişsiz adam. (f.i.) taze zencefil. (f.i.) teğelti, eğerin altına konulan

keçe. edrem edreng edsak edsem edser edvâ' edvar edvâr-ı sabıka

edveş edviye edviye-i müessire Edviye-i Müfrede edyâk edyân edyâr ef'â efâdıl efâhim efâhîs efâî Dıhk-ül-efâî efâik efâîl ü tefâîl

efâkil ef'âl ef'âl-i basene ef'âl-i seyyie efânîn efârît efâtîh efâvîc efâvîk efâviye efâyik

(a.s.) 1. dişleri dökülmüş [adam]. 2. dümdüz şey. (f.i.) sıkıntı ve musîbet. (a.s.) ağzı büyük [adam], (bkz: efvag, efveh). (a.s.) pek yağlı [şey]. (a.s.) gaflette bulunan [adam]. (a.i. dâ'ın c.) illetler, dertler, hastalıklar. (a.i. devr'in c.) 1. devirler, zamanlar, asırlar. geçen zamanlar. 2. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 3. muz. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. Şarklıların Arap, Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında, mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. (a.s.) gözü dumanlı adam. (a.i. devâ'nın c.) ilâçlar. te'sirli ilâçlar. (basit ilâçlar) XIV. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. (a.i. dîk'in c.) horozlar. (a.i. dîn'in c.), (bkz. dîn). (a.i. deyr'in c.) manastırlar, kiliseler. (a.i.) 1. engerek yılanı, (bkz: efî). 2. s. meç. fena tabiatlı [adam]. (a.s. efdal'ın c.), (bkz. efâzıl). (a.s. efham'ın c.) en ulu, pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. (a.i. ufhûs'un c.) taş arasında, kayalıkta bulunan kuş yuvalan. (a.i. efa'nın c.) engerek yılanları. acı acı, hâincesine gülüş. (a.s. efîke'nin c.) yalanlar, dolanlar, düzme sözler; iftiralar. (a.i.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün, fâilün, fâilâtün, müs-tefilün, mefâîlün, mütefâilün, müfâaletün, mefûlat] kelimeleri ki, bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile, ikisine birden efâîl, yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile, altısına birden tefâîl adı verilir. (a.s. efkel'in c.) titreyenler, titrekler. (a.i. fi'l'in c.) işler, ameller, (bkz: a'mâl, efâîl, fıâl, fiil). iyi işler. kötü işler, hareketler. (ü. i. üfnûn'un c.) 1. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. 2. değişiklikler; işler, haller, şartlar. (a.s. ifrît'in c.) 1. hîlekârlar, kurnazlar, cüretliler. 2. şeytanlar. 3. son derece hâin olan cinler. (a.i.) mantar ve benzerleri gibi nebat, (bitki). (a.i. fevc'in c. olan efvâc'ın c.) bölükler, kısımlar, takımlar. (a.i, fuvâk'ın c.) hıçkırıklar. (a.i.c.) yemeğe konulan baharat. (a.s. efîke'nin c.) uydurma, düzme, asılsız, yalan [sözler].

efâzıl efâzıl-ı ukalâ efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm efdah efdal efdâl efdaliyyet efder, evder eferr effâf effak effâk efgan efgâne -efgâr efgâr-ı mey -efgen efgende efgendegî efhâ' efhâm efham efhâs efhâz efhem ef'î ef'î-i mücelcel ef'î-i münakkaş efid, eftid ef'ide ef'ide-i hâlise efika efîke isnâd-ı efîke efîn efjûl efkar efkar-i fukara'

(a.s. efdal'ın c.) pek mümtaz olanlar, çok bilgililer, (bkz. efâdıl). akıllılann en ileri gelenleri. büyük vekillerin bilgilileri. (a.s. fadîh'den) daha (pek, en) rezil, (bkz. efzah). (a.s. f âdil, fâzıl'dan) 1. daha (en, pek) fazîletli. 2 . en âlâ, üstün. (a.i. fazl'ın c.) 1. ziyâdeler, fazlalar. 2 . ihsanlar, meziyetler, lûtuflar, iyilikler. (a.i.) efdallik, fazîlet-lilik, meziyetlilik, üstünlük. (f.i.) 1. amca, babanın erkek kardeşi. 2. yeğen, amca, hala, teyze çocukları. (a.s.) pek kaçıcı, çok koşucu. (a.s.) çok of çeken, sıkıntılı, kederli [adam]. (a.s.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. (a.s. ifk'den) fazla iftira eden. (bkz: efvek). (f.i.) ıztırap ile haykırma, bağınp çağırma; inleme, bağnşma. (bkz: figan). (f.s.) düşük [ana rahminden düşen çocuk], (bkz: cenîn-i sakıt). (f.s.) yaralı, sakat; kötürüm. (bkz: mecruh), [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. içkiden dolayı ağırlaşmış, çok sarhoş. (f.s.) düşüren, yıkan, yere atan; atıcı, yıkıcı, düşürücü, (bkz: fıgen). (f.s.) 1. yıkılmış, yıkık, düşürülmüş, yere atılmış. 2. düşkün, biçâre, (bkz: figende). (f.i.) düşkünlük. (a.i. fehâ'nın c.) soğan veya yemeklere konulan nane, kekik, somak ve benzerleri gibi kuru otlar. (a.i. fehm'in c.) zihinler, anlamalar, idrâkler, (bkz: fuhûm). (a.s. fehîm'den) daha (en, pek) fehâmetli, çok şeref sahibi, en ulu. (a.s. fahs'ın c.) her şeyin içleri, boşlukları. (a.i. fahz'ın c.) yakın hısımlar, akrabalar. (a.s. fehm'den) çok fehîm olan, pek çabuk anlayan, zihni son derece açık ve zeyrek olan. (bkz. ef â). zoo. çıngıraklı yılan. alaca derili engerek yılanı. (f.s.) 1. medhedici; vasfedici. 2. şaşılacak şey. (a.i. fuâd'ın c.) yürekler, kalpler, gönüller. saf, temiz, bozulmamış kalpler. (a.s.) fena, kötü [şey]. (a.s.c. efâik) yalan, dolan, iftira. yalan isnâd etme. (bkz: ifk). (a.s.) 1. boş kafalı [adam]. 2. çürük [ceviz]. (f.i.) 1. kışkırtma, kandırma. 2. s. perakende, dağınık. (a.s.) daha (en, pek) fakir ve muhtaç. fakirlerin fakiri.

(a.i. fikr'in c.) 1. düşünceler, (bkz: fıkr). yüksek fikirler, düşünceler. doğru düşünceler. halkın, umûmun düşüncesi. 2. düşünme, endîşe, vesvese, kuruntu, niyet, maksat; rey'. eflah (a.s.) daha (en, pek, çok) felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan, bahtına, nasî-bine, nîmetine kavuşan. eflâk (a.i. felek'in c.) 1. semâlar, felekler, gökler, küreler; zamanlar. 2. bahtlar, talihler, kaderler. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Kamer (Ay), Utarit, Zühre, Şems (Güneş), Merih, Müşteri, Zuhal. eflâk (a.h.i.) Osmanlı imparatorluğu zamanında, merkezi Bükreş olan, "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. eflâkî (f.s.c. eflâkiyân) gökte oturan, melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. eflâkiyân (f.i. eflâkî'nin c.) gökte oturanlar, melekler. Eflâtun (a.h.i.) Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu, (m.ö. 429 - 347). (a.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait, onunla ilgili, f r. eflâtûnî platonique. eflec (a.s.) 1. seyrek [diş]. eflec-ül-esnân seyrek dişli. 2. omuzlan geniş, kollarının arası açık [adam]. efles (a.s.) daha (en, pek) müflis, züğürt. efles-i nâs insanların en züğürdü. eflûd (a.s.) yetişkin, güzel ve gürbüz [çocuk]. efnâd (a.s. fened ve fenid'in c.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar, bunaklar. efnân (a.i. fenn'in c.) cinsler, neviler, çeşitler. efnân-ı elvan renk çeşitleri, [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efniye (a.i. fınâ'nın c.) avlular. efra' (a.s.) 1. vesveseli, kuruntulu [adam]. 2. işi gücü olmayan [adam]. efrâd (a.i. ferd'in c.) 1. tek olanlar, birler. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâd-ı millet milletin bireyleri. nâs halk, avam. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2. askerler, erler. efrâd- askeriyye askerî erler. muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efrâd- müstebdele efrâd-ı redife tar. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan, eksiksiz ve fazlasız. efrâh (a.i. ferh'in c.) 1. piliçler. 2. piçler [insan ve nebat hakkında]. efrâh (a.i. ferah'ın c.) iç açıklıkları, sevinmeler. efrâhte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâşte). efrak (a.s.) pek ayrık, çatal [şey]. efkâr efkâr-ı âliye efkâr-ı sahîha efkâr-ı umûmiyye

(a.s.) neşeli, keyifli, sevinçli olan [kimse]. (a.i. feres'in c.) atlar, beygirler; kısraklar. (f.h.i.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit, Alp Er Tunga. efrâşte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâhte). -efrâz (f.s.) kaldıran, yükselten, [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. Ser-efrâz, - firâz baş yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, mâruf. efrenc (a.i.) frenk, Avrupalı. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. Tâife-i efrenc frenkler, Avrupalılar. efrencî, efrenciyye (a.s.) 1. frenklere, Avrupalılara mahsus, onlarla ilgili. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Târih-i efrenc Mîlât târihi. 2. fırengi illetiyle ilgili. efrenciyyûn (a.i.c.) Avrupalılar. efrenc-müşg (f.b.i.) bot. reyhan, fesleğen. efrend (f.i.) süs, bezek, şan, debdebe. efrez (a.s.) arkası kamburumsu olan [adam]. Efrîdûn (f.i.) Cemşid soyundan, anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır], (bkz: Feridun). efrûg (f.i.) ziya, ışık, nur. (bkz: pertev, şua', şû'le). efrûhte (f.s.) yanmış, tutuşmuş, parlamış, ışıklanmış, aydınlanmış. Dil-efrûhte gönlü yanık. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: afrûşe). efrûz (f.i.) 1. şule, panltı. 2. kadın adı. -efrûz (f.s.) 1. aydınlatan, parlatan. Âlem-efrûz, Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. 2. tutuşturan, yakan, (bkz: fürûz). efsâ (f.i.) efsuncu, büyücü. efsah (a.s.) daha (en, pek) fasih, uzdilli. efsah-ül-Arab, Hz. Muhammed. efsah-ül-Kureyş Hz. Muhammed. (a.s.) en fâsık, pek edepsiz. efsak efsâl (a.s. fesl'in c.) alçak, aşağılık kimseler. efsâne (f.i.) 1. asılsız hikâye, masal, boş söz, saçmasapan lâkırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. efsâne cû[y] (f.b.s.) efsâne arayan veya arayıcı, boş vakit geçirmek isteyen. efsâne-cûyî (f.b.i.) efsâne arayıcılık. efsâne-gû[y] (f.b.s.) masal söyleyen, saçmasapan söyleyen. efsâne-gûyân (f.b.s. efsâne-gû [y] un c.) efsâne, masal, fıkra anlatanlar. efsâne-gûyî (f.b.i.) efsâne söyleyicilik. efsâne-nüvîs (f.b.s.) masal yazan. efsâne-perdâz (f.b.s.) masal uyduran, yazan, adî romancı, meddah. efsâne-perdâzî (f.b.i.) masal uyduruculuk, adî romancılık. efsânevî (f.s.) efsâneye ait, efsâne ile ilgili. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü; 2)meç. boş laf. efsâr (f.i.) yular, (bkz: mikvad, inan, zimâm). efrân efrâs Efrâsiyâb

efsâr-dûzân efsâr-dûzân-ı hassa efsed efser efser-dih efsun efsûn-ger efsûn-gerî efsûn-kâr efsûn-perdâz efsûs! efsürde efsürde-dil efsürde-dilî efsürde-dimâğ efsürde-dimâğî efsürde-gân efsürde-gî efsürde-mağz efsürde-mağzî efsürde-mizâc efşâl -efşân Zer-efşân Dâmen-ef-şân efşâr efşe efsun efşürde efşüre efşüre-i engûr eftân eftâr efûr efvâc efvâf efvag efvâh efvâh-ı nâriyye efvâh-ı nâs efvâhî efveh efvek efyâl efyûn

(f.b.s.c.) yularcılar, yular yapanlar. tar. saray atlarının yularlarını yapanlar. (a.s.) pek fena, çok bozuk. (f.i.) tâc. (bkz: dîhîm, iklîl). (f.b.s.) taç giydiren. (f.i.) afsun, büyü, sihir, gözbağcılık, arpağ. (bkz: füsun, rukye) (f.b.s.) büyücü, üfürükçü. (bkz: sâhir). (f.b.i.) büyücülük, (f.b.s.) büyülü, sihirli. (f.b.s.). (bkz: üfürükçülük. (f.e.) yazık, eyvah! gibi bir teessür edatı, (bkz. derîg, hayf). (f.s.c. efsürde-gân) donmuş; donuk; meç. kansız, gayretsiz, duygusuz. (bkz: füsürde). (f.b.s.) 1. yüreği donuk, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz. 2. bezgin, kalbi kırık. (f.b.i.) yürek donukluğu, duygusuzluk. (f.a.b.s.) beyni donmuş, kabiliyetsiz, (bkz. efsürde-mağz). (f.a.b.i.) beyin donukluğu, kabiliyetsizlik. (f.b.s. efsürde'nin c.) gayretsiz, duygusuz, kansız adamlar. (f.b.i.) donukluk, gayretsizlik, duygusuzluk. (f.b.s.). (bkz: efsürde-dimâğ). (f.b.i.). (bkz. efsürde-dimâğî). (f.a.b.s.) mizacı soğuk, kanı soğuk [adam]. (a.s. feşil'in c.) cesaretsizler, korkaklar, yüreksizler. (f.s.) saçan, serpen, dağıtan, silken. altın serpen. etek silken, vazgeçen, [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (f.s.) 1. sıkma, sıkılmış, [meyva suyu gibi şeyler]. 2. i. çimdikleme. (f.i.) bulgur. (f.i.) zir. yaba. (f.s.) sıkılmış, posası çıkarılmış [şey]. (f.i.) usare, öz. üzüm suyu. (f-s) düşen; düşerek, (bkz: futan). (a.i. fıtr'in c.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. (a.i.) sıçrayıp seğirtme. (a.i. fevc'in c.) bölükler, takımlar, kısımlar. (a.i) ince, nâzik kumaşlar. (a.s.) büyük ağızlı [adam], (bkz: edsak, efveh). (a.i. fem ve fevh'in c.) ağızlar; menfezler, ağıza benzeyen her türlü delikler. ateşli silâhlar, [top, tüfek]. halkın ağzı, lisanı. (a.f.s.) halk sözü, asılsız, ehemmiyetsiz. (a.s.) ağzı büyük, ön dişleri uzun [adam], (bkz. edsak, efvag). (a.s.) yalancı, (bkz: eflâk). (a.i. fîl'in c.) filler, [bilinen büyük hayvan (lar)]. (a.f.i.) afyon, haşhaştan çıkan uyutucu bir madde.

(f.s.). (bkz. efyûn-keş). (a.f.b.s.) afyon kullanmaya alışmış olan, afyon tiryakisi. (f.s.) arttıran, çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. ömür arttıran. pek çok zînet bahşeden. (a.i. fezâ'm c.) korku ile bağırıp çağırmalar. (a.s. fazîh'den.). (bkz. efdah). (f.i.) ayakkabı, kundura. 2. gemi yelkeni. 3. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 4. yemeğe konulan bahar, (bkz: evzâr). efzâyiş (f.i.) artma, çoğalma, (bkz: tekessür, tezâyüd). -efzûd (f.s.) çoğalan, artan; çoğaltan, arttıran, arttırıcı. efzûn fazla, çok, yukarı, aşkın. efzûnî (f.i.) ziyâdelik, çokluk, (bkz: kesret). efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efzûn-ter (f.b.s.) daha çok, daha fazla. egalît ("ga" uzun okunur, a.i. uglû-te'nin c.) inşam yanıltacak hatalı sözler, *ya-nıltmaçlar. eganî ("ga" uzun okunur, a.i. ugniyye'-nin c.) şarkılar, nağmeler, havalar, âhenkler. egann (a.s.) burnundan konuşan, hımhım, (bkz: ehann). egare ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, kandırma, (bkz: igrâ', teşvik). egarib ("ga" uzun okunur, a.i.) ayrılış zamanı, savaş zamanı. Yevm-ül-egarib savaş, muharebe günü. eğer (f.e.) şart edatıdır; eğer, şayet manasınadır, ["ise, -iseler, isen, -iseniz, -isem, -isek" kelimelerinden önce gelir; bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. eğerçi (f.e.) her ne kadar..., olsa da, ise de. (bkz: gerçi). egniş (f.i.) bina yapma, yapı meydana getirme, inşâ etme. egul (f.i.) öfke ile yan yan bakma. egvâl (a.i. gul'ün c.) 1. büyük felâketler, kazalar. 2. şeytanlar; türlü şekil alan periler. 3. gulyabâniler, vücûdu olmayan hayvanlar. egvâr (a.i. gavr'in c.) dipler, çukurlar; nihayetler, sonlar. ehabb (a.s. habîb'den) daha, en, çok sevilen, pek sevgili. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. ehabb-ı emval malların çok sevileni. ehacc (a.s.) pek katı, sert şey. ehâcî (a.i. uhcüvve'nin c.) bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. ehad (a.s.) tek, bir, ilk sayı. (bkz: vâhid, yek). Yevm-ül-ehad pazar günü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. ehadd (a.s. hadd' den) daha (en, pek) keskin. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâdîs (a.i. hadîs'in c.) 1. Peygamberimizin sözleri. 2. haberler, sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. peygambere, meali Allah'a ait olan, yânî, ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. efyûnî efyûn-keş -efzâ Ruh-efzâ Zînet-efzâ efzâ1 efzah efzâr

ehâdîs-i mevzua ehâdîs-i sahîha ehadiyyet ehadiyyet-i rabbâniyye ehadiyyet-ül-ayn ehadiyyet-ül-cem' ehadiyyet-ül-kesret ehadü hümâ ehad-ül-âhâd ehad-ül-uhadeyn ehaff ehaff-i mücâzât ehakk ehâlî

ehâlî-i fazl ehâlîl ehann ehâsin ehâsin-i ahlâk ehass Dünyâ-yi ehass ehass ehass-ı amal ehibbâ ehdâb ,l ehdâb-ı mühtezze ehdâf ehdeb Ehdeliyye ehemm Takdîm-ül ehemm ehemmiyyet ehibbâ' ehil ehille ehl

ehl-i aba ehl-i âhiret ehl-i âlem

Hz. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. Hz. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. (a.i.) birlik, Allah'ın birliği, (bkz: vahdâniyyet). Allah'ın birliği. 1) görünüş birliği. 2) ıtlakdan, esmadan müstağni olan. 1) birlikte çokluk. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. l) kesretin ehadiyyeti. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. (a.b.i.) ikiden biri. (a.b.s.) teklerin teki; emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-uhadeyn). (a.b.s.) teklerin teki, emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-âhâd). (a.i. hafif den) 1. daha (en, çok, pek) hafif. cezaların en hafifi. 2. meç. pek şen ve sevimli. (a.s. hakik'den) daha (en, pek) lâyık, müstahak, (bkz: ecder, elyak). (a.i. ehl'in c.) 1. bir memlekette, bir kasabada, bir köyde, bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar, ahâli. 2. halk, umûm. fazilet sahipleri. (a.i. ihlîl'in c.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. (a.s.) genizden konuşan [adam], hımhım, (bkz: egann). (a.s. ahsen'in c.) daha (pek, en) güzel olan şeyler. ahlâkın en iyisi, en güzel olan şeyleri. (a.s. hasis'den) 1. daha (en, pek) hasîs, çok pinti. 2. çok, en bayağı [nesne, kimse]. en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. (a.s. hâss'dan) 1. en husûsî. 2. z f. başlıca. dileklerin en husûsîsi, ehass-ı tanıdıkların en başlıcası. 3. farklı, şümullü. (a.i. hüdb'ün c.) kirpikler, (bkz: müjgân). titrek kirpikler. (a.i. hedefin c.) 1. nişan alınan yerler. 2. meramlar, istekler, maksatlar, kasit-ler, gayeler. 3. yüksek şeyler. (a.s.) sık ve uzun kirpikli [adam]. (a.i.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. (a.s. mühimm'den) daha (en, pek) mühim, çok ehemmiyetli. iki işten en mühimini öne alma. (o.i.) 1. pek mühim olma, değerlilik, önem. 2. dikkat nazarını çekiş. 3. kıymet, değer. (a.s. habîb'in c.) dostlar, sevgililer, tanıdıklar, bildikler, (bkz: ahbâb). (a.s.). (bkz. ehl). (a.i. hilâl'in c.) yeni aylar, hilâl şeklinde olan şeyler. (a.s.c. ehâlî) 1. sahip, mâlik, mutasarrıf olan. 2 maharetli, usta, kabiliyetli, becerikli. 3. bir yerde oturan. 4. kankocadan herbi-ri. (bkz: ehil). Hz. Muhammed ve ailesi. ölüler. insanlar.

ehl-i aruz ehl-i arz ehl-i bâdiye ehl-i bagy ehl-i beyt ehl-i bid'at ehl-i büyûtât ehl-i cehennem ehl-i cehl ehl-i cennet ehl-i cihâd ehl-i dikkat ehl-i dil ehl-i dîvan ehl-i dünyâ ehl-i ehvâ ehl-i emsâr ehl-i hakk ehl-i hakikat ehl-i hâl

ehl-i hârâbat ehl-i hevâ ehl-i hey'et ehl-i hıref ehl-i hibre ehl-i hikmet ehl-i hükümet ehl-i hüner ehl-i ırz, ehl-i iffet ehl-i idrâk ehl-i ilm ehl-i îmân ehl-i irfan ehl-i İslâm ehl-i ittika ehl-i kıble ehl-i kal ehl-i kalem ehl-i kanaat ehl-i kelâm ehl-i kerem ehl-i keyf ehl-i kıyam ehl-i kitâb ehl-i kubur ehl-i mahşer

ed. şiir kurallarından anlayanlar. cin, peri, şeytan. bedeviler, çöl halkı. bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. hâne halkı, familya, aile; Hz. Pey-gamber'in yakın akrabası. islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. ünlü kabilelere mensubolan-lar. cehennemlik, günahkâr. câhiller, bilgisizler. cennetlik olanlar, günahkâr olmayanlar. din uğruna savaşanlar. dikkat sahipleri. gönül adamı, gönül dilinden anlayan [kimse], kalender. dîvan kaleminde çalışanlar. dünyâ adamı, Ahireti düşünmeyen. dinde mezhep ayrılığı yaratan. şehir, kasaba halkı. kendini Tann'ya vermiş kimseler, doğruluk sahipleri, îmânı bütün, doğru kimseler. doğru yol adamı. tarîkatte, tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren, Allah adamı, cezbeye tutulan, vecde gelen kimse. meyhane adamları. haylaz. astronomi ile uğraşanlar. kumaş dokuyan sanatkârlar. bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi, (bkz: ehl-i vukuf). filozoflar. hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler. hünerli, sanattan anlayan kimseler. doğru, dürüst, saygıdeğer kimse. düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler. ilim adamları, âlimler, bilginler. îman etmişler, îman sahipleri, inanmışlar, (bkz: mü'min). irfan sahibi, bilgili. islâm topluluğu. dindar, sofu. Müslüman. ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. yazı işleriyle uğraşan. kanaatkar olan. iyi konuşan. cömert, eli açık. keyfe, eğlenceye düşkün. camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. dört kitaptan birine inanan. ölüler. kıyamet günü dirilecek olanlar.

ehl-i mansıb ehl-i ma'rifet ehl-i merâkib ehl-i muhasebe ehl-i naîm ehl-i namus ehl-i nâr ehl-i nifak ehl-i nücûm ehl-i örf

ehl-i perde ehl-i re'y ehl-i Rum ehl-i sabıka ehl-i safa ehl-i salâh ehl-i salîb ehl-i servet ehl-i suffe

ehl-i sûk ehl-i sülük ehl-i sünnet ehl-i şeka ehl-i şer ehl-i şîa ehl-i şikem ehl-i tahkik ekl-i ta'kîb ehl-i takva ehl-i tarîk ehl-i tasavvuf ehl-i tedbîr ehl-i tertîb ehl-i tevârîh ehl-i tevhîd ehl-i ukubet ehl-i vezâif

ehl-i vukuf ehl-i vücûd

mevki', orun sahibi. kabiliyetli kimseler. bir şeye binerek seyahat edenler. muhasebeci, sayman. cennette bulunacak kimseler. namuslu, doğru insanlar. kötü ruhlu, cehennemlik insanlar. ortaya nifak sokan, ayrılık yaratan kimseler. müneccimler. 1) huk. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı; 2) tar. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat bilginleri (kadılar, şeyhülislâmlar, müderrisler, kazaskerler., gibi). örtülü, peçeli kadın. hâkimlik eden. Osmanlılar. ilk Müslümanlar. kalbi temiz. huk. hâli mestur, namuslu, doğru olan kimse, [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazl da denir]. haçlılar, Hristiyanlar. servet sahibi, zengin. Hz. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. çarşı halkı, esnaf. bir mezhebe mensup olan. Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. şakîler, soyguncular, vurguncular. fenalık sahibi. Hz. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. işkembesine düşkün olanlar, sırf boğazını düşünenler, (bkz. erbâb-ı şikem). araştırmacı kimseler. takîbedenler, peşinden gidenler. dîne bağlı kimseler. bir tarîkata mensup [olan], derviş. tasavvufla uğraşan. tedbirli, akıllı, idareci kimse. f ı k. farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. tarihçiler. Müslüman. huk. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler. huk. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler, [camiin, imam, müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. iyi bilgisi olan, bilirkişi, (bkz: ehl-i hibre). varlık sahipleri, insanlar.

ehl-i zimmet

bir islâm devletine tâbi olan, vergi veren, korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. ehl ü iyâl aile, çoluk çocuk. ehl-ül-farz fık. birinci derecedeki vâris. ehl-ül-kisâ Hz. Muhammed ve ailesi, (bkz: ehl-i beyt). ehlî, ehliyye (a.s. ehl'den) alışık olan, alışmış, alışkın, vahşî olmayan, insandan kaçmayan, adamcıl, (bkz: munis). ehliyyet (a.i.) 1. işe yarar halde bulunuş, bir işi hak edebilecek durumda bulunuş, salâhiyet, yetki. 2. mâhirlik, iktidar, liyâkat kabiliyet, kifayet, mensubiyet, akrabalık. 3. iktidar, liyâkat ve kabiliyet vesikası. 4. kadın adı. ehliyyet-nâme (a.f.b.i.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. ehl-perver (a.f.b.s.) ehlini yetiş tiren, değer sahiplerini koruyan. ehl-ullah (a.b.i.) Tanrı adamı, velî, evliya. ehme (f.s.) 1. noksan, eksik. 2. i. bulunuş. ehnâme (f.i.) 1. aşk ve sevda. 2. kendine çekidüzen verme. ehram (a.i. herem'in c.) 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binalar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş şekil. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. düzgün olmayan piramit. ehrâm-ı kaim geo. dik piramit. ehrâm-ı mail geo. eğik piramit. ehrâm-ı muntazama geo. düzgün olan piramit. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. ehrâmen (f.i.) 1. şeytan. 2. dev. (bkz: ehremen, ehrem, ehrime, ehrimen). ehrâmî (a.s.) geo. ehram biçiminde, fr. pyraınidal. ehrâmî kavak bot. piramit kavak. ehred (a.s.) yırtık şey. [üstbaş hakkında]. ehremen (f.i.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı; şeytan, dev. (bkz: ehrâmen, ehren, ehrime, ehrimen). ehren (f.i.)- (bkz. ehrâmen, ehremen, ehrime, ehrimen). ehrime (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrimen). ehrimen (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrime). ehsâ' (a.s.) şaşmış, şaşakalmış olan [kimseler]. ehsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık, delik. ehvâ' (a.i. hevâ'nın c.) arzular, istekler; şehvetler, hevesler, meyiller. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan, arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehvâl (a.i. hevl'in c.) korkular, dehşetler. eh var (f.s.) şaşkın, sersem, alık [adam].

ehvec ehvel ehvel-i heyâkil ehven ehven-i şerr ehven-i şerreyn ehveniyyet ehver ehviye ehviye-i lâtife ehyeb ehyef ehzâb eimme eimme-i dîn

eimme-i isnâ-aşer

eimme-i mahallât eimme-i nuhât eimmet-ül-esmâ

einne eizze eizze-i nasârâ ejah ejdef ejder, ejderhâ, ejdehâ ejder-i münakkaş

ejder-dehân ejeh ejgân, ejgehân ejhân ejîr ekabb ekâbir

(a.s.) uzun boylu ahmak [adam]. (a.s. hevl'den) daha (en, pek) korkunç. heykellerin en korkuncu. (a.s.) 1. en zararsız. 2. pek ucuz. 3. daha hafif; kolay, (bkz: rahîs iki şerrin en zararlısı, kolayı. iki şerrin en zararlısı, kolayı. (a.i.) ehvenlik, ucuzluk [zıddı "gala"]. (f.i.) sevgili. (a.i. hevâ'nın c.), (bkz. hevâ). lâtif müzik havalan. (a.s.) daha (en, pek) mehîb, çok heybetli. (a.s.) 1. ince belli, yakışıklı [genç]. 2. çelimli at. (a.i. hizb'in c.) taifeler, kısımlar; bölümler, bölükler; insan kümeleri. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. (a.i. imâm'ın c.), (bkz. imâm). din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden, en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe; Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî; Mâlik bin Enes; Ahmed bin Hanbel]. [Şîîlerde Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. [Hz.Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin; Hz. Zeyn--ülÂbidîn; Hz. Imâm-ı Bakır; Hz. Ca'fer-üs--Sâdık; Hz. Musa Kâzım; Hz. Alî bin Musa; Hz. Muhammed-ün-Nakî; Hz. Aliyy-üt-Taki; Hz. Hasan-Ul-Askerî; Hz. İmâm-ı Mehdî]. mahalle imamları. nahiv (sintaks) âlimleri. "esmâ'mn başı" tas. hay, alîm, münif, kadir, semi', basîr, müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. (a.i. inân'ın c.) dizginler, yularlar. (a.s. azîz'in c.) 1. erenler. 2. muhterem, azîz kimseler. Hıristiyan evliyası. (f.i.) vücutta, en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar, siğil, (bkz: ejeh). (f.i.) kızılcık denilen meyva, alıç. (f.i.) 1. büyük yılan, (bkz: bürsân, su'bân). 2. korkunç ve hayalî bir hayvan. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. nakışlı ejderha; alaca derili büyük yılan. 3. meç. hiddetli, şiddetli, cesur ve merhametsiz [adam], ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. (f.b.s.) (dev ağızlı) meç. ağır toplara verilen bir isim. (f.i.) sivilce, (bkz: ejah). tenbel. (bkz: ejhân). (f-s.) tembel, (bkz: ejgehân). (f.s.) akıllı, uyanık [adam], (a.s.) beli ince olan. (a.s. ekber'in c.) rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali, (bkz. büzür-gân).

ekâbir-i şuarâ-yi Arab ekadîh ekahî ekalîm

ekâlîm-i hârre ekalîm-i seb'a ekall l ekall-i murabbaât

ekalliyyet Ekanîm ekanîm-i selâse ekarib ekârim ekâris ekasır ekasî ekasî-i bilâd ekasîm ekâsire ekâsire-i Acem ekatî ekavîl ekavîl-i bâtıla ekavîl-i kâzibe ekâzib ekbâ' ekbâ-yi etrika ekbâ-yı matbah ekbâd İltihâb-ı ekbâd ekber

Arap şâirlerinin en büyükleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kıdh'ın c.) oklar. ("ka" uzun okunur, a.i. uk-huvân'ın c.) papatya çiçekleri. ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) dünyânın mıntıkaları, memleketler, diyarlar. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler, memleketler. sıcak iklimler. yedi iklim. (a.s.) en az, en aşağı, (bkz: akall). mat., astr. en küçük kareler metodu, meşhur riyaziyeci v e fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi, [italyan astronomu Giuseppa Piazzi, seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres, onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu.]. (a.i.). (bkz. akalliyyet). ("ka" uzun okunur, a.i. uknûm'-un c.) asıllar, zatlar, rükünler. Hıristiyanlığın baba, oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. ("ka uzun okunur, a.s. akreb'in c.) yakın akraba, hısımlar. (a.s. ekrem'in c.) en necip, pek âlicenap, çok sahâvetli, cömert ve eliaçık olanlar. (f.i.) bot. yenilen mantar. ("ka" uzun okunur, a.s. akser'in c.) daha (pek, en) kısalar. ("ka" uzun okunur, a.s. aksâ'mın c.) daha (en, pek, çok) uzaklar. en uzak şehirler. ("ka" uzun okunur, a.i. kısm'ın c. olan aksâm'ın c.) 1. (bkz: aksam, kısım). 2. kısmetler, nasipler, paylar. (a.i. kisrâ'nın c.) eski Acem pâdişâhları. Acem hükümdarları. ("ka" uzun okunur, a.i. katî'in c.) koyun sürüleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kavl'in c. olan akvâl'in c.) sözler, lakırdılar, kelimeler. bâtıl sözler. yalan, uydurma sözler. (a.s. ükzûbe'nin c.) asılsız, yalan, uydurma sözler. (a.i. kibâ'ın c.) süprüntüler. sokakların süprüntüleri. mutfak süprüntüleri. (a.i. kebed ve kebid'in c.) kebet-ler, karaciğerler, (bkz: kübûd). hek. ciğerlerin iltihaplanması. (a.s. kebîr'den. c. ekâbir) 1. daha (en, pek) büyük.

Cihâd-ı ekber, Gazayı ekber en büyük savaş. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. 2. i. erkek adı. Ekberiyye (a.h.i.) tas. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. ekber-nâme (a.f.b.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. ekdar (a.i. keder'in c.) 1. kederler, kasavetler, gamlar, tasalar, kaygılar. ekdâr ü âlâm kederler, acılar. 2. bulanıklıklar. ekdâs (a.i. küds'ün c.) hurmalar. ekele (a.s. âkil'in c.) çok yiyenler, yiyiciler, oburlar. ekeme (a.i.) yüksek taşlık tepe, bayır. ekfâ (a.s. küfv'ün c.) eşler, benzerler, denkler, uygunlar, müsaviler, eşitler, muâdiller. ekfâl (a.i. kifl'in c.) 1. nasipler, paylar. 2. zayıflık halleri. 3. kilim parçalan. 4. (kefel'in c.) her şeyin gerileri. ekfân (a.i. kefen'in c.) ölüleri sardıkları bezler. ekhâl (a.i. kühl'ün c.) göze çekilen sürmeler. ekhel (a.s.) çok sürme kullanan; gözü kudretten sürmeli [adam]. ekîd, ekîde (a.s.) te'kidli, kuvvetli, sarih, kat'î, sağlam, muhakkak. Emr-i ekîd kat'î, kesin emir. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli, kat'î tenbihler. ekîden (a.zf.) 1. te'kidli, kuvvetli olarak, muhakkak, sarih ve kat'î olarak. 2. mü-kerreren, tekrar olarak. ekîle (a.s.) yenmiş, yenilmiş [şey, yemek]. ekinne (a.i. kinn'in c.), (bkz. eknân). ekkâf (a.i.) semerci, eğerci. ekkâl (a.s. ekl'den) 1. çok ekleden, yiyen, obur. (bkz: bu'le, ekûl). ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. 2. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara], (bkz: âkile). 3. kim. aşındırma, fr. corrosif. eki (a.i.) bir şey yeme[k], yenilme. eki ü şurb yeme içme. eklef (a.s.) 1. yüzü çilli [adam]. 2. i. koyu renkli arslan. ekmâm (a.i. kümm'ün c.) 1. elbisenin yenleri, kol ağızlan. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan, tomurcuklan. ekmen (a.s.) anadan doğma kör. (bkz: darîr). ekmehiyyet (a.i.) ekmehlik, anadan doğma körlük. ekmel (a.s. kâmil'den) 1. daha (en, pek) kâmil, mükemmel ve kusursuz olan, en uygun, en eksiksiz. ekmel-i enbiyâ Hz. Muhammed. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. 2. i. erkek adı. ekmel-âne (a.zf.) ekmel olana yakışacak surette. ekmeliyyet (a.i.) mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık, eksiksizlik. eknâf (a.i. kenefin c.) canipler, yanlar, nahiyeler, taraflar, sığınacak yerler, evin ortalan, [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. eknân (a.i. kinân'ın c.) l. mahfazalar, perdeler. 2. evler, odalar; çadırlar, (bkz: ekinne). eknûn (f-zf-) şimdi, el'an, hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır].

ekrâd ekreh ekreh-i mahlûkât ekrem ekrem-ül-ekremîn ekrem-ül-ümem ekrem-âne ekremî ekremiyyet eksâ eksâ min-el-basal eksem ekser ekseri ekseriyyâ ekseriyyet ekseriyyet-i ârâ ekseriyyet-i mutlaka eksibe eksibe-i bahriyye eksibe-i berriyye eksiyye ekşem

ektâd ektâf ektâr ektâr ektem ekûl ekûl-âne ekûlî ekvâb ekvâb-ı şerâb ekvâh ekvarn ekvâm-ı büzeyriyye ekvân Hâlik-ı ekvân

(a.i. kürd'ün c.) kürtler. (a.s.) en kerih, çok iğrenç. mahlûklann en iğrenci. (a.s.) 1. daha (en, pek) kerîm; çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. 2. i. erkek adı. (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. Hz. Muhammed'in ümmeti. (a.zf.) ekrem olana yakışacak surette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyla. (a.f.s.) ekreme mensup, lütuf ve kerem sahibi olana mensup. (a.i.) ekremlik, ekrem olma. (bkz: ekrem). (a.s.) üstüste pek çok giyinen [adam]. "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. (a.s.) büyük karınlı şişman [adam]. (a.s. kesîr'den) en çok, daha ziyâde. (a.f.zf.) eksere mensup, çok defa, çoğu. (a.zf.) çok defa olarak, çok zaman; sık sık. (a.i.) ekser olma hâli, pek çok olma; çokluk; en büyük kısım; yansından çoğu. reylerin oyların çokluğu, hiç olmazsa yandan bir fazlası. bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk), çokluk. (a.i. kesîb'in c.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. jeol. karasal, kumul. (f.i.) boza. (bkz: ahsuma, nebîz). (a.s.) 1. doğuşunda kusurlu olan, burnu, kulağı kesik veya noksan olan [adam]. 2. i. pars denilen yırtıcı hayvan. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. (a.i.) 1. cemaatler, kalabalıklar, bölükler, takımlar. 2. misâller, örnekler. (a.i. ketif ve kitfin c.) omuzlar; omuz kemikleri, arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. (a.i. keter'in c.) haysiyetler, şerefler; hasepler, nesepler, mertebeler, dereceler. (a.i. kutr'un c.), (bkz. aktar). (a.s.) 1. daha (en, pek) çok sır saklayan. 2. karnı büyük [adam]. (a.s. ekl'den) çok yemek yiyen, obur; pisboğaz, (bkz: bu'le, ekkâl). (a.f.zf.) oburcasına. (a.i.) oburluk. (a.i. kûb'un c.) küpler, büyük su kaplan. şarap küpleri. (a.i. kûh'un c.) kamıştan yapıl-.mış penceresiz kulübeler. (a.i. kûme'nin c.) kümeler, (bkz: küvem). anat. domalan, fr. soredie. (kevn'in c.) varlıklar; âlemler, dünyâlar. dünyâların, varlıklann yaratıcısı, Allah.

ekvar ekvâs ekvâz ekyâl ekyâs ekyes ekzeb el-

ela ela ey! el-aceb el-adlü esâs-ül-mülk el-amân

el-amân-hâh el'ân el-anyâsiyye elâstikî elâstikiyyet el-Avvâ

elbâb Ulül-elbâb el-bâdî azlam el-basîr elbet, elbette elbise elbise-i resmiyye Elbürz elbüz el-câ-i âlâ rütbetihi

el-câsî el-Cebbâr

(a.i. kevr'in c.) 1. devirler, dönmeler. 2. bir şeyi sarmalar. 3. (küvâre'nin c.) an kovanlan. 4. demirci ve kalaycı ocaklan. (a.i. kevs'in c.) yaşmaklar. (a.i. kûz'un c.) kadehler; kâseler; bardaklar. (a.i. keyl'in c.) kileler, hububat ölçüleri, ölçekler. (a.i. kîs'in c.) para keseleri, torbalar. (a.s.) pek kiyâsetli, zekî, zeyrek, maharetli, becerikli [adam]. (a.s.) büyük yalan, pek büyük uydurma. (a.h.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. Arapçadaki terkiplerde, has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi. (bkz: hurûf-i şemsiyye). (a.e.) başlama ve tenbih edatıdır; nazımda ve sözün başında kullanılır; bundan sonra "ey!" nidası gelir. şimdi, bilmiş ol ki! (a.n.) tuhaf, acayip, şaşılacak şey! (a. cü.) adalet mülkün temelidir. (a.e.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman, medet" manasınadır; "bıktım artık, illallah!, usandım, kâfi, yeter, sus" gibi mânâlarda da kullanılır. (a.f.b.s.) el aman dileyen, yaka silken. (a.zf.) şimdi, şimdiki halde; henüz, hâlâ, daha, bu âna kadar, şu anda. (a.i.) bot. iğdegiller. (fr.s.) esnek. (fr.a.i.) esneklik. (a.h.i.) astr. sığırtmaç, semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme, lât. Boötes, fr.Bouvier. (a.i. lübb'Un c.) akıllar; akıllı kimseler. akıl sahipleri. başlayan, yol açan haksızdır. (a.s.) her şeyi gören. [Tanrı adlarından]. (a.zf.) kat'î olarak, mutlaka, behemehal; akıbet, nihayet, eninde sonunda. (a.i. libâs'ın c.) esvaplar, libaslar, [kelime bizde müfret gibi kullanılır], (bkz: câme]. resmî elbise[ler]. (f.h.i.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği. 2. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. 3. s. uzun boylu, yakışıklı kimse. (a.s.) 1. bâlâ, yüce, yüksek. 2. i. Kafkas dağının tepesi. (a. h. i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında, ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. (a.h.i.) astr. Herkül, tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi, lât. Hercules. (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak

yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). Elcezîre (a.h.i.) Mezopotamya, "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. elcime (a.i. licâm'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. el-cünûnü fünûn (a.dey.) "dîvânelik türlü türlüdür", "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. eledd (a.s.) hak kabul etmeyen, inatçı [adam], Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkî (fr.s.) ; elektrikle ilgili, elektrik niteliğinde. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı, akımı. elektrîkiyyet (fr.a.i.) eletrikleştirme, elektrikleşme. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektromagnetizma. elektrîkiyyet-i sakine fiz. elektrostatik. elektrik-nümâ (fr.f.b.s.) fiz. elektroskop. elem (a.i.c. âlâm); 1. ağrı, acı, sızı, sancı; keder, dert, maddî ve manevî ıztırap. elem-hek. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. bekleme elemi, sıkıntısı. 2. Fransızca'nın "-algie" sonekini elem-i intizâr karşılar. elem-i asabi bek. sinir ağrısı, fr.nevralgie. elem-i kalb gönül ıztırabı. elem-i mafsal hek., fr. arthralgie... el-emrü emrüküm (a.cü.) emir, sizin emrinizdir; emriniz bâşüstüne. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. Elemût (f.h.i.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. [elüh (=karakuş), mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. Bu kale, yükseklikte; yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elem-zede (a.f.b.s.c. elem-zede-gân) eleme uğramış, elemli, kederli, dertli. elem-zede-gân (a.f.b.s. elemzede'-nin c.) elemliler, dertliler, kederliler. eleng (f.i.) 1. sur, duvar, siper. 2. kale ve istihkâm askeri. elest (a.i.) Allah'ın, ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman, insanların yaradılış başlangıcı, [elestü = değil miyim]. elezz (a.s. lezîz'den) daha (en, pek) lezzetli. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf (a.s.c. âlâf, ülûf) bin [sayı], (bkz: hezâr). elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl. elfâf (a.i. lifin c.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar; birbirine dolaşık fidanlar. el-Fâris (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç, lât. Perseus; fr. Persee. el-fâtiha (a.n.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida.

(a.i. lafz'ın c.) kelimeler, sözler. güzel sözler. kaba küfürler. l) birçok anlamı olan kelimeler, 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler, sinonim (synonyme) kelimeler. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. el-firâk (a.i.) ayrılma, ayrılık sözü, esenleşme, (bkz: el-vidâ). elfiyye (a.i.) ed. bin beyitlik kasîde, şiir. el-garaz (a.cü.) "maksadım şu ki; şunu demek isterim ki; gelelim maksada, sözün kısası" mânâlarına kullanılır. el-gaz bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. el-gıbta (a.cü.) gıbta olunur, gıbta ederim. elhâb (a.i. lihb'in c.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar, dar geçitler, (bkz: lihâb, lühûb). el-hâc (a.s.) hacı; islâm dîninin bir îcâbı olarak, usûlüne göre, "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. el-hakk (a.zf.) hakîkaten, doğrusu, doğrusu ya. el-hâl (a.zf.) şimdi, şimdiki halde, hâlâ, henüz. el-hâletü hâzihi (a.zf.) henüz, şimdi, hâlâ, bugün, bugünkü günde, şimdiki zamanda, şimdiye kadar, (bkz: el-yevm). el-hamdulillâhi teâlâ (a. cü.) Allah'a hamdolsun, Allah'a şükür. elhân nağmeler, ezgiler. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri; 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. el-hased (a.zf.) "hased olunur" mânâsına kullanılır. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. el-hâsıl (a.zf.) hâsılı, netice îtibâ-nyla, sözün kısası, uzatmayalım, kısa söyleyelim, kısacası, (bkz: ve-1-hâsıl). el-Hayye (a.h.i.) astr. Yılan. elhâz (a.i.lâhz'ın c.) göz ucu ile bakışlar. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına, cazibeli, alımlı bakışlar. el-hazer (a.zf.) "sakın, sakınalım, sakınınız," mânâsına kullanılır. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. el-Hevâ (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi, lât. Ophiucus. el-hükmü-li-1-galib all (a.cii.) hüküm galibindir, hak kuvvetlinindir, (bkz: el-hükmü limen-galeb). el-hükmü li-llâh (a.cü.) "hüküm Allah'ındır, kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. el-hükmü li-men galeb (a. cü.) hüküm galip gelenindir, (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). el-ıyazü bi-llâh (a.c.) Allah'a sığındık, Allah'a sığınırım, yahut, sığınırız, Allah esirgesin, Allah korusun!... (bkz: maâz-Allah). elibbâ (a.s. lebîb'in c.) akıllı, kâmil, olgun [kimseler]. elif (a. ha.) 1. Arap alfabesinin ilk harfi. 2. i . kadın adı. elfâz elfâz-ı cemile elfâz-ı galize elfâz-ı müştereke

elif-i iklîm elif-i kâfîyân elif-i maksure

yedi iklimin ilki, ekvator. kûfî yazısıyla yazılan elif. bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. f Mustafa, dâva gibi]. elif-i memdûde uzun okunan elif. elîf (a.s. ülfet'den) 1. ülfet olunan, istenilen, alışılan şey. 2. alışmış, alışkın, alışık. (bkz. me'lûf). elifba, elifbe (a.i.) 1. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. bir şeyin başlangıcı. 3. g. s. bir örgü motifi. elifi (a.i.) g. s. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. el-ihsân bi-t-temâm (a. cü.) bir şey verilince tam verilmeli; bir iyilik edilince tam edilmeli. elîm, elime (a.s. elem'den) çok dert ve keder veren, acıklı; ağrı ve sancıyı hissettiren, sızlatan, pek ağrıtan, acıtan. Azâb-ı elîm çok acı veren azap. el-insâf (a.n.) ; insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. eliyy (a.s.) çok yemin eden [adam]. elîz (f.i.) çifte, tekme; sıçrama. elkâb (a.i. lakab'ın c.) 1. unvanlar, soyadları. 2. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar, [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü; sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü; seraskere devletlü re'fetlü; Mekke şerifine devletlü siyâdetlü; müşirlerle, pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü; saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü; sarıklılara mekrümetlü; fazîletlü; semâhatlü yazılırdı. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a.cü.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elken (a.s.) dilinde pek lüknet, tutukluk olan, güçlükle meramını anlatan, peltek.kekeme. El-Keşşaf (a.i.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. el-kıssa (a.zf.) hulâsa, hâsılı, sözün kısası, sözden anlaşıldığına göre. el-Kusvâ (a.h.i.) Hz. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. Ebûbekir'den satın almıştır], (bkz: Kusvâ). elma', elmaî (a.s.) pek zekî, çok anlayışlı [adam]. elmalı, elmahî (a.s.) her gördüğü şeyi tetkike, araştırmaya meraklı [adam]. elmas (yun.i.) 1. bilinen kıymetli taş. 2. s. meç. pek sevgili ve kıymetli. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. elmâs-pâre (yun.f.b.i.) 1. elmas parçası. 2. meç. çok güzel. elmâs-rîze (yun.f.b.i.) elmas kırıntısı, döküntüsü. elmâs-tırâş (yun.f.b.i.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam, billur, kristal. el-minnetü li-llâh[i] (a.cü.) "Allah'a minnet, minnet ancak Allah için" manasınadır. elsen (a.s.) fasîh, düzgün konuşan. elsine , elsün (a.i. lisân'ın c.) diller, (bkz: lüsn). elsine-i garbiyye batı dilleri. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe, Arapça, Farsça. elsine-i şarkiyye doğu dilleri. eltaf (a.s. latîfden) daha (en, pek) lâtif, güzel, hoş [olan].

büyükelçi.s. miâ'nın c.i. mevkiler.i.). levz ve levze'nin c. rengârenk. pek) lâzım. . yanaklar. (a. (a.i. (bkz.) düz satıhlar. lütfün c.i. (a. (a. lüzumlu. şimdiki zamanda. (a. ehakk). (bkz: half. yerler.i. Samsun. meak ve meûk'un c. astr.i.) 1. (a. 2. (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars.) yemin. lâzım'dan) daha (en. son derece lâzım olma. kalın bağırsaklar.i. gereklik. mevzîler. bugünkü günde. el-vedâ').) kıça ait. karakuş. 2. kasem).) bugün.i. 2. mekân'ın c.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. iyilikler. emced'in c.) 1.s.) elzemlik. el-firâk. (bkz: liva). levh ve levha'nın c.i. bot. henüz.s. lât.) göz pınarlan. ağacın odun kısmındaki lifler. Artvin. tablolar. hâlâ. olan "emki-ne'nin c.cü. (bkz: el-hâletü hâzihi). esen kalın! (bkz: el--firâk). [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp.) 1. (a. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı.) ülfeti çok. 2.) Allah'a ısmarladık. (a.s. izmit.i. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur]. (bkz: emkine). (a. liyakatli. okşamalar.) daha (en.) elçinin götürdüğü itimatname. livâ'nın c. (a. fr. lîfin c.i. Muğla gibi livalar. l'Aigle. (a. portreler.) mahaller. şu anda.i. Kartal burcu. alacalı. pek) lâyık.i.) iyi muameleler. levn'in c. (a. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler. kıç ile ilgili. [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır. iyilikseverlikler. (a. Allah'a emânet olun. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam]. tavşancıl. renkler. Antalya. yağlı koyun kuyruğu. and.eltâf elûf elûh elûk el-Ukab elûke el vah elvâh-ı kışr elvan elvâz el-vedâ' el-vida' elviye elviye-i müstakille elviye-i mütemevvice elviye-i selâse elyaf elyak elye elyevî el-yevm elzem elzemiyyet em'â em'â-i galîza em'â-i rakîka emâcid em'âk emâkin (a. Aquila. dalgalanan bayraklar.i. (bkz: ecder. (a. çok yakışır. ince bağırsaklar. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale.) bademler. (a.zf. iplik biçimindeki şeyler. kıçı meydana getiren kaba etler. (a. s. çeşitler. (a. liber.) sefir. 3. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır]. (a. (a.h. soymuk damar (-demeti).) 1.) bağırsaklar. Ardahan. (a.) sancaklar. nezâketler. (a.i. kartal. fr.i. (a. bayraklar. şimdi. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler.s.

). özel maksatlar. yardım isteme. (a. emânet'in c.). istekler. itibarlı kimseler. Sakal-ı Şerif.. (a.) aman dileyen. (a. eşler.i. 2. gibi]. b. bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki.b. emânı. (a. 2. emsel'in c. eminlik. emred'in c. huk. belirti.) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar. aman diyen. emr'den) 1. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki. en çok benzeyenler. gayeler. huk. millet. gibi.) bıyıklan terlememiş gençler. arzular. (a. (a.) uzun yapraklı otlar. eserler. akranlar. korkusuzluk. huk. (a. "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman. huk. bu bir müsâlaha" demektir. huk.) kendisine emânet edilen.i.f. maksatlar. prenslik.b. 2. .) otsuz ve susuz sahralar. kanunî ve fiilî himaye. (a. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. huk. emâre'nin c.f. ummalar.s. aman isteyen. beylik.i. buna riâyet olunur. (bkz. şikâyet. imlîs ve imlîse'nin c.) . aman dileme.f.) 1. ["geliniz!" denilmesi gibi]. emânât) 1. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. (a. mezîr'in c. nişanlar.c.b.) emanetçilik. niyetler. iyi alâmetler. (a. emirlik.. alâmetler. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer.i. emanetçi.zf. kuddâm.s. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu. (a. pîş). 2. "Hırka-i Saadet.i. i. eser.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk. sulh yapma. c. 4. emniyet edilen kimseye bırakılan şey. rüsumat emâneti = vergi emâneti. fidanlar.i.emâkin-i mukaddese emâlîc emâlîs emâm emân emân hakkı eınân bi-1-kinâye emân bi-1-kitâbe emân-ı âmin emân-ı hâss emân-ı muvakkat emân-ı müebbed emân-ı sarîh emânât emânât-ı mukaddese emânât-ı şerife emânet emânet-dâr emânet-dârî emaneten emân-hâh emânî emânî-yi mahsûsa emânet-ullah emârât emârât-ı hasene emare emâre-i hasene emaret emârid enıâsil emâzir kutsal yerler. huk. emânetler.i. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur]. 2 . Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup. sözle verilen eman gibidir. eşya veya kimse. (a. emeller. ipucu. emir'in hâli ve sıfatı. (a. deliller.i.s. (bkz: emânât-ı mukaddese). karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman.i. emârât) alâmet. rica.) arzular. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki. ümniyye'nin c. (a. nişan. meramlar. husûsî. iyilik alâmeti. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet. ümlûc'ün c.i.i.. (a.) 1. çöller.) 1.) emânet olarak. (a. (a.i. emânet suretiyle. 3. (a.i.

s.) nikâh bedelleri. ilâçlann en acısı. (a. dokunan. (a. nihayet. 2.i.) bir işte emeği çok geçmiş olan.i. haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. (a. Muhammed. mecîd'den. emâcid) 1. erkek adı. (a.i.b. [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur.) 1. emniyet sahibi. en çok temas eden. şey]. bir çeşit ot. (a. korkusuz [yer]. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler.i. c. at yavruları. vâdeler.s.i. büyük bir hanedana mensup kimse.i. ömürlerin en uzunu. erkek adı. (a. i.) mehiller. ümerâ) 1. Muhammed'-in lâkabı. bir kavmin. tamah.) pek fazla messeden. 2.) son. veznedar. saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur.i. emr'den. evâmir). 2. pek) mecid. hırs-ı nukûd). beği.) 1. Şeh-remânetinin reisi.s.) koyunlarda meydana gelen uyuzluk.) daha (en. (a. (a. arzu. Hz.s. emniyetli. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz]. ilk islâm hükümeti. Emevî devleti. (a. c. (a. şereflilerin şereflisi. mehl'in c. Muhammed.f. (bkz. çok şeref. hırs-ı pîrî.s. 3. (a. mecîd'in c.) donuk beyaz. ümenâ) 1. 2. mehr'in c. (a. kadına verilecek. (a. pek) medîd.c. (t. zevcelerin nikâh bedelleri.i. insan ömrünün yetmeyeceği hülyalar. güvenen. (a. mühletler. i.c. (a. (bkz: emîn).i. birine emniyet eden. (a. bir şehrin başı. şüphe etmeyen. uzun. onur ve haysiyet sahibi olan. (bkz: mihâr). daha (en.s. (bkz: hırs-ı câh. medd'den) daha (en. (a. eski ve sâdık hizmetçi. çok ulu ata. mühr'ün c.i. ["emîn" kelimesinin müennesi].) taylar. kuruntular.c.) islâm arasında kurulan ilk devlet. Hz.emcâd emced Cedd-i emced emced-i emâcid emed emedd emedd-i a'mâr emek-dâr emel Tûl-i emel emerr emerr-i edviye emess Emeviyye emhak emhâl emhâr emhâr-ı zevcât emhâr emîhe emîme emîn Fetva emîni Sandık emîni Şehr-emîni Yed-i emîn emîn-i cev emîn-i rahmet Emîn-i vahy Emîn-i vahy-ullah emîne emir emîr emîr-i âb-hayvân (a.s.h. kendisine güvenilen [kimse.) şeref. umma. çok sürekli.s. hırs. Hızır. Hz. korkusuz. emr). zamanlar. kadın adı. pek) acı. 2. onur ve haysiyet sahibi olanlar. i. demirci çekici. . 4. mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse. Cebrail.i. aynlma hâlinde. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar. amal) ümit.

başkumandan .b. mü'minlerin emîri. Hz.emîr-i cân-dâr emîn-i çeşnigîr emîr-i dâd emîr-i devât emîr-i meclis emîr-i Mekke emîr-i nahl emîr-i silâh emîr-i şikâr emîr-ül-alem emîr-ül-bahr emîr-ül-ceyş emîr-ül-Hâcc emîr-ül-mâ' emîr-ül-mü'minîn emîr-i zünbûrân emîr-ül-müslimîn emîr-ül-ümerâ' emîr-âhûr emîr-âne emîre emir-nâme emir-nâme-i sâmî emîr-zâde emken emkiııe cmkine-i cedide emlâ' emlah Eınlah-ül-Arab emlâh enılâh-ı bahriyye emlâk muhafız kumandanı. evler. (a. (a. Hz.i. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse. (Arabın en güzeli) Hz.i.) ev.) kadın emîr.b.i. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk.e. Muhammed. tarla. ferman). amiral. Ali'nin lâkabı. (bkz: ıneh-mâ emken).) amiral.f. emîr-ül-mü'minîn). hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli bulunan zat. (a.) kumandanın oğlu.i. Hacılar emîri. . Hz.) cemâatler.) tuzlar. (a.i. (bkz: emâkin). (bkz: emîr-ül-mâ').) emîrcesine. ahır beyi. (a.b. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse.) mahaller. (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. serdar. (a. son derece güzel. arıbeyi. kalabalıklar. (Müslümanların emîri). (a. bölükler. (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının. âmirden me'mura yazılan kâğıt. bağ. [bu unvan ilk evvel Hz. Ömer'e verilmiştir]. (bkz. (a. (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. çeşnigir başı. (a.) sancak emîri. Istabl nâzın. (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse.) emir kâğıdı.b. milk ve mülk'ün c. yerler. (a. pek melîh. ahır müdürü. serasker. melâ'ın c. Muhammed'in halîfesi. (a. melîh'den) en melâhatli.b. zool.i. mekân'ın c. (a. yeni evler.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer.i. mevkiler. buyrultu.i. haneler. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse. deniz tuzları. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. Mekke emîri. (bkz: emr-nâme.f. emîr olana yakışacak surette.s.f.i.zf.i. (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti. (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar. (a. [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı.) imrahur. milh'in c. (pâdişâh).

meydanda durum.b. [tas. gr. en) sarp. evâmir) 1. ilk iş olarak. tuhaf şey. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. eminlik ve rahatlık.i. apaçık. emredici. korkusuzluk. korkusuzluk. kollama [askerlikte]. 4. 2.s.s.f. genel güvenlik.) 1. jeol.gaib emr. âsûdegî). emr.i. [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir]. rahatlık. bağışlanmış mallar. bu işin aslı. üçüncü şahsa verilen emir. en. (a. [ağızdan veya yazı ile]. düz taş. polis teşkilâtı. güveni kötüye kullanma. [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. cilâlı. pek çok) genç. (a.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı. Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan.f. şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. iş.i'tibârî görünüşte olan iş. 2.garîb emr. beylik malları. korkusuzluk. en başta. . (a. vakıa. (o. buyrultu.i. 1.hakk emr. güvenme. insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet.ilâhî emr. 3. halk güvenliği. devlete ait mallar. (bkz: emir). güvenlik. buyruk. (a. "ol!" emri. pürüzsüz. güvenlik. meldâ]. (bkz: asayiş). gerçekleştirmesi imkânsız olan emir. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım]. iş buyurma.kavlî emr-i kün emr-i ma'ruf emr-i muhal emr-i mübîn (bkz: emlâk-i mîriyye). vakfedilmiş. şey.azim emr. [Ben gizli bir hazîne idim.) emniyet. emâlis) düz.i. (bkz: emlâk-i hümâyûn). kamusal güven. millî mallar. pürüzsüz.c.s. önemli iş. gr. korkusuzluk. inanma.emlâk-i emîriyye emlâk-i hâssa emlâk-i hümâyûn emlâk-i mazbuta emlâk-i mevkufe emlâk-i milliyye emlâk-i mîriyye emled emles Hacer-i emles emmâre Nefs-i emmâre emn emn ü asayiş emn ü emân emnâ' Emn-âbâd emniyye emniyyet emniyyet-i âmme emniyyet-i umûmiyye emniyyet-i tâmme Emniyeti su'-i isti'mâl emniyyet-bahş emr Evvel-i emr Nefs-ül-emr emr bi-1-ma'rûf emr-i âlî emr.hâzır emr. emr'den) emreden.s. hâdise.) (daha.) eminlik. el konulmuş mallar. ikinci şahsa verilen emir.b. (Allah'ın emri) ölüm. eminlik.s. 2. özü. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. (bkz: i'timâd). c. körpe ve nâzik (vücut veya dal). (Allah'ın emri) ölüm. eminlik. metin. [müennesi . "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem. genel polis teşkilâtı. büyük. tam bir güvenlik. (a. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi.) daha (pek. husus. günah ve suç işlemede]. çok. pâdişâh mallan.) güven veren. (a. (a. (bkz: asayiş. (a. cebreden [şehvani hallerde. aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse].i. (a.

emrân (a. (bkz. öldürücü hastalıklar. emrâz-ı asabiyye hek. emirle ilgili. örnekler. benzeri durumlarda olduğu gibi. emrâz-ı cildiyye hek. Şâbb-ı emred tüysüz genç. fr. emred (a.) kıssalar. misl'in c. kadın hastalıkları.) armut biçiminde olan. katsayı. emrâz-ı müstevliyye hek. beldeler. 2. 4.. emsâl-i inkisar astr. emsâl-i zâviyeviyye mat.i.i.) 1. mısr'ın c. Sîga-i emriyye emir sîgası. fr. Süleyman'ın vecî-zeleri. emriyye (a. sidik yolu hastalıkları.c. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname.i. emir--nâme.) emre ait. misâller. hikâyeler. emrâz-ı dâhiliyye hek. mern'in c.emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri. benzer. emrâz-ı bevliyye hek. emrâz-ı mühiike hek. frengi ve benzeri hastalıkları. frengi ve bel soğukluğu gibi. epidemiques. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy. emsâl-i Süleyman Hz.venüs hastalıkları.) büyük şehirler. mikroplu. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er. emr-ber (a. deri hastalıkları. 3. mat.b. akıl hastalıkları. . havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. ferman). emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. eşler. emraz j. emsel (a. emrî.i. emrâz-ı zühreviyye biy. (bkz: ermûd). contagieuses. emrâz-ı sâriyye hek. cilt. emrûdî (f-s. misl'den) pek müşabih olan. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar.) kürkler. açısal 'katsayı. memleketler. göz hastalıkları.b. emr-i vâki' beklenmedik emir. salgın hastalıklar.s. emr-i nıüşkil zor iş. emrâz-ı ayniyye hek. emsal (a. emsâl-i kesîre bol örnekler.f. emsali misillû aynı biçimde. eş. maraz'ın c. emr ü ferman buyruk ve ferman. emsâr ü bilâd büyük şehirler. emrâz-ı efrenciyye hek.f. destanlar.l (a. fr.i. emrâz-ı hâriciyye hek. emr-nâme (a. dış hastalıkları.i.). hayvan derileri. emir eri. kıl bulunmayan genç. emsal (a.) illetler. mesel'in c. emrâz-ı intâniyye hek. emsâr (a.s. atalar sözü. benzerler. refraction.) emir götüren. bulaşıcı hastalıklar. iç hastalıkları.i-. atasözleri. emrâz-ı akliyye hek. jeod.i. kaç misli alınacağını bildiren sayı. emrûd (f.) armut. numuneler. çok benzeyen. kasabalar. emir alan.s. emr-i tabîî tabîîiş. emrâz-ı nisâiyye hek. ateşli hastalıklar. Durûb-ı emsal darbımeseller. emir kipi. hastalıklar.i. sinir hastalıkları.

. örnekler.) sular.i.i. ölülerin gömülmesi. emr-i gaib. kamuya ait mallar. (f-i-) Para kesesi. ism-i fail. taşınabilen mallar. zulüm dalgası. çeşitli mallar. (a. ism-i mekân. mal) gibi şeyler]. ağaçlardaki meyva-lar. yağmur bulutlan. vilâyet ve belediyelere ait mallar. 3. mevâşî (davar. nefy-i hâl. gr. tesniye cemi hallerindeki mütekellim.) dalgalar. (a. kınlmamış büyük tuz parçalan. eko. devlet mallan. [emlâk. numuneler.s. ölülere can verme. satılacak şeyler. çok dayanıklı. mallar.) tuz taşı. (bkz: hemyân).i. (a. para ve eşya gibi beylik mallar. (a. (a. (bkz: miyâh). gibi birer misâlle gösterilen şekli]. cahd-ı mustağrak.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler.) akşamlar. (a. gibi]. (a. ganimet mallar.) 1. nehy-i gaib. ism-i tafdîl. çok te'sirli olan.i.) mülkler. para. nehy-i hâzır. mâ'ın c. bol yağmurlar. nefy-i mâzî.i. muşt ve mışt'ın c. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. masdar.i. kumaşlar. hediye gibi şeyler dağıtma. yetimlerin mallan. z f.i. para çantası. tüccar mallan. denizin dalgalan. meyyit'in c. mevc'in c.s. saklanması mümkün olmayan mallar. ism-i zeman. metâ'ın c.i. (bkz: mîl). masdar-ı mîmî. muhâtab ve gaib şekilleri. (a. (a. (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. ism-i mef'ûl.i. (a. mesâ'ın c. hükmü çok yürüyen. taşınmaz mallar. terkedilmiş. 2. gibi]. (a. ekinler.) sular. mâ'ın c. mâl'in c. para ile alınan şeyler. 2. ev.) pek metin. emyân emyâh emyâl emyâl-i bahriyye emyûs emzâ (a. [altın.) 1. . olan miyâh'ın c. a. (a. kanepe.i. cahd-ı mutlak. sahipleri bilinmeyen mallar. [dükkân. gümüş.) yağmurlar. mübalağa ile fail. ism-i mensûb.) ölüler. mîl'in c.) 1. bırakılmış mallar. kat'î. 2. eko. masa. saklanması mümkün olan mallar.i..i. (a. akşam vakitleri. emr-i hâzır. binâ-i merre. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi. deniz milleri. muzârî. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar.emsile emsile-i muhtelife emsiye emşâ muşt-ül-kadem emtâr Sahâib-i emtâr emtâr-ı kesîre emten emtia emtia-i ecnebiyye emtia-i gûnâ-gûn emtia-i ticâriyye emvâc emvâc-ı bahr emvâc-ı kahr emvâh emval Bezl-i emval emvâl-i âdiyye emvâl-i âmme emvâl-i bâtına emvâl-i emîriyye emvâl-i eytâm emvâl-i ganâim emvâl-i gayr-ı menkule emvâl-i menkule emvâl-i metruke emvâl-i umûmiyye emvâl-i zahire emvât Defn--i emvât İhyâ-yi emvât emyâ. matar'ın c. gibi]. yabancı memleket mallan. [çakı.) taraklar ayağın üzerindeki ufak kemikler]. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. tarla. Devlet. misâl'in c.

(a.) 1. eneiyyet). şeriklik. huylar. i. (a..s.) 1. Luka. kamış gibi içi boş olan fen âletleri.) 1. eneiyyet. Yuhanna]. bencilik. Muhammed. inâyeten. şeriki olmayan. perakende. hayvan gibi kimseler. nebez'in c.) inbikler. sığır ve. ortaklık. enfes'in c. borular.s. at.) parmak uçları.i. dolu.s.) en nefis olan şeyler. yığın. (bkz: enâiyyet.i. yaratılmış olan canlılar. soyadları.s.s.i.i. (a.i. kalbur damarlan. küme.) inciller. (a. 4.) Zühre (Venüs) gezegeni. halk arasında.).) peygamberler. enmele'nin c. anbar. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı. i.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ.i.) 1. hisar. kuma.i. (a. (f.) kendini beğenme. muhtelif.i. dağarcık denilen deri çanta. (bkz: rümmân). tıkanmış. teslim etmek. (a. yıkılmış. hazım (sindirim) boruları. 2.i. Hz. kale. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.) doldurulmuş. nebî'nin c.) yerden çıkanlan otun kökü. 2 . (a. insanlar. nibr'in c. gibi. halk. (f.i. (f. (a. meşrepler. (f. (a. Markus. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır].) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek. 2.i. (halkın ulu'su) Hz. türlü tabiatlar. na'm'ın c. enbâne enbânçe enbâr enbâr Der-enbâr etmek enbârde enbâşte enbâz Bî-enbâz enbâz enbâzî (a.) perişan. tahkîm edilmiş yer. (f.i. (a. (bkz: nâhîd). . deve. bütün mahlûklar. en değerlileri. hakîkaten. incil'in c.) anbarlar. anbara koymak.i. 2.) ortak kadın. edebî eserlerin en nefisleri. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp. (a.i.(bkz. gübre. 2. (f. heybe. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. i.i. anat.) nar [meyva].) ortak. eş. ünbûbe'nin c. s. (a. bütün mahlûkların Tanrısı. dağınık şeyler.) boğum boğum olan şeyler. (a. (a. çanta. (f.emzice emzice-i muhtelife -en enâbîb enâbîb-i gırbâliyye enâbîb-i hazmiyye enâbîk enâbîş enâcîl enâcîl-i erbaa enâdîd enâfis enâfis-i âsâr-ı edebiyye enâhîd enâiyyet enam Beynel-enâm Rabb-ül-enâm Seyyid-ül-enâm en'âm enâmil enâniyyet enâr enâr-Allahü kabrehû enbâ enbâg enbâhûn enbân. (a. (bkz: enbûşe).i. sağlam.) lâkaplar. eşsiz. inbik'in c.i. (f. huylar. 3.) 1. takma adlar.) küçük dağarcık. (a. enâ-niyyet). ufak heybe. yiyecek çantası. koyun gibi hayvanlar. (f.) tabîatler.i. (bkz: şerîk). mizâc'ın c.cü.e.

(bkz: encüre). işkembe. (a.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. i. (bkz: âhir-ül-emr). hek.s.i.i. (bkz: tîn).) asıl. (a.) son bulan.i. (f. döşek. hamından turşu yapılan.) koklama. tane tane. (bkz: ünbûbe-i bevliyye). 1. (f. 3. (bkz: ünbûbe). necd'in c. ödağacı. (a. dolap beygiri. enbüh enbele enberût enbeste enbeste-dem enbîk enbîr enbîre enbiyâ enbiyâ-yi kibar enbûb enbûbe enbûbe-i bevliyye enbûbe-i gırbâliyye enbûbî enbûde enbûh Leşker-i enbûh enbûşe enbûy enbûzen enbûzen-i inşân enbür enbüre encâb encâd encam encâm-ı kâr encâm-pezîr encâs encel encer encere encidân encîn encîr. dere.) biy.b.i. çokluk. eğsiran v.) yüksek yerler.s.i. (f. nücebâ).i.) koyulaşmış.s. demir hindi. encîre encûc encûg (f.) inbik. kalabalık asker. yoğun. (f.i. necîb'in c. 3.) bot.i. çalı çırpı. 2. (bkz: encûg).zf.i. (bkz: emrûd).) incir. [Anadolu'da "eğsi.s. devşiril-miş.s.) gemi direği.) minder. gayretsiz [kimse]. sıvacı. madde.i. (a. 4. eksi. (f.i. son.) Hint hurması.) bot. (bkz: encûc). (f.i. (a. miskin. (a. talaş. biten. necâib. döşeme.) bot. ["encîden" mastarından]. (a. (bkz: ünbûbî).i. işin sonu. ağaç kökleri. ürtiker. (bkz: enâbîş). (f.) pislikler. i. 5. i. 4.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler.s. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. en çok deve. (f.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde. (bkz: lenger). (a.i. yüce yerler. (a. anat. 2.s. tüyü dökülmüş [şey. 2. fercâm). . kurdeşen. yalvaçlar. başka. (f. toprak [insanın asıl maddesi olduğu için]. (f.) nihayet. (f. patates gibi yerden çıkarılan şeyler. kalabalık. endâyiş-ger). uyuşmuş [nesne].) ödağacı. (f.). (f.i. ulu. 1. (f-i. hatmi çiçeği. meclis.b. yonga gibi şeyler. (bkz. meyvasınm kabuğu kalın. (f. (a. ocak.) bot. yer elması. çekirdeği büyük. izdiham). (bkz: ünbûbe-I (a.). koku. kıyma kıyma. anat. 2. 2. katılaşmış. (f.i. (bkz. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. i.i.) 1. (f. 2.i.i. çok.f. ısırgan otu. kalın." gibi karşılıkları vardır]. (f.) yaş ve kuru çamur. (bkz: cemâat. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl].) 1.b.s. i.) istif edilmiş. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. (bkz: resul).) armut.i.s. i. yüce peygamberler. duvarın yıkılıp dökülmesi.i. (bkz: akıbet. hayvan].) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz.) 1.) 1. ufak ufak.enbeh. nebî'nin c.) tenbel. necs'in c. (f. (a.

(f. çok seyrek ve az bulunan.s.) meclis. atılma.) geçmiş sıkıntıları hatırlama.s.) ısırgan otu.) hararet kabarcıkları.) cemiyet. derece. ölçek. solmuş. atmış. nefer. 2. takım. gibi. (f.f.s. (f. (f. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze endâze-gîr endâze-hâne end-bend Saz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez (f-i-) lkıvrım. bir tarafa bırakılmış. içinde". baştan geçen şey.i. (a.) 1.i. yaşı küçük çocuk. (f.) şebnemler. nazâir). zool. (f. biçim. (bkz: kevâkib.) yaşı küçük. [encûhîden ve encûgîden mastarından].) daha (en. vasiyet..) sıvacı. ser-güzeşt). (f.) hikâye.i. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâmî endâr endâve.i. atma. (f. boy. çiyler. (a. takdir. s. unutma köşesine atılmış. (f. (f.b.i. mühendis. (a. sitâre-gân). şikâyet.b. düzgün endam. pek) nâdir.i.s. unutulup gitmiş. eşler. (f. 2.i. (f. siyâsî encümen.zf.i. silâh atma. (bkz: encîn). enzâd).i. 3. (a.i.) sıvama. komisyon. boy göstermek. 2. benzerler ve zıtlar.) yıldızlar. sıvacı malası. (a. öğüt.s. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. 2.i.i. 2. (f.) vücut. (bkz: vakıa. 2. insanın âzası. deniz ısırganları. (f. ok atan. eşbâh. boğum boğum. 2. mahcup. meclis. (f.) misiller.s.i. parça parça.i. 2. yaldızcı. (a. beden. altmış santimetrelik bir ölçü.) .i. nazîrler. ısırgan otu. hek. atış. çalgı çalan. şûra. necm'in c.i.) den. (a. nasihat.). (bkz. 3. atılmış.i. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. nedâ'nın c. (f.s. politika kulübü. .) bot. cisim. utanmış. (bkz.) yıldız saçan. mektup. (a. (bkz: encere.) 1.b. atıcı.) 1.) 1.b. nidd'in c. silâh atan. benzeyenler.b. isilik. cihan içinde cihan. biçimli elbise.) 1. 2. boy bos.) 1. boşaltma.) 1. nâdir'den) "-de. nadad'ın c. düzgün beden. cel (a.i. mertebe. (f. muhasebeci (sayman). (a. (f. 2. nücûm. akademi.b. tahmîn.i. azıcık. zorluk içinde zorluk. matematikçi. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. buruşmuş (meyva).i.) 1.) 1.i.) bedene uygun. yaldızlama. 4. er. yaşı küçük. okuyucu.encûh. (bkz: endiye). bot. (f. az.zf. (f. ısırgangiller.

şikâyet. (bkz: kevâkib. (bkz: encîn (f. (a.) bot.i. boşaltma. biçim.i. ürtiker. isilik. nazâir). necm'in c. derece.) 1. (bkz. (f.) 1. meclis. şûra.i.i.) 1.) pislikler.s.) ısırgan otu. unutulup gitmiş.i. er. atış. buruşmuş (meyva). solmuş. (a. komisyon. (a. ["encîden" mastarından].i.) 1. kalb. nazîrler. deniz ısırganları. 2. 2.) yıldızlar. atıcı.) vücut. ısırgan otu. yaldızlama.) yıldız saçan.) cemiyet. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâr endâve. vakıa.i. [evvel (a. bir tarafa bırakılmış. dâhili. necs'in c.b.i. ısırgan otu. eşbâh. bir şeyin iç tarafı. boy bos. 3. zool. altmış santimetrelik bir ölçü. (f. siyâsî encümen. hek.s. tane tane. atmış. nidd'in c.) 1. (f. (f. beden. (bkz: endâyiş-ger). politika kulübü.) 1.b. nadad'ın c. s.zf. silâh atan. 2.i. nefer. ok atan. (bkz: encüre).i. (f. sıvacı malası. mertebe.) atılmış.) 1. (bkz: endiye). hatmi çiçeği. atılma. (f. encîre encûc encûg encûh. (bkz. akademi. baştan geçen şey.) misiller.i. hek.b. takım.i.s. (f. nücûm. (a.i. (a. endûc enderûn encâs encel encer encere encidân encîn encîr. nedâ'nın c. 2.) 1. (f. sitâre-gân).) meclis.i. benzerler ve zıtlar.s. (f. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı.i. endûb. (f. enzâd). (a.i. ısırgangiller. boy göstermek.) hikâye.f. (bkz: encere. 1. cemiyet yeri.i. ölçek. boy. (f.s.i. (f. bot. 2.) kalın ip. (bkz. eşler. temriye denilen cilt hastalığı.) bot. (f.) hararet kabarcıkları. düzgün beden.) şebnemler. . (a. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. benzeyenler. yaldızcı.i.i. 2.i.i. ocak.i. kıyma kıyma. 3.) incir. halat. (f. (a. insanın âzası. (bkz: encûc). ufak ufak. düzgün endam.i. (f. 2.). 2. harem dâiresi. sıvacı. (a. (a.i. takdir. (a. sıvama. (f.) . 2. çiyler. i. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından]. 4.enderi enderûb.) bot. kurdeşen.) hek.) 1.b. içyüz. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze (a. (bkz: lenger). (f. (f. tahmîn. atma.i. kıvrım. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. ödağacı. cisim. unutma köşesine atılmış. (bkz: encûg). ser-güzeşt).i. (f. 2.) sıvacı.) ödağacı.) bot. silâh atma.) gemi direği.

) endişeli. sıkıntılı.s. 2.s.i.i. mahcup.) düşünce. (bkz: endûh-nâk. çok seyrek ve az bulunan. (f.) gam. sıkıntı. endüh-nâk (f.) 1. içyüz. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. (f. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray].) Farsça partisip eki çalgı çalan.i. . (bkz: endûh-gîn.i. (f.s.b. (f. tedbirli. (f-b. kaygı. (a.i. (f. bir şeyin iç tarafı. derin. sıkıntıyı gideren.i. 2. keder. (f. şüphe. 2. merak.b. (f. muhasebeci (*sayman).) kalın ip.i.) şebnemler. tasalı.) hek.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. sıvamak.s.) den. endüh-nâk).) 1.) 1. halat. kederli.s. geçim sıkıntısı. keder gideren.i. (f. iç ve dış.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir.s. fena düşünen. saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât. gam.b. nasihat. tasa. (f.) kederi. üzüntü. (f. tasalı.endâze-gîr endâze-hâne end-bend ende Sâz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez enderi enderûb. (f. altın sıva. sonsuz keder.b.b. yaldızlı.b. az.b. harem dâiresi. sonunu düşünüş. okuyucu.) daha (en.i. ölçülü davranan.i.zf.b.) 1. (a. her şeyi evvelden düşünüş. (f. endüh endûh-i bî-pâyân endûh-fersâ endûh-gîn endûh-güsâr endûh-nâk. düşünceli. üzüntü. (f. vasiyet. (f. gamı. nâdir'den) "-de.) gam. yaşı küçük çocuk. . vesvese. uzağı düşünen. (f. mektup. boğum boğum. 3. (f.b. utanmış. endûb. azıcık. zorluk içinde zorluk. 2. yaşı küçük. 3.) kederli. öğüt. Ula etmek. (a.s. içinde". [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. mühendis.) gamlı. kederli. çiyler.s.i. (f. matematikçi. sıkıntılı.) düşünen.s. dâhili.) düşünceli. endûc Enderûn enderûn-i hümâyûn enderûn ü bî-rûn endîş Âkıbet-endîş Bed-endîş Dûr-endîş endîşe endîşe-i ferda endîşe-i maişet endîşe-kâr endîşî Akıbet-endîşî Dûr-endîşî endîş-nâk endiye endûd Zer-endûd endûh. kaygı.i. gamlı. endüh-gîn). keder. geçim derdi. kalb.e. gibi. parça parça.) sürmek. cihan içinde cihan.) 1. yarının düşüncesi. "sıva" manasınadır. (f.s.) yaşı küçük. nedâ'nın c. temriye denilen cilt hastalığı. (f. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva". görüş. sonunu düşünen. korku. (bkz: endâ'). pek) nâdir. (f. 2.zf.

i. efsâne.endûhte Hik-met-endûz Tarâb-endûz ene eneiyye eneiyyet ene-l-hakk enf Ebü-1-enf Kesr-i enf enfa' enfâl enfâr enfas enfâs-ı hayriyye enfâs-ı ma'dûde enfâs-ı Mesîh enfes enfes-i asar enfes-i et'ime Enfes-ül-cevâhir enfî enfiyye enfüs enfüs ü âfâk enfüsî enfüsiyye engânı engâme engâr engare engâz engebîn (f. tamamlanmayan iş.) öznelcilik. hikâye.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu.) vakit. insan hayâtı.i. (a. (bkz: nefir). (a. tamamlanmayan iş ve nakış. nefes'in c. hazırlanmış. hikmet kazanan. [uydurma kelimedir].) 1. (a. kendini beğenmişlik. tasavvur. daha (pek. ölüleri dirilten nefesleri. (f. 2. burnunu kırma. 4. hayat sahipleri. (a. sayılı nefesler. 2. hayırlı nefesler. kibrini kırma. (a. tekbencilik.) 1. (a.s. nefîs'den) daha (en. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H. utanarak geri geri çekilme.i. . 2.) cemâatler. moi. biriktirmiş. kalabalıklar. ganimetler.s.i. objectifdir]. burun otu.s. yemeklerin en lezzetlisi. ferdî zihne ait bulunan. çok) faydalı.i.cü. oyuncular derneği. 5. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. (a. fr.) 1. öznel. solipsisme. burunla ilgili. nefes). mevsim. sub-jectivisme. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama. (bkz: asel).i. 2. hesap defteri. ödenmiş.s.s. nâfi'den) en nâfi'. 2. zan. (a. [zıddı afakî = fr.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet. (a. kibirli.) buruna mensup.i. topluluk. toplanma yeri.i.) bencilik.s. mağrur.) burun. 2.i.) 1. şüphelenme.) 1. nefis ve dışı. 3. her şeyin ön kısmı.i. XV.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz. (bkz. fr. (bkz: hengâm). (a. enâiyyet. soluklar. (f. nefîr'in c.) fels. (a. subjectif. emeksiz kazançlar. (a. fr.) 1. taslak. eserlerin en nefisi.) bal. kazanılmış. (a. (f. düşmandan alınan mallar. sanma. ben. en değerlisi. (f. yaşayanlar.i. Hz. enâniyyet). (bkz.i.) nefiste meydana gelen. uç. fr.i. kazanmış. 3.zm. nefesler. pek) nefis. nefs'in c.) ruhlar.) fels. savaş yeri. (f. (f. (a. isa'nın. (a. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan. halk. düşünülmüş şeye nispetle düşünene. koca burunlu. canlar. ahenk kazanan.i. nefel'in c. çok değerli ve lezzetli [olan]. biriktirilmiş.

2. yok farzetmek.) 1. Kıymetsiz ve itibarsız şey. Fitne-engîz fitne koparan. Engürûs (h. (bkz. engele. (bkz. fesat karıştıran.engel.) zool.) terzi veya yorgancı yüksüğü.dey. 2. engüşt ber-dehân (f. enhâ-yi sahra .) dikiş yüksüğü. Macar.i. (bkz.i.i. engüşt-i muhannâ kınalı parmak.).) üzüm. Safâ-engîz safa koparan. çöl tarafları. ilik. 2. düğme. engüjed (f. engüştâne (f. 2.) koparan. engüşter. kömür. engûje (f.i. ağız aramak. engele. engüje. ekincilerin harman savurduktan âlet.) parmağını tuza sürmek. engüşt-i sütürg baş parmak. (bkz.) hasta.).) gözbebeği.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç. (bkz: hılrît).i. engîhte (f. engüşt (f. 3. engüşt der çeşm kerden (f. (bkz: engûl. 2. yedi renkli.) .) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. engûr). engûl. yaba. 2. taraflar. selâm vermek. cihetler. erteng).) parmağı alın üzerine koymak.) zir. (bkz: engüştene).b. engişt (f. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı). enhâ' (a. engiştâl (f.dey. dep-reten.i.) parmağa süs için takılan yüzük. engûr (f. (bkz: ha-deka).) parmağı ağzında [olan].dey. 3.i. hayran olmak.). neşe yaratan.) kopanlmış. taaccübeden. engüşt hâlden (f.dey.e. işlemeli bir çeşit kumaş. (bkz: engûje). (bkz: asel).b.i. incil. engîle (f. dey) dudağa parmak vurmak. oynatılmış.köstebek. engüşt bürek (f. engûrek (f. şaşakalan. engübîn (f-i-) bal. söz vermek. şaşmak. yemin etmek. engüjed (f. engüşt ber-nemek sûden (f. (bkz. engüjed). karıştıran.i.i.i. -engîz (f. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap.i. engüşt ber-cebîn nihâden (f. engüşt-nümâ (f. engîl. söyletmek.s. engüştene (f. mahvetmek. Engelyûn (f. dermansız [kimse]. yanlar. engîle). engüşter-i pâ ayak yüzüğü. engîl.) iyiliğe karşı kemlik etmek. engîr (f.i.i. engûle (f. karıştırılmış.) 1. engüşt-i mi hin orta parmak. engüj (f.i. engüşt-i nîl fakirlik. (bkz: er-jeng. s. yükseltilmiş.i.s. meç. engûle).i. (bkz: ineb). zayıf. yollar.b. engüşt-i kihîn serçe parmak. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak.s. ["engebîn" şeklinde de kullanılır].) parmak. engüşt-ber-dehân nihâden (f.) 1.i. susturmak. engüşt ber leb-zeden (f.i. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse. Macaristan. nahv'in c.i. engel. engüje. engüşterî (f.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu.) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda]. fahm). engüştâne). parmakla göstermek.dey. engüşte (f.) 1. engüşt-i büzürg baş parmak.) 1.) 1.

inleme. gönül dostu. neseb'in c.) inilti. nikâh). (bkz.h.i. 2.i. 1526 (H. (a. soylar.) 1. fr. .). nehr'in c. a.s.i. 3. (bkz: enhür). ("ka" uzun okunur. (a. ilk örnek.) fels. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir. yar.) donmuş. nukz'un c. nümûr).) kaplanlar. mostra.s. şirin şey.i. (a. (bkz: kizb). enîse enîs-i dil Enîs-ül-Ârifîn Enîs-ül-Guzât Enîs-ül-Kalb enîsân enîse enîşe eniyyet enkas enkaz enkaz-ı beşer enkaz-ı remîme enkaz-ı ümmîd enker enker-ül-esvât enkiha enmele enmâr enmûzec enmûzec-i âlem enmûzec-i evvel enne en-necâtü fi-s-sıdk en-Nehr ensâ ensâb (a. (a. (a. dalkavuk.) kurtuluş doğruluktadır. (bkz: eş'em]. od. (a. örnek. yalan. (a. (a.) 1. enîka enîn enîn-i hafi enîn-i kalb enîr enîs. dost.s. [kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır]. insan yıkılmaları.i. âlemin örneği. pek. nehr'in c. kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları. (f. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır.) en çirkin. baba tarafından hısımlar.) numune. (ariflerin dostu) XVI.) 1. arkadaş.) ırmaklar. (bkz: enhâr). 2.enhâr enhâr-ı arnika enhâr-ı âmme enhas enhür enîk.) astr.i.) ırmaklar. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. seslerin en çirkini. [ikincisi] kadın adı. anırtı. çok şom [meş'um]. üns'den) 1. ümit yıkıntısı. XVI. sevimli.) çirkin huy. [birincisi] erkek. [fasihi "nümûzeç" dir]. (a. per-sonnalite.i.i. casus. eski hayvanların bakiyeleri. cü. (f. (a. tip. (bkz: müdâhin). nahs'dan) en nuhûsetli.i.i. hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler.i.) güzel.s. gizli inilti.) daha (en. boş. (a. çaylar. nimr'in c. pek fena. kalpten acı çekip inleme.c. (bkz: nâr).) unutmalar. (bkz: nimâr.) 1.i. ırmaklar. (a. nikâh'ın c. 'kişilik. pek uğursuz. sevgili. mânâsız söz. (a. (a.s. (a. [bu eser. (a. (a. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri. çaylar. pekişmiş [nesne]. fena tabiat. enâmil) parmak ucu.) çok inleyen. kalbin inlemesi. 2. hafiye. eksik. bina yıkıntıları.i. (bkz: nâlân).i.i. (f.s. 2. s.i. Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir. yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça aslından Türkçeye çevirerek II. nesy'in c. yıkıntı moloz. çok) noksan.i. (f. (a.) ateş. derin nehirler.

döller. (a.s. mes'ut. (f. (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. nesr'in c. [ensâc kelimesi. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. (a. mecûsî mezhebi. âdillik. (a. 2. bot. ni'met'in c. çok yerinde. pek) nurlu. nusub'un c. bâzı. (a. (a.s.i. Hicretten sonra. nısfın c. mümâs (tangent). daha (en. nûr'un c. yanlar. putlar.) hek. nev'in c.i. 3.s. 2.) yarımlar.i. müdâfîler. (bkz: niam). 2. histologie. zürriyetler. eksikliklerin. (a. nesîb'den) daha (en. serler. (bkz. Muham-med'e yardım edenler. (a.) ziyalar.) zool. (a. ve i.i. nesl'in c. parlaklıklar. meristeme.) ölüye ağlayan kadınlar. (a.) 1. (f-'-) l. iyilikler. nesc'in c. 2. ışıklar. kantaron.i. nevr'den) 1. (a.i. pek) münâsip.). 3. 2. (a. çok çeşitler. en) iyi söz söyleyen. 2.i. adalet.) 1.i. esnafın en insaflısı. belâlar. heykeller. Hz. ağıt yakanlar.s. fr. *sürgendoku. sülâleler. soylar. koruyucular. (a. nesc'in c. katı' (sequence).) tıpta kullanılan bir ot. i. lûtuflar. sevinç. şarap. insaf dan) daha (en.s. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur]. çok güzel.i. nesicler. dokular. 4. Şâpur Şâh'ın halası. çok. 2. fr. ihsanlar. nimetler.) ensârdan olan kimse. teceyb (cosinus). (a. Medine'de bir yer adı.s.c.) yardımcılar. aydınlıklar. (a.ilm-i ensâb ensâb ensâbiyyât ensâc ensâf ensaf ensaf-ı esnaf ensâl ensâr ensârî ensâr-ullah enseb ensice ensice-i müşekkile ensür entak entarûn enûk enûşâ enûşe en'üm enva' envâ'-i kesîre envâ'-i nekayıs en vah envâr Envâr-ı Şarkıyye Envâr-ül-Aşıkîn enver nesepleri inceleyen ilim. nutk'dan) daha (pek. (a. nevh'in c. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler.) çeşitler. noksanlık-lann türlüsü. pek) insaflı. (bkz: esnam). (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi. muavinler.) 1. (bkz: naşirin).) nesep ilmi. (o. .) 1. genç pâdişâh. (a. nâsır'ın c. (a. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup. kumaşlar. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri. erkek adı.i.i. h.h°5 ne kadar hoş. [bu kelime Arapça bir kalıba sokularak uydurulmuştur]. nüsûr). i. dokumalar. İlm-ül-cnsâc dokubilim. tamam mümâs (cotangent). örmeler. çok ve pek parlak. türlüler. kartal [kuş]. ta-savvufî eser. Allah yolunda Hz. (bkz: nesi).i. ekmekler. uygun. (a. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs).i.) evlâtlar. tamam katı' (cosequence)].

nazar'ın c.i. (a.) eğer.) daha (en.i. nazad'ın c. (bkz: esnân-ı katıa). yetimler ve dullar. uydurmalar. (a. 2.enyâb enyâr enzâd enzâl enzâm enzâr enzâr-ı ecnebiyye enzâr-ı ta'ziye enzâr-ı umûmiyye enzâr-ı ümmet Epiküriyye epsân epürnâk er erâbet erâcîf erâcif ve ekâzîb erâcîh erâcîz erâciz-i şuarâ erâik erakk erakk-ı evrak erâmil. namussuzlar. 1. ön. (a. tâziyet bakışları.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri.) reziller.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. başkan. (a. (f.) 1. pek. [müfret olarak kullanılır] ehil. su. herkesin gözü önü. (a. kısa vezinli şiirler. ermele' nin c.i. kansızlar. sünepe. ürcûze'nin c.) zool. nîr'in c. tavşanlar. güney.) yalan sözler. (a. gönül adamları. balgam. itibarlı. lâyık.) çarşamba günü. muktedir. (dört taraf) sağ. (f. devlet dâiresi 'görevlileri. halkın en rezilleri. (dördüncü gün) çarşamba. (a. (f. mevki sahibi kimseler.i. (dört taraf) doğu. erneb'in c. yabancı bakışlar.i.i. dem. erâmile Eytâm ve erâmil erâmil-i askeriyye er'an erânib erâzil erâzil-i nâs erbaa' erbaa Ahlât-ı erbaa Anâsır-ı erbaa Cihât-ı erbaa Etrâf-ı erbaa Füsûl-i erbaa Yevm-ül-erbaa erbaa-i mütenâsibe erbâb erbâb erbâb-ı câh erbâb-ı denâet erbâb-ı dil erbâb-ı dîvân (a. . batı. reis.) dört. mâlikler. sahipler. kâğıtların veya yaprakların en incesi. arka.s. (yun. çok) rakik. (a. ince.) bakışlar.i. erzel'in c.i.) fels. toprak tabakaları.) delikanlı. safra. aşağılık adamlar. alçak kimseler. yalan ve uydurma sözler.s. (a. nâb'ın c. (bkz: ehl-i dil). (a.) şahane tahtlar. becerikli. pek bayağıları. ["eğer" in hafifletilmişi].s.) mısraları kafiyeli.) bileği taşı. alçaklar. (a. rabb'in c. hava. şâirlerin kısa vezinli şiirleri. asker dulları.e. deli.s.ürcûha'nın c. kasideler. dullar.) soysuz-.s. (f.i. (bkz: fesân). düzmeler. Epikürcülük. (a. kuzey. (dört mevsim) ilkbahar. (a. fr. mat. Epicurisme. sonbahar. yaz. olsa. halkın bakışları.i. 2.1ar. 2. (a.s. (a. çılgın. bakmalar. toprak.) bekârlar.) bön.i. olur ise. uslu olma.) boyunduruklar. sevda. (bkz: şâbb). meclis üyeleri. (dörtunsur) ateş. şaşkın. sol. ürcûfe'nin c.a. yüzsüzler.) ulu. (a-i.i. ahmak.s. (bkz: endâd). kasideleri. zeyrek. kış.) akıllı. ise. nezl ve nezîl'in c.i. zenginler.) 1. (a. sıyrıklar.) salıncaklar. dul kadınlar. şerefli ve tertipli kimseler. (a. erîke'nin c. [eskiden] selâse kaidesi.i.

[rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). (f.erbâb-ı fenn erbâb-ı fünûn erbâb-ı garaz erbâb-ı hâcât erbâb-ı hıred erbâb-ı hıref erbâb-ı himmet erbâb-ı hüner erbâb-ı iktidar erbâb-ı kalem erbâb-ı maâlî erbâb-ı ma'nâ erbâb-ı mesâlih erbâb-ı mütâlâa erbâb-ı namus erbâb-ı nücûm erbâb-ı sabâhat ü zarafet erbâb-ı safâ-yı bâtın erbâb-ı san'at erbâb-ı servet erbâb-ı seyf erbâb-ı sika erbâb-ı sunan erbâb-ı sülük erbâb-ı şikem erbâb-ı tab' erbâb-ı tagallüb erbâb-ı temkin erbâb-ı temyiz erbâb-ı ticâret erbâb-ı vefa erbâb-ı vukuf erbâb-ı zahir erbâh erbain erbaîn-i âşûra erbaûn erbiyân erbû erbû-dâr ere ercâ fen ile uğraşanlar. sanatkârlar. (bkz: erbeûn). birşey yapmak isteyenler. zool. yıldızlara bakıp da talih bildirenler.i. (f. (bkz: ehl-i şikem). dindar kişiler. galip gelenler.) armut ağacı. kazançlar.) armut. eshâb-ı mesâlih). ancak dış yüzüyle görenler. işi olanlar. faizler. gergedan. l.) kırk. tabiat sahipleri.i. ticâretle uğraşanlar. 3. iktidarlı kimseler. (a.) 1.s. 2. vefalı kimseler. fen adamları. itibarlı. fen adamları. iş tâkibedenler. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır]. ribh'in c. temkinli kişiler. askerler.i. namuslular. îman sahibi kimseler. . (f. karakış. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet. yönler. kâinatın mâhiyetini. hüner sahipleri. (a.i. muktedir. şeriatçılar. işkembesini düşünenler. kadir ve kıymet. garaz sahipleri. zanaatkarlar. (f. vefa sahipleri. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. himmet sahipleri.b. saygın kişiler. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün]. arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün. (bkz: erbâb-ı hıref)zenginler. (bkz. recâ'nın c. güvenilir kimseler. din işleriyle uğraşanlar. (bkz: emrûd). kılıçla uğraşanlar. boğazına düşkün olanlar.) taraflar. 2. okuyanlar. anlayışlı. bilirkişiler. akıllı.kırk. (bkz: erbaîn).) faydalar. sırf boğazını düşünenler. kalbi temiz. dindar kişiler. astrologlar. sağduyu sahipleri.i. ilimle uğraşanlar. üstün çıkanlar. güzel ve zarif kimseler. basiretli. yazarlar. inanılır. halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. kırkıncı [sırada]. iyi konuşan kimseler. iyi yaratılıştı kimseler. (a. [sayı]. 4. kötü niyetliler. [sayı].) su çekirgesi.i.

(bkz: ertel). kükremiş cenk ars-lanı. anber. (a.b.i. ercâl). ercül).i. (bkz: erjen). kızıl şey. 2. ricl'in c.b.s. (a. 2. refî'den) daha (en. üstün.i.) güzel koku. cidal. (a.) ayaklar. kulakları kaba ve uzun [adam]. 2. (f. haysiyetli.) bot.s. un. sonraya bırakılan şey. (i-) l.i.i. misk.s. 3. (a. (bkz. (bkz: ergavân). (f. kocakafa. (bkz: ercümend). (a. (f. koyu renk şal.s. erdşîrdârû erec erenbânî erendân er'es erett erez erfa erfa'-ı derecât erfak erfeş (a. acıbadem ağacı. râcih'den) daha (en. tadı acı bir nebat (bitki). ve i.). . anat.) 1.i. yabani şebboy.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı.i. (f. pek. (bkz: ak-dâm. öfke. (f.s. (f. koca yarpuzu denilen hoş kokulu.erguvan çiçeği. tercihe şayan. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler. cenk eri. [kelimenin aslı "irdeb" dir]. (a.ercâ ercah ercahiyyet ercâl ercâlûn ercen erceng ercîl erciye ercmend ercmend-âne ercmendî ercümend ercül ercül-i kâzib ercüvân erd erda erdâne erdeb erdeb Erdebiliyye erdeh erdem erdiye erdiye-i nisvân erd-şîr erdşîr-i ceng erdşîrân.) bot. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir].b. erkek adı.i. muhterem. üstünlük. (f.i.) peltek [adam]. ricl'in c.) 1. (a. (f.i.s.i. acıbadem ağacı. pek) yüksek. (bkz: kermet-ül-beyzâ). sarmaşık nevinden ören gülü.i.) daha (en.) bot. (bkz: akdâm.) arkaya. (a. uygun.zf. (a.s. (a. perhâş. 2. şerefli. istenilen. çok) rica edilen. aksarmaşık denilen nebat (bitki). 2.i.) 1. (f. itibarlı.i. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. pek) râcih olma.) çürük şey. savaş. (f. hindistan cevizi.) muharebe.s.i.) 1.) baş örtüleri. derecelerin en yükseği. (bkz: eric).) boz.) usta gemici.) itibarlı.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. (bkz: ervâne).) ayaklar. seçkin. yalancı ayaklar. (a. erteng).s. (f.e.) daha (en.). (bkz: ercmend). kadın böşörtüleri.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime.) bot. itibarlı. (a. haysiyetli. en ziyâde yumuşak. (f. nefsî isteklerine düşkün olan. (a.i. kahır.) şerefli. yoldaş olmaya en çok lâyık. (a. muhterem. (a.) ağaç kurdu. s. (a.) bot.) bot.i.s.) başı büyük. sof.i. ridâ'nın c.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek. kırmızı kadife.i. akasma. seçkin olma. (a. (a. şerefli bir kimseye yaraşır yolda.i. pek) râcih. (a. (bkz: ceng.i.s. (f. (a. yüce. harb).

s. pek.b.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. (a. arşın. erîsî eriş erjen erjeng erk erka erkab erkâh erkâh-ı rehâbîn erkam erkam-ı arabiyye erkam-ı aşere erkam-ı cümel erkam-ı dâlle erkam-ı dîvâniyye erkam-ı gubâriyye ("ga"lar uzun okunur. (bkz'erîke-ârâ). Arap rakamları. rahîs'den) daha (pek. (a.) 1. (bkz: haris). 2. hırslı. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. rahm'in c.i.s.s.) çiftçi.i.i. (f. şaraba düşkün olan sarhoş. 2. merhametlilerin en merhametlisi. ("ka" uzun okunur. uslu. (bkz: rusug).) hiddetlenmiş. uykusuzluk hastalığı. sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar. oynak ve hızlı giden at. 2.) ercen).) sığınılacak yerler. zekî. kızmış.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua. (bkz: erteng).) güzel koku. su akıtmak üzere açılan yol.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. bilek.b. 2. f. oturdukları yerler.i.) boynu kalın [adam.) erguvan çiçeği renginde.s. (bkz. bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi.s. (a. ("ka" uzun okunur. akıllı.b.) yazılar.) pek yüksek. anber. sayılar. (f.s. erâik). en ferahlı yaşayış.i. (bkz: erîke-pîrâ). rakam'ın c. (bkz: erec). erguvan renginde kırmızı şarap. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara. (f. ebced hesabı. birden dokuza kadar olan sayılar. (f.c.s.i. taht.) hiddetli. çok) ucuz. zeyrek. a.s. satılan eşyanın en ucuzu. en.s. hısımlar. (bkz. döl yatakları.s.i.) sert başlı. ekinci. (a. (f. Allah. rahîm'den) daha (en. (a. (a.) el değirmenleri.b.(bkz.s. . bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar. (bkz: serîr). (a.s. ergavânî). erîbe erîb ü edîb erîc erîke erîke-ârâ erîke-nişîn erîke-pîrâ erîr erîs erîs. irb'den) akıllı.i.s. dere.) l.erga.) zekî. ses.) 1. (a.) tahtta oturan. (a. 2. (f. öfkeli.i-). ergav ergad ergande erganun ergavân ergavânî Şarâb-ı ergavânî ergide ergîde-nigâh ergun enguvân erguvânî erhâ erham erham-ür-râhimîn erhâm erhas erhas-ı es'âr erîb .) hâli vakti çok iyi olma.i.) erguvan renginde olan.i. rehâ'nın c.) hek. (a. öfkelenmiş. (f. akıllı fikirli ve edepli [kimse]. endaze.i. merhametli. org. öfkeli bakış. ["ergenûn" un muhaffefi]. misk.s.i. uyanık. [kilisede] papazların sığındıkları.i.i. rükh'ünc.s. (f. ark.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek.) 1. güzel ve parlak kızıl. (f. (f. (f. resimler. (f. a. acıbadem ağacı.i. (f. (a. bot. akrabalar. çok) rahîm.s. (f. en yukan.) muz. ırmak.) 1. ergab. (a. engavân). olgun [adam]. haykırış. arslan]. (f. (f. (a.

s. errâc (a. destere. yerinme. ermûn (f.i. âdâb.c. ermâ' (a.) yerinen. sakin. (bkz: emrûd). destekler. kül rengi.islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı. erâmil.i. erke (a. burun ucu. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed. 3 yol.) 1. müzevir.) armağan. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı].) sallar. direkler. ermâm (a.) fesatçı.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. rimme'nin c.s.i. erkân (a. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir.i. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler]. remh'in c. gri. ermûd (f. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli]. tavşangiller.i. Ermîn (f. destere]. darbeler. ermâh (a. ermiye (a. erkam-ı Hindiyye . hediye).) 1. ermed (a.i.) durmuş. vuruşlar. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime]. pişman olan.) dolu yağdıran kasırga bulutlan. reisler. (bkz: arbûn).b.) çürük kemikler. 2. (rumh'un c. hediye.c. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır.) gündelikçiye peşin verilen ücret.) ateş külü. erânib) zool. ernebe (a. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı.) armut. pişman olma.) mızraklar.i. esaslar. ermân-hâr (f. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil]. subaylar.i. ermâs (a.) Keykubât'ın dördüncü oğlu. ermîde (f. 2.s. genelkurmay.) misvak ağacı. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler. remes'in c.) 1. [sıcak memleketlerde. (Zeyçlerde kullanılırdı. "erâmil" kullanılır]. subaylar grubu.h. süngüler. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. (bkz: bergüzâr.s. ernebiyye (a. tavşan.i. [dest-erre = el bıçkısı. gözü ağrıyan [adam].i.i. erre (f. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen]. kurmay subay. erkân-ı salât namazın rükünleri. usûl. Ernevâz (f.i. en çok Yemen'de yetişir].)].) 1. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam. ermedâ (a. [dâima c. yöntem.i. 1) müsteâr [kendine benzetilen]. istek.i. 1) müşebbeh [benzeyen].i. remî'nin c.i.s. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri. ermagan (f. sütunlar. ernıân (f.c. erneb (a. ermele (a. 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı]. rükn'ün c.h. arzu.i. (bkz: minşâr).s. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed.) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler.) bıçkı. yalancı [adam]. 2.) zool. erânîb) anat. erâmile) dul kadın. 2.

ar-vana. urûş) 1. ıztıraplı [gün].) fels. (a. pek) reşîd.erre-hâne erre-keş er-rızku al-Allah ers ersâd ersah ersen ersûsa erş erş-i gayr-i mukadder erş-mukadder erşah erşed erşed-i evlâd ersem i ertâ ertel erteng erûm erûme erûs erva ervah ervâh-ı habise ervâh-ı latife ervâh-ı makamât ervâh-ı mukaddese ervâh-ı tayyibe ervahı ervâhiyye ervâk ervâm ervâne erveb ervenân (f.i. hayâtın cevherleri.) 1. büyük sarık. 2.i. hızar. fık. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus. doğru yola daha yakın. 2. (a.) kumaş.) bıçkıcı. .s. (a. (bkz: dem').i. (a. 2. (f. 2. (f. kurt. (a.i. (a. kutsal ruhlar. köksap [lar].) rasatlar.i.) tabakların. çadırlar. (a. erûm) kök. s.cü. kongre. (a. (f. rasad'ın c.dik [ses].) l. zayıf [adam]. f r. (bkz: erdâne). gözlemeler. (f. l. dergi. (a. miktarı muayyen olan diyet. (f. fık.) gözyaşı.) l.) bot.) 1. (a.i.) peltek [adam].b.) yoğun. sâk-ı cezri. c.) ruhlar âlemine mensup olanlar.i.b. Rûmîler. (a. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet.s. (a.i. erûme'nin c. (f. satılık malın. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam]. (a.) nzkı veren Allah'dır.) 1. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç.i. Roma'lı-lar. yabani şebboy.) 1. oylukları etsiz. 2. 2. anakök. (a. melâikeden kinaye olan bir deyim.) cin fikirli [adam].i. zool. çok güzel [genç]. bir cins dişi deve. müzik makamlarının ruhları. 2. animisme. kötü ruhlar. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam]. (bkz: engelyun. revk'ın c. çocukların en ergini. fık.i. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet.s.i. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç.c. (a.h.s. (bkz: mücevveze).) canlar. canlıcılık.i. gözetlemeler. son derece cesur ve yiğit [adam]. (bkz: düğ). kurultay. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim].i.i.i. (bkz: erett). erjeng). Arap diyarının dışında bulunanlar.bot. reşîd'den) daha (en. sıkıntılı.s.) meclis. değerinden indirilen para. (a. (a. rûh'un c.) eski zamanda kullanılan kavuk. kan pahası. mecmua.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon. iyi ruhlar. (a.i.i. perdeler. kusuru dolayısıyla.c. rûmî'nin c.) bıçkı yeri.i. 2. ergin olan.i. meta. hareket hattı daha iyi olan. (a.

fasihi "erüz" dür. erzânî (f. en mutlu. samanlı sıva çamuru. esâkıf (a.i. düz ve ekini bol olan yerler. içilecek şeyler. yerinde. çok) rezil. en bayağı takımı.) 1. bunaklık günleri. esfel'in c. (a. erze-ger (f. (a. biçilmiş [şey]. zor.i.s. esahh (a. alçak.) kalay. ekvatora yakın olan mıntıka. üsküfün c. sa'b'dan) daha (en. bot. pin.) çam ağacı.s. erzen (f. erzâniş (f. (a. 3.) pek saîd.ucuz. f r. esâfil-i Şark paryalar. lâyık.) 1. esâfil (a.i.). ilâç.i. erzân-bahâ (a. mer-yemana eli denilen bir kök. esâbi'-ül-azârî (a. erzel-i nâs insanların en fenası.) alçaklar. çamdan çıkarılan zift. (bkz: rüzelâ). esâbi'-sukur (a. sınama.i. uygun.i.) pahası kesilmiş.s. erzel (a.i.) üzengi kayışı.b. üsbû'un c. rezîl'den) 1.s. erze (f.s. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu.f. 2.) hayır ve iyilikler.i. nzk'ın c.s.i. 2.i.i. esâfil-i nâs halkın en aşağı.i. içecek. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç. yıldızlar. sahih'den) daha (en. değer.) sıvacı. es'ab (a.) parmak üzümü. metropolitler.i.) piskoposlar. yüzsüzler.b. tecrübe.b.i. es'ad (a. yenilecek.) pirinç [hububattan]. erzenîn (f.) bot. ısbı'ın c. halkın en aşağı tabakası. erzîde (f. esâhic (a.i. baha. ucuzluk.i. erzîz (f. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler.s.) ucuz fiyatlı. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları. meç.) dan [hububattan]. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan.i. es'abî (a. pek) sahih. yânî yedi parçadan birinci iklim. ele hürmetle alınan. (bkz.) türlü türlü yürüyüşler.i. esâ (a.i.s. 2. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık. rîfin c. ervend ervîn eryâf erz.) yiyecek. daha [en. 2. liyâkat. 4. verimli. daha saâdetli. (f.) haftalar. esâbi' (a. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm]. erzân (f--) l. rezîl'in c.) dan ekmeği.) parmaklar. es'ab-ı umur işlerin en zoru. çok hayırlı. pek) güç.) gayet güzel ve beyaz göz.s. lâyık görülme. erziş erz erzak . esâka (a.i. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen. pek.b. (f-i-) kıymet. şeref ve itibar. doğru. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim. soysuz. eshece'nin c. azıklar. çam. saîd'den. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen. erze (a. erzâl (a.) 1. deneme. ervend'). soysuzlar.) pek aşağı ve bayağı olanlar.(f.) merhem. 2.i. kadir ve itibar. esâbî (a.) ma'mur.

c. (a. köleler.i. (a. 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi.i. eskefin c. (bilginlerin) ileri gelenleri. (a. aslından. âlimlerin.) yiyecek içecek artığı. hüküm altında bulunma. (a. kölelik. kendiliğinden. 2. isnâd'ın c.i. eko. adlar.) 1.). esîre. esre). namlar.i. (a.]. [müfredi bu mânâda kullanılmaz.) usuller. sı'r'ın c. kunduracılar.) sağlam.) 1.i. olan esrâr'ın c. mitoloji. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. ilâve.zf. yüz güzelliği.s. ulufe defteri. vicdan esirliği. eko.s. tahsisat. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet. esîr'in c. (a.t. (bkz: üserâ).) göz ucu ile bakma. ev eşyası.) esirler. eko.i. su'r'un c.i. sahîh). (a. esasla ilgili.) yeniçerilerin kaydı. Yunan mitolojileri. fiat-lann yüksekliği. üstüvâne'nin c. doğruluk. eko. (bkz: hakîkî. direkt maliyet. (a. narhlar. (a. temel.) 1. üstûre'nin c. (f. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem. (a. isnâd). 2. üslûb'un c.i. .i. (bkz: esma'). esirlik altında. yalanlar. ifâde şekilleri. Anayasa. yollar. (a. olan esmâ'ın c. Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri.). minder gibi ev eşyası. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. (a.i. 2. (bkz: zâten). bir takımın.esâkit esâlîb esâme esâmi esânîd es'âr Galâ-yi es'âr es'âr esârâ esâre esaret Taht-ı esaret esâret-i vicdâniyye esârîr esâs esâs-ı beyt esâs esâs devre esâs fıat esâs mâliyyet esâs mevduat esâs sermâye esâs ücret esâsât esâse esasen esâsî.) döşeme. tutsaklık. 2) eko.) satılan şeylerin bilinen fiyatları. dip. sırr'ın c. ilk zamanlara ait masallar.) esaslar.) asıl ve temele mensup. ikramiye. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. üstüvaneler. fiatlara esas olarak alınan unsur.i.i. esâs'ın c. kök.s. (a. (bkz.).) esâsından. esirlik. avuç ve alındaki çizgiler. doğru. bir hey'etin ileri gelenleri. (bkz. kulluk. eko. asıl.) eskiciler. (a.) uydurma hikâyeler. gerçek. Anayasa. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. (a. ism'in c. masal nevinden şeyler. (a. esâsiyye Kanûn-ı esâsî Teşkilât-ı esâsiyye esaslı esâtîn esâtîn-i ulemâ esâtîr esâtîr-i îrâniyye esâtîr-i Yûnâniyye esâtîr-ül-evvelîn (a. köşkerler. 2.i. eko. (a.i. harp esirliği. tarzlar. îran mitolojileri. temelinden.i.i. esâsât) 1. (a.

) 1. işlenen cürmü hafifletici sebepler. -rîs esb-süvâr esb-tâz (a.s. kuvvetlendirici sebepler.i.) karnıyarık denilen tohum. icbar eden sebepler. huk. öncekinden daha önceki. esâtize esâtize-i elhân esâtize-i mûsiki esâvid esâvir. daha eski. (a. sevâd'ın c. (a.) at. olan "esvire"nin c. Arttırıcı.i.s.i. zorlayan. rahatlar. beygirler. [Yahudiler]. evlât ve torunlar.) kadın bilezikleri. ["gül" kulak manasınadır.b.) at hırsızı. (f. (f. hakiki. lâzı-malar.îme esbak esbân esbân esbât esbât esbât-ı benî isrâil esb-efgen esbel esb-engîz esbgul esbîl esb-rân esb-rîz. karalıklar. (f.i. mûsiki. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. (f. üstâz'ın c.s. 2 . 2. 2. cefâ sebepleri.i.s.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit.esâtîz. güçlü. kadın bilezikleri. (a. (elhan üstadları) mûsiki üstatları. (a. (bkz: feres). 1. beygir.) mahmuz. .s.b. (a.) 1. 2. (f. sıbt'ın c. 3. müzik üstatları. savaş meydanı.i. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler. büyük işler ve sebepler. ustalar.b. esb'in c. (f. huzurlar. kadınların yüzlerini kapadıkları tül.b. her şemsî ayın 18 inci günü. (bkz. (f. bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu. (a.) siyahlıklar. (a.i. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler.) 1.) uzun bıyıklı [adam].) vâsıtalar. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. (f. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır]. (a.s. İsrâiloğullan. sivâr'ın c. sebeb'in c. yel gibi seyirten at. huk. esâvire esâvire-i murassaa esâvir-i nisvân esb esb-i sabâ-reftâr esb-i tâzî esbâb esbâb-ı cefâ esbâb-ı feshiyye esbâb-ı hakikiyye esbâb-ı matlub esbâb-ı mucibe esbâb-ı muhaffife esbâb-ı mücbire esbâb-ı müşeddide esbâb-ı nakziyye esbâb-ı sahîha esbâb ü efâil-i a/. cumartesiler.) 1.i. (f.) at süren. huk.i.b. mızmar).i.i. peçe. gerçek sebepler. mücevherli. sebt'in c.b. Arap atı. 2 .) üstatlar.) 1. çok daha evvel olan. sâbık'dan) 1.b. at koşturacak meydan. doğru sebebler. ustaları. at koşturucu.i. at koşusu.) atlar. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. (f. kuvvetli. cenk eri. "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı. at koşturan. pırlantan bilezikler. geçmişten önceki.i.) ata binmiş. gerekçe. 2.

Ali. haydar. 2.s. candan [kimse]. aşağı [taraf].) 1. hayat. vakayi kitabı. (a.i. fr. hizber.) büyük kitaplar. astr. (a.s. (a.c. 3. ciltler. acıyan.i. cehennem. f r. zool. Alî. sec'in c. arslan. asar) 1. sifr'in c. 3. arslangiller. hüzün.b. en sefil. mevzun nesirler. (a. yaşlıların en yaşlısı. leys. basılmış kitap. (a.i. alâmet. l. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. bot.i. (a. hüzünlü. gazanfer. (a. 5.) 1. 2. (a. şaşkınlık belirtisi. sefet'in c. çok bayağı. eserî esfâ esfâr esfâr-ı bahriyye esfâr-ı baîde esfâr-ı bihâr esfâr-ı haşire esfâr esfât esfel esfel-i sâfilîn esfeliyyet (a.f. gam. (a. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse].i.i.) aşağılık. hadîs-i şerif. çalışarak meydana getirilen eser.i. içdenizlerde yapılan seferler. f r. deniz seferleri. yola gidişler. secel'in c.) daha (en. 2. (a. en temiz.) içi su dolu kovalar. (bkz: esfâr-ı bahriyye). hayırlı iş. doğru. şîr). makat. s.s. (a. (a.) sepetler. icat mahsûlü. keder. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç. pek. 6. . te'lif. (a. pek.c. objet d'art. inci kabuklan. sukamışıgiller. telaş belirtisi.) acıma.) daha (en.) 1.) ed. san'at eseri. (Allah'ın galip arslanı) Hz. çok) yaşlı.s. üsel) bot. netîcesi. hizerb.i.i. iz.b.) serçe kuşu. yolculuklar. (bkz: dırgam.) acıklı.i.) sedefler. tasa. eslâl.) 1. te'sir.i. bir kimsenin meydana getirdiği şey. (a. (a. nişan. (a.i. (a. (bkz: usfûr).i. (a. (a. 4. canlılık alâmeti. deniz seferleri. sefer'in c.) en saf. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz. le Lion. (a. Lât.) esef eden. yolculuklar.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası. Güneş'in. târih. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır].escâ escâl esdâf esdak esed esed-ullah-il-galib esedî esediyye esef esef-hân esef-nâk eşele esen esenn-i şüyûh eser eser eser-i cedîd eser-i hayât eser-i hayr eser-i hayret eser-i îcâd eser-i mesaî eser-i san'at eser-i telâş esere. kıç. uzak seferler. (bkz: esi).s.s.i. çok) sâdık. Leo. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı. sedefin c.f. 2.i. typhacees. pek aşağı. düşmana karşı gidişler. 2.) 1. 2.

eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. sahî'den) daha (en. Kıtmîr (köpekleri)]. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler. eshâb. Muhammed'in seçkin.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. Mislînâ. Debernûş. eshâb-ı mütâlâa okuyucular.c. eshâb-ı matlûb alacaklılar. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. eshâb-ı kubur ölüler. ruvât). Mernûş. eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. eshâb. (bkz: sâhib). eshâb-ı akar gelir sahipleri. devlet 1) servet sahipleri. cömert. 2.i'tibâr itibar gören kimseler. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba).s. îtibarh kimseler. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. mâlik ve mutasarrıf olanlar. eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler. eshâb-ı rivayet rivâyetçiler. eshâb-ı amal aç gözlü. Kefeştatayyuş. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. Muhammed'in sahabeleri. zenginler. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. Şâzenûş. [Yemlîha. emlâk mal. eshâb-ı servet servet sahipleri.(a.) rengârenk. ferâiz huk. hırslı kimseler. eshâ' . Mekselînâ. [bunların bâzı kaynaklara göre 305. eshâb-ı kiram Hz. (bkz: gûnâ-gûn).s.) 1. değerli dostları. eshâb. Hıristiyan askerler. cahîm Cehennemlikler. eshâb-ı kibar Hz. mülk sahibi olan kimseler. Muhammed'in yakınları. cennet Cennete gidebilecek olanlar. 2) i eri gelenler. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor]. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. çok) sahi. sahipler. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. [müfretsiz cemidir].güzîn Hz.idare idare adamları. (bkz: râvî. becerikli kimseler. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. zengineshâb-eshâb-eshâbler. (bkz: Sebtiy-yûn). eshâb. sâhib ve sahb'ın c.hayr hayır sahipleri. eshâb. eshâb (a. eshâb. eli açık [kimse]. türlü türlü.kalem me'murlar. arkadaşları.s. Yahudi kavmi. pek. cumartesiye bağlı olanlar". Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. eshâ' (a. zebaniler. eshâb. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar.inziva inzivaya çekilenler.

hisse senetleri ve tahvilleri. eli açık olanlar. 2. actions.eshâb-ı Suffa eshâb-ı süyûf eshâb-ı tahrîc eshâb-ı tedbîr eshâb-ı temyiz eshâb-ı tercih eshâb-ı tevârîh eshâb-ı timâr eshâb-ı yemîn eshâb-ı zeamet eshâb-ür-re'y eshâb-ür-rakîm esham eshâm-ı umûmiyye esham ve tahvilât eshâr Nesîm-i eshâr eshâr-ı bahar eshed eshel eshel-i tarîk eshel-i umur eshıyâ eshiye esîf esihhâ esîl Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar.i.) 1. açıkgöz [adam].) 1. bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. kederli. huk. Tanzimat sıralarında devletin. tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler. kehfin bulunduğu dağın. işlerin en kolayı. verdiği senetler. mübarek. sabahlan esen rüzgâr. 2. beyin zarlan. paylar. nasipler. sahî'nin c. (a. 3. [bir tefsire göre de "rakîm". borç alınan paraya karşılık senetler.s. tımar ve zeamet sahipleri. büyük tımar sahipleri.) becerikli. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. (a. özürsüz olanlar. sihâ'nın c. tar. "kılıç adamları"askerler. oklar. sehm'in c.) vücûdu sıhhatte bulunanlar. sahîh'in c. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler.) 1. (a. bahar sabahlan. içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler. en kestirme. tedbirli kişiler.s.) cömertler.s. (o.s. (a. 2 doğru şey. (a. en çıkar yol. sehl'den) daha (en. Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre.s. (a. (a. târih yazarları. seher'in c.s. isimleri ve nesepleri yazılan levha sahipleri. pek) kolay. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. ince deriler. uzun. sabah vakitleri. idareciler. tarihçiler. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır]. kutsal kişiler. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. (a. halka borç karşılığı olarak.i. dolgun ve parlak [yüz]. fr. .i.) sabahlar. gamlı. hisseler.) esefli.

sakam'm c. (a. (a.s.i.c. (bkz. (bkz. en doğru yol. asıl. 2. "tutsak. saflık esiri. (a.i. (bkz. üçtebir parçalar.i. (a. fizikçilere ışık. a. kaba. 3. kılıçlar. savaşta düşman eline düşen kimse. süls'ün c. serîr'in c. esele'nin c. en emîni. (a. eşele). (bkz. esre). atebe.i.) esirle ilgili. 2. (a. 2.) tahtlar. (a. köle. ("ka" uzun okunur. tutkunluk. kama ve şâire gibi].) üçtebirler. süngüler. iyi. yerlerine geçilen kimseler. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben. ulama yonca. yolların en selâmetlisi. fizy. illetler.) ağır yükler. (a. esl'in c. (bkz: esâre.i. esâkif) eskici. sakil'den) 1. suâl'in c. moloz. kan bozuklukları. bileği taşlan. kulluk. (a. can sıkıcı. hafif silâhlar [tabanca. yalın kat tasma. en sağlam.i. yalancı. yatalak. (f.) şerefli ve otoriter [adam]. aşka tutulmuş.s. kapının basamağı. 2. 3.) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden. en emin.s. (a.s. silâh'ın c. hizmet esiri.s.).i. (a.) eşik. (a.) bot. yaralayıcı silâheslihalar.i. südde). ağır şeyler. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir]. (a.) bot. yerde sürünerek açılan yonca. köşker. (a. şarlatan [kimse]. kul. pek) sakil.i. geçmişler. karaılgın ağacı. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan.i. (a.) bot. sıkal'ın c. Allah seni ıslâh etsin.i. armağan olarak verilen şey.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar. vurgun.) 1. a. sevgilinin perçeminin esîri (a. tüfek ateşli silâhlar. selefin c. (a. suçlu [kimse].s. (a.i. üserâ) 1.) sorulan şeyler. en ağır. hâl). uçacak gibi hafif. çerçöp.esîl es'ile esîm esîne esinne esîr esîr esîr-i aşk esîr-i fırâş esîr-i harb esîr-i hizmet esîr-i sâfiyyet esîr-i turra-i canan esîre esîrî esîrî esirre esîr-ül-Hind esîs eskal eşkal eskam eskam-ı demeviyye eskef eskefe esi eslâf eslah eslaha-k'Allah eslâl eslâs esleb eslem eslem-i turuk eslenc esliha atîka câriha esliha-i cedîde esliha-i hafife esliha-i nâriyye (a.) 1.). kabahatli. (a. sâlim'den) en selâmetli.s. daha (en. aşkın esiri.i. [kılıç. dertler. sinân'ın c. (bkz: emraz).) 1. pek) sâlih. yeni silâhlar. düşkün. (a. cerh edici. (a. en çirkin. en doğru. 2.i.s. 2.) hastalıklar.i. kunduracı.i. karaılgın ağaçları. kirişin bir katı. sâlih'den) daha (en. eski silâhlar. harp esiri.i.b.) 1.) günahkâr.c. tartısız. ("ka" uzun okunur. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. hançer. silâh).) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen.i.i. kölelik. 3. oturacak yerler. (a. tutsaklık.) esirlik. (a. süprüntü. .

i.) balıklar. Kadir ("ka" uzun okunur). Hasîb. Fettâh. sınfın c. kadîr. semek'in c.s. Muîd. Tevvâb.) buğday renkli. esnaf (a. esman (a. Hakem. Muktedir. Hamîd. semen'in c.i. Selâm. yemişler. Râfi'.i.s. kategoriler. Kuddüs. hikâyeler. 2. Bârî. Semî'. kıssalar. esmâk dlu. çeşitli meyvalar. müfret gibi kullanılır]. Mukad-dim.l (a. Vâlî. esnâ-yi râh yolda giderken. değer(ler). yüksek" [şey]. Mâni'. Hakîm. Halik.i. esma' (a. 3. Âhir. Nâfi'. Kaviyy. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an.i. Vâhid. çeşitler.) bot. Hakk. kemikli balıklar. Kebîr. Mucîb. Ehad. simer'in c. semî'. Muzill. Habîr. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. Bedî'.) bedel(ler). Hâdî. kıymet(Ier). Zahir.) gece masalları. [top gibi]. Mü'min. Halîm. Bâis. (bkz: âlüfte. Kerîm. sem'in c. esna (a. Hafız. çok eli açık.s. Hayy. Azîz. Alîm. Müteâlî. Ra'ûf. Muhyî. alîm.) 1. Afüvv. Muahhir. Mütekebbir. mersin ağacı.i. esmer (a. sıra. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. Bâtın. esmâk-i azmiyye zool. Basîr. esmer-ül-levn karayağız. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar.ağır silâhlar. Musavvir. vakit. Melik.i. Müntekim. Mugnîy. uygunsuz. Şekûr. Vâcid. nevîler. Vâsi'. fr. (yedi ad) [hayy. Mümît. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi.i. esmâr (a.) en semahatli. yumuşak yüzgeçliler. esna' (a.) kulaklar. malacoplervgiens . esmâr (a. hîn). Metîn. Mübdî'. Samed. Rezzak. mütekellim] yerine kullanılan deyim. cinsler. Esmâ-yi Hüsnâ. Vâris. Celîl. açılır yemiş. Kabız ("ka" uzun okunur). esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. Evvel. esmâr-ı gayr-i münferice bot.) kaba tutya. Bakî. Aliyy. Azîm. savaş zamanı. Dârr. esmâr-ı münferice bot. Gaffar. karayağız. Muizz. Rahîm. Sabûr. Muhsî. esmed (a. kulak esmah -J (a. aşüfte. namussuz kadın. Mecîd.(bkz: hengâm. fahişe. Vehhâb. Rakîb.]. esnâ-yi tesâdüm aşk. semer'in c. çarpışma zamanı. Vekîl. Basit. basîr. Berr.) meyvalar. Cebbar. Kahhâr. Gafur. Kayyûm. zâniye). sürmetaşı. Hâfid. Reşîd. Müheymin. zümreler.) "efdal" gibi "bülent. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan. esliha-i sakile esmâ-i seb'a .i. esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. mürîf. esmâr (f. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. Lâtif. Rahman. Cami'. esnâ-yi harb aşk. yürürken. Muksit.) [bizde kullanılmaz] ara. antimon. savaş sırası. açılmaz yemiş. Vedûd. Nur. aralık. siny'in c. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse]. [bizde. müsademe sırası. Mâcid. Ganiyy. Mukıyt. Şehîd. Veliyy. Mâlikü'1Mülk.

(bkz: Yesrib). 3. aklın eremiyeceği işler.b. Hıristiyanların taptıktan heykeller. esrar kullanan.i. kesici dişler.i. çabuk. sanem'in c. gizli sırlar. sabır. anat. sitayişler. (bkz: esîre. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler. övmeler. hayırdualar olsun.s. dişleri dökük kimse. (bkz: heste).) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi. suretler.) yazı sıralan. (a.) 1.s. esâre).) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı.f. yaratılış gününün sırlan. (a. güzelliğin sırlan. senâ'nın c. müfret olarak kullanılır].s. sinn'in c.i.) selâmlar.) üstübü denilen keten tarantısı.i. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler. (bkz: sütûr).) esrarlı. .) kara günlük ağacının zamkı.) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri. hiç bir zaman.) putlar.i.i. kurra seneleri. kökler.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim. satr'ın c. akciğer petekleri. sitr'in c. 2.b.) asıllar. mahcûbediyorsunuz. akıl dişi.s. (a. yaşlar. uyunacak ve istirahat edilecek yer.) esirlik. [sulh ve selâmet]. tutsaklık.i. (f.f.i.i. (f. kısır kadın.) örtüler.) l çekirdek.cü. (bkz: bagl). (a.) dişi kınk. çürümüş ağaç kökleri.) esrar çeken.zf. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır. (a. esirliğe düşme. puta tapanlar. Hint kenevirinden çıkarılan.b.s. rica ederim. (a. dizileri. bir şey değil" mânâlarına kullanılır. (a. küçük azıdişleri. perdeler.i. 2. bir adamın. anat. (a. kitap satırları. (a. pek. sırr'ın c.) sırlı. ["sütûr" daha çok kullanılır]. yirmi yaş dişi. gizli. (a. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir.) katır. seri'den) daha (en.s.s.h. (a. (a. (a. (a. saklanan sırlar. kulluk.) 1. (a. pâdişâhı medhetmeler. (a.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır.i.cü. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan].i. anat.b. çok) serî. Elest gününün. 2. dişler. (a.f. sinh'in c.i. hâşâ. başkalanndan gizli tutulan. (a. (a. [kelime.b. (bkz: ensâb2). (bkz: sütûr). (bkz: Elest). (a.f. estâne estâr estâr estâr-ı kitâb estarek esteh ester ester esterven (a. (f. kemik.) medihler.esnâh esnâh-ı rieviyye esnam esnâm-perestân esnan esnân-ı hilm esnân-ı katıa esnân-ı askeriyye esnân-ı nâbiyye esniye esniye-i seniyye esr Kayd--ı esr esra' esrar esrâr-ı derûn esrâr-ı Elest esrâr-ı hafiyye esrâr-ı hüsn ü ân esrâr-âlûd esrâr-engîz esrâr-keş Esrâr-nâme esre esrem Esrib es-sabru miftâh-ül-ferec e-s-salâ e-s-selâm esta' esta be estağfiruilah estân. esrar tiryakisi.i.

hi (a. (a. kara. en şomlar. (a. kederler. (a.i.) hüzünlü. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. (a.i.) 1.) dinde meşhur. (bkz: esvef). yüreği yufka. ölçekler. (a. sâ'ın c.b.s. şarap kadehleri. en güzel. ziyafetler.) "iki siyah"yılanla akrep. 2. (a. şecî'den) daha (en. şibl'in c.s.s.i.s.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey. . [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. (bkz: âşâm. (a. (a. şâir'den) en. misiller.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. (bkz: en-dâd). imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar. büyük kapılar.s.). sevâd'ın c. bot.s. sadâlar. 2. esûf).s. seyh'in c. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. (f. (a.) kılıçlar. en cesur ve yiğit. benzeyenler. şebâh'ın c.i. (a. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar.esûf esûnı esvâ esvâb esvâf esvâk esvâr esvât esvât-ı hayvanât esved esvedeyn esved-ül-kalb esvef esvide esyâf esyâh eşyan Eş'ab eşâib eşâim eşâire eşâm eş'âr eş'âr-ı guddeviyye eş'âr-ı mümisse eş'ar eş'ar-ı nâs eş'ar-ı zentân eş'arî eşbâh eşbâh eşbâl eşbeh eşbû eşca eşcân (a. sü-veydâ-ül-kalb). (bkz: nazm). (a. (şa'r'ın c.) 1. (a. vücutlar. sûr'un c. (a. elemler.) sesler.s. giyecek şeyler. (bkz: eşâire). (a. sûfun c.i. eşâire). hayvan[lann] sesleri. kut-i lâ-yemût). (bkz: süyûh). (a. zamanın en iyi şiir söyleyeni.) 1. kederli.(Lâtifi)]. cisimler. pek) şecâatli. daha güzel şiir söyleyen. 2. bez tüyler.) pek yalancı ve günahkâr [adam].i. tasalar. (a. (a. kederlenen.s. alışveriş yerle1. eş'arî'nin c. savt'ın c. (a. sevâd'dan) siyah.) ri. (bkz. vezinli ve kafiyeli sözler. (a.) [halk "sof" der].i. karalıklar.) kömürlük. 2. (a.s. 3.h. çarşılar. çizgili elbiseler. cins bozukluklan. (a. sûk'un c. (bkz: süyûf).i.i.s. 3. siyahlıklar.i. uzaktan görünen şeyler. sıkıntılar.) pek çabuk eseflenen.) 1. en müşabih.) arslan yavruları. bot. 2. karaltılar.) giyimler. çok mal[lar]. akar sular. (f.c. (a. (bkz.) 1. sevb'in c. (a. 2.i.). kaleler.i. 2. pazarlar. kömür konulacak yer. 2. nazîrler. eş'em'in c.s. emici kıllar.i.i.i. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri. şecen'in c. (a.i.) kanşıklıklar. seyfin c. üşâbe'nin c. şahıslar. hayaller. çukur yerler. (bkz: Mâtürîdiyye). (a. pek benzeyen.c.) 1. (a.s. (a.) en uğursuzlar.i. şibh ve şebîh'in c. gövdeler.) şarlar. şebîhden) 1.) kıllar. üzüntülü [adam]. halkın en iyi şiir söyleyeni.) gamlar.".[bizde "süyûf daha çok kullanılır]. si'r'in c. karaltılar. en iyi. eşler. koyun yünleri.i.

b. (en. pek meşhur. eşhürün ma'lûmât (a. (en. eşâim) daha (en. şehâdet'den) "şahitlik. şehî'den) en çok. şefîk'den) 1. eşhas (a.s. şehîr'den) en şöhretli.) göz kapağının kenarları. ela gözlü [adam]. (a. kalye taşı denilen radyom hamızı.s. (f.i. şîr.i. (bkz. kimseler.). eşheb (a.). Besûs'tan daha uğursuz.c.b. esed. (a. beyaz. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen.s. .s.i.s. pek) uğursuz.i.) şefkatler.) en şifalı [şey]. eşfâk (a. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. ters giyilmiş elbise. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c. acımalar. istekle yenilen [şey]. 3. c.) doğru söz söyleyen.) aylar.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval. pek fazla sevilip beğenilen. şedîd'den) daha. pek) şiddetli. 2. eşerr (a. eşher (a.) ağaçlar. 2. Zilhicce. tanınmış kimseler. gazanfer. cem'an 70 gündür]. [müfredi. (bkz. 4. en şiddetli ceza.s.) çok şek sahibi. soğuk [gün]. eşhür-ül-hacc). eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. (a.) 1. pek) şefkatli. kirpik yerleri.) islâm'dan evvel. dırgam). kişiler. n.i.i. şevâhid.) koyun gözlü. eşhür (a. şerli. şom. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev. eşfâr (a. eşhür-ül-hacc (a. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. s.eşcâr eşcâr-ı bâg eşcâr-ı müsmire eşdak eşedd eşedd-i ihtiyâç eşedd-i mücâzât eşekk eşell eş'em eş'emü min Besûs eşen (a. daha. eşhâr (f. eşhel (a.s. eşfak (a. eşfâ (a. eşhedü (a. (a. (a.i. kır at. çok) şerir. kavun ve karpuzun hamı. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri. kırmızı ile kanşık koyu mavi. fazla tered-düdeden.) 1. çok merhametli. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de. bu mânâda kullanılmaz].s. arslan.i. güç iş. eşgal (a. eşhür-ül-hurum (a. Muharrem ve Receb" aylan.) l . çok iyi tanınmış. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle.b. şecer'in c. çok işi olan. merhametler. bahçenin ağaçlan. kelek.s. eşhâ (a. pek) meşgul.s. pek. ela [müen. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı]. i.) adamlar. şerîr'den) daha (en.s. 2.s.i. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. şâhid'in c. eşhâd (a.) çolak [kimse]. şüfr'ün c.i. (bkz: besûs). "şehlâ" dır]. en zorlu ihtiyaç. nisadır. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler. şühûd). [Arap atasözü]. tanıklık ediyorum" mânâsına. şahs'ın c. (bkz. şehr'in c. çetin ve sert. meyva ağaçlan. 2. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler. i.s. meşgul'den) daha (en. erkek adı.

(f.i. Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan.) gözyaşı döken.) ağlayıcılık. (f. (f. 3. a.b. ağlayış.s.) azılılar. sevinçten dökülen gözyaşı. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler. 3. çok ağlayan. sevinç ile dökülen gözyaşı. edepsizler. Güneşin ışıklan. aynlıktan dolayı akan gözyaşı sevinç ile ağlayış. -feşânî eşkel eşkel-ül-ayneyn Eşkeş eşkıya eşk-rîz eşk-rîzî eşkû.b. fr.s.s.i. (bkz: dem'.) şiddetli davranan yiğitler.s. tarzlar. eşkar).) daha (en. pertev. öz nşınlar. ağlayıcı.b. şakî'nin c. teessürden akan gözyaşı. (f. 2. benzer şekiller. kırmızı yüzlü [adam]. (a.i. (f. keder. savaşan yiğitler.eşi'a eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb eşi'a-yi hûrşîd eşi'a-yi muhiyye eşi'a-pâş eşiddâ' eşiddâ-yi mücâhidin eşîha esir eşirrâ. iki gözünün akı kızıl olan. tavan. suretler. ışıklar.) aydınlıklar. (f.s.) biçimler.s.) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi. şuâ'ın c. (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. bot. şerir'in c. sevinçten dökülen gözyaşı. al renkli [at].s. pek) şakî. mat.) dağ hırsızlan.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep. sevinçle ağlayış. kötülük edenler. (a.) 1. (a. (a. sevinç gözyaşı. (a. ağlayıcı. cehdeden. tabaka.s. çok ağlayan.i. fesat karıştıranlar. (bkz: sahîl). aydınlık veren. hasretten. (a.i. (f. (a.) gözyaşı döken. kızıl donlu [hayvan]. deneme. al renkli [at]. 2.s.) at kişnemesi. eşk-rîz). hayâtın şekilleri. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri.) gözyaşı dökü-cülük. (f.i.i.s.s. eşrar eşk eşk-i mescûm eşk-i sürür eşk-i şâdî eşk-i şîrîn eşk-i şekkerîn eşk-i tahassür eşk-i tarab eşk-i teessür eşk-i telli eşka eşkah eşkâl eşkâl-i hayât eşkâl-i hendesiyye eşkâl-i müteşâbihe eşkâl-ı nazm Eşkâl-i Zemân eşk-âlûd eşkar eşk-bâr eşk-bârî eşk-efşân. eşkûb eşk-ver eşkyûd eşmat (a. sirişk).) gözü yaşlı.b. (bkz. tahassürden. şekl'in c.i.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam]. ed. (a. (bkz. sakalına kır düşmüş olan.b. nazım şekilleri. kırmızı yüzlü [adam].) ağlayıcılık. . (bkz: eşk-bâr). ziya').) nur. (f.) 1. (f.s. kızıl donlu [hayvan].h.b. (bkz: eşk-rîzî). (bkz. 2. ağlayan.f.s. (f. rayons medullaires. haydutlar. geometri şekilleri. (a.) yaş döken. eşk-efşânî. ("ka" uzun okunur. haşarılar.b.s.b.i.) saçına. ışık dağıtan. kaygı.) 1. haydut.s. (bkz: eşkah).) pek sevinçli. (bkz: eşk-bârî). kat.) gözyaşı yağdıran. tasadan doğan gözyaşı. (f. sevinçle ağlayış.b. dökülmüş gözyaşı.) gözyaşı.s. (f. (a. şedîd'in c. sevinç gözyaşı.

şerîfden) 1. istimdat. şenî'den) daha (en. 3. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı.) astr. lât. (f. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. i. ileri gelenler. (mahlûkların en şereflisi) insan. şevk'in c. çok kıymetli mücevher. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır. 2. onurlu. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz]. kötülük edenler. 2. şetît'in c.s. şerefli. (a. (a. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. (bkz: eşirrâ).) içilecek şeyler.h. Külliyât-ı Eş'âr. 2. kıyamet alâmetleri.) takımlar.i. (a.i. arkadaşlar. gemilerin yelkenleri. çok) şeni'. pek) şâmil. (a. (a. (a. Iranda Yangın Var.) alâmetler. (a. istekler. çeşitleri.i. (d. burnu kesik [kimse].i.i. fesat karıştıranlar. çok şümullü olan.) inci gibi.s.h. şerîr'in c.) güneş ayının yirmi altıncı günü.h. (f.s. (a.i. o güne me'mur sayılan melek.s. çeşitler. pek.i.) şiddetli arzular. neviler. ö.) l koşmalar.s.i. (a. içkiler. Deccâl. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir].) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı. şerîk'in c. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur. memleketin ileri gelenleri. kaplayan.i. sınıflar. 1846. (a. beyaz dişli [adam]. fr. edepsizler. soğuk içkiler. eşrefle ilgili. ilimlerin nevileri.) ortaklar. (a.) şeref ve îtibar sahibi kimseler. kemiklerin uzamaları. pek) şerefli. uğurlu ve mesut saat. (a. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır]. kötü ve çirkin. sıçrayışlar. (a. 2.eşmel esna esna esne eşneb eşraf eşrâf-ı belde eşrâk esrar eşrât eşrât-ı saat eşref il eşref-i mahluka eşref-i saat Eşref eşrefi eşrefiyye esrem eşria eşria-i süfün eşribe eşribe-i bâride eş-Şücâ eştâd eştât eştât-ı ulûm eşvâk eşvâk eşvât (a. bot. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. (a.i. 1911).) ağaç yosunu. erkek adı. yüzücü. (a. 2. . şâmil'den) daha (en. daha (en. Eserleri Hasbihal.) şerirler. fena.) 1. neşveler.) l.) yelkenler. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç.s. Hydra. şevk'in c. yüzgeç.s. hek.s. fırkalar. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür. dikenler [bitki].i.) eşrefe ait. Hydre. azılılar. şerâb'ın c. (a.i şavt'ın c. (a. şerifin c.s.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur.s. şarat'ın c. şirâ'ın c.) burunsuz. (a. (a.

kederler. dereceler.s. tarafın c.i. . anat. körpe fidanlar. yeni yetişen.) çocuk bilgisi. 2.şeyb'den) saçı. zarif ve nâzik şeyler. (a. anat. (a. çocuklar.) 1. gönül sıkıntıları. çok güzel yemekler. (a. (a. (bkz.s. bir kısmı suyun içinde. garip. saray doktorları. mevcut olan şeyler. birinin sözüne. takî'den) pek takî. şeyh'in c. ayaklar. hayvanın iki art ayağı. taze fidanlar. örtüler. evde doğan kul ve cariyeler.i. mertebeler. (a. etyab'ın c. lezzetli yemekler. baş. (f.i.i. eksiksiz. yaşlılar. (a. koltuğu.) bot.) kalkanlar [harp âleti]. (a.) gelmiş. (a. mesleğine uyanlar.c. tamm'dan) daha. ziyâde perhizkâr. (a. (a. (a. uçlar. çiçekler.) bölükler. her iki el. şey'in c. yardımcılar. 3. takî'nin c. günah işlemekten çok çekinen. (bkz: siya'). taâm'ın c. büyük sahanlar. kavak ağacı. tirb'in c. (bkz: hâldâr).s. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir]. bir kısmı dışında kalan kaya. cemâatler.s. sepeti. çamaşır. terah'ın c.) yanlar. fr. eller. tâbi'nin c. kusursuz.i. 2. dişi eşek.eşya' eşyâ-yi beytiyye eşya' eşyâh eşyeb eşyem etâ etân etâve etâyib etbâ' etbâ ü hadem etbâk etemm etfâl etfâl-i mekâtib etfâl-i bâg etfâl-i behâr etfâliyyât etıbba. kıyılar.) gamlar. (a. yemek tepsisi veya tahtaları. katlar. seçme nesneler. kanapesi. misafir. levazım. elbise. kapaklar. haller. tabak ve tabaka'nın c. tıfl'ın c.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam].) dere gibi akan su.s. tabîb'in c.) hekimler. (a. perdesi ve benzerleri gibi nesneler.s. tasalar. (a. tabakat). etıbbe etıbbâ-yi hâssa et'ime et'ime-i lezize et'ime-i nefise etka etkıyâ etlâd etra etrâb etraf etrâf-ı halfiyyeıanat. (en. güzel yemekler. aşlar.) telidler.) 1. Türk'ün c.i. (a. 2. tıp ilmini bilenler.i.s. (a.i.i. (a. kabileler. taraflılar ve hizmet edenler.) 1.) Türkler. yolcunun sandığı. türfe'nin c. bavulu. hizmetçiler.i. bir yaşda olanlar. işine.i. çıkını. 2.i. (f. ("ka" uzun okunur. ev eşyası.i. her iki ayak.s.i. (a.s. çiçekler.) akranlar. şîa'nın c. (a. a. taze çimenler. (a. kaygılar. pek) tam. doktorlar.) nesneler. (a. sakalı ağarmış ihtiyar [adam]. etrâf-ı kuddâmiyye etrâf-ı süfliyye etrâf-ı ulviyye etrâf-ül-beden etraf etrâh etrâh-ı kalb Etrâk etrâs (a. mektep çocukları.) 1. uşaklar. türs'ün c. (bkz: şüyûh).) yemekler.) 1.i.) seçkin.gelen.i. hayvanın iki ön ayağı. anat. pedologie. (a.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. 2.s. evin masası. anat.) ihtiyarlar. yosunlu taş.

i.i. (a. tarîk'in c. buyrultular.) ayak takımı. (bkz: nesr-üt-tâir).i. (a.) 1. (a. imaret. (f. terbiyesiz. eski.) buyruklar. (f.) ortalar.) yutma. (bkz: deyn). doruk. (a. evşâb. (a.i. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar. yön. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır. eyyâm-ı bîd). ayın son günleri. (a. evvel'in c. boya. (f. (bkz: hazele. (bkz: turuk). yutuş. tas. (f. inâ'nın c. (a. [zıddı "evâhir" dir]. tâûs'un c. köşkler. vebeş'in c.) 1. leş dix commandcments.s.etribe etrika E-t-tâir ettûn etvâk etvâr etvâr-ı mütehayyirâne etvâr-ı nâ-lâyıka etvâr-ı seb'a etvâs evâbid evâbid-i üdebâ evâgî evâhir evâhir-i saltanat evâil evâil-i kelimât evâm evâmir evâmir-i aşere evâmir ü nevâhî evân evân-ı şebâb evânî evânî-i sim ü zer evâr.i. evsat'ın c. orta günler.i. (bkz: şahika). işler. tüm). (bkz. (bkz: levn).i.) ayakta-kımları.) mehtaplı geceler. geçmiş zamanlar.) hal ve hareketler. (a. tavr'ın c.) tavus kuşları. (a.) geleceğe hâtıra kalan eserler. [zıddı "evâil" dir]. 2. borç.f. şaşkınca tavırlar.) topraklar. (a.) astr. yüksek. (bkz: evkâş. zaman.i. iyvân'ın c. (bkz: hen-gâm). kelimelerin ortalan.i. (bkz: eyâr).i. âbide'nin c. aşağılık kimseye yakışacak surette. (a. (a. emr'in c. [zıddı "hazîz"]. (a. [kelime müfret gibi kullanılır].i. yollar. yüce. vesileler. vâsıtalar. çağ. (bkz: âbidât).i. (a. 3. türâb'ın c. (a.i. 2. su akıtılacak yerler. uygunsuz hareketler. evvel zamanlar. sebepler.) sonlar. evcât) 1. kadın gerdanlıkları. evbâş'ın c. (a. orta-dakiler.i. (a. salonlar.) 1. Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. geçinmek üzere tutulan yollar.) büyük sofalar. (a. gr. (a.zf.i.) bağ. başlangıçlar. orta zamanlar. emirler ve yasaklar.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter.) kapkacaklar. her arabî ayının ön üç. cihet. . tarîkatler.i. ödünç.i. gençlik çağı.) ilk vakitler. renk.) terbiyesize.i. iptidalar. evâsıt-ı kelimât evâvîn evâzıh evb ı evbâr evbâş evbâşân evbâş-âne evc (a.i. evâre evârîn evâsıt .s. bir şeyin en yüksek noktası. aşağılık kimse. c. Hindistan cevizinin sütü. bahçe. kaplar. ediplerin eserleri. caddeler. (a. aşağılık kimseler.) taraf.i. 2. 2. nefsin yedi derecesine göre değişen haller. kelimelerin evvelleri.) çirkin. gr. mes-leklek.c.i. şirzime. tavk'ın c.) hamam külhanı. âhir'in c. âgiye'nin c. ortada bulunanlar.i. âvine) vakit. önceler. rüzelâ).i. (a. tarzlar. saltanatın sonlan. altın ve gümüş kapkacak. fr.

son notası. muz. muz. Sengin semaî.b. (a. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. muz. 'günberi. vâcib'den) en vacip.i. (f. neva.rif at evc ve haziz hattı evc evc-i hûzî evc-i nihavendi evc-i pûselik evc-aşîrân evc-maklûb evcâ' evcâ'-ı batn evcâ'-ı şedide evcâr evc-ârâ evceb evceb-i vecâib evceh evceh-i akvâl evcel evcer l göğün en yüksek kısmı. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır.Evc-i asman Evc-i bâlâ Evc-i hevâ evc-i ikbâl eve. Evc-hûzî.s. tahminen iki asırlık veya daha eski.i.s.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar. yüksekliğin tepesi.s. Donanımına fa. (f. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. sancılar. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). 2. Selim'in adlandırdığı bir makamdır.) en vecihli. astr. çok gerekli. acılar. vecâ'ın c. lüzumluların lüzumlusu. çok uygun. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam.) çok korkak [adam]. havanın üstü. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. şiddetli sancılar. karın ağrıları. segah. . pek lüzumlu. astr. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir. do. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. (a. (a. kürdî. Bu makam ırak makamının inici şeklidir. o perdede kaldığını bildirmektedir.) muz. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra.) ağrılar. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. (a. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. pek münâsebetti. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. muz. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. siperler. Güçlü. inici bir şekilde ırak'da karar verir. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. eski makamlardandır. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. iki asırlık bir mürekkep makamdır. en üst derece. nîm hicaz. (a. III. beşinci derecede olan nim hicazdır. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.i. muz. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır.) muz. sızılar. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. rast. (a. acem. eviç.s.) çok çekingen [kimse]. terkibinde eviç olduğunu değil. en yüksek taba yükselişin en son noktası. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) kullanmışlardır. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır.*günöte doğrusu. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. sözlerin en münâsebetlisi.

vefîk'den) daha (en. idareli. odun damarları. noktalı damarlar. (a. sıvalar. (bkz. anat.i. yerler. 2. kuşkular.i. kaplar. cana yakın.) pişmanlık.f. aldatma. bot. damarlar. i. kuruntular. evüdd). mekânlar. daha (en.s. (a. yükselen. (f. lenf damarları. vâdî'nin c. gevşek. siyah kan damarları.s. yetkin. viâ'nın c. (a. evini iyi bir halde bulunduran.i. (bkz: nedamet). bot.b. pek) vefalı. bir tane. vedîd'in c. içi hava ile dolu olan damarlar. vedîd'in c. vücür). . bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar.i. yeşilimsi. 2. çok) muvafık. pek.) 1.i. yılanların en vahşîsi.i. (a. (f. pek çok [olan]. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. anat.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır. vefâ'dan) 1. vâfir'den) daha (en. eski dostlar. anat.s.s.i.) 1. (a.s. oyun. (a. (a. (a.) ahmaklar. hakiki dostlar. vahal'ın c. basamaklı damarlar. (a. bot. (bkz: hud'a). anat. (a. (f.i.) zanlar.) yükseğe çıkan. süt kıvamında beyaz. pek uygun. 2 .) kap kaçak. anat. (a.s. bot. esassız şeyler.i. vehm'in c. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. (bkz: vâdî). pek tamam. iletken damarlar. ("ga" uzun okunur. san. sayıca daha bol.) hîle. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. evüdd). vecâr ve vicâr'ın c. vâhid'den) yegâne. a. dayanıksız. (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası. (a. bot. top. biricik. (bkz. (f. vahşî'den) daha (en. sözünde duran. mahfazalar.f. (a. eviddâ'. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar. anat. tek.b. açık damarlar.). 2. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. (bkz: evdâd. turuncu. a.) 1. çok vahşetli. (bkz: evc-i hûzî). pek) vâ-fır. dağlar arasındaki yerler.s.s. (bkz: vehen).evc-gîr evcire l evc-pervâz evcümend evdâd evdiye evend evfâ' evfak evfer evgad evgenc evhad evhâl evham evhaş evhaş-i efâî evhen evhen-i büyüt evic-aşîrân evic-gerdâniyye eviddâ' eviddâ-yi kadîme evind ev'iye ev'iye-i demeviyye ev'iye-i halezöniyye ev'iye-i halkaviyye ev'iye-i haşebiyye ev'iye-i hevâiyye ev'iye-i lebeniyye ev'iye-i lenfâviyye ev'iye-i meftuna ev'iye-i münakkata ev'iye-i nâkile ev'iye-i süllemiyye ev'iye-i şa'riyye ev'iye-i şebekiyye ev'iye-i şiryâniyye ev'iye-i verîdiyye (a. kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. akılsızlar.) yüksekte uçan. pek) vahşî. (f. küme. (f.) dereler.s.s. bot.b. anat. anat. yığın.). en çok. s. vagd'ın c.i.b.) daha (en.) ahbaplar.i. sevgililer. pek) zayıf. kan damarları.). bot. balçıklar.

a. Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. (bkz: evbâş. sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede". vakt'in c. veled'in c. 3.] belli zamanlar. akşam. (a.) l . 2. (bkz. vatan çocukları. 2. kız.i. kuş yuvaları. ikisi farz).s.s. çok sağlam ve dayanıklı [ev. sülâle. daha iyi. pek) tekitli. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. çocuk. daha lâyık.evk evkaf evkaf-ı celâliyye evkaf-ı hümâyun evkaf-ı mazbûte evkaf-ı mülhakka evkaf-ı münderise evkaf-ı selâtîn evkâr evkâr-ı tuyûr evkaş evkat evkat-ı hamse öğle namazı ikindi namazı akşam namazı yatsı namazı evkat-ı muayyene evkat-ı salât evkat-güzâr evked evked-i evâmir evkes evlâ' evlâd evlâd-ı bütün evlâd-ı fatihan evlâd-ı inâs evlâd-ı ümm evlâd-ı vatan evlâd-ı zuhur evlâd-ı zükûr evlâd ü iyal evlâdiyye (a. kuvvetli. vekr ve vekre'nin c. (bkz: lyâl). a. a. öğle. dördü farz. huk. beş rekât (üçü farz. evlâtlık.i. daha uygun. Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. (a. (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). 2. (a. (a.f. (a. medrese. onüç rekât (dördü sünnet. aşağılık kimse.) l. evkaf-ı hümâyûn). (a. ("ka" uzun okunur. dördü farz). (a. evşâb). [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul. .s. tar. çağlar. ikisi sünnet). meç. üçü vitir namazı). bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan.)t vakit geçiren. kız çocuklan.s. ikisi son sünnet). huk.i. cami. yatsı namazlannın kılındığı vakitler.s.) kuş yuvaları. vakfın c. ikindi.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet. Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar.) yük. 2. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî. dördü farz. ("ka" uzun okunur. ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri.) 1.) soysuz ve pinti [adam]. nesil. on rekât (dördü sünnet. Rumeli zaptında bulunan-lann soyu.) ayak takımı. tar. bina ve şâire. vakıflar umum müdürlüğü. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede". ("ka" uzun okunur. zamanlar. üstün. gelirleri yok olmuş vakıflar. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. erkek çocuklar.i. evlâda mahsus. terbiyesiz.i. namaz vakitleri.s. hükümet tarafından idare olunan vakıflar.) daha (en.b.) 1.) 1. emirlerin en kuvvetlisi. ağırlık. çocuklar. eşya].

evlâdiyyet evleviyyet evleviyyetle evliya' evliyâ-yı umur evliyâ-yı etfâl Evliya Çelebi evrâ evrâd evrak evrâk-ı halkaviyye evrâk-ı havadis evrâk-ı mahzeni evrâk-ı matbua evrâk-ı müsbite evrâk-ı müteakibe evrâk-ı mütekabile evrâk-ı nakdiyye Evrâk-ı Perişan evrâk-ı rîşiyye evrâm evre evrek evrencen. Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî.) vücûtta peyda olan şişler. erenler. akıl ve irfan.i.i. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler. 2.i. verem'in c.i. yakışıklılık.i. Allah'a daha yakın bulunanlar. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar. Rusya'nın güneyi.h. çocukların velîleri.) evlâda mahsus. fr. (bkz: ezkâr). şan. 2. Almanya.) l. (f. 7. taht. (a. . (a.i.i. okunması âdet olunan dînî dualar. elbisenin dış yüzü. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. i.b. ağaç kurdu. Dalmaçya. süs. dîhîm. 3. 4. arşiv. (f. yapraklar. şeref. (a. (a. Avusturya.) 1. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası.s.) 1. 4. bot. (bkz: ebrencen). hud'a). 2. hîle. bot.fortiori. evlevîlik.i. evrencîn evrend evreng evreng-nişîn (a. basılı kâğıtlar. üstün tutulmaya lâyık olma.i. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. dîhîm. yumrular. hükümdar. emir sahibi bulunanlar. (bkz: desîse. (bkz. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri. karşılıklı yapraklar. 5. 6. varak'ın c. eko. (f. haydi haydi. arşiv. velî'nin c. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. hâlin hoşluğu.) esvabın. (f. şerir).) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka.) hisar. (a.i. kâğıtlar. almaşık yapraklar. (bkz: erîke.) 1. himaye edenler. 4. 2. Suriye. Irak. kuş tüyü şeklinde olan yapraklar. şerir). Polonya.) 1. bot. mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır. evlâtlık. Derviş Mehmed Zıllî'dir.) 1. 2.) tahtta oturan. taht. Aslen Kütah-ya'lıdır.i.) kadın bileziği. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler. Babasının adı. Kafkasya. (f. 3. koruyanlar.i. hîle. evlilik. Macaristan. İran'ın bir parçası. diyecek kalmama. iş başında bulunan kimseler. Hollanda. (bkz: erîke.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. (a. keramet sahibi olanlar. 2. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. gazeteler. eko. (f. vird'in c. şeref. kâğıt para[lar]. (f. 3.

damla damla akan su.i. (bkz: esnam).s. anat. (a. (bkz.s. 3. güzel vasıflar.) putlar. teller. Beste devr i revân adı verilen usûl. mütahallik). sofu. (a. yardımcılar. lüzumlu olan şeyler. aşağılık kimse. dişler. i. Evsat.) ortalar. orta.) 1. arlar. veted'in c.) ayak takımı. Usûl. şekiller veya yazılan yazılar. vedîd'in c. vatanlarından ayrılma.) 1. aşağılık kimseler.c. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır. boyunun iki tarafında olan damarlar. 2 sofyan'dan mürekkeptir. kirişler. (a. murdarlıklar. 2. dağlar. muz. (a.b. göçmenlerin vatanları.) Allah'a sımsıkı bağlı. övülen. yaya gerilmiş ipler. (a-i. 5. evdâd). bir şeyin ortası. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür. çok muhkem. eviddâ'. vasl'ın c. (a. (bkz: müdâhin. 2. vesm'in c.) vücuttaki mafsallar. vasfın c. Aynca peşrev.) 1. s. beğenilen nitelikler.i. kirlerin giderilmesi.i. 3. 2. direkler. (bkz: veşm). hayalar. en çok güvenilir olan. pek sağlam.vesen'in c. (a.i. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir.i. evbâş.i.i. .s. döğmeler. sırasıyla l Türk aksağı. (a. (a.). (a.) ağaç veya demir kazıklar. (bkz: evsâl). hüzün ve ilham telleri. siyah kan damarları. (bkz: evşâz3). vasm'ın c. s. (a. (a.s. vücuttaki oynak yerler. 2.evreng-zîb evride evsa' evsâf evsâf-ı cemile evsâf-ı hamide evsâh İzâle-i evsâh evsak evsâl evsâm evsâm evsân evsât evsat evşâb evşâl evşâz evsen evşeng evtâd evtâd-ül-arz evtâd-ül-bilâd evtâd-ül-fem evtân Terk-i evtân evtân-ı muhacirin evtâr evtâr-ı âcile evtâr evtâr-ı hüzn ü ilham evüdd evvâb (f. bayağı. yüksek ile alçak arası.s.i. zâhid. 4. [müfredi.s. toplardamarlar.i.) ihtiyaçlar. (a. taraflılar.) 1. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. (a. uğrunda ölünen topraklar. (bkz: vasf). (vatan'in c.) ince ip.s. ortadaki.) tahtı süsleyen hükümdar. acele ihtiyaçlar.i.) sıfatlar. (a.) 1.i.i. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler. vesah'ın c.) ayıplar.i. verid'in c. vasat'ın c. ona halli. vatar'ın c. (bkz: verîd).) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. haçlar. oynaklar.) kirler. utanmalar. büyükler ve başta gelenler. vâsî'den) daha (en. pislikler.s. (a. 2. (a.) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler. (f. (a. (a. kaliteler. evkâş). bu mânâda kullanılmaz]. veter'in c. veşl'in c. pek) vâsi' ye geniş. (a. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. evâsit) 1. sicim. (bkz.) dalkavuk. inanılan. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır. 2.

önce.i. (a.) birinci. ibtidâ. (ilk yaratılan) Hz.i. eninde sonunda. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. (bkz. dağlar. (a. (birincilerin birincisi) Allah.i. merhametli. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir]. besbelli. fels. 2.s. 2. 5.zf. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. eski adamlar. [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır]. eski tartılar.) daha evvel. her şeyden önce.zf. (a.) 1. efzâr3). eski.c. galebeler. hamuleler. ed. ilk. ilk ağızda yapılan tahkikler. (a. üstünlükler. önce. başmanlık. ed. öncelik.i.) başlangıç.) 1. din bilgisi çok geniş olan [kimse].s. (a. vaziyetler. çok âh eden. 2.i. Haziran başlangıcından.i. fr.t. evâil) 1.) haller. îmânı sağlam. işin başlangıcında. . z f.b. 9 Mana rastlar. vezer'in c. (a.s. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır. ergeç. (a.i. kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. tuhaf haller. (a. ilk olarak.t. (a.s. vaz'ın c. (a. birinci. gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. evveliyye Tahkîkat-ı evveliyye evvelin evvelin ü âhirin evveliyyât evveliyyet evvelki evvelûn -' evvel-ül-evâil evzâ' evzâ-ı dil-bâzâne evzâ-ı garibe evzah evzân evzân-ı arûziyye evzân-ı atîka evzân-ı şi'riyye evzâr evzâr evzâr evzâyiş Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz. ilkbahar.s. sırada üstünlük. (bkz: vezn). (a. (bkz: evvelen).i. yükler.) evvelkiler.zf. 3.) tartılar.b. ilk. (a.) 1. pek) vazıh.) birinci olarak. (bkz: nev-bahâr.) 1. (a.) önce Allah'ın yardımıyla. soruşturmalar. (bkz: evvelâ). (bkz: efzâyiş). vâzıh'dan) daha (en.zf. geçmiş zamanda. şiirin ölçüleri. sıra üstünlüğü. kaleler. ilk zamanlarla ilgili.) önceki insanlar. (f. (a. ibrahim vasıflandırılmıştır]. 2. (bkz: cibâl).) en evvel. (a. ilkönce.i. çok dua eden. çok açık. başlangıç.zf.) evvellerin evveli.). hatâlar. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli. (a. sığınacak yerler. birinci. günâhlar. vizr'in c. 2. primaute. tavırlar. eski zaman adamları eskiler ve yeniler. 3. 4.) her şeyden evvel.evvâbîn namazı evvâh evvel evvel-bahâr evvel-i berd-el-acûz evvel-i mâ-halak evvel-i riyâh-ı bevârih evvel ve âhir evvel-ül-evvelîn evvelâ evvel-Allah evvel-be-evvel evvelce evvel-emirde evvelen evveli. (a. ağırlıklar. geçmiş. (f-i-) çoğalış. evvel gelen insanlar. Muhammed. 2.zf. duruşlar. (a. (vezn'in c. ölçüler. rebî1).) her şeyden evvel. bunu huş fırtınası tâkibeder]. dünyânın asıl desteği. hisarlar.) 1.t. aruz vezinleri.s.c. eski. hâdiselerin başlangıcı. en önce olan. cinayetler. garip. (a.

s.) 1. zaman. divanhane.n. bana bak!" gibi mânâlara gelir. yetimler ve dullar.c.s. an-diçmeler. (bkz: eymün). [evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. s.) 1. (a. e. husûsî idareli eyâletler. (bkz. (a. öyle olsun. gökyüzü. en kutlu olanlar. nerede.) 1. aldırış etmeyen. 3. (f-i-) l. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır]. 2. (a. (f.) 1. (a.) anası babası ölmüş. pek kolay. çardak. mutluluklar. yevm'in c. sağ taraflar.s. yahu.) yazık.c. (a. günler. tatil ve sayılı günlerden başka günler.büyük sofa. en yümünlü. gökyüzü. kutlu. 2.) en yümünlü. andlar. öksüzler.b.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler.i. en kutlu. (a. zeminler.i. (bkz: eyâdî).i.) 1.n. s. doğru yeminler.) eller.) eyâlet merkezi olan şehir.i.).i. (a. yalan yeminler. (a. talihler. 3. 2. 3. bahtlar. yed'in c. imtiyazlı. (a.) eller.i. oturacak yüksek yer. yemîn'in c. an. 2. kaçacak yer yok mu? (a. "enir" denilen bir cins yaban mersini. evet. eymân (a. yed'in c. (a. (a.f.n.) yer yüzleri. eyâsî eydî eyger eymân eymân-ı galize eymân-ı kâzibe eymân-ı sâdıka eymen Vâdî--i Eymen eymen-ül-yemîn eymün eyn eyn-el-meferr eyser eytâm eytâm ve erânıil eyvah ey-v-AIlah eyvan eyvân-ı kisrâ eyvân-ı sîmâbî eyvân-ı zerkârî eyyam eyyâm-ı âdiyye (a. 4. Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray. Allah'a ısmarladık. (a.) ayaklı kadeh.i. gündüzler. (bkz: vilâyât). teşekkür ederim.i. fena. 2. "hey. 3. 4. (bkz: hîn). eymen'in c. ["eyâdî" çok kullanılır].zf.i. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. olan eydî'nin c. örtü. 2. yalnız kalmış küçük çocuklar. . (a. kemerli yüksek bina. kuvvetler. Musa Peygamberin Tur dağında. salon. hayırlı.t. sol taraftaki.f. talihli. (f. köşk. (f. yorgunluk. sağ eller. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. en yümünlü. ["İranlılar "iy" de derler]. sağ taraftaki. şarap kupası. (a.ey eyâ eyâdî eyâdîm eyâg eyâlât eyâlât-ı mümtâze eyâlet eyâlet-gâh eyâmin eyâmin-i eyyam eyâzî. kudretler. heyhat. (bkz: eydî).i. [Arapçası "iyvân" dır].i eyâlet'in c. pekî. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer. kötü yeminler. yümn'den) 1. büyük yeminler. yemîn'in c.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır. ["eydî" çok kullanılmaz].) bot. (bkz: piyâle).i.) "ey. yetîm'in c.zf. günlerin en kutlusu. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket.

2. tatil günleri. ey!" gibi hitap edatı. birkaç günlük kısa zaman. (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. (bkz: hengâm). s. kurban bayramının ilk üç günü. din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman.i. cevr). geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. kurban bayramının ilk üç günü. (bkz: hengâm). 4.e.h.s. öteki gibi.zf.i. eyyam ola eyyam reisi eyyâm-ı resmiyye eyyâm-ı sahavet eyyâm-ı ta'tîliyye eyyâm-ı tercil eyyâm-ı ma'dûdât. pek) zayıf. dermansız. sayılı günler. 2. çocukluk devresi. (a. can yakma. s. can ve gönülden. ömrün günleri. on üçüncü. zaîfden) daha (en.) kuvvetli. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey. sağlam. geçmiş günler. iktidar. değişen zaman. zaman. gönülden. başlıca. eyyâm-üt-teşrîk eyyâm-ül-bîz eyyede ey y id l eyyid-Allahü eyyim Eyyûb eyyühâ Yâ eyyühessâkî eyyüh-el-ashâb eyyüh-el-islâm ey zan ez ez-an-cümle ez-cümle ez-dil ez dil ü can ez her cihet ez kaza ez ser-i nev eza ezâ-yi derûn ez'af ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler. "heyamola" nın aslıdır. ey içki sunan! ey mal ve mülk sahipleri! ey Müslümanlar! (a. bu dahî.) dul. 4. saltanat süresi. incitme. bekâr. her yönden. nüfuz. dan" mânâsına gelir. o cümleden olarak. (a. Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün. te'yîd'den) sürdürsün. bu arada. (a.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. 3. eziyet.) "den. kuvvetlendirsin. şimdiki günler. (a. (f. özellikle. fi. bir kararda kalmayan zaman.) incinme. on dördüncü ve on beşinci günleri. (bkz: eyyâm-ı hayât). matem günleri.) "ya. zaman. Allah kuvvet versin! (a. kuvvetsiz. zamana göre hareket eden [adam]. resmî günler.) yine öyle.eyyâm-ı bâhur eyyâm-ı bukalemun eyyâm-ı cem' eyyâm-ı devlet eyyâm-ı eza eyyâm-ı hayât eyyâm-ı hâzıra eyyâm-ı kalîle eyyâm-ı ma'dûde eyyâm-ı mâziyye eyyâm-ı ömr. muktedir. dinlenme günleri. iç incinmesi. kazara. (bkz: cefâ. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. nüfuz. 3. kurban bayramının ilk üç günü. . keza. her bakımdan. yeni baştan. her arabî ayının on ikinci. iktidar. (a. (a.e.

Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. ezfâr). (ezanı ilk kuyan zât Hz. aşağılık [kimse]. köpükler.s.i. başlangıçsızlık. can ve gönülden. çok) zelîl. Hayya-al-esselâ. ezel ile ilgili. zufr'un c.) 1. yüksek sesle yapılan davet.) tırnaklar. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle. yaraşık. (a. Tanrı bilgisi. başlangıçsız.) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam]. (f. pek çok. çok eskiden. [Allâhü ekber Allâhü ekber. (a. Tanrı gücü. zebed'in c.s. insanların en zayıfı. ezelden beri. Allâhü ekber Allâhü ekber. kısa boylu ve kötü huylu [adam].i.i.i. (a.s.) ince ve uzun kaşlı. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku. ince ve uzun kaşlı. kötülük eden [kimse].) ezele mensup.i. olan ezfâr'ın c.b. Allâhü ekber Allâhü ekber. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır]. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah.) ezan ile ilgili. zı'fın c. 3.) zihinde tutma. şâyeste). (a.) 1. zelîl'den) daha (en.) 1.s. tırnaklar.) ezelîlik. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı]. (a. (a. Bilâl-i Habeşî'dir). (a.s.s. zıdd'ın c.) gönülden. 2.b. (f. (a. (bkz: bercâ. Hayya-al-esselâ.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman.s. pek. 2.) lâyık. zufr'un c. kat kat. Güneşin battığı zaman 12 olan saat. alçak [kimse]. öncesiz. . 3. (f.i. münâsip.i. (a. (a. karşıtlar. kısa boylu. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. "ber göğüs". çeyrekler. (f. unutmamaya çalışma. kalem kaşlı. bkz: ezâfîr).s. başlangıcı ve sonu olmayan. birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama. (a. (a.i. [ez den.) karşı olan şeyler. ezeliyye İlm-i ezelî Kudret-i ezeliyye ezelî ve ebedî ezeliyyet ezeli ezell-i nâs ezfâr halkın en zayıfı. (a. La ilahe il-1'Allah]. 2.) cemaatler.i. 2. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. katlar. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah.i. (f.s.) gaddar ve zâlim [adam]. 3.ez'af-ı ibâd ez'af-ı nâs ez'af ez'âf-ı muzâafa ezâfîr ez'akî ezâmîm ezan ezânî ezânî saat ez'ar ezbâd ez-ber ezberm ezdâd Cem'-i ezdâd ezder ez-dil ez-dil ü can ezebb ezecc ezecc-ül-hâcibîn ezel el ezel Tâ ezel ezelî. ızmâme'nin c. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm).) ezber. paslar. öncesizlik. en zelîl ve aşağılık adam. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. (bkz.s. (a.) 1. çespân. (a. (bkz: min-el-kadîm). Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar.

adîler. kavrayış kudretleri. yularlar. 2. zekî'nin c. zimâm'ın c. meşakkat.) Ay ve Güneş. anmalar.s.s. aşağılıklar. çok zekî. tembel [adam].i. ezimme (a. anmalar. ezkâr (a.) haykırma.i. zekî'nin c.) kötü düşünceli [kimse].i. zahr'ın c. zekâ.) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı. anlayışlılar.zf.a. bölük. ezkiyâ' (a.zf. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri.i. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri.) daha (en. kıble rüzgârı. temiz. 2. altınlar. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci. hâlisler. çok) hâlis. ezhel (a. faziletli. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah). (bkz: azar.i.s. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri. ezhâr (a. (bkz: zuhur). ezhân-ı nâs halkın zihni. ezkâ (a. fikir.) insanda akıl.s. zikr'in c.) 1. ezherân. renciş).) lekesizler. sırtlar.) alçaklar. [Hz. yanlışlıkla.s. (a. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. soğuk [şey].s.) güzel kokulu [şey]. yollar. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-Züvâvîül-Ezherî'dir]. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme. aşağılık [adam]. s.s.i. ezkâ (a. zelîl'in c.i.) 1. hatırlamalar. ezille (a. (a. i. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu. 2.) güruh. Muhammed'in vasıflarından biri].) keskin fikirliler. meç. ezîr (f. cefâ. hafıza.i. ezfelî ezgehân ezhâb ezhân (a. menekşe. alçak. zehre ve zehere'nin c. ezîz (a.) 1.s. zikirler. zihn'in c.i. ezhereyn (a-ic.s. ezkâr-ı cemile medih ile. ezîb (a. ezkât (f. .) işsiz güçsüz. ezher (a. anlayış.i. binek hayvanının sırtları. 2. yumurta sarıları. 2. ezikka (a. hatmi. (bkz: evrâd). zukak'ın c. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar. söylemeler. pek) anlayışlı. arkalar. cemaat. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi. idare.) eziyet.ezfer ezfile.i.) sokaklar.) pek beyaz. gelincik" çiçekleri. lekesiz. soğuk. iyilikle yâd etmeler. zeheb'in c. satıhlar.) çiçekler. zahmet. pek. (bkz: zikr).a. eziyyet (a. ezheriyye (a. bildirmeler. faziletliler.) eskiden beri. ezimme-i umur işlerin idaresi. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi. incitme.s.) 1. yüzler. dizginler. ez-kazâ (f.i. 2. ezher-ül-levn parlak yüzlü.) daha (en. ezhâr (a.) 1. incinecek. (a.) 1.s. (f. incitecek hal. ezkiyâ' (a. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese. güzel ve parlak. çok gaflette bulunan.) pek dalgın ve unutkan. ez-kadîm (f.) kazara.

suç-zünûb).i.) tenasül âleti. ezmine-i kadîme-i hayât j eol. ezvâc-ı tâhirât Hz.) pek keskin olan [hançer. zılâl). kadının veya kocanın eşleri. ezrâr-ı intihâiyye bot. Şevde bintü Zem'a. zırr'ın c. çiftler.i. ısıran köpek. (zenb'in c. sinir çiftleri. il eznâb (a.i.) gölgeler. 2. 2. ezmine-i cedide yeni zamanlar. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. (bkz: ezmân).[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı).] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç. anlar.i. (bkz: bürrân). 2. Ezrebî (a.s. Muhammed'in ismetli zevceleri. ezvâc-ı asabiyye anat. zılfın c. kılıç v. zenb'in c. uzun şey.i.i. (bkz: azlâl. zamân'ın c. çiçek tomurcuklan. (a.i. dal tepelerindeki tomurcuklar. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar. bot. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar. ezmâr (a.s. zamân'ın c.i.s. yiğitler. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar. Zeyneb bintü Huzey-me. eşler.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları. ezmine-i kadîme eski zamanlar.i. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye).) 1. ezlâf ezlag. çağlar [dilimizde az kullanılır] . (bkz: ezmine). 2. ezmine-i mutavassıta ortaçağ. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş).i.b.s. kahramanlar. ezrâr-ı zühreviyye bot. ezrâr-ı ârızıyye bot.) zool. ezmân (a. Zeyneb bintü Cahş.) kuyruklar.) kocalar. ezvâc (a. ezûz (a.) 1. Şahs-ı ezra' fasih. ezûc (a. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı). ezlâm (a.) anlar. paleozoik. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır]. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri.) 1.) vakitler. ezrâr-ı ıbtıyye bot. esvap düğmeleri.s. ezlagî ezlaî ezlak . ezrâr-ı şahmiyye bot.) iri. ısırıcı. (a. Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk. ezrâr-ı lahmiyye hek. sözü düzgün ezrâr (a. çatal tırnaklar [hayvanlarda]. Kelb-i ezûm ısırıcı.) 1. edepsiz [adam].(a.) ısıran. keskin şey. zimr ve zemîr'in c. A'işe bintü Ebî-Bekr. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları. ezmine (a. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar.) Azerbaycan'ın Arapça adı. kozalak. vakitler. zevç ve zevce'nin c. başı sert [at]. ezûm (a. çağlar. zelem ve zelm'in c. ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. günahlar.) bahâdırlar. zıll'ın c. ezmine-i selâse üç zaman. ezlâl (a.i. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. aleyhte söz söyleyen [adam]. (a. ["zevce" nin c. dil uzatan.

s. ["fâci" in müennesi].. ped. (a. pâdişâhlara yakışır zevkler. içtimaî bir dergi. kim. (a. fücûr'dan.f. hareket. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu. Çin'de porselenden yapılan kapkacak. erkeğe düşkün kadın. (o. âfet. 2. fi'l'den) 1.) 1. drame.].s. ekler. (a. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır. 2.i. (a.b. fena huylu. şerir. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir). (bkz: fâzıl). (a.ezvâk ezvâk-ı pâdişâh-âne ezver ezverî ezyâf ez-yah ezyak ezyâl Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi). (a. F f fa'âl fa'âl hissedar fa'âl şirket fa'âlün limâ yürîd faale fa'âl-âne fa'âliyyet fa'âl mekteb fâci' facia fâcia-engîz fâcia-nüvîs fâciât fâcir.i. (a. acıklı şeyler. lezzetler.i. (bkz: fâdıl). fa'âl olana yakışacak surette. zevk'ın c.) misafirler. (f. gayretli.zf. 5. (a.i.s. zîk'dan) pek dar. fâcire fâdıl fâdıla fadîh. (a. (a. fadîha fağfur (a. kadın adı. (a. 2. davetliler.s. actif. fr. (bkz: fecî')".) 1. fels.) musibetler. kuyruklar. (bkz: fecîa). yapanlar. ilâveler. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. musibet. zayfin c. hazlar. yalancı. sefih. zeyl'in c. eko. çalışır durumda olan ticarî kuruluş. (a. (a.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir. kim. (f. felsefî.) etekler.ha. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. (a.) tatlar.i. dâima harekette bulunan.]. eko. (bkz: zuyûf). f r.s. fr. (bkz. 2. i.s.c. 2. Hz.s. trajedi üstadı.) çok acıklı. şirkette faal bir iş gören hissedar. eco-le active. fevâci') insanı dertli eden. ayyaş. gayret. konuklar. fücur sahibi.s. fazîh. fels.). etkinci okul. (a. çok işleyen. rezîl.i.s. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir. etkinlik. etkin.i. .) l. 2. 2. çalışkan. activite. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). fr. Muhammed on bir nikâhlı evlilik yapmış.s.s.) 1. fudalâ) 1. şakî..) boynu eğri [kimse]. kadına düşkün erkek. çalışma. (a.i. günahkâr. (f. Allah.c. keder veren.) facia yazan.) failler. dilediği işi yapan. Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî. fazîha). 3. fecere.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç. çalışkancasına. erkek adı. i. neşeler. 3. 4. fâil'in c.c. acıklı. habîs.) fa'alcasına.f.s.) l. sıkıntılı.b.b. ["fâdıl" kelimesinin müen.f. füccâr) 1. c. (a.

ahlâka aykırı.f. onurlu. fevâhiş) 1. 2. böbürlenme. c.s. odun kömürü. fahreden. fahhâr (a. kömürümsü. 2. fahîm-âne (a. (f. fevâhit) yabani güvercin. fahhâş (a.) yegâne başvurulacak en büyük makam.zf. 4. fahm (a. taşkın. fâhire (a.s. kıvanç.s. fahm-i sânî-i kalsiyum kim. ahlâksız kadın.s. Muhammed. fahm-i nebatî nebatî. şerefli. tuzak. saksı. şeref. ar. çini. kebîr). müf tehir). fahm (a. (a. çok kuvvetli. 2. çanak. aşın. ün. ağ. 2.s. fahmiyye (a. c. şöhret. kadın adı. 3. fahm-i fa'al kim. fûhime (a. çömlek. pinti. kabahat. fahîm.c.i.i. iri.i. fahm-i madenî mâden kömürü.) 1. kahpe.f. fahm-i tabîî kim. değerli. 3. günah. karpit. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış.) 1. övünme. i.s.i. (bkz: azîm.) kömürcü. fak. fazîlet. 2. Kalsiyum karbür. 4. fahâmet'den.b. [bkz: âlüfte. kıymetli. 3. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse].i. *doğal kömür. fâhir. fahm-i türabı huy kömürü. kim.t. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. Havza-i fahmiyye kömür havzası. fahiş (a. insafsızca. (a. actif kömür. fahişe (a. akıllı. büyüklenme. onur. aşüfte. Kavl-i fahiş çirkin söz. fahhâm (a. fihâm) büyük. fahmiyyet (a. akıllı ve zekî [adam]. erkek ve kadın adı. erkek. övüngen. hakkaniyete. 4. fahâmetli. fahh (a. zâniye). şanlı. üveyik. değer. fehm'-den) anlayışlı. 4. mükemmel. fahr-i kâinat Hz. fahîme (a. fahm-i billûrî elmas. kendini medheden. fahâmet-penâh (a. alüminyum karbür. Çin işi. çirkin.i. beyitler. kıymet.s. fahm-i hasebi coğr.s.) fağfura mensup.) kömür.) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. mübalâğalı. fahiş fiat eko. S. cesîm. fihâm) fahâmetli. s. îtibar. çok övünen.i. fâhim. 2. fuhş'den.c. bitkisel kömür. büyük. fuhûl) 1.) kömürle ilgili. fahr-i âlem. fahl (a. pek kötü.i. charbon aninıal. fahimlik. ululuk. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap.) kim. ahlâksız. fahr'den) t 1. 3. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr.s. fahm'-den. ayıp. toprak testi.s.s. (bkz: hamam). 2. fahr (a.s.) fahîm olana yakışacak surette. c. ulu. ululuk. kısmık [adam]. fâhite (a. fahş'dan) 1. fahm-i sânî-i alüminyum kim.) kapan. 3.) [evvelce] sadrâzam. . (bkz: engist). aygır.fagfûr-i Çîn fagfûrî fahâmet fahâmet-lü Çin fağfuru. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. tamahkâr. (bkz. fahh-ül-fâr fare kapanı. büyüklük. karbonat. erdem.) 1. 3. îtibar ve nüfuz sahibi olan. fahmî.

övünen. 3.) bir şeyin iç yüzünü araştırma. (a. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur.b. kâr.i. hayır. maaşsız. 2.i. (a. benzerlerinden daha üstün durumda olan. eski şâirlerin.s.c. faika İhtirâmât-ı faika fâik-ül-akrân fâik-ül-emâsil fâikat dön terekli taç. arama. onur için.) lâikler. fevkinde bulunan.) 1.s. on iki terekli taç. 2. (bkz: fahrî'). fevâih) çiçek ve meyva kokusu. ümit. Türk müziğinin büyük usûllerindendir.) 1.i.i. ilerde olanlar. kârlı. (a. ed.i. mütemâcid. (a. parasız ve menfaatsiz. (a. bir işin hakikatine varma faydası. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan.fahr-i edhemî fahr-i hüseynî fahr-ül-mürselîn fahr-ül-üdebâ fahr-ül-ulemâ fahr-ül-vüzerâ fahrî fahriyyât fahriyye fahriyyen fahriyyet fahs fahşâ' fâhte fahur fahûr-âne fahz Azm-i fahz fâide dili Bî-fâide Çi-fâide fâide-i hiber fâide-i târihiyye fâide-cû fâide-mend fâih faik. 2. bilginlerin en büyüğü. (a. muz. menfaat. (f. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir. kalça ile baldır arasındaki kısım. erkek adı. meşru olmayan şehvanî haller. 2 .zf.b. işe yarama. kadın adı. uyluk kemiği. fahr'den) çok fahreden. fahriyyât) 1. (a.f. kendini medhetmek itiyadında olan. kendini medhederek.) fayda arayan. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. (a. fevk'den) 1. efhâz) uyluk. (a. ed.i.s.i. "fâyih" şeklinde de kullanılır]. 2. târihî fayda. 3. (a. fahriyye'nin c. 2. şeref. fuhuş. üveyik kuşu. faydalı olan bend. (a. erkek ve kadın adı.) menfaat elde eden. fayda. eski şâirlerin. c. (f. i. 3. (a. kazanç.) ed. en büyük bilgin.s.zf. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi.s.) fahrî olarak. neye yarar. verilen zekâttaki tamahkârlık. mütemeddih). öğünerek. parasız.i. (a. kazanç.f. ediplerin en büyüğü. ücretsiz görülen [iş]. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri. (a. aylıksız. . kurularak. faydasız. fevâid) 1. fâik'in c.) fahûrcasına. fıkra. akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. (bkz. Hz. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. boşuna. 3. manevî olarak üstünde olan üstün saygılar. s. onur için.c. Peşrev. a'lâ. vezirlerin övünüleni. üstünler.) 1. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte. zina. çıkar gözeten. en değerlisi.c. (a. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler. akranlarından üstün. Muhammed.) fahrîlik. Fahr-i kâinat). (bkz: Fahr-i âlem. i. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır.

erkek ve kadın adı. huk. ama. suç ortağı.i.s. anat. (a. zekî.c. (a. lâkin. makat. activite. te'sirli. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız. 2. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır]. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır.c. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. faale) 1. fr.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. a. fevz'den) 1. üstünlük sebepleri. yoksulluk.. fels. ribâ). müessirlik. ing.s. (gerçek yapıcı) Allah. te'sir.s. hayır işleyen. Gamma Ursus Majoris. 3.) esneme. muradına ulaşan.) fa-kihlik. fıkıh (din. [yapma kelimelerdendir]. 2. 2. Phecda.c.) yalnız. (a. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma.s. alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz. nema. 2. en büyük fakih. anlayışlı [kimse]. astr.i.e. fakihlerin fakîhi. fevz'den.i. sujet. ("ka" uzun okunur. bir şeyi bizzat yapan kimse.) 1. (a. fevz bulan. Phegda. yoksulluk. feyezan eden. şeriat) ilminin üstadı.) yokluk. fevâiz) 1. andropogon muricatus denilen bir çiçek. gr. (a. yapan.i. bir fı'lin anlattığı işi yapan. işleyicilik. (a. huk. kâr. fâillik.fâikıyyet Esbâb-ı fâikıyyet fail fâil-i hakiki fâil-i hayr fâil-i muhtar fâil-i mübaşir fâil-i müstakil fâil-i müşterek fâil-i şerr fâiliyyet faiz.] . şu kadar var ki. fıkh'dan c. bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz. para yokluğu. çokluk. 2. uyluk. (bkz: güzeşte. fr. taşkınlık.i. fr. anüs. kötülük işleyen. ("ka" uzun okunur. şiddetli ihtiyaç. fâje faka Fakr ü faka fâka-yı şedide fakahet fakahetli fakat fakd fakd-i nakd fakha fakîd fakîh fakîh-ül-fukahâ fâkihe (a. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr. fıkâh) 1.) üstünlük. fukahâ) 1. kim.) fakirlik. bulunmama. ancak. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş.i. işleyen. (bkz: fıkdan). huk. bir basan kazanan. bolluk. fevâil.s.i. faize faiz fâiz-i basît fâiz-i cüz'î fâiz-i külli fâiz-i mürekkeb fâiz-ün-nûr fâj.i. taşan. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. (bkz: feh-hâm).i. 3. (a. bir paranın getirdiği faiz.) nâdir bulunan [nesne]. ihtiyaç. 2. fevâkih) yemiş. a. bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz. istediğini yapmakta serbest olan. (f. (a. 3. (a. (a. c. nur bolluğu. işleyen ve yapanın hâli. s. lât. meyva. (a. işlenen bir suçta parmağı olan.

zengin olmayan.) uğur. vücudun yansına inen inme. (bkz: nısf-ı nüzul).b.) fal kitabı.] (bkz: ffflic). fakr (a. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse. fâl-i bed fena hal.b. fakîr-hâne (a. fâlic (a. (bkz: levn). fr. bîçare. parasız. fâlik fâl-nâme (a. toprağı süren. fenâ'dan) 1. 2.) ["fâlic" kelimesinin müen. fakr-üd-dem kansızlık. 3. – fam (f.s.i. 3. yaşlı.i. faka). 5. Pîr-i fânî pek yaşlı olan. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler.) ikiye bölen. anemie.i. 4. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç. muhtaçlık.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi.s. fâlice (a.b. muvakkat.s. falcı.i. 2. fâl-gû (f.i.i. muzaffer.s. fâl-i hayr iyi hal.b.i. yoksul.i. ölümlülük. erkek adı. Zer-fâm altın renkli v.i.) 1. iki ucu bir yere bağlı olan halat. fâl-zen (f. fânî (a. fakîr-âne (a. tomruk.f. fukara') 1. 3. fâlik-ün-nevâ Allah.) 1. ayıran. Fakr-nâme (a. (a. yoksulluk.(a.ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa.) fânilik. fakircesine.s. fakr'den.i. fâlik (a. geçici ["baki" zıddı]. fena alâmet. falak (a. Alem-i fânî fânî dünyâ.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere. âciz. i. zavallı.f.b. muvaffak ve mes'ud [kimse]. falaka (a. Gül-fâm gül renkli.) 1. fal (a. uğur sayma. 2. ihtiyar. züğürt.f. (bkz: âcizane). (bkz: sâil). 3. taneyi ikiye yaran.zf.i.f.) fala bakan.s. 4. 3. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi. falaka. c. fala bakan. 2. fâlih (a. züğürtlük. (bkz: fâl-gîr).) falcı. fâlic (f. fakr u faka (bkz.) memeleri henüz arşaklanmış [kız]. çift atlı yük arabalarında.) fal söyleyen. fâl-gîr (f.s. fakîr . talih deneme. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. fakire yakışacak surette.) fakirlik.) renk. fakr u sefalet büyük yoksulluk. fakir-i mu'temil huk. fakirlik. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç.) galip. 2. eken. 2. iyi alâmet.i.) 1. fâniyyet (a. dilenci.b. ölümlü.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi. sabah aydınlığı. kahve fincanına.i. felc'den) yarım inme.b. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir. Sebz-fâm yeşil renkli.

aşırılık. 2.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. [ikincisi] kadın adı. fârisiyye (a. taşkınlık.s. far (a.i.) 1.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur.s. 3.f. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. Fârâbî (t.i. fark-ı tâmm tas. farza farazi (a.zf. 4. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. S. fârisân (a.s.i. [birincisi] erkek. fâris'in c. (bkz.i. fârisî.i. seçilme. gönlü rahat. aynlmasına sebebolan. faraziyyât farziyye). 3.i.i. fanus . Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. Allah'ın emri. fark j (a. furûk) 1. fare. huk. anlayışlı. küre veya silindir şeklinde cam kapak. asude. (bkz: muş).c. 4. ferâiz) 1. aynlma. farz.c. fark'dan) 1. baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. pay. rahat. fart (a. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. (bkz. 3. (bkz: süvari).c. faraza (a. fârise (a. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur. atlı.(a. 3.s. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri. (bkz: far.) sıçan.) îran edebiyatı.). aşkın. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık. ayrılık.c. işsiz. kullanma hakkını başkasına terk eden. (bkz: farzî) faraziyye (a. i. fânûs-i hayâl hayalî fener. i.i. ferâiz). fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. Farsça. abajur. gerek. fr. Pers takımyıldızı. fr. Babasının adı Muhammed'dir. fârık. fârig-ül-bâl başı dinç. amplitude. Kendisine Garplılar Alfarabius derler. farîza-i zimmet boyun borcu.s.) 1. vacip. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. boş kalmış. başın tepesi.i.h. fark-ı sühunet coğr. muş). 2. fark eden. fark olunmasına. fark-ı fahiş çok aykm fark. fevânîs) 1. fâris. sıcaklık farkı. 4. constellation de Persee. binici. ayırma.h. sahip olma. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. çekilmiş. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan. ayıran. 2. Fars (a. ferâğ'dan) 1. farika (a.c. fevkalâdelik. vazife. fariğ (a. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti. boş. ferasetli.) Iran. başkalık.) sıçan.) aşın. bir mülkün. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse.i. 2. borç. 2. içinde mum yakılan büyük fener. Acemce. lâzım. fare (a. fariza (a. h. fârisiyyât (a. aşkınlık. camlı mahfaza. taşkın. 2. 2. Fars cümle-i kevkebiyesi astr.). vazgeçmiş. ata binmekte jnahâ-retli. tasarruf. Iran dili. işini bitirmiş.

. fark'dan) 1. fi-1-mesel).s.zf.etmek saymak. benlikçilik.) farz.i. fârûk-ane ("ka" uzun okunur. aşın bellem. varsayım. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin". c. (h. fr. Ömer gibi]. farziyye). fr. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". hyperesthesie. sevgide aşırılık şişmanlık aşırılığı. i.s. ["farazi" yanlıştır]. [Hz. keskin. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. a. Ömer'in lâkabı.f. Allah'ın.i. diğerlerinden sakıt olan emirleri.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. farz. ola ki ["faraza" yanlıştır]. 3. [namaz. farz (a. aşırı besi. (bkz. farzen farzı (a. fr.) diyelim ki. zarurî. varsayımlı. hac.) güzel ve açık konuşma. 2. fârûkî (a. lüzumlu. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan.) fârûk olana yakışır surette. Bil-farz diyelim ki.zf. tutalım ki.fart-ı cünûn fart-ı enâniyyet fart-ı gayret fart-ı hassâsiyyet fart-ı hıfz fart-ı mahabbet fart-ı semâne fart-ı tağdiye fart-ı zekâ fârûk aşırı delilik. erkek adı. farziyye'nin c. aşırı duygu. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. farziyyât (a. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle. suralimentation.i.). egotisme. s. hypermnesie. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. (a. [cenaze namazı kılmak gibi]. 2. şöylece düşünelim. 2. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma. ["faraziyye" yanlıştır]. zekât gibi]. zekâ taşkınlığı. fasâhât (a. hypothese. aşın heyecan. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler.i. farziyye (a. zf. duyguda aşınhk.i. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan. tutalım ki. farz-ı ayn Allah'ın. tutalım ki.) Hz. fr.) farzedelim ki. psik. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı. (bkz. sayma. tutma. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme. psik.i. fâryâb (f. Hz. terki günah olan emirleri. gayrette aşmlık. oruç. diyelim ki. hypothetique. iyi söz söyleme kabiliyeti. takdir ve tahmin usûlüne dayanan. (bkz. uzdillilik. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer. biy.i. Ömer ve adaletine mensup. tutmak. farza (a. (a. bi-1-farz. (bkz: pâryâb). fr. farz ve takdire bağlı bulunan mesele. farza). furûz) 1.) 1. 3. 4. farz-ı kifâye Allah'ın.c.

fâsid'in c. sapkın. ballıbabagiller. fena. şarkı vesâirenin hepsi. fesede) 1. muz.zf. fusûl) 1. fusûl) 1. (a. 2. bozan. fasâil) 1. kötülük eden. zeytingiller. fr. iptal eden.s.c. 2. bir defada çalınan peşrev. aralık.) fasâhatli.f. bot.) bozucu şeyler.s. kesinti. bot. (a. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. (a. fesatçı. ayırma. familya. (a. ed. yanlış. aile. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi. karanfil fasilesi.i. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. etli bitkiler. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri.s.s. gr. fasl'dan) fasleden. çançiçeğigiller. c. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. fısk'dan. anababa. neticelendirme. baklagiller. *karanfilgi ler. kesme.i. s. kozalaklılar. (a.i. muz.c. Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman. (bkz: idma'. (a. fevâsıl) 1. ayrıntı. 2. hacâmet). bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. fesat çıkaran.) kan alma. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse]. günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. 7. bölüm. fesh'den) fesheden. bölen. uzdilli. bozuk. bot. damkoruğugiller. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. fasîh olana yakışacak bir tarzda. 3. ara. 4. 2. (bkz: fasl). (bkz: fasıl2). bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi.i. (a. düzgün ve açık konuşan. kelimeler. fusahâ) 1.) güzel ve açık konuşan. gr. adam çekiştirme. c. 3. (a.b. bakla fasilesi. kötü. 6.s. ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. faside Bey '-i fâsid fâsid dâire fâsid-ül-mizâc fâsidât fasih fâsih-i şirket fasîh Kelâm-ı fasîh fasîh-ül-lisân fasîh-âne fasile fasîle-i bakliyye fasîle-i ceresiyye fasîle-i karanfüliyye fasîle-i kibrîtiyye fasîle-i lahmiyye fasîle-i sabbâriyye fasîle-i salibiyye fasîle-i sanevberiyye fasîle-i sencâriyye fasîle-i şefeviyye fasîle-i zeytûniyye fasl (a. tiyatro . iki şeyin arasındaki bölme. 5. çürüten. (a. uzdilli. aleyhte bulunma.i. halletme. güzel. ayıran. düzgün söz. hodangiller. kibritotları. günah işleyen. münafık. feseka. c. aşikâr. (a.f. (a. sarih. ayıran şey. kısır döngü. 3. huk. açık. 2. turpgiller.c. muz. (a. (bkz: talik).c. 2. fesâd'dan. (vatanımız) gibi. iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. düzgün söz söyleyen. şirket fesheden. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. ayrılma.fasâhat-perdâz fasd fâsık fâsık-ı mahrum fasıl fasıl Hatt-ı fasıl fasıla fâsıla-yı kübrâ fâsıla-yı saltanat fâsıla-yı sugrâ fâsid.s.

s. Ümmü Külsûm'dur]. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. dedikoducu. 18 yaşında Hz. ablalarının adını vermiştir]. açığa vurmak. (f. hacamatçı cerrah.s. mafsal. geo. 632 de Medine'de vefat etmiştir. fena huylu. (a. yüzük taşı. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır.) meydana çıkma.]. gül mevsimi. dört kızının en küçüğüdür. 8. ["fâşetmek" meydana çıkarmak.fasl-ı bahar.) ["fâtır" kelimesinin müen.) meydana çıkmış. (a.s. açan.s. dile vermek.) yaratan.i. fetheden. b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı. duyulup yayılmış. 11. Hz. vücûdun mafsalları. fusûs) 1. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî. 2. badem gibi mey-vaların içi. yaratıcı. Hadîce'den dünyâya gelen. (a.i. 4. güz. geo. duyulma.i. fr. duyurmak]. Ru-kiyye. Lâkabı Zehra'dır. fasd'dan) kan alıcı. mant. feth'den) 1.i. 3. (a. gökleri yaratan. vücûdun oynak yerleri. meç. (bkz: Halik). fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden. fasalât) 1.h. oynak yerleri. kış mevsimi. (bkz: fasıl2) 10. 9. [diğerleri Zeyneb.) Hz. ayırım. yaz mevsimi.) fatinlik. kan alan. yüzük taşı. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur. fasl-ı rebî fasl-ı gül fasl-ı harîf fasl-ı hazân fasl-ı karîb fasl-ı mudhik fasl-ı müşterek fasl-ı sayf fasl-ı şitâ fasl-ül-cesed fasla fass fass-ı nigîn fassâd fassâl fassâl-i bed-hısâl faş fâşî fatânet Fatıma fâtır fâtıra Kudret-i fâtıra fâtır-üs-semâvât Kudret-i fâtıra fâtih oyununun başlıca kısımlarından herbiri.s. zihin açıklığı.c. zeyreklik. kemiğin oynak yeri. dört mevsimden herbiri. ilkbahar. sonbahar. anat. Tann'nın yaratma gücü. sayıp döken. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş. Tanrı. güz mevsimi. (a. anat. Ali ile evlenmiş. . açığa vurma. (a. (a. 2. dile verme. arakesit. hurma ağacının fidanı. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına. Peygamberin ilk zevceleri Hz. diffe-rance. (a. (bkz: fıtnet). fark. fr. Hakk'ın yaratma kudreti. Hasan ve Hüseyin'in. bahar mevsimi.i. (a. (a. (bkz: fasıl). gözbebeği. Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. (bkz: fâtır).i. abscisse].c. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). Hz. dedikoducu. hicretten 11 yıl sonra. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. Ümmü Külsûm.

[yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. yarma. az sıcak. fazla c. 3. vertus cardinales. (a. mayasız saç ekmeği. 3. (a. güzel vasıflar. (a. fitne'den) fitneci. (a. (bkz: seb'ül-mesânî). i.i. ayırma. çiçek ve mey-va kokusu. dîbâce. durgun. fethedenler. 2.) kabalık. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. necasetler.i. fevâtih) 1. (a. (bkz: fâti-ha-i kelâm). Tanrı.s.) 1. erdemler. yarık.i.) 1. füturlu.i. insanlık faziletleri.c. sertlik. 2. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre]. (a.s. derecesini bulmamış şey. (a. anlayışlı.b.i.f. s. (a. murdarlıklar. 2. [birincisi] erkek. fazâyih) edepsizlik. s.c.s. fatîne fâtin fâtir fatîr fatk fatk u ratk-ı umur fatr fatûr fâyih fâyiha faysal faysal-pezîr fazâhat fazâhat-i lisâniyye fazâil fazâil-i ahlâk fazâil-i âliye fazâil-i asiiyye fazâil-i cemile fazâil-i insâniyye fazâil-i zâtiyye fazalât fazâyih fazâzet beldeler. olmamış.i. (bkz: fazîha). (a. erdemler. erkek adı.). kadın].s. kesîn hüküm. f r. bazlama.c. (a. bir çeşit pasta. 3.s. sözün başlangıcı. zâti faziletler. kapıların açıcısı. fazîha'nın c. temel faziletleri. iyi faziletler. 4.) oruç bozacak şey. keskin kılıç. .i. (a. (a. (a. methal. başlangıç.) sütten kesilmiş [çocuk]. alçaklık. fıtnat'dan) 1. (a. (a. (bkz. 3. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir].) kazuratlar. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi.c. giriş. çatlatma.i. 2. kavrayışlı. bir memleket zapteden. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. fazîha). kötü sözlülük. 1. hal ve fasl olunabilen.i. akıllı. bot. mantar.s.i.) fâtihler.) .) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar. h.) 1. (bkz: fazilet).c. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap.) kendiliğinden dağılan güzel koku. güzel kokulu nesne. ılık olan. karar. fazîlet'in c.fâtih-i bilâd fâtih-ül-ebvâb fatiha fâtiha-i fikret fâtiha-i kelâm fâtihatü-1-kitâb fâtiha-hân fatihan fâtik fâtike fatîm fatîn. [ikincisi] kadın adı. zekî. (a. hâkim. fütur) 1. (a. 2.f.c. (a. (a. elbisenin dikişlerini sökme.f. utanılacak tarzda söz söyleyiş. "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık. 2. 2. ahlâk faziletleri.s. yüksek faziletler.c. fevâyih) 1. 2. (bkz: tîg-i bürrân).s.) bir hüküm kabul eden. işleri düzeltme. mukaddime. II. (a.i. gevşek. yoluna koyma.s. (a. şehirler fetheden. uyanık. pislikler. nihayet bulan.b. çatlak.) birinin ruhuna fatiha okuyan.i. sözün başlangıcı. 2. (a. kırma.

fuzûl) 1. faik. (a.fâzıl fâzıla fâzılât fazîh. 1. fazâil) 1. mat. 2. pislik. fazlalık. fazâyih) edepsizliği. fazilet sahibi. alçaklığı gerektiren iş.t. belâlar.zf. şey.) tar.b. iyilik. çirkin. çok. (a.) huysuz. (bkz: fâzıl).) musibetler. faza-lât) kazurat. (a. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap. (a.) 1. kötü sözlü.) faziletli. i.i. . kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. (a.c. fazîha Kavl-i fazîh fazîha fazîhet fazilet fazîlet-kâr fazîletlü fazîlet-mend Fazîlet-nâme fazîlet-perver fazl fazl-ı hakk fazl-ı kürevî fazl-ı müşterek fazl tarîki fazla fazla mesaî fazliyye fazz febihâ fecaat fecâyi' (a. (ile) Tanrı'nın inayeti (ile). görevliyi. mat. artık. baki. fâdıl).s.b.s. öyle olsun! (a. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma.s.s. fazilet. fena. 4. (a. (a. ziyâde. erkek adı. (a. erdemli.) ne âlâ. utanmaz.f. artık. eko. 2.s. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde.c.i.s.i. (a. 3. ne güzel. 2. güzel vasıf. (a.f. öfkeler. (a. c. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat. [müen.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz. 4.i.i. iyi huy. kadın adı. erdemli. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. 2. ileri. (bkz.i.c. (a. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir. (a. lütuf. (a. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. fecîa'nın c. erdemli.c.s. 3. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir.) fa-zîletsever. (a.) faziletli.c. [yapma kelimelerdendir]. i. fazâhat).i. erdem. fuzalâ) 1.]. ["fâzıl" kelimesinin müen.) acıklılık. ortak fark. gereksiz.).f. çirkin. "fâzıla" dır]. faziletli. (a.b. üstünlük.s. insanın yaradılışındaki iyilik. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş. (bkz. (bkz: fazâhat). fena söz.s. 2. ziyâde. 2. huk. kaba [adam]. Rufâî tarikatı kollarından biri. (i. fazilet sahibi. üstün. astr.. erdem. fazla.) 1. erdem sahibi olan kadınlar. artan.s.b.i. lüzumsuz. 2. (a. yürekler acısı. Ali'nin vasıflarım ve Hz. kadın adı.) 1.) fazilet.) tas. i. rezil. iki sayının birbirinden olan farkları.f. Muhammed'in ve Hz.

) ["fehhâm" kelimesinin müen. 2. pars.bağ.c. (a. [kelimenin aslı "fıdâ" dır]. (a. (a. boyun.) fedakâr olanın hâli.s. fühûd) zool. [aslı "fidâ-kâri" dir].b. (a. "gelecek zamanın 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında.f.zf.f. (a. uğruna verme. cenneti feda etme.i.) 1. kavramlar. canını verme.) fedâyî takımı. (a. cömert. mefhumlar. 2. (a. . (a. (a.i. kalın kafalı.) fedakâr olana yakışacak surette. boğaz.i. akıllı [kimse]. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan.f. fücur sahipleri. açıklık.) sabaha karşı. bir çift öküz. belâ). kurban.f.fecc fecere fecî fecîa fecir fecr fecr-i atî fecri" fecr-i kâzib fecr-i mübtesim fecr-i şimalî fecve feda' fedâ-yı can fedâ-yi cennet fedaî fedâi-yân fedakâr fedâ-kârân fedâ-kârân-ı millet fedâkâr-âne fedâ-kârî fedâviyye feddân fedm fe-emmâ fegâne fehâris fehâvî fehd fehhâm fehhâme fehîm (a.). (bkz: sıkt).) mânâlar. gelince. pek zekî.) canını esirgemeyen.i. fakîh2. fâcir'in c.i. zekî.) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. 3. [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer. (a. acıklı.i.i. âfet. fehîm1). fehhâm). Güneş doğmadan önce. tan yerinin ağarması.). [aslı "fidâ-kâr" dır]. avlu. [aslı "fidâî" dir].]. amûdî şekilde görünen aydınlık. ed. eli açık. 3. 2. korkunç. keder ve ıztırap veren. 4.) kaldı ki. (f.s. (a. gözden çıkarma. [aslı "fıdâkâr-âne" dir].]. fedâî'nin c. fehvâ'nın c.i. (a. (bkz.s. fedâkârlık. anlayışlı. (bkz: facia). (a.s. ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı.s ) pek. fena huylular. (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda. uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde. fihris'in c. fecâyi') musîbet.f. fıhris). (a. anlamlar. ayyaşlar.) düşük [çocuk]. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak. (bkz. fehm'den) 1. elem. yalancılar.) iki dağ arasındaki yol.) 1.s. gülümseyen fecr. fedâdîn) 1.i. [aslı "fidâkârân" dır].s. anlayışlı.) 1. (bkz: fehhâm). (bkz: berzah). (a. türlü renkte görünen ışıklar.i. (a.) budala. (a.) fedakârlar.c. fecr).) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır]. (a.c. günahkârlar. millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler. (a. en çok anlayan. feda eden. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad. (a. (bkz.s. reziller. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde]. 2. (a. şerirler.i. dehşetli. 2. (a. [bkz: fakîk2. canını feda etme. sefiller.i. eşkıya. fedâkâr'ın c. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme. canını feda1 edercesine. (a.i.) 1. canın menfaatini feda etme.b.

anlayış.i.) o halde.b. bilginler.) [aslı "filâhat" dir]. onma. 2. 2. felâket--dîde-gân) belâya uğramış.f.s.) omurga kemiği ile ilgili olan. rehini kurtarma.i. (a.) felah bulan. (a.) olmadığı halde.zf.b.f. musibet görmüşler.c.t. erkek adı. fr.b. sözü gereğince. ["etmek. bağı koparma. (a. kavram. söz söyleme. i.) muhakkak.b. ayırma. (bkz: mebde).zf.s. ayırdetme.) anat. (a. (a.c. felâket--zedegân) belâya uğramış. sapan taşı. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri. filozoflar. kurtuluş. kesme. bozma. selâmet. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme.b. (a.) anat. (a. kutluluk. belâ.f.) 1. hoşmizaçlık. (a. kurtarma. (a. başlangıç.i.i.b.) belâya uğramış olanlar. ilgiyi kesme.) lâtîfecilik. (a. 2. çeneye ait. (bkz: dâhiye)..i. Ali'ye hediye ettiği kılıç.i. kurtuluşa eren. feylesofun c. musîbet görmüşler.s.) iki çene [alt ve üst]. fekare'nin c. omurgalar.i. 2. (a.) uyarınca.s. anat. (a.) akla yatkın.s. koparma. (a.f.zf. Peygamberimizin Hz. (f.f.f. omurgalılar. fehâvî) mânâ. vertebres. fehme mensup. (bkz.) taş atmaya mahsus âlet.f.s.i. bot.zf. 2) tar. (a. (bkz: feylesof)- . (a. musîbet. musibete uğramış. mutluluk. fekkiyye felâ fe-lâ cerm felah felah felah-ı vatan felâhan. feshetme. (a. 3.i.i. musîbet görmüş. (a. anlam.) 1.) 1. falak). (a. anlaşılır. bahtsızlık.).) zool. (f. kurtuluşu. felsefe ile uğraşanlar.i. çenek. (a. rahat yaşayanlar. o zaman. memlûkü veya cariyeyi azâ-detme. dinsizler.c. (o.s. 1) vatanın selâmeti.s.) 1. akıllı kimseler. felâhan Seng-i felâhan felâhat felâh-yâb felak felâket felâket-dîde felâket-dîdegân felâket-gâh felâket-zede felâket-zedegân felâsife (a. âlimler.i. (bkz: filâhat). mefhum. colonne vertebrale.fehm fehmî fehm-sâz fehva fehvasınca fe-illâ fekâhet fekar Zülfekar fekarî Amûd-i fekarî fekariyye fekçe fe-keyfe fekk fekk-i mühür fekk-i rabıta fekk-i rakabe fekk-i rehn fekk-i a'la fekk-i esfel fekkeyn fekki. 4.) f. (a.) belâya uğramışlar. olmazsa. felâ-ket-dîde'nin c.) zool. fehm ile ilgili.) iptida. kaygısız.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup. 6. çene ile ilgili. anat. olunmak" masdarlanyla kullanılır]. üst çene. (a.i.zf. 2. (a.i. çözme.b. fr. 3. alt çene. (a. mühürü bozma. felâ-ket-zede'nin c. sapan. düşüncesiz. çene kemiği. (a. (a. omurga.c.s. zoru halletme. 5. anat.i) anlama.) felâket yeri.i. (a. [ağız hakkında] açma. şüphesiz.

felce uğramak 1) nüzul isabet etmek. Çoban-yıldızı). kızak. rütbesi gök kadar yüksek olan. Felek-nâme (a.) 1. 4. Plâton'dan bozma a. felât'ın c. yuvarlak kütük. inrne. yarım felç. musibete.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. zencî.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi. filozo-fi.i.i.i. felç (a.b. nüzul).) susuz çöller. sözünde durmaz.) feleğin kahrına uğramış. astronomie. felsefe ile ilgili. hikmet ve marifet sevgisi.s. Üçüncüsü Zühre (Venüs.f. siyah Arap. 6.i.i. yedincisi Zuhal (Satürn). altıncısı Müşteri (Jüpiter). çok itibarlı. felekiyyûn (a.) şunun için.f. imdi. gökyüzü. felek (a. talihsiz. yürüyemez olmak.s. (yun. çiftçi. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması.f. ekin eken ve biçen. eflâk. felekî.a.zf.) Sokrat'ın talebesi. 6.c. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. felek-meşreb (a. S. dördüncüsü Şems (Güneş). felek-i cev-zehr hâle. fr. askerî müzikte bir zilli âlet. (bkz. felek-i esfel birinci gök. feleğe.i.) hikmet bilgileri. 2. (bkz. eskilerin inanışına göre. Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. felsefiyyât (a. felekiyyât (a. felek-ül-a'zam. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme.) felsefeye mensup. 2. âlem.c. felekiyye (a. felâkete sabretme.s. ayın çevresinde görülen parlak halka. felevât) susuz çöl. cefâdan hâzeden. felsefe (a. i. huy ve mizaç sakinliği. rahatlık. fe-li-zâlike (a. felek-ül-eflâk evvelce.c. felâhat'dan) 1. asman). dünyâ. (bkz: harrâs. birincisi Kamer (Ay)]. 5. 4.c.b. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi.b. b. kimine yâr olur. ikincisi Utarid (Merkür).) felek mertebeli.s. 2. fülük) 1. dönek.b. felsefe-i dîniyye din felsefesi. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. gök bilgisine mensup. felsefe-i târihiyye târih felsefesi.i. felek-câh (a. (bkz: bâdiye). fellâh (a. inme inmek.b. mertebesi yüksek olan.i. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. bir ilmin esaslı düsturları. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse. astronomik. 3. felek-âvâze (f. fr.b. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler. (a.h. beşinci Merih (Mars). her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. felsefiyye (a. talih.i. .i. hikmet bilgisi. 2) yarım kalmak [bir iş]. Yunan feylesofları. [sekizincisi felek-i sâmin. astronome'lar. felsefî. baht. ekinci. 2. zari').i. semâ.) "felek şöhretli" derecesi.c.i.s. kader. tabiat. felek-seyr (f.) meç.Mezâhib-i felâsife felâsife-i Yunan felât Felâtun feylesofların okulları. felevât (a. fe-li-hâzâ. kimine olmaz. 3. felek-zede (a.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler.) 1.

a. türlü. bütün varlığını Hz. (a. jeod. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme. çay. yokluk.b.terbiye-i etfâl fenn. [kelimenin hîle mânâsı.i. .) bot. kötü. tabaka. "beka" mn zıddı. bu dünyâ. (a. Allah'ın varlığı içinde yok olma. ağız ile ilgili.) hîle.) büyük dağ. ekincilik bilgisi. Fomalhuut. nehir ağzı. dünyâ.tabakat-ül-arz fenn. sahtekâr. ebûcehil karpuzu. gonca gibi küçük ağızlı. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır]. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir]. teknik terim. yok olma yeri. fena adam.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri.b.b.i. yer ölçme bilgisi. ağzı gül gibi olan.i. (f.) fene mensup. harp. (a. nevi. fenâ-yâb fenâriyye fend fend-bâz fend feng fenn fenn. eczacılık.teşrih fenn. astr. yazı yazma sanatı.zf. marifet.saydelânî fenn. (a. muhabere]. tas. fen kıt'alan [istihkâm. tas. fenniyye Mebâhis-i fenniyye Kıtâat-ı fenniyye fennî ıstılah (a.i. s. ilim.s. (bkz: hanzal).i. mineraloji. (a.harb fenn. sanat.ma'deniyyât fenn.inşâ' fenn. güzel ağız.i.s. f. ziraat. geodesie. tas.) fen vasıtasıyla. (f.fem Gonce-fem Gül-fem fem-i lâtif fem-i nehr fem-ül-hût femî fena Kişver-i fena fenâ-fi-1-aşk fenâ-fi-llah fenâ-fi-1-pîr fenâ-fi-r-resûl fenâ-gâh Fenâiyye fenâ-pezîr. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır].menâfi'-ül-a'zâ fenn. aşk. [aslı "fevh" dir. 3. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme. (a. (a.) 1.mesâha-i arazî fenn. anatomi bilgisi. kimya ilmi. 2. ağız. dek.) hilekâr.derya fenn. efvâh]. dehen). tas. savaş tekniği. (a.c. fr. denizcilik. yok olma.) fena bulan. (yun. fünûn) 1. fence. hüner. efmâm [kullanılmaz]) 1.s.) ağızamensup. (bkz: dehân. (bkz: desîse). fizyoloji. (f. c. pedagoji.) fânilik yeri. fr. fen ile ilgili bahisler. yalnız Arapçada kullanılır.kimya fenn.i. dilimizde bu mânâda. çeşit. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır]. aşk içinde yok olma. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. fen ile ilgili olan. (f.) Rufâî tarikatı kollarından biri. iyi olmayan. fen ile.s.zirâat fennen fennî. acı hıyar.i.c. fenne uygun olarak. fena söz. yok olan.h. sınıf. nehir ağzı. menfez. 2. jeoloji. uygunsuz [olan] fena şey. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı.

) tek tek. huk. fr.) serin rüzgâr. huk.f. iktidar. (f. vak.i. sevinç getiren. savruk. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ. dinlenme. kayıt ve şartsız yapılan ferağ. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. . sahî). istirahat. firdevs'in c. (a. s. vazgeçme. (f.i. vak. bot.) sevinçle.f.) feragat sahibi. bezek. 2. (bkz: istiğna'). süs. (a. kuvveti.) 1. cennet bahçeleri.i.) ferah getiren. ortaç. (a. sahip olma hakkını başkasına terketme.fennî ta'bîr fenniyyât fer fer-i devlet fer fer'-i fiil fer'-i talî ferâde ferâde ferâdîs ferâdîs-i cennet ferağ ferağ ferağ an-il-cihât ferağ bi-l-vefâ ferâğ-bi-l-istiglâl ferağ bi-1-muvâzaa ferâğ-ı bal Kûşe-i ferağ ferâğ-ı bâtıl ferâğ-ı fâsid ferâğ-ı fuzûlî ferâğ-ı kat'î ferağ ü intikal feragat ferâgat-i nefs ferâgat-kâr ferah ferah Hesâb-ı ferah ferâhan ferâh-âstîn ferah-âver teknik terim. rahatlık köşesi. (a. tech-nologie . (bkz: ale-1-infirâd). dal.) gönül açıklığı. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ.s.i. 3. 2. 5. devlet nüfuzu.i. alım satımda tapu muameleleri. aydınlık. vak. 3. fürû) 1. (a. zînet. bırakıp terket-me. (bkz. vazgeçme. parlaklık. (a. budak. gr. huk. 3. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı. [maddî manevî]. nüfuz. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. (a. nur. (f. rahat etme. yayvan. neşe ile. el çekme. huk. 2.b.) "yeni bol" cömert. bahçeler.c. istirahat etme.) teknoloji.zf. tomurcuk. sevindiren. 2.) 1. başkasının arazîsini. dinlenme. hakkından vaz geçen. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme.c. uçmaklar. (f. civânmerd.s. sürgün. 4.b. geniş tutulan hesap. huk. sefih. vak.) 1. müsrif. 2. kendini feda etme. bitkinin dibinden süren filiz.b. 4.i. sevinç. vazgeçecek kadar zengin olma. teker teker. sevinme. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ.) l.zf.i. fariğin. bir aslın neticesi.i. açık. geniş. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. (o. (bkz: fu-râğ. ziya).) 1. 3. (o. (a. cennetler. bol. bir mülkün tasarruf.s.s. kuvvet. gönül rahatı. şube. hiç bir işle meşgul olmama. 2.

geveze. birikme. bahtiyar . dügâh'da rast beşlisi.) meşhur bir çeşit lâle.i. Makamın seyrinde. nota içerisinde geçen yerlere konur. şen ve hafif mevzular.s.s.Acem.) bol bol.) 1. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan. -feşân ferah-efzâ. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. 2. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir.) şan ve şeref. çalçene. şad). s. 3.) ferah saçan. genişlik. Bununla .) eli açık. (f. genişlik. Şuh. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir. Makam umumiyetle inicidir. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları.s. ucuzluk.f. bolluk.s. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını.f.dügâhtır. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. se-gâh'da ferahnak beşlisi.) bolluk. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). cömert.b. sevinci artıran. (f. 2. (f.) 1. toplu etek. (f. Bu diziler. toplu.i. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. devşirili.) mes'ut. cömertlik. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur. eli geniş.s. el genişliği. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur. kutlu. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir. (f. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır.b. geniş geniş.-fezâ ferâhem Dâ-men-ferâhem ferâhet ferâh-engîz ferah ferah ferah-fezâ ferâh-gâm ferâhî ferâhnâ ferah-nâk (a.s.b. (a. fetâ). sevinç veren.çargâh. (f. iç açıcı.) ferah artıran. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır.si küçük mücenneb bemolü konur. toplanma.s. 2. ferah arttıran. 2. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir. sevinçli. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder.ferah-bahş ferâh-dehen ferâh-dest ferâh-destî ferâh-ebrû ferah-efşân. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir. (a. muz. meşhur bir çeşit lâle. biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır.f. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan. [bkz. gönüle açıklık veren. (f. safâlı. (bkz: tahaşşüd).b.i. ekseriya karışık bir surette kullanılır. geniş ağızlı. (f.) güler yüzlü. Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. (a. muz.) ağzı geniş. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir.b. (a. (f. (bkz: mes'ûd.b. (f.b.b.) 1.s.f.b.b. sevinç veren. mutlu. geniş yer.i.b.) el açıklığı.i. Bu makam.s. Bu diziler kullanılırken.b.f. nevâ'da rast beşlisi.) ferah bağışlayan.i. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan.i. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir.) 1. (f.

yarık. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir.) Kabe süpürücüsünün hizmeti. (bkz. menfaat. (a. (bkz: çespan. (f. uğursuz. çabuk seziş. çatlak.). (f. (a. ellilik.s. elde hiçbir numunesi yoktur.b.) acele ve geniş adımlarla yürüyen.) pervane [gece kelebeği].) bereketli yıl. Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat. sütleğengiller. ferîd. (a. (bkz: encam). Mısır'ın eski hükümdarları.) âlim ve fâzıl [kimse].rast'tır.i.) bot.i. etli.i.) münâsip. toplu. aralık.s.) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk. fermanlar.i.i. avret.b. gururlular.i. şâyeste). ferâh-ebrû).i.) anlayışlılık. Mısır Firaunları. fir'avn'ın c. dügâh. (a. feride).i.s. (bkz: mülahham).s. (a. oda hizmetçileri.). dişilerde tenasül âleti. (a. topluluk. 2) faydasız.) 1. erkek adı. Güçlü -dördüncü derecede olan. (f. rast. şer'î miras ilmi. (f. .zf. son. fürûc) 1.i.) unutma.bir mürekkep makamıdır ki.b. besili.i.) Türk müziğinin şed makamlanndandır.) . (f.) semiz.c. 2.i. ferş'in c. odalıklar. (a. ferîd ve ferîde'nin c.i. Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi. Acem-aşîrân. çargâh. 2. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur]. 2.i. neva. fermân'ın c. fayda. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh. (bkz: firâset). (bkz.b. faydasız. nîm hisar. unutma. buyruklar. (a. (bkz: nisyân).s. (bkz fariza).) 1. (a.i. akıbet. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir.f. sonu kötü. (a. (a. 2. ferbâle ferbih ferbihî ferbiyûn ferbiyûniyye ferc ferc-ül-bahr fercâd fercâm Bed-fercâm Bî-fercâm Nâ-fercâm beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır. uygun.i.) 1. 2 . (a. denizanası. [kelime. kibirliler. Firaunlar.i. 2. (f.ferah-nümâ ferâh-rev ferâh-rû ferâh-sâl ferâhûr ferah-zâr ferâid Ferâine Ferâine-i Mısriyye ferâiş ferâiz ferâiz-i dîniyye Eshâb-ı ferâiz ferâmîn ferâmûş ferâmûşî ferâmûş fer'an feraset ferâşe Feraset ferâşet-i şerife beratı ferâşet-i şerife vekili ferbâl. farîza'nın c. döşemeler.) ikinci dereceden olarak.f.) semizlik.) etrafı pencereli yaz köşkü.i. zool. (f.) "ferâmûş" un hafifletilmişi.s. mirasçılar.) 1. (a. çardak. ut yeri. (f. hatırdan çıkma. (f.i. 1) sonsuz. meç. kürdî. yaramaz. dînin farzları. (f.b. Dizisi umumiyetle inicidir. (f. yataklar. edep yeri. [aslı "firâset" dir]. (a.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş. 1910'da H. (f. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur.) 1. ürünü bol olan yıl.i.

teselli.i.) zool. zafer.) fels. (bkz: vahdâniyyet). Seri III. fr. ilmî. 3. yarın. fr. 3. oyun. (a.s. fertle ilgisi olan. i. fr.h. üstü olmayan. efrâs) at. efrâd) 1. (bkz: vahdâniyyet). gam.fercâm-gâh ferd j ferd-i âferîde ferd-ül-ferd ferda ferdâ-yi kıyamet En-dîşe-i ferda Tâ-be-fer-dâ ferd-â-ferd ferdâniyye ferdâniyyet ferden-ferdâ ferdî. hiç kimse. su aygırı. öbürgün. gelecek zaman. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. lât. astr. Sayı 4-5. atgiller. (bkz: hayliyye). tek tek. Pegasus. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi.zf. fr. 4. (a.s. astr. (bkz: müfred). 1) zorluktan sonra gelen kolaylık.i. (Türk Dili Belleten. birlik. sin. kederden. . ikiye bölünemeyen sayı.) fert fert. kıyamet. in-dividualite. h. (a. zool. 2. öbür dünyâ. (bkz: esb). (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni. astr. eşsizlik. 2. (a. 4. (a. tek olan sayı. (a. beygir. Asıl adı "Hemmâm" dır. darlıktan sonra gelen sevinç. (a.i. 2. [birincisi] erkek. hipopotam.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. (a. (f. çalçene. tek şey. yıl 1945.) fert fert. günün ertesi. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. kederden. (a. aslen Basra'lıdır.i.s. 5. [ikincisi] kadın adı. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç. (f. babası. Sa'saa oğlu Galib'dir.c. siyasî. altı. sekizi Arapça.i. 2. kabir. (a. (bkz: ferden-ferdâ). 3. akıbet yeri" mezar. Tay. at cinsinin ıslahı. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe.f. (a. Car-ree de Pegase. 2. individualisme. Hz. tasa ve sıkıntıdan kurtulma.b. tekparmaklılar. çift olmayan.i.) 1. eşi bulunmayan. tek beyit.c.i. fr.) 1. edebî bir gazete. kişi. individualisme. (a.i. sah.) 1. individuel. kadın adı.) teklik.) 1. yarınki gün. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa olmak üzere yayımlanmış. (bkz: Feres-i a'zam). perissodactyles. bireycilik. ferdiyye ferdiyy-ül-esâbi ferdiyyet ferec Ferec Ba'd-eş-Şidde Ferengîs feres feres Islâh-ı nefs-i feres Feres-i a'zam Feres-i asgar Feres-i ekber feres-ül-bahr feres-ül-hayât feresiyye Ferezdak ferfâr (f. yarını düşünme. kıyamete kadar. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir. ed.) Cebrail'in atı.) farfara. âhiret. darlıktan sonra gelen sevinç. şahıs. fr.i. (bkz: ferd-â-ferd). teklik.) "son.i. atî.zf. ertesi gün. tek tek. tek. (f. (a.) birlik. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit. [Allah'ın vasıflarındandır].i.i.) zühre. geveze. kıyametten sonra. yalnız olan şey. satranç oyununda at. 2. 353).b.

ferfere .s. kadın adı. patırtıcı.) sihir. mes'ut.i. i.i.i. gürültücü. Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır. fergand. ferhunde-tâli' yaver. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse. ferîd (f. fer'iyye asılla ilgili olmayıp. şen.) 1. kutluluk.) sevinç. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. avcı kuş. feride (a. ferheng (f. ferîd-ül-asr. i. ["vakar" zıddı]. neşe.) kendi reyiyle hareket eden.) 1.) 1.b. ferîd. 2. hafif meşreplik. ferhunde-fâl (f. akılsızlık. s.) savaş. fer'î. kavga.) 1. mutlu. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat. Ferhâd (f. ayrıntılı.a. ferd'den c.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. hüner. erkek adı.a. sihirbazlık. kibirli. mübarek.h. eşi olmayan. 2. kutlu. ferâid) l.b.b.) mübâreklik. Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un. zamanın bir tanesi. 2. ferhunde-pâ[y] (f. kutlu. sevinçli. 2.s. mes'ut. ferhân (a. ağzı kalabalık. ferhunde-re'y (f. Lâkabı Ferruh'dur. 2. s. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati.s.) reyi mübarek. eşsiz. bilgi. akıl. neşeli. ferhat (a. erkek adı. eşi bulunmayan.) 1. (Gencîne-i Güftar). 2. 2.i. donmuş. ferhest (f. fer'î zil-yed huk.b. ferîd-üd-dehr (a. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. dizilmiş inci. [ikincisi] kadın adı. sekizinci gök. fer'e mensup olan. ferhunde-gî (f. Feridun (f-h-i-) l. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin. katılaşmış [şey].s.Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. memnun. ferhâş (f. marifet.) ayağı uğurlu [olan].s. (bkz: ferîd-üd-dehr).i.s. ferhunde (f. zamanının bir tanesi. 3. tek. uğurlu.i. kokmuş. Farsça lügat kitabı. Ferîdûn-fer (f. edep. fergande (f. ferîd-üz-zemân asrın. 2. temkin.i) 1.b.i. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk. meymenetli. ferhunde-sâl kutlu yıl. çok değerli inci. ferhâl (f. erkek adı.i. [birincisi] erkek. uğurlu olan.(a. (bkz: ferih). 2. (bkz: perhâş). (bkz: gîsû). gururlu [kimse].s. s.) zamanında tek olan.) 1. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati.i. [bkz: feleki sâmin). kutlu.) Feridun gibi şanlı. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. büyü. uğurluluk. 3. ölçüsüz.) falı kutlu. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. farfara.b. üstün.s. fena koku. kıyas kabul etmez. 2. feride (f.

buyruğu. pâdişâh fermanı. tümgeneral. nişan). buyuran.) astr. Hükürn-fermâ hükmeden. sipariş. (bkz. buyruğu.) aldığı emri yerine getiren. Ferkadân (a. buyruğu.i. pâdişâh fermanı. buyurma. ferîkayn l' (a. fermân-fermâ (f.i.i. ferişte (f. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu.i.b. emir. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu.s. insan topluluğu. ferîk (a.) fermanı. buyruğu. emreden. ferih fahur iftihar ederek.) iki askerî fırka. emreden.b. ısmarlama. emir buyuran. fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. süren. ikinci ferîk = tümgeneral]. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. kadri ulu olanın fermanı) meç. iki taraf. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır].s.b. 2.) buğday tanesinin olgunu.b. buyruğu.i. pâdişâh fermanı. berat. ferman-dih (f. üstünlüğe erişenin fermanı) meç. (bkz: ferhân).s.s. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup. buyruk.) topluluklar. bulundukları yerden doğup batarlar. korgeneral. şerefe.) emir veren.i. kıymeti.s. Fermân-fermâ hüküm süren.b.) emri kabul edilen.i. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. hüküm süren. ferih j . ferîk-i evvel korgeneral.) astr. hükmü geçen.s. emri yürüyen. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi.) mevki ve şeref sahibi kimse.).) fermanberlik. emretme. a. fermâyiş (f.s. ferîkan ("ka" uzun okunur. ferik (a. fermân-ber (f. öğütülecek hâle gelmişi. buyrultu. buyuran. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. [birince ferîk = korgeneral.b. pâdişâh.) fermana uyan. sevinçli olarak. pâdişâh fermanı. fermân-berdâ (f. fermana uyarlık. (bkz: firişte).) sevinçli. fermend (f. pâdişâh fermanı. fermâyende (f. hükümdar fermanı. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir].i. fermân-dih).(a. (bkz: tevki'. ferîk-i sânî tümgeneral. fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu. -beri (f. âmir. pâdişâh fermanı.) [aslı "fırişte" dir]. Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. fermân-revâ (f. fermân-berdârî. cemâat.i. 2. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç. (bkz: fermânfermâ. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç.) l askerî kolordu kumandanı.c. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri. ferman (f-i-) emir. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi.s. fermân-ı âlî. fermân-revâ). buyruğu. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. (bkz: fermân-dih). fermâyiş-i şal şal siparişi. ferma (f.c.) 1. 2. ferkad (a.i.) 1.

2. halı.) 1. (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. 4. tahammül bırakmayan.s.) fersûdelik. kutlu. 2.zf. (f. gaflet. 2. (a.b.) 1. bahtı açık.i. (f-S-) pek ihtiyar. (bkz: mübarek). (bkz: ferseng).) talihi uğurlu. . hüccet.b. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ). pîrezen).i.a. kutlu çocuk.) 1. (f.s. eskimiş. (f.i. makbul hayvanların postu.i. fertûte fertût-âne fertûtî ferve ferve-i beyzâ ferve-i murabba' ferve-i semmûr ferverdîn feryâd (f.) ayağı uğurlu. üç millik bir mesafe [denizde]. halî'-ül-izâr). uğurluluk. yaygı.) döşemecilikte kullanılan malzeme.) kürk. eskilik. taş ve şâire döşetme.b. (a. mahveden. gafil. (f.i.s. samur kürk.s. hayırlı.i. takatsiz düşüren. 2. mübarek. kürkü tilki. eski.).i. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü. sahra. kaçma. fersude Câme-i fersude fersûde-gî fersûde-pîşânî ferş Min-el-ferşi il-el-arş (ferş-i) sâl-hurd ferşiyye ferşiyyât fertût. s. 3. (f. 2. (f. emir. döşeyen.a. şilte. ferman. 2.b. takat bırakmayan.) 1.s. bol bol.i. fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme.) ferraşlık. kocamış. (f. pîr. 2. (a. eskimiş. bahar mevsiminin ilk ayı. irâde. yırtık.i. (f. (bkz: figan).i. erkek adı. (f. şikâyet.) bunakçasına.i. döşemeci. (f.) yıpranmış. düğmeleri murassa' olan kapaniçe. yoran. emrolunmuş.i) 1. (f. yaygara. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses. şaşkınlık. (f. (a. bunaklık.i. fürüş) yayılan şey. i. (c. (f. (bkz. (a. (f.) ümmet.i. saldırma ve çekilme [savaşta]. süpürücülük. (f. halı. uğurlu.) fersah. çok yaşlı.i. çok eski. emrolunan nesne.s. bu-yurulmuş.i. beyaz kürk.) 1. kır. 3. çaprazları mücevherli.s. gürültü.) 1. bağrışma.i.fermûde Bermû-de-i fermûde fernâs fernûd ferr Kerr ü ferr ferrâş ferrâşî ferruh ferruh-fâl ferruhî u ferruh-kadem ferruh-zâd -fersâ Taharnmül-fersâ Tâkat-fersâ fersah fersah fersah fersân fersendâc ferseng fersûd. şaşkın.) döşeme işleri. yıpranmış elbise.döşeme. uğurlu evlât. 2. (a. Mecûsîlerin melâikesi. furûş. (çok eski. kutlu olan. [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi].) pîrlik. kabı atlas. hizmetçi. hasır. aşınmış. çağrışma. 3.i. bunak.i. Kâbeyi süpüren. yayma.) delil.i) firar. (f. 2. (bkz: ma'tuh. kürk kaplı elbise.) 1. (f.) aşındıran. pek çok. (a. ferş'den. sızlanma. seccade.) 1. (f. yıpranış. yeryüzü.) meymenet.

şerefli çocuk. çürüklük.s. (f.) bilgi. feylesof.i.i. ahlâk bozukluğu. alıngan. eşkıya. masal. 2. 2. ferzend'in c. çocuk.) ilim ve hikmet.) çocuklar.i. ötmesi. 4.s.i. S. (f. (bkz: efsâr). anlaşmazlık. füûs) iki yüzlü balta.i. Tar.i. 3.s. efsâne).) fesatlar.i. (bkz: efsâne). (a. (f.) feryâdet-tiren.) feryâdedenin imdadına yetişen. 2.) 1. oyunbozanlık eden. (f. (f. (f. (a.i.) fesatla karışık. (f. (f.i. (f. fâsid).).) oğula yakışacak surette.b. bilginler. veled. masal. (f.c.b.s.). bileği taşı (seng-i fe-sân). çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad. fâsık'ın c.c. (f.b.s. gürültülü. (a.) günah işleyenler.s) fesat karıştıran.) âlimler. tas. (f. arabozanlık.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup. (f. suda yaşayan hayvanlar.) yardım isteyen. tar. hakîm. ed. yakut. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına.s. (f. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad. fitne. suyu. fıskıyye'nin c.i.i.c.) 1. zararı icâbettiren. asılsız şeyler söyleyen.feryâd-ı andelîb feryâd-bahşâ feryâd-hân feryâd-nâk feryâd-nâme feryâd-res ferz ferzân ferzâne ferzâne-gân ferzâne-gî ferzend ferzend-i âb ferzend-i âftâb ferzend-i bevvâb ferzend-i çavuş ferzend-i ercmend ferzend-i hâver ferzend-i sipahi ferzendân ferzend-âne L ferzin ji f e' s uli fesâd -j fesâd-ı ahlâk fesâd-ı mi'de Erbâb-ı fesâd fesâd-ı dimağ fesâd-ı te'lîf fesâd-âmîz fesâdât fesâd-engîz fesâkî fesân fesâne fesâne-perdâz fesâr fesede feseka 1) bülbülün feryadı.zf.b.b. (a. (bkz: fesâne. üstünlük. (f. (bkz: mahdum. mîde bozukluğu.s. fenalık. (f. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. (bkz.b.) 1. (f.b. (a.i. çürüme. .s. delilik.b. bozukluk. hava kabarcığı. yazı.) yular. ibn). sapkınlar. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. fesâd'ın c.s.i. 2. (bk ferz).) satranç oyununda şahın müşaviri. (f. kötülük. (f. fesâdât) 1. ferzâne'nin c. bozulma. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. hikâye.i.) patırtılı. bilgili [kimse]. bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları. (a. (f.b. fâsid'in c. ferzendân) oğul. vezîri suretinde kullanılan bir taş.) asılsız hikâye.) masal ve hikâye düzen. bir cümlede tertibin. yakut.

ateş saçan.i. (a. (a-'.i. korkak. (bkz: efşân). 2. fityân) 1. başlama.) l. 2.) sıkıcı.i. (f.c. dağılma. fütûh. îlâmı hükümsüz bırakma. fetehât) 1.c. [e] olarak okunması.s. sübhân-Allah). (a. Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı. eteğin hışırtısı. bir mahkemenin verdiği karan. (a. bozma. fısırtı. zaptetme. söze başlama.i.c. (bkz: bed').) müftünün verdiği şer'î cevaplar. açma. (a. geniş. bir harfin üstün. fısırtı. [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma. [ innâ fetahnâ-leke sûresi]. çürütmesi. (f. ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi. fetâvî fetâvâ-yi âlemgîrî fetehât feterât feth sûre-i feth feth-i bâb feth-i İslâm feth-i Konstantiniyye feth-i meyyit feth ü kıraat feth-i nıübîn feth-i müşkilât feth-i kelâm feth-i bilâd fetha fetha-i hafife (a. ["efşân" muhaffefi]. bütün âleme yayılan fetvalar.s. (a. sahî). atılan okun havada çıkardığı ses. 2. hükümsüz bırakması.i. (f. fisâl) zir. eli açık.s. şıpırtı. (a. fetret'in c. cömert. vınlama çıkaran. [feth-i lam ile = lamın fethiyle. huk. delikanlı. şehirlerin istilâsı. aşikâr zafer. kapının açılması. üstün "e" okunmasıyla]. . açılma. anlaşmanın bozulması. altın saçan. zorluklan çözme. efşâl) cesaretsiz. zaptı. (f. fütuhat) 1. e okutan üstün. efsâl.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri. 4. eko. mukavelenin.i.c. 3. sıkan. (bkz: ferâh-dest. fısırtı.).c. (a.s. fetret).) hışmı. c. okun sesi. saçıcı. geniş meydan. fetha'nın c.i. dağıtma. (bkz.s. yüreksiz. açık. (f. (a.b. 2. istanbul'un II.) hışırtı.) 1. (bkz: küşâd).fetvâ'nın c. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi.i. Ali'den başka yiğit yoktur. bozulma. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması. (a. huk. mert. füshat'den) geniş. genç. (bkz. açık. otopsi.fesh fesh-i ihbar fesh-i mukavele fesh-i şirket fesh-i i'lam fesîh Sahrâ-yı fesîh Meydân-ı fesîh fesi fe-sübhân-Allah faşâfeş feşâfeş-i tîr feşâfeş-i derya feşâfeş-i daman feşâfeş-kâr -feşân Âteş-feşân Zer-feşân feşâr feşfeşe feşil fetâ Lâ-fetâ illâ Alî fetâvâ.c. yiğit. hışıltı. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. denizin fısırtısı. Mehmet tarafından fethi. serpen. açık sahra.c.). Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti. şirketin dağılması.) saçan. kuşatma.s.

s. fetheden.b. (a. fâhire'nin c. iyilik etmesini seven.i. mehek (mehenk. (bkz. Şeyhülislâm kapısı. (nur açan) Allah.) l. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman. saç örgüsü. müftülük. (a.s.i. fitne ve fesada teşvik eden. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar.) ahlâksız kadınlar. fenalık yapan. (a. 3. gibi].s. yaralara konulan tiftik.i.i. feth'den) 1. fetih hakkında yazılan kasîde. 4. ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. delik.i) apansızın adam öldürme. feterât) 1. örgü. açan. fetva odası. fâhişe'nin c. [pusla odası. 2. umumhane (genel ev). erkek ve kadın adı. 2. (bkz: bâb-ı fetva).f.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı. .f. (a. zamanı. cazibeli. 2.).b. (bkz: fâci'). kanlı katil. lâmba fitili. mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi.i. kerem sahibi olan Cenâbıhak.) 1. erkek adı. Cenâbıhak. fâhire). [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet].) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş.f. (a.b. (a. (a. 4.i.) 1. mihenk) taşı. i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti]. 2. (a.i.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza.c.i. 3. za'f.c. reft).s.c. üstün gelmiş. iki vak'a arasındaki zaman. i. (a. 3.. fetîle fetîle-i giysû fetîle-i hacer fetk fetret Devr-i fetret fett fettâh fettâh-ı nur fettâh-ı kerîm fettâk fettan fettâne fetva Bâb-ı fetva.s. iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman. 2.). dağ keteni. (bkz: zafer-nâme). fetret devri.t. (bkz.b. (a. müftünün bulunduğu resmî dâire.i. fetâvâ. (a.) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale.i. zafer kazanmış. (bkz: fitret). (a. gönül alıcı. uyuşukluk. kullarının kapalı işlerini açan. (a.). (a. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi. (bkz: fâhir. kahbeler. hek. 2.fetha-i sakile fethateyn fethî.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm. 4. oynak [kadın!. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse.s. (a. (bkz: mısdak).s. feveran.. fetvâ-emîni fetvâ-hâne fetvâhâne-i âlî fetvâ-penâh fevâci fevâhir fevâhiş Dâr-ül-fevâhiş a okutan üstün. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn). 3. fahişe). (a. fethe mensup. bot. 2. (a. fitne'den) 1. (a. fethiyye feth-nâme fetîl. fâci'in c. ayarlan.

pek çok. fennî bir dergi.) güzel kokular. (a.it. (a. (a.b. (a. görülmedik. fevehât) güzel koku. duyulmadık.).b. (bkz.c. "fevkiyye"]. cemaat. 2. fâiz'in c.(bkz.i. su fışkırması. (a. fâris'in c.) âdetin üstün de. (bkz: fâris).i. (bkz. (a. (bkz. (bkz: fâide).i.b. l. fevh'in c. fevha'nın c.) meyvalar. (a. faiz). umulan faydalar. haddinden fazla. aşmerime.) üst. olağanüstü. üstte olan. aşın doyma. 3. fâih'in c. akın akın.) güzel kokular.c. (a.i.) çiçek ve meyva kokulan. i.f. kızgınlığın patlak vermesi. zamanın taşkınlığı. (a. .) atlılar. üst taraf. üstlü. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır].). fâyiha'nın c. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî. ("ga" uzun okunur. arzın. 2.fevâid fevâid-i me'mûle fevâih fevâiz fevâkih fevâkih-i lezize fevânîs fevâris fevâsıl fevâtih fevâyih fevâzıl fevc fevc-â-fevc fevc fevc fevehân fevehât fevh fevha feveran feverân-ı âb feverân-ı dem feverân-ı gazeb feverân-ı zaman fevk fevk-al-me'mûl fevk-i işba' fevk-i zeveban fevk-al-âde fevk-al-âde bütçe fevk-al-arz fevk-al-beşer fevk-al-gaye fevk-al-hadd fevk-al-me'mûl fevk-al-mu'tâd fevkani fevkani tahtani fevk-as-serâ fevk-at-tabîa fevr Ale-l-fevr fevren (a.zf. 2. fâkihe'nin c. derhal. (a. manevî].zf. altlı.i.s. kazançlar. kârlar. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde). yemişler. kan fışkırması.zf. göğe ait. (a. çarçabuk. (a.i.i. üstünde. menfaatler.i.i.). fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe. fevehân) güzel koku. fevâih). yukarı [maddî.) son derecede.i. fasıla). derhal. fiz.) çarçabuk. ("ka" uzun okunur. üst insan. biniciler. birdenbire. fiz. (a. (a. tatlı meyvalar. fânûs'un c. 4. lezzetli. a. i. ümîdin dışında. alışılmıştan. fâsıla'nın c.i.) 1. fâtiha'nın c. [müen. 2. [damar] vurma.s. takım.i.).i.) toprak üstü. (a. toprağın üzerinde. takım takım. her zamankinden başka.b. hemen.(bkz: fanus). umulandan çok.) 1. fâide'nin c.i.s.) umulanın üstünde.) . faydalar. [su] fışkırma. yer yüzü. fuzalâ). a. (bkz: fatiha). insanüstü.zf. (a.) 1.) hadden aşkın.s. yukarıda bulunan.) acele. fâzıla'nın c. (a.) fatihalar. efvâc) bölük. (a. (a.c. (a.i. galeyan etme.s.) tabiat üstü.kaynama. (a.b. [hiddetle] köpürme. birdenbire. bölük bölük. (a.

2.i. (a.) boşluklar. enginlikler. fevriyye fevt fevt-i fursat fevt-i nâgehânî fevvâre i fevvâre-i bedâyi' fevvâre-i âb-ı hayât fevz i fevz u nusret fevzâ fevzâî fevzâviyyet fevzî fevziyye feyâfî feyâyih feyezan feyezân-ı Nîl feyfâ' feyfâ-neverd feyhâ feyiz feylesof feyyâl feyyaz feyyâz-ı kudret feyyâz-ı mutlak feyyil feyz feyz-i câvidân feyz-i mukaddes feyz-i neş'e bahşâ feyz-i safa feyz-i tabîî feyz ü rif'at feyzâ-feyz feyz-âver (a. (a. felâsife) 1. utku.) zaferle. devamlı bereket.) feyz ile dolu olan. (a.i. akıllı kimse. (a.i. selâmet. 3. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında. kurtuluş. (a. yol alan. füyûz). Nil'in taşması. bolluğu. [füyûzât. (a. taşan [sel]. tabîî olan bereket.) 1. tar. suyun taşıp akması. bolluk.i. (a. a'yân'ı sabitenin. geniş olan. kadın adı.i. irfan.b. fil çobanı.s. fıskiye. bereket ve bolluk veren.c. bolluk.i. Allah. ölüm. fazlalık. güzellikler fıskiyesi. (a. (bkz" fîl-bân). üstünlük. (a. erkek adı. ilim. (a. feyiz.fevri.) birdenbire. filozof.f.i.c. istidatlarına göre. dinsiz. ebedî feyiz. çöl yolcusu.c. (a. 4. âlim. susuz kumlu çöl. (bkz: dehrî). bir daha ele geçmemek üzere kaybetme.) fels. (a. (a. (a.f. i. olan füyûz'un c.) feyiz getiren. Feyz-i atî (geleceğin feyzi.) susuz çöller. anarşi.i. kurtuluşla ilgili. fr.) çöllerde ilerleyen. anar-chique. 2.i.s. zafer. verimliliği. ilerleme. erkek adı. 2. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı.) 1. içi çok temiz. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II.) büyük. suyun taşması. abıhayat fıskiyesi. gürlük.i. (a. (bkz: feyz). ilerleme. neşe verici bolluk. 2.s. sahralar. gürlüğü) İstanbul'da. 4.) kargaşalık. füyûz). safânın. 2. felsefe ile uğraşan. kaçırma. çok cömert [kimse].) kargaşalıkla ilgili. coşması. verimlilik.s. kalender kimse.s. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. 3. rahat yaşayan. bolluk. (a. büyük sahra. 2. . fazlalık. (a. (a.) içinden su fışkıran şey. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî. düşünmeden yapılan [hareket]. taşan [sel]. engin. zafer. (a. feyz'in c.i.s. feyhâ'nın c. Allah. s.s. içi çok temiz. çokluk. yükseklik.b. ansızın ölüm.c. i.) 1. 3. (bkz: kafr).) file bakan kimse.]. (a. genişlikler. feyâfî) düz.b. elden çıkarma. bolluk. kaygısız. çok cömert [kimse]. 1. 3. (bkz: mevt).) 1. Allah. çoğalma.i.i.) galiplik. (a. anarşist. fırsat kaçırma.s. (a. feyiz. neşenin feyzi.i.) zayıf hüküm.s. feyfâ'nın c.

[evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa. kuyruk omurları. fezâ-yı vatan vatanın fezası. (a.) feyizli. feyiz bulucu.) fezada giden. darlık. feyz-bahş feyzdâr feyz-efzâ feyz-nâk u feyz-resân feyz-yâb fezâ[y] Ferah-fezâ Hayret-fezâ feza' ji . icmaller. kıssalar. vatanın uçsuz. bereket ve bolluk getiren.s. bağırıp çağırma. inleyip sızlanma. 3.) 1. 4.b. 4. bereket veren. yer. fezâ-neverd i (a. fıkdân-ı dem fizy.f. fr. ucu bucağı bulunmayan boşluk. bölümler. alan. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş.b. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. geniş saha. huk. (a.) feyiz eriştiren. gür. hulâsa. fıkarât cıü (a. ferah artıran.b. özetler.s. bereketli.) artıran. dayanamama.) gümüş. omurga kemiklerinin boğumlan.s.f. (a.) yokluk.) feyiz bağışlayan. fıkra'nın c.) 1. çok.b. paragraflar. (bkz: efzâ). kıtlık. hayret artıran. hoş hikâyeler. hayret veren. fıkarât-ı arziyye anat. (bkz. feza ile ilgili. fasıllar. [aslı "fekariyye"dir]. fıkarî (ü (a. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. fıkarât-ı zahriyye anat. 3.anemie. yüksek omurgalılar. feyiz alanı. fr. (a.i.f. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar. (f-s.) feyiz arttıran. fıkdan (ii (a. apathie. fezleke resmi [evvelce] huk. bulun-mazlık. fezâ-yı ferda yarının boşluğu. 2. cümleler. fezaya ait. bucaksız gökleri.i.) ziyâde. (bkz: fıkra). (bkz: fakr-üd-dem).i. fezâî (a.s. fekariyye). ümitsizlik. duyumsamazlık.s. boyun omurları. 2.b. korkma.s.s. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı. fıkarât-ı us'ûsiyye anat. fıkarât-ı acziyye anat. fezleke'nin c. fezada dolaşan.i. fıkarât-ı lâtife lâtif.f. bel omurları.b. (bkz: fekarî). mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf. fıkarât-ı rakabiyye anat.) 1. sağrı omurları. (a.) fezlekeler. geniş ova. 4. fezleke (a. özet. 2.s. nukra).) [aslı "fekariyye" dir]. 2. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. fıkariyye-i süfliyye zool.f. fıkariyye-i âliyye zool. sırt omurları. 2.) 1. aşağı omurgalılar. fezâ-yı feyz feyiz sahası. feyiz.f. (bkz: sîm.(a. hulâsalar. muhtasar. çoğaltan. feza (a. fıdda (a. [aslı "fekariyye"dir].) [aslı "fekarî" dir]. kansızlık. uzaysal. netice.i. fıkdân-ı hassâsiyyet psik. (bkz: fakd). fıkarât-ı kataniyye anat.s.i.i) 1. fazla.i. "uzay. kısımlar. fıkdân-ı elem acı yitimi.b. dünyânın sonsuz olan genişliği. fezâyişte (f. fıkariyye ıü (a.) feyiz bulan. fezleke-i târih târih hulâsası. sağrı omurları. özeti. fezâlik (a. küçük hikâyeler.f.s.) feyizli. (a.

Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. madde.) 1. 6. 2.).i. (bkz: fıkhî). fasıl. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. grubu. şeriatın usul ve hükümleri.) fıkıha ait. siyâset partisi.i. 3. hainlik. bend. 2. [kitap veya eserde]. yavruyu sütten kesme. îd-i fıtr ramazan bayramı. fırka (a. fıkhî i (a. kıssa. paragraf. (bkz. fesâkî) suyu. fursat).i. omur. [adam]. şeker bayramı.) 1. takımlar. (bkz: fatk). fıkdân-ı temyiz fels. cennetler. tanısızlık. amelî ve şer'î meseleler bilgisi. gazetelerde. 3. 2) arpa.f.) karadut. söyleyen. fırka'nın c. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka.c. firkateyn (a. fr. 3. fa-tânet).i.). fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı. fıkdân-ı nukud para darlığı. tümen. aşk. yazılmış kısa bir haber. (bkz: fücur). (bkz: sada-ka-i fıtr). fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. hak yolundan veya hak yoldan çıkma. sapıtmış.i. aboulie.i. îman etmeyen fırkalar. 5. Müslüman grupu. alaylar.fıkdân-ı imkân imkânsızlık. fısk (a. firak) 1. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. damardan kan çıkarma. partiler. fıkıhla ilgili.s. fıtâm (a.i. 3) kuru üzüm. kadın adı. agnosi. 3. zihin açıklığı. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. fusuk) 1. 2. fıkh (a. sefahate dalma. ahlâksızlık. masal. fıtr (a. kısım.i.) oruç bozan. zihin darlığı. Allah'a karşı isyan etme. politika partileri. omurga kemiklerinden bir boğum. şerîat ilmi. fıtık (a. fırsâd (a. fıkıh. (bkz. fırsat (a.]. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak.) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. bölükler. dinsizlik. fırka-i askeriyye tümen. tümenler.i. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. zihnin her şeyi çabuk anlayışı. 2. 2. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi. fısâd (a. fıkh). 2. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. fıkra-hân (a.c. firak (a.s.i. [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i . (bkz.i) çocuğu.) 1. fıtnat (a.f. insan kalabalığı. gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli.c.i.i).i. fr. 7.b.) ["fıkhî" kelimesinin müen. fıskıyye (a. fıkra (a.i. 2. kalabalıklar. aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. fırak-ı siyâsiyye siyâset. fıkhiyye (a. fıkdân-ı nakd para darlığı. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. bölüm. kısa hikâye. (bkz: fasd).i. 4. zeyreklik. fıtra (a.s. fıkıh (a.c. ["gabâvet" in zıddı]. 4. chronique.) kan alma. fıkarât) 1.) hikâye okuyan. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyyepsik.

ulular. içinde" mânâsını verir.) atıcı.i. asıl değer.e. (a. konuştuğumuz.). Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri. üstün kimseler. olacağı. fi'l'in c.) yara. (bkz. güruh. içinde.zf.s. şimdiki zaman içinde.i. fr. arzunun yüksek feryadı. doğuştancılık.zf. düşürücü.fıtrat fıtraten fıtrî. ("ga" uzun okunur. birdenbire. 2. a.) 1. takım.) ansızın.) ıztırap ile bağırıp çağırma. (a. (a. (f. Allah kerîm. (bkz: seciyye.i. huy.) yaradılış.i. tabîat. cemâat.) tabîî. (bkz: cerîha). fahîm ve fahm'ın c. "-de" hâli. (a. müteessir. (a. bölük. çekişme olan. (f. büyükler. değer. (f. "arpa. inleme. yaradılıştaki. bağırtan. (a. baha. yüksek feryad.s. can kurtarma akçesi. düşkün. (a. (f. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi].) bir esiri kurtarmak için verilen şey. (f. (a. yıkık. kıymet.i.) fels.) zamanımızda.i. hakkında münâkaşa.) çok kuvvetli.i. (a.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. değerler.) yıkılmış.s.i. az cemâat.s.i. (bkz: efgen). nüfuz ve itibar sahibi kimseler. (bkz: fücâ). yaradılıştan. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir]. fî'nin c.) itibarlı. yıkıcı. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır]. tînet). (o şey ki onun içinde) Hz. kıymetler.) yaralı. 20 Ekimde. fiat) taife. kötü işler işleyen kimse.s. (a.cü. [yapma kelimelerdendir]. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. kavgalı. kurtulmalık.) fıtrî olarak. . fahl'in c.) işler.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde. (a. (bkz: efgâr). (bkz: feda).) " onda.i. yüreği yaralı. ve e. (a. [evvelce] târihin başına konurdu. (bkz: efgende).s.zf. (bkz: feryad). (bkz: ef'âl). son fiat. mizaç. biçilmiş kıymet. ameller. nativûisme (a. (a. (a. f. figan ettiren. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır]. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi].zf.c. Hanbelî) göre. kârlar. fıtriyye fıtriyye fî fî-i aslî fî-i carî fî-i kat'î fî-i maktu fî fi 20 Teşrîn-i evvel fi zemâninâ fiâl Bed-fiâl fî-emân-illâh fiat ficâ fidâ fidâî fidye fidye-i necat fie fie-i kalîle figan figan-ı tîz figan-ı tîz-i heves figan-perver figâr -figâr Dil-figâr -figen -figende -fîh Mâ nahnü fîh Mü-nâziun fîh Mef'ûlün fîh Fîhi Mâfih fihâl fihâm sünnet mezhebine (Şafiî. incinmiş.) bahalar.i. Mâlikî. fedaî). fidye.c. fiat) fiat. (a. geçer değer.

fr. çekesin. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. gr. oturmak.i. (f. ateşli fikir. [ikincisi] kadın adı. geçmiş zamanda olmuş. fikriyye Hayât-ı fikriyye fikriyyât fikriyyen fîl fil fi'l-i basît fi'l-i cevheri fi'l-i gayr-ı kıyâsı fi'l-i gayr-i müteaddî fi'l-i hayr fi'l-i hikâye fi'l-i iane fi'l-i iktidarı fi'l-i iltizâm fi'l-i intihal fi'l-i istimrarı fi'l-i kıyâsî fi'l-i lâzım fi'l-i ma'lûm fi'l-i rnâ'yûb (a. *etgen fiil [yemek. imiş. efyâl. bakakalmak. c. 2. kâr. bayağı fikir. 2. eşyanın adlarını gösteren defter. düşünce âlemi.) fikir ile. zf. idrâk.i. mensup. gibi]. akıl. düşünerek. bozucu fikir. verbe accompli. düşünerek meydana getirilen [şey].fihris fihrist fikir fikr fikr-i amiyane fikr-i âteşin fikr-i fâsid fikr-i ferda fikr-i galat fikr-i garâib-perver fikr-i mukaddes fıkr-i muzmar fikr-i sabit fikr-i takib fikr-i vatan fikren fikret fikrî. öznesi bilinen fiil.i. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]. 3.) 1. fr. içmek.i. garip şeyler icâdeden fikir. (a. alelade. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. gr. c. dileme kipi [sevelim. i. ise. -e sin.. gelmek. gülme.. düşünce. tek kökten yapılan fiil [olmak. emir sîgasının sonuna "-elim.c.. gr. *eylem. fiâl. (a.i. gibi]. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. (a. gr. sona erdirme. dışarı vurulmamış... fikirle ilgili. 7. oy. efkâr) 1. hatır. mukaddes fikir. (a. efkâr). gr. fr. (bkz: fikr). "-i hâli" almayan fiil. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. -e siniz" katılarak yapılan fiil. gr. gr. inanma. düşünce. saplantı.. bozuk. kaideli. 6. vatan fikri. gitmek.) fikir. zihin tasavvuru. murad. . fihris). "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. intiha fiili. [birincisi] erkek. (a. içmek. (bkz. [yazmış idi. iş'den işlemek. 4. ya sonuna konulan cetvel. gr. gr. yeresiniz. iyi iş.) fikir. gibi].i. niyet. intransitif. zan.). yarının fikri. (bkz. kuruntu. basit fiil. fehâris) 1. gr. düşünce hayâtı. [uyumak.c. peşini bırakmama. zihin. amel. efâîl) iş. (a. düşünce ile olan işler..c. g r. geçişsiz fiil. yardımcı fiil [idi. gibi].c. kuralsız fiil [yemek.. maksat. ayıplanmayı gerektiren davranış. (a. (bkz: fikr). faili. gr. koşabildim. fikir.c. gibi]. düşünce.i. yanlış bir şeyi düşünme. gizli fikir. rey. gibi].. füyûl) bilinen büyük hayvan. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime. vatan düşüncesi. düşüncesi. 5. yanlış düşünce. erkek ve kadın adı. kutsal düşünce. düşünce bakımından. gibi]. gr. okumuş idi. fikret). sürerlik fiili [gide durmak.i. 2. düşünce.zf.c. indeks. zihnen. kaidesiz... gibi]. efal. gibi]. idee fixe. 2. gibi]. (a.

zf. gr. hakikaten.) fels. ilk askerlik vazifesi. dönüşl