A
â (ha.) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât).

âb-ı zindegî âb-ı beste âb-ı bün âb-ı ciğer âb-ı ciğer-hûn âb-ı çeşm âb-ı dehân, âb-ı dehen âb-ı dendân âb-ı dîde âb-ı dîde-i câm âb-ı engûr âb-ı eyyâm âb-ı füsürde âb-ı gerdende âb-ı gûşt âb-ı güşâde âb-ı güvârâ âb-ı haclet âb-ı harâbât âb-ı harâm âb-ı hasret âb-ı hâtır âb-ı hayât âb-ı hayât-ı la'l âb-ı hayât-ı tesliyet âb-ı hazân âb-ı hufte âb-ı hurdenî âb-ı hûrşîd âb-ı huşk âb-ı iskender âb-ı işret âb-ı kâr âb-ı kebûd âb-ı kevser âb-ı la'lî âb-ı lûtf âb-ı meleh

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. göz yaşı. ağız suyu, salya. 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. (üzüm suyu) şıra, şarap. (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. (dönen billur) gök kubbesi. et suyu. (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. hazmı kolay, içimi güzel su. utanma teri. (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. (yasak su) şarap. kederden dökülen göz yaşı. (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. teselli âb-ı hayâtı. (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. içilir su, içme suyu. (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. (bkz: âb-ı hayât). (işret suyu) şarap. (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. (mavi su) Çin denizi. 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan).

âb-ı Meryem âb-ı meygûn âb-ı muallâk âb-ı musaffa âb-ı mün'akid âb-ı müncemid âb-ı mürde âb-ı mürgan

âb-ı mürvârîd âb-ı nâb âb-ı nâfî' âb-ı nâr âb-ı nârdân âb-ı neşât âb-ı puhte âb-ı püşt âb-ı rengîn âb-ı revân âb-ı rez, âb-ı rezân âb-ı rû (y) âb-ı rûşen âb-ı sebük âb-ı siyâh âb-ı surh âb-ı sükûn âb-ı şakayık âb-ı şeng âb-ı şengerfî âb-ı şîrîn âb-ı şor âb-ı tarab

1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) gök; 2) güzellerin çenesi. tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. donuk, akmayan su. 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık. (saf su) şarap. (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). (ateşin suyu) kırmızı şarap. 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. (neşe suyu) menî, mezî. 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) akar su; 2) meç. hayat. (asma kütüğünün suyu) şarap. 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. l)kırmızı su; 2) şarap. iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. (bkz: âbzen). 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. tatlı su, şerbet. l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci.

âb-ı Teberistan âb-ı Teberiyye âb-ı telh âb-ı tîg âb-ı yâkut âb-ı yeh âb-ı zehre âb-ı zer âb-ı zerd âb-ı zindegânî âb-ı zindegî âb-ı zîr-i kah âb-ı zülâl âb ü dâne âb ü kil âb ü tâb âb abâ

âbâ âbâ-i kenîsâiyye âbâ-i ulviyye âbâ ve ecdâd a'bâ ab'âb âbâb ab-âbiyyet âbâd âbâd Şems-âbâd Feyz-âbâd â'bâd âbâdân âbâdânî âbâdî abâdile

Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. 1) |acı su] şarap; 2) göz yaşı. kılıcın suyu. (yakut gibi su) kırmızı şarap. l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. (bkz: âb-ı hayât). (bkz: âb-ı hayât). l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. l) berrak su; 2) billur; 3) cam. su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. kilise ileri gelenleri. yüksek babalar. atalar, babalar ve dedeler. (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe. (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. güneşi bol olan yer. feyizle dolu olan yer. (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı].

Harb-ül-Abâdile âbâft âbâl âbâm âbân

âbân-gâh

abâ-pûş âbâr âbâr âbâr-gîr âbât abb abbâs Abbâsî

Abbâsiyân âb-bâz âb-berîn âb-câme âb-çerâ âb-çîn abd abd-i âsim abd-i müşterâ abd-ül-kadir âb-dâde abdâl abdâlân âb-dân âb-dâr âb-dendân âb-dest

(Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). (a.i. İbil'in c.) develer. (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. (f.i.) hesap defteri. (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. ışık. (bkz: nûr, ziyâ') (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. (f.b.s.) su cambazı. (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. (f.b.i.) su kabı. (f.b.i.) kahvaltı. (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). günahkâr, suçlu kul. para ile satın alınmış köle. 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz: mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3.

gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd abîd âbid âbid-âne âbidât âbidât-ı islâmiyye âbidât-ı kadîme âbidât âbide a'bide âbidevî âbidîn âbil âbile âbile-i pistân âbile-i rûh-i felek âbile-i rûz âbir abîr

âbirîn , âbirûn âbis âbis âbist âbistân âbiste âbisten âbisten-gâh âbistenî âbişhor âbişten-gâh âbişt-gâh, âbişt-geh âbiye âbiye âbkâme

âbkâr abkarî

(f.i.) kıvılcım. (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. islâm medeniyeti anıtları. ilk çağlardan kalma anıtlar. (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. (a.i. abd'in c.) köleler. (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. meme düğmesi, ucu. astr . yıldızlar. Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). (a.s.) alaycı, saygısız. (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. hâmile.2. dişi. (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. (f.i.) gebelik. (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh,âbişt-geh). (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında

âb-kend âb-keş âb-kûr âblîse âblûc, âblûk âb-nâk âb-nâme âbnûs abnûsî abnûsiyye âb-râh, âb-râhe âb-râne abrâş abre âb-rîz âbrûd absâl, âbsâlân âb-seyr âb-süvâr âb-süvârân âb-şâr âb-şîb âb-şinâs abt âb-tâb âb-tâbe âbû abûs abûs-ül vech âb-vend âb-verz âb-yâr âb-yârî âb-yârî-i himmet âbzen âb-zih âb-zürüft âc âc acâc

bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. aba(f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3. vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. (f.b.i.) sünbül; nilüfer. (f.i.) bahçe, park, koru. (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). (f.i.) nilüfer çiçeği. (a.s. ubûset'den) somurtkan. suratı asık, asık suratlı. (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. himmet yardımı. (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. (a.i.) fildişi, bağa. (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. (a.i.) 1. bulut. 2. duman.

acâfet acâib acâib-i seb'a-i âlem

Acâib-ül-Mahlûkat

acâibât

acâiz âcâk âcâl acâle acâlet acâleten âcâm a'câm âcân âcâr acc âcc accâc âce aceb a'ceb a'ceb-ül-acâib acebâ a'cef a'cel acele aceleten acem Acem A'cem acem-âne acem-aşîrân (makamı)

acem-aşîrân (perdesi)

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik. (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. (f.i.) toprak, (bkz: hâk). (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). (f.i.) polis. (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. (a.i.) bağırma, na're. (a.s. müen. âcce) kalabalık. (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. (a.s.) bir tane fildişi. (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). (a.s.) ince, zayıf. (a.s.) pek acul, çok acele eden. (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) (a.i.) harflere nokta koyma. (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acemî a'cemî acem-ırak acem-istân acemiyân acem-kürdî

acem-perestî acem-pûselik

acem-rast acern-uşşak acem-zirkeşîde Âcer âcer, âcir, âcürr a'cez aceze âcî acîb acîb-ül-kıyâfe âcib acîbe acîbe-i hilkat âcil âcil âcil-âne âcilen âcilen veya âcilen âcilen âcin acîn

(a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. (a.f.b.i.) iran ülkesi. (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). (a.i.) tuğla, kiremit. (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. (a.s. aceb'den) tuhaf. kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). (a.s. aceb'den) şaşılacak şey. (a.i.) şaşılacak şey. hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. er veya geç. (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

Lahm-i acîn acînî acîniyyet âcir âcîş aciz âciz âcizân âciz-âne âcizî âcizî âciziyyet acmiyy acn acûl acûl-âne acûz, acûze âcül âcür âcürî âc-üs-sinn acz

acz-i ikdâm âçâr

Âd

âd a'dâ a'dâ' a'dâ-yı dîn âdâb âdâb-ı asr âdâb-ı muâşeret âdâb-ı mutâvaat âdâb-ı münâzara âdâb-ı umûmiyye âdâb ve erkân a'dâd a'dâd-ı asliyye a'dâd-ı kesriyye

yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. (f.i.) üşüme. (a.i.). (bkz. acz). (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. (a.s. âciz'in c.) âcizler. (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. (a.i.) yoğurma. (a.s.) aceleci, içi dar. (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). (f.i.) geğirme. (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. (a.i.c.) âdetler. (a.s.) en zâlim, pek gaddar. (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. din düşmanları. (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. zamanın usulleri. içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri itaat usulleri. konuşma kaideleri. umûmî ahlâk kaideleri. yol iz, yöntem, sıra saygı. (a.i. aded'in c.) sayılar. gr. asal sayılar. gr. kesir sayıları.

mat. asal sayılar (aralarında). gr. sıra sayıları. gr. üleştirme sayıları. (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâseanat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili.

a'dâd-ı mütebâyine a'dâd-ı rütbiyye a'dâd-ı tevzîiyye a'dâd

adall

adâmet adarr adarr-ı müskirât a'dâs âdât âdât-ı medeniyyet âdât ü ahlâk adâvet add add etmek âde addâr aded aded-i âsam aded-i aslî aded-i âşârî aded-i ferd aded-i gayr-i muntak aded-i hakikî aded-i kesrî aded-i menfî aded-i mevhûm aded-i muntak aded-i müretteb aded-i müsbet aded-i rütbî aded-i rüûs aded-i silsile-i ale-l-vilâ aded-i tâmm aded-i tevziî adeden adedî, adediyye adediyyât adediyyât-ı mütefâvite adediyyât-ı mütekaribe a'del a'del-ül-âdilîn Âdem adem adem-i basîret adem-i dikkat

(a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). içkilerin en zararlısı. (a.i. ades'in c.) mercimekler. (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. medeniyet âdetleri, usulleri. sosy. töre, fr. moeurs. (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. 1) saymak; 2) itibâr etmek. (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. (a.i.) denizci, gemici taifesi. (a.i.c. a'dâd) sayı. mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. mat. asıl sayılar, mat. ondalık sayılar. mat. tek sayı. mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. mat. gerçek sayı. mat. kesir sayılan. mat. negatif sayı. mat. -sanal sayı. mat. rasyonel sayı. sosy. tamsayı. mat. pozitif sayı. mat. sıra sayılan. fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] mat. aritmetik dizi. mat. tamsayı. mat. üleştirme sayıları. (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. (âdillerin en adaletlisi) Allah. (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) (a.i.) yokluk, bulunmama. basiretsizlik, görüşsüzlük. dikkatsizlik.

adem-i emniyet adem-i ifâ adem-i ihtimâl adem-i iktidâr adem-i imkân adem-imtizâc adem-i inkıtâ adem-i inzibât adem-i irtibât adem-i istikrâr adem-i istimâ' adem-i iştihâ adem-i itâat adem-i ihtilâf adem-i i'timâd adem-i kabûl adem-i kifâyet adem-i levn adem-i lüzûm adem-i merkeziyyet adem-i mes'ûliyyet adem-i mevcûdiyyet adem-i mutâbakat adem-i muvâfakat adem-i muvaffakiyyet adem-i müdâhale adem-i müsâade adem-i müsâvât adem-i nezâfet adem-i riâyet adem-i salâhiyyet adem-i sebât adem-i tâbiiyyet adem-i ta'kip adem-i tecâvüz adem-i te'diye adem-i tenâzur adem-i temyîz-ül-elvân adem-i teslîm adem-âbâd âdemân âdem-hâr âdemî ademî, ademiyye âdemiyân âdemiyâne

güvensizlik. yerine getirememe, yapamama. olamamazlık. 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. imkânsızlık, olamazlık. birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. kesilmezlik. yasavsızlık. mant. ayrıklık, fr. disjonction bir halde durmazlık. huk.dâvanın dinlenmemesi. iştahsızlık. itaatsizlik. anlaşmazlık, uyuşmazlık. güvensizlik. kabul etmeme. yetmezlik. biy. akçınlık, fr. albinisme. gereksizlik. bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. yokluk. uymazlık, uyuşmazlık. razı olmayış. muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. karışmamazlık. müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. -eşitsizlik. pislik, kirlilik. riayetsizlik, saygısızlık. -yetkisizlik. sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. sosy. -bağımsızlık. huk. -kovuşturmazlık. saldırmazlık. ödememe. kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. astr. renk indisi,fr. indice de couleur. eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. (a.f.b.s.) insan yiyici. (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca

âdemiyyet âdem-küş âdem-pîrâ âder âder ades adese adese-i ayniyye adese-i mer'iyye adese-i mütekarib adesî âdet âdet-i ağnâm âdet-i gulâmiyye âdet-ullâh âdetâ âdeten adevân, adv adgâs adgâs ü ahlâm adhâ îd-i adhâ adham âdî adîd, adîde emsâl-i adîde adîd âdil, âdile Şâhid-i âdil Âdil-şâhî Hükûmet-i âdile adîl âdil-âne âdilî adîm adîm-ül-imkân adîm ü heder (eylemek) adîmet-ül-cenâh adîmet-ül-ercül adîmet-üt-tüveyc adîm-ün-nazîr âdîne âdîş

(a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. (a.f.b.s.) adam öldüren. (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. (a.s.) kasığı çıkık [adam]. (f.i.) ateş. (bkz: âzer). (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. koyun ve keçiden alınan resim. işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. Tanrı töresi. (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. (a.i.) hızla koşma. (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, karışık rüyalar tarzında kullanılır (a.i.c.) kurbanlar, Kurban bayramı. (a.s.) iri yapılı [adam]. (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. (a.s.) çok, bir çok. bir çok benzerler. (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım. (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). adaletli, doğru şahit, tanık. g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. (a.f.i.) adalet, doğruluk. (a.s. adem'den) yok olan. imkânsız, olamaz. yok etmek, ziyan etmek. zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. zool. ayaksızlar, fr. apodes. bot. -taçsızlar, fr. apetales. (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. (a.i.) cuma günü. (f.i.) ateş.

(a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. günlük, ufaktefek, değersiz işler. 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış. âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. âdiyât âdiyât-ı umûr âdiyen âdiyye Eyyâm-ı âdiyye

afen âfend âfendâk

(a.i.) çürüme. (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz.

âftâb-ı mağribî âf-tâbe âftâb-gerdan âftâb-gerdek âftâb-gerdiş âftâb-gîr âftâbî âftâb-iştihâr âftâb-perest âftâb-rû[y] âftâb-ruh âftâb-süvâr âftâve âfûr afüvv afv afv an-il-cerâha

afv an-il-cinâye

afv an-il-kat' afv an-il-kısas afv an-il-şecce

âgâh, âgeh âgâh-ân âgâhî, âgehî âgal âgaliş âgande âganî agarr

agarr-ül-eyyâm

kılıç. (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âb-tâbe2). (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). (a.i.) belâ kasırgası. (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. en sıcak gün.

âgaşte agavât agayân âgaz âgaz-ı zenbûr âgaze âgaze-i Kâbilî âgaz-gâh agbâ agber agbes agbiyâ agdiye âgen âgene âgende âgende-gûş âgeste , âgeşte agfer agfer-ül-gafirîn agırrâ âgıye âgîl âgîn -âgîn Vahşet-âgîn âgiste âgîş aglâk aglâl aglâl ağlât agleb agleb-i ihtimâl aglef aglez aglime agmâd agmâd-ı süyûf agmâr agmâz agnâ Ağnâm

(f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. (a.s.) çok tozlu. (a.s.) kül rengi. (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). (f.i.). (bkz: âgande1) (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. affedenlerden en çok affeden, Tanrı. (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f.i.). (bkz. âgul). (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. büyük bir ihtimâl. (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. kılıçların kınları. (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. (a.i. ganem'in c.) koyunlar.

ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek], (bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır.

âh ah, ahâ ah li-ümm ahabb ahâbir ahâbiş ahad âhâd-i nâs ahad-ül-ahadeyn âhâd ahadd ahâdîd ahâdîs ahâdiyyet ahadü-hüma ahaff ahâil ahakk âhâl ahâlî

ahâlî-yi asliyye âhâr aharr ahâsîf ahâsin ahass ahavât ahaveyn

ahazz ahbâ ahbâb ahbâr

ahbârî ahbâs

ahbâz ahbel ahbel ahben

(müşterek) ah, yazık. (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). baba ayrı, ana bir kardeş. (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. (bkz: avâm). emsalsiz, eşsiz (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). (a.b.zf.) ikiden biri. a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. asıl sahipler, otokton (yerli) halk. (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer şeyler. (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. (a.s.) rivâyetçi. (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. (a.i. hubz'un c.) ekmekler. (a.i.) böğrülce tanesi. (a.s.) divâne, deli, kaçık. (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse.

ahbes ahbeseyn ahbeş ahbiye ahcâl ahcâr ahcâr-ı dalle ahcen ahceste ahd Ahd-i atîk ahd-i cedîd ahd-i karîb ahd ü peymân ahda' ahda ahdâk ahdân ahdar ahdâs ahdeb ahdeb ahdebiyyet ahder ahder ahderiyy ahdî ahd-nâme âhek âhek-i siyâh âhek-i tefte âhen âhen-i cüft, âhen-i gâv âhen-âşiyân âhenbe

âhen-câme âhen-cân âhen-dest âhen-destâne âhen-dil âhene

(a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). (a.i.) Habeş, Habeşî. (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. (a.i. hacer'in c.) taşlar. coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. yakın zaman, evvelki zaman. yemin, and. (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. (a.s.) kambur. (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. (a.i.) kamburluk. (a.s.) şaşı adam. (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. (a.i.) yaban eşeği. (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). (f.i.) kireç. rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. sönmemiş kireç. (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. saban demiri. (f.b.i.) dikiş yüksüğü. (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber" de denilir]. (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). (f.i.) demir halka.

âheng âheng-i esvât

âheng-i ezelî âheng-i savâit âheng-i selâset âheng-i taklîdî

âheng-i tarab âheng-i tasîrî

âheng-dâr âhen-ger âhenger-i gayret âhengerî âhen-hâ[y] âhenî, âhenîn âhenîn-ciger âhenîn-dil âhenîn-reg âhen-keş âhen-pûş âhen-reg âhen-rübâ âhen-sâ, âhen-sây âher âher-ün-nehr âheste âhestegî âheste-rev ahfâ ahfâd ahfâs ahfaz ahfeş

ahfiye

(f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. gr. sesli, uyumu. ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. (f.b.i.) demirci. gayret demircisi. (f.b.i.) demircilik. (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. (f.b.s.) cesur, dayanıklı. (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. (a.s.) başka, diğer, gayrı. ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar.

ahger ahger-i sûzân ahgül ahibbâ ahid ahid-nâme ahid-şiken ahîha âhîhte ahillâ ahille ahîr âhir âhir-kâr âhir-ül-emr âhir-bîn âhire âhire âhiren ahîren âhiret âhiretlik âhirîn âhirûn âhir-zamân ahissâ âhiyâne âhiyye ahîz âhiz ahiz âhize ahkab ahkad ahkaf ahkâm ahkâm-ı adâlet ahkâm-ı adliyye ahkâm-ı âmire ahkâm-ı asr ahkâm-ı nâhiye

(f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. yakıcı kor. (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal. (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). (a.i.) (bkz. ahd.) (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. (a.i.) bulamaç denilen yemek. (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. (a. zf.) nihayet, son olarak. (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. en nihâyet, sonunda. (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. (a.s. âhir‘in müennesi). son. (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. (a.zf.) sonradan. (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. (―kab‖ uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. (―kad‖ uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). adalet hükümleri. 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. huk. emredici hukuk kuralları. asrın hükümleri. huk. yasaklayıcı hukuk kuralları.

ahkâm-ı nusret ahkâm-ı şahsiyye ahkâm-ı şer'iyye ahkar ahkem ahkem-ül-hâkimîn ahker ahkûk ahlâ ahlâb ahlâf ahlâf ahlâk ahlâk-ı fâzıla ahlâk-ı hamîde ahlâk-ı hasene ahlâk-ı umumiyye ahlâk-ı zemîme ahlâkıyyât ahlâkıyyet ahlâkıyyûn ahlâl ahlâm

ahlas ahlât ahlât-ı fâside ahlât-ı mahmûde ahlat ahlef ahles ahliyâ ahmâ anmâ ahmak ahmak-âne ahmakî ahmakiyyet ahmâl ahmâl ve eskal

1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. huk. şahsî statü, fr.statut personnel. huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. (a.i.) ateş koru. (f.i.) ham zerdali. (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler. (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. faziletli huylar, iyi ahlâk. övülecek huylar. güzel huylar. (bkz: âdâb-ı umumiyye). kötülenecek huylar, kötü (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. bozuk usareler. normal durumdaki usareler. (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. (a.s.) solak [adam]. (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ağır yükler.

ahmâs ahmâs-ül-kadem ahmed Ahmed-i Muhtar âhmend ahmer Mevt-i ahmer ahmer-i safrâ ahmerân ahmes ahmez ahnâ' ahnâ' ahnâs ahnâsiyye ahnef ahnes âhond ahrâ ahrab ahrâc ahrad ahrak ahrâm

ahrâr ahrâr-âne ahras ahrâs ahraz ahre Ahreb

ahrec Ahrem

ahremî ahres ahreş ahret ahretlik ahriyân ahruf

(a.s. humus'un c.) beşte birler. anat. ayak tabam. (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Hz. Muhammed. (f.s.) yalancı hîlekâr. (a.s.) kırmızı, kızıl. kanlı ölüm. biy. öd şansı, fr. billirubine. (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. (a.s.) basık ve sivri burunlu (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. (a.s.) daha lâyık, münâsip, (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar. (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. (a.i.) veresiye. (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). (a.s.) [at v.b.] alacalı. (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. eski [şey]. (a.s.) sert, katı [şey]. (a.i.) (bkz: âhiret). (a.i.). (bkz. âhiretlik). (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler.

ahsâ ahsar Kelâm-ı ahsar ahsâs ahseb ahsem

ahsen ahsen-i takvîm ahsen-ül-hâlikîn ahsen-el-kasas ahsüme ahşâ ahşâ' Ahşâb ahşâm ahşef ahşen âhşîc, âhşîg âhşîcân âhşîg âhşîgân ahşîşân âhşüme Ahşâ ahşâ' ahtâb ahtal ahtam ahtâr âhte

Ahtem ahter ahter-i dün-bâle-dâr Ahterân ahterbîn ahter-gû Ahterî-i Kebîr ahter-sûhte

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer. (a.s.) en kısa, pek kısa. en kısa söz. (a.i. hiss'in c.) duygular. (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. (a.s.) uyuz [adam]. (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. (f.i.) zıt ve uygunsuz. (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (a.i. hatab'ın c.) odunlar. (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı]. (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. (a.s.) siyah şey. (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). kuyruklu yıldız. (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz.

ahter-şinâs ahter-şümâr ahû âhû âhû-yi âteşîn-dem âhû-yi çîn âhû-yi bezm âhû-yi Çîn âhû-yi dünbâle-dâr âhû-yi dünbâle-keşîde âhû-yi felek âhû-yi harem

âhû-yi hâveri âhû-yi leng giriften âhû-yi ner âhû-yi sifîd âhû-yi simîn âhû-yi şîr-efgen, âhû-yi şîr-gîr âhû-yi tatar âhû-yi zerîn âhû-beçe âhû-bere âhû-bere-i felek âhû-çerende âhû-dil âhû-güzeşt âhû-mâde âhûn âhûn-ber âhûn-bür âhû-nigâh âhû-pâ âhûr âhûr-i çerp âhûrî âhuvân âhuvâne âh u zâr ahvâl ahvâl-i âlem ahvâli askeriyye ahvâl-i hâzıra

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. Güneş. Güneş. bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. güzelin sihirli gözü. kenarı sürme ile genişletilmiş göz. Güneş. 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. Güneş. (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. erkek ceylan. seçkin dilber. sâkî; 2) sevgili. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. Tataristan'ın mis karacası. 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. (f.b.i.) ceylan yavrusu. Güneş. (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. (f.b.i.) dişi ceylan. (f.i.) delik, yarık, lâğım. (f.b.s.) kara hırsızı. (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. (f.i.) ahır, dam. yiyip içme bolluğundan kinaye. (f.i.) hardal. ceylanlar, karacalar. (f.zf.) ahuca, âhucasına. (f.b.i.) ağlayıp inleme. (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. dünyanın gidişi. askerî durumlar. zamanın şartları.

gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk.

ahvâl-i ism

ahz ü sirkat ahz ü siyâset ahzâ ahzâb

ahzad ahzân ahzâr ahzar ahzeka ahzel ahzem ahzen ahzer âib Âid âidât âidât-ı ticâriyye

âide âidiyyet âik, âyik âika âil, âyil âile âile-perver ailevî âilî ainne âiş âiz aizze âj âjeh âjende âjeng âjig âjîh

ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). yakalama ve öldürme. (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. (a.s.) beli kırılmış [adam]. (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. (a.i.) ait olma, ilişkinlik. (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). (f.i.) çamur, harç [binalarda]. (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. (f.i.). (bkz. ârîğ). (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak.

âjîne âjîr

âjirâk âjüg â'kab akab Akabinde akab-ı leşker akabât akabe akab-gîr akab-gîrân akabî akab-rev akade akaid akaid-i dîniyye akaik akaim ak'ak akakir a'kal âkal Akalim akall akall-i kalîl akalliyyet

akam akam akamet akar Akarât akaret akarib akarib akas akasî akasır

(f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. arkası sıra; derhal. bir asker kolu veya kıtasının gerisi. (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire). (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. (a.s.) önceye ait. (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). (a.i.) saksağan. (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). azın azı, en aşağı. (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). (a.i.) pis kokulu olma. ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır).

Akasîm Akavîl akbeh akbel akbiye akd

("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik. akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören.

âkıbet-bînî âkıbet-endîş akıl âkıl âkıl-ül-ukalâ âkılân âkılâne âkılât âkıle âkım âkır akıs âkı âkıs akîb âkib Akib akid âkid akîde âkideyn âkif akîk akîk-i Yemânî akîk akika âkil âkil-ül-beşer âkil-ül-cerrâd âkil-ül-esmâk âkil-ül-haşâyiş âkil-ül-haşerât âkil-ül-hevâm âkil-ül-hubûbât âkil-ül-lühûm âkilet-ül-ekbâd âkil-ül-küll âkil-ül-lahm âkil-ün-nebât âkil-ün-nemel âkil-üs-semek âkile Akim

(a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. (a.f.b.s.) sonunu düşünen. (a.i.). (bkz. akl). (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. akıllıların akıllısı, çok akıllı. (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). (a.f.zf.) akıllıcasına. (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). (a.s.) inatçı. ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. (a.s.) pis kokulu. (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). (a.zf.) önce. (bkz: akeb). (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. Yemen akîki. (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], insan eti yiyen [adam]. çekirge ile beslenen. zool. balıkçıl, fr. piscivore. zool. otçul, fr. herbi-vore. zool. böcekçil, fr. in-sectivore . haşaratla beslenen. zool. tanecil, fr. grani-vore. zool. etçil, fr. carni-vore. (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. her şeyi yiyen. et yiyen, etçil.. otla beslenen, otçul. zool. karınca yiyen. balıkla beslenen. (a.i.) hek. yenirce denilen yara. (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr.

âkinc akir âkis akis âkise akk akk akkâm akl akl-ı bâliğ akl-ı beşer akl-ı evvel akl-ı fa'âl akl-ı hayvânî akl-ı ilâhî akl-ı insânî akl-ı küll akl-ı maad akl-ı maaş akl-ı nefsânî akl-ı selîm akl-ı şeytânî aklâm aklâm-ı devlet aklâm-ı sitte aklen aklen ve naklen aklî aklî ma'lûliyyet aklî muvâzene akliyyât akliyye akliyyûn akm akmâr akmed akmer akmî akmise akmişe aknâ akna' aknân akrâ'

(f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. (a.i.) . (bkz. aks). (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). (a.s.) serkeş, inatçı. (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. (a.i.c. ukul) akıl, us. ergin kimsenin hâli. insan aklı. 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. tanrı zekâsı. insan kavrayışı. tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. geleceği kavrayan akıl. geçim fikri. kendini koruma içgüdüsü. sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). şeytanî zekâ. (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. resmî dâireler. [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. (a.zf.) akıl ile, akıldan. akıl ve nakil yoluyla. (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. akıldan hasta olma. zihnî denge. (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. (a.s.) ensesi uzun ve kalın. (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış bezler, dokumalar. (a.s.) ince ince yumru burunlu (a.s.) en çok kanaat eden [adam]. (a.i. kınn'ın c.) kullar, köleler. (a.i. kara'nın c.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).

i.i. 4. akribâ). en son. ideal. ağaçsız tarla.) alnı beyaz at. uzak. (a. (a.i. kısm'ın c.i. (a. dazlak.akra' akrabâ akrah akrân akrâniyyet akrâs akre akreb akreb akreb-i mekniyyât akrebâ akrebe akrebek Akrebî akrebiyye Akren akret akribâ akriha akrubân aks aks-i da'vâ aks-i müddeâ aks-i mülevven aks-i sedâ aks-ül-amel aksâ aksâ-yı emel aksâ-yı garb aksâ-yı merâm aksâ-yı merâtib aksâ-yı şark aksâ-yı yemîn aksâ-yı yesar aksâ-l-merâtib aksâb aksâd aksâm (a. çemberler.i. pek) yakın. yankı. tepki. (a. akarîb) 1. mec. 3. en sol. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. . saatin kısa ibresi. (a.) 1. fr. sonra çocuklarına şart etse. reaksiyon. 2. lât. (a. scorpion.s. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur].c.s.) eş ve benzer olanlar. saatin kısa ibresi. (bkz. (a.) çatık kaşlı [adam].) akran oluş. fr. çıplak [dağ]. kurs'un c.i. (a. karîb'den) (en.s. çatışkı. karîb'in c. Japonya. dişi akrep. (a. scorpius.i. ülkü. bölümler. 1. mefkure. (bkz: akraba).i. (bkz. 2. küçük akrep. (a.) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan. (a. (a. 2. zehirli ve tehlikeli hayvancık. 2. (a.) yuvarlaklar. (a. çevik. rütbelerin en büyüğü.i.s. 2. çarpıp geri dönme. başının saçı dökülmüş olan.f.) aralannda soy yakınlığı olanlar.i.i. astr. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır. 4.c. yaşdaşlar. (a. (a.i. uzak doğu. (a. scorpionides. (a. rütbelerin en ilerisi. renkli akis.) 1. zıt teorem. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca. (a.s.) dişi akrep.) karîn'in c. Çin. karşısav. huk. daha.) 1. akrepler.s. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme.s. ukûs) çarpma. akranlık. yaşıtlar.) akrebe ait. dâireler.) büyük bağırsaklar. 3. boydaşlık. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine.s. fr.) parçalar. uzak batı. kusvâ).) 1. 2. (a. [aslı akribâ' dır].i. (a. (a.i.) kısırlık. (a. sonra oğlu A ya.). kusb'un c.i. insanı akrep gibi sokan kimse. arzuların son haddi. ed. temiz su. akrep şeklinde. ekasî) son.c. karah'ın c.) kırık şey.i. ayakkabı bağı.) zool. en sağ. zekî bir câriye.) erkek akrep.

pek doğru şey.) 1. pek.) hisseler.) sahipler. (a.i.) sağlam ve kuvvetli olanlar.) büyük belâlar. çok) doğru. (a.i. akverîn akves akviyâ' gr. (a. zıt. geçimsiz. (a. kuru ayaklı hayvan. (a.s. (a. 3. lefîf. kavz'in c.) yemekler. kelimelerin " sahîh. c. kuduz köpek. (a.) 1. uğursuz. ecvef' bölümleri. puhu kuşu. en kısa yol. kırılmalar. ilgiyi kesmeler. sıkıntılı vakit.i. filozofça sözler. ısıran. gebe [hayvan].) kırmızı yüzlü. (a.s.aksâm-ı kelâm aksâm-ı seb'a aksâm-ı selâse aksar aksat aksât aksâ-yı bilâd aksâ-yı murâd aksâ-yı şeb aksâ-yı terakkî aks-el-gâye aks-endâz akser akser-i eyyâm akser-i turuk aksî aks-i mürekkep aks-i te'sir akşer akt akta' aktâ' aktâb aktân aktâr âkû akûb akuk akur Kelb-i akur akur-âne akvâ akvâl akvâl-i hakîmâne akvâm akvâm-ı beşer Akvâs akvât akvât-ı yevmiyye akvâz akve akvem akveriyyât. 2. kutr'un c. 2.i. (a.s. (a. günlük yiyecekler. ulular. muzâaf. azîzler. geçim.) tararlar.) pamuklar.) milletler.s. yegâne arzu. yaylar. reaction. yolların en kısası. tepki. i. (a. kut'un c. günlerin en kısası. 3. tersevirme. (a.) 1. kutn'un c.) baykuş.s. çok kuvvetli.) 1. ters. kuduzcasına.s. 'tepkime. akser). (bkz: gubâr). mehmûz. (a. dönemeçler.s. (a. (bkz: kutub). viraar. fiz. fr. (a. (a.) kudurmuşcasma. 2. yanlar.) eli kesik [adam]. insan kavimleri. kavm'in c.s. kıst'ın c. kızıl çehreli [adam].i.) 1. (a. kim.) yaralayan.i. lâkırdılar. beylik arazîler. contraposition. azgın. (a.) 1. (yedi kısım) Arap gr. (a. tarikat kurucuları. nakıs. efendiler.i. bir memleketin hudut bölgeleri. kavisler. harf" bölümleri. fiil.s.f. en son gaye. kavî'nin c. azıklar.) vaktin tesbîti. ve s. uluslar. kavl'in c. (a.) toz.).i.i.) çarpıp duran. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam]. misâl. (a. inatçı.) evin önündeki açık meydanlık. paylar. huysuz. anasına babasına itaat etmeyen. kutb'un c. 2. kesmeler. (a.f.i.i. (a.s. (a. kavs'in c. (a. akasır) en (daha. mant.. terakkinin son basamağı.s. 2.) kum tepeleri. kavî'den) en kavı. (a. kasîr'den.i.) sözler.i. büklümler. en son.i. (f. (a.b. i. nasipler. 2.i.zf. . fr. pek) kısa. gecenin son demleri.c. "isim.s. (a. kuduz [hayvan]. avlu. ters. (bkz. yenilecek şeyler. (üç kısım) Arap gr. söz bölükleri. kavim'den) en (daha.

) 1. kıymeti yüksek olan. şeref. e d. alâim (a. "ilişkiler. alâka-dârân (a.s.) kirleten. torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi. c. pıh-tımsı.) her halde.*ilgi.) pek aksak. "ilişki. pıhtı kabilinden olan.(a. (bkz: alâmât). akyise akzâ akzel akziye âl âl âl-i abâ . alâik (a.zf.i.s.s. bahşişler. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. büyüklük. ilgililer. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin. samanlar. (a. alâ (a. alâ kil-et-takdîreyn (a. elfin c.zf. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir.) âdetin cereyanı üzere. olduğu kadar. damadı Ali.) rütbece yükseklik.) ihsanlar. 2.). alâim-i cevviyye astr. alâ-hide (a. iddiasına göre.zf.s. alâ külli hâl (a. aile.) nişanlar. âdyende. âlâf (a. pıhtılaşmış kan. (a. (a. belgeler.) üst. sülâle.) olduğu gibi. alâkat) l.) olabildiği kadar.i. 2. Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme. sülük. ulûfe'nin c.) hükümler. alâka-dârân) ilgili.f.f.zf.i. meteor. alâka-dâr'ın c.) ilgilendiren.i. kavs-i kuzah). hayvan yemleri. (bkz. alaki (a. 3.) anat. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi]. alâka (a.) hîle. alâkavî (a. (bkz. (bkz: ulufe). alâim-i semâ.s. (bkz: bi-eyy-i hâl).) (daha. alak-ı dem kan pıhtısı. dek. alâkiyye (a.zf. alâ hâlihi (a. otlar.s. kazâ'nın c. en. çok topal.zf.) iki takdirden herbirine göre.i. (a.) 1. âlâ (f. güç yettiği kadar. 2.) "ilgiler.zf. tek başına. (bkz: âlî. sülükgiller. (a. kazî.) zool.). ale (a.) birinin sözüne. alakiyye].b.zf. kıyâs'ın c. alâ kadr-it-tâka (a. 2. (bkz: münâsebet). âlâ.b. her nasıl olsa. alâ kadr-il-imkân alâ kadr-il-istitâa (a. alâif (a.zf.i.s.) elden geldiği kadar. zf. sülük nevinden [müen.i. alâ-eyyi-hâl (a.s. alâ kavlin (a. alâmet'in c.) güç yettiği kadar.s. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak.b. bâlâ).i.) 1. alâka-dâr (a. alâka-bahş (a. sempatik. i.i. 2. en.s. evlât.) sakız. âlâ cery-il-âde (a. pek) bilgin.) ayrıca. hirudinees. (a.) 1. âl-i kadir kadri.i.s. ilişikli. üzere. yüksek. alâk (a.) şöyle böyle. âl-ül-âl pek yüksek. âlâ (a. kadî'den) fıkıhda (daha. fr. düzen.) alâkalılar. alak (a. alefin c.c.s. kıyâs).i.) binler. şan.zf.f.i. alâik. âl (a. a'lâ (a. a'lâf (a. alâka'mn c. eyl'in c. ulüvv'den) yüce. pek) yüksek.

i.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır.) üzere mânâsına acele üzere.zf. has isimler. (a. sınır işaretleri. alâim) l.zf.) nöbet yoluyla. (a. kesici âletler.zf.zf.) 1.) kederler.i. fiz. (a. nişanlar.) 1. 2. sebepler. (a. (a.) her şeye gücü yeten. (a. 2. (f.zf. (a. (a. (a. ışık vâsıtaları.cü. ilâve'nin c. yüksek dağlar. alay suretiyle. nişan.) ilâveler. ün. alenilik. 2.alâ külli şey'in kadîr a'lâl âlâm âlâm-ı fikr âlâm-ı gurbet âlâm u askam a'lâm âlâ mâ-faraz-Allah alâmât alâ melei-n-nâs alâ merâtibihim alâmet alâmet-i fârika alânî alâniyet alâniyeten alâ-rivâyetin âlâs âlât âlât-ı basariyye âlât-ı câriha âlât-ı katıa âlât-ı nâriyye âlât-ı rasadiyye âlât-ı tab'iyye âlât-ı ziyâiyye âlât ve edevât âlâ tarîkın alâ tarîk-ilhezl alâ-tarîk-il-hezl alâ-tarîk-il-icmâl alâ-tarîk-il-istişhâd alâ-tarîk-il-kıyâs alâ-tarîk-il-münâvebe alâ-tarîk-iş-şehâde alâ-tilk-en-niam âlâv. âlet'in c. alenen. (a.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. (a. kederleri. elemler.zf. arma.) şahitlik yoluyla. (bkz. hep birlikte.zf.i.zf. sırasıyla.) kıyâs yoluyla.) 1.) rivayet edildiğine göre. 3. (a. belge. (a. (a. meydanda. ahzân). bayraklar. yal.i. acılar.zf. 5 . iz. (bkz: alenen). ayırıcı işaret.i.i. kocaman. baskı âletleri. (a. fr. damga.) yüksek yer. işaret. şöhret. alâmât. yükseklik. istenilene uygun olarak. söylenenlere bakılırsa. sancaklar. . avadanlık. cümbür cemaat.zf.i.i. hezl yoluyla gibi. sızılar. içine almak üzere.) Allah'ın farzettiği üzere. 3. gurbet elemleri. (a. (a. (bkz: ale--dderecât).i. herkesin gözü önünde.) rütbelerine ve derecelerine göre. hep beraber. gözlük gibi optik âletler. (bkz: alâim). nöbetleşe. üzüntüler ve hastalıklar. (a. tanık göstererek.c. (a.) izler.) alay. takımlar.zf.zf. (a. iri.i. 4. (a.) kısaca.) alev.) şahit. (a.) açıkta.zf. astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler. (a. zf. hastalıklar. yaralayıcı âletler. s. (f. alâmet'in c. alem'in c. illet'in c. ışık araçları. (a.) eğlence yoluyla. kabîle başkanlan. âlâve alâ-vechi alâ vech-il-isti'câl alâ vech-il-ihâta alâ-vech-it-tafsîl alâ vefk alâ vefk-il-matlûb alâvî âlây âlây-ı vâlâ alâye (a. (a.) bu nimetler karşılığı üzere.inceden inceye.elem'in c. vatandan uzak kalma acılan.) vâsıtalar. tafsîl üzere.i.) açıkça. fikrin elemleri.zf. instrument d'optique. ateşli silahlar. herkesin önünde. aygıtlar.) gözö-nünde. (f. 2.zf. bir şeyin dış yüzü. herkesin önünde.i.) odun kömürü. açık. gözle ilgili dürbün.

) körü körüne. (a. sınır işareti. (a.c. alebât) bot. (a. (a.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. (bkz.i. a. fr. (a. yemiş kapçıkları. (a.) yol yordam gereğince. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak. mutlaka. a'lâm) 1. yulaf. (a. (a.s.zf.) çabucak. (bkz: ale-1-ımıyâ).zf.) derhal. (f. (a. (a.) aralarında fasıla olmadan. (bkz: âle. (bkz: aceleten). sarıgın altın teli.) umumiyetle. 2. epiphenomene.) 1. bulaşma. teker teker.) gölge hâdise. âdet olduğu üzere. gösteriş.zf.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. körlemeden.s. alebiyye ale-d-derecât ale-d-devâm alef âlef âlek âlek aleka alekî alekıyye ale-l-acâib ale-l-acele ale-1-âde ale-l-amyâ ale-l-ekser ale-1-fevr ale-l-gafle ale-1-hâdise ale-1-hâdisiyye ale-l-hesâb ale-l-husûs ale-1-ımıyâ ale-l-ıtlak ale-1-icmâl ale-l-infirâd ale-1-istimrâr ale-l-iştirâk ale-l-ittisâl ale-l-kaide ale-l-kifâye ale-l-umûm ale-l-usûl alem a'lem a'lem-ül-ulemâ âlem (f. birbiri ardınca. 3.i. kan pıhtısı. saman.) müştereken. bilginlerin bilgini. toplu olarak. (a.i.) 1. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir].zf. fr. bayağı.) hele.) dalgınlığa gelerek. yetecek kadar.c. has isim.zf. sürekli olarak. (f. sünbül-i asâfir). cihan. husûsiyle.) tuhaf.c.s. (a. dudaktaki çatlaklık. (a.zf. boş bulunarak. (a. uzun.) çok vakit. 2. fr. âlemûn.i. hayvan yemi. nasıl olursa olsun. fr.) uzun boylu. genel olarak. 2.) 1. (a. ("ka" uzun okunur. 2. fr.körlemeden. 6. bilgin.) daimî surette. fakirlik. (bkz. (a. (a. rastgele. (a. dalgınlığa getirerek.zf. (a. (a. âlim'den) en (daha.) derecelerine göre. 2. capsules. pek.zf.s. sünbül-i asâfir).) körü körüne.zf.zf.zf.) birer birer. 5. a.zf. âlimlerin âlimi.) hesaba sayarak. (f.i.i. capsules.zf. (bkz: garîb).zf. (a.zf.i. çok) bilen.i. 1.) çok veya en teklifsiz. çanak ile ilgili.) bot. (bkz: ekseriyyâ). 7. 8. (bkz: âlek. çarçabuk. alûfe [ulufe olarak da kullanılır]. (a. i.âlâyiş Alcem âle âle alebât alebe alebî.zf. birlikte. epiphenomenisme. yemiş kapçığı. çanaklar.c. sülükgiller. (a.b. ayrı ayrı.i. 2. (a. minare tepesi. basbayağı.zf.) zool. (a. (a.) kaideye kurala göre. kan pıhtısı.) 1. . birden.) yeter derecede. dünyâ. (a.i. 4 yüksek dağ. (a. cana yakın. (a. şaşılacak şey.s.zf.zf. bayrak. sancak.i.zf.) topluca. çanaklar.) I. alekat) 1. genel olarak. nişan. 2. (a. ençok. alebe'nin c.) gölge hâdisecilik. boyuna. capsulaire. (o. sülük. ale-1-amyâ). defaten. (a. ot. 2. bulaşıklık.s.) aralıksız. alâmet. yapışkan balçık.) umumiyet üzere. o. tantana. (bkz: alâ-merâtibihim). dehr). sülü-ğümsü.zf. çamur.) yemiş kapçıkları. çokluk.zf. sırasıyla. avalim) 1. [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. âlenıîn. a'lâf. (a. (a. pıhtımsı (kan). depdebe.

4. âlemi-yâne (a.s. fânî dünyâ.b. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. âlem-gîr (a.s. var olma dünyâsı. (bkz: âlemûn. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. lüzum.i. âlem-i misâl uyku. âlem-i kudsî Tanrı âlemi. [dünyâ ile âhiret |. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır.içki âlemi.) âlemi. âlem-i menâm. fânî dünyânın dışında olan âlem. 2. eğlence.i. orta ait. alem-dâr (a.f.) dünyâlar. âlem-i siyâset siyâset âlemi. avalim). âlemiyân) cihâna mensup. âlem-i eflâk ü encüm. âlem'in c. âlem-i esbâb madde âlemi.c. dünyâyı süsleyen.s. yükseltmiş. insan.) bayrağı kaldırmış.) insanoğluna ya-kışırcasına.) iki âlem.s.b.i.f.f. âlem-i âb âlem-i âhiret âlem-i berzah âlem-i berîn âlem-i ceberût . alem-efrâz (a. âlemiyân (alemî'nin c.f. âlem-ârâ (a.s. alemî (a. bayrak kaldıran. âlem-i fânî fânî âlem. âlem-i anâsır. âlem-i mevâlid" de derler]. c.s. âlem-i istiğrak iç dünyâ. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem. rüya âlemi. âlem-i gayb görünmez âlem. bütün âleme ışık saçan.) âleme mensup olanlar. [Buna "âlem-i mülk. âlem-i hâb uyku âlemi.) cihanı tutan.s. bu dünyâ. âlem-i nâr ateş dünyâsı. dünyâyı zapteden. kişinin kendinden geçip daldığı âlem. meç.f.) dünyâya ait. âlemîn (a. öteki dünyâ. insanlar. siyâset dünyâsı. dünyevî. âlem'den.f.) 1. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir.) bayrak çeken. âlem-i hiss. âlem-i ervâh ruhlar âlemi. alem-dârî (a. yaradılışın dördüncü basamağı. halk.i. âbâd).f.s. âlem-i lâhut Tanrı âlemi. âlem-i ma'nâ rüya âlemi. (bkz: sancak-dâr). bayrak taşıyan. en yüksek âlem. âlem-i şahâdet tas. âlem-i şems Güneş ve peykleri.f. alem'den) has isimle ilgili.) bayraktarlık.b. (bkz: mânend. 3. âlemâne (a.) cihanı parlatan. âlemeyn (a. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî. bütün âleme yayılan. âlem-efrûz (a. âlemî (a. içkili eğlence. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı. öteki dünyâ. insanlar. mânâ.b. 2. âlem-i kevn varlık âlemi. âlem-i nâsût. âlem-i ulvî ruhlar âlemi.b.b. âlem-i kitmân saklı âlem. alemiyyet (a. bu dünyâ. alem-efrahte (a.zf.Tanrının bulunduğu dünyâ.s.b. 1.f.

parlayan. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi. istihkâm. (t.) aşikâr. (a.f.) "baş ve göz üstüne" başüstüne.f. (bkz: âlemin.b. zf.zf. seher vakti.) alevlenen. şey]. (a. fr.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz.c. bir boyda. avadanlık.b. 2.s. besbelli. (a.e.zf.) sırasıyla.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde. dessiccateur.s.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli. (a. (a.s.) âlemi süsleyen.) muhakkak surette. (a. göz önünde.f. müsavat üzere.f. (bkz: edevat). (bkz: alâniyeten). zıt.f. (bkz. birbiri ardınca. açık artırma. (a.e.s.) dünyâlar. (a. (t. saldıran asker. (a. açık.b.e.) karşı. (a. açık müzâkere.) cihanı yakan.f.) seherleyin. 2.b. (a. (a.) arası kesilmeksizin. (a.zf. göz önünde.f. (bkz: cihân-şümûl).s. mikrofon. hele. (a.s. gün doğmadan evvel. s.) gözönünde olma.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz.s.i. (a.b. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse.i. (t.) 1.) karşı. kızılbaş. .) âlemin sığınacağı yer. avalim). 2. (a.) 1. (a. bir düzen üzere.b.s.b.i.âlemli âlem-nümâ âlem-penâh âlem-pesend âlem-pîrâ âlem-sûz âlem-şümûl âlem-tâb Âlemûn alen alenen âleng alenî aleniyye Müzâyede-i aleniyye Müzâkere-i aleniyye aleniyyet ale-r-rağm ale-r-re'si ve-l-ayn ale-s-sabah ale-s-seher ale-s-seviyye âlet âlet-i musavvat âlet-i tecfîf ale-t-tafsîl ale-t-tahkik ale-t-tevâlî ale-t-tahmîn ale-t-tahsis ale-t-tertîb alevgîr alev-hîz Alevî alev-keş alev-rîz aley aleyh aleyhâ aleyh-dâr aleyhi aleyh-il-la'ne aleyhim.) rağmen. âlât) 1.s. (a.) 1.i.) alevlenen.zf. (a.b.b. kararlamadan.s. (a.b.b.) onun üzerine olsun. vâsıta. uzun uzadıya. (a.i.zf.) açıkça.f. arka arkaya.zf. (a.) dünyâyı parlatan.b.f.) alenî.c.) onun üzerine. en çok. (a. (a.i. aleyhimâ aleyh-is-selâm aleyke (a. makine.) alevden fırlayan.t.âlem'in c. kurutaç. (a.c.c.s.s. siper. muhakkak). gizli olmayan.) senin üzerine. (bkz: alâniyet). peki.) herkesin beğendiği [yer. (f.f. (a.) sabahleyin.c.) aşağı yukarı.) mufassal olarak.) alevlenmiş. 3. erkenden.zf.f.)hususî olarak. meydanda olma. karşıt. açıktan açığa.i. (t. (a.i. (a.) cihanı saran.b. (a.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri. aydınlatan.zf. fız. (a.zf. aygıt.) açık. (a. 2. (a-i.f.zf.s.) dünyâyı gösteren. (a. (a.zf. (a.

zf. âlim'in c.].s. âlî. alîm (a. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir. kör.f.s. sakat.s.) Allah. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler.b.i. alîf (a. eden.i.b.) yüksek rütbeli. okullar.) yem torbası.i. âlî-cenâb (a. ünlü.b. (bkz: a'mâ).s. büyük. âliye (a.b.s. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün. âlim (a.) tapınılan şeyler. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim. âlî-himmet (a.b. (f-s.) âlete mensup. âliye (a.c.) bizim üzerimize olsun.s.f. mabut.) 1.b. âlî-fıtrat (a. âlî-cenâb-âne (a.s. bilginler. Tanrı.(a.f. âlim-ül-gayb (a. âlî tebâr (a.) bir şeyin en yukarısı.) 1.) alenî.s.b. ilâh'ın c.f. tepesi.) yüksek yara dılışta olan. âlî. âlihât (a.i. çok kıymetli. aliyy (a.) âlimler. [birincisi] erkek.f.) al renginde.f. yüksek kıymette olan.) hafif mizaçlı. râzık-ül-verâ). meşhur. âlimân (a.) (bkz: civân-merd-âne).s.i.s. alîk (a. âlî-câh (a.s. derecesi yüksek olan. f. âlim (a. âlih'in c.) 1. çok takdir edilen. 2.) makamı yüksek.zf.i. yemin edici. ulemâ') çok okumuş.) himmeti yüksek olan.e.s.i. [ikincisi] kadın adı. âlî-mekân (a. 2 . Âliye (a. hasta.f. âlî-şân (a. âlim-âne (a. âlih (a.s. âlim-ül-guyûb (a.b. koyu ve parlak pembe. tanrılar.i. [Allah'ın sıfatlanndandır. çok talihli. cömert.b. kederli.) mayası yüce olan.s. dördüncü halîfe. alîn (a. âlî-makam (a. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir]. âlî-baht (a.i.) elemli.b. pusarık.zf. âletle ilgili.) yeri. 2. alî (a.s. necip. allık.) sizin üzerinize.) 1. mabutlar. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. meşhur bir çeşit lâle.) soyu yüksek ve temiz olan. i. meşhur bir çeşit lâle.) bahtı yüksek.s. yüce. Aleyküm aleynâ âlgûn âlgune . âliyye (a.s. ("gu" uzun okunur. alîk-üd-devâb yem torbası. âlih (a. âlihât) tapınılan şey. ulüvv'den) 1. haysiyetli kimse. c. i. illet'den) l.it. alîl (a. bilgin. şan ve şerefi büyük olan.) Allah bilir ki. âlihe (a.s. âlet'den) 1.) âlime yakışacak surette.b. âlî kadr (a.h.e.) ilâhlar. 2. 2. âlete mensup. çok saygıdeğer. 2. şerefli.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve amcazadesi. 3. 2. serap.) hayvana bir defada verilen yem.s. âlî-güher (a.s. alimallah (a.s.it. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen. (a.) Allah. 2.b.) yüksek. (bkz. ulu. ilm'den) çok bilen.b. ilm'den. ıztırap çeken.

[Farsça "âlîzîden" mastarından].i. bilgisizlik. (bkz. Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim. [Allâm. Allâhiyân) Allah adamı.s.) kıç atma. Allâhiyân (a-i.Ulûm-ı âliyye aliyy-ül-a'lâ âlîz âlîzende alkam alkame Allah Allah-Muhammed-Alî teknik bilgiler. 2. en a'lâ. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur.) eteği bulaşık. 1) tasdik işareti. âlûs (f. ermişler. âlüğde (f.) sakızcı.) 1. Zerd-âlû [canerik] zerdali. körlük. önümüzdeki yıl. âlûd. 2) yemin. çifte. âlû-gürde (f. âlû (f. 2. 2. alûfe (a. ilm'den) çok bilgin.i. alışık. veliyy-ullah).b. erik.i.) 1.) nazlanarak göz ucu ile bakan.i.) 1. âm-ı kâbil. dönek.i.i.s. âl-ül-âl (a. garkolmuş. âlüfte-gân (f.) günahkârlık. bulaşıklar. ahşkan.i. âlûde-gî (f. (a. 2.c. 2. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan.s.) Tanrı. Rabb. 2. kör.b. âm-ı mukabil gelecek sene. Hûda).) fil yılı.s. bulaşık. manevî körlük. s. 2. âlûde (f. âlûde-gân) bulaşmış. (a. sözünde durmaz.i.zf. allâm.s. (bkz. 2. (bkz: aşüfte).) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır]. a'vâm) sene.zf. suçlular. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen.i.) acı hıyar.c. allâk (a.i. s. âlûde-gân (f.i. (f. âm (a.i. ulufe).i. âlû-yi Buhârâ 1. (a. âlufte-gân) 1. alyâ (a. Allâhân (a. acı hıyar. amâ (a. fahişe.c. câhil. en üstün. yağmur bulutlan. kendisine güvenilmesi caiz olmayan [kimse].Allâhî'nin c.) vişne. âlûde-dâmenî (f. tuğla fırını. 2.) çifteli [at]. âlüfte (f.i. yücelerin yücesi. gök. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir].b. tüylü erik.b.) namussuz kadınlar.) şiddetle saldıran.) 1. ulüfün c. acı tat.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma. saldırıcı. meç. dalmış. âlû-bâlû (f. (a.) 1. a'mâ (a.i. bulaşıklık. Türkistan eriği.) Allah adamları. Allah. yükseklik.c. âlûde-dâmân.s.) 1. .) Allâhîler.i.s. veliyy-ullahlar. acılık. âlüfte'nin c. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].b. âlûde-dâmânî.i. allak (o. Halik. (f. yüksek yer.) 1.i. iffetsiz.) en iyi. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir.) can eriği. görmezlik.s. Allâhî (a.) 1.f. âlûde-dâmen (f.s. allame (a. Allah adamları.) en yüce.i. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan. âm-ül-fîl (a. şeftali.c. Allah'ın sıfatıdır]. iffetsiz [kadın]. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. âlûde'nin c. âlûsî (f. bulaşmışlar. yıl. [Hrisriyanlann "Pederoğul-Ruhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir]. namussuz kadın.

i. (f.) 1.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık. (f. (a. imâme'nin c. bağış. bağışlama. 2.i. (a. metalürji. geliş-gidiş. (f. mat.i. bayındırlıklar.) 1.b. karar. hayatlar.âmâc âmâc-gâh. 1.) 1. yaşanılan müddetler. hazırlık.i. geldi-gitti.) 1. emân amân-nâme a'mâr âmâr.b. 4.b. edi yitimi. b.i. bölme]. (bkz: âhen-i cüft. (a.) sarıklar. yer derinlikleri. (f. amm'ın c. varıp-gelme. (bkz: umk). (bkz: imaret).) gelme.) ummalar. eminlik. (a. çarpma.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi. (a. hedef. ıstıraplı.i.) isteyerek ve bilerek. hoşa gidecek tuhaf. (a.) muhasebeci. (a.i. geliş-gidiş. (f.) nişan yeri.i. garip şeyler. (f.) işler. (f. sinler.) derinlikler. psik. hesap. psik.) kast. hazırlanmış.i. renk körlüğü. akromatopsi.i. ma'sumcasına emeller. yazı hokkası.) hazır. mathematique.i.i. kavmin emelleri. geldi -gitti. şiş (bkz: âmâs).) derinlik.f. baş zırhlan.zf. başa sarılan şeyler. 2. âmâre âmâre-gîr amâs -âmây a'mâ-yı elvân a'mâ-ül-eşkâl amd amden âme âmed âmed ü reft âmed ü şüd âmedci âmede-gû âmeden-gâh (f. yaşlar. – (f. (a. maak ve mauk'un c. amel'in c. nişan tahtası.t. geliş. .) 1. eziyetli.j-I (f. (a.i. yaşayışlar. (f. emel'in c.h.s. niyet. işlev yitimi. nişan atılacak yer.i. apraksi. çıkarma.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim. (a. korkusuzluk.i.) dolduran. ümitler. inceleme. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar. imâret'in c. (bkz. hayır müesseseleri.i.) amcalar. güzel işler. 3. ma'mûreler. 2. (a.i. operation composee. (a. saban demiri. (bkz: kasden). (f. âmâc-geh âmâde âmâde-gî âmâh amâim amâir.i. [toplama. zahmetli işler.) divit. 3. (a. âhen-i gâv).) göz pınarları.i.s. ömr'ün c. (f.) âmâdelik.i.) kabarcık.i.i. dilekler. 2. hazırcevap [kimse]. âmâh). (f. amâyir amâir-i hayriyye âmâk a'mâk a'mâk-ı zemîn amâkat a'mâl a'mâl-i erbaa a'mâl-i hasene a'mâl-i mürekkebe a'mâl-ül-ma'den a'mâl-i şakka âmâl âmâl-i kavm âmâl-i ma'sûmâne Amalika a'mâm amân.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı. karında su birikme hastalığı. (a. (f. (bkz: şüd).s. süsleyen. fr. say man. dört işlem.) herkesin girebildiği umûmî yer. karışık işlem. mat.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse.b.fr.i. istekler. 2. umk'un c.i.

genel.s. travail elementaire. (bkz.) 1. bir işi yapan. aşk hastası. 2. (bkz : amiyy).i. 2.) iş yapmaktan kalmış.i. (a. umûm'dan) umûma ait.h. şef.s. pratik.i.) işleme suretiyle. (a. (a.f. içsürmesi.i. 3.i. [yapma kelimedir].s. (f. hakikat. (a.) Diyarbakır'ın eski adı.f.umk'dan) derin.) şaşkın.b. operasyon.) hakikî [mecazî karşılığı]. ayak.) 1.b. iki ayak. çalışarak. fr. (a. .b. (f. vergi tahsiline me'mur kimse.) 1.s.) fiilen. (f. işleyerek yapılan şeyler. (a. derin düşünce. kolonlar.) 1. âmihe]. âmîge âmîgî âmih âmîhte âmîhte-gî âmîje amîk Bahr-i amîk Fikr-i amîk âmil âmil âmile âmiletân amîm (f. meç.i. âmil'in c. mütesellim. yaygın.zf. yıllık.i. sürgün. (bkz: fiil). c. avâmil). 2. (f.cü.s.s. ergographe..i. gözü zayıf olma. (a.s.s. kim. meydana getiren. işleyerek. diyecek yok!" anlamına gelir. (a. (a.) 1. 3.) (bkz: âmed ü şüd). (a. yılda. (a.) 1. iki bacak. 2. karışık. sütunlar. berat. [müen. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî. (a.) yetki belgesi. geliş. karışmış.) işçi. 2.) işyazar.s.cü. (f. 2.) Kur'an'da.b. çiftleşme. 4. (a.) uzun ömürlü. 4.) çok veya en emin.tar. 2. c. (a. vâlî.b. (bkz: âmenna).) karışmış olma. (a. avâmil) bacak. (a. başlıca nokta.i. karışık.s. (f. önder. i.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz. mütevelli. sebep. i. (a.f. inandık ve tasdik ettik. şâir. amele. 1. amelî). gelen." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık.) hastaların ameliyat yapıldığı yer.) 1. derin deniz. katkılı.) direkler. 2. niyet. zayıf gözlülük. karışık olan. diyecek yok. çok hasta. (bkz: âmîze).s. iş.i. elemansal iş.i. 3. (a. (a..) inandık.). umûmî.s.f. (a. şaşakalmış. amel'den. 2.s.) 1. (a. (a. (f.b.i.s.s.f. (a. (bkz: âmedci). pek yaşlı. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi.s.zf. 3.âmedenî âmeden-i laklak âmedî âmediyye âmed-şüd amel amel-dâr amele amelehu amelen amelî amel-i cüz'î ameliyyât ameliyyât-hâne ameliyye amel-mânde amel-nâme amel-nüvîs âmen âmennâ âmennâ ve saddaknâ âmentü a'mer ameş Âmî amîd Âmid a'mide âmîg.) emeli olan. işleyen.s.senevî. komutan. (a.s. isteyen. güvenilir.) gümrük vergisi. amel'den.i. fr. mahlut.s. (a. (f. ırgat. (a.) vergi tahsildarı.) karışmış. amûd'un c. tecrübeler. iş göremez durumda olan. leyleklerin gelmesi.

o kadar ki. (bkz: ammâr).) 1. umûm'dan) umûmî.) amirlik.yi içine alan. bahşişi. yapıcılar. (a. avamca. esenlikle.s.s. mâmur eden. bayağı. (a.b.) avama mahsus.f. (a. emn'den) gönlü emin. 2. emn'den) sağlıkla.s. (bkz: âmürziş). 2. (f. Amma sıkıntı çektik ha.f. korkusuzca.le karışık. 3.b.) saçı sakalı kırlaşmış adam. (f.) 1.s. (a.zf. emreden. (bkz: âmir). s.i. şenlendiren. şâmil]. 2. [bkz. Tanrı. (a. yâ Rab duamızı kabul eyle! [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören.) kır saçlı.) umûma mahsus olan. affeden. ama. devlet idare adamları. (a.i. (f. eko. (bkz: âmm). (bkz: imtizaç).s.).s. (a.s. ümerâ) 1. emr'den c.) amcalar. 2.) Ankara şehri. (a. gelelim maksadımıza.s. bağışı umûmî olan. âmir olana yakışacak surette.) mamureden. (a. buyuran. (a. şu kadar ki. (f.zf. (a.) umûmi. (a. affeden.i.) 1. düşünmeyerek. 2.zf. ammete âmme âmmeten âmmî Ammûriyye ihsanı. âmîn-hâ-nân).zf.n. mahlut.b. (a. emin olarak. (a. bağışlayan.zf. âminci.i. amın'ın c. (a. huk. buyuruculuk.i. (a. tanrı bağışı.) Hz.c. (bkz: salimen). kalbinde korku olmayan. karışmış. bayındırlaştıran. ammât) amca.) .s. (a. (f.) karışık. (a. lâkin.i.i. bağışlama. âmin-hân'ın c. (a.zf.c. .s. (a. ammî. (a. "âmire"]. umrân'dan) 1.b. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs. genel.) adîce. 3.amîm-ül-ihsân âmîn âmin alayı âmin Âmine âminen âmîn-hân âmîn-hânân amir âmir âmir âmir-i mücbir âmir-i i'tâ âmir-âne âmiriyyet âmirziş âmirz-kâr âmiyâne âmiyy amiyyâ -âmîz âmîze âmîze-mu[y] âmîze-mûyî âmîz-gâr âmîziş amm âmm ammâ ammâ ba'dü ammâl ammâr ammât âmme. emrederek.f..) âminciler. bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse.s.i. devlete ait. 2.c.) yaraşan. resmî. îmâr olunmuş. herkese ait. (f.h.) hala. öyle ki.f. âmin diyenler. (a. affetme. çokluk bildirir Amma yaptın ha.) öyle olsun..s. (bkz: âmîje').) 1.. (a. 2. .i. (f.) geçiniş.) 1. Muhammed'in annesi.s. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse. (a. (a.e.s. (a.i.s.. genel olarak. kır sakallı olma. (f. bayırdır.) görmeyerek. uygun. fakat. bir memurun vazife bakımından büyüğü.s. uysallık.) âmircesine.b. [müen.) bundan sonra. âmin diyen. ancak.

) dik olarak. bel kemiği.b. ân (a. menfaat. âmürz. öğretmenlik. amyâ (a. 2. âmûz-gâr (f.) âmürzende (f. öğrenci. kıymet.i.i.zf) görmeyerek. âmûziş (f. anan) şu. yukarıdan aşağı dik inen çizgi. nurdan sütün.i. kaimen). evân) lâhza.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası. çok geçmeden. muallimlik.zf) görmeyerek. zahire. an-karîb yakından. s. öğretmen.b.) hocalık. âmûsnî (f. 2. an-küm sizden. bağışlayan.b. c. âmürziş (f. âmürg (f. (bkz: afi. Edeb-âmûz edep öğreten. ummiyyâ (a. bu. kuma. ânât. 2. âmûz-gârî (f. 2. az bir pay.i. fayda.s. afüvv. (bkz: afi. 4. an-samîm-il-kalb can ve gönülden. âmûzî (f.s. kalifiye işçi. anhümâ o ikiden. amel'den) 1.e. anh ondan (müzekker). bilmezlikle. -âmûz (f. bağışlayan.) 1. âmirziş). öğrenmiş. Ammiyâ (a.) l. asıl.i. âmûzende (f. öğrenme. 2.) öğretmenler.i.i. âmürzâ (f.) dizilmiş.zf) görmeyerek. öğretme. ammeyyâ. meyva.i.amû amûd amûd-i fekarî amûd-i nûrânî âmûde amûden amûdî âmûg âmûhte âmûhte-gân âmûhte-gân-ı ezel amûl (a. (f.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri. muallim.) affeden. âmürz-gâr (f. dizi. güzellik cazibesi. an-asl aslından. dikey olarak.) -dan ve -den.) 1.i. düşünmeyerek ımyâ (a. an-il-gıyab arkadan. boyuna.i.) affeden.) 1. (bkz. an-kümâ ikinizden. âmût (f. işçi.b. anhâ. 2.s. direk. (bkz: bi-l-iltizam). (bkz: âmm). (f.) bilen. (a. *dikey.) öğreticilik. an-cehlin bilmeyerek. uzun boylu [adam]. öğretim. öz yürekten.s.) yukarıdan aşağı. kendisi yokken.zf. an-kasdin bile bile. öğrenmiş. minhâ şundan bundan. sütün. (a. düşünmeyerek ımiyyâ.i. öğretmen.i.c. şöyle böyle ederek.i. kader.i. (a. düşünmeyerek an (a. ân (f. ân-be-ân gittikçe.i. bir miktar. öğreten. anhâ ondan (müennes).) okumuş.s.s. ortak. günâhları affeden Tann. . 2.) affeden. nebîler ve velîler. iyi.zf) görmeyerek.) affeden.s. (f.) 1. anhüm onlardan.vakar. hülâsa. şu bu ve öteberi. 5. pek az bir zaman. (f.) amca.i.) öğretici. öğretmenlik mesleği. (a. (f. 3. alım.i. yavaş yavaş. çok çalışan.) 1. düşünmeyerek. çalışkan.

(a. [insanda]. ufuklar.) an'ane ile.s.) . ankebût'un c. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak.s. ineb'in c. 2. (a. rüzgârla kalkan toz bulutu. hava. 2.i. (f. anber saçan. unsur'un c. güzel kokulu bir ilaç. (a.) çok zarif. rakı.b. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. (a. zamanlar. inv'in c. (a. (a.s. sıfat edatı. gece yanlan. (dört unsur) 1) ateş. (a. ân'ın c.) 1. bir an.) onlar.c.e.i. güçlük. bir bulut. su.) burunlar. (a. (a. an'anât) 1. 2. güzel koku.) boynu uzun [adam]. gerdanlar. yapışkan ve miskgibi kokan. (a. an'ane'nin c. (a. geleneksel. (a.i. unk'un c.) sertlik.) 1. 2. meç.) bulutlar. (a.) yaş ve taze üzümler.i. en zarif. kadınlar. pek kısa bir süre. boyunlar. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat.) anber kokulu. (a.i.i. ağacın ucu. 3.) 1.b. (a. su.b.f. çoğul edatı.i. öğeler. söyleyerek. anberîn anberiyye pek az. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri. güzellerin saçı. cemi.s.s. 3.b.i. gelenekle ilgili. kabalık.i.nuanccs. (f.) 1. ân'ın c. andelîb'in c. (a.s.z. enf in c. yaprak saplan.) elemanlar.i.b.i. ânî'nin c. 1.s. (bkz. başansızlık.f.zf. anâne'nin c.) rivayetler.) örümcekler.i. rivayet.) nahiyeler. toprak. 2) XV. (f. muvaffakiyetsizlik. korkak. fr. insanın toprak. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam.i.) zahmet. fr.s. .f.) anlar.) gelenekçilik.) gece yarısı vakitleri. 3.i. f. aslında.ân-ı vâhid -ân Şâh-an Zen-ân Hiras-ân Gûy-an anâ' ânâ' anâ-ül-leyl a'nâ' a'nâb anâdil ânâf anâfet ânak a'nâk a'nâk anâkat anâkib ânân anân a'nân an'anât anâne an'ane anânet an'anevî an'aneviyye anâsır anâsır-ı erbaa anâsır-ı hisâbiyye an-asl ânât ân-be-ân anber anber-bâr anber-bu[y] anber-efşân anberî.b. gelenekler.i. bot. 2. (a. traditionalisme. (a. fr. (a.) anber kokulu.) bülbüller.) 1.) aslından.zf. (a.i. mat. (a. (a. 2. kül renginde bir madde. anber-nisâr). (a.) anber yağdıran.i. (a. taraflar. güzel koku saçan.). muz. gittikçe. (a. impuissance. (a. 3.i. vakit ilerledikçe. (a.i. yayla çiçeği.) gitgide. tafsîlât. kelimeyi zarf yapar.) ümîdi boşa çıkma. gelenek. meşakkat. (a.) cinsî muamelede iktidarsızlık. şahlar. iri taneli Hint pirinci. güçsüzlük. (a.s. 2.

) demincek. 6. v. (a.s. n. (a.s.b.e. yukarıda.f. (a. (a. anhâ].) devamlı. ânât. (a.) şundan bundan. (a. 3.zf. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine.) bir an içinde. s.s. anat.s. biraz evvel bildirilen. o anda. (a. (a. (a.zf. 6. dişi ve yabani eşek. (bkz: hezâr). Fakirane. koyulaşmış. biraz evvel.) bir anda. (a. büyük ve şişman [deve]. muztarip. (a.) kaplar. (a.) gençlik çağının başlangıcı. bildirilen.zf. (a. (a. sürekli.i. 2.b. (a.c. sıkı bağlı şey. (a. hemen. gece. güzellerin benleri ve zülüfleri. demincek beyân olunan. (a.i. 2. (a. 2. çok geçmeden. 3. cedî (keçi) burcundaki v.) 1. 7. 4.) onlardan.) o vakit. mütevâzi. hemencecik. 1. 2.s.i. ondan sonra. işçi.) bilmeyerek. tuhaf.) . müfettiş.) güzel. derhal. (a.s.f. Tıfl. ismi zarf yapan bir ek Fakir.zf.s.) den.) ondan [müen. [müen.) büyük burunlu [adam].b.f.c. bilmezlikle. (a. inatçı [kimse]. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi.c. 3.) cana yakın kız ve kadın.zf. (a.) hek. (f. ihtiyar bekâr. aniye]. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka.s.f. unât) 1. ângeh anh anhâ minhâ an-hüm an-hümâ ânî ânî anî Esmâr-ı âniye a'nî Ânid Anîd anîf ânif ânif-ül-beyân ânif-üz-zikr ânife Ânifen anîk anîk ânîn Ânis Ânîse ânise âniye anîz an-karîb anber saçan.i.) o ikiden. (f. (a.) anber gibi.s.) ıztıraplı.i. (a.) 1. 5. 2.i.) 1. fasılasız. (bkz.s. ı.zf.b.s. kaçaklar.e. evânî). s. (a. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler].b. öteberi.i. Tıflâne gibi.) olmuş.zf.i. kaba muamele eden.c. inâd'dan) çok inatçı (a. (a.zf.zf. sert. yabani eşek sürüsü.) anber kokan.) bülbüller.s. şu bu. (bkz. s. unfdan) 1. (a. . (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. kemâle ermiş. (a.f. anadil) bülbül. i. ihtiyar kız.i.) çok inatçılar. zarif.) inat eden. (a. köle. tahsildar. (f. kasık. 5.b. i. (a. 2. meç.) yakından. anber-efşân). garip [Şey]. kasık kılı. meşgul.) yâni. 4.) ense. olmuş meyvalar. e.) pek yakında geçen. şiddetli. hezârân). i.s.i.) sıfatı.zf. 2.anber-nisâr anber-sirişt anber-şemîm anber-ter an-cehlin andelîb andelîb-ân andem âne -âne a'neb anede Anele ânen ânen fe-ânen ângâh. inâ'nın c. (a.s.zf. alçak gönüllü. i. (a. muztarip. (a. şöyle böyle ederek. yıldızları. (bkz. (a.

zf. utanma ve namus. re'y'in c. (a. zorluk.i. zor. utanmaz.) üzümcü. cismi olmayan bir kuş. 2. (a. [Anadolu'ya işarettir. Arab'ın c.c.cü. (a. bezeyen.i.) tar. (bkz: arat2). 3. 3.) örümcek.). (a. oyunlar.i. Dil-ârâ.zf. cebren. (a.i. hacetler.) nakit para olarak. hileler.) süsleyen.s. zekâlar. (a. *genel oylar. (a. a. 2. (a. dekler.zf. (bkz: sîmurg).) "oylar.i. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad. zümrüdüanka kuşu.) bile bile.zf.].s. anâkib) örümcek.cü. Ceziret-ül-Arab. kahren).i. (bkz: anîd). Zümrüdüanka kuşunun bir adı. (a.) "ti 'dan geldi" aşk.i. akıllar. (a. güçlük.zf. (a. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. . (a.c.f. tas.i. Şam. geniş. (a.s. (bkz: bi-âr). (a. Hicaz. 2.i.zf. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti].b. (f. inâd'dan) inatçı. a'rab veya urban ve urub) Irak.i. örümceksi. çıplaklık.zf. 5.) can ve gönülden. mıntaka. 4. (a. bölge.) isyancı.i. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. tar. (a. (a. (a. ismi olup cismi olmayan nesne.) ikinizden. (a.i.) çöl Arapları. (bkz.) örümcekimsi. (a.s. .) meşakkat.f.an-karîb-iz-zamân an-kasdin anka' anka-yı lâ mekân anka-yı mağrib ankebût ankebûtî ankebûtiyye ankût an-küm an-kümâ an mim âmed an tı âmed annâb an-nakdin an-samîm an-samim-il-kalb anûd anûn anve anveten anye an zeâmet âr âr-sız ar ü nâmus arâ' ârâ' ârâ-yi umûmiyye -ârâ Arab ârâb A'râb yakın vakitten.) sizden. öz yürekten. kuvvet. [Rumeli'ye işarettir]. (a.i.i. kavgacı. komşuluk.) 1. ismi olup. . özünden. çıplak arazi. Allah.) 1.) içinden. -arachnides. avlu. (a.) örümcekler. (a. fr. tar.) 1.) utanma. (bkz: bi-1-iltizam). devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. (a.) zorlama. ireb ve irbe'nin c.b.) "mim'den geldi" aşk. Meclis-ârâ. ("ka" uzun okunur. (a.

) tere mensup. arabiyyât) Araplarla ilgili. (bkz: bâdiye-nişîn). (a. mi bakıyye bemolü. rakı. yy. (a. (a. arîza'nın c. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir.) gelinler. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları.i. Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır. çok) ince. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü.f. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto. tepe.) rakı içen.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile.c.) Arap ülkesi. (a.) muz.s. (bkz: bint-ül--ineb.s. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil.i.i.i.i. 2. sırt. lâ-dügâh perdesinde durur. (a.i.Arapların yaşadığı memleket.) a'raftakiler.) kökler.i.f. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam.b. (a. kitap. (a.) 1. (a. itiyatlar.c. adı XIX. Arap kavmine mensup. pek. muz. (a.) arz olunan hususlar.c.f. (a. (a. 2.s.i.b.i.) Arap edebiyatı. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik).i. ter. (a.) muz.i. fikir). usuller. (a.) kavuk altına giyilen takke.i. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur.i.) rakı.) (daha. en. (a. (a. duht-i rez. (a.i.i. 2.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. (a. Arap edebiyatı. başında yazılmış bir dergide geçen makam. muz. küçükten büyüğe yazılan yazılar.) terli. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı. . (a.b. (f. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. terle ilgili. (a.f.b. arabiyyet'in c.) 1. ırk'ın c.) âdetler. cennet ile cehennem arasındaki bir yer. duhter-i rez). neva perdesinde kalır.arabân arabân-bûselik arabân-ı cedîd arabân-kürdî arabân-nigâr arâbe arabî a'râbî Arabistan arabiyyât arabiyye arabiyyet ârâd a'raf Arafât a'râfiyân Arâis arâiz a'râk a'râk arak arak-çîn arak-dâr arakıyye arakî arakk arak-nâk arak-nûş (a.) Arapça ile ilgili olan [ilim. muz.s. 3. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba. (a.i.i.b. ter içinde kalmış. 2.s. (a.s. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır.b.) terlemiş. fa bakıyye diyezi ile donanır. Arap dili. açık saçık konuşma.b. (a. eârîb) çölde yaşayan Arap.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ.f.s. örfün c. arabât) 1.f. arûs'un c. 2.i.i. damarlar. arefe'nin c. (a. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir.) l. Arapça. (a. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi.

) 1.s.i. süslenmiş. 2) sevgili. (f. (f. rahat. 4. çatılar.) nikâh törenleri. (a-i-) yorgunluk. 2. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir. 3.) dinlenmek isteyene yakışacak surette. süsleniş. (a. 4.i.i. 1) gönül rahatı. dinlenme.s. 3. mıntaka. (f. yerleşme.i. namuslar.b.i. şiddetli hal ve iş. 3. süs. düğünler. boş topraklar.s. (f. (f.s.) rahat kaçıran. (bkz: aremrem). süsleyiş. (f. işaretler.) l pek çok asker. 2. (a.c. oturan. Bir dîvânı vardır. istemeklik.) dinlenen. (bkz: ara3). (bkz: ârmiş).c.i.i. terleyen. tesadüfler. hastalık alâmetleri. dinlenme.b. bezek. (f. süslülük. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet. yer.dinlendirici. (a. 2. süsleme.) ırzlar.b.i. Ârâmca [semitik dillerden].i.b.) arsalar. alâmet.) oturan. (a.) dinlenme. 2. 2.) rahat ve huzuru bozan.) 1. rahatta ve sükûn halinde bulunan.f. (f. (bkz: âre-mîde).i. felâket. süs-leyici. arsa'nın c. meç. ziynet. (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. güzeldeki boy bos.b.s.) ise de "mahşer yeri. (f. pavyonlar. (a. kazalar.i.) aram verici. damlar.arak-rîz ârâm ârâm ârâm-ı cân ârâm-ı dil ârâm-bahş ârâm-cû ârâm-cûyâne ârâm-cûyî ârâm-gâh.b.) dinlenilecek yer. ırz'ın c.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. S. ırza geçmeler. (a. 2. (bkz: mirfak).) düzen verici.b. işaret.i. sevilen güzel.s.) bezenmiş.) rahat yaşayan [adam]. (f. [arâmîden mastarından].s.) 1. bitkinlik. (bkz: ârâm-sûz).s.b. gönül rahatı. 1630 yılında istanbul'da ölmüştür. irem'in c. durma.) 1. eğlenme.) sahrada.i. (bkz: ârâmrübâ). tahtlar.) evliler.i. (a. . karar kılma.) arâstelik. mekân. dinlenmek isteyen.) 1.) 1.i.) ter döken. (f.i. kaza. çölde mahsus konulan nişan. (urs'un c. (bkz: âreste). arş'ın c. (f.) 1.) süsleyicilik. dinlendiren. istirahat etme. 3.s. sevilen güzel. 3. direkler. dikenli ardıç ağacı. bölge. (f. ârâm-geh ârâm-gâh-ı ebedî ârâm-gâr ârâm-güzîn ârâmî ârâmî ârâmîde ârâmiş aramram ârâm-rübâ ârâm-sâz ârâm-sûz ârân ar'ar a'râs aras a'râs arasât ârâste ârâste-gi a'râş arât ârâyende ârâyî ârâyîş araz a'râz a'râz Hetk-i a'râz (a.b. huzur. rahatsızlık veren.s.s. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. tesadüf. (a. alâmetler.zf. (f. (f. dinlenme yeri.i.i.h.) aram arayan. rahatlık.b.) dirsek. (f. a'râz) 1. (f. rahat olan. (f. (bkz: ârem-gâh). araz'ın c.i. yerleşen. 2.i.) dinleniş. 2. dağ servisi. (a. (f.i. avlu. (f.) dinlenen. 2. felâketler. (a. (a. (ırs'ın c. bozan. (f.) 1. fels. 2. kendi kendine vücut bulamayıp.

arazbâr-pûselik (a.) genişlik.) yerler. (a. topraklar. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî.b. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. arâzî-i haraciyye huk. arazbâr-zemzem muz. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. fetholunan arazîyi ülüleınr. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye.) tesadüfen. sahipsiz topraklar. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. yol. [tarla.b. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. arz'ın c. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler. bu arıza. 3 memleketler. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. Arazbâr-pûselik. arazan arazât arazbâr . arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk.i. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi. arâzet (a. III. arâzî-i mahmiyye huk. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. beşlinin son sesi olan mi.i. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler.(a. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır. arâzî (a. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur.zf. arâzî-i mahlûle huk.i. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler.f. iklimler. 2. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler.) muz.i. topraklar.) muz. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler. bekar işareti ile değiştirilir. çayır. arâzî-i emîriyye huk. kışlak. mer'a. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir. aynen arazbarda olduğu gibidir. yaylak. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. arâzî-i hâliyye boş. (tersi arâzî-i âmire'dir]. koru ve emsalini içine alır]. Makam. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam. dörtlünün bir arızası yoktur. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. harap. 1.f. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk.

[bunlar. arâzî-i met-rûkeden sayılır]. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık. beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler. arâzî-i öşriyye huk. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir]. ârâziş (f. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide.b. i. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk.huk. arbede-cû (a.) kavga çıkaran. arbede-cû-yâne (a. otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler. arâzî-i memlûke mülk. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk.s. arâzî-i metrûke terkedilmiş.f. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. vakıf toprak. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır. arâzî-i mevkufe huk.s. arbede (a. pırnallık. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller. yirmi beşte.s. (bkz: arbede-sâz).b. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar. timar toprağı.) kavgacı. arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı. vergiye tâbi olup. kavgacı. tesadüfi. sadaka verme.) ânzî.s. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. arâzî-i mübâreke Hicaz. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. arâzî-i mektûme huk. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî. (bkz: cidâl-cû). (bkz: arbede-kâr). Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır].) hayır ve iyilikte bulunma.f. arâzî-i mevât huk. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi.i. arbede-sâz (a. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler. arâzî-i meftûha .) kavga çıkaran. arâzî-i selîhâ huk. (bkz: cidal). [kaideten. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. arâzî-i müştereke huk. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer]. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. arâzî-i ukriyye huk. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî. kervansaraylar. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler.zf.) kavga çıkarmaya yellenerek. çıplak tarla.) kavga. kıraç yerler.b. şayian tasarruf olunan yer. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır]. [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi].f. arâzî-i mürfaka huk. patırdı. a'râzî (a. kavgacı. arbede-kâr (a. rastgele. vakfo-lunmuş arazî.f. bırakılmış topraklar.

) 1. aksaklık. aksama. (a. mihnet. bir önceki gün. gül renginde olan yanak. (f. (f.).b. yeleli. açıkgöz.i.i. dubara. yanak.i. 2. engebe. aksak adamın yürümesi.) eşya saklanan yer. (f.i. bemol. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır]. rahat.i. veya pek) akıllı.i. (a.s. (bkz: aramram). 2. aksak.i. i.) 1. (a. 2. 5. bekar işaretlerinin ortak adı. çeşit. gidiş. (bkz. al yanak. anlayışlı ve bilgili. çok) arif.) süslenmiş.i. 2. bezenmiş. i. (a. hîle. (a. zan-nolunur ki.s.i. arz'dan) 1. arec'in müen. nevi. antrepo. (f.) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu. "a'raf") 1.) uykusuzluk.) 1. (f. (a.) dinlenen.arbede-sâzî arec arecân arcâ arcele ârd ârd-bîz ârden ârdhâle ârdîn ardiyye ardtûle.b. (f. aksaklık. (f. tecrübe.i. arife.s. muz. ard-hâle).) bir şey getiren [kimse]. (a. dert.) 1. dirsek [vücutta].) 1. hâkim. 4. pembe.i. . benzer. ârenc).i. müen. (bkz: âraste). bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey. 2. 2. âret).) dirsek. (f. bozukluk. tarz. en.). (a. 4.) benekli. (bkz: ârenç.i. (bkz: ârâm-gâh).i.) 1. (f.s. (a. dağ. tesadüfi vak'a.) (daha. dirsek. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk. ve i.c.) dirsek. (bkz: ârâmîde). usul. sırtlan. müen. (f. (bkz: ârec. (a.) topal.) topallık.i. kevgir. (a.i. (a. (f. renk. deneyiş.) 1. (a. bir notanın. (a. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir.) "bulamaç" denilen yemek. aksak. sakatlık.i. (bkz. ödünç. dînî bayramlardan bir evvelki gün.s. arddûle âre âreb ârec arec a'rec arecân a'ref arefe arekiyye a'rem ârem-gâh âremîde aremrem âren ârenc ârende âreng âreste âret arf arfâ argîş arık ârız ârız-ı gülgûn arıza ârızân. (f. 2.) ödünç alınan veya verilen şey. 3. pek. (bkz: ardtûle. un eleği. 3.i. vâlî.i. gelen. tarz. (a. (a. sırtlan. (f. i.i.i. alacalı [şey].) iki yanak. çok bilinen. .c.) imtihan.s. ârenc. (a.s. ârızetân (a.) güzel koku.s. pek ma'ruf. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez.) kavgacılık.i. (f. 3.) zinâkâr [kadın]. un eleyici.s. 2. "öyledir. (f. âret). 2. âret).f.i. 6. üslûp.) sürü.i.) topallık. galiba.) topallık. (a. buğday ve benzerlerinden öğütülen un. 4. (bkz: ârec.i.) 1.) topal. arddûle). yol. keder. (a. 2.s. (bkz: leng).) kalabalık ordu. (f. süzgü.) "bulamaç" denilen yemek. i.i.b. 2. topal.-(daha. ânzât ve avarız) 1. (a. (a. tavır.i.s.

e. (a.s. gücenme. i. armağan. 2. müen.) mânâ (anlam). (a. geçici olarak.s.) 1. 2.ârızan ârızât ârızî ârî ârî ârî ârib âric arîf ârif ârif bi-llâh ârifân ârif-âne ârifîn ârife ârig ârim arim arîs Aristatâlîs âriş arîş ârişî âriyet âriyet-serây âriyeten âriyetî âriz âriz-i Lübnan arîz arîz arîz ve amîk arîz-ül-cism arîza ârizen arkan arkub arm. semiz.) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. y. 2. mefhum (kavram).i. belâ). ânz'dan) 1. 2.) 1. avârî) ödünç. arif olana yakışacak surette. (bkz. hoşa gitmez.ool.). kırılma.s.s. âdet olduğu üzere. (a. eğreti olarak. topal.s. cömert. (a. (a. ânz'dan c. (a. but. (f. 2. kafa tutan. (a. avârif) 1. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir]. sundurma. meşhur. nâzik. (a.) ödünç. platheimintes. (a. (a. urûc'dan) 1. (a. lâtif. erkek adı. (f. eğreti.i.s. 2.c.i. (a. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse.).zf. uzun uzadıya. çıkıp inen.zf. 2. 3. 3. 3. c. Lübnan servisi. ârifân). samandan yapılmış bir çeşit ev.h. (a. ortaklaşa. kafa tutma. 3. (bkz. 4. (a. sonradan çıkan.i. noksan. nefret. s. fr. 2.f.s. eğreti. irfân'dan) 1.i. ârızan). eğrice. bağış.b. yalan ve kötü söz. ("ka" uzun okunur.s. ârıza'nın c.) Yunan feylesofu Aristo. bilen. arifin müen.) ardıç ağacı. haset.) inatçılık. gelip geçici. hür.s.) 1.i. avarız). asma çardağı. (f. çok tanınmış. arem (a. lâyık. (a. enli.). arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı. (f. bilgili. 2. 2. marifeti Allah'a vâsıl olan. geniş |şey]. 2. (bkz. 3.f.i. arz'dan) geniş.i.zf. "ârice". avarız) 1.i. topluluk veya kimse. . dünyâ. bilgililer. muvakkat. (a.zf. arifin c. e. (a. aksak. urefâ) 1. 1. (a. kin ve düşmanlık. (a. çıplak. (a.) uygunsuz.s. kabiliyetli.) 1. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan.i. mütevâzi. (bkz: takdime. enli. (a.i.) ödünç. istirhâm-nâme).) 1. (a. yassısolucanlar. (a. -sız. ökçe siniri. 5.c. (a. (bkz: naam. a. 2.) manevî.i. bilgi sahibi. (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna.i. (a. (bkz: âjig). velî.s.) terleme. eli-açık.i.) inatçı. 3. (a. tesadüfen.i. ters.) evet. rastgele. örfene.) . iyilik. (a. irfân'dan c.) arifler.) gerdek.s. irfan sahibi.s. kıskançlık.

(bkz: ahter-bîn.s. sıkıntı. dokuzuncu gök. arrâde (a.b.). arş-ı ınecîd. savaş arabası. "arrâfe"]. arşa (a. 2. hamele-i arş.) benzerlerinden çok daha iri olan. arûs (a. falcı.c. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. kükürt.) geğirici. Tanrı'nın katı. hoşnutsuz. hamelet-ül-arş). arûsân) 1.s.) sevinç. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası. çatı.c.) geğirme.) güvene. zahmet. ahter-şümâr1). arş-ı azîm en yüksek gök tabakası.) yıldınmlı gök gürültüsü. arş (a.) öfkeli. 5.i. çadır. pişman. toprak.i. ars (a. ârugde (f.f. güzel ve iyi huylular.s.s. 2. (bkz. Tanrı'nın katı. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası. müteessif. artal (a. s.i.i. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer. 3.c. arştan üstün. arş-üs-simâk astr. kim. 3. Tanrı'nın katı. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi.i. ârâmiş). ârmiş (f.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın.i. f. ahter-gû.i.) 1.s. Arrâs (a. 4.) benzerlerinden çok daha iri olma. arsa (a.c.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. arslânî (f. ârman .b. Arûbâ (a. gürleyen ve şimşek çakan. [müen. çardak. (bkz: arş-ı a'lâ). arş-pâye yükselen.i. f.i. kafes.) 1.i. dam.) 1. ars (a. ârûg (f. 2. şimşekli. Tanrı'nın katı.s. pişmanlık. özleme. ârmânî (f. arasât) yer.i. özleyiş. hasret. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü. (bkz.) arslanlı [eski kuruş para]. 3. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma. ârûde (f.) kederli. arâis. arşiyân (f.) yedinci kat göğün adlarından biri. arş ü ferş.s.i. gelin. (bkz: arş-ı berin). yıldırım. Tanrı'nın katı. 4. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. arş-fersa (a. 3. geğiren. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. Tanrı'nın katı. ahter-şinâs. hırslı. 4. ferahlık. arsa-i âlem âlem arsası. arrâf (a. artaliyyet (a.s. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası. 2. 2. ikizler takım yıldızı. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası. kâhin. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri.) öfkeli.i. kızgın. hekim.) arşı yıpratan. ârûg-zen (f. arsa-i târih tarih alanı. cumba. taht. arûb (a. dünya meydanı. teessüf.) uzun zaman ıstırap çeken. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri. aruf (a. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası.) 1. Tanrı'nın katı.(f. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası.i.i. müneccim. arrâdât) tekerlekli mancınık. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri.

küçük gelin. Arap dilcilerinden imam Halil'in. 6. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. eski Arap şiirlerini esas tutarak. önüne koyma. yol.) şan. yanak.) bir büyüğe sunma. şeref. muhabbeti. 5. 1) dalkavukluk etme. [bu şekil bizde yoktur]. 2. kudret gösterme. usul. asker gösterme.i. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. (bkz: arzuhal). ululuk. azamet. 3. (a.c.) 1. bildirme. gönüldekini söyleme.) gelinler. Fars. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı. 2.i. . 2. minnet altında bulunduğunu belli etme. Güneş. Efgan. (a. aruz veznine ait olan.c. (a. taraf. (a. yüz gösterme.) 1. ihtiyâcını meydana koyma.i. minnet gösterme. yeşil ve pembe dalgalı sedef.i.) 1. (bkz: bahr.i. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir. Güneş. muayyen kalıpları. 2. teftiş verme. düğün ziyafeti. arûs'un f. boy gösterme. (bkz: arzâ). sevgiyi belli etme. yüz gösterme.i. düğüne. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. eârîz) 1. esas Arap nazmında. dilekçe.i. şaşkınlık gösterme. geline veya güveye ait. aruzla yazan kimse. yan. s. bir iş için birinin yanına sokulma. saygı sunma. tarla çiçekleri çimenlik çiçekleri ebediyetin gelinleri. ne halde bulunduğunu bildirme.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan. 3. (a. i. debdebe. aruzla ilgili. Şam. (a. Güneş. (a. istek bildirme. cennet hurileri geline yakışacak şekilde (a.i. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. marifet gösterme. Askalon. bir işin görülmesi hakkında. ilm-i aruz).f. Türk. 2. 4. (f. güzellik gösterme.Arûs-i cihân Arûs-i çerh Arûs-i felek Arûs-i hâverî Arûs-i Şâm Arûsân Arûsân-ı bâğ Arûsân-ı çemen Arûsân-ı huld Arûs-âne arûsek arûsî arûsiyye arûz arûzî arv arvend arz arz-ı cemâl arz-ı dîdâr arz-ı endâm arz-ı hâcet arz-ı hâl (arzuhal) arz-ı hayret arz-ı hulûs arz-ı hüner arz-ı hürmet arz-ı hüsn arz-ı mâ-fi-zzamîr arz-ı iftikar arz-ı kudret arz-ı leşker arz-ı mazhar arz-ı meveddet arz-ı minnet arz-ı minnettârî Dünyâ. gösterme. 1) "hâlin bildirilmesi".) 1.s.

(a. [tabakaları itibariyle]. aslanhâne. astr. (a.i. ârzû-dâr.s.b.b. geniş arazî. (f. iklim.) sunma. arz-ı mukaddes). ârzû-keş). genişlik. gösterme.vergi veren memleket.. yer (bkz: arz-ı mev'ûd. jeol. saygılarını bildirme. gösterme. enliliğine.b. kulluğunu. andaç. hâhiş-ger). ârzû-mend. Allahın yarattığı yer yüzü geniştir. istid'â).i. heves.zf. (bkz: arz-ı hâl. (f.i. topraktan yetişen.) hâtıra.b. hevesli.i. (a. (f. arzû-mend).i. kalay. astr. (a.f. geologie . mal alma.i.) istekli. (a. genişliğine. hevesli. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır). (f. (a. (a. (bkz: âriz). güney enlem. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete.) arzlar. öşür -onda bir.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi. 2.i. yaşanmaz [toprak. (bkz: resâs). hâhiş-gâr.) kurşun. (bkz.s. toprakla ilgili. arzû-keş. arz-ı muâhât).c. arz'dan) ene ait.f. hevesli. 1. enlem. . fr.i.) istekli. vergi veren memleket.f. kuzey enlem.c. yaşanabilir [yer]. bağlılığım bildirme. (a. (f. Dünyâ.i. (bkz. ârzû-dâr. muhtıra. (a.i. herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme. düz yer.s. toprak mahsulleri.b. (a. arz'ın c.h. gösterme.) ardıç denilen ağaç. (bkz: arz). (f. en ile ilgili.) enine olarak.zf.i. (a. (a. (f. Filistin ve havalisi. en. s. memleket. arz'dan) toprağa ait.b.arz-ı muâhât arz-ı müddeâ arz-ı nefs arz-ı ta'zîmât arz-ı taleb arz-ı ubûdiyyet arz-ı uhuvvet arz arz-ı basît arz-ı gayr-i meskûn arz-ı Ken'ân arz-ı meskûn arz-ı a'şâriye arz-ı harâc arz-ı mev'ûd arz-ı mukaddes arz-ullâhi vâsia ârz arz arz-ı belde arz-ı belde ta'yîni arz-ı cenûbî arz-ı şimâlî arzâ arzan arzânî arz-dâşt arz-gâh arz-hâne arzî arzî arzîn arziyyât arziyye Mahsûlât-ı arziyye arzîz Arzû ârzû ârzû-dâr arzuhal ârzû-keş ârzû-mend kardeşçe bağlılığı bildirme. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi. nefsini öne sürme. mal satma. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir].) jeoloji.i. toprak. 3.) toprakla.) istek.b.s. astr. (bkz.) enine. 1.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için]. (bkz. Filistin.i. kendini gösterme [fedakârlık karşısında].) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda. fikrini bildirme. 2.) istekli. (a.).

(bkz: esâbi1) asabî (a. kendi akraba.s. 2. sinirlilik. sinir hastalıkları pavyonu. burun siniri. damar. asab-ı şevkî anat. asab-ı hançerevî anat.s.) alnı üstüne saçı dökülmüş. motor sinirleri. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri.i. vazomotor(lar). asâ (a. fr. asabe (a. 2.) arzunun yerine gelmemesi. eseb'in c.i.b.c.i. asâ'nın c. pseudonevroptees.i. asabiyy-ül-cenâh zool. istek kırıklığı. yaşamak isteği. heves. fr.) parmaklar. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti.s. nerf spinal. baba tarafından akraba olanlar. a'sâbî (a. a'sâ (a. asâbi (a. 2.i. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîranat. değirmen. -âsâ (f. ortadamar. âsâ-yi Mûsâ Hz. ârzû-mendî ârzû-nâk arzû-şikesten arzû-yi hayât âs Habb-ül-âs âs . (a. (f. 3. nerf hypoglosse.(f.) bot. dervişlerin taşıdıkları sopa. fr. asabât) 1.). me-diane.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar. miras alamayan akraba. işitme siniri. sopalar. (bkz: manend. 2 vakar. (f.i. psik. asabiyye (a.) 1.i. a'sâb-ı şemme anat. görme siniri. Asâd (a.) 1. asab-ı vustâ a'sâb (a. vatan. a'sâb-ı alâkaviyye anat. şer'an. bezek. 2. asab'in c. omur siniri. a'sâb) sinir.i. deynek.i. 2. damar devindiren sinirler. sinirli.) sinirler. fr. yurtseverlik. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları. süs. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse].s. 4.b. fr. asab-ı alâkavî anat. asabânî (a. asabe'nin c. c. göz siniri. (bkz: asabe). (bkz: âsiyâ. asabî). asabe ile ilgili. âsâb (a. asab (a. sempatik sinir sistemi. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. usbu'un c. 2. a'sâb-ı muharrike anat.i. a'sac (a. asab-ı sem'î anat. anat. asab-ı basarî anat. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik.i. asab-ı rievî-i mî'de anat.) istek.c. Cennet-âsâ cennet gibi.i.s. kakum denilen bir hayvan.). mersin ağacı. mersin ağacı meyvası. bir tek sinir. asab-ı enfî anat. gırtlak siniri. sopa. asabât (a.) 1.e.) değnekler. 3.) esed‘in c.) 1. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek. sinir hastalıkları.) gibi. büyük dilaltı siniri.) 1. a'sâ) 1.i. (bkz.i.) istekli. asabiyyet (a. asab-ı aynî anat. veş).i.b. âsi-yâb). esneme. sinir kanatlılar. asab'dan) sinirli. nerf vague. koklama sinirleri. arslanlar. asabe'ye ait. ciddîlik. akciğer mide siniri. (f.s. âsâ (f. birinin fırkası ve avenesi.

zf.) erler. soysop temizliği.) ahlâk. (a. asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar. Bâb-ı âlî. 2.h.t. gerdanlıklar.) asâletli.s. 2.) sağırlık.b. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı]. duymazlık. 2.b. işitmez. (a. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. bahriyeliler. (a.) ön ayaklan sekili olan [hayvan]. efendiler. zool. 3.f. 2. sopa çeken.) kendi nâmına hareket ederek.) sahipler. (a. (a.) 1. (a.) suçlar. asâ-keş (a. ilk askerlik devresini yapmakta olan asker. sert. 2.Süleyman Peygamberin veziri. (f. usfûr'un c.f.) 1.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. vezir.i.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar. asâyib). ed. asâkir-i berriyye asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler.) çok zehirli ve korkunç yılan. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı.) 1. kaşbastılar. dostlar. cemâatler. (a.s.f. asker'in c. tayfalar. kendi nâmına hareket.) yolu.i. II. günâhlar. asâgıre asâgır ve ekâbir asâhib asâhıb asâleten asâletlü asâlet-meâb âsâm a'sâm a'sam asamm asammiyyet . (a.i. (a.i. (a. 2. (a. serçegiller. tahammül edilmez. asâib (a.) 1.i. gr.s.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. (a.b. 4.) temel.) 1. (a. asâkir-i muâvine asâkir-i muntazama asâkir-i nizâmiyye asâkir-i redîfe asâkir-i şâhâne âsâl âsâl âsâl Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl asale asâle asâlet yardımcı milis askerleri. [îtibar ve mevkice]. (a. sahipler.s.i. i. (a.s. yol arkadaşları. 2. asâkir (a. sabah-akşam. (a. serçe kuşları. mâlikler.s.s. ism'in c.) vezire yakışacak surette. askerler [umûmî olarak].i. sadrâzam buyruğu. asgar'm c. (a.s.i. kök. usme'nin c. ordu askeri. ikinci devre askerliğini yapan askerler. kara askerleri. 3.i. sargılar. Âsaf âsaf-âne âsafî Bâb-ı âsafî Emr-i âsafî asâfir Lisân-ül-asâfîr âsaf-rey âsaf-tedbîr asâgır.) şeref ve itibarca küçük olanlar. söz işitmez. (a.i.) 1.i. başa sarılan nesneler.) küçükler ve büyükler. (a.) bal peteği.) 1. (bkz: edeb-i kelâm).zf. (a. 2.ashâb'ın c.i.i. sağır.(a. sâhib'in c. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. (a. asîl'in c.) vezire mensup. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır]. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması. kabahatler.s. (a.s. kuş dili. (bkz. güç.b.s. ısâbe'nin c. asl'dan) 1. tasmalar. kör yedekçisi.i.

sarmaşık.) çukur yerler.i. (f. subh'un c. asb (a. asbâb (a. görevler.zf.i. âsâyiş-bahş (f. âsâyiş-cû (f.i. 3. asbâr (a.) huzur ve güven veren. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış. âsâr-ı ilmiyye ilmî. bağ. -l asâtıb (a.) kedi otu. asbâg (a.i.b. âsâyiş-perver (f. âsâr-ı matbûa basılmış eserler.i. vazifeler. (bkz. âsâr-ı edebiyye edebî eserler.) 1. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler.) asayiş arayan. sargı.) fakirlik.) sabahlar.) 1. sığınak. beğenilmiş eserler.i.b.s. ısr'ın c. huzur. asâr (a.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette. sakal ve benzeri kutsal emânetler. mendil. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri. a'sâr (a. âsâyiş (f. yüzyıllar. 2. âsân âsân-gîr âsânî âsâr . a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar. âsâr-ı ulviyye astr. 2 . değirmen sahibi. eser'in c. 2.kolay.) kolaylık. toz. asârîm (a. sıbr'ın c. bilimsel eserler.i.i.i. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri. âsbân (f. çarpık yüzlü âsâre (f.) kolay tutulan.) gibi (bkz: âsâ). (f.b. ıstabl'ın c.s. 3 . âsâr (a. rahatını ve huzurunu isteyen. çadır kümeleri. nutatio . asrâm'ın c. sıbg'ın c. alâmetler. . ayrı ayrı küçük insan toplulukları. saç. Âsâr-ı mehdiyye astr. fr. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. âbideler. âsâr-üş-şerîfe Hz. âsâr-ı cedîde yeni eserler. asr'ın c.) 1. as'ar (a.i. melce). Âsbânî (f.s. 3.) 1. Muhammed'den kalan hırka.) akbulutlar. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler. rahat. âsâyiş-perver-âne (f. sabeb'in c.s. ısâbe'nin c. izler. yükler. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette.) pek kibirli.) rahat. cürümler. Asâyib (a. güvenlik.) değirmenci. 4.) 1.i.U.i.) yüzyıllar. huzur ve selâmet taraflısı.) boyalar.i.). nişaneler.i. hikâyeler.i.) ahırlar. âsârûn (f.i. 2. asbâh (a. 2. (bkz: gubâr).i.s.i.b. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde. gelenekler. an'aneler.s. (bkz. asiyâ-bân).) rahat. kolay zaptedilen. âsây (f.zf. asar (a. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler.b. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi. 2.) değirmencilik. (bkz. kabahatler. (a. âsâyiş-cûyâne (f-b.) 1.) sayı hesap. asâib).s.

i. (bkz. çarpık yüzlü.i. infiniment petit. (a. omuzlarına taktıkları sarı kumaş. uçuk. (a.i.i. bal.s. doğru ve samîmi olanlar. (f. (a. (a.i. (a. (a. saçı kızıl [adam].i.i.) saflar.) sesler. gece bekçisi. 2. (a. 2. (a. erken olmuş hurmanın koyu usaresi. saf.) sedefler. boş.) en küçüklü. kırmızı tüylü [adam]. i. altın.) kalb ile dil.) gece devriye gezen.) solaklık. öğrenmeye çok hevesli. 2. gerçekler.) 1. bal renginde olan.s.i. bot. Yahudilerin ayırdedilmek üzere. 2.i. asgareyn asgarî Âsgûn ashâb Ashame ashar (a. 2. (a.). sâdık kullar. eğri olan katı şey. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş.) 1. i. (a. azizler.) 1. çok.) 1. sudg'un c. 2.i.i. 3. (a.i. bot. (a. 2.i.) 1.i. yanılmalar. asre'nin c. (a. sadâ'nın c. (a.i. insanın kollarındaki nabız damarları. (a. (a. bir çeşit kına çiçeği. (a. 4. sâdık'ın c. (a. rüzgârın kuvvetle esmesi. (a. fr. sagîr'den) (daha.i. infinitesimal. (a.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı. a.s. sufûr). sıdk'ın c. samîmî. şakaklar. 4. sedefin c. sâhib'in c. s.) 1. safî'nin c.) anat. 3. .Asced asdâ' asdâf asdâg Asdagân asdâk asdika asdika-yi bende-gân asel asel-i Dâvud asel-i musaffâ Şem-i asel asel-i temr a'sel aselî aseliyyet asemm aser a'ser aserât ases asf asfâd asfâf asfâr asfer Mahbûb-i asfer asfiyâ asga asgar asgar-ı nâmütenâhî asgarân.s. i. en az olan. eshâb).s.s. 3. değersiz şeyler. ötücü.) samimî dostlar.) çok sağır. 2. hükümsüz. pek. sufûf).) 1. sonsuz küçük.i. haksızlık. 5.i) anat. solak.s. (a.i. tuttuğu yol doğru olan kimseler. (a.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe. büsbütün boş. samîmî dostlar. istenilen her değerden daha küçük. (bkz.i. en) küçük. 2. san. içi temiz. (a.h. ıslık calici. pek zor ve çetin. a. (a.) hâlis altın.) 1. 2. avazlar. sıfırlar. ("ka" uzun okunur. (a. 3.) bal hâli. kızıl. hakikatler. (a. cennetteki dört sudan biri.i. dayanılması çok güç. hatlar. (bkz.) 1. can çekişme.) 1. safed'in c.s.) Hazar denizine verilen bir ad. sürçmeler. ayak kaymaları. balmumu.(bkz: deh-dehî). zulüm. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam].) 1. sıfr'ın c. (a.s. saffın c. 2. soluk benizli. süzme bal. kulaktan hiç işitmeyen [kimse].) 1.

2.s. haramdan çekinen.s. iyice kökleşmiş.) kafası kanşık.f. 3. (a. beyinsizlik. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan.) şırasını veya yağını almak için sıkan.s. güç. (a. avâsıf) 1.b. isyân'dan.) 1. ismet'den) 1. kabahatli. (a. zarar veren. 2. (f.) pek sıcak.s.b.) uygun.) cibre. (a.s. 4. titiz tabiatlı [adam].s. âsıfe âsıfe âsım Âsıma.c.s. 3. 2. kendi adına hareket eden.b.) eşik. kayınpederler.) 1. terbiyeli [adam].i. sağlam. yasak. (a.i.c. zor iş. haydut. (a.i. c.f. (a. (a. fırtına]. zahmetli.ashâr âsıf. meç. (a.c. (f. (a. (bkz: bağı). (a. 2. öğleden sonranın son kısmı. (a.i. posa. . (bkz: âsîven).s. güveyler.) ahlâkı bozuk. cerrah. akılsız.s. gündelikçi. asîl-zâde-gân) adam evlâdı.h. karma kanşık.c.) 1.s.i. kızgın. âsire âsir. komşu.) çok isyancı. (a. 2. asl'dan) 1.s.s. un.i.) pis kokulu.) doktor. şiddetli [rüzgâr.f.) 1. çapkın. taze bamya. ölüm. âsıfât.s.) asîl olanlara yakışacak surette.) belâya düşüren. (a. zarar. istanbul. 2.) mahzun. kabahatli kul. şaki. bir şeyin bütünü. günahkâr.c. (a. (f. ölüm. kayınbiraderler. asâil) 1. Âsime âsî asî asî. belâ.s. (a. (bkz: secîr).s. (f. âfet. avâsıf.i. bitişik.) 1.s. bulamaç. 2.i. musibet.i. Sultan sarayı. (bkz.c. şiddetli esen rüzgâr. (bkz: atebe).s. (a. (a. (a. şaşakalmış olma.b. kadın adı. zor. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği. (a.) Medine şehrinin bir adı. beyinsiz. (a. (a.s. 2.) ayağı kayan.i. (a. kederli. (a. âsıfât) sert. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri]. şaşkın. usare.i. (f. usret'den) 1. elverişli. (f.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey. sıhr'ın c. dolaşık. karşı gelen.s. (f.) bir efsâneyi nakleden. 3. yanına yaklaşılamayan. (a. 2. 2. âsire asîr asîr asîr Emr-i asîr âsire asîre âsitân âsitân-ı memâlik-sitân âsitân (a. usât) 1.i. 2. (ülkeler fethedenin eşiği).) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. (f. günahtan. iffetli. âsîme-ser âsin âsir âsir. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek. ism'den) günahlı.i. çarpışma.s. ahlâksız. (bkz: âsim). akşam. 3.zf. 2. asiye âsî âsî âsî asîb âsîb âsib-i rüzgâr âsîb-resân asîde asîf asîl asîl asîl-âne asîle asîl-zâde asîl-zâde-gân âsim Abd-i âsim âsîme âsîme-gî âsîme-sâr.i.) asilzadeler.s. edepli.) evlenme neticesinde erkek akrabalar. akşam. astan). usefâ) para ile tutulan işçi. akılsızlık. zamanın belâsı. (a. (a.i. günahkâr. öğleden sonranın son kısmı.) 1. (a. sersem.

f. (a.i. pinti. mümtaz).b. doğru. uyanık ve gözü açık [adam]. (a.h. esasen. (bkz .i. sald'ın c. (bkz. (a. askere askerliğe mensup. (a.) hususîlik. katı. (a. asker'in c.âsitâne âsîven âsiyâ âsiyâ.s. (a. (bkz.s. kütük.) aslî. (f.) asla mensup.i. 2. değirmenci.f.) üzüm şırası. (bkz. esâsında. sert. (a.) aslında.s.) 1. âstâne). kolon. eslah-Allah). 3. sulpler. (a. (a. (a.) fikri dağınık.) dazlak.i. (a.c. temel.i.) değirmen taşını yontan âlet. (o. esaslı. s.s.s. (f.) kesik kulaklı. hâlis. (bkz: cünd. asıl me'murluk.zf.s.zf. (a. sâlih'den). 2. en ziyâde. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı.. zâten. çeşme duvarlarının bölmeleri.). başlangıç. kederli. yer. seyyar. sersem. (a. soyca. aslâb). sulb'ün c. tamahkâr. hakikî. bir şeyin belli başlı kısmı. leşker).s.) 1.) su değirmeni. (a. temelden.) devredici. (f. özellik.) 1.) değirmen sahibi. nesep. (bkz: asker).) hiç bir vakit.i. âsiyâb âsiyâ-âjen âsiyâ-bân âsiyâ-ger âsi-yân âsiyân-ı rûz-i cezâ âsiyâ-seng âsiyâ-zene âsiye Âsiye âsiye aska' aska' askar asker asker asker-gâh askerî askeriyân askeriyye asl asl-ı meyyit asl-ı vakf asl ü esâs. (f. (a. hakikat. safî.) beller. âsî'nin c. dişengi. 2.). 2.) askere mahsus. (bkz: esâsî.s.s.) asker kampı.i.) askere ait. esas. (f.) askerler.i. baş. (f. 2. sütün.) değirmen yapan.i. (a. z f. babasının babası ve ilâh. (bkz. suk'un c. kaide. şaşkın. (a. (a.i. (f.) kanarya [kuş]. eslah).s. direk. vakfedilen mal.) 1.i.s. kökten.i.) dînî inanışlara göre Hz.i. (a. sıhhat.b.) âsîler. husûsî. asıl.) 1. keskin [kılıç]. as). 2. katı ve düz.f. ölen kimsenin babası.b.s.i. kıyamet gününün âsîleri. soysop. (a. cimri.s. bölgeler. seçkinlik. başlıca. soy. kök. s.) 1. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz. seçkin. gerçek. sert.) değirmen taşı.b.. asl ü fasl asl ü nesl asla' aslâ aslâ ve kat'â aslâb aslâd aslah aslah-Allah asled aslem aslen aslî asliyye Me'mûriyyet-i asliyye asliyyet aslub asma' (f. pinti. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam].cü. hasis. (a. sulb'ün c. alelhusus.) ["âsî" kelimesinin müen.s. (bkz: mümtâziyyet). asâkir) er.s.n. huk. dip.) değirmen taşı dişengisi. (a.). askerle ilgili. hiç bir vakit. (a. (bkz: aslub).i.b. (a. 3.i.b.) değirmen taşını yontan âlet. (f. başkaldıranlar.i. hakîkaten. (f.i.b. (bkz: âsîme). dişengi. . (a.b. (a.b. karşıgelenier. kural. üzüntülü [kadın].jisyancı kadın.

) meydan. ayak kayma. pek kahraman (a. semâ. (a.i.) 1. sarfın c. (bkz.i. (a.i. geçen yüzyıl.) iplikçi. (bkz: aşarim). kutlu ve mutlu geçen zaman]. alık. ikindi vakti. arş-ı a'lâ). putlar.) gök. arı kovanı.s. zelâk).f.) müneccim. tekye.) gece. göğe. Güneşe.s.) tavan. 3. (a. sımâh'ın c. s. (f.i. Hz. ikindi namazı vakitleri. tahayyüller.i. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. 2.s.i.) saat. sırm'ın c. (f. âsmân-gûnî âsmânî âsmânî âhen âsmâniyân âsmân-rend âsmân-senc âsmâr âsmende asmet asmıha âsmûg asnâm asr Asr-ı sâbık asr-ı hâzır asr-ı saâdet asr-ı sâbık asr-ı evvel.i. (bkz.) melekler.b.) 1. eşik.) yıldırım. insan kümeleri. at koşturulan meydan. gece ve gündüz. a'sâr.i. dam. kulağı sakat. geçen yüzyıl.b.i. masraflar.h. (a. (a. (f.i.c. 2. aşerat) 1. bal satan.i.) bot.) Arapların meşhur şâiri.) eğri elli veya eğri bacaklı. (a.) 1.b.(bkz: asuman).) şimşek.) çok şecâatli. çadır kümeleri. (a.asmâ asmah asmaî âsmân âsmân-ı berîn asman ü rîsmân âsmân-dere âsmân-dırahş âsmâne âsmân-gûn. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse].i. 3.) kovandan bal çıkaran. mersin ağacı.s. gündüz. (f. (f.b.i. fâni dünyâ. 2. (a. sürçme. âsmâniyân) 1.s. (f. hîle ile aldatan.) 1. 2. sessiz. (a.b.) 1. (a.i. (f.b.i. (f. (f. -sânî asrâf asrâm asrân asr-dîde asre asrem asremân asrî âsrîs assâb assâl assâle assâr âstân âstân-i fenâ âstân-ı refi'-mekân (a.i.[bkz: âsitân. 2. (f.c.) 1. (a. ahceste).i.s. balcı.. âsümânî).i. 2. gündüzün ilk zamanı. bal arısı. iki yüzyıl. 2. (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı.) eski îranlılarca. (a.) "asır görmüş" yüzyıllık. inandıran.) saman yolu. kehkeşân).c. berk.s. şimdiki çağ.) 1. yanılma. 2. atebe. (a. süreyyâ (bkz. (f. (f.) gök mavisi. (f.i.s. ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir. (f.) kulak delikleri.i. değişiklikler. dergâh. .i. yüzyıl. hipodrom.) zamana uygun. samt'dan) konuşamayan.) usare. hasta. moderne. Muhammed'in zamanı. beve). (bkz. şaşkın. (a. *özsu çıkaran. bal peteği. kubbe. papuçluk. saman uğrusu. (bkz. (a. (a.i. ölümlü dünyâ. Aya mensup.s. 2.b. 2. 2 açık mavi. dilsiz.i. asûr) 1.) 1.s. sevgililer. (f. âsmânî'nin c. [meç. f r. sanem'in c.s. (a.

âsûde-hâtır (f. âsûde-dil). âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce. (bkz: âsiyâ). pek.(f. aş. (bkz: esed.) 1.) astar. istanbul. muharremde pişirilen aşure.) 1. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç. âsûr (a.) çok yapağılı. arslanlar. âstîn-feşân (f. meç. (bkz: âsitâne). âsümân (f.c. (bkz. çok şiddetli [rüzgâr].) 1. 2. gardroplar. âstâne . âstîn-efşân. [bu] dünyâ.s.s.i. âsügde (f.s. istanbul.i. âsûde-hâl (f. âsüd (a. sultan sarayı. âsüfte. Asûm (a. 3. dinç [olan].) yen silken. âsiyâ.i. (bkz: âsmânî).s. âsümânî (f. sultan sarayı. açgözlü. hazırlanan[adam].s. -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla.). asyâf (a. âsyâb (f. 4. hazır.) elbise saklamaya yarayan dolaplar. hızlı yürüyen. âster (f.i. yazı sıralan. emn). sunvân'ın c. (bkz: ya'sûb).) hazırlanmış. sultan sarayı.).) 1. 2.) ayaklanma.) (bkz: asman). mutluluk sahibi olan eşik) meç.).i.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir.) hazırlanmış. başbuğ. istanbul.s. âş (f. 2. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç. göğe.) rahatça oturan.i.) rahat. âsûdegî (f. yiğitler. (bkz: âsîne). 2.) 1. âstîn berçîde. (bkz: (bkz. Allah'a yakın kimselerin kabri. âsûde-nişîn (f.s. astâr (a. asvef (a.a. asûf (a. âstîn berzede (f.i. âsûde-dilî (f. âstîn (f. merkez. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi. sayfın c. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı. asveb (a.b. semâya mensup. şîr).s. asûb (a. âstîn-mâlîde (f. âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç. vazgeçen. i.b. âstîne (f.) yaz mevsimleri. asûm (a.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a. 2. 5.s. esed'in c.i. satr'ın c. sâib'den) (daha. âsyâb-ı âlem meç.) hâli rahat olan. istanbul. çok. istanbul.b.) obur. yeri yüksek olan eşik) meç.i.s.(bkz: âstîn-berçîde). âsyâbân (f.i. asvine (a.b.s.) yazı satırları.i.) 1. açık mavi.b. sütûr).).i.s. huzur.i. (bkz: âsiyâbân). yemek.i.s. âsiyâb). sultan sarayı. sultan sarayı.s. sultan sarayı. başı dinç. 2.b.) gönlü rahat.i.) esvap kolu. âstâne-i saâdet-meâb (saadet. âsyâ (f. âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç.i. bey. sultan sarayı. asfdan) çok zulüm ve gadreden. büyük tekke. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu.s. gazanfer. en) doğru. yen.) gönül rahatlığı. (bkz.) 1. hazırlanmış. islenmiş [ateşle]. hazırlanan [adam]. istanbul.) rahat. gailesiz. âsûde-dilî (f. âsûde (f. payitaht. asayiş.) yumurta. ulu olan eşik) meç. avâsîr) tuzak. an beyi.a. asy (a.i.s.b. eşik 2.

(a.s. ota benzeyen. (a.) mahsullerden alınan onda birler. (a. (a.i.i. (a.) sarmaşık. bir şeye tutkun.) yaş ot.s.) akşama ait. (a. (a. ma'hut. içici. şarap içen. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh. (a. (a. aşî'nin c. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm.âş-ı halîl aşâ' a'şâ a'şâb a'şâbe âşâm aşâir aşak -âşâm Mey-âşâm âşâmân âşâmânde âşâmîdenî a'şâr a'şârî a'şârî aded aşâvet aşâyâ aşb aşebî. i. kışlalarda. mutfak. kararsız âşık. (a. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse. temiz yüzün âşıkı.i. (müen. (a. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib. otla ilgili. çaresiz. 2. inleyen âşık. ışk'dan) 1. Sa'd bin Ebî Vakkas]. . emre.s. birine. (a. 3.i. ondalık sayı. aşebiyye aşer aşerât aşere aşere-i mübeşşere aşevî âş-hâne âşık âşıka âşık-ı bîkarar âşık-ı dîdâr-ı pâk âşık-ı efgende âşık-ı müştak âşık-ı şeydâ âşık-ı zâr âşık-ân âşık-âne âşıkî bot.) kabileler. seven kadın.) âşık kadın. aşka ait. (a. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı. a'şiye) akşam yemeği. (a. gözleri dumanlı [adam]. Affân.s. fr.) 1.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup.s.s. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb. Cennetlik oldukları.i. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe. mat. "âşıka").) yenilebilen veya içilebilen.) içki içen [kimse]. [cümledeki yerine göre] ahbap. âşık'ın c. (a.s.i. seninki. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât. öşr'ün c.c.i. (f.i. istekli âşık. delicesine seven kimse. (bkz.s. imre. aşer'in c. âşık olana yakışır yolda. mercimek. akşam. aşîret'in c. (f.) on sayıları. ed.s. aşerat) on (a. hazret.b.zf. (a.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı. oymaklar.) içenler.s. âşâm'ın c. uşb'un c. Said bin Zeyd. (f.) onlar [sayı]. aşer'in c.f. (a.s. systeme metrique. ot gibi olan. Hazret-i Osman bin.) akşamlar.i.i. (a.s.) içen.) ota ait. halk şâiri.f.) âşıkça.) aşevi. (f. çok arzulu. zavallı âşık.i. Abdürrahmân bin Avf.i. [Hz.) otlar (f.s. (a.c.) yiyecek ve içecek.) taze otlar. (a. evvelce ordularda. 2. ışâ'). (f.i. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh.) aşkla ilgili.) âşıklar.

) muz. meydanda. tnici'-dir. öşür toplayan. samîmî dost ve arkadaş.s. açık. tanıdık. Makam.) 1. mesken. (f. muz. (a. (bkz. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam. 3. Güçlüler. (a. yıkık yuva. (bkz: ayan. celî. bildik. sevgisi.) muz.i. muz. (a. koca.) sevgi. (a. (f. maddî aşk.s. (f. pûselik-aşîran mürekkebine. içten gelen arzu.) 1.i. maddeye bağlı olmayan aşk. akşam.s. 3. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. (a. bilen. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır. 2. (f.s.i. aşâir) kabîle. âşikâre âşinâ âşinâ-yı hilkat âşîne aşîr âşir aşîrân aşîrân-mâye aşîrân-pûselik aşîrân-vefâ-dâr aşîrân-zemzeme âşiren aşîret âşiyân.âşî aşî âşî aşib aşîb Âşîhe aşîk âşikâr. muz. i. ev. (a. [aslı ışk dır]. (bkz: aslîne).) kişneme.s. tanıyan. akşam yemeği.i. i. 2.i. yaradılış âşinâsı. Başkaca bir ânzası yoktur.) aşçı. (bkz: aşk-ı sehhâr). Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. akşam. mahvolmuş aşk.) yuva tutan.s. (f-b. (bkz: sahîl). ibkâr). (bkz.s. gönül kuşunun yuvası. "âsiye").s. (a. onuncu. büyüleyici aşk.s. [doğrusu aşna dır]. kahrolmuş.) fazla âşık. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır. âşiyâne âşiyân-ı harâb âşiyân-ı mürg-i dil âşiyân-gîr âşiyân-sâz aşiyy aşiyye aşk aşk-ı cismânî aşk-ı derûn aşk-ı Eflâtûnî aşk-ı fazl ü hakk aşk-ı füsûnkâr aşk-ı hakikî aşk-ı ilâhî aşk-ı makhûr aşk-ı marazî (f. gidip uzaklaşan [kimse]. (bkz: ışk). mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur.i.) 1. i.) belli. 2. i. 2. (a. ondabir. içte olan aşk. tavuk karasına tutulmuş. düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. kuş yuvası.c. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr. (müen. Tanrı aşkı. (a. akşam yemeği yiyen [kimse].i.i. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam. ahçı. aşâyâ) günün batması.) bol otlu. 2.b. maddeci olmayan ideal aşk. (bkz: pûselik-aşîrân).) çok otlu. (f.) 1. sihirli.) 1. 2. derinde. öğleden sonra. istek. yuvalanan. akşam. platonik aşk. cinsel arzulara dayanan sevgi. âşkâre dir]. bahir.i. gerçek sevgi. .) 1. oymak. aş-pez).) 1. (a. (bkz: ahbap). (f.s. âşkârâ.) yumurta. (f. (a.s.zf. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır.) yuva yapan.b. 2. fazilet ve doğruluk aşkı. .c. (f. (a.) onuncu olarak.i.

felek. (f. 3. Allah sevgisi. doru at.) yüzgeç. yalancı aşk. (a. kızıl saçlı adam.) aşinalıklar. manevî sevgi.i.s. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur.i. âşikâre). 2.i. 1.b. ayın ilk on günü.b.b.) aşçı. 2. (f. 2.).b.i.i.). (f.b.) kuş yuvası. [H. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir. (bkz: aşna). (f. muaşşir). (a. tavan. (f. büyüleyici aşk.b. 2.i.b. (f.) yüzücü. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi.i. aşka ait. (a.aşk-ı mecâzî aşk-ı memnû' aşk-ı mürde aşk-ı rûhânî aşk-ı sehhâr aşkâre. (a. âşnâ-ger). aşkârâ aşkâr âş-kâre aşk-bâz aşk-bâzî aşk-efzâ aşkî.i. (a. (a.s. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H. 3.c.i. koyu al. (bkz: aş-pez).) aşkla oynayan.). yüzme. yüzücü. yüzücü. âşnâlık dostluk.i. iane. âşkûb âşnâ âşnâb âşnâ-ger âşnâgerî âşnâh âşnâv âşnâ-ver âşnâ-verî aşnâyân âşnâyî âşnâ-yî âş-pez âş-pezî aşr aşr-ı âhir aşr-ı evsat aşr-ı evvel aşre aşr-hân aşş aşşâb aşşâr Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme. (bkz. (f.i. sihirleyici.) 1.b. vekr). (a.i. aşerat) on sayısı. (a. öşürcü. i. (f.b.i. yüzücülük. âşnâyî'nin c.) muz.) 1. (bkz. S.. (f. yüzücü. sevgiyi artıran. (f.) 1. (bkz.) 1. (bkz. tabaka.f.) [suda] yüzme. yüzme. mutfak.i.f.) aşevi. (bkz: âşnâb). (f. ayın iki on günlük kısmı. (a. (f.s.b.s. gökyüzü. yalandan âşık görünen.i. dokuza bir ilâve ile on etme.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse.) ahçı. (bkz: âşiyâne. haberdarlıklar (f. bitmiş aşk. ayın on günlük son kısmı.i. on sayıdan birini alma. 2.b. ondalıkçı. âşikâr. Güçlüsü dügâh la perdesidir. aşkıyye aşk-perver aş-pez hâne âşkû. erkek adı [birincisi]. kat.i. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı.b. ölmüş. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir]. (bkz. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım. (f. âşnâ-ver). (a. ahçılık.f. Hiç bir ânzası yoktur. haberdarlık.) 1. 2.yüzücülük.i.s. bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin.f.f. i. . (f.i.s.) aşçılık. (a. aşşeb'den) nebatları.) yüzücülük. (a. âş-kâre).s.) yüzgeç. yasaklanmış aşk.i.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme. aşkla ilgili.) ezbere aşır okuyan [kimse]. (bkz: âşinâ).) aşkı besleyen. (bkz. aşk-ı füsûnkâr).b. (f. sever görünme.dostluklar. menedilmiş.) [suda] yüzme.i. ahçı.

(a. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür.b. (f. (a. (bkz.s. atmalar. s.c. Nebat=nebâtât. merhametler.. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır.) 1.f. âşıklar. vücudun örtülü olmayan bir yeri.) akşam yemeği. meyiller. .i.i. (f. (bkz: âlüfte-gî). lüzumlu âletler takımı.b. (a.i.i. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir. (f.) aşüfte olmuş gibi. karıştırıcı.) suih. 2.) kargaşalığa sebebiyet veren. ateh getirme. 2.s.i. putlara kurban edilen dişi koyunlar. âlüfte).) barış ziyafeti. serseri bilinmeyen. (a. 2.) sulh taraflısı. (a. gibi.) bahşiş veren.b. ölüm. (bkz: atâhiyyet). atîre'nin c. 2. (a. (f.h. şefkatler.i. banşsever.) aşüfteler.i. karıştırıcı. (a. (a. (f.b. aptallık. (f. aşure (f.s.s. 3.i. (a. kargaşalık.i. âşüfte'nin c. (a. sersemlik.) gönlü perîşan olmuş.) aptallık.s. aşifte. -barışıklık. geh Âşûg Âşur. yabancı. günahkârlık.) Bursa'da doğmuştur.) 1. şehri karıştıran.) sulh taraflısına yakışacak surette. bu yüzden perîşan bir halde.i.) 1. (a.s.b. çok merhametli [adam]. pek şefkatli. Hayvân=hayvânât. (f.b.) aklı perîşan. âşûrâ' aşüfte âşüfte-dil âşüfte-dimâğ âşüfte-gân âşüfte-gâr âşüfte-gî aşvâ' aşve aşy aşyân -ât atâ' atab atâd atâ-bahş a'taf a'tâf atâhe.âştî âştî-hûre âştî-perver âştî perver-âne âştî-perverî âştî-sâz âştî-sâzî âşûb aşûb-i gavga âşûb-i restehîz ü kıyamet -âşûb Şehr-âşûb âşûb-engîz âşûb-gâh. atâhiyye atâhet atâhiyyet Atâî atâim atâir atak.s.a. iffetsiz kadınlar.s.) aşiftelik. akşam yemeği.i. (a. (a. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan.i. kız].) Arapça'da cemi edatıdır. büyük kadeh. en antetli.i. (a. a'tâl) 1.) bağışlama. meçhul. (a. 2. (f.) karışıklık yeri. atâkat atal (f. Muradın vezirlerinden idi.b. akşam karanlığı. (bkz: ihsan). bir kişinin güzelliği. (f. atf'dan). budalalık.) 1.zf. çılgınca sevmiş. banşseven. şaşkınlık. gürültülü yer.) 1. husûsiyle ense.i.i.s.s.i.i.) 1.i.b. (f.) mahvolma.) 1.) sulhseven.i.c.) ne idüğü belirsiz. banşçı.i. (a. kargaşa çıkaran. Babası. 2. (f.) akşam yemeği yiyen. kıyamet kargaşalığı.) ocaklar.s. bütün vücut. atfın c.i. (a.) gece gözü görmeyen [kadın. (f.b.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı. atîme'nin c. (f.) banşseverlik. 2.i.b. (f. (f.b.s. (a.i. iffetsiz kadın. izin. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır. bahşiş.) karıştıran. 2. (f. II. (a. kavga kargaşalığı.) sulh taraftarlığı. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar. (a. -sulhseverlik.b.) çıldırırcasına seven.) azad.

âtâl atâlet atâlet-i rûhiyye âtâm atânîb ataş atâşâ atâ-ullah atâvil atâyâ' atâyâ-yi ilâhiyye atâyâ-yı seniyye atâyâ-yı tabîat atâyıb atbâ' atba' atbâ atbâk atbâl atbıka âtbîn ateb atebât atebât-ı âliye atebe atebe-i felek-mertebe atebe-i seniyye atebe-i ulyâ ateh Ateh getirmek ateh kabl-el-mîâd ateh-zede ateme Salât-ül-ateme âteş âteş-i âb-perver âteş-i bahâr âteş-i be-cân âteş-i beste âteş-i bî-bâd âteş-i bî-dûd âteş-i bî-zebâne âteş-i câm-ı zîbekî âteş-i derûn âteş-i füsürde âteş-i hecr

(a.i. ıtl'ın c.) 1. koltuk altlan. 2. böğürler. 3. yanlar, kenarlar. (a.i.) işsizlik, tembellik, üşengenlik, durgunluk, hareketsizlik. psik. ruh argınlığı, fr. psychasthenie. (a.i. utum'un c.) yüksek binalar, köşkler, hisarlar. (a.i. ıtnâbe'nin c.) 1. sâye-banlar, pavyonlar. 2. kısa ipler. 3. uzun ipler; sicimler. (a.i.) susama, susuzluk, hararet, (bkz: atş). (a.i. atşân'ın c.) susuz, susamış olanlar. (a.it.) 1. Allah vergisi. 2. i. erkek adı. (a.s. atvel'in c.) 1. uzun boylular. 2. seçkinler. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, armağanlar; bahşişler. Tanrı vergileri. padişah hediyeleri. tabiatın atiyeleri, ihsanları, bahşişleri. (a.s. atyeb'in c.) çok hoş olanlar, en iyiler. (a.i. tıb'ın c.) dereler, kanallar. (a.s.) en pis. (a.i. taby'in c.) meme başlan. (a.i. tabak ve tabaka'nın c.) 1. kapaklar. 2. tabaklar, (bkz. etbâk). (a.i. tabl'ın c.) davullar. (a.i. atbâk'm c.), (bkz: atbâk). (f.b.s.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. (a.i. atebe'nin c.), (bkz. atebât). (a.i. atebe'nin c.) 1. eşikler, basamaklar. 2. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. 3. eşiği öpülen mukaddes yerler. Irak'ta -Necef, kerbelâ, Kâzımiyye gibi- türbeli yerler. (a.i.c. atebât) eşik, basamak. (bkz: âsitân, ahceste). Osmanlı padişahlannın sarayı. (bkz: atebe-i felek-mertebe). (bkz: atebe-i felek-mertebe). (a.i.) bunama, bunaklık. bunamak. erken bunama, fr. de-mence precoce. (a.f.b.s.) bunamış, bunak. (a.i.) 1. atâlet, işsizlik; üşengenlik, tembellik. 2. gecenin ilk üçte biri. akşam namazı. (f.i.) 1. od, hararet, kızgınlık. meç. kılıç, hançer. 1) kırmızı gül; 2) lâle; 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. 1) canda olan ateş; 2) yanıp tutuşma. 1) donmuş ateş; 2) hâlis kırmızı altın, (bkz: asced). 1) şarap; 2) işkence, zulüm. 1) Güneş; 2) hiddet, öfke; 3) şarap. 1) alevsiz ateş; 2) kırmızı akik; 3) şarap. gümüş veya billur kadehte içilen şarap. "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. 1) donmuş ateş; 2) altın, (bkz: âteş-i beste). ayrılık ateşi.

astr. yedi gezegen yıldız. Hint'te yapılan bir kılıç. hamiyyet kanının ateşi. Güneş, (bkz: Af-tâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). kılıç, kama, hançer ve benzeri silahlar. Nemrut'un, Hz. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i parsî 1) hek. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara; 2) cemre; 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı; 2) kanlı gözyaşı; 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i rûmî tar. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş, (bkz: Aftab, Hûrşîd, mihr, Şems). âteş-i seng lal ve yakut. âteş-i serd 1) şarap; 2) hâlis altın, (bkz: asced). âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş; 2) Güneş.(bkz. âteş-i mûsî, âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i sûzân yakıcı ateş. âteş-i tak, âteş-i tevbe sûz şarap. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri; 2) kadeh dolusu şarap; 3) gerdek hâli. âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. 2. gözyaşı. 3. hastalık. 4. harb, savaş. âteş-bâr (f.b.s.) ateş yağdıran. âteş-bâz (f.b.s. ve i.) ateşle oynayan, hokkabaz, fişekçi. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak. âteş-bâzî (f.b.i.) ateşbazlık, eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-berk (f.b.i.) çakmak [âlet]. âteş-beste (f.b.i.) hâlis, kırmızı altın. âteş-dâm (f.b.i.) 1. ateşlik. 2. ocak. 3. mangal. âteş-dân (f.b.i.) ocak, mangal. âteş-dâr (f.b.s.) "ateş tutan" ateşli. âteş-dem (f.b.s.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. (bkz. âteşîndem). âteş-dîde (f.b.s.) ateş görmüş, ateşten geçmiş. âteş-efrûz (f.b.s.) ateş yakan, ateş tutuşturan. âteş-dil (f.b.s.) 1. her gördüğü güzeli seven. 2 sözü dokunaklı olan. 3. pek zekî adam. âteş-efşân, âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan. âteş-efşânî (f.b.i.) ateş saçma, ateş püskürtme. âteş-ek (f.b.i.) 1. küçük ateş. 2. şimşek. 3. ateş böceği. 4. frengi. âteş-engîz (f.b.s.) 1. dağlama âleti. 2. s. fesatçı, kundakçı. âteş-fâm (f.b.s.) ateş renkli, kırmızı. âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan, ateş püsküren, (bkz: âteş-efşân). âteş-fürûz (f.b.s.). (bkz. âteş-efrûz).

âteş-i heft-mecmer âteş-i Hindî âteş-i hûn-i hamiyyet âteş-i Mûsî âteş-i mücessem âteş-i Nemrûd

âteş-gâh âteş-gede âteş-gede-i behrâm âteş-geh âteş-gîre âteş-gûn âteş-hâne âteş-hâr âteş-hâtır âteş-hirâm âteş-hîz âteş-hulk âteşî âteşîn âteşîn-libâs âteşîn-mâr âteşîn-pençe âteşîn-sadef Âteîn-dem Âteşiyân Âteşîze âteş-kâr âteş-karâr âteş-meşreb âteş-mizâc âteş-nâk âteş-nihâd âteş-nisâr âteş-nümâ âteş-pâ âteş-pâre âteş-perestî âteş-perver âteş-pâş âteş-perest âteş-peyker âteş-reng âteş-suhan âteş-tâb âteş-zâd âteş-zâr âteş-zebân âteş-zede âteş-zen âteş-zene atf, atıf

(f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. astr. hamel burcu. (f.b.i.). (bkz. âteş-gâh). (f.b.i.) 1. maşa, 2. çıra. (f.b.s.) ateş gibi kırmızı. (f.b.i.) mecûsî mabedi, ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) 1. keklik. 2. s. zâlim, merhametsiz [adam]. (f.b.s.) her güzeli seven, sözü dokunaklı, pek zekî adam. (f.b.s.) sür'atle yürüyen. (f.b.s) ateşleyen, ateş veren. (f.a.b.s.) sert tabiatlı, huysuz. (f.b.s.) 1. ateşli, hararetli; dokunaklı; ateş renginde. 2. öfkeli, hiddetli. 3. i. cehennem zebanisi; (f.s.) 1. ateşten. 2. ateşli, canlı. l) kırmızı elbise; 2) kırmızı elbise giymiş kimse. 1) ateşli yılan; 2) yanık ak; 3) ateş alevi; 4) havâi fişek. bir işte eli çabuk kimse, işinin ehli. Güneş, (bkz: Âftâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). (f.b.s.) (bkz. âteş-dem). (f.i.s.) cehennemlik olanlar. (f.i.) ateş böceği, (f.b.s.) 1. külhancı. 2. meç. kızgın, aceleci, merhametsiz [adam]. (f.a.b.s.) "ateşte duran" cehennemlik, günahkâr. (f.a.b.s.) meç. "ateş huylu" huysuz, geçimsiz. (f.b.s.) sert tabiatlı, huysuz, geçimsiz [kimse], (f.b.s.) ateşli. (f.b.s.) "ateş huylu" ateşli, huysuz, huzursuz. (f.b.s.) ateş saçan. meç. çok öfkeli. (f.b.s.) ateş gösteren. (f.b.s.) ateş gibi, çevik, atik. (f.b.s.) 1. ateş parçası, kıvılcım. 2. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. (f.b.i.) ateşperestlik, ateşe tapma. (f.b.i.) suyu iyi verilmiş kılıç. (f.b.s.) ateş saçan. (f.b.i.) ateşe tapan. * (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: âteşîn-sadef). 2. şeytan ve cin taifesi. (f.b.s.) ateş renginde, kızıl. (f.b.s.) dokunaklı, hatır kıracak şekilde söz söyleyen. (f.b.s.) 1. ateş gibi hararetli. 2. ateş yakıcı. (f.b.s.) "ateşten doğma" 1) meç. ateşli; 2.) yakıcı. (f.b.i.) ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer. (f.b.s.) ; çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. (f.b.s.) ; yakılmış, yakılan. (f.b.s.) yakıcı, yakan. (f.b.i.) çakmak [âlet]. (a.i.) 1. eğme, meylettirme. 2. bağlama, (bkz: azv). 3. dokunma. 4. gr. bağlaç.

atf-ı beyân atf-ı nigâh „îr atfen atfî athal athâr athar âtıf âtıfe, âtıfet âtıfet-kâr âtıfet-kârâne âtık, âtıka âtıl, âtıla âtıl-âne âtım âtır âtıs atış, atuş âtî âtî-l-beyân, âtî-üz-zikr âtî-yi millet âtî, âtiye atî atîd atîde âtih, âtihe âtik âtik atîk, atîka atîkıyyât âtil âtim, âtime at'ime atîme atîre âtiş, âtişe atît âtiye âtiyen atiyyât

bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı, bağlaç kullanma. göz atma, bakma. gr. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması, [deli dîvâne; sağ salim, gibi]. (a.zf.) birinin adına, birine yükleyerek. (a.s.) 1. bağlamaya ait. 2. şefkate, iyilik severliğe ait. [müen. "atfiyye"]. (a.s.) kül rengi. (a.s. tâhir'in c.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar, ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz], (bkz: tuhr). (a.s.) çok temiz olan. (a.s. atfdan) 1. meyleden, eğilen. 2. bağlayan. 3. şefkatli. (a.i.c. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi, iyilik severlik. (a.f.b.s.) esirgeyip koruyan, gözeten. (a.f.zf.) âtıfetkâr olana yakışacak surette. (a.s.) 1. serbest bırakılmış. 2. ihtiyar. 3.i. genç kız. 4. i. yavru kuş. 5. soyu temiz [at]. 6. eski [şarap v.b.]. (a.s.) 1. tembel, üşengen. 2. boş, faydasız. (a.f.zf.) tembelce, tembelcesine. (a.s.) mahvolan, ölen. (a.s. ıtr'dan) 1. ıtırlı, güzel kokulu. 2. kokuları seven. (a.s.) 1. aksıran. 2. i. şafak. (a.s.). (bkz: atsan). (a.s. ityân'dan) 1. gelecek, gelen [kişi veya şey]. 2. i. gelecek zaman, istikbal. 3. zf. önde, aşağıda. aşağıda zikredilen, aşağıda sözü geçen. milletin yarını, istikbâli. (a.s. utv'dan) isyan eden, kafa tutan. (a.s.) inatçı, kalın kafa. (a.s.) hazır, hazırlanmış. (a.i.) elbise sandığı. (a.s.) isyan eden, kafa tutan. (a.s.c. avâtik) sırtın üst kısmı. (a.s.) berrak, saf; karışmamış; kıymetli. (a.s. ıtk'dan) 1. eski. 2. azatlı, hür. 3. güzel, genç kız. 4. asîl. 5. Hz. Ebu Bekir'in lâkabı. (a.i.c.) eski eserler, arkeoloji. (a.s.) ücretli yardımcı, asistan. (a.s.) ağır, yavaş. (a.i. taam'ın c.) yemekler, (bkz: et'ime). (a.i.c. atâim) ateş yakılan ocak; mangal. (a.i.c. atâir) 1. putlara kurban edilen dişi koyun. 2. eski Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. (a.s.) susuz, susamış, (bkz: teşne). (a.i.) gıcırtı. (a.s.) ["atî" kelimesinin müen.]. (bkz: atî). (a.zf.) 1. ileride, gelecekte. 2. aşağıda. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, ihsanlar, bahşişler.

atiyye atiyye-i seniyye atlâb atlâl atlas atlas-ı minâ atlâs atles atlesî atliye atmâr atme atnâb atrâb atrâf atrâk atrâr atrâs atreş atruk ats ats-ı subh ats-ı şeb Atse Atse-i anberîn Atse-i kemân Atse-i subh Atse-i şeb Atse-i çah atse-i tîğ atş atşân attâr attaret attârî attâs attaş attât atûb atûf atûfet

(a.i.c. ataya) hediye; bahşiş, (bkz: ihsan). pâdişâh hediyesi. (a.i. tâlib'in c.) 1. arayanlar, talipler; husûsiyle talebeler. 2. (tılb'ın c.) kadın peşinde dolaşanlar, hovardalar, zamparalar. (a.i. talel'in c.) 1. örenler, harabeler. 2. biçimler, şekiller, resimler; kalıplar. (a.i.) 1. üstü ipek, altı pamuk kumaş. 2. s. düz, havsız, tüysüz. 3. büyük harita. 4. Atlas denizi. gökyüzü. (a.i. talas'ın c.) 1. eskitmeler, mahvetmeler. 2. s. eski, aşındırılmış. (a.s.) eski, aşındırılmış, yırtık, eski püskü. (a.s.) 1. atlastan yapılmış, atlas. 2. atlas gibi. (a.i. tılâ'nın c.) merhemler. (a.i. tımr'ın c.) eski püskü elbiseler, paçavralar. (a.i.) ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâv menbaı, krater. (a.i. tınâb'ın c.) 1. çadır ipleri, (bkz: habl-ül-hıyâm). 2. ağaç kökleri. 3. vücuttaki sinirler. (a.i. tarab'ın c.) oyunlar eğlenceler, şenlikler, neşeler, ferahlıklar. (a.i. tarfın c.) gözler. (a.s. târik'in c.) gece gelen; -husûsiyle- gece gelen yaya seyyahlar. (a.i. turra'nın c.) kenarlar, uçlar. (a.i. tırs'ın c.) yazılmış sayfalar, karalama kâğıtları. (a.s.) sağır, işitmez, (bkz: ahras). (a.i. tarîk'ın c.) yollar, (bkz: turuk). (a.i.) 1. aksırık. 2. şafak sökme. (sabahın aksırığı), (gecenin aksırığı) seher vakti. (a.i.) tek aksırık. güzel kokulu nefes. okun çıkardığı ses. şafak. şafak, (bkz: atse-i subh). kuyudaki aks-i seda, yankı. savrulan kılıcın çıkardığı ses. (a.i.) susuzluk, susama. (a.s. atş'dan) susuz, susamış, susayan, (bkz. teşne). susuzluk çekenler. (a.i. ıtr'dan) 1. güzel kokular, iğne iplik vesaire satan; aktar. 2. h. i. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. (a.i.) attarlık, aktarlık. (a.f.i.) aktarlık, aktar dükkânı. (a.s.) durmadan aksıran. (a.s.) fazla susamış. (a.s.) çok bağırıp çağıran, gürültücü, şamatacı [adam]. (a.s.) inatçı, (bkz: muannid). (a.s. atfdan) 1. birine sevgisi olan. 2. i. erkek adı. (a.i.) şefkat, merhamet.

atûh atûm âtûn âtûs atvâd atvâk atvel atyân atyeb atyeb-i me'kûlât atyer Rûh-i atyer âvâh, âveh avâdî avâid avâik a'vâk avâkıb avâkıb-ı ahvâl avâkıb-ı hasene avâkıb-ı umûr avâkıd avâkır avâlim avâlim-i ulviyye avâm a'vâm avâmil

avâm-firîb avâm-pesend avâm-pesendâne avân avân-ı meftûniyyet a'vân avâr âvâre âvâre-gerd âvâregî âvâre-reviş âvâre-ser

(a.s.) bunak, (bkz: ma'tûh). (a.i.) su kaplumbağası. (f.i.) l. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. 2. ana rahmi, (bkz. meşime). (a.i.) aksırtıcı şey, enfiye. (a.i. tavd'ın c.) dağlar. (a.i. tavk'ın c.) 1. gerdanlıklar. 2. tasmalar. 3. boyundaki halka çizgiler. 4. kuvvetler, takatler. (a.s. tavîl'den) pek uzun. (a.i. tiyn'in c.) balçıklar, çamurlar. (a.s. tıyb'den) (daha. pek, en, çok) güzel. yiyeceklerin en güzeli. (a.s.) pek uçucu, çabuk kaybolan. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. çabuk uçan ruh. (f.e.) l eyvah, yazık! 2. i. nzık, nasip, kısmet. (a.s. âdiye'nin c.) zulmedenler,zâlimler. (a.i. âide'nin c.) iratlar, gelirler. (bkz. aidat). (a.i. âika'nın c.) engeller, müşküller, zor işler. (a.i. avk'm c.) alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler. (a.i. akıbet' in c.) neticeler, sonuçlar, sonlar. hallerin, durumların sonu. iyi son nefesler, işlerin neticesi. (a.i. âkid'in c.), (bkz: âkid). (a.i. âkıra'nın c.) 1. kısırlar, verimsizler. 2. fakirler, yoksullar. 3. kudurmuşlar, (a.i. âlem'in c.) dünyâlar, (bkz: âlemin, âlemûn). dünyâdan gayrı yüksek âlemler, (bkz. melekût). (a.i. âmm'ın c.) herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı, (bkz. âhâd-i nâs). (a.i. âın'in c.) yıllar, seneler, (a.s. âmil'in c.) 1. sebepler. 2. işleyenler. 3. gr. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. 4. valiler. (a.f.b.s.) halkı avlayan, halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden, demagog. (a.f.b.s.) halkça beğenilecek şey. (a.f.zf.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda, âdi ve kaba. (a.i.) vakit, zaman. meftunluk anları. (a.s. avn'ın c.) yardım edenler, yardakçılar. (a.i.) ayıp, kusur, fesat. (f.s.) 1. serseri, boş gezen, işsiz güçsüz, aylak. 2. dağınık, perişan. (f.b.s.) işsiz, güçsüz kimse. (f.b.i.) serserilik, aylaklık, işsiz güçsüzlük. (f.b.s.) âvâre gidişli, başıboş hareketli. (f.b.s.) başıboş.

avârız avârız-ı dîvâniyye avârız-ı müktesebe avârız-ı semâviyye avârî avârif avâsıf avâsım avâsîr avâtıf avâtık av'ave av'ave-yi kilâb avâz âvâz âvâz-ı mûsikî âvâz-ı ra'd ü sâika âvâz-ı zenbûr a'vâz avaz avaz âvâze âvâze-hân avd avdet âven avdetî a'vec a'ved âvend âvendî avene âveng âvengân aver -âver Peyâm-âver

(a.i. ârıza'nın c.) 1. kazalar, belâlar. 2. engeller, engebeler. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde, bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler. cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hatâ, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler. delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. (a.i. âriyyet'in c.) ödünç şeyler. (a.i. ârife'nin c.) 1. iyilikler. 2. armağanlar, bağışlar. 3. s. nâzik, eli açık, cömert kimseler. 4. kabiliyetli, yetenekli kimseler. (a.i. âsıfa'nın c.) sert, şiddetli rüzgârlar, fırtınalar. (a.i. âsıme'nin c.) hudut şehirleri. (a.i. âsûr'un c.) tuzaklar. (a.i. âtıfet'in c.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler, iyilikseverlikler. (a.s. âtık'ın c.) 1. hür olanlar. 2. ihtiyarlar. 3. i. genç kızlar. 4. i. yavru kuşlar. (a.i.) havlama. köpeklerin havlaması. (a.i.) nefret. (f .i.) ses, seda. müzik sesi. gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. muz. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam, (bkz. âgaz-l- zenbûr). (a.i. ivaz'ın c.) bedeller, karşılıklar. (f.zf.) bangır bangır. (f.i.) 1. yüksek ses. 2. şöhret, ün. (f-b.i.) şarkıcı, (bkz: hanende). (a.i.) 1. geri gelme, dönme, lehine veya aleyhine dönme. 2. hasta ziyareti. 3. yoldan sapma. (a.i.) geri gelme, dönme, dönüş. (a.s.) çok veya en sakin. (a.i.) dönme [Yahudiden]. (a.s.) eğri büğrü. (a.s.) daha veya en çok faydalı. (f.i.) 1. sicim, ip. 2. senet, delil. 3.'kapkacak. 4. taht, yüksek mertebe. 5. satranç oyunu. 6. zf. evvel, önce, ilk. (f.i.) şarap fıçısı, kabı. (a.s. avn'in c.) yardakçılar, kafadarlar. (f.i.) hevenk, ipe geçirilmiş ü-züm, kiraz ve benzerlerinin askısı. (f.s.) 1. asılı, asılmış, sarkık. 2. i. çivi. 3. i. çengel. (a.i.) bir gözü kör olma. (f.s.) getiren, taşıyan. (Peygamber) haber getiren.

a'ver âverd âverde âverdenî âverd-gâh, âverd-geh âverdîde avez a'vez âvî, âviye âvîhte âvîhtegî âvîje âvîjgân âvîl âvind âvine âvineten âvîşe, âvîşen âvîz âvîze âvîze-i gûş âvîze-i nücûm âvizgin avk avkeşe avkeşe-i sagîre avl avle avm avn avn-i Hakk avn-i İlâhî avnî avniye avrât avret âvşin avvâc avvâd avz El'-avzü bi-llâh ayâ âyâ

(a.s.) 1. bir gözü kör, tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). 2. anat. körbağırsak. (f.i.) harp, cenk, savaş. (f.s.) naklolunmuş, getirilmiş. (f.i.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. (f. b.i.) savaş meydanı. (f.s.) hücum edilmiş, saldırılmış. (a.i.) fakirlik, sıkıntı. (a.s.) 1. anlaşılması güç şiir. 2. mânâsı anlaşılmaz [şey]. (a.s.) uluyan, hırıldayan. (f.s.) asılı, asılmış [şey]. (f.s.) asılmış olma durumu. (f.s.) 1. has, hâlis, saf, temiz. 2. meç. şarap. (f.i.c.) 1. mahremler, yakınlar. 2. s. gençler, güzeller. (a.i. avl'den) feryat, (bkz: avle). (f.s.) evvel, önce, ilk. (bkz: âvend6). (a.i. evân'ın c.) vakitler, zamanlar, çağlar. (a.zf.) ara sıra, tesadüfen. (f.i.) 1. kekik otu. 2. sarılma, sıyırıp çıkma; saldırma, (bkz: âvşin). (f.s.) asılı bulunan, asılan. (f.i.) mum, lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs. küpe. (bkz: mengûş). yıldız topluluğu. (f.s.) (asılgan, ilişkin) insana balta olan dilenci. (a.i.c. a'vâk) alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, (bkz: te'hîr). (a.i.) zir. yaba, harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek. anat. lâdes kemiği. (a.i.) feryat, acınma, sıkıntı sebebi. (a.i.) feryat, (bkz: avîl). (a.i.) yüzme. (a.i.c. a'vân) 1. yardım. 2. s. yardım eden; yardakçı; kafadar. Allah yardımı. Allah yardımı. (a.s.) 1. yardımla ilgili. 2. i. erkek adı. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. (a.i. avret'in c.) kadınlar. (a.i.) 1. insanın, gösterilmesi ayıp olan yeri. 2. kadın; zevce, avrat. (f.i.) kekik otu. (bkz: âvîşen1). (a.i.) fildişi satıcısı veya işçisi. (a.i. ûd'dan) udcu; ud çalan. (a.i.) 1. sığınma. 2. sığınak. Allah'a sığınma. (a.s.) 1. kabiliyetsiz, kudretsiz. 2. tedâvî edilemez, iyileştirilemez. (f.e.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. (bkz: acaba).

a'yâ a'yâd a'yâd-ı Müslimân ayân â'yân

a'yân-ı sâbite âyân ve eşrâf ayânen ayâniyyet ayâr ayâr-dân a'yâr âyât âyât-ı muhkemât âyât-ı müteşâbihât Ayb ayb-ı hâdis ayb-ı kadîm ayb-cû aybe aybet ayb-gû ayb-gûyî ayb-nâk ayb-pûş a'yen âyen âyende âyende-nümâ

âyende ve revende âyet âyet-el-kürsî âyet-i kerîme âyet-i maksûd âyet-i tergîb âyet-i terhîb âyet-ül-hıfz

(a.s.) daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan. (a.i. îd'in c.) bayramlar. Müslüman bayramları. (a.s.) belli, açık, meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: aşikâr, bahir, celî, hüveydâ, iyân). (a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. bir memleketin ileri gelenleri. 3. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4. Senato üyesi. tas. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. ilerigelenler. (o.zf.) açıkça. (o.i.) açıklık, ortaya çıkma, (bkz: vuzuh). (a.i.) 1. altının, gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. 2. saadete doğru gitme, (bkz. lyâr). (a.f.b.c.) ölçü, değerbilir, (bkz: lyâr-dân). (a.i. ayr'ın c.) eşekler, (bkz: himâr). (a.i.âyet'in c.) Kur'ân'ın cümleleri. açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. icâbında te'vîl edilebilen âyetler. (a.i.c. uyûb) utanılacak şey, kusur, ayıp, leke. (bkz: şeyn). huk. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. huk. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. (a.f.b.s.) insanın ayıbını araştırıp soran. (a.i.) deri çanta, heybe. (a.i) 1. deri çanta, valiz. 2. ayıp, kusur. (a.f.b.s.) dedikoducu. (a.f.b.i.) dedikoduculuk. (a.f.b.s.) kusurlu, noksan. (a.f.b.s.) ayıbı örten. (a.s.) 1. büyük iri gözlü adam. 2. bakılan yer. 3. çok açık, pek belli. (f.i.) demir, (bkz: âhen). (f.s. c. âyendegâh) gelen, gelici. [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. gelen giden. (a.i.c. âyât) 1. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. 2. alâmet, nişan. (bkz: kürsî). kutsal âyet. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. cennetteki güzellikleri, iyilikleri anlatan âyet. cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. muskaya yazılan âyet.

âyet-ül-mevâris âyet-in-Nûr âyetlik ayın âyib âyid âyij, âyîjek âyil, âyile âyîn âyîn-i cem âyîn-i kadîm

âyîn-i kudemâ âyîn-i Mevlevî âyîn-i şerîf âyîne, âyine âyîne-i âb âyîne-i ârız âyîne-i âsmân âyîne-i çarh âyîne-i hâverî âyîne-i baht âyîne-i gerdân âyîne-i gerdûn âyîne-i in'itâf âyîne-i İskender

âyîne-i kît'ı efrûz âyîne-i maksûd âyîne-i pârtâb âyîne-i pürtâb-ı mücellâ âyîne-i şeş-cihet âyîne-dân âyîne-dâr âyîne-den âyîne-efrûz âyîne-fürûz âyîne-rû âyîne-sâz

Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 (a.t.b.i.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar, uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. (a.i.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır, (bkz: ayn5). (a.s.) geri dönen, dönüp çekilen, (bkz: âib). (a.s.). (bkz. âid). (f.i.) kıvılcım. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşırı, (bkz: âil, aile). (f.i.) 1. merasim, tören. 2. Alevîlerin içki sohbetleri. 1) ahbapça, tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri. mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları, eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. eskilerin usûlü, tarzı. Mevlevi âyîni, Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. (f.i.) 1. ayna. 2. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. su aynası, suyun parlak yüzü. yanak aynası, ayna gibi parlak olan yanak, (bkz: âyîne-rû). Güneş. Güneş. Güneş. nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. Güneş. Güneş. bir şeyin aksedip göründüğü ayna. İskender'in aynası. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki, Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. Güneş. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. parlak ayna. cilâlı parlak ayna. (altı tarafın aynası) 1) Hz. Muhammed'in gönlü; 2) bir velînin gönlü. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) 1. ayna tutan. 2. i. berber. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) ayna cilâsı. (f.b.s.). (bkz. âyîne--efrûz). (f.b.s.) yüzü ayna gibi parlayan. (f.b.i.) aynacı.

âyîne-veş âyîne-zidây âyîn-hân

âyîn-perestî âyiş, âyişe âyişne, âyişte, âyiştene âyiz, âyize ayke aykevî ayn

ayn-el-yakîn ayn-ı betrâ ayn-ı hayât ayn-ı kerâmet ayn-ı mazmûn ayn-ı mevkuf ayn-ı hatâ ayn-ı mürekkeb ayn-ı vâhid ayn-ül-bakar ayn-ül-fiil ayn-ül-kemâl ayn-üs-sevr ayn-üş-şems aynâ aynen ayneynî aynî Emrâz-ı ayniyye ayni aynî ayniyyât ayniyye ayniyyet ayr ayş ayş-i deh-rûz ayş ü dem eylemek ayş ü işret ayş ü nûş ayş ü tarab

(f.b.s.) ayna gibi. ayna silici, cilâcı. (f.b.s.ve i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse. (f.b.i.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. (a.s.) 1. yaşayan, 2. rahat yaşayan, (bkz: âiş, âişe). (f.i.) 1. casus. 2. s. dalkavuk, (bkz. abiste). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, (bkz: âiz, âize). (a.i.) sık koruluk. (a.i.) coğ. ormanla ilgili. (a.i.c. a'yân, uyun) 1. göz. 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. 4. kaynak, pınar, (bkz: a'yün). 5. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi, (bkz: ayın). gözüyle görmüş gibi, kat'î. (ayın harfinin başı) hemze. (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). Peygamberlere yakışacak bir kudretle, keramet gibi. huk. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. huk. vakfolunan şey. yanlışın ta kendisi. 1) anat. petekgöz; 2) bileşik göz. tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). bot. öküzgözü, fr. arnica. fiil maddesinin ikinci harfi. nazar değme; gözün çok tesirli bakışı. 1) boğa gözü. 2) astr. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı, Ed-deberân, lât. alpha Taurus; fr. Aldebaran; ing. Aldebaran. değerli bir taş. (a.s.c. îyn) iri ve güzel gözlü. (a.zf.) tıpkısı, tamamı, aynı olarak. (a.s.) iki gözle bakan. (a.s.) göze mensup, gözle ilgili. göz hastalıkları. (a.zf.) 1. hep o, başkası değil. 2. tıpkısı. (a.s.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. (a.i. ayn'ın c.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. (a.i.) 1. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. 2. göz hastalıkları kliniği. (a.i.) bir şeyin aslı gibi, tıpkısı olma. (a.i.c. a'yâr) eşek. (bkz: himâr). (a.i.) yaşama. (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. içki içip keyfetmek, (bkz: îyş). yiyip içme. (bkz: ayş ü nûş). yiyip içme. (bkz: ayş ü tarab). yeme içme, çalgı çengi, eğlence.

a'yün ayyâb ayyân ayyâr ayyârân ayyârî ayyâş ayyâş-ı bed maâş ayyâşân ayyûk

âz a'zâ a'zâ-yi dâhiliyye a'zâ-yi fahriyye a'zâ-yi hariciyye a'zâ-yi mevcûde a'zâ-yı tabiiyye a'zâ-yi tenâsüliyye azâ' azâb azâb-ı cehennem azâb-ı kabr azab azâb-engîz azâd azâd

âzâd-draht âzâde âzâde-dil âzâde-gân âzâde-gî âzâde-hâtır âzâde-hayât âzâde-ser âzâdî azâ-hâne azâhî azâhik

(a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. menbâlar, pınarlar, çeşmeler, (bkz: a'yân, uyun). (a.s.) kusur görücü. (a.s.) 1. ne yapacağını bilmeyen. 2. yorgun. (a.s.) 1. hîlekâr, dolandırıcı. 2. zekî, kurnaz. 3. çevik, atik. (ayyâr'ın c.) ayyarlar, aldatanlar. (a.f.i.) dolandırıcılık. (a.s. ayş'dan) çok içki içen. geçimi fena, geçim darlığı çeken; sarhoş. (a.i. ve s. ayyâş'm c.) ayyaşlar. (a.i.) 1. astr. keçi, semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı, (Alpha Avriga) lat. capella; f r. chevre. 2. semânın pek yüksek yeri. (f.i.) aç gözlülük, hırs, tamah. (a.i. uzv'un c.) organlar, üyeler. iç organlar. onursal üyeler. dış üyeler. hazır bulunan üye. tabiî üyeler (bir mecliste). biy. üreme organları. (a.i.) 1. sabır. 2. cenaze alayı. 3. başsağlığı ziyareti. (a.i) işkence, keder. cehennem azabı; meç. büyük sıkıntı. kabir azabı meç. büyük sıkıntı. (a.s.) 1. bekâr, ergen. 2. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri. (a.f.b.s.) azap verici. (a.s.) kısa ve sık sık dikilmiş. (f.s.) 1. kurtulmuş, serbest olan, kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. 2. ayıpsız, kusursuz. 3. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. (f.b.i.) bot. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. (f.s.c. âzâdegân) l. hür, serbest. 2. ed. tam bir mânâ anlatan mısra', [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. (f.b.s.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. (f.b.s. âzâde'nin c.) kayıtsız, serbest ve hür olanlar. (f.i.) serbestlik, hürlük, (bkz: serbesti). (f.a.b.s.) gönlü hoş, başı dinç. (f.a.b.s.) hayattan kurtulmuş. (f.b.s.) başında gaile olmayan, başı dinç, rahat, gailesiz. (f.i.) l- hürlük, serbestlik. 2. şükür. (a.f.b.i.) acı gören ev, matem evi. (a.i. ıdhiyye, ızhiyye, udhiyye, uzhiyye'nin c.) kurban bayramında kesilen hayvanlar, (bkz: adâhî). (a.i. udhûke, uzhûke'nin c.) gülünç, güldürücü şeyler, (bkz: adâhîk).

azâim

azâim âzâl azâlîl azam a'zam a'zam-ı esbâb azamet azamet-fürûş a'zamî azâmîm a'zamiyyet azamût âzân a'zâr a'zâr-ı urkubiyye âzâr âzâr azâr-ı dil âzâr-dîde âzârende âzârî âzâriş âzâr-mend âzâr-mendî azarr azarr-ı müskirât âzâr-resân âzâr-resîde azâz azâzet azâzîl azb Lisân-ı azb-ül-beyân azb azbâ' azbu' azd, azıd, azud azd-ud-devle azdâd âzde

(a.i.) 1. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar, tılsımlar. 3. sebatlar, kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.] (a.i. azîme'nin c.) dehşetli hâdiseler, mühim şeyler, ["azayım" şekli yanlıştır]. (a.i. ezel'in c.) ezeller, öncesiz zamanlar. (a.i. uzlûle'nin c.) yanlışlar, yanılmalar. (a.i.c. azamât). 1. kin, husûmet, garaz, kötü niyet. 2. kıskançlık. 3. öfke, hiddet. (a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) büyük. sebeplerin en büyüğü. (a.i.) 1. büyüklük, ululuk. 2. çalım, kurum. (a.f.b.s.) çalım satan, kurum satan. (a.s.) en büyük, en çok. (a.i. izmâme'nin c.) desteler, kümeler, zümreler. (a.i.) 1. pek büyüklük. 2. mat. bir sayının ötekinden büyük olması. (a.i.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. (a.i. üzn'ün c.) anat. kulaklar. (a.i. özr'ün c.) bahaneler, engeller, özürler. mırın kırın. (f.i.) mart ayı. (bkz: ezar). (f.i.) incitme, kırılma, tekdîr. gönül kırıklığı. (f.b.s.) zulüm görmüş. (f.s.) inciten, kıran, tekdîr eden, azarlayan. (f.i.) 1. muzırlık; küfürbazlık. 2. incitilmiş olma, fenalık görmüş olma. (f.i.) incitme, kırma. (f.b.s.) incitilmiş, zulüm görmüş. (f.b.i.) incitilmiş, kırılmış olma. (a.s. zarar'dan) çok zararlı, (bkz: adarr). içkilerin en zararlısı. (f.b.s.) dert ve kederi îcâbettiren. (f.b.s.) incitilmiş, kırılmış, zarar görmüş. (a.i.) bir lokma. (a.i. izz'den) i'tibar, saygınlık, değer; büyüklük. (a.b.i.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. (a.i.) tatlılık. söylenişinde tatlılık olan dil. (a.i.) 1. kesme. 2. ısırma. 3. şiddetli azarlama. 4. hastalık yüzünden hırpalanma. 5. s. keskin. (a.i. zab‘ın c.) kolun yukarı kısmı. (a.i. zabu'nun c.) sırtlanlar. (a.i.c. a'zâd, a'zûd, a'dûd) 1. kolun üst kısmı. 2. destek. 3. kuvvet, kudret, (bkz. ızd, uzd, uzud). devletin desteği. (a.i. zıdd'ın c.) 1. zıtlar, tezatlar. 2. iki zıt mânâya gelen kelimeler. (f.s.) 1. boyalı, boyanmış. 2. sivri uçlu âlet ile delinmiş.

a'zeb âzeh a'zel âzer Azer-âbâd âzerahş âzer-âyin Âzerbâyigân âzer-asâ âzerbû, âzerbûye âzerd âzer-gûn, âzer-gûne Âzerî âzer-kede âzer-kîş âzerm âzerm-cû âzer-perest âzerşeb âzerşîn âzeryûn azfâr âzfendâk azfer azgan azgas azhâ azhâ azher azherü min-eş-şems azırrâ âzîde âzife, âzifet âzîğ azîhe azik âzil azîl azil azîm, azîme âzim âzimât

(a.s. azb'den) en lezzetli ve tatlı. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âjeh). (a.s.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. (f.i.) ateş. (f.h.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. (f.i.) yıldırım. (f.b.i.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. (f.h.i.) Azerbaycan. (f.b.s.) ateş gibi, kızıl. (f.i.) çöven denilen nebatın kökü. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.]. (f.i.) ; renk, boya. 1. ateş renginde kırmızı. 2. i. ay çiçeği, [şakayık nevinden ortası siyah, kenarları çok kırmızı bir çiçek], (bkz: âzeryûn). (f.i.) 1. Azerbaycanlı, Azerbaycan halkından olan kimse. 2. Azerbaycanlılarla ilgili. (f.b.i.) ateşe tapanların mabedi. (f.b.s.) ateş mezhepli, ateşe tapan, mecûsî. (f.i.) 1. utanma, haya. 2. şefkat 3. haşmet. (f.b.s.) terbiyeli, nâzik. (f.b.s.) ateşe tapan. (f.i.) 1. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. (bkz. âzerşîn). 2. şimşek. (f.i.) semender denilen bir kuş. (bkz. âzerşeb'). (bkz: âzer-gûn). (a.i.c.) tırnaklar, (bkz: zufr, ezfâr, uzfûr1, ezâfîr). (f.i.) gök kuşağı, (bkz: âdyende, âfendâk). (a.s.) uzun tırnaklı adam. ("ga" uzun okunur, a.i. zıgn'ın c.) kinler, garezler. ("ga" uzun okunur, a.i. zags'ın c.) 1. demetler, desteler. 2. karma karışık rüyalar veya söylentiler, (bkz: adgas). (a.i. zahve'nin c.) göller, su havuzlan. (a.s.) gümüşî, gri. (a.s. zâhir'den) en zahir, pek belli, çok meydanda, besbelli, apaçık. "güneşten bile açık" apaçık, besbelli, gün gibi meydanda. (a.s. zarîr ve darîr'in c.) körler, (bkz: adırrâ). (f.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. (a.i.) kıyamet. (f.i-) nefret, kin; iğrenme, (bkz: ârig). (a.i.) yalan, iftira. (a.s.) hoşa giden. (a.s.c. avâzil, izâl) 1. azarlayan, paylayan, çıkışan. 2. i. kadınlarda aybaşı gelen damar. (a.s.) serkeş, inatçı, ıslah edilemez. (a.i.). (bkz. azl). (a.s. azamet'den) büyük, ulu, iri. (a.s. azmden) niyetli, 'kesin karar veren. (a.i. âzime'nin c.) kıtlık yıllan.

azîme âzime azîmet azîmet-i râh azîmet ve avdet âzîmet-hân azîm-üş-şân Kur'ân-ı azîm-üş-şân âzin âzîn âzîne âzîr azîr azîr âzîş aziyy azîz, azîze Azîz-i Mısr azîz-i zûintikam azîzân azîzî azl azlâf azlâl azlem azm azm-i acz azm-i adesî azm-i adud azm-i akab azm-i âne azm-i atlas azm-i cebhî azm-i cidârî azm-i dıl'î azm-i enfî azm-i fahz azm-i gırbâlî azm-i hanek azm-i harkafa azm-i isfencî azm-i ka'b azm-i kafa azm-i kas azm-i kasaba

(a.i.c. azâim) 1. sebat, kararda kat'îlik. 2. efsun, tılsım. 3. büyük iş; büyük günâh; büyük belâ. (a.i.) 1. kıtlık yılı. 2. azı dişi. (a.i.) gitme, gidiş. yola çıkış. gidip gelme. (a.f.b.s.) afsun okuyan, afsunlayan. (a.b.s.) sânı, ünü, sanı büyük olan. sânı büyük olan yüce Kur'ân. (a.s.) 1. izin veren. 2. i. kapıcı, perdedar. 3. i. kefil. (f.i.) 1. süs, ziynet; donanma [şenlik]. 2. kaide, kanun. 3. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. (f.i.) 1. cuma günü. 2. bayram günü. (f.i.) 1. ağrı, sızı, akıntı, ıstırap. 2. azar. (a.i.) 1. özür. 2. özür dileyen. (a.i.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. (f.i.) 1. eşik tahtası. 2. ağaç ve tahta kınğı, yonga, talaş. (a.i.c. ezâvî) deniz dalgası. (a.s.c. eizze, [Farsça c. azîzân] 1. muhterem, sayın. 2. sevgili. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi]-kadın adı. Hz. Yusuf. intikam alan Tanrı. (a. azîz'in f.c.). (bkz: azîz). (a.i.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. (a.i.) işinden çıkarma, yol verme. (a.i. zılfın c.) zool. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan, (bkz. ezlâf). (a.i. zıll'in c.) gölgeler, (bkz: zılâl). (a.s. zulm'den) 1. en zâlim, pek ziyâde zulmeden. 2. (daha, pek, en, çok) zulmeden. 3. en karanlık. (a.i.c. izam) kemik, (bkz: istihân). anat. sağrı kemiği, anat. mercimek kemiği. anat. pazı kemiği. anat. ökçe kemiği. anat. kasık kemiği. anat. atlas kemiği, fr. atlas, anat. alın kemiği. anat. yan kemiği. anat. eğe kemiği. anat. burun kemiği. anat. uyluk kemiği. anat. kalbur kemiği. anat. damak kemiği. anat. kalça kemiği. anat. *süngersi kemik. anat. aşık kemiği. anat. artkafa kemiği. anat. göğüs kemiği. anat. baldır kemiği.

azm-i kitf azm-i kû'bere azm-i lâmî azm-i mıtraka azm-i mihver azm-i mik'a azm-i remîm azm-i rıdfa azm-i rikâbî azm-i semsemî azm-i senedânî azm-i sudgî azm-i şazye azm-i terkova azm-i us'us azm-i vecenî azm-i vetedî azm-i zend azm-i zevrakî azm-i zıfrî azm azm-i kat'î azm ü cezm âzmâ, âzmây Cenk-azmâ âzmâyî âzmâyîş âzmâyîş-i kalem azme azmen azmen âzmend azmî azmî azmîn azm-kâr azm-kârâne azmûde azmûdegî âzmûn azrâ' âzrahş Azrâil azrâr azref azref-i zürefâ

anat. qmuz kemiği, kürek kemiği, fr. omoplate. anat. önkol kemiği, fr. ra-dius. anat. dil kemiği. anat. çekiç kemiği. anat. eksenkemik, fr. axis. anat. kaşık kemiği. anat. çürümüş kemik. anat. dizkapağı kemiği. anat. üzengi kemiği. anat. susamsı kemik, fr. sesamoîde. anat. örskemiği. anat. şakak kemiği. anat. kaval kemiği. anat. köprücük kemiği, fr. clavicule. anat. kuyruk kemiği. anat. elmacık kemiği. anat. temel kemiği. anat. dirsek kemiği. anat . *kayıksı kemik, fr. naviculaire. (os.). anat. tırnaksı kemik. (a.i.) kasıt, niyet, karar, (bkz: cezm). Kat'î azim, kesin karar. kat'î karar, kesin karar. (f.s.) denemiş, sınamış. cengi denemiş. (f.i.) denemiş, sınamış, sınamış olma. (f.i.) 1. tecrübe, deneme, sınama. 2. tar. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. kalem tecrübesi. (a.i.) 1. karar, niyet. 2. vazife, görev. (a.zf.) karar vererek, niyet ederek. (a.s.) 1. pek çok veya en çok şeyler içine alan. 2. en çok güvenilir. (f.s.) haris, tamahkâr. (a.s.) 1. azimle, kararla ilgili. 2. i. erkek adı. [müen. azmiye]. (a.s.) kemikli, kemikten yapılmış. (a.i.) anat. kemik özü, fr. asteine. (a.f.b.s.) azimli, kararlı, (bkz: sebât-kâr). (a.f.zf.) azimli olarak, kararlı olarak, kararlılıkla. (f.s.) 1. tecrübe etmiş olan. 2. tecrübe olunmuş, sınanmış. (f.i.) görgülülük. (f. i.) tecrübe, sınama, deneme. (a.i.) 1. kızoğlan kız. [Hz. Meryem'in sıfatı]. 2. delinmemiş inci. 3. üzerinde yürünmemiş kum. 4. h. i. Medîne. 5. h. i. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. (f.i.). (bkz. âdrahş). (a.i.) ölüm meleği. (a.i. zarar'ın c.) zararlar 2. kayıplar. (a.s.) 1. en (pek, çok) zarif. çok zekî. zariflerin zarifi.

âzreng azûf âzûg azûl azûmet âzûn âzûr azûz âzüg âzürde âzürde-dil âzürde-gî âzürde-hâtır âzürde-püşt azv azv-i cinnet azvâ' âzver azviyyât azyak âzz, âzze azz azz-i benâm azze azze ensâruh azze nasruh azze ve celle

(f.i.) 1. son derece katı, sert. 2. çok keder, meşakkat, eziyet, (bkz. âzereng). (a.i.) yiyecek, erzak. (f.i.) kir, pas. (a.s.) çok azarlayan, paylayan çıkışan. (a.i.) eğlence. (f.e.) öylece, onun gibi, böylece, bunun gibi. (f. s.), (bkz. âzver). (a.s.) ısırıcı. (f.i.) 1. asma ve ağaç budantısı. 2. hurma lifi. (bkz. âjüğ). (f.s.) incinmiş, kırılmış, gücenmiş. (f.b.s.) gönlü kırılmış, mahzun. (f.b.i.) incitilmiş, gücendirilmiş olma. (f.b.s.) hatırı, gönlü kırılmış. (f.b.s.) 1. beli bükük [ihtiyar]. 2. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. (a.i.c. azviyyât) birinin üstüne atma, ona yakıştırma, iftira, (bkz. atf). delilik isnadı. (a.i. zav', zû'nun c.) ışıklar, aydınlıklar, parıltılar. (f.s.) haris, tamahkâr, pinti, (bkz: âzûr). (a.i. azv'in c.) iftiralar, isnatlar. (a.s.) (daha, en, pek, çok) dar. (a.s.) ısıran, ısırıcı. (a.i.) ısırma. parmak ısırma. (a.n.) aziz olsun! yardımı bol olsun, [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup, eski fermanlarda geçer]. yardımı bol olsun, [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır, eski paralarla fermanlarda geçer]. aziz ve celîl olan [Allah].

B
b bâ (a.ha.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup, "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır. (a.i.) "b" harfinin Arapça okunuşu, [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. (a.i.c. ebvâ') 1. kulaç. 2. erişme, yetme. 3. kuvvet, kudret, beceriklilik. 4. şeref; kerem, vergili, verimli olma. 1) kısa boylu; 2) beceriksiz; 3) zavallı. 1) uzun kulaçlı; 2) gücü yeter; 3) eli açık; vergili, verimli. (f.e.) ile,...li. tam, mükemmel güzellik. safâlı dostlar. berat ile.

bâ' Kasîr-ül-bâ' Tavîl-ül-bâ' bâ,be Cemâl-i bâ-kemâl Yârân-ı bâ-safâ bâ-berât

sadrâzam emri, fermanı ile. haberli, bilgili. zabıt varakası ile. mazbata ile. posta ile, posta ederek. tahrîrat ile, yazı ile. tapu ile. vakarlı, ağırbaşlı. (f.e.) şu suretle ki, şu şartla ki, onunla ki. (a.i.c. ebvâb) 1. kapı. (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında, istanbul'da sadâret, dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina, mec. Osmanlı hükümeti. bâb-ı adâlet hak kapısı. bâb-ı âsafî tar. sadrâzam konağı. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir]. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı, dâiresi. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. bâb-ı fetvâ-penâhî, bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı; 2) istanbul. (bkz. Astâne, Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb-ı tahkir leng. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. şeyh-ül-islâm). bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. 2. geçit, boğaz. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 3. bölüm, (bkz fasl). 4. iş, şekil, mes'ele; yol; mevzu, (bkz husus). 5. tas. tövbe. bâb-ül-hâne (f.b.i.) genelev. (bkz. umûm-hâne). bâb-üs-saâde (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. bâb-üs-selâm (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb t. (f.s.) lâyık, uygun; elverişli; hayır, uğur. bâb, bâbâ (f.i.) 1. baba, ata. 2. manevî önder; şeyh. bâbâ-yı âlem Hz. Adem. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. bâbâyân (f.i. bâbâ'nın c.) babalar, tarikat babalan, şeyhler; bektâşi şeyhleri. bâbâyâne babayani, dervişçe. bâbet (f.i.) 1. listede "kezâlik, den den". 2. uygun bir şey. 3. bent, fıkra. 4. taallûk, münâsebet. 5. elmas dal [süs]. Bâbil (a.h.i.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı bâ-emr-i âlî bâ-haber bâ-jurnal bâ-mazbata bâ-posta bâ-tahrîrat bâ-tapu bâ-vekâr bâ-an-ki bâb bâb-ı âlî

bâbûne, bâbûnec bâbûne-i gâv Bâbûr-nâme Bâbûs-ül-vâsıt

bâbük bâb-ül-hâne bâbzen bâc bâc-ı kırtıl bâc-bân, bâc-dâr bâceng bâc-gâh bâc-gîr bâc-güzâr bâd Âferin-bâd Mübârek-bâd Âfiyet-bâd Nûş-bâd bâd bâd-i berîn bâd-i cem bâd-i cenûbî bâd-i hazân bâd-i hevâ bâd-i nevâ bâd-i nev-rûz bâd-i pürgû bâd-i sabâ bâd-i seher-hîz bâd-i semûm bâd-i subh bâd-i şimâlî

bâdâ bâ-dâd bâdâm bâdâm-ı dü-mağz bâdâme bâdâmî bâdâş

geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu, ilkçağdan kalma bir şehir. (f.i.) papatya. bot. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. (f.b.i.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. XVI. asır bilginlerinden olup 1555 (H.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır. (f.s.) ahmak, sersem, alık. [adam]. (f.a.b.i.) 1. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. 2. tembeller yurdu. 3. hırsızlann ocağı. (f.i.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi. (f.i.) 1. vergi, harç. 2. gümrük vergisi, (bkz: bâj). hayvanlardan alınan resim. (f.b.i.) geçiş vergisi tahsildarı, (bkz: bâc-gîr). (f.i.) 1. küçük pencere, tepe-penceresi. 2. baca. (f.b.i.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. (f.b.i.) baç, vergi toplama memuru, (bkz: bâc-bân, bâc-dâr). (f.b.s.) 1. vergi, haraç veren. 2. geçiş parasına tâbi'. (f.e.) olsun, ola, olaydı. aferin olsun! mübarek, kutlu olsun. afiyet olsun. afiyet olsun. (f.e.) 1. yel, rüzgâr. lâtif hava, sabah rüzgârı. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. güney rüzgân. sonbahar rüzgân. bedava. ses, nağme; nakarat. bahar rüzgân. mütemadiyen sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgâr. 1) doğudan esen hafif, hoş rüzgâr. 2) muz. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam. gün doğusundan esen hafif rüzgâr, tan yeli. sam yeli. sabah rüzgân. kuzey rüzgân. 2. nefes, soluk. 3. ah sesi, ah çekme. 4. tas. Allah'ın yardımı. 5. meç. övme; söz. 6. büyüklük taslama, kibir. 7. şarap, (bkz: bâde). (f.e.) ola, olaydı. (f.b.s.) âdil, doğru, (bkz: dâd--ger). (f.i.) 1. badem . 2. sevgilinin güzel gözü. iki içli badem. (f.i.) 1. ipek kurdu. 2. nazarlık, nazar boncuğu. 3. et beni. 4. zincir halkası. 5. eski püskü hırka. 6. cicili bicili, süslü nesne. (f.s.) badem biçiminde. (f.i.) mükâfat.

(f.b.s.). (bkz. bâd-âverd). (f.b.s. ve i.) 1. rüzgâr tarafından getirilmiş, kolay elde edilmiş. 2. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. 3. Doğu müziğinde bir ses. bâd-âverde (f.b.s.). (bkz. bâd-âver, bâd-âverd). bâd-bân (f.b.i.) 1. yelken. 2. gemi sereni, (bkz: şirâ). bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken, meç. felek, semâ, gökyüzü. bâd-bânî (f.b.i.) tar. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-bân-gûşâ (f.b.s.) yelken açan. yelkenleri açıp yola çıkmak. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak bâd-bâr (f.b.s.) 1. yelpaze. 2. gemilerdeki rüzgârlık, manika. bâd-bâz (f.b.i.) yelpaze. bâd-bedest (f.b.s.) elinde avu-cunda bulunmayan, iflâs etmiş, züğürt. bâd-ber (per) (f.b.i.) 1. uçurtma. 2. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse. bâd-bîz, bâd-bîzen (fb.i.) yelpaze, (bkz: bâd-keş). bâd-dâr (f.b.s.) 1. kibirli. 2. şişman. 3. deli. 4. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. bâd-der-keff (f.a.b.s.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış, aldanmış; şanssız. ba'de (a.zf.) sonra. Min ba'd bundan sonra, bundan böyle. ba'dü bu'din (a.zf.) hayli zaman sonra, neden sonra. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra, meç. iş işten geçtikten sonra. ba'de hazâ bundan sonra, bundan böyle. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-feth fetihten sonra. ba'de-l-harb harpten, savaştan sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-îfâ îfâ edildikten, yapıldıktan sonra. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. ba'de-l-istihsâl elde ettikten, sağladıktansonra. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. ba'de-l-mevt ölümden sonra. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-yevm bugünden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. ba'de zemân bir zaman sonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. ba'de-zâ, ba'de-zâlik (a.e.) ondan sonra. ba'de-zîn (a.e.) bundan sonra. (a p) öğleden sonra. ba'de-z-zuhr bâde (f.i.) 1. şarap; içki. (bkz: bâd). 2. meç. aşk, Allah sevgisi. 3. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.

bâd-âver bâd-âverd

bâde-fersây bâde-hâr bâde-i cân-bahş bâde-i cüvân bâde-i gül-fâm, bâde-i gülgûn, bâde-i gül-reng bâde-i hamrâ bâde-i ikbal bâde-i mest bâde-i nâb bâde-i nûşîn bâde-i pîr bâde-i sad-sâle bâd-efrâ, bâd-efrâh bâde-fürûş bâde-hâr ba'dehû ba'de-hüm bâde-keş ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî ba'de-mâ bâde-nûş bâde-perest bâde-perestân bâdester ba'dezâ, ba'de-zâlik ba'd-ezîn bâd-fürûş bâd-gân bâd-gâne bâd-ger, bâd-ges bâd-gerd bâd-gîr bâd-herze bâdî bâdî ebed-in bâdî-i emirde bâdî-i nazar bâdîy-ür-re'y bâdî bâdîc bâdih bâdihe bâdin

(f.b.s.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. (f.b.i.) şarap içen. (bkz: bâde-keş). can veren şarap. taze şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. kırmızı şarap. ikbâl şarabı, yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. keskin şarap. hâlis, duru şarap. içimi kolay ve hoş şarap. eski, yıllanmış şarap. "yüz senelik şarap" meç. pek eski şarap. (f. b.i.) 1. ceza. 2. bir nevî fırıldak. (f.b.s.) şarap satan,meyhaneci. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) ondan sonra. (a.zf.) onlardan sonra. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) şarap içen. (f.b s.) şaraba tapan, şaraba pek düşkün. (f.b.s. bâde-perest'in c.) şaraba tapanlar, şaraba pek düşkün olanlar. (a.i.) kunduz. (a. zf.) bundan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) bir kimseyi, soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. (f.b.i.) gözeten, gözetici, bekçi; hazinedar. (f.i.) kafesli pencere. (f.b.i.). (bkz. bâd-gerd). (f.b.i.) kasırga. (f.b.i.) 1. baca, 2. vantilatör. 3. nargile ve semâver başlığı. ' (f.b.i.) 1. afsun, büyü, sihirbazlık. 2. letafet, güzellik. (a.s. ve i. bed'den) 1. sebep, mucip. 2. sebebolan. 3. ilk, başlangıç. 4. fels. sonsal, aposteriyori. her şeyin başı. işin başlangıcında. ilk nazarda, ilk bakışta; ilk görünüşte. ilk fikir, ilk düşünce. (f.s.) 1. rüzgâra veya havaya ait. 2. geçici. (f.i.) potur, tozluk. (a.s.) 1. birdenbire vuku bulan; beklenmedik. 2. i. beklenmedik ziyaret. (a.i.) 1. beklenmedik hâdise. 2. kadın ziyaretçi. 3. tas. anî ilham. (a.s.) şişman, bedenli.

bâdincân bâdinc bâdincânî bâdincâniyye bâdingân bâdir bâdire

bâdiye bâdiye-gul bâdiye-nişîn bâdiye-peymâ Bâdiyet-üş-Şâm

bâd-keş bâd-nümâ bâd-pâ[y] bâd-per bâd-peymâ bâd-reftâr bâd-reng bâd-rengîn bâd-sehâ bâd-sene bâd-ser bâd-serî bâd-seyr bâd-süvâr bâd-vîz bâd-zehr bâd-zen, bâd-zene -bâf Bûriyâ-bâf Zer-bâf bâfende bâf-kâr bâft bâfte bâfte bâğ bâğ-ı bedi'

(a.i.) patlıcan . (bkz: bâdingân). (f.i.) Hindistan cevizi. (f.s.) patlıcan renginde, morumsu. (a.i.) bot. patlıcangiller, fr. aubergine. (f.i.) patlıcan, (bkz: bâdincân). (a.s.) ; 1. hemen yapmak isteyen. 2. birdenbire vuku bulan. 3. dolu [ay]. 4. büyümüş Içocuk]. 5. olgun [meyva]. (a.i.c. bevâdir) 1. musîbet, felâket, (bkz: akabe). 2. zor geçit. 3. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık. 4. kılıcın, namlunun, yaprağın ve her türlü nebatın ucu. 5. külfetsiz, güçlük çekmeden söylenen söz. (a.i.c. bevâdî) çöl, kır. (bkz: bevbât). dünyâ. (a.f.b.s.) çölde oturan. (a.f.b.s.) çölde dolaşan. (a.b.h.i.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. (f.b.i.) yelpaze.(bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen). (f.b.i) 1. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. 2. fırıldak. (f.b.s.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]; sür'atli, tez. (f.b.i.) 1. kâğıttan yapılmış uçurtma. 2. s. kendini beğenen, övünen kimse. 3. kamçı topacı. (f.b.s.) serseri, başıboş, boş gezen. (f.b.s.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk, hızlı giden, sür'atli. (f.b.i.) 1. hıyar; acur; turunç, ağaç kavunu. 2. hızlı giden at. meç. 1) şiir; 2) methiye, övgü. (f.a.b.s.) 1. cömert. 2. i. meç. [bu] dünyâ. (f.s.) kibirli, büyüklük taslayan, kötü niyetli. (f.b.s.) 1. kibirli. 2. âsî. (bkz: ser-keş). 3. mutaassıp. (f.b.i.) 1. kibirlilik. 2. âsî-lik. 3. taassup. (a.f.b.s.) hızlı yürüyen, ayağına çabuk, rüzgâr gibi koşan. (f.b.i.) 1. hızlı yürüyen at, koşu atı. 2. hızlı giden atlı. (f.b.i.) yelpaze, (bkz: mirva-ha, bâd-zen, bâd-zene). (f.b.i.) panzehir. (f-b.i.) yelpaze, (bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen, bâd-keş). (f.s.) dokuyan, dokuyucu. hasır ören. sırma dokuyan. (f.i.) dokuyucu. (f.b.i.) dokuyucu, çulha. (f.i.) kumaş. (f.s.) dokunmuş. (f.i.) 1. büyük renkli leke. 2. oyma levha. 3. parça. 4. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri, pafta, [kelime, dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. (f.i.) 1. bağ, büyük bahçe, bostan. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı vesî').

hayvanat bahçesi. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı bedî). bahar bahçesi. 2. seyir yeri, gezinti yeri. 3. Dünyâ. dünyâ bahçesi. 4. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. (a.b.i.) Bağdatlı. (f.b.i.) bağlık, bahçelik. (f.i.) koltuk. koltuk altı. (f.i.) koltuk altından çıkan yumruca, köpek memesi. (f.b.s.) koltuk tutan, koltuğa giren. ("ga" uzun okunur, f.i. bâğ'ın c.) l. bağlar, üzüm bağlan, bahçeler. ("ga" uzun okunur, a.i. bagiyy'in c.) fahişeler. bağayâ bâğ-bân (f.b.i.) bahçıvan, bağcı, (bkz: bâğ-vân). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin, hünerli bahçıvan. bâğ-bânî (f.b.i.) bağcılık, bahçıvanlık, bağ bekçiliği. bâğ-çe (f.b.i.) bahçe, [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır; "küçük bağ" demektir]. bâğ-çe-vân (f.b.s.) bağçivan, bahçıvan. bağdâ' (a.i.) şiddetli nefret, hiç sev-meyiş. bâgel (f.i.) ılık su. baggal (a.i. bagl'den) katırcı. bagıyy (a.i.c. bağaya) fahişe. bâgız (a.s.buğz'dan) buğzeden, nefret eden, tiksinen, (bkz: bagîz). bagi (a.i.) serkeşlik, azgınlık. bâgı (a.s.c. bugat) haksızlık eden serkeş, (bkz: âsî). bâgî (f.s.) aynı bahçede yetişen. bâgî-lik (a.t.b.i.) serkeşlik, âsîlik. bâgî-yâne (a.f.zf.) serkeşlikle. bagîz (a.s. buğz'dan) herkese buğzeden, nefret eden, kimseyi sevmeyen, (bkz: bağız). bagl (a.i.c. bigal) ester, katır. bagle (a.i.) dişi katır. bağrâ f.i.) erkek domuz. bağteten (a.zf.) birdenbire, apansızın. bâgût (a.i.) paskalya. bâğ-vân (f.b.s.) bağcı, bahçıvan, (bkz: bâğ-bân). bagy (a.i.) ileri gitme, azgınlık, serkeşlik. bagza, bagzâ (a.i.) şiddetli nefret, hiç sevmeyiş. bâğ-zâr (f.b.i.) bağlık yer, bağ.

bâğ-ı vahş bâğ-ı vesî' bâğ-ı bahâr bâğ-i cihân, bâğ-i dehr bâğ-i and, bâğ-i behiştî, bâğ-i cinân, bâğ-i firdevs, bâğ-i huld, bâğ-i irem, bâğ-i kuds, bâğ-i naîm, bâğ-i rıdvân, bâğ-i refî' Bağdâdî bâğ-istân bagal Zîr-i bagal bagalek bagal-gîr bâgat

bâh bâh bahâ bahâ' bahâ-pîrâ-yi İsmâil bâhâ, bâha bâ-haber bâ-haber-ân bahâ-dâr bahâdır bahâdır-âne bahâdırî bahâ-gîr bahâî bahak, bahk bahâlık bahâ-lî bahâne bahâne-cû bahâne-perdâz bahâr bahâr-ı hayât bahâr-ı ömür bahâr-ı şevk bahâr

bahârân bahârât bahâret bahârî bahâristân Bahâriyye bahâsıla bahâtir Bahâ-ullâh bahâyim

(f.i.) yol. (bkz: râh, tarîk). (a.i.) şehvet. (a.i.) 1. güzellik, zariflik. 2. parıltı. 3. alışma, dadanma. (f.i.) kıymet, bedel, değer. meşhur bir çeşit lâle. (a.i.) l.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. 2. açık meydan, alan. 3. suyun derin yeri. (f.a.b.s.c. bâ-haber-ân) 1. haberi olan. 2. akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli. (f.a.b.s. bâ-haber'in c.) haberi olanlar, haberliler, akıllı, zekî, ihtiyatlı kimseler. (f.b.s.) kıymetli, değerli, (bkz: bahâ-gîr, bahâ-lî). (f.i.c. bahâdırân) cesur, yiğit. (f.zf.) kahramancasına, yiğitçesine. (f.i.) kahramanlık, yiğitlik. (f.b.s.) kıymetli, değerli. (bkz: bahâ-dâr, bahâlî). a.s.) alışkın. (a.i.) göz patlama, göz patlatma. (a.i. behlâk ve behlâka'nın c.) boş, çürük şeyler, sözler. (f.b.s.) pahalı, (bkz: bahâ-dâr, bahâ-gîr). f.i.) 1. vesîle, sebep. 2. kusur, noksan, garaz. 3. yalandan özür. (f.b.s.) bahane arayan, fırsat gözetleyen. (f.b.s.) özür dileyen; sebep bulan. (f.i.c. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la 21 Haziran arası. İlkyaz. hayâtın bahân, gençlik. gençlik. neş'e ve arzu bahân . (a.i.) 1. güzellik. 2. s. güzel. 3. sığırgözü, papatya; sığır papatyası, sarı papatya. 4. put. (bkz: çelîpa, sanem). 5. atılmış pamuk. 6. ölçek. 7. karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler. (f-i-) ilk bahar günleri. (a.i. bahâr'ın c.) karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. (a.i.) üstünlük, seçkinlik. (f.s.) ilkbahara ait, ilkyazla ilgili. (f.i.) 1. ilkbahar mevsimi. 2. yeşil ve çiçekli yer. [bahçe, park, çayır gibi]. 3. Molla Câmi'nin meşhur eseri. (f.i.) l. ed. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. 2. tar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. (a.i. bahsala'nın c.) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu, bodur ve edepsiz kadınlar. 2. sürüp çıkarmalar, uzaklaştırmalar. (a.s. bühter, bühtere'nin c.) kısa boylu kadınlar, bodurlar. (a.h.i.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. (a.i. behîme'nin c.) 1. dört ayaklı hayvanlar; canavarlar. 2. Suriye'de bir sıradağlar.

bahbaha bahdele bâhe bâhek bâ-hem bahhâl bahhâr bahhâs bâhî bâhik bâhika bahîl bâhil bâhile bahir bâhir bâhir bâhir bâhire bâhire bahîre bâ-hired bahis bâhis bahl bâhmân bâhnâme bahr bahr-el-Arab bahr-el-azrak bahr-el-cebel bahr-el-zeraf Bahr-i Ahdar Bahr-i Ahmer Bahr-i Ebyaz Bahr-i Hazer bahr-i kâhil Bahr-i Kulzum Bahr-i Lût bahr-i muhit bahr-i nıuhîtî

(a i) 1. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. 2. çıtırdama; mışıldama. (a.i.) 1. eğilme, kırılma [kürek kemiği hakkında). 2. işte çabukluk gösterme. (f.i.) kaplumbağa, (bkz: sülhafa). (f.i.) işkence, eziyet. (f.b.zf.) birarada, birlikte, beraber, (bkz: be-hem). (a.s. buhl'den) çok bahîl, pek cimri; çok alçak adam. (a.s. bahr'den) denizci, gemici. (a.s. bahs'den) bahsetmeyi seven, çok bahseden. (a.s. bâh'dan) şehvete mensup, şehvetle ilgili. (a.s.) bir gözü kör [adam], (bkz: ayn-ı vâhid, yek-çeşm). (a.s.) görmeyen, kör [göz]. (a.s. buhl'den. c. buhalâ) hasis, cimri, tamahkâr. (a.s.) 1. serseri, başıboş. 2. eli değneksiz çoban. 3. yularsız deve. (a.s.) 1. dul, kocasız kadın. 2. Arap kabilelerinden birinin adı. (a.i.) deniz, (bkz: bahr, derya). (a.s.) yalancı, ahmak, alık [adam]. (a.s.) ekin sulayıcı, sulayan. (a.s.) 1. belli, besbelli, açık, apaçık, (bkz. ayan). 2. ışıklı, parlak; güzel. (a.i.) 1. dikenli ağaç. 2. çok koşan cins deve. (a.i.) vapur, [yapmakelime]. (a.i.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. (f.s.) zekî, akıllı. (a.i.) l konuşulan şey, söz. 2. iddialaşma, (bkz. bahs). (a.s. bahs'den) bahseden; araştıran. (a.i.) cimrilik, (bkz: buhl). (f.s.). (bkz: behmân). (a.f.b.i.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap, mecmua, [muhaffefi "beh-nâme"dir.]. (a.i.c. bihâr, ebhâr, ebhur, buhur) 1. deniz. 2. büyük göl veya nehir. (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında, Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. Hint Okyanusu. Kızıldeniz, Şap Denizi. iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. Hazer denizi. durgun, sakin su. Şap denizi, Kızıldeniz. Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. cogr. okyanus. coğr. okyanusal.

Atlas okyanusu. Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu. iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i nâzik muz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-i Rûm Akdeniz. Bahr-i Sefid Akdeniz. Bahr-i Siyâh Karadeniz. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). [sularının son derece kesîf oluşundan, üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. 3. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a.b.i.) muz. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Hicaz gibi si bakıyye bemolü, fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü, do bekar, mi koma bemolü, la bakıyye diyezi ilâve edilir. Bahr-ül-Hind coğr. Hint denizi. bahren (a.zf.) denizden, deniz yoluyla. bahreyn (a.s.) 1. "iki deniz", Basra körfezi ile Hint denizi, [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le Akdeniz"]. 2. iki büyük esas, temel şey. bahrî (a.s.) 1. denize ait, denize mensup, denizle ilgili. 2. i. tüyünden kürk olan, patka da denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bahriyye (" i) 1. donanmaya ait işler. 2. deniz kaplumbağası. bahriyyûn (a.s.c.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahs (a.s.) 1. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. 2. i. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. 3. i. zulüm, işkence. 4. i. gümrük alma. bahs (a.i), (bkz. bahis). bahsala (a.s.c. bahâsıla) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu edepsiz kadın. 2. i. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma, uzaklaştırma. bahsân (f.s.) 1. salına salına yürüyen. 2. soluk, bozuk. 3. pejmürde, kıyafetsiz. bahsere (a.i.) 1. dağıtma. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. 3. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. bahset (f.i.) 1. horultu [uykuda], 2. a. uykuda ağırlık basma, (bkz: kâbus).

Bahr-i Muhît-i Atlâsî Bahr-i Muhît-i Kebîr Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Bahr-i Muhît-i Şimâlî

bahsî bahş bahş-i kalenderi -bahş, bahşâ Hayât-bahş Safâ-bahşâ bahşâyende bahşâyiş bahşâyiş-ger bahşende bahşetmek bahşiş bahşiyye-i Halvetiyye bahşûde baht Sahbâ-yi baht baht baht-ı bîdâd baht-ı bîdâr baht-ı hâbîde baht-ı hâb-âlûde baht-ı siyâh bahtâk baht-âver baht-bergeşte bâhte bahte bahtek bâhter bahtere bahterî

baht-hufte bahtî bahtiyâr

bahtiyâr-âne bahtiyârî

(a.s. bahs'den) bahse ait, bahisle ilgili. (f.i.) bağış, ihsan cömertçe dağıtma. (f.s.) bahşeden, bağışlayan, veren; affeden. hayât veren. safa veren. (f.i.) affedici, bağışlayıcı. (f.i.) 1. bağışlayış, veriş, ihsan ediş; afiv. 2. merhamet, şefkat. (f.b.s.) merhametli, şefkatli (Allah). " (f.s.) veren, bağışlayan, affeden, (bkz: rahman). (f.t.b.m.) bağışlamak, vermek. (f.i.) bahşiş, bağış olarak verilen para v.b. (bkz: atıyye, ihsan). (f.b.i.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. (f.s.) 1. verilmiş, bağışlanmış. 2. affedilmiş. (a.i.) öz, hâlis, saf. hâlis şarap. (f.i.) l. talih, kader, kısmet, (bkz: ikbâl). insafsız talih, kötü kader. uyanık, açık talih. kötü talih. kötü talih. kara talih. 2. cet, büyük baba. 3. kargı. (f.i.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık, (bkz. miğfer, serpenâh). (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) "talihi dönmüş" bahtsız, talihsiz, (bkz: bed-baht). (f.s.) oynamış, oyunda yutulmuş (kimse), ["bâhten" mastanndan]. (f.s.) 1. besili, semiz [koyun]. 2. i. burulmuş üç yaşında koç. (f .i.) l. ağırlık basma [uykuda]. (bkz. kâbus). 2. küçük baht, fena talih. (f.i.) 1. [yeni şâirlerde] garp,batı. 2. [eski şâirlerde] şark, doğu. 3. bakma. (a.i.) salına salına güzel yürüyüş, hoş yürüme, (bkz. hirâm). (a.s.) ; 1. salına salına güzel yürüyen, yürüyüşü güzel [adam]. 2. kendini beğenmiş, kibirli. 3. i. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (f.b.s.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz, bahtsız, (bkz: huftebaht). (a.i.) ed. (f.i.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas, takma ad. (f.b.s.) 1. bahtlı, talihli, mes'ut, mutlu, kutlu. 2. muz. Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. (f.zf.) bahtlı, talihli, mes'ut olanlara yakışacak surette, bahtiyar-casına. (f-i-) ' bahtiyarlık, mutluluk. 2. İran'da meşhur bir kabîle.

bahtiyâr-nâme baht-mend baht-ver bâhûr bahûr bahûr-dân bahûr-dânî bahûr-i Meryem bâ-husûs bahye bahye-dâr bahye-zen bahz baîd Aktâr-ı baîde baîd-i lâzım

baîd-ül-ihtimâl bâika baîm bâin baîr bâir bâire bâis bâis-i bâdî bâis-i beka bâis-i feryâd bâis-i hüzn bâis-i leyl ü nehâr bâis-i meserret bâis-i şekvâ bâisiyyet bâj bâj-bân bâj-dân bâk bâka bakar, bakara bakarî Hayvânât-ı bakariyye bakariyye bakayâ bâkend bâkıa

(f.b.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (a.s.) çok sıcak, ziyâde sıcaklık. (a.i.) ödağacı, misk, laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot, tütsü, günlük. (a.f.b.i.) içinde tütsü yakılan kap. (bkz: buhûr-dân). resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (a.b.i.) Merye-mana eli denilen bir nebat, bitki. (f.a.b.zf.) husûsiyle, en çok, hele. (f.i.) dikiş, teyel, oyulgalama. (f.b.s.) dikişli, teyelli, oyulgal amali. (f.b.i.) dikişçi, terzi. (a.i.) 1. sıkıntı olma, can sıkma. 2. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. 3.bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme. (a.s.bu'd'dan) uzak, ırak. uzak ülkeler. muz. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. ihtimâlden uzak. (a.i.c. bevâik) belâ, musîbet, felâket. (a.i.) 1. put, heykel. 2. s. câhil, bön [adam]. (a.i.) dibi geniş kuyu, bostan kuyusu, (bkz: beyûn). (a.i.) erkek deve. (a.s.) şaşkın; hâli perişan. (a.i.) sürülmemiş, açılmamış sert, katı toprak, yer. (bkz. bâyir). (a.s.c. bevâis) 1. sebebolan. 2. gönderen. 3. îcâbettiren. aslını, esasını bulan, sebebolan. devamlılık sebebi. şikâyet, sızlanma sebebi. (bkz. bâis-i şekva). üzüntü, sıkıntı sebebi. (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sevince sebebolan; sevinme sebebi. şikâyet sebebi. a i) sebebiyet. (f.i.) haraç, gümrük, (bkz: bâc). f.b.i.) haraççı, gümrükçü. (f.b.i.) vergi ve gümrük sandığı. (f.i.) korku; sakınma; kaygı, (bkz: havf).' (a.i.) demet, deste, tutam. (a.i.c. bukur, bu-kar, bukarât) sığır. (a.s.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait, onlarla ilgili. sığır cinsinden olan hayvanlar. (a.i.) zool. sığırlar. (a.i. bakıyye'nin c.) fazla kalan şeyler, kalıntılar. (f.i.) 1. (bkz: bakîde). 2. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. (a.i.) dert, belâ. (bkz: dâhiye).

bâkılâ Bâkır bâkıyât bâkıyât-ı sâlihât bakıyye bakıyye-i bükâ' bakıyye-i matlûb bakıyye-i medeniyyet bakıyyet-üs-selef bakıyyet-üs-seyf bakıyyet-üs-süyûf bakıyyet-ullâh bakıyyevî bakıyyevî sahrâ bâkî

Bâkî

bâkî bâkîde bâkir bâkirân bâkirân-ı behişt bâkire bakiye bâkîye bâkiyen bakka bakkal bakkal-hâne Bakkaliyye bakkam bakkar

(a.i.) bot. bakla. (a.h.i.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. (694-735). [mânâsı 1) geniş; 2) arslan; 3) göz damarı]. (a.i. bâki'nin c.) sürüp giden şeyler. sevabı sürüp giden şeyler. (a.s.c. bekaya) 1. artan, geri kalan, artık. 2. muz. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. ağlamaktan kalan eser. alınacak paranın geri kalan kısmı. medeniyeti, uygarlığı andıran kalıntı. eskiye bağlı, hayırsever, dindar kimse. kılıç artığı. kılıçtan kurtulanlar. meç. arta kalanlar. tas. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş, iyi iş. (a.s.) bakıyyeye ait, bakiye ile ilgili. jeol. kırıntı külte, fr. roche detritique. (a.i. beka'dan c. bevâki) 1. Tanrı. 2. s. daimî, kalıcı, (bkz: câvid, câvidânî, lâyemût, sermedî). 3. alttaraf. 4. zf. artık, artan, fazla, geri kalan; bundan başka. (a.h.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur; babasının adı Mehmed'dir. İstanbul'da doğmuştur. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ, Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır; bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir, (d. 1527 - ö. 1599). (a.s. bükâ'dan) ağlayan, (bkz: gir-yân). (f.i.) 1. yakut [kırmızı, sarı, eflâtun renklerindedir]. 2. (bkz: bâkend). (a.s.) eldeğnıemiş, işlenmemiş [toprak, orman v.b.]. (a.f.i. bakirin c.) bakireler, kızoğlan kızlar. cennet hurileri. (a.s.) kızoğlan kız. (bkz: dûşîze). (a. s. bâkî'nin müen.). (bkz. bakî ' (a.s.) ağlayan kadın, ("bakî" nin müen.]. (bkz. bakî U). (a.zf.) ağlayarak. (a. i.) 1. tahtabiti. 2. sivrisinek. (a.s.) 1. sebzeci. 2. pirinç, şeker, peynir, zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. (a.f.b.i.) bakkal dükkânı. (a. o. i.) 1. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. 2. bakkala verilen ücret. 3. büyük bakkal dükkânı. (a. i.) 1. kırmızı boya ağacı, (bkz: bekkem). 2. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. (a.i.) sığır çobanı, sığırtmaç.

bakl, bakla bakla-yı hamka, bakla-yı beyyine baklîn bakliyyât bakliyye Bâkure bâkûre bâkûret-ül-hayât ba'l bâl Güşâde-bâl bâl Fârig-ül-bâl Ferîh-ül-bâl Hâlis-ül-bâl Mâ-fi-l-bâl Münkesir-ül-bâl Müşevveş-ül-bâl Selîm-ül-bâl bâlâ bâlâ-yı bülend bâlâ-bülend bâlâ-bülendân bâlâ-dest bâlâ-destî bâlû-hân bâlâ-hâne bâlâ-hânî bâlâ-himmet bâlâ-kadd bâlâ keşîde bâlâ-nişîn bâlâ-pervâz bâlâ-pervâz-âne bâlâ-pûş balâr bâlâ-rev bâlâ-ter bâlâterîn bâlâ vü pest ba'le balgam

(a. i. c. bükül) 1. sebze, yeşillik. 2. yeşil kabuklu, iri taneli malûm sebze. semizotu semizotu. (a.i.) legümin. (a.i.) bot. baklagiller. (bkz. bakliyye). (a.i.) bot. baklagiller, (bkz: bakliyyât). ("ku" uzun okunur, a.i.) 1. sığır sürüsü. 2. s. faydayı, zararı ayıramayan sersem, budala. (a.s.) evvel yetişen; turfanda [yemiş]. gençlik. (a.i.) 1. kankocadan her biri. 2. "câhiliyyet" zamanına ait bir put; Güneş tanrısı. (f.i.) 1. kanat. kanadı açmış. 2. kol. (bkz: cenah). 3. boypos. 4. üst, yukarı, (bkz: bâlâ). (a.i.) 1. kalp, yürek, gönül; hatır. kaygısız. gönlü rahat. yüreği rahat, temiz. murat, istek. gücenik. niyeti bozuk. temiz yürekli. 2. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. (f.s.) 1. yüksek, yukarı, üst, yüce. 2. i. boy. 3. azat. 4. i. yedek atı uzun boy.. (f.b.s.) uzun boylu. (f.b.s. bâlâ-bülend'-in c.) uzun boylular. f.b.s.) eli üstün, galip. (f.b.i.) 1. el üstünlüğü, galibiyet. 2. zulüm. (f.b.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren, şişiren. (f.b.i.) evin en üstü, çatı, tavan arası. (f.b.i.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme, şişirme. (f.a.b.s.) himmeti yüksek olan. (f.a.b.s.) uzun boylu. (f.b.s.) boy atmış, uzun boylu. (f.b.s.) üstte, yukanda oturan. (f.b.s.) yüksekten uçan, meç. palavracı. (f.b.zf.) yüksekten konuşarak, atıp tutarak, palavra savurarak. (f.b.s.) üste giyilen şey. [palto, pardesü v.b. gibi]. (f.i.) kiremit altına konulan ince tahta, padavra tahtası. (f.b.s.) yüksekten giden. (f.b.s.) daha yüksek, pek yüksek. (f.b.s.) en yüksek. 1) üst-alt; 2. meç. gök ve yer. (a.i.) zevce, erkeğin karısı. (a.i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri, fr. phlegme.

balgamî bâl-güşâ bâlî Ebniye-i bâliye bâlîde bâliğ bâliğ, bâlûğ bâligân-mâ-belag bâlîn bâlîn-i istirâhat bâlîn-perest bâliş bâliş-çe bâliş-i çâr-mîn bâliş-i per bâliş-i zer bâl-şikeste bâlû bâlûa bâlûde bâlvâne bâlver bâlzen bâm bâm-ı bedî bâm-ı çeşm bâm-ı ferâh bâm-ı hadrâ bâm-ı Mesîh bâm-ı bülend bâm-ı nühüm bâm-ı refi' bâm-ı revâk-ı bedî' bâm-ı vesî bâm teli bâm-zemâne

bamdâd, bâmdâdân bâmdâdî bâme bâm-gâh bâm-geh -bân Bağ-bân

(a.s.) 1. balgamla ilgili olan; bünyede, balgam üstün olan. 2. meç. soğuk mizaçlı. (f.b.s.) kanat açan, uçan. (a.s.) koca, eski, köhne. köhne binalar. (f.s.) uzamış, büyümüş, gelişmiş, (bkz: bâlûde). (a.s.büluğ'dan) 1.bulûğa eren. (bkz. reşîd). 2. erişmiş, vâsıl olmuş, varan, yetişen. 3. i. yekûn, toplam. 4. son mertebeyi bulan. (f.i.) 1. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. bir kadeh şarap. (a.b.zf.) ziyadesiyle, ferah ferah, bol bol. (f.i.) yastık; koltuk. dinlenme yastığı, koltuğu. (f.b.s.) 1. uykucu, tembel, can besleyen. 2. i. hizmetçi. (f.i.) 1. yastık, yüz yastığı. (f.i.) küçük yastık, yastıkcık. deriden yapılan yastık. 2. nakit ; altın. kuştüyü yastık. sırmalı yastık. (f.b.s.) kanadı kmk. (f.i.) 1. ana baba bir kardeş; birader. 2. siğil.' (a.i.c. belâlı') su dökecek çukur, delikli taş. (f.s.) büyümüş boy atmış. (bkz. bâlîde). ' (f.i.) 1. dan kuşu, orak kuşu. 2. dağ kırlangıcı. (f.b.s.) kanatlı, uçabilen. (f.b.s.) "kanat vuran" uçan. (f.i.) 1. çatı, dam, kubbe. dokuzuncu gök. gözkapağı [üstteki]. "geniş, açık, çatı" gök. (yeşil çatı) gökyüzü. "Mesih'in göğü" dördüncü gök. [efsâneye göre,, Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. Isa, bu göğe çıkarılmış]. 1) yüksek çatı; 2) gök. meç. dokuzuncu felek. (yüksek çatı) dokuzuncu gök. (bkz: bâm-ı bedî', bâm-ı refî'). geniş çatı, gök. sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. "zamane çatısı" en aşağı dünyâ, birinci gök. 2. kanun, tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. (bkz. bemm). 3. borç. 4. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. (f.i. ve zf.) sabah, sabahleyin, seher vakti, seher vaktinde, tan yeri. (bkz. bükre). (f.i.) erken; seher vakti. (f.i.) l . uzun, sık ve kaba sakal. 2. s. gür sakallı. (f.i.) 1. seher vakti. 2. zf. seher vaktinde. (f.b.i.) . (bkz. bâm-gâh). (f.e.) ...ci. bağcı.

Nigeh-bân Pâs-bân bân bân bâne bânevâ bâng bâng-i nemâz bâng-i revârev bang-i rihlet bânî bânû bânû-yî maşrık Bânû-yi Mısır bânûc bâr bâr-i Hüdâ bâr-i dil bâr-i girân bâr-i intizâr bâr-i istihfâf bâr-i keder bâr-i mihnet Her bâr -bâr Âteş-bâr Şûle-bâr Hûn-bâr Eşk-bâr bârân Mevsim-i bârân bârân-dîde Gürk-i bârân-dîde bârânî bârân-rîz baras bâr-âver, bâr-ver bâr-ber bâr-berdâr bâr-dân bâr-dâr bâre bârec bârek-Allah bârende bâ-reng

gözcü. bekçi. (f.i.) dam, satıh. (a.i.) 1. sorgun ağacı, bey söğüdü. 2. meç. sevgilinin boyu. (f.i.) kasık. (f.s.) 1. mal, mülk sahibi, zengin. 2. meşhur, ünlü. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. (f.i.) ; ses, seda, haykırma. ezan. israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. ölüm sesi. (a.s. binâ'dan) bina eden, yapan, kuran, kurucu. (f.i.) 1. kadın, hâtûn, hanım. Güneş. 2. gelin. 3. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. Zelîha. (f.i.) salıncak. (f.i.) 1. Tanrı, Allah. Tanrı, 2. yük. gönül yükü, tasa, kaygı, elem, keder, gam. ağır yük. bekleme yükü. küçük görülme yükü. keder yükü. eziyet, elem yükü. 3. defa, kerre. her defa. (bkz: târe). 4. mey-va, yemiş. 5 . izin, müsâade. (f.e.) yağdıran, serpen, saçan, döken. ateş yağdıran. ışık saçan, serpen. kan döken. göz yaşı döken. (f.i.) yağmur. yağmur mevsimi. (f.b.s.) görmüş geçirmiş. eski kurt. (f.s.) 1. yağmurla ilgili. 2. yağmurdan koruyan, yağmurluk. (f.b.s.) 1. yağmur saçan. 2. yağmur döken, serpiştiren. (a.i.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (f.b.s.) l. mey vali, meyva veren. 2. faydalı, iyi netice veren. (f.b.i.) yük taşıyan, hamal. (f.b.s.) 1. yük kaldıran. 2. i. hamal. 3. sabırlı, tahammüllü. (f.b.i.) yük kabı [yol için]. (f.b.s.) 1. yüklü, yüklenmiş. 2. gebe. (f.i.) l. defa, kez. (bkz: târe). 2. kale, (bkz: bârû). 3. zülf. 4. at. (f.i.) bot. itüzümü. (a.n.) mübarek ola, Allah mübarek etsin!, hayırlı ve bereketli olsun! (f.s.) yağdıran, yağdırıcı. (bkz: bâr). (f.b.s.) renkli.

bâr-gâh, bâr-geh bâr-gâh-ı kibriyâ bâr-gîr bârhâ bâr-hâne Bâr-Hüdâ Bârî Avn-i bârî Feyz-i bârî bârî bari', bâria bârid Mâ-yi bârid Tavr-ı bârid bâridâne bârih bâriha bârik bârîk Fikr-i bârîk bârika bârika-yi hakîkat Bârika-yı Zafer bârika-nümâ bârik-bîn bârik-ter bârîsiyye bâriş Bârî-Teâlâ bâriyâ' bâriyy bâriyye bâriz bâr-keş bâr-mend bâr-nâme bârrî bâr-senc bârû bârûd bârûd-i siyâh bârûd-hâne bârûdî bâr-ver

(f.b.i.) girmek için izin almak lâzım gelen, girilebilecek yer, çadır, yüksek divan. Tanrı huzuru. (f.b.i.) 1. yük tutan, yük kaldıran. 2. beygir, at. (bkz: esb, feres). (f.zf.) zaman zaman; sık sık; defalarca. (f.b.i.) 1. yüklük. 2. yolcu eşyası indirilecek yer. (f.b.h.i.) 1. Cenabı Hak, Allah. 2. i. odacı. (a.h.i.) yaratan, yaratıcı. Tanrının yardımı. Tanrının feyzi, (bkz: halik). (f.e.) hiç olmazsa, bir kere; hâsılı, hülâsa. (a.s. berâat'ten) mükemmel, güzel; üstün. (a.s. berd'den. c. bevârid) soğuk. soğuk su. soğuk, çirkin davranış. (a.f.zf.) soğukça, soğuk-çasına. (a.i.c. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. (a.i.) 1. evvelki günün gecesi, dünkü gece. 2. dünkü gün. (a.s.) parıldayan. (f.s.) nâzik, dakik, ince. ince düşünce. (a.i.c. bevârik) ; şimşek, yıldırım parıltısı. hakîkat ışığı. Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. (a.f.b.i.) parlak. (f.b.s.) ince gören, bir şeyi iyice gözden geçiren, inceleyen. (f.b.s.) pek ince. () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. (f.i.) l yağmur, (bkz: baran). 2. sağanak. (a.b.h.i.) Allah, Tanrı. (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyy, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyy). (a.s. bürûz'dan) aşikar, meydanda, açık. (bkz: mütebâriz, hüveydâ, zahir). (f.s.) 1. yük taşıyan. 2. sabırlı, tahammüllü. (f.b.s.) yemiş veren, yemişli [ağaç], (bkz: bâr-ver]. (f.b.i.) eşya, yük pusulası. (a.i.) ince kumaştan örülen hasır. (f.b.s.) yük tartan, dirhem. (f.i.) kale duvarı, hisar burcu, sur; sığınak, siper. (f.i.) barut. güherçileden işlenen barut. (f.b.i.) I. barut imal edilen fabrika veya atölye. 2. barut konulan ve saklanan yer. (f.s.) koyu gri. (f.b.s.) 1. yemişli, yemişi olan. (bkz: bâr-mend). 2. meç. i. menfaat, fayda.

ba's ba's-ü ba'd-el-mevt ba's-i emvât basâir basal basala basala-i sîsâiyye bâ-sâmân basaliyye basar Hadîd-ül-basar Kuvvet-i basar basar-ı ayneynî basar-ı müzdevic basar-ül-hakk basâret basarî bâ-savâb basbasa bâsır bâsıra bâsıt bâsıt-ül-keff bâsıt-ür-rızk bâsıta basîta-i şemsiyye basî bâsia bâsia-i mahbûbe bâsik bâsika bâsil basîle bâsim basîr bâsire basîret

basîret-i kalb basîret-kâr basîret-kârâne basîret-kârî basît

(a.i.) 1. gönderme, gönderilme. 2. yeniden dirilme, diriltme. öldükten sonra dirilme. ölülerin dirilmesi. 3. peygamberlik. (a.i. basîret'in c.) ibretli görünüşler, deliller, ibretler. (a.i.) bot. soğan ve benzeri gibi kökler. (a.i.) hek. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. anat. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. (f.b.s.) 1. zengin, varlıklı. 2. düzgün, düzenli. (a.i.) bot. soğan. (a.i.c. ebsâr) 1. göz. 2. görme. gözü keskin. gözün iyi görmesi. psik. iki gözle görme, fr. vision binoculaire. hek. çift görme, iki gözle birden görme. Tann'nın algılayıcı gözü. göz açıklığı, inceden inceye etraflı, derin görüş. (a.s. basar'dan) görüşle ilgili olan. (a.zf.) doğrulukla, doğruca. (a.i.) 1. köpeğin yaltaklanması, kuyruğunu sallayıp sokulması. 2. dalkavukların nefret edilecek hâli. (a.s. basar'dan) gören, görücü. (a.i. basar'dan) 1. görmek kuvveti ve hassası, görüş, görme. 2. göz. (bkz: ayn, çeşm). (a.s. bast'dan) 1. yayan, yayıcı. (avuç açan) dilenci. Allah. 2. anat. bir uzvu uzatıp açan [adalel. (a.i.) biy. açan, fr.tenseur. astr. güneş saati, fr. cadran solaire. (a.i.c. busu') ter. (a.i.) çok kırmızı olan dudak. sevgilinin kırmızı dudağı. (a.s.) eli açık, cömert [adam]. (a.i.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. (a.s.) 1. kahraman, yiğit, cesur kimse. 2. haram şey. 3. fena, sert, kötü söz. 4. çirkin kimse. (a.i.) soğan çeşidi. (a.s. besm'den) güler yüzlü, şen adam. (bkz. bessâm). (a.s. basar'dan) görüp, anlayan. (f.i.) ekin. (a.i.) 1. önden görüş, seziş. 2. istanbul'da İ 869- 1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". gönül uyanıklığı. a f h ç) ; basiretli, önden gören, sezişli. (a.f.zf.) önden görene, sezene yakışacak surette. (a.b.i.) önden görmeklik. (a.s. bast'dan) 1. sâde, düz, arızasız, engelsiz. 2. açık, geniş, yayvan, yaygın. 3. sâde, yalın. 4. neşeli, şen, güleryüzlü. 5. i. aruz vezinlerinden biri. (bkz. aruz). 6. kolay, (bkz: asan, sehl).

basît-ül-vech basît-ül-yed bâsita basîte

güleryüzlü, güleç. eliaçık, cömert. (a.i.) uzak yer. (a.i.) 1. döşeme minder. 2. düz yer, arz. 3. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. bast (a.i.) 1. yayma, açma, uzun uzadıya anlatma, (bkz: ityân, serd). bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. Bu; abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Onun her şeyde tesîri olur; hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir, [mukabili kabz'dır]. bast-ı bisât halı, kilim, örtü gibi şeyleri sermek. bast-ı cevâb karşılık verme. bast-ı dâ'vâ dâva açma. bast-ı makal söz açma. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. 2. mat. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını, kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. 3. tas. rica hâli. [Kabule, rahmete, ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. bast-ı yed el uzatma, yerine getirme, üzerine alma, baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma, açıklama, ortaya koyma. bâstân (f.s.) 1. mazi, geçmiş, eski. 2. i. târih. bâstân-i bîbaka sonsuz târih, dünyâ. bâstân-şinâs (f.b.s.) târih, geçmiş zaman. bâsûr (a.i.c. bevâsîr) ; hek. mayasıl; kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme, fr. hemorro'ides. bâsûrî (a.s.) basurla ilgili. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. bâş (f.n.) olsun, ola. bâşak (a.i.) zool. bir cins küçük atmaca. bâşâm (f.i.) perde, örtü. bâşâme, bâşûme (f.i.) kadınların örtündükleri yaşmak, bürümcük, tülbent, başörtüsü, namaz bezi. bâşe (f.i.) atmaca [kuş]. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. bâşed (f.e.) olur, ola. Gah bâşed, gâh ne-bâşed kâh olur, kâh olmaz. bâşeng (f.i.) 1. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. 2. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bâşgûn, bâşgûne (f.s.) 1. ters, başaşağı. 2. şom, uğursuz, (bkz. bâzgûn, bâzgûne, vâjgûn, vâjgûne). bâşir (a.s.) 1. müjdeci. 2. güler, mesut, mutlu.

muz.c.) patrikler.i. avarelik. bevâtir) keskin kılıç. (a. beyhude. (a. 3. çakıl taşlı büyük dere. (bkz: bürrân).i. hafıza. (a.zf. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili].i.c. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere. batş'dan) sertlikle. 2.i. yavaş olan. ağırlık. (a. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz. (a. büyük karınlı. (f.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar.i. yalan.b. (a. hareketi.) dahilî.i. (a.) yavaşlık. vehm. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur]. (a. ebtân) 1. 4. hazmı güç. içteki.s. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki. (a. (a. batâet'den) yavaş. 2. bitâh) 1. oburluk. (a. (a.i.c.s. karın.) 1. (a.) turna kuşu. bevâtın) 1.) tef. Mek-ke-i Mükerreme. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. fels. (a. butun. gizli. sofiler.bar gibi maddelerden yapılır. ilâhî sırra ermiş bulunanlar. (a.) 1.i. 2. iç yüz. (a.i.) içki sürahisi. (a. görünmeyen nesne.i.f. ebtine) çukur. (a.) zengin [adam].s.s. ağır hareketli.bâş-pâre bat batâet Batâlese batâlet batânet batar batarika batbata bâtere bathâ' bâtıl bâtıl i'tikad batın bâtın Ehl-i bâtın Havâss-ı bâtına bâtınen bâtınî bâtıniyye bâtıye batî batî-ül-hareke batî-ül-hazm batî-ül-mizâc Batîh batîha bâtik batîn batîr bâtir bâtir bâtire batîş batn (t. davranışı ağır. (a. cesaret. ağır davranma.i. kahramanlık. 2. [fagot. (bkz: batn). (a. iç. 4. çürük. 2.i. (bkz: batın).c.s.i. (bkz.) 1. butlân'dan) boş. batâyih) sazlı. boynuz. h. (a.) 1. (f. büyük kannhhk. hayâl.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın. 2. dağ arasındaki dere. (a. kamışlı dere. (bkz: dâire). boş inanç.). çok sevinme.i. i.c.c.) 1.) nalbant.) 1. içyüzdeki. uzak yer.i.i. 2. S. (a. (a. (a. kehli. içinden olarak.) dâhilen.) keskin [kılıç]. sindirimi ağır.i. batrik'in c. . 3.i. nısfiye ve girift'lerde. kuytu yer. Tanrı.i. 2. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler. tabiatı.s. çok yiyicilik. bütün). 2. ney.s. baş parçası. huyu ağır. "hissi müşterek. batt).s.i. (a. kazın suya dalışı.) keskin. kibirlenme 3. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil. kazın ötmesi. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. soy.c. içyüzünde. ebtân. (bkz: tîg-i bürrân). (a. nesil. şiddetle hareket eden.i. Hasan Sabbah'ın tarikatı. 6.c. haksızlık etme. işsizlik.

) zarurî. (a. nesilden nesile. tekrar.) lüzumlu. büyük karın.i. 2.i.s. katı. sövüp sayma. canbaz. beyn'den) aralayıcı. beyzâ'dan) yumurtlayan. 7.) sürülmemiş. (a.i. (a. 3. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. yumurtlayıcı. (a.i.) muz. kahraman. bauz bâver bayâtî bâ-vücûd-ki bâyeste bay-gân bâyız bâyi bâyiiyye bâyin Talâk-ı bayin bâyir bâyiste bâyiste-i hestî baykar baykara bayrak bayrak-dâr Bayrâmiyye baytâr baytara baytarî bayzar bâz bâz Ser-bâz Âteş-bâz Cân-bâz Kumar-bâz bâz-ül-Eşheb soydan soya.i. kaz şeklindeki sürahi. 6.) karına mensup. (bkz: alem-dâr. şahin.i. 13. (a. s. 11. (o. sağlam.) baytarlıkla. sövme. malı çok olma. Hz. gerisin geriye.) 1.s.) sivrisinek.i.) l.) bayrak taşıyan. s. (f. canı ile oynayan. böbürlene böbürlene salınarak yürüme. 2. oynatıcı. (a. (f. 2. tasdik.a. kuşaktan kuşağa. su kabı.i. (a.b. 2.) bekçi. açık. 4. dönük. ateşle oynayan. yan taraf. işe yaramaz. batâlet'den) 1.s. Cenâbı Hak. yeniden. bey'den) satan. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba. boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk. bununla beraber. 2.i. açılmamış.) 1. (bkz: maa-hazâ). s. tekrar. ham toprak. (f. (f. [müen. satıcı.) bayrak.i. (a. 4. 3. karış. veterinerlikle ilgili.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. (bkz: beyâtî). (a. (a. . asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat. sen. şarap.s. cesur.b. 12. geri. (f. 10. rahmin başlangıcındaki et parçası. 2. sel uğrağı.) çulha.s. pek doğru. hantal. (bkz: bazr). 3.s. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir].i. pek büyük. 9. dilcik.s.) böyle iken. şehbaz. işsiz. (a. başı açık.s. (a.b. 8. fr. acrobate.i. 2. hayvan hekimliği. asrın sonlanyla XV.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim. oynayan. karınla ilgili. helak olma. doğan [kuş].s. (a. (a.batnen ba'de batnın batn-ı kebîr batnî batş batt battâl battâliyye battâniyye Baûza. (a. (a. haraç. mahvolma. gerekli. yine.i. lâzım.i. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü.s. (-i-) zor veşiddetle yakalayış.) 1. bez ve kumaş dokuyan. (f. (a. (bkz: alem).) baytarlık. kaz. ayırma. (a. sancak-dâr). geri. inanma. veteriner. (f. 5. gerekli. fark etme.i. "baytariyye"]. kumar oynayan. kumarcı.) 1. ayırıcı.i. sertlikle tutuş.) hayvan hekimi. (f.zf.s.) 1. (f. bir kulaç boyu. iniş. koruyucu. sancak.

bir miktar.zf.) 1.) 1. vukuf-ı adedî.zf.b.b.) hek. (a. yüksek. (f. (a. bütün çarşı. vu-kuf-ı zamânî. (a.b. (f. .s. dansöz. yâd-dâşt. güç. (f. eğlence yeri.) pazarla ilgili.b. çöküş. kuvvet ve istidat. 2.) geveze. (a.b. pazar. yâdkird. anlayışlı. oyunculuk. tekrar.i.) birazı.s.zf. oyuncak.) 1.b. halvet der encümen. avcı. (f. 2. bir takım. köçek. gerileme.) oynayan. 2. kabiliyetsiz.i. kuşçubaşı.s. (f. geri kalmış.b. şom. ekici. (f-b.b. 2.) 1. 2.b.i. bezirgan. bâşgûne). bir kısım. meç. (f.i.i.s. bezl'den) bol bol veren.) geri dönme. derisi kesilmek üzere olan yara.) 1.b. oyun. alışveriş. nigâh-daşt. 2. bir kısmı. pazar yeri. dedikoducu. dilcik. ters.s. (a.) pazar yeri. (f.s. geri. eğlence. s.) 1. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. 1. 2. bir kaç.) zekî.i.) vakit vakit. (f.) kadınk nişânesindeki fazla et.) insandaki ayırdetme kuvveti.i. çarşı. vukuf-ı kalbî'dir]. zayıf ahlâklı kadın. 3. tacir. (f.i.i.i.b.bi) oyun. (f.b. eğlence (f.i. durmuş.b.i.) kuşçuluk. (bkz.) doğancı.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler.s. yüce. (f. eğlence. ağzıbozuk. boşboğaz.s. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad. (f.) küçük doğan [kuş]. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi. kuşçu.) şen.a. lâtîfeci kimse. (f. [diğerleri hoş derdem. pazarda alınıp satılan. 3. pazı. 2.) oyun oynayan. kimi. (f.i.) tüccarlık.) 1. eken. çengilik.b. (f. (f.s.i. (a. (f.) oyun yeri. (f. yüksek dağlar. uğursuz.i. parçası.) yüce. (a. (bkz: sûk-ı Ukâz).) oyun. dağıtan. bâzgûne bâzgüşâ bâz-hâne ba'zı bâzıa bâzıh Cibâl-i bâzıha bâzık bâzî bâzî bâzîçe bâyî-gâh bâzî-gede bâzî-ger bâzî-gerî bâzî-gûş bâzî-hâne bâzil bâzir bâz-keşt bâzmânde bâz-nâme bâz-pes bazr bâzû (a. istihfaf eden.) bir şeyin küçük kısmı. yeniden.i. beğenmeyen. ara-sıra. çarşı. 3. kuşçu. sefer der vatan. oyun yeri.i. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı.s.i.b. rakseden.s. (a. (f. başaşağı. (f. 1. eğlence yeri.b.) Nakşî tâbirlerin-dendir.ba'z ba'zân bâzâr Şâhid-i bâzâr bâzâr-ı âlem bâzâr-ı Ukâz bâzâr-gâh bâzârî bâz-bân bâzbe-hazîne bâz-dâr bâzek bâzende bâzende-zebân bâzergân bâzergânî bâz-geşt bâzgûn. kafasız. (a.i. küfürbaz.b. pişmanlık.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. 2. pazar. çengi. oynayıcı. 2. (f. (f.) köçeklik.) doğancı. nazar ber kadem.i. (f. geveze.

azgın bir canavarmış. (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. çok aşın. iyi ve kötü. yalnız. kelimelere -e hâlini verir. (a. 5) yakut.b. psittacisme. kediye benzer. 2. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır. son derece. 2. (f.) fels. Allah'ın hükmünce. avurt. 2. yürüyüşü. beçegân) insan veya hayvan yavrusu. (f. tuhaflık. 3. (a. (a. hakkı için. gerçek.i. gençlerin tarzı. yolu.s. bebir bec becâ' Ayn-i becâ' becâ becâ-nâ-becâ becâyiş becbece becce-i kûy bece becel becidd becîl becîr becrâ' beççe. cidden.) 1. elele.) birçok. (bkz: beçe-i hurşîd). iri göz. gösterişli. (a. uygun. kanunu koyana göre. i.) tarz. göbeği çıkık [kadın].s. itibarlı.b. ağzın içi. fr. bol.i.) çocuk avutmak için yapılan gürültü.i. şaşma. (a.) dudu. 4) ateş. şişman. yüksek [yer. 4. 2. uygun ve uygunsuz.c. zâlim.) sivilce. su ve şarap sızıntısı. huk. [eski lûgat çiler. 2.s. 2. (f. arslanın bile korktuğu. Allah hakkı için. (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. (bkz: pebga). bebbân bebbân-ı şübbân bebga bebgaiyye bebr. (kanlı yavru) acı gözyaşları. yakaya doğru.) yerinde. beçe beççe-i nev beçe-i hor beçe-i hûnîn beçe-i hûrşîd beçe-i tâvus-ı ulvî (f.) değişme. üstü yol yol tüylü. (a. (a.zf. (f.i.) 1. büyük. (bkz: bühtan). iftira. omuzda. nüfuzlu. 2) Ay. gerçekten. ciddî. kadı kararıyla. papağanlık. müdahaleci. üslûp.i. karaca.s.s.) 1. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler]. arpacık [çıban]. papağan. yalan. (bkz: veled-i gayr-i meşru). yerli ve yersiz. gündüz. kaderin hükmüyle. geniş. (a. -e kadar mânâsını verir sabaha kadar.) eski kitaplara göre.) kolbağı.i. tepe]. z f.e. 3. (f.i. geniş.) "uzun kollu" 1.s.) 1. (f. hokkabazlık.i. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur. muhterem kimse. sözü geçer. pazvant (pazıbent). geyik. yeni doğmuş çocuk veya hayvan.bâzû-bend bâzû-dirâz -be dest-be-dest Tâ-besabâh be-ceyb be-der be-dûş be-gâyet be-hakkı be hakkı Hudâ be-hod be-hem-zede be-hükm-i kader be-hükm-i kadî be-hükm-i li-llâh be-kavl-i şârî' bebân. (a. karşılıklı yer değiştirme.) 1.) 1. (a. dışarı.) 1. 2. (f. yol. 2.i. (f. gayet büyük. kendi başına.i. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden.i. (bkz: behem-zede). .

(f.f. bedîa'nın c.) bir çeşit kesici âlet. savaşacak akran. düşünmeksizin. bahtı kara. bedân) 1. (a. güzellikten anlayan. pay.) yıldızı. (f.) 1.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse].s. hisse.beçe-bâz beçedân beçe-dâr beçe-gân beçegân-ı dîde beçek bed bed bed'-i besmele bedâat bedâd bed-âgaz bed-ahd bedâhe. 2. sanatçı. mükemmel ve yeni şeyler. fenalar.) 1. (a. nasip. (bkz.a. (f.) eşi ve benzeri olmayan güzel.a. kelime güzellikleri. 3.i. fr. fr. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi.) mübadele. çocuğu.b.b. semizlik (a. (f. (f. hâmile.i. kötülük.s.s. 2.a.) bahtsız. ed.s.b. (f. i. gebe.s.i. evidence. mânâ güzellikleri. (f. değişme. dölyatağı. eserlerin güzelleri. (a. aslı fena (f.zf. (f. apaçıklık. f. pessimiste.b. (a. kötümser. 2.b. "fena" mânâsına c. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme.i.s.i.b.i. kulampara.s. yaramazlar. küçük silâh. (a. yürüklük.) yavrular.i. (f.) 1. mant. (a.) güzelligi takdir eden. 2.i.) başlama. başlayış. (a.b.b.) 1.) sermâyeler. (a. şarap. yenilik.zf. (f.i. yaramaz. (a.s. yavrusu olan.b.b. f. (f.i.) güzel sözler. (f. bedâhet bedâheten bed-ahlâk Bedahş bedahş-i muzâb bed-ahter bed-âhû bedâih bedâih-ül-ukul bedâl bed-amel bed-âmûz bedân bed'an bed-asl bed-âvâz Bedânet Bedâvet bedâvî bedâyi' bedâyi'-i âsâr bedâyî'-i lâfzıyye bedâyi'-i ma'neviyye bedâyi' bedâyi-i âşinâ bed-âyin bedâyi'-pesend bedâyi'-şinâs bedâyi'-perver bed-baht bed-bîn (f.) geleneği.s.) huyu. (f.) Bedahşan yakutu. ansızın. 2. onunla (a.) soyu kötü. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. fenalık öğreten.s.)sanatkâr. anamallar.b.s. güzellik. değiştirme.i.) ahdinde durmayan. gözyaşları.i.a. fena.) bedülik.s.b.) 1.) bedeviler.s.) "çocukla oynayan" gulâmpâre. göçebelik. göçebeler.) işi ve hareketi fena olan. talihsiz. z f. şekil.) rahim. kara bahtlı. bi-1-bedâhe). (f. (f.f. karakteri bozuk. (f.) birdenbire.).b. bed'in c. (f. bedevî'nin c. tar. akıllıca söylenen sözler. semiz olma. (a. trampa. (f. fırka.f.i.) yağlı. . ilkönce. çocuklar. çölde yaşayanlar. i.) fena sesli.s.b.) fena gören. (a.) başlangıcı kötü.i. bedevîlik. 3.s. kötü bir şekilde başlanmış. bedîh'in c.) başlangıçta. (a.s. ed. göreneği ve âyini kötü olan.s. (a.s.b. ilkin.) güzellik tanıyan. çirkin. talihi kötü olan [kimse]. fenalık öğrenmiş.b. bedî'. beççe ve beçe'nin c.b. (a.i. çirkinler. çöl. (bkz: bedûat). (bkz: bedâyi'-âşinâ) (a.i.s. 2.) 1.a. bidâa'nın c. 2 . vefasız.

.zf. vücutla ilgili. çarpık.b.s. (a.) fena yapılı.kaba [kimse]. (bkz: bidde).) yerine. hasetçi.) fena kokulu.b. 3. ilenç. güç. terbiyesiz. Buğdan beyleriyle Dobra. karşı.c. (f. (bkz: ivaz). (a. kötümserlik.b.) bakkal. aşk. tar.) nezaketsiz.zf. (a.a. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil. ebdân) gövde. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. huk. bed-çihre). budun) kurbanlık deve.b.c.b. (a. askerlik bedeli.s. vücut. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. (f. [büyük memurlar giyerdi].b.) hiçbir şeyi beğenmeyen. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para.) yüreksiz. kötümserce. (f.bed-bînâne bed-bînî bed-bû bed-bûd bed-bûk bed-cins bed-çehre bed-çeşm bed-çihre beddâl bedde bed-dil bed-dimağ bed-dua bed-edâ bedel bedel-i askerî bedel-i cizye bedel-i hâss bedel mâ-yetehallel bedel-i misl bedel-i nakdî bedel-i öşr bedel-i rakabe bedel-i tımâr bedel-i zeâmet bedelen beden bed'en bed-encâm bed-endâm bed-endîş bedene bedenen bedenî.) biçimsiz.b.c.b.s. Terbiye-i bedeniyye (a. (a. (bkz. kambur. korkak. tar.b.i. tar.i.s. her şeyi fena gören adama yakışacak surette. 2. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. karşılık. f a h y) .) bedene mensup.a. ( (f.s.zf. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi. ten. ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel. tar. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık.i.). (f. [büyük memurlar giyerdi]. cisim. sonu kötü. (f. beden ile. huk.b. cinsi bozuk.a. vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler.) kötülük düşünen.) takat.b.) çirkin yüzlü.a.i. Has yerine hazîneden verilen para.) inkisar.i.s.s.s. (a. (f.i.i. (f.s. (f.zf.f. karşılığında. inatçı.s. (a. 2.) fena görürlük.) samur kaplı bir nevi ceket.s.b.) hâin. (f.b.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket.s.) nazarı değen. korkak.). başkasının adına ve masraf lyla hacca giden. vücutça.s.b. mukabilinde. zeamet. (a. bed'an). (f. (f.s. bedeniyye beden-kâr beden-nûr (f. (f. tımar sahiplerinin haklarını. (f. (a.b. yâni emsaline uygun peşin para. askere gitmemek için verilen para.) '. (a. bedelât) 1.) 1. derman. şahsen. kokan.i. (bkz.b.) kaprisli.

s. ed. soysuz. huylan kötü. i.b. (bkz.i.) şan ve şerefi büyük olan.) l.) içi. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey.(f.s.s. tabiatı fena. bed-hisâl (f.b.b.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat.zf.b.) meşhur. (f.s.i.s.t.f.b.) 1. gün gibi aşikâr hakikat. bedevî (a. Bedevî (a.b. 2.s. kötü huylu. sonu fena. i.i. başlangıç. söylemeye alışık bulunan kimse. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak. mükemmel bir şeyi icâdeden. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı. 2.) her şeyden şüphe eden. bedîdâr (f. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime.i.s. bedîhe-gû (f. bed'etmek (a.b.) ilk başta. tar. kötü huy.zf. 2.s. bedîa (a. şüpheci. 2.) dışarı.b.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim. bed-fercâm (f.b. bedâyi') 1.a. garip. görünür. estetik.b. bedîhî (a. akla kendiliğinden gelen. göçebelik.s. birdenbire söylenen güzel söz.) hasletleri. delilsiz.s.a.b.b.) yaptığı işler kötü olan. i. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin. bed'et (a. açık olan.) çölde yaşayanlara uygun bir surette.s.) hâli kötü. bed-hâh (f. besbelli.) her işin fenalığını isteyen. bed-hâl (f. bed-fiâl (f. bed-gümân (f.) âkibeti.) cevheri fena. bed-gû (f. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan. fr.s.) aleyhte bulunan münafık. Seyyit Ali'nin oğludur. 3.) 1.b. açık. düşkün.s. kapıya çıkma.) bedevîlik.) 1. bed-gevher (f. bed-güher [gevher] (f.b. bed-kâr). bedîhe (a.i. 2.) başlamak. âşkâr. bedîd. mayası bozuk. i.i. bedîhî'nin c.i. bed-hu[y] (f. meydanda.) bedîhe. (bkz. yeni.f. çölde yaşayan. hüveydâ). bedi' (a.c. güzel söz söyleyen. eşsiz ve görülüp işitilmemiş. bedestân (f.zf. bed'eten (a.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler.i. mayası bozuk. bedîa-zâr (a. (bkz: be-ziztân).s.s. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü. bedevîyâne (a. eşi ve benzeri olmayan. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi. 2. bed-fermâ (f. onun babası Seyyit Mehmed.b. bedîhiyyât) 1.). septik. bedeviyyet (a. göçebe. bedîa-i hayâliyye ülkü.) 1. bed-girdâr (f. düşünmeden.s.) kötülük.m. dedikoducu.c.) güzellik yeri. bed-hâhâne (f.s. fenalık isteyene yakışacak surette.s. 2.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden. huysuz. ideal.b. kadın adı. bedîh (a.) başlangıç.a.i. bedîhiyyât be-der be-dergâh .b.

hoş. işi.i. çirkin suratlı. bir şeyin karşılığı. (f. kötü damarlı [insan ve hayvan].) 1.b. (f. 2. âsî. sarhoşluğu kötü.s. sert başlı at. (a.i. (f. ed.s. sütü bozuk.) hareketi.s.s. (bkz: bedri). aslı fena. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. kademsiz.s.a.) soysuz. (f.s.) açıkla. süslü.) kötü huylu. (a.b.s. delil. (a. (f. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi]. (f. (f. ayın ondördü.b.) 1. (bkz: ivaz). (f. güçbeğenir. Ahmediyye. bedevi.i.b. kötü sarhoşluk. 2. (a. bayağı [kimse].) ayağı uğursuz.) kötü bakışlı. (a.s. içi altın dolu kese.s. 2.) iyilik etmeyen. işleri kötü idare eden. serkeş.bedîhiyyet bediî bedîî kırâat bedîiyyât bedîl bed-kadem bed-kâr bed-legâm bed-lika bed-maâş bed-mâye bed-meniş bed-mest bed-mestî bed-mihr bed-nâm bed-nesl bed-nigâh bed-nihâd bed-nijad bed-pesend bed-peymân Bedr bedr bedr-i bülend bedr-i kâmil bedr-i münîr bedr ü kemâl bed-râh bed-râm bed-rân bed-rây bedre bed-reftâr bed-reg bedreka bed-reng bedri bedriyye Bedriyye (a. kötülüğü beğenen. Kemâliyye. kendini bilmeyecek derecede sarhoş. kötü tabîath.s.) yol gösteren. bedri).h. söz dinlemeyen "kimse. (f. (f. (f. (bkz: bedre2). bider) 1.b. (f.s. (a.b.s. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma. içi altın dolu kese.b. 2.i.b. gidişatı fena olan. dolunay.) aslı. (f.b.) kötü yüzlü. kötülüğü metheden. [bedri kelimesinin müen.b. (f. 3. 2. (bkz. (f. koyu arasındaki kirli bir renk.) aslı kötü. güzellik.s.]. sözünün eri olmayan. . yakışıklı. fena sarhoş. (f. kötü olan.) 1.) işi. 2. bu savaşa "Bedir Gazası" denir.s. (bkz. insaniyetsiz. çapkın [kadın]. çöl adamı.b.) rezil. ilm-i bedâyi').s. aslı bozuk.s. (f.b.s.b. (f. hareketi kötü.b.i. kuzu. bir yazı stili. açık olma. i.) yaşayışı davranışı iyi olmayan.) "gem almaz.b.) bedîhî olma. Bahâiyye. erkek adı.b. parlak dolunay. i.b.s. müşkülpesent.b.) andında.i.s. lâtif.) Hz. soyu bozuk. (f. (f.s.b.) 1. i. (f.) kötü düşünceli. fena tanınmış.s. rezil. huysuz. h.b. sözünde durmayan.) bedmestlik. (f. besbeüilik. (a.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye.s.a. ayın ondördüncü gecesi.) ayın on dördüncü gecesi. 2.s.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup.a.) kötü adlı. (f.) 1.) estetik. zf.) fena yola sapan. bezreka). güzel.) 1.i. serkeş at"l. kılavuz. soysuz. 2.b. dâima.a.i.b. i.) 1. kadın adı. 2.c. Necîbiyye'dir].s. (f.) soysuz. adı kötüye çıkmış.) 1. (bkz.b. (f. hareketi fena. (f. orospu.s.i. (a. 3. oğlak derisi. 2.

e. herkes hakkında kötü söyleyen.i. (bkz. değersiz kuşlar arasında adı geçer]. Kemâliyye. (a. a. (f. 2.) yaratılışı.) talihi kötü. karga.) daha kötü. (f. esenleme. Zeyniyye. (f.) fena düşünceli. bayağı adam. (f. .b. tavrı.) azamet. soyu bozuk. yuva.i. folluk. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar. abası omuzunda.s. a. yürük at ve katır. (f. (bkz. (a. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2. Necîbiyye'dir].8) sayılan da kullanılır. bidrûdj.4. ("ga" uzun okunur.i.). omuz omuza.a. (bkz. tasa. gidişi kötü.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık. tezgâha mahsus ağaç tarak. son derecede. lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî. kefterî). Ahmediyye. ağzı bozuk.i. (f. iç sıkıntısı.) tavrı.a.s. (bkz.b.) hâli.b. ahlâksız. yüreksiz. tabiatı fena olan.i.a. bedâat). bagsân) 1.s. ağzı pis.i. çok kötü. (bkz: atş). (f. (a.6. (f.) tabiatı.s.a.i. kartal. (a.) omuza.i.bedrûd bed-sigâl bed-sîret bed-sirişt bed-sûret bed-şükûn bed-tâli' bed-tedbîr bed-ter bed-tıynet bedûat bedûh be-dûş Abâ-be-dûş Dûş-be-dûş bed-üslûb bed-zebân bed-zehre befm befş beft beftere befterî beganûş begas begayâ begayet begend beğnek Begter behâcet behâim be-hakkı be-hakkı Hudâ Behâiyye behak behâmîn behas behatt (f. bigas.b. (f-i-) bahar mevsimi. pek ziyâde. behîme).) 1.b. (f.i) susama.) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri.a. (a.s.i. âşyân).i.) eskiden kullanılan zırhlı elbise.) korkak. (f. (f.i. (f.s. 2.i. (f. aşın.b.s. [kelime "befem" şeklinde de kullanılır].s.s.a. (bkz. (f. (a.b. talihsiz.) 1. (f. biçimi kötü. (bkz: şûr-baht). 2. debdebe.b. bed-sîret).s. (bkz.b.i.) eşkin.) güzellik.i. esenlik.) kötü huylu.c.) sık dişli çulha tarağı. yaradılışı kötü (f.) keder. niyeti bozuk.c.) veda. [öteki şubeleri Bed-riyye.) fena istekli. (f.) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş. (a.1.) askerlikte keşif kolu takımı. ("ga" uzun okunur. beter. omuzda.b. (f. (f.a.i. serseri.b. (f. . güdük [hayvan]. (a.) kuyruğu kesik. bügas). süt lapası.) hakkı için.) pek çok. ("ga" uzun okunur. güzel yüzlü oluş.i.s.s. (bkz.).s.z.) uğursuz. (a. (bkz: behek). (f.i.) sütlâç.zf. ödlek. (f. kötü dil. kümes. (bkz: zer-beft).) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime. Allah hakkı için.b. f.i.).

erkeğin memeleri büyük olma. 3. güzel idare.i. (bkz. güleryüzlü [adam].s.i. (a.behbûd behc behcet behdel behek behem behem-ber-âmden be-heme-hâl behem-zede beher be-her-hâl beher-mâh behet behhâs behîc behîce behîle behîm behîme Behîmî behîmiyyet behîr behîre behişt behişt-i dünyâ behişt-i gümgeşt behişt-âşiyân behişt-hırâm behiştî behiştî-rû behişt-nişîn behişt-sîmâ behişt-zâr behîte behiyye. behak). (a. elbette.i. . (f. fırdevs). hayır ve iyilik seven. sütlâç. sağlık. güzel hediye.i. güzellik.s.s.) 1.) 1. (f. hebetude. Şam ovası. mutlaka. (bkz: adn. 2. (a. (a.i.s. (f. (bkz. yalan söz. (f. nasıl olursa olsun.b. (a. fr. 2.) keyfi her zaman yerinde olan [adam]. her biri. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam]. (bkz: bâhem).s. güleryüzlü [kadın].b.) cennete gitmiş. hayvanı. topluluğu bozmuş. behâyim) dört ayaklı hayvan.zf. 2. behâim.) 1.) narin. (bkz: behkene). sırtlan yavrusu.i.b. (bkz. (f. (f. bir işi çabuk görme ve tutma. (a.) huri gibi güzel yüzlü. bahhâs).). (f.) toplu.i.zf. (a.i.b. (a. birikmek.) 1.s. pürüzsüz ses. 2. (a. 2. cennetlik.) kaybolmuş cennet. (f.i.s.) l.b. behcet'den) şen. her bir. behkele).) meskeni' cennette olan (= merhum).s. az su. s. Basra civan v. az şey.) 1.). (f.s. (a. (a.). alacasız hayvan.i. (a. (f.).i. erkek adı. uçmak. kadın adı.b. (f.) iyilik.) her halde.) güzel ve gösterişli genç [erkek]. birarada.a. (a.) cennet gibi güzel yüzlü.a. (f.zf. mutlaka. (a. düz siyah şey.s.) emir ve işte çabukluk.) cennet.i.b. hep bir yerde. şirinlik. 2. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir]. (a. sıhhat.a. hayvanlık hâli. sevinç. şen. (f. ince ve güzel vücutlu kız. 2. (bkz.) her ay.s.) her halde. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam]. (f. 2.i.) her.) iftira. güleryüzlülük. lanet.b. dik.i. behî Hediyye-i behiyye idâre-i behiyye behkele behken behkene behkeşe behl (f.c. (bkz: behîle).s.b. bihişt. toplanmak. (f. (a. (a. hayvanlık. meç. soyu temiz [kadın].) behişte mensup.b. nefret. (a.s. güzel.s.) 1. sevgili.) cennet gibi yer. hep bir yere. behîre). Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. kızmak.s.s.m. (a.i. (f.i. müteessir olmak.) cennette oturan.) hayvana mensup. güzel.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın]. (f. (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi. behâ'dan) güzel.s.) cemiyeti dağıtmış. 2.) 1.

çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı. saç ve sakalı kına ile boyama.s. (f.zf.c. pay-hhk. 2. iş. (f.behle behlel behlûl Behlûl behmân behmâr behme behmen Behmen beh-nâme behnân behnâne behnâne behne behneke behnes behr behrâ behrâm behrâme behrâmec behrâmen behrâm-tel behre behre-ber behre-berî behrec behre-dâr behre-dârî behrek behrem behremân. 3.) 1. miskab).h.) behremendlik.) 1.i. (a.i. 3. (f. (a. boş.) yumuşak [yer]. (bkz: behrâmec). 2. 2.s.) asfur çiçeği.i.) burgu.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup. 2. 2. yaralardan gelen irin. iyi huylu ve dâima gülen kadın. pay. kavrayışlı. bihâmât) 1. asfur çiçeği. (bkz.s.b. ondan dolayı. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru .h.b. iyi huylu ve dâima gülen adam. (f. bühlûl). Hindlileriıı ibâdeti. güler yüzlü. hisseli. (a. ümidin boşa çıkması.s. (a.) 1.) 1.zf.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare.) şerik. fazla.s.) hisse.) 1.i.) 1. filanca. anlayışlı. bihâm . beyaz pide. (f. bühüm. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı.) abes.i. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş. (a. çok gülen. c. yeşil elbise. işe yaramaz şey. bâh-nâme). 2.güleç. 4.) 1.b.i.) 1. boşuna. (bkz: behre-dâr). (a. paylı.i. 2.s. filan. (bkz: bâhmân).s.s. nasip. kadın adı.i. arzuya bırakılmış şey.) şeriklik. eksik veya ayan bozuk para.i. i.i. kırmızı gül. (f. Acem pehlivanlarından birinin adı. (f. 2. (bkz: behrâmen). (f. erkek adı.) çok ziyâde. faydasız.) 1. 3.) 1. (bkz.b. kaba. kırmızı gül.) behrelilik. kuzu. 2. oğlak.) .i. beyhude.i.) sakîl. (f-i-) (bkz: behrâmen). (bkz. (a. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. çok gülücü. bot. (a.i. 2. (a.i.) behreli. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur. delice hareketleriyle meşhur olmuştu. 3.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. 4. 3.i. felâket. c. (f. kadınların kullandıkları allık. behremen behreme behreme behremend behre-mendî (f. (a.s. 3.i.) 1. (a. (f. mesafe.b.i. maymun. bir nevi kırmızı yakut.) behreli.) şişmanca ve vücudu güzel kadın. 2. hayır sahibi. tedbirli. bâtıl.i. her renkte olan leylâk çiçeği. (f. (f. ortaklık. güler yüzlü. (f.) onun için. [doğrusu pehnâne'dir].b. (f. Merih yıldızı. (f. 2. (a. çirkin [adam]. kırmızı düzgün. (bkz: bühme). buzağı. 2.) kalın kuşçu eldiveni.i. uzaklık.i. (a. (bkz: behre-mend). 2. 3. (f. keçi otu. çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür].i.s. hisseli. 1. (bkz: nıatkab. (f. bühlel).b. zekî. kısmet. ortak. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot.) l. behrelilik. . (f. (f.

(f. 3.) erkek görmemiş kızın hâli. pejmürde. az şey.s. dökük.i.h. yırtık. (f.) 1.f. a.) hükmünce. yer altında hayvan ağılı. (bkz.b. pesmet. ahras. genç. (bkz: küfv. muâdil). (a. hayranlık.behrever behre-yâb behs behsûs beht behte uğramak behtere Behûriyye-i halvetiyye behût be-hükm behv behv.i. yiğit [adam]. içkiye düşkün adam.i.) dediğine göre. (bkz. köşk. boğazdan mideye kadar olan aralık.s.zf. cumba. peksimet.i.i. ? . 2. erken. (f.i. (a.i. ermek. (a. 3. (a. (a. (a. (a. (f.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri. sofa. [bu iki mânâdaki c.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. misafir odası.i.b.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire]. 5. kızlık. s. (f.s.) hisse ve nasîbi olan. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik. (a. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur.i.a. (a.zf. 5.) 1. (bkz. hüzünlü. 4.zf. s.) devam. (a. b. 3. şiddetle göğse vurma. bâkilik.) geçim darlığı. kızoğlan kızlık. şöhretin bekası.i. sözüne göre.s. yer. kahraman. (f. (bkz: bikâmet). geniş meydan.). eş. iyi nâmın kalması.s. (a. alalie. 2. behve behz beis bejendî bejmân beka beka-yı şöhret bekâm bekâm olmak bekâmet bekâr bekâret be-kavl be-kavl-i âri' be-kef bekîl bekîm Bekke Bekkem bekre bekrevî bekrî Bekriyye-i Halvetiyye beksimat bektâş (f.i. (a. 1039 (1629/1630)]. ergen [kimscj.) 1. (a.) dilsiz [adam].i.) hisse ve nasibini almış.i.i.) yalan söyleme.) katı ekmek. makara. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir. 2. yalan.i. 2. çıkrık.ûmî'den hilâfet almıştır.i. neşe ve güleryüzle karşılama. sebat.i.) dilsizlik. salon. . bikr). çardak. "ebhâ.c. süslü delikanlı. 4. (bkz: mebhût olmak). ileri kakma. (bkz: Mekke). avuçta. ("ka" uzun okunur. (bkz bakkam). be's).i. (f.s. çok içki içen.) l . (bkz: nail olmak).s. (a.s. cür'et. (f-i-) l. Edirneli olup Alî-yür-. sabah. (a. (a. kanunu koyana göre.) Mekke'nin eski adı. göğsün içi. (d. (a. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. hükmüyle.) maksat ve meramına ulaşan. evvelki hal üzere kalmak. yılmamazlık.) akran. fr. 2. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur. (a. (a. kuyu vesâirede kullanılan çark.b. şaşakalmak.) yakışıklı.) kırmızı boya ağacı. (a.) hiç evlenmemiş.) 1. sarhoş. 2. yaslı. rahim ile mahrecinin arası. 2. ebkem). bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira.) şaşkınlık. kederli. donakalmak. bühüvv" gelir]. kazanmak ve maksadına ulaşmak.) el içinde.i.ö. (f.) bir miktar.

i. fr. obur.i. apathie.i. (f.) ilk evlâtlık. (a. kalın kafalılık. (a. (a. terbiyesiz. belâya çatmış. eriştirme. sersemlik.b.b. belbâl'in c.) 1. telâşlar. (a.f. pürüzsüz söz söyleme. yetiştirme.) su gibi ıslatan.) izansızhk. (a. belâd belâdet belâdır.f. . belâya) gam. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır]. (bkz: beyân). (a. altın. şey. (a.i. 2. kopmuş. yeniçeriler.) uzdillilikle. yutma. (bkz: bilâl).bektaşlık Bektâşî Bektâşiyân bekûrî bekûriyyet be-küsiste bel' bel'-i lokma bel bel belâ Kalû-belâ belâ belâ-yı berzah belâ-yı hilkat belâ-yı nâgâh belâ-yı siyâh belâbil belâbil belâde.f. (bkz: ârî. ıslatış. (a. emme. çözülmüş.i. gelin tacı. uzdillilik.) belâ görmüş. 2.i. pekî.i. (a.) 1.s.i.f. (a. (kara belâ) meç. (f.) belâ çekmiş. Kur'ân-ı Kerîm. düz ovalar.i.) 1. 2 .) belagat füruşluk.) vesveseler. belâ savmak için verilen sadaka.) 1. ilâhî teblîgat.s. hayhay. çözük. Hz. ilk evlat. olaylar. (a. düşük. 2. 2. fena şey.i.i.i. kusursuz. ve i.s.i. (a. yetiştirilen söz.zf.e. uzdillilik. budalalık. (f. âfet.f. alıklık.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse. abrutissement.s. (a.s. eziyet ve sıkıntı çeken. musibet.b. (a.s. ıslaklık. belâdûr belâ-dîde belâg belâg-ul-mübîn belâgat belâgat-fürûş belâgat-fürûşâne belâgat-fürûşî belâgat-perdâz belâhet belak belâ-keş belâ-keşîde belâkîk belâl bel'am müsâvîlik.f.b. ed.) ilk doğan çocuk.) belâ çeken.i. yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı. Bektâşiler. gayet zor iş.h. tasalar.) bönlük. (a. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. günahkâr.b.s. güzel. (f. [kadınların kullandığı].) uzdillilik taslayan.) çöller.e. (a.f. ceza. yaratılış belâsı. gevşek. (a.) bülbüller. evet dediler. (bkz: bilâ-de). bülukka'nın c. lokmanın yutulması. kötü kimse.i. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı.b. (f. eşitlik. iki belâ arasında berzah gibi olan yer.) 1. kopuk. pisboğaz.b. sözün düzgün.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen. büyük gaile. iyi. elmas.s. zümrüt gibi süs eşyası. (bkz: anadil). (a. keder. 2 . uzdilli olana yakışacak surette. (a. (a. yakut. (a. 2. aç gözlü. (a.) ayaklan alacalı olan at.i. apansızın gelen belâ. kuruntular.) ökçe.i. (a. 2.) evet.) 1. belî).) belki. gümüş.s.c.) 1. müzevir.s.) 1. bektâşi'nin c. akılsızlık. acı olan hâdiseler. yutulma. (a. bülbül'ün c.

s.i. belme (f. belend (f. 2. tasa. memleketli. belka' (a. beliyyât) felâket.b. zafer. belham (a. gamlar.) kapı pervazı. belâ). alaca bacaklı [at].) faydasız. belde (a.c.b. bir şehrin temizliğine. ıslaklık. ıslanmış şey.(f. belbâl.) 1. a. belâ-senc (a. (bkz. belendîn (f. bellûa (a. belka' ("ka" uzun okunur. gamlar.f.i. belediyye (a. düzgün söz söyleyen. kederler.) 1. belbâle (a. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme.) evet. dağ soğanı.c.i. belvâ).) bot. kasavet. kapı pervazı ve çerçevesi. mücâdele.i.b. bell (a.i.s. 2.) pelit ağacı. belmâ-rîş). serin rüzgâr. kederler. 2. yağmurlu. beleh (a. düşkünlük.c. bir çeşit yerli kumaş.) belâya uğramış. belîd (a. 5. fasîh ve düzgün olarak. (bkz: bülend).) tenha [çöl]. fasîh. ölecek halde.i. ahmak. ahmak. belel (a. 2.) 1. bülega) 1.f. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere. belesân (f. bilâd. be-leb (f.i. belki (f.i. belâ-zede (a. hattâ. beliyye'nin c.s. umulur. bellût (a. balsama ve bu ağacın yağı.) şehir.i. iyi su verilmiş çelik. memleket.s. kuruntu. harap ve boş [yer]. memleket.) ihtimâl. beledî (a. (bkz.i. keder. belâgat'den c. bilâh) arkası büyük. 2. telâş. budala. 2. hastalıktan iyileşen.s. beliyye'nin c. Can-be-leb canı dudakta.e.b.s.) 1.) beliğcesine. kasaba. kasavetler.i.zf.).i. 3. ne bilirsin. beliğ (a. 4.f. ahmaklık. pelesenk ağacı. belâyâ (a.i. belîha (a.i. sersem.s. kaba şey. pelesenk yağı ile "ilgili.) dudakta. mihnet. cevherli. şehirli. beliyyât (a.) felâketler.i. düzgün [söz veya eser].) alaca. s. pencere çerçevesinin alt tahtası.) belediye. (bkz: ârî. beliyye (a. belbûs yabani soğan.) 1.s. 2. yaşlık.i. kılıcın cevheri ve menevişi.) ıslatma. tasa. belâya. belî (f.) 1. fasîh.) felâketler.) bönlük. bir çeşit haşhaş. belmâ. bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire. 2.s. bellût-ül-arz bot.) katran.s. temreni. belensem (a.b. belme-rîş (f. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş. kavga.e.zf. Beled-ullah. bön. belîl (a. belâlek . i.s. belsemî belârek. yer palamudu. (bkz: belend2). tasalar.s. iri. kılıç. geniş olan kadın. 6. (bkz: belibil).s. olabilir. (bkz: belendîn). sar-mısak. keder.c. belâbil) vesvese. belâdet'den) iz'ansız. beled (a.i.) kabasakal. buldan) şehir. küçük aptest bozulacak yer. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır].) saban [çiftçilikte]. ok mahfazası. belîg-âne (a.) belâ tartan. cilt bezi. meşe palamudu. tasalar. belmâ-rîş (f.

kızlar. 1. bağ.i.i. tevazu.i.s. (a. terkîb-i bend).h.) 1. ekin. bebekler.) 1. ekşi elma. bâm2).) kurtulma. fıkra.) çıkıntı. ing. (bkz: ekûl). 2. [bâzan "el" mânâsına da gelir]. alâka.i.hîle. (bkz.i.i.) namlı. ticâret iskeleleri. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı. meşhur.belsemiyye beltem belû' Belûcî belûl bel'ûm belûs. gönül bağı. parmak uçları.) defa. (f. meşhur.) bot. gam.b. 2.) 1. madde. kadınlar. fr. [kelime "kesb-i belûl" veya. (bkz: tercî-i bend.) 1. (a. ilgi. dolan. (a. boğum. 2) astr. yalan. (a.i.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. (a.) peltek [adam]. kanun. ekşi şey.) [doğrusu bül'ûm'dur]. ["bene". (a. (bkz: bünbek). muz. (f.) l. çitlenbik.) bot. baraj. 4. bunduk'un c. 2. sûz-i dil. tasa. kan çıbanı. balsaminees. palamut. 2.i. bağ. bint'in c. (a. (a.i. duvardan dışarı çıkan direk ucu. yular. (f. 2. fındıklar. kurşunlar. palamutlar. kadın kısmı. bülûs belût belûtiyye belvâ belvâje belvâye belvâz belyâd bemm Zîr ü bemm ben benâbe benâdık benâdir be-nâm benâm benân Müşar-ün-b'il-benân benât benât-ı Havvâ benât-ı na'ş benât-ül-lahm benâver benbek benbel benc bend bend-i âhenîn bend-i dil bend-i hisâr (a. s. makale. pes perde.i. bender'in c.) keder.i.i.) "ban otu" denilen. fr. (a. 3. tambur gibi çalgılara takılan tel.) 1.) iri çıban.). kınaçiçeğigil-ler. (demir bağ) kelepçe. bağlayan. en ince ve en kalın tel. (a.i.) kırlangıç. 1) naaş kızları.) Belûcistanlı. lât. sâde kostüm. bel'den) çok yiyici. (a. hîleci. 2. 2.s. (f. (a. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır]. beliyye. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır]. mafsal. (f. bül'ûm).) parmaklar.i. benetnash. (a. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna . su mecrası için yapılan kemer. (f. kuklalar. (f. su biriktirmek için iki dağ arasında yapılan set. (bkz: beng).i. (f.i. hastalıktan kurtulma. felâket.) 1. ıztırap. (bkz: bülûl). 3. semiz kızlar. 6.i. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot.i. ünlü.i. yuvarlak. 8. (a. bağlı. e d.) ticâret yerleri.s. 7 . etli. (bkz. Alkaid. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası. s. parmakla gösterilir. bilye).) nakışsız. sevgi. 5 . (f.i. (a.s. birini emri altına alma. nöbet. (bkz. (f.i. [nazımda bem şeklinde kullanılır]. (f.i. bağlama. muz. pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir.) bot. bağlanmış.) parmak ucu. harman. meşe ağacı. eta Ursus Majoris. "-bülûl" şeklinde kullanılır].i. 3. meşe ağacı meyvası. rabıta. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım. 2. (f.i.

bendine). kölelik. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra. (f.b.) 1.) 1.b. (f. (bkz. Makam umumiyetle inicidir.i.) [eski nezâket dilinde] köle evi. köle.c.) çuvaldız.b. (f. pâdişâh hizmetinde olanlar.b. ubûdiyyet). düşkün köle. köle. Pûselik için re bekar. ferman kölesi. (f. bender-geh benderz bendeş bende-zâde bendî sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan. bağlı. kölenizin evi (= bizim ev).). Makam.b. (f. esir. işlek ticâret iskelesi. (f. eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası. (f.) bende-nuvâzcasına. vurgun kul. bendeş). mendirek. 2. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir. kulunu. (f. şehir.i.i. bende'nin c.) işlek iskele.) 1. sert bakış. satın alınmış köle. adam besleyici.a. meç. abd).c. liman. bendeye mensup.) bende-pervercesine. (f. taraftar. öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde. sultânî-yegâh için de sol bekar.i.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme.b. (f. kul. [eski nezâket dilinde] köleniz. (bkz: bendime. köleye ait. .b. (f. (bkz.) esir. re bekar. adamını taltif eden. (a.i. (bkz. köle. pûselik'in re şeddi yapılarak.zf.i. 2.i. bendek). bendîme. (bkz.i. (f. sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır. gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı.) kölesini. bendegân) 1. para ile satın alınmış köle.s. kullar. (f.) köle çocuğu. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi.i. 2. hiddetli bakma. bir şeyi fındık gibi ufaklama.i. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale. kulağı halkalı köle. iyi muamelede bulunma.) kul.zf.i. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. intisâbeden. (f. (f.bend ü belâ bendaka bende bende-i direm harîde bende-i efgende bende-i halka-begûş bendeferman bende-i üfkende bende-i hirîde bende-niz bende-gân bende-gî bende-hâne bendek bendene bende-nuvâz bende-nuvâzâne bende-perver bende-perverâne bende-perverî bender benderek bender-gâh. bendelik. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır.s. kulluk.b.i. (f.i.i. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek. benâdir) ticâret yeri. meç. çâker-hâne). köleler.b. sultânî-yegâh icra edilmektedir.) atılmış pamuk yumağı. emir kulu. (bkz. itaatli. (f. 2.) küçük iskele.) köle besleyicilik. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü. (f.i. kopça.

Emevîler.) çok zaman çorap yapılan adî ipek.) tar. esrarkeş. oğullar. insanlar. c. i. köle olan. (f.menekşe tarlası. (f. (f. c. fenalıktan kaçınma.) 1. mimar. (f. ihmal.) kötülükten. 2. oğul ile ilgili. binan) güzel koku. tembellik. (bkz: benefsec).i.) bot. (bkz: bene). (a. menekşe rengi. (f.i. gökyüzü.) 1. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş.i. menekşegiller.) bot. fr.i.i. kalfa. 2. [bu resim. Ademoğullan. (a. su bendi. (f.i. benûh (f.) oğula mensup. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır. küçük çitlen-bik. 2. mor. (a i) . düğme. (f. binâ'dan) yapı yapan.b.) oğullar. s. benve). bağlanmış. (a. esas. mercimeğe benzer bir mahsûl. (bkz.) 1. benefşî benefşe benefşe-gûn benefşe-zâr benek benek-i büzürg benes benevî benevre beng bengâh bengere bengî benî benî Âdem benî beşer benî Hâşim benî İsrâil benî Ümeyye benîk benîka benîn Beniyye benka bennâ bennâk benne benş benû.).) "Kâ'be-i muazzama". savat.i.i. (a. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu. bendene. insanlar.i. i. bendine).b. bendîme bendîne bendiş bend-rûg bendukî bene benefsec benefsenciyye benefş.i. (f. atın göğsünden yukarı. menekşe. (a.s.) 1.i. (f. dülger.s. temel.b.i.) .) benk tiryakisi.c. 3. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur.i. (f.s. bağlı. bendime. akıllı. 2. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri.i. (a. (f. bendîme).s.b.) keten bezinin en iyisi. burçak nevinden. 2.i. esrar.) 1. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi]. ip.i. (f. (bkz.) menekşe renkli. (a.i. asıl. (a. İsrail oğulları. keçeden yapılmış Türkmen evi. çekinme. s.s.) cetvel. küme.) çocukları uyutmak için söylenen ninni. benâyık) 1.i.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş. (a.) yığın. (f. 2. (f. (f.) menekşelik. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir]. (bkz.) ince urgan. (a. (f.b.) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış.i.i.i. (f. i.) 1. esir. 2.) menekşe. .i. violacees. palamar. Hâşim oğulları.i. (bkz: menefşe). esvabın koltuk altındaki parçası. ilik. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak delik. Yahudiler. ibn'in c. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı. kanal. (f. eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı. (a. [benî kelimesi.bendîde bendime. temkinli [kimse]. (a.) mor renk.

berâat (a. anlık. (bkz.s. göğüs. benûh). genişlik.i. berâgîs (a.) çekilmiş. olgunluk.i. berâh (a. genç kadın. berâat-i istihlâl ed.). beras berâsin (a.) birlikte bulunan. bürgus'un c. aklanma.) alan. yollanılmış. [berg'in hafifletilmişi]. aklık. 6.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri. berâbire (a. sahralar. bir şiirin veya bir makalenin başında.e. ber' (a. berehmen'in c.b. buru1). iyilik. papağan.) l. bebga). berâhîde (f. berâhime (a. abraşlık.i!) 1. [çok zaman silâh hakkında].) tersine. berâet (a. aşağıda olduğu gibi. gönderilmiş. meyva. harman.a. aksine.s. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış. leke hastalığı. farksızlık. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi. yaprak. . güzellik. 2. kucak.i.) açık. 8.)tarla. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren. bürsün'ün c. çıkanlmış. başkanlan. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. meziyet.i.s. getiren götüren.).) çöller. işlenmemiş ve ağaçsız bölge. Berâmike (a. h. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman. üzerine getiren. berevât) [eskiden] rütbe. bürnüs'ün c.i.i. benû (ibn'in c. berâcim (a. berâhîhte. (bkz. 5. kesin deliller. şer'î usul veçhile. bir kitabın. ber (f. Dil-ber gönül alan. aklık.) pireler. tanıklar. Bermekî'nin c. berât (a. benû. berâberî (f.) mafsallar.) üzere.e.c.s. berâhîn (a. müsâvîlik. bürhân'ın c.i.s. 3. (bkz: bürnüs). -ber (f.i. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller. berâhîn-i katıa kat'î. benve (f.) fazilet. ekin bekçisi.i. en. berârende (f. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller. berârî (a. evin kapısı. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika.i.b. yemiş.) üste getiren. ber-vech-i âtî. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi. müsâvî. berât gecesi Peygamberimize.benûn. meme. boğumlar.i. yaratma. bir arada.i.i.i bürcüme'nin c. 2.i. ber-akis (f. tanıklar. berâber (f. berât-ı cibâyet vergi.) yola çıkanlmış. farksız.) Berberistan adamları. berânis (a. sîne. Semen-ber ak göğüslü.i. hasta iyiliğe dönme. berriyye'nin c.) oğullar. berâhencîde (f.) deliller.). bir hizada. ben-vân (f-b. f. (bkz: bur'. bepga ("ga" uzun okunur. (bkz.) dudu. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman. i. ber-nehc-i şer'î huk. 7.i. ber (f.) beraberlik.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma. berâbir. 4.) yırtıcı hayvan pençeleri. Bermek).

) fukaraya verilen eski elbise. (f. tıraş eden.oturan halktan olan. ayrılmış. (f.i. (a. sütü çok olan deve.b.) toplanmış. (f.s.i. kameriye. pis.) gayet yüksek yer veya rütbe.b. 4.b.) rüşvetler. fena.s. halk. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey. (a. (f. münasebetsiz. viran. saç kesen kimse. bırtîl'in c. çardak. doğrulamak için. (a. maksadıyla.s.s.) 1. sebat edici.) 1. (a. bütün halk. doğru ve münâsip. harap. f r.) 1. gezinti için.) eteği toplu.) yerinde.) 1. 3.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. 2.) 1.i. [bunun dışındakilere reaya denirdi]. hava değişimi için. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim. (f. . lir.e. Türk halısı. (f. tasdik etmek.) Berberler ülkesi. (bkz.s.) yemiş ağacı. tahtaboş.i. münzevî. cinsiyet için. mahlrkat. (f. 2.) anat.f. seçme. 2.) l.b. (f. (a.s. lyre. tedâvî için. (bkz: cihân-nümâ). zahmetsizce hatıra geliveren. evin damında bulunan oda. 2.i. (f. 3. 2. (f. yerinde değil. 2. 2. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli kısmı. 2.) Berber kavmine mensup olan. kibarlık îcâbı.b.i. uygunsuz.i. sundurma. dünyâdan elini eteğini çekmiş. sorgu maksadıyla.) berber dükkânı. (f.s.) 1. seçilmiş şey. sabit. (h.) soğuk.berât-ı terhânî berâtî berâtîl ber-âver berâverde berây berây-ı cinsiyyet berây-i hâtır berây-i isticvâb berây-i istikbâl berây-i ma'lûmat berây-i maslahat berây-i nezâket berây-i tasdîk berây-i tebdîl-i hevâ berây-i tedâvî berây-i tenezzüh berâyâ Reâyâ ve berâyâ ber-bâd berbah berbâr.i. (a. karşılamak için. kirli. perişan.) 1. (bkz: çespân).s. iş için.) için. nezâket.) 1. devşirilmiş.b. ed.s.s. erbezi üstü. bilgi vermek için. epi-didyme. yaratıklar. fr. kaz göğüslü. insanlar. beriyye'nin c. (f. berbâre ber-batt ber-belend ber-bend berber berber-hâne berberî Berberistân ber-câ Nâ-bercâ Pâ-bercâ berced ber-ceste Bercîs berçîde berçîde-dâmen berd gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman. (a. 3. halkın.i. sağlam ve lâtif. hatır için. i. hediyeler.b. hemcins olması dolayısı yla. 2. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse.s. (f.i. tam. "Müşteri" denilen yıldız. bircîs). kalın kilim.i. (a. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı. (f. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç.

b. Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç.) omuz üzerinde. (a. yemişli. Hicaz'da bir dağ adı. 2. Bu usûl.s. (f-s.) kocakarı soğuğu. yok eden. (bkz: ebrencen. 2. (a. esaret. (f. cilalama.) 1.) esir. düzleme. yukarıya kaldırıp atan. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. maslûb).) 1. (f.) 1. hasır otu. salbedilmiş. (f. (bkz: bürehne. (f.) 1. kâr. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. (bkz. perdaht). 2.) 1. bir yana atan. i.s. mutluluk. pala gibi âletler. yükseğe çıkarılmış. on iki burçtan biri. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır. Tanrı kelâmının verdiği feyizler.i. 2. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir.) 1. 2. peşrev.c. bereket'in c. keskin hançer. Tabiî mertebesi 32/4 dür.) muz. (a. 3. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları. berekât) 1. kadın bileziği. meymenetler. bolluklar. (bkz. bereketler.) ' kölelik.) çıplak. bolluk. (f. (a.) en çok fırtınalı havada yağan dolu.i. üste. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki. (f. (bkz.i. berencîn berend berendâhte ber-endâz kocakarı soğuğu.c. (bkz.berd-i acûz berdâht berçîn ber-dâr berdâşte berde berde Dâ-ül-berdet berdegî Berdeng ber-devâm berdiyy ber-dûş Hâne ber-dûş berd-ül-acûz bere bere-i felek bered ber-efşân berehmen berehmen. saadetler. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı.s.i.s. üryan).s. herek. (a.b.) devam üzere. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç.s.s. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk]. (a. kılıcın suyu. nakışsız ipek kumaş. (f. 3. asma ve kabak çardağı. (f. hayırlar. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir. . berhemen berehne berehnegî berehrehe berekât berekât-ı kelâm-ullah bereket berem berencen. meymenet.) hek. saadet. pürüzünü giderme. 2. omuzda. mîde dolgunluğu.i. (f. (a.i.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır. mîde dolgunluğu hastalığı. hamel burcu. (f.s. devamlı.) 1. bir köy. 2. Tanrı vergisi. (f. karavaş. bolluklar. (a.i. sivar).i. b.zf. (f.) yükseğe kaldırılmış. (bkz: hamel).a. (bkz: bü-rehnegî). Brahma dîninde olan.i. asılmış [insan]. berâhime) 1. (f. 2.) kuzu.) toplayıcı. (bkz: berd-ül acûz düzeltme. dâim. yükseğe kaldırılmış. (evi omuzunda) serseri. esirlik. parlatma. (f.i. 2. bende).s.b. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır. daimî). mutluluklar.i. tutsak.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe. köle.i. (f. (f.i. Suriye'de iki nehir. kılıç.) çıplaklık.) puta tapan. 2.

) kara batmış. (a. (f.). berg-i bîd). kuvvet.) kar.) hayır sahibi olan doğru kimseler. 3.b.) yüz çevirmiş. set. hatırda tutulmuş. berr'in c.s. (f. talihsiz.i. karlı soğuk su. s.b. bot. s. s. talihi ters.) ağzın dış kenarı.s.i. haşa.i.) 1. bot.) su bendi.) büyük yılan.s.) geçimi güçleşmiş. karı eksik olmayan. yüz çevirmiş.b.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü. derin yer. (f.b. g. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.s.b. ahenk. karlık. ağaç yaprağı.i.s.) 1. (bkz: berg--bîd). (f. güz. (f. niyet. (f.b. [kelime Farsçada "azık. 2) hediye.) kardan. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi.b. (bkz: berig).) [eskiden] rütbe.) tersine dönmüş. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir]. g. tartılmış. berfûs berg berg berg-i bîd berg-i çeşm berg-i diraht berg-i gül berg-i hâllkârî berg-i hazân berg-i ıtrî berg-i sebz berg-i ter berg ü nevâ berg ü sâz. (bkz: sele). işi bozulmuş.) karsuyu. (f. (f.) yaprak döken. (f. berg ü bâr berg ü şâh bergab bergamân bergâşte berg-bîd bergerde bergeşîde bergeşte bergeşte-ahter bergeşte-baht bergeşte-hâl bergeşte-rûz berg-rîz berg-rîzân bergüstvân (bkz: ber-endâz). 1) söğüt yaprağı. 2. asker.i.i. (a.s. su biriktirilen yer. (bkz. dal budak. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki.s. düşkün. gül yaprağı. gereç. yaprak dökümü.i. yiyinti.b. kar ile ilgili.i. . nemed-zîn). ejder. hazırlık.s.b.) günü dönmüş. (f. (f.i.s. yeşil yaprak. azm. iyilik severler. (f. (f. pâdişâhlar tarafından verilen beratlar. göz kapağı.i.i.i. (f. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi.s.b.s. 2.s. ters olmuş. malzeme. sonbahar. (f. sonbahar.) buzhane. güzel söz.ber-endâze berere berevât berevât-ı şerîfe berf berf-âb berf-âlûd berf-dân berf-dâr berfend berfîn berf-nâk berf-pâre berfûz. (f.) yaprak.) yaprak döken.) bent. (f. (f.) karlı. (f. çini veya tezhipte kullanılan. (f-b.b.) kış yaz karlı olan. takat.) ezberlenmiş.b. sıyrılmış. sonbahar yaprağı. 1) yeşil yaprak. bot.) kar parçası. dudakların çevresi. kar içinde. mal.s. çekilmiş.b. (f.s.s. (f. (bkz: gaşiye1. berât'ın c. yük.s. (f. geçinecek şey.) fena talih. (f. (f. (f. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu. s.a.) yıldızı tersine dönmüş. nağme.

b. (f. (bkz.s.s.s. ters. insanlar. torba. (bkz: berg).) postacılar. (a. küçük ev.s. kurtulmuş. hamle edilmiş.i. (a. (f. halk.b. yaratık.s. (bkz: buruk.) un helvası. bir müddet için.) berhudar olma. (f. (f.s. hisse. altı üstüne getirilmiş.b. (a.s. en yüce. onan. kemer.b. berîd'in c. buruk) şimşek.s. çöl.) berhudar olan. haberci. zaman.i. temiz.(bkz: berîcen).b. uçurulmuş. şimşek. (f. nasîp. 2. pay. parça. (f.) hediye. (f.b. habîsa).i. 3.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili. 2. (a.b. (bkz. seçkin.i. hisar.i.) karışık. (f. (f.i. (f. 5.i. sevgilinin habercisi.) ışık. habîs.b.) havaya gitmiş.) dağarcık.) eski veya harap bulunan büyük ev. ayaklanmış. 2. oda.) karmakanşık eden.bergüzâr ber-güzîde berh berhâbe berhâne berhâste.) karmakarışık. haberciler. ortası boş nesne. ınes'ut olan. ulak. az şey.c. (f.b. sıçrayan. dağınık. berîdân) postacı. (a. ulaklar.s.s.a. berâyâ) 1. Muhammed. bir döşekte beraber yatılan kimse.s. bürhûn). (f. onma. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit. parıltı.i. 4. ziya). tan zamanı esen yel. su çevrintisi.s. sevinme.i.) zimmeti temiz olan. (bkz: berhûn). (a. (f. dâire. (bkz: pertev.i. (f. (f. berhâst ber-hayât berhe berhe min-ez-zemân berhem berhem-hurde berhem-zede berhem-zen ber-hevâ berhîhte berhîz berhûd berhûh berhûn berhûr ber-hurdâr berhur-dârî berhûz berhüyûn berî berîa berîcen berîd berîd-i cânân Berîd-i felek berîd-tayr berîdân berig berîk berîke Berîn Bâd-i berîn berî-üz-zimme beriyye Hayr-ül-beriyye berîzen berj berk (f. (f.b. (f.) sabun. (bkz: beve).i. sahra. varoş.) şiddetli kasırga.) 1.) kalkan. delik. (a.çember. (a.b.c. minder.) içinde ekmek pişirilen ocak. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. 2.) "çarpışarak" birbirine girmiş. (a.b. kır.) saçmasapan söz. 3.) sağ. set. (f.i. (bkz: berhüyûn).i. 2. girdap.) kalkmış.s.a.). (f. (f. pek yüksek.i. fırın. Satürn gezegeni (Zuhal).i. yırtık. Hz.b. diri.i. altını üstüne getiren. balık. andaç. yatak. atılan. (a.) hisse. (f. kadın.i.) seçme.) silâh çekilmiş. (f. (bkz: semek).) 1. nasip.s. (f-i-) l. (f-i-).b. su birikintisi. . tatar. (bkz: bevj).s. benzen). yarık.) haber kuşu. aklanmış.) müddet.) bent. döşek. (f.i.c. (f. hâtıra. berâet'den) salim. kaybolmuş.s.b.i.

ayak üzerinde.) genç. yüz örtüsü.) peçe.i.) 1. delikanlılık. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır]. (bkz: matkab.f. daimî. (f. çekilmiş.b.s. (f-i. topraklar) Asya.i. bermâhe bermâl Bermek ber-minvâl-i sâbık ber-mûcib bermûde bermûde-i fermûde ber-murâd ber-mû'tâd bernâ Pîr ü bernâ bernâî bernâme bernîk berniş berniye bernûn berpâ berr Bahr ü berr berr-i atîk gök gürültüsü ile şimşek. nesne.zf.i. (f.) ezberleme.i.i. sancı. meç.) Çok ince ipek kumaş. (f. kayısı.i. (f.) l.b. küçük horoz.f.) şimşek gibi yakıcı. bürnâh.s. parıldama. yıkılmamış. (f. ihtiyar ve genç. (f. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep. (a. kürkü.i.a.) şeftali. deniz ve kara. (a.a.) şakıma.) eskisi gibi. emredilen şey.) parlayıcı. parlak. romatizma sancısı. berânî) 1.s.i.) zool.b. [bağış. her zaman olduğu üzere. (f.s. 2.) alışıldığı. mektup başlığı. i.) dağ tepesi. ilerletilmiş.s.b. Avrupa. delikanlı. elektrik telgraf haberleri (a. (f. yiğit.) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit. ["berkî'nin müen"]. . mafsal ağrısı. (f.s. (f.) kararlı. doruk. kıvılcım yağdıran şimşek.zf. (f. zirve). Yemen kılıcı.i.b.) koparılmış. (a.s. (bkz: kemâ-kân). (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu. (bkz: kal').) şimşek gibi. i.s. (a.) şey.b.) burgu.s. su aygın.) şimşek saçan. 2.) kara toprak. devamlı.h.i.b. (f. zerdali. buyurulan. zarfın üzerine yazılan adres.b. yerli. (a. (a.b. dileğine eren.a.i. toyluk. 3.) arzusuna kavuşan. (a. elektrik. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor]. (bkz: unvan). kınından çıkarılmış. kökünden çıkarılmış.) yuvası şimşek olan. (bkz: şahika.s. (f.s. 2. tecrübesizlik. (f. çarçabuk. (f. (f. uyarına göre. âdet olduğu. Cafer adında dört oğlunun soyadı. (eski karalar. pırıldayın. hatırda tutma. Yahya.a.) genç irisi.i. 2. şimşek gibi. (a. bürku'). (a. (f. (f. fihrist. ince tül. Fâzıl. bürnâk).i.) 1.c. şimşek gibi.) mucibince. 2.) 1. Afrika. (bkz: bürka1.s. göz kamaştıran şimşek. sökülmüş. (bkz: burna.s.b.i.) mükemmel. (a. (a. miskab). (f.a.) gençlik.zf. büyük küp.s.kann ağrısı.Ra'd ü berk berk-ı hâtıf berk-ı şerer-hîz berk-ı Yemânî berkan Berkan ber-karâr berk-âsâ berk-âşiyân berk-efşân ber-kemâl berkend berk-endâz berkende berkeşîde berkıyye Sür'at-berkıyye Seyyâle-i berkıyye Ahbâr-ı berkıyye berkî berku' Berkuk berm bermâh. çarçabuk. çekilip meydana getirilmiş.) ayakta. gereğince.

(a. nasipli. (a.i.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan. soğutmaç. 3. 2. pek parlak. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı.) 1. (f. peşin olarak. 2.s. 3.i. şer'î hükümlere riâyet etmeyen.c. havadar mesken.) zâtülcenp. bir yana atılan.a. (bkz: müberrid).) nurlu. (a.) faydalı. 3.) 1. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk. edepsiz. gönül isteği. karpuz. (f. büküş. Zenginliği bertaraf insan adamdı.) 1. hisseli. açık. olarak.s.c.) dönüş.) gezinti için tertiplenen yemek. ova.i. berârî) çöl. lâzım değil. 2.i. (f. alçak adam. teferruatlı olarak. 2.) olduğu gibi. yumuşak yer. (f.) 1. .berr-i cedîd berr berrâde berrak berrâka berrânî berrât berren berreyn berrî berriyye berriyyet-üş-Şâm berrüste bers ber-sâbık ber-sâm bersiyâh berş berş-i rahîkî berşân bertaft ber-taraf ber-teng berter. pek. at koşumunun sırt kayışı. cübbe veya ferace kuşağı. taze. (f. faydalı. (f.) karaya [toprak] ait.i.) sanzambak [çiçek]. savaş. berr'den) 1. (a.i. (f.b. (a. güzel kadın. (f. kolaylıkla. berterîn berûmend berûmendî berûz Rûz-i be-rûz bervak bervâr. çayır. şöyle dursun.i. bıçkı.i.a. s. ne ise ne. (f. meziyetli. pleuresıe. karlık. 2. (f.) 1.b. yabani. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun. çok en yüksek. değerli. bitki.i.b. parlak. Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. 2.i.) daha. (f. 2.i. 2.b.f.s. sahra ve kıra ait. (a. (a.s. haricî. rezil. (a. ümmet. meç. verimli. (f. kara ile ilgili. ebrâr) doğru sözlü. Avustralya.i.s. (f. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. önceden. evin küçük kapısı. menfaati! olma. 3. topraklar) Amerika. nurlu.) 1.s. arka kapısı.) kara yoluyla. (a. (bkz: beyaban). aşağıda olduğu gibi.i.) 1. 2. arzu. köşk.) 1. sayfiye. tafsilâtlı. savaş günü.s. a'lâ.c. güzelliği birden çarpan kadın. döndü.) eskisi gibi.) esmer. (a.i. bervâre bervâze ber-vech ber-vech-i âtî ber-vech-i peşîn ber-vech-i tafsîl ber-vech-i tahkik ber-vech-i yesîr (yeni karalar. (a.s. isteğine ulaşan. (f.i.) kavga. 2.zf. törpü.zf. tahkik edilerek.) 1. üstün.) çukur. fr. z f. (f.i.) su soğutmaya mahsus kap. Şam çölü. incelenerek. (a. kavun. (a. duru.a. afyon şurubu.i. satlıcan. hayır işleyen kimse.

yetişir. (bkz. 2.i.) dilâverlik. (f.i.i. ekim. yukarıda olduğu gibi. basitlik.) herze.i.) göz açıklığı. yer düzlüğü. besdek besend. (f. cesurluk. 2.) divanhane. (a. lâtiflik. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti.i.) 1. mahalle.) toplanılmış. 4. 5.i. ekincilik.) 1. (f. burzag2). (a. korku. tencere gibi yayvan kap. ziraat.) bostanlar.) kâfi.) yeter. 2. (f. tarla sürecek öküz.) çift öküzü. uşak. içinden çıkılmaz belâ. ekin.i. sâde şeyler. yetişir. zafer tacı. zorluk. 1. fenalık.) baş üstünde. kazan. 2. (f. (bkz: fılâhat.b.s. hayli. (a. s. 4. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer. derin görüş. (a. serbest söyleyiş.) 1. budak.) 1. (f.i.) güleryüzlülük. be-sîmlik. zor. (f. veya şey. saçmasapan [söz]. sahra. (f. zarar. sebze bahçeleri.i.) sofada oturan. basît'in c. yeter.i.) 1.i. çok. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir].i. zirâat). azap.) çiftçilik. (a. 2. (a.) basit olanlar. (f. (a. (f-i-) l.i. berz-ger. s. biriktirilmiş.) .i.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. pek çok. esneme. 3. dal. düz yer. pesâvend).) ekinci. bir araya getirilmiş. (f. salon. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır]. 2. 2.sokak. yiğitlik. cadde.i.) çok çabuk yürüme. 3. tamam. şiddet. (a.ber-vech-i zîr ber-vech-i meşrûh ber-vech-i iştirâk berz ber-vech-i bâlâ berzah berzah-ı belâ berze berzec herzede berze-gâv herzen Berzenciyye berz-gâr. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. (f.b. şiir kafiyesi. ziyan.b.i. kâfi. (a. ed. (f. zariflik.) 1. (bkz: fâlih).) etine dolgun delikanlı. bahadırlık.) ziraat. güç. (bkz.i.s. berz-ger berz-gerî berzîger berzûg bes be's besâ besâit besâk besâlet besâmet besâre besâre-nişîn besâret besât besâtet besâtet-i arz besâtîn besâvend besbâs besbese besek. (a. 2. zahmet.e. (s. besende be-ser (bkz: ber-vech-i âtî) anlatıldığı üzere ortaklıkla.s.) nice nice.s. s. düzlük. (f. yakışıklı. (f.e. dilde düzgünlük. . (bkz: şecaat). köşebaşı. 3. 4.i.s. büstân'ın c. tamam.i. dar dil [denizde]. sofa. hizmetçi. (f.) sazdan.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz. kahramanlık. 2.i.e. [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir].i. can sıkıcı yer. ipekli kumaş. harâset. (a. ince. nâzik. (a. yararlık. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık. (f. (f.i.) (bkz: berz-gâr. uzun kara parçası.

besîm).i. besere besere-i habîse bess bess-i şekvâ bessâm Bessâse best beste Dil-beste beste-dehân beste-dem bestegî Dil-bestegî beste-hân beste-hisar beste-ısfahân beste-kâr beste-leb beste-nigâr (baş ve göz üstüne) bâşüstüne. (a. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re . bağlı. (f. 3. (bkz: ukde). bitiştirilmiş. (a.) besmele çeken. ziyâdelik. yol azığı.) çok.s. en eski mürekkep Türk makamlanndandır.f. karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık.i. "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir.) beste okuyan. (bkz: merbûtiyyet).s.) düğüm. 2. tutuk. bağlanmış. yayma. 2. (bkz: besmele-hân). muz.b.) geveze. dili bağlı. Bilhassa kuvvetli hüzün. ağız karası.) 1. (f. (f.b.s. çokluk.s.) kapı mandalı. f r. nifak. (a. 2. (a. (a.b.i.i.i.i.s. birçok.i. çok gülen adam.) 1.i.) l.) Mekke-i Mükereme. (a.s. hazırlık.i. sefer hazırlığı. (bkz: vesnıe). s. çalçene.b. (a. şikâyeti meydana çıkarma. bâsim.b.b. (f.) 1.s. birçok. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki. 4. muz.) güler yüzlü. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. 3. besteci.s. kapalı. bessâm). dili bağlı. besûr) vücutta çıkan sivilce. ufak çıban.) dudağı kapalı.) 1. kapalı olma. çenesi düşük. (f. gönül bağlılığı. (f. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir. (bkz.be-ser ü çeşm besgûy besî besîc besîm besîr besîse beskele besmân besme besmele besmele-hân besmele-keş besr. (f. dağıtma.b. kaparo.i. s. sükût eden.b. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. s.) rastık. meydana çıkarma.) nefesi tutulmuş.i.s. muz. donmuş.s. (a. 2. susan. (f. (a.) muz. açıklığı.) besteleyen.) besmele çeken. (a.c. 2. kapı sürgüsü. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç. (a. yol hazırlığı.i.) 1. şarkıcı. kapalılık. iftira. 2. 2. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır.i.) 1. (f. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş. (f. compositeur. kompozitör. besm'den) güleryüzlü. bağlılık.) ağzı kapalı. (f.f. (bkz: bâsim. şarkının makam ve ahengi. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. (f. başlangıç. güleç [adam]. sabânın güçlüsüdür.i. saçma. (bkz: besmcle-keş). bir çeşit yemek. (f.i. (f.b. Güçlü. fazlalık.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey.

beşânika (a.için bakıyye bemolü konulur.f. .s.) müjdeci. muştucu. başyazarı Dr. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın. dolu. 2.c. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy.i) 1.) 1. beşere-i muhâtiyye biy.) ayağı bağlı.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar. beste-rahim (f. fr. beşel (f. anthropologie. Eb-ül-beşer Hz. yeni çıkan garip şey. beşenc (f. beste-nigâr-ı kadîm muz. insanî. kabahat. atmaca [kuş]. okşadıkça süt veren deve. beşâat (a. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir.) 1. çiy.) antropoloji. beşeriyyât (a. Hayr-ül-beşer. naz. (bkz: bişâret).i. çirkin kıyafet.i.s. yassı epitelyum.s.s. haberci.) 1.a. be-şartı an ki (f. işve.i.) 1. cisim. beşere-i muhât-ı rasafî anat.zf. İlm-ül-beşer antropoloji. güler yüz.f. (bkz: betrâ'). taraf. beşerlik. müjde. uç.i. beşâret (a. 2. beşâm (a. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur. 2.) zool.) güler yüzlülük.) beşere.) kısır kadın.i. beste-pâ (f.b. besûs (a. balsama ağacı.i.epithelium pavimenteux.b. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi.i. iki kimsenin birbiriyle tutuşması. Muhammed. yiyinti ve içintilerdeki acılık. silindirsel epitelyum. kütikül. besûr (a. insana mensup. mide sümük zan. "asıl. bot.i.i. (f.) şu şartla ki.) 1.) insan. beşâret-âver (a. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü.i.i. beşâşet (a. kar. 2. 2.b.c. fr. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır]. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. beşâret-nâme (a.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç. şebnem. 2. insan derisinin dış tabakası.b. 3.i. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam.i.) 1. beşeriyyet (a. insanlık. Nev'-i beşer insan cinsi. küçük çıbanlar. güç hazmolan şey. 2.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri. beşere (a.) 1. beden. kenar. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam.) sivilceler. uzun boy. yaslı. mahzun. beste-nigâr-ı atîk muz. beşerî. beşer (a.) 1. güzelliği. 2.i. kederli. Âdem. muştu. Seyyid-ül-beşer Hz. beşg (f. besr'in c. iki şeyin birbirine sarılması. beste-nigâr-hisârek muz.i.) yüz lâtifliği.i. anthro-pologie. fr.s. parlaklığı ve gençliği. beşeriyye (a. beşe (f. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. beşem beşen (f. 2.a.

) ok mahfazası.i. (f. şeytan.s. 3. 4.) çok kesen. 4. zarf.) vazo. 3. tadı fena şey.) 1. .i. 2. (bkz: şebnem).) acı. (a.i. bot. yağlı.) husûsiyle.) 1. i. (bkz: bed-ter). Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz.s. (a. (f. belli.i. bakkal tablası.i. (f.) kat'î.) 1. (a. çok keskin.) çok keskin. beş parmak da denilen.b.i. (a. Meryem'in lâkabı. ekşi. müjde getiren. kapı bekçiliği. (bkz: betîl).) kısır kadın.) 1. (bkz: beşîr2).s. (f. beraber oluş. şal yapan ve satan.) güleryüzlülükle. 2.i. salkımları sarkık olan ağaç. kuytu. müjdeci.) olagelen hâdiseler. (a.s.) 1.i.i. (a.) oturma [bir yerde].) 1. (f.) kapıcılık. 2.i. çok keskin kılıç.) 1. 2.) meydanda. (bkz: tîrdân). okluk. (bkz: hüveydâ). (a.) semiz. (f. tabaklanmamış ham deri.) 1.b. nehirlerdeki akıntı. (a.zf. hek. kesme. kulaç. (bkz: bettâr).zf. mihnet. (bkz: ikamet). fr.) sahralar. görülmesi istenilmeyen şey.s. şen. kusurlu. 2.) yuvarlak tabla. bâdiye'nin c. kâse. dev. eksik bırakma.i. gulyabâni. 2.s. 2.i. (a. aşikâr. çok çirkin. (bkz: beşuş). ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş. beraber. 3.) benzer.) dert. 3. mezhepsiz. (a. çini saksı. güleryüzlü. kırağı. (f. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. (a. (f. (a.) kapıcılık.) güleryüzlü. 3.i.i. kap. 2. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır]. sıkışık [yer]. beştük beşûş beşûş-âne beşyûn beta' be-tahsîs betât Bey-i betât beter betîl betîle betkîş betr betrâ' betre bett bettâr Seyf-i bettâr bettât betûk betûk betûl betûliyye betyâb betyâr.s. Hz. kesme. dinsiz. bâdire'nin c. 2. (bkz: badire). (bkz: bürrân). gürgengiller. keder.betulinees. erkeklerden çekinen namuslu kadın. Meryem'in lâkapları. (a.i.) 1. Hz. sataşma. (a. (a. (a.s.i. güleç [adam]. (a.i.s. besili. hele. (a. 3.beşî' beşîr beşm beşme beştek.) daha fena. (f. sepeti. atın seyrek basması.) ayrılmış hurma fidanı.i. kat'î satış. (a. i.i. (a. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan.) dişi eşek. (f.i. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza. (a. ayrı kök salan fidan. (bkz: beste-rahim). (a. betyâre bev' bevâ' bevâbet bevâbî bevâdî bevâdir bevâh (a. (bkz: bivâbet).s. [kelime ebter in müennesidir]. kırlar.) tiftikten yapılmış şal.i. ifrit. (a.) salcı.s. düşman. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı. çöller. kulaçlama. sof. kayıngiller. s.

(f. (bkz. (a. girdap. çiftleşme [kadın ve erkek].i. bâtire'nin c. haykırma. 2. ahmak adamlar. göz kamaştırıcı şeyler. (a. sövme. (bkz.i. (a. 4. çâh. ziynet.s. (a.i.) l sıkıntı. (a. 3.i. bâsûr'un'c. sakat şeyler. (f.i. (a.i. (a. (a.). belli olarak. 2. büyüklük. bâtın'ın c. bâriyye. (a. [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında. mahvolma. 6.) bâtıl.) 1. müfret gibi kullanılan cemidir]. lanet etme. bâriyy'in c. şimşek.) sahra.i. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir]. su çevrintisi. ateşin sönmesi.) aşikâr. üstünlük. keder.) şiddetli kasırga. mayasıllar. bevvân). (a. ilenme.i. (a. süs. çürüme. bârih'in c. (a. mu-sîbetler. 2. çöl.) keskin kılıçlar. (a.) 1.) kuyu.) 1. 3.i. kır. 2. (a. dâim olanlar.i. (a. kapalı şeyler. (bkz: beviç).) farzetme.) 1. haberli olma. âfetler. (a. bârika'nın c.bevâhe bevâh-en bevâhid bevâik bevâis bevâkî bevân bevânî bevâr Dar-ül-bevâr bevârî bevârid bevârih bevârik bevârik-i süyûf bevâs bevâsîr bevâşe bevâtıl bevâtın bevbât bevâtir bevc bevc bevd bevg bevga' bevh Bevh bevh beviş bevj bevk bevk bevkâ' (a. şimşek. yalan söz. 2.) belâlar.i. 2.s. (a.c.s. çeh). düşmanlık. bâis'in c.i. büven. keder ve belâ meydana getirme. 3. bir araya geliş. bâis).i. s. çalıp çırpma.) gizli. bâika'nın c. kederlenme.i.) kalanlar. beddua etme. karmakarışık olma.c. (a. hiddet ve kızgınlığın geçmesi. (bkz: berj). musibetler [kelime.) 1. gerdanın yanında olan etler. (a. bûhe'nin c. musibet. boşboğaz [adam].) belâlar.) 1. (a. 2. (bkz: bi'r. 3. 2.) basurlar. (a. su kaynağını karıştırıp açma. kaburga kemikleri. bâtıl'ın c.i. şiddetli yağmur.i. s. yok olma. ince kamıştan örülen hasırlar. yıldırım parıltıları. zahir. (bkz: berk). 3. (bkz: bâdiye).i. (a.i. (a.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar. fenalık.i.s. (a. hüveydâ). 3. (a.) yumuşak toprak. aşikâr.i. yemekler. bâriyâ. felâket. baki ve bâkiye'nin c. cehennem. yaramaz şeyler.) galip gelme. yorulma. (a-.i. 4.) çiftçilerin harman savurduktan yaba. oranlama. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. 5. 2. 2. debdebe. (f. [zıddı "zevahir" dir]. kılıçların parıltıları. düşünme.) hasırlar. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması.i.) 1. bevâh.i. (f. (bkz: bi-vân. (a. belâya uğrama. soğutulmuş şeyler.i. ebvine). tahmin.i. 7. 2. bârid'in c. dişi baykuşlar.) 1. gösteriş. s.i. yokluk.) 1. (a. parıltılar. 2.) 1. .) 1. meydanda. deve ayakları. çakır doğanlar [kuş].) kargaşalık.zf.) 1.i. sıçrayıp binme. 2.

) sidikle ilgili. satış.i. bevvâl bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan]. eşya. (bkz: bevle). bey' bi-l-mücâzefe huk. çok işeyen adam.) kapıcılar. yokolma. bir kimseden kaçıp gizlenme. pay. bey'-i bât kat'î satış. bivân). debdebe. bevs (a.i. bevn (a. ebvine) çadır direği. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi. büven. 2. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir]. 2. bevş (f. ileri gitme. bevr (a. 3. bevvâb'ın c.) hisse. 2.) mesafe. bey bi-l-istiglâl huk. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. 1. ileri geçme. bevzek (f. eşek ansı. bey' (a. bevt (a. büyü') satma. açıklık. ebvâl) 1.i. çiş. sürülmemiş yer.i. 3. 4.) Hindistan cevizi. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. (a. sermâye azalma. bevvâbân (a. bey'-i fâsid eko. bevs "etmek" (a. bevne (a. devamlı oturuş.m. satın alma. 2. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi.) çalım. (bkz: bevvâl). mahvolma.). mal.) kapıcılar. (bkz: bevân. (a. idrar. hükümsüz olan satış. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit. 3.c.c. 2. bevl'den) çok. götürü satmak. yoklama. kıtlaşma. düşkünlük.i.bevl Habs-i bevl bevle (a. 3.i.. çok açıklık.s. sidik. iki şey arasındaki uzaklık. .i. işeme..i.i. bevvâbîn (a. bevvâbân) kapıcı. bevn (f. bevz (a. 2.) 1. gösteriş.) 1.) l/acele. bevvâb (a. bıktırıncaya kadar ısrar etme.) kapıcılık. satılma. bevvâb'ın c.s. ağacın köküne yakın olan yerleri. 2. bevliyye (a.c. bey'-i gayr-i lâzım huk. bevvâ (a.i. bevlî. bevvân (a. biy. kim.c. nasip.s. bey' bi-l-isticrâr huk.i.i.i.) 1.. bevz. bey'-i bi-l-vefâ eko. üre. huk. bey'-i bâtıl eko.i. kız çocuğu. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz. bevvâbîn. bey'-i câiz sahih olan satış.i. 2. 4. bevn-i baîd uzak mesafe.i. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf. huk. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları.) zengin iken fakirleşme.i.s. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı. bir şeyin rengi. bevsâ' (a.s. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış. sınama. küçük aptesini tutma. bahis ve teftiş "etmek". iri kıçlı kadın. sık sık işeyen.i.) 1.t.) 1.i. dağıtma "k". düşme. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi.) küçük kız çocuğu. bevvâbet (a.

i. (f. (bkz: biyâh). zâten ve vasfen meşru olan satış akdi. mevkuf kısımlarına ayrılır.bey'-i lâzım bey'-i mevkuf bey'-i mukayaza bey'-i mün'akid bey'-i nâfiz bey'-i sahih bey'-i teâtî bey' men yezîd bey ü şirâ' beyâ beyâbân beyâbân-ı gam beyâbânî beyâbân-nişîn beyâd beyâdıka. sebze ve meyva. büyâh) ufak balık. hâlini bildirme. huk.i.i. tedbir. huk. bildirge. huk. fikirleri söyleme. beyân'ın c. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. Bu makam.) harmanlar. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. ed. bîat). beydûdet).i. bildirme.b. alım satım. dileğin bildirilmesi. (f. 2.i. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. (bkz: bîd. beyzak'ın c. (a. dolu.s. hâli yazı ile bildiren açıklama. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma.) gece uyuma.i. belagat ilminin. huk.i.s. (f. paytaklar. bodur olarak yerde yetişen fidan. (bkz.) 1. beyâzıka beyâdir beyâh beyân beyân-ı efkâr beyân-ı hâl beyân-ı matlab beyân-ı zarûret beyânât beyân-nâme beyâre beyâriş beyât bey'at bey'at-ün-nisâ beyâtî huk.. i. hakikat. (f. teşbîh. yurtsuz. göçebe.) nutuk. ilâç. geceyi iş ile geçirme. huk.) çöl adamı.b. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha . gece iş görme. boysuz. açık söyleme. başkasının iznine bağlı olan satış. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir. fâsid.) aşîret.) 1.b. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı.) muz. artırma ile satış.c. istenilen şeyin beyân edilmesi. belagat). mahvolma.c. beydak. anlatma. *demeç. anlatma. 2.) 1. [satranç oyununda] paytaklar. huk. (f.) çâre.) kır. çöl. (a. 2.s. (kadınlar anlaşması) Hz. (f. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. aynı ayna.). istiare gibi bahislerini öğreten kısmı.) bedevî. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar]. büyûd. (a.s. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih.i. mecaz. (o. (bkz. Türk müziğinin en eski makamlarından olup. (a. s.) yok olma. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır. kinaye.c. ["biyâh" şeklinde de kullanılır]. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz. (a. girilecek yer.i. huk. (a. *söylev. gam çölü. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. eko.f. (a. beyanât) 1. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. (f.i.i. piyadeler. kapı. (f.i. 2. dolmuş.i. (a. nafiz.) kısa.

Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. Beyâtî. durak. çargâh. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. Çok eski bir terkip ise de. . uşşak kadar ruha huzur verici değildir. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. Uşşak'dan farkı. tiz perdelerden başlaması.) muz.i. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. bu arızalar bekar yapılır.b. Beyâtî-arabân.) muz. makamın yegâne numuneleridir. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur. muhayyer. gardâniye. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. Niseb-i şerîfesi 8 dir.b. Terkibindeki beyâtî ile. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh. Esasen güçlü. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. acem. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. bu perde.i. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. makamın yapısıyla alâkalı değildir. neva. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi kullanılmağa başlanmıştır. (f. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. hüseynî. (f. segah. makamın birinci derece güçlüsüdür.beyâtî-arabân beyâtî-arabân-pûselik ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları.

cinsarası. çöl. korku ile ümit arası.i.s.s.i. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. büyûd). 2 umurta akı. ak. (f. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur. inter-sexuel. anat. (a. muz.) 1. 2. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. arasında. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır.) harmana mensup. uğraşma.sır saklamayan.) 1. tehlikeli yer. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı. f.i. ahbaplar. 2. sığır dili. parmaklararası. i. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır.) sert başlı. fr. yazlık köşk.c.) berat. 2. (a. (f.) pazar yeri. i. pazar. 3. koparılmış olan şey. (a. kazma. sahra. paytak. harmancı. doğru lügat. araya. in-tercellulaire. hüccet. (f. mısır gülü. s. in-terrigital. fels. l. (bkz: bîd.) ekini harman etme.beyazlık. haşan at. gerçek dostlar arasında. (f. (a. (f. 3. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri.i. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir.i. aklık. l. beygare bey hân beyhen beyhuşt bey'iyye beykem beylek beylem beyn Gurâb-ül-beyn beyn-ed-dıl'î beyn-el-ahâlî beyn-el-akrân beyn-el-bahreyn beyn-el-cinseyn beyn-el-enâm beyn-el-esâbî beyn-el-eviddâ beyn-el-guzât beyn-el-halk beyn-el-havf ve-r-recâ beyn-el-hücrevî muz.c. rende.i. aklık. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen. (f. (a. çıkışma. (a. akranlar. eğeler arası. iri ve şişmanca kadın.) 1.i. yaşıtlar arasında. beydânât) yabani dişi eşek.i. nefret edilen kimse.) kökünden. ekin harmanı. vesîka. (a.) yok olma. başa kakma. gaziler arasında.i. adı anonim bir edvarda geçen makam. inter-costal.) etine dolgun.) 1. Mekke ile Medine arasında düz bir yer. (a. ahâli arasında. fr. iş.i. dibinden kopmuş.) meşguliyet. (a. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir.i.) sofa ve salon. (a. ayrılık kargası.beyâtî-hisâr beyâtî-pûselik beyâvâr beyâz beyâzî beydâ' beydâh beydaha beydak beydâne beyder beydere beyderî beydûdet bey-gâh bey-gar. pul. 2. biy.) 1. . arada.i. 4. halk arasında. 2.i. biy. ara.i. harman yeri. (a. halk arasında. aydınlık. açılmamış pamuk kozası. (bkz: bîdah).i.) eko. 2. hücrelerarası. tekdir. (bkz: beyzah). uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua. güç. bir çeşit beyaz çiçek. (a. kadın adı. fr. muz. fr. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam.i. ferman. aralık. boşboğaz. bot. ("ga" uzun okunur. i.i. meç.) sövme. beyâd.

beyt (a. beyne beyne (a. karalar arası.zf. beyn-ed-düvel devletlerarası.i. beynûhet-i a'zamiyye ast. ardoda. beyt-ül-arûs gelin odası. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. beyn-el-ulemâ âlimler arasında. [islâm hukukunda]. beyt-i musarra' ed. (a. oba.b. hacle-gâh). mesken. beyt-ül-kasîd ed. beyt-ül-Haram Kabe. beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı.i.zf. büyüt) 1. aralık. beyn-en-nâs halk arasında. 2. beyt-i ankebût. önoda. hâne.beyn-el-ihvân eş dost arasında. fr. 2. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz.b. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. 4. beyn-el-mefâsıl anat. meç. kazma [âlet]. fr. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası. bir Allah bir kendi bilir.) ikisi arasında.s. fr. iki şey arasındaki mesafe. chambre anterieure. f r. beyn-el-milel (a. beyne-hû beyn-Allah (a.) 1. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında. beyt-üz-zifâf gelin odası.) baytar. . astr. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. oda. yağlı sürme. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası.c. beyt-i halfî biy. fr.i. beyn-el-medâreyn coğr. beyt-ül-gazel ed. beyt-ül-ma'mûr. en iyi olan beyti.c. sert ve uzun taş. eritilmiş sürme. beynûnet (a. ara açıklığı.karanlık oda. (bkz: beyt-ül-arûs). international. interarticulaire.) yardım sandığı. kasidenin seçilmiş en güzel beyti. *eklemlerarası. fr. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. 3.i. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. fr. fr. gazelin en güzel. beyt-i iddet huk. beyt-ül-hüzn hüzünlü. intertropical. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu. beyt-ül-Makdis). elongation.c.) milletlerarası. beyn-el-üdebâ edipler arasında. (bkz: Beyt-ullâh). beyt-i şerîf Kabe. beynehümâ (a. beyârim) 1. 2. ihtilâf. chambre posterieure. derme çatma ev. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). tropikler arası. veteriner.i. marangoz rendesi. beyrem (a.) ne iyi ne kötü. beyn-el-kıtaât coğ. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında. beyt-üs-sadaka (a. ikisi ortası. elongation.c. 2) dünyâ. gamlı. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. beyt-i kuddâmî biy. 3. interplanetaire. anlaşmazlık. beytâr (a. kederli ev. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası.) onunla Tanrı arasında. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). ebyât) e d. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. (bkz: hacle. ev. uzanım.i.

(a. (bkz: beyt-ül-hikme).) etine dolgun. (bkz: beyt -i mukaddes3). [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir]. hüveydâ). 4. (a.) baytarlık. (a. gece kalma. ümit.) tenasül âleti. aşikâr. alçak gönüllülük. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı olmayan bir gönül.b.) açık olarak. istek. islâmlar.i. tanık.b.i.) [eskiden] mâliye hazînesi. (bkz: beyt-üz-zifâf).c. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur].b.) 1. Kudüs. yaltaklanma.b. daha ak. (bkz: beyzî). (a. beyzâre beyzâre beyzavî (a. 3. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir. (bkz: Mescid-i Aksa). (a.i. kasidenin en iyi beyti.) "Allah'ın evi" Kabe. (a. afyon. (a. (a.i.h. bî-hûde-gû).h.i. bostan kuyusu. (a. düğün. celî.i.) balık ağı. tanıklar. bahir. (a. buyuz) 1.zf.i. . (a.i.i. (bkz: beydaha). (f. (a.i.i.i. yumurta [umûmî olarak].i.). beyzâ'dan) çok yumurtlayan. hayvanların. (bkz. çok beyaz. beyt'den) geceleme. (bkz.i. güldürsün.i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül. büyük sopa.) saka.) gelin.i. (bkz: arûs). (f. (bkz.) "Mukaddes ev" 1. (bkz: bâin). (a.s.beytârâ Beyt-i Mukaddes Beyt-Ullah beytûtet beyt-ül-arûs beyt-ül-hikme beyt-ül-kasîd Beyt-ül-Makdis beyt-ül-mâl beyt-ül-ma'mur beyt-üz-zifâf beyû beyûg beyûgânî beyûn beyûn beyûs beyûz Beyyâ' beyyâb beyyâhe beyyâkallah beyyin beyyinât beyyine beyyine-i âdile beyyinen Beyyûmiyye beyz beyzâ' Hilât-ı beyzâ Millet-i beyzâ beyzâ bâz beyzah beyzâr beyzâr. (a. ve i. iri yapılı şişmanca [adam].i. bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar. (bkz: burhan). sucu.s. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif.i. Kudüs camii.) dibi geniş kuyu. (a.b. (bkz: Beyt-fŞerîf). 2. (a.) gelin odası. aşikâr olarak. geveze.) 1. ((a. 2.c. beyyinât) delil. (a. 3.f. kuşun yumurtlaması.) deliller. doğru şahit. (bkz: arûs). (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı.) gelin odası. tanık. (a. (a. (a.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu. (a. (a. beyt-i mukaddes).) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı. (bkz: ayan.i.s.s.) "Allah seni sevindirsin. beyyine'nin c. hayvan hekimliği. (a-s-) açık.) uzun. (a. (a.n. i.) 1.) gökte. 2. 3.i.i. (a.i.) ed. şahit.) yumurta şeklinde. çalçene.h.i. şahitler. (bkz: vâzıhan). beyt-ül-arûs).i. tamah.b. (a. (a.s. (f. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler.) gelin.i.

beyze-i zer. 2. (bkz: beyzet-ül-İslâm).) 1.) akıllı. esen [rüzgâr]. (bkz.) örtülü.i. islâm ülkesi.) tohum. (a. (a.it. (a. inci saçma. . büzûzet). (f.i. (a. suçluluk.nasip. uslu.) gevezelik. (a. ve i. bezr). ve i. tespihböceği. zorlu kimse.) 1. suçlu.it. (a. sıkılma.i. 2. (a. (f.) günahkâr.) zool. 2. (bkz: husyeteyn). pay. ve i. miğfer). Güneş. Güneş. beyzavî). zarif [çocuk].s. (a. islâm'ın hakîkî merkezi.) bol bol verme.) günahkârlık. (a. kabahat. hatâ.i. (a. demir başlık.) şiddetli sıcaklık.i. 3.) konuşmada açıksaçıklık. ekilecek tane.) deve kuşu yumurtası.) esici.). ve i. (f.s. horoz yumurtası.i. suç.beyze beyze-i âftâb beyze-i âteşîn. Güneş. oval.s.it. (a. 2. beyze-i subh. (bkz: husye). perişanlık. (bkz. saçma. (f. islâm milleti. küçük yakut.it. kıyafetsizlik.s.) bezcilik. 2.) geveze. (a.) "kısırlık yumurtası" 1.i-) hızlı yürüme. (a. 2.) günah. meç.c. ve i. Güneş.) 1. 3. (a. ve i.i.it.s. islâm'ın yayıldığı saha.it. beyze-i çarh. kapalı güzel kadın. (a. zafer. yumurta biçiminde olan. (bkz. beyze-i islâm). (a. (a.) horoz yumurtası. (f.) hayalar. (bkz. bulunmaz şey.) 1.i. keme.) "yer yumurtası" yer mantarı. (a. meç. üstünlük.) fakir. kuvvetli.s. şiddetle sarsma.i. keler. cevher dağıtma. 2. elinden geldiği kadar çalışma.b. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir]. daralma. (a. depretme.i.it ve i. yumurta şeklinde bir şey.) l. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından]. haya. (a. galebe. kaçma. (a. çok nâdir şey. i.i.s. (a. (bkz. (f. miskin.b.) pejmürdelik. (f.) esici.i.) gökçil. bizâz. yumurta. 3. ve i. manifaturacılık.s.) Hindistan cevizi kabuğu. (f. beyze-i zerrîn beyze-i İslâm beyzeteyn beyzet-üd-dîk beyzet-ül-akr beyzet-ül-arz beyzet-ül-beled beyzet-ül-harr beyzet-ül-hıdr beyzet-ül-İslâm beyzî bezâ bezâdî bezaga bezâne bezâzet bezâzet bezbâz bez beze bezbeze beze beze beze-kâr bezekârî bezer bezi' bezîm bezîn bezîr bezîr bezk bezl bezl-i cehd bezl-i güher (a.i. Güneş. Güneş. kısmet. (a.i.) kertenkele.it.i. domalan [bitki]. mavimsi bir nevî değerli taş.

bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendimeşhur bir çeşit lâle. bezm-i elest tas.b. bezr-ger (a. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. 2. bezm-i fenâ dünyâ. (bkz: bedreka). bezr (a. ekinci. bezr-kâr).) içkili.s. hoşa giden nâzik söz.c. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. bezm-i nûşânuş). mi bekar kullanılır. (bkz: bezm-i işret.s. bezr-ül-bene (a.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi. dernek. bezm-i nûşânuş bezm-i safâ safa meclisi. bezl-i nükud bezle .i. bezm-i fütûh zafer meclisi. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır. ahenk ile okunan şiir.i. bezle-bâz). Nihâvend makamı ile.) eğlence yeri. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. meclis-i mey).i. bezr-ger (f. şakacı.b. (bkz: bezm-i mey.i. 3) içki âlemi. bezm-i aşk aşk meclisi. esasen bu beşli.i.) bot.i. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. bezm-ârâ (f. (bkz. delil. eğlenceli meclis. bezm-i nûşânuş. büzûr) tohum.i. meclisi süsleyen. bezm-i hâss husûsî meclis. banotu tohumu. bezle-gû (f. bezm-i gam gam meclisi. re bakıyye bemolü.i. si koma bemolü. bezreka (a.s.) gündüz yenilen bir öğün yemek. onun gibi rast perdesinde durur.i. âhiret. 2) Bektâşilerin içki âlemleri.) yol gösteren. kılavuz. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar. bezm-i mey).) ekinci. bezm-geh (f.) lâtifeci. ziyafetin zevkini arttıran. bezm-i işret içki meclisi. 2. i.b.s.f.) 1.i. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. kırma.b. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh.i.b.parayı bol verme. (bkz.) . hicaz. şaka tarzında söylenen lâkırdı. segah. lâtife. ekilecek tane. bezr-kâr (f. hayat. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi. bezme (f. bezm-i mey içki meclisi. yayın kirişini çekip salıverme. bezr (a.b. çiçek ve sebze tanesi.) 1. (bkz: ibzal). dünyâ meclisi. para dökme. çargâh. bezle-bâz (f. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an.) eğlencenin.b. bezm (f. diş ucu ile ısırma. bezr (f. (f. (bkz: ziraat). çiftçi. bezm-gâh .). 2 . bezme (a. (bkz: bezle-gû).) tohum saçan. bezm-i tarab muz. bezm-efzâ (f. bezm-i cihân cihan.) 1.) bot. (bkz: bezm-i işret.i.b. Güçlü. muz.) ekim.s.b. bezm (a.

s. sermâye. sıynk. (a. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir]. kumaş satan. (a. (a.b. (a.) bedestan.i. i.) bir parça yer.s.) 1.s.i. amanver-mez.) 1. (a.i.) l.İ. (bkz: bedestan). 3.) 1. zf.edatıyla aynı işi görür. şaşkın [adam].b. 3.i.a.f. (a. obur [adam]. merhametsiz. felâket. utanmaz. mîde dolgunluğu. (bkz. yalnız kendi nefsini düşünen [adam]. (a. gizli şey. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç.) hesapsız. sırdaş. (f.i. bezci. 1.i. astar. f. karpuz.) bot. [aslı "bey'al" dır]. bidüziye. (f.i. 2. gizlenilen hal. rezil. 5. zengin [adam]. musibet.).) 1. kuru.) amansız.) yuvasız.b. 2. 3.b. bi-ş-. bi-r-.) şiddetle nefret. bir şehrin ortası.s. hiç sevmeyiş. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. mahrem. (f. 2. bi-s-. (f.) sarmaşık [ot]. ("ga" uzun okunur.) arsız. (a. (bkz: bedestan). 2.i. (a. 3.e.c. 2.i. varyoz. i. topraklar. donuk. bi-n-. (f. 3. bedesten. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1. bodur [adam].i. 4. a. (a.s. bidisgan. ağır davranma. bidişgan.) gecikme. kavun.i. bi--z-. f.) benzersiz. 2.) bedestan. bıdâat).s.) kabul ve lasdik muamelesi.) 1.) geceden bir kısım.b. yuvasız. esnaf çarşısı.i. sarmaşık [ot]. şekillerini (bi-t-tabi. bidişgan.c.) sayısız.i. ince kumaş. (a. lemelsiz.) .f. benzeri olmayan. 4. buk'a'nın c.e. 2.i.s. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. bi-n-netice . durup dinlenmeyen.i. utanmaz. manifaturacı. esnaf çarşısı. (a. (f. . (a. 2.a.şeklini (bi-1-münâsebe). (bkz: bağza'). (a. varaka. (f.b. (bkz: bıdısgan. (a. ("ka" uzun okunur. 2. (a.) asılsız. bedesten.a.s.bezyûn bezz bezzâz bezzâz-istân bezz-istân bıd'. arsız.s. bıdâa. (a.i. dayanağı olmayan.. aslı esâsı olmayan. bıd'a bıdâa. bilgi.s.i. ıska). ile. boş.i. rüşvet.c. bıdâat bıdısgan bıdıgan bığza bıka' bılgın bırtîl bıtâ' bıtâka bıtâne bıtn bıtna bıttîh bızâa.) beyhude. batâik) pusla kâğıdı.i.) 1. berâtîl) 1. ülkeler. hakkıyla. sündüs denilen altın işlemeli atlas.s.s.a. bedesten. (bkz: bıdısgan. (a.a. bidisgan.) 1.b. (a.) âfet. hayâsız. yafta. anapara. acımaz.s.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma. ıska). (f. rahatsız. ("ga" uzun okunur. çarşı. (f. susuz. (f. bızâat bızr bîbî-âr Bî-âşiyân biBi-hakkın bîa bî-âb bî-add bî-aded bî-adîl bî-amân bî-âr bî-ârâm bî-asl Bî-asl ü esâs bî-âşiyân bîat (a.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir. bi-t-. biyâ') kilise. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-. 2..) -sız. gibi) alır. (a.

2. bî-bâkî bî-bâr bî-basîret bî-bedel bî-behre bî-bekâ bî-berâet bî-berg bî-berg ü nevâ bîbî bibr bî-câ Bicâd bîcâd.s.i.i.a.).s.s. (f. yol yol. (f. 2.i.b.s.b.) yersiz.b. 2.edatının d.e.) berâetsiz. etrafındakileri görmeyen. talihsiz. Allah'ın yardımıyla. sebepsiz. mutlak (Allah).i.a. (erimiş yakut) kırmızı şarap.s. (a.) bahânesiz.) bîçarelik.) 1. bîcâde bîcâde-i müzâb bî-ciğer bicişk bî-cân Bîcen bî-cevâb bicrît bî-çâr. sebep sorulmaz.s. dâva ederek. (f.s.s.b. çekinmeyen.) korkmayan.s.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse. (a.) bîçâreler.b. bacası.) 1. kur-luluşsuz. (a.h. bot. ev kadını. zavallı gibi. (f. f.) korkusuzluk. 2. behresiz. salkımsöğüdü . halı.) 1. (bkz: beyâd. temiz şey. (bkz: bizi şk). (bkz: safsâf). (f.) Arapçadaki b i. (f.s. (a. aldırış etmeme. (bkz: Bîjen). sıçan.i. (f.s.i. (f.) cansız. doktor. (f.b. hakîm.i.) pek küçük ve değersiz [şey].s. sakınmayan.) kuru.a.) cevapsız.b.b. mahrum. emsalsiz. (f.b. ruhsuz.s.) söğüt ağacı. nasipsiz. (f. 2.) yok olma.b.s.) yardımıyla. (f. meyva vermeyen.s.) basiretsiz. (f.) aynıyla. (f.a.s. (a.s. bî-çâre bî-çâregân bî-çâregî bîçâre-vâr biçişk biçîz biçrek bî-çûn bî-çûn u çirâ bîd bid Bi-d-da'vâ Bi-t-tedrîc bîd bîd-i giryân.b. (f. (a. tedricen. olduğu gibi.) fare.s. zavallılar. Hz.s. (f. (f. (f.i. çizgili olarak dokunmuş kilim.s. paha biçilemeyecek kadar değerli. (f.b.) havuza su akıtan musluk.) hekim. (f.) dalsız. tıpkı. (f. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar. hatun. hanım.b.i.bi-avni bi-avni-ilâhi teâlâ bi-aynihî. aba. Abdullah'ın lâkabı.b. (f. (f. beydûdet). (a. büyûd. havuzdan dışarıya su akıtan delik. (f. serçe kuşu. (bkz: lâyüs'elü amma yef al). yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır].s.s.a.s. eşsiz. (bkz: usfûr). bilgin. korkak.) çaresiz gibi.). ağlayan söğüt.b. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken.) yüreksiz.zf.) bekasız.i.b.) 1. bi-aynihâ bîb bî-bahâ bî-bahâne bî-baht bî-bâk.b. bî-çâre-gân) çaresiz. zavallılık. (f. zf.b.b.s. kırmızı dudak. anlayışsız. kör.) benzersiz. havuza gelen suyun yolu. bî-çâre'nin c.b. (f. 2. elinde avucunda bir şeyi olmayan.) 1. ("ka" uzun okunur.) bahtsız. Allah. değersiz. (f.) l sayın bayan. eşsiz. niçin ve nedensiz.) hâlis.c. (f. hala. zavallı. (f.

s. ağlayan söğüt.s. (f. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey. beyinsiz. 2 . kunduz. ağlayan söğüt.) uyanık.s.) zool. ağlayan söğüt.s. (a. salkımsöğüdü.s.i. hainlik.i. (a.b. (bkz.a. (a. bot. aydın. (f. nüktesiz.) sonradan meydana çıkan şeyler. (f.i.) 1. dinsiz. başlangıç. s.) akılsız. (f. 2. zâlim. acımasız. başta.i. salkımsöğüdü bot. süiti. (a.) dua ederek.i. (f.i.s. güç. zavallı. (f. (f. bîd-i nâlân.s. kalpsiz. beğenilen yenilik. t. .i. (a.i.) takat. bid'at'ın c.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad. salkımsöğüdü bot. (f.s.) devrederek. hâin.i. bîd-i revân.b. zulüm. sepet örücü.b. çaresiz. (f. mükerreren). at]. (f. c. reddedilen.) don. beydah). (f.zf. düşkün. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma.) başlangıçta. bîd-i piyâde.) bir şeyi başka bir şeyle değişme.) dertsiz.zf.b.i.zf. (a. derman. uyumayan.i. fena yenilikler. (f.bîd-i mecnûn. (a. gaddarlık.) devası bulunmayan.a.zf. dolaşarak. 2. trampa etme.) âşık. gaddar.b.) dermansız. 2.b.) uyanık.a.) geniş ova.b. (f. (f.) dâva ederek. bedel verme.s. makbul olan.) 1.s.a. bot.) haşarı.) başlama.) devlet ve ikbal ile. güçsüz. sert başlı.) mutsuz. (a.s. 3. (a. işkence.zf.) bir kaç kere. dikkatlilik.) zâlim. merhametsiz. (a.s. sultanî söğüt. gaşûm .i. pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası. 4. salkımsöğüdü bot.b. (a. hisse. beğenilmeyen yenilik.) zalimlik. bida') 1. (a. uğraşma.s.i.) sepetçi. (f. çabalama. (a.i. kedersiz. âşık.) 1.defalarla. gönülsüz. 3. 2. uyanıklık. (f. (f. b.) davet ederek. kafasız.zf.) zalimlik. korkak.zf. (bkz: bedde).) mutlu. uykusuz. gürdâs). ağlayan söğüt.) 1. 2. (a. ilkin [aslı bedâet'dir].b. (f. huysuz [aygır. (f. bîd-i sernigûn bîd-i müşk bîd-i sürh bida' bidâd bî-dâd bî-dâd-ger bî-dâd-gerî bî-dâdî bîdah bidak bidâl bîdâr Baht-ı bîdâr Dil-i bîdâr bîdâr-baht bîdâr-dil bîdâre bid'at bîdârî bid'at-i hasene bid'at-i makbûle bid'at-i merdûde bid'at-i seyyie bidâyet bidâyeten bidâyet mahkemesi bîd-bâf bi-d-da'vâ bi-d-da've bidde bi-d-def'ât bi-d-devletü ve-l-ikbâl bi-d-devr bi-d-duâ' bî-derd bî-dermân bîdester bî-devâ bî-devlet bidh bî-dil bî-dimag bî-dîn bot. sonradan meydana çıkan şey.b.b.i. kızılsöğüt. (a.) 1. (bkz.a. (f.b. ağlayan söğüt.b. j beğenilebilir yenilikler. uyanık talih uyanık gönül. salkımsöğüdü bot. (bkz.

2.a.i. bî-edeb-âne (f. tas. bî-endâze (f. tasasız.b. gayesiz. bîe (a. bî-gâne'nin c.s.b. h. 2.a. bî-fütûr (f.b. 3.b.s.i. katırlar. Bidpây (f. kayıtsızlar. bi-ecmâihim (a.a. bî-edât (f.a.) yurt.i.zf.) gamsız. 2. bid-istân (f.s. kayıtsız. bî-gaye ("ga" uzun okunur. ilgisizler. b.) Allah'm emriyle. bî-gâne-meşreb (f. bî-duht (f.) söğütlük. bıdışgan.) sağlık.) Allah'ın fazlıyla.) soğuk tabiatlı. bî-gâh.b. bidisgân (f.h.) 1. bidre (f. (bkz.b.) mızrak.) kantaşı. i.a. 2.) başkasıyla. a. bi-eyyi-hâl.) esterler.) kayıtsız tabiatlı. bî-gâne (f. terbiyesiz. bidist (f. bî-enbâz (f. f.) istemeyerek. bidisgân).b. bagl'ın c.i. kızsız [kimse]. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var]. bî-encâm (f.b.) yabancılık. bi-gayr (a.b. çok. ilgisiz. (bkz: rumh).e. bi-emr-illâh (a.) dipsiz. bi-eyyi-hâlin (a. konak. tanıyıp da tanımazlıktan gelen. tarafsız.s.) faydasız. bi-fazl-illah-i teâlâ (a. bîet (a. bir menzile konma.) 1.s. 2.) arkadaşsız. mutlaka. bî-fark (f. aşın. elinden geleni yapan. ortaksız. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan. ("ga" uzun okunur.) 1.i.s.) edepsiz.) durmayan. cümlesi.) bigâneler. esirgemeyen.s.s. çabuk.b.s.). sonu olmayanlar.bî-direng bî-dirîg (f.b. elbette.zf.a. begas). utangaç. (f.) aletsiz. bî-edeb (f.s.a. haksız yere.a.b. nitelik.a. f. bî-garez (f. bi-gayr-i kasdin (a.b.a.s.) karış.s.b.zf.s.s. bigal bîgal ("ga" uzun okunur.b. (bkz.b. eğlenmeyen. 2.i. kargı. bî-geh (f.) garezsiz bir surette.i. bî-gavr (f.s.) sonsuz.) ölçüsüz. keyfiyet.s.) sonsuzlar. garezsiz.i. bî-gânegî (f.). taraf tutmayan.zf. (bkz: bıdısgan.) vakitsiz.zf.a.i. bilâ-fütûr).) 1.b.) 1. yabancı.) sarmaşık [ot]. bî-garez-âne (f.zf.zf. bî-gaye'nin c. bî-fâide (f. bi-esrihi (a.i.) 1.) edepsizcesine.) ağaç kurdu.b.b. sıkılgan.zf.) hepsi.s. -sız. bîdvend (f. selâmet. . hal. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla.s.b. bî-gâne-gân (f. esirgenmeyen. kızı olmayan.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu. Zühre (Venüs) yıldızı. f.i. yararsız.) herhalde.zf. esenlik. bî-gayât ("ga" uzun okunur. sonsuz. sınırsız. bidrûd (f.i.s. bî-gâne-hûy (f. bigas (a.) farksız. f. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz.) hep bir arada. durum.a.s. bî-gamm (f.i.

(a.a. (f.a. en iyisini seçen. (f. dağ kökü.s.) ayva tohumu. verimsiz. onlara. (f.b. onlardan. usulünce.s.) 1. (bkz: bî-nazîr). (f. yeğ. (f.a. 2.a. (f.) hissiz.s. accusatif.a.) şüphesiz.i.b. (a. onlardan.) iyi olmaklık.b.b. 2.zf.s. sonsuz. sayısız. hareketsiz.) 1. bilgisiz. (f.a. onlan.b.) o.b. bihâhe bihâk bi-hakkın bi-hamdi lillah bihân bî-hânümân bihâr bihâr-ı baîde bî-hâr bî-hareket bi-haseb bi-haseb-il-merâtib bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe bî-hâsıl bîhaste bî-hayâ bî-hayât bî-hazân bihbûd bihbûdî bih-dâne bih-efgen bî-hemâl bî-hemtâ bî hengâm bî-hesâb bih-güzîn bî-hıred bihî bî-hicâb binim bihimâ bihîn.) ses kısıklığı.a.s.s.) hareketsiz.zm. ondan.s. bahr'in c.) vakitsiz. (f. onunla [tek dişi]. nihayetsiz. sağlam. sınırsız.s. ayva. (a.s. duygusuz. sınırsız ve sonsuz. baldıran kökü. (bkz: bî-şekk).b.i. benzersiz. sarraf. (f. her zaman taze. (f. onlarla [çift erkek]. ona. vurdumduymaz. kafasız.s.) -ce.) uykusuz.) o.a.i. kaynak.s. cansız.) o. iyilik.).s. sıhhî [vücut]. (f.a. ona.a. onu.s. 2.b.b. (a. hâli.) o. şaşkın. (f. (f.b.) hadsiz. kök. murdarilik daman. rütbe bakımından.b. çoluksuz çocuksuz. (f.b. ondan. bih'in c. bakımından.) hakkıyla. (f.) 1.b. utanması olmayan. iyi adamlar. fr.) benzersiz.i. yorgun. âdet olduğu üzere. (bkz: cürsûme). kanşıksız. (f.i. (a.) cansız. (f. zavallı.) utanmayan. (f. (a. 2.) iyiler.s.i. bihîne bî-hiss (f. onlara.i. (f.s. (f. (a.) sonbaharsız.s. (bkz: bî-âr).) denizler. i. iyi.bî-gayret bîgerân bî-gışş bî-gümân bî-günâh bih bîh bîh-i kûhî bih Mef'ûl-ü bih bihâ bihâ' bî-hâb bî-haber bî-hadd bî-hadd ü pâyân bihâh. uyanık. tamamıyla. bot. 2.b. (f.s. hallaç.) erkek kurt. (f.zm. tembel.i. (a.) âciz. rütbece.b.i.) dikensiz. ayva. en iyi. seçkin.) habersiz. tükenmez. (a.b. (f.) yersiz yurtsuz. 2.zf.s. (bkz: bihî). (a. samimî.b. sınırsız. iyi. (f.a. sağ.s. (f.) hesapsız. (a. (f. onlarla [çok erkek]. .) nihayetsiz.) eşsiz. uzak denizler.b.s. (f.zm.s. suçsuz.) hilesiz. asıl. her zaman bahar. (f.s.zf.b.) günahsız.) gayretsiz. bucaksız. temel. (f. onlan.b.) 1.b.b.s.s. üstünlük.) Allah'a şükür olsun. uçsuz.s.i. onunla [tek erkek].) kökünden söken.) iyi. uçsuz bucaksız.s. kımıldamayan. (bkz: bih2). uyumaz.zm. (f. pek çok. (f. onu. gr. -i.) anat.b. i.s.) akılsız.) 1.

(f-i-) oruç.zf. tedirgin.a. (f. kendinden geçmiş olan.b.a.i.a.i. i. (f. en.a. pek iyi.b. (f-b.s.) kök söken. 2.) aynlmasız. (bkz: be-hişt). yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü.b.) iktidarsız. .a.b.s.)hünersiz.i. s. i.b. has ekmek.i.zf.) baygınlık. XV.b.s.b. (f. erkek adı. UI . 3.) şüphesiz. (f. (f.b.) elekten. (f.)şaşkıncasına.s.) hadsiz hududsuz. (f.) çizgisiz.) 1. (f.s. doğuşu iyi. (f.) beyaz.) i'tibarsız.i. aslı temiz.b.a. 1rj (f. (a. soyu güzel. 2.s.) gevezelikle.) 1.s.) şüphesiz.).b.) huzursuz. (f. karışık çizgili. rahatsız. bih-rûze bîhte bihter.) i'tidâlsiz.b.s. h. sersem.b. (f.b.). (f.) beyhudelik. kökünden söken.) daha.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç.a.b.b.a.a.s.s. elde olmayarak.) nihayetsiz. güçsüz.s. bihterek bihterek bihterî bihterîn bî-hûd bî-hûdâne bî-hûde. beyhude. (f. (f.s. [behzâd şeklinde de kullanılır]. (f. (f.b.b..s. (f. mutlu.a. boş yere. (f.b. (f. (a.s.s. bî-hüde bî-hûde-gî bî-hûde-gû bî-hûde-kâr bî-hudûd bî-hûş bî-hûşâne bî-hutût bî-huzûr bî-hüdegû bî-hüde-gûyâne bî-hüde-gûyî bî-hüner bih-zâd bî-ibâretihâ bî-idrâk bî-ihtiyâr bî-iktidâr bî-ilâc bî-infisâl bî-insâf bî-intihâ bî-irtiyâb bî-iştibâh bî-i'tibâr bî-i'tidâl bî-ittisâl bi-izn-illâh (f.s. boş yere konuşan.s. ölçüsüz (f.) en iyi olma.bihişt bîh-ken bihnâne bî-hod bî-hodâne bî-hodi bihr bihrâm bihred bih-rûz.i.) Allah'ın izniyle.) cennet.b. sonsuz.s.a. (bkz: rûze).s.)1.s.b. çalçene.s.a.zf. bîilaç" deyiminde geçer. (f. (f.s.b. (f.zf. pek iyi.) boşuna.i. (f.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi. faydasızlık.a. uçmak.) akıllı [kimse].i. (f. yararsızlık.b.) boşuna. anlayışsız.s.) kendiliğinden.zf. ')iÜ (a.s.) geveze.b. deli. kalburdan geçirilmiş (f.s. üstünlük. kıymetli bir taş. maharetsiz.) ağız kokusu. "günü iyi" iyi günlü. (f. 2.s. (bkz.) insafsız. (f. (f. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur]. (f. (bkz: bî-hod).b. b. acımaz. (f. marifetsiz.) 1. (f.a.) en iyi.s. bey zar). çılgın.s. (f. bayılmış.b. aynıyla.) boşuna çalışan.a.) idraksiz. şaşkın. kendinden geçmişçesine (f.) kavuşmasız.) boşuna gevezelik. geveze.zf.s.b. (bkz: bî-hödane).b.) ibaresi ibaresine. (itf. karışık. (f. (f. pek çok.b. (f. bi-hoş.b.) baygınlıkla. 2.

uçsuz. 2. iktifa ederek.) kusursuz. (f. tam. (f.) yararsız. topraklar.) kimsesizlere yakışır bir halde. (f. eksiksiz.) şeriatın emir ve müsaadesiyle (bkz. işsiz [kimse]. (bkz: ebkâr). telâş.) -siz.) ölçüsüz.s.b. değeri. kızlık. (f.) mercimek. sağlıkla. (f.) kayıtsız.s.a.) sınırsız.s. (a. aldırmaz. (f. bi-izn-illah). (f.i. (a. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız.b. keder.i. düşük. sonsuz. (f. (f. (f. (a. (bkz ı'belbâl. hâlis. (f. gevşek.b.) kelimesiz. belbâle). 2. şarap meclisi. katıksız.i.e.i. ilk olarak söylenen fikir.) -ile mânâsına gelip. kopmuş.bi-izni şer'î bi-izn-illâhi teâlâ bî-izzet bîje Bîjen bijeng bîka bika' bî-kâm bikâmet bî-kâr bî-karâr bî-karârî bî-kayd bî-kaydâne bî-kelimât bî-kem ü kâst bî-kerân bî-kes bî-kesâne bî-kesî bî-kıyâs bî-kıymet bî-mahall bikmâz bikr bikr-i fikr bikr-i hükmî bikr-i mazmûn bikle bikrân bî-kusûr bi-küsiste bîl bilBil-iktifâ bi-l-âfiye bilâBilâ-bedel bilâ-bedel bilâbil (a. kimsesizlik. (f.s. ko puk. (f. karşılıksız. 2. orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun.) bîkeslik.) kapı anahtarı.s.) 1.) 1. kenarsız.b.a.b. ilgisizlikle.i. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva. kararsız. husûsiyle.) afiyetle.zf. (f.) yersiz.a.i. kız-oğlan kız.zf.a.) kıymetsiz. saf.s. (f.a.i.i. (a. genç kız..kelimeleri zarf yapar. 2.a. (a. (bkz: nâ-be-mahall).c. 2.e. sâde. [Arapça kelimelerin başına getirilir].s. (a.b. tabiat. kıymeti olmayan. yaradılış.b.) bedelsiz. (f.i. (a. şarap içme. ebkâr) dokunulmamış. salt.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu. alâkasız. (a.b.) kayıtsızca. biçim. (f. tamam olarak. sözsüz. 2. kılık.i.s. elem. bekâr. 3. bel.a.zf.) 1.) kararsızlık. (bkz: bekâret). değersiz.b.s. gibi. aldınşsızlıkla.s.s.) kimsesiz.) 1. (f..b. (a-i.) eksiksiz olarak.) 1. (f. (a. sırf. .) 1. tasa. şekil. (f. gübre sepeti.a. çapa.s.) şarap. kayıtsızlıkla. 2.a. (f.s.i. buk'a'nın c. (bkz: bekâmet). çözülmüş. çözük.) 1. (f.i.b. bedelsiz.). (f.zf.) izzeti.) yerler.s. z f.b. (a.) bakireler. rahatsız.bikr'in c. [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır].a. huk. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan. ülkeler. kıyafet.zf.s.

b.zf. Trabzon.) düşünmeksizin. Erzurum. (a. Eyüp. 10 şehir [izmir. (a. ada.b.) veletsiz. batı memleketleri. gereksiz. Bağdat. Beyrut.) korkusuzca.) 1. Bursa.s.b. 3. yanak.b. . Kahire].s.) vasıtasız.zf. " iL. birdenbire. Edirne. (a. belîha'nın c. (a.) 1. toptan. ve i. sorup soruşturmadan.) düşünmeksizin. Anadolu. belâl). (bkz: cümleten).) aksine. (a. (a. kesin olarak.b. (a. sonradan.b. düzeltilmeden.) sormadan. (a.b. büyük memleketler.) ihtar edilmeden. 2.zf. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. Rusçuk. araçsız. belde'nin c. hatırlatılmadan.) ücretsiz.) irtikap etmeden.i. (a.) taksirsiz.zf. şehirler.) tahkik etmeden.s. (a. tersine. (a. aralıksız. kusursuz.zf.zf. intikal etmeden. 4.s. (a. aldırmayarak. (a. Sivas. 4 şehir [Edirne. doğrudan doğruya. (a.b. tersine olarak.) devamlı.) iş'ar etmeden. Bursa. Bosnasaray. kayık küreği.).zf.zf. istanbul.b.i. Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler.s. 2.) tashih edil meden.) sebepsiz.zf.b. arasız.b. çocuksuz. (f. tam tersi. bildirmeden.zf. belâd).s.b. yan. Galata ve Eyüp semtleri.zf.b. kasabalar.) arkalan büyük olan kadınlar.) fasılasız. sürekli.) durmadan.zf.) seçilmeden.bilâd bilâd-ı âmire bilâd-ı aşere bilâd-ı cesîme bilâd-ı erbaa bilâd-ı garbiyye bilâd-ı harâciyye bilâdı-ı isnâ aşer bilâd-ı rûm bilâd-ı selâse bilâde bilâ-fâsıla bilâ-fütûr bilâh bil'âhire bilâ-ihtâr bilâ-ihtiyâr bilâ-inkıtâ' bilâ-intihâb bilâ-intikal bilâ-irtikâb bilâ-isbât bilâ-isticvâb bilâ-istisnâ bilâ-iş'âr bilâ-kayd ü şart bil-akis bilâl bilâ-lüzûm bilâ-sebeb bilâ-tahkîk bilâ-taksîr bilâ-tashîh bilâ-teemmül bilâ-tevakkuf bilâ-udûl bilâ-ücret bilâ-vâsıta bilâ-veled bil-bedâhe bil-cümle bîle (a.) isbatsız. Selanik.) sonra. 5.zf. (a. Galata. a.s. bayındır duruma getirilmiş.zf.) lüzumsuz. (a.) müzevir. sonunda. apansızın. Kudüs. kayıtsız ve şartsız.s. (a. Lârisa].s. 12 şehir [Adana. Şam. Diyarbakır. istanbul'da Üsküdar. (a. (a. dönmeden.b. bulaşmadan 2. Sofya. parasız.b. (a.) hep. (a. [eskiden] 1.b. rüşvet almadan. Çankırı].b. Maraş. (a. (f. îmar görmüş.b. (a. An-tep. (bkz: bedâheten). (bkz.zf.s. (a. (a.) memleketler. haraca bağlı arazi.zf.b.s.zf. (a.zf. mâmur beldeler. gönderi. seçmeden. söyletmeden. (bkz: be-lâde. (a.) istisnasız.b.b.b.) elinde olmayarak.) sapmadan. (a. Trablusgarp. Kan-diye.b.b. bezmeksizin. kavramadan. şehirler. fesatçı.s. haber vermeden. geçmeden. Halep. kendiliğinden.b. bütün. irticalen.

) söyleyip yazdırarak.) bile bile. (a. (a.zf. yerine getirerek. öğünerek. bölerek. (bkz: faraza).zf. (a. uğurlu olarak.) hakkı ile. (a. gösterip öğreterek. (a. (a.b. ivedilikle.) iddia için.zf. (a.zf. patlayarak. (a. (a.) bindirilerek. uyuşarak. (a. keserek. yerini bırakıp giderek. cevâbını alarak.zf.).) çözülerek. . gerçekten.zf.zf. (a.) uyuşmak. (a. kullanarak. (a.) dileğiyle.zf.e.b.zf. husûsî olarak. dikte ederek. sınavla.zf.zf.zf.bîlek bî-lerziş bi-l-farz bi-l-fi'l bi-l-hâssa bi-l-hayr bi-l-hükmü bi-l-îcâb bi-l-icrâ bi-l-iddiâ bi-l-iftihâr bi-l-ihtimâm bi-l-ihtirâm bi-l-ihtiyâr bi-l-iktidâr bi-l-iktisâb bi-l-iktizâ bi-l-iltizâm bi-l-imlâ bi-l-imtihân bi-l-imtisâl bi-l-imtizâc bi-l-imzâ bi-l-incimâd bi-l-infâz bi-l-infilâk bi-l-infikâk bi-l-infirâd bi-l-infisâl bi-l-inkısâm bi-l-inkişâf bi-l-intâc bi-l-intihâb bi-l-intikal bi-l-intisâb bi-l-irâe bi-l-irkab bi-l-iskât bi-l-isti'câl bi-l-istîcâr bi-l-isticvâb bi-l-istidlâl bi-l-istidlâl bi-l-istihbâr bi-l-istihdâm bi-l-istihkak bi-l-istifâde bi-l-istifsâr bi-l-istihsâl (f.) kandırarak.) saygı duyarak.zf. (a. saygıyla.i. gerekli görüldüğü için.zf. ayartarak. ağzını kapatmak için. imzalanarak. anlaşarak. z. (a.zf. (a. (bkz. tutalım ki.) imza ederek. (a.) hakîkî olarak.zf) birine mensup olarak. bi-1-îcâb).s.zf. (a.zf. (a.) infaz yoluyla.zf.zf. (a.) lâzım olduğu için. aynlıp tek kalarak.zf.zf. (bkz: bi-1iktizâ). (a.) husule.) açılarak. dikkatle.) susturmak.zf. kiralayarak. anlaşmak yoluyla.zf. (f.zf. liyakatli olarak. sonuçlanarak. (a. yaparak.) özenerek.zf. (bkz: an-kasdin).) mahsus. meydana getirerek.zf.zf.) diyelim ki. yaparak. (a. (a.) çatal temrenli bir çeşit ok. (a. titremeden. (a.) intikal ederek.zf.zf. ayrılarak. (a.zf. gelişerek. icra marifetiyle. (a. (a zf) haber alarak.zf.) hizmete alarak. (a. isteğiyle.zf.) neticelenerek. örnek.zf.) soruşturup.) faydalanarak.zf.) misal. (a ?f) kazanarak.) kiraya vererek.) iftiharla.) iktidar ile. dikkat ederek. özenle. seçerek. (a. (a.f) sorup anlayarak. (a.) göstererek. hele.)' kısımlara ayırarak. benzer göstererek.) delil getirerek.) hayırla. (a. elde ederek. yararlanarak. birbirinden diğerine geçerek. (a. (a.) infilâk ederek.zf.zf) icra ederek. meydana çıkarak. yol göstererek. (a.zf. (a.zf. (a.) aynlarak.zf. (a.) titremez. (a.) imtihanla.zf.) donarak.b.) acele ederek.zf.) aynlarak.) hükmünden dolayı. yoldan çıkartmak suretiyle. (bkz: hassaten). (a. (a. (a. (a.

(a.bi-l-istikbâl bi-l-istiklâl bi-l-istilzâm bi-l-istimlâk bi-l-istintâk bi-l-istirar bi-l-istisnâ bi-l-istişâre bi-l-istîzân bi-l-iş'âr bi-l-işgal bi-l-iştirâ bi-l-iştirâk bî-l-i'tâ bi-l-i'tirâf bi-l-itmâm bi-l-ittifâk bi-l-ittihâd bi-l-ityân bi-l-izâfe bi-l-izzi ve-l-ikbâl bi-l-kalb bi-l-kayd bi-l-keşf bi-l-kimyâ bi-l-kuvve bi-l-külliyye billâh.zf. sırası gelince.s.zf.zf.zf.) karşılık olarak. (a. istimlâk ederek.) büsbütün. (?f) kimyaca. (a.) müzakere ile.) konuşmak suretiyle.) kaydederek. (a.) istiklâl üzere.zf.) karşılayarak.zf. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı. (a. bütün bütün. (a.) billur gibi. (a.zf.) lüzumlu.zf. (a. (a.) kim.) maiyyetiyle. (a.zf.) birleşerek. (a. (a. konuşarak. konuşarak.) danışarak. birleşerek.) vererek. (a. elbirliğiyle.zf.) yüz yüze.) itiraf ederek.zf.) izzet ve ikbâl ile. adamlarıyla.) keşfederek. (a. hakkı teslim ederek. (a.zf.zf.zf.) satın alarak.zf. sırasını bularak. (a. başlıbaşına. (a. uyuşarak.zf. izafeten). (a.zf. (a. (a.zf.i. meydana çıkararak.) sırası düşünce.) sorguya çekerek. (a.) kim.) muhafaza ederek.) izin ile.) değiştirme yoluyla. (a.) istimlâk yoluyla.) ortaklaşa. (a. oybirliğiyle.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili.zf. (a.zf. billur. kristal [Farsçası bilûr dur]. ister istemez. (a.). işgal suretiyle. karşı giderek. bitirerek. .) işgal ederek. (a.zf. (a.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam.zf.zf. (a. ayırma ile. değişe değişe.) Allah için.) yazı ile bildirerek.) tasavvurî olarak. (a.zf.) tamamlayarak. (bkz: müttefikan. (a. (a. billâhi bi-l-lisân billûr billûrî billûrî. (a. (a. gerektirerek. (a.zf. billûriyye Ecsâm-ı billûriyye billûrîn bi-l-mâ' bi-l-maiyye bi-l-muhâfaza bi-l-mukabele bi-l-muvâcehe bi-l-münâsebe bi-l-münâvebe bi-l-müşâfehe bi-l-müşâhede bi-l-müşâvere bi-l-müzâkere (a. (a. danışarak.) görerek.) getirerek. ruhsat alarak.) konuşarak. (a. müttehiden).) nöbetleşe. verme suretiyle.zf.zf. yüzleştirerek. bir şeyi saklamadan söyleyerek. gerekli görerek. billurdan. düşünce halinde.s. açarak.) istişare yo luyla. (a.zf. sırasında.zf. konuşarak. billurdan yapılmış cisimler.) beraberce. bozmadan.zf. i.zf.zf. (bkz.zf.) ayırarak.zf. (a. (a.zf.zf. (a. (a.zf. sırasını getirerek.zf.

i. billur gibi. (f. f. bed-sîret.) mânâsız. takatsizlik.a.zf. 1.) 1.b. soğulup sayılma korkusu.i.b.s.b.b. halsizlik.) 1.) her yönden. kerem ve inâyetiyle.) bot.) korkutan. 2.zf.b. (f.bilsâm bilsâniyye bilsikâ' bi-l-umûm bilur bilûrîn bi-lutfihî bi-lutfihî teâlâ bî-lüzûm bi-l-vâsıta bilve bi-l-vekâle bi-l-vesîle bi-l-vücûh bîm bîm-i cân bîm-i dûzah bîm-i ta'ne bîm ü ümîd bî-magz bî-magz-âne bî-maksad ü bî-günâh bî-ma'nâ bi-ma'nâhü bî-mânend bîmâr bîmârân bîmâr-ciger bîmâr-çeşm bîmâr-dâr bîmâr-dil bîmâre bîmâr-hâne bîmâr-hîz bîmârî bîmâr-istân bî-mâye bî-meâl bî-mecâl bî-mecâl-âne bî-mecâlî bî-mekân bîm-engîz bî-mer bî-merâ bî-merhamet (a.) bütün.i.b.c.s. (f. ürküten. hükümsüz.) hastabakıcılar.b.i. dermansız. tımarhane.b. korku.s.a.).) maksatsız ve günahsız.) halsiz.) çok sıkıntılı ve üzüntülü.b.) lüzumsuz. (f.zf. (f. (f. üzüntülü.) vâsıta ile.b. hoppa.zf. yoksul.a.) lütuf.) hesapsız. saçmasapan [söz].a.i.s. (a. kararsızlık. (f. bitkinlik. 2. (a.s.s.s. (f.zf. (a. (bkz. (f h s) hastabakıcı. satlıcan. akciğer zan iltihabı. (a.) bu vesile ile.i.) merhametsiz. gerek. güçsüz.) billurdan. yurtsuz.s. serseri.b. 2.pleuresie. (a.b. akılsız. bî-nazîr). (a.zf.) 1. * araç h.i. yersiz. (f. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri. (f. (f. yine o anlama.) riyasız. (a. kötü yaratılıştı. (a.) yine o mânâya.hastahâne.a. (f. (f.s.) vekâlet ederek. sayısız. (bkz. (bkz: havf). bîmâr'ın c. bîmâr-hâne).s.a. hep.a. zayıf. bîmârân) hasta. (f. (f.s.) akılsız. (f.b. can korkusu.s.i.) beyinsiz. fr.) [gözü] baygın bakışlı olan. güçsüzlük.) Allah'ın inâyetiyle. deliler yurdu.i. (f.s.s. (a.b. yüreği katı. 2.s. 2.s. hanımeligiller.) güçlükle.s. bed-tıynet). hasta.) anlamsız. .) 1. (a. takatsizlikle. (a. (f. (f. cehennem korkusu. korku ile ümit. 2.s.) 1. yeri gelmişken. (f. (f. l.b. hoppa adama yakışacak surette.zf. tehlike.a. ürkütücü. sayrı.) gönlü sıkılmış. tımarhane. 2.) billur. azarlanma. (f. mânâsız. hastalıktan yeni kalkan [kimse].b. eşi benzeri olmayan. bîtâb). mayası bozuk.s. belvâ).b.b. bitkin. sarmaşıkgiller.) zâtülcenp. (f. (f. (f.s.) yapışkan otu.f. hastahâne. bitkinlikle. (bkz: bî-hemâl.) hastalık. (bkz. f h s) manendi.b. (bkz.s.s.) .(bkz: bîmâristân2). (a. takatsiz.

a. insaniyetsiz.çekinmeden. vefası.bî-mezak bî-meze bî-mihr bî-mihr ü vefâ bî-mikdâr bî-minnet bî-misâl bî-mûcib bîm-nâk bî-muâdil bî-mübâlât bî-muhâbâ bi-mübâlût bî-müdânî bî-mürüvvet binBin-netîce Bin-nefs bin bîn -bîn Dûr-bîn binâ' binâ emîni binâ-yi ilâhî bînâ bînâb binâber binâberîn bînâ-dil binâen binâen-alâ-zâlik binâen aleyh binâ-gerde binâgûş bî-nâm bî-nâm ü nişân (olmak) bî-namâz bî-namâzî bî-nasîb binâvend bînâyî (f. başına kalkmayan.) 1.) namazsız. inşâatı kontrol eden kimse. (f.s. mürüvvetsiz.b. -den ötürü.a.s.s. (a.b.a. (bkz. sevgisiz.) bundan dolayı.s.s.) eşsiz. (a.a. 2.a.c. gr. (f. isnâd). -için. binâberîn).s.s. (a.f. (a. Tanrı binası.) -den dolayı. (f. (f. müteaddî (geçişli).) 1. kurma. yapı. mıntaka. lûtufkâr. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf].a.) çekinmeksizin. . (f. ev. kulak memesi.s.zf. (f. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. basiretli. 5. gören.) adsız. (f.) . uzgören. hakikati kavrayan.s. (f.) mâni.s.) dikkatsiz. (f. görücülük. (bkz: bî-mubâlât) (f. 2.a. bunun üzerine. i.) nasipsiz. göz. (f.). büyün) bölge. eşi bulunmayan. (f. (f. (f.b.) mûcipsiz.a.) şefkatsiz. neticede.) 1. bunun üzerine. (f. dayanma.b. uzaktan gören. gören.) kurulmuş.i.s.b. (a. dürbün. (a.b. yapılarak. mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap. (f.s. yok yere.i. (a. 2. saygısız. meçhul (edilgen).b. görücü.s.i. (bkz: binâberîn). dayanarak.s.i.b. beynamazlık.c.) bundan dolayı.c.f. kayıtsız.b.).) tatsız. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar.) eşsiz. netîce olarak.b. 4.zf. görücü. (f.b.) kalbi.i.a. (bkz: binâen-alâ-zâlik). benzersiz. (f. (a.) 1. sakınmadan.a. (f. bundan dolayı. (bkz: bi-nevend). 3.s.s.s.) 1. nefisle. yapma. ebniye) 1. tuzsuz. 2.b. (f. (a. lâzım (geçişsiz). kulak tozu [aslı bünâgûş dur]. beynamaz. bîpervâ).) -e. -de. 2. (f. (bkz.zf. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.b.b.e. dalış. sansız. benî) oğul. engel. yapısı.) manevî görüş.s. kadınların aybaşı hali. adı sanı kalmamış (olmak). talihsiz. sevgisi olmayan.a.) emsalsiz. namaz kılmayan. benzersiz. (bkz: bî-nazîr). sayısız.) korkmuş. 2. bu sebepten. talihi kapalı.b.zf. (f.) zevksiz. 'önemsiz.b. (f.b.s. (bkz.i.b. namazsız.b.s. tat almaz.) bunun üzerine. sebepsiz.s.

a.zf. (a. (f.) nasipsiz.s. (f. (f.) ateşle. kendi kendisi.i. nursuz.) yalvarmasız. basîretkâr).) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak.) l .b. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası.) namussuz. 2. görme kabiliyeti.) l. 4. kendi kendine. akıllı.i. (f. düzensiz. spontane. 3. Osman kızı Ayşe. nasipsizlik.) tuzsuz. kadeh. (f. (a.s. görünmez.) 1. (f.) kendisi.s. görücü.s. sükût. (bkz.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör.b. (f.b. yakar-masız. 2. (bkz: müstagnî). içinden. 2. (bkz.) zenginlik.) fels. tatsız. gören. yüzük parmağı.s. (f-i. görmez. fr. [Arapçası "fincan" dır. bot. lezzetsizlik. 3.s. işâretsiz.burun. tatsızlık. rezil.i. bî-misâl).). (a. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. (f. (f.) 1. (bkz: bi-nâvend).zf. benât) kız. mülakat.i.) görürlük.s.) nisbetle. zavallı. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir].2. uzak görüşlülük.) iğe sarılmış pamuk ipliği. 2. (bkz: ebedî). tükenmez.) 1. (üzümün kızı) şarap. (f.i. meç.b. ayrılığın nasipsizliği.b.b.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek.) nihayetsiz.i. (f.b. tuzsuzluk. (f. (f. .b. vefasızlık.c. görebilme. (a. tas. (dağın kızı) aksiseda.i.s.a. sonu görürlük.) 1. görüş.s. [insanda ve denizde]. (f.) nihayetsiz. (bkz: hadeka).i. (bkz: usfûr).s. (f.zf. gözbebeği.i.s. 2.a. (f. yayın ele alındığı kısmının ucu. (f.i. (f. ihtiyaçsız. (a. kâse. tatsızlık. sessizlik. lezzetsiz. 2.) nişansız. fakir.) 1.) manî.i. fakirlik. uyanık.b. kendiliğinden. (a. (f. uğursuz. binsâr bint Ayşe bint-i Osman bint-i ineb bint-i mehâd bint-ül-cebel bî-nûr bî-nümûd (f-b. sonsuz.) bakımsız. ilerisini düşünen. engel. (bkz: bi-z-zât). dağ tepesi. (f.) 1.bînâyî-refte bî-nazîr bincişk bincişk-i züvân bînek bî-nemek bi-nefsihî bî-nemekî bînende bînendegî bîneng bî-nesak bî-nevâ bî-nevâ-yı firâk bî-nevâyî binevend bingân bingere bînî -bînî Âkıbet-bînî bî-nigâh bî-nihâye bî-nihâyet bîniş bî-nişân bî-niyâz bî-niyâzî bi-n-nâr bi-n-nefs bi-n-netîce bi-n-nisbe binsır.s. (a. (f. yoksulluk.]. sonuç olarak. 2. çaresiz. uç.) serçe kuşu.) belirmez.s. bir dereceye kadar.b. iki yaşına girmiş dişi deve.) sırasız.b. (bkz: piyâle). (f. sonsuz.zf.s. muhtaç.s.b.b.

) derin kuyu. (a. harap.s.s. dost. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. (f. meç.s.) resmî olarak.a.b. (f.b. (f. bî-reh bî-râhe bî-râhî bî-rahm bîrân.zf. kanatsız.b. bünye).b.) renksizlik.) 1. pirinç [hububattan]. ilâhî cevher. (f. 3. dermansız.i.i. pilav.i. yol bulunmayan sapa yer. karşı karşıya döğüşme.kelimeleri zarf yapar rica ile. (bkz: bercîs1).i. (f.) merhametsiz. renksiz. süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar].) 1.s.[asıl ve mecazî mânâda].b.s.) 1. (a. soysuz. yatak. biraz.a.i.) 1. erkek kardeş. (f.) -ile.c. (f-b-s.b. nefiy. (f.binye bî-pâyân bî-per ü bâl bî-perde bî-pervâ bir Bi-r-ricâ bi-r-rakabe bi'r bi'r-i muattal bi'r-i zemzem bîr bîrâd birâder birâder-i can-berâber birâder-i mâ'nevî birâder-i rızâî birâder-âne birâder-enger birâder-hande birâderî birâder-zâde bî-râh..i.i. oysuz.) üzüm salkımı. 2. 2. tas. (f.i. örtü gibi şeyler. müzik bilmeyen okuyucu. âdet olduğu gibi. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır]. düşüncesini söylemeyen. (f. yolsuz. reysiz.) kardeş çocuğu. (f.b.s. i. dökük. viran. hanende. hah. 3. (bkz. (f.) 1.s.e. (bkz: birincâsf).s. tükenmez. kardeşlik. münasebetsiz ve kötü yola sapan. sakınmadan. (f.s. (f. çok yakın dost. (f.) kardeşe mensup. dostça.) 1. körkuyu.s.) fazla dallan kesilmiş.i. 2.) savaşa atılma.i. ahret veya din kardeşi.) arsız. (f. kardeş. (a.s. (f. 2.zf. rakabet ederek.a. güçsüz [kimse].s. 2. -ederek mânâsına gelip. utanmaz.b. 2.b.i. 2.) az şey. kilim. (bkz: bî-muhâbâ).i. pirinç [mâden]. bîrâne bîrâste birâz birâz birâzbân.i. (a.) kılıç.) 1. renksiz.). (f. . ahret kardeşi.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir].b. döşek.) 1.) kardeşliğe kabul edilmiş kimse.i.i.) kardeşçe. pîr.a. Mekke'deki zemzem havuzu. (f. (f. (a. yolsuzluk.b. ihtiyar.) kolsuz. aforoz veya sürgün. arsız. yeğen.b. (f. (a.) bot. (f. birâzvân birbâs Bircîs bîreg bî-reng bî-rengî bi-resm bî-revgen bî-rey bî-reyb birîg birînc birincâsb (a.s. susuz.) şüphesiz.) yağsız. (f.) damarsız. taslak halinde bulunan resim. i. budanmış [ağaç].) çekinmeksizin.) üveyi kardeş.s. âbâr) kuyu. (f. 3.i. (a.) yıkık.b. seccade. çıkmaz sokak. başarısız. (f. 2. (f.) 1.) sonsuz.i. (f. yıldırım. kalbsiz. (f.

benzersiz.a. iyilik. haricî.) bot.) firuze. (f. talihsizlik.i.a.b.s.i.) bot. dünyâ. (f. (f.dışarı. (f.) yüzsüz. yabanî karanfil. (a. (f. . nane ve piyazlı kebap.b. (f. güzellik. (f.) kısmetsizlik. fr. (bkz: bisât-ı felek. (a. varsam.) etek öpme. suyoncası denilen.) .i. (f.i.i. 3.e) "ne kötü. sarı çiçekli bir ot. (f.b. hallucination.i. 2.s. çocuğun ana ve babasına itaatli olması. (a. küçük göl. (bkz.b. "zemberek" denilen bir harp âleti.) sabırsız. [hafifletilmişi "birûn" ].i.) riyasız.s. bürsen).s. bağışta bulunma. gölcük. 2. bî-sânî). gökzümrüt.) kısmetsiz.a. (a. (a.) at kestanesi. ne çirkin" mânâsına gelir. yalansız.) selâmlık dâiresi. zf. anaya babaya itaat. (f. (f-i-) l. dış. minder. yaygı. göğüs. selâmlık odası. sermayesiz. (f.a.) hayâsızlık.) gerekli eşyası bulunmayan. bîrze.a.s. büyük havuz. (bkz . afetler. (f. ne fena. çimen.) parasız. (bkz: bisât-ı hâk. tere. ve i. (bkz.i.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. [acı ve kokulu bir sakız]. 2.i. büsre).) ikincisi olmayan. koyun otu. dönek. yonca.c. busat) kilim. şeytanboku.i.s.) . 3. (a. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu. yeryüzü. yeryüzü.i-) 1. keçe. fr. yalancı zümrüt. (f.) sebatsız.s.i.s. (a. arsız. bîrzî bî-sabr bî-sâmân bî-sân bî-sânî bisâr bisât bisât-ı arz bisât-ı berf bisât-ı felek bisât-ı hâk bisât-ı kevn ü mekân bisât-ı satranç bisât-ı bûsî bî-sâz bi'se Benât-ı bi'se bi'se-l-masîr bî-sebât (f.s. kasnı. lât.) cansız.) kızartılmış. (a. Beifuss miskotu" dur]. (f.a. züğürt [kimse]. yeryüzü. (f. Misk otu. satranç tahtası. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir].birincâsf birişte birîşüm bî-riyâ birke birkıl birnîs birr birr ü takvâ birsâm birsân birsîm birsîm-i mâ' bî-rû bî-rûh bîrûn bîrûnî bî-rûyî bîrûz bîrûzec bî-rûzî biryân biryân-ı muhallâ bîrzed.i.) 1. yeşillik. (f.i. (kar döşeği) karla kaplı olan yer. el etek öpme. döşeme. yüzsüzlük. hâriçte. tüfek. (f.b.a. 2.i. dışarıda.s. zümrüte benzer. fazla. s. bot.) 1. Armoise miskotu.b. hayır. (a. (a.i. bisât-ı hâk).) bot. 2. büyük belâlar. büsre'nin c.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma. alm. bisât-ı kevn ü mekân). olmayan şeyi varsayma. kâinat.s. (f. (f.) 1.).s. değersiz yeşil bir taş. bir benzeri olmayan. tava. cehennem.i.

hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret.) 1. ne cesiz. hayvan kesilen yer.) çokluk. hareketten kalmaz. (f.) kıymet.b.) âciz. (f. bol meyveli.zf. (a. gökyüzü. Çin'de yetişir zehirli bir ot. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ. (f. (a. düzensiz. adıyla. zayıf [adam].) boş.) sebepsiz.a. ziyâde.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır. ipe sapa gelmez [söz. (a. (f. (a. kolaylıkla. (f.b. (bkz: bi'set-i nebeviyye).i..s.i.) çıraklara. başsız. (f. (a. (bkz: besmele).) arkadaşı çok olan.i. sefil ve perişan.s. i. kolaylıkla gibi.).a. bîstümîn bî-sûd bisut bî-sükûn bîsütûn Çetr-i bîsütûn bisyâr bisyâr-ber bisyâr-gû bisyâr-husb bisyârî bisyâr-kes bîş (f. paha biçilmez. (a. (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.). Peygamberimizin gönderilişleri. (bkz: büsut). âşık Ferhad'ın.b. artık. boğazlanmış hay (f. (f.) vücudu sivilceli olan [kimse]. (f. bîsere bî-ser bî-ser ü bûn bî-ser ü pâ bî-ser ü sâmân bîserâk.b. . suhuletle. beceriksiz.s.a.i. (a. (bkz: perûş).) kesilmiş.) gevşek.) mercan [taş].b.zf. bîserek bî-serân bi'set bi'set-i Muhammediyye bi'set-i nebeviyye bism bismil bismil-gâh. başıboş olanlar.b. faydasız.e.) ["bi+ism" den] ismiyle.i. (f.s.b. (f.) salhane. (f .) durmaz.s.a.) boğazlanmış.zf.) 1. yok yere.s. arsız. (f.) çok. çok kimseyi tanıyan.) gönderme.s.s.i. savruk. (f. (f.) başsız. (a.) sabahsız. gök. (f-b.s.s.i.s. bismil-geh bismillâh bismil-şüde bisr bisre bisBi-s-suhûle bism-i şâh bi-s-suhûle bîst bîstâh bistâm bistâr bister bîstgânî bistûh bistüm. durmayan. eğri.i. çok tembel. değer. yirminci.s.s. (f. 2.s.) sivilce.i.b. (f. edepsiz.s. utanmaz [adam].s. hareket]. bıldırcın otu denilen.) yatak. cılız. (f. (f.i.f. çarpık.i.b.bî-sebeb bî-seher bî-semen bîser.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar. 2.) çok konuşkan.s. (a. döşek. intizamsız.s. (f. (f.) yirmi 20 (f.) küstah.b. v.) suhuletle.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar.b.

i. gaseyan.b. şekilsiz.b. (a.) 1.i. uyanık. (f.s.i.).) adı sanı belirsiz.) utanmaz. (f.i. . gıda.s. kıvırcık saç.a.) 1.b. fr. sazlık. (f. 2. zool. eksiksiz.) bitkin bir halde.). esir. koyu şıra. kusma.) perişan. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. 5. kıymetli.s. i.s. çevik. sabrı tükenmiş. (f. (f. gümüş kakmalı işlemeler. (f. (f. fareye benzer küçük bir hayvan.s. (f. 2. eğri anahtar. kasavet. 2. uzun boylu [adam].) 1.) fels.b. bot. daha çok. idraksiz. (a.) kusursuz. h. (f.) 1. 3. bişkele. 4. beşaret). (f. saçı. (f. dağınık. i. becerikli. s. eksiksiz.) yüksek fiatlı.s.) sığıntı. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. balyoz.i. heybetli ve muhterem.zf. 2. değerli. [eti panzehir olarak kullanılırdı].b.kelimeleri zarf yapar.) ormanlık. küskü. tedbirli.b. meşelik. tasa. i.) kuvvet.s. varyoz. bıldırcın otu ile beslenen bir fare. (f.i. (f.a. ederek mânâsına gelip. (f. gam.) kuvvet ve iktidar sahibi. kaya koruğu.i. (f.s. (f. tutsak. bişâret bîş-bahâ bîşe bî-şebîh bî-şekk bî-şekl bî-şerm bî-şevâib bîşe-zâr bî-şikîb bişing bîşî bişkel bişkele bişkene bişkûfe bişkûh bişkûl biş-mûş bişpûl biştâm bîş-ter bî-şübhe bî-şümâr bî-şuûr bî-şuûr-âne bitBi-t-tagyîr Bi-t-tanzîm bît bî-tâ bita' bî-taayyün bî-tâb bî-tâb-âne bî-tâbî bot. asalak. tutan ve saçılan şey. (bkz: bişkel. kendi gelen.) 1. tanzîm ile. düşüncesiz. (f. (f.a. *kesîn.a.) 1.s.) lekesiz.i.a. kazma. altın. (bkz. düşünmeden.) -ile.i. benzersiz..s. benzeri olmayan.b.). amorphe. 3.b.s. (f. işe düşkün. akıllı. kusursuz.i.) şuursuzca.e. (bkz: galî). bişkele). (a.biş-i behâr bîş-i mûş bîş ü kem bî-şâibe bişâr bişâre. sayısız. (f. tutuş. (f.) hadsiz.) 1. bişkene (f.a. (bkz: bî-gümân).a. 2. kim. 2.) fazlalık.) 1.i.) bitkin. ihtiyatlı.e. (f.zf. (bkz.s. sabırsız. 2. 4.) daha fazla. (bkz: bî-mecâl). dermansız. halsizlik. değiştirerek. yorgun.) buruşuksuz. 3 kuvvetli.a.i.) şüphesiz. (f-b. (f. (f. pahalı. burgu.b. 4. (bkz. çiçek.) orman.i.s.s. (f. fazla ve eksik.a.) şuursuz. (bkz: şü-kûfe). bişkene). 2.s.b. tanzîm ederek. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı]. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap.s. (bkz: tufeyli). rastık. (f.s. bişkel. (f. halsiz.) şüphesiz.) takatsizlik. pek çok. (f. saygıdeğer kişi. (f. meşelik.i. 3.s. Allah. (a.sazlık.

dayanılmaz. nâ-bemevsim). (bkz: bit-tişvîk). bîvâr (f. bîv (f.s.a. bî-tâil (f. (bkz: bevân.) "onbin" sayısı. bi-t-tarîk-it-temsîl (a.) takatsiz. bityâre (f-i-) elem.a.a. geceleme.s. (bkz: beytûtet. bî-taksîr (f. gecele-yiş. keder. bitke-i haşeb tahta parçası.s.zf.) tecrit.) te'sir ederek.s. bityâr.) vakitsiz. (bkz: bi-tamâmihî. işe yaramaz. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi.s.zf.a. bi-t-teşvîk (a.) ibâdetsiz. bi-tarîk-il-evlâ mant. bî-tâkat (f. bi-t-tafsîl (a. bîte). teşvik ederek. haydi haydi. oynatarak.i. bîtet (a.) benzetme yoluyla.) tedbirsiz. tomurcuğu. bi-tamâmihâ. azar azar.a. bevâbet).cü. talaş.i.) yoluyla.) teşvîk ederek. bi-t-tesâdüf (a. rastgele. zf. bi-t-tavassut tediye eko.zf.b. (bkz. aforti-yori.zf. (bkz: bi-t-tahrîk2). tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına. bîvâre (f.) ufak parçalan. tasarlayarak. bîte (a. takatsiz. bi-t-tahrîk (a. tutuklanarak. hepsi. bi-t-tav' (a. 2.) tamamıyla.i. eksiği olmayan. çaresiz. tabîî olarak. bivâbet (a.i. uzun uzadıya. (bkz: bîver). bi-t-tasmîm (a.i. (bkz: beytûtet.) 1.) zulüm ile. bitlâb (f. bî-taraf (f. tamamen). kışkırtarak. biûza (a.zf.zf. bi-t-tamâm (a. bî-tedbîr (f.) tarafsız.i. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın. . bi-tamâmihî (a. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul. (bkz: takat). gece kalma. bevvân).) tarafsızca.i.) güve.) etrafıyla.a.s.s.) güçsüz.) tabiatıyla.) geceleme.b. günahkâr.s. güçsüz.c. hareket ettirerek.bî-tahammül (f.a.). kimsesiz. bi-t-tedrîc (a. menfaatsiz.a.zf.) kusuru. ebvine). bî-tarafâne (f.) gece kalma. büven.) kurarak.) faydasız.) tamamıyla. bi-t-tavassut kabûl eko.) tesadüfen.zf. ayırma yoluyla. araştırarak. hakkı ve kanunu çiğneyerek.s.) derece derece. (bkz.) tahammülsüz.a.zf. nâ-be-hengâm. tahkik ederek. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a.) istek ile. sıkıntı. bi-t-tahkîk (a.) sivrisinek.) tahkik ile. bî-takvâ (f. *etkileyerek. kesinti. kesilen bir şeyin ufak bitke (a. bîtet).zf. bî-tâk (a.zf.) Allah'ın takdiriyle.s.b. bi-t-teâdî (a. boş. bivân (a.zf. zf. bi-t-te'sîr (a. bi-t-tevkîf (a.) tevkif edilerek.) hurma çiçeğinin kapçığı. poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde. bi-t-tab' (a.zf. uygunsuz.zf.b. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a. bî-vakt (f.) âciz. kışkırtarak.zf.s. bi-t-tarîk (a. garip.b.i. cü.

) sebebsiz. küskünlük. sebze bahçesi.i. mahrum. (f.a. âşık hilesi.) .s.b.c.) 1. hayırsız. (a.s. (a. biyâât) satılık mal.b. kendi işler.zf.) rahatsız.) -e. azıksız.s.b.i. dönek. (f.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara.) hîle. usanmış. (f. entrikacı. kabul. (f. al.) dul kadın. (a.) zool. c.) ziyâsız.) ister istemez. (f.) vücutsuz. câvidân. (f.i. (f.s. desîse.) fakirlik.a.) kollu ve başlıklı hamam havlusu. (f. şaka. (f.b.b.) durmayan. (bkz.a. karanlık. (f. fitneci. doktor. (bkz: bi-cişk).s.i. (a. -rek mânâsına gelip.i. (f.) behresiz.i. kuyruksuz. (bkz. (a.i.i. fr.i. ziyaretle. (a. sonu olmayan.b.c. (bkz: bezle).i. (f. (f. anoure.) bezginlik. (bkz: savâmi). cimri. ile.) eleyen. kendisi.) zevalsiz.s. hasis. tarayan.) kocasız kadın. (f.b. bîa'nın c. 2. yarasa. büyâh) ufak balık. (a. (a.i. (a. kavun karpuz.s.i.s. gibi. büzûzet).s.bî-vâye bîvâyegî bîvâz bîve bî-vech bî-vefâ bî-vefâyî bîvegî bî-vend bîver bîve-zen bî-vukuf bî-vücûd biya' biyâet biyâh bizBi-z-ziyâre Bi-z-zikr Bi-z-zarûre -bîz Fitne-bîz bizâ' bî-zâd bîzâr bîzâre bîzâre-i bîdâre bîzârî bi-zâtihi Müteharrik bi-zâtihi bizâz bî-zebân bî-zeneb bî-zer bî-zevâl bizh bizişk bizişkî bî-ziyâ bizlâh bizle bizle bi-z-zarûre bi-z-zât bornûz bostân (f.) kiliseler.) zahîresiz.a.i.) vefasız. otomatik.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma. . sermed. nasipsiz.a. (f.zf.e. bürnüs).s. bûstân). sermedi). kıyafetsizlik.i. (f. küskün. kalburdan geçiren. (a. (f.kelimeleri zarf yapar. dul.s.s. (f. bıkmış.b. ışıksız.i.) vefasızlık.i. çenesi düşük. bi-z-zevât) kendi. (f.b. muvafakat. (bkz: bi-n-nefs).s. (bkz: ebedî. (a.b.zf) kendiliğinden. (bkz: huffâş).i. altınsız. zarurî olarak.a.) pejmürdelik. vefasızlık. (a.) gündelik elbise. (bkz: bezâzet. (f.i. perişanlık.i.) hekim. (f.) lâtife. 2.s. câvid.s.b..).b. (bkz. (f. bîvâr).) gadir.) hekimlik.s. cerrahlık. (a. 2. bî-zebânân) dilsiz.b.b.) 1. (bkz: beyâh). eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.a.c. geveze [adam]. zikrederek. (f.) dulluk.a. pinti. (a. (f.s. (f.) 1.

göze arası boşluğu.i.i.i.i. dis-tance polaire. 3. distance focale. meydan. fr.i.i. mat.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı. sevmeme.) kucakta. (t. (f. fr.) haksızlık edenler. uzaklık. (f. bâgi'nin c. fiz.) saha. 2. anat. var yok. bûhe buhak buhalâ' buhâr buhârî buhayre buhayre-i dem'iyye buhbûha buhl buhle saray teşkilâtında.' (a. (bkz: bûy). göl. elsıkılığı. fr. râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında. top. erkek baykuş. 2.) 1.i.i. odak uzaklığı.) orta yer. (bkz. (bkz: eb). (a. buğu buhara mensup buğu ile ilgili (a. boy u t. distance zenithale. (a.) koku.) 1. 2. can sıkılma.i.i.) cimriler. fr. varsayılan uzay. (f.i. 'teğet uzunluğu.i.) kin. (a. ansızın gelen yağmur.i. longueur de tangente.b.i.) leş yiyen kuşlar.i. fr.) baba. hezâr).i.) ıraklar. 2.i. çakır doğan.) erkek kurt. buhûl).) cimrilik. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü.) koku satan.i.geo. pintiler. omuzda. (bkz: adavet). turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. (a. . şiddetli sel. âsîler.) 1.i. astr. astr.bostâncıyân. (a.) 1. (a. astr.i. avlu. râsıdın gözünde meydana gelen açı.) insanın bütün malı ve eşyası. 3. (f. şiddetli ses. (f. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. selva). *açı uzaklığı.a. (bkz.) varlık. 2. nefret. (a. (a.i. (f.) 1. alan. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı. gidilen yolun uzaklığı. başucu uzaklığı. (a.b. fr. (f. (a. varı yoğu. (baîd'in c. çil [kuş].b. mat. turna kuşu.i. serkeşler. uzaklar.) semizotu. bahîl'in c. eb'âd) 1. tamahkârlar. ağır ve pahalı ev döşemesi. pintilik. bûbürdek bu'd Bu'd-i mesâfe bu'd-i beyn-el-hücrevî bu'd-i mizvâ bu'd-i mücerred bu'd-i nîreyn usûlü bu'd-i kutb bu'd-i mihrâkî bu'd-i mümass bu'd-i müzevvâ bu'd-i semt-ür-re's bûd bu'd ü nebûd bu'dân bûdene budha budû' bûd ü ne-bûd bû-fürûş bûğ bugas bugat buğrâ buğz bûh. bıldırcın.c. distance angulaire.) küçük deniz. kutup uzaklığı. aralık. anlama. 2.i. (a. anat. (f.) bülbül (bkz: andelîb. (f. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler.i.i. bostâniyân bölükât-ı seb'a bû bû buâk bûb bûbürd. espace intercellulaire.) l. ba'hl. bostancılar. (f. gözyaşı pınan. 2. haykırış. saha. (a.

(a. (a. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse. âfet.) boru.) 1.h. bağırsak. yer.s. memleket memleket. musibet.buhrân buhrân-ı ceyyid buhrân-ı kâmil.) denizler.i.i. toprak. (a. (a. buhl). huy.) ses kısıklığı. onunla ilgili.) 1.i. (bkz: bahl. baykuş.i. (a. otlar. 3. ebhur).) alçakgönüllülükle hakkını isteme. (bkz: bahte). a.i. mahdum). (bkz.i. (f. (bkz: ra'd).i.) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis. (f. dağınık. yalan söz. büyük yapı.i. bür'ûme). fiz. (f. tütsülük. ülke. yer. belâ baykuşu. kıyma.i. hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet. belâ. 2. toprak.) izdiham.h. konca.i. yer sarsıntısı.i. bûmehin (a. baykuş. (a. bûme bûm-i musîbet bûm bûmbâr. izinde olanlar. kritik sıcaklık.) sebzeler. ("ku" uzun okunur. 2. 2. ebhâr.f.i. 2. bûmhen). düşüncesini.i. bıka') 1. a. s . (bkz: ekûl).) tütsü.) 1.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda. (f.i. kabine buhranı. tavşankulağı. düdük. (a. 3. (a. 2. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen.i. iki hörgüçlü deve. yaz mevsiminin en sıcak zamanı.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar. bot. ("ka" uzun okunur. (bkz: bahûr-dân). pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek.zf.i. (f. 2 . sıçan büyüklüğünde bir hayvan. leke.s. (f.i. 2. obur. meç.i. kalabalık. i. koyun bağırsağı.i. hastalığın en ağır zamanı. yeşillikler.) gök gürültüsü. (a.) 1. hastalığın fenalaşma nöbeti. kriz. (a. (bkz.i. (a. tabîat.) 1. (bkz: ferzend. deprem.) zool.c. perişan. bakl'in c. kalabalık. cemâat.i. 2.) cimrilik. sürülmemiş tarla.) zool. 2. (a. yurt.) 1. (bkz: bihâr.) zool. (a. benek. siklamen.s.i. (f. meç. (a. nöbet.) yer yer.s. (a.) oğul. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait.c. fr. henüz açılmamış çiçek. bahr'in c. bürûm. bûnbâr bûme bûmehen. güruh. buhtûr Buhtunnasar buhû' buhûh buhûl buhur buhûr buhûr-i meryem buhûr-dân bûjene buk buk'a buk'a buk'a bûkalemûn bukkarî Bukrat bukratî bukratiyyûn bukta bu'kûke bu'kûket-üs-sayf bu'kûket-üş-şitâ' Bukul bu'le bûm. cyclamen. (a.). buhrân-ı mahmud buhrân-ı redi' buhrân-ı vükelâ buhran sühûneti buht buht buhte buhtû. (f.i.) çok yiyen. (a. (f-i-) 1. tomurcuk.) 1. kışın zemherirdeki hali. bir işin tehlikeli. . karışık bir hâl alması.

) Hz. kale.bûmhen bûn bunduk.) bıyık. 2. [Hamel. etek öpen. (a. Delv.i.s. 2. i. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır].h.i. Esed. sülün. i. 2.i. 2. nihayet. Arslan takımyıldızı.i.) parmak boğumu. (f. (f-i-) öpme. bûmehen. 3. burc-i âzerî burc-i bâdî burc-i eşref-ahter mîzân burc-i Delfîn burc-i evliyâ burc-i hûşe burc-i Süreyya Burc-ül-Esed burcâs burcuma bûre bu're burha bûriyâ bûriyâ-bâf burûc burûc-i isnâ aşer burût Burzag bûs. (a.i. (bkz. burc'un c. hisar çıkıntısı kule.) fındık. Sünbüle. Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek. 4. Cevza. kolay. 2) Arslan burcu.i. 2. (bkz: ber-zûg). Seretan.) 1. yuvarlak bina.) 1. Esed (Arslan). dip.s. (a. Mizan. (f.i. (a. Cedy. zool. tüfek kurşunu. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı. temizlenmiş koyun bağırsağı. Hz. havalı burç.i.i.) öpen.c.i. (f. auphin. Akrep. fıstıkî renk. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir. burûc) 1.) Tatar oku. fr.i.i. haşlanmış buğdayın döğülmüşü. (f.) . [Cevza (ikizler). kuleler.) 1. burç). (f. astr. sulu burç. (a. Kavs.hasırcı. teberzed). nebat şekeri. öpücük. çukur. (a.) çok cins olan dişi deve.i. [Seretan. (Güneş medarının) on iki burcu. öpme ve kucaklama. meç. öpüş. bunduka bunduk Bundukî bundukiyye bûr bûr Burâk Burak-ı Cem bûrânî burbûr burc burc-i âbî burc-i âteşî. . etine dolgun delikanlı.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse.i.i. 1) Sünbüle burcu. bûse bûs ü kenâr -bûs Dâmen-bûs (f. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde.s.i. Akreb.s. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi. hedef. Terazi (Aquarius) burcu]. (bkz.i.) hisarlar. ateşli burç.) bir altın para. çölde çukur biçiminde yapılan ocak. 4.) hasır dokuyan.b. (a. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. (a. [Hamel (kuzu).) bulgur.i.s.) 1. (a. (a. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr.i. i.i. 3.) yüksekte bulunan nişangâh. delikanlılık çağındaki neşe. uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu.) hasır. rahim. (f. doru. (bkz: büste).) 1. (a. 2. (a. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. Sevr. 3. Yunus. astr. f. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri. kızıla çalar at.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. Bağdat şehri. Kavis (Yay) burcu]. güzelin ağzı.) 1. ufak ve yuvarlak tane. (a. (f. Hut (Balıklar) burcu]. (f. (bkz. i. bûmehîn).

) buse. anat.i.i. öpen. bâtıllık.s.) ufak ve parlak bir böcek.) kilimler. (a.m. (f. geç kalma. (f.) 1.i. 2. etek öpme. soğancık.b.b. (f. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip. toplayan.i. minderler.) hastalanan koyun.s.i.) öpülmüş.).b.s.i.i.b.) şapır şupur öpüş. el öpme. boş oluşu. bûstân).i. 3. (f.) -öpücü. (f. kökünden çıkar çıkmaz. (a. (f. (f.). Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri. öpücü. (a.i. çeşme.) öpülecek yer. (f.) 1.) bot. kuyumcu kalıbı.) buse. (bkz: bostan. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot. g.i. (f. (a.i. (f. (f.s. bahçe. (bkz.i.) öpen. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden.i.b. (a.i.) iyi huy.b.) kanncık.) zool. busende).i. anat. (f.i.) bot. (f. pota. hücre. çürüklük.) bahçe içinde bulunan köşk. bûse-geh bûse-lik bûselik-nevrûz bûsende bûse-rübâ bûse-şikesten buseyle bûse-zen bûs-gâh bûsî Dâmen-bûsî Dest-bûsî bûsîde bûsîden bûsîr bûsiş Busm bûstân bustân-bân bûstân-efrûz bûstân-fürûz bûstânî bûstân-pîrâ bûstân-serâ busu' bu'sûsâ bûş butayn butayn-i eymen butayn-i eyser bûte butha butîmâr butlân butlân-ı da'vâ butu' (a.i. bûstân-fürûz).i. .) bahçıvan.) şapırtılı öpüş. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap.) "bahçe süsleyen" bahçıvan.busat bûse-câ bûse-çîn bûse-gâh.) öpme. bûse-çîn). (bkz: bûse-gâh. sebil v. keçe yaygılar. kapan.i. (f. küçük karın veya göz. butûl).i. pûselik). sağ kanncık. (f. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer.b. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen.i.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık. sol kanncık.b.b. (bkz. (f. tatarcık. gövdesiz ve kısa saplı nebatlar.i. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif.) öpecek yer. (f.) öpmek. dâvanın esassız.) bot.i. öpücük toplayan.b. (f. (bkz. 2.s.b.b. alan.) bostana ait. (bkz.) gecikme. boşluk. haksız. (a. beyhûdelik. (f. mezartaşı. bisât'ın c. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen. (bkz: bûse-rübâ).b. (f.i. katmerli horozibiği denilen bir çiçek. (f. s.s. (f.) terler.b. (a. dal ve yapraklan yerlere yayılan. bûse-geh).i. öpme. döşekler. (f. muz. (bkz. öpücük alan. (f. basî'in c.) öpülecek yer.

(a. rûh'un kokusu. tabiat. (bkz: büdâd. başak. nasip.) 1.i. bilgi. koku. buûs bûy bûy-i ezhâr bûy-i ruh bûy-i ümîd bûy-i vefâ bûyâ Buyahyâ bûyçe bûy-dân bûy-dâr bûye bûyî bûyîden bûyiş bûy-perest bûysûz bûzâr bûzîdân bûzîne. umma.i. (a.i.butûl butûn buûle buûlet buus. (f. 2. biber. çiçeklerin kokusu.i.s.b. (a. musibet. meç. kötü. (a. şer. sersem. 2. uzaklaşma.i. 3.) kokululuk. 4.) güzel kokulu. (f. karınlar. (f. (f. (f. huy. son. aşık kemiği.) özleme. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası. eş. palazı. soylar. belâ. sevgi. bûznîne buzm buzra bü-bü' büc bücâl bücc bücdet bücr bücriyy. ibibik kuşu.i. beyhûdelik. 5. (bkz: tebcîd). ümit. sahip. ateş koru. 2.i. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. (f. (f. beç büd büdâd Büdalâ' büdbüdek büdd büdde (a. hisse. (f. (f. (f.i.) ilim. 2. hisse.) buhurdan.i.) 1. fena. (f.) kuş yavrusu.s. (f.i. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz]. (a. kısmet. vazgeçme. avurt. 2.i. encam). maşa. (f. nasip. en değerli. nefs.) kokulu.) 1.) Azrail. (a. (f. (a. (bkz: şetm).) boşluk.i. karanfil.) koklamak. bön kimseler [müfret olarak kullanılır.) ağzın iç tarafı. (a.) 1.s.) av köpeği.) âfet. 2. (a. 2. (bkz: büdde).) tarçın. şaşılacak şey. vazgeçme.i. çürüklük. pay. sarmaşık [ot].) 1.b.) 1. (f. (f.i. batn'ın c.) budala.i. (bkz: butlan).i. tilki hayası. nasip. nihayet.i. (a.b. (a. 2.i.i.) oturma [bir yerde]. (bkz: zügal). (*umut kokusu) ümit belirtisi. yokluk içinde bulunma.i.i. nihayet. ayrılma. topuk kemiği.) 1. (f.) anat.) kokma. bücriyye bücûd bücûl.) kankocalık. (bkz: zevce).i. bûzine. bedîl'in c.i. (bkz: büde2). pay.) bot.) çavuşkuşu. (bkz: hüdhüd).) sövme. (a. (a.i. 2.i.i.) tuvalet çekmecesi. son.s.i.) bot. (a. i. (a. (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi.m. (a. .) 1. (f i) maymun. tamah. (f.s. (f. kimyon ve benzerleri gibi baharlar.) 1.) keçi.) kadın.i. bücül bücûs büç .i.i. gözbebeği.) 1. pay. akılsız. 2.) anat. eşlik. en kıymetli olan şey. nesiller. kömür. (f-b. 6.i. (bkz: tebâüd).

) çok acayip.) sık sık soluma.i. 2.i.s.). (f. (a.s. kadeh.) ahmaklar.) 1. behlel). tan yeri.) yıldızı yüksek. 3. haykırma.) şehirler. (f.) kurbanlık develer. (f. iftira.i. baykuş.) uzun boylu.b. (a. (a. talihi uygun.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar. ("ga" uzun okunur. (bkz: behme).s. misafir odaları. çok hırslı.s. (a.i. behût'un c. (bkz: belend).büde büdün büdûr bügas bühlel bühlûl bühme bühr bühre büht bühtân bühtür. belâbil) güzel öten mâruf kuş. belde'nin c.) beliğ olanlar.s.) 1.i. 2. c. gözyaşı dökme. (a.i. çok şaşılacak şey. soluganlık. 2. yüce. bâkî'nin c.) yüksek ses. yalan. behve'nin c.s. kesik kesik soluyuş. (bkz: andelîb. geniş yer.b. beld. sevinçten doğan gözyaşı. iller. 3. (f.s.) bülbüller.) kaya keleri. bihâmât).) kısa.) çok acâiplik. yer altındaki hayvan ahırları. hezâr). (a.i. ağaç kavı. saksı. (f.i. (f. ıslaklık.i. (f.). a. (a. 2. (a. (a. (f. (bkz: bü-lûlet). (a.s.i. (bkz: behlûl). aşık kemiği. (a. bülbül'ün c.b. (bkz: bâmdâd). (a.i. maşa. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi. kaydırak. ağlayan bülbül. memleketler. gayreti büyük. (a.i. belîğ'in c.s. (a. bihâm. himmeti. (a.b. şarap.) aydınlık. çılgın bülbül. (a.) emzikli su kabı. kiremit parçası.) son derece şaşılacak şey.s. (f. bodur. imrenme.i.b. (bkz. erken. ışıklı.s.c.i. (a. [doğrusu "belend" dir]. ebkem'den) dilsizler. hüngür hüngür ağlama.) 1. kertenkele. (a. . bühüm. 2. belagat sahipleri.) 1. çok tuhanık.) sabah. 2.b.) ağlama. budalalar.s. (a. (a.) hızla geçme. bir çeşit zerdali. 3.). yalan. bedene'nin c. 4.) 1.s.) 1.i. (a. (bkz.) 1. (a.) ağlatıcı.) ağlatıcı. (f. seher. (a.i. iftira. ileri geçme. çok tuhaf. dere içindeki çayırlık ve sazlık. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar.i.) ağlayanlar.i. bühtüre Bühûr bühüt bühüvv büjhân büjmeje büjûl bükâ' bükâ-yı sürûr bükâ-yı şedîd bükâ-alûd bükâ-engîz bükât bükm bükre bükse bü-l-aceb bü-l-acebî bü-l-acebter bülâlet bülbül bülbül-i genc bülbül-i nâlân bülbül-i şeydâ bülbülân bülbüle bülbülî büldân bülega' bülehâ bülend bülend-ahter bülend-âvâz bülend-bâlâ bülend-bîn (f.) yüksek.c.i.s. (a. behv.s. begas).i. meç. (bkz: büd2).) yaşlık. (a. renkli deri.) topuk kemiği.b.i.i. 2.

s.i. bül-heves). (a. (f.) aklına geleni yapmak isteyen. (f.s.) en yüksek. son. bülgâme).) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı. (f.i.) sebatsızlık.s.) büyük.) hançere.) geçinmeye yetecek kadar olan şey.) iyi çalışır. onur sahibi.a.i. çalışması yüksek olan. (f.s.s. (bkz: benbek).) esas. kalenin dibi. maymun iştahlılık.) yaşlık. (bkz. beceriksiz.b.i.i. her şeye istekli. (f. ıslaklık. (f. (a. (bkz.b.b. (a. dip. (f. reşîk. (bkz.b. gırtlak.i.b.b. (a. 2) acele. (a.) yücelik.zf.) dangalaklık. (bkz.) dangalaklıkla. yorgun olma. kasık. allık. koltuk altı. himmeti.) büyüklüğe eğilen. boşboğazlık. (a. çöl.b.i.). keyfine buyruk.i. (f. 2.bülend-girây bülend-himmet bülendî bülend-iktidâr bülend-kadd bülend-nazar bülend-pâye bülend-per bülend-pervâz bülend-ter bülend-terîn bü-l-fudûl bü-l-fudûlâne bü-l-fudûlî bülga [Bülgat-ül-ehbâb bülgâk bül-gâme bülgat bülgune bül-heves bül-hevesâne bül-hevesî bülû' bülûc bülûg bülûh bülûkka bülûl bülûlet bül'ûm. (a. (f. boşboğazlıkla. (bkz. kendinden büyük işlere karışan [kimse]. (bkz: bülâlet). (f. (bkz. rütbesi yüksek. (f.) erkeklik yaşına girme. maymun iştahlı.a.) çok vefalı. bâlâ-pervâz).) geçinecek kadar şey. varlık.) boşboğaz. belâkîk) düz ova. (bkz: bel'ûm).i.b. münasebetsiz söz söyleyen.b.) kavga. üzüm çöpü. . f.s. (f. (a. (bkz.) köklü.) maymun iştahlıcasına.b.i.c. (a. (f. i.) daha yüksek. temel. horoz ibiği.) âciz.zf.i. (a.b. (f.s. kuyunun dibi. h.s. i.a. 3.) yüksekte uçan. serv endâm).b.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün. gayreti.s. kargaşalık. yerleşmiş.s. belûl). ("gu" uzun okunur. (f. yükseklik.s.s.) her şeye istekli olan.b. isteği çok kimse.). (f.i. Bülend-bîn). yaramama. erginlik. Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir]. burun ucu.i.s. kök. i. bül'um bül-vefâ bün bün-i bagal bün-i bînî bün-i câh bün-i hisâr bün-i hûşe bün-i nâhûn bün-i rân bün-âver bünbek (f. 1) tırnak kökü.s.b. (f.) "yüksek uçan" izzetinefis. algune).) 1.s. ilâçlı hap.) boyu uzun ve biçimli olan [adam].b. nişan. (a.) payesi. sapı. (f. (f.i.) çok kuvvetli. (f. (f. ["benbek" de doğrudur]. Bülûcistan halkından olan.b.i.b. ["belûkka" şekli de kullanılır].

set. 2. (f.) bünyeye ait. çadır.bündâd bündâr büngâh bünk bünlâd bünn bünûd bünüvvet bünyâd bünyâd-ı kavî bünyâd-ı zulm bünyâd-ger bünyân bünyân-ı kavî bünye bünye-i dâhiliyye bünye-i sünâiyye bünye-i ûlâ bünye-hîz bünyevî bür' Bürâ' bürâd bürâye bürcüme bürd bürd-i Hazremî bürd-i muhattat bürd-i Yemânî bürd bürdâ' bürdbâr Bürdbârî bürde Kasîde-i bürde -bürde Dil-bürde (f. (a.i. buru').) 1. set. Kâab bin Züheyr'in. kuruluş [doğrusu "binye" dir].i.) hek.i. destek. tahammüllü. zulüm yapısı. structure secondaire.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba.i. (a. (f.) sabırlılık.i. makbul bir Yemen dokuması. temel. (bkz: bünlâd).i.) hastanın iyiliğe yüz tutması. sancaklar. törpüden çıkan kırıntı.) 1. (f.) 1. [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır]. 2. f r. (a. 2. duvar . berâcim) parmak boğumu. (f. yapı.i. hırka. (bkz: ber'. (bkz: bündâd).) 1. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı.i. çubuklu kumaş. asîl ve kibirli kimse.s.) içine para.b.b. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. ağırbaşlılık.) ev bark sahibi. evlâtlık. iç yapı.i. ağırbaşlı.i.b. yer. yapılış. vücut. (f.i. (f. (a. 2.i. bina. 2. şey.i..) 1.s. bulmaca. Hz. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı. sabırlı. sağlam yapı. fr. (a. (f. yonga. çizgili.f. destek. 2. (a. (a. hoş kokulu bir çeşit kabuk. (bkz: bürûd1).) bilmece. beden.) soğuk. . Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata. götürmüş. götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar. duvar. hâlisi. (f. vücûdu canlandıran.) bünyeyi kaldıran.s. 2. sıtma hastalığı. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı. birinci yapı. (a.i. (a. asıl. fr. Hz.i. esas bina.i. sıkıntıya katlanan [kimse].) bir çeşit çubuklu kumaş. payanda. sağlam yapı. ağaç yongası. zengin. aba. (a. esas. Hadramut bölgesinde dokunan aba.c. (a. dut ağacı kabuğuna benzer.) 1.) oğulluk.s.i. structure interne. bend'in c.) bina yapan.s. muamma. payanda. yapı.i. (f.i. bir şeyin aslı.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü. structure primaire. (a. bot. esas bina. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda.s.) 1. (a. bot. ikinci yapı.) uysal.) isimlere eklenerek "götürülmüş. bina. bot. temel. temel. (a. âşık gibi. bünye ile ilgili.) büyük bayraklar.) yapı. (a. (a.

) l.s. ["be-rehne" olarak da kullanılır]. uzun zaman. çıplak. çift. bürîde (f.) dilim. bürkân (a.) küçük bilmece. bürhûn (f.beyaz tenli adanı.) jeol. duvar. 2. bürku' (a.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri.i. [en çok meyvalarda kullanılır]. zool. bürhe (a.b.) yalınayak.i.s.s. bürkânî yanardağa mensup. [ötekiler Sinâniyye. bürîn (f. sıkıntı. (f. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır]. (a. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati.) şiddetli azap.i. bürhânî ispatlayıcı.s.s. bürhân-türsî (a. volkanik. (f. (f.) 1. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından]. volkanizm. 2. bürku').) yanardağ. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz. başıkabak. yalın. az konuşan. 3.). (bkz: berku'. borucu. bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili. (bkz: hüccet). İsa'nın mucizesi.b. ("gu" uzun okunur.i. Ramazâniyye.i. (a. 4. bağrı açık. Bürhâniyye (a. tümdengelim. l. volkan. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil.b. bürka'-fiken (a. bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman. Uşşâkıyye. (f. bürka').) kesilmişlik. Cerrâhiyye. tanık. (f.s.i. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra. Bürhân-ı mesîh Hz. bürka' (a.s.c.) çıplaklık. berâhîn) delîl. . f.b. mâni. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı.i. kemer. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil".) boru denilen bir müzik âleti. (a.i.b. (bkz: berku'.i. ufak göl [Arapçası birke dir].i. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz.i.i.i. Mıs-riyye]. martı kuşu. bürke-i lâcivert gökyüzü.) kadınların örtündükleri peçe. yaşmak.b.) göğsü. dâire.) boru çalan. bürhân-ı limni mant.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. (bkz: berhûb1'2).i. kurbağa. 2. bürke (a. tül.i. örtü atan. bürîde-ser (f.f. ispat.) müddet. yüzörtüsü.c. çember.) başı kesik. havuz.i. l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet.) örtü açan. ("f.. berâgîs) pire. alaca çekirge ["birkan" şeklinde bürkan de kullanılır). bürkâniyyet (a. avlu.b. bürîdegî (f. ev ve kale kapısı.) başıaçık. 3. açıklayıcı. kesilmiş ["kesmek.) açık.i.bürdek bürehâ' bürehne bürehne-gî bürehne-pâ[y] bürehne-ser bürehne-sîne bürgu bürgus bürgu-zen Bürhân bürhân-ı katı' (f. s.

2.s.) buğday. tomurcuğu. bernâ. ün.i. (bkz: bernâ.) bot.). civanmertlik.i.) keskin.) 1. (f. (f.s.i. bür'ûme bürût bürûz büslet büsr. bürnâh). (a. her şeyin ucu ve başı. bıkma. habîsa). delikanlı. aşikâr. (a. bevâh. (a. genç kız ve oğlan. 2. . (bkz: ber'.i.i. büsûr büsûr büsut (f. ağacın henüz açılmamış çiçeği. 2. akgünlük. (f. i. 2. (a. (a. bisâr) 1. delikanlı.i.f. fıstık zamkı. (a. büstec büstûka büsûk büsûl büsûl. (a. (a. bot. berîke. besr'in c. 2. ardıç ağacı meyvası. büyük yılan. (f. her şeyin tazesi. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması. i. berk'in c. ilenme. berânis) 1. (bkz. 2.b.) bot.s. besâtûn) bostan.i. besr). bir çeşit kadın yeldirmesi.i. havanın soğukluğu. berâsin) 1. (f. (a. bağ bahçe. bornoz. habîs.) şöhret. (f. (a.) ejderhâ. bürnâk).i. (bkz: bernâ. (bkz: büstân).) 1. (bkz.i.) 1. (bkz: bürâd). (a.) bostancı. küpçük. birinin akranına üstün olması. kesici. soğuk. (a.) 1. akarların ve içilecek şeylerin.) genç. edepsiz.) tehlikeli yer.s.) mercan [taş]. bahçıvan. (bkz. ortaya çıkma. bun-duka). (a.i. (bkz: bunduk. (bkz: su'bân). bir şey haram olma. (f.) küçük küp. (a. bur'). 2.) lanet.c. i. (a.i. Arapların üstten giydikleri bir giyecek. (a. keskin hançer.) genç. (a. yiğit.c. 2.) genç.i. burna.i. insan eli. (a. kamh).i.s. (bkz: gendüm.i. (f. utanmaz. belirme. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. (a.i. ilenç.) fındık. 2. keskin kılıç. burût). hınta. yiğit. yapılan muamelenin soğukluğu.i.bürnâ bürnâh bürnâk bürnüs bürr bürrân Hançer-i bürrân Tîg-i bürrân Bürs bürsân bürsûte bürsün bürüm bürû' bürûd bürûdet bürûdet-i hevâ bürûdet-i muâmele bürûdet-engîz bürûfe bürûk bürûk bür'ûm.i.). bürnâk). yiğit. meydanda.i. 3.mendil.i.) şimşekler. delikanlı.) 1.i. (bkz. develere vurulan bir çeşit damga.i.) 1. (a.i. (bkz: berîk.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü. (a.c. hüveydâ).) küstah. büsre büssed büstâh büstân büstânî büste büstek. bilgi. (a. işten soğuma. 2.i. beddua. yırtıcı hayvan pençesi. 3. (a. bel kuşağı. 3.i. (f.s. (a.c.i. (f.) el açıklığı.) soğukluk. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır]. ağacın boylanıp uzaması.) un helvası. burna.s.) çok soğuk. sarık.i. 3. kollu ve başlıklı hamam havlusu. (bkz: birsan). besâtîn. bürnâh.) 1. hasta iyiliğe yüz tutma.

s.i. heykel yapıcılık. 2.i.b. kurdeşen.s. oğlak.) puthâne. asîl kişiler. s.b. çadır direği ["bivân" şekli de vardır].) keçi çobanı.) müjde. 2. 2. (a.) hek. güzel. şems). (f. (f. satın almalar. (a. mihr. (a. putlar.i.) biy.i.) hayran olan. bütan) sanem).i.) 1. (a.i. büşter). soylar. (f.s. (bkz: büzûr).s. (a.) 1. eksik.) 1.i. (f.i. periye benzeyen güzel.) doğma. 3 .i.i. bot.i. bezr'in c. noksan.) 1. 3. (f.). nesiller. bey'in c.) put. (f.i.i. doğmaya başlama.i. (a.) bölgeler. f. şaşa kalan. sertlik. satışlar. kesilme.i. (f.) tükrük. (a.i. (f. dağ keçisi. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam. mıntıkalar.) küçük keçi. beyâd. zoospor.).) yumurtalar. kesin karar ve tahammül.) put kırıcılık (f.) peri gibi güzel.c. (a.i.i. fr.c. asilzade aileleri.i. bezr'in c. ev kümeleri.b. (a.) "keçi yürekli" korkak. 1. (bkz: sa-nem-hâne).i.) 1. 2. heykel yapan.b. ("ga" uzun okunur. çıkma.) portreci. sporcuk.) keçi. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri.i. (a. sabah.i.) puta tapan. keçi yavrusu.) put. sevinçli haber. salya. (a.) 1. puta tapanların ibâdet ettikleri yer.i. 2. (bkz. (a.i.) 1. doğru rey.b. (a i) 1. (bkz: büzgale).s. (f. kâhkül. güzeller.) tohumlar. ovule. (f. batn'ın c. satılmalar. yumurtacık. 2. taneler.b. 2. kuvvet.b. uzaklaşma. çelîpâ. beyt).) puta tapma. (f.b. mebhût). büyût'un c. (bkz.i. (put îmalci.i.) yok olma.bîn'in c. (bkz: heykel-tırâş). (f. (f. (a.b. s.s. beyz'in c. s. at yelesi. karınlar. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık.) put kıran. 2. olan büzûr'un c. beyt'in c. (a-i. (a. tohumlar. (bkz: büzbeçe). (a. (f. ebvine) direk. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak. Güneş. (a. (bkz: teys).i. (bkz.) putçu.i.) puthâne. (a. (f.) oğlak.s. (f. (f. (bkz: bîd. 3. 2.) satmalar.) bot. put.) bot. (f. .i. (bkz: hurşîd.büş büşkânî büşrâ büşter büşterem. beydûdet).b. büşterî büt büt-i perîneş bütân büteyrâ' büt-hâne büt-kede büt-lâl büt-nigâr büt-perest büt-perestî büt-perîveş büt-şiken büt-şikestî büt-tirâş büt-tirâşî bütû' bütûn büvân büveyz büyû' büyûd büyûn büyût büyûtât büyûz büz büz-i kûhî büzâk büz-bân büzbeçe büz-dil büzeyr büzgale büzîçe büzm büzûg büzûr büzûrât büzûrât-ı müteharrike (f.b. (bkz.i.i.b. taneler.

saygıdeğer [kimse]. içki içilecek yer. gönül açıcı yer.s. büzürg'ün c. işret yeri. saygıdeğerlik. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür.) büyükler.i. (a. kıyafetsizlik.b.s.) büyük. üstbaş döküklüğü. 2. kebîr). büzürgân) 1. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur. (f.s.c.) kabuksuz sümüklü böcek. (bkz: azîm. (f. (f. ulu.b. cesîm.büzûzet büzûzet-i hâl büzürg büzürg-gerdâniyye büzürg-geveşt büzürg-mâye büzürg-nevrûz büzürg-selmek büzürg-şehnâz büzürgân büzürgâne büzürg-dil büzürgî büzürg-meniş büzürg-sâl büzürg-vâr büzürg-vârî büzürg-zâde büzzâka (a.) l.) büyüklük. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip. (f.) büyük.b.) gönlü yüce. (f.i. donanım boştur. mekân.) ululuk. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva. (bkz: bezâzet.) kişioğlu. kıyafet perişanlığı.) pejmürdelik. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. mevki. muz. cennet gibi yer. (f. muz. (f.b. başkaca bir arızası yoktur. . muz. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. ulu kimseye yakışacak yolda.zf. muz. ihtiyar. muz. eli açık.) yüksek fikirli. muz. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur.i. muz.s. yer. 3. perişanlık. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır.i. büyük. cömert.i. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra. pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir. ululuk. (f. Güçlü birinci derecede.) yaşlı.b. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. büyüklük. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam. C câ câ-yi behiştî câ-yi dil-nişîn câ-yi işret (f. ulular.s. (bkz: azamet). Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır. bizâz).i. pintilik. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip.s.b. ulu. (f. i. reis. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip. (f. şef.

işlek.) kuvvetli. (f. düşünülecek nokta.i. kebe gibi kaba bir yün dokuma.s.zf. büyücü. 2. câdibe câdil câdis. yazann kaleminden çıkan güzel sözler.) 1. 2. hortlak. eletek öpen. vücudu çok tüylü olan kimse. (a.i. vergi tahsildarı. (f. azimli. tas. ana cadde. (f.b. çalışkan. gürbüz. büyük yol.) havuz. 2.i.i. cicim.). (f. (f. (bkz: mücbir). s.) yer yer. 2. sihirbaz. (kırılan. işlenmemiş [toprak].) safran.i. (a. (f. (bkz şâh-râh). ve s.) kusur görücü. 2. 2. çekirge. 1. (a.s. (a.i. (f. cibâyet'den) 1. 3. yaltaklanma.i. acuze.) kıvırcık [saç]. (a.s.) yaltaklanıcılık.i.) ok kuburu. sadak.s. .s.) büyücü. (bkz: sâil). câdise câdû câdû-fen câdû-ger tereddüt edilecek nokta. yaltaklanan. çâplûs). (bkz: çâlbûs. (f.) kıvırcıklık.) sihirbaz.zf. büyücü.i. çirkin kocakarı. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme.i. ay kısaltmasında cemâziyel evvel. kıvırcık ve dolaşık saç.) dalkavuklara yakışırcasına.) 1. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi. (a. 2. sığınılacak yer. (a. ce'b).) bir cevap. (bkz. (a. (a. 2. kırık sancı.câ-yi iştibâh câ-yi mülâhaza câ-yi şübhe câ-yi penâh câ-yi rahat caâdet câb câbe ca'be câ-be-câ câbet câbî Câbilka Câbilsâ câbir câbir-i küll-i kesr câbiye câblûs câblûs-âne cablûsî Câbülka Câbülsâ câcîm ca'd ca'd-i girih-gîr ca'd-i şütür ca'd-i kalem câdd. cebreden. karakoncolos.i. (f. (bkz: müca'ad). kalemde kalan mürekkep bulaşığı. kurak. (a. güzel yazı. cebr'den) 1.) en uzak Batı'da bulunan. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse. çorak. (f. (bkz. anayol. (a. dalkavuk. (deve kıvırcığı) meç. Câbülsâ).) geniş. rahat edilecek yer. 4. (a.c.a. (bkz. dalkavukluk.) cevap verme. 4. (a. dalkavukluk. 3. bin kapısı olan efsânevî bir şehir. yıkık. gulyabâni. Câbülka). zorlayan.i. cüdât) dilenci.) 1.) ciddî. 2. yarım daire.i. cadde cadde cadde-i kebîr câdî câdî câdib.b.i. cadı. vampir.i. (f. s. 1.i. kırıkçı. (f. işkillenecek nokta. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde.i. (a. çok güzel göz. 2. (f.i. yelek. aba.s. arapsaçı. harap. 2. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir. bozulan her şeyi düzelten) Allah.i.).s. s. tas.) 1. (a.). i. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir.) 1.

i. [müen. uzdilli. cahilliğe ait. cühhâl) 1. (bkz: cây-gîr). i.) cefâ eden. büyücülük. 2. sihirbazlık.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı.) Ca'ferî tarikatı.s. câhil-i anûd inatçı câhil. i.) sihirbaz kıran.b. 2. câhiye (a. câhil (a. büyücülere yakışacak surette.s.) büyülercesine söz söyleyen. (bkz: câdû-zebân). Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan.s.i. câdûyî câdû-zebân cafcaf Ca'fer . câhil-i munsif insaflı. hat.b. câhiliyyet (a.i.i. i.) 1.zf. 2.) bile bile inkâr etme. tecrübesiz.i. Ali'nin kardeşi olup. câdû-suhen). cebele. (bkz. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır].s. yırtlaz.s.) cesaretli. câ-gîr (f. genç. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür. câhide].i. câhiliyye (JU. Islâmdan evvelki devrin adı.) büyücülük. hüveydâ).]. (f.b. cahd'dan) bilerek inkâr eden.zf. câhıyen (a. (bkz.) Câhiliyet devri adamları. cühela.) cehennem. eziyet eden.) sihirbazlara.).s. bilmediğini teslim eden. cahillikle. (f.i.b. cehdeden. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri.b. gözüpek [adam]. ca'feriyye (a. cahillik. Câhiliyye (a. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı. bilgisiz.s. bilgisizlik.) 1. (bkz.) açık. makam. erkek adı. uzdilli. câhil-âne (a. ahlâksız [kadın].b.s.f.s. câ-güzîn (f. açık olarak. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip. h. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman. (bkz. (f. câger jiU. cehd'den) 1. Cahîmî (a ) cehennem gibi. erkek adı. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık. (f.b. bilimsiz. 3. "orun. cahd (a. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi). cefcâf). puta tapanlar. câfî (a. cahd-ı mutlak. câhid (a.) alenen.) yer seçen. lokma gözlü [adam]. 2.s. cahîm (a.) câhilce.i.) kuş kursağı. câhız (a. Hz.i. toy.s.s. 2. câhe (a. (f. c. (a. Islâmdan önceki Arap devrine ait. bevâh.s. câhî.(f. tamu. Hz. aşikâr. elinden geldiği kadar çalışan.) sihirlercesine söz söyleyen. sihirbazlık.) iffetsiz.s.zf. sihirbaz öldüren.) 1. Hırs-ı câh mevki hırsı. câhili.) îtibar. eimme-i isnâ-aşer). câhiz (a. mevki. ca'ferî (a. söyleyen câhil. küçük akar su. câhid (a. câhidiyye (a. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi. câdû-gerî câdû-keş câdû-suhen câdû-vâne câdûvî.s.) patlak gözlü. 2.i. (a.) 1. öldürücü. câh. yerleşmek üzere yer beğenen. cehl'den. alenî. minyatür v. (f. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2).

]. [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır]. câliş-ger (f. ca'liyyât (a. işe başlama.f. câil (a. cahiz. cahûf (a. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh. tuzak. câiz'in c. 2. ihsan. (a. (f. azık. câlî (f. cahûd-âne (a. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh. olabilir. yapma.) 1. ısrarla inkâr eden.i. tahammül. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi. alma.s. aidat.i. naz ve gamze ile salınan. câm-ı cihân-nümâ.i. bostan. şarap. zulmeden. Yahudicesine. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş. eski şâirlere. cevâz'dan. oturan.s. câibe (a. cülûs'dan. câlis (a. avâid. dönüp dolaşan.c. câm-ı âlem-nümâ (bkz. eden. zevk ve safa kadehi.b. hediye. câife (a. İ. câm-ı cem Şark mitolojisinde. câir (a.) huk. s.i. Cenâbıhak. cevâiz) 1. 2.s. 2. câm-ı ayş hayat kadehi. armağan. ca'liyye (a.i. ca'liyyât) yapmacık. kadeh. cefâ eden güzel. (bkz: câhid.i.s.h. meydana getirme. diş fırçası vazifesini görürdü]. bardak. ca'lî)" ca'liyyet (a.s. cahd'dan) 1. yapma olan hususlar. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan.) çıfıtçasına. 3. yapan. cevr'den) çevreden.i. câliş (f-i-) l. sırça. câlife (a. cevfe (boşluğa) kadar giden yara. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan. cam (f.c. Câlînus (a. câm-ı aşk tas. ed. cam. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi. [göğüste. 2.) kendini beğenmiş. yaratan. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz. atiyye. ca'l (a. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. sıla). naz ve gamze ile salınan güzel.) . yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. câm-ı gîtî-nümâ). düzme.Yahudi.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi.) hek.i.) ilk çağların. caize (a. bahşiş. (bkz. Galen (131-210). câm-ı cihân-nümâ).i.i. caiz (a. cevelân'dan) cevelân eden.i. arkada. câile (a.) ["ca'lî" nin müen.s.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra.i. câil (a.i.çiftleşme. oturucu.s. Dilber-i câir zulmeden. 2. yol yiyeceği. (bkz. cühûd).zf.) 1.) işleyen. c. câl. (bkz: cam4). tahta çıkan. karında açılan yaralar câife olabilir].i. gündüzü gündüz eden. deri ile eti beraber toparan yara.) 1.) sebze bahçesi. mağrur). câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. 3. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan. c. (bkz. kavun karpuz tarlası. 2. cüllâs) cülûs-eden. orak. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece. çıfıt.) 1. sabır. câizât (a. câlîz (f.) caiz olan şeyler.) sahte. kibirli.s.s. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber. olur.i. cafiz câhsûk cahûd .(a.c.

[Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap. büyük kadeh. kırmızı şarap içilen kadeh. parlak kadeh. (f.i. duman ve bulut. 2. yosun.câm-ı fena câm-ı ruşen câm-ı sabûhî câm-ı sahbâ câm-ı seher câm-ı sîm câm-ı şarâb câm-ı şehriyârî câm-ı şîr câm-ı tehî câm-ı zerrin Câmâsb câme câme-i âhiret câme-i fena câme-i guk câme-i hâb câme-i hâssa câme-i hayât câme-i hurşid câme-i îdî câme-i ihram câme-i katran câme-i matem câme-i mûyî câme-i nahcivânî câme-i ' nev-rûzî câme-i seher câme-âlûd câme-dân câme-dâr câme-derîde câme-dûz câme-gâh câmegî câme-hâb câme-hâne câme-kân (fânilik kadehi) ölüm. tas. Güneş.b. tar.i. 1) kırmızı elbise. (f. [doğrusu "câme-ken" dir].i.i.) l .i. (f. (bkz: câme-i seher). (bkz: câm-ı seher).) yük.i. dolap. Peygamberimizin sülâlesinden olanların. Tann âşığının yüreği. diken. şarap kadehi. (f. kürk.b. hizmetçilere verilen maaş.i. toz.b. 2) bahar çiçekleri. (altın kadeh) beyaz şarap. sevgilinin çenesi. hizmetkâr.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. Güneş. i. (f. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan. sütlü meme.) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık. 3.) 1. (kıllı elbise) meç. h. (gümüş kadeh) meç. çamaşır.b. elbise soyunulacak yer. sabah içkisi içilen kadeh.i. Güneş'in ışığı ve yer.) çamaşır yeri. matem elbisesi. çamaşır odası. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır.s.) l . (bkz. vestiyer (f. 2) baharda açılan türlü çiçekler. terzi. elbiseyi muhafaza eden kimse. (f. 4. 2.b. boş kadeh. 4.) elbisesi yırtılmış. (f. soyunup giyinilecek yer. Horasan'da bir kasaba. tüfek fitili.) kirli elbise.i. elbise.b.b. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar. (f. gecelik. (hayat elbisesi) ömür. (f.b. Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. gardırop.b. (fânilik elbisesi) kefen. . ücret ve elbise parası. 1) rengârenk elbise. (f. sade dikilmiş elbise. yerli dolap. 2.s. (f. 3.) yatak.i.) elbise biçen. câme-i fena). 2. sürahi.h. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı.) camlık. hacıların giydiği dikişsiz elbise. elbiselik kumaş.

yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı. donuk.i.i.) sabah riizgân veya güneş. (f. devrin. taşınmaz mal. camide Cism-i câmid Ecsâm-ı camide Mâ-i câmid İsm-i câmid câmid-ül-ayn câmid-ül-keff câmid-ül-mâl câmih câmiiyyet câmiyye câmûs câmûs-ı cesîm can Cân-ı can (f. (f.) cam fabrikası. f r.gr. (a. a. cevâmi') 1. mütefekkir ve âlim şâiri. beyân tâbirlerindendir. (bkz: gayr-i menkul).i. donmuş su. mânâsı çok söz. su sığırı. (a. (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman.i. arazi. yüreği katı. fiz.) camcı ustası. Mazhariyye. can.i.c. toplaç. (f. zamanın camii. Murâdiyye. câme-şûy'un c. toplayan.) İran'ın XV. (f. Lâfzı az. Nâciyye. mülk. Kasaniyye.s. atiyye. büyük cami. toplu olma. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. cümûd'-dan. cemeden. (f. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil. [ötekiler Ahrâ-riyye. Mecdediyye. cansız cisim.b. büyük manda. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. cevâmîs) manda. güzel vasıflar bulunan. cem'den.i. (a. cam yapan sanatkâr. yaşayış. cem'den. Asıl adı Ab-durrahman'dır.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. cem'den) 1. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu. c. topluluk. XV-XVI. Fatih'le muhabere etmiştir. çamaşırcı. câme-şûyân) çamaşır yıkayan.) başı sert [hayvan].) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. (f. hayat.câmekiyye câme-seher câme-şûy câme-şûyân câm-ger câmgul câm-hâne Câmî Cami câmi-i devrân câmi-i kebîr cami' câmi-i Kur'ân Câmi'-ül-Fürs câmi'-ül-hurûf câmi'-ül-kelim câmi'-ül-mahâsin Câmi'-ün-Nasâyih Câmi'-ün-Nezâir camia câmid. (a. içinde cuma namazı kılınan mescit. içine alan. ruh. derleyen. ağlamak nedir bilmeyen.b. 2. (a.s. içinde bulunduran. (f. çamaşırcılar. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. (bkz: teşbîh.i. topluluk.c. Melâmiyye-i Nûriyye. istiare).) câmi'lik.b. 3. eli sıkı.s. c. (a. c. (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri. cansız.i. 2. (a.i.b. kitap yazan. cimri.a.i. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır. cansız cisimler. s. .) çamaşır yıkayanlar.i.i. (canın canı) Allah. toplayıcılık. cevâmid) donmuş. XV.) külhanbeyi. Eğridirli Hacı Kemal'in.b. gönül. (f. 2. tamahkâr. (f. Hâlidiyye'dir]. iri.i.h.) 1.

i. (f. 3.n. cân-ver cân-âzâr cân-bahş cân-bâz cân-bâzân cân-bâzâne cân-bâz-hâne cân-bâzî cân-beleb.b. (f. canavar. (f.). (bkz: can"). 4.s. aşîrân) ilâvesinden ibarettir. silâh. cana can kalıcı. sevgili. ruh teslim edecek halde bulunan. (bkz: câne). kadın adı. (f. 2.s. Allah. [eski] fedaî atlı asker. koruyucu.) bir da'vâ uğruna canını veren.) yaratıcı. (f. silâhlı [kimse].b.b. ma'şûka.i.s. (f. silâh. beyin.) candan bağlanmış. cân-berleb cân-ciğer cân-dâde candâne cân-dâr cân-dârû câne câne-dâr cân-efşân cân-efşânî cân-efzâ câ-nemâz cân-fedâ cân-fersâ cân-feşân cân-fezâ can kulağı.i. (f. i.) canbazlık.) 1.Gûş-i can Yâr-ı can cân-ı şîrîn can cana cân-âferîn canan.s. s. domuz. candan bağlı.) 1. 3. tepe ile alın arasındaki yer. tas. (f. cân-bâz'ın c.) ey can. hüseynî-aşîrân perdesinde durur. 2. can artıran. aldatıcı. (f. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir).) 1. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. cân-efşân). i. (f. .) bir da'vâ uğrunda can verilicik.b.s. 2. 2.) 1. (f. tatlı can.) çok teklifsiz sevişen [kimse].) 1. hünerlerini gösterdikleri yer. can ile oynayan.b. muhafız.b. (f. 2. erkek adı.). cân-bâzân) 1.). (f. cân-fezâ). gönül verilmiş. ruh.i.) 1. can dostu. cân-dâr).s. Cenâbıhak. canbaz. can. emniyet memuru.s. eziyet eden. cana can katan.b. (f. 3. i.zf. ikinci derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır. canlı.s. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır.b. (f.b.b.s. diri. (f. canını tehlikeye koyan. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur.) "namaz yeri" seccade. (a.i.i.b.s. (bkz. (f. zararlı hayvan. h.s.b. (f. (f.b. (bkz.) can inciten. sevgili. (f-b. 4. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh.b. canlı. muz. (bkz: cân-feşân).) can dayanamayacak derecede. ey sevgili! (f.b.i.s. i. (f.).) can-bazlar. cânâne cân-âver. (bkz. (f. 3. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh.c. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir.) canbaza yakışacak surette.s. bıngıldak. canbazlıkla. 2.i. hayat bağışlayan. can yakan. Canfeza. can veren.s.b.b.b. 2.i.) canı dudağında.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır].) canbazlann oynadıkları.) 1. ayın yir-miüçüncü günü.b. i. (bkz. azık.s. 2. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile. 4. (f.b. ırak. Sabâ makamının pest tarafına. yaşayan. (a.s.b. 3. (f. gönüle ferahlık verici.) tiryak. 5. cânn). rast. (f.b. i. (f. i. i.s.

(f.b.) Azrail. (f. (f.s. birinin yerine oturan. (a.s. (f.s. cereyan eden. ruh eksil-tici. müşteri.) can ısırıcı. akar su.b. (a. ve i.) birinin yerine geçen. (f. candan sevilen [kimse]. (a. cereyân'dan) 1.) can yakan. can alıcı.) ruh besleyen. (a.s. acıma uyandıran. insana belâ olan. iç açan. akrabadan olmayan. (f. câniha câniha câ-nişin Câniyâne caniye Cânn cân-nisâr cân-perver cân-rübâ cân-sipâr cân-sipârâne cân-sipârî cân-sitân cân-sitânî cân-sûz cân-şikâf cân-şikâr. fazla keder ve sıkıntı veren.i. ruh sıkıcı. yan.b.b.b.) azîz.) yancı [askerlikte]. dilber.b.) gönül kapan.b. (f. yaralayıcı.) can yırtıcı. Allah'ın nezdi.) candan geçer o-lan. öldürücü. jeol.f. güzel. (f.s. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. erkek adı.zf.) 1. yana düşen. (a.f. tehlikeli olan. fedâkârlık. cinâyet'den) cinayet işleyen.cân-figen cân-gâh cân-gezâ cân-gîr cân-güdâz cân-güzâr cân-hırâş cânî.s. Mekke'ye gidip orada oturan.s. çarşaf. satış esnasında geçerli olan fiat .) cânî gibi. sosy. (a.i.b. yabancı komşu. lateral. geçer. eko.s. (bkz: sûy).s. (f. (f.f.) canını teslîm eden. suç sahibi olan. (bkz: dil-hirâş). cân-şiker).s. geçen.i. (a.b.b. ruh alıcılık. i.) cânî kadın.) can düşüren. (a. cevânib) 1. canını feda eden.b. akan.) canını feda edercesine.) can eritici. (a. cirân) 1. (bkz: cân-şikâr.b.s.i.s.s.) ruh alıcı.b. (f.) canını feda eden. can harcayan. canını harcayan. yürüyen. câr-ı mülâsık. can evi.) cin taifesi.b.i.) 1. (f.i.) can sıkıcı. para piyasasında doğan.) iki yan. canice.b. (f.b.) can azaltıcı. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci. (f. mant. vekil. iki taraf. cenb'den c.) can feda edicilik.s.s.b. cân-şiker cân-şiken car câr-ül-cenb câr-ullah câr-ül-cünüb Cârî Mâ-i carî Şehr-i carî carî faiz haddi carî fiat (f.s. iç tırmalayan. *yanal. 2.c.) cansitanhk. caniye cânî cânib cânib-i rahmet cânib-dâr cânibeyn canibi cânih.s. yana ait. taraf. Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer. gönül açan.. 2. komşu.b. 2. geçen ay.s. (f. can çıkancılık.s. (f.) yürek paralayan.b. can çıkarıcı.b. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz. bitişik komşu. (f. eko. cana dokunan. courant.s.s. (a. cihet. (f. 2. (a.i. (a.s.s. 2. altıncı veya yedinci kemik olur.zf. yanda olan.) can avlayıcı.s.i. (a. f r. Azrail. cünha'-dan) suç işlemiş.b. örtü. 3. (f.b. fr. 2.

cârub (f.i. göğsü üstüne yatmış kimse.s.i.s.i. cârşeb (f. câselîk (a. cârim. 2. gr. cerheden. câvîdâne. câvers (a.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık. cârûb-nümâ (f. gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren.s. câriye (a. harf-i cer'ler.i. câvid. para ile satın alınan halayık. sürükleyen.b.b. geçer olan.s.i. câr-ullah (a.) süpürge. sıvacı. kız. suçlu.) casusluk. hafiye. belirli bir devre içinde yapılan masraf. kesen. cass (a. carî nisbet eko. cârre (a. repaçes.) üzümün sıkıldığı yer. cârr. çöpçü. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. câriyye (a. cerr'den) cerre-den. carî masraf eko. Hurûf-i cârre a. başpapaz. câst (f.) câri olan. cârihîn o (a. câvidânî). carî mâliyyet eko. cerh'den) 1. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız.i. yırtıcı kuş veya hayvan. cârih'in c.i. alçı taşı. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. zool. câvidâne. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı. (a. câris (a. Sikke-i câriyye geçer akçe. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. fr. 2. insanın el. askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse. düşmanın. hurma toplayan. çaşıt. büyük papaz.) 1. yaralayan.i.s.s. 3.s. üzüm teknesi.(bkz.i. cevâsîs) 1. casus (a.) cerh edenler. câsir (a. câvîdânî (f. carî hâsıla . câriha (a. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. câsim iU. çekici.i. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri.).[evvelce.eko.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. çeken.i. cevârî) 1.b. yaralayanlar.) süpürücü. carî hesâb eko. 2. hizmetçi kız. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi].) çarşaf. câsûm (a. câversî (a. patrik. cassâs (a.) Mekke'ye çekilip orada oturan. ayak gibi âzası.) kâbus. çürüten. cârûb-keş (f. cârû.) hırçın [kadın]. câriha (a. 2. kireç.cerh'den c.s. cârime (a.c.i. korkunç rüya.s.s. cürm'-den) 1. 2.s. süpürgeyi andıran. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet. câvidân. mücrim. câvîdân . ailesinin maişetini kazanan.) kireççi.c. 2. başpiskopos.) katolik. carî ihtiyat eko. câvîd . 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı. (bkz: hesâb-ı carî). câsûsî (a. cevârih) 1. 2.i.) süpürge gibi. cârih. Mekke'de Kabe'nin. 4.) yüzükoyun. cesâret'den) cesaret eden. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar.s.

dinlenme yeri.) 1. cây-i rahat rahat yer. cezm'den) cezmeden. cây-mend (f. cebbâr'ın c. Cebânet (a. cây-i suâl sorulacak şey.f. cev 'ân).i.) birinin yerine geçen.b. câzibe-dâr (a.s.b. Câvidân-nâme (f. çeken. duygudaşlı.). alımlı. cay (f.i. sevimlilik. cebânet'den) korkak. cây-ı ümîd 1.s.b. tembel. cây-geh (f-i-) lyer. (bkz. cezb'den) 1. cây-gâh. c. câzib.i.b. göbek. yıldızların birbirini çekimi.i.b.s. 2. cây-i taaccüb şaşılacak şey. câvidân-serây (f. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh. yerleşen.b. cây-i işret içkili eğlence yeri. câyir (a. cazibe (a.) Kur'ân'ın. cây-i mütalâa mütalâaya.) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise. cebbâc (f. ce'b (a.i. sığınak.i. büyücü. kırmızı toprak boya. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından.i. cây-i mülâhaza düşünülecek yer. adn.) cennet. okumaya değer. 2 . cây-i buse öpülecek yer. kestirip atan. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder. üşenen. cây-bâş (f. cây-nişîn (f. 2. (bkz: câ-nişîn). 2 . s. cebâbire (a. arzu edilen nokta. firdevs).i.yerleşmiş. cây-i karâr durma. cây-gîr (f. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk. mezarlık.) çevir ve cefâ eden. ev. cây-i iltica sığınma yeri. yerçekimi.s.i. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup.b. ciyâ') aç. ümit veren şey. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç.i. cây-i şübhe). psik. cây-i behiştî cennet gibi yer. kesen. cadı.b. cazibe (a. (bkz: cübn).i.s. câ-güzîn).) 1. nokta. sığınak. câyi' (a.) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser.) 1. (bkz: cebîn). ikamet yeri. (bkz.) cebrediciler. câzim r (a. yurt. 2.) korkaklık. mevki. mekân. Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f. fr. alım.) yer tutan. cây-güzîn (f. İran. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri.) yer. (bkz: cây-i iltica). çekim. alımlılık. câzû (f.i. câzibe-i arz fiz. cây-I şekk. rütbe.b. behişt. (bkz.c. cebâbîn) peynirci.) oda. 2.) 1. 2. (bkz: câ). sympathique. (bkz: cây-i penan). mesken. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh). cây-i iştibâh). cezb'den) 1. Câvidân-hıred . Hint. zorlayıcılar.s.i.i. karar veren. alımlı. [bu] dünyâ. sevimli. yer tutan. Cebbân (a. cebân (a. aç olan.s. açık hava ibâdetgâhı. zorbalar. yer çe kimi. edici. cebbâne (a. cezbeden. cây-i penan sığınma yeri. cây-i iştibâh şüphe noktası.) yerinden kalkmayan. 2.s. cazibeli. sihirbaz.(f. acıkmış.b.s.

(a.s. göbek mıntıkası.i. cebâbire) 1. savaş bölgesi.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker. Vâsıtiyye. Mekke'deki Harra dağı.) [evvelce] barut. (h. 2. cebe-hâne). [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye. top. (a. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. korkak. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. erkek adı. Allah'ın büyüklüğü.cebbar cebbâr-âne cebbarı. düzeltme.f.i. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. Zeyniyye.) 1. (a.) zırh giyen. beyaz yüz. Acelâniyye.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar. i. tamir etme.i. zorlayıcı. Cendiyye.f. (f. alçak. 4. (bkz. barut ve şâire.i. (a. cebeliyye cebe-pûş ceber ceberriyye cebertiyye ceberut Âlem-i ceberut ceb-hâne cebhe cebhe-i sefid cebhe-sa[y] cebin Çîn-i cebin cebîn-fersâ cebîn-sâ[y] cebire cebire cebi cebr cebr-i adî. dağlık yer.i. alın kırışığı.i. (a.i.) alın sürücü. taraf.c.i. tas. mezhep. (a. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi. kuvvet ve kudret sahibi. zorbalıkla.i. i.i.f. yüz. (bkz: cebân). ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu. zorlama. (a. 2. (a. Fazliyye.b. (a. (a. pek ziyâde kibir. alın. 4. zorlayıcıhkla. ilâhî kudret. 3.) halkın bir işe hazırlanması.b. Arafat dağı. (bkz. yüreksiz. cibâl) dağ.s. 2. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye.) dağlık.) Rufâiyye. becerikli [kadın].t.) cebbarlık. (a. i.i.s.c. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. Nûriyye. dağ ile ilgili.) zincirden veya halkadan örme zırh. alın. Allah. (f. birinin karşısında yere alnını koyan. cebbâriyyet ce'be cebe cebeci cebe-hâne cebel Şeyh-ül-cebel cebel-i Arafat cebel-i Lübnan cebel-ün-nûr cebelistân cebeli. 2. mat. zorba.b. (a. Becâniyye.b.) yoktan yaratma. Üzeyriyye.i. ceb-hâne). (a f h i ) cephane. (a. (a. (f. (bkz: cebîn-sâ (cebânet'den) 1. cibâh) 1.i. 3. Lübnan dağı.) 1.) yüz süren.b.zf. Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi.f.s. meç. S.i.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer. 3. cebir.s.c.i. cebbara mensup. (bkz: cebhe-sâ [y]).b.s.) alın sürücü. (a.) dağa ait. aşın büyüklük. (a. cebr-i âlâ (a. cebredici. . (f.) cebbarcasına. kurşun. Sayyâdiyye. 2. Katnâniyye. yön. cebir bahisleri. mat.) anat. cebredicilik.b. zor. Kiyâliyye. Alvâniyye-i Hameviyye]. cebr'den c. (a. tüfek mermisi. aşk. 3.

). ecdâd) dede. meç.'ılAa. (f. (bkz . soylu sayılan kişi. münâkaşacı.i. (a. 2. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir]. (a.i. (a.) çekişme yeri.) münâkaşada cevap veren. atavisme.i. münâkaşaya. . (bkz.i.) cetveller. Cibril). tartışmayı açan. büyük baba. annenin babası. (a. münâkaşada. eko.i. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere. ihsan.) l. (bkz. (a.s.i.) birinin.b.i.c. bol yağmur. ananın veya babanın babası. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. anne anne. (a. atavi'stique. f r. dil kavgası. kazanç.) atavizm. (a. fr.) .) 1. cedde'nin c. (a.) münâkaşayı.f. onunla ilgili. tahvillerle.) hizmetkâr aylığı. (a.s. cedd'den) ataya ait. tartışmaya ait. 2. bana anne. hatırlı. (a. (a.) atalara ait.) nineler. Cebrail. (a. mantık yoluyla münâkaşa ilmi.) 1.s.) 1. eko. sert münâkaşa. zor altında. ceddâniyyet c.s. 2.zf. cebir muadelesi.i.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle.i.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık. burun. avantaj.). kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma. (a.b. 2.s.b. mat. Cibril).i.i. kusur. kendini zorlama. equation. (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. goitre. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme. cedvel'in c.i.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri.c. kısırlık. ceddât) büyük ana veya babanın anası.i. (bkz. cedvel). kendini zor tutma. (a. gönül yapma. (a. denklem. tartışmada sual soran. gönül alma. ananın anası. kulak.i. (a. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma. f r.zf.i. 2. dudak. söz yansı yapmak. Cebreîl.) zorla. (a. atalarla ilgili olarak. mat. (a. (a. el veya ayağını kesme. devletin şahıslara borçlanması.zf. hediye. (a. 3. Dünyâ. cebr ile. cebirsel. tartışma. kavga. cedd). fr. (bkz. guşa. zorla. eksiği tamamlama. soy kökü. (a. (a.) 1. (a.cebr-i hatır cebr-i mâfat cebr-i nefs cebr-i noksan cebr ve mukabele Cebrail Cebreîl cebren cebrî cebr-i icra cebrî istikraz cebriyye cebriyye ced ced' cedâ cedâvî cedâvil cedb cedd cedd-i a'lâ cedd-i büzürg-vâr cedd-i fâsid cedd-i sahih ceddanî ceddât cedd be-cedd cedde cedde-i faside cedde-i sahîha cedden cedel İlm-i hilaf ü cedel cedel etmek cedel-gâh cedelî cedelî-mücîb cedelî-sâil cedere oa. babanın babası. cebrî). babanın anası.s.ı.

(a.) bot.f.i. tedbir ve reyler.s. oylar. (a.i. (a. sevgilinin cefâsı.b. hediye. (a. oğlak. 2. cedîdeyn Cedîr cedvâj cedvâr cedvârî cedvel cedvel-i sîm cedvel-keş cedvel-ül-kevâkib cedy cefâ cefâ-yı yâr cefâ-cû cefâ-dîde cefâf cefâ-kâr cefâ-kârâne cefâ-kârî cefâ-keş cefâ-perver cefâ-pîşe cefâset cefcâf ceffâr ceffe ceff-el-kalem cefîf (a.i. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif.) iffetsiz.) 1.f.f. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere. maşuk.) astr. tas. hemen.f.) vücutta çıkan çiçek hastalığı. armağan. kütle. (a.f. cefâ çekmiş. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü. i.i.) türlü türlü yol.) 1.i. (bkz: cedy).) kurumuş. kuru olma. 2. çiçek aşısı. (a.s. cedâvil) 1.s. sevilen. bol yağmur. 3. g.i.b. (a. su arkı.zf. (a. (a.b. [halk dilinde cefâ çekmiş.s.) 1. eziyete dayanan.s.s.i.i. (bkz: mücedded). kuruma. (a. Oğlak burcu. su çiçeği denilen kabarcıklar. .) 1. kullanılmamış. (a. cedide Edebiyyât--ı cedide cedîdân. (a. çeken mânâsına da gelir]. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli. 4.) cefâyı benimseyen kimse.) 1. su kanalı. s.i.i. (a. çizelge.s. kalabalığın verdiği uğultu. (a. falcı..) lâyık. kabir. (a.zf.s.f. eziyet eden. çespân.s. uygun. cedvâra ait.) cefâ görmüş. cefâ eden.) cefâkârcasına. (bkz: bercâ.f. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması.) cefâ arayan. Acemlerin kullandıkları bir vezin. sevgili. 2.b. fildişi. (bkz: cafcaf). on iki burçtan biri.b.s.) gece ve gündüz.) 1. katlanan. 2. eza).i. öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı. (a. (f. astr. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet. cefr'den) cifirci. (bkz: cevr. (a. cetvel tahtası.) düşünmeksizin.f. münâsip. 3.i. keçinin erkek yavrusu.s. cedvâr-la ilgili.) cetvel çeken sanat erbabı.cederî j-ia. birden. 2. Telkîh-i cederî cederî-i bakarî cederî-i kâzib cedes cedgâre cedî cedîd.) 1.i.b.b. erkek oğlak. kalabalık. 2. (a. 2.s. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç.s. kuru. (a. yeni edebiyat. (a. 1) gümüş kanal. (a. zâlim.b. (a. gaddar. incitme. şâyeste). (a. (a.) 1.b. 2. (bkz: edebiyyât). (f.c. eziyet. 2. (a.) cefâcılık.) cefâ eden. liste. (bkz: cüderî). ahlâksız [kadın].) mezar. hek. (f. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan.) cefâ çeken. yeni.) hazımsızlık ıstırabı.

tamu. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma. cehûlâne (a. bilmezlik.i.i.) cahillik.i. cehâm (a. açıktan. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı]. cehri.) güya kayıptan haber veren bir ilim. cefvet (a.i.c. sıçrayan.(a. fırlayan. (bkz.) ses yüksekliği. açıktan açığa. cehende-gî (f. cehûl (a. nezaketsizlik. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses. münasebetsizler. (bkz: cühela.s. (bkz. cehalet (a.) Yahudi.c. çalışma. çıfıt. c. dikkate değer. (bkz: cihan).i. kendini bilmezler. cehriyye (a. göz kapağı. cefve (a.) açıkta olan. cefv (a.zf.) kaba muamele. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan. bıçak ve kılıç kını.) yüksek sesle. 2. hakikatlerden haberi olanlar. günahkâr kulların gideceği azap yeri. yüksek sesle. fırlayış. cehâret (a. hâviye veya derk-i esfel]. cehreten (a. cehd ü ikdam çok çalışma.zf.s. bilgisizlik. cehele (a. Yedi kattır [cehennem. 2. çabuk hareket eden. görünen şey. cehr'den.zf. (bkz: cehl).i.i. cehîz (f-i.) yüksek sesle söyleme. cehr j (a. fırlamış.) bilmezlik.) gerçeklerden.) memleketten aynlma. cehennemlik. güzel. cefr (a. cüherâ') 1.) açıktan veya yüksek sesle yapılan.) cıfıtçasına.i. edebî bir dergi. cefn .) aşikâr olarak. hutame.i. cehâz (a.i.i. cehûd-âne (a.i.s. cehd ü gayret. 3. cehûd (a. 2. belli olan. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet. 2. alenen.i.s.f.) 1. [müfredi hiç kullanılmaz].) cefâ. 2. (bkz.) 1. âhirette.s. (bkz: cehân2).) kabalık. dünyâ. cehd (a. gurbete düşme.i. cefr (a.i. himmet.c. fırlayan. cehl'den) pek câhil. sa'y). (bkz: cehalet).i. sakar. Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî. cihaz). cühhâl).s. sıçrayış.) cehenneme mensup. cehl ıSf (a.) yağmur vermeyen bulut. cehennemiyyûn (a. çabalama. içtimaî. sesin yüksek olması. ) cehennemlikler. cehâbize (a.i. saîr. ecfân) 1. bilgisizler.) 1. cehre (a.i. ayırma. (bkz: gayret.) 1.).s. (bkz: echel).) pek câhilcesine. câhil'in c. cehende). Sırran ve cehren gizliden ve açıktan.i. cahîm. cehennemi sür'at büyük. cehennem (a.i. cehîr (a.) 1. cehân (f.zf. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. cehren (a. cıhbız'ın c. lâzî.i. cehennemle ilgili. cehende (f. sıçramış. aşın hız. katmerli cahillik. celâ' (a.). (bkz: cifr). çok sıcak yer. 2. cihaz). cifâr) geniş kuyu. sıçrayan. 2.). cehennemi (a. asma çubuğu. azar. açık olarak söylenen.

) 1.i. büyüklük. 2. celîb (a. koğucu.) 1. ufak çıngıraklar. 4 .cülcül'ün c. yiğit. i.i. (bkz. celâdet-perver (a.s. 2.) celâlî olana yakışacak surette.i. s.) kabalık. celâcil (a-i.) büyük olanlar. sarmaşık.t. kement. meydanda. celî-müsennâ g. celalli (a. celâl adlı kimselerle ilgili olan. 2. celde (a. Zü-l-celâl celâl sahibi. fahişe. 3. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye".i. (bkz: şebnem).i. erkek adı. can. 2.f.s. hatt-ı celî). 2. keçi. "tanrısal. çağırma kâğıdı [mahkemeye].i.i.f.) 1. yazı ile çağırma. sebze. kamçı ile vurma. ulu. orospu. celencebîn (a. celâdet'den) fazla celâdetli olan. ululuk.) 1. çan sesi. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar.i. celb-i la'net lanet çekme. celb-nâme (a.i. aşikâr. celâfet (a. celbu (f. celbiz (f. yüceler. kahramanlık.) yiğit mizaçlı. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme. oturumlar.) oturmalar.liyye" şeklinde celâb celâbîb . celesât (a. celeb (f.s. 2. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad.) 1. 2.i. s.i.) salkım. kendine çekme.f. golgota tepesi. (bkz. çekme.(f.i. .) naneye benzer bir ot. celâdet (a.i. ilmik. çekiş. celâdet-şiâr (a. parlak. celd (a.) 1. cilâlı.s.i. 2. celse'nin c. celâlet (a.) kamçı ile vurma. çiy. sığır. celi). celb-i kulûb kalpleri kazanma. büyük kamçı. gammaz). İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi.) bahadırlık. yontulmamıştık. celî (a. hicrî XI.) celp kâğıdı.b. sığır" mânâsına gelir]. "a. celîl . kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. küpe. Allah'a ait. celâliyâne (a. celbûb (f.) 1. celîd (a. 2. gök gürültüsü.) yiğitliksever.i.) 1. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme. [kelimenin aslı "koyun. esir. 3.) gül tatlısı.) 1. 2. celâli (a. 3. kahraman. s. hışım. belli. başörtüleri.) küçük çanlar.b.) çabuk kızan [kimse].) 1. cilâ'dan c.zf.) kırağı. bir yazı sitili. Allah. celâil (a. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi. (bkz.b.s.i. celb (a. (a. feraceler. zararı istememe.i.s. yiğitlik. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii. celâl'den) 1.s. celîd (a. celiyyât) 1. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. celâl. cilbâb'ın c.tar. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı.i. lanet toplama. celîle'nin c. gömlekler. 3.i. celeb (a. celîle (a. büyük. satılık esir. hüveydâ). kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar.f. celcele (a.i. (bkz. 2. kızgınlık.) bot. ara bozucu.

i. celle şânuhû "onun sânı. cem' (a. gibi. yine kalkmak üzere ilişme. celle (a. celesât) oturma. 2. çoğul. ulu.b.s. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş. müslimûn. şah. cem'-i mükesser (kırık cemi) a. 2. mat. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri.i. tas. asan kimse. celse-i hafiyye gizli oturum. celse-gâh (a. celî'in c. toplama. i. celvet (a. 3.i. 2. yüksekliği. bir yazı sitili. gr. [doğrusu "cil-se" dir].) cellâtlık.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü. 2.le (I celvetiyye (a. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz. kulun. Celmed (a. cülûs'dan c.s. 2.) şan ve şerefi pek büyük. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı. gr.n. yığma.c. Tanrı sıfatlan ile. (bkz: celîl). taş. 3. Büyük iskender'in lâkabı.) 1. [ikincisi] kadın adı.i. ["yerini.s. celû (f.. celîs-i enîs cana yakın arkadaş.) aşikâr. g.i. celiyyât (a. celle ve âlâ "onun sânı. cem'ül-cem cem'in cem'i. yüksekliği. yerini.) cellata verilen para. meydanda olan şeyler. toplam.i. cemi müennes.b. cem'-i müennes gr. cellâdiyye (a. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. cellâd jiLa. gibi. kütüb. (a. 5. cellatlık ücreti. s.i. şakacı [kimse].f.) tas.. kebap şişi.hitâbolunurdu]. 3. Süleyman Peygamber'in lâkabı.c.) 1.[birincisi] er kek. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur. a. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur. lâtifeci.) 1. yüksekliği. celle celâ-lühû "onun sânı. gr. celîl-üş-şân (a. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı. gibi.) kaya.i. çok merhametsiz. cem'-i müzekker a. . cem (a. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup. açık. arkadaş. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi.. cellâdî (a.. müfredinin şeklini bozmadan. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. meç. 4. gr. 4. insanı kesen. celse-i aleniyye açık oturum.f.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. 2. cülesâ) birlikte oturan.i. celse (a.) büyük. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. kitab. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir].s. hayvan ve eşyayı gösteren isim. hükümdar. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. Bu suretle ki.i. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği. yurdunu terketme. cumû) l .) 1. celi (a. cem'-i sahîh (salim) a. müslimat. iki türlüdür cemi müzekker.s. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). birden fazla insan. oturum. celîs (a.

s. güzel.) baş sertliği.) güzellikle. cemâl'den) 1.) Allah'ın lütfü. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur.) bir çeşit bıçak veya kama. devegiller. cemedî (a. cemâdiyet cansızlık.s. cemâat . cemâd (a.i. ortaklaşa.i. dondurma. cemâzi-yel-evvel (a. cem'den. tar. cimâl) erkek deve. cemâdât) taş gibi cansız olan şey. (bkz: cemel-ül-mâ'). 2. cemiyete ait.) cemreler.i. cemî'an (a. 2. 2.b. cem'an (a. buz gibi.) ahi.b.i. tekmil. yüz güzelliği.i. cem'iyyet'den) 1.i. cemâat (a.) 1. cem'den) cümle. cemâdât (a.) hep. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. cumhuriyetler. cemâd'ın c. cemed (a. 2. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi. cemâh (a. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler.c. cemâat'ın c.) ruhu olmayan. cemder (f.i.i. ruhsuzluk. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar. bir kimsenin geçmişi. cem'î (a.) cansızlık. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım. 3.i. balina. cemî1 (a.s. cemiyetle ilgili. kılıç-bahğı. cemed'den) çok soğuk. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar.c. cemâli (a. insan topluluğu. 2.b. fr.i. kolektivizm.e. cumhûr'un c. (bkz: cemel-ül-bahr). saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi.i.) bir yere toplamak suretiyle.it. cumhûrluklar.i. Cemâliyye (a. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ). cansız cisim.zf. 3.i.) 1. cemerât (a.) cumhurlar. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi. narinlik [atta]. cemâl-ullah (a.) 1.) 1.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. 2.i. cemre'nin c. kar. balina.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire). cemâdî (f. (bkz: ma'şer). buz.(a. cemâat) 1. bütün. cemel-il-bahr (a. çemen (f. fr. imamın arkasında namaz kılanlar. cemeliyye (a. hep. imamın arkasında namaz kılanlar. donukluk.s.i.i.) 1. kılıçbalığı.b. collectif.i.) çardak. ortakçılık. cemel (a.zf. Arz-ı cemâl yüz gösterme. 2.i.h. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddîn-ül Cemâli tarafından kurulmuştur]. cemâzi-yel-âhir (a.) zool. 4. cem'âniyye (a. c. bir mezhepten olan topluca halk. 2. bütün. sosy. cemâdiyyet (a. cemâhîr (a.i.i. cemâl (a.) 1. kusursuzlukla ilgili. cemîl (a. erkek adı.c. insan toplulukları. cemel-ül-mâ' (a. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar.) cansızlar. görünme.s.

Süleyman.) toplanılacak yer. Yunus. Cemşâsb (f.) cemiyetler. (a.c. 2. cemâl'den) 1. cemile (a. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz. dernek. baharlar gibi cemre vesilesiyle. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz. Cemşîd'in oğlu.f. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır. 2. cemmâz (a.) güzel hareketler. ed.f.) deve sürücüsü.) zampara.h.).s.s. "şeref. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh. hoşa gitmek için yaranma.b.i.) iyilik severlik. yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma.i. tas.b. cenâb (a.) hızla giden.zf. 2. hek.t. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu. topluluk.i. iltihaplı bir çıban. ateş hâlinde kömür. cemm (a. güzel düşünceler. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya].b. şubat ayında azar azar artan sıcaklık.) büyük sayı. Süleyman. kara kabarcık.i.c. i. Cenâb-ı Kibriya. cem'iyyât) 1. hac töreninde bir defa taş atılması.) iyiliksever.i.) 1. [müen. Zikr-i cemîl .f.i. toplantı yeri.i. Cenâb-ı Hakk. 3.i. Cenâb-ı Kerem Allah. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a]. cem'iyyet'in c. 2. cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme). (bkz. kurumlar. ed.1) iyilikle anma. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya]. Güneş. cemîle-kârlık (a. cemîle-kârî (a. (bkz: tenâsüb). ufak çakıl taşı. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. 3) meç. hazret.) hızlı giden erkek deveye binen.i. cem'iyyet-geh (a. cem'iyyet-gâh (a.s. cemm-i gafîr insan kalabalığı.i. cemîle-kâr (a.) iyilik severlik. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir]. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler.s. kadın adı.) Cemşâsb'ın babası. düğün dernek. çokluk. "cemmâze" dir].b.b. huzur1. Cemşîd (f. cem'iyyet cj-ua. 2. 5. Cenâb-ı lem-yezel Allah.c. cemmâl (a.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar. Mevlânâ. dernekler.i.f.) 1. cemîle-kârâne (a. cem'iyyât (a. cemreviyye (a. 4. cemîlât (a. cemerât) 1.b. kalabalık. 2. deveci. Cenâb-ı Mevlevi Hz.f. cemre (a.i.i. 2) Hz.i.f. cemmâz-süvâr (a.f. Hz. erkek adı.) hızlı giden erkek deve. 4.i. Cenâb-ı Halik Allah.i. cemmâş (f. kurum.h. şütür-bân). genek "tenasübü". 5. (bkz: cem'iyyet-gâh). 3.) iyiliksevercesine. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun. cemmâz (a.

Nûriyye'dir].) savaşta tecrübe sahibi olma. sıkı ve dar yer. avlu. âhi-reti de iyi olan.c. Der ceng-i evvel ilk ağızda.b.) bayağı. erkek adı. cendere (a. cenâib. tek+düm. binekler. cenâiz) insan ölüsü. savaşçı.s. cenaze (a.) 1. tek+ düm. Uzeyriyye.) cenk arayıcı. 2. kol. ceng-âzmûde (f.i. tek+düm. ceng-i harbî muz. tazyik.b.b.i. cenâh-ı semek balık kanadı. cendeliyye (a.b. oda.i.f. Zeyniyye. kanat. meç.s.) kahraman. kuş kanadı. tek.i.s.i. ceng-âver'in c. (bkz: mürâî).'ceng-bâz (f. 4. yürek. cenâheyn (a. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür. adî [kimse].) savaş tecrübesi olan [kimse].s. Vâsıtıyye. [küfür olarak]. dövüşkenler. ceng (f. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse. baskı. Acelâniyye.) yedek hayvanlar. boğaz. Sayyâdiyye. Allah. cenâyib (a-i.ce-nîbe'nin c.i. ceng-âverî (f. Kiyâliyye.) yan. 3. cendâl (f. 3. Cebertiy-ye.) nehirlerde bulunan büyük kaya.) cenkçiye.zf.) 1.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer.) cenkçilik. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da.s.) 1. ceng-âverân (f. kalın oklava. savaşçılar.b. cenb (a. dövüşkenlik. tek.) savaş. kavgacı.Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. cenâh-ı tâir kuş kanadı.b.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama. pis. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu. cendel (a. yan.) eşya ve elbise gibi şey. iki yüzlü. pazı.b. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm. ceng-azmâ (f.) cenkçiler.i.s. 3. hançer. [bkz: cünüb].) yan tarafa ait. dövüşkene yakışacak surette. Fazliyye. taraf. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır.i. cenabet (a. iki yan.i. ceng-âver (f.f.i. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur. 3. cenbiyye (a. ceng-âverâne (f. aşağılık. âhiret. guslü gerektiren durum. cendere-hâne (a.s. cender (f. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir].i. cenan (a.i cenâh'dan) iki kanat.) savaş tecrübesi olan kimse. vuruşma. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. Katnâniyye. dövüşken. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. Tabiî mertebesi 10/8 dir. 4. aşk.c. ceng-âverân) cenkçi. 2. 2. 4.i.b. kol. ceng-cû (f. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı. [ötekiler Harîriyye. dar dere.s. ceng-âzmûdegî (f. cenbî (a.) kalp.b. cenah (a.i.i. gönül. .

i.s.i. cenîver (f.. cerâbe-i hafiyye biy. cengel-istân (f.i.) bot.) sırat köprüsü.zf. cerabe (a. cennet-nazîr (a. cenâyib) yedek hayvanı.c.s. torba. ceng-nâme (f. çatlak. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü. cenîbe.) orman. cennet-i sıfat.i.) cenuba mensup..s. cenûb -j'-~ (a.) cennetler.s. cennet âsâ (a. cennet-ülfirdevs. 3. güneybatı. [aslı jenkâr. cennet-makam (a. .) makamı yeri cennet olan.i.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde.s. cennet-üd-dünyâ dünyâ. 4.i. üreme dağarcığı. cenkâr (f. cennet (a. sekizinci cennet. zool. cennet-i ef'âl.i.b.i.) cenup. cennet-ün-naim.) dağarcık.s.) yarık. Centiyâniyye (a. centiyan giller.f.c.s. çıvgar. cenîn-i sakıt düşen çocuk. 2. cenâib.) savaşçıya yakışır yolda.) suyu yudum yudum içme. cengî ' (f. cennet'in c. güneydoğu. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme. zenkâr'dır]. cerâb (a.s.) yeri cennet olan. cennât-i adn cennet bahçeleri.) güney.ceng-cûyâne (f-b. bot.b.) orman.i. cenîn (a.b.i. bahçeler.) bahçıvan. conceptacle. cennet-i ruh. cennet-mekân (a. cinân. yeryüzü cenneti.b. fr. (bkz: bihişt). Cenûbî (a. düşük.) yeri cennet olan. bunlara tâbi olanlar. cennân (a.i. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler. cür'a). cennât (a. sık ağaçlık.) cennet gibi. güney yönünden. çok ferah ve havadar yer. cen-net-ül-me'vâ. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik.) bakır pası renginde olan. cennet-i a'mâl. cenûb-i şarkî coğr. bahçe. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat. dış gebelik. Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl.b. uçmaklar..b. cennet âşiyân (a. kavgacı bir şekilde.b. cennât) 1.) yedek hayvanı çekip götüren. cennet-ül-karar.i. cennet-ül--adn]. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn.) karındaki çocuk. cennet-i a'lâ). cenîbet (a. cer (f. (bkz. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat. cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. dâr-üs-selâm. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü. uçmak.s.i. cennet-makarr (a. âzası belirmiş olan cenîn.i.) savaş hâlinde bulunan. cenûben (a. cenûb-i garbî coğr.i. cenkârî (f.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz. döl).) savaş hikâyelerini anlatan kitap.i. cenîbe-keş (a.b.zf. cer (a.i. cennet-ül-huld. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek. cennet-i kalb.f. döl. güneyde bulunan. husûsiyle yarılmış yer.f.) cenneti andıran. cengel (f.) dağarcık.b. kadın adı.

2. 3. (a. zindan.s. 2. 2.) zool. acarides.i.i. (a. uyuzluk. hilekârlık. (bkz: mecruh). altın çı ngıraklar. uyuz olmuş.i. [aslı "cirâhat" dır].c. 2. (a. (f. elbette. fr. günlük gazeteler. 2. gidiş. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler.i.) cerahatler. günah. cinayetler.i. çerde . mikroplar. kabahatler. (a. olma. 4. cerâhat'ın c. şüphesiz. uyuz hastalığına tutulan.i. (a. (bkz: cerime).) vakıf tarafından verilen yiyecek.) zool.) çıngıraklı.) san renkli.) oburluk.) 1. cerâde'nin c. 2. karıştırılmamış [şarap]. hurma toplarken yere düşenleri yeme.i.i. hava akımı. (a-b-i-) hek. . hareket. hatâ. yayılmış yağmacılar. fr. yara.i. çıplak bir hâle getirme.) hek.s. ortak. beceriklilik.) gazeteler. (a. (a. (a. bot. güzel konuşma. dazlak. (-i-) l. müşterek suçlar. tüysüz.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız. meç. yaralar.) 1. campanulacees. cerîde'nin c.) elbisesinden soyma.i. tüysüz. cinayet suçlan. uyuz.) suçlar. (a.i. (a. (a. (a.) uyuz hastalığı.i.) uyuz [kimse].) cariyelik hâli. (a. yeşil yosun hücreleri. çan. 2. huk. kuladan açık olan at.i. dazlak. (a. cerahat) 1. para cezası. kökler. irinler. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad. uyuz böcekleri.) 1. çıngırak taşıyan.akma. (a.i.i. (a. yağmacılar güruhu. 3. (o. akım.i. 2. kurnazlık.) 1.s. verimsiz.) çan ve zil sesi. (a.i.) 1. (f. uyuz böcekleri. cerrahlık [aslı cirâhat" dir]. uyuzluk. acariens. (a. doğru akım. denizden çıkarılan ve teke denilen ufak. tomurcuklar. (a. 2. başka birinin yaptığı za-ran ödeme.c.i. (bkz: cerid). (a.) 1.i. kırmızı bir böcek. 4. 3.i. cinayet. uyuzu olan. çıplak.i.i. (bkz: cirâhat). (a.) cerîme'nin c. (a.) dipler. donu san. çekirge. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses.i. 3. gonidies.) çıplak bir hâle getirme. çorak. çançiçeğigiller.cerâd cerâd-ı münteşir cerâd-ül-bahr cerahat cerahat cerâhor cerâid cerâid-i yevmiyye cerâim cerâim-i cinâiyye cerâim-i müştereke cerâsîm cerâsim-i mütenâsile cerâye cerâyet cerâzet cerbân cerbeze cerbiyye cerd j cerdâ cerdân çerde cereb cerebî cerebiyye cerebiyyet cereb-nâk cereb-ül-ayn cered cered cerem Lâ-cerem cereme cereng ceres ceres-dâr ceres-hay-ı zerrin ceresiyye cereyan cereyân-ı daimî cereyân-ı hevâ (a. hasta tohumlar. cürsûme'nin c. mahrum.f.i. fr. hayvanın boynuna takılan çıngırak. (a.i.s.i. uyuza tutulmuş olan. f. (f.) yaralı. oluş. mutlaka. s. irin. geçme.) dilenci çanağı.) hek.b.) bot.) tar. (f. (bkz: cerib).

ceriha (a. suç ödeme.s.s. kesme. f i z.cereyân-ı müvellidî cereyân-ı mütenâvil cereyân-ı mütemadi cereyân-ı mesâlih Cereyan-ı galvânî cereyân-ı elektrîkî Cergand cerge cerh jeneratör.) sefer ve misafirlik.s. cerîb (a. 2.c. cerh-i hatâ huk. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü. (bkz: mecruh). ceride (a. çorak [yer]. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh.i.i.s.i.) verimsiz.s. ceride (a. günâh işleme. cürüm) 1. (bkz. 3.i. gazete. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-). us pahası. (bkz.i. cürün) hurma kurutma yeri. doğru akım. cerh-i mühlik huk. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü. (f. cery).) 1. gözü pek.b. Resmî Gazete. cerib (a. uyuz.i.) 1. suçlu.s.i. kabul etmeme.i. suç. 4. cerha (a. (f.) yaralı.M.). 3.) kabahatli. tek gazete. 2. hükümetinin resmî yayın organı. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz. yaralı. cerh'den) yaralanmış. cerh fî-hükm-il-hatâ huk. cerîde-i resmiyye süvari kolu. 2. cerîha-dâr (a. çerin (a. bumbar dolması. cerâid) 1. işlerin oluşu.) yara. volt. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı. cânî.) uyuz hastalığına tutulan. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama. elektrik akımı. yürekli. dönüm.c. 2. bir çeşit Arap kayığı.f. alternatif akım. f iz. yaralanma. cerîh-ül-fuâd.s. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek.i. cürm'den. 2. cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete. koyun kırkma. cerî' (a. çürütme.B. cerîh (a. ceride (f. ecrân. cerime (a. cerî. ecrine. zabıtname. suç.s.i. cereme. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama. cür'et'den) cesur. cürüm. tarla ve arazî ölçüsü. 3.) kabahat. (a. cerm (a. (a. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme. ca. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. . meç.c.i.M. (bkz: cerbân). cerîre (a. yiğit. T. cerâim) 1. yaralama.i. cerdâ3).) yalnız. tutanak. cerîde-i feride eşsiz. tenha. 2. cerid. cermüze (f. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. ışık ve ışık konacak yer. c.) 1. çerim (a.) bir yerde bulunan insan kümesi.) yaralı. cerh-i mushin huk.

arkasından sürükleyen. parça parça. (bkz: tedricî). Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi]. kocaman.i.) l. (a-i-) bir Şyi kazıma.) 1. cerrah'in c.i. . yürekli. keder. cesîme cesîm-ül-cüsse cesk cess cessâs cessâse cest cestân cestân cestân ceste ceste ceste ceste-gîr cesten cesur (a.b. sıçrayarak.s.) cerrahlar. hiciv. yırtıcı hayvan yavrusu. atılmak.i. musibet.i.f. dînî öğütlerde bulunmak. harf-i cerr). namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu. kesme. (a.i. i. (bkz: ekûl).s.) yavaş yavaş. çekici.zf. 3. (a. 2.) operatörlük [doktorlukta].) sıçraya sıçraya. soruşturma. sıçrayış. (f.) cesurluk. [II. kurtulmak.) obur. cerrâhî'nin müennesi. (a. 4. (f.) kruvazör.b. araştırma. fırlamış. çıkar sağlama.) çok meraklı. (a. öldürme.s. dilenci.) sıçramış. (a. i.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap. atlayış. [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu.i.i. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka. bir şeyin kabuğunu soyma. ufak meyva. 3.i. (f.) cereyan. sıçrayan. 2. 2. 2. (a. (a.i. (bkz: tecessüs). 3. (f.) 1. i. enik.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese.i.i.i. çekme. kaçmak. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. (a. (a.i.) toprak testi.) ed. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu. (a. irilik. iri vücutlu.cerr cerre çıkma cerr-i eskal cerr-i menfaat cerrah cerrâh-hâne cerrâh-hâne-i âmire cerrahî cerrahîn cerrâhiyye cerrâh-nâme cerrar cerrâre cerre cerş cerşeft cerûz cerv cery cerz cesamet cesaret cesâset cesed cesîm .s.b. (f. büyük.i. gr.i. (a.) 1. para. azar azar. (a. harp gemisi. (a. (a. (f. çabuk hareket eden. (f-fi-) sıçramak. 3. kısım kısım.f.s. yiğit. 3. cesâmet'den) iri. atlayarak.) atlayan. eşya ve şâire çekme.s.) operatör [doktor].zf.) merak.) 1. (a. (bkz: kıt'a). (a. dilenci.i. yüreklilik. (a.) arsız. 2. (f. cism'den) büyüklük. (a. cesâret'den) cesaretli. sürükleme. elle yoklama. (a. 2. [eskiden] medrese talebesinin. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı.) küçük. yiğitlik. ecsâd) ölü vücut.s. atlamak.sıçrayarak. operatör doktorlar.i. (a.) 1.c.i.i. (a. san ve zehirli akrep. (a. ağır bir yükü kaldırma.i. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k). (f.) mihnet. (bkz.) 1. 2.s. yok etme.i.

) verilen bahşişler. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle.nâ-sevâb cevâb-I müskit cevâb kıla.i.s. cevher'in c. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir.) cevap. tarikatının âdabını anlatan. arpa tanesi.i. 795) den 1439 (H. . yiğit-çesine. cami' ve câmia'nın c.) cevahirci. (a. sessizce verilen cevap (a. (a.) 1.s. armağanlar. özler.) cevap veren.) halk arasında dolaşan haberler.i.i. (bkz: ecvibe). (a. tahsildarlar.c. ziyafet. bir kısmı Farsça olan eser.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar. büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini.s.f.f. 1077) dir]. câize'nin c. bayram. mayalar. (a.) caddeler. eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. câdde'nin c. 2. doğru olmayan karşılık.s. cevâb'ın c. eğlence.s. 1666 (H. toplu şeyler.i. elmas alıp satan.cesûrâne ceş ceşn ceşn-i büzürg ceşn-i Meryem cev Dâne-i cev cevâb-ı bâ-savâb cevâb-ı redd cevâb-ı safî cevâb-ı kat'î cevâb.zf. eli açık. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri.f.i. (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın.) 1. cevaba cevap.) arpa. gezegenler. (f. (a. 2.i.i. (bkz: caize).b.) mavi boncuk. 1392 (H. cevâbât. (a. 2.) cesaretle. inandırıcı cevap.) cevap. cevâb ale-1-cevâb cevâbât cevâb-dih cevaben cevabî cevabî cevâb-nâme cevâb-nüvîs cevâd cevâdd cevahir cevâhir-i ulviyye Cevâhir-ül-ahbâr Cevâhir-ül-ebrâr Cevâhir-ül-esdâf Cevâhir-ül-kelimât cevahiri cevâib cevâiz cevâlî cevâmi' (a. şölen. cevherler. i. işlek yollar. Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. yazman.c.) câbîler. (f. mescitler.b. (a. 2. (a.) cevap olarak yazılan yazı.) kâtip. (a-f-b. (bkz: şaîr). ibâdet yerleri.i. (a. ret cevabı.i. kesin söz. [istinsahı.i.i. yazı ile]. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir]. kıymetli taşlar. karşılık.) sorulan şeylere verilen karşılıklar. (a.zf. doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram. felekler. (a. bir kısmı Türkçe. (a. erkek adı. elmaslar. (a. (a.c. cömert.i. câbî'nin c. cûd'dan) 1. (f.) 1. yüreklice. büyük. doğru cevap. karşılık olarak..

dört taraf. (bkz. mu'cem. 3. menkut). gövde boşluğu.) halayıklar. yan gece. (bkz: gâv). 3. cevlân-ger (a. casus). cevelân-geh (a. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. hayatsız. düşünce tazeliği. çizgiler. fr. cevelân-gerî. cevelân. atlı. cevelân-gâh. (bkz: câniha).b. müsâade. ağız boşluğu.orbite. cevf-i hicâbî biy. hizmetçi kızlar. (bkz. cevder (f. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk. fels. cevf-i leyi gece yansı. cevf 1.. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır]. izin. cevf-i batnî anat. s. cevaz (a. marifet.) cevelângerlik. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. câsûs'un c.) mandalar.i. cânib'in c. g. 5. cev cev (f. koşu. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan.) öküz. dolaşması. dolanma.i. elmas.) 1. Utarit (Merkür). kendi kendine bir varlığı olup. (bkz. cevf-i galsamî biy. acıkmış. Zühre (Venüs). cevelân-ger.) taraflar. dolaşıcı.). cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili.s.zf.(a. (bkz: câyi').i. s. [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler.i. cevf-i fem anat.).s. (a. 2.) cansızlar. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı. cevlân dolaşma. 4. (bkz. Merih (Mars). üstünlüğü.). su sığırları. öz.b. 4.) tane tane. oyuk. olgunluk. câniha'nın c.) caiz olma. büyüklük. yanlar.).i.c. erkek adı. 'gözevi. câmid'in c. boşluk.) cevelân edici. cevâmid cevâmîs cevân cevanan cevânî cev'ân cevânib cevânib-i erbaa cevânih cevârî cevâr-il-Künnes . civânân). düşünce üslüğü. bir yazı sitili. 6. 3. dönüp dolaşma yeri. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan.i. (a. dönüp dolaşıcılık. cevâsîs (a. (f-s.i. mîdesi boş. cevlân-gerî (f. 2. cevdet-i fikr fikir.i.i. cevârih (a. 2 . cevelân-ı dem kanın cevelânı. câriha). cevelân edicilik. hüner. maya. üstünlüğü.i. (bkz: cevherin.b. (f. cevher (a. parça parça. 6. (a. kusursuzluk. savaş yeri. 5.i. gezinme. tazelik. gezegenler. üstünlüğü.i. (a. iç. kalb.).) dolaşılan yer. (f.f.i. [zıddı "mühmel"]. 2. karın boşluğu. cüvân). solungaç kovuğu.) 1. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan. donmuş şeyler. cevf-i a'lâ anat. Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn). güzellik. tazeliği. (bkz. çok defa manzum olan târih. câriye'nin c. civânî) (a. câriha'nın c. câmûs'un c. cevdet-izihn zihnin tazeliği. cevahir) 1. cevdet-i fehm anlayış iyiliği. cevân'ın c. f. cû'dan) aç.i. ed. cevdet (a. iyilik. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan.

) 1.s.) çorap.b.) köşk. felekler. cevheriyye]. fr. sitem.f. (a.b.f.i. .b. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç].b. 2.) 1. 4. biy. (a. (a. (a. 3) ateş.i. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan. 2. (f-s.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası. madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne. cevlân-geh cevîn.) bir arpa ölçüsündeki ağırlık.s.) zırh paralayıcı.s. (bkz: cevher4).b. substantialisme. fr.i. eziyet. hava boşluğu.s.i.i.s.substantialisme. cevîne Nân-ı cevîn cevr cevreb Çâk-ı cevreb cevsak cevse cevsek cevşen cevşen-dûz cevşen-güdâz cevşen-güzâr cevşen-hây cevşen-pûş cevşen-şikâf cevşîr. (f. cevheri.i. cevherden.s.i. cevhercilik. (a. hareket eden.) 1.) zırh giyen. (a. (bkz: cevher3). boşluk.b. gadir.) cevher işleyen. arpa unu.i. (a. tas.) zırh eriten (f. [şiirde] sevgili veya onun dudağı. omurilik kovuğu. çorap söküğü.s.f. fr.i.s. (f. cevherî). mavi boşluk.c. (bkz. elmaslı. 3. aslı.) koşan.) fels. konak. cevhere. aglütinin. tözcülük. çardak. 1) en yüksek cevher. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey. anat.s.i. gökyüzü. cevelân-geh). göğüs boşluğu. (bkz. arpa torbası. değerli taş veya inciye ait olan.) düğme. cefâ. zulüm.i) 1. biy. arpa ekmeği.cevf-i nihâhî cevf-i nuhâî cevf-i sadrî cevher-i ebyâz cevher-i ferd cevher-i küll cevher-i lâsık cevher-i mücerred cevher-i sincabi cevher-i ulvî cevher-dâr cevhere cevher-ebyaz cevher-fürûş cevheri cevherin cevheriyye cevheriyyûn cevher-pâre cevher-tırâş cevî cevlân-gâh.) akmadde. köşk.i. vaktiyle giyilen1. (bkz. 2. (a. (f. (f.s. cevahirci. (bkz: cevsak) (f. eza.b.b.i.) zırh ören. substance blanche. (a. eski tüfeklerden birinin adı.) arpadan yapılmış nesne. 1) atom. anat. (f.b. (a. substance grise. (a. savaş elbisesi. (a. fr. 2. bozmadde.) zırh delen (f. (f. cevelân-gâh. 2) ed. evrenin *tözü. biy. zırhlı. çulha.b.) cevher satan. a.s. haksızlık. noktalı [harf].f.i.) mücevherden.) hava.).) zırh delen. (a.)) örme zırh. [müen.b. kuyumcu.) mücevher parçası. 2. ak madde. güher-fürûş). dolaşan. (a.f. beyin boşluğu. mutlak cevher. cevşîre cevv îlm-i ahvâl-I cevv cevv-i hevâ cevv-i kebûd cevval anat.s. (f. 2) ruh. meteoroloji.) bir tane cevher.b. (a.

b.i. cevz-ül-hind bot.) ada. cevz-üs-serv (a. cez (a. Sevk-ül-ceyş strateji. seda.i.c. . cey yid-ül-ayâr ayan hâlis.s. 2. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma. tam olan [para].i.) [ceyyid'in müen.b.) uzun boyunlu kadın. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü. ceyvâd (f. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler. cevz-ül-kayy (a. Hindistan cevizi.i. yengeç.) boş. cevvî. cevz-üd-tıbb (a. hoş.i. (bkz: cezire). ceybî (a. ceyyid-i hevâ iyi hava. cevz-i Hindî Hindistan cevizi.) servi kozalağı.i. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti.. ceyyide (a. yararsız bir işle uğraşma. ceyb (a.ing. saf hava.) bot. mayıs ayında bu burca girer. cez'.) küçük hin-distan cevizi.) ağaç kökü.i.) günahtan sakınma.i.i.s. güzel şiirler.].) mat.) ceviz.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili. (f.s. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru. Ceyyid-i hâlidât. cevz-i mâsil bot. ceydâ (a. Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri . dayanma. cüyûş) 1.) bot. cez (f.) göz boncuğu denilen.i.s. Ceyyid-i seb'a. (bkz: ceyyid). ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi. juglandasees. cevviyye (a. Geminus.) sabırsızlıkla sızlanma. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. ceza' (a.) elemlenme. yangı. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş. 3. sinüsle ilgili. gömleğin açıklığı.b.s. saf. ses.i. cevz (a. ciyâd) taze.b. ceyb-i sabr sabretme. [lât. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi. Havâ-i ceyyide temiz hava. sinüs. Eş'âr-ı ceyyide ed. ceyyid (a. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu. fr. cevizgiller.s. cevzâk (f.Fikr-i cevval hareketli. leş Ju-meaux. 2. ceyl (a. ceyş (a. fr. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları. geo.) zool. Ceyyid-i garb Cezayir.i. iyi. Cevza' (a. ordu. damarlı akik.i. cep. kederlenme. ceyb-i kavs arka sinüs. [bkz: ittika').i. tatula. cevz-i bevvâ . kara alaca ve değerli bir süs taşı.) ast. canlı fikir. asker. ikizler burcu. c. Gemini]. cüyûb) 1. cez'a (a.i. cevdet'den c. cevz-ber-günbed cevziyye (a.

gr. (a.) çekme. (a.b.) adalar. peltek.c. -fegen cezbe-yâb cezbiyye cezebât cezel cezer cezer-üt-türâb cezî' cez'-i adûdî-i re'sî cezîl Ecr-i cezîl cezire cezîre-i bürkâniyye cezîret-ül-Arap (a. gönül alma. (a. (saadet adaları) Kanarya adaları. (a. kol-baş *anadamarı. mânâ düzgünlüğü. bol sevap. çekilme. cezâiyye cezâir Cezâir-i Bahr-i Sefîd cezâir-i garb cezâir-i hâlidât cezâir-i Hind cezâir-i isnâ aşer cezâir-i müctemia cezâir-i saadet cezâir-i Seb'a cezâlet cezâlet-i lafz cezâlet-i ma'nâ cezb cezb-i kalb cezbe cezbe-dâr cezbe-dârâne cezbe-dârî cezbe-efgen.) cezbe verici. ben de gelirim = ceza" dır]. heyecana gelmesi.) 1. Ege denizindeki oniki ada.i.b.c.b.f.) kendine çekme.) cezbeli. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür].) cezbeye tutulma hâli.f.f.b. (a. ceza ile. azap. coğr. ceza. (bkz. Hind-i Çînî adalan.i.s. (a.) bot. lâyık olan ceza.i. (a. çok.s. bol. (a. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması. ceza baskısı. cezaya ait.i. anat. kelime]. (a. peltek ve bozuk olmayan [söz. lyonien adalan. Akdeniz adaları. (a.) havuç.i. (a.zf. Cezayir.) 1. (a.f. cezîre'nin c. ed. yanardağ adası. işlenen bir şeyin görülen fenalığı. cezebât) 1. (a. Arabistan yanmadası. (a. (a.ceza' cezaî müeyyide cezâ-yi amel cezâ-yi nakdî cezâ-yi seza cezâ-yi Sinimmâr cezâen cezaî. kekeme veya pepeyi olmayış. Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye.i. rekâketsizlik. takım adalar. cezbeye düşürücü.i. ceza işleriyle ilgili. . (a. 2. 2.i. ed.) ceza olarak. coğr. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart.i.) bir şeyi ikiye bölme. gönlü çekme.s. 2.) 1. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli. kelime düzgünlüğü. para cezası. cezbe'nin c. (a.i. Kanarya adaları. cezâir) ada [denizde].i.) cezbeye tutulmuş gibi. karşılık [iyi veya kötü].b.).i. (bkz: cezbe).zf. küçük tomurcuk.s.f.) cezbeye tutulmuş. cezl). kendinden geçmiş. 2. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti. yabani havuç. çekicilik.

cezr-i aslî bot. gr. cezû' (a. doğru olan. cezr-i arızî ek kök. cezr-i vetedî kazık kök. 2. ücret. sanal kök.). küpkök. erkek adı. (bkz: cezü1).i. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme. cezm ile ilgili.) çok sabırsızlanan. cezb'den) çok cezbeden.c.zf. cezr-i tâmm mat. (bkz: cezr-i vetedî).) odun. cibâb (a.) 1. cezr (a. mortes eaux. cezûb). ciâle (a.s.i. kök.) bot. fr. Medd ü cezr coğr. cezriyye (a.i. cezr-i murabba' mat. kılkök.) 1. cezlân (a. [denizde] alçalma. cübbe'nin c.i.) cebhe'nin c.(a. kare kök üç. 3. zâlim. cübeb). meç. cibâh (a.) alınlar.i. cezr-i mihver mat. dürüst.s. cezmen (a. cibâl-i şahika yüksek dağlar. radicalisme . 2.) çok cezbeden.i. (bkz. cezmâzec (a. cezzâb (a. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar. cezr-i asam mat. cezr-i mükâ'ab küp kare. asal kök. niyet. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam. rüşvet olarak verilen hediye.s. 2. kuvvet ekseni. cezr-i hamız kim. köktencilik. cezm (a. cezr-i mik'ab mat. cerz-i talî bot. cezr-i aıııııdi mat. cüzûr) 1. inme.s.i. karekök.) fls. asit kökü.) dağlar. tutunma kökü. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök. cibâl-i mubaha huk. büyük gidim. i.i. (bkz: azm). cezr-i müsbit bot. kesin karar. çeken.) 1. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. cezr-i muzâaf mat. mat. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar. ikincil kök. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. cîbâ (f. 3.i.) kestirip atmak suretiyle. cezûb (a.) mutlu. cibâl (a. fr. cebel'in c. köke ait.i. çeken.i. deve kasabı.) 1. fr. 2. cezr-i nâtık. cezr-i dereni yumru kök. cezmî (a. anakök. radikal.) ağ ile balık tutan balıkçı. kanlı. (bkz: cezzâb). asıl.b.i. kat'î karar ve niyete ait. kökle ilgili. cezr-i ekmel coğr. cezr-i rîşî saçak kök.s. iki kök. cezl . cezr-i mantık. çetrefil olmayıp. cezzâf (a.s. 2.) 1. 2. kalın odun. gelgit. 2. dokuzun cezridir. (bkz. cezzâr (a. gaddar.) kasaplık davar [koyun. maaş. cezre (a.s.]. cezrî (a. raci-ne fıxatrice. cezr-i şârî anat. keçi v.) 1. ılgın meyvası. tomruk.

c.) kederli. Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu].) leş yiyen. Dünyâ. sıkıntı.b. 2. (a. ağırbaşlılık. (f .i.) geniş kuyular. zar.s.) mücâdele yeri. hissiz.) huy.). (a. 2.) bağır yakan. (f.i. arbede-cû). savaş. tabiî. (a. (a.s.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.) ciğer satan.f. (f. cefr'in c. ıztırap veren.) yüreği coşturan. 2. (f.) 1.b.i.s.i. hayat mücâdelesi.) Cebrâîl.s. avaz.b. (bkz: cibillet). (a.) ciğeri yakan. (a.) 1. . (bkz: câbî).b.s. (a. meç.s. (bkz: fıtrî). b.i. cibâyet'in c. cibillî). hararetli konuşma.s. kavga çıkarırcasına. çok eziyet çeken kimse.) câbîlikler.) [cibillî'nin müen].b. Cebreîl. (bkz.cibâyât cibâyet cibillet Cibilletsiz cibillî cibilliyye Cibilliyyet Cibril cibs cibt cîd cidal Ceng ü cidal cidâl-i hayât cidâl-i maişet cidâl-cû cidâl-cûyâne cidâl-gâh cidar cidâr-ı hadîka cidd cidden ciddî ciddiyyât ciddiyyet cifâr cîfe cîfe-gâh cîfe-hâr cifr cifrî cifriyyât ciğer ciger-cûş ciger-dâr ciger-der ciger-dûz ciger-fürûş ciger-gâh ciger-gûşe ciger-güdâz ciger-hâr ciger-hâre ciger-hûn ciger-pâre ciger-sûz (a. 2. (f. ciyef) iaşe. (a.) put. salîb. karşılıklı kavga. önem. acıklı. (f. bağır.s. önemli.i. ciğer.c. [doğrusu "cefr" dir]. 3.s. merhametsiz. "ciddiyye"]. yürekli. (a.) kavgacı. mücâdele). sıkıntılı [kimse].) yaratılışta olan. (bkz. (f. s.) soysuz.i. sanem]. acı. (a.b. (a.c.i. sevgili. vergi.b.c.) ciğer parçası.i. 2.zf. ciddîlik.i. 3. savaşçı.) ciğeri kanlı.i. t. (a.s. gaddar.) gerçekten çalışılacak işler. 2. (bkz: cefr). (f. (a.) kavgacılara yaraşır yolda.b. i. mühim. (f.b. ciger-pâre).s.) 1.) gerçekten.s. savaş. 3.i.) ciğerli.b. bahçe duvarı. (a.f.) 1. ciğer söken.) ciğeri delip geçen.s. evlât.) cifirci. (a. meç. câbîlik.zf. (bkz: haç. cibilliyet. (a. alçak [kimse]. (a. (bkz: fıtrat).i. bir işi gerçekten çalışıp işleme.b.b. ehemmiyet. cüdür.i.b. gerçek. keder.i.b. (a. kansız. (a.b.i. duvar.s. ciğer yırtan. cüdrân) 1. geçim mücâdelesi.i. ağırbaşlı. cesaretli. (f.f. ciğerci.) evlât.) leşle dolu olan yer.) 1.i. gelir toplamalar.f.) ciğer paralayan. (f.c. ciddîlik. 2. (bkz. falcı. (f. (a. (a. çok acıklı.f. yaradılış. leş.) 1. 3. (a.b. büyücü.i. i. (bkz.i. (a. (a. cüyûd) boyun.b.i. (f. [müen.) cifir ile ilgili olan şeyler. sütü bozuk. hayırsız.) ciğerin bulunduğu yer.s. 2. i.s. (a.i. kireç. çelîpâ.) 1. (f. zorlu.

cihan (a.) cihanı.) 1.s. (f.) cihanı. cihân-penâh (f.b. (bkz: gîtî-sitân). pâdişâh.) 1. cihân-gîrî (f. huk.b. cihân-güşâ (f. Dünyânın bekçisi olan 1. padişahlık.b.b. öte âlem.s. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır. Dünyâyı parlatan. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma. cihân-gerd (f.s. cihanı.zf.) hüküm-darcasına. cihân-nümâ (f. cihanı. cihân-dâr (a. cihân-bân (f.i. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı.b.s. .s.s. cihân-key (f.b.s.s.i. göz.) cihanı. 2.b.zf.i. cihâniyân (f.s.s. pâdişâh.) 1.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar.) cihanı. [aslı "cenan" dır]. s.s. cihân-bîn (f. savaş işleriyle ilgili.s.) cihanı. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar.) hükümdarlık.b.s.) cihanı dolaşmış. tecrübeli. 2. i. (bkz: ber-bâr.i. cihân-âlem (f. cihân-dîde (f-b. Dün-yâ'yı dolaşan.) Dünyâ halkı.b. 3. i.) 1. cihân-ı can ruhlar âlemi. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri. Dünyâyı yaratan. Dünyâyı gezip görmüş. 2 .b.i. Dünyâyı zaptedercesine.s. cihâdı. berbâre4).b. âlem. islâm dünyâsı.b.b. öteki dünyâ.b.ciger-rend (f. cihân-ârâ (f. Dünyâ'yı gösteren harita. cihân-nevred (f.c. cihân-âferîn (f.) cihângir-cesine.) meç. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar.a. cihân-bânî (f.) herkes.a. cihâd'a mensup.i. Dünyâyı zapteden. erkek adı.) acı veren. acısı olan. cihanı gezmiş.b. cihanı (f. erkek adı.b.) Dünyâ. cihân-gîrâne (f. cihâd (a.s.) Dünyâyı gezip görmüş olma. bezeyen. (f. din uğruna düşmanla savaşma. cihâdiyye (a. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça.) cihanı. cihân-geşte (f.b. Dünyâyı süsleyen.) acıklı. çok özleyen.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse]. 2. cihân-dîdegî (a. 2. hükümdar. ciger-teşne (f. cihân-ı İslâm islâm âlemi.i.) 1. cihân-muta' (f.s. cihân-efrûz (f-b.) âlemin sığındığı muhafız.) cihanın. [bu nüsha 1732 (H. Allah.b. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır]. cihândâr-âne (f.b. cihâniyân) 1.s. 2. cihân-gîr (f. Allah. II. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas.) cihâna.i. cihanı. dünyâyı dolaşan. Dünyâda oturan.) cihanı.s.s.) fâtih. i. ciger-tâb (f.) cihangirlik.b.b.b. cihânî'nin c. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş. 2.) hükümdarla ilgili. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke.f. dünyevî. cihân-cû[y] (f. kendi kalbi içinde. Dünyâyı tutan hükümdar.b. 3. insan.i. Dünyâyı gören. cihân-dârî (f.

pâdişâh. evkaf maaşı. müezzinlik. görme aygıtı. şifâ-i şerif. alt]. 3. (-r1 (f-b. cihet'in c. (bkz: cehâz). dolaşım sistemi.) 1. yer. çeyiz. [müderrislik. sindirim aygıtı.. dünyâ çapında. sol. yön. dört yön.f. cihâren (a. cihet (a. cihâz-ı hazmî biy. kalınlık]. cihân-tâb (f. güney]. ilgi.). solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy. cihâz-ı deverânî anat. cihât-ı sitte altı taraf [ön.) 1.) cihanı yakan [Güneş]. iki yön. Cihâz-ı tenasüli anat. (bkz: âlem-şümûl).) hükümdarlık. boy. hatiplik. delâilül-hayrât vazifeleri gibi]. cihân-penâhî cihân-pû cihân-revâ cihân-sâlâr cihân-sitân cihân-sitânî cihân-sûz cihân-şümûl .[fakirler gibi]. görüşler. yan.. bakımlar. (bkz. cihât-ı erbaa dört taraf. imamlık. üreme sistemi. müslim. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). sinir sistemi. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan. cehr'den) apaçık olarak.b. cihâz-ı Muharrik biy. (f. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler.) iki cihet. [doğu. cihâz-ı basarî anat.s. dünyâ ölçüsünde. 3. cihaz (a. hareket sistemi. taraflar. cihâz-ı asabi anat.b. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler. boşaltım aygıtı.b. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. [mescitlere nazaran imamlık. semtler.i. sağ. taraf. anayönler. 4. apotek cihâz-ı teneffüsî anat. vazîfe. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler. cihât (a. hizmet. arka. sebep.) 1.zf. yüz. cihar (f.s. yönler.b.s.) padişahlık.i. [bir camide okunması meşrut buhâri. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler.) cihâna yaraşan.a. yerler. padişahlık. pâdişâh. kuzey.i. ciheteyn (a. her yanı kaplayan. büyüğü olan.b.i. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü).s. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot. (f. (f-b.c. âlet [doğrusu "cehâz" dır]. devinim düzeni.s. cihât) 1. 2.s. dünyâda geçer olan.i. batı. fr. evkaf maaşları.b.) cihanın başkanı. (bkz: alenen). cihar ü se (bkz: cihar ü se). systeme locomotrice. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler. cehr'den) açık söyleme veya okuma.i.s. cihar). cihar (a. 4.s. (f. cihât-ı selâse üç taraf [en.b. vesîle.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. 2. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini. (f. takım. (bkz: şıkkayn). kayyumluk gibi].) dünyâyı dolaşan. müezzinlik vazifeleri gibi].) cihanı zap-teden.i. (a. 2) coğr. üst. bahane. S.(f. 2. 2.a. hatiplik.

mücellit.i. parlatılmış. cilve yapan.i. taife.i. (a.c. (a. (a.f.) "cilve satan" cilveli. (a. 2.i. (f. (a.f. Allah'ın cilvesi.i. çarşaf.f. (a. insan güruhu. cinn).) beraber oturma.i.s.f.i. (a. ecyâl) 1.f. görünme.) cinayet hâli. (a. (a. (f.b. celâbîb) 1.) çilingir.b. süvari alayı.) cinayetle ilgili.i.s. ferace. (bkz: cilve-ger).) at. deri ile ilgili. (a. 2.s.s. tecellî.s. fr. (f. 3. (a.s.s.) 1. tamahkâr mânâsına kullanılır]. s. cilve etme. cennet'in c.b.) cilve gösteren. (a. parlak.) ciltle.s.b. (a.) cilve eden.) cilve yeri.b.b.) kaba. (f.). cilve yapan. cilve-sâz). (a.f.b.) hek. çıkıp görünülen yer.b.b.f. kitap. aşîret. (a. 2. (a. sensations cutanees.s.b. cilve-geh cilve-gâh-ı zuhur cilve-ger cilvegerî cilve-kâr cilve-kün cilve-künân cilve-nümâ cilve-penâh cilve-perdâz cilve-rîz cilve-sâz cilve-sâzî cim cim-i arabî cima' cimâh cimâl cimâr cimrî cin cinai.) cilveli. gömlek. .f. ayak takımından. (a. s. (f. (a.i. (a. millet. (a.b. 2. cülûd. cemel'in c.c. a. c sesi.s. (a. (a.i.f. cemâat. bahçeler.cîl çilen ba'de çilin cila' cilâ-bahş cilâ-dâde cilâ-dâr cilâ-ger cilânger cilâs cilâ-sâz cilbâb cilbend cild cild-ger cildî. (f.) parlatan.s. (a.) şa'şaalı.i.f. cildiyye cildî ihsaslar cildiyye cilf cilve cilve-i ilâhiyye cilve-fürûş cilve-gâh.b. kırıtma.f.) parlatma. toplu kabile.) soysuz.s. sen başlı olma.zf.) cennetler.i.i.) cila sürülmüş. alçak.b. (bkz. parlaklık. cilalanmış.ha. parlaklık veren.s. meşin. cilve edecek yer.s. fr. (a. deri duyumları. deri. (a.) cilâlı.s.f.) hoş ve güzel olan. evrak çantası.) kendini gösterme.b. dilenci [Türkçede pinti. cilvelilik.i. (bkz.) erkek develer.f. criminalite.b.) cilve yapma.i. kap.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır.f. kuşak. 4. (a. cilveli.i.c.b. cinâiyye cinâiyyet cinân '- (a. kaderin cilvesi.) büyük cüzdan. (f. (a. (a.s.) 1.b.f. cem'den) çiftleşme [insan hakkında]. kırıtkan. 3.b.). 2. devirden devire.s. hoyrat.) ciltçi. (a. eclâd) 1. cilve eden. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan.) cilve eden. (a.) cila yapan kimse.) cilve yapma. nesil. uçmaklar. (a. cilâcı.i.) parlaklık veren.) cilve ederek.s. fels. cilve yapan. i. cilt hastalıkları kliniği.

telaffuzu bir. 2. cinâyet-kârâne (a. cinâyet-kâr (a.) cinse mensup.) ecinli. cinn (a.) 1. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun. Cinân-ül-cenân II.f. yalnız harflerde beraberlik.zf. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi. cins ' (a.) cânîlik. cinâyet-kârî (a. cinâyât (a.i. lâfızda. Telif târihinin 1397 (H. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas.c. Semerkand vâdîsi. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik.) cinayetler. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi]. telmihli söz. türlü. cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. s.i.f.) "iki cins" kadın ve erkek. soy. cinâyet'in c. cinâs-ı nakıs ed. ağır suçlar. benzeyiş. cânîlere yakışacak bir surette. cinsî cazibe cinsel çekicilik. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi. [1493 (H. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır]. 899) da istinsah edilmiştir. cinayet (a. çeşit.s.f. gr.) cinler diyarı. a.b. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi.c. gibi].i.i. cinas (a. 2) Soğdiyana.b.i.s.800) ile 1446 (H.) cine mensup. yaz! gibi]. îmâlı. büyük. [deme kış yaz. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi.i. çılgınlık.) çeşitli. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. cinâs-ı mefrûk ed.i.(dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla.) cinayet işleyen. cinnet (a.) tabut. gözle görünmez. 2. mürd gibi]. cinsle ilgili.) cinayet işleyenlere. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır.f.. cinâs-ı darbî ed. nevi'. cinân-üd-dünyâ . pek zekî ve anlayışlı kimse. canilik. müennes (dişi) oluşu. cinsî (a. meç. lastikli söz. cins cins (a-b. 4. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır. oku. Şam vadisi. (bkz: mücâmaa). Ebnâ-yi cins insanlar. cinnî (a.s. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.s. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek. ecnâs) 1.b. delilik. cinâs-ı tanım e d.c.s. cinnistân (a. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. kelimenin müzekker (erkek).) münâsebet. [dem = âdem] gibi.i. cinâze (a. cinseyn (a.i. cinn'den) cin tutma. birçok anlamlara yorulabilen söz. cinâs-ı muharref ed. cinnî (a.i. bir cin. (a.

2) meç. billur cisim. kök. menşe. (a.) cerâhatlar. (a. söz söyleyen cisim.i. bonnet. fr. cerre'nin c. yaralar. töz. cereyan. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik. astr. güzel kadın veya kız. f i z. madde. sümüksü cisim.i.) temel. zâtülcenp. 2. gökcismi.i. ruhanî karşılığı. müşteriler. astre. öldürücü zehir. fr. cirâhat'ın c. tabîat. beden. yemek ve para.) 1. börkenek.i. (a. 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. mat. (a. cansız cisim.) 1. f iz. education sexuelle.) 1. oylum. bileşik cisim. gövde. anat.c. 4. biy. aşağı.) 1. 3.) 1. temiz renk. (bkz. (bkz: cismânî). 2. çıplak vücut. 2.i. f i z. 2.s.i. (a.i.i. (a.i.) zool. ecsâm) 1.) havsala. (f. ışıksız cisim.) azalarla birlikte vücut. (a. mizaç. (a.) bir cins ile ilgili olma. korkunç cisim. ecrâm) cisim.c.) komşuluk.i. zayıf vücut. (a.i. gökcismi. biy.i. câr'ın c. fr. saf şarap. 3.) ["cismânî"nin müen]. alt. . delilik. 3. 2. (bkz: zîr). kılıç kayışı. 2. nasırlı cisim. s. insan vücudu. melekler. katı cisim. bedenle ilgili. poligon. yılan veya sazan balığı.) saf şarap.i. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri. 2. 2.) 1. harekette olan cisim. diaphyse. hacim. (a.i. altının kırmızılığı.i. komşular. (a. (a.i. kemik gövdesi. civarda olan yerler. (a. kan. bir nevî kırmızı boya.) çırak. biy. safran. (a.) 1. (a. cerahat).i.s.) 1.cinsî terbiye cinsiyyet cîr cirâhât cîrân cîrân-ı sâlihîn cirân cîre cîret ciriyyâ cirm cirmân cirrîs cirriyye cirs cirsâm ciryâl ciryâle cirye cisâd cism cism-i azm cism-i basît cism-i beyzî cism-i billûrî cism-i cemâdî cism-i cevheri cism-i eflâtûnî cism-i felekî cism-i gayri muzî cism-i hâil cism-i hevâî cism-i latîf cism-i mürekkeb cism-i müteharrik cism-i muhâmî cism-i nâtık cism-i nizâr cism-i sefenî cism-i semavî cism-i sulb cism-i üryan cismânî cismâniyye fels. cevher. elips cisim. (a.i. âdet. ilk madde. kim.) toprak testiler. dînî işlerden ayn olan. (a. (a. alışkanlık.i. cinsel eğitim. (f. gaz hâlinde olan madde. 2. fr. iyi komşular. irinler. (a.

(eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü.) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. (a. kantara.i.f.b. (f.zf.i. (f.i. 2. araştırma.) arama. (a. yücegönüllülükle. (a i ) (bkz. el açıklığı.s.s. asîl.) haraççı. ağaç kütüğü. millet fedakârları.i.i. kök. yöre. Hıristiyanlardan alınan cizye. cismânî). leşler. câyi'nin c.) ağaç kütüğü. (o. komşuluk. (f. (bkz. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir. 2. (a. (f.s. 2. (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü. cömert. . genç (bkz: cüvân). araştıran. (a. (a.) civân-merd'in c. güzellik.b.f. karnı acıkmış olanlar.) cisim itibarıyla. (f.i.i.s.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. (a. (a. bedence. cizye denilen vergiyi alan tahsildar. (a. (a.) civan-merte yakışır yolda. asma köprü. el açıklığı ile.i.civân'ın c.) hurma toplama. tazelik.) gençlik. (f.) iyi eşkin giden soy atlan. (a.) 1.) 1. (a. porsiyon. (a. cismâniyyet).b.) iaşeler. (a. (bkz: sahavet).i.s. (a.) cömertler.zf. araştırma.) "arayan. komşulukla ilgili. (bkz: pul. vücut. (a.s.cismâniyyet cismen cismi cismiyyet cisr cisr-i atîk cisr-i cedîd Cisr-i Ergene cisr-i muallâk cisreyn civan civan kaşı civânân civânâne civân-baht civânî civân-merd civân-merdân-ı millet civân-merdân civân-merdâne civân-merdî civar civârî civâriyyet cîve ciya' ciyâd ciyâdet ciyef ciz' cizâl cizâret cizfe cizm cizmîr cizn cizye cizye-i gebrân cizye-dâr cizye-güzâr cû Cüst ü cû cû -cû (a. arayıp sorma.c. yakın yer.b. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye.i.c. Unkapanı Köprüsü. sırat).) tayın.s).i. (bkz: âlî-cenâb-âne).i. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif. cîfe'nin c. (a. (f-'.) açlar. vergi ödeyen delikanlı.b. vücutça.) cisim. çay. (a.) cıva.s.i. (bkz: âlî-cenâb).i.i.i.) akarsu. (f.s.) hurma ağacının kökü. eli açık olanlar.i.) talihli. (a. (bkz: cûy). civân-merdân) temiz.) genç olana yakışacak surette.i. ırmak. (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı.) gençler. (f.zf. çevre. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. (bkz: zîbek).b. yakınlıkla.i.) köprü. (f.i.) küçük sürü. s. g. vergi.) yakınlık. cömertlikle. (f. yakın komşu. iyilik.) cömertlik. (f.) 1. (a.) Müslüman olmayan.b.) deve kasaplığı.

(bkz: cumeât. toplanma. cûlâh (f.. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi.i.s. cumeât). 2.) baykuş.c. cûl (f.i. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi. başıboş kalabalık. cumuât) 1.i. ücret. çâre arayan. Cûdî (a. yığmalar. perşembeden sonra gelen gün. cem'den).i. cumuât). cûleh (f. gibi. cemi'ler. cum'a'nın c. cûd-i kerem. kalabalık.i. 2. tutulanın.i. cûlâ-hek (f. açlığı giderme.s.) perşembeden sonra gelen günler. (a. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında. ayak kirası. cuğd (a. cû'an (a.i. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı. küçük dokumacı.) cömertlik. cemâhîr) halk.fırsat arayan. cûlehî (f. cum'a (a. cumuât (a. Fursat-cû Çare-cû Cû Def'-i cû cû'-i kelbî .i. elaçıklığı.s. [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. cu'l (a. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete. cuımı' (a. çulha.i.) abalı. 2.zf. kebeli. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz. 2. cû'dan) aç olarak. aç kalma.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı.. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer. cumhûriyyet (a.) 1.f.) çaylak.i.i. cûg (f. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan. örümcek. 2. halka mahsus. örümcek. kalender [kimse]. cum'a'nın c. cum'ât (a. c. 2. cu'bûb (a.) 1. cumhur (a. cûd (a.) cumhuriyetçi.i. karşılık. çoğullar. 2. cumhûriyyet-perver (a.) işe yaramayan adam. cumhûr-i nâs halk kalabalığı.i.i.) öküz boyunduruğu. cumuât). erkek adı.i. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar.i.) açlık. cumeât (a.) 1. toplamalar. ahâli. cu-meât. cu'bûs (a. cem'in c.i. (bk cum'ât. (bkz: çûg).) 1. cumhûriyye (a. cum'ât.) civciv.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş.) millete. b. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık.) 1. cumhurcu. cûd-i sehâ cömertlik.) perşembeden sonra gelen günler. (köpek açlığı) hek. cumhûrî. cumhurluk.) perşembeden sonra gelen günler.) aptal. (bkz: cum'ât. cüce (f.i. cum'a'nın c.i.

b.i. akarsu. araştırıcı. (a. akarsu. c. (f. (f. kaynama. (bkz: iftirâk). su çiçeği. cüded) 1.) coşturucu.b. peynir hâlinde olan şey. (f. üstlükler. (f.i.s.) 1.). (bkz: cûyende).) ayrılık. (bkz.cumûh cûş cûş-i âb cûş-i dil-i enhâr cûş ü hurûş cûş ü hurûş-i nev-bahâr cûşâcûş cûşâk cûşân cûşânî cûş-âver cûşen cûşîde cûşîde-gî cûşîr. ırmakların gönlünün coşması. (f. 2. taşkın. cûşîre cuşiş cûşiş-i ahzân cûşiş-i dil cûşiş-i efkâr cûşiş-i yâd cûy cûy-i revân cûy-i sîrişk -cûy cûyâ. coşma.i. (f. (f.coşma. 2 .i. (f. (a.i. işaret. (bkz: cebânet). (a. (f-i-) l. kaynamış. (bkz: cevşen). coşkunluğu. ayrı düşmüş. ayrı ayrı. ırmak.). (f.) alınlar. inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı.s.) pardesü gibi üste giyilen şeyler. (f. .) arayıcılık. (f. cedîr'in c. (f. (bkz.) arayıcı. ayrılmış. keder coşkunluğu. (bkz.i.s. çeh). cûyek cûyende cûyende-gî cübb cübb-i Yûsuf cübbe cübeb cübn cübnî cübün cüda cüdâî cüdât cüdâyî Cüdde cüda cüda cüdâ-gâne cüderâ' cüderî cüderî-i bakarî cüderî-i kâzib (a. peynir.) coşma. çizgi. tarz. (f. kaynama. cibâb).i. elem.) 1. cüdâyî).) atın hamlığı. (bkz: cûş.) kuyu. akarsu.) ayrı ayrı. 2 . peynirci. (a.s. (f. (a. (a. anmanın coşkunluğu. (f. gönül coşkunluğu. i. arayan.s. coşkunluk. cûşânî).s.b. (bkz: cûş. (a. çay. tas. kaynayan. c. câdî'nin c. hüzün. baş sertliği.) dokumacı.) nehir. suyun coşması. cûşânî). coşkun.i. (f. (a.i.i. cûyân). cebîn'in c.) coşan. kaynama.i. (a. 3 .) coşma. (bkz: bi'r.) çok coşkun. (bkz: cuşiş. ırmak.i.) çiçek hastalığı. taşma.) küçük ırmak. (f.i. dağ arasındaki yol.i. 2. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük. korkaklık. (a.i. cuşiş). cûyân cûy-bâr cûy-çe.i. cübbe'nin c.s. (bkz: cû). taşıp coşma. şekil. düşüncelerin coşkunluğu. araştırıcılık. 2. ayrıca.) coşmuş. (f. dere. Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. başkaca. cûyâ.) dilenciler. ilkbahar neşesi ve ahengi.i. yakışanlar.) lâyık olanlar.) ayrı.) 1.). -cû). coşkun akışı. arayıcı.s. kaynayış. tek tek. gözyaşı ırmağı. (bkz. cûşî'den) kaynama. uygun olanlar.b. (f.i.zf.i. ırmak kenarı.i.s.

i. (a. kocaman ve kuvvetli. (a.i. eşi olan. ikili. (bkz. (f.i. (bkz: ecdâd. kilise veya manastır uşağı. Güneş ile Ay. 2 . hizmetkâr.) hek. s. oturma.cüdeyy cüdrân cüdûd cüdür cüfâ' cüfâen cüfâf cüfâl cüff cüfre ia cüft cüft-i betûl cüft-i felek cüfte cüfte-endâz cüft-gâv cühâl cühela cühemiyye cüherâ cühhâl cühûd cehûd-i anûd cül cülâb cülâhek cülâzî cülbe cülcül cülcülân cülcüle Cülesâ Cüleyde cüll cüllâb cüllâh cülleh cüllâs cüllenâr.) çift öküzü. Fâtıma'nın kocası. 2. su üzerindeki çerçöp.) duvarlar.s. (a. (a. pellicule. cehûd). (a.i.).) çul.) 1. 2. ufak çıngırak.i.i.i. (a. narçiçeği.) at katır gibi hayvanların attığı çifte.c.i) 1. 4. (a. cehîr'in c. (a. i.i.i.i. (f.i.) kaya.s.i.s. Hz. boşluk.i. (a. gülsuyu. cedd'in c. (bkz: cehele.) zool. (a. pul.i. (a. cidâr'ın c.i. faydasız yere. (bkz: cüllâb). .s. (a. (a. (a.c.) 1. papaz veya keşiş.i. cühhâl).) hayvan derileri.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı. (bkz: mânend). (bkz: cehele.i. (a. câhil'in c.s. pullan. tahta çıkma. (a. (bkz. 3. (bkz: gül-nâr).zf.) zehir. zarlar.s.i. eş. (f. (a.) 1. (a.). Ali. 2. fr.) 1. 2. cülnâr cülmûd cülmüd cülnâr Cülûd Cülus (a. duvarlar.) kişniş. (a. Hz.) çift.i. (a.b. benzer.) cülus edenler. (a.). (a. (câlis'in c. (f.) 1. içi boş. (bkz: vâfir). (f.) boşuna. beyhude.). köpük.) bilgisizler. cüfer) çukur.) çifte atan. niyâgân). cühela'). küçük dokumacı.) astr. cehîr). (cedr'in c.) gülsuyu. (a. i.). (a. 2.) çul dokuyan.) 1.. 2. kof.) gülnar.i. bilmezler.) birlikte oturanlar.i. (a.i. oturanlar.) bilgisizler. (a. cüll). 2. (a.i. (a. câhil'in c. (bkz.i. ince deriler.i.b. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı. tef çevresine dizilen zil. 3.i.i.) 1.) bol. dericilik.) kurumuş. dimağa işlemiş olan baş yangı.i. (bkz: cülâb). hayvan ve insan sağrısı. (a.) sesi kuvvetli olan kimse. 2. celîs'in c. celâcil) küçük çan. çulha. (a. bir çift öküz. çok inatçı Yahudi. (f. i. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır]. tek olmayan.s.i. ishal veren şerbet. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı. (a. örümcek. onulan yaranın derisi. cild'in c.

pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan. başka bir cümleye bağlı olan. cümle-i inşâiyye gr.) tek inci. bütün. 2. ikincide 224. fiil cümlesi.) iri inci. (bkz: cümle-i tefsî-riyye).i. fr. (a.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi. cümle-i istidrâkiyye gr. (bkz: cemâzi-yel-evvel). cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap. (bkz: cemâzi-yel-âhir).) tar. hesaplanması. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. Gerçek şart cümleciği. emir cümlesi. cümel (a. proposition conditionnelle reelle. proposition juxtaposees. cümle (a. 2. kubbe. birikiş. cümâd-el-ûlâ (a. cümle-i mütevâliyye gr. (bkz: cümle-i tâbia).i. cümle-i ihbâriyye gr. şart cümlesi.i. fr. cümel-i müntahabe seçme cümleler.c. cümle-i mütemmeme gr.i.pâdişâhın tahta çıkması. cümle-i müste'nefe gr. cümel. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. cümd (a. cümle'nin c. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. sıra cümlecikler. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. cümle-i sempati-i kebir anat.b. (bkz: cümle).) cümleler. cümle-i lenfâviyye anat. haber cümlesi.i.) 1. cümle-i asabiyye anat. cümle-i asliyye gr. cümel-i sagîr ebced hesabı. temel cümlesi.i. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler. parantez içinde bulunan cümle. takımlar. isim cümlesi. cümle-i ismiyye gr.i. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle.) arabî aylarının beşincisi. takımyıldız. iki virgül veya iki çizgi.) kafatası.) arabî aylarının altıncısı.i.i. cümle-i kevkebiyye astr. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr. (a. şart cümlesinin ikinci kısmı. hep. cümle-i fi'liyye gr. cümle-i müfessire gr. üçüncüde 1530 eder. 3. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık. sinir sistemi. kelime dizileri.i.) taş. emir cümlesi. fiil. cümle-i emriyye gr. cümcüme (a. sistem.) eğlence yeri. soru cümlesi. cümâne (a. cümle-i mu'tarıza gr. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. cülûs-i hümâyûn cülûsî cülûsiyye . lenf sistemi.i.b. cümle-i istifhâmiyye gr. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. cümle-i iltizâmiyye gr.i. cümâde (a. cümle-i cezâiyye gr. cümmel (a. büyük sempatik sinir sistemi. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle. (bkz cümle-i şartiyye gr.b.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı. karşıtlı cümlecik. cümâd-el-âhire (a. istek cümlesi. Meselâ Muhammed birincide 92. kümbet. cümel) l.s. Sözde şart cümleciği. cuman (a. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri. cümle-i şartiyye (f.

cümle-i tâbia cümle-i tâmme cümle-i tefsîriyye cümle-i vasfiyye cümle-i vücûbiyye cümle-i zarfiyye cümle kapısı cümleten cümmâ' cümmâ-ül-keff cümmâ-üs-Süreyyâ cümmâl. zevk. (a. (bkz: cünbüş). kımıldatan. (a. küçük kabahat. küçük suç.) askerler. (a. hareket. 1) kaza ve kaderin başlangıcı. çok iyi.) 1. bkz. (a. 2) feleğin hareketi. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi. (bk cemâh). sipahi. (f. astr. (bkz: cümle-i mütemmeme). eğlence. zarf olarak kullanılan kelime grubu. hareket etmiş. "buzul. (dertop olmuş avuç) yumruk. fr. 3. 2.i. hep. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu. catalepsie. (a. donma.i. (f. baş sallayan. gr.) çınar.zf. kirpiklerin hareketi.i. gr.b.s. (a. cünd'ün c.) ikiz çocuk. gereklilik cümlesi. deprem. yer sarsıntısı." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle.i. eğlenti. Ülker topu. sallanan. cünbüz). hep birlikte.) glâsiye. tek başına anlamı tamam olan cümle.i. sarayın büyük kapısı.) kımıldanan. c. hareket eden.s. donuk olma. katalepsi.) bütün.) sallayan.) suçlu. (a.zf. (f. . baş oynatan. ölüm titremeleri.) cündîcesine. eski savaş silâhlarından kalkan.i. 2.. (a. (a. ata iyi binen. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar kuyruk sallayan. kümbet.i. oynayan. asker topluluğu. sallanmış. (a.) tahrik edicilik. (f-i.i. gr.) çok güzel.i.) ufak cürüm.) donukluk. uta benzer madenî bir çalgı.s. (a. cümbüş.) bir araya gelerek tortop olmuş. (a. donma.) kubbe. (a. (a.f. 2.i.) günâh.i.f.i. [doğrusu "cünbiş" dir].). cünûd) asker. (f. cümle-i müfessire). kımıldanma.i.) kubbe. "yâni". kümbet. (bkz. gr. "meselâ.s. (f. kımıldanma. (f. (a. küme. (a. Ülker yıldız kümesi.s. deprem. (f.s. esirgeme. kemer. cümal cümûd cümûd-ı ayn cümûd-ül-mevt Dâ-ül--cümûd cümûdiyye cümûh cünâb cünâbe cünâh cünbân -cünbân Dünbâle-cünbân Ser-cünbân cünbânî cünbîde cünbiş cünbiş-i evvel cünbiş-i müjgân cünbiş-i yemin cünbiş-i zemîn cünbüde cünbüş cünbüz cünd cündî cündiyâne cünh cünha cünha-dâr cünnâr cünne cünûd gr. (a. zevk. hareket.i. gr.) yâdes (lâdes) tutuşma. kımıldayan.s. yer sarsıntısı. göz donukluğu.) 1.) koruma. iyi binicilere yakışır bir tarzda. ordular. böyle bir tarz takınarak.i.) kımıldanmış. binici. (a.) askerî süvari.i. kadın başörtüsü.) l.

(a. 2. (bkz. 2. (bkz: bîh).) 1.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. suçüstü.i. 3.i.i. dip.) cesaret. (f. çıldırma.) ceza.i.i. (a.s.f. piyâdesiz [süvari]. cerâim) suç. 3.) karın ağrısı.) içen.i.i. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi. aşkın galip gelmesi. (a.s.) 1. (a. (a. suçlu. delirme.) 1.c. ' (a. (a. (a.f. tüysüz. kılsız. 2.s. (f. (a. içki içen. (a.) 1.i. (a. (a. gözüpek. bir tek yara.b.i. (a. demir boku. 2. (a.s. uçurum.b.c. gelip giden akıl bozukluğu. 5. erkek şahin veya akdoğan.cünûn cünûn-i âhidî cünûn-i devrî cünûn-i ehl-i aşk cünûn-i gayr-i mutbık cünûn-i mutbık cünûn-i şebâb cünüb cür'a cür'a-i cânı-i leb cür'a-i mevt cür'a-dân cür'a-nûş cür'a-nûşân cür'a-rîz cürâz cürd cürde cür'et cür'et-kâr cür'et-kârâne cür'et-kârî cür'et-yâb cürez cürf cürh cürha cürm cürm-i meşhûd cürmâne cürm-nâk cürre cürre-bâz cürsûme cürsûme-i dıraht cürûb cüruf cürûh cürûn cüruf cürüz cürz cüsâd cüsâl cüsâle (a. (f. çorak [yer]. . atılgan. (a.) 1. (a.i. bir çeşit ibrik.b. içim.).s. atlı asker. merak hastalığı. atılgan.) cesur. cürüm.b. cesur. (a. atılganlık.f.b. gözönünde işlenen suç.f. hızla uçan ok.i.i.) yaralar. (a. [kelime Farsçadan geçmedir].) tarla kuşu.) 1.b. (a.b.zf.i.s. (a.) kabahatli. ağacın kökü.f.i. 2.) sonbaharda dökülen yapraklar.b.) alışkanlık. ölüm yudumu. cürûh) yara. yiğit. cür'etkâr. (a. zaman zaman gelen delilik. (a. ilençler.) içki içenler. s. (a. uçurum. içki kadehinin dibinde kalan kısım.) keskin. (a.i. (f.) cesur. kök. çıplak vücut. damla damla döken.s.) verimsiz. kısa tüylü [at]. âşıkların çılgınlığı.i. atmaca [kuş]. cilt hastası [deve].c.) cesurluk. çorak bölge. (f.c. bir damlası.i. 2.i.) cesurlukla.i. yiğitlik.i. yiğitlik. kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı. 2. ve ed.b.) yar.f. (a. yiğitlikle. (bkz: cenabet). şarap artıklarının döküldüğü kap. (bkz: kabl--el-mîâd). dudak kadehinin yudumu.i. uçan her türlü kuşun erkeği.f. delilik.i. 2.s.) mâden posası. karınca yuvası.i.b.i. cürh'ün c. (a. beddualar. tas. 4.i. bitki örtüsü olmayan. cirzân) tarla faresi. (a.) 1.) 1. (bkz: gürz). 2.) fena sözler.i. atılganlık. erken bunama. (a. (a.) 1. i.) yar. 3.) yudum. cür'et-kâr).

i.i. (f. huk.) küçük cisimler. (a. eli açık. iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı). elaçıklığıyla.s. (a. corpuscule.i. (f.) uykuda gelen ağırlık. cism'in c. bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası.) büyük.) cömert. (f. (a. talihli.zf.) küçük câriye. (a.i. atom. astr. hareketli. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan]. fr. iri yapılı. (a.) götürü pazar. babanın oğlu ve oğlunun oğlu.c.i. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı). elifbe. irikıyım [kimse].i. fr. câriyecik. atomculuk.) gövdeler. (a.i. (a. .i.) çuval. atomal. (a. (f. çevik. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan. (a. astr. cüses) gövde.) çabuk.) cömertlik.) bütün vücut [azalarla birlikte]. cism'den.i. ecza) 1.) cömertlikle. ceset. bedenler. cisr'in c.cüsâm cüsâm cüses cüseym cüseymât cüseyme cüsmân cüsse cüsse-dâr cüst cüst ü cû cüst ü çâlâk cüsû cüsûm cüsûr cüşâ' cüvâl cüvâl-dûz cüvân cüvân-baht cüvânî cüvân-merd cüvân-merdâne cüvân-merdî cüveyre cüyûb cüyûd cüyûş cüz' cüz gülü cüz'-i cedd cüz'-i eb cüz'-i ferd cüz'-i ferdî cüz'-i ferdiyye cüz'-i içtimâ' cüz'-i istikbâl cüz'-i la yetecezzâ cüz'-i mütemmem cüz'-i şayi' cüz'-i tam cüzâf (a. cesetler. (a. cisimcik. şanslı.i.) arayıp sorma.i.) köprüler. (a.i. (a.) cisimcik. (f.) gençlik.b.i.) bahtı açık. fels. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır]. huk. kalıplar. cîd'in c.c.b. 2. bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i. c. kâbus. tebâreke. celim.) cüsseli.i.s.b. (bkz cüvâl-dûz).) boyunlar. cüsse'nin c. bölük. araştırma.i. ordular. cüseymât) küçük cisim. (f.s. araştırma. (f.) tamahkârlık. (bkz: ecsâm). (a. cisimcikler. (bkz: civan). (a. taze delikanlı.).b. (f. (a.) geğirme. (a.) arama. parça.b. geniş.i. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey. (bkz: ceyb).) cisimler. tam olan parça.i. kısım. (f. parçala-namayan kısım. bölünemeyen.) askerler. bütün.i.s.s. ceşy'in c. çelimler. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. cüseym'in c. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı. (a. pintilik.i.i. (a. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan.b. ceyb'in c. beden. gerdanlar.i. (f.i. ato-misme.s. kalıp.) çuvaldız. genç. elaçıklığı. ağırbasma.

. varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey. evrak konulan çanta.i.i.b.b. (a. mücellit.zf.) çabuk.s. az miktarda. (f. (f.) çabuk giden.) adalı. çay çabuk çabuk çâbük-dest çâbük-destî çâbük-hırâmân çâbükî çâbük-inân çâbük-pâ çâbük-rev (f.) ayağına çabuk [kimse]. cüzâze'nin c. para çantası.) çabuk yürüyen. (f. çabuk). atını hızlı süren. (a. çabukluk. (bkz: zûd).) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup. kök dalı. bir nevî cüzdan.s. kırıntılar. maaş defteri.b.i. işlerin ayrıntıları. (a.b.f.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. cüz'iyye İrâde-i cüz'iyye Masârif-I cüz'iyye cüz'î küsûf cüz'î-yi hakîki cüz'î-yi izafî cüz'iyyât cüz'iyyât-i umur cüz'iyyet cüzûliyye cüzûr (a. 3. (bkz. (a. cilbent. ehemmiyetsiz. (a.c.s. kırıntıları. elindelik.f.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır]. (f. küçük bir masraf.i. 2. (bkz.i.i. (a. 2. 2.b. hakikatte var olan şey.i.) elçabukluğu. değersiz. güneşin kısmen tutulması.b. (a.s.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe.i. (a. (f.i. (f-i-) 1.ha. (f.i.) 1. (f.i. cüz'î'nin c.i. eline çabuk olma.b.a. (f. sür'atli giden at.s. (a. Ç çç ça. çeviklik. çâbüksüvâr).). kırıntı. pekaz. cezr'in c. (f. (a.) dizginine çabuk.) kökler.i. adada oturan.i. (a.s. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir].b.cüzâfen cüzâfen bey' cüzam cüzâm-hâne cüzâzât cüzâzât-ı zeheb cüzâze cüz-bend cüz-bendî cüz-dân cüzeyr cüzeyre cüzeyrevî cüz-hân cüz'î.) eline çabuk [kimse]. götürü satmak. portföy.i.) 1. ufak tefek şeyler.) götürü-pazar olarak. elinde olma. (f. (f.) azlık.b. (a. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır.s.) ince kök. (a.) 1. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler.s. seri. cüzâzât) kesinti. astr. 2.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı.b.) mücellitlik.c. hafif.) kesintiler. altın kesintileri. cüz'iyyât) az.i. (f.) küçük ada.) cüzamlıların barındığı yer.i. adacık.

4. kadınların başlarına büründükleri örtü. çâder (f. postal.s. 2. yanaşma. 2) ten.i. bildirdiklerim. çâker (f. parçalamak.) 1. ata iyi binen. kurbağa. çâbük-süvâr .zf. çâk-dâr (f. çâbük-süvârân) iyi at süren.b. çâçele (f.) kul.s.i.b.(f.i. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. mavi ile yeşil arası bir renk.) ata iyi binen kimseler. çâh-ı zenahdân. yırtık.b.b. nefs. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı. çak çak (f.) 1. pabuç.b.) 1. (bkz: çekâçâk). çâh-ı zic rasat çukuru. çak (f.) çatlamış. çadır. çâh-yûz (f. çukur. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses. çağz (f. yırtmaç. çaygiller. 2) karanlık gece. çâh. çok yırtık.s. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin.) kuyu. 2. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak.i. 2. c. 2.b. "ben" mânâsına. zm. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı. (bkz: dıfda'). çâh-ı pest 1) alçak çukur. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu.b. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara.) bot. çakacak (f. çâker-âne (f. yırtılmış. 2) çayır ve çimen. 3. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf. dünyâ. çâh-ı zekân çene çukuru. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu.i.) 1. sabahın aydınlığı. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur.) 1. parça parça. çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur.i. çâder-nişîn (f.s. çâder-i kûhlî 1) gök. 2.) gök rengi.b.) kuyu kazıcı. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. (bkz: bende). çâiye (a. kılıç. çâh-ı bun kuyu dibi.) silâh çatışmalarından çıkan ses.) çadırda oturan. kar.i. çâh-sâr (f. çak çak (etmek). (bkz: çâbük-inân). inilti. korku. göçebe. 2) i.i.) kuyusu çok yer. çâder-i Laciverd 1) gök. yarılmış.i.) çarık.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet. çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. yarık. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı. çâbük-süvârân (f.i. çeh (f.i.s. köle. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru. çâh-ken (f. câriye.s. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. i. kölecesine. (bkz: bi'r). 3. çâderî (f. çâder-i ihram meç.

i. tez canlı olan.i.i. çâre.) çerçeve. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. çiftleşme. büyük adam.b.) dört taraf. (f.b. çâlîş çâlîş-ger çâl-pâre çam çâme çâme-gûy çamın çâne çapar çâplûs çar çâr-cihet çâr-âgâzin çâr-aktâr çâr-bâliş.) dört göz.çâker-hâne çâkerî çâker-nevâz çâker-nevâzî çâker-perver çâker-perverâne çâker-perverî çâker-zâde çak etmek çâkîde çâkûç çâlâk çâlâkî çâlbûs çâlîk Li çâlîk-bâz çâliş. i.) 1. safra. (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. adam öldüren hırsız.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu.) yarılmış.) köle okşayana. yaltakçı. (f.i. (f.i.i. (f. meç. dört unsur.i.) çekiç. savaş. (f.) 1. 2. (f.s.m.) 1. lenfâ). eline ayağına çabuk. mücâdele. 2.) 1. çâr-bâlişt çâr-bâliş-i erkân çâr-cihet çâr-cû-yi fıtret çâr-çeşm çâr-çûbe çâr-darb çâr-deh çâr-deh ma'sûm-i pak (f.i.b. eline ayağına çabukluk.i-) postacı. (f. şâir. hanende. isteme mânâsına].b. tuğla ve çanak çömlek fırını. salınarak yürüyen. yüksek yer.b. (f. (f. on dört. (bkz: câblûs. kuruluk. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte. (f. (f. çalpara. balgam. (f.s.i. (f.b. karşı durma. 4. 2. yaltakçı.) her taraf. yırtılmış.b.i.) dalkavuk. peygamber ve Fâtıme'dir.) çelik çomak oynayan kimse.a. 2.) 1.) muz.i.) çene. 2. çâplûs). kula ait. sakalı.i.). (bk çâr-pâre). (a.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz.) kul okşa-yıcılık. birleşme. (f.) Melâmilikte saçı. yâni konuşanın çocuğu. dört. (f. [siz mânâsına da gelir]. (f.f.b. tabiatteki dört özellik (sıcaklık.) 1.s. (f. (f.s. dolunay.b.b.i.t. 2. (f. salınma. çevik.cü. birleşmeye düşkün. sidik ve pislik. insan vücudundaki dört unsur (kan.s.) şiir ve gazel.) çabukluk. (f.) 1. 2.) kul kayırıcılık. (bkz: cihar).s.) dalkavuk. (f. (f.i.i. (bkz: çemîn).) yırtmak.i. 3.b.s. (f. (f. (f.b.a. soğukluk. 2. 2.b. (bkz. bende-hâne). (f. eğrilme. sevgiye. her yön. 3. (f.s.) çelik çomak oyunu.b. i.) kölesini okşayan. dört yan. [siz yerine de kullanılır].i.i. 3. tezcanlılık.b. köle kayırana yakışır yolda. kölelik. [candan gönülden bekleme. (f. (bkz: câblûs). (f.i.) 1.s.b. dört yön.s. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği. (f. rutubet). kulluk.i.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili.b.b. (f. dört taraf.s.) kul kayıran. yolkesici. .zf. (f.a.

s. 2.) on dördüncü. 5. gaddar felek. 3.s.b. silâhdar. 4. göğün dokuzuncu katı.i. (f.b.i. (bkz: çâre-sâz). gök.) meç. Ali. tef. rast. (f.) çâre arayan. çâr-devâl çâre çâre-i halâs çâre-i hail çâre-i' teennüs çâr-ebru çâre-cû çâre-cû-yâne çâre-ger çâr-emîn çâr-erkân çar erkân-ı cuvânî çâre-hâh çâre-perdâz çâre-sâz çâre-sâzî çâre-yâb çâr-gâh çâr-gâme çâr-gûşe çâr-gûşî çarh çarh-ı âb-kesî çarh-ı âbnûs çarh-ı ahdar çarh-ı âhengerî çarh-ı çep-endâz çarh-ı çihârüm çarh-ı devrân çarh-ı devvâr çarh-ı esir çarh-ı felek çark(h)-ı felek çarh-ı gaddar çarh-ı kîne-sâz (f. işret meclisinin kızışması.çâr-dehûm çâr-dîvâr çâr-duvâl. zâlim felek. s. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur.i. (f.i. (f. Me.b. (su çeken çark) bostan dolabı. 6. 2. 2) talih. (f. (f.i. Makam çıkıcı olarak seyreder. göğün esir tabakası kısmı. sür'atli giden yorga at. kurtuluş çâresi. tedbir. bir kerre. ok yayı.) 1.s. (f. (f.h. Niseb-i şerife sayısı 9. (bkz.s. muz. (bkz: çarh-ı nigân).b. çözüm yolu bulan. Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır. alışkanlık yolu. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir. rikâbdar'dır. Batlamyos sisteminde dördüncü felek. çuhadar.) çâre buluculuk.zf.) ucu dört dilli kırbaç. pûselik.b. dört taraf [doğu. felek. 2. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh.b.) dört köşeli şarap şişesi.) 1.) Hz.s. 3. Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir.) çâre arayana münâsip görülecek surette. dört taraf.b. çâre--sâz). 4. bunlar has odabaşı.i. (f. çark. Dünyâ. kader. . (f. batı. gök. (f.) çâre arayan. Durağı kaba.b. tekerlek. 3. yol. yaka [elbisede].i. (f. 7. yânî tamdır. 2. mavi gök kubbesi. (f. Ebûbekir.b.b.i. hâl çâresi. ayrılık.).) 1. (bkz: cerh). hüseynî-aşîran. dönen.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç. (f. kısmet. hilekâr dünyâ. 6. dügâh.b. 1) (bkz: çarh-ı devvâr). Ömer. (f. (f. devreden. 1) sihir. dört köşe.b. kötü talih.) çâre bulan. çakır doğan. kuzey]. güney.s. eski kumaşlarda görülen bir motif şekli. (f.b. 3) hanımeline benzer bir çiçek.) 1.s. demircilerin kullandığı bileği taşı. 5. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn). acem-aşîran. çözüm yolu bulan.i. ilâç. yegâh. çargâh.s.b. dört eleman. (f.) çâre bulan. yardım. Osman. çâre-cû.i.) Dünyâ'nın dört tarafı.) 1.b. 2.) çâre. talih. (f.s.b. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği.

devreden. dört unsur. ve i.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer.b. çârûb-zen (f.) tekke şeyhi.) çarık. çârûb-furûş (f. (bkz: çâl-pâre). çâr-şeb (f. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik. çarh-ı mînâ çarh-ı nigân çarh-ı nühüm çarha . çârû-keş (f. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim.) 1.) 1.) çaresiz. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki.) dördüncü gün.) dördüncü. çârmîh-ı hayât vücudun. Hanbelî).) "dönen su" girdap.a.i. çardak. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği.i.) dördüncü. oyun havalarında kullanılır. 2. dört telli tambur ve kemence.b.b.i.s. ister istemez. (altüst olmuş) kötü talih.) 1. çarşı. na'ş denilen dört yıldız. koyun" hakkında].b.b. 2. -felek. s.b.b.i. dört köşe çadır. Ömer.i. dört parça. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır. (bkz: çâr-yâr Hulefâ-yi Râşidîn).) sert kabuklu yemişlerin içi.b. 2. çârug (f. dokuzuncu gök.b. süpüren. çâr-mâder (f. semavî.b. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap.i.b.) dön ayaklı hayvanlar.s. (bkz: çehârüm). 2.b.b. çârüm (f.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri. sığır. eşek. çalpara. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı].b. çihar-yâr-ı güzîn). Ebûbekir. 2. çâr-mezheb (f.i. terane). (bkz.b. 3. çâr-sû (f.i. salîp.i. [en çok "katır. [Hz. çarhî (a. "dön çivi" çarmık.b. çâr-kûşe (f.s.b.) 1. 2.). çâr-yâr-ı güzîn (bkz. (bkz: dü-beyt.s. çâr-pâre (f.s.i.) dört taraf.i. çâr-pâ (f. Ali].b. çârûb-keş (f. süpürgeci. çâr-mağz (f.a.) 1. çârtâ-çârtâre (f. Çarh-nâme (f.i. dört tarafı olan şey.) . 2. Maükî. (bkz: çehâr-şenbih). çarşamba.b.i. dört kısım.) süpürücü. dönen. çâr-nâ-çâr (f. çârümîn bâm. çarh-gâh (f.) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü.) dört mezhep(Sünnî.) 1.mavi gök kubbe.i. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı. çâr-şenbih (f. çarh-zen (f. Dünyâ. çarh-endâz (f. (bkz: çehârümîn).s.) çarşaf [giyilen].b.s.b. pazar.i. muz.b.) arbalet (oluklu ok) kullanan. deve.i.s. çarh--zen). çâr-mısra' (f. rübâî nazım şeklinin başka bir adı. tekke şeyhi.b.) dört dost.) ed.) süpürge satan.i. çârümîn (f.a.) g.i. çâr-tekbîr (f. çâr-tak (f.) 1.i.b.b.s.) 1. 2. kutsal. (f.i.zf. çarh-âb (f. Osman. (f. Şafiî. çârûb (f. çâr-mîh (f. süpürge. dört unsur.i. hayatın esasını teşkil eden dört unsur.

i.i. çalçene.) çeyrek.) 1. 2. çâh).s.) aşk. yüzünü gösteren. gül renkli (pembe) yüz. 2.) bir çeşit çalpara. (bkz: çâr-âgâzin). (f. (bkz: çâr-şenbih). (f. Sünnîlik. (f. kuşluk yemeği.e. harman savurdukları yaba. Bağ-çe= küçük bağ. kuşluk vakti. (bkz. (f.c. onbaşıdan sonca gelen erbaş.b.) kılıç. 2. kayser. (f. (f.) 1. (bkz: bi'r.) çağla. (f. (f. tahıl yığını.) çavuşlar.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar. (f-b-i. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam. (f.) dört unsur.s. (bkz. çiçek hastalığı. (f.) çâryâr'a. (f.i. Güneş.i.i. yüz açıcı. (f.i. çâh-ı Bâbil). eğribüğrü. (f. tas.) çeşni. çengi tefciği.b. (f. kılıçların çarpışmasından doğan ses.) 1. surat asma. damlayan. f.s. çâvûş'un c. (f.). [vücuttaki] ben.b.i. yemeklerin lezzetine.) [saraylarda] satranççı başı. 3.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse. (f. tadımlık.b.s. çâşnî-gîr'in c. çâşdân çâvele çavuş çâvûşân -çe çeç çeçek çegale çegane çegâne-bâz çeh çeh çeh çeh-i Bâbil çeh-i zemzem çehân çehâr çehâr-agâzin çehâr-deh çehâr-deh ma'sûm çehârüm çehârümîn çehâr-gâne çehâr-pâ çehâr-şenbih çehâr-yâr çehre çehre-i gülgûn çehre-gû (-başı) çehre-güşâ çehre-nümûd çehre-perdâz çehre-perdâz-ı cihan çekâçâk çekâçâk-ı süyûf çekân Hûn-çekân (f. (bkz. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses.) damlayan. gül.s.i. 3.i. hâl). çâh-ı zemzem). dörtte bir.i.s. tadına bakan kimse. (f. (f. (bkz: çârümîn).) kuyu.i.) hububat. (bkz: çârüm).b. damlamış.i. (f.b.s.) yüzünü açan.i. lezzet.i. sofracıbaşı. yüz.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet. (f-s.i.b.) yüz gösterici. [aslı "çihre" dir]. çarşamba." (f. cihar). (f.b.). (f.çâr-yârî çâryek çâr-zebân çâsâr çâş çâşnî çâşnî-gîr çaşnı-gıran çâşt çâşt-dân.) dördüncü. çihre). (f. (f. (f-s) damlayıcı.b. Hz. çavuş.s. .) dördüncü. ahçıbaşı. (f. kılıfı' (f. 2. s.b.) dört (bkz: çar. (f. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi.) dört ayaklı hayvan. kan damlayan. (bkz: tu'mz). 4.i.b. (bkz. çâr-yâr).) 1.) geveze. (f.) 1. çar. şekil. i. (bkz.i. çâh).i.) 1. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir. hoş renkli bir çeşit gül.s. (f.b.) küçültme edatı. (f. 2. çakacak).) muz.i. (f.) dördüncü gün. 2.b. tad.s. (f.b.b. hububat elenen kalbur.i. ilk dört halîfeye bağlılık. (bkz.i. (bkz.) ressam.b. (f.) on dört.i. surat. (f.i.i.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını.

birkaç gün. güzellerin kâhkülü. 2. (f. haç. 2.b. 2. 3. bağlılık. bir müddet (f. salıma. i. toplanılmış. 2.) bu kadar.i. yeşil ve kısa otlarla örtülü yer. 2. (f. (f. (f.i.b. düzgün.i.) eşek.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. 3. 4.i. kazanılmış. şarap kadehi. (bkz: çâne). i. ağaç ve çiçeği olan çayır. naz ile salınarak yürüyen. dik tutularak çalınır bir çeşit saz. (f.i. değirmen taşı dişengisi. (f. 2. çekle çekûç çelenk çelîpâ çeliyye cem ceman çemen. (f.) 1. (f.) birkaç. platanus.) çimenlik. zf. kıvrık çizgi. (f. (f.zf.i. (f. damlamış. piyâle). anat.i. (bkz. 3. buhûr-i meryem). (bkz: çekâçâk). birkaç defa. (f. 3. her ne kadar. 4. (f. (f.b.i.s.) çınar. (f.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç.) l . naz ve eda ile salınarak yürüme.b. başa bağlanan yemeni. topuz.) 1. put.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. eğri büğrü. (f.i. (f.i. lat. (bkz: hırâmân). 3. sâkî).) çimenlik.) biraz. kabahat. (f. (f-i-) sidik ve pislik. pastırmaya konulan bir ot.). z f.) 1. (f. tâki.) içki kadehi. s. el.) bahçıvan. naz edici. süslü.e.i. (f. çenâr i.). 3.s. mânâ.) 1.) 1. (f.i. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış]. .i.s.) bağ budayıcı. (f.i) sünnet. (bkz.s.b.) 1. çenesi düşük. sanem).b. pençe.zf. salîb.) 1.s. kanuna benzer. 2.b. çenber içinde sıkıştırılmış.b. 3. (f. çınarağacı. (f. çekiç. bahçe.i. 5. (f. ve i. şarap kadehi.) çok konuşan.s. esirlik. gökyüzü. kavisli. (bkz:çâmîn). (i. çimle kaplı bulunan oturacak yer.i. meç.b. çemâne çemânî çemen çemen-ârâ çemen-der çemen-istân çemen-pîrâ çemen-soffa çemen-zâr Çemin Çenâg Çenâr çenber Der-çenber çenber-bâz çenber-i gerden çenber-i mînâ çenber-deş çenberî çend Çend-bâr Çend-rûz çendân çendî çend-în çene çeneb çene-bâz çeng çeng-i meryem (f.) o kadar. yemek. serpinti. (bkz.i. kasnak.i.) bahçede.s.) aynı çenberde bulunan noktalar. suç.b.çekçâk çekide çekre. çimen. (f. boyun kemiği. (f.i. taşçı tarağı.) küçük sudamlası. 2. (bkz: but.) çenber biçiminde olan. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti. (f.i. dişengi. 2. 6.) 1. meryemeli denilen nebat.i. yeşillik. 2. (f. 3.) çanak. z f. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka.

otlama. otlak. (f.) l.) 1.) 1.b. (f-b-s-) fener fanusu. (bkz. zengin ile fakir. etrafı aydınlatma.i. sokak feneri. (f. (f. çerâmîn -çerâ-zâr çerb çerb ü huşk çerb-âhûr çerbe çerb-dest çerb-gû çerb-güftâr (f. (f.).b. (bkz: çerâg-bere). (f.s. eli işe yatkın. 1) Güneş.) 1.b. (f. 2. çerâ-geh çerâgân çerâg-bere çerâg-çeşm çerâg-küş çerâg-pâ.).) içinde "çerag" yakılan kap. sokak feneri. yağ. çerkes'in c. 2. çerâ-hâr). 3.zf. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî.b. çerb-zebân). çengel. evlât.) ot yiyen hayvan.s. (bkz.i. fitil. (f. şenlik.çengâl. otçul.s.i. meç. semiz ile kuru.) 1. çayır.b. (f. otlak. 1) göz nuru.) 1.i. (f. sağ ve sol. ed. otlama. (f.i. (f. çerâg-pâye çerâg-perhîz çerâg-vâre çerâ-hâr çerâ-hûr çerâkese çerâm.b.i. yanlış.b. (bkz: çerâg-pâ.i. 2.i.b.b. hîlekârcasına.) göz nuru.i. (f-i-) 1.i.b. (bkz: çeşm-Çerag).) öpüş sesi. falso. (f. (f.b. çerb-zeban).) çayır. pençe. 3) yıldızlar.s.i. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse.b. 2. (f.) 1.s.).) iki odayı birbirinden ayıran duvar.s. bakır pasından yapılan yeşil boya. çayır. pençe. şarap. (f.i.) bakır pası renginde olan. (f.b.) 1. (f. (f.i. (f-i-) l.s.i. (f-i-) otlak (f.b. 2) evlât.) eline çabuk.). (f-s-) ! semiz.b. 2. oyuncu kız. 3. 2. mum. 2.b.i. 2. bölme. 2.s.b. 2.) hîlekâra yakışır yolda. (bkz: çerâ-gâh. (f-b.i.i.i. uygun.) hayvan otlatılan yer.i. çerb-güftâr.) otlak.) hîlekâr. (f. orman.) köçekler için yazılan şiir.) Çerkesler.i. 2) Ay. (f. (f. çerâg-pâye). (f. . (a. donanma. 2. sol.i. şahin pençesi.) sır tutan.) hilekârlık.) 1.) şamdan.) şamdan.b. (f.) sağ ve-sol.b.(bkz. yemi bol olan ahır.i. (f. yağlı kâğıt. sabah yıldızı. otlak.çeng denilen sazı çalan kimse. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri. (f.i. çengel. kandil. yengeç.b. mer'a). (bkz. çer-gâh). [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence.i. yağlı. çengi. sır saklayan.b. otlak.) sık orman. rpngüi çengâl-i şahin çengâr çengârî çengel çengelistân çengî çengi-nâme çeng-nâme cep cep ü rast çepçâp çep-endâz çep-endâzâne çep-endâzî çeper cep ü rast çerâ çerâ-câ çerâ-çeşm çerâg çerâg-ı çeşm çerâg-ı mugan çerâg-ı seher çerâg-ı sipihr çerâ-gâh. (f. 2. (f. (f. fazla ve üstün olma. (f.

çerb-zebân (f-b-s. işkence. g.zindan. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu. çeres (f-i-) l. çespîde (f.c. çerb-güftâr). hayâsız.) 1. yağız.s. Siyeh-çerde kara yağız. çesbân (f.s. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.) renk. kulplu veya kulpsuz. hîlekâr. çerb-pehlû semiz yağlı. 2.s.) otlayıcı. çeşm-i câdû büyüleyen göz.i.yağlılık. çespân (f. 4. tadılmış olan. çeşm-i bülbül 1.s.i. kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey.(f-i-) 1. (bkz. topuz. (bkz: tâ-ziyâne). 2. (bkz: bercâ. çarh). (bkz: çerâ-câ. çeşm-i gazûb kızgın bakış. (bkz. çeşm-i bî-âb utanmaz. çeres-dân (f. şâyeste). çok güzel göz. gövdeli. çeşide (f. çerde (f. dîde). şâyeste). 3. çerm-şîr (f.i. çerkeşiyye (f. çeşmân) göz. çerbî .s.i. sıkılmaz. çeşm-i gâv. yaltakçı. 5. uygun. çer-gâh (f. (bkz: çespân.i. hayvanın eritilmiş yağı. -çeş (f. çeşm-i gazal âhû gözü. (bkz: ayn. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış. uygun. çerm (f. bî-hayâ). çeşm-i âhû ceylân gözü. otlak.) gürz.) kamçı.) çayır. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. çerâ-geh). çeşende (f. Nemek-çeş tuzlu. (bkz: gamze-i fettan). çerviş (f.) tadıcı.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı.) insan ve hayvan derisi. semizlik.) lâyık.i.) tatmış. deneyen. (bkz. noktalı veya damarlı sırça. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü.b. s.).) fukara torbası. meç. çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz.i. çespân).) "sınayan.s. cerh (f. çeşm-i bed kem göz. tatlı dillilik. 2.s. hapis.) 1. üzüm teknesi. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir. otlak. (bkz: çeşm-i derîde. çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. otlayan. çerge (f-i-) sürek avı. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi.i.'tatlılık. çerende (f.s. münâsip. çeşm-i gâvmîş bot. çeşân (f.) lâyık. çeşm-i derîde edepsiz. münâsip. yakışır. çerb-gû.). 2. tadına bakan. çeşm (f.i. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya. yu-ırAışaklik. tadan.b. 2. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük.

(bkz: çeşm-i şeb-peymâ). süzük göz.) "gözbağcı" büyücü.) "göz oynatan" yalvaran. muska. (f. 1) kırmızı şarap. peçe.b.b. meç. 2. yumuşak bakışlı göz. baygın.i. çeşm-i hûn-rîz çeşm-i İsmail çeşm-i keşide çeşm-i mahmur çeşm-i mest çeşm-i meygûn çeşm-i mizan çeşm-i nergis çeşm-i nergis çeşm-i nerm çeşm-i penam çeşm-i pürhumâr çeşm-i pür-mahmûr çeşm-i sepîd çeşm-i sitâre-şümâr çeşm-i siyah çeşm-i süzen çeşm-i şeb çeşm-i şeb-peymâ çeşm-i şehlâ çeşm-i ter çeşm-i terâzû çeşm-i yâr çeşm-i zağ çeşm-i zahm çeşm-i zânû çeşm ü gûş çeşmân çeşmân-ı dil-fürûş çeşm-ârû çeşm-aşina çeşm-âşnâyî çeşm-âvîz çeşm-bâz çeşm-bend çeşm-bendek çeşm.s. gönlü aydınlatan gözler. kırmızı şarap.beste çeşm-bûs çeşm-bûsî ağlayan göz. uykulu göz.i. süzgün göz. açık mavi nazar değme. horoz gözü. (bkz: isâbet-i ayn). (nergisin taç yapraklan) güzel göz. [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. kadere razı olan göz.b.) gözü bağlı.s. (bkz: çeşm-i mîzân).çeşm-i giryân çeşm-i hâb-âlûde çeşm-i ha bide çeşm-i horos çeşm-i hoş-nigâh çeşm-i hûn-feşân çeşm-i hurûs çeşm-i hûn-hâr.b.b.b. (karga gözü) mavi.) göz öpen. (bkz: çeşm-I horos). (f. gaddar bakışlı göz.) göz âşinalığı. çeşm'in c. (bkz: çeşm-i mahmur). 2) kırmızı dudak. (f.b. (f.) göz âşinalığı olan. şarap gibi sarhoş edici göz. 1) iğne gözü. mahmur göz. sevimli. sulu göz. mutasavvıfın.i. ıslak. uykulu. (bkz: çeşm-i terâzû). (f. (f. güzel bakışlı göz. (f. mahmur. şehla göz.i. (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr). donuk göz. nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska]. (f. terazi kefesi.) nazar boncuğu.) gözler. ak göz) .b. sarhoş göz. sevgilinin gözü. (gecenin gözü) mc. baygın. feri kaçmış. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). 2) çok pintilik. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). yüz örtüsü. terazi kefesi. ay ve yıldızlar.b. tanışıklık. baygın. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu. .s.) göz öpme. (kan dökücü göz) zâlim. uykusuz göz. çekik göz. süzgün göz. atların yüzüne takılan meşin gözlük.s. (f. diz kapağı. uykusuz göz. kara göz.i. (f.s. (beyaz. (f.) 1.b. tanıdık. (göz ve kulak) dikkat.i.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu.

s. çetr-i bî-sütûn gök. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f.s. çeşm-dân (f.b. 2) düşünme kuvveti. 2. şölen. çeşm-zed (f.b.) utangaç.) "gözü sulu" çok ağlayan. çeşme-i germ).b. çeşme-i nûr-bahş Güneş. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb. (bkz: âb-ı hayât).s. çeşme-sâr (f. bağışlama. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi.b.) utanmaz. çeşme-i tedbîr 1) dimağ.b. mâh).b. çeşme-i hâverî. bir an.s. çeşme-i vasl kavuşma pınarı. çeşme-sâr (f.b. çeşme-i nûrbahş). su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi.) nazar değmiş. 2.) "göz açan" dikkatle bakan. çeşme-i nûş 1) bengisu.b. mavi çadır) gök yüzü.). .) umma.) 1. bengisu'yun çeşmesi.s. leyi).) gözevi.b.) göz dolduran. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi. çeşme-i Hızır). çeşen (f.i. çeşmesi çok olan yer.) bir şeye göz dikmiş olan.) 1. (bkz: çeşme-i hayvan. (bkz: çeşm-hâne).i. çeşme (f.s.b. (bkz güzîde). çeşme-i süzen (bkz: çeşm). gölgelik. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı. bekleyen.) seçkin.b. düğün. 2.) nazar değmesine afsun eden. (bkz. çeşm-efsây (f.) nazar değme.b. çeşm-hâne (f. her zaman görülebilen.) 1.b.) musluklu su haznesi pınar.) pınarı. 2. beyin.)göz yumma. bakmayan.b. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun. (bkz: çeşm -efsâ).) gözü kapalı. çetr-i anberîn karanlık gece. görmemezlikten gelme. çeşm-hurde (f.i. çeşm-resîde (f.s.s. çeşm-pûş (f.s.b.i.b. ziyafet. (bkz: kamer.).) pınarı.i.s.b.s. çeşm-ter (f. çeşm-derîde (f. çeşm-nişîn (f. kısa bir zaman.b.s. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f. çeşm-dâr (f. çetr-i âb-gûn (gök cadın. çeşn. bayram. 2) sevilen erkeğin ağzı. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök. çeşme-i sîm-âb Ay. gece.) çeşmesi bol olan yer.s. çeşm-daşt (f.çeşm-çerâğ (f. (bkz çeşm-hurde). çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş.s.i. çeşmesi çok olan yer. (bkz: çeşme-i âteş-feşân.i. çeşm-pîş (f. nazar boncuğu. çeşme-i âteş-feşân Güneş. çeşme-i tîre-gûn gece. çeşm-dûz (f.) gözevi.b.b. çeşm-zahm (f.b.i. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi. affetme. çeşme-i rûşen Güneş. 3.s. çeşm-efsâ (f.b. çadır. çeşm-pûşî (f.) gözleyen. sıkılmaz.i.s. çetr (f.

ressam. (bkz: çar1.) [doğrusu "çenâr" dır].i. (bkz: çehre.) dervişlerin çile doldurdukları yer. çihâr-ı yâr-ı güzîn). devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar çekilip toplanmış. (f.i. 3. muz. (f. sıkıntı. dolunay.s. sopa sallayan. 2.) 1. ahmak. (f. (bkz.). değnek. (f.gı'ınpgî cihar çihârâ-gazeyn çihâr-ı yâr-ı güzîn çihâr-dost cihar ü dû cihar ü se cihar ü yek çihil J çihil-çerâğ çihil hadîs çihil-pâ çihil-sâl çihr çihre çihre-perdâz çil çile. nicelik. cirit oyununa alışık at.) nasıl.s.) çile çeken. (f-b. çile dolduran. Ebûbekir. (f. (f. .i. Hz.i.s.b. çihre).) "dört dost" Hz. (f. Allah'ın ezeldeki takdiri. (fi ) nasıllık.). baston. meç.i. çihâ) ne.e. (f.s. Ömer.) dört. çok.) zool.s.s.) 1. ucu eğri değnek.i.) perde.b.b. kesilmiş çimenli yerler. çevgân ile oynayan. çevgen. 2.b.e.i. (f. ibrişim. [zar oyununda]. (f. (f.s.). bir yerde 40 günlük ibâdet. (f. 2. 2. (bkz. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam. erbain. Ali.b. (f. bir çeşit tatlı kavun. (f. (bkz: çenâr). [zar oyununda]. kırk. çile çekmiş. (ciharıdü) dört (ile) iki. ne türlülük.i. (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek. (f-b. (f-b.) 1. çille çile-hâne çille-i büzürg çile-keş çille-nişîn çim çimen Güneş.i. (bkz: çil). (f.i. (bkz: çihil).c. (bkz: çetr-i nur.i.b. tas. Ay. (bkz: usfûr).i.) serçe kuşu.a. (f.c.i. çemen). (f.) hücrede oturan. kırkayak denilen hayvan.çetr-i nur.) toplanmış. (f. çetr-i sîmîn çetû çetûk çevgân çevgân-ı sünbül çevgân-bâzû çevgân-dâr çevgânî çevgân-zen çevgen çınar çiçi-fâide -çîde Ber--çîde çi-gûne ri.b. 3. (ciharıyek) dört (ile) bir. (ciharıse) dört (ile) üç. ne türlü. çetr-i seher çetr-i rûz çetıvi sîmâbî. 2.) 1. (f.i. (bkz: çevgân].) kırk yaşında. kaç para eder. (f.b. eziyet. 2.s. (bkz: çihâr-dost). (f.Osman. 4. çevgân--zenân) çevgân vuran. yay kirişi.) çok kollu büyük avize.) kırk. ne fayda var.) 1.s.i. [zar oyununda]. (f. örtü.) çevgân ile oynayan. yün ve şâire demeti. sevgilinin saçı. Hz. (f. rutubetten meydana gelen yosun.) resim ve nakış yapan. [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir].s. (bkz: çehre).s. çehâr). çetr-i seher). Hz. zevk ve sefadan el çekerek.b. zemherir. çile dolduran.) kırk hadis. (f. (f.) çevgân taşıyan uşak.

2. cesur ve anlayışlı.) nasıl. (f-i. (bkz: bahâdır). çırak.b. pis su. (a. nesne.) bilmece. (f.) 1.i. (f.) alın. (bkz: râî. tekaüt. değnek. bulaşık. 2. (f. (bkz. kahraman.e. murdar.) 1. (f. (f. öğrenci.i. (f. yarada olan kan ve irin. (f. büklüm. (bkz: nâsiye). pek kirli. kandil. (f. çomak. kahramanlık 2.) çini.b.) davul tokmağı. 2. (f. hizmetçi. odun. kaş çatıklığı. kanlı. (f.) böyle.) kirli. 2.) kuş yemi. pas. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı. irinli yara ve çıban.s.) 1. (f. (f.e. i.i.) yem döken.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan. buruşukluk.b. su arkı. Çin.) oklava. yiğit. çûbîne Çûbîn cûg çuha çûha-dâr çumâçum çumçuma çûn çûnân çûnîn çûn ü çirâ (f-i. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar.b.) 1. (f. nasıl. 3.).i. talebe.i.i. (f. (f. pis. (f-s.i. 2.) çamçak denilen ağaç çanak.) "toplayan. (f. maharetli.s.) 1.i.s. (bkz: çûn). (f. çûn).) nasıl ve nîçin.) toplayıcı. oklağı. güzel olmayan.b. fitil. (bkz: çûb). (f. (f. kıvrım.) alacakaranlık.b. sopa. sığırtmaç. (f-e) öyle böyle. mum. (f. (f. alın buruşukluğu.) şey.s. devşirici. (f. eliuz. sırlı kap.i. niçin ve neden. boyunduruk. yün kumaş.b.) eli işe yakışan. (f.) 1. mademki.i. (f-h.) 1. nîçin. (f. 2. çünkü. misilli.s.) çirkef. şûbân).s.b.i.b.çîn çîn-i cebin çîn-i ebru -çîn Hurde-çîn Hûşe-çîn çîne çîne-dân çînende çîne-rîz çînî çin-seher çirâ Çûn ü çirâ Çirâ çîre çîre-dest çîre-destî çîregî çîre-kâr çîrezebân çirk çirk-âb çirk-âlûd çirkin çîstân çiz çû çûb çûbân çûbe çûbek çûb-hâr çûbîn.s. çuha.i. (f. sopa. dökücü. (f.) güzel konuşan. nice. (bkz: cûg). (f. emekli. 4. (f.i. kırıntı toplayan.s. çoban.) ağaç değnek.a. 2.b.i.. (bkz: çûbek).e.b. çöp.) ağaçtan yapma şey. ustalık.i.) gibi.s. me'mur. (f. başak toplayan. ağaç kurdu. değnek gibi kuru nesne. . becerikli.) eline çabuk.e. (f.b. (bkz: çirâ). (f.) uzellilik. papaz feracesi.) zool.b.i.b.i.) kuş kursağı.i. -ı. (f. kapıcı.tatlı dilli.) 1.) 1. s. bunun gibi. 2.e.i. ustalık.b. çatıklık. kir. (f. yiğitlik. 3. becerikli. kap.s.

adaletli.s. doğru. dert. veriş. feryâd. doğru. cildin mor. (f.i. c. 7.) 1.i. (a. 3. fr.b. karar verilmiş. çocukları büyüten dadı.i.b.) gibi.c. şu sebepten ki.b. (a. çevik. diba') zool. .) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır. (f. (f. Allah.) şundan dolayı ki.s.) hastalık. feryâd. muntazam. çünkü.i.) "dua" mânâsına gelen cemî şekli.) kertenkele. (bkz: cüvâl-dûz).) adaletli. (a.) 1.i. (f. da'vet'in c.e.) hayvana binen. 2. vergi.e. yakışıklı. (bkz: ihkak-ı hakk). doğru. kısmet. 4. meç. (f.i. hayırlı dualar. doğruluk.it. sırtlan. adalet.s. maraz). nasıl. gibi. hek. nice. (bkz: zabu'). (bkz: âdil).) halayık.çü çûn çünân çünbek çünbek-zen çünki çüst çüstî çuval çüvâl-dûz (f.) verilmiş. (bkz: illet. (f.b. zîrâ. (f.i. 3. 3. (bkz: âdil). çabuk hareketli. (a. (bkz: tazallüm). (f. figan. atlama. mademki. (a. (f.i. hypocondrie. (f. D da' dâ-i merak dâ'-i Dalton dâ'-i ezrak dâ'-i hadır dâ-i udâl daavât daavât-ı hayriyye dâb dabb dâbbe dâbbe-süvâr dâbbet-ül-arz dabu' dâd dâd-ı hakk dâd-ı Hûda dâd ü diniş dâd ü sited dâd ü feryâd dad dada dâd-âferîn dâdâr dâd-âver dâd-bahş dâd-dih -dâde Karâr-dâde (a.s.s. 2. bu şekilde. perende atma. karasevda. alışveriş.) 1.i. doğru olan hükümdar. (bkz: âdil). sıkı.f. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. (f. (bkz: çûn).) çeviklik. Tanrı vergisi. dar.) şan ve şeref.i. tedavi edilemeyen müzmin hastalık.) 1. 2.ha.) adaletli. nasip. Allah'ın ihsanı. (a.s. (f. 2. 6.zf. yanıp yakılma.s.) hakkı yerine getiren.) çuval. Daltonizm. Allah. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık.b. (bkz: çû). eyvah. hek. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. ihsan. hek.i. devâbb) yük ve binek hayvanı. (a. (f.) perende atan. (f.) adaletli.) bunun gibi.b. (f.s. binici. (f. (bkz: adi). (f. vergi.) çuvaldız. bağış. adaletli. doğru. taklak atan. Allah vergisi. satış.i.b. 5. (f.e.) sıçrama. renk körlüğü. sızlanma.i.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı. düzgün.

insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga. (bkz: âdil).b.) hîleci.) adaletli buyuran.b.m. 2. (bkz: dâfi'). (f.s. doğru. insâfeden.b. (f. defeden. 3. şikâyetçi.s. (bkz. fetva.) hîle arayan. (f.) kardeşçe.i. (f.) adaleti yayan. çerçöp. itici. doğru.b.) insaflı.b.s.zf. bir işe ortak olma. (f. zafîr). hîle.) 1. savan.i. hayatta olan biten şeyler.zf.b. dubara. şikâyetçi olarak. dad ü sited dad ü sitâd-ı dehr dâd-ver dâfi' Yâ dâfi'! dâfi'-i beliyyât dâfi'-i humma dâfi'-i taaffün dâfia kuvve-i dâfia dâfik Mâ-i dâfik dâfika dafire dâg dâg-ı derûn dâg-ı dil dâg-ı elem dagal dagal-bâz dagal-dâr dâg-ber-dâg dâg-ber-dil Allah vergisi. hek.i. (bkz: âdil).) lala. defedici kuvvet. ateş düşürücü.b. elem yanığı. bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle. (bkz: müzâd-ı taaffün).b. imdada yetişen. (bkz: birader). bir işe razı olma. hayat. (f. . (bkz: dega). ey Al-lahım! belâları savuşturan. hâkim.b.) 1.b.s. yardıma yetişen.). dubaracı.) eyvah. dünyâ alış verişi.c. (f. antiseptique. (f. (f. sel gibi şeyler]. (a. intikam alan.) kardeş. savuşturan. (a.s. Cenâbıhak. (f.) alış veriş.s. (f.s. yardımcı. dâd-hâhân) hak. (f.b.) üvey kardeş. adaletlilik. fr. (a. yardımcı. (f.b.b. (f.) adaletli.e.s.s. adaletli.b.) adaletli. gönül acısı. hîleci.) 1. doğru.s. (bkz: âdil). i. [Tanrı ve meç.i.b. dâd-rast).) [dâfik'in müen.b.) adaletli.) adalet yeri. (bkz: âdil). 2. 2.i. (f. elem yarası. pâdişâh]. doğru. işaret.i. (f.) gönlü üzgün. (a. (f.b. adalet isteyen. doğru. (f. menî.s.) 1.zf. münafık. 2.]. (f. hummayı gideren. s. pis kokuyu defeden. (f. 4. (bkz.i. yargıç.) üvey kardeş [erkek]. 2.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü.s.) adalet isteyerek. (f.) Cenâbıhak. (f.).b.i. (f. Tanrı. (f. mahkeme dîvânı. iç yarası.s.s.) adaleti yayı-cılık.) vermek.) fırlayarak dökülen [su. (f.i. 2. (f.dâde-i Hûda dâden dâdender dâder dâderâne dâder-ender dâd-fermâ dâd-gâh dâd-ger dâd-gîr dâd-güster dâd-güsterî dâd-hâh dâd-hâhâne dâdistân dâdrâd dâd-rân dâd-rast dâd-res dâd-sitân dâdû dad ü feryâd dad ü sitâd.s. yanık yarası.) 1. ' (f. geçmez akçe. i. (f. iten. (a.) 1. gönül yarası.s.i. yardım eden.i. (bkz: dâfik]. i.) [dâfi'in müen]. (bkz: ahz ü i'tâ). im.s.s.b. 3.b. (f. feryat.

içeri. 2. içdaire. dâhiliyye (a. karaciğerin büyümesi. kabalık.b.) dağlık yer.cü) rica ederim.i.) gürültü buyuran.c. gönül kıran. başkaldıran.) nişan. devâhik) azı dişlerden her biri. dahâmet (a. dahhâk (a.) kaba kuşluk vakti. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği. dags (a.s. dühûl'den) yabancı.) hîle.) 1. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. Umûr-i dâhiliyye iç işler.i. hizmetçi. 2. sığıntı. damga vuran. devâhil) 1. sana sığınırım.s.) kurbanlık hayvanlar.) iç. (bkz.) 1. Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar. dahî (a. (f. belâ. beyhude telâş ve ıztırap. kocamanlık. kızgın demirle nişanlanmış.i.h.) iç ile ilgili. s. 2. pek müteessir. adgas) rüya karışıklığı. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur]. içters [açı].b. iç düşüncesi. dahîl (a.) gülen.) azgın. cercle inscrit.) içeriden. fr. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı. alçak. içten. dutumıc (a. dâhilen mersûm mudalla geo. son derece zekî.c.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi. daha (a. iç çokgen. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler. Dağıstan (h. dâğıstan (f.) biy. pıtırdı uyandıran. kalınlığı. aşağılık j kimse]. (a. dâh (f.zf. mu-sîbet. dahîluk (a. gülücü. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince. dahiyye'nin c. yaralı.s. dâgıyye (a. dâhilen (a.i. önek. 2. hy-purtrophie. dâhil (a. içeriye mensup. içeri girmiş.c. korkak. içe. anlayışlı ve uyanık. dâhike (a. oyun. polygon inscrit. [hek. fr. sığınmış.). dahâyâ (a.s. dahilî. dünyâ telâşı ve ıznrâbı. dahâlet (a. fr.c.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece.) irilik. kalp. dıhk'den) çok gülen. dâhik (a. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç.s.i. dâg-zen (f-b. câriye.) dolandırıcı. dâhî-ce (a. duhât) 1. 3. bir şeyin içyüzü.i.zf. Dahhâk (f.i. dehalet).b. şişkinlik. (bkz: deh).i. dâgul (f.) dahîye yaraşır yolda. yalvarırım. dâhile (a.s. fr. patırdı. on [sayı[. düzen. içinde.i. hileci. dâhilen mütebâdil geo. çok gülücü. içi. dâhilen mersûm dâire geo.s.i.i.i. premisses.s. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek. dağı.s. meç.b. dehâ sahibi. çok üzgün. dağlı.s. (f.) gürültü.dagal-perdâz dağdağa dağdağa-i âlem dağdağa-fermâ dâg-dâr (f.s. kalınlık. irileşme. sığınan.s. . s.i.

i.i. (bkz: ber-devâm). (bkz: dîhîm.i.m. (a.) bilmek. donanma geceleri havaya atılan fişek. işe karışma.b.c. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük. (bkz. devam'dan) devamlı. geo. fikir.s.) alkolik. dâhûl dahve dâhten dahve-i kübrâ dahye dâî' dâ-i Dalton dâî-i dîrîne dâî-i mazarrat dâî-i şübhe -dâim. (a.s. tırnak diplerinde çıkan dolama. devamlı.s. duâ'dan c. 1. 2. (a.i. girme.s. (bkz: dem-be-dem). devam edicilik. zarar getiren şey.s.zf. türbe. parmağın uçlarında.) 1.st. (bkz. 2. (a. (f. devâhin) duman çıkan baca.f. saçan. (da'vet'den c. 2. dâime Meveddet-i dâime dâim-ül-evkat dâim-ül-eyyâm dâima daimî Encümen-i daimî dâimiyyet dâim-ül-hamr dâin dâinler vekili bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. niyet. (a. kabir. fels. te'sir. (o. esfer. (a. (a. sürekli dostluk.) iri kemikli. her vakit.s. duacı.) hek. kuşluk vakti kesilen koyun. iri kemikli. devam'dan). 3. eski duacı. (a. (a. dıhâm) iri. (bkz: udhiye). kaba kuşluk.c. dua eden. dahâmet'den. sürekli. şüphe uyandıran şey. (f. ilk kuşluk vakti. her gün. mezar. (a. dâyin).i. nüfuz. 2. mezarcı.) devamlılık. Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili. (f. (a. lahit. dahâmet'den) fazla kalın olan.i.) 1. (f.s. dâhiye yakışır bir yolda. (a.b.zf. c. çok kurnaz adam.i. içaçı. devamlı encümen. (a. yoğun. . (f. fr. dâiyân) 1.s. deyn'den).b. Dal-tonisme.s. (f.) nasip ve rızk. Dalton hastalığı.i.i. iri yapılı [kimse]. sebebolan.) lâğım ve fişek atan. her vakit.) dahîce. içtüzük. (a.dahilî istihale dahilî nizâm-nâme dahilî ticâret dahilî zâviye dahîm. (f. duât) davet eden. (f. (a. gelir ve gider. 2.) çukur açan. musibet. felâket.) 1.) 1.i. 2.i. iklîl). dokunma. (a. kalın. i.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman. devam'dan) bir düziye.) bostan korkuluğu.) lağım saçıcı. [birincisi] erkek adı.s. etyaran. s. yurt içinde yapılan ticâret.b. (a. karışma. dehâya) kurbanlık hayvan.i.) taç. duhâ). dâhim dâhim dahîm dâhine dâhis dâhiyan dâhiye dahiyye dahi dahi ü hare dahi ü ta'rîz dahm dehm-ül-izâm dahme dahme-endâz dahme-güşâ dahm-ül-izâm dahme-feşân dâhül.

Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer]. cerc-le vertical. S.s. dâir . dâire-i sadâret sadaret dâiresi. duacılar. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti. 4. dakî-ka'nın c.i. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. pericycle.(a. dâire-i azîme 1) astr. 6. dâire-i şakulî astr. dâire-i aide ait olduğu resmî makam. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet.) çepeçevre. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. [istanbul'da. dâire'den) değirmi.dâî'nin c. devâir) 1. boylam. dâire-i faside fasit daire. çember.) dönerek.) dua edenler. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler. sınır içi. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire. zilli tef.zf. 3. yengeç dönencesi. a. ait. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta. devr'den) 1. tutulma dairesi. dâire-i sıa astr. paralel.i. dâire-i tenvir astr. arzın merkezinden geçmeyen boylam. çevreteker. dâiye (a. 2. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. fr. fırdolayı. dâiyân (a-s. bakanlık.c. 'kısırdöngü.zf. düşey dâire. dâire-i küsûf astr. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire.s. dâire (a. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. dâire-i inkılâb astr. fr. dâire-i irtifa' astr. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım.i. dâiret-ül-burûc (a. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit. iç-daire. dâire-i sagîre astr. dâiren-mâdâr (a.) 1. dâire-i husuf astr. yörünge düzlemi. 2) den. ev ve apartman bölüntüsü.f.) tef çalan. dâire-i tül astr. dâire-i muhîtiyye bot. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. vekâlet. 2. dâire-i resmiyye resmî dâire. dâire-i evvel-is-sümût astr. dâire-i mestevî astr. dâire-i imkân imkân dâhili.) astr. istiklâl arzu-zu. dairevî (a.i. dâire-zen (a.b. dâire-i arz astr. dâiren (a.c. ilgili.s. dönen. dâire-i dâhilî mat. aydınlık dairesi. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi. vazife. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal. me'-murun çalıştığı yer. iç-*teğet daire. devreden.b. sıfır dereceli baş boylam. dakayık ("ka" uzun okunur. hükümet dâiresi. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad.

f. ince düşünce. (a.s. 2. fr.f.i. hatâya düşmüş. dalâlet'den) 1.s.) incelikleri gören.b.b. doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları. dakk'dan) 1. sapınç. fasulye gibi şeyler].da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates. ince.b. dakka. (a. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış. kanbur.) güç şeylere akıl erdiren.i. ince noktalar. çok gezen. 3.) .f. günaha girmiş. ağ. dâlle Fırak-ı dâlle dâlle dallın dam dâm-ı ankebût dâm-ı belâ dâm-ı girihgîr ed.s.c. kapı çalan. .s. doğru yoldan sapma.s.s. fr.i. 2.) anat deltamsı.dakayık-ı edebiyye dakayık-ı fenniyye dakayık-ı hendesiyye dakayık-ı umur Dakayık-ül-hakayık dakik Fikr-i dakik dakik-i hâss dakika dakika-bîn dakika-dân dakika-senc dakika-şinâ dakiki. dakikalar. (a. toz hâline getirilmiş şey.) yanlış. örümcek ağı. 2.b.i. fennin incelikleri. kapı çalma. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır.s. dalâlet dalâl-i baîd dalâlet-şiâr dâlî dalîl dâliyye dâlî dâlî.i. (a. ufak. kapı kapı dolaşan. çok sapan. işlerin ince noktalan. vurulma. dakkalar. belirten. iki kat olmuş.f.) 1. fr. (a. (a. nâzik.s. (a.) doğru yoldan çok çıkmış olan. dakikiyye dakk dakk-i bâb dakkak dal Kamet-i dal dalâl. bilen. kapı aşındıran. işaret eden. ince düşünce. (a. has un.s. delâlet'den) mat.ha. sapıtmış. (a. determinant (a. düğümlü tuzak. (a. doğru yoldan ayrılmış. (a-s. (bkz: dâliyye). s.) çalma. (a. 2.) anlaşılması güç olan şeyi bilen. (a. fels. delâlet'den) delâlet eden. sakat iş yapan. (a. bir saatlik zamanın altmışta biri. iki büklüm olmuş boy. deltoîde. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler. geometriye ait incelikler. un. vurma. 2. (a.s. günaha girmiş. 2. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir. (a. ölçülü davranan kimse. (a. (a. tuzak. 2. duyulmaz. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir]. anat. dikkat'dan) 1. (f.b. doğru yoldan büsbütün uzaklaşma. edebiyatın incelikleri.s. dakayık) l. dikkatli. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir. 2.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma. gösteren.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan.i. tutulmaz. 1.i. belâ tuzağı.) 1. (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H. aber-ration.

(f. ovanın bir yanı. dâmen-çîn (f.i. eteklik.i. iffetsiz.b. etek bulaştklığı.) etek sallayan. dâmet tezvîr. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi. dâmen-derâz (f. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir. bir işe karışmayan.) elini eteğini çeken. namuslu kadın. dâmenî (f. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâmen-zenî (f. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök.s. dâmen-gîr (f.) eteği bulaşık.b. dâmgul (f. (f. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i. etek tutan.) 1. kadın başörtüsü. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir.zf.i.b.) 1.i.i. bir işe canla başla girişmek. ahmak.) eteği belinde. 2.s. etek öpme töreni.b. dâmen-bûsî (f.b. [bu] dünyâ.) "eteği kuru" meç. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâmen dâme.i. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli. Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse. vücutta peyda olan ur. dâmen-i sahra kırın eteği. yalan tuzağı.i.) etek ile yelpazeleme.) .) dağ eteği. zülfün tuzağı.b. davacı.b. dâmen-keş (f. eteğe yapışan. konuşulan kişi. dâmen-âlûde (f. dâmen-zen (f.) "etek toplayan" nazlanan. etek [elbisenin. dâmen-der-meyân-ı gayret ol dâmene (f. yırtıcı olmayan vahşî hayvan. dâm-gâh-ı dîv meç.) 1. dâmen-bûs (f.) güveyi.i. çevresi. 2.b.b. hasım. dâm-gâh. . dâmen-huşk (f. işe hazır. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti. (bkz: daman). görüşüp. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. 2.) "eteği uzun" meç. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti. dağın].s. 2. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.s.dâm-ı tezvir dâm-ı zülf dâmâd dâmâd-ı hazret-i şehriyârî daman.) etek öpen. şikâyetçi. iffetsizlik. dâmen-i canan sevgilinin eteği. 2.s.) tuzak kurulan yer. dâmen (f.s. dâmen-der-meyân (f. 2) güneşin parıltısı.i.s.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü.b. dâmen-i afv ile setr affedilmek.) etek öpme.b. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü. kulyabani.) 1.b.b.i. bahtı devam etsin. (a.) etek. naz eden. dâm-geh (f. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü.s. dâmen-âlûde-gî (f.s.

1.s. dâmvez dâm-yâr -dan İğne-dân Kalem-dân Nemek-dân Sürme-dân Ateş-dân Suhan-dân Nâ-dân Nükte-dân dan dana Dil-i dana Mürg-i dana dânâ-yi Tûs dânâ-yi Yunan dânâ-dil dânâ-yân dânak.b.i. bilgiçlik. (f. nükte bilir. (a. (f. içindeki sun bilen. 3. (f.c. hardal tanesi. tohumluk. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. (f. (f. (f. mahfaza. f. sözbilir. kalemlik. 3.s.i.) mercimek. 2.i. üniversite.b. Arapça. öğretici. (f.) tane döken.) bilenler.i. akademi.) gönlüyle anlayan.) öğrenici.) hek. ateşlik gibi. fr. (a. iğnelik.) bir dirhemin altıda biri. Eflâtun. 4. tane tane. tohum serpen (f.s.) tane toplayan. konuşan papağan. haberli. bilici. tohum atılmış tarla. dudu. gülle. dağınık.) bilgiçlik taslayan. (f.) tane.) 1. kurşun. avcı. (f-i. ambar. (bkz: dan). erkek adı. bilgin. yapar. (f.) bilen.i. bilir gönül. i. (f. (bkz: âlim). bir dirhemin (f. 2. s. tuzluk.c. çekirdek. bilen.. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. kab mânâsına kelimeler meydana gelir. dânâ-yân) bilen. mektep.) 1. bilgi. didactique. ilim.dâmıga dâmî dâmia damiye dâmûz. (f. dâmî).) l mangır. (f.) yavaş yavaş.i. (Tus'lu) Firdevsî. (f. âlimlik.e. (f.i.b.) 1.s. (bkz.i. s. damla damla kan sızdıran yara. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara. bilir. devşiren. (f.i. tane. (a. bilgi sahipleri.) büyük gübre küfesi. tohum.) bilicilik. (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü.i.i. kıvılcım tanesi. tek ben. 2. 2. (bkz: dânek).i. biliş.m.s. (f.i.s. dânâk dânâyî dân-çe dâne dâne-i hâl dâne-i hardal dâne-i şirâre dâne-çîn dâne-dân dânek dânende dânende-i serâir dâne-rîz dang dânik dânisten dâniş Ehl-i dâniş Encümen-i dâniş dâniş ve bîniş dâniş-âmûz dâniş-fürûş dâniş-gâh. gibi.) hek. dânâ'nın c. bilgililer. .) 1.b.b.) bilgi yeri. bilgiç. (f. tuzakçı. kanı akan yara.) .i. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer.) tane.b. 2.) bilmek.b. 2. (a. sürmelik.i. câhil.s. Farsça.b.b.b. (bkz: dânük). dâniş-geh (a. devânık. gönlü çok aydınlık.

çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı.s. âlimler. Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. dâniş-mend'in c. dünyâ.i.i. Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi. dâr-ül-emkân. dâr-ı şeş-per.) dânişmentler. öbür dünyâ.b. (bkz: dâr-ı cihan.) bilgili. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. (f. (bkz: dâr-ı ibtilâ. 2.i. dünyâ.c.b. dâr-ül--imtihân). (bkz: dâniş-ger. dâniş-geh. bilgili. (bkz: dâr-ı gurur. Yakub'un evi. dâr-ülemkân. dâr-ülimtihân]. [1296 yılında lağvolunmuştur]. dâr-ı ibtilâ. üzüntü evi) Hz. âlim. .s. (bkz: dâr-ı fülfül).) 'bilginler. (f. 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. (f. dâr-ül-imtihân). (dânişver"in c. 3. (bkz: dânişver. dâr-ülemkân. dâr-ül-emkân.s. öbür dünyâ.c. dünyâ. (bkz: dâr-ı cihan. dâr-ı hüzn.b. ahret. c. dünyâ. (f. (f. âlim. yer. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır]. dâr-ül--imtihân). (bkz: dâr-ı hüzn.b. (bkz: dâr-ı dünyâ). 2. dânişverân) âlim.) bilgin. ev.b. (bkz: dânâk). dâr-ı dünyâ). [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir]. ahiret.b.) ilimi. dâniş-ver). dâniş-gâh.i. dânişî). Müslümanların ahit ve emânını. bilgin. (bkz.s. dâr-ı şeş-per. dâr-ı hüzn. dâniş-gede).b. dâniş-men-dân) 1. Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler.) şahadetname. (hüzün. (f. dünyâ. [bu] dünyâ.b. dâr-ı gurur. (f. (f. aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba. kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse. dâr-ül-ukbâ dâr-ı zimmet (f.b. dâr-ı şeşper.s. Tanzimat'tan önce. dirân) l. dânişî). yurt. bilimi seven (f. Cennet. ahret.) üniversite. dâr-ı ibtilâ. dünyâ. (bkz: dânişger.) bilgin.i. himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler.s.dâniş-gede dâniş-ger dânişî dâniş-mend dâniş-mendân dâniş-nâme dâniş-perest dâniş-pezîr dâniş-sâr dâniş-ver dâniş-verân Dânük dar dâr-ı âhiret Dâr-ı ahzân dar-ı beka dâr-ı cihan dar-ı dünyâ dar-ı emân dâr-ı fena dâr-ı gurur dâr-ı harb dâr-ı hüzn dâr-ı ibtilâ dâr-ı islâm dâr-ı naîm dâr-ı pilpil dâr-ı ridde dâr-ı şeşder dâr-ı şeş-per dâr-ı şûrâ-yı askerî dâr-ı ukbâ. (a.).

darabân-ı kalb kalbin vuruşu. derk.c. daraban (a. deriden yapılmış kalkan.i. dâr-ı gurur. 2. 2.i. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası.i. 2. çarpma. (bkz. şan. darâat-nâme (a. 4. sahip olma.) 1. (bkz: dârû-berd). darabân-ı dehr zamanın değişkenliği. Keykubad. Defter-dâr defter tutan. darb-ı feth muz.) 1. ağaç. darre'nin c. Bayrak-dâr bayrak tutan. ilgili. darb-ı mesel atalar sözü.li.i.f. Cenâbı hakk'ın bir adı. çarpmalar. mâlik. küp dibinde kalan tortu. dâr-ül-imtihân). (bkz: dâr-ı cihan. dâr-ı gurur. 3. dâr-ül-cezâ dâr-ül-cihâd . dar ü gîr kavga.i. dâr-ı şeş-per.i. darâat (a.i. dâr-ı ibtilâ.) debdebe. Alem-dâr bayrak tutan. dâr-ül-imtihân dünyâ. hüküm sürme. dar (a. dövme. darbe'nin c. İslâm sınırları dışındaki ülkeler.) l.b. 2. dârâyî (f. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır).. büyük gösteriş.c. 2. ata sözleri. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. direk. Hükümdar hükme sahip. çarpıntı. darb (a. biy. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı. dâr-ül-emkân). (bkz: dâr-ı cihan. daraka (a. 3.). vurma. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi. dâr-ı hüzn. gibi.i. kendini küçültme.s. tutan. dâr-ül-emkân dünyâ. Hisse-dâr hisseli. (bkz: tezellül). dâr-ı şeş-per. vurmalar. bir çeşit kumaş. kol kuvveti. hükümdar.) yazarının kendisini küçülterek.i. sahip.. durûb) 1. (bkz: darb-ül-yed).i. darabât (a. darağacı. batte-ment. darabân-ı şedîd hek. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. savaş.) arslanlar. vuru. dırâk). dâr-ı ibtilâ. alçalma. 1. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. darâir (a. 2. miskinlik gösterme.i. vuruş. darr).i. vurma. çarpış. (bkz: zarâgım). dârât (f.i.) vuruşlar.) ortak kadınlar. darb-ı hiyâm çadır kurma.ahret. şiddetli çarpıntı.) savaş. dar (f. (bkz: zarâat). klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi.i.) 1. darb-ı dest el. 3. kumalar. 2.) 1. . Dara (f. Alâka-dâr alâkalı. dırgam'ın c. dâr-ı hüzn. -dar ( f. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup. kalp çarpıntısı. edrâk. hükme mâlik. fr. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi. darâgım (a. dar (f. ed.) 1. 2.

b. (bkz: derem-serâ. darb-ı nutk darb-ı rikâb darb-ı sikke darb-ı Türkî . darb ü cerh vurma ve yaralama. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer. darabât) 1. güç. (bkz: darb-ı unk). dârçîn (f-i-) tarçın. darben (a. darîr (a.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. 2. muz. vuruş. (bkz: darb-ı nutk). 3. darb-hâne (a.s. değirmi.i. darbe-i hükümet hükümet darbesi. zarb-hâne).i. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü. darb ile ilgili. dere 'den) yazılma. 5. darîh (a. mat. (bkz: darb-ül-lisân). kabir.) atalar sözü.) mezar. adırrâ) anadan doğma kör. ferman almış. saklayan. ay ağılı. 2) kadınların yüzünü örtmesi. darbe-i hasar zarar darbesi. para basma. (bkz. darbe (a. Tarçın suyu. dâr-i fülfül (f. döğerek. dârbâm (f. dârib-i müşterek-i ekber mat. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti. (bkz: darb-ı dest).) aynı ölçüde olan iki vuruş. para basma. çarpma. darbe-i serd soğuk vuruş. darbeyn (a. dârib-i müşterek mat. zarb).c. darb-ı unk boyun vurma. darb-ül-lisân dilin gücü. kurma. ata sözleri. vurarak. getiren ulaştıran. 2.c. vazife. dâr-bâz (f. dâric (a. 3.b. döven. dârçînî (f.c.i. dâreyn (a. ortak çarpan. 6.dilin gücü.f.) l. madenî levha üzerine kabartma darb-zen nakışlar yapan. kol kuvveti. kale döven. musibet. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür. 2. darbe-i şedîd şiddetli vuruş. darbe-i kahr ezici darbe. dârende-i menşur ferman almış.) kiriş.) 1. caup d'etat. 2.a.i.i.) karabibere benzer uzun taneli baharat.s. (bkz.) darba ait. darbımesel (a. darb-ı mesel). 4. darbî (a. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı].i. çarparak. darbe-i himmet himmet vuruşu.i.i.zf.) ) para basılan yer. dâre (f. dârib-i müşterek-i asgar mat. belâ. dârib (darb'dan) darbeden.i. çarpma. (a. dârende (f. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir. (bkz: zarîh).) 1.) canbaz.i.s.b.i.s. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü. dârende-i ferman. tutan. darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı. çarpan. direk. 2. vurma. kuvvet. içine girme. dâire.c. dikme. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı.) 1.b.f.i. darb-ül-yed el. darbe-i cenah kanat vuruşu.) tarçın renginde olan.b. fr.

b.) hilâfet merkezi.a.) Cehennem. dârû-berd (f.) Cehennem.i.) ilâç. dâr-ül-cihâd (bkz. sığınılacak yer.s. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum.i.i. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi').) "asîler yeri" Haleb'in eski adı.i.) emaret dâiresi.i. dâr-ül-bevâr (a.b.i.i.b.) konservatuar'ın eski adı. darre (a.) beka evi. dâr-üş-şifâ).) Âhiret.b.i. (bkz.i.) 1.) üniversite.) ilâç satan. dârât). dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur. dâr-ül-aceze (a. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu).) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur.i. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç.i.b. yoksullar yurdu.b. dâr-ül-âfiye (a.b.i. b. i.). darrâ' (a.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı. dâr-ül-harb (a.b.i.) mihnet. i.i.i. dâr-ül-âmân (a.b.i. dâr-ül-akakir (f. dâr-ül-fünûn (a.b.i.b.i.i.i.) Dünyâ.a.i. darsînî dâr-çînî darr (a. dâr-ül-huffâz (f.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı. savaş. f.i. yazdıktan manzume. belâ. üstünlük yeri" Harput'un eski adı.b. darr (a.b. h. dâr-ül-fenâ (f.i.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı. dâr-ül-emâre (a.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad. Cennet.b.(f.) ihtişam.i. her zaman harp sahası olabilecek yer. dârû-hâne (f.) ortak kadın kuma dârr (a. dâr-ül-bâb (a.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.eczacı. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur]. u dârû (f. dârû-furûş (f.i.) eczâhâne.b. dâr-ül-fahr (a.) "zafer.i. (bkz. dâr-ül-celâl (a.) zarar.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı.) yoksullar yurdu.i. dâr-ül-bedâyi' (a.b. debdebe. dâr-ül-harb). dâr-ül-hilâfe (f. dâr-ül-huld (a.i.i.b. şiddet. dâr-ül-beyzâ (a. 2.) sıkıntı.b. dâr-ül-hadîs (a. kavga meydanı.b.b.) hafız yetiştirme yurdu.b. dar ü diyar (f. hükümet konağı.) dîvan şâirlerinin. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir.i. dâr-ül-elhân (a.b.) zararlı.b.) ecza saklanılan yer. dâr-ül-fevz (a.a.i. belâ.) yer ve yurt. keder.) korunulacak. dâr-ül-azâb (f. istanbul.i.b. rahatlık ve sıkıntı.b. dâriyye .b. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler. dâr-ül-bugat (a. dâr-ül-feth (a.

i.i. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep. (f.b. (a. [ilk adı "Valde Mektebi" idi]. yüksek öğretmen okulu.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne. Hz. (a.i. (a. (a. kütüphane. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur. (a. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır].i. (kıyamet evi) öteki dünyâ.) erkek öğretmen okulu.) 1. (a.b. (a. (a.i. (bkz: dâr-ı naîm).b. okul. (a. İstanbul'da.i.i.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel.i.i. (a.b.b.) "pehlivanlık.i.b. (f. (a.i.) Cennet.f.i.b.i.a.i.) kız öğretmen okulu. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı.i.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı.b.b. Kureyş reislerinin.i.) "âlimler.) imaret. [1848 de Sultan Mecit devrinde. atölye. (olgunluk evi) İstanbul şehri.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur]. 2.b.b.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı. doğumevi.b.) islâm ülkesi.b. (a. sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası.i. (a.i. (f.b.i.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep.b.) "secde yeri‖ Kemah'ın eski adı.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı. (a.) saadet yeri. İstanbul'da.) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı. (f. (a.b. (a.i.) akıl hastahânesi. dâr-ül-cihâd).) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad.) mahkeme. (a.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın.). okuma salonu.) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı.) kitabevi.b. (Sonraları.i). (a. (a.i. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı.i. (bkz.i. (a.i.i. dâr-üş-şifâ').a. (a.i.) başşehir.i.b.b. (bkz: dâr-ül-fünûn). (a.b. . b. (a. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı.b. (a.b.b. başkent.a.) üniversite. Fâtih civarında kurulmuştur].dâr-ül-ilm dâr-ül-İslâm dâr-ül-istihzâr dâr-ül-it'âm dâr-ül-izz dâr-ül-kadî dâr-ül-karâr dâr-ül-kemâl dâr-ül-kıyâm dâr-ül-kurrâ' dâr-ül-kütüb dâr-ül-maârif dâr-ül-mecanîn dâr-ül-mescid dâr-ül-mesâî dâr-ül-mesnevî dâr-ül-muallimât dâr-ül-muallimîn dâr-ül-muallimîn-i âliye dâr-ül-mûsikî-i Osmânî dâr-ül-mülk dâr-ül-mülk-i Osmânî dâr-ül-pehlevâniyye dâr-ül-ulemâ dâr-ül-ulûm dâr-ül-vilâde dâr-ün-naîm dâr-ün-nasr dâr-ün-necât dâr-ün-nedve dâr-ün-nusrâ dâr-ün-nüzhe dâr-ür-râhe dâr-ür-ridge dâr-ür-rif'a dâr-üs-saâde dâr-üs-saâde ağası (a.b. (a.b. (bkz. çalışma yeri.b.) kıyametten sonra kalınacak yer.i. â h i ret.a.b.b. (m h i ) laboratuvar.b. İstanbul. (a. saray.i.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı.b.i.

(a.) 1. 5.i.) destan okuyan.) çanak çömlek ve kireç ocağı.b.b.b.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu.b. (f. 4. masal. tımarhane. dâr-ülIslâm).i.a. elde etmek. (a.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı. (f.) 1865'te istanbul'da.i.i.b. kahramanca.b.) III.) hastahâne.i.i. meç. simsar. zaptetmek.i.i. (f. (f.) 1. atlarda görülen sinir hastalığı. (f. (f.a. 3.) 1. sağlık yurdu.i.i.b. (bkz: dûzah. 4.) hek. Cennet. nîrân).s. (a. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası. (bkz: dâ'üs-sebât). adalelerde tutukluk yapan bir hastalık. (a.i.a. epique.) 1.) hek.i. eskimiş.) tellâl. sedef otu. ün. 2. tuzak.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi. (f.i.b. (a. (a. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık.i.i. (f. (f.m.i.i.) hek. destan ile ilgili. 2.) hek. (a.i.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer. (a. (a.i. (bkz. (a.i. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. (a. tahra.dâr-üs-saîr dâr-üs-saltana dâr-üs-sanâ'a dâr-üs-selâm dâr-üs-sıhha dâr-üs-sugr dâr-üs-sulh dâr-üş-şafaka dâr-üş-şifâ' dâr-üt-ta'lîm dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî dâr-üt-tedâvî. (f. simsar.i.) "saltanat yeri" Bursa. epope. sinir hastalığı.) 1. (a. hikâye.) tellâl. fr.) 1.ü dâr-üt-tedrîs dâr-üt-tıbâat-il-âmire dâr-üt-tıbb dâr-üt-tırâz dâr-üz-zafer dâs | dâs-ı zerrin dâsâr. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık.) orak. görüp gözetlemek. bir cilt hastalığı.b.s. (f. (a. destan kahramanlarına yakışacak surette.b.b. (a.i.b. (bkz: dîk-ı nefes). (a. yeni ay.i. firengi hastalığı. (f.b. (bkz: matbaa-i âmire). 2.i. yıpranmış. 3.b.b. meç. (a. destan. 2.b. (a.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı. Bağdat'ın eski adı. şöhret. meç. destancı. mâlik olmak. (bkz: dâ'--ül-fîl).b. (bkz: dâs).) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul.) sanatyeri.i.i. (a.i.i.b.) hek.b.) hastahâne. İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık. (a.) şifâ yurdu. (a.b.) Cehennem.b.i.s.b.i. orakcık. tutmak. Edirne. (a. köhne.) hek. (a. altın orak.b.) hek.i. nefes darlığı.i. (a.) hek.b.b. Selim zamanında. 2. orak.b.i. mâlik ve sahip olmuş. (f. dâstâr dâse dâstân dâstânî dâstân-serâ dâstâr dâs dâşte dâşten dâ'-ül-alîk dâ'-ül-asab dâ'-ül-behr dâ'-ül-câversiyye dâ'-ül-cev dâ'-ül-cümûd dâ'-ül-efrenc dâ'-ül-esâbi' dâ'-ül-esed dâ'-ül-fecl (a.) hek.b. eskimek. 2. bot. .) hek.b.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad.).

b. gut hastalığı.b. 2.) hek. saçma iddia. karasevda. (a. (a.b.i. melankoli.i.zf. erkek adı.b. (f. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma.i.i. fr. iddia. mat. utaçıcılık. dâ'vet'in c.i.i.i. sıraca hastalığı. .b. 3. havlama hastalığı. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık.b. geviş getirme hastalığı.b. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık.i. alkolizm.) hek.) hek.) hek. uyku hastalığı.i.) uyuşukluk.) yürek çarpması. (a.b.) hek. sedef hastalığı.) hek.i. sövme.b. kuduz hastalığı.i. (a. doymazlık hastalığı. (bkz: dâ'-ül-cümûd). (a.) saç ve sakal ağarması hastalığı. (a.b.) hek. ayıp yerlerini gösterme hastalığı.) 1.i. (a.i. (a.b. doğruluğu seven bir büyüğe yakışacak surette. (a. saçkıran.) dâva açan kimse.b.i.n. teşhircilik. fr.) hek. hâkim]. Cenâbıhakk'ın adı. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık. vezir.) hek. (a. 2. (a. dâva. davetler.c.i. 2. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık.) ey dâver! [hükümdar.i.b. havlar gibi sesler çıkarıp soluma.t. 3. (a. (a. (f.b. 3. karasevda. duvar sırası. (a.b. nöbet. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık. (a.) yurdunu arama. insaflı olan hükümdar. (a.i. (a.i.) hek. peygamberlik iddiası.b.) 1.) hek. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma. hypocondrie.b.) hek.dâ'-ül-ferfîr dâ'-ül-fîl dâ'-ül-gussa dâ'-ül-hader dâ'-ül-hanâzîr dâ'-ül-hanes dâ'-ül-kalb dâ'-ül-kelb dâ'-ül-küûl dâ'-ül-merak dâ'-ül-mücterr dâ'-ül-nıülûk dâ'-ün-nibâh dâ'-ür-raks dâ'-üs-sahrâ' dâ'-üs-sa'leb dâ'-üs-sebât dû'-üs-sedef dâ'-üs-sevâd dâ'-iis-sıla dâ'üş-şa'r dâ'-üş-şeyb dâ'-üt-teşhîr dâ'-üz-zehr dâ'-üz-zi'b dav da'vâ da'vâ-yi bî-ma'nâ da'vâ-yi nübüvvet da'vâcı da'vât da'vâ vekili dâver dâverâ dâver-âne (a. (f.b.) hek.i. 2. 2.) hek. (f.i.i. yurdu özleme.b. (a. (a. saç döken hastalığı. kurt hastalığı denilen açlık.) hek. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.b. (bkz: dâ'-ül-efrenc). tavla gibi oyunlarda tutulan sıra. mesele. yurtsama. 4.) hek. hâkim ve vezirle ilgili olan. satranç. (a. oyunda sürülen para.) 1.b. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı.i. (a.) hek. (a.i.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse.b. bir cilt hastalığı.i.b. dama. (a.) hek. doğru.i.i. 5. (a.i.i) hek. vezir veya hâkim.b.b.) 1. (a.s. 4.b.i.b. alcolisme.) hek. teorem. çağırmalar. (a. (a. (a.i. [cemî şeklinde] dualar. deâvî) 1.) hek.

) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir.b. sepileme.i. dadılık. ziyafet. haşmet.). debbûs'un c. (a.) bir kimsenin hakkını araması. kaide. 2. (bkz: debûs).i.i.i.) mahkemeye başvurmalar. büro. sütnine. (bkz. (f. (a.) 1.i.s. dua. dıâme'nin c. dâvalar.debîr'in c. s. (f-i. (a. (a. (f.s. alacaklı. müsteşar. Utarit.b.) çağırma. kur.).) 1. Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi.i. Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti. (bkz.i. 2.) davul.i.i. kâtip. 4. tantana.i. 2.i. (a. (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni. Sesi güzel ve şâirdi.) astr. (a.) âdet.f. deri terbiye eden kimse. savaş meydanı. usul.h. iyi ile kötüyü ayır-detme. belâları davet etme. hükümdarlık. bir kimseye hâlinden şikâyet etme. yazıcılar.i. kavga. (bkz: da'vâ). çağrı.) mektepli.) destekler. patırdı.s.i.) demir topuz.i. pa-yandalar.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti. (f.) kalem odası.s. (f.) mektep. eski âdet. (a.) ağaç kavunu. (Merkür) gezegeni. (a. (f. Merkür. (f.i.i. Utarit. (f. 2. 1. (a. (f. (a. (a. yazıcı.c. zay'a). (a.i.) tabak.i. sepilendiği yer. (a.i. 2. (a. (a. eski usul. (a.i. gürültü.i. (bkz. büyük bir gösteriş. müsteşarlar.) dallı. astr.b.) 1.) 1. mahkeme. (a. (a.dâverî dâverî-gâh da'vet da'vet-i mesâib da'vetiyye da'vî Dâvud davudi Zırh-ı Davudi dây day'a dâye dâye-gî dâyin dayyık deâim deâvî Deâvî nezâreti de'b de'b-i dîrîn de'b-i kadîm debâbîc debâbîs debagat debâle debbâbe debbâğ debbâğ-hâne debbûs debbûs-i âhenîn debdâb debdâb debdebe Deberân debg debîr debîr-i asman debîr-i çarh debîr-i felek debîrân debîr-istân debistân debistânî (f. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi. da'vâ'nın c.) deriyi terbiye etme. dibâgat).) dayalık.) şöhret. (f. (a.) 1. gök cismi. [adliye nezâretinden öncedir]. dîbac'ın c.i. (bkz: dârât). 3.i. meseleler. . hâkimlik. eski âdet. okul.i. (a.s. ululuk.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses.i. kâtipler. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur]. müdâfaa edilen fikirler.) taya.i. debâbîs) topuz. dâva ve mahkeme.i. debîr-i felek).b. (f.) 1. 2. okullu.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu. azamet. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı. çocuğa bakan dadı. (a. (f.) duvar sırası.) pek dar. gelenek.) borç veren. tarz. 2.i. (a. ayın dördüncü durağı.) topuzlar. sepici.f. çiçekli ipek kumaşlar.i. 5. astr.

) tef.i. aptes bozma. s. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı.) kurbağalar.) kereler. yol. tehlikeyi savma. (bkz: def-zen).zf. kaz. yalancı Mesih. horoz ve piliç cinsi. tasayı giderme. (f. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı. resmî defterler. 2. (a. 2. tavuk. savulma.i. (a. 3.zf. Zühre yıldızı. kez.) defterler. tekrar tekrar bir çok defalar. batı tarafından esel yel.i.) l.) topuz.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler. birinci defa. dücâc).) tef. belâyı.) l. ilk defa. tavuk.) tef çalan. ateşi düşürme.) âdet.i.c. (a.) 1. kezler. dicâce. (fa. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz. astr. savma.i. (a.i.i. deffâfe deffâfe-i felek deffe (a. kuşkuyu giderme. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva. (a. (bkz.i. yüz. (a. defa'nın c. kitap cildinin iki yanından her biri. (a. dıfda'ın c. (a. dücâce). havanın bulutlanması. (bkz: izâle-i taaffün).b.) tavuk.i. savma. giderme. (bkz: dicâc.debûr debûs decâc decâce decâce-i Hindi decâciyye deccâl decn ded ded deeb deb-i dîrîn def def def'-i belâ def'-i dem def'-i gamm def'-i hacet def'-i hararet def'-i mazarrat def'-i meclis def'-i şübhe def'-i taaffün def ü ref def ü tard defa def'a-i ûlâ defaât defâdı' defâin defaten defaten ba'de uhrâ defateyn defâtir defâtir-i atîka defâtir-i resmiyye deff deffâf. gamı. zararlı şeyleri yok etme. (a. (a. 2.) iki defa. (bkz: deff).i. 3. 2. askerlikten ihraç. (f. defter'in c.i. . Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. ortadan kaldırma. gömüler. (a. (f. öteye itme.i.i. birden. hek. sahtekâr. 2. 3.s. kederi. eski âdet. (a.) batı rüzgârı. (a. mizahî bir dergi. (a. bol yağmur. yollar. edebî. Hint tavuğu. Dâd ü [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar. eski defterler. (a.) bir defada.i. hindi. (a. toplantıya son verme.c. huk.i. sıkıntıyı giderme.i. bir yerde oturma. şüpheyi. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi.) et yiyen yabani hayvan. dücüc).i. birlikte dikilmiş kâğıtlar. 4.c. defaât) kere. yan. verme. defîne'nin c. dücüc) 1. yalancı.) 1. dâire.i. kaldırma. (bkz: debbûs). hek.

i. güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında]. (f.) kapanmış ağız. ölünün gömülmesi. (alay ağzı) alay eden.b. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya. geveze.) dağ mağarası.b. (a.i. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi. (a.) gömme. (f. ufak ağız. (a. (bkz. defterci. gömülü.) testi.i. (a. genie.c.i. susmuş. 2.) ağzını açan. (f. i.) birinin merhametine ve himayesine sığınma. nimetin kadrini bilmezliğin.i. 2. .) nâre.f. (a.i. kıymet ve değeri olan kimse veya mal.s.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad. [Farsçası da "defter" dir.s. 2. (a. (f. (bkz: medfûn).i. defn'den) gömülmüş. (bkz: as-ced).) ağız.b. 2. (bkz: dehene).b.i. (f. çatlak. dar.i. köy ağalan. 2. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası. fırın ağzı. (f. (a. (bkz: aşr. "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri.b. (f. iyiliği inkâr edenlerin ağzı. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan.) dehâlı. tabur. (f.b.s.deffeteyn defin defîn-i hâk-i ıtırnâk define defn defn-i emvât defn-i meyyit defter defter-i a'mâl defter-i Hâkanî defter-i kebîr defter-i yevmî defter-dâr defter-hâne defterî def-zen dega deh deh dehâ dehâet dehâ-kâr dehâkîn dehalet dehâlîz dehân dehân-ı istihza dehân-ı hadîd dehân-ı küfrân dehân-ı safa dehân-ı teng dehân-beste dehâne dehâne-i küb dehâne-i tennîir dehân-güşâ dehâ-perver dehâr dehâz deh-dehî (a.) 1. (bkz: deffâf).i.i. dihkan'ın c. (f. defâin) 1.) tef çalan.b.c. alaycı söz.) deftere mensup. dehâ sahibi.s.f. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı. sıra. defter-i Hâkanî). küp ağzı. hîlekâr. koridorlar.) zekîliğin.i. günlük defter.i. 3.c. Grekçe'den gelmedir].i. (bkz: defter-hâne). kovuk. çiftçiler. (o.s. i. dâh).) 1. küp. kurumuş ağız. ölü (leri) gömme.f.s.b.) dâhîlik. devletin mal. (bkz. feryat. tefci. güzel. hîle.) holler. (a. (bkz: dehen). tapu ve kadastro.s.) 1.s. safa ağzı. habîs. (a. (a.s. habislik.i.) 1. (a. (f. ve s.i. saf. fr. dagal).) dehâ yetiştiren. köylüler. (bkz: levha-teyn). kalp [para]. dehlîz'in c. 3. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi.f.i. (a. yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. (a.) hâlis altın. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse. gömülme. (a.) on [sayı].). iyi.f. dehâ sahibi olma.

gezegen yıldız. (f. dehân-güşâ). 3. sahra. bir tarzda hareket. (f.) on gönlü olan. korkunç.) 1. (a. hatırlama. çöl. vefasız. (a. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak.) ağız yıkama. 3. sebatsız dünyâ.i.) ağız oynatan. 2. (f.b. (f.) korku ve dehşet saçan.b. dülıûr) 1.) 1.f.deh-dile dehen dehen-bâz dehen-güşâ dehene dehen-şûy deheş dehhâş dehişt dehliz dehnâ dehr dehr-i âşûb dehr-i bî-direng dehr-i bî-sebât dehr-i dûn dehr-i fâni dehr sûresi dehre dehrî.b.s. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre]. dilenci.s. 2.b.) hîlekâr.) 1. 2. ittihat.i. muhkem.s.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu.f. dünyâyı karıştıran. (f.) dehşet veren.). . ürkme.s. (f.f. (bkz: dehâne). (f. dehrî'nin c. hile. dehşet).f.i. 2.s. cihûn). s. i.i.s. oyuncu. sağlam. (a. korku. musibet.b. (f. (a. erkek adı. 4.i. (f.b.f. kararsız dünyâ. (f. dükkân'ın c.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden.c. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. dehriyye dehriyye dehriyyûn deh-sâl deh-sâle dehş dehşet dehşet-âgîn dehşet-âver dehşet-bahş dehşet-efşân dehşet-endâz dehşet-engîz dehşet-nâk dehşet-nisâr dehûn deh-üm dehvâ' dehyâ' Dâhiye-i dehyâ deh-yek dek dekâkîn dek-bâz (f.f.b. (a.s.b. (a.s.) on yıllık. zaman. 5.b. (a. devir. çok korku veren.s. fr. (bkz: dehân).b. materialisme.i. (bkz.f. (f. 2.b.b.f. korkutan.) korku ile karışık.s. bir işe başlama. oyun. (a.i) geniş ve susuz ova.) korkunç. Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur.i.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. (a. korku ve telâş gösterme.s. çatma.c. materialiste.) astr. (bkz. (bkz: dehrî). Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir.s. geçici dünyâ. kargaşalıklara yol açan [güzel].) korku veren.b. hek. dilencilik.i. (bkz: seyyare).) dehşet saçan.b.). (a. (f. bulanıklık. (bkz: öşr). (bkz: dihlîz). yıldıran. (bkz: desise).) onuncu.b. on yaşında. hol.b. (bkz: âlem. kalpte kulakçık kapakçığı.s.) birlik.s. deh-riyyun) 1.) dükkânlar. (bkz. çok korkutan. ürkütücü. (a. (f-i-) ezber okuma. şaşma. ağız temizleme. s. dünyâ.) deh-rîler. çok büyük belâ.i. karanlık. akla şaşkınlık verecek surette korkma.s. 2.i. korkunç.) ağız. koridor.s. harcâî. (a. (a.) tahra.s.dehşet-bahş).s. (a. (a. söylemeye hazırlanan.).i. tokuşma.s.s. ittifak.) çok dehşetli. (a.i. (a. fr. aşağılık dünyâ. (a.i. (a.) ürkütücü. dehâlîz) 1.). (f. (a. korkulu. (f.i.c.) onda bir.

hek. gösterme. burhan).) yol göstermeler.) delâlet eden şeyler.i. (f. (bkz: beyyine.i. delîl'in c.) el ile ovma. (f. (a. (a. el ile bel getirme.). (a. (a. işaret. insana güzel.i. yol gösteren.) 1. (bkz: delil). delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse. sağlam deliller. delâlât) 1. (a.i. su kovası. huk. ovuşturulma. cilve. kanıt. (a. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi. alâmet olmalar.) fındıkçılık. (bkz. durum.c. (a. kanıtlar. ovuşturma. riyakâr adam. işve. on iki burçtan birinin adı olup. alâmet olma.) naz. (a. kesin kanıt. delâlet'in c.i. zool. tellâk. kılavuzluklar. tellâl. dimâ') kan. fakir. edille) 1.i. Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H.i. düşünülerek bulunan delil. yol gösterme.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. kılavuzluk. inandırıcı delil.b.i. kanıtlar. sansargiller. yamalı dilenci hırkası. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur]. delâlet'den) 1. (a. 2. sert ve şiddetli ovuşturma. sansargiller.i. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir. biy. temiz kan. târihî deliller.) eski aba veya hırka giyen. kan kusma. (a. 2.i. satılacak şeyi satan. münâkaşa neticesinde bulunan delil. içine safra karışmış kan. sevimli görünecek hal.) tellâllık parası. astr. koketlik.i.i. (a. 2. kan dökmek. kan işeme. iz. sürtme. Güneş. kılavuz.i.s. kesin delil.i. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse.c. 2.c delâil. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe. (a.i.i. soğukkanlılık.) eski elbise. konuşma. (a.) gül tohumu.i. (a. tanık.) zool. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri. üstad delili.delâil delâil-i kaviyye delâil-i târihiyye delâl delâlât delâlet delbiyye delik delîl delîl-i aklî delîl-i cedelî delîl-i ilzâmî delîl-i kat'î delîl-i nakli delîl-ül-ibâd delk delk delk bi-l-mesfere delk-i istimna' delk-i şedîd delk ü temas Delkıyye delk-pûş deli dellâk dellâl dellâle dellâliyye delv dem İrâka-i dem İ'tidâl-i dem Kay'-üd-dem Tebevvül-üd--dem dem-i musaffar dem-i şiryanı (a. belge. (f. şahit. destvân). fizy. . sürtme ve dokunma.

i. emre itaat etme.) 1. dem-bestegî (f.) helak eden. (bkz: muttasıl). 3. deme (f. 4. ağız ağıza dolu [kap].) vakit vakit. intikam alan. demende (f. hiddetle çıkışma. bıçak. içki. gözyaşı damlası. üfleyen. okşayıcı nefes.) içi pek dolu.i.) sessizlik. kirli kan.i. demendân (f. 2. davul. 6.i. ağlayan. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. (bkz: müntakim). asabî. keskin tarafı. ağız [insan. an. vakit. "zamanı iyi değerlendirin. azarlama. tehlikeli ağız. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı.l) meç. soluk. kanlı. 4.s. dem-i germ 1) sıcak nefes. dem-i civânî gençlik zamanı. fırsatları kaçırmayın" anlamına. soluğu kesilmiş. büyüklük.) ateş körüğü. 5. 2) hararetli. dem-i nerm yumuşak.b.i. heybetli. hiddet. telef. ağlama. 2) can bağışlayan soluk. dem-â-dem (f. demâg-dâr (f. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer. 2. dem bu demdir. dem'ân (a. aldatma. demdeme (f. gurur. ün. küfür. müddet.s. 10. 9. dem-i teslim . vakit.) bir damla gözyaşı. 2. zorlu. dem" (a. dumû') gözyaşı.s. soluk. kanla ilgili.i. dem-i seher. suskunluk.) 1. ölüm. demân 4. susmuş. dem-i bahar bahar nefesi. üstünlük. dem'a (a.) kibirli. şiirin vezni.b. demânkeş (f.) gözyaşı döken.) vakit.b. dem-i kalem kalem ucu. dem'a-rîz (a. dâima. 2. kuyumcu ve demirci körüğü. saldırıp kükreyen. tatlı söz. kavga. saat. zaman. dem (f. demâr (f.s. demâr-âver (f.zf. gün açımı.i. kalem ucunun sesi. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz.i. dem-i serd soğuk nefes. dem-i tîg kılıcın ucu. susmuşluk.) helak. gıcırtısı. 2. sık sık. 7.c. sinirli.i. dem-be-dem (f. kılıç]. 5. hiddetli. ruhu teslim edecek zaman.) 1. hîle.) nefesi bağlanmış. zaman. büyüklük taslayan.f.) 1. dem-i verîdî biy.zf. dem-i teslim ölüm â u. zaman. 4. şöhret.) her vakit. 2) yakıcı ân. 2) susma. meç.i. 3) söz dinleme. hîle. nefes. dem-beste (f. 3.s. (f. sert ve ümit vermeyen söz. 8.s. ateşli sözler. dem-i zehre bot. cehennem. âh. demdeme (a.) 1. demevî. heyecanlı. demeviyye (a.b. dem-i şâm akşam vakti. aldatma. 3. 2. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes.) 1. bahar gibi güzel kokan nefes. bağırıp çağırma.i. gözyaşı dökme. akşam üzeri. dem-i ejderhâ ejderha ağzı. kırıp geçirme. 2.) 1. 3. kibir.s. mahv. n.b. hakaret. koku. isa'nın nefesi.b. öfke. boyun eğme. kükremiş. dem-i subh seher vakti. dem-i vâ-pesîn son nefes. ateş.s.

]. tamah ve ümit.i. sürmüş.b.demeviyyet demevi-yy-ül-mizâc dem-gâh dem-gîr dem-girifte dem-güzâr dem-güzârî dem'î. kardeş kanı.) kirlilik. homurdanma. yetişmiş [çiçek. pislik. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri. kokmuş. ney. akıl dişi.f.) arkadaş.) 1. (f. dostluk. (bkz. (f.) bot. (f. yaşayan. (bkz. 3. dem-ül-ahaveyn). mırıltı. (a.s. dendân3). paslılık. diş tanesi. ednâs) kir.) denî ve alçak tabîath. bâzı kuşların. akıllı. şarap içen.) ağır ağır. (f. s.b.) 1. çıkmış.b.) tempo tutan.b. dâima öten bir cins güvercin.i. (a. asabî.) bitmiş. (f. (bkz: fazâhat).i. (f. pas. (a. 2. Hz.i.i. dudak kıpırtısıyla söylenen söz.s. 2.i. bülbül gibi.b. sırdaş. g. (bkz.) muz. 4. esvap kirliliği. s. tempo tutan. (f. (f h i ) . dînâr'ın c. adîlik. (a. bol kanlılık.b. dost.b. nefes alacak yer.i.b. külhan.) altınlar. (f. (f.i. sinirlilik. (a.) diş kirası. 2. dem-üs-su'bân). (f.s.b. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi. (f. 3.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra. diş [ağızda bulunan].b. 5.i. (f. . i. 2.) arkadaş.i. alçakçasına.) alevlenmiş. ahlâk kirliliği. kardeşkanı. (f.i.s.i.s. kafadar. kürdan.b.) fırın ve ocak bacası. asabiyyet). dem'iyye Gudde-i dem'iyye demide dem-kâr dem-keş dem-keşîde demne demne-dânî dem-sâz dem-sâzî dem-serdî demşinâs dem-ül-ahaveyn dem-üs-su'bân denâet denâet-i tab' denâet-kâr denâet-kârâne denânîr denânîr-i mevcûde denâset denâset-i ahlâk denâset-i libâs dendân dendân-ı bulûğ dendân-ı saadet dendân-behâ dendâne dendân-gîr dendân-müzd dendene dendene denes (a.b. destere gibi şeylerin dişi.b. (a. kanlı canlılık.s. gözyaşı bezi.) sözü açık söyleme. (bkz. soluk çeken.i. 2. (f.i. 3.) göz yaşı ile ilgili. (f. (f.) alçaklık. tabiatı demevî olan.i. (a.) vakit geçiren. tarak.) 1.) hakîm.f. sinirli.b.) 1. çark. (f. (f. kuyumcu veya demirci ocağı. (a.) soğuk nefeslilik.zf.s. (f. (f. eşlik eden. (a.b. ısırgan otu.) arkadaşlık. sırdaşlık. sebze v.i.s. 2. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler.b.s. tabîat adîliği.i.) alçakça.) 1. (a. 3.) bot. c.b. uzun uzun ötenleri. i.b.s. g.) 1.i. nefes. mevcut altınlar.i.i. diş kirası.) vakit geçirme.b. murdarlık.

paslı.) "yırtan. der-i aliyye. -derâ. mağara. der-beçe (f. rezil. der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul. derâz (f.b. perişan. derârî (a. 3. nakîsa. sersem. demirci çekici. kazanma(k). gelir.) 1.) kapı yavrusu.s. geveze. 2. güzel söz söyleyen kimse. [ençok "yıldız" hakkında söylenir].i. der-âmed (f. 2.) 1. çirkin görülen hal. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr. kavgacı.i. der-akab (f. kehf).e. kısım. o anda.) 1. kapı kapı gezen. i. der-bâr (f.a. okkanın dörtyüzde birleri.i. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli.) 1.i. alma(k). derâ (f. meç. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses. i. (bkz. Der-hâtır hatırda. ahmak. deniş (a.i. derâz-nefes (f. dürrî'nin c.s.b. hayran. dar geçit.) çançan eden. denîe (a.) ayıp. 2. derâhim (a. kapı yeri. akçeler.i. 5.) hemen arkasından. derây (f. derâz-zebân (f. denn (a. hemen.) kirli. –der (f. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). kapı. der-ân (f. der-bân-felek Güneş ve Ay.s. çeşit. (bkz: bevvâb). der-beder (f. yaran.s.) 1. der (f. i. çıngırak. defa. büyük küp. dağınık. 2. eli dolu (gelme). 3. paralar. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen. der-bend (f. kere. dirhem'in c. renkli şeyler. i. kapıya bakan.s.) kapıcı.) "uzun soluklu"meç. Herze-derây.) kucaklama.) uzun. çan.) karısının kötü hâline göz yuman kimse. derâyende (f.s. 4. edepsiz.s. -de. Ciger-der ciğer delen. sıra yaran. derâre (f. (bkz. küçük kapı. dili uzun.zf.) ev kapısı.b.i.(f.b.s. şaşkın. derâ-yi deyr kilise çam. 2 .) küp.b. i.b.) 1. i. boğaz.) çıngırak. (bkz: dırâz). yırtıcı.) 1. der-i ümmîd umut kapısı.i. denî (a. pergel noktası. der-bân (f. deng . Sâf-der saf yaran. der-âguş (f. derây (f. sarma.i. soysuz. 2. cins.s. der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı. 2. lâklakacı.) alçak. derâ-yi kenîse kilise çanı.) parlak.) 1.) derhal. içinde. s.) "durmadan söylenen.zf. der-i bâr dîvan kapısı. deyyus).i.s.b.i. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul. serseri.i. dırlanan" mânâsına sıfat yapar. nevi. Perde-der perde yırtıcı. Der-enbâr anbarda.

tasalı.mirkad derece. yeter derece.) dert sahipleri. ikinci derece. dert.b. 3.der-bend ağası der-bend-ât der-best. kaygılı. (f. 3. eşitlik derecesi. memleket sının.b.s. mihnet görmüş olan. dertlenen. rütbe. birinci derece.s. gizli üzüntü. degre de dispersite. derbend'in c.nihâye derece. (f. yapılmakta olan. ayrılıktan doğan üzüntü. kim. 2. sokma.hired derd. 4. [Farsçada.s. 2) üstünlük derecesi.s.) dertli. (bkz. (f. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. sıkıntı. kâfi.b.). vah vah! (f. boğazlar. derecât) 1. cennetin katlan. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri. dert çeken. (a. kaygılı.i.) 1.b. merdiven basamağı.hicran derd. (f. (bkz: derd-keş). derd-nâk). s.) 1. hek. sıkıcı. ağn.b.derûn derd. asitlik derecesi.şer derd. (a.nihân derd.) derbentler. kapalı kapı. kapanmış. türlü mahkeme dereceleri.i. 4.b. elde etme.s. 2. 5. merdiven basamağı. kapalı. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir.) şikâyet mektubu. elde olan.c. kim.i. (f. miktar.) astr. derd-mendân) dert sahibi.süllem derece. tabakaları. gr. gazeteye yazma.i. (f. enlem. gam. basamak.) acı çeken. (f. gönül tasası.s.dil derd.s. fr.) dertli. tasalı.b. (bkz. (a.tafdîl derece-i ûlâ derece-i arz derece-i tül derece-i hâmıziyyet derece-i hararet derece-i inhilâl derece-i intizâ' [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. (f. üzüntülü. susmuş.i. s. (f. 2. derece). gönül kaygısı.b. (bkz: derd-mend.b. gr. kaygılılar. (f.şikem derdâ derd-âşinâ derdeme derd-engîz der-dest derd-keş derd-mend derd-mendân derd-nâk derd-nâme derd-perver derd-zede derecât derecât-ı cennet derecât-ı mahâkim derece derece-i gılzet ve hiffet derece. dâirenin 360 parçasından herbiri. 2.kâfiyye derece. dar geçiüer. sınır kalesi. derece'nin c. . yedi gezegen. kaygılı.s. hafiflik ve kalınlık derecesi. 1) karşılaştırma derecesi. tasalılar. kasavet.b. boylam. dağılım derecesi. (f. tasa. 3. hattatların yazdıkları meşk tomarı.) üzücü.c. derd-perver).i. baş derdi. (f.) dert. son derece. çözüşme derecesi. 4. sızı. 5. sevgiden dolayı çekilen aşk. tutma.b.) yazık. toplama.) acı.) 1. kapıbağı. akıl derdi.b. zaman zaman gelen dert. keder.i. keder. (f.saniye derece. kaygı.n. 2. arasına sıkıştırma.a. der-beste dere derd j derd-i aşk veya -ışk derddemâdem derd. acı. ısı derecesi.i) 1. kerte.müsavat derece. (f. kann ağnsı. kim. 2. biriktirme.

malûm. i. bilinen.) boşboğaz.b. tekke. (a. kapı önü. der-geh dergâh-ı mevlevî dergâh-ı Mevlânâ dergâh-ı âlî dergâh-ı ilâhî dergâh-ı izzet dergâh-ı muallâ dergâh-ı şerîf dergîş derhâl der-hâst der-hâtır derhem derhem-berhem derhişte derhör der-hûr derhûş derî derîçe deride derîde-dehân derîde-dehen derîde-per derk derk-i dekayık derk-i netâyic derk-i esfel-i cehennem der-kafa der-kâr (a. (f. muztarip.i. (a. (f. (f.s. mevlevî tekkesi. izdiham. basamaklar. şimdi. (bkz: revzen). (f. (f.i.) 1. seza. küçük kapı.s. (bkz: çespân. uygun. (f.) 1. kapı önü.) yırtılmış.b.) hemen arkasında olan. havası iyi. (f. en aşağı kat. dik sözlü.) yırtıcı.) para.) 1. Cehennem'in en dibi. 2. birer parça. 2.s.s. aşağı inilecek basamak. anlama.) cömertlik.) pencere. belli. Tanrı kaü. 2. yeşilliği bol olan dağ eteği. regression.) 1. elaçıklığı.b. (f. pâdişâh kapısı. "büyük kapı" meç. şâyeste).b.zf. Farsça'nın fasîhi. (f.b. karmakarışık. Cehennem katlan.i. derekât) 1.i. (f. 2. Tanrı katı.i.) uygun.b. boşboğaz.zf. dilek. iyice kavrama. lâyık. "bulaşma" manasınadır].) sarraf. (bkz: çespân). (bkz: derîde-dehân). dilekçe. dereniyye der-gâh.) istek. (f. şişle ilgili.) hatırda.) lâyık. dip.) hemen. yırtık. ele geçirme. verem. 3. (f.s. 2.) 1.b. bir çeşit zerdali.i. karışık.b. (f. derhör. münâsip.s. iyice kavrama. tekke.) kanadı kırık.a. 2.i. (a.i. 2. (f. aşikâr.) para basılan yer.i.s. iş üzerinde bulunan.) 1. işde. seza.i. (bkz: darb-hâne). (f. 3. en aşağı kat. (f. akçe.i. saray. kavrama. (bkz: sahavet). derhûş. 3. (a. 2.s. (f. [aslı "kirlenme".b. (a. mevlevî tekkesi. (bkz: idrâk). (a. yırtıcı arslan.s. şâyeste). münâsip. 2. neticeleri anlama. yırtan.s.) ur ile.zf. (f.i. (f. o anda. ["derek" şekliyle de kullanılır]. . çok kalabalık.i.s. (bkz: çespân.b.) lâyık. ince şeyleri anlama.c. (f.) 1. (f. dereke'nin c.) gerileme. tabakaları. kapı yeri. f r.s.) yavaş yavaş.s.) ur. oyma kapı.derece derece derekât derekât-ı Cehennem dereke dereke-i mirkat derekî derem derem-güzîn derem-serâ deren derende Şîr-i derende dereni. sahihi.) ağzı yırtık.) karmakarışık. (f. kapı yeri. (f. merdivenin en aşağıdaki basamağı. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi. [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir]. yakalama. incinme.a.s. en aşağı kadar.

c. (f. 2.der-kemîn der-kenâr derman dermân-de dermândegân dermân-degî der-miyân der-miyân etmek der-niyâm der-pey der-pîş der-pîş etmek derr Lillâhi derrühû derrâce derrâce-süvâr derrâk derre.a. "için ateşi". âciz. sana kim akıl verdi. eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü. (a.s.f. (f.) 1. yüklenme. 3. kenara yazılmış olan yazı. (a.s. (a. (f. dermândegân) bîçâre.) insanın boğaz. bisiklet. Samanyolu. gönülden. şehir içi. dersle ilgili.) üstüne alma. güç. (f.s.i. 2. ışıldayan.b.) 1.s. yürek. (f. beceriksiz. gönülden. gönül. gözönünde bulunan. l. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet.a. "öğrenci.) dere.a. dürrî ders Sana kim ders verdi ders-i âm ders-i ibret ders vekâleti Der-saâdet dcrs-hân ders-hâne dersî. iç ve dış. dermân-de'nin c.i.i.) 1. (bkz.i. çâre.b. kuvvet.s. güzel eser. öne sürmek. (f. tenbih. dâhil. (f.i. (a. dürûs) 1. (bkz: kehkeşân). dere derre-i asman derrî.i. beceriksizlik.b. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse. kılıfta.zf. kalb. ev içi. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife. gönül derdi.) ders yeri. pusu bekleyen.i. kimse. ders vermeye mahsus yer.s.s. beceriksizler.b.i.c. derûn). kişi. 2.b. kin besleyen.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul].s. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti.b. (a. zavallılar.s. güzel iş. sınıf.b.b.i.f. (ibret dersi) göz açacak şey. us payı.s. söylemek. derk'den) çabuk anlayan.) bîçarelik. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire.zf.f.).s.b. endoscope.) ortada.) ardı sıra. âcizler. (f. ortaya koymak. anlatmak.h.b.b. (f. (bkz: derûne).) içten. saman uğrusu. s. mükâfatını Tanrı versin! (a. [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. dersiyye Sene-i dersiyye der-uhde derûn Derd-i derûn Ateş-i derûn derûn-i hâne derûn-i dilden derûn-i şehr derûn ü bîrûn derûn-bîn derûn-dâr derûne derûnî (f. münafık. kına sokulmuş.) 1.i. [evvelce] talebeye. düşkünler. . (a.b. (f.b. (f. 2. iç.) derse ait.) pusuda. (f.) içten pazarlıklı. 3.s.) en önde. telkin. acizlik.) bîçâreler. içeri. cami hocası. düşkünlük. 2. (a.) ders okuyan.zf. takat. 2. (f. kucaklama. tâlîmat. çıkma yazı. (a. velospit. zavallı.İâç. akıl. kucağa alma. arada.i. ders yılı. gözönünde bulundurmak.) parlak. (f. ileri sürmek. (f.) bisiklete binmiş olan kimse. (f. gönül yanıklığı. öğretim yılı. fr.) kında. direktif. anlayışlı.

sertlik. (f.b. umman denizi. hayran. i. gemi yapılan veya tamir edilen yer. dolaşan.) 1. şecaat. alçak gönüllü kimse. Akdeniz. göl. meç.a.) küçük deniz. utanma.s.b. 4.) deniz. şehir kapısı. (f-b.i. (f.s.) akıllı.s. sağlam. içebakış. deryûze içten. fr. (f. i. deniz gibi. yeşil deniz.i. (f.) muhafız.) 1. 2. gardiyan. şarap fıçjsı.s.b.b.s. (bkz: deryâ-keş).s.b. lâzım. gönülden gelen ah. coğr. ayıp.s. ters. dervîş'in c. Akdeniz. (f. i.i. (f. (f.a. 2. yokluk. 3.i.) 1. Hint okyanusu. dervâh dervâh dervâze dervâze-i gûş dervâze-i nûş dervâze-bân dervâze-hezâr-gâm derviş dervîş-i abâ-pûş dervîş-i dil-rîş dervîşân dervîş-âne dervîş-nihâd derya deryâ-yı adem deryâ-yı ahder deryâ-yı ebyaz deryâ-yı esved deryâ-yı hâmile deryâ-yı Hind deryâ-yı kulzum deryâ-yı la'l deryâ-yı nur deryâ-yı rahmet deryâ-yı Rûm deryâyı-ummân deryâb deryâ-bâr deryâ-bend deryâce deryâ-dil deryâ-feyz deryâ-keş deryâ-misâl deryâ-nevâl deryâ-neverd deryâ-nûş deryûz. muhkem. 5.) 1. meç. kale kapısı. aba giymiş derviş. meç. açık deniz. (f. okyanus.b. int-rospection.b.) derviş olana yakışacak surette. anlayışlı. (f. şaşkın.) derviş ruhlu. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. gönlü yaralı derviş.Âh-ı derûnî derûnî murakabe derûn-nişîn derûn-perver dervâ.i. (f-s.) 1.s. (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır. (f.) bahşişi deniz gibi çok olan.i. fels.b.i. gerçek. (f. gönlü büyük.) çok içki içen. 3. gönül yapıcı. semâ.b. kabalık. coğr. dervişcesine. inci çıkarılan deniz.s.) yalnız kalmayı seven. (bkz: deryâ-nûş). ağız. (f-b. Karadeniz. cesaret. Şap denizi. iyi huylu [kimse]. 6. i.) denizde gezen. liman. zarurî.) kalbideniz gibi geniş olan.zf. (f.b. 2.) bin adımda bir dikilmiş taş. (f.b. kulak deliği.s. (f.) denizi andıran. (f.s.) dervişler. (f. 2.) çok içki içen. Kızıldeniz. havsalası geniş. fakir ve ihtiyaçlı kimse.b.) deniz gibi coşan. meç.) feyzi deniz gibi sonsuz.b. doğru.) dilencilik. meç. (f.) kapı. (f.a.s. gökyüzü. Bahr-i ahmer. (f. himmeti büyük. hiçlik denizi.s. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. . 2. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse.s. başaşağı asılmış. (f. (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti. (f.

hîleci.dilenci çanağı.) hîle eden. çekişmek. oyun. kapacık. sigma kapacıkları. (f. desemî.i.i. yağ ile ilgili şeyler.) zincirde. o-yunlar. bulaşık el.s. dest (f.) ele alıştırılmış. dessâme (a. kör-ince kapacığı. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta. kuvvet. 6. dest-i üstâdâne becerikli. dest-âlây (f.s. 2.s. (bkz: hayyât).i. (f-b. yiv. (bkz: desîse-kâr).b. ikili kapacık.). Şems).i.c. lâmbda dikiş. dest-i billur billur gibi el.b. derz-i lâmî biy. desîse-kâr (a.) yağa mensup. desîse (a. el altından yapılan iş. 3. galebe. (a. fr. ve s. dessâm (a. Hurşîd. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş.) bulaşmış.f. başarılı el.f.i. valvule tricuspide. dessâm-ı iklilî anat. dürûz) 1. 2.i. dest-i istibdâd istibdad'ın eli. dikiş yivi. f r. fr.) iğne. şehir ve kasaba.s. (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. desâis (a.) dilenci.) hîleci. teskere. desîse'nin c.düstûr). yüksek yer.) desîse eden.i. kuvvet. valvule mitrale. (f. oyuncu.) eller. valvule.i. dessâmât-ı sîniyye biy. o-yuncu. oyuncu. güç. dest-i âhenîn "demir el".i. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat. zafer. dest'in c.) dikiş ile yiv yapan.) 1. 2. desâtîr (a.s. tarz.. yağa benzer. destan) 1. hîleci.s. fr.s.b. (bkz: dek).) hileler. 5.f.b. derzen (f. (bkz: menend).i. deskere (f. anat.b. (bkz: sâil). Kâse-i deryûze deryûze-ger deryûze-gerân deryûze-gî derz . desîse-bâz (a. güç. mevki. destan (f. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. lambdo'ide. el.) kapakçık.) dilenciler.i.) eş. yavrudan beslenip alıştırılmış.i. aldatıcı. menfaat. fayda. dest ü pa el ve ayak. istibdad'ın verdiği azap. üstünlük. des (f. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. üslûp.s. düstûr'un c. kapakçık. dekler.zf. valvule ilecocoecal. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat. terzi. fr. desâis) hîle.) desîse edene yakışacak surette. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak.c. dest-i Hakk Allah'ın eli. dest-i dil gönül eli. desemiyye (a. benzer. dest-âmûz (f. dest-i ra'şedâr titrek el. der-zengîr (f.i. desem (a. dessas (a. (bkz: Âftâb. Mihr. zincire vurulu.i. desîse-kârâne (a. 4.c.c. (bkz: destgâre). derzi (f. el altından yapılan işler. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak.) dilencilik. hasta.b. oyunlar. (bkz. düşüm) yağ. başarılı el. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler.s.) anat. üçlü kapacık. deryûze-ger'in c.

(f.zf. tutacak yer. hokkabaz. g.i. (f-b-i-) değnek.s.) deneme. (f. kabza.) parmağı ağızında.b.i.i. (f. el uzatma. Rüstem'in babasının lâkabı. (f. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu. (f-i.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde.s. el öpme töreni. (f-b. peşin satış. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi]. insan veya hayvandan meydana gelen halka.s. el elden üstündür.) elele.s. üstünlük. (f.) el öpmeklik. tülbentler. (f. el kavuşturmuş. dalgın.i. on yapraklık altın varak defteri. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir].s. (f. 3.) 1.b.b. el uzatan. atik.) eli göğsünde.s. küçük el. s . b. tutam. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet.b. sanklılar sınıfı.i. (f.b. ücretler. bahşişler. incik boncuktan yapılan kol bileziği.) destâr-bend'in c. 2 . sanklar.b.i. (f. meddah.i. .i.i. kıssa. sınama.i. tezvîr. (f. [maneviyatta da kullanılır]. (f. ne yapacağını şaşırmış. 3. dayanak.s. hikâye. mekr. (f.b. (f. (f.) el öpme. elden ele. şaşkın. kuvvetlilik.) sank parası.s.i.) eli başında. (bkz. destar yapan. satranç. masa örtüsü.) 1. 2.b.) 1.s.b. f r.i.) tohum gibi saçılan şeyler. (f. sarıklı. pâdişâh sarığı. (f.) üstünlük.) hîleci. 2.) 1.i. sultanların sardığı bir çeşit sarık.) 1. dest-bûye dest-bürd dest-çâlâk dest-dırâz deste deste-çûb dest-efşân destek (f.destan destân-ger destân-serâ destân-zen destâr destâr-ı hümâyûn destâr-ı şerif destâr-ı Yusûfi destârân destâr-behâ destâr-bend destâr-bendân destâr-çe destâr-hân Destârî destâr-pûş destâ-seng dest-âvîz dest-azmâ dest-bâ-dest dest-bâz dest-be-dest dest-be-dehân dest-bend dest-ber dest-ber-bâlâ-yı dest dest-ber-sîne dest-be-ser dest. elcik. (f. (f. destarla ilgili.) sapan ["dest-seng" de denilir]. 2 . destâr'ın c.) sank saranlar. (f. (bkz: imame). tülbent.zf. zulmeden.beste dest-bûs dest-bûsî dest-bûy. 3.b.) eli bağlı.) 1.b. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek. 2.s.b. (bkz.) 1.) eline çabuk. demet.) 1.b.b. elele tutuşup oynanılan bir oyun. sopa.b.) sarık saran.b. epopee . (f. 2. (f. işe hazır. (f.b.) ufak hediye.b. 2.b.s.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse.b. (f. dest-be-dest).) 1. dubaracı. (f.s. (f. (f. küçükten büyüğe verilen hediye. ve i. takım. sarkıntılık.) kuvvet.) elele. hîle. yağlık.) mendil.i.b.) destan okuyan. iğ.b. Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank. el bağlamış.) sank. zafer.s. (f.) hîlekâr. 3. (f.i. 2.i. (f.b.s. s.i. (f. (f. raks. 2 . bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak. dâstân).

kol-bağı. (f.) 1.b. (f. pâdişâh fermanı. (f.b.s.i. testere.b. kazanç. (f.i.) elde bulunan şey. taş ve sâire nakline yarayan tahta. töre. 2. 6.s. kalfa.b. (f. tezgâhtar.s. (f. müsâade et.b.s. 4. yoksul. imdada yetişen. [bkz. ilâç yapma konularıyla ilgili kitap.i. kanun. dindar. dokuma âleti. kazanç. el ile yazılan mektup.s. (f. (f.) el yazısı.i. ücret. çelimsiz.b.) l .) 1.) elerme.) hediye. yardımcı. bilezik. (f.b.) 1.b. s.m.b.) ezme işinde kullanılan.i. müsâade edin.i. (f. müsâade.i. (f.i.) kendi eliyle dikilen fidan.) el açan. (f.) 1. elinden tutma. yakıcı. hasta. (f. (f. (f. avuç açıcılık.b.) pazarlık. iş. g. izin. 2. (f. deskere). i.b.b. Güneş.b. 4.i. 5. 3. 3. (f.) ele geçirmek.i.s. 2.i. (f. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey. fakir. avuç açan.b. kodeks. bir örgü motifi. el ile yapılan iş.s.) elinden tutan.) teskere. (f.i. 3.b. yardım.b. mendil. erişmek. i. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı. ruhsat. (f. billur veya mermerden yapılmış âlet. savulun!.) 1.i.s.b.b.i.b. 6.b.s. bir işten vazgeçen.b. ayakteri. el uzatan.i.) 1. kuvvetsiz. i.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse.b. (f.i. kimse olmasın. mektubun sonuna konan imza veya tarih. armağan. sermâye. [toplantıda] baş köşede oturan.i.i. (bkz: dest-gâh).) 1. Şems). 5. 2. 5.i. dilenci. (f.) sapan.b. 2 .) amele başı. (f. (f. atölye.) eli yakan.) nişanlı kız. 4.dest-endâz destere. el bileziği. fakir. 2. (f.) 1. açılın. (f. Hûrşîd. (f. (bkz: mehr-i muaccel).Mihr. .) el işi.s.i.) elbezi. (f.s. zenginlik.b.i. 3.) oyuncak.s. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren.b. el bıçkısı. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse. dest-erre deste-seng dest-gâh dest-gâh-dâr destgâre dest-geh dest-gîr dest-girây dest-güşâyî dest-güşâ dest-güzâr dest-güzîn dest-hatt dest-hûş destî destî-bâz destine dest-kâr dest-keş dest-lâf dest-mâl dest-mâye dest-Mûsî dest-mûze dest-müzd dest-nemâz dest-nişân dest-pâk dest-peymân dest-renc dest-res dest-res olmak dest-seng dest-sûz dest-sûze dest-şikeste dest-teng destur destûr-i edviye (f.b. tezgâh. usta.b.b. yedek at.b. el emeği. 2. (f.) el atıcı.b. (f. (f. el çeken.t.) zayıf.b. i.i. (f. (f.b.) damadın geline verdiği ağırlık. testi. izin verin geçelim. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz.i. kuvvet ve zenginlik. (f.b. yankesici. (f. (bkz.) testi ile oyun yapan hokkabaz.) bahşiş. mahkeme ilâmı. elde etmek.a.) abdest.) eli dar. Âftâb.i.). 2.) yardımcı. (bkz: bâzîçe).b.) el açıcılık.i. 2. (f. (f. 3.

(f. ilâç. mürdesenk.s.s.) hamam natın.) yardım. büyük belâlar.) dâireler.i dâbbe'nin c. çâre. el bileziği. günlük. 2.i. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. Dinyester ile İrtiş arası geniş step.) yardımcı.destûr-i riyazi destûrî desturun destvân dest-vâne dest-vâr. ele benzer. (f.i.) duman çıkaran bacalar. baston. felâketler. zafer.i. yatıştırıcı ilâç. devlet dâireleri. deştpeymâ).) bâzı kimselerce. belediye dâireleri. 2. bilezik. ilâcı olmayan. kırda. dâhine'nin c. (bkz: muîn. 2. üstünlük.i.) desturla ilgili.) içler. .) 1. dünyâ. el uzatma. el kadar. (f.) 1.b. hayat çölü. (a.i. Hz.s. (f. Lâr diyârına mahsus hançer.) musibetler. askerî dâireler. devâiyye devâir devâir-i askeriyye devâir-i belediyye devâir-i devlet matematik formülü. meclisin baş tarafı.) yük ve binek hayvanları.) çöllük. çölle ilgili.i.) çölde. yabanî.) bozkır. tedbir. (a. dünyâ halleri. iltiyâm-nâpezîr). b. öküzödü]. (bkz. evde gezen. (a. arka.) çölde. fânilik ovası. (f. ilâçla ilgili olan nesneler. (bkz: deşt-neverd.i. (f.b. evde gezen.b.s.) üste örtünecek şey.b.i.b.zf.i. evde gezen. (f. kır. dâhiye'nin c. yedi ilâç[üstübeç. (a. (f.b.t. (f. dâire'nin c.) savaşta giyilen demir eldiven. acı giderici. terementi. (a.i. yedi deva. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller. (a. dest-vâre dest-yâb dest-yâr dest-yârî dest-zen deşne deşne-i -Lârî deşne-i subh dest deşt-i fena deşt-i hayât deşt-i kebîr deşt-i Kerbelâ deşt-i Kıpçak deşt-gerd deştî deşt-neverd deşt-peymâ deşt-zâr deva' devâ-i seb'a devâ-nâ-pezîr devâ-yi misk devâ-yi müsekkin devâbb devâc devâhî devâhil devâhin devâî devâi-d-dehr devâî. (f. tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. (a.) hançer. (f. 2. 3. deştneverd).i. dâiye'nin c. fırsat. kırda. ovalık.c. vahşî.s.i.) şifâsı imkânsız olan.b. (a-s.i. (f. muavenet.b.) 1.i.s. (f. müzahir). (bkz: deşt-gerd.) 1. (f. dâhile'nin c. (f. 2. deşt-peymâ).) 1. balmumu.i. edviye) 1. İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge.i.s. kırda. (bkz: dellak). 2. ilâçlara ait. tutunma. güzel kokulu bir çeşit şeker helvası.b. (bkz: deşt-gerd.) çölde. çoban değneği. ova. çöl. yorgan. 2. (f. el gibi. zift. (f. 3. (f.

rotatoire.c. sürme.) mat. bir işe.f. düvel) 1. patırtılar. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim. devâir-i uruz coğr . Esb-i devan koşucu.b. . Peyk-i devan yanda koşan at uşağı. deverân-ı dem biy.) hek. varice. dev-âsâ (f.b. devâr. devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet. devânikî (a. divitdâr. devha (a.s. devende (f. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. 2. mangırlar. devlet-i âl-i Osman tar.) divit. düzen dolapları. dolâb). devâlî (a. çâresi olmayan. koşan. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler. devâ-nâ-pezîr (a. (bkz: devât). sür'atle. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. nerden geldiği belli olmayan sesler. devâlîb (a. devât-dâr (a.i. deveran (a.f. 3. devît (f. sürekli olan devlet. devât (a. dönüp dolaşan.) büyük. 2. devlet-i müebbed). (bkz: dîvân2). hızlı giden at. deveranı (a.s. seğirten. hızla. (bkz. sebat. kan dolaşımı.i. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları.) şâir dîvanları. Osmanlı imparatorluğu. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler.s. bir me'-mûriyete gidip gelme. (bkz. devam (a. gürültüler. 2.i. s. z f. devan devan (f. devâir-i mütevâziye geo.) 1.) dev gibi.s.i.f.s.) dönüp dolaşma. yazıcı. dönel. devlet (a.i. (bkz. damar hastalığı.i.) 1. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz.) koşa koşa. hızla.i. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları.s. bir halde bulunma.s.i. devlet-i ebed saltanatı ebedî.) 1. deviyy (a.s. yazı takımlarına bakan kimse. devlet-i aliyye-i Osmâniyye). devâvîn (a-i. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar. fr. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk. koşarak.b. dânik'ın c. lenf (akkan) dolaşımı.) divit.) ilâcı. 2. çâre bulan.) gezen. (bkz: devît). devâir-i müttehidül-merâkiz geo. büyük dolaşım. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. deverân-ı kebîr biy.i.) 1. hızlı yürüyen.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey.i.) ilâç tertibeden. devânik (a. devâ-sâz (a.dîvân'ın c.i.devâir-i husûsiyye özel dâireler.zf. baş dönmesi hastalığı. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet.) hek.) anlaşılmayan. fr. ulu ağaç. fr.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli.). deverân-ı lenf biy. devle (a. devan (f. Osmanlı imparatorluğu. dâim olma. circulation. dolâb'ın c. bir dirhemin dörtte birleri. duvar (a. dolanma.

i. biri.i.c.s. güle güle. kapı kapı gezip dolaşma. (a. Türk müziğinin küçük usullerindendir.b.]. (bkz: devlet-yâb).f. minyatür v. mitoloji çağı. durmadan.t. kısırdöngü. baştan sonuna kadar okuma. ululuk. (a. hat. bir şeyin etrafını dolaşma.devlet-i müebbed devlet-i şehâdet devlet ü ikbâl devlet ü ikbâl ile devlet-âbâdî devlet-hâh devlet-hâne devlet-iktirân devletli. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı]. dün yâya gelme. fels. devletli). (a. zaman.s. zaman. dönüp dolaşma. devlet zamanı. aktarma. 2.b. talih. vezirlere. tas.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v.f. saadet nöbeti. gönlü hoş eden devir.f.b.) ev.i. kut. . 3 baht.b. 6.) g. belâ günleri. birini uğurlama sözü.f. 2.s. 5. şehitlik devleti. büyük rütbe. (a. kader. mutlu. en hoş zaman. büyük saadet. mevki. 3. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi. (a. (a. pâdişâh damatlarına verilen unvan. dünyâ seyahati. (a. musibet. zenginlik.f.b.b. muz. döner delilik. durmamacasına dönüp dolaşma.b. şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan. s. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli. talih. (a.b. çağ. fr. gerileme dönemi. 4. 8. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri. edvar) 1. Bu makamın 7/8.) refah içinde. mant. hükümdar. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer. cercle vicieux.) devletin. folie carculaire. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür. mutluluk günleri. (a. müşirlere. 9. [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. (bkz. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir.) [eskiden] refah. saadet ve nîmet sahibi. şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan. dönme.) mevki ve zenginlik düşkünü.b.].-lü devletli! inâyetlü devletlü necâbetlü devletlü re'fetlü devletlü semâhatli devletlü siyâdetlü devletlü utûfetlü devlet-meâb devlet-medâr devlet-mend devlet-yâb devr devr ü teslim devr-i âlem devr-i bâtıl devr-i cünûn devr-i dâim devr-i devlet devr-i dil-ârâ devr-i ebvâb devr-i esatir devr-i felek devr-i gusmâ devr-i gül devr-i hindî devr-i ikbâl devr-i inhitat (bkz: devlet-i ebed). [tezhip. mutluluk. refah içinde. bir şeyi başkasına teslim etme.i.s. nakil. 7. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. konak.). muz. dünyâ gezisi.s. 7 zamanlı ve 5 darblıdır. gül mevsimi. 4. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan. büyüklük ve iyi talih. fr. mutlu. tar. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır.b. Mekke şerifine verilen unvan. (bkz: devlet-iktirân). sarayın kızlar ağasına verilen unvan.

s. karatavuk. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. 2. lâle devri.) l.s. [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan. kârlar. dönüş. hastalığın ilerleme dönemi. Peygamber'in devri). Türk müziğinin küçük usullerindendir. Hz. lâle mevsimi. muz. II. geçmiş dersleri hatırlama. 2. gezici karakol. besteler.) 1. (a-i-) dünyâ. tevşîh. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. hek. kader. felek. mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. coğr. (a.i. bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir. Türk müziğinin küçük usullerindendir. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. kenarı.zf. hafiye.) 1. 14 zamanlı ve 6 darblıdır. pâdişâh devri. (f. ilerleme dönemi. devir ile. devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. vent periodique. zaman. dönme. 2. 3. * dönem. muz. fiz. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında . Türk müziğinin büyük usullerindendir. devir suretiyle.i. âhır zaman (Hz.) devrederek. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri. yıl dönümü. (a. dünyâ. (a. geceleri dolaşan kol takımı. şarkılar. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. kuluçka devri. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. zaman zaman. ay devri. Türkü. peşrevler ölçülmüştür. Muhammed'in yaşadığı Çağ. eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. şarap kadehi. dönemli yel. 3. tevşîhler. z f. devrân ile ilgili. eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan.c.f. bir şeyin fırdolayı etrafı. Bu usul ile kâr. eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. 3. [Bektaşi tâbirlerindendir]. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür. 2. devrât) 1. terakki. muz. casus. b i y. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur]. devir. devriyye Sene-i devriyye devriyye on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir. tar. bir önceki hükümet. fr. kısa devre. bir ay içinde ayın dolaşması. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. bülbül.i. (a. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. (a. ilâhiler. kavs-i urûc. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi.devr-i isnâ-aşerî devr-i istibdâd devr-i kamer devr-i kamerî devr-i kebîr devr-i lâle devr-i mihnet devr-i râbi' devr-i revân devrî rüzgâr devr-i saadet devr-i sabık devr-i saltanat devr-i tefrih devr-i terakki devr-i tezâyüd devr-i turan devr-i Veledi devr devrân devre devre-i âliye devre-i arşiyye devre-i ferşiyye devre-i ibtidâiyye devre-i kasire devre-i mutavassıta devren devr-hân devrî. Bu usul ile âyîn-i şerifler.b. talih.

Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. devr'den) devreden. (f. Güneş yılının onuncu ayı. (a. süregelme. usul âdet. 2.) 1. mecusî mabedi. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8. bu dünyâ. âdet. Bağdat'ın 90 km.) karanlıklar.) deylemliler. edyâr) 1. düyûnât) borç. deycûr'un c.i. duyûn.devriyye mevleviyyeti devvâr Çerh-i devvâr Felek-i devvâr devvâre dey deyâcîr deybâdîn Deyâlime deybâvend deybâzer deycûr Şeb-i deycûr deyden. karanlık gece. huk. (f. bir melek adı.i. kilise. gelenek. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. huk.s. Fırat'ın batısındaki bir manastır. ve onu idareye me'mur sayılan melek.) pergel denilen geometri âleti.c. huk. Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır.) dâimlik. deylem'in c. kış. Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı.i. devam. (a. [bu] dünyâ. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. (bkz. (a.) Tehmûres'in lâkabı. insanlık âlemi.i. Güneş aylannın sekizinci günü.h.i.i. (a. 2. i. (a. (f. uzaklıkta bulunan bir manastır. Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi. Kûfe'ye 42 km. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır.i. 3. (f. deydene deydene-i dîrîne dey-mâh deymûmet deyn deyn-i gayr-i sahîh deyn-i hâl deyn-i lâzım-ı sahîh deyr deyr-i Abdurrahmân deyr-i kunna deyr-i kurrâ' deyr-i mihnet deyr-i mugan deyr-i mürrân deyr-i semân deyr-i teng deyr-ül-âkul deyr-ül-aver deyr-ül-bahrî deyr-ül-Caslîk deyr-ül-cemâcim istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan. manastır. (a.i. Dünyâ. meyhane. Irak'ta Kûfe'ye 42 km. her Güneş ayının 23 üncü günü.) 1. Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. 3.i. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç. zalâm.h. tasalı dünyâ.) kış ayı. (a.s. i. Irak'ta Bağdat'ın 55 km. (dar kilise) meç.h. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır. (bkz. uzaklıkta. Irak'da Küfe yakınında bir yer. . şitâ).i. çok dönen.c. 3. meç. Dünyâ. (a. zulmet). deyâcîr) çok karanlık. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek. 2. hüzünlü. ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç. eski usul. meyhane.b.c. Cenâbıhak.

) gülme. derâre). anat. haydar. dikkenar. bir kimse.s.) dün.) el uzunluğu. XII.i. (bkz: diraht).) azı dişine ait.i. (a.i. (a.i. anat. (a.i. (a.c. diâmet yukarı Mısır'da M. 2 . 2.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse. (a.i.b. her şeyin ufalmışı. anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği. kurumsak. geo. dün ve yarın. baş. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği. dırâ'.i. (f. kenar. Suriye'de bir şehir. 2.b.) Şam.i.) ince ağrı. geo. tura. kırıntısı. (bkz:çağz) (a. (a. (bkz. defâdı') kurbağa. (a. (f. payanda. dahm'ın c. dünkü gün.i.c. (a.i. dırsıyye dıyyık Mekân-ı dıyyık dî dî ve ferda diâm.i.i.) bot.) manastırla ilgili.i. şirden denilen bağırsak. (bkz.) kulağı uzun. (a.) arslan. (f. kaburga kemiği. manastır adamı.) 1.) iri.) pek dar.i.s. yüzyıldan kalma kral mezarları.) 1. adrâs) azı dişi. deyr'den) manastıra mensup.).f. gazanfer.Ö. güldürücü (a. (a.f. el uzatan. (a. (a.) manastır. (a.s.i. cevşen). (a.' (a. Teb'de bir yer.) deriden yapılmış kalkanlar. (f. biri. erime hastalığı.s. [aslı "derâz" dır]. (a. 1.c. esed. (bkz.). .) uzun. (a. kurbağagiller.i.i. Lübnan'da bir kasaba. 2. kilise. (a. Eskikale köyünde bir manastır.i. s.b. 2.i. (a. fr. (a.s.) insanın güleceğini getiren.s.) mükâfatlandıran veya cezalandıran. adla') 1. ("ga" uzun okunur.c. (a.) uzunluk. a. tavşan. azı dişi ile ilgili. manastır ile ilgili. manastır sahibi.) ökse. daraka'nın c.c.i. (bkz: zıbâbiyye). Tanrı. pek dar yer. (a. güldüren.) zool.s. binaya vurulan direk.deyr-ül-gebrevî deyr-ül-Kamer deyr-ül-Medîne deyr-üz-zaferân deyr-üz-zûr deyrânî deyr-hâne deyrî deyyân deyyâr deyyus dıbâbiyye dıbkıyye dıfda' dıfdaiyye Dıhâm dıhk dıhk-âver dıkak dıbk dıkk dıl' dıl'-ı kaim dıl'-ı kâzib dıl'-ı mücessem dıl'-ı sahîh Dımışk Dımışki dır' dıraht dırâk dırâz dırâz-dest dırâz-gûş dırâzî dırgam dırgame dırra dırs dırsî. ileri gelen.c.) 1. ayrıt. (a. arete. bir fert. darâgım) arslan. mat.i. Dimişki). Nil'in batı yakasında.i.) zool. ökseotugiller.s. (a. (f. Mardin ilinin güneydoğusunda.h.b. duru') cenkte. hâkim.s. (bkz. savaşta giyilen zırh. (a. (f. kalın olan şeyler. şîr).i. kırbaç.s. destek. (bkz: tâziyâne). incesi.

dîde-gân) 1. (a. gözün nuru.yüz. sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli. ağlayan göz.s.) gözcünün bulunduğu yer. frenk canfesi. -dîde'nin c. 2.) göz aydınlatan. gözbebeği. kurtçağızlar. Zühal (Satürn) gezegeni. dîde-gân) görmüş. süslü bir ipekli kumaş.c. mahmur (bakışlı) göz. 2. (bkz: decâce.b. (a.) görmüşler.b. (horoz gözü) meç. dîbâ.c. canfes. (f. doğruyu.) 1.) 1. gözucu. bekçiler. (f. lütuf görmüşler.i. meç. görüşme.c. doğruluğu gören göz.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş.b. kanlı yaş döken. dallı.dîbâ dîbâ-yi frenk dîbâ-yi Hindi dîbâ-yi münakkaş dîbâ-bâf dîbâc dibace dibâgat dicâc dicâce dîdân dîdân-ı em'a dîdân-ı haytiyye dîdân-ı şerîtiyye dîdâr dîdâr-ı hürriyyet dîdâr-ı pak dîdâr-ı yâr dîde Nûr-i dîde dîde-i bînâ dîde-i gâv dîde-i giryân dîde-i hakk-bîn dîde-i hûn-bâr dîde-i hurûs dîde-i mahmur dîde-i siyah -dîde Lûtuf-dîde Zarar-dî-de dîde-bân dîde-bân-ân dîdebân-ân-ı âlem dîdebân-ân-ı çihârüm dîde-bân-ı felek dîde-be-râh dîde-bî-dâr dîde-dâr dîde-fürûz dîde-gâh -dîde-gân Lûtuf-dîde-gân (f.) gözüne uyku girmeyen. temiz yüz.b. (f. g. (f. göz. kırmızı şarap.i. Güneş. gözcüler. kolcular. (bkz: dîde-bân). 2.s. kadın adı. hürriyetin güzel yüzü. s. (bkz: Aftâb. zarar görmüş. lütuf görmüş. Şems). kara göz. 4.i.i. 5.b. [evvelce] gümrük kolcusu. (f. (f. s. gören göz. [evvelce] gümrük kolcuları. görüş kuvveti. (f. 4. gözcü.i. Mihr. i. nöbetçi.s.) ipekli kumaş dokuyan. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati.i. çiçekli bir çeşit ipek kumaş. yedi gezegen. dücâc). çehre. gözleyici. görülmüş. göz.) başlangıç. (f. (a. şeritler. gözcü. 2) bir çeşit üzüm." (f.) sepicilik. nöbetçiler.i.b. (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek. zool.) "gözü yolda" bekleyen. (f. (bkz: çeşm-i siyah). 2. meydanda.i. önsöz.) ufak solucanlar. gezegenler.s. çeşm). (a.s.i. kan saçan göz. (a.s. (a. bir yazı sitili. kolcu.s. şeritler. dücüc) bkz: decâc. gözleyiciler. gözcü. astr.b.b. debâbîc) 1. 3. Hûrşid. bekçi.c. canfes kumaş. bağırsak kurtlan. (f. . dücüc) tavuk.) l. 2. açık.i.) dîde-bân'ın c. Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş.i. (bkz: mukaddeme). (bkz: ayn.) gözetici.i. sevgilinin yüzü.c. dücâce). yaşlı göz. görme. kan ağlayan. dûd'un c. 3. (f.

(f. (f. serseri gönül. meç. ince arama. efser. kırmızı sahtiyan.) başkalarını düşünen.) başka gün. (f. çiftçilik. (f. (f.zf.s. ("ka" uzun okunur. köy ağası.i.) incelenmiş.) veren. f.) bir kimsenin sevincini. (bkz. bozuk.) "gözü kapayan" rüşvet.) göz alıcı. (f-b.t. (f. taşmış. kalb.b.s.) göz gibi. taşan tencere.) başka defa. (bkz: dihkan).) dakiklik. başkalaşmış.s.b.s. dihât) 1.s. (f. (bkz: dihhudâ). ihsan. (f.b. dîh'in c. muhabbet kazanı. diyeke. karye. çiftçi. gönül. köylü. ehemmiyet verme. (dühn'ün c.b. ("ka" uzun okunur.i. dakik'in c. ikîîl). (f. işten anlar.) 1. g.s.i. Cennet'te bir kuş. (bkz.i. (a.) sürünülecek yağlar. "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek. altruiste. başkaları için yaşayan kimse. a. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek.i. veriş. bağışlama. (a.c.c.s.i. rahatlık veren. küçük köy. (f.) 1. (f. (f.) köy. (f. (f. aşk tenceresi. [bkz: dîger-bîn). (a.i.b. başka. bakış inceliği. köylü.) çömlek.b.) verme. darlık. 2. dehlîz).*j dihât oUj dih-çe dih-dâr dih-gân dih-hüdâ dihî dîhîm Dihistân di his dihkan dihkanî dihlîz dîk dîk-i ebyâz dîk-ül-arş dîk dîk-ı nefes dikak dîk-efrak dikkat dikkat-i nazar dil dil-i âvâre (f. ufalmışlar.i. (bkz. tıknefes. yürek. doğruluk.b. verici.i.). nefes darlığı.i. edyâk) horoz.h. toprak tencere. .i. (f. öteki. [aslı Farsça "dih-gân" dır]. köy.) köylü. (a.i. (a.i.i. ekinci. (bkz: dahîm. 2. (f.i. ölmüş.b. köylü.) köyler. taşkın.) rençberlik. utanç verici. dih-dâr). göze benzeyen.i.) köy ağası.s.i.i.) çatal ibikli horoz. (f. çiftçi. köylülük. (f.dîdeler-rûşen dîde-nümâ dîde-pûş dîde-rübâ dîde-ver dîg dîg-i cûşân dîg-i sevda diğer.) köy ağası.b. (f. dîger dîger. 2.i. 2. (f.) Esterâbâd denilen kasaba. s. dâhim.i. ince eleme.s. fr.s. (f. utandırıcı.b.) 1.s.b.b.) diğer. köy kâhyası. atiyye). incelik. (a. (f. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. (bkz: dîh).) 1. (f.) 1. 2.) dar olma.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan.b. ("ka" uzun okunur.i.) iyi gören. değişmiş. başka zaman. a.s. karye. bâr dîger-bin dîger-gûn dîger-kâm dîger-rûz dih -dih Ârâm-dih Haclet-dih dîh dihân .) köye mensup.) taç.

c.s. gönülü karıştıran. dertli gönül.b. akıllı. paramparça olmuş gönül. merhametsiz yürek. deli gönül. gönüle sıkıntı veren. (f. 2.s.s. (f. 3. dil-âver'in c.) gönül bağlayan.) dilberlik. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. (f. i. yüreği sıkan. (f.b. 2.) gönlü rahat. hatır kıran.) gönlü incinmiş.s. 2. merhametsiz. 2.s. taş yürekli. sevgiliye yakışır surette. gönül çeken. gönlü rahat. yıkık. denizin ortası. i. gönül alan. i. yürekli. toprağın aln. yan.s.) 1. (f.b. muz.b.i.s.dil-i bî-karâr dil-i bî-mâr dil-i dîvâne dil-i inhâr dil-i hâk dil-i mecruh dil-i nâlân dil-i nâ-mihribân dil-i nâ-şâd dil-i pak dil-i pare pare dil-i pür-âteş dil-i sâd-pâre dil-i sengîn dil-i sevdâ-nihâd dil-i sevdâ-nişân dil-i sûzân dil-i şeydâ dil-i vîrân dil-i yek-vücûd dil-i zar.) gönül anlar.b. yaralı gönül. tek parçadan yapılı gönül. güzel. gamlı gönül. 2.) gönül eğlendiren. (f. 3. dilber'in c.b. . (f.) 1. i. güzel.b. meftun olan. sevdalı gönül. mandıra. gönlü dinlendiren. ateşli gönül. gönül ve ruh. kalb.c. cazip. dil-ârûm dil-âsâ dil-âsûde dil-âşûb dil-âşüfte dil-âver dil-âverân dil-âvîz dil-âzâd dil-âzâr dil-âzürde dil-bâz dil-bend dil-ber dil-berân bil-berâne dil-berî kararsız gönül. dil-berân) 1. güzeller. (f. (f. yiğit. yüz parça.) dilbere.i. (f.b. temiz gönül. hasta gönül.bs. parça parça.b. 2. (f. kederli.b. paramparça olmuş gönül. harap gönül.s. dilâverân) 1. kalbi uyanık.s. yürekliler. yanık. (f. kalbi kırık. mezar.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. gece yansı. diri ve uyanık gönül.b.zf. gönüle asılan. güzele. ateşli gönül. gönül okşayan.) 1. zavallı gönül. gönül.s.s. güzellik. muz. bilgin. avutan. (f. sevdalı gönül. gönül kapan.s. (f.s. 2. kalbi meftun eden [güzel]. (f. zavallı gönül. (f. güzel söz söyleyen.s. (f. kederli gönül.b. kalp kıran.s. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. nokta. deli gönül. erkek adı.b. göze hoş görünen. ırmakların gönlü. (f.) yiğitler. kız adı.b.) gönül inciten.) dilberler.) gönlü rahatlandıran.b. inleyen gönül. orta. gönlü alıp götüren.) 1. dil-i nizâr dil-i zinde dil ü can dil-i zar dil-i derya dil-i şeb dîl dil-âgâh dil-ârâ. kadın adı. (f. ağıl.s.b.) gönülden vurgun olan.

(f. yüreği rahat. gönüle eziyet veren. (f. tırmalayan. (f. ıstırap.) gönlü yaralı olan. gönül.s.i.) gönül aydınlatan.) gönlü hasta.b. kalbe sıkıntı veren. âşık.i.s.b.b.) heyecanlı.zf.b.) gönlü geniş. dilîrân) yürekli.s. (f.) gönül tutan. (bkz: dil-fürûz).s. cazibeli. dil-figâr dil-efrûz dil-efzâ dil-ferâh dil-figâr dil-firîb dil-fürûz dil-germ dil-gîr dil-güdâz dil-güşâ dil-güşâde dil-güşte dil-hâh dil-harâb dil-hâste dil-haste dil-hırâş dil-hûn dil-hurrem dil-hûş dilîr dilîrân dilîrân-ı nîzedâr dilîr-âne dilîrî dil-keş dilkeş-hâverân (f.s.) 1. (f. öfkelenmiş. sevgili.s. i. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur.b. (f.b. âşık.) gönlü şen. (f. Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan. (f. (f. (f. gönül dileği. i.) yiğitlik.i. (bkz: dil). gönül vermiş.s. gönül açan. gücenik. gönül çeken.b. (f.) gönlü yaralı. kalbe batan.b. muz. dilîr'in c. mertce-sine. ve i.) gönül çalan. (f. (f. kırılmış.b. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir. (bkz.) iç açıcı. gönül sahibi. hasta gönüllü.) yürek eriten. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil. muz.c.) içi kan ağlayan.) gönül arayan. (f. 2.s. yüreği sevinçli. (f.b. inleyiciler. iç a-çan. sevinçli.s.a. birinin gönlünü almış.s.s. (f.s. ıztırap çekenler. (f. (f. sıkıntı.) muz. Bu makam.b.b.) gönül aldatan. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].s.) inilti.i.) 1.).) gönlü ferah.s.) gönül bağlamış.b.b. (bkz: cân-hırâş).s. (f. alımlı. (f. (f.s.b.) gönül delen. yiğitler.b. yiğit. (f.s.) gönlü hoş.s.b.b. (bkz: mecrûh-ül-fuâd). muz.b. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri.c.b. dil-hâh).s. yüreği ölü. cesur.hüseynî ve ikinci .s. (bkz: dil-dâde). (f-b.) yiğitcesine. mertlik.b. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam.s. 2.b.) gönlü yıkılmış.b.b. cesurlar. (bkz: dil-beste). 2.b.b. (f.s. yüreği rahat. yüreklilik. sevindiren. kırgın. (f.) 1. âşık.s.b. âşık. (f.) gönül isteği.) gönlü ölmüş.s.b. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır. 2.s. (f.s.) !.s. muz. (f. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır. (f. (f.i.i.) yürek parçalayan. mızraklı yiğitler. (f.b. gönül çekici. 2. (f.) 1. (f.s.dil-beste dil-cû[y] dil-çâlâk dil-dâde dil-dâr dildil dildil-künân dil-dûz dil-düzd dile dil-efgâr. gönüle ferahlık veren.) yürekliler. inleyenler.) gönlü kızmış. 2. 2.s. kalbe ferahlık veren. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam. (f.) 1. (f.) 1.b.s. (bkz: dil-efrûz). (f.

s.) gönül avlayan.) gönlü hoş.b. hüzünlü. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.b. (f.). üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır.) yüreği yaralı. (f. muz.) gönül okşayan.b. A.b. (f. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır.b.s.i.s.b. (bkz: dil-teng). Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.) gözü gönlü tok.b. (bkz.b.s.s. (bkz: dil-zede). Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan. sıkıntılı. i.s. gönlü ölmüş.) gönüle hoş gelen. (f.) gönlü kara.b. (f.b. (f. (f. hoş lâtif. muz.s.s. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. (f. si için küçük mücenneb bemolü ve do için bakıyye diyezi ilâve olunur. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir.) 1.i.) muz. âşık. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak. Umumiyetle inicidir. Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. (f.s. gönül alan.s.b. (f. muz. (f. dokunaklı.) kalbi.b. (f. kederli. (f. yürek yakıcı.s. gönül kapan. (f.b.b.s.) yüreği yanık.) 1. çok acıklı. duygusuz. kendine meftun eden.b. kınk gönüllü. (f.) gönlü kırık. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere. 2.s.s. A. (f.) gönlü zedeleyen.s. i. (f.) gönlü gitmiş. (f. vuran.s.) yürek delen. . gönül yakan.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür.b.) gönül kinci. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır.) yüreği dar. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.dil-keşîde dil-kûb dil-küşte dil-nıürde dil-nişîn dil-nüvâz dil-nüvâzâne dil-pesend. Bu makam. dil-sûhte). dertli.) gönül alan ve zapteden güzel. (f. (f. kederli. (f.b. gönülde yer tutan. (f.b.) gönlünü kaptırmış.).s.b.b.b. tahminen iki asırlık bir makamdır. Güçlüler. gönlün beğendiği. dil-pezîr dil-rîş Dervîş-i dil-rîş dil-rübâ dil-rübûde dil-sâz dil-sîr dil-sitân dil-siyâh dil-sûhte dil-sûz dil-şâd i dil-şikâf dil-şikâr dil-şiken dil-şikeste dil-şüde dil-şüküfte dil-teng derecede -hüseynî'nin durağı olan.) 1.b.b.b. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur. vurgun. sevinmiş. (f. her şeyden elini eteğini çekmiş.) gönlü açılmış.) gönlü ölmüş. (f. b.s. 2. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.s. gönlü yaralı derviş.s.s. 2.s. gönül okşayana yaraşır yolda. [aslı "dil-nevâz" dır]. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup.) gönül yapan. i. âşık.) gönül okşar-casına.s. (f.

[tezhip. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup.zf. (bkz. (a. beyincik.zf. (f.) 1.b. (f.s. dimağ ile ilgili. (bkz: dil-rübûde). gönül darlığı. dîniyye Ulûm-i dîniyye Akaid-i dîniyye dîn-penâh Pâdişâh-ı dîn-penâh dîn-perver dîn-şiken dîn-şikenâne Akvâl-i dîn--şikenâne dîr dîr ü dırâz dîr ü zud dirahş dirahşân Mîr-i dirahşân (f. çoktan.]. dîne destek olan pâdişâh. (f. geç ve çabuk.b.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse. 2. akıl. (a. fikrî.s.i.f.s. i.) dinle ilgili olan. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. din bakımından.) dîni kıran. dîne destek olan. 2.) gönlü susamış. denânîr) 1. dimen) süprüntülük.i.) gönlü ditilmiş. (h. (a. (a. (bkz: mağz). (a.i. eski.b. dîni koruyan. uzun uzadıya.) Şam. bir Fransız frangına denk olan sırp parası.) süprüntülükler. (a.b.b.i. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur.) vurgun. (din inanışları) din dersleri. (f.i. parlayan Güneş.s.) nur. dîni arkalayan. (a.s.) parlak. dîne karşı koyan. parlak. (bkz: huş). yüz.) dince. dimâgiyye dimâr dimen ı Dimişk Dimişki Dimne dimne dîn dîn dînâr dîn-dâr dîn-dârâne dîn-dârî dînen dîn-fürûş dînî.b. âşık. dimne'nin c. canlanmış.f. Şam'la ilgili. (a. parlayan.) anat. beyin. (f.f.dil-tengî dil-teşne dil-zede dil-zinde dîm dimâ Sefk-i dinin' dimağ dimağ-çe dimâgî. edmiga) 1. (a.) dîne hizmet ve yardım eden.) 1.f. s.h. dimağa mensup.) iç sıkıntısı. (a.b.) kanlar.i. (a.c.i. zihnî. (bkz: Şâmî).s. (a.s. Şam'a ait. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası.) dîni koruyan. 2. 2.i.b. şuur. (a.s. dîne zararlı olacak şekilde sözler. dem'in c.c.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde. (f.s.s.f.) 1. (a. mürâî).) 1. (a. (a.i. dîne zarar verecek surette.b.i. bilgin. güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt. pek istekli.i.f. mahv.i. [aslı "durahşân" dır]. uzak.) dîni kıracak.b. (din bilgileri) din dersleri. (a.c.fz. kan dökücülük.i. çehre.zf.c. (a. 3. (f.f.i.) iki yüzlü. 2.) çakal adı.i.b.) yanak. (f. ziya. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya. 2.f. minyatür v. uzun müddet.) dindarlık.s.b. (a.s. ışık. . her Güneş ayının 24 üncü günü. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma. hat.f. geç. parıltı. (a. (a. (bkz: dür).) helak.

bilgili. halk arasında alınıp verilen dirhem.zf. (f.i. (bkz: dirâyet-kârâne). gecikme. 3. ondört kırattan ibaret dirhem.) bekleme.) ışıldayan. tutma. bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke. yazık. sancak. esirgeme.) ekin biçen.b.c.i. (f. men'etme.i.s. kavrayışlı. eyvahlar olsun! eski kadîm.i.s. (f. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem. (bkz: aram). (a. 3.b. bilgi. kavrayışlı. diraht'ın c. (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak]. [zekâtta .) zekâ. ("ga" uzun okunur.) 1. [aslı "durahşânî" dir]. diyer).i.b. mehirde. önleme. .f.) yazık. 3.i. parıldayan.) dirâyet-lilikle. (bkz.f.) bayrak. (f. başka mâdenlerden oluşmuş. 70 tane arpanın ağırlığı. uzun müddet. ah. orakçı. üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç. eski töre. (a.) parlaklık. (a-i. hasat. e. aman. karışık dirhem. (a.s. (a. (f. bozuk.) ışıldayan.i. (f. akça. 1.) ağaçlık yer.s. 2.i. derâhim) 1.) dirayetli.s.zf.f. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir]. istirahat. zekî.b.i. parıl-dayıcılık. şerîata göre. (f. para.s. dirâyetkâr olana yakışır yolda. eyvah.) para ile alınmış.) zekî. yemişli ağaç. ışıklı. gümüş para. onaln kırattan ibaret dirhem. gümüş para. (f.dirahşânî dirahşende dirahşendegî diraht diraht-i Meryem diraht-i meyve-dâr diraht-ı Vakvak dirahtân dirahtistân dîrân dirayet dirâyet-kâr dirâyet-kârâne dirayetli dirâyet-mend dirâyet-mendâne dîr-bâz direfş direfş-i Gâvyânî direfşân Dürr-i direfşân direm-güzîn direm direm-hırîde direm-serâ direng direv direv-ger dirhem dirhem-i ceyyid dirhem-i hâlis dirhem-i mağşuş dirhem-i örfî dirhem-i rayiç dirhem-i şer'î dirhem-i züyûf dirhem ü dinar dirîg dirîga dîrîn. parıldayan.i.t.) ağaç. bilgili. (a. diş. (bkz: seçer). (f. nurlu. gümüş ve altın para. (f. (f.b.s.b. f. 2. gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun. dirhem. saf gümüşten ibaret olup. orta boyda olan.b. para basılan yer.) evler. kavrayışlı. parlaklık. 2.i. diyette.) ekin biçme. ve zf. 2. karışık olmayan dirhem [gümüş para].) uzun. (f. (a. (f.) dirayetli bir şekilde.) 1. parlayan inci.) . (f.) dirayetli. (bkz: durahşân). dîrîne Âyîn-i dîrîn (f.dâr'ın c. bilgili. (bkz: dirâyet-mendâne).i.zf. Meryem'in altında oturduğu ağaç. (a. (f.f.i.) sarraf.i.) darphâne.b. yemiş veren. kavrayış.) ağaçlar. eski okkanın dörtyüzde biri. (f.s.

(bkz: dîvân kâtibi). Askerî Yargıtay.i. Hâkanî'nin dîvânı.i.s.) 1. (a. (dîv'in c. çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. kapak. (a. anat.) geniş sofa salon. harp dîvânı.c. 2.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua.s. onur *kurulu. şeyhülislâm. (a.i.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu. (f.) devler.) eklendiği kelimeye çokluk. budala. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur]. (a. delilik. dev.) delicesine hareket eden.) dün.b.) küçük şiir mecmuası. başkanlık kurulu. yüce divan.b. (a.) şahıs. (f. sıkıyönetim mahkemesi.i. devâvîn) 1. [bu mecliste. (a. cin. alık. sadrâzam. *yargıtay. (f.i. (f. yatak çarşafı.b.t. 2. (a.f. (f. demir gövdeli dev. düşür) 1. şişe kapağı. (bkz: Şems-ül--Hakayık). Fuzûlî'nin dîvânı. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru.i. bolluk mânâsını verir. üste giyilen kaftan.f.i. büyük meclis. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu].i.i.b. çılgın.b. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi. (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri. (a. pâdişâhın başkanlık ettiği meclis.) huk. (f.s. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi]. (a. kazaskerler. kapacık. mantar gibi şeyler. kişi. (f.b.hâne eski kul.c.i. 2.) delicesine hareket eden. elbise.i.b. halkın katıldığı meclis. askerî mahkeme. şeytan.s. çok merhametli.i.) divanelik.Bende-i dîrîne dîrûz disâm -disâr Merhamet-disâr disâr dîse dî-şeb dîv-i âhenîn-beden dîvân dîvân ö dîvân-ı ahkânı-ı adliyye dîvân-ı âm dîvân-ı âlî dîvân-ı deâvî nezâreti dîvân-ı harb dîvân-ı harb-i örfî dîvân-ı hâss dîvân-ı haysiyyet dîvân-ı hümâyun dîvân-ı riyaset dîvân-ı temyîz-i askerî dîvân-ı ilâhî dîvân-ı Fuzûlî dîvân-ı Hakanı dîvân-ı kebîr dîvân-çe dîvâne dîvân efendisi dîvâne-gî dîvâne-res dîvâne-rev dîvâne. . âhiretteki hesap günü. 3.) deli.i) huk. 2.) 1. (a.b.f.

(bkz: dîrân). 3.i. (f. gurbet ili.) duvar.i. s. 2. huk. dindarlık.i. 2. din. (a.) ev sahibi.s.i. dönen. (f. 2. sülük. murakabe altında bulunduran yüksek kurul. Anadolu.) dindarlıkta gayretli olan.i. 2 .s. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz.i. yabancı haneler. güve. (a. 3. (a.b. (f. kötü. (a. hıkka ve cezea denilen develerdir]. cin çarpmış.i. bint-i lebun. . özlem diyarı.) . (a.) evler.b. 4.i. devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol. (a. din duygusu. [Farsçası "dûlâb"dır]. huk.) 1.b. devâlîb) 1.b.i.ahar diyar-ı gurbet diyar-ı küfr diyar-ı Rûm diyar-ı tahassür diyât diyeke diyer diyet diyet-i kâmile diyet-i mugailâza dîz.i.) 1. (a.i.dîvân-ı muhasebat dîvân kâtibi dîvânî.) 1. dâr'ın c.i. iri yan. (bkz: levn).i.) kale muhafızı. (f. 5. dubara. korkunç tabiatlı. dîvan kalemin deki me'murluklar. 4.) diyanetle ilgili. başka memleket. (a. kasırga.c. (a.) l.b. (f. Mahmûd [Kâşgarlı-J ). dâr'ın c.) kale.i. özlenen ülke. (f. (a.i. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir.i. b. diyet'in c. (bkz.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi.t. (f. şiddetli rüzgâr.) ipekböceği. (bkz: dîv-çe1) .) dev gibi. dîvanla ilgili.f. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki).b.) deve ait.i. dîze diz diz-dâr dolâb Sayıştay. (f.b. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. dîvân efendisi).h.s.c. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark. 2. (a. hîle. diyât) kan bahası.) ağaç kurdu. dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı. dev gibi. 2. devreden.).) Tehmûres'in lâkabı.b.s.).) dîvâna ait. evler.i. devle ilgili. arka kaşağısı.) 1. dîvâniyye Hatt-ı dîvânî Menâsib-i dîvâniyye Dîvânü Lûgat-it-Türk dîvâr dîvâr-ger dîv-âsâ dîv-bâd dîv-beçe dîv-bend dîv-câme dîv-çe dîve dîvek dîver dîv-gîr dîvî dîv-lâh dîv-sâz diyanet diyânet-kâr diyânî diyar diyar. ülke. (f.i. dîk'in c. bot. (a.) cin tutmuş. delilik. (f.i.i. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir. (f. (f.) renk. islâm ülkelerinden gayri yerler.s. muhasebat dîvânı.b. (f. (bkz: edyâk).i.) dev yavrusu. güve. cinci.b.) horozlar. (bkz: mecenne). (f.) duvarcı.s. (bkz.) diyetler.s. memleket. zool.i. dek.b. (f. [bu neviler bint-i mehad. ağaç kurdu. (f. (f. Osmanlı ülkesi. sur. (f. cinnet.

) dost tutan. (bkz: zucret-ver). davet edenler. (a. yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman.i. gurur. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan.) dostluk. (a.i. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt. 2. . kibir. zool. dua edenler. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme. sivri kuyruk. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır.s. sevilen kimse. (f. dua okuyucu.b.b. sığır şeridi.c.i.s. zool. zool. meramı dostun meramına uygun olan. 2. trişin. zû'). zool. metres. lâmba isi. dost'un c. dostça. (f.b.) dua okuyuculuk. (a.) muz. zool. tas.s. (a.i. ipekböceği. büyük kadeh.systicerque.b. zool.i.dost dostân dost-âne dost-dâr dost-gâhî dostî dost-kâm dost-kân dost-kânî dû' dua' duâ-yı hayr duâ-yı müstecâb duâ-gû duâ-gûyî duâ-hân duâ-hânî duât ducret ducret-ver duçar dûçâr-ı hayret ü ıztırâb dûd dûd-i ciğer dûd-i çerağ dûd-i dil dûd-i dimağ dûd-i hadîs dûd-i ham dûd-i harîr dûd-i ibrişim dûd-i mükeyyes dûd-i müsellâh dûd-i müstakim dûd-i remel dûd-i sabbaga dûd-i şa'rî dûd-i şeridi dûd-i üstüvânî dûd-i vâhid dûd-ül-kebed dûd-ül-kilye dûd-ül-Medîne (f. tenya.s. (f.f. zool.b. hakîkî sevgili. (f.) l .b.) 1.) sıkıntılı.c.s. (f.zf. ed'iye) 1. iplik gibi ince uzun bir kurt. bir yere gönderme. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan.f. inilti.) 1. nikâhsız kan veya koca.i. (bkz: dûd-i harîr). kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt. yakalanmış.s. 2. dîdân) kurt.b. kırmızı kurt.i. domuz şeridi. duacı. (f. (a. dâî'nin c.). kabul edilen dua. hayırlı dua. zool. büyüklük. yürekten kopan ah. (bkz: giriftar). zool. (bkz: zucret). (a.i. zool.f. birini çağırma. 2. böcek.s. fr. fr.) dua eden. (a. zool.) tutulmuş. zool. yürek darlığı. dostân) 1. (f. Allah'a yalvarma.s.) dua okuyan. (a. kırmızı renk elde edilen böcek.b. (bkz. chrysalide. (bkz: dost-kâm). sevgilisi olan. sevişen kimse. 2. (a. uğramış. zool. niyaz.f. elde hiç bir numunesi bulunmayan. 3. (f. (a. yuvarlak solucan.c. keseli kurt.) duâcılık.i.b. (f. kelebek.) dostlar. zool.) dostlukla.i. zool.b. dua edicilik. 3.i. yürekten çıkan ah. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap. büyük kadeh.) dost meramlı. (bkz: dûde). Tann. sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. krizalit.) iç sıkıntısı.f.

) kızlık. (a.) 1. duman.) 1. (bkz: duht.i. tasa.b. 2.i. kız.) tütün satan.) kaba kuşluk vakti.i. (a.i.) ayran. (a.i. 1) Bektaşi ocağı.s. tüysüz.b.i. 2. (bkz: duht. (a.b. keder. kerime.) "is sıvayıcı" kara calici. tömbeki içen kimse. (a.b. dünyâ olayları.) 1. dûd). üveyi kız. iribaş. Mekke'de nazil olmuştur. hasırotu. böceğe ait. (f. (f.b. 3. çıplak baş ve yüz. 2. hâher).) kız. (f. (f. (f. (bkz. (küp kızı) meç.) 1. bekârlık. (güneşin kızı) meç. (f. (f. duhter).) 1.) gelin.) kurda. sağılmış. kabîle. otsuz. 3. Sûre-i Kur'ân'ın 93 üncü sûresi. kelebek.i.i.s. (f.) "duman yutan" tütün içen.i. bot. 3. (bkz: dûd-hâne. bekârlık. fr.i.) tütün içen. sabah namazı. (bkz: dûde.) 1. ocak.) dumanlı. hasır sazı.) hanedan. 2. 4.s. duhter). 2. dûd-hâne). duman. (bkz: duh.b. Kur'ân'ın 44 üncü sûresi. dûdiyye Dûdmân dûd-mân-ı Bektâşiyye dûd-mân-ı Osmânî dufayda dûg dugd duh dûh duhâ Salât-ı duhâ duhâ duhân Sûre--i duhân duhân-ı âteş duhân aşam duhân-furûş duhânî duhân-nûş duhne duht duht-i rez dûhte duht-ender duhter duhter-i âftâb Duhter-i Hindu duhter-i hum duhter-i rez duhter-i rüzgâr duhterân duhtere duhterî duhûl (f. tek tane. (f.i. dumanlı. 2. Osmanlı hanedanı. duhter'in c. tütün. ateş dumanı. şarap. (f. (f.) zool. ocak. soysop. fr.s. (asma kızı) şarap.) 1.s.) kim. darı. (a.i.i. kabîle.i.b. kadın esirlerinin bir nev'i. küçük solucan. kabîle. (f-b. 59 âyettir. dûd-geh dûd-hâne dûd-hâr dûdî.) kız. şarap. (a. kerîme.s. 2. (f.) kızlar.) 1. (f.i. duman). (asma kızı) şarap.) sihirbazların üzerlik. (bkz: dahve). 2) Yeniçeri ocağı. (f.) kızlık. Mekke'de nazil olmuştur. soysop. ocak.cli. (f. fumant. baca.i. (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875).) kurtçağız. (f. aşçı.i. (bkz: arûs).) duman yeri.i. 2. 2. tetard.) soysop.i.i. (f. 4. (f. 11 âyettir.b.dûd dûd-i dil-i pür-âteş dûd-i âh dûd-âlûd dûde dûde dûd-efgen dûd-endûd dûd-gâh. havâi fişek. kız çocuklar. iğne ile dikilmiş.i.s. onlarla ilgili. içine girme. (f. dûd-mân). (f. hasır otu. gam.b. ateşli gönlün dumanı.s. iftiracı. beddua.) 1. tar.s. (bkz. tütün. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı. yapraksız ve meyvasız ağaç. yer. (a. (f. silsile. çıplak arazî.) içeri girme. . böcek. ilenç. külhancı. tohum tanesi.i. mürekkep yapılan çıra isi.

"uzak ol!" mânâsına bir emir.) uzak işitir. dûn (a. 3. içeri girip çıkma. (bkz: dîr).) 1.) ilerisini düşünme.) ilerisini düşünen. 2.s.i. dayanma omuzu) katlanma.i.b.i. uzak. (a. alçak. körelme. 2. alçaklar.i. (a.) döğmeler. (a.b.i. düş ber düş omuz omuza. zillet. asa. dûr-bâşân (f.) uzaklık. dûrâ-dûr (f. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi. soysuz kimse.s. dûr-endîşî (f.b.) kötü. dır'ın c.) uzağı gösteren. aşağılık. 2. dûr (a.s.i. aşağılık.) defetme. dûr-bâş (f. ilerisini. rüya.i. uzun uzadıya. i. yasakçılar. tedbirli olma. i.b.) dûnlar. atasözleri. dûr-nüvîs (f.) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması. çarpmalar.i.) bir yere girmek için verilen ücret.s. telgraf. 2 . dûrî (f. duru (a.) kuşluk vakti kesilen kurban.) uzak uzak. bölgeler.i. onlann ilerlemesine yardım eden. dâr'ın c. dayanma. vurmalar. dûrû-dirâz (f.i. kovma.i. aşağı. zelillik.i. dûr-bînâne (f.) hastalıktan âza kuruma. 2) i. alçak kimseleri koruyan.) dûr-bâş! Diye bağıranlar. durûb (a.dıl'ın c.) 1. dûr-nümâ (f. Baht-ı dûn alçak talih. dürbün. 2.i.) 1. omuz. dûr-bîn (f.i.) göz yaşlan.fı.i) 1.s.s.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat.(bkz. dûst (f.muzafferce giriş. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret. 2.) çok uzun. tedbirli. dür ü dırâz uzun uzadıya. (a.zf.b.i. uzaktan zağa. uzaklaştırma (a. düş be düş omuz omuza. (bkz. dost). aşağılık kimseler. dûn-ân (dûn'un c. düş (f. değnek.).i. dirahşân). dûr (f.s. uzun. ilerisini görürlük. uzağı. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ.) ilerisini.) hakirlik. (bkz: adla').s. altta.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar. dûr-endîş (f.b.zf. duhûl-i muzafferâne duhûl ü huruç duhûliyye duhûr duhûr duhye dulû' dumû' dumûr .) uzak. dem'in c. durûb-i emsal darbımeseller. dûn-perver (f-b. geleceği görerek.) uzağı. dûr-bînî (f. telefon. dün gece.b.) erişilmesi güç şey. (a.). Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri. dussûkıyye (a.b.s.b.) 1.). evler. geleceği gören.s. ileriyi.i. dûr-bîn 1) uzağı gören. dûr-dest (f.b. aşağıda. dürbün. dûr-şenîd (f. 3. akıllı.) uzağı yazan. (a-i. akıllılık. dumur (a.b. darb'ın c. durahşân (f.

(bkz: dâr-üs-saîr. yalan. (f.b.) ed.b.i. çuvaldız. iki ayaklı. 2. dûzâhiyân) cehennem. (bkz: dûzahmakarr. (f. 2.s.b. (bkz: decâc.s.b. ing.) 1. bir şeyin gerisi. iki yüzlü. (a. dûşîze'nin c. (f.b.i.) sevgilinin iki dudağı. Yedigen. pekmez. (bkz: dûzah-makarr.s. dübr diicâ' dücâc rüya görürken kirlenmek.) 1. (bkz. (f. kızoğlan kız.s.i. (f. (f. (a.. bir işin sonu. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. sırmalı. (bkz: hirs).) durağı cehennem olan. kıç. dûşîze-gân) kız. (bkz: zulmet).) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret). (a. düngece ile ilgili.a. ce-hennemî.i.s. (f. alplıa Ursus majoris. el değmemiş.) kızlık.dubara. diken. sevgilinin iki dudağı. (a.b. dûzah'ın c. dübbe]. nîrân). dûzah-nişîn). dün geceki. (f.) mekânı cehennem olan. Grand Ours. (a.) y. astr.ool. Great Bear. astr. şimal ayısı. kâfir.i. Little Bear. dûzah-mekân).) dikici. [müen. sırma dikici. an gibi şeylerin iğnesi.c. dicâc). 3.) iki kat.) karanlık.b. zebânî. tamu. dû-zah-nişîn).) üzüm ve hurma pekmezi. ing.a.a.i. arkası. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur.i. hîle. fr. makat. ing. 2. (f. ayıgiller.i.i. lat.) iki kat etme.i. Ursus nıinoris (= Küçükayı).) kızoğlan kızlar. Big Dipper.i. bakire).) iki.) ayı.b.c.s. (bkz: dûzah-mekân.) azap melâikeleri. (f. kâfir. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır]. dücüc). Petit Oıırs. Küçükayı. (f. (f.düş azmak dûşâb dûşîn. Ursus majoris.a. iki dünyâ (dünyâ ve âhiret). (a. katmerleme. fr. I (i.i.) l. (f. Duphe. (bkz: ihtilâm olmak).b. .) oturduğu yer cehennem olan. astr. fr. (f. oyun. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu. dişi ayı. kâfir.i. zebaniler.c. dûşîne dûşize dûşize-gân dûşîze-gî düz Cüvâl-dûz Zer-dûz dûzah dûzahî dûzâhiyân dûzah-makarr dûzah-mekân dûzah-nişîn düzene dü dü-âlem dü-âteş dü-cihân dü-pâ dü-rû dü-âlem dü-âteş dü-bâlâ dü-bâr. Büyükayı.s. lât. kızoğlan kız olma hâli.i. iki cihan (dünyâ ve âhiret). Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri. çuval dikmeye mahsus iğne.i. (f.) cehenneme mensup. (f.c.) sivrisinek.s. dü-bâre dü-bârâ dübb dübb-i asgar dübb-i ekber dübb-i şimalî Dübbe dübbiyye dü-beyt dübür.i. (f. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi. (f. (bkz: bekâret). lât. dolan. Little Dipper.

dücâce

dücâciyye dücce dücce-i lücce dücî dü-cîhân dücne dücüc dücünne dücür dücye dü-dîde dü-dil, dü-dile dü-dilî düfûf dügâh

dügâh-ı acem dügâh-hicâz dügâh-ı kadîm dügâh-pûselik

dü-gâne Salât-ı dü-gâne dühât dühenî dühn

(a.i.c. dücüc) 1. tavuk, (bkz: decâce, dicâce). 2. astr. kuğu burcu, semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç, lât. Cygnus; fr. Cygne. (a.i.) zool. tavukgiller. (a.s.) çok karanlık. denizin engin karanlığı. (a.i. dücye'nin c.) karanlıklar, (bkz: zulümât). (f.b.i.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-kevn). (a.i.c. dücen, dücünât). karanlık, kapalı hava. (bkz. dücünne). (a.i. decâc, dicâc, dücâc'ın c.) tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri. (a.i.c. dücünnât) 1. bulut, kat kat olma; karanlık. 2 . yağmur yağma. (a.i.) bot. böğrülce. (a.i.c. dücî) karanlık, (bkz: zulmet). (f.b.i.) iki göz. (f.b.s.) iki gönüllü, iki tarafta sevgisi olan; münafık. (f.b.i.) tereddüt, kararsızlık. (a.i. deffin c.) tefler. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. Bu makam, sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. Durak perdesi, makama ismini vermiş olan- dügâhtır ki, sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. Dügâh makamının güçlüsü, birinci derecede, sabânın güçlüsü olan çargâhtır, ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. Donanıma -sabânın ki gibi- si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur; sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. muz. en az, beş altı asırlık bir mürekkep makam olup, elde bir numunesi yoktur. muz. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. muz. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. Bu makam, dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir; bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü, sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. Makam, dügâh gibi donanır ve değiştirilir; aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. (f.b.s.) 1. çift, ikiz, iki tane. 2. rekât namaz. iki rekât namaz. (a.s. dâhî'nin c.) dehâ sahibi, son derece zekî, anlayışlı ve uyanık olanlar. (a.s.) kim. kaypak, fr. onc-tueux. [aslı "dühnî" dir]. (a.i.c. dihân, edhân) sürünecek yağ.

dühnî, dühniyye dühür duhûl Âvâz-ı duhûl duhûl -bâ dühül-derîde dü-kevn dükkân dükkân-çe dükkânçe-i sahhâf dülbend dülbend-dâr düldül dülûk dülûk-i şems düm düm-i gürg dümbâl, dümbâle düm-bürîde düm-çe düm-dâr dııınel, dümmel düm-gâh, düm-geh dü-mûy dünb, dünbe dünbâl, dünbâle dünbâle-dâr Necm-i dünbâle-dâr dünbâle-rev dünbek dünbüre, dünbûre dü-nîm, dü-nîme dünyâ dünyâ-yi dûn dünyâ-dâr dünyalık dünyâ-perest dünyevî, dünyeviyye Alâka-i dünyeviyye dü-pâ Har-ı dü-pâ dür dürc, dürce dürc-i dür dürc-i teng dürc-i zer

(a.s.) sürünecek yağ ile ilgili. (a.i. dehr'in c.) 1. dünyâlar. 2. zamanlar; devirler. (f.i.) davul. davul sesi. (f.b.i.) 1. davulcu. 2. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. (f.b.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış, rezil, rüsvâ. iki âlem (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-cihân). (a.i.c. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda, yer. [Farsça'sı "dukan" dır]. (a.i.) küçük dükkân,dükkâncık, kitapçı dükkâncığı, küçük kitapçı dükkânı. (f.i.) tülbend. (f.b.i.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse, içoğlanı, bunların başı, tülbent ağası. (a.i.) Hz. Muhammed'in Hz.Ali'ye verdiği kır katır. 2 . kirpi. (a.i.) Güneş batması, (bkz: gurûb). Güneşin batması. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâl, dünbâle). (kurt kuyruğu) sabahın erken saati, alaca karanlık. (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dünbâl, dünbâle). (f.b.s.) kuyruğu kesik. (f.b.i.) kuyrukçuk, kısa kuyruk. (f.b.i.) aşk. kuyruk tutan, ordunun arkasındaki kuvvet, artçı. (a.i.) büyük kan çıbanı. (f.b.i.) kuyruk yeri. saçına sakalına kır düşmüş [adam]. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâle). (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dümbâl, dümbâle, dünb, dünbe). (f.b.i.) kuyruklu. kuyruklu yıldız. (f.b.s.) kuyruktan, arkadan giden, arkası sıra giden, uyan. (f.i.) 1. bekçi davulu. 2. dümbelek. tambura denilen çalgı. (f.s.) iki parça, ikiye aynlmış, bölünmüş. (a.i.) 1. içinde yaşadığımız âlem, yer yuvarlağı. alçak, sefil dünyâ. 2. küre. 3. elgün, herkes. (a.f.b.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (a.t.b.i.) para, mal ve zenginlik. (a.f.b.s.) dünyâya tapan, tamahlı, hırslı kimse. (a. s.) dünyâya mensup, dünyâya ait, dünyâ ile ilgili. dünyâ işleriyle olan ilgi. , (f.b.s.) iki ayaklı. (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. (a.i.). (bkz. dürr). (a.i.) kutu, kutu-cuk; hokka. 2. sandık, cevahir kutusu. 3. hokka gibi olan ağız. inci kutusu. sevgili'nin ağzından kinaye. altın kutusu.

dürd, dürde dür-dâne dürdâriyye dürd-âşânı dürd-hâr, dürd-hor dürdî dürdîriyye-i halvetiyye dürd-keş dürece dürer dürer-bâr dürger Dürr dürr-i Aden dürr-i girân-mâye dürr-i güftâr dürr-i hoş-âb dürr-i istifa dürr-i meknûn dürr-i nâb dürr-i nâzım dürr-i nâ süfte dürr-i nefîd dürr-i sadef-nişîn dürr-i semîn dürr-i sirâb dürr-i şah-vâr, -şeh-vâr dürr-i yegâne dürr-i yek-dâne dürr-i yekta dürr-i yetîm dürrâa dürrâc, dürrâce dürrât dürr-çîn dürre dürr-efşân dürrî, dürriyye Kevkeb-i dürrî dü-rû duru dürûd

(f.i.) tortu, çöküntü. (f.b.i.) 1. inci tanesi. 2. sevgili, kıymetli. 3. kadın adı. (a.i.) bot. karaağaçgiller, fr. ulmacees. ((f.b.s.) şarabın tortusunu içen, kalender, (bkz: dürd-keş). (f.b.s.) şarap içen, şarabı son damlasına kadar içen. (bkz. dürd-âşâm, dürd-keş). (f.i.) tortu, çöküntü, (bkz: dürd,dürde, rüsûb). Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. (f.b.s.) şarabın tortusunu içen. (bkz: dürd-âşâm). (a.i.) merdiven, (bkz: süllem). (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri. (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen. (f.i.) dülger, bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. (bkz. dürûger, neccâr). (a.i.) inci. Aden incisi. kıymetli iri inci. söz incisi. iyi inci. seçilmiş inci, seçkinlik incisi (Hz. Muhammed). muhafazalı parlak inci. parlak, beyaz inci. dizilmiş inci. delinmemiş inci; mec. kızoğlan kız. dizi inci, inci dizisi. sedefinden çıkmamış inci kıymetli inci. iri inci. (pâdişâha lâyık) iri inci. eşi bulunmayan, tek inci. iri taneli inci. eşsiz inci. sedefinde tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Hz. Muhammed, [Farsçası "dür" dür]. (a.i.) üste giyilen önü açık bir elbise; ferace. (a.i.) zool.eti gevrek, keklik cinsinden bir kuş, çil kuşu,turaç kuşu. (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri, (bkz; dürer). (a.f.b.s.) inci toplayan. (a.i.c. dürer, dürrât) büyük inci tanesi. (a.f.b.s.) inci serpen; inci gibi söz söyleyen ağız. (a.s.) inci gibi parlayan, parlak, panltılı. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. parlak yıldız. (f.b.s.) iki yüzlü. (a.i. dır'ın c.) zırh gömlekler. (f.i.) 1. dua, medih; selâm. 2. ekin biçme. 3. yontulmuş ağaç, kereste.

dürûg dürûg-ı bî-fürûg dürûg-ı maslahat-âmîz dürûger dürûgerî dürûgî dürûg-zen dürûg-zenî dürûs dürûs-i nâfia dürüst dürüst-hân dürûz dü-rûz, dü-rûze dürüst-ayâr dürüstî dürüşt dürüştî Dürzî Dü-se düstûr düstûr-i mükerrem düstûr-ül-amel düstûr-ül-edviye düstûrî Düstûr-nâme-i Enverî düşüm düşür düsûr-ün-nefs düsür dü-şâh, dü-şâhî dü-şakk düşenbih düşeş düşîn, düşîne düşman, düşmen düşmenân düşnâm düşvâr Emr-i düşvâr düşvâr-ger düşvârî düşvâr-pesend dü-tâ

(f.i.) yalan, gerçek olmayan söz. (bkz. kizb). adî yalan. iş bitiren yalan. (f.i.). (bkz ; dürger). (f.i.) marangozluk, (bkz: sifânet). (f.s.) yalanla ilgili. (f.b.s.) yalancı. (f.b.i.) yalancılık, (a.i. ders'in c.) dersler, (bkz ders). faydalı dersler. (f.b.s.) doğru, düzgün; sağlam, bütün, tam (f.b.s.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. (a.h.i. dürzî'nin c.) dürzîler. iki günlük, kısa [zaman]. mükemmel doğruluk. doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (f.s.) kaba, sert, katı, kalın. (f.i.) kabalık, sertlik, katılık, kalınlık. (a.h.i.) Lübnanlı. (f.s.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (a.i.c. desâtîr) 1. kanun, kaide, kural. 2. vezir; müşîr. 3. büyük defter. 4. esaslı kaide. S. devlet kanunlarını içine alan kitap. (kanun, nizam üzere hareket eden) vezir; sadrâzamlarla vezirlere tazim makamında verilen unvan. gereği gibi uygulanacak olan kanun. kodeks, fr. codex. (a.s.) düstûra ait, düstur ile ilgili, kurala uygun olan. Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. (a.i. desem'in c.) yağlar. (a.i.) mahvolma, eseri kalmama. her şeyi çabuk unutma hâli. (a.i. disâr'ın c.) 1. üste giyilen kaftanlar, elbiseler. 2. yatak çarşafları. (f.b.i.) 1. çatal ağaç; tomruk. 2. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (f.a.b.i.) ikiye ayrılma, ikiye bölünüş. (f.i.) pazartesi günü. (f.i.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi; meç. rastgelme, iyi tesadüf, beklenmedik kazanç. (f.zf.) dün gece. (f.s.) düşman, yağı. (bkz: adû, adüvv, hasm). düşmanlar, yağılar. (f.b.i.) sövme, sövüp sayma, (bkz: şetm). (f.s.) güç, zor. güç iş. (f.b.i.) dağ, dağlık. (f.i.) güçlük, zorluk, (bkz: bkz. suûbet) (bkz: müşkül-pesend). (f.b.s.) 1. iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış.

Kad-i dû-tâ

düvâl düvâzdeh düvâzdehüm düvâzdeh-imâm düvel düvel-i muazzama düvel-i mü'telife düvel-i müttefika

düvel-i sâire düveli, düveliyye Münâsebât-ı düveliyye dü-vîst dü-vüm, dü-vümîn düyek

duyûn düyûn-ı umûmiyye

düyûn-ı dâime düyûn-ı muhkeme düyûn-ı mütemevvice Düyûn-ı Umûmiyye düyûnât düyûnât-ı atîka düzd j düzdân düzd-âne düzdî düzdîde Dürr-i düzdîde dü-zebân

iki büklüm olmuş boy. 2. ed. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. (f.i.) kayış; tasma. (f.b.s.) on iki. (f.b.s.) on ikinci on ikide bir on iki imam. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). (a.i. devlet'in c.) devletler. büyük devletler. [İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, Rusya, italya]. uyuşmuş, anlaşmış devletler. [birinci umûmî harpte"ingiltere, Fransa, Rusya, italya" idi]. ittifak etmiş, birleşmiş devletler, birleşik devletler, [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu, Almanya, AvusturyaMacaristan" idi]. düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. (a.s.) devletlerle ilgili. devlet münâsebetleri. (f.b.s.) iki yüz. ikinci, (bkz: sânî). (f.b.i.) muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. Bu güzel usûl, ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup, âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında, tevşîh, peşrev, kâr, beste, oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir, 8/4 ağır dü yek mertebesi de sık kullanılır. Düyek, iki adet sof-yandan mürekkeptir. (a. i- deyn'in c.) borçlar. (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. eko. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eko. l ) tediye edilmeyen borçlar; 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler; 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar; devam eden borçlar. eko. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı; 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. eko. devlet borçları. (a.i. deyn'in c. olan dü-yûn'un c.) borçlar. eski borçlar. (f-s- düzd'ün c.) hırsızlar. hırsız gibi, hırsızca, (f.s.c. düzdân) hırsız, uğru. (bkz. sürrak). (f.zf.)hırsıza yakışır yolda. (f.i.) hırsızlık. (f.s.) çalınmış [şey]. çalınmış inci. (f.b.s.) iki dilli.

E
e -e eâcîb eâcib-i dehr Eâcim eâdî Dest-i eâdî eâlî eamm Eârîb eârîz (ha.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. (a.e.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza; sâlih = sâliha; âdil = âdile., gibi. (a.s. u'cûbe'nin c.) 1. taaccüp olunacak, şaşılacak şeyler. 2. vücuttaki garip, anormal yaradılışlar. dünyânın çok şaşılacak şeyleri. (a.i. A'cem'in ve Acem'in c. olan "A'câm"ın c.) Arap olmayanlar, iranlılar, Acemler, (bkz: A'câm). (a.s. adüvv'ün c. olan a'dâ'nın c.) düşmanlar, hasımlar, yağılar. düşmanların eli. (a..s. a'la'nın c.) pek yüksek olanlar, şeref sahibi olan büyük kimseler. (a.s.) en umûmî, pek şümullü. (a.i. A'râbî'nin c.) çölde yaşayan Araplar. (a.i. arûz'un c.) 1. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. 2. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır], (bkz: aruz). (a.i. i'sâr'ın c.) şiddetli rüzgârlar, kasırgalar. (a.s. a'zam'ın c.) pek büyük olanlar, büyük adamlar, [eşyada kullanılmaz]. millet büyükleri. devlet adamlarının en büyükleri. edebiyatçıların en büyükleri. (a.s.) en azîz, pek muhterem, çok sayın. dostların en azîzi. Allah azîz etsin! (a.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. (a.i.c. âba) baba, ata. (bkz: ebî, ebû, peder). şefkatli baba. (a.i. müfretsiz "tekilsiz" c.) 1. dağ kırlangıcı. 2. "keçisağan" denilen bir kuş.3. sürüler, bölükler. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. (a.s. ba'd'den) daha (en, pek, çok) uzak. ihtimâllerin pek uzağı. (a.i. bu'd'un c.) uzaklıklar, uzunluklar. sonsuz uzaklıklar. (üç uzaklık) 1. en. 2. boy. 3. yükseklik (veya =derinlik). (a.s.) müteferrik, dağınık. (bkz: eben-an-cedd, eben-an-ceddin). (a.i.c. âba) 1. kamışlık [yer]. 2. kamış. (a.s. eb'ad'ın c.) 1. en uzak [yerler]. 2. yakın olmayan [hısım ve akraba], [müfredi başka mânâda kullanılır]. (a.i. iblîs'in c.) iblisler, şeytanlar.

eâsîr eâzım eâzım-ı millet eâzım-ı rical eâzım-ı üdebâ eazz eazz-i ehibbâ eazz-Allah eazze eb eb-i müşfik ebabil

eb'ad eb'ad-i ihtimâlât eb'âd eb'âd-i bî-nihâye eb'âd-i selâse ebâdîd ebâ-en-cedd ebâet ebâid ebâlîs, ebâlise

ebânet ebârik ebârîk

(o.i.) ibnelik. (a.s.) 1. kumlu, balçıklı [yer]. 2. (ebrak'ın c.) alaca atlar. (a.i. ibrîk'ın c.) ibrikler, su kapları [müfredi çok, cem'i az kullanılır]. ebâtıl (a.i. ibtal'in c.) böğürler, yanlar, yan taraflar. ebâtîh (a.i. ebtah'ın c.) kumlu dereler ve ırmaklar, (bkz: bathâ'). ebâtîl (a.s. ubtûle'nin c.) boş, faydasız, esassız olan şeyler, sözler, boş inanışlar, [müfredi kullanılmaz]. ebâzîr (a.i. bezr'in c. olan ebzâr'ın c.) yemeklere konulan kurumuş kekikler, baharlar. ebb (a.i.c. âbâb) 1. mer'a, otlak. 2. taze veya kuru ot. ebbâl (a.i.) deve çobanı, (bkz: ibil). ebbâle (a.i.) 1. bir yük odun. 2. bir kısım halk, cemâat. ebbâr (a.i.) iğne yapan ve satan, iğneci. ebbâz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. sıçrayıp atlayan karaca, (bkz: remîde). ebbed-Allah (a.cü.) "Allah, ebedî, dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. ebced (a.i.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. ebced-hân (a.f.b.s.) ebced okuyan, mektebe yeni başlayan, acemi, [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi, daha başlangıçta" terkibinde geçer]. ebcel (a.s.) iri yapılı adam. ebcer (a.s.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. ebda (a.s. bed'den.) en bedi', en acîp, en göze çarpan, en harikulade, tansuk. ebdâl (a.i. ve s.) 1. dünyâ ile ilgisini kesip, Tann'ya bağlanmış olan derviş, [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır. Efganistan'da bir Türk topluluğunun, Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri", büyüklerine de "dede" derlerdi]. 2. aptal, şaşkın, alık, ahmak, budala [kelime, müfred gibi kullanılır; aslında "bedii" in cemidir]. ebdâlî (a.i.) 1. Allaha bağlanmış olma, dervişlik. 2. aptallık, şaşkınlık, alıklık, ahmaklık, budalalık. ebdân (f.i.) 1. kavim, kabîle. 2. s. lâyık, (bkz: çespân, şâyeste). ebdân (a.i.beden'in c.) cisimler, vücutlar, gövdeler, tenler. İlm-ül-ebdân 1) hek. beden bilgisi, fr. anatomie; 2) jimnastik. ebece (a.s.) patlak gözlü [adam]. ebed (a.i.) sonu olmayan gelecek zaman. ebedâ, ebeden (a.zf.) asla, hiçbir zaman, katiyen. ebed-âbâd, ebed-el-âbâd (a.f.b.zf.) 1. hiçbir zaman, asla. 2. sonsuz dünyâ. ebed-Allah (a.e.) Allah dâim eylesin!

ebed-el-ebed ebed-gâh ebed-hâne ebedî, ebediyye ebedi-yy-üd-devâm ebediyyen ebediyyet ebed-kıyâm ebed-müddet eben an cedd eberr l ebes ebeveyn Hukuk-i ebeveyn ebgaz ebhal Şahs-ı ebhal ebhâr ebhâr-i vâsia ebhar ebhâs ebhâs-ı arnika ebhâs-ı cedide ebhâs-ı müşkile ebhem ebher Ebheriyye

ebhire ebhur ebî ebir ebkâr ebkâr-ı efkâr ebkâr-ı maânî ebkâr-ı nüket ebkem Zulmet-i ebkem ebkemî ebkemiyyet ebkemiyyet-i mutlaka eblag eblak

(a.b.zf.). (bkz. ebed--âbâd, ebed-el-âbâd). (a.f.b.i.) mezar. (a.f.b.s.) mezar. (a.s.) ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan, (bkz. sermedî). sonsuz olarak devam edecek olan. (a.zf.) ebedî olarak; hiç bir daha, hiç bir vakit, hiç bir zaman, (bkz. ile-1-ebed). (a.i) ebedîlik, sonsuzluk, dâimîlik, sonu olmayan zaman, (bkz. cavidânî). (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.zf.) babadan, büyük babadan, 'dededen, kuşaktan kuşağa. (a.s.) hayırlı, şerefli ve faziletli [olan]. (a.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş. ana baba (bkz: vâli-deyn). ana baba hakları. (a.s.) pek çok buğzedilen, hiç sevilmeyen. (a.s. buhl'den) daha (en, pek) hasîs. pek cimri kişi. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhur). geniş denizler. (a.s.) ağzı, nefesi fena kokan [adam]. (a.i. bahs'ın c.), (bkz. bahis, bahs). derin bahisler. yeni bahisler. zor bahisler. (a.s.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. (a.s.) 1. daha (en, pek) parlak. 2. 1. anat. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana- damar, atardamar. (a.i.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. [ölümü 573 (1177)]. (a.i. buhâr'ın c.) buğular, dumanlar. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhâr). (a.i.) baba. (bkz: eb, peder, ebû). (f.i.). (bkz. ebr). (a.i. bikr'in c.) 1. kızoğlan kızlar. 2. birinci defa söylenmiş mazmunlar, evvelce söylenmemiş olan fikirler. evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler. (a.s. bükm'den c. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz, ağızsız), [adam, nesne]. dilsiz, karanlık, (bkz: ahras). (a.f.i.) dilsizlik, (bkz: ebke-miyyet). (a.i.) dilsizlik, (bkz: ebkemî, hares). mutlak, tam dilsizlik. (a.s. beliğ'den) daha (en, pek) beliğ, en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (a.s. balık'dan) 1. alaca, bulaca. 2. rengârenk. 3. alabacak [at].

(a.f.b.s.) alaca ata binmiş [kişi], meç. savaşçı yiğit. (a.s.) 1. açık kaşlı. 2. meç. vu-zuhlu, nurlu, parlak. (a.s.) pek kalın kafalı, kaba zihinli, ahmak, (bkz: ebleh). (a.s. belâhet'den) pek akılsız, ahmak, bön, alık. (a.f.zf.) akılsızcasına, ah-makçasına. (a.f.b.s.) aptal aldatan, avlayan. (a.f.zf.) aptal aldatırcasma. (a.f.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehiyyet). (a.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehi). (f.s.) alacalı [renk], (bkz: eblak). (bkz: eblek-i eyyam). meç. gece ve gündüz dolayısı yla Dünyâ ve zaman. (bkz: eblek-i eyyam). (a.s.) kalın dudaklı [adam]. (a.i.) bot. sıcak memleketlerde yetişir, bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot. eblûç (f-s.) ezilmiş toz şekeri; nebat şekeri. eblûk (f.s.) 1. münafık, iki yüzlü [adam]. 2. şarlatan. ebnâ' (a.i. ibn'in c.) oğullar. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. ebnâ-yi beşer insan oğulları , insanlar. (bkz: benî beşer). ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. ebnâ-yi dehr zamane adamları. ebnâ-yi hilkat insanlar. ebnâ-yi sebil yolcular. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. sipahi askerleri. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebniye (a.i.binâ'nın c.) binalar, yapılar. ebniye-i âliye yüksek binalar, (bkz: ebniye-i mürtefıa). ebniye-i atîka eski binalar. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebniye-i mîriyye beylik binalar. ebniye-i mürtefia yüksek binalar, yüksek yapılar. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebr (f.i.) bulut, (bkz: ebir, gamam, sehâb). ebr-i bahar bahar bulutu. ebr- baran yağmur bulutu. ebr- ihsan ihsan, lütuf bulutu. ebr- kühen sünger. ebr- mürde sünger. ebr- nisan nisan bulutu. ebr- rahmet rahmet bulutu. ebr- seher sabah bulutu. ebrâc (a.i. burc'un c.) kaleler, kale burçları, (bkz. burç, burûc). ebrak (a.s.) 1. kumlu, taşlı, balçıklı [yer]. 2. iki renkli, lekeli şey. 3. alacalı [at]. 4. fazla parıltılı. ebr-âlûd (f.b.s.) bulutlu, (bkz: sehâb-âlûd). eblak-süvâr eblec ebled ebleh ebleh-âne ebleh-firîb ebleh-firîbâne eblehi eblehiyyet eblek eblek-i cihântâz eblek-i eyyam eblek-i şerh eblem ebleme

ebrâr Şeş-ebrâr ebrâr-ı ümmet ebras ebrec ebred Kelâm-ı ebred Ebrehe ebrencen ebrencen-i dest ebreş ebrî ebrikühen ebrimürde ebrîşüm ebr-kâr

ebru ebrû-yi dilfirîb

ebrû-yi sanem ebrû-yi zâl-i zer ebrû-ferâh ebrû-ferâhî ebrûmîg ebruvân ebr-veş ebsâr ebtah ebtal ebtâl ebter Ester-i ebter Şahs-ı ebter Emr-i ebter ebtine ebû Ebû-Bekr

(a.s. berr'in c.) hayır sahipleri, iyiler; dindarlar, özü sözü doğru olanlar. (altı hayır sahibi) Hz. Ebû Bekir; Hz. Ömer; Hz. Osman; Hz. Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin. ümmetin hayırlı insanları. (a.s.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan, yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam, ebraş, sam lekesi. (a.s.) gözünün akı çok, fakat güzel gözlü [kimse]. (a.s.) 1. daha (en, pek) soğuk. pek soğuk kaçan söz. 2. i. dolu yağdıran fırtına bulutu. (f.s.) 1. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı, 2. (a.i.) "ebabil" denilen kuş, dağ kırlangıcı. (f.i.) bilezik, (bkz: sivâr). el bileziği, (bkz: halhal). (a.s.) 1. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. 2. alaca benekli [at], abraş. (f.i.) zool. sünger. (f.i.) zool. sünger. (f.b.i.). (bkz: ebrikühen). (f.i.) ibrişim, bükülmüş ipek. (f.b.s.) şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen (adam), [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. (f.i.c. ebrû-vân) 1. kaş. (bkz: hâcib). cazip, güzel kaş. 2. g. s. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. 3. g. s. kitap ciltlerinin iç kapaklarında, tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan, hareli, motifli boyama usulü, [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. bot. kan kurutan otu. meç. yeni ay, hilâl. (f.b.s.) güler yüzlü [kimse], (bkz. besîm, beşuş). (f.b.i.) güler yüzlülük, şen olmak, (bkz: besâmet, beşâşet). (f.i.) kara bulut, kasırga bulutu. (f.i. ebrû'nun c.) kaşlar. (f.b.s.) bulut gibi. (a.i. basar'ın c.) gözler, görme hassaları, (bkz. basar). (a.i.c. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. (a.s.c. ebâtıl) en boş, beyhude. (a.s. battâl'ın c.) yiğitler, doğuşken erler. (a.s.) 1. kuyruğu kesik [hayvan]. kuyruksuz katır. 2. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. evlâtsız adam. 3. faydasız şey. faydasız, neticesiz iş. (a.i. bâtın'ın c.) çukur, kuytu yer. (a.i.) baba, ata. (bkz: eb, ebî, peder). ' (Bekir'in babası) (a.h.i.) ilk halîfe Hz. Ebûbekir. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].

Ebû-cehl Ebû Fırâs-il Hamdânî

Ebû-hamîd, ebû-hûmid Ebû Hafs Ebû-Hanife

ebuk ebû kalemûn Ebû-Ieheb

Ebû-Muse-1-Eş'arî Ebû-Nüvâs Ebû-Süfyân

Ebû-Tâlib Ebû-Türâb Ebû-Yahyâ ebü-l-aceb Ebü-l-Alâ' ebü-l-beşer Ebü-1-enbiyâ' ebü'1-feth Ebü-1-heves Ebü-1-hevl ebü-l-iber ebü-n-nevm ebürrebî' ebü-z-zeheb ebvâb ebvâb-ı irtikâb ebvâb-ı müzehheb ebvâb-ı rahmet ebyân

(a.h.i.) asıl adı Ömer olup Hz. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. (a. h.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup, Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. [d. ö. 932 - 968]. (a.i.) zool. ayı. (bkz: dübb, hirs). Halîfe Hz. Ömer'in lâkabı. (a.h.i.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. [İslâm Ânsiklopedisi'nde "....Fars, Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de, Arap olmadığı, fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır." denilmektedir. (a.s.) kaçmış, kaçan [köle], (bkz: âbık). " bukalemun. (a.h.i.) "alev babası" Hz. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur, islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin..." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi, bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır], (a. h.i.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında, Imâm-ı Alî'nin hakemi. (a.h.i.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (a.h.i.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi, Muâviye'nin babasıdır. Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.[597-653]. 1. Hz. Alî'nin babasının adı. 2. dilenci. (a.b.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. Alî'nin lâkaplarından biri. Azrail. 1. sihirbaz, hokkabaz. 2. talih, baht, şans. (a.h.i.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. (a.b.i.) "insanların babası" Hz. Âdem. Hz. ibrahim. (a.b.i.) "fâtihler babası" II. Mehmed'in lâkabı. (a.b.i.). (bkz. bü-1--heves). (a.b.i.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında, insan başı şeklindeki korkunç bir taş, sfenks. (a.b.i.) edepsiz, utanmaz (adam]. (a.b.i.) "uyku babası" bot. haşhaş. (a.b.i.) çavuşkuşu, ibibik, (bkz: hîidhüd)! (a.b.i.) altın babası, çok zengin adam. (a.i. bâb'ın c.) 1. kapılar. 2. kısımlar, bölümler. irtikâp kapılan. yaldızlı kapılar. rahmet kapılan. (a.s.) l. cömert, eli açık [kimse]. 2. yemekten tiksinen [adam],

(a.i. beyt'in c.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler, [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. ebyaz (a.s. beyâz'dan) pek ak, pek beyaz. Mevt-i ebyaz anî ölüm. ebz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. birden ölme. ebzâr (a.i. bezr'in c.) yemeklere konulan kekikler, baharat. ebzün (a.i.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz. 2. banyo, küvet. ecâhil (a.s. echel'in c.) en (çok, pek) câhil, bilgisiz olanlar. ecâmire (a.i.c.) taifeler, insan takımları. ecânib (a.i. ecnebî'nin c.) yabancılar, başka memleketlere mensûbolanlar. ecbe (a.s.) alnı geniş adam. ecdâd (a.i. cedd'in c.) dedeler, büyük babalar, atalar. ecdâs (a.i. cedes'in c.) kabirler, mezarlar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ecder (a.s.) daha (en, pek, çok) lâyık. (bkz: ciyak). ecel (a.i.c. âcâl) muayyen olan vâde, ömrün sonu, hayâtın son demi. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle, tesadüfi olarak gelen ecel. ecel-i mev'ûd, tabiî olarak gelen ecel. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen, anî ölüm. ecel-giyâ (f.b.i.) bot. zehirli bir bitkinin kökü, bıldırcın otu. eceli (a.s. celîl'den) daha (en, pek) celîl, çok büyük, en ulu. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. ecemme (a.i.) 1. etli kemik. 2. mızraksız adam. 3. boynuzsuz koç. ecfân 1. göz kapaklan. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. 2. kirpikler. 3. asma çubuklan. ecfün (a.i. cefn'in c.).(bkz: ecfân, cüfûn). echel (a.s. câhil'den) 1. daha (en, pek) câhil. 2. nadan, aksi [kimse]. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. echer (a.s.) 1. son derece güzel [kadın]. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. echere (f.i.) pıtırak dikeni. ecîl (a.s.) 1. işini sonraya, geriye bırakan. 2. geciktirilen şey. ecille (a.s. celîl'in c.) bilgi, fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. ecim (a.i.) 1.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. 2. birini, istemediği hâle uğratma. 3. su -temizliğini kaybedipbozulma. ecinne (a.i. cenîn'in c.) ana karnındaki çocuklar. ecinni (a.i.) cin taifesinden bir fert. ecir j.1 (a.i. c. uçur), (bkz: ecr). ecîr j '-1 (a.s. ecr'den) ücretle çalışan, ücretle tutulan, gündelikçi. ecl Ja.1 (a.i.) sebep, illet. O ecilden o sebepten. ecla' İ.I (a.s.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. eclâ (a.s. celî'den) en celî, pek belli, çok aşikâr. eclâd (a.i. cild'in c.) hayvan derileri. eclâf (a.s. cilfin c.) ayak takımlan, rezil kimseler, baldın çıplaklar. ebyât

(a.s.) 1. başı kel [adam]. 2. i. üstü düz araba veya devenin üstüne yapılan küçük kulübe, mahfel. eclef (a.s. cilfden) daha (en, pek) edepsiz. ecma' (a.s. cem'den) en toplu, çok birleşmiş ve biriken. ecmaîn (a.zf.) hepsi, cümlesi, topu. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. ecmâl (a.i. ecmel'in c.) erkek develer. ecmât (a.i. ecme'nin c.) sık ağaçlı yerler, ormanlar. ecme (a.i.c. ücem, ecmât) sık ağaçlı yer, orman, (bkz: ücem). ecmel (a.s. cemâl'den) 1. en (daha, pek, çok) güzel, yakışıklı, (bkz. ahsen). 2. i. erkek ve kadın adı. ecmûd (f.i.) bot. kereviz. ecnâb (a.i. cenb'in c.) yan taraflar. ecnâd (a.i. cünd'ün c.) askerler, taburlar, (bkz: cünûd). ecnâs (a.i. cins'in c.) cinsler, nevîler, çeşitler, türlüler, soylar. ecnâs-ı muhtelife türlü, çeşitli cinsler. ecneb (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başİı [at]. ecnebi, ecnebiyye (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ecnebiyyet (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. ecnef (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. ecniha (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. ecr (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. ecr-i misi huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecrâm (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri, yıldızlar. ecrâm-ı ulviyye astr. yıldızlar. ecrâs (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. ecreb (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. ecred (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecribe (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. ecsâd (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. ecsâm (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri, yıldızlar. ecsâm-ı sâbiha fiz. yüzen cisimler. ecsâm-ı semâviyye coğr. gök cisimleri. ecvâd açıklıklar luklar, içler, kovuklar. eclah

ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk l ecnâs-ı muhtelife ecneb ecnebi, ecnebiyye Memâlik-i ecnebiyye ecnebiyyet ecnef ecniha ecr ecr-i misl

(a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (sav m); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabileler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam]. (a.i. cüz'Un c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i.cizl'in c.) ağaç kökleri, tomruklan. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam]. (a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz. işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5. kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. türlü, çeşitli cinsler. (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başlı [at]. (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. yabancı ülkeler. (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri

ecr-i müsemmâ

ecrâm ecrâm-ı semâviyye ecrâm-ı ulviyye ecrâs ecreb ecred Tıfl-ı ecred Arz-ı ecred ecribe ecsâd I ecsâd-ı seb'a ecsâm ecsâm-ı felekiyye ecsâm-ı sâbiha ecsâm-ı semâviyye ecsem ecûc ecvâd ecvâf ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem

o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. gök cisimleri, yıldızlar. astr. yıldızlar. (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. otsuz toprak. (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). gök cisimleri, yıldızlar. fiz. yüzen cisimler. coğr. gök cisimleri. (a.s.) pek iri, gövdesi büyük olan. (a.s.) ışık veren, parlayan şey. (a.i. cûd'un c.) cömertlikler, ela-çıklıklan. (a.i. cevfin c.) oyuklar, boşluklar, içler, kovuklar. (a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (savm); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabîleler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam], (a.i. cüz'ün c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i. cizl'in c.) ağaç kökleri, tomrukları. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam].

eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk edakk-ı umur edânî edat edât-ı haber e-d-dâî

E-d-deberân edeb edeb erkân edeb-i kelâm edeb-i san'at edeb-ül-bahs edeb-âmûz edeb-hâne edebî, edebiyye edebiyyât Edebiyyât-ı Cedide edebiyyât-ı Osmâniyye edebiyyât yapmak edebiyyûn eder ederfen edevat edevât-ı kitabet edevât-ı lahika edevât-ı rabtiyye edeyân edfâ, edfak edfân

(a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz: işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5 . kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. işlerin en mühimi, (a.i. ednâ'mn c.) en alçak, pek bayağı, aşağılık kimseler. (a.i.c. edevat) 1. âlet. 2. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. gr. *koşaç, fr. copule. (a.i.) dua eden, duacı; [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız, hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. (a.h.i.) astr. (bkz: Ayn-Us-sevr). (a.i.c. âdâb) 1. iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik. yol yordam. 1) söz zarifliği, güzelliği; 2) ed. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması, (bkz: asalet). kusursuz, fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. 2. haya, utanma. 3. edebiyat bilgisi. bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı. (f.b.s.) edep öğretici, muallim. (a.f.b.i.) ayak yolu, ap-tesâne. (a.s. edeb'-den) edebiyata, terbiye ve nezâkete mensup. (a.i.) 1. nazımlı, nesirli, güzel sözler. 2. bu sözlerden bahseden ilim. (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret, Hâlit Ziya Uşakhgil, Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. Osmanlı edebiyatı. meç. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak. (a.i.c.) edebiyat ile uğraşanlar, (bkz: Udebâ). (a.s.) kasığı yarık [adam]. (f.i.) hek. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. (a.i. edât'ın c.) 1. gr. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. 2. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler, avadanlıklar yazı vâsıtaları. gr. son takılar. gr. bağlama edatları. Çok koşan [hayvan]. (a.s.) beli bükülmüş [adam]. (a.i. defîn'in c.) defineler, gizli, gömülü şeyler.

edfer edhân edhem edhemiyye

edhine edhine-i mütekâsife edî edîb, edîbe Tıfl-ı edîb edîb-i bî-müdânî edîb-âne edille edille-i akliyye edille-i asliyye edille-i erbaa edille-i kaviyye edille-i şer'iyye edille-i erbaa edille-i tâliye

edîm edîm-i arz edimme edimme-i dahilî ed'iye ed'iye-i hayriyye ed'iye-i me'sûre edlem edm edinen edmiga edmu' ednâ ednâs edra' edred Şahs-ı edred edrek edrem

(a.s.) iğrenilen, tiksinilen, çok kokan şey. (a.i. duhn'ün c.) sürülecek güzel kokulu yağlar. (a.i.) 1. karayağız at. 2. erkek adı. (İbrâhîm-i Edhem). (a.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. [tarikat, "efkârın defi, mâsivâ-ullah'ın terki, ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. (a.i. duhân'ın c.) dumanlar. kesafet peyda eden, kalınlaşan dumanlar. (a.i.) 1. küçük kap. 2. s. küçük ve şerir [adam]. (a.s. edeb'den) 1. edepli, terbiyeli, zarif, nâzik [kimse]. terbiyeli çocuk. 2. edebiyatla uğraşan [kimse]. eşsiz edebiyatçı. 3. i. erkek ve kadın adı. (a.f.zf.) edepli, terbiyeli, zarif, nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. (a.i. delîl'in c.) l . işaretler, kılavuzlar, rehberler. 2. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler, (bkz: delâil). kanunî deliller. fık. kitap, sünnet, icmâ, kıyastır, [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. (dört delil), (bkz. edille-i şer'-iyye). sağlam deliller. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. huk. örf, âdet, teamül, istis-hap, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. (a.i.) 1. tabaklanmış deri. 2. satıh, yüz. yeryüzü. (a.i.) derinin ikinci tabakası. bot. içderi. (a.i. duâ'nın c.) yalvarmalar, niyazlar. hayırlı dualar. eser'de, yâni hadiste geçen dualar. (a.s.) karayağız, siyah adam. (a.i.) iki nokta, iki şey arasını birleştirme. (f.i.) hâlis misk. (a.i. dimâğ'ın c.) beyinler. (a.i. dem'in c.) göşyaşlan. (bkz: dümû'). (a.s. denî'den. c. edânî) 1. pek aşağı, en bayağı, çok alçak. 2. az, pek az. (a.i. denes'in c.) 1. pislikler, murdarlıklar, kirler. 2. s. çapkınlar, en aşağılık adamlar. (a.s.) 1. başı kara, vücudu beyaz [hayvan]. 2. hecin. (a.s.) dişsiz. dişsiz adam. (f.i.) taze zencefil. (f.i.) teğelti, eğerin altına konulan

keçe. edrem edreng edsak edsem edser edvâ' edvar edvâr-ı sabıka

edveş edviye edviye-i müessire Edviye-i Müfrede edyâk edyân edyâr ef'â efâdıl efâhim efâhîs efâî Dıhk-ül-efâî efâik efâîl ü tefâîl

efâkil ef'âl ef'âl-i basene ef'âl-i seyyie efânîn efârît efâtîh efâvîc efâvîk efâviye efâyik

(a.s.) 1. dişleri dökülmüş [adam]. 2. dümdüz şey. (f.i.) sıkıntı ve musîbet. (a.s.) ağzı büyük [adam], (bkz: efvag, efveh). (a.s.) pek yağlı [şey]. (a.s.) gaflette bulunan [adam]. (a.i. dâ'ın c.) illetler, dertler, hastalıklar. (a.i. devr'in c.) 1. devirler, zamanlar, asırlar. geçen zamanlar. 2. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 3. muz. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. Şarklıların Arap, Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında, mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. (a.s.) gözü dumanlı adam. (a.i. devâ'nın c.) ilâçlar. te'sirli ilâçlar. (basit ilâçlar) XIV. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. (a.i. dîk'in c.) horozlar. (a.i. dîn'in c.), (bkz. dîn). (a.i. deyr'in c.) manastırlar, kiliseler. (a.i.) 1. engerek yılanı, (bkz: efî). 2. s. meç. fena tabiatlı [adam]. (a.s. efdal'ın c.), (bkz. efâzıl). (a.s. efham'ın c.) en ulu, pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. (a.i. ufhûs'un c.) taş arasında, kayalıkta bulunan kuş yuvalan. (a.i. efa'nın c.) engerek yılanları. acı acı, hâincesine gülüş. (a.s. efîke'nin c.) yalanlar, dolanlar, düzme sözler; iftiralar. (a.i.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün, fâilün, fâilâtün, müs-tefilün, mefâîlün, mütefâilün, müfâaletün, mefûlat] kelimeleri ki, bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile, ikisine birden efâîl, yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile, altısına birden tefâîl adı verilir. (a.s. efkel'in c.) titreyenler, titrekler. (a.i. fi'l'in c.) işler, ameller, (bkz: a'mâl, efâîl, fıâl, fiil). iyi işler. kötü işler, hareketler. (ü. i. üfnûn'un c.) 1. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. 2. değişiklikler; işler, haller, şartlar. (a.s. ifrît'in c.) 1. hîlekârlar, kurnazlar, cüretliler. 2. şeytanlar. 3. son derece hâin olan cinler. (a.i.) mantar ve benzerleri gibi nebat, (bitki). (a.i. fevc'in c. olan efvâc'ın c.) bölükler, kısımlar, takımlar. (a.i, fuvâk'ın c.) hıçkırıklar. (a.i.c.) yemeğe konulan baharat. (a.s. efîke'nin c.) uydurma, düzme, asılsız, yalan [sözler].

efâzıl efâzıl-ı ukalâ efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm efdah efdal efdâl efdaliyyet efder, evder eferr effâf effak effâk efgan efgâne -efgâr efgâr-ı mey -efgen efgende efgendegî efhâ' efhâm efham efhâs efhâz efhem ef'î ef'î-i mücelcel ef'î-i münakkaş efid, eftid ef'ide ef'ide-i hâlise efika efîke isnâd-ı efîke efîn efjûl efkar efkar-i fukara'

(a.s. efdal'ın c.) pek mümtaz olanlar, çok bilgililer, (bkz. efâdıl). akıllılann en ileri gelenleri. büyük vekillerin bilgilileri. (a.s. fadîh'den) daha (pek, en) rezil, (bkz. efzah). (a.s. f âdil, fâzıl'dan) 1. daha (en, pek) fazîletli. 2 . en âlâ, üstün. (a.i. fazl'ın c.) 1. ziyâdeler, fazlalar. 2 . ihsanlar, meziyetler, lûtuflar, iyilikler. (a.i.) efdallik, fazîlet-lilik, meziyetlilik, üstünlük. (f.i.) 1. amca, babanın erkek kardeşi. 2. yeğen, amca, hala, teyze çocukları. (a.s.) pek kaçıcı, çok koşucu. (a.s.) çok of çeken, sıkıntılı, kederli [adam]. (a.s.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. (a.s. ifk'den) fazla iftira eden. (bkz: efvek). (f.i.) ıztırap ile haykırma, bağınp çağırma; inleme, bağnşma. (bkz: figan). (f.s.) düşük [ana rahminden düşen çocuk], (bkz: cenîn-i sakıt). (f.s.) yaralı, sakat; kötürüm. (bkz: mecruh), [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. içkiden dolayı ağırlaşmış, çok sarhoş. (f.s.) düşüren, yıkan, yere atan; atıcı, yıkıcı, düşürücü, (bkz: fıgen). (f.s.) 1. yıkılmış, yıkık, düşürülmüş, yere atılmış. 2. düşkün, biçâre, (bkz: figende). (f.i.) düşkünlük. (a.i. fehâ'nın c.) soğan veya yemeklere konulan nane, kekik, somak ve benzerleri gibi kuru otlar. (a.i. fehm'in c.) zihinler, anlamalar, idrâkler, (bkz: fuhûm). (a.s. fehîm'den) daha (en, pek) fehâmetli, çok şeref sahibi, en ulu. (a.s. fahs'ın c.) her şeyin içleri, boşlukları. (a.i. fahz'ın c.) yakın hısımlar, akrabalar. (a.s. fehm'den) çok fehîm olan, pek çabuk anlayan, zihni son derece açık ve zeyrek olan. (bkz. ef â). zoo. çıngıraklı yılan. alaca derili engerek yılanı. (f.s.) 1. medhedici; vasfedici. 2. şaşılacak şey. (a.i. fuâd'ın c.) yürekler, kalpler, gönüller. saf, temiz, bozulmamış kalpler. (a.s.) fena, kötü [şey]. (a.s.c. efâik) yalan, dolan, iftira. yalan isnâd etme. (bkz: ifk). (a.s.) 1. boş kafalı [adam]. 2. çürük [ceviz]. (f.i.) 1. kışkırtma, kandırma. 2. s. perakende, dağınık. (a.s.) daha (en, pek) fakir ve muhtaç. fakirlerin fakiri.

(a.i. fikr'in c.) 1. düşünceler, (bkz: fıkr). yüksek fikirler, düşünceler. doğru düşünceler. halkın, umûmun düşüncesi. 2. düşünme, endîşe, vesvese, kuruntu, niyet, maksat; rey'. eflah (a.s.) daha (en, pek, çok) felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan, bahtına, nasî-bine, nîmetine kavuşan. eflâk (a.i. felek'in c.) 1. semâlar, felekler, gökler, küreler; zamanlar. 2. bahtlar, talihler, kaderler. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Kamer (Ay), Utarit, Zühre, Şems (Güneş), Merih, Müşteri, Zuhal. eflâk (a.h.i.) Osmanlı imparatorluğu zamanında, merkezi Bükreş olan, "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. eflâkî (f.s.c. eflâkiyân) gökte oturan, melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. eflâkiyân (f.i. eflâkî'nin c.) gökte oturanlar, melekler. Eflâtun (a.h.i.) Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu, (m.ö. 429 - 347). (a.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait, onunla ilgili, f r. eflâtûnî platonique. eflec (a.s.) 1. seyrek [diş]. eflec-ül-esnân seyrek dişli. 2. omuzlan geniş, kollarının arası açık [adam]. efles (a.s.) daha (en, pek) müflis, züğürt. efles-i nâs insanların en züğürdü. eflûd (a.s.) yetişkin, güzel ve gürbüz [çocuk]. efnâd (a.s. fened ve fenid'in c.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar, bunaklar. efnân (a.i. fenn'in c.) cinsler, neviler, çeşitler. efnân-ı elvan renk çeşitleri, [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efniye (a.i. fınâ'nın c.) avlular. efra' (a.s.) 1. vesveseli, kuruntulu [adam]. 2. işi gücü olmayan [adam]. efrâd (a.i. ferd'in c.) 1. tek olanlar, birler. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâd-ı millet milletin bireyleri. nâs halk, avam. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2. askerler, erler. efrâd- askeriyye askerî erler. muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efrâd- müstebdele efrâd-ı redife tar. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan, eksiksiz ve fazlasız. efrâh (a.i. ferh'in c.) 1. piliçler. 2. piçler [insan ve nebat hakkında]. efrâh (a.i. ferah'ın c.) iç açıklıkları, sevinmeler. efrâhte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâşte). efrak (a.s.) pek ayrık, çatal [şey]. efkâr efkâr-ı âliye efkâr-ı sahîha efkâr-ı umûmiyye

(a.s.) neşeli, keyifli, sevinçli olan [kimse]. (a.i. feres'in c.) atlar, beygirler; kısraklar. (f.h.i.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit, Alp Er Tunga. efrâşte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâhte). -efrâz (f.s.) kaldıran, yükselten, [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. Ser-efrâz, - firâz baş yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, mâruf. efrenc (a.i.) frenk, Avrupalı. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. Tâife-i efrenc frenkler, Avrupalılar. efrencî, efrenciyye (a.s.) 1. frenklere, Avrupalılara mahsus, onlarla ilgili. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Târih-i efrenc Mîlât târihi. 2. fırengi illetiyle ilgili. efrenciyyûn (a.i.c.) Avrupalılar. efrenc-müşg (f.b.i.) bot. reyhan, fesleğen. efrend (f.i.) süs, bezek, şan, debdebe. efrez (a.s.) arkası kamburumsu olan [adam]. Efrîdûn (f.i.) Cemşid soyundan, anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır], (bkz: Feridun). efrûg (f.i.) ziya, ışık, nur. (bkz: pertev, şua', şû'le). efrûhte (f.s.) yanmış, tutuşmuş, parlamış, ışıklanmış, aydınlanmış. Dil-efrûhte gönlü yanık. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: afrûşe). efrûz (f.i.) 1. şule, panltı. 2. kadın adı. -efrûz (f.s.) 1. aydınlatan, parlatan. Âlem-efrûz, Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. 2. tutuşturan, yakan, (bkz: fürûz). efsâ (f.i.) efsuncu, büyücü. efsah (a.s.) daha (en, pek) fasih, uzdilli. efsah-ül-Arab, Hz. Muhammed. efsah-ül-Kureyş Hz. Muhammed. (a.s.) en fâsık, pek edepsiz. efsak efsâl (a.s. fesl'in c.) alçak, aşağılık kimseler. efsâne (f.i.) 1. asılsız hikâye, masal, boş söz, saçmasapan lâkırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. efsâne cû[y] (f.b.s.) efsâne arayan veya arayıcı, boş vakit geçirmek isteyen. efsâne-cûyî (f.b.i.) efsâne arayıcılık. efsâne-gû[y] (f.b.s.) masal söyleyen, saçmasapan söyleyen. efsâne-gûyân (f.b.s. efsâne-gû [y] un c.) efsâne, masal, fıkra anlatanlar. efsâne-gûyî (f.b.i.) efsâne söyleyicilik. efsâne-nüvîs (f.b.s.) masal yazan. efsâne-perdâz (f.b.s.) masal uyduran, yazan, adî romancı, meddah. efsâne-perdâzî (f.b.i.) masal uyduruculuk, adî romancılık. efsânevî (f.s.) efsâneye ait, efsâne ile ilgili. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü; 2)meç. boş laf. efsâr (f.i.) yular, (bkz: mikvad, inan, zimâm). efrân efrâs Efrâsiyâb

efsâr-dûzân efsâr-dûzân-ı hassa efsed efser efser-dih efsun efsûn-ger efsûn-gerî efsûn-kâr efsûn-perdâz efsûs! efsürde efsürde-dil efsürde-dilî efsürde-dimâğ efsürde-dimâğî efsürde-gân efsürde-gî efsürde-mağz efsürde-mağzî efsürde-mizâc efşâl -efşân Zer-efşân Dâmen-ef-şân efşâr efşe efsun efşürde efşüre efşüre-i engûr eftân eftâr efûr efvâc efvâf efvag efvâh efvâh-ı nâriyye efvâh-ı nâs efvâhî efveh efvek efyâl efyûn

(f.b.s.c.) yularcılar, yular yapanlar. tar. saray atlarının yularlarını yapanlar. (a.s.) pek fena, çok bozuk. (f.i.) tâc. (bkz: dîhîm, iklîl). (f.b.s.) taç giydiren. (f.i.) afsun, büyü, sihir, gözbağcılık, arpağ. (bkz: füsun, rukye) (f.b.s.) büyücü, üfürükçü. (bkz: sâhir). (f.b.i.) büyücülük, (f.b.s.) büyülü, sihirli. (f.b.s.). (bkz: üfürükçülük. (f.e.) yazık, eyvah! gibi bir teessür edatı, (bkz. derîg, hayf). (f.s.c. efsürde-gân) donmuş; donuk; meç. kansız, gayretsiz, duygusuz. (bkz: füsürde). (f.b.s.) 1. yüreği donuk, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz. 2. bezgin, kalbi kırık. (f.b.i.) yürek donukluğu, duygusuzluk. (f.a.b.s.) beyni donmuş, kabiliyetsiz, (bkz. efsürde-mağz). (f.a.b.i.) beyin donukluğu, kabiliyetsizlik. (f.b.s. efsürde'nin c.) gayretsiz, duygusuz, kansız adamlar. (f.b.i.) donukluk, gayretsizlik, duygusuzluk. (f.b.s.). (bkz: efsürde-dimâğ). (f.b.i.). (bkz. efsürde-dimâğî). (f.a.b.s.) mizacı soğuk, kanı soğuk [adam]. (a.s. feşil'in c.) cesaretsizler, korkaklar, yüreksizler. (f.s.) saçan, serpen, dağıtan, silken. altın serpen. etek silken, vazgeçen, [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (f.s.) 1. sıkma, sıkılmış, [meyva suyu gibi şeyler]. 2. i. çimdikleme. (f.i.) bulgur. (f.i.) zir. yaba. (f.s.) sıkılmış, posası çıkarılmış [şey]. (f.i.) usare, öz. üzüm suyu. (f-s) düşen; düşerek, (bkz: futan). (a.i. fıtr'in c.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. (a.i.) sıçrayıp seğirtme. (a.i. fevc'in c.) bölükler, takımlar, kısımlar. (a.i) ince, nâzik kumaşlar. (a.s.) büyük ağızlı [adam], (bkz: edsak, efveh). (a.i. fem ve fevh'in c.) ağızlar; menfezler, ağıza benzeyen her türlü delikler. ateşli silâhlar, [top, tüfek]. halkın ağzı, lisanı. (a.f.s.) halk sözü, asılsız, ehemmiyetsiz. (a.s.) ağzı büyük, ön dişleri uzun [adam], (bkz. edsak, efvag). (a.s.) yalancı, (bkz: eflâk). (a.i. fîl'in c.) filler, [bilinen büyük hayvan (lar)]. (a.f.i.) afyon, haşhaştan çıkan uyutucu bir madde.

(f.s.). (bkz. efyûn-keş). (a.f.b.s.) afyon kullanmaya alışmış olan, afyon tiryakisi. (f.s.) arttıran, çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. ömür arttıran. pek çok zînet bahşeden. (a.i. fezâ'm c.) korku ile bağırıp çağırmalar. (a.s. fazîh'den.). (bkz. efdah). (f.i.) ayakkabı, kundura. 2. gemi yelkeni. 3. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 4. yemeğe konulan bahar, (bkz: evzâr). efzâyiş (f.i.) artma, çoğalma, (bkz: tekessür, tezâyüd). -efzûd (f.s.) çoğalan, artan; çoğaltan, arttıran, arttırıcı. efzûn fazla, çok, yukarı, aşkın. efzûnî (f.i.) ziyâdelik, çokluk, (bkz: kesret). efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efzûn-ter (f.b.s.) daha çok, daha fazla. egalît ("ga" uzun okunur, a.i. uglû-te'nin c.) inşam yanıltacak hatalı sözler, *ya-nıltmaçlar. eganî ("ga" uzun okunur, a.i. ugniyye'-nin c.) şarkılar, nağmeler, havalar, âhenkler. egann (a.s.) burnundan konuşan, hımhım, (bkz: ehann). egare ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, kandırma, (bkz: igrâ', teşvik). egarib ("ga" uzun okunur, a.i.) ayrılış zamanı, savaş zamanı. Yevm-ül-egarib savaş, muharebe günü. eğer (f.e.) şart edatıdır; eğer, şayet manasınadır, ["ise, -iseler, isen, -iseniz, -isem, -isek" kelimelerinden önce gelir; bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. eğerçi (f.e.) her ne kadar..., olsa da, ise de. (bkz: gerçi). egniş (f.i.) bina yapma, yapı meydana getirme, inşâ etme. egul (f.i.) öfke ile yan yan bakma. egvâl (a.i. gul'ün c.) 1. büyük felâketler, kazalar. 2. şeytanlar; türlü şekil alan periler. 3. gulyabâniler, vücûdu olmayan hayvanlar. egvâr (a.i. gavr'in c.) dipler, çukurlar; nihayetler, sonlar. ehabb (a.s. habîb'den) daha, en, çok sevilen, pek sevgili. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. ehabb-ı emval malların çok sevileni. ehacc (a.s.) pek katı, sert şey. ehâcî (a.i. uhcüvve'nin c.) bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. ehad (a.s.) tek, bir, ilk sayı. (bkz: vâhid, yek). Yevm-ül-ehad pazar günü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. ehadd (a.s. hadd' den) daha (en, pek) keskin. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâdîs (a.i. hadîs'in c.) 1. Peygamberimizin sözleri. 2. haberler, sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. peygambere, meali Allah'a ait olan, yânî, ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. efyûnî efyûn-keş -efzâ Ruh-efzâ Zînet-efzâ efzâ1 efzah efzâr

ehâdîs-i mevzua ehâdîs-i sahîha ehadiyyet ehadiyyet-i rabbâniyye ehadiyyet-ül-ayn ehadiyyet-ül-cem' ehadiyyet-ül-kesret ehadü hümâ ehad-ül-âhâd ehad-ül-uhadeyn ehaff ehaff-i mücâzât ehakk ehâlî

ehâlî-i fazl ehâlîl ehann ehâsin ehâsin-i ahlâk ehass Dünyâ-yi ehass ehass ehass-ı amal ehibbâ ehdâb ,l ehdâb-ı mühtezze ehdâf ehdeb Ehdeliyye ehemm Takdîm-ül ehemm ehemmiyyet ehibbâ' ehil ehille ehl

ehl-i aba ehl-i âhiret ehl-i âlem

Hz. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. Hz. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. (a.i.) birlik, Allah'ın birliği, (bkz: vahdâniyyet). Allah'ın birliği. 1) görünüş birliği. 2) ıtlakdan, esmadan müstağni olan. 1) birlikte çokluk. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. l) kesretin ehadiyyeti. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. (a.b.i.) ikiden biri. (a.b.s.) teklerin teki; emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-uhadeyn). (a.b.s.) teklerin teki, emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-âhâd). (a.i. hafif den) 1. daha (en, çok, pek) hafif. cezaların en hafifi. 2. meç. pek şen ve sevimli. (a.s. hakik'den) daha (en, pek) lâyık, müstahak, (bkz: ecder, elyak). (a.i. ehl'in c.) 1. bir memlekette, bir kasabada, bir köyde, bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar, ahâli. 2. halk, umûm. fazilet sahipleri. (a.i. ihlîl'in c.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. (a.s.) genizden konuşan [adam], hımhım, (bkz: egann). (a.s. ahsen'in c.) daha (pek, en) güzel olan şeyler. ahlâkın en iyisi, en güzel olan şeyleri. (a.s. hasis'den) 1. daha (en, pek) hasîs, çok pinti. 2. çok, en bayağı [nesne, kimse]. en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. (a.s. hâss'dan) 1. en husûsî. 2. z f. başlıca. dileklerin en husûsîsi, ehass-ı tanıdıkların en başlıcası. 3. farklı, şümullü. (a.i. hüdb'ün c.) kirpikler, (bkz: müjgân). titrek kirpikler. (a.i. hedefin c.) 1. nişan alınan yerler. 2. meramlar, istekler, maksatlar, kasit-ler, gayeler. 3. yüksek şeyler. (a.s.) sık ve uzun kirpikli [adam]. (a.i.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. (a.s. mühimm'den) daha (en, pek) mühim, çok ehemmiyetli. iki işten en mühimini öne alma. (o.i.) 1. pek mühim olma, değerlilik, önem. 2. dikkat nazarını çekiş. 3. kıymet, değer. (a.s. habîb'in c.) dostlar, sevgililer, tanıdıklar, bildikler, (bkz: ahbâb). (a.s.). (bkz. ehl). (a.i. hilâl'in c.) yeni aylar, hilâl şeklinde olan şeyler. (a.s.c. ehâlî) 1. sahip, mâlik, mutasarrıf olan. 2 maharetli, usta, kabiliyetli, becerikli. 3. bir yerde oturan. 4. kankocadan herbi-ri. (bkz: ehil). Hz. Muhammed ve ailesi. ölüler. insanlar.

ehl-i aruz ehl-i arz ehl-i bâdiye ehl-i bagy ehl-i beyt ehl-i bid'at ehl-i büyûtât ehl-i cehennem ehl-i cehl ehl-i cennet ehl-i cihâd ehl-i dikkat ehl-i dil ehl-i dîvan ehl-i dünyâ ehl-i ehvâ ehl-i emsâr ehl-i hakk ehl-i hakikat ehl-i hâl

ehl-i hârâbat ehl-i hevâ ehl-i hey'et ehl-i hıref ehl-i hibre ehl-i hikmet ehl-i hükümet ehl-i hüner ehl-i ırz, ehl-i iffet ehl-i idrâk ehl-i ilm ehl-i îmân ehl-i irfan ehl-i İslâm ehl-i ittika ehl-i kıble ehl-i kal ehl-i kalem ehl-i kanaat ehl-i kelâm ehl-i kerem ehl-i keyf ehl-i kıyam ehl-i kitâb ehl-i kubur ehl-i mahşer

ed. şiir kurallarından anlayanlar. cin, peri, şeytan. bedeviler, çöl halkı. bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. hâne halkı, familya, aile; Hz. Pey-gamber'in yakın akrabası. islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. ünlü kabilelere mensubolan-lar. cehennemlik, günahkâr. câhiller, bilgisizler. cennetlik olanlar, günahkâr olmayanlar. din uğruna savaşanlar. dikkat sahipleri. gönül adamı, gönül dilinden anlayan [kimse], kalender. dîvan kaleminde çalışanlar. dünyâ adamı, Ahireti düşünmeyen. dinde mezhep ayrılığı yaratan. şehir, kasaba halkı. kendini Tann'ya vermiş kimseler, doğruluk sahipleri, îmânı bütün, doğru kimseler. doğru yol adamı. tarîkatte, tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren, Allah adamı, cezbeye tutulan, vecde gelen kimse. meyhane adamları. haylaz. astronomi ile uğraşanlar. kumaş dokuyan sanatkârlar. bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi, (bkz: ehl-i vukuf). filozoflar. hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler. hünerli, sanattan anlayan kimseler. doğru, dürüst, saygıdeğer kimse. düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler. ilim adamları, âlimler, bilginler. îman etmişler, îman sahipleri, inanmışlar, (bkz: mü'min). irfan sahibi, bilgili. islâm topluluğu. dindar, sofu. Müslüman. ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. yazı işleriyle uğraşan. kanaatkar olan. iyi konuşan. cömert, eli açık. keyfe, eğlenceye düşkün. camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. dört kitaptan birine inanan. ölüler. kıyamet günü dirilecek olanlar.

ehl-i mansıb ehl-i ma'rifet ehl-i merâkib ehl-i muhasebe ehl-i naîm ehl-i namus ehl-i nâr ehl-i nifak ehl-i nücûm ehl-i örf

ehl-i perde ehl-i re'y ehl-i Rum ehl-i sabıka ehl-i safa ehl-i salâh ehl-i salîb ehl-i servet ehl-i suffe

ehl-i sûk ehl-i sülük ehl-i sünnet ehl-i şeka ehl-i şer ehl-i şîa ehl-i şikem ehl-i tahkik ekl-i ta'kîb ehl-i takva ehl-i tarîk ehl-i tasavvuf ehl-i tedbîr ehl-i tertîb ehl-i tevârîh ehl-i tevhîd ehl-i ukubet ehl-i vezâif

ehl-i vukuf ehl-i vücûd

mevki', orun sahibi. kabiliyetli kimseler. bir şeye binerek seyahat edenler. muhasebeci, sayman. cennette bulunacak kimseler. namuslu, doğru insanlar. kötü ruhlu, cehennemlik insanlar. ortaya nifak sokan, ayrılık yaratan kimseler. müneccimler. 1) huk. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı; 2) tar. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat bilginleri (kadılar, şeyhülislâmlar, müderrisler, kazaskerler., gibi). örtülü, peçeli kadın. hâkimlik eden. Osmanlılar. ilk Müslümanlar. kalbi temiz. huk. hâli mestur, namuslu, doğru olan kimse, [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazl da denir]. haçlılar, Hristiyanlar. servet sahibi, zengin. Hz. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. çarşı halkı, esnaf. bir mezhebe mensup olan. Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. şakîler, soyguncular, vurguncular. fenalık sahibi. Hz. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. işkembesine düşkün olanlar, sırf boğazını düşünenler, (bkz. erbâb-ı şikem). araştırmacı kimseler. takîbedenler, peşinden gidenler. dîne bağlı kimseler. bir tarîkata mensup [olan], derviş. tasavvufla uğraşan. tedbirli, akıllı, idareci kimse. f ı k. farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. tarihçiler. Müslüman. huk. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler. huk. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler, [camiin, imam, müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. iyi bilgisi olan, bilirkişi, (bkz: ehl-i hibre). varlık sahipleri, insanlar.

ehl-i zimmet

bir islâm devletine tâbi olan, vergi veren, korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. ehl ü iyâl aile, çoluk çocuk. ehl-ül-farz fık. birinci derecedeki vâris. ehl-ül-kisâ Hz. Muhammed ve ailesi, (bkz: ehl-i beyt). ehlî, ehliyye (a.s. ehl'den) alışık olan, alışmış, alışkın, vahşî olmayan, insandan kaçmayan, adamcıl, (bkz: munis). ehliyyet (a.i.) 1. işe yarar halde bulunuş, bir işi hak edebilecek durumda bulunuş, salâhiyet, yetki. 2. mâhirlik, iktidar, liyâkat kabiliyet, kifayet, mensubiyet, akrabalık. 3. iktidar, liyâkat ve kabiliyet vesikası. 4. kadın adı. ehliyyet-nâme (a.f.b.i.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. ehl-perver (a.f.b.s.) ehlini yetiş tiren, değer sahiplerini koruyan. ehl-ullah (a.b.i.) Tanrı adamı, velî, evliya. ehme (f.s.) 1. noksan, eksik. 2. i. bulunuş. ehnâme (f.i.) 1. aşk ve sevda. 2. kendine çekidüzen verme. ehram (a.i. herem'in c.) 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binalar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş şekil. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. düzgün olmayan piramit. ehrâm-ı kaim geo. dik piramit. ehrâm-ı mail geo. eğik piramit. ehrâm-ı muntazama geo. düzgün olan piramit. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. ehrâmen (f.i.) 1. şeytan. 2. dev. (bkz: ehremen, ehrem, ehrime, ehrimen). ehrâmî (a.s.) geo. ehram biçiminde, fr. pyraınidal. ehrâmî kavak bot. piramit kavak. ehred (a.s.) yırtık şey. [üstbaş hakkında]. ehremen (f.i.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı; şeytan, dev. (bkz: ehrâmen, ehren, ehrime, ehrimen). ehren (f.i.)- (bkz. ehrâmen, ehremen, ehrime, ehrimen). ehrime (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrimen). ehrimen (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrime). ehsâ' (a.s.) şaşmış, şaşakalmış olan [kimseler]. ehsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık, delik. ehvâ' (a.i. hevâ'nın c.) arzular, istekler; şehvetler, hevesler, meyiller. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan, arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehvâl (a.i. hevl'in c.) korkular, dehşetler. eh var (f.s.) şaşkın, sersem, alık [adam].

ehvec ehvel ehvel-i heyâkil ehven ehven-i şerr ehven-i şerreyn ehveniyyet ehver ehviye ehviye-i lâtife ehyeb ehyef ehzâb eimme eimme-i dîn

eimme-i isnâ-aşer

eimme-i mahallât eimme-i nuhât eimmet-ül-esmâ

einne eizze eizze-i nasârâ ejah ejdef ejder, ejderhâ, ejdehâ ejder-i münakkaş

ejder-dehân ejeh ejgân, ejgehân ejhân ejîr ekabb ekâbir

(a.s.) uzun boylu ahmak [adam]. (a.s. hevl'den) daha (en, pek) korkunç. heykellerin en korkuncu. (a.s.) 1. en zararsız. 2. pek ucuz. 3. daha hafif; kolay, (bkz: rahîs iki şerrin en zararlısı, kolayı. iki şerrin en zararlısı, kolayı. (a.i.) ehvenlik, ucuzluk [zıddı "gala"]. (f.i.) sevgili. (a.i. hevâ'nın c.), (bkz. hevâ). lâtif müzik havalan. (a.s.) daha (en, pek) mehîb, çok heybetli. (a.s.) 1. ince belli, yakışıklı [genç]. 2. çelimli at. (a.i. hizb'in c.) taifeler, kısımlar; bölümler, bölükler; insan kümeleri. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. (a.i. imâm'ın c.), (bkz. imâm). din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden, en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe; Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî; Mâlik bin Enes; Ahmed bin Hanbel]. [Şîîlerde Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. [Hz.Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin; Hz. Zeyn--ülÂbidîn; Hz. Imâm-ı Bakır; Hz. Ca'fer-üs--Sâdık; Hz. Musa Kâzım; Hz. Alî bin Musa; Hz. Muhammed-ün-Nakî; Hz. Aliyy-üt-Taki; Hz. Hasan-Ul-Askerî; Hz. İmâm-ı Mehdî]. mahalle imamları. nahiv (sintaks) âlimleri. "esmâ'mn başı" tas. hay, alîm, münif, kadir, semi', basîr, müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. (a.i. inân'ın c.) dizginler, yularlar. (a.s. azîz'in c.) 1. erenler. 2. muhterem, azîz kimseler. Hıristiyan evliyası. (f.i.) vücutta, en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar, siğil, (bkz: ejeh). (f.i.) kızılcık denilen meyva, alıç. (f.i.) 1. büyük yılan, (bkz: bürsân, su'bân). 2. korkunç ve hayalî bir hayvan. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. nakışlı ejderha; alaca derili büyük yılan. 3. meç. hiddetli, şiddetli, cesur ve merhametsiz [adam], ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. (f.b.s.) (dev ağızlı) meç. ağır toplara verilen bir isim. (f.i.) sivilce, (bkz: ejah). tenbel. (bkz: ejhân). (f-s.) tembel, (bkz: ejgehân). (f.s.) akıllı, uyanık [adam], (a.s.) beli ince olan. (a.s. ekber'in c.) rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali, (bkz. büzür-gân).

ekâbir-i şuarâ-yi Arab ekadîh ekahî ekalîm

ekâlîm-i hârre ekalîm-i seb'a ekall l ekall-i murabbaât

ekalliyyet Ekanîm ekanîm-i selâse ekarib ekârim ekâris ekasır ekasî ekasî-i bilâd ekasîm ekâsire ekâsire-i Acem ekatî ekavîl ekavîl-i bâtıla ekavîl-i kâzibe ekâzib ekbâ' ekbâ-yi etrika ekbâ-yı matbah ekbâd İltihâb-ı ekbâd ekber

Arap şâirlerinin en büyükleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kıdh'ın c.) oklar. ("ka" uzun okunur, a.i. uk-huvân'ın c.) papatya çiçekleri. ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) dünyânın mıntıkaları, memleketler, diyarlar. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler, memleketler. sıcak iklimler. yedi iklim. (a.s.) en az, en aşağı, (bkz: akall). mat., astr. en küçük kareler metodu, meşhur riyaziyeci v e fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi, [italyan astronomu Giuseppa Piazzi, seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres, onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu.]. (a.i.). (bkz. akalliyyet). ("ka" uzun okunur, a.i. uknûm'-un c.) asıllar, zatlar, rükünler. Hıristiyanlığın baba, oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. ("ka uzun okunur, a.s. akreb'in c.) yakın akraba, hısımlar. (a.s. ekrem'in c.) en necip, pek âlicenap, çok sahâvetli, cömert ve eliaçık olanlar. (f.i.) bot. yenilen mantar. ("ka" uzun okunur, a.s. akser'in c.) daha (pek, en) kısalar. ("ka" uzun okunur, a.s. aksâ'mın c.) daha (en, pek, çok) uzaklar. en uzak şehirler. ("ka" uzun okunur, a.i. kısm'ın c. olan aksâm'ın c.) 1. (bkz: aksam, kısım). 2. kısmetler, nasipler, paylar. (a.i. kisrâ'nın c.) eski Acem pâdişâhları. Acem hükümdarları. ("ka" uzun okunur, a.i. katî'in c.) koyun sürüleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kavl'in c. olan akvâl'in c.) sözler, lakırdılar, kelimeler. bâtıl sözler. yalan, uydurma sözler. (a.s. ükzûbe'nin c.) asılsız, yalan, uydurma sözler. (a.i. kibâ'ın c.) süprüntüler. sokakların süprüntüleri. mutfak süprüntüleri. (a.i. kebed ve kebid'in c.) kebet-ler, karaciğerler, (bkz: kübûd). hek. ciğerlerin iltihaplanması. (a.s. kebîr'den. c. ekâbir) 1. daha (en, pek) büyük.

Cihâd-ı ekber, Gazayı ekber en büyük savaş. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. 2. i. erkek adı. Ekberiyye (a.h.i.) tas. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. ekber-nâme (a.f.b.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. ekdar (a.i. keder'in c.) 1. kederler, kasavetler, gamlar, tasalar, kaygılar. ekdâr ü âlâm kederler, acılar. 2. bulanıklıklar. ekdâs (a.i. küds'ün c.) hurmalar. ekele (a.s. âkil'in c.) çok yiyenler, yiyiciler, oburlar. ekeme (a.i.) yüksek taşlık tepe, bayır. ekfâ (a.s. küfv'ün c.) eşler, benzerler, denkler, uygunlar, müsaviler, eşitler, muâdiller. ekfâl (a.i. kifl'in c.) 1. nasipler, paylar. 2. zayıflık halleri. 3. kilim parçalan. 4. (kefel'in c.) her şeyin gerileri. ekfân (a.i. kefen'in c.) ölüleri sardıkları bezler. ekhâl (a.i. kühl'ün c.) göze çekilen sürmeler. ekhel (a.s.) çok sürme kullanan; gözü kudretten sürmeli [adam]. ekîd, ekîde (a.s.) te'kidli, kuvvetli, sarih, kat'î, sağlam, muhakkak. Emr-i ekîd kat'î, kesin emir. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli, kat'î tenbihler. ekîden (a.zf.) 1. te'kidli, kuvvetli olarak, muhakkak, sarih ve kat'î olarak. 2. mü-kerreren, tekrar olarak. ekîle (a.s.) yenmiş, yenilmiş [şey, yemek]. ekinne (a.i. kinn'in c.), (bkz. eknân). ekkâf (a.i.) semerci, eğerci. ekkâl (a.s. ekl'den) 1. çok ekleden, yiyen, obur. (bkz: bu'le, ekûl). ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. 2. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara], (bkz: âkile). 3. kim. aşındırma, fr. corrosif. eki (a.i.) bir şey yeme[k], yenilme. eki ü şurb yeme içme. eklef (a.s.) 1. yüzü çilli [adam]. 2. i. koyu renkli arslan. ekmâm (a.i. kümm'ün c.) 1. elbisenin yenleri, kol ağızlan. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan, tomurcuklan. ekmen (a.s.) anadan doğma kör. (bkz: darîr). ekmehiyyet (a.i.) ekmehlik, anadan doğma körlük. ekmel (a.s. kâmil'den) 1. daha (en, pek) kâmil, mükemmel ve kusursuz olan, en uygun, en eksiksiz. ekmel-i enbiyâ Hz. Muhammed. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. 2. i. erkek adı. ekmel-âne (a.zf.) ekmel olana yakışacak surette. ekmeliyyet (a.i.) mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık, eksiksizlik. eknâf (a.i. kenefin c.) canipler, yanlar, nahiyeler, taraflar, sığınacak yerler, evin ortalan, [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. eknân (a.i. kinân'ın c.) l. mahfazalar, perdeler. 2. evler, odalar; çadırlar, (bkz: ekinne). eknûn (f-zf-) şimdi, el'an, hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır].

ekrâd ekreh ekreh-i mahlûkât ekrem ekrem-ül-ekremîn ekrem-ül-ümem ekrem-âne ekremî ekremiyyet eksâ eksâ min-el-basal eksem ekser ekseri ekseriyyâ ekseriyyet ekseriyyet-i ârâ ekseriyyet-i mutlaka eksibe eksibe-i bahriyye eksibe-i berriyye eksiyye ekşem

ektâd ektâf ektâr ektâr ektem ekûl ekûl-âne ekûlî ekvâb ekvâb-ı şerâb ekvâh ekvarn ekvâm-ı büzeyriyye ekvân Hâlik-ı ekvân

(a.i. kürd'ün c.) kürtler. (a.s.) en kerih, çok iğrenç. mahlûklann en iğrenci. (a.s.) 1. daha (en, pek) kerîm; çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. 2. i. erkek adı. (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. Hz. Muhammed'in ümmeti. (a.zf.) ekrem olana yakışacak surette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyla. (a.f.s.) ekreme mensup, lütuf ve kerem sahibi olana mensup. (a.i.) ekremlik, ekrem olma. (bkz: ekrem). (a.s.) üstüste pek çok giyinen [adam]. "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. (a.s.) büyük karınlı şişman [adam]. (a.s. kesîr'den) en çok, daha ziyâde. (a.f.zf.) eksere mensup, çok defa, çoğu. (a.zf.) çok defa olarak, çok zaman; sık sık. (a.i.) ekser olma hâli, pek çok olma; çokluk; en büyük kısım; yansından çoğu. reylerin oyların çokluğu, hiç olmazsa yandan bir fazlası. bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk), çokluk. (a.i. kesîb'in c.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. jeol. karasal, kumul. (f.i.) boza. (bkz: ahsuma, nebîz). (a.s.) 1. doğuşunda kusurlu olan, burnu, kulağı kesik veya noksan olan [adam]. 2. i. pars denilen yırtıcı hayvan. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. (a.i.) 1. cemaatler, kalabalıklar, bölükler, takımlar. 2. misâller, örnekler. (a.i. ketif ve kitfin c.) omuzlar; omuz kemikleri, arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. (a.i. keter'in c.) haysiyetler, şerefler; hasepler, nesepler, mertebeler, dereceler. (a.i. kutr'un c.), (bkz. aktar). (a.s.) 1. daha (en, pek) çok sır saklayan. 2. karnı büyük [adam]. (a.s. ekl'den) çok yemek yiyen, obur; pisboğaz, (bkz: bu'le, ekkâl). (a.f.zf.) oburcasına. (a.i.) oburluk. (a.i. kûb'un c.) küpler, büyük su kaplan. şarap küpleri. (a.i. kûh'un c.) kamıştan yapıl-.mış penceresiz kulübeler. (a.i. kûme'nin c.) kümeler, (bkz: küvem). anat. domalan, fr. soredie. (kevn'in c.) varlıklar; âlemler, dünyâlar. dünyâların, varlıklann yaratıcısı, Allah.

ekvar ekvâs ekvâz ekyâl ekyâs ekyes ekzeb el-

ela ela ey! el-aceb el-adlü esâs-ül-mülk el-amân

el-amân-hâh el'ân el-anyâsiyye elâstikî elâstikiyyet el-Avvâ

elbâb Ulül-elbâb el-bâdî azlam el-basîr elbet, elbette elbise elbise-i resmiyye Elbürz elbüz el-câ-i âlâ rütbetihi

el-câsî el-Cebbâr

(a.i. kevr'in c.) 1. devirler, dönmeler. 2. bir şeyi sarmalar. 3. (küvâre'nin c.) an kovanlan. 4. demirci ve kalaycı ocaklan. (a.i. kevs'in c.) yaşmaklar. (a.i. kûz'un c.) kadehler; kâseler; bardaklar. (a.i. keyl'in c.) kileler, hububat ölçüleri, ölçekler. (a.i. kîs'in c.) para keseleri, torbalar. (a.s.) pek kiyâsetli, zekî, zeyrek, maharetli, becerikli [adam]. (a.s.) büyük yalan, pek büyük uydurma. (a.h.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. Arapçadaki terkiplerde, has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi. (bkz: hurûf-i şemsiyye). (a.e.) başlama ve tenbih edatıdır; nazımda ve sözün başında kullanılır; bundan sonra "ey!" nidası gelir. şimdi, bilmiş ol ki! (a.n.) tuhaf, acayip, şaşılacak şey! (a. cü.) adalet mülkün temelidir. (a.e.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman, medet" manasınadır; "bıktım artık, illallah!, usandım, kâfi, yeter, sus" gibi mânâlarda da kullanılır. (a.f.b.s.) el aman dileyen, yaka silken. (a.zf.) şimdi, şimdiki halde; henüz, hâlâ, daha, bu âna kadar, şu anda. (a.i.) bot. iğdegiller. (fr.s.) esnek. (fr.a.i.) esneklik. (a.h.i.) astr. sığırtmaç, semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme, lât. Boötes, fr.Bouvier. (a.i. lübb'Un c.) akıllar; akıllı kimseler. akıl sahipleri. başlayan, yol açan haksızdır. (a.s.) her şeyi gören. [Tanrı adlarından]. (a.zf.) kat'î olarak, mutlaka, behemehal; akıbet, nihayet, eninde sonunda. (a.i. libâs'ın c.) esvaplar, libaslar, [kelime bizde müfret gibi kullanılır], (bkz: câme]. resmî elbise[ler]. (f.h.i.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği. 2. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. 3. s. uzun boylu, yakışıklı kimse. (a.s.) 1. bâlâ, yüce, yüksek. 2. i. Kafkas dağının tepesi. (a. h. i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında, ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. (a.h.i.) astr. Herkül, tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi, lât. Hercules. (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak

yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). Elcezîre (a.h.i.) Mezopotamya, "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. elcime (a.i. licâm'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. el-cünûnü fünûn (a.dey.) "dîvânelik türlü türlüdür", "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. eledd (a.s.) hak kabul etmeyen, inatçı [adam], Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkî (fr.s.) ; elektrikle ilgili, elektrik niteliğinde. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı, akımı. elektrîkiyyet (fr.a.i.) eletrikleştirme, elektrikleşme. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektromagnetizma. elektrîkiyyet-i sakine fiz. elektrostatik. elektrik-nümâ (fr.f.b.s.) fiz. elektroskop. elem (a.i.c. âlâm); 1. ağrı, acı, sızı, sancı; keder, dert, maddî ve manevî ıztırap. elem-hek. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. bekleme elemi, sıkıntısı. 2. Fransızca'nın "-algie" sonekini elem-i intizâr karşılar. elem-i asabi bek. sinir ağrısı, fr.nevralgie. elem-i kalb gönül ıztırabı. elem-i mafsal hek., fr. arthralgie... el-emrü emrüküm (a.cü.) emir, sizin emrinizdir; emriniz bâşüstüne. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. Elemût (f.h.i.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. [elüh (=karakuş), mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. Bu kale, yükseklikte; yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elem-zede (a.f.b.s.c. elem-zede-gân) eleme uğramış, elemli, kederli, dertli. elem-zede-gân (a.f.b.s. elemzede'-nin c.) elemliler, dertliler, kederliler. eleng (f.i.) 1. sur, duvar, siper. 2. kale ve istihkâm askeri. elest (a.i.) Allah'ın, ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman, insanların yaradılış başlangıcı, [elestü = değil miyim]. elezz (a.s. lezîz'den) daha (en, pek) lezzetli. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf (a.s.c. âlâf, ülûf) bin [sayı], (bkz: hezâr). elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl. elfâf (a.i. lifin c.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar; birbirine dolaşık fidanlar. el-Fâris (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç, lât. Perseus; fr. Persee. el-fâtiha (a.n.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida.

(a.i. lafz'ın c.) kelimeler, sözler. güzel sözler. kaba küfürler. l) birçok anlamı olan kelimeler, 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler, sinonim (synonyme) kelimeler. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. el-firâk (a.i.) ayrılma, ayrılık sözü, esenleşme, (bkz: el-vidâ). elfiyye (a.i.) ed. bin beyitlik kasîde, şiir. el-garaz (a.cü.) "maksadım şu ki; şunu demek isterim ki; gelelim maksada, sözün kısası" mânâlarına kullanılır. el-gaz bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. el-gıbta (a.cü.) gıbta olunur, gıbta ederim. elhâb (a.i. lihb'in c.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar, dar geçitler, (bkz: lihâb, lühûb). el-hâc (a.s.) hacı; islâm dîninin bir îcâbı olarak, usûlüne göre, "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. el-hakk (a.zf.) hakîkaten, doğrusu, doğrusu ya. el-hâl (a.zf.) şimdi, şimdiki halde, hâlâ, henüz. el-hâletü hâzihi (a.zf.) henüz, şimdi, hâlâ, bugün, bugünkü günde, şimdiki zamanda, şimdiye kadar, (bkz: el-yevm). el-hamdulillâhi teâlâ (a. cü.) Allah'a hamdolsun, Allah'a şükür. elhân nağmeler, ezgiler. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri; 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. el-hased (a.zf.) "hased olunur" mânâsına kullanılır. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. el-hâsıl (a.zf.) hâsılı, netice îtibâ-nyla, sözün kısası, uzatmayalım, kısa söyleyelim, kısacası, (bkz: ve-1-hâsıl). el-Hayye (a.h.i.) astr. Yılan. elhâz (a.i.lâhz'ın c.) göz ucu ile bakışlar. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına, cazibeli, alımlı bakışlar. el-hazer (a.zf.) "sakın, sakınalım, sakınınız," mânâsına kullanılır. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. el-Hevâ (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi, lât. Ophiucus. el-hükmü-li-1-galib all (a.cii.) hüküm galibindir, hak kuvvetlinindir, (bkz: el-hükmü limen-galeb). el-hükmü li-llâh (a.cü.) "hüküm Allah'ındır, kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. el-hükmü li-men galeb (a. cü.) hüküm galip gelenindir, (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). el-ıyazü bi-llâh (a.c.) Allah'a sığındık, Allah'a sığınırım, yahut, sığınırız, Allah esirgesin, Allah korusun!... (bkz: maâz-Allah). elibbâ (a.s. lebîb'in c.) akıllı, kâmil, olgun [kimseler]. elif (a. ha.) 1. Arap alfabesinin ilk harfi. 2. i . kadın adı. elfâz elfâz-ı cemile elfâz-ı galize elfâz-ı müştereke

elif-i iklîm elif-i kâfîyân elif-i maksure

yedi iklimin ilki, ekvator. kûfî yazısıyla yazılan elif. bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. f Mustafa, dâva gibi]. elif-i memdûde uzun okunan elif. elîf (a.s. ülfet'den) 1. ülfet olunan, istenilen, alışılan şey. 2. alışmış, alışkın, alışık. (bkz. me'lûf). elifba, elifbe (a.i.) 1. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. bir şeyin başlangıcı. 3. g. s. bir örgü motifi. elifi (a.i.) g. s. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. el-ihsân bi-t-temâm (a. cü.) bir şey verilince tam verilmeli; bir iyilik edilince tam edilmeli. elîm, elime (a.s. elem'den) çok dert ve keder veren, acıklı; ağrı ve sancıyı hissettiren, sızlatan, pek ağrıtan, acıtan. Azâb-ı elîm çok acı veren azap. el-insâf (a.n.) ; insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. eliyy (a.s.) çok yemin eden [adam]. elîz (f.i.) çifte, tekme; sıçrama. elkâb (a.i. lakab'ın c.) 1. unvanlar, soyadları. 2. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar, [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü; sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü; seraskere devletlü re'fetlü; Mekke şerifine devletlü siyâdetlü; müşirlerle, pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü; saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü; sarıklılara mekrümetlü; fazîletlü; semâhatlü yazılırdı. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a.cü.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elken (a.s.) dilinde pek lüknet, tutukluk olan, güçlükle meramını anlatan, peltek.kekeme. El-Keşşaf (a.i.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. el-kıssa (a.zf.) hulâsa, hâsılı, sözün kısası, sözden anlaşıldığına göre. el-Kusvâ (a.h.i.) Hz. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. Ebûbekir'den satın almıştır], (bkz: Kusvâ). elma', elmaî (a.s.) pek zekî, çok anlayışlı [adam]. elmalı, elmahî (a.s.) her gördüğü şeyi tetkike, araştırmaya meraklı [adam]. elmas (yun.i.) 1. bilinen kıymetli taş. 2. s. meç. pek sevgili ve kıymetli. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. elmâs-pâre (yun.f.b.i.) 1. elmas parçası. 2. meç. çok güzel. elmâs-rîze (yun.f.b.i.) elmas kırıntısı, döküntüsü. elmâs-tırâş (yun.f.b.i.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam, billur, kristal. el-minnetü li-llâh[i] (a.cü.) "Allah'a minnet, minnet ancak Allah için" manasınadır. elsen (a.s.) fasîh, düzgün konuşan. elsine , elsün (a.i. lisân'ın c.) diller, (bkz: lüsn). elsine-i garbiyye batı dilleri. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe, Arapça, Farsça. elsine-i şarkiyye doğu dilleri. eltaf (a.s. latîfden) daha (en, pek) lâtif, güzel, hoş [olan].

üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler. (a. olan "emki-ne'nin c. Muğla gibi livalar. 2. yanaklar.i. bot.i. (a. el-firâk. (a. miâ'nın c. çok yakışır. s. (a. şimdi. (a. rengârenk.i. (bkz: liva). livâ'nın c. Allah'a emânet olun. (a. pek) lâzım. büyükelçi.i. Ardahan. ehakk). tablolar. and. kıçı meydana getiren kaba etler. levh ve levha'nın c. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler.eltâf elûf elûh elûk el-Ukab elûke el vah elvâh-ı kışr elvan elvâz el-vedâ' el-vida' elviye elviye-i müstakille elviye-i mütemevvice elviye-i selâse elyaf elyak elye elyevî el-yevm elzem elzemiyyet em'â em'â-i galîza em'â-i rakîka emâcid em'âk emâkin (a. ince bağırsaklar.s. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam]. 2. okşamalar. (a. lîfin c. fr. 3. (a.i. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale.cü. çeşitler. tavşancıl.i. iyilikler. (bkz: emkine). (a. esen kalın! (bkz: el--firâk). (bkz: ecder. l'Aigle.) mahaller. astr.) göz pınarlan.) sefir. gereklik. 2. lât.) kıça ait. kalın bağırsaklar.i. meak ve meûk'un c. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır].s. (a.) 1.) 1. iyilikseverlikler. yerler.) düz satıhlar.) elzemlik. kasem). ağacın odun kısmındaki lifler. iplik biçimindeki şeyler. liber. lütfün c.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. lâzım'dan) daha (en. Artvin. levz ve levze'nin c. portreler. soymuk damar (-demeti).i. yağlı koyun kuyruğu.i.i.i.) ülfeti çok.s. emced'in c.) iyi muameleler.zf. izmit. lüzumlu. henüz. (a. Kartal burcu.) Allah'a ısmarladık. (bkz: half.i.s. liyakatli. mevzîler.) yemin. (a. dalgalanan bayraklar.i. (bkz: el-hâletü hâzihi). karakuş.) elçinin götürdüğü itimatname. mekân'ın c. son derece lâzım olma. renkler.h. Aquila. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur]. bayraklar.) 1.i. (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars.i. [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır. Samsun. (a. [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp. 2.). (a. mevkiler. (a.) bademler. (a. kıç ile ilgili. (a.) bağırsaklar. el-vedâ'). hâlâ.) daha (en. (a.s.) 1. nezâketler. Antalya. fr. (a. alacalı. (bkz. pek) lâyık. şimdiki zamanda.) sancaklar. . bugünkü günde. (a.i. kartal.) bugün. (a. levn'in c. şu anda. (a.

bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki. (a. emir'in hâli ve sıfatı. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet.c. ümniyye'nin c.) aman dileyen. millet.) 1.i. huk. 2. (a. (a. 4. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur]. (a. huk.. buna riâyet olunur. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki. şikâyet. emirlik. korkusuzluk. huk.f. aman diyen. (a. niyetler. (a. (a. iyilik alâmeti. kuddâm. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer.s. arzular. (a. huk.).i.s. (a. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. akranlar. aman dileme. fidanlar. huk. (a. emâre'nin c.s.). prenslik. b. kanunî ve fiilî himaye. deliller. ipucu. gibi. "Hırka-i Saadet.) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar. huk. huk. ["geliniz!" denilmesi gibi]. (a. aman isteyen.i. eminlik. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki.f. ummalar. mezîr'in c.i. (a. özel maksatlar. 2 . 2. i. nişan. yardım isteme. bu bir müsâlaha" demektir.) otsuz ve susuz sahralar. çöller.i. eşya veya kimse.) emanetçilik. alâmetler. (a. en çok benzeyenler. husûsî.b. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu.i. (a.i.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk. (bkz. emânât) 1. emânet suretiyle. (a.b. emred'in c. 2. eserler.) kendisine emânet edilen. eser.) bıyıklan terlememiş gençler.f. meramlar. Sakal-ı Şerif. gayeler. (a.) uzun yapraklı otlar. (bkz: emânât-ı mukaddese). yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. c. gibi]. emeller. beylik.i. karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman. belirti.i.. .emâkin-i mukaddese emâlîc emâlîs emâm emân emân hakkı eınân bi-1-kinâye emân bi-1-kitâbe emân-ı âmin emân-ı hâss emân-ı muvakkat emân-ı müebbed emân-ı sarîh emânât emânât-ı mukaddese emânât-ı şerife emânet emânet-dâr emânet-dârî emaneten emân-hâh emânî emânî-yi mahsûsa emânet-ullah emârât emârât-ı hasene emare emâre-i hasene emaret emârid enıâsil emâzir kutsal yerler.) 1. emniyet edilen kimseye bırakılan şey. iyi alâmetler.) . imlîs ve imlîse'nin c. sözle verilen eman gibidir.) arzular. maksatlar. eşler. ümlûc'ün c. sulh yapma. (a.i. emânet'in c. emânı. emanetçi.b.) emânet olarak. emsel'in c. "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman. emârât) alâmet. rüsumat emâneti = vergi emâneti. istekler. emânetler. emr'den) 1..) 1.i. (a. rica. nişanlar. 3. 2. pîş). itibarlı kimseler.i.i.zf. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup.

3.s.c. emr).) mehiller. (a.s. ilk islâm hükümeti.s. hırs.s. (a. tamah. Hz. amal) ümit.s.s.i. nihayet. (bkz: mihâr). 2. (bkz: emîn). (a. (bkz. haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. kuruntular. kadın adı. ilâçlann en acısı. Hz. [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar. beği. mehr'in c. erkek adı. (a. mühletler.) donuk beyaz.) daha (en. bir şehrin başı. bir kavmin.i.c. kendisine güvenilen [kimse. medd'den) daha (en. (a. güvenen. emniyetli. daha (en. zevcelerin nikâh bedelleri. büyük bir hanedana mensup kimse. onur ve haysiyet sahibi olan.i. (a. ümerâ) 1. en çok temas eden. emâcid) 1.c. şey].i. Muhammed. mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse.i. saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur.) 1. (a. şereflilerin şereflisi.) taylar.i. Muhammed.) pek fazla messeden. eski ve sâdık hizmetçi. insan ömrünün yetmeyeceği hülyalar. c.f. bir çeşit ot. (a. emr'den. mecîd'in c. (a. i. 2. onur ve haysiyet sahibi olanlar.) koyunlarda meydana gelen uyuzluk. 2. Şeh-remânetinin reisi.i. Hızır. korkusuz. çok sürekli. Muhammed'-in lâkabı. pek) mecid. hırs-ı nukûd). mühr'ün c.s.) şeref. (a.) son. Emevî devleti. i. evâmir). (a.i. ömürlerin en uzunu.s. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler. (bkz: hırs-ı câh. pek) medîd. aynlma hâlinde. Hz. i. (a. Cebrail.b.) 1. c. (a.h. ümenâ) 1. hırs-ı pîrî.) islâm arasında kurulan ilk devlet. vâdeler. mecîd'den. (t. arzu.i.emcâd emced Cedd-i emced emced-i emâcid emed emedd emedd-i a'mâr emek-dâr emel Tûl-i emel emerr emerr-i edviye emess Emeviyye emhak emhâl emhâr emhâr-ı zevcât emhâr emîhe emîme emîn Fetva emîni Sandık emîni Şehr-emîni Yed-i emîn emîn-i cev emîn-i rahmet Emîn-i vahy Emîn-i vahy-ullah emîne emir emîr emîr-i âb-hayvân (a. çok ulu ata. kadına verilecek.) bir işte emeği çok geçmiş olan. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz]. 2. birine emniyet eden. mehl'in c. korkusuz [yer]. ["emîn" kelimesinin müennesi]. 2. (a. dokunan. at yavruları. (a. pek) acı. çok şeref. emniyet sahibi.i. zamanlar. 4. . (a. şüphe etmeyen. erkek adı.i. veznedar. demirci çekici. (a. uzun.) nikâh bedelleri. umma.

(a. pek melîh. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. Hz. Hz. (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar. (a. haneler. [bu unvan ilk evvel Hz.i. ahır beyi.) emir kâğıdı. (pâdişâh).b. bölükler. (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. âmirden me'mura yazılan kâğıt. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer.b. Mekke emîri.i. (a. kalabalıklar. (bkz.) ev.i.) emîrcesine.b.) kumandanın oğlu. (bkz: emr-nâme. Ömer'e verilmiştir]. melîh'den) en melâhatli. Muhammed'in halîfesi.s. arıbeyi.i.i.) sancak emîri. (a. buyrultu. (a. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli bulunan zat. (a.i. milk ve mülk'ün c. çeşnigir başı. (a. . mü'minlerin emîri. ahır müdürü. bağ.) amiral.i. (a. [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı. (a.) cemâatler. zool. emîr olana yakışacak surette.) kadın emîr. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. tarla.i. Istabl nâzın.f. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk. Hz. (Arabın en güzeli) Hz.b.) imrahur. (Müslümanların emîri). (bkz: emâkin).f.zf. deniz tuzları. milh'in c.b.f. (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse. (a. mekân'ın c. amiral. (bkz: ıneh-mâ emken).i. Muhammed. (a. yerler. serdar. (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti. emîr-ül-mü'minîn). (bkz: emîr-ül-mâ'). mevkiler. melâ'ın c. (a.emîr-i cân-dâr emîn-i çeşnigîr emîr-i dâd emîr-i devât emîr-i meclis emîr-i Mekke emîr-i nahl emîr-i silâh emîr-i şikâr emîr-ül-alem emîr-ül-bahr emîr-ül-ceyş emîr-ül-Hâcc emîr-ül-mâ' emîr-ül-mü'minîn emîr-i zünbûrân emîr-ül-müslimîn emîr-ül-ümerâ' emîr-âhûr emîr-âne emîre emir-nâme emir-nâme-i sâmî emîr-zâde emken emkiııe cmkine-i cedide emlâ' emlah Eınlah-ül-Arab emlâh enılâh-ı bahriyye emlâk muhafız kumandanı.i. (a. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse. evler. (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının. yeni evler. Hacılar emîri. başkumandan . son derece güzel.e. Ali'nin lâkabı. serasker.) tuzlar. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan.) mahaller. ferman).

f. tam bir güvenlik. emredici. pürüzsüz. (bkz: emir).gaib emr.s. polis teşkilâtı. eminlik.s.) emniyet.kavlî emr-i kün emr-i ma'ruf emr-i muhal emr-i mübîn (bkz: emlâk-i mîriyye). vakıa. körpe ve nâzik (vücut veya dal). korkusuzluk.c. [müennesi . [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir].hakk emr. insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. halk güvenliği. hâdise. [Ben gizli bir hazîne idim.b.) eminlik. şey. [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. genel güvenlik. bu işin aslı. (a.) daha (pek. rahatlık. cilâlı. [tas.b.) (daha. (Allah'ın emri) ölüm. meydanda durum. buyruk. tuhaf şey. güvenme. (bkz: emlâk-i hümâyûn). genel polis teşkilâtı. bağışlanmış mallar. vakfedilmiş. emr. günah ve suç işlemede]. jeol. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi.i. (a.) 1.hâzır emr. (Allah'ın emri) ölüm. güveni kötüye kullanma.azim emr. emr'den) emreden.ilâhî emr. 3. kollama [askerlikte]. pürüzsüz. en. güvenlik. güvenlik.) güven veren. âsûdegî). ilk iş olarak. metin. emâlis) düz. (o. "ol!" emri. inanma. iş buyurma. millî mallar. eminlik ve rahatlık. şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. pek çok) genç. (a. en başta. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk.i'tibârî görünüşte olan iş. (bkz: i'timâd). korkusuzluk. gerçekleştirmesi imkânsız olan emir. en) sarp. c.s. 2.i. 1. buyrultu. devlete ait mallar. ikinci şahsa verilen emir. 2. aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse].s. pâdişâh mallan.i. meldâ]. düz taş. kamusal güven. "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem. önemli iş. . el konulmuş mallar. gr. cebreden [şehvani hallerde. iş. [ağızdan veya yazı ile]. (a. (a. 4. Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan. özü.garîb emr. (a. husus. evâmir) 1.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı.i.s. (bkz: asayiş.f. beylik malları. (bkz: asayiş). apaçık. korkusuzluk. (a. (a. çok. 2. eminlik. (a. gr. korkusuzluk.i.emlâk-i emîriyye emlâk-i hâssa emlâk-i hümâyûn emlâk-i mazbuta emlâk-i mevkufe emlâk-i milliyye emlâk-i mîriyye emled emles Hacer-i emles emmâre Nefs-i emmâre emn emn ü asayiş emn ü emân emnâ' Emn-âbâd emniyye emniyyet emniyyet-i âmme emniyyet-i umûmiyye emniyyet-i tâmme Emniyeti su'-i isti'mâl emniyyet-bahş emr Evvel-i emr Nefs-ül-emr emr bi-1-ma'rûf emr-i âlî emr. büyük. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım]. üçüncü şahsa verilen emir.

emsâr (a. atasözleri. emrâz-ı mühiike hek. bulaşıcı hastalıklar. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. 3. emr ü ferman buyruk ve ferman. refraction. benzeri durumlarda olduğu gibi.f. emrâz-ı müstevliyye hek. emsel (a. emrâz-ı ayniyye hek. emrûd (f. emsâl-i kesîre bol örnekler. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er. emsâl-i Süleyman Hz. beldeler. hastalıklar. emrâz-ı zühreviyye biy. deri hastalıkları. kaç misli alınacağını bildiren sayı. emsâl-i inkisar astr.) 1. ateşli hastalıklar. emir kipi. eş. emsâr ü bilâd büyük şehirler. Sîga-i emriyye emir sîgası.) büyük şehirler. emir--nâme. sidik yolu hastalıkları. emr-i tabîî tabîîiş. emrâz-ı dâhiliyye hek. emrâz-ı hâriciyye hek. sinir hastalıkları.i. emrâz-ı bevliyye hek. kadın hastalıkları.). emsal (a. 4.) emre ait. frengi ve bel soğukluğu gibi. emr-nâme (a.i-.b. mikroplu. mesel'in c.i. maraz'ın c. emred (a. memleketler. açısal 'katsayı. emr-i nıüşkil zor iş. .b. fr. dış hastalıkları. öldürücü hastalıklar. jeod. benzerler. contagieuses.emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri. örnekler. frengi ve benzeri hastalıkları. kasabalar.) armut biçiminde olan. emr-ber (a.i. fr. emrân (a.i.venüs hastalıkları. akıl hastalıkları.i. emrâz-ı efrenciyye hek. cilt.i. kıl bulunmayan genç. emsali misillû aynı biçimde. emsâl-i zâviyeviyye mat. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. emr-i vâki' beklenmedik emir. emrâz-ı sâriyye hek. göz hastalıkları. Süleyman'ın vecî-zeleri. numuneler. epidemiques. ferman). hayvan derileri. emrûdî (f-s. emriyye (a. eşler. misl'in c. mısr'ın c. misâller.c. emrâz-ı intâniyye hek. benzer. Şâbb-ı emred tüysüz genç. Durûb-ı emsal darbımeseller. misl'den) pek müşabih olan. mern'in c. emrâz-ı asabiyye hek. 2. (bkz.s.) illetler. hikâyeler. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname.) emir götüren.l (a.s.. emir alan. (bkz: ermûd). emraz j. emsal (a.) kıssalar. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy. iç hastalıkları. emirle ilgili. mat. salgın hastalıklar.s. emir eri.f. katsayı. emrâz-ı akliyye hek. emrî.i. çok benzeyen.) armut. emrâz-ı cildiyye hek. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. fr.) kürkler. emrâz-ı nisâiyye hek. atalar sözü. destanlar.i.

zulüm dalgası.) pek metin. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. mallar.) 1. (a. (f-i-) Para kesesi. gibi]. 2. yetimlerin mallan. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi. ganimet mallar.. nehy-i gaib. çok dayanıklı..) 1. kumaşlar. muzârî. mal) gibi şeyler]. çok te'sirli olan. olan miyâh'ın c. taşınabilen mallar. (a. (a. 3. tarla. hediye gibi şeyler dağıtma. (bkz: miyâh). ölülerin gömülmesi.i.i.s. [emlâk.) yağmurlar. (a. Devlet. para ve eşya gibi beylik mallar.) 1. gr. gibi]. binâ-i merre. deniz milleri. (a. misâl'in c. 2. yağmur bulutlan.) akşamlar. mevc'in c. kanepe.) ölüler. örnekler. ekinler. nehy-i hâzır. sahipleri bilinmeyen mallar.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler. nefy-i hâl. (a. ism-i tafdîl. meyyit'in c.) sular. ism-i fail. emyân emyâh emyâl emyâl-i bahriyye emyûs emzâ (a.) tuz taşı. ağaçlardaki meyva-lar. akşam vakitleri. bırakılmış mallar. emr-i gaib.i. denizin dalgalan. [dükkân. eko. kamuya ait mallar.i. ism-i mekân. cahd-ı mutlak. mesâ'ın c. (a. a. para çantası. emr-i hâzır. saklanması mümkün olan mallar. (bkz: mîl). numuneler. satılacak şeyler. metâ'ın c. (a. (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. taşınmaz mallar. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. (a. 2. .) mülkler. ism-i mensûb. tüccar mallan. ism-i zeman. masdar. çeşitli mallar. devlet mallan. ism-i mef'ûl. bol yağmurlar. z f. (bkz: hemyân). ev. masdar-ı mîmî. mevâşî (davar. gibi birer misâlle gösterilen şekli]. (a. vilâyet ve belediyelere ait mallar. [altın. kat'î.) sular. tesniye cemi hallerindeki mütekellim. mübalağa ile fail. gümüş.i. [çakı. cahd-ı mustağrak. kınlmamış büyük tuz parçalan.i. mâ'ın c. saklanması mümkün olmayan mallar. muşt ve mışt'ın c. matar'ın c.) dalgalar. muhâtab ve gaib şekilleri.i. (a. masa.i.emsile emsile-i muhtelife emsiye emşâ muşt-ül-kadem emtâr Sahâib-i emtâr emtâr-ı kesîre emten emtia emtia-i ecnebiyye emtia-i gûnâ-gûn emtia-i ticâriyye emvâc emvâc-ı bahr emvâc-ı kahr emvâh emval Bezl-i emval emvâl-i âdiyye emvâl-i âmme emvâl-i bâtına emvâl-i emîriyye emvâl-i eytâm emvâl-i ganâim emvâl-i gayr-ı menkule emvâl-i menkule emvâl-i metruke emvâl-i umûmiyye emvâl-i zahire emvât Defn--i emvât İhyâ-yi emvât emyâ. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar. para. (a. yabancı memleket mallan. para ile alınan şeyler.i.s.i. (a.) taraklar ayağın üzerindeki ufak kemikler]. mâl'in c. terkedilmiş. gibi]. nefy-i mâzî.i. ölülere can verme.i. mâ'ın c. hükmü çok yürüyen. mîl'in c. eko.

) en nefis olan şeyler. nibr'in c.) ortak. (a. kale.) küçük dağarcık.s. 2. hisar. eneiyyet). gibi. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır]. inâyeten.i. 4. (a. 2 .i.i. na'm'ın c. Hz.i.) 1. (f.i. enfes'in c. (a. anbara koymak.i. hazım (sindirim) boruları. (a. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ. (halkın ulu'su) Hz. (bkz: enâiyyet. dolu. hakîkaten. teslim etmek. .i. i. anbar.s. enmele'nin c. (f.) perişan. sığır ve.i. Muhammed. (a. enbâne enbânçe enbâr enbâr Der-enbâr etmek enbârde enbâşte enbâz Bî-enbâz enbâz enbâzî (a. (bkz: rümmân).) parmak uçları. enâ-niyyet). eneiyyet. (a. (a. anat.) peygamberler.). huylar. nebî'nin c. i.) tabîatler.i. (a.i. Yuhanna]. (a. bütün mahlûklar. insanlar.i. heybe. çanta. (f. tahkîm edilmiş yer. koyun gibi hayvanlar. 3. incil'in c. (bkz: şerîk). yaratılmış olan canlılar. meşrepler.i. (f. (f. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı. (bkz: enbûşe).) 1.) ortak kadın. kalbur damarlan. (f. kuma. (a. 2. inbik'in c. ufak heybe.i. halk.) kendini beğenme. huylar.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden. gübre. eş. yiyecek çantası. 2.cü. bencilik.e. şeriklik. tıkanmış. türlü tabiatlar. yığın. ünbûbe'nin c.s.) nar [meyva]. (a. (f. s. halk arasında. (a.) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek. muhtelif. edebî eserlerin en nefisleri.) anbarlar.i. (a. yıkılmış.i.s.) lâkaplar. (a. (a. takma adlar. nebez'in c. eşsiz. borular. sağlam. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. hayvan gibi kimseler.) Zühre (Venüs) gezegeni.) 1.) doldurulmuş. at. i.) yerden çıkanlan otun kökü.) inciller. dağarcık denilen deri çanta. (bkz: nâhîd).) inbikler.i. dağınık şeyler.(bkz.. ortaklık. 2. (f. (a. (f.emzice emzice-i muhtelife -en enâbîb enâbîb-i gırbâliyye enâbîb-i hazmiyye enâbîk enâbîş enâcîl enâcîl-i erbaa enâdîd enâfis enâfis-i âsâr-ı edebiyye enâhîd enâiyyet enam Beynel-enâm Rabb-ül-enâm Seyyid-ül-enâm en'âm enâmil enâniyyet enâr enâr-Allahü kabrehû enbâ enbâg enbâhûn enbân.i. mizâc'ın c. deve. Markus.) boğum boğum olan şeyler. şeriki olmayan. en değerlileri.) 1. küme.s. perakende. bütün mahlûkların Tanrısı. kamış gibi içi boş olan fen âletleri.i.) 1. Luka. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp. soyadları.

(f. (f. (a. çokluk.) inbik. ürtiker.b.) yüksek yerler.) bot.i. ocak.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler.). (f.i. (bkz: lenger). (f-i. 2.b. çok. 2. (f. meclis. (f.) gemi direği. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. 2.s. hek.i. kıyma kıyma. 4.f.s. dere. necd'in c.) son bulan.) bot. (f.) istif edilmiş.) minder. (bkz: enâbîş). i. ödağacı. döşeme.i.i. (f.) armut. ağaç kökleri. nücebâ). necîb'in c.i. 2. vücuttaki kaşıntılı döküntüler.) 1. (a. necâib.i. hamından turşu yapılan. yoğun. biten. son.) koyulaşmış. (f. tane tane. 1. (f. (bkz. [Anadolu'da "eğsi. anat.i.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. ["encîden" mastarından]. (bkz: âhir-ül-emr). (bkz: ünbûbe-I (a. yüce yerler. (bkz: encüre). eğsiran v. talaş. ufak ufak. duvarın yıkılıp dökülmesi. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. eksi. (a. hayvan]. katılaşmış.) yaş ve kuru çamur. kurdeşen. çekirdeği büyük.) asıl. (a.). (a.) bot. 5. en çok deve. i.) pislikler.enbeh. yonga gibi şeyler. demir hindi.s. encîre encûc encûg (f.) Hint hurması.i.s. 3.zf. devşiril-miş. (bkz. meyvasınm kabuğu kalın. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl].i.i. dolap beygiri.) biy. hatmi çiçeği. (a. sıvacı. (bkz: tîn). (a.i. 1. i. 3.) 1. (f." gibi karşılıkları vardır].s. (f. başka.) bot. yüce peygamberler. koku.s. (a. ulu.i.i.) 1. 2. (bkz: cemâat.i. (bkz: encûg).) nihayet. işin sonu. (a. kalabalık. (f. (bkz: encûc). (f.) 1. uyuşmuş [nesne].i.s. (f. miskin. fercâm). (bkz: emrûd). anat.b. 4. patates gibi yerden çıkarılan şeyler.) incir. endâyiş-ger). madde. . (bkz: ünbûbe). enbüh enbele enberût enbeste enbeste-dem enbîk enbîr enbîre enbiyâ enbiyâ-yi kibar enbûb enbûbe enbûbe-i bevliyye enbûbe-i gırbâliyye enbûbî enbûde enbûh Leşker-i enbûh enbûşe enbûy enbûzen enbûzen-i inşân enbür enbüre encâb encâd encam encâm-ı kâr encâm-pezîr encâs encel encer encere encidân encîn encîr. döşek. (f. (a. nebî'nin c. izdiham). i. yer elması. gayretsiz [kimse]. (bkz: ünbûbe-i bevliyye). yalvaçlar. işkembe. (f. (bkz: akıbet. (bkz: resul).i. toprak [insanın asıl maddesi olduğu için]. ısırgan otu.) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz. (f. kalabalık asker. (f. kalın. i.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde. i. (bkz: ünbûbî).i.) koklama.s. tüyü dökülmüş [şey. çalı çırpı.i. (a.) tenbel.i.s.i. necs'in c.) ödağacı. 2.

hek. bot. düzgün endam. 2. (f.b. ser-güzeşt). (f..b. biçim. deniz ısırganları. nedâ'nın c. ısırgangiller.s. ısırgan otu.i. yaşı küçük. boğum boğum. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. düzgün beden. (a.) 1.zf. cihan içinde cihan. (a. buruşmuş (meyva).b. 2. akademi.) 1.) 1. (f. unutma köşesine atılmış. [encûhîden ve encûgîden mastarından]. enzâd). mektup.) yaşı küçük. 2. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâmî endâr endâve.) bot. şikâyet.i. (a.i. nazâir). baştan geçen şey. utanmış. derece. sıvacı malası. (f. politika kulübü. siyâsî encümen.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. takım. atma. yaşı küçük çocuk. (f.i.i.i.b. benzerler ve zıtlar. matematikçi. cisim. er. yaldızcı.) cemiyet.) sıvacı.f.i. silâh atma. (f. ok atan. bir tarafa bırakılmış. (bkz: encîn). az. 3. boy.). (f. 2.) 1. muhasebeci (sayman). takdir.) 1. boşaltma. nasihat.b. (f. insanın âzası.s.) hikâye.i.i. nadad'ın c. 4. vasiyet. (a.) 1. (bkz: kevâkib. (f. 2. şûra. (f.) den. meclis. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. 2. 2. (a. çok seyrek ve az bulunan. 2. atış. komisyon. eşler. mahcup. zool.) yıldızlar.i. tahmîn.i. (f. boy bos. (a. (f.i. (f. nefer. boy göstermek.i.i. (f. . 3. atıcı.) 1.s. zorluk içinde zorluk.i. (f.) 1. altmış santimetrelik bir ölçü. atılmış.s. cel (a.i.s.) yıldız saçan. öğüt.) daha (en. okuyucu.i.) 1. (f. (f. nazîrler. çiyler.s. pek) nâdir. nücûm.i.) vücut. necm'in c. atılma. beden. silâh atan.i. azıcık.s. eşbâh. unutulup gitmiş.) hararet kabarcıkları. içinde". gibi.b. (bkz: endiye). solmuş.) ısırgan otu.) .zf. 2.) meclis.) sıvama. (f. (f. biçimli elbise. çalgı çalan. mertebe. (f. 2. mühendis. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. sitâre-gân).) bedene uygun. nâdir'den) "-de. (bkz: vakıa. ölçek. parça parça. nidd'in c. (a. (bkz. atmış. (a.i. (a. isilik. yaldızlama. (bkz: encere. (bkz.i.) şebnemler.encûh.) misiller. s. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze endâze-gîr endâze-hâne end-bend Saz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez (f-i-) lkıvrım. benzeyenler.

(f. 3. tane tane. (a. (f. atıcı. vakıa.) yıldızlar.i. ser-güzeşt). kıyma kıyma.) bot. (f. kurdeşen. (a. nücûm. düzgün beden.i.i. (f. buruşmuş (meyva). boy bos.i. derece. cisim. (a. (f. ["encîden" mastarından]. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. 3. s. (bkz: lenger). (a.) incir. endûb. [evvel (a. yaldızcı.s. cemiyet yeri. (f. içyüz. (bkz. boşaltma. şûra. nidd'in c.i. (f.s. deniz ısırganları.zf.) 1. kalb. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâr endâve. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından].b. zool.) . 2.) 1.i. nedâ'nın c. çiyler. (f. (a.enderi enderûb.) hikâye. (f.i. benzerler ve zıtlar. (bkz: encûg). nazîrler. boy. (bkz: encere. baştan geçen şey.i. (bkz: encûc). necm'in c. kıvrım. 2. insanın âzası. 2.) atılmış.) misiller. silâh atan. takdir. (a. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. 2. mertebe. (bkz: endâyiş-ger). şikâyet.) 1.) bot.) kalın ip.s.i.) ısırgan otu. (bkz: endiye).) 1.i. bir tarafa bırakılmış. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze (a. 2.i.). kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç.i.i. ölçek.) 1. (f. hek.) meclis. (bkz. silâh atma. düzgün endam. yaldızlama. hek. halat.) pislikler.) bot. sıvacı.b.) 1. sitâre-gân). ısırgangiller. ocak.i. komisyon. eşler. ısırgan otu.i. temriye denilen cilt hastalığı. dâhili.i. sıvacı malası.) yıldız saçan. unutulup gitmiş.) cemiyet. sıvama. bot.i. 2.) gemi direği. enzâd).) bot. tahmîn. i. ısırgan otu. necs'in c. (a.i. politika kulübü. 2.i. (f.) 1. (bkz: encîn (f.i.) sıvacı.) 1. boy göstermek. (f.f. . 2. (f. nefer.s. biçim. meclis. atmış. takım.i.) hararet kabarcıkları. atış. atma.b. bir şeyin iç tarafı. ok atan. unutma köşesine atılmış. atılma.s. (a. isilik. ödağacı. (f. 2. ufak ufak. 4. beden.i. (a.) 1.b.) hek.i.i. (f. er. eşbâh. (bkz: encüre). (bkz. nazâir). 2. endûc enderûn encâs encel encer encere encidân encîn encîr. (f. (a. (f. hatmi çiçeği. (f. solmuş.i. (bkz: kevâkib. benzeyenler. akademi. siyâsî encümen. 1.i.) ödağacı. altmış santimetrelik bir ölçü. encîre encûc encûg encûh. harem dâiresi. ürtiker. (a. nadad'ın c.i.) şebnemler. (f.) vücut.

endüh-nâk). mühendis. utanmış. her şeyi evvelden düşünüş. halat.) şebnemler.b.) gam.b. fena düşünen.s. boğum boğum. dâhili. nasihat. sonunu düşünüş. bir şeyin iç tarafı. sıkıntıyı gideren.) düşünen.) kederli. (f.i.b. pek) nâdir. içinde". (f-b. nedâ'nın c. iç ve dış. harem dâiresi. yaşı küçük.s. keder.s.b.zf. (a. (f.i.s. üzüntü.) hek.i. (f.) kederi. 2. matematikçi.) gam. okuyucu. derin. tasalı. merak. ölçülü davranan.) 1. keder. kederli. geçim sıkıntısı. görüş. (bkz: endûh-gîn. çok seyrek ve az bulunan. (f. az. (f. 2.) 1. Ula etmek. muhasebeci (*sayman).i.) den.s. (f.i.s. tasalı. temriye denilen cilt hastalığı. endüh endûh-i bî-pâyân endûh-fersâ endûh-gîn endûh-güsâr endûh-nâk. endüh-nâk (f. nâdir'den) "-de. cihan içinde cihan. keder gideren. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva".) 1. azıcık. yaşı küçük çocuk. (f. (f. kalb. düşünceli.i. (f. (f. sıkıntı. 2.e.) yaşı küçük. (a. (f. sonunu düşünen. (bkz: endâ'). mektup. parça parça.i. 2. 3.) düşünceli. yarının düşüncesi.) kalın ip. sıkıntılı. tasa.) endişeli. (f. (f.) daha (en. (f. zorluk içinde zorluk. endüh-gîn).) Farsça partisip eki çalgı çalan. içyüz.) 1. (f. vesvese.s. üzüntü. şüphe. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray]. 2.s.) 1. (f. endûb. altın sıva.i.) sürmek.b. tedbirli. endûc Enderûn enderûn-i hümâyûn enderûn ü bî-rûn endîş Âkıbet-endîş Bed-endîş Dûr-endîş endîşe endîşe-i ferda endîşe-i maişet endîşe-kâr endîşî Akıbet-endîşî Dûr-endîşî endîş-nâk endiye endûd Zer-endûd endûh.) düşünce.b. sıkıntılı.s. gamı.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. vasiyet. (f. yaldızlı. .zf.endâze-gîr endâze-hâne end-bend ende Sâz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez enderi enderûb. çiyler. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır].b.i. (bkz: endûh-nâk. kederli. gibi.b. öğüt. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.i. kaygı. . korku. kaygı. sonsuz keder. (f. sıvamak.s. uzağı düşünen.i.i. "sıva" manasınadır. geçim derdi. saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât. gam. gamlı. (a. (f.) gamlı.b. (f. mahcup. 3.

eserlerin en nefisi. yemeklerin en lezzetlisi.i. hayırlı nefesler.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu. (a. . XV. solipsisme.s.i. hazırlanmış. ganimetler. nefîr'in c. 2. 2.) 1.) ruhlar.i.) bencilik.) vakit. zan. 2. nefes). 2.i.i. moi. nâfi'den) en nâfi'. (a. şüphelenme. mevsim. [zıddı afakî = fr. her şeyin ön kısmı. fr. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. 2.) bal. 4. 2. efsâne. uç.endûhte Hik-met-endûz Tarâb-endûz ene eneiyye eneiyyet ene-l-hakk enf Ebü-1-enf Kesr-i enf enfa' enfâl enfâr enfas enfâs-ı hayriyye enfâs-ı ma'dûde enfâs-ı Mesîh enfes enfes-i asar enfes-i et'ime Enfes-ül-cevâhir enfî enfiyye enfüs enfüs ü âfâk enfüsî enfüsiyye engânı engâme engâr engare engâz engebîn (f. objectifdir]. yaşayanlar.) fels. çok değerli ve lezzetli [olan].) 1.) burun. ödenmiş. nefesler. hikmet kazanan. düşmandan alınan mallar.s. düşünülmüş şeye nispetle düşünene.) 1.i. (f. (a. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan. isa'nın. (f. subjectif. topluluk. 3. mağrur. [uydurma kelimedir]. çok) faydalı.zm. (a. (f. (a. taslak. tamamlanmayan iş ve nakış.s. enâniyyet). (a. ahenk kazanan.i. nefs'in c. burnunu kırma.) 1.s.) buruna mensup. nefes'in c. daha (pek. (a.i. koca burunlu. fr. sanma. hesap defteri.s. kazanmış. (a.i. sayılı nefesler. emeksiz kazançlar. 5. en değerlisi.) 1. oyuncular derneği.cü. (f. utanarak geri geri çekilme. pek) nefis. ölüleri dirilten nefesleri. kendini beğenmişlik. (bkz. ferdî zihne ait bulunan.) öznelcilik. nefis ve dışı. (a. halk. tamamlanmayan iş. (a.i. (a.s. burun otu. hikâye. soluklar. (a.) 1. fr. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H. enâiyyet. (bkz: nefir). biriktirmiş. 3.) fels.i. insan hayâtı. fr. (f. (bkz: hengâm). kibirli. nefîs'den) daha (en. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama.i. Hz.i. (a. (a. burunla ilgili. (bkz. (bkz: asel). sub-jectivisme. savaş yeri. öznel. ben.) nefiste meydana gelen. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir. hayat sahipleri.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz.i. canlar. nefel'in c.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet.) cemâatler. biriktirilmiş. tekbencilik. tasavvur. kalabalıklar. (f. kibrini kırma. (a. toplanma yeri. kazanılmış.

i. engüşt hâlden (f. incil. taraflar. yollar. parmakla göstermek. mahvetmek.dey. düğme. engûr).) koparan.) kopanlmış. engüştâne (f. engiştâl (f.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç. şaşmak. dermansız [kimse]. şaşakalan. yok farzetmek.) 1.) gözbebeği. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak. engüştâne). fahm). engüşt-i mi hin orta parmak. engüşt bürek (f. ekincilerin harman savurduktan âlet. yanlar. engûje (f.) dikiş yüksüğü.i. nahv'in c. engüşt-nümâ (f. Macaristan. yükseltilmiş. engüjed (f. engîl.) parmağı alın üzerine koymak.). engüşt ber-dehân (f. (bkz: ineb). Macar. oynatılmış.i. engûr (f. Engelyûn (f.s. engûrek (f. engüşt-i muhannâ kınalı parmak.dey.i. (bkz.dey. engîl.) iyiliğe karşı kemlik etmek. engüj (f. engüştene (f. karıştıran. engûl. 3. engüşter.e. meç.b. taaccübeden.i. engüşt (f. engüjed). 2. ["engebîn" şeklinde de kullanılır]. işlemeli bir çeşit kumaş. kömür. susturmak.) 1.) 1.s. engüje. (bkz: engüştene).i.i. yedi renkli. (bkz: asel). (bkz. (bkz. engüşt der çeşm kerden (f. zayıf. dep-reten.dey. engel.i. engûle (f. yaba.engel. Safâ-engîz safa koparan. engüşt ber-nemek sûden (f. 3.) parmağa süs için takılan yüzük. Fitne-engîz fitne koparan.). engübîn (f-i-) bal.i. engüşter-i pâ ayak yüzüğü. s.) .) 1.i. yemin etmek. erteng). fesat karıştıran. engüşt-i kihîn serçe parmak. engûle). (bkz.b. (bkz. söz vermek. (bkz: engûl. engüşt ber leb-zeden (f. 2. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap. engüşt-i nîl fakirlik. engüşte (f.) terzi veya yorgancı yüksüğü.dey. dey) dudağa parmak vurmak. (bkz: hılrît). engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı).köstebek. enhâ' (a.i. engüşt-i büzürg baş parmak.) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. selâm vermek.b. Kıymetsiz ve itibarsız şey. hayran olmak.i. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse. çöl tarafları. 2.).) 1.i. ağız aramak.) üzüm. cihetler. engüşt-ber-dehân nihâden (f. engele.) zool. engüşt-i sütürg baş parmak.i. engüşterî (f.i.i. karıştırılmış. (bkz: er-jeng.) parmak. ilik.i. engîr (f. engele. enhâ-yi sahra .i. 2. Engürûs (h.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu. neşe yaratan.i. engîle). engişt (f. engüje.i. (bkz: ha-deka). engüjed (f. (bkz: engûje).) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda].s.) parmağı ağzında [olan]. 2.) 1.) parmağını tuza sürmek.) hasta.) zir. engîhte (f. 2. engüşt ber-cebîn nihâden (f. -engîz (f. söyletmek. engîle (f.

i. (a. pekişmiş [nesne].) ateş. gizli inilti. nümûr). hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler. dalkavuk. enâmil) parmak ucu. (bkz: müdâhin). (a. (bkz. a. kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları. cü. pek uğursuz. (a. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. 2. (a.) fels. 2.).) 1.i. (a.i. (bkz: nâlân).) daha (en. Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir. 'kişilik. örnek.i. (f. nukz'un c. (a. nikâh).) en çirkin. kalpten acı çekip inleme.) kaplanlar.i. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır. arkadaş.s. [birincisi] erkek. baba tarafından hısımlar. yalan. insan yıkılmaları. (a. (f. tip. neseb'in c. (bkz: nimâr. (a. (f. boş. (a. çaylar.i. yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça aslından Türkçeye çevirerek II.i. çaylar. pek. 3. (bkz: enhür).i. mânâsız söz. . (bkz: nâr). (a. (f.) çirkin huy.) kurtuluş doğruluktadır. nikâh'ın c. dost. ümit yıkıntısı. sevgili. nehr'in c. seslerin en çirkini.c. XVI. (a. şirin şey. çok şom [meş'um]. (a. (a. (a.) güzel.i.) çok inleyen. per-sonnalite.) unutmalar.) 1. derin nehirler.) donmuş. kalbin inlemesi.i.i. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir. s. (a. nehr'in c. (a. [bu eser.s. (bkz: eş'em]. (a.h. anırtı.s. yar. eksik. 2. bina yıkıntıları. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri.s. eski hayvanların bakiyeleri.) inilti.) 1. 1526 (H. inleme. ırmaklar.) ırmaklar. nahs'dan) en nuhûsetli. [kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır]. gönül dostu. od. [fasihi "nümûzeç" dir]. fr. nesy'in c.) numune. 2. soylar.i. casus. (bkz: enhâr).i. [ikincisi] kadın adı. pek fena. fena tabiat. âlemin örneği.) ırmaklar.) 1. yıkıntı moloz. enîse enîs-i dil Enîs-ül-Ârifîn Enîs-ül-Guzât Enîs-ül-Kalb enîsân enîse enîşe eniyyet enkas enkaz enkaz-ı beşer enkaz-ı remîme enkaz-ı ümmîd enker enker-ül-esvât enkiha enmele enmâr enmûzec enmûzec-i âlem enmûzec-i evvel enne en-necâtü fi-s-sıdk en-Nehr ensâ ensâb (a. mostra.i.i. üns'den) 1. (ariflerin dostu) XVI.s.s. hafiye. sevimli. nimr'in c. enîka enîn enîn-i hafi enîn-i kalb enîr enîs.enhâr enhâr-ı arnika enhâr-ı âmme enhas enhür enîk.i. çok) noksan. ilk örnek. (bkz: kizb). (a.i. ("ka" uzun okunur.) astr.

kumaşlar. nesîb'den) daha (en. 4. katı' (sequence). h.i. putlar. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri. nevr'den) 1. meristeme. (a. nesr'in c.) çeşitler. nesicler. çok. türlüler. nimetler. Muham-med'e yardım edenler. ve i. ışıklar.) yarımlar. (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. 2. (a.i. aydınlıklar. (a. koruyucular. serler. kartal [kuş]. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. eksikliklerin. pek) nurlu.i. (f-'-) l.i. çok çeşitler. zürriyetler.s. bâzı. 3. ihsanlar. mümâs (tangent).s. (bkz: esnam). nesl'in c.) evlâtlar. (bkz. dokular.) ensârdan olan kimse. genç pâdişâh.i. (a.ilm-i ensâb ensâb ensâbiyyât ensâc ensâf ensaf ensaf-ı esnaf ensâl ensâr ensârî ensâr-ullah enseb ensice ensice-i müşekkile ensür entak entarûn enûk enûşâ enûşe en'üm enva' envâ'-i kesîre envâ'-i nekayıs en vah envâr Envâr-ı Şarkıyye Envâr-ül-Aşıkîn enver nesepleri inceleyen ilim. Hicretten sonra. [ensâc kelimesi. dokumalar.). sevinç. adalet. 3. uygun. çok güzel. ni'met'in c. i. lûtuflar.) zool.s. 2. i. 2. kantaron.c. çok ve pek parlak. döller. ağıt yakanlar.s. nâsır'ın c.) 1. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup. (f.) 1. insaf dan) daha (en. yanlar. (a. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler. nısfın c. pek) insaflı.i. fr. (a. tamam mümâs (cotangent). nevh'in c. Medine'de bir yer adı. nûr'un c.) 1. (a. fr. mes'ut. heykeller. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs). daha (en. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur]. (a. ekmekler. [bu kelime Arapça bir kalıba sokularak uydurulmuştur].s. nusub'un c. 2. (bkz: nesi). muavinler.) yardımcılar. (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi.i. (bkz: naşirin). esnafın en insaflısı. (a.i. nüsûr). âdillik. nutk'dan) daha (pek. tamam katı' (cosequence)]. örmeler. soylar. Allah yolunda Hz. Hz. (a.i. sülâleler. mecûsî mezhebi. nev'in c. nesc'in c. (a. nesc'in c. Şâpur Şâh'ın halası. iyilikler. pek) münâsip. histologie. (a. 2. (a.) 1.i.) nesep ilmi. (o.) hek.h°5 ne kadar hoş.i. *sürgendoku. en) iyi söz söyleyen. 2. . şarap.) ziyalar. (a. ta-savvufî eser. çok yerinde. (bkz: niam). (a.i. erkek adı.) ölüye ağlayan kadınlar. belâlar. parlaklıklar. noksanlık-lann türlüsü. (a. teceyb (cosinus). 2. (a.s. müdâfîler. İlm-ül-cnsâc dokubilim. bot.i. (a.) tıpta kullanılan bir ot.

i. balgam. namussuzlar.i. (dördüncü gün) çarşamba. tâziyet bakışları. tavşanlar. alçak kimseler.) bekârlar.i. (a-i. toprak tabakaları. nâb'ın c. 2. aşağılık adamlar. olur ise.s. dem. düzmeler. su. (dört taraf) sağ. erâmile Eytâm ve erâmil erâmil-i askeriyye er'an erânib erâzil erâzil-i nâs erbaa' erbaa Ahlât-ı erbaa Anâsır-ı erbaa Cihât-ı erbaa Etrâf-ı erbaa Füsûl-i erbaa Yevm-ül-erbaa erbaa-i mütenâsibe erbâb erbâb erbâb-ı câh erbâb-ı denâet erbâb-ı dil erbâb-ı dîvân (a. ermele' nin c. halkın en rezilleri. kasideler. (f.s. güney. zeyrek. olsa.) 1.) boyunduruklar. mat. kansızlar. (a.) ulu.s.ürcûha'nın c. (a.) akıllı. safra. çılgın. erzel'in c.) bileği taşı. şâirlerin kısa vezinli şiirleri. (a.) eğer. 1. başkan.) delikanlı.) daha (en. kuzey. 2. reis.) soysuz-.s. (dört mevsim) ilkbahar. (dört taraf) doğu. bakmalar.i. herkesin gözü önü. (a. mevki sahibi kimseler. dullar.i. (a. nîr'in c. gönül adamları. (f. ürcûze'nin c.) çarşamba günü. çok) rakik. uslu olma. sıyrıklar.) salıncaklar. alçaklar. halkın bakışları. nazad'ın c. mâlikler.) şahane tahtlar. (bkz: esnân-ı katıa). kasideleri.) 1.s. 2. (a. (a.i. şaşkın.i. sevda. (a.enyâb enyâr enzâd enzâl enzâm enzâr enzâr-ı ecnebiyye enzâr-ı ta'ziye enzâr-ı umûmiyye enzâr-ı ümmet Epiküriyye epsân epürnâk er erâbet erâcîf erâcif ve ekâzîb erâcîh erâcîz erâciz-i şuarâ erâik erakk erakk-ı evrak erâmil. arka.s. deli. pek. muktedir. (a.) dört. (a. sonbahar. asker dulları. ise. (bkz: şâbb). kısa vezinli şiirler. batı. itibarlı. sünepe. (a. (a. meclis üyeleri. (a. ["eğer" in hafifletilmişi]. (a. . (yun.i.) fels. (a.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. erîke'nin c.s. fr. lâyık.i. ince. yalan ve uydurma sözler.a. becerikli.i. nezl ve nezîl'in c.i. nazar'ın c. şerefli ve tertipli kimseler. yetimler ve dullar. ürcûfe'nin c. ahmak. Epikürcülük. rabb'in c. dul kadınlar. yaz. uydurmalar. (bkz: endâd). ön. (dörtunsur) ateş. toprak. sol.) reziller. kış.i.) bakışlar.i. (a.e. zenginler. (f.i.1ar. devlet dâiresi 'görevlileri. erneb'in c.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri.) zool.) yalan sözler.) bön. pek bayağıları. (a. [müfret olarak kullanılır] ehil. [eskiden] selâse kaidesi. (bkz: ehl-i dil). yüzsüzler. (f. yabancı bakışlar. (bkz: fesân). kâğıtların veya yaprakların en incesi. sahipler. Epicurisme.) mısraları kafiyeli. hava.

kalbi temiz. vefalı kimseler. iyi konuşan kimseler. (a. fen adamları. zool.kırk. akıllı. kötü niyetliler. anlayışlı. yönler. tabiat sahipleri.i. (bkz. kâinatın mâhiyetini. sağduyu sahipleri. şeriatçılar. namuslular. inanılır.b. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır]. yıldızlara bakıp da talih bildirenler. (bkz: erbeûn). (bkz: erbaîn). (bkz: erbâb-ı hıref)zenginler. (f. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22).) armut. halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. okuyanlar. kırkıncı [sırada]. recâ'nın c. (a. faizler.) su çekirgesi. temkinli kişiler. sanatkârlar. (f. l. güzel ve zarif kimseler. 2. fen adamları.s. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet. (f. hüner sahipleri. 2. kılıçla uğraşanlar. dindar kişiler.) taraflar. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün].i. eshâb-ı mesâlih). [sayı]. muktedir. yazarlar. 3. bilirkişiler. üstün çıkanlar. garaz sahipleri. basiretli. işkembesini düşünenler. sırf boğazını düşünenler. birşey yapmak isteyenler.i. (bkz: emrûd). iş tâkibedenler. himmet sahipleri. kazançlar. kadir ve kıymet.erbâb-ı fenn erbâb-ı fünûn erbâb-ı garaz erbâb-ı hâcât erbâb-ı hıred erbâb-ı hıref erbâb-ı himmet erbâb-ı hüner erbâb-ı iktidar erbâb-ı kalem erbâb-ı maâlî erbâb-ı ma'nâ erbâb-ı mesâlih erbâb-ı mütâlâa erbâb-ı namus erbâb-ı nücûm erbâb-ı sabâhat ü zarafet erbâb-ı safâ-yı bâtın erbâb-ı san'at erbâb-ı servet erbâb-ı seyf erbâb-ı sika erbâb-ı sunan erbâb-ı sülük erbâb-ı şikem erbâb-ı tab' erbâb-ı tagallüb erbâb-ı temkin erbâb-ı temyiz erbâb-ı ticâret erbâb-ı vefa erbâb-ı vukuf erbâb-ı zahir erbâh erbain erbaîn-i âşûra erbaûn erbiyân erbû erbû-dâr ere ercâ fen ile uğraşanlar. (a.i. vefa sahipleri. (bkz: ehl-i şikem). zanaatkarlar. itibarlı. karakış.) kırk. gergedan. işi olanlar. askerler. [sayı]. (f. saygın kişiler. ancak dış yüzüyle görenler. iyi yaratılıştı kimseler. din işleriyle uğraşanlar. galip gelenler. îman sahibi kimseler. 4. ribh'in c. iktidarlı kimseler. güvenilir kimseler. arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün.i.) armut ağacı. dindar kişiler. ticâretle uğraşanlar. . ilimle uğraşanlar.) faydalar. boğazına düşkün olanlar. astrologlar.i.) 1.

) arkaya. şerefli bir kimseye yaraşır yolda. tercihe şayan. ve i. kahır.s. sof.) itibarlı. (f. (f. nefsî isteklerine düşkün olan.i. (f.s. (a. .i. (a.s.) 1. kızıl şey.zf.) daha (en. râcih'den) daha (en. (a. 2. 2. (a.i.). kırmızı kadife. derecelerin en yükseği.i. yüce. (a. en ziyâde yumuşak. pek) râcih. (a.i.) ayaklar. (a. pek) yüksek. sarmaşık nevinden ören gülü. un. (f.s.) 1. 2. (a.) 1.i. şerefli. (bkz.) ağaç kurdu. yabani şebboy. anber. (f.) muharebe.) başı büyük. cidal.s.) baş örtüleri. koyu renk şal.) bot.) daha (en. (a. (a.i. akasma.) 1. yalancı ayaklar. çok) rica edilen. kükremiş cenk ars-lanı.) şerefli. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler. pek) râcih olma. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir].s.) bot.s.i. tadı acı bir nebat (bitki). (a.b. haysiyetli. acıbadem ağacı. (f. (a.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime. (f. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu.s. (a.i. haysiyetli. (a.) bot. [kelimenin aslı "irdeb" dir].). muhterem.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek. (bkz: ak-dâm.i. (bkz: kermet-ül-beyzâ).i.s.erguvan çiçeği.) bot. (bkz: ergavân).) usta gemici. (bkz: ercmend). hindistan cevizi. (f. (a. (i-) l. (f. (a.e. üstün. s. (bkz: akdâm.) boz. erdşîrdârû erec erenbânî erendân er'es erett erez erfa erfa'-ı derecât erfak erfeş (a. üstünlük. (a. aksarmaşık denilen nebat (bitki). savaş. (f. (bkz: ceng. yoldaş olmaya en çok lâyık.i. (a. erkek adı. ricl'in c.) bot. erteng).i. harb). refî'den) daha (en. itibarlı.) peltek [adam].) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. acıbadem ağacı.i.i.b. (bkz: ercümend).) bot. (a.s. 3.i. uygun. (bkz: ertel). seçkin olma. 2.i. ercâl). (f.i. misk. seçkin.) çürük şey. öfke.ercâ ercah ercahiyyet ercâl ercâlûn ercen erceng ercîl erciye ercmend ercmend-âne ercmendî ercümend ercül ercül-i kâzib ercüvân erd erda erdâne erdeb erdeb Erdebiliyye erdeh erdem erdiye erdiye-i nisvân erd-şîr erdşîr-i ceng erdşîrân.) ayaklar.i. (bkz: eric).) güzel koku. (f. istenilen. sonraya bırakılan şey. itibarlı.i. koca yarpuzu denilen hoş kokulu. 2. perhâş. (bkz: ervâne). ercül). kulakları kaba ve uzun [adam]. (bkz: erjen). kocakafa.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı. kadın böşörtüleri.b. ricl'in c. pek.i. (f. muhterem. ridâ'nın c. cenk eri. anat.s. (a.

2.s. dere. zekî. uyanık. (bkz: serîr).i. (a.) hek.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. erguvan renginde kırmızı şarap. (a. pek.) l. (a. 2.s.) ercen).(bkz. 2. arslan]. zeyrek. anber. rakam'ın c.i. rehâ'nın c. rahm'in c. misk. (f. bilek. . 2. irb'den) akıllı. akrabalar. (bkz: erec).) tahtı süsleyen [pâdişâh]. (f. (f.) yazılar. bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar. ["ergenûn" un muhaffefi]. (a. ergavânî). (f.) erguvan renginde olan. a. (a. bot. (bkz: erîke-pîrâ). (a. (a. engavân).) hiddetli.) zekî.s. (bkz: haris).) güzel koku. (bkz: erteng).i. çok) ucuz. en ferahlı yaşayış.c.s.s. (a.) 1. merhametli. Arap rakamları.) boynu kalın [adam. ırmak. org. (f.) pek yüksek.i. erîbe erîb ü edîb erîc erîke erîke-ârâ erîke-nişîn erîke-pîrâ erîr erîs erîs.i-). en yukan.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua.b. (a. güzel ve parlak kızıl. arşın.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek. rahîm'den) daha (en.) sığınılacak yerler.s. çok) rahîm.s.) çiftçi.) hâli vakti çok iyi olma.b.i.i. 2. (f.) sert başlı.s. endaze. (f. satılan eşyanın en ucuzu. (f.) 1. uykusuzluk hastalığı.i. acıbadem ağacı. şaraba düşkün olan sarhoş.) erguvan çiçeği renginde. (a. ergab. ark. sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar. [kilisede] papazların sığındıkları. erîsî eriş erjen erjeng erk erka erkab erkâh erkâh-ı rehâbîn erkam erkam-ı arabiyye erkam-ı aşere erkam-ı cümel erkam-ı dâlle erkam-ı dîvâniyye erkam-ı gubâriyye ("ga"lar uzun okunur.s. döl yatakları. merhametlilerin en merhametlisi. haykırış. a.) 1. akıllı. (a.b.) 1.s. ebced hesabı. ekinci.i. (a. hısımlar.i. Allah. (bkz. (f. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. oynak ve hızlı giden at.i.i.s. öfkeli.i. akıllı fikirli ve edepli [kimse].s. (f. (f. sayılar. (bkz. rükh'ünc. (a. ses.erga. olgun [adam]. (bkz: rusug).s. resimler. (f.) hiddetlenmiş. ("ka" uzun okunur. oturdukları yerler.i. (f. taht. kızmış. öfkeli bakış.s. (f. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara.) tahtta oturan. su akıtmak üzere açılan yol.s.) el değirmenleri. (f. öfkelenmiş. (f. rahîs'den) daha (pek. en.i. erâik). hırslı.) muz.b.i. birden dokuza kadar olan sayılar. ergav ergad ergande erganun ergavân ergavânî Şarâb-ı ergavânî ergide ergîde-nigâh ergun enguvân erguvânî erhâ erham erham-ür-râhimîn erhâm erhas erhas-ı es'âr erîb . uslu. f. bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi.s. ("ka" uzun okunur. (bkz'erîke-ârâ).

i.i.s. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen]. erneb (a. erkân (a.) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler. tavşangiller.) yerinen. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed. 2. ermedâ (a.i. 2.i. esaslar. tavşan.c.i.s. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli]. subaylar grubu. ermagan (f.b. ermed (a. gri. errâc (a.i.) sallar.)]. ermâh (a. erkân-ı salât namazın rükünleri.s. [dest-erre = el bıçkısı. destekler. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler.i. ermûn (f. yerinme. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler].c. (rumh'un c. arzu.i. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam. ermân-hâr (f. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime]. ermâ' (a.i. ermûd (f. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı.islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı.) zool. yöntem. erânib) zool. "erâmil" kullanılır]. (Zeyçlerde kullanılırdı.c.) armut. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı].) armağan. ermâm (a. destere]. müzevir. 2. vuruşlar. yalancı [adam]. (bkz: arbûn). erâmile) dul kadın. kurmay subay. 3 yol. burun ucu. erkam-ı Hindiyye .i. sakin.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. remî'nin c. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir. (bkz: bergüzâr.i.s. ernebiyye (a.) Keykubât'ın dördüncü oğlu.) dolu yağdıran kasırga bulutlan.) çürük kemikler. reisler. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler. destere. sütunlar. Ernevâz (f. subaylar. pişman olan. ermîde (f. pişman olma. gözü ağrıyan [adam].) 1. usûl.i.) durmuş. direkler.) mızraklar.i.) gündelikçiye peşin verilen ücret. süngüler. (bkz: minşâr). ermele (a. ernıân (f. en çok Yemen'de yetişir].) 1. [dâima c. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil]. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır. erke (a. genelkurmay. [sıcak memleketlerde.h. erânîb) anat. 2. hediye.) misvak ağacı.i. 1) müşebbeh [benzeyen].i. remh'in c.s. 1) müsteâr [kendine benzetilen].h. rükn'ün c. rimme'nin c. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed. istek. Ermîn (f. remes'in c. ernebe (a. ermiye (a. âdâb.) fesatçı. darbeler. (bkz: emrûd). 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı]. kül rengi.i.) 1. erâmil. ermâs (a. hediye).) ateş külü. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri.) bıçkı. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. erre (f.i.) 1.s.

s.bot.i.i. gözetlemeler.c. (a. (f.i. (f. fık. kurt.) 1. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam]. son derece cesur ve yiğit [adam].s. zayıf [adam].i.i. (f. kongre. (a. (a. 2. yabani şebboy. c. 2. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet. rûmî'nin c.) l. (f. (a. hızar. 2.s. doğru yola daha yakın.c.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon. anakök. değerinden indirilen para. (bkz: engelyun. l. s. (a.) fels. (a. fık.dik [ses]. hareket hattı daha iyi olan. çadırlar.i. büyük sarık. 2. canlıcılık. çocukların en ergini.) eski zamanda kullanılan kavuk. ıztıraplı [gün]. revk'ın c. (bkz: erett). köksap [lar]. (a. kötü ruhlar.) meclis.) gözyaşı.i. satılık malın. ergin olan. (a. 2. fık. pek) reşîd. 2.erre-hâne erre-keş er-rızku al-Allah ers ersâd ersah ersen ersûsa erş erş-i gayr-i mukadder erş-mukadder erşah erşed erşed-i evlâd ersem i ertâ ertel erteng erûm erûme erûs erva ervah ervâh-ı habise ervâh-ı latife ervâh-ı makamât ervâh-ı mukaddese ervâh-ı tayyibe ervahı ervâhiyye ervâk ervâm ervâne erveb ervenân (f.) rasatlar.i. miktarı muayyen olan diyet.) bot. (a.) yoğun. müzik makamlarının ruhları.) 1. urûş) 1. Rûmîler.i.h. oylukları etsiz. gözlemeler. ar-vana. perdeler. (a.i. reşîd'den) daha (en.i.s. (a. f r.b. sâk-ı cezri. (a. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam].) 1.i. Arap diyarının dışında bulunanlar. (bkz: mücevveze). (f. çok güzel [genç]. rûh'un c. erûme'nin c.i.) 1. (f.i. 2. animisme.s. rasad'ın c. (a. (a. kurultay. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus.) bıçkıcı. Roma'lı-lar. bir cins dişi deve.) ruhlar âlemine mensup olanlar.i.i. hayâtın cevherleri.) peltek [adam].) kumaş. (a. melâikeden kinaye olan bir deyim.) nzkı veren Allah'dır. (bkz: dem').i. dergi.i.) canlar.cü. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim]. meta. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç. kusuru dolayısıyla. . mecmua. erjeng).i. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç.) cin fikirli [adam]. kan pahası. zool.i. kutsal ruhlar. (bkz: erdâne).b.) bıçkı yeri.) tabakların. sıkıntılı. (a. (a. (bkz: düğ). 2. iyi ruhlar.) l. (a. (a. erûm) kök.

eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim.i. erze (a. uygun. çam. erze (f. daha saâdetli.i. daha [en. biçilmiş [şey]. meç. pin. bot. ekvatora yakın olan mıntıka.) pahası kesilmiş. (f. esâka (a. erzîz (f. sahih'den) daha (en. metropolitler. halkın en aşağı tabakası.) 1.) merhem. erzân-bahâ (a. esâbi'-sukur (a.) 1. çamdan çıkarılan zift. en bayağı takımı. eshece'nin c. erzenîn (f.) pek saîd. erzen (f. saîd'den.s. esâfil (a. erzel (a. tecrübe. rîfin c.) pirinç [hububattan]. erzâl (a.) kalay. doğru. es'ab (a.i. (a. es'ab-ı umur işlerin en zoru. bunaklık günleri. erzel-i nâs insanların en fenası.) piskoposlar. f r. sınama.) haftalar. esâbi' (a. kadir ve itibar. baha. erze-ger (f. (bkz. (bkz: rüzelâ). esâhic (a.i. ele hürmetle alınan.) alçaklar. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen. içecek.i.(f. esâbi'-ül-azârî (a. fasihi "erüz" dür.).s.i.i. alçak. erzân (f--) l.s.) parmak üzümü. erziş erz erzak .s. erzîde (f. esahh (a.s. 2.i.i. rezîl'den) 1. ervend ervîn eryâf erz.i. lâyık. üsküfün c.) 1.b. soysuzlar. esfel'in c. zor.i.) türlü türlü yürüyüşler.s. üsbû'un c.s. verimli. en mutlu. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları.) ucuz fiyatlı.i. es'ad (a.) yiyecek. (a.i. ervend').) bot. (a. nzk'ın c.) üzengi kayışı. 2.) çam ağacı. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm].i.ucuz. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık. değer. pek) sahih. 2. erzâniş (f. yenilecek.i. yânî yedi parçadan birinci iklim. esâkıf (a. sa'b'dan) daha (en. pek) güç. düz ve ekini bol olan yerler. lâyık görülme.) pek aşağı ve bayağı olanlar. 2.i.i. pek.i.) gayet güzel ve beyaz göz.) hayır ve iyilikler. yüzsüzler. es'abî (a. soysuz. çok hayırlı. erzânî (f. mer-yemana eli denilen bir kök. şeref ve itibar. (f-i-) kıymet.i.f. deneme. esâfil-i Şark paryalar. azıklar. esâbî (a. esâ (a. liyâkat.i.s. 3.) sıvacı. ilâç. 4.b. 2.) dan [hububattan]. ucuzluk. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan.s.b. rezîl'in c. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç.) dan ekmeği.) ma'mur. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen.b. yıldızlar. samanlı sıva çamuru. esâfil-i nâs halkın en aşağı. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler.i. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu. yerinde. ısbı'ın c. çok) rezil. içilecek şeyler.) parmaklar.

doğru. 2. 2) eko. bir hey'etin ileri gelenleri. üstûre'nin c. (bkz: esma').) asıl ve temele mensup.i. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. narhlar. (a. eko. su'r'un c. eko.). üstüvaneler. yüz güzelliği.s. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem. (bkz: üserâ). tarzlar. (bkz: zâten).) döşeme. kendiliğinden. Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri.i. esre). (a.) sağlam. (a. (a.s.esâkit esâlîb esâme esâmi esânîd es'âr Galâ-yi es'âr es'âr esârâ esâre esaret Taht-ı esaret esâret-i vicdâniyye esârîr esâs esâs-ı beyt esâs esâs devre esâs fıat esâs mâliyyet esâs mevduat esâs sermâye esâs ücret esâsât esâse esasen esâsî. (bkz. ifâde şekilleri.) esâsından. esasla ilgili.i.i. olan esmâ'ın c. kulluk.) eskiciler. Anayasa.) yiyecek içecek artığı. isnâd). kök. ulufe defteri. (a.i.c. 2. kunduracılar. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet.) usuller. tutsaklık. 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi. esirlik. minder gibi ev eşyası. . Anayasa. ilk zamanlara ait masallar. namlar. doğruluk. isnâd'ın c. yollar. (a. aslından. sahîh). esâsiyye Kanûn-ı esâsî Teşkilât-ı esâsiyye esaslı esâtîn esâtîn-i ulemâ esâtîr esâtîr-i îrâniyye esâtîr-i Yûnâniyye esâtîr-ül-evvelîn (a. köşkerler. vicdan esirliği. bir takımın. esîr'in c. (a. (a. fiatlara esas olarak alınan unsur.) 1. (a.i.i. temelinden. îran mitolojileri. (bilginlerin) ileri gelenleri. (a. mitoloji. esîre. eko. ism'in c. (f. köleler. direkt maliyet. esâsât) 1.) 1. dip.).i. (bkz: hakîkî.i.i.) uydurma hikâyeler. (bkz. olan esrâr'ın c.i. kölelik. (a.) satılan şeylerin bilinen fiyatları. (a. asıl. eko. temel. (a. tahsisat.]. eko. sı'r'ın c. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. (a. üstüvâne'nin c. adlar.i. [müfredi bu mânâda kullanılmaz. ev eşyası. eskefin c. (a.) göz ucu ile bakma. Yunan mitolojileri. harp esirliği. 2. ilâve.t. esirlik altında.) yeniçerilerin kaydı. esâs'ın c. avuç ve alındaki çizgiler. âlimlerin.zf. (a. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. (a. hüküm altında bulunma. sırr'ın c. gerçek. eko. ikramiye.s. fiat-lann yüksekliği. (a.) 1. 2.i. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. masal nevinden şeyler.).i.) esaslar. üslûb'un c.) esirler.i. yalanlar.i.

(f. evlât ve torunlar. at koşturacak meydan.b. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler. (elhan üstadları) mûsiki üstatları. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü.) at hırsızı.b. yel gibi seyirten at. daha eski. (a.) üstatlar. sıbt'ın c. esâvire esâvire-i murassaa esâvir-i nisvân esb esb-i sabâ-reftâr esb-i tâzî esbâb esbâb-ı cefâ esbâb-ı feshiyye esbâb-ı hakikiyye esbâb-ı matlub esbâb-ı mucibe esbâb-ı muhaffife esbâb-ı mücbire esbâb-ı müşeddide esbâb-ı nakziyye esbâb-ı sahîha esbâb ü efâil-i a/. hakiki. üstâz'ın c.) 1. (a.i. 2 .) atlar. (a. sâbık'dan) 1. . Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler.i. (f. savaş meydanı. huzurlar. beygirler.) mahmuz. [Yahudiler].i.b. geçmişten önceki. (bkz. sebt'in c. karalıklar.b. 3.) 1. (a. müzik üstatları. güçlü.b.i. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. sivâr'ın c.) karnıyarık denilen tohum.) kadın bilezikleri. Arap atı.) at. (a. (a. İsrâiloğullan.s.s. kadın bilezikleri. Arttırıcı.s. cenk eri. 2. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu. beygir. bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler.) siyahlıklar. zorlayan. -rîs esb-süvâr esb-tâz (a. at koşturan.i. öncekinden daha önceki.) 1. (f.) uzun bıyıklı [adam].i.b. mızmar). (a. (f.) vâsıtalar.) 1. olan "esvire"nin c. çok daha evvel olan. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. huk.i.b. lâzı-malar.) at süren.i. "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı. sevâd'ın c. (f. esâtize esâtize-i elhân esâtize-i mûsiki esâvid esâvir.i. 2.i. huk. her şemsî ayın 18 inci günü. huk. cefâ sebepleri. cumartesiler. kadınların yüzlerini kapadıkları tül.îme esbak esbân esbân esbât esbât esbât-ı benî isrâil esb-efgen esbel esb-engîz esbgul esbîl esb-rân esb-rîz. (f. mücevherli. at koşusu. mûsiki. ustaları.s.s.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit. esb'in c. 1. gerekçe.i. 2. (f. rahatlar. sebeb'in c. kuvvetli. doğru sebebler. (f. (f.i. gerçek sebepler. pırlantan bilezikler. (f. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır]. at koşturucu.esâtîz. (bkz: feres).s. ustalar. 2 . büyük işler ve sebepler. ["gül" kulak manasınadır. icbar eden sebepler. kuvvetlendirici sebepler. işlenen cürmü hafifletici sebepler.) 1.) ata binmiş. 2. (a.i. peçe.

cehennem. inci kabuklan. san'at eseri. en sefil. (bkz: esfâr-ı bahriyye).) en saf.i.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası. canlılık alâmeti. en temiz. 2.i.i.) daha (en.i. . (a.f.b. candan [kimse].) 1.) 1. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. içdenizlerde yapılan seferler. hüzün. secel'in c.) 1. (a. çok bayağı.s. gazanfer. telaş belirtisi. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz. (a. pek aşağı. Alî. astr. (Allah'ın galip arslanı) Hz. netîcesi. kıç. çok) sâdık. 2. icat mahsûlü. eslâl. bot. haydar. 2. yola gidişler. mevzun nesirler. zool.) 1. uzak seferler.i. (a. (a. sec'in c. çok) yaşlı. eserî esfâ esfâr esfâr-ı bahriyye esfâr-ı baîde esfâr-ı bihâr esfâr-ı haşire esfâr esfât esfel esfel-i sâfilîn esfeliyyet (a. yolculuklar.i. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. 6. te'sir. (a. Ali.) 1.) sepetler. (a. sefer'in c. (a. Lât. keder.) ed. hizber. nişan.i. asar) 1. (a. yaşlıların en yaşlısı. (bkz: usfûr). tasa. typhacees. 2. sukamışıgiller. düşmana karşı gidişler.i.) büyük kitaplar.s. fr. deniz seferleri. deniz seferleri. gam. doğru.i. 2. üsel) bot. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse]. ciltler.) acıma. (a. çalışarak meydana getirilen eser. aşağı [taraf]. arslangiller. sefet'in c.f. bir kimsenin meydana getirdiği şey.c.b. 2. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır].i. [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı. şaşkınlık belirtisi.) aşağılık. sedefin c. alâmet.) serçe kuşu.) içi su dolu kovalar. te'lif. (a. l. (a. leys. iz.) acıklı. basılmış kitap. (bkz: esi). (a. Güneş'in. le Lion.i.s. objet d'art. şîr).escâ escâl esdâf esdak esed esed-ullah-il-galib esedî esediyye esef esef-hân esef-nâk eşele esen esenn-i şüyûh eser eser eser-i cedîd eser-i hayât eser-i hayr eser-i hayret eser-i îcâd eser-i mesaî eser-i san'at eser-i telâş esere. sifr'in c.) esef eden. târih. (a. (bkz: dırgam. (a. Leo.i.i.i. 3. (a. (a. 3. arslan. makat. yolculuklar. hizerb. f r. 5. hayırlı iş.c.) sedefler. vakayi kitabı.i. acıyan.s. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç. f r.s. s. (a. pek. (a. hadîs-i şerif. hayat. pek.s.) daha (en. (a. 4. hüzünlü.

2. sahî'den) daha (en. [müfretsiz cemidir]. Hıristiyan askerler. becerikli kimseler. cennet Cennete gidebilecek olanlar. eshâb-ı servet servet sahipleri. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. zebaniler. cahîm Cehennemlikler. cömert. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. eshâb (a.) 1. eshâb. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler. eshâb.(a. (bkz: râvî.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar.c. eshâb-ı matlûb alacaklılar. (bkz: Sebtiy-yûn). bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor]. zengineshâb-eshâb-eshâbler. eshâb. eshâb. Kefeştatayyuş. mâlik ve mutasarrıf olanlar. eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. eshâb-ı akar gelir sahipleri. eshâb-ı rivayet rivâyetçiler.kalem me'murlar. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. Yahudi kavmi.s. eshâb. eshâb-ı kubur ölüler. Mekselînâ. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese. eshâ' . arkadaşları. hırslı kimseler. Muhammed'in yakınları. Şâzenûş. Debernûş. Muhammed'in seçkin.s. eshâb. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. [Yemlîha. eshâb-ı kibar Hz. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. eli açık [kimse]. (bkz: gûnâ-gûn). eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. emlâk mal. Kıtmîr (köpekleri)]. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba). eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. eshâb. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. Muhammed'in sahabeleri.idare idare adamları. çok) sahi. zenginler. değerli dostları. sahipler. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. cumartesiye bağlı olanlar".inziva inzivaya çekilenler. mülk sahibi olan kimseler. 2) i eri gelenler.s. [bunların bâzı kaynaklara göre 305.hayr hayır sahipleri. türlü türlü. eshâb-ı kiram Hz. ruvât). Mernûş. ferâiz huk.) rengârenk. Mislînâ. pek.güzîn Hz. eshâ' (a. sâhib ve sahb'ın c. eshâb-ı amal aç gözlü. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. devlet 1) servet sahipleri. îtibarh kimseler. (bkz: sâhib). eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler.i'tibâr itibar gören kimseler.

sahîh'in c. ince deriler.s. 3.s. büyük tımar sahipleri. sehm'in c. bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. bahar sabahlan. (a. seher'in c. sahî'nin c. . beyin zarlan. kehfin bulunduğu dağın. (a.i. mübarek. "kılıç adamları"askerler. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. en kestirme. 2. [bir tefsire göre de "rakîm". sabah vakitleri.i. eli açık olanlar. kederli.) 1. (a. (a. (a. 2 doğru şey. tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler.) 1. isimleri ve nesepleri yazılan levha sahipleri. halka borç karşılığı olarak. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. tar.) 1. gamlı.) cömertler. içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır]. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. borç alınan paraya karşılık senetler. pek) kolay.s. nasipler. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. idareciler. Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. dolgun ve parlak [yüz]. oklar.) esefli.) becerikli.s. uzun. Tanzimat sıralarında devletin.) sabahlar. hisse senetleri ve tahvilleri. paylar. târih yazarları. en çıkar yol. özürsüz olanlar. sihâ'nın c. fr.s. kutsal kişiler. (a. sehl'den) daha (en. (o. tımar ve zeamet sahipleri.eshâb-ı Suffa eshâb-ı süyûf eshâb-ı tahrîc eshâb-ı tedbîr eshâb-ı temyiz eshâb-ı tercih eshâb-ı tevârîh eshâb-ı timâr eshâb-ı yemîn eshâb-ı zeamet eshâb-ür-re'y eshâb-ür-rakîm esham eshâm-ı umûmiyye esham ve tahvilât eshâr Nesîm-i eshâr eshâr-ı bahar eshed eshel eshel-i tarîk eshel-i umur eshıyâ eshiye esîf esihhâ esîl Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar.) vücûdu sıhhatte bulunanlar. verdiği senetler. sabahlan esen rüzgâr. (a. işlerin en kolayı.i.s. huk. açıkgöz [adam]. hisseler. actions. (a. tarihçiler. 2. tedbirli kişiler.

süls'ün c.) ağır yükler. suçlu [kimse]. (a.esîl es'ile esîm esîne esinne esîr esîr esîr-i aşk esîr-i fırâş esîr-i harb esîr-i hizmet esîr-i sâfiyyet esîr-i turra-i canan esîre esîrî esîrî esirre esîr-ül-Hind esîs eskal eşkal eskam eskam-ı demeviyye eskef eskefe esi eslâf eslah eslaha-k'Allah eslâl eslâs esleb eslem eslem-i turuk eslenc esliha atîka câriha esliha-i cedîde esliha-i hafife esliha-i nâriyye (a. kirişin bir katı.i.i. en sağlam. (a.) günahkâr. kama ve şâire gibi]. a. tutkunluk.i.i.i. eşele).) esirlik. kabahatli. sâlih'den) daha (en. ağır şeyler. süprüntü. fizikçilere ışık. 2.). (a.) sorulan şeyler. Allah seni ıslâh etsin. (a. hançer. ulama yonca. yatalak. ("ka" uzun okunur. hâl). vurgun. karaılgın ağaçları. savaşta düşman eline düşen kimse. sinân'ın c.s. 2. (a. selefin c. (a. (a. "tutsak. (a. asıl. ("ka" uzun okunur.) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen.i. harp esiri. kılıçlar. illetler.) esirle ilgili. kulluk. kapının basamağı. şarlatan [kimse]. 2. tutsaklık.) bot. 3.i. tartısız. dertler. aşka tutulmuş.i. aşkın esiri. (bkz. (bkz. yeni silâhlar.i.i.i. yerlerine geçilen kimseler. serîr'in c. (a.i.) 1.i. 2. yalın kat tasma. süngüler. cerh edici. hizmet esiri. geçmişler.c. (a. (a. silâh). (a. südde). saflık esiri. çerçöp. en doğru. 3. . yalancı. moloz. (bkz.) 1. 3.s. en çirkin. kul. hafif silâhlar [tabanca. (a. esele'nin c. 2. pek) sâlih. (a.) hastalıklar. yerde sürünerek açılan yonca.) eşik. (a. armağan olarak verilen şey. (a.i. can sıkıcı.i. (a. esre).) 1. daha (en. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir]. oturacak yerler. iyi.i. (a.) bot. (bkz: emraz).s. (a.) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden. (f. en emin. fizy. üserâ) 1. uçacak gibi hafif. sakam'm c.c. en ağır. en emîni. sâlim'den) en selâmetli.i. kan bozuklukları. tüfek ateşli silâhlar. (bkz: esâre. sakil'den) 1.s. karaılgın ağacı. kunduracı.s. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan. yolların en selâmetlisi. düşkün.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar.s.) 1. (a. üçtebir parçalar. esâkif) eskici. pek) sakil.) tahtlar.i. silâh'ın c. en doğru yol.) üçtebirler. [kılıç. kaba.i. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben.) şerefli ve otoriter [adam]. (a.b. 2. yaralayıcı silâheslihalar. sıkal'ın c. esl'in c.s. köle. a. kölelik. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. köşker. (a.) bot. bileği taşlan.s.). atebe. (bkz. suâl'in c. sevgilinin perçeminin esîri (a. eski silâhlar.

3.) bedel(ler). aralık.i. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. alîm. açılmaz yemiş. hikâyeler. Tevvâb. Mucîb. Mütekebbir. Kaviyy.]. uygunsuz. esman (a. Cami'. Mukad-dim. esmâr-ı gayr-i münferice bot. esna' (a. Rahîm. müsademe sırası. esma' (a. Hamîd. Lâtif. Hakîm. Mâcid. fr. Hasîb.) buğday renkli. esmer-ül-levn karayağız. (yedi ad) [hayy. esmer (a. Müntekim. Müheymin. Kabız ("ka" uzun okunur). Kebîr.) [bizde kullanılmaz] ara. müfret gibi kullanılır]. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. semen'in c. namussuz kadın.i. Selâm. Muizz. Vâcid. esnâ-yi harb aşk. Habîr. Kahhâr. Mümît. değer(ler). Hakem. esmâk dlu. Reşîd. Râfi'. Hâdî. aşüfte. Mâlikü'1Mülk. nevîler. açılır yemiş. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar. Muhsî. semek'in c. mürîf. esmed (a. Bâtın. esmâr (a. yemişler. esna (a. Bakî. antimon.i. çok eli açık. savaş sırası. Azîz. semî'. Hakk.s. (bkz: âlüfte. Kadir ("ka" uzun okunur). kulak esmah -J (a. kıymet(Ier). kemikli balıklar. Rakîb. siny'in c. sürmetaşı. Muksit. esnâ-yi râh yolda giderken. basîr. esmâk-i azmiyye zool. Basit. Vâhid. Mugnîy. Fettâh. Vâsi'. yumuşak yüzgeçliler. Muîd.i. Mübdî'. simer'in c. hîn). Halîm. Dârr. [bizde. kategoriler. karayağız.(bkz: hengâm. sem'in c. Vâlî. Bedî'.) kaba tutya. kıssalar. Müteâlî. Aliyy. vakit.i. Hafız. Vedûd. esnaf (a. Veliyy.s. Vekîl. çeşitli meyvalar. Musavvir. Nâfi'. Melik. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. Şekûr. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. Vâris. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an. Âhir.) gece masalları. Ganiyy. çeşitler. Nur. Samed. yürürken.) "efdal" gibi "bülent. Azîm. esnâ-yi tesâdüm aşk. Afüvv. Mecîd. Vehhâb. Hâfid. yüksek" [şey]. çarpışma zamanı.) 1. Kerîm. Metîn. savaş zamanı.i. semer'in c. malacoplervgiens . Berr. sıra. mütekellim] yerine kullanılan deyim.) balıklar. Alîm. mersin ağacı. Zahir. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse]. Celîl. kadîr. Gaffar. 2. Bârî. cinsler. Kuddüs. Mâni'. fahişe. Sabûr. zâniye).ağır silâhlar. Rahman. esliha-i sakile esmâ-i seb'a . Ra'ûf. Cebbar. [top gibi].i.s. esmâr (a. Bâis. Semî'. Ehad. Rezzak.) kulaklar. Şehîd. Muzill. Kayyûm. zümreler. Esmâ-yi Hüsnâ. esmâr-ı münferice bot. esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. Hayy.i. Muktedir. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan.i. Muhyî. Halik.) bot.l (a. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. sınfın c. Mukıyt. esmâr (f.) en semahatli. Mü'min.) meyvalar. Gafur. Basîr. Muahhir. Evvel.

) asıllar. dişleri dökük kimse. satr'ın c. (a. dizileri. bir adamın. (bkz: sütûr). pek.h.i. (a.b. (f.) örtüler.i. yaratılış gününün sırlan. sırr'ın c. (bkz: Elest). senâ'nın c. (a. sitr'in c. esrar kullanan. çabuk.i. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır. aklın eremiyeceği işler. bir şey değil" mânâlarına kullanılır. seri'den) daha (en. anat.) medihler. hiç bir zaman. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler. 2. (f. küçük azıdişleri. çürümüş ağaç kökleri.f.i. Hıristiyanların taptıktan heykeller. suretler. (bkz: heste).i. yirmi yaş dişi. Hint kenevirinden çıkarılan. rica ederim. akciğer petekleri.) katır. (a.s. (a. başkalanndan gizli tutulan.zf. kesici dişler. (a.s.s.) dişi kınk.) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri.) üstübü denilen keten tarantısı. sinh'in c. (a. puta tapanlar.i. (a. (a.i. (f. sitayişler.s. tutsaklık. (a. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan].) yazı sıralan. sinn'in c.) 1. mahcûbediyorsunuz. anat.s. 2. güzelliğin sırlan.i.) kara günlük ağacının zamkı.) l çekirdek. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir. esirliğe düşme. ["sütûr" daha çok kullanılır].) esirlik. kitap satırları.i. sanem'in c. (bkz: esîre. Elest gününün.i.i. (bkz: Yesrib). (a. gizli sırlar.) 1. esrar tiryakisi. uyunacak ve istirahat edilecek yer. kısır kadın. hâşâ. çok) serî.f. kökler. (a. dişler. 3.) putlar. [sulh ve selâmet].b. (a.) sırlı. sabır.esnâh esnâh-ı rieviyye esnam esnâm-perestân esnan esnân-ı hilm esnân-ı katıa esnân-ı askeriyye esnân-ı nâbiyye esniye esniye-i seniyye esr Kayd--ı esr esra' esrar esrâr-ı derûn esrâr-ı Elest esrâr-ı hafiyye esrâr-ı hüsn ü ân esrâr-âlûd esrâr-engîz esrâr-keş Esrâr-nâme esre esrem Esrib es-sabru miftâh-ül-ferec e-s-salâ e-s-selâm esta' esta be estağfiruilah estân.) selâmlar. müfret olarak kullanılır].i. (a.f.i. (bkz: ensâb2). gizli. (bkz: bagl).) esrar çeken. övmeler.cü. kemik.b. (a. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler.b.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı. hayırdualar olsun. perdeler.s.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır.i. esâre). . (a.) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi. 2.b. akıl dişi.s.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim. pâdişâhı medhetmeler.f. (a. saklanan sırlar. kurra seneleri. yaşlar. (bkz: sütûr). anat. (a.) esrarlı. estâne estâr estâr estâr-ı kitâb estarek esteh ester ester esterven (a. (a.cü. (a. [kelime. kulluk.

eşâire).) dinde meşhur.[bizde "süyûf daha çok kullanılır].". üzüntülü [adam].s. (a.s. (a.) 1.i. (a.s. en cesur ve yiğit. koyun yünleri. sûk'un c. karaltılar. kut-i lâ-yemût).) 1. en güzel.) 1. (a. (a. 2. zamanın en iyi şiir söyleyeni. şibh ve şebîh'in c. ölçekler. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. (a.i. 2. (a. (bkz: Mâtürîdiyye). en şomlar. (a. 2. bot. seyh'in c.) [halk "sof" der]. vezinli ve kafiyeli sözler. (bkz: âşâm. si'r'in c.). (f.). 2. (a.i. eşler. bot.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey. kederli. (a. elemler. (a. (a. alışveriş yerle1. (a. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri.esûf esûnı esvâ esvâb esvâf esvâk esvâr esvât esvât-ı hayvanât esved esvedeyn esved-ül-kalb esvef esvide esyâf esyâh eşyan Eş'ab eşâib eşâim eşâire eşâm eş'âr eş'âr-ı guddeviyye eş'âr-ı mümisse eş'ar eş'ar-ı nâs eş'ar-ı zentân eş'arî eşbâh eşbâh eşbâl eşbeh eşbû eşca eşcân (a. misiller. pazarlar. (bkz: nazm). sü-veydâ-ül-kalb).s. hayvan[lann] sesleri.) 1. (şa'r'ın c.h. en müşabih. (a. (a. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. (a.) şarlar. pek) şecâatli.) arslan yavruları. sadâlar. şebâh'ın c. karalıklar. kömür konulacak yer.i. sevâd'ın c. halkın en iyi şiir söyleyeni.) sesler. cisimler.) gamlar. şecî'den) daha (en.) giyimler.s. 3. 2. (a. en iyi.i. imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar. çukur yerler. daha güzel şiir söyleyen. sûfun c. giyecek şeyler.s.) kılıçlar. emici kıllar. savt'ın c. pek benzeyen. akar sular. (f.b.) en uğursuzlar. gövdeler.) ri. seyfin c.) kıllar. (a.i. 2. şahıslar. cins bozukluklan. (a.) "iki siyah"yılanla akrep. eş'em'in c.i. sevb'in c. (a. hayaller. bez tüyler. nazîrler.i. çizgili elbiseler. sıkıntılar.(Lâtifi)]. sâ'ın c. kederlenen.i. (bkz. şibl'in c. şâir'den) en.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı.) pek yalancı ve günahkâr [adam].c. (a.s. (a. vücutlar.i.s.) kanşıklıklar. ziyafetler. eş'arî'nin c. yüreği yufka. benzeyenler. uzaktan görünen şeyler. büyük kapılar. kederler. şebîhden) 1. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. (a. (bkz: eşâire). 2.i. sûr'un c.) 1.s. (bkz: süyûh). 2.) 1.i. kaleler. (a. . karaltılar. çok mal[lar]. 3. (bkz: en-dâd). (bkz: esvef). (bkz: süyûf).i.c. çarşılar. şarap kadehleri.i. (a. şecen'in c. sevâd'dan) siyah. üşâbe'nin c.s. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar.) hüzünlü.i.s.i. (bkz.) pek çabuk eseflenen. (a. tasalar. hi (a. kara.i.) kömürlük. (a. siyahlıklar.s.i. esûf).s.

kırmızı ile kanşık koyu mavi. [müfredi.b. pek) meşgul. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen.i. fazla tered-düdeden.) koyun gözlü. eşhür (a. pek. eşfâr (a.) şefkatler. 2. eşhâr (f. "şehlâ" dır]. bahçenin ağaçlan. kalye taşı denilen radyom hamızı. esed.i.s. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. eşhel (a. şehîr'den) en şöhretli. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler. eşher (a. eşhürün ma'lûmât (a. çok iyi tanınmış. meyva ağaçlan. eşfak (a. nisadır. eşhür-ül-hacc). en zorlu ihtiyaç. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler. (a. pek) şiddetli. Zilhicce.eşcâr eşcâr-ı bâg eşcâr-ı müsmire eşdak eşedd eşedd-i ihtiyâç eşedd-i mücâzât eşekk eşell eş'em eş'emü min Besûs eşen (a. en şiddetli ceza. şecer'in c. eşheb (a. kelek.) 1. merhametler.s.s. şühûd). (en. eşhâ (a.) doğru söz söyleyen. eşâim) daha (en.s.s. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. (a.) adamlar. şefîk'den) 1. şedîd'den) daha. çetin ve sert. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. 3. kişiler.i.) çok şek sahibi.i. (bkz. eşhür-ül-hacc (a.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval. şerîr'den) daha (en. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. şehr'in c. n.) l . Muharrem ve Receb" aylan.s.) aylar. 2.) 1. eşhâd (a.i. eşfâk (a. ela gözlü [adam]. eşgal (a.) göz kapağının kenarları. arslan. pek meşhur. (bkz. şüfr'ün c. tanınmış kimseler.s. eşhedü (a.i.s. şehâdet'den) "şahitlik. istekle yenilen [şey]. (a. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de.) ağaçlar. eşfâ (a. meşgul'den) daha (en.s. (a. eşhas (a. beyaz. pek) şefkatli. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri. şevâhid. eşerr (a. i.b. 4. kimseler. pek fazla sevilip beğenilen. pek) uğursuz. [Arap atasözü]. 2.) en şifalı [şey]. kır at. ters giyilmiş elbise. şehî'den) en çok. kirpik yerleri.s.). (bkz: besûs). eşhür-ül-hurum (a. c. şom. (f.i.s. tanıklık ediyorum" mânâsına. çok merhametli. ela [müen. bu mânâda kullanılmaz]. çok) şerir. cem'an 70 gündür]. güç iş. şîr.i.c. soğuk [gün]. şerli. daha. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı].) çolak [kimse].b.).s. (bkz. şahs'ın c. gazanfer. şâhid'in c. i. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev. . dırgam). s. erkek adı. (en.i.) islâm'dan evvel.s. 2. çok işi olan. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle. (a. kavun ve karpuzun hamı. Besûs'tan daha uğursuz. acımalar.i.

ışıklar. -feşânî eşkel eşkel-ül-ayneyn Eşkeş eşkıya eşk-rîz eşk-rîzî eşkû. tahassürden.s.s.) 1.) azılılar. (a. 2. hayâtın şekilleri. ağlayış. (bkz: eşkah). al renkli [at].) aydınlıklar. ("ka" uzun okunur. al renkli [at]. sevinçle ağlayış. şuâ'ın c. (a. eşrar eşk eşk-i mescûm eşk-i sürür eşk-i şâdî eşk-i şîrîn eşk-i şekkerîn eşk-i tahassür eşk-i tarab eşk-i teessür eşk-i telli eşka eşkah eşkâl eşkâl-i hayât eşkâl-i hendesiyye eşkâl-i müteşâbihe eşkâl-ı nazm Eşkâl-i Zemân eşk-âlûd eşkar eşk-bâr eşk-bârî eşk-efşân. suretler. (bkz.s. ağlayıcı.) saçına. (f. kaygı. (bkz: eşk-rîzî). eşkûb eşk-ver eşkyûd eşmat (a.i. sirişk). (f.f.b.s. (f. savaşan yiğitler. kötülük edenler. nazım şekilleri. rayons medullaires. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri. ziya').b.s. sakalına kır düşmüş olan. keder. çok ağlayan. 3. haydutlar.s. (f.) gözyaşı. (a. (a. tabaka.) ağlayıcılık. (bkz. (a. Güneşin ışıklan.i. mat.i. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler. (a. eşk-efşânî. eşk-rîz). kat. fesat karıştıranlar. (f. şekl'in c. eşkar). şakî'nin c. cehdeden. pek) şakî. kızıl donlu [hayvan]. sevinç gözyaşı.i. (bkz: dem'.) at kişnemesi.b.) ağlayıcılık. pertev. (f.s.s. sevinç gözyaşı.) gözyaşı döken. aynlıktan dolayı akan gözyaşı sevinç ile ağlayış.) pek sevinçli.b.) gözyaşı yağdıran.b. (f.s. (f. benzer şekiller. 2.s.b. a. Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan.) 1. haşarılar.i. tasadan doğan gözyaşı. 3.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam]. (bkz: sahîl). (bkz. sevinçten dökülen gözyaşı.h. kırmızı yüzlü [adam]. iki gözünün akı kızıl olan. edepsizler. bot.eşi'a eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb eşi'a-yi hûrşîd eşi'a-yi muhiyye eşi'a-pâş eşiddâ' eşiddâ-yi mücâhidin eşîha esir eşirrâ. hasretten.i. sevinçle ağlayış.) nur.) gözü yaşlı. (f. şerir'in c.b. (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. (a. sevinçten dökülen gözyaşı.b.) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi. (a.i. aydınlık veren. .s. (f. geometri şekilleri. kırmızı yüzlü [adam].) gözyaşı dökü-cülük. fr.s. ed. öz nşınlar. çok ağlayan.) 1.) biçimler. tarzlar.) dağ hırsızlan.) daha (en. dökülmüş gözyaşı. şedîd'in c.s. sevinç ile dökülen gözyaşı. deneme. (a. (f.) gözyaşı döken. tavan.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep.i. ağlayıcı.s.i. (bkz: eşk-bârî). ışık dağıtan.) şiddetli davranan yiğitler. (f.s. haydut. (f. (bkz: eşk-bâr).) yaş döken. kızıl donlu [hayvan]. teessürden akan gözyaşı. (a.b. 2.s. ağlayan.

) ortaklar. (a. yüzücü. soğuk içkiler. fr.h. kemiklerin uzamaları. (a. çeşitler. şerîfden) 1.i. 2.h.) astr. lât.s. (a. neviler. o güne me'mur sayılan melek.i. (bkz: eşirrâ). 1911). bot.h. istekler. (a.eşmel esna esna esne eşneb eşraf eşrâf-ı belde eşrâk esrar eşrât eşrât-ı saat eşref il eşref-i mahluka eşref-i saat Eşref eşrefi eşrefiyye esrem eşria eşria-i süfün eşribe eşribe-i bâride eş-Şücâ eştâd eştât eştât-ı ulûm eşvâk eşvâk eşvât (a.i. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı. . ileri gelenler. (a. (d. i. 2.) şeref ve îtibar sahibi kimseler. onurlu. şâmil'den) daha (en.s.i.) şiddetli arzular.) ağaç yosunu. dikenler [bitki].s. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz]. sıçrayışlar.) l. Hydre. ö. Külliyât-ı Eş'âr. edepsizler. (a. hek. (mahlûkların en şereflisi) insan. şevk'in c. şenî'den) daha (en. Eserleri Hasbihal.s.) içilecek şeyler. 2.) eşrefe ait.) l koşmalar. (a. çok şümullü olan. şevk'in c. sınıflar. şerîk'in c.) inci gibi. kötü ve çirkin.s.s. 3.s. 2.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur. (a.) güneş ayının yirmi altıncı günü. çeşitleri. içkiler. (a. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur. memleketin ileri gelenleri. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır].i.i.) burunsuz. kötülük edenler. (a.) 1. (a.) takımlar. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır. şerîr'in c.s. şarat'ın c.i. fena. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. kıyamet alâmetleri. arkadaşlar. (a. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir]. şerefli. fesat karıştıranlar. istimdat. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür. pek) şerefli. ilimlerin nevileri. çok) şeni'. (a. pek) şâmil. (a. neşveler. (f.) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı. (a. şerâb'ın c. eşrefle ilgili. erkek adı. uğurlu ve mesut saat.i. gemilerin yelkenleri.) alâmetler. (a. 2. pek. yüzgeç.i. kaplayan. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç. azılılar. (f. şetît'in c.i.i şavt'ın c.) şerirler. burnu kesik [kimse]. şirâ'ın c. 1846. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. fırkalar. Hydra. (a. (a. (a.) yelkenler. Iranda Yangın Var. çok kıymetli mücevher. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. şerifin c.i. daha (en. beyaz dişli [adam]. Deccâl.s.s.

tabak ve tabaka'nın c.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. yaşlılar.) telidler.) akranlar. hayvanın iki ön ayağı. (a. ("ka" uzun okunur. gönül sıkıntıları. (a. eller. etyab'ın c.) Türkler. takî'nin c. tıfl'ın c.) çocuk bilgisi. güzel yemekler. bir yaşda olanlar. taze çimenler.) hekimler. yemek tepsisi veya tahtaları. kapaklar. (a. terah'ın c. a. takî'den) pek takî. aşlar. (bkz.s. yolcunun sandığı.s. fr. katlar. yeni yetişen. (a. tabîb'in c. levazım.s. pek) tam. etrâf-ı kuddâmiyye etrâf-ı süfliyye etrâf-ı ulviyye etrâf-ül-beden etraf etrâh etrâh-ı kalb Etrâk etrâs (a. anat. lezzetli yemekler. misafir. çiçekler. ziyâde perhizkâr.) ihtiyarlar. (en.i. her iki ayak. cemâatler. garip.) 1. mesleğine uyanlar. seçme nesneler. (a. dişi eşek. çiçekler. mertebeler. (a. (a. tâbi'nin c.i.i. kanapesi.) yemekler. 2.i. (a.) yanlar.) 1. hizmetçiler. bavulu. evde doğan kul ve cariyeler.şeyb'den) saçı. tamm'dan) daha. körpe fidanlar. günah işlemekten çok çekinen.s. her iki el.i. çamaşır. (a. tarafın c.) kalkanlar [harp âleti]. kaygılar. kabileler. tıp ilmini bilenler. .i. (a. işine. (a. taraflılar ve hizmet edenler. (a. ayaklar. (a.s. etıbbe etıbbâ-yi hâssa et'ime et'ime-i lezize et'ime-i nefise etka etkıyâ etlâd etra etrâb etraf etrâf-ı halfiyyeıanat. Türk'ün c. şey'in c. bir kısmı suyun içinde. türfe'nin c. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir]. doktorlar. uşaklar. (f. baş. tabakat). taâm'ın c. perdesi ve benzerleri gibi nesneler.s.c.) gamlar. 3. elbise. (a. yosunlu taş.i. (bkz: hâldâr). hayvanın iki art ayağı.i.) 1.) dere gibi akan su. 2. anat.i.gelen.i.i. şîa'nın c. kavak ağacı. anat. koltuğu.s. yardımcılar.eşya' eşyâ-yi beytiyye eşya' eşyâh eşyeb eşyem etâ etân etâve etâyib etbâ' etbâ ü hadem etbâk etemm etfâl etfâl-i mekâtib etfâl-i bâg etfâl-i behâr etfâliyyât etıbba.) gelmiş. taze fidanlar.s. (f. birinin sözüne. türs'ün c.i. 2.) 1. tirb'in c. kusursuz. (a. sepeti. çocuklar. (a. sakalı ağarmış ihtiyar [adam]. mektep çocukları.) nesneler. mevcut olan şeyler. (bkz: siya').i. anat. evin masası.i. (a. uçlar.) bot. eksiksiz. pedologie. şeyh'in c. ev eşyası.) seçkin. çok güzel yemekler. (a.) 1. (a. bir kısmı dışında kalan kaya. 2. tasalar. kederler.s. (a. zarif ve nâzik şeyler.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. örtüler. kıyılar. haller.s. büyük sahanlar.i. (a.) bölükler. (bkz: şüyûh). 2. çıkını.i. (a. saray doktorları. dereceler.

) ayak takımı.i. (bkz: deyn). başlangıçlar.) geleceğe hâtıra kalan eserler. Hindistan cevizinin sütü. (a. âbide'nin c. nefsin yedi derecesine göre değişen haller. evşâb. eski. (a. (a. türâb'ın c. köşkler. kadın gerdanlıkları. evbâş'ın c. yüksek.) sonlar.etribe etrika E-t-tâir ettûn etvâk etvâr etvâr-ı mütehayyirâne etvâr-ı nâ-lâyıka etvâr-ı seb'a etvâs evâbid evâbid-i üdebâ evâgî evâhir evâhir-i saltanat evâil evâil-i kelimât evâm evâmir evâmir-i aşere evâmir ü nevâhî evân evân-ı şebâb evânî evânî-i sim ü zer evâr.i.i. orta zamanlar.i.) ayakta-kımları. leş dix commandcments. (f. emirler ve yasaklar. (bkz. çağ. salonlar.i.i. (a. emr'in c. işler. (f.) tavus kuşları.i. ortada bulunanlar. vâsıtalar. . [kelime müfret gibi kullanılır]. evâre evârîn evâsıt . tarîk'in c. (a. mes-leklek.) çirkin. [zıddı "hazîz"].) 1. (a. âhir'in c. tas. altın ve gümüş kapkacak.i.i. tarîkatler. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar. evvel'in c.i. kelimelerin ortalan. vesileler. tarzlar.i.i. (a. aşağılık kimse. tavk'ın c.i. kaplar.) ilk vakitler. (bkz: nesr-üt-tâir). (a. şirzime.i. caddeler. gençlik çağı. vebeş'in c. (a. renk. cihet. (bkz: levn). (a. yüce. yön. evsat'ın c. (a. 2. (a. boya.) yutma. rüzelâ). (f. buyrultular. tâûs'un c.s.i.) 1. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır.) ortalar. tavr'ın c. (bkz: eyâr). saltanatın sonlan. (a. yutuş. iyvân'ın c.i.i. (bkz: şahika).) astr. kelimelerin evvelleri. borç. (a. geçmiş zamanlar. (a. 2.i.) 1. (bkz: hazele. ayın son günleri. ediplerin eserleri. iptidalar. fr. (a. sebepler. zaman.zf. su akıtılacak yerler.c. (f.i. [zıddı "evâhir" dir]. önceler. (a. evcât) 1. c. aşağılık kimseler. (bkz: evkâş. yollar.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter.f. (bkz: turuk). (a.) taraf. 3.) kapkacaklar. evvel zamanlar.i.) topraklar. [zıddı "evâil" dir]. bahçe.) bağ. her arabî ayının ön üç.i. âgiye'nin c.) hamam külhanı. gr. evâsıt-ı kelimât evâvîn evâzıh evb ı evbâr evbâş evbâşân evbâş-âne evc (a.i.i.) hal ve hareketler. (a. inâ'nın c. terbiyesiz. (a. 2. bir şeyin en yüksek noktası. âvine) vakit. eyyâm-ı bîd). orta-dakiler. aşağılık kimseye yakışacak surette. ödünç. Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. (bkz: âbidât). (bkz: hen-gâm). şaşkınca tavırlar. uygunsuz hareketler.) mehtaplı geceler. orta günler. gr.) büyük sofalar. imaret. doruk. geçinmek üzere tutulan yollar. (a. 2.) terbiyesize. tüm).s.) buyruklar.

eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. segah.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar. 2. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. kürdî. (a. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam. tahminen iki asırlık veya daha eski. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. en üst derece. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır. neva.) muz. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. (a. (a. muz. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. yüksekliğin tepesi. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. lüzumluların lüzumlusu. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. 'günberi. en yüksek taba yükselişin en son noktası. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. Evc-hûzî. o perdede kaldığını bildirmektedir. do.) ağrılar. rast.s. Sengin semaî.i. (f. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.) çok çekingen [kimse]. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur.b. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. vecâ'ın c. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. siperler.) muz. eviç. (a. beşinci derecede olan nim hicazdır. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). inici bir şekilde ırak'da karar verir. muz. havanın üstü. pek münâsebetti.s.i. son notası. astr. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. muz. terkibinde eviç olduğunu değil. karın ağrıları.s. iki asırlık bir mürekkep makamdır.*günöte doğrusu. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) kullanmışlardır.i.) çok korkak [adam]. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. acılar. nîm hicaz. acem. eski makamlardandır.s. astr. sancılar. sızılar.rif at evc ve haziz hattı evc evc-i hûzî evc-i nihavendi evc-i pûselik evc-aşîrân evc-maklûb evcâ' evcâ'-ı batn evcâ'-ı şedide evcâr evc-ârâ evceb evceb-i vecâib evceh evceh-i akvâl evcel evcer l göğün en yüksek kısmı. III. (a. çok gerekli. (f.) en vecihli. sözlerin en münâsebetlisi. (a.Evc-i asman Evc-i bâlâ Evc-i hevâ evc-i ikbâl eve. vâcib'den) en vacip. çok uygun. Selim'in adlandırdığı bir makamdır. . Bu makam ırak makamının inici şeklidir. şiddetli sancılar. muz. Donanımına fa. muz. pek lüzumlu. Güçlü.

i.). vedîd'in c. gevşek. bir tane. (bkz: vâdî). (a. küme. tek.i. cana yakın. dayanıksız. vâfir'den) daha (en. evüdd).) zanlar. anat. viâ'nın c. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar. (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası.i. top.s. vefîk'den) daha (en. balçıklar. (a.i.f. süt kıvamında beyaz.i. pek tamam. pek) vâ-fır. (a. anat. sözünde duran. 2 . vecâr ve vicâr'ın c. yükselen. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. 2. (bkz: nedamet). evüdd).s. eski dostlar. çok vahşetli. yetkin. biricik. anat.) pişmanlık.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır. s. vefâ'dan) 1. (a.f. (bkz: evc-i hûzî). bot. anat.i.) hîle.b. sayıca daha bol. sıvalar. pek) vahşî. damarlar. bot.) ahmaklar. pek çok [olan]. yığın. (bkz: vehen). bot. mekânlar.i. anat.b. vâhid'den) yegâne.i.b.). san. ("ga" uzun okunur. lenf damarları. (a.) 1. kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. (bkz: hud'a). bot.s. (f.) yükseğe çıkan.s. hakiki dostlar. a. (f.i. (a. (a. kan damarları. içi hava ile dolu olan damarlar. vahal'ın c. (a. yeşilimsi. anat. sevgililer. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar.s.). mahfazalar. eviddâ'. (a.s. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. vücür). (bkz: evdâd.) 1. (a. yılanların en vahşîsi. daha (en. bot. açık damarlar.i.evc-gîr evcire l evc-pervâz evcümend evdâd evdiye evend evfâ' evfak evfer evgad evgenc evhad evhâl evham evhaş evhaş-i efâî evhen evhen-i büyüt evic-aşîrân evic-gerdâniyye eviddâ' eviddâ-yi kadîme evind ev'iye ev'iye-i demeviyye ev'iye-i halezöniyye ev'iye-i halkaviyye ev'iye-i haşebiyye ev'iye-i hevâiyye ev'iye-i lebeniyye ev'iye-i lenfâviyye ev'iye-i meftuna ev'iye-i münakkata ev'iye-i nâkile ev'iye-i süllemiyye ev'iye-i şa'riyye ev'iye-i şebekiyye ev'iye-i şiryâniyye ev'iye-i verîdiyye (a. esassız şeyler. pek) vefalı. (a. (f. dağlar arasındaki yerler. (f. (a. kaplar. turuncu. pek) zayıf. basamaklı damarlar. akılsızlar.) yüksekte uçan. pek uygun. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. (a. çok) muvafık. vehm'in c. iletken damarlar. kuruntular. 2.) dereler. anat. bot.) ahbaplar. a. pek. kuşkular. siyah kan damarları.s. vagd'ın c. vâdî'nin c. noktalı damarlar.) kap kaçak. 2. vedîd'in c.) 1.s. (f. (bkz.i. bot. (f. yerler. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. (bkz. aldatma.s.) daha (en.b. vahşî'den) daha (en. en çok. . idareli. anat. oyun. i. odun damarları. evini iyi bir halde bulunduran.s.

zamanlar. kuvvetli. a. eşya]. huk. nesil. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî.s. (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). hükümet tarafından idare olunan vakıflar. kuş yuvaları. daha iyi.s.f. vakfın c. [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet.i. meç. on rekât (dördü sünnet. ("ka" uzun okunur. sülâle. ikisi farz). (a.) l. 2. ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri. Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. pek) tekitli. beş rekât (üçü farz. dördü farz). evlâda mahsus. vakt'in c. [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul. tar. Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar. bina ve şâire.) yük.) 1. 2. (a. üstün.i. 2. dördü farz. kız.] belli zamanlar. (bkz: lyâl). evşâb). sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede".s.i. a. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. vekr ve vekre'nin c. emirlerin en kuvvetlisi. yatsı namazlannın kılındığı vakitler. ("ka" uzun okunur.) daha (en. çocuk. üçü vitir namazı). dördü farz. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan. evkaf-ı hümâyûn).) soysuz ve pinti [adam]. vakıflar umum müdürlüğü.)t vakit geçiren.) kuş yuvaları. aşağılık kimse.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. huk. a. onüç rekât (dördü sünnet.s. ağırlık. (bkz. (a. kız çocuklan. daha lâyık. ikisi sünnet). akşam. vatan çocukları.b.i. Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. ikindi. (a. çocuklar. 2.s. namaz vakitleri. gelirleri yok olmuş vakıflar. evlâtlık. veled'in c. (bkz: evbâş. çok sağlam ve dayanıklı [ev. Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. öğle.) ayak takımı. medrese. tar. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede". ikisi son sünnet). . terbiyesiz. çağlar.evk evkaf evkaf-ı celâliyye evkaf-ı hümâyun evkaf-ı mazbûte evkaf-ı mülhakka evkaf-ı münderise evkaf-ı selâtîn evkâr evkâr-ı tuyûr evkaş evkat evkat-ı hamse öğle namazı ikindi namazı akşam namazı yatsı namazı evkat-ı muayyene evkat-ı salât evkat-güzâr evked evked-i evâmir evkes evlâ' evlâd evlâd-ı bütün evlâd-ı fatihan evlâd-ı inâs evlâd-ı ümm evlâd-ı vatan evlâd-ı zuhur evlâd-ı zükûr evlâd ü iyal evlâdiyye (a. 3. (a. daha uygun.i. (a.s.) 1. (a. ("ka" uzun okunur.) 1.) l . erkek çocuklar. cami.

(a. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası.) evlâda mahsus. (f. dîhîm. Avusturya. şeref.i. almaşık yapraklar.) 1. 4. kâğıt para[lar].i. (bkz: erîke. şeref. evrencîn evrend evreng evreng-nişîn (a. şan.fortiori.s. (f. (bkz. (bkz: erîke. yakışıklılık. Macaristan. (a.i. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar. (f.i. (f.) vücûtta peyda olan şişler. hükümdar. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. (a.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. verem'in c. 4. yapraklar. Rusya'nın güneyi. 5. evlilik. üstün tutulmaya lâyık olma. hâlin hoşluğu. çocukların velîleri. 2. i. Dalmaçya. okunması âdet olunan dînî dualar. fr. arşiv. keramet sahibi olanlar. (f. (f. bot. koruyanlar. 4. şerir).i. basılı kâğıtlar. dîhîm. (a. taht. Hollanda. 6. Allah'a daha yakın bulunanlar. kâğıtlar. himaye edenler. 7. Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî. 3. süs. hîle. 3.i. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. velî'nin c. kuş tüyü şeklinde olan yapraklar. 2.i. 2. emir sahibi bulunanlar. (f. gazeteler. vird'in c.i. yumrular. varak'ın c. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. Polonya.) 1. eko. (a.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. . Irak.b. (a.i.i.) kadın bileziği. evlevîlik. (bkz: desîse. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler. arşiv.) 1. haydi haydi.) esvabın. eko. şerir).) 1. Suriye.) hisar. ağaç kurdu. Almanya.h. karşılıklı yapraklar. İran'ın bir parçası. bot. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri.) l. evlâtlık. Derviş Mehmed Zıllî'dir. 3.) tahtta oturan. erenler. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler.i. (bkz: ezkâr). bot.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. Babasının adı.) 1. iş başında bulunan kimseler. hud'a). mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır. (bkz: ebrencen). 2.i. hîle. akıl ve irfan. Kafkasya. 2.evlâdiyyet evleviyyet evleviyyetle evliya' evliyâ-yı umur evliyâ-yı etfâl Evliya Çelebi evrâ evrâd evrak evrâk-ı halkaviyye evrâk-ı havadis evrâk-ı mahzeni evrâk-ı matbua evrâk-ı müsbite evrâk-ı müteakibe evrâk-ı mütekabile evrâk-ı nakdiyye Evrâk-ı Perişan evrâk-ı rîşiyye evrâm evre evrek evrencen. Aslen Kütah-ya'lıdır. elbisenin dış yüzü. taht. 2. diyecek kalmama.

s. (bkz: müdâhin. evâsit) 1. (a. vatar'ın c. hayalar.i.) 1.) 1. bu mânâda kullanılmaz]. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür. 2.i. i. (a. [müfredi.) dalkavuk. (a.) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler. dişler.) sıfatlar. ortadaki. veşl'in c.s. murdarlıklar. toplardamarlar. haçlar.s. kirişler. (a. 2 sofyan'dan mürekkeptir.s.s. (a. (a. Usûl. (vatan'in c. vatanlarından ayrılma. (a.s.i. vâsî'den) daha (en. s. utanmalar. (bkz: veşm).) 1. aşağılık kimseler. yardımcılar. hüzün ve ilham telleri. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır. arlar.) kirler.) ortalar. 4. (a-i. göçmenlerin vatanları.s. beğenilen nitelikler. damla damla akan su. veter'in c.s. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler.).) ince ip.) ayıplar.i. vasfın c. pek) vâsi' ye geniş.c.) 1. Evsat. aşağılık kimse. 2. anat. döğmeler. vasl'ın c. en çok güvenilir olan. (a. kaliteler.) ayak takımı. övülen.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. 2. (bkz: evşâz3).s. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır.i. (f. yüksek ile alçak arası. veted'in c. (bkz. eviddâ'. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. siyah kan damarları. oynaklar. orta. evbâş. sırasıyla l Türk aksağı. acele ihtiyaçlar. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler. muz. (bkz. (a. (a. (a. sicim. . pislikler. Beste devr i revân adı verilen usûl. (a. lüzumlu olan şeyler. büyükler ve başta gelenler. inanılan.) 1. (a. teller. 3. vasat'ın c. (a. evkâş).) putlar.) vücuttaki mafsallar. dağlar. vesah'ın c.i. ona halli.i. verid'in c.i.i. (bkz: vasf).i. pek sağlam.i. çok muhkem. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. vücuttaki oynak yerler.) tahtı süsleyen hükümdar.vesen'in c. vasm'ın c. (bkz: esnam). (a. 5.i. 2. Aynca peşrev. 2.) Allah'a sımsıkı bağlı. evdâd). ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir. sofu. uğrunda ölünen topraklar. güzel vasıflar. yaya gerilmiş ipler. 3. boyunun iki tarafında olan damarlar. şekiller veya yazılan yazılar. direkler. bir şeyin ortası.) ağaç veya demir kazıklar.evreng-zîb evride evsa' evsâf evsâf-ı cemile evsâf-ı hamide evsâh İzâle-i evsâh evsak evsâl evsâm evsâm evsân evsât evsat evşâb evşâl evşâz evsen evşeng evtâd evtâd-ül-arz evtâd-ül-bilâd evtâd-ül-fem evtân Terk-i evtân evtân-ı muhacirin evtâr evtâr-ı âcile evtâr evtâr-ı hüzn ü ilham evüdd evvâb (f. (a.) ihtiyaçlar. bayağı. (bkz: verîd). (a. zâhid.b. (bkz: evsâl). 2. (a. (a. kirlerin giderilmesi.i. mütahallik). taraflılar. vesm'in c. vedîd'in c.

eski.) her şeyden evvel. (f-i-) çoğalış. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli.s. ilkbahar.) her şeyden evvel. ilk. cinayetler. (a. (a.zf. eski adamlar. (bkz: evvelâ).) evvelkiler. galebeler. (a.s. (bkz. ibrahim vasıflandırılmıştır]. (a. sırada üstünlük.i.s. 2. merhametli. önce. îmânı sağlam. eski zaman adamları eskiler ve yeniler. primaute. kaleler. hâdiselerin başlangıcı. (a. (bkz: cibâl).) en evvel. besbelli.) 1. (a. eski. 2. (a.) birinci. duruşlar. (a. ilkönce. (a. birinci.b. 2. her şeyden önce.). fr. ilk olarak. (a. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. aruz vezinleri.i. ed. (bkz: vezn).i.t. [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır]. 2. (a. vaz'ın c. birinci.) haller. (a.c. işin başlangıcında. evvel gelen insanlar. en önce olan. çok dua eden. eninde sonunda. hisarlar. sıra üstünlüğü. önce.i. (bkz: nev-bahâr.c.zf. tuhaf haller. ağırlıklar.s.evvâbîn namazı evvâh evvel evvel-bahâr evvel-i berd-el-acûz evvel-i mâ-halak evvel-i riyâh-ı bevârih evvel ve âhir evvel-ül-evvelîn evvelâ evvel-Allah evvel-be-evvel evvelce evvel-emirde evvelen evveli. yükler.zf. din bilgisi çok geniş olan [kimse].) 1. hamuleler.i.) daha evvel. kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. ilk ağızda yapılan tahkikler. öncelik.i.i. (ilk yaratılan) Hz. vâzıh'dan) daha (en. Muhammed. efzâr3). 2.t. dağlar.) birinci olarak. dünyânın asıl desteği. (a. (a. ibtidâ. 5. 9 Mana rastlar. evveliyye Tahkîkat-ı evveliyye evvelin evvelin ü âhirin evveliyyât evveliyyet evvelki evvelûn -' evvel-ül-evâil evzâ' evzâ-ı dil-bâzâne evzâ-ı garibe evzah evzân evzân-ı arûziyye evzân-ı atîka evzân-ı şi'riyye evzâr evzâr evzâr evzâyiş Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz. çok açık.s. (a.zf.b. (f.) önceki insanlar. vezer'in c. rebî1). Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. (a. geçmiş zamanda. 2.) 1. tavırlar.) önce Allah'ın yardımıyla. ergeç.) 1. (bkz: evvelen). hatâlar. ilk.i.i. sığınacak yerler. çok âh eden. eski tartılar.zf. fels. (a. günâhlar. başlangıç. (birincilerin birincisi) Allah. evâil) 1. . garip. üstünlükler. ilk zamanlarla ilgili. z f.) tartılar. bunu huş fırtınası tâkibeder]. başmanlık. Haziran başlangıcından. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir]. (vezn'in c. şiirin ölçüleri. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır. geçmiş. (bkz: efzâyiş). soruşturmalar. (a. 3.) 1.zf. pek) vazıh.) evvellerin evveli.t. vaziyetler. vizr'in c. gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. 3. (a.s. ölçüler. 4.) başlangıç. ed.

yevm'in c. 2. evet. kötü yeminler. yorgunluk. (a. talihli. (bkz: eydî). büyük yeminler. kutlu. en kutlu. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. (bkz: piyâle). yümn'den) 1. kemerli yüksek bina. (f. doğru yeminler. yemîn'in c.i. (a. 2. en yümünlü. 2.) anası babası ölmüş. bana bak!" gibi mânâlara gelir. s. [evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. yed'in c.i. 3.i. 2.c. fena. (bkz: hîn).) ayaklı kadeh. (a. an.) eller. 2. günler.) en yümünlü.) bot.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler.s. "enir" denilen bir cins yaban mersini. (a. kudretler. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. (bkz: vilâyât). (a. s. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer. gökyüzü. öyle olsun. (a. yalan yeminler. pek kolay.) 1. en kutlu olanlar.büyük sofa. sol taraftaki.i eyâlet'in c. (a. .i. gökyüzü. eymen'in c. (a.) yer yüzleri. Allah'a ısmarladık. örtü. 4. divanhane. (a. kaçacak yer yok mu? (a. zeminler. 3. kuvvetler.n.i.c. zaman.i. yetîm'in c.) eller. an-diçmeler. Musa Peygamberin Tur dağında. e. şarap kupası.) "ey. ["eydî" çok kullanılmaz].i. (a. eyâsî eydî eyger eymân eymân-ı galize eymân-ı kâzibe eymân-ı sâdıka eymen Vâdî--i Eymen eymen-ül-yemîn eymün eyn eyn-el-meferr eyser eytâm eytâm ve erânıil eyvah ey-v-AIlah eyvan eyvân-ı kisrâ eyvân-ı sîmâbî eyvân-ı zerkârî eyyam eyyâm-ı âdiyye (a. yemîn'in c. bahtlar.n. (a.ey eyâ eyâdî eyâdîm eyâg eyâlât eyâlât-ı mümtâze eyâlet eyâlet-gâh eyâmin eyâmin-i eyyam eyâzî.).n.i. heyhat. 3.s. [Arapçası "iyvân" dır]. (f-i-) l. öksüzler.b. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket. sağ taraftaki.t. eymân (a.i. pekî. (bkz: eymün). gündüzler. husûsî idareli eyâletler. (a. yahu. Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray.f.f. köşk. 4.i. sağ taraflar. ["eyâdî" çok kullanılır]. (a. mutluluklar. 2. hayırlı.i. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır].) eyâlet merkezi olan şehir.s.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır. yalnız kalmış küçük çocuklar.zf. imtiyazlı.) yazık. teşekkür ederim.) 1. (bkz. çardak. (f. 3. aldırış etmeyen. sağ eller. (f.) 1.) 1. olan eydî'nin c. günlerin en kutlusu. (a. nerede. tatil ve sayılı günlerden başka günler. ["İranlılar "iy" de derler]. yed'in c. "hey.) 1. salon.zf. en yümünlü. (bkz: eyâdî). talihler. oturacak yüksek yer. yetimler ve dullar. andlar.

ey içki sunan! ey mal ve mülk sahipleri! ey Müslümanlar! (a. birkaç günlük kısa zaman. bu arada. dermansız. her bakımdan. kuvvetlendirsin. nüfuz.) "den. fi. 2. kurban bayramının ilk üç günü. şimdiki günler. başlıca. 4.e. s. (bkz: eyyâm-ı hayât). (a. (bkz: hengâm).i. keza. zaman. öteki gibi. Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün. te'yîd'den) sürdürsün. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. eyyâm-üt-teşrîk eyyâm-ül-bîz eyyede ey y id l eyyid-Allahü eyyim Eyyûb eyyühâ Yâ eyyühessâkî eyyüh-el-ashâb eyyüh-el-islâm ey zan ez ez-an-cümle ez-cümle ez-dil ez dil ü can ez her cihet ez kaza ez ser-i nev eza ezâ-yi derûn ez'af ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler.i. bekâr. muktedir. cevr). saltanat süresi. o cümleden olarak. eziyet. her yönden. matem günleri.eyyâm-ı bâhur eyyâm-ı bukalemun eyyâm-ı cem' eyyâm-ı devlet eyyâm-ı eza eyyâm-ı hayât eyyâm-ı hâzıra eyyâm-ı kalîle eyyâm-ı ma'dûde eyyâm-ı mâziyye eyyâm-ı ömr. kurban bayramının ilk üç günü. (bkz: hengâm). kurban bayramının ilk üç günü. (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. yeni baştan.) incinme. .s.) "ya. her arabî ayının on ikinci. (a. eyyam ola eyyam reisi eyyâm-ı resmiyye eyyâm-ı sahavet eyyâm-ı ta'tîliyye eyyâm-ı tercil eyyâm-ı ma'dûdât. incitme. (f. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey. (a. 3. can yakma. 4. Allah kuvvet versin! (a. özellikle. ömrün günleri. can ve gönülden. nüfuz. (bkz: cefâ. dinlenme günleri. kazara. iktidar. resmî günler. din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman. (a. tatil günleri. iç incinmesi. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr.) dul. pek) zayıf. iktidar. kuvvetsiz. zaman. dan" mânâsına gelir. (a. bu dahî. zamana göre hareket eden [adam]. on dördüncü ve on beşinci günleri. (a. değişen zaman. 3. "heyamola" nın aslıdır. s.h. ey!" gibi hitap edatı. on üçüncü. bir kararda kalmayan zaman.) yine öyle. çocukluk devresi. sayılı günler.) kuvvetli.e. sağlam. gönülden. 2.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. geçmiş günler. zaîfden) daha (en.zf.

çespân. (a. pek çok.s.) gönülden.) ezan ile ilgili. Tanrı gücü.s. öncesiz. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. ezel ile ilgili.) 1. katlar.) cemaatler.s.) lâyık. unutmamaya çalışma.i. paslar. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden. zı'fın c. birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama. (a.) ezber. zıdd'ın c. ezeliyye İlm-i ezelî Kudret-i ezeliyye ezelî ve ebedî ezeliyyet ezeli ezell-i nâs ezfâr halkın en zayıfı.b. Tanrı bilgisi. kat kat. ezfâr). (ezanı ilk kuyan zât Hz. Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar.s. [Allâhü ekber Allâhü ekber. 2. pek. kalem kaşlı. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku. münâsip. Allâhü ekber Allâhü ekber. (a. (a.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. 2.) ince ve uzun kaşlı. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. köpükler. Allâhü ekber Allâhü ekber. [ez den. (f.b. 2. (a.s. bkz: ezâfîr). başlangıçsız. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır].i. (a. . karşıtlar. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. insanların en zayıfı. (a.i. La ilahe il-1'Allah]. olan ezfâr'ın c. ezelden beri. şâyeste). en zelîl ve aşağılık adam. başlangıcı ve sonu olmayan. Hayya-al-esselâ.i.) 1. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. tırnaklar. (a. (a. yaraşık. çok) zelîl.s. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. başlangıçsızlık. Bilâl-i Habeşî'dir).) gaddar ve zâlim [adam].) ezelîlik. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle. (f.) karşı olan şeyler. (bkz: min-el-kadîm).) tırnaklar. zufr'un c. çeyrekler. ızmâme'nin c. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm).) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam]. kısa boylu ve kötü huylu [adam]. 3. yüksek sesle yapılan davet.s. Hayya-al-esselâ. zelîl'den) daha (en. (bkz: bercâ.) 1. can ve gönülden. zufr'un c. (a.i. kötülük eden [kimse]. çok eskiden. (f.i. (a.i. (a.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman. zebed'in c. ince ve uzun kaşlı. alçak [kimse].i. (a. 3. Güneşin battığı zaman 12 olan saat. aşağılık [kimse]. öncesizlik.i.s. (a.s.) 1. (f. (bkz.) ezele mensup. 2.i. kısa boylu. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı]. (a.s.) zihinde tutma. "ber göğüs".ez'af-ı ibâd ez'af-ı nâs ez'af ez'âf-ı muzâafa ezâfîr ez'akî ezâmîm ezan ezânî ezânî saat ez'ar ezbâd ez-ber ezberm ezdâd Cem'-i ezdâd ezder ez-dil ez-dil ü can ezebb ezecc ezecc-ül-hâcibîn ezel el ezel Tâ ezel ezelî. (f. 3.

hatmi. incinecek.) 1. alçak. [Hz. ezkiyâ' (a. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. dizginler. pek. i. hafıza. (f. (bkz: azar. anlayış. cemaat. 2. 2. bildirmeler.) pek dalgın ve unutkan.i. s. ez-kazâ (f.) işsiz güçsüz. altınlar.) kazara.s.a. eziyyet (a. (a. ezher-ül-levn parlak yüzlü. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi.) 1. soğuk [şey]. anmalar. (bkz: evrâd). ezher (a. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese. renciş). hatırlamalar. ezîr (f. .) keskin fikirliler.i.) alçaklar. ez-kadîm (f. zekî'nin c. ezhereyn (a-ic. arkalar.i. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri. ezfelî ezgehân ezhâb ezhân (a. zehre ve zehere'nin c. zikirler.) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı.s. 2.) insanda akıl. ezhâr (a. ezimme-i umur işlerin idaresi. temiz. zahmet. ezheriyye (a. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-Züvâvîül-Ezherî'dir]. söylemeler.i.s.s. yüzler.i. ezîb (a.a.s.i. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci. zimâm'ın c. yanlışlıkla.i. 2. meşakkat. zeheb'in c. zahr'ın c. zukak'ın c. 2. tembel [adam]. meç. gelincik" çiçekleri. incitecek hal. hâlisler.) güruh. Muhammed'in vasıflarından biri].) eziyet.) eskiden beri.s.) daha (en. 2. anlayışlılar. fikir.) kötü düşünceli [kimse]. zihn'in c.s.) 1.s. (bkz: zikr). idare. ezhâr (a.) çiçekler.) lekesizler.i. iyilikle yâd etmeler. binek hayvanının sırtları.) 1.s. zekâ. ezkâr-ı cemile medih ile.i.) Ay ve Güneş. yumurta sarıları.s. satıhlar.i. kıble rüzgârı. sırtlar. zelîl'in c. zekî'nin c. yularlar. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah). aşağılık [adam]. yollar. (bkz: zuhur). ezkât (f.) 1. cefâ. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme. kavrayış kudretleri.i. ezîz (a. ezkâr (a. güzel ve parlak.) pek beyaz. soğuk.) 1. ezhel (a. adîler.s. pek) anlayışlı. ezikka (a. çok zekî.i.) daha (en. aşağılıklar. anmalar.) sokaklar. ezkâ (a. çok) hâlis. ezherân. zikr'in c.) güzel kokulu [şey]. bölük. ezkâ (a. incitme. (a. ezille (a.) haykırma. faziletliler. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri.ezfer ezfile.zf. ezkiyâ' (a. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu. lekesiz. (a.zf. ezimme (a. ezhân-ı nâs halkın zihni. faziletli. çok gaflette bulunan. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi. menekşe.

ezmâr (a. ezvâc (a. zılâl). ezmine-i kadîme-i hayât j eol. çiftler. zılfın c. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır]. 2. dil uzatan. keskin şey.i.s. ezlâm (a. esvap düğmeleri. ezrâr-ı ıbtıyye bot. anlar.) 1. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri.[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı). A'işe bintü Ebî-Bekr.(a. ezlagî ezlaî ezlak .) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. 2. ezrâr-ı zühreviyye bot. çiçek tomurcuklan. kılıç v. zırr'ın c. aleyhte söz söyleyen [adam].s. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. günahlar. ezmine-i cedide yeni zamanlar. yiğitler. çağlar. başı sert [at]. (a. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar.i. ezrâr-ı intihâiyye bot.) vakitler. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları.i. kozalak. ezmine-i kadîme eski zamanlar. bot. ısırıcı.s.) 1. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. ezûm (a. (a. ezrâr-ı şahmiyye bot.) anlar. sözü düzgün ezrâr (a. vakitler. dal tepelerindeki tomurcuklar. suç-zünûb). ezmine-i selâse üç zaman. ezvâc-ı asabiyye anat.) bahâdırlar.i. (bkz: azlâl. ezvâc-ı tâhirât Hz.i.] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç.) 1. çağlar [dilimizde az kullanılır] . ezlâf ezlag. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı). Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş). Kelb-i ezûm ısırıcı. zelem ve zelm'in c. ezlâl (a. sinir çiftleri. zimr ve zemîr'in c.) Azerbaycan'ın Arapça adı. 2. ezûz (a.i. ezrâr-ı ârızıyye bot.b.) kuyruklar.s. Muhammed'in ismetli zevceleri. il eznâb (a. paleozoik. uzun şey. 2. (bkz: ezmine). zıll'ın c. kadının veya kocanın eşleri. Şevde bintü Zem'a.) kocalar.) 1. ezrâr-ı lahmiyye hek. ezûc (a.) tenasül âleti. ısıran köpek. zenb'in c. (zenb'in c. eşler. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar.i. Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk. Zeyneb bintü Cahş.i. zamân'ın c. kahramanlar. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye). edepsiz [adam]. zevç ve zevce'nin c. (a.i.) iri. ezmân (a. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar.) pek keskin olan [hançer.i. Ezrebî (a. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar. ezmine (a.s. ezmine-i mutavassıta ortaçağ. Zeyneb bintü Huzey-me. (bkz: ezmân). çatal tırnaklar [hayvanlarda].) ısıran. zamân'ın c.) gölgeler.i.) zool. ["zevce" nin c. (bkz: bürrân). Şahs-ı ezra' fasih.

konuklar. (a. çalışkan. musibet. (bkz: fecî')".. füccâr) 1.) facia yazan.c.) 1. fa'âl olana yakışacak surette. fâil'in c. davetliler. (a. (f.i. keder veren.s. (bkz: fâdıl). (bkz: fâzıl). (a.s.) etekler.i. Allah. yapanlar. acıklı şeyler. lezzetler. ["fâdıl" kelimesinin müen. sefih. 2.]. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır. dâima harekette bulunan. 2.i. kuyruklar. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. f r. fazîha). 5. 2.).i. erkeğe düşkün kadın.f. (bkz: zuyûf). fecere.) failler.s. hareket. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir). zevk'ın c.s.zf. fadîha fağfur (a. Muhammed on bir nikâhlı evlilik yapmış.s. rezîl. 2.s. (a. (a. eko. (a. 2.]. fels. (a.) l. (a. (f.s. 3. fücur sahibi. fücûr'dan. ilâveler.f. kim. acıklı.s. zeyl'in c. eko. ped. . fâcire fâdıl fâdıla fadîh. (a.) musibetler. i.b. fazîh. 3.i. gayretli.) misafirler. etkin. çalışma. zîk'dan) pek dar.f. hazlar. çok işleyen. felsefî. sıkıntılı. erkek adı. pâdişâhlara yakışır zevkler.) boynu eğri [kimse].b.ezvâk ezvâk-ı pâdişâh-âne ezver ezverî ezyâf ez-yah ezyak ezyâl Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi).i. actif. trajedi üstadı.s.ha. 2. ayyaş. fels.c. fi'l'den) 1. neşeler. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu.) 1. kim. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. (a. habîs. gayret. (bkz: fecîa).s. yalancı. (a. (a. dilediği işi yapan.i. Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî. (a. Çin'de porselenden yapılan kapkacak. 4.) çok acıklı. şerir. fr. activite. eco-le active.) fa'alcasına. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). fena huylu.s. (a. kadına düşkün erkek. 2. (a. ekler. (bkz. i. (a. fr.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir. şirkette faal bir iş gören hissedar. etkinci okul. (o. âfet. fudalâ) 1. fevâci') insanı dertli eden. drame. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir.s. Hz.i.c.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç. içtimaî bir dergi. (f. (a. günahkâr. zayfin c. c.) l.. çalışır durumda olan ticarî kuruluş.b. etkinlik. fr.) 1. ["fâci" in müennesi]. kadın adı. F f fa'âl fa'âl hissedar fa'âl şirket fa'âlün limâ yürîd faale fa'âl-âne fa'âliyyet fa'âl mekteb fâci' facia fâcia-engîz fâcia-nüvîs fâciât fâcir. çalışkancasına.) tatlar. şakî.

kömürümsü. ün. (a. 3.i. fahhâm (a. ulu.f. ahlâksız. fahm-i billûrî elmas.i. kebîr). fahmî. akıllı ve zekî [adam]. fihâm) fahâmetli. 3. fahm-i sânî-i kalsiyum kim. çirkin. çömlek.s. Muhammed.i. fahmiyyet (a. ağ.) 1. kendini medheden.i. iri.) [evvelce] sadrâzam.) kömürcü. 4. kadın adı. c. 2. S. îtibar. fahm'-den. fâhim. onurlu. [bkz: âlüfte. Havza-i fahmiyye kömür havzası. 3.) fahîm olana yakışacak surette. beyitler. fahm-i sânî-i alüminyum kim. kahpe.s. (bkz: engist). mükemmel. 2. fâhir. fahm (a.i.s. ar. aşüfte. övüngen. erkek ve kadın adı. saksı. üveyik. kısmık [adam]. fevâhiş) 1.i. çini. fûhime (a.zf. büyük. s.s. şerefli. kim.s. (bkz. fahl (a. toprak testi. 3.c.t. *doğal kömür. ayıp. 4. 2.) kömürle ilgili.fagfûr-i Çîn fagfûrî fahâmet fahâmet-lü Çin fağfuru. fahmiyye (a. îtibar ve nüfuz sahibi olan. fazîlet. charbon aninıal.) kapan. (a. alüminyum karbür. 2. fahiş fiat eko. fahh (a.) 1. fahişe (a. fahm (a. fahm-i türabı huy kömürü. onur.i. kıymetli.s. ululuk.) fağfura mensup.s. pinti. ahlâksız kadın. fâhite (a. actif kömür. Kavl-i fahiş çirkin söz. fak. fahm-i hasebi coğr. kıvanç. fahâmetli. aygır. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış. müf tehir). mübalâğalı.i. (f. fahâmet-penâh (a. fahîm-âne (a. fahâmet'den. fahr-i âlem. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse].s. şanlı. fehm'-den) anlayışlı.) yegâne başvurulacak en büyük makam.s. zâniye).) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. şeref. ululuk. fevâhit) yabani güvercin. hakkaniyete. fihâm) büyük. fahhâr (a. fahreden. büyüklenme. fahimlik.) 1.s. fuhûl) 1. çanak. fuhş'den. aşın. c. günah. (bkz: azîm. c. karbonat. fahm-i nebatî nebatî. Çin işi. 3. 2. bitkisel kömür. 2. akıllı.c. fahh-ül-fâr fare kapanı.s. i. cesîm.b.f. karpit.) kim. fahîm. kıymet. fahhâş (a. 2. fahm-i tabîî kim. şöhret. fahş'dan) 1. tuzak.s. fahr-i kâinat Hz. çok övünen. 3. büyüklük. tamahkâr. taşkın. değer. Kalsiyum karbür. fahiş (a. fahm-i madenî mâden kömürü. (bkz: hamam). pek kötü. erkek. değerli. fahm-i fa'al kim. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap. övünme. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. kabahat. böbürlenme. fahr'den) t 1. 4. fâhire (a.) kömür. 4. erdem. odun kömürü. çok kuvvetli. insafsızca. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr. fahr (a. ahlâka aykırı. fahîme (a. .

benzerlerinden daha üstün durumda olan. boşuna. faika İhtirâmât-ı faika fâik-ül-akrân fâik-ül-emâsil fâikat dön terekli taç. on iki terekli taç. i. kadın adı. kendini medhetmek itiyadında olan.i. üstünler.s.i. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır.zf. muz. efhâz) uyluk. öğünerek. akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. (bkz: Fahr-i âlem. (f. 2. 3. (f.) fahûrcasına. maaşsız. erkek ve kadın adı. (a. 2. onur için. ücretsiz görülen [iş]. fevk'den) 1. fuhuş.b. verilen zekâttaki tamahkârlık. vezirlerin övünüleni.i.s. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler. (a.) 1. ed.) lâikler.c. kazanç. şeref. eski şâirlerin.i.i. 2. eski şâirlerin. erkek adı.) menfaat elde eden. kendini medhederek. (a. övünen.i. (a. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri.) bir şeyin iç yüzünü araştırma. . Hz. târihî fayda. bilginlerin en büyüğü. (a. çıkar gözeten.c. (a.) fahrîlik. 2.) ed.) fahrî olarak.s. (a. (a. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. "fâyih" şeklinde de kullanılır].s. fayda. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. fâik'in c. (a.) fayda arayan. (bkz. neye yarar. 3.i. üveyik kuşu. hayır. (a. meşru olmayan şehvanî haller. Fahr-i kâinat).fahr-i edhemî fahr-i hüseynî fahr-ül-mürselîn fahr-ül-üdebâ fahr-ül-ulemâ fahr-ül-vüzerâ fahrî fahriyyât fahriyye fahriyyen fahriyyet fahs fahşâ' fâhte fahur fahûr-âne fahz Azm-i fahz fâide dili Bî-fâide Çi-fâide fâide-i hiber fâide-i târihiyye fâide-cû fâide-mend fâih faik. zina.zf. menfaat. aylıksız. parasız ve menfaatsiz.f. 2 . bir işin hakikatine varma faydası. onur için. c. ed. Peşrev. kazanç. ümit. (a. kâr. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte. ilerde olanlar. fahr'den) çok fahreden.b. (bkz: fahrî'). mütemeddih). manevî olarak üstünde olan üstün saygılar. işe yarama. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi. uyluk kemiği. fıkra.s. kalça ile baldır arasındaki kısım.) 1. kurularak. kârlı. 3. (a. fevâid) 1. a'lâ. en büyük bilgin. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir.f. (a.c. Muhammed. fevkinde bulunan. (a. 3. mütemâcid. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur.i. faydalı olan bend. s.) 1. arama. en değerlisi. parasız. ediplerin en büyüğü. fahriyyât) 1. faydasız. i. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. (a. 2. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır. akranlarından üstün. fahriyye'nin c. fevâih) çiçek ve meyva kokusu.

) üstünlük. (bkz: fıkdan). (a.c.) yokluk. 2. en büyük fakih. hayır işleyen. fevâkih) yemiş. faize faiz fâiz-i basît fâiz-i cüz'î fâiz-i külli fâiz-i mürekkeb fâiz-ün-nûr fâj. 2.) fa-kihlik. a. nur bolluğu. yoksulluk. ("ka" uzun okunur.) nâdir bulunan [nesne]. bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz. işleyicilik. fevâil. zekî.i. (a.) yalnız. şeriat) ilminin üstadı. 2. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. ihtiyaç. fukahâ) 1. muradına ulaşan. fr.i. şiddetli ihtiyaç. 2.i.e. fıkâh) 1. fakihlerin fakîhi. Phegda.i.] .) fakirlik. taşkınlık. bir fı'lin anlattığı işi yapan.i. suç ortağı. 3.) 1. üstünlük sebepleri. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız. lâkin. yapan. para yokluğu. fıkh'dan c. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır]. uyluk.fâikıyyet Esbâb-ı fâikıyyet fail fâil-i hakiki fâil-i hayr fâil-i muhtar fâil-i mübaşir fâil-i müstakil fâil-i müşterek fâil-i şerr fâiliyyet faiz.c. (a. ancak. ama.s. (a.. bir basan kazanan. fevâiz) 1. 3. Phecda. fevz bulan. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. fr. huk. şu kadar var ki. huk. fr. fıkıh (din. anat. 2.i.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. işleyen. (a. işlenen bir suçta parmağı olan. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma.s. meyva. bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz. (gerçek yapıcı) Allah. fevz'den.c. (a. anüs. (bkz: feh-hâm). (bkz: güzeşte. işleyen ve yapanın hâli. bulunmama. fâillik. bir paranın getirdiği faiz. a. ("ka" uzun okunur. kötülük işleyen.) esneme. nema. 3. astr. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş. bir şeyi bizzat yapan kimse. alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr.i. c.i. [yapma kelimelerdendir]. feyezan eden. (f. anlayışlı [kimse]. ing. kâr. istediğini yapmakta serbest olan. ribâ). taşan.i. sujet. te'sirli. (a.s. makat. (a. fels. Gamma Ursus Majoris. fâje faka Fakr ü faka fâka-yı şedide fakahet fakahetli fakat fakd fakd-i nakd fakha fakîd fakîh fakîh-ül-fukahâ fâkihe (a. gr. (a. faale) 1. fevz'den) 1. 2. te'sir. huk. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır. (a. kim. s. erkek ve kadın adı. bolluk.s.s. activite. lât. yoksulluk. müessirlik. (a. andropogon muricatus denilen bir çiçek. çokluk.

zengin olmayan. iki ucu bir yere bağlı olan halat. i.) galip.i.i. 2. 2. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse. fakr u sefalet büyük yoksulluk. fâl-i bed fena hal.f.s. 2.s. yoksulluk. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç. falcı. 3. ölümlülük. Fakr-nâme (a.s.i. fala bakan. c. parasız. fânî (a. tomruk. fâlik-ün-nevâ Allah.(a. yoksul.) 1.b.f.) fânilik. faka). 3. Zer-fâm altın renkli v. fakr (a. fakr'den. züğürt.i. 3. Gül-fâm gül renkli.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi. Alem-i fânî fânî dünyâ. vücudun yansına inen inme.) uğur.) 1. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler. fakire yakışacak surette.i.i.f. fâl-i hayr iyi hal. felc'den) yarım inme.) 1. dilenci. sabah aydınlığı. ihtiyar. taneyi ikiye yaran. 2. uğur sayma. yaşlı. fenâ'dan) 1.) ikiye bölen.) renk. fâniyyet (a.i. talih deneme. Pîr-i fânî pek yaşlı olan.s.i. muhtaçlık.) fal söyleyen. çift atlı yük arabalarında. fr. eken.s.zf.i.b.i. Sebz-fâm yeşil renkli.) fal kitabı.i. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir. muvakkat.f.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi. 4.s. falaka (a. fakirlik.) fakirlik. fakir-i mu'temil huk. 4. fâlik (a. 5.i. (bkz: levn).b. (bkz: fâl-gîr). fâlic (a. fâlice (a.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere. fakircesine.i.s. kahve fincanına. ölümlü. fâlic (f.b. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. 3. – fam (f.b.) falcı. muzaffer. fâl-gû (f. fakr-üd-dem kansızlık. toprağı süren. (a.) 1.] (bkz: ffflic).ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa.) ["fâlic" kelimesinin müen. âciz. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç. falaka. fena alâmet. (bkz: nısf-ı nüzul). fâlih (a. fâlik fâl-nâme (a. (bkz: âcizane). fâl-gîr (f. 3. fukara') 1. bîçare. erkek adı. geçici ["baki" zıddı]. anemie.) memeleri henüz arşaklanmış [kız].b. muvaffak ve mes'ud [kimse]. iyi alâmet. ayıran. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. fâl-zen (f. fakîr-âne (a. 2. fakr u faka (bkz.) fala bakan. fakîr . züğürtlük. fakîr-hâne (a. 2. fal (a.b. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi. falak (a. zavallı. (bkz: sâil).

i. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur.c. fr.i. ferâiz). Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. fariğ (a. sahip olma. fâris. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. kullanma hakkını başkasına terk eden. 2.) 1.c. binici. faraziyyât farziyye). baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. Kendisine Garplılar Alfarabius derler. fark-ı sühunet coğr. i. Fars cümle-i kevkebiyesi astr. boş kalmış. fare (a. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. borç. fanus . fârisân (a. fevkalâdelik. huk. fârisiyyât (a. fevânîs) 1. farîza-i zimmet boyun borcu.) aşın. aynlmasına sebebolan. muş). fark eden. fark-ı fahiş çok aykm fark. rahat. [birincisi] erkek.i.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. içinde mum yakılan büyük fener. fare. h. S. (bkz: farzî) faraziyye (a. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse. gönlü rahat.). Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. 3. atlı.s. (bkz. (bkz: far. aynlma. asude. vazgeçmiş. ayrılık. başkalık. sıcaklık farkı. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan.s. Pers takımyıldızı. taşkınlık. seçilme. küre veya silindir şeklinde cam kapak. ata binmekte jnahâ-retli. 4. anlayışlı.) îran edebiyatı.) 1. ferâiz) 1. fârık.s. Iran dili. Farsça.c. işsiz.(a. Babasının adı Muhammed'dir. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti. fâris'in c. constellation de Persee. faraza (a. ayıran. abajur.i. 3. boş. taşkın. 2. ayırma. bir mülkün. Acemce.). aşırılık.c. vacip. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. 2. 2. Allah'ın emri. fariza (a. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. far (a. 3. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener.zf. furûk) 1. lâzım. 4. 2.h. amplitude. fârise (a. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri. fârisiyye (a. çekilmiş. fark'dan) 1. vazife. fr.i.i. fark olunmasına.h. tasarruf. fârig-ül-bâl başı dinç.) Iran. (bkz: süvari). işini bitirmiş. gerek. ferâğ'dan) 1. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık.s.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. fark-ı tâmm tas.i. 2.s.) sıçan.i. farz. i.c. (bkz: muş). (bkz. farika (a.) sıçan. [ikincisi] kadın adı. Fars (a. başın tepesi. ferasetli.f. fânûs-i hayâl hayalî fener.i. camlı mahfaza. 4. farza farazi (a. 3.i. pay. fart (a. Fârâbî (t. 2. aşkın. fârisî. aşkınlık. fark j (a.

zarurî. varsayım. hypermnesie. ola ki ["faraza" yanlıştır]. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle. farz (a. [cenaze namazı kılmak gibi]. (bkz. fasâhât (a. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan. s. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler. hyperesthesie. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. c. 2. diyelim ki. Ömer'in lâkabı. egotisme.fart-ı cünûn fart-ı enâniyyet fart-ı gayret fart-ı hassâsiyyet fart-ı hıfz fart-ı mahabbet fart-ı semâne fart-ı tağdiye fart-ı zekâ fârûk aşırı delilik. 3. tutalım ki. a. fârûk-ane ("ka" uzun okunur. (a. farziyyât (a. aşırı duygu. farza). farz-ı kifâye Allah'ın. biy.s. zekât gibi]. oruç. iyi söz söyleme kabiliyeti. ["farazi" yanlıştır]. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". psik. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı. farz ve takdire bağlı bulunan mesele.) diyelim ki.zf.i. farz. suralimentation. fr. 4. zekâ taşkınlığı. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. farzen farzı (a. farziyye'nin c. [namaz. keskin. tutalım ki. takdir ve tahmin usûlüne dayanan. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma. benlikçilik. 2. fârûkî (a. (a. varsayımlı. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. şöylece düşünelim.zf. sevgide aşırılık şişmanlık aşırılığı. hypothetique. farz-ı ayn Allah'ın. duyguda aşınhk. uzdillilik.) farz. fark'dan) 1. farziyye (a. (bkz: pâryâb).) güzel ve açık konuşma. fr. [Hz. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu.i. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme. tutmak. sayma.i. hac. erkek adı. i.i.i. aşırı besi. fi-1-mesel). tutalım ki. lüzumlu.c. farziyye). aşın heyecan.) farzedelim ki. Ömer gibi]. diğerlerinden sakıt olan emirleri. hypothese. Bil-farz diyelim ki. fâryâb (f. bi-1-farz.etmek saymak. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. (h. tutma. . Hz. ["faraziyye" yanlıştır].) 1.) fârûk olana yakışır surette. fr. furûz) 1.). farza (a.i. fr. Allah'ın. zf. 2. (bkz. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri.f.i. (bkz. psik. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin".) Hz.s. Ömer ve adaletine mensup. terki günah olan emirleri. 3. gayrette aşmlık. aşın bellem. fr.

familya. münafık. huk. (a. kozalaklılar. fesh'den) fesheden. (a. (a. (a. gr. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri. ayıran şey.i. (a. fusahâ) 1. *karanfilgi ler. şarkı vesâirenin hepsi. kısır döngü. aralık. bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse]. iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. 3. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi. bir defada çalınan peşrev. aleyhte bulunma. c. etli bitkiler. fesat çıkaran. fesede) 1. şirket fesheden. c. fâsid'in c. (a. sarih. açık. muz. günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. anababa. s. 2. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. fısk'dan.s. bot. gr. ayıran.) güzel ve açık konuşan. (bkz: fasl). fena. uzdilli. fesâd'dan. 2. ed. aşikâr.f. iki şeyin arasındaki bölme. c. (bkz: talik). damkoruğugiller. ara. bozuk. fr. muz. (a. (bkz: fasıl2).c. bölüm. ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. faside Bey '-i fâsid fâsid dâire fâsid-ül-mizâc fâsidât fasih fâsih-i şirket fasîh Kelâm-ı fasîh fasîh-ül-lisân fasîh-âne fasile fasîle-i bakliyye fasîle-i ceresiyye fasîle-i karanfüliyye fasîle-i kibrîtiyye fasîle-i lahmiyye fasîle-i sabbâriyye fasîle-i salibiyye fasîle-i sanevberiyye fasîle-i sencâriyye fasîle-i şefeviyye fasîle-i zeytûniyye fasl (a. halletme.) fasâhatli. fesatçı.) bozucu şeyler. (bkz: idma'. 3. hacâmet). güzel.i. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. neticelendirme.zf.s. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. çançiçeğigiller. bakla fasilesi.i. 3. Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. 4. günah işleyen. fevâsıl) 1. (a. adam çekiştirme. (a. bozan. düzgün ve açık konuşan. iptal eden.c. (a. ballıbabagiller. aile. fasâil) 1. ayrılma. bot. kelimeler. 7. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. ayrıntı. kötü.f. bölen. uzdilli. kibritotları. yanlış. (a. 6.s.i. 2. sapkın. fusûl) 1. kesinti. hodangiller. düzgün söz. 2. karanfil fasilesi. fusûl) 1.c. baklagiller. feseka.fasâhat-perdâz fasd fâsık fâsık-ı mahrum fasıl fasıl Hatt-ı fasıl fasıla fâsıla-yı kübrâ fâsıla-yı saltanat fâsıla-yı sugrâ fâsid.s. 5. (vatanımız) gibi. kötülük eden. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi. fasl'dan) fasleden.) kan alma. turpgiller.c. fasîh olana yakışacak bir tarzda. (a. tiyatro .s. bot. ayırma.s.i. kesme. düzgün söz söyleyen. çürüten. muz.b. 2. zeytingiller. 2.

feth'den) 1. ilkbahar.i. geo. kemiğin oynak yeri.) fatinlik. ["fâşetmek" meydana çıkarmak. Ümmü Külsûm. (a. meç. duyulup yayılmış. fr. Ru-kiyye.].) Hz. (bkz: fâtır).) meydana çıkmış. hicretten 11 yıl sonra. Hz. güz. bahar mevsimi. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. yaz mevsimi. (a. hacamatçı cerrah. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır. Lâkabı Zehra'dır.c. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. geo.s. 9. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî. (a. b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı.i.s.fasl-ı bahar. abscisse].s. 2. sayıp döken. kan alan. anat. anat. vücûdun oynak yerleri. güz mevsimi. açan. zeyreklik. Peygamberin ilk zevceleri Hz.) ["fâtır" kelimesinin müen. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur. ayırım. gökleri yaratan. hurma ağacının fidanı.i. vücûdun mafsalları. yüzük taşı. . duyurmak]. Ali ile evlenmiş. kış mevsimi. diffe-rance. oynak yerleri. dört mevsimden herbiri. yaratıcı. badem gibi mey-vaların içi. mant. mafsal. Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü.s. (bkz: fasıl2) 10.i. (a. sonbahar. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına. fusûs) 1. dedikoducu. (a. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş. fr. Tanrı. (a. Hakk'ın yaratma kudreti. açığa vurmak. (a. Hasan ve Hüseyin'in. (f. arakesit. (bkz: fasıl). gözbebeği. (a. duyulma. fena huylu. gül mevsimi. fasalât) 1. zihin açıklığı. dile verme. (a. 632 de Medine'de vefat etmiştir.s. Ümmü Külsûm'dur].h.) meydana çıkma. fasl-ı rebî fasl-ı gül fasl-ı harîf fasl-ı hazân fasl-ı karîb fasl-ı mudhik fasl-ı müşterek fasl-ı sayf fasl-ı şitâ fasl-ül-cesed fasla fass fass-ı nigîn fassâd fassâl fassâl-i bed-hısâl faş fâşî fatânet Fatıma fâtır fâtıra Kudret-i fâtıra fâtır-üs-semâvât Kudret-i fâtıra fâtih oyununun başlıca kısımlarından herbiri. yüzük taşı.) yaratan. 8. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). dört kızının en küçüğüdür. (a. 3. dedikoducu. Hz. [diğerleri Zeyneb. 11. (bkz: Halik). fark. Hadîce'den dünyâya gelen. fasd'dan) kan alıcı.i. ablalarının adını vermiştir]. dile vermek. fetheden. 18 yaşında Hz. 4. 2.i. açığa vurma. (bkz: fıtnet). Tann'nın yaratma gücü.c.

Tanrı.s. (bkz: seb'ül-mesânî).c. (a. 2. erdemler.i. 2. (a. 3. bazlama.i. [birincisi] erkek. dîbâce. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap. sözün başlangıcı. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. ayırma. güzel kokulu nesne. (a. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir].b.s. yarık. güzel vasıflar. bot. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre]. 4. temel faziletleri.c.b. derecesini bulmamış şey. (a. utanılacak tarzda söz söyleyiş. uyanık.f. fazla c. (bkz: fâti-ha-i kelâm). fevâyih) 1.s. (a.i. hal ve fasl olunabilen. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. zâti faziletler. (bkz: fazîha). necasetler.) 1. (a.) . başlangıç. işleri düzeltme. II. (bkz: tîg-i bürrân).) bir hüküm kabul eden.).i.fâtih-i bilâd fâtih-ül-ebvâb fatiha fâtiha-i fikret fâtiha-i kelâm fâtihatü-1-kitâb fâtiha-hân fatihan fâtik fâtike fatîm fatîn. zekî. fazîlet'in c. mukaddime. (a. fütur) 1. ılık olan.s. f r. (a. çatlak. 2. yoluna koyma. (a. 3.i.) kabalık. akıllı. (a.) kazuratlar. 2. 2.) kendiliğinden dağılan güzel koku. (a.i. kapıların açıcısı. fatîne fâtin fâtir fatîr fatk fatk u ratk-ı umur fatr fatûr fâyih fâyiha faysal faysal-pezîr fazâhat fazâhat-i lisâniyye fazâil fazâil-i ahlâk fazâil-i âliye fazâil-i asiiyye fazâil-i cemile fazâil-i insâniyye fazâil-i zâtiyye fazalât fazâyih fazâzet beldeler. (a. alçaklık.) fâtihler. (a.c. elbisenin dikişlerini sökme. murdarlıklar.i.i. durgun.s. (a. h. methal. (a. (a. gevşek. şehirler fetheden. erdemler. (a.s. yüksek faziletler.i. bir memleket zapteden. vertus cardinales. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. çatlatma. anlayışlı. (a. (bkz. (bkz: fazilet). ahlâk faziletleri. kesîn hüküm. (a. az sıcak. karar.f. kırma. iyi faziletler. fıtnat'dan) 1. mantar. 3. keskin kılıç. erkek adı. sözün başlangıcı. olmamış. "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık. (a.i.) sütten kesilmiş [çocuk]. fazîha).s. pislikler. çiçek ve mey-va kokusu.c. fitne'den) fitneci. kadın].f.c.s. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi.) 1. hâkim.) oruç bozacak şey. insanlık faziletleri. nihayet bulan. kavrayışlı.c. [ikincisi] kadın adı. 2. 3. 2. i.) birinin ruhuna fatiha okuyan. fazîha'nın c. (a. kötü sözlülük. s. fevâtih) 1. yarma.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar. 2. 1.) 1. 2. s. fazâyih) edepsizlik.i. füturlu. .s. giriş. mayasız saç ekmeği. (a. sertlik.c. bir çeşit pasta.i. fethedenler.

(bkz. (bkz: fâzıl). utanmaz. Rufâî tarikatı kollarından biri.s.) ne âlâ. fuzûl) 1.s. şey. ileri. gereksiz. fena söz. 3.s. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir. kaba [adam].) faziletli.s.fâzıl fâzıla fâzılât fazîh. fazilet sahibi. faik.c. (a. alçaklığı gerektiren iş. lütuf.i. fazâhat).) tas. lüzumsuz. artık. görevliyi. i. erdemli. fazâyih) edepsizliği.) huysuz.b. erdem.t. 2. c.i.i. [yapma kelimelerdendir]. Ali'nin vasıflarım ve Hz.s.) tar.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz. fecîa'nın c. (a.).c.f. (a.s. 2. fazlalık. çirkin. 4. kadın adı. 1. pislik. (a. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. (a. (a. (a. kötü sözlü. erdemli.) faziletli.c. çok. iyi huy. rezil. baki. (a. 2. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. (bkz: fazâhat). Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş. fena. eko. erkek adı. artık. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir. erdem.i.i. kadın adı. faziletli. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap.f. fazla. (a. . (a.) fazilet. (bkz. yürekler acısı. faza-lât) kazurat.s. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde.) 1.i.i.zf. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. 2. insanın yaradılışındaki iyilik. mat. ortak fark. (ile) Tanrı'nın inayeti (ile).s. astr. (a. ["fâzıl" kelimesinin müen.) fa-zîletsever. üstün.b. güzel vasıf. fâdıl). mat. fazilet. [müen. öyle olsun! (a. erdemli.c. ziyâde.b. (a.c.f. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. (a.) acıklılık. 2. ziyâde. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat.. artan.i. 4. "fâzıla" dır]. 3. fazilet sahibi. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. fazâil) 1. 2. fazîha Kavl-i fazîh fazîha fazîhet fazilet fazîlet-kâr fazîletlü fazîlet-mend Fazîlet-nâme fazîlet-perver fazl fazl-ı hakk fazl-ı kürevî fazl-ı müşterek fazl tarîki fazla fazla mesaî fazliyye fazz febihâ fecaat fecâyi' (a. (i. i. öfkeler.) 1.]. (a. belâlar. huk. çirkin. iyilik. (a. erdem sahibi olan kadınlar.s. üstünlük. 2. fuzalâ) 1. ne güzel.b. (a. i. (a.) 1.s.) musibetler. iki sayının birbirinden olan farkları.f. Muhammed'in ve Hz.

avlu.) ["fehhâm" kelimesinin müen. akıllı [kimse]. gözden çıkarma.f. belâ). (bkz. [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer. fühûd) zool. uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde. canını feda1 edercesine. şerirler.f. pek zekî. dehşetli. açıklık. (bkz: berzah).) budala. (a. acıklı.i.s.i.i.) canını esirgemeyen. (a. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. bir çift öküz. fedâkârlık. (a. eli açık. 2.) düşük [çocuk].b. 2. (a.f. elem.s. fehîm1).i. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme. 2. (a. (a. fihris'in c. fehvâ'nın c. kurban.s. 2.i.i.s.) fedakâr olanın hâli. 3.s.bağ.i. [aslı "fidâ-kâr" dır]. fehm'den) 1. boyun. mefhumlar. tan yerinin ağarması.s. fedâdîn) 1.i.) 1.) fedâyî takımı. (bkz: sıkt). (bkz.) kaldı ki. (a. boğaz. [bkz: fakîk2. (a. millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler.i.fecc fecere fecî fecîa fecir fecr fecr-i atî fecri" fecr-i kâzib fecr-i mübtesim fecr-i şimalî fecve feda' fedâ-yı can fedâ-yi cennet fedaî fedâi-yân fedakâr fedâ-kârân fedâ-kârân-ı millet fedâkâr-âne fedâ-kârî fedâviyye feddân fedm fe-emmâ fegâne fehâris fehâvî fehd fehhâm fehhâme fehîm (a. anlamlar. cenneti feda etme. reziller. eşkıya.) sabaha karşı.]. (a. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde]. (a. Güneş doğmadan önce. kalın kafalı.i. gelince. (f. canını feda etme. (a.) mânâlar. korkunç. 2. yalancılar. (a.).) iki dağ arasındaki yol. ed. (a. . 3. amûdî şekilde görünen aydınlık. ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı.f.c. fakîh2.) fedakârlar.) 1.b. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak. gülümseyen fecr. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad. fecr). fıhris). "gelecek zamanın 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında. fehhâm). fena huylular.zf. uğruna verme. (a.) fedakâr olana yakışacak surette. türlü renkte görünen ışıklar.). anlayışlı. fedâî'nin c. (bkz: facia). [aslı "fidâî" dir]. 4. cömert. anlayışlı. (a. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan. canını verme. ayyaşlar. (a.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır].]. (bkz. (a. sefiller. (bkz: fehhâm). (a. fecâyi') musîbet. [kelimenin aslı "fıdâ" dır]. [aslı "fidâ-kâri" dir]. (a.s ) pek.f. günahkârlar.) 1. kavramlar.i. âfet.c. keder ve ıztırap veren. (a. canın menfaatini feda etme. [aslı "fıdâkâr-âne" dir].c. fücur sahipleri.i. (a.i. feda eden. [aslı "fidâkârân" dır].) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. en çok anlayan. zekî. fedâkâr'ın c. (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda. fâcir'in c.) 1. (a. (a. pars.s.

fekkiyye felâ fe-lâ cerm felah felah felah-ı vatan felâhan.f. ayırma. (a.) muhakkak. ilgiyi kesme. kaygısız. kavram. sapan taşı.i. musîbet görmüş.) akla yatkın. mutluluk.s.f. 2. (f.) lâtîfecilik. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri. rehini kurtarma.s. bahtsızlık. (a.f. (a. çene kemiği.) 1. feylesofun c. selâmet.c. (a.) anat. (a. çeneye ait. fr.zf. çenek.i. (a. omurgalılar.) olmadığı halde. (f. musibet görmüşler.s.i.). (a. anlayış. 1) vatanın selâmeti. kurtuluşa eren. hoşmizaçlık.s.) iptida. Peygamberimizin Hz. 2. zoru halletme. (o.b. çözme. şüphesiz.i. anat.b.) anat. fekare'nin c.zf. 5.s. bağı koparma. onma. (bkz.b.fehm fehmî fehm-sâz fehva fehvasınca fe-illâ fekâhet fekar Zülfekar fekarî Amûd-i fekarî fekariyye fekçe fe-keyfe fekk fekk-i mühür fekk-i rabıta fekk-i rakabe fekk-i rehn fekk-i a'la fekk-i esfel fekkeyn fekki. mühürü bozma. [ağız hakkında] açma. anlaşılır. (a.f. 2) tar. musibete uğramış.c.) felâket yeri. (a.zf.f. felsefe ile uğraşanlar.i.i.i.) [aslı "filâhat" dir].s. (a. (a.i. Ali'ye hediye ettiği kılıç.s.i) anlama. (a. (a.zf.) f. omurga. belâ. ["etmek. (a. o zaman. dinsizler.) belâya uğramış olanlar. (a.) 1.i.c. fehme mensup. mefhum. 3. 6.b.) 1.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir.) o halde.) taş atmaya mahsus âlet. fr. kurtuluşu. söz söyleme.) uyarınca. felâket--dîde-gân) belâya uğramış.i.f. (a. memlûkü veya cariyeyi azâ-detme. (bkz: feylesof)- .b.) belâya uğramışlar. olmazsa. 3. (a. düşüncesiz. kutluluk.i. 2. anat. 2. kurtarma.) zool.. bot.s. çene ile ilgili.i. anat. 4. kesme. alt çene. colonne vertebrale. (bkz: dâhiye). rahat yaşayanlar. musîbet. akıllı kimseler.) omurga kemiği ile ilgili olan.s. (a. omurgalar. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup. bilginler. felâhan Seng-i felâhan felâhat felâh-yâb felak felâket felâket-dîde felâket-dîdegân felâket-gâh felâket-zede felâket-zedegân felâsife (a. falak).b. erkek adı. âlimler. (a. felâ-ket-dîde'nin c.t. sapan. feshetme. vertebres. filozoflar. felâ-ket-zede'nin c. (a.f. (a. (a. ayırdetme. fehm ile ilgili. i. koparma. (bkz: mebde). üst çene. musîbet görmüşler.i. 2. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme.) iki çene [alt ve üst]. sözü gereğince. olunmak" masdarlanyla kullanılır].c. bozma.zf. (bkz: filâhat).i.) 1. anlam.) felah bulan. (a. fehâvî) mânâ. (a. (a.) zool. felâket--zedegân) belâya uğramış. başlangıç.b. kurtuluş.i. (a.

i.i. kimine yâr olur.i. (bkz. beşinci Merih (Mars).c.s. yedincisi Zuhal (Satürn). 6. yürüyemez olmak. asman). (bkz: bâdiye).f.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler. felekiyye (a. filozo-fi. astronomik. S. gökyüzü.f. felekî. ayın çevresinde görülen parlak halka. feleğe. astronome'lar. siyah Arap.i. kimine olmaz. rütbesi gök kadar yüksek olan. 2. (a.) 1. gök bilgisine mensup. sözünde durmaz. 2.Mezâhib-i felâsife felâsife-i Yunan felât Felâtun feylesofların okulları. fülük) 1. çiftçi. yuvarlak kütük. felsefî. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi. 2. ekinci. huy ve mizaç sakinliği. Plâton'dan bozma a.f.a. (bkz: harrâs. fr. 6. astronomie. ikincisi Utarid (Merkür). 4. felât'ın c.) şunun için. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler. Felek-nâme (a. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek. felç (a. fe-li-zâlike (a.s. dördüncüsü Şems (Güneş).i. kızak. 5. cefâdan hâzeden. âlem. (bkz. eflâk. i.s. 2. felek-meşreb (a. felsefe (a.) "felek şöhretli" derecesi.c.) felsefeye mensup. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi. tabiat. felek-âvâze (f. 3.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi. her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. felsefe ile ilgili.i. yarım felç. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. Üçüncüsü Zühre (Venüs. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme. dönek. felek (a. ekin eken ve biçen.c.i. hikmet bilgisi. felekiyyât (a. askerî müzikte bir zilli âlet. Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri. fe-li-hâzâ.b. felevât (a. mertebesi yüksek olan. rahatlık.i. Yunan feylesofları. b. felek-i cev-zehr hâle.b. zari'). musibete. altıncısı Müşteri (Jüpiter). inme inmek. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. felek-câh (a. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse. felek-zede (a.i. Çoban-yıldızı). felek-i esfel birinci gök. felek-ül-a'zam.i.) susuz çöller. fellâh (a. birincisi Kamer (Ay)].h.b.) Sokrat'ın talebesi.) felek mertebeli. felsefiyye (a.b. felek-ül-eflâk evvelce. eskilerin inanışına göre. inrne.) meç. dünyâ. . felekiyyûn (a. nüzul). felsefiyyât (a. [sekizincisi felek-i sâmin. semâ. zencî.) feleğin kahrına uğramış.s.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması. felek-seyr (f. bir ilmin esaslı düsturları.i.i. kader.b. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. 2) yarım kalmak [bir iş]. felâhat'dan) 1.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. fr. 3. baht. 4.c.s.b.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. imdi. felsefe-i târihiyye târih felsefesi.) hikmet bilgileri. talih. felsefe-i dîniyye din felsefesi.zf. talihsiz. hikmet ve marifet sevgisi.c. (yun. çok itibarlı. felevât) susuz çöl. felâkete sabretme.) 1.

i. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir].) bot.saydelânî fenn.c. (yun. marifet.s.s. aşk. Fomalhuut. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır].) fânilik yeri.mesâha-i arazî fenn. yazı yazma sanatı.) hîle.b. ağzı gül gibi olan. çeşit.menâfi'-ül-a'zâ fenn. acı hıyar. dek. [aslı "fevh" dir. fenne uygun olarak.tabakat-ül-arz fenn. denizcilik. (f. fenniyye Mebâhis-i fenniyye Kıtâat-ı fenniyye fennî ıstılah (a. yer ölçme bilgisi.) Rufâî tarikatı kollarından biri. (f. bütün varlığını Hz. a. güzel ağız. nevi. .) fene mensup. (a. (bkz: desîse). (a.i. gonca gibi küçük ağızlı. (a.inşâ' fenn. fizyoloji.i.zf. ebûcehil karpuzu. türlü. fena adam. eczacılık.harb fenn. 2. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır].ma'deniyyât fenn. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır].kimya fenn. yalnız Arapçada kullanılır. 3. dilimizde bu mânâda. dünyâ. c. "beka" mn zıddı. yok olan. fr. fen ile.i. f.i. ekincilik bilgisi. çay. aşk içinde yok olma. pedagoji. anatomi bilgisi.derya fenn.h. uygunsuz [olan] fena şey. yok olma. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. yokluk. harp. mineraloji. yok olma yeri. efmâm [kullanılmaz]) 1. tabaka.zirâat fennen fennî. nehir ağzı. kimya ilmi.fem Gonce-fem Gül-fem fem-i lâtif fem-i nehr fem-ül-hût femî fena Kişver-i fena fenâ-fi-1-aşk fenâ-fi-llah fenâ-fi-1-pîr fenâ-fi-r-resûl fenâ-gâh Fenâiyye fenâ-pezîr. fence. (f.i. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı. fen ile ilgili bahisler.i. fen ile ilgili olan. [kelimenin hîle mânâsı. menfez. teknik terim. 2. ağız. astr. savaş tekniği.b. iyi olmayan.) büyük dağ.s.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri. hüner. bu dünyâ.c. (a. kötü. tas.) fen vasıtasıyla. jeod. sahtekâr. (bkz: dehân.) ağızamensup. muhabere]. (a. (f. s. (a. fenâ-yâb fenâriyye fend fend-bâz fend feng fenn fenn. tas. fünûn) 1. sınıf. ağız ile ilgili.) fena bulan. jeoloji. Allah'ın varlığı içinde yok olma. ziraat. efvâh]. dehen). geodesie. fr. (bkz: hanzal). Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme. tas. sanat. fena söz.terbiye-i etfâl fenn.s. (a. (a.i.b. fen kıt'alan [istihkâm. nehir ağzı. ilim. tas.teşrih fenn.) hilekâr.) 1. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme.

. rahatlık köşesi. hiç bir işle meşgul olmama. savruk.) 1.) "yeni bol" cömert. ortaç. vazgeçme.c. sevinç getiren.zf. (f. gr. (a. (bkz: ale-1-infirâd). sefih. (f. nur. sevinme. bezek. (f. 3. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. tech-nologie .i. istirahat.) tek tek. teker teker. huk. rahat etme. ziya). fr. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. huk. [maddî manevî]. kuvveti. 3. neşe ile. iktidar. huk. sahip olma hakkını başkasına terketme. vazgeçme. alım satımda tapu muameleleri. budak. yayvan. (a. süs.) serin rüzgâr. istirahat etme. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. 4. geniş tutulan hesap. başkasının arazîsini. 3. firdevs'in c. (a. (a. (bkz: istiğna'). devlet nüfuzu.c. zînet. huk. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme.) gönül açıklığı. (a. 2. nüfuz.s. 3. el çekme.) ferah getiren. dinlenme.b.i. hakkından vaz geçen. vak. dinlenme. 4. 2.f. vak. uçmaklar. fürû) 1.) teknoloji. fariğin. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı.) feragat sahibi. sahî). sürgün. bırakıp terket-me.i. (o.s.) 1. (a.f. (bkz.i.s. 2. vazgeçecek kadar zengin olma. bitkinin dibinden süren filiz. tomurcuk.b.zf. sevinç. açık. 5. gönül rahatı.i. geniş. kuvvet.) 1. bol. kendini feda etme. cennet bahçeleri. bahçeler. huk.b. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. parlaklık. aydınlık. şube. 2. 2. (f.fennî ta'bîr fenniyyât fer fer-i devlet fer fer'-i fiil fer'-i talî ferâde ferâde ferâdîs ferâdîs-i cennet ferağ ferağ ferağ an-il-cihât ferağ bi-l-vefâ ferâğ-bi-l-istiglâl ferağ bi-1-muvâzaa ferâğ-ı bal Kûşe-i ferağ ferâğ-ı bâtıl ferâğ-ı fâsid ferâğ-ı fuzûlî ferâğ-ı kat'î ferağ ü intikal feragat ferâgat-i nefs ferâgat-kâr ferah ferah Hesâb-ı ferah ferâhan ferâh-âstîn ferah-âver teknik terim. bot. vak. bir aslın neticesi. 2. (a. (a.) l.i.i. (o. cennetler. civânmerd.) sevinçle.) 1. (bkz: fu-râğ. müsrif. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ.i. sevindiren. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. vak. dal. s. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. kayıt ve şartsız yapılan ferağ.s. bir mülkün tasarruf.

Bununla .s. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir.b. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur. (f. 2. (f.) meşhur bir çeşit lâle. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.) mes'ut.s.b. se-gâh'da ferahnak beşlisi.f.f. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir.i. (a.b. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları.b. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir.) 1. çalçene.) bol bol. (f. meşhur bir çeşit lâle. şad). toplu. 2.b. eli geniş.) ferah artıran.s. (f. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir. iç açıcı. (a. el genişliği.Acem. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını. s. devşirili. geniş ağızlı. ferah arttıran. (a. (f.) güler yüzlü. toplu etek. (bkz: tahaşşüd). Makam umumiyetle inicidir. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. mutlu. toplanma. bolluk. muz. Bu makam. 2.b.si küçük mücenneb bemolü konur.s. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan.) 1. (bkz: mes'ûd. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur. kutlu.) ferah saçan.b. Şuh. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan.i. nota içerisinde geçen yerlere konur. (f.i. cömert.b.s.s. geniş yer. biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır.) şan ve şeref.b.ferah-bahş ferâh-dehen ferâh-dest ferâh-destî ferâh-ebrû ferah-efşân. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza. Makamın seyrinde. Bu diziler. ucuzluk.b.) ağzı geniş. Bu diziler kullanılırken. safâlı. birikme.) 1.) 1. nevâ'da rast beşlisi. genişlik. sevinci artıran.i. (f.) el açıklığı. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder.s. (a. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir.s. bahtiyar .) bolluk. dügâh'da rast beşlisi.f.) eli açık. şen ve hafif mevzular.i. [bkz.çargâh. gönüle açıklık veren. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır.s.dügâhtır. cömertlik. (f. Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. geniş geniş. sevinçli. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür).b. sevinç veren. fetâ).) ferah bağışlayan. (f. (f. 3.-fezâ ferâhem Dâ-men-ferâhem ferâhet ferâh-engîz ferah ferah ferah-fezâ ferâh-gâm ferâhî ferâhnâ ferah-nâk (a. sevinç veren.f. ekseriya karışık bir surette kullanılır.b. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. 2.i. muz. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir. (f.i. genişlik. -feşân ferah-efzâ.f. geveze.

mirasçılar. (a.b. (bkz: firâset). ut yeri. [kelime.ferah-nümâ ferâh-rev ferâh-rû ferâh-sâl ferâhûr ferah-zâr ferâid Ferâine Ferâine-i Mısriyye ferâiş ferâiz ferâiz-i dîniyye Eshâb-ı ferâiz ferâmîn ferâmûş ferâmûşî ferâmûş fer'an feraset ferâşe Feraset ferâşet-i şerife beratı ferâşet-i şerife vekili ferbâl. (f. yarık.i.i. (bkz. 2 . 2. (a. Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat.) bot.s.i.) münâsip. akıbet. döşemeler. (bkz. (f. toplu. çargâh.) semiz. kibirliler.i. (bkz: encam).i. kürdî.i. (f. [aslı "firâset" dir]. yataklar. ürünü bol olan yıl. ferbâle ferbih ferbihî ferbiyûn ferbiyûniyye ferc ferc-ül-bahr fercâd fercâm Bed-fercâm Bî-fercâm Nâ-fercâm beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır.zf. yaramaz.i.) anlayışlılık.b. (a. Mısır'ın eski hükümdarları. ferâh-ebrû).i.b. Güçlü -dördüncü derecede olan. (a. rast. ferîd. (a. (a. farîza'nın c. Dizisi umumiyetle inicidir. Acem-aşîrân. (f.) ikinci dereceden olarak. hatırdan çıkma. dînin farzları. sütleğengiller.i. etli.) 1. uygun. odalıklar.i.) "ferâmûş" un hafifletilmişi.) . (a.c. zool. (a.) etrafı pencereli yaz köşkü. (a.f.) Kabe süpürücüsünün hizmeti. unutma. fermanlar. (bkz: mülahham). (bkz fariza). ellilik. .) pervane [gece kelebeği]. (f.) acele ve geniş adımlarla yürüyen. meç. uğursuz. fir'avn'ın c.i. çardak. topluluk. nîm hisar. çatlak. (f. 2.f. 2.). ferîd ve ferîde'nin c. ferş'in c.i. 2) faydasız. edep yeri. (bkz: nisyân). avret. (a. (f.s.s. gururlular. (a.) unutma. fayda. (f. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir.b.i.). (bkz: çespan.i. erkek adı. 1) sonsuz. Mısır Firaunları.) bereketli yıl. (a. menfaat. faydasız. 2. aralık.b.i. şer'î miras ilmi. fermân'ın c. (f. 2.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş. (a.i. Firaunlar. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur. (f.i. denizanası. buyruklar. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir.i. (a. şâyeste). son. (f. besili. sonu kötü. fürûc) 1.) 1. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur].) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk.s. elde hiçbir numunesi yoktur. oda hizmetçileri. feride). Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi.bir mürekkep makamıdır ki.s. dügâh. neva. 1910'da H.) Türk müziğinin şed makamlanndandır.i.) 1. dişilerde tenasül âleti. çabuk seziş. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh.) semizlik.s.) âlim ve fâzıl [kimse]. (f.) 1.) 1.rast'tır.

) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir.f.) teklik. Tay. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. atgiller. (a. fertle ilgisi olan. öbür dünyâ. darlıktan sonra gelen sevinç. at cinsinin ıslahı.) Cebrail'in atı. oyun. ed. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit.h. tasa ve sıkıntıdan kurtulma. kabir.zf. 4. (a. kişi. ferdiyye ferdiyy-ül-esâbi ferdiyyet ferec Ferec Ba'd-eş-Şidde Ferengîs feres feres Islâh-ı nefs-i feres Feres-i a'zam Feres-i asgar Feres-i ekber feres-ül-bahr feres-ül-hayât feresiyye Ferezdak ferfâr (f. Seri III. 3. . (a. 1) zorluktan sonra gelen kolaylık. siyasî. yıl 1945. şahıs. tek tek. sekizi Arapça.) zühre. gam.) 1. tek beyit.) "son. [Allah'ın vasıflarındandır]. 3.i. individualisme.i. kederden. (a.i. fr.) fert fert. aslen Basra'lıdır. 3.s. (a. 4. 2.i.) fert fert. öbürgün. 2.c. atî.s.i. ilmî. eşi bulunmayan. (bkz: müfred). individualisme. günün ertesi. kederden. (Türk Dili Belleten.i. sin. efrâd) 1. birlik. [birincisi] erkek. Car-ree de Pegase. çift olmayan. hiç kimse. beygir. akıbet yeri" mezar. kıyamete kadar. (a.b. su aygırı. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç. fr.i. (bkz: hayliyye). 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa olmak üzere yayımlanmış.) 1. babası. darlıktan sonra gelen sevinç.zf. ertesi gün. (bkz: ferden-ferdâ). (a. hipopotam. âhiret. (a. astr. 2. (f. teselli. 5. (a.) zool. yarın. (a. altı. (bkz: esb).) birlik. tek şey. zool. (a. Sayı 4-5. fr. Asıl adı "Hemmâm" dır. astr. yarınki gün. 2.i. individuel. tekparmaklılar. kıyametten sonra.i. zafer. 353). Sa'saa oğlu Galib'dir.i. 2.) 1. edebî bir gazete. fr. tek olan sayı. 2. ikiye bölünemeyen sayı. (a.) fels. h. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir.i. efrâs) at. lât. i. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi. satranç oyununda at.b. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni.i. teklik. fr. yalnız olan şey. kıyamet.c. perissodactyles. astr. (bkz: ferd-â-ferd). gelecek zaman. üstü olmayan. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir. [ikincisi] kadın adı. bireycilik. (f.fercâm-gâh ferd j ferd-i âferîde ferd-ül-ferd ferda ferdâ-yi kıyamet En-dîşe-i ferda Tâ-be-fer-dâ ferd-â-ferd ferdâniyye ferdâniyyet ferden-ferdâ ferdî. Pegasus. eşsizlik. fr. (bkz: vahdâniyyet). geveze. sah. kadın adı.) 1. yarını düşünme. tek. (bkz: Feres-i a'zam). (f. Hz. tek tek. in-dividualite. çalçene. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe. (a.s. (bkz: vahdâniyyet).) farfara.

akıl. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. mes'ut. bilgi.i.) savaş. (bkz: ferîd-üd-dehr). 2.i. uğurluluk. 3. 2. ["vakar" zıddı].Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. kutlu.i. uğurlu olan. ferhân (a. (Gencîne-i Güftar). gururlu [kimse].) 1. memnun. erkek adı. şen. dizilmiş inci.) 1. farfara. katılaşmış [şey]. neşe. ferhunde-pâ[y] (f. [birincisi] erkek. ferhâl (f. kutlu. ferâid) l.i. Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un. s. edep.) Feridun gibi şanlı. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk.s. gürültücü. ferhest (f. sevinçli. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati. ferhunde-gî (f. mes'ut. 2. ferheng (f. eşi bulunmayan. Ferhâd (f.) mübâreklik. (bkz: ferih).i. patırtıcı. 2. kutluluk.s. temkin. ferhunde-fâl (f. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin.) ayağı uğurlu [olan]. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. 2. feride (f. fergand. (bkz: gîsû). bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse.i.s. zamanının bir tanesi. s.a.i) 1. Feridun (f-h-i-) l.i. fer'e mensup olan. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat. kavga. 3.s. ferhâş (f. kadın adı. ölçüsüz. 2. eşi olmayan. i. (bkz: perhâş).b. hüner.h.) sevinç.s. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. eşsiz. uğurlu. kokmuş. ferhunde-re'y (f.s.) 1.b. ferhunde-tâli' yaver. ayrıntılı. fena koku. Lâkabı Ferruh'dur. çok değerli inci. feride (a. kibirli. ağzı kalabalık. zamanın bir tanesi.(a.) reyi mübarek. ferîd-üz-zemân asrın.s. fer'î zil-yed huk.) 1. [bkz: feleki sâmin). 2. mutlu. ferhat (a.a. s.) 1. hafif meşreplik. marifet. ferîd. mübarek. 2. erkek adı. neşeli. üstün.b. meymenetli. 2. büyü. sekizinci gök. kıyas kabul etmez. ferhunde-sâl kutlu yıl. donmuş. Farsça lügat kitabı. ferîd-ül-asr. ferhunde (f.b. [ikincisi] kadın adı. fergande (f. ferd'den c. tek. akılsızlık.) falı kutlu. sihirbazlık.i. kutlu.) sihir. ferfere . Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır.i. fer'î. fer'iyye asılla ilgili olmayıp. ferîd-üd-dehr (a.b. erkek adı.) zamanında tek olan.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç.) kendi reyiyle hareket eden.s. avcı kuş. 2. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati. Ferîdûn-fer (f.) 1. i. ferîd (f.b.

Hükürn-fermâ hükmeden. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri. pâdişâh fermanı. fermân-ber (f. buyuran.i.) fermanı. korgeneral.) 1. ferkad (a. sevinçli olarak.i. buyrultu. hükümdar fermanı. ferîk-i sânî tümgeneral.) topluluklar. (bkz: tevki'.i. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. pâdişâh fermanı. süren. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu. üstünlüğe erişenin fermanı) meç. (bkz: fermân-dih). fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. fermend (f. buyruğu.) emir veren. buyruğu.) sevinçli.) 1. ferma (f. buyruk. emri yürüyen. a. fermân-revâ).s.c.) astr. pâdişâh fermanı. ferih fahur iftihar ederek. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir].c.) astr. iki taraf.) emri kabul edilen. fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu. ısmarlama.) buğday tanesinin olgunu.s.) iki askerî fırka.b. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu. kıymeti. ferman-dih (f.) [aslı "fırişte" dir].s. emir.i. fermân-berdârî.). Ferkadân (a. buyuran. Fermân-fermâ hüküm süren.b. fermân-fermâ (f. fermâyende (f.i. pâdişâh fermanı. [birince ferîk = korgeneral. buyruğu.s. emreden. insan topluluğu. buyruğu.i. fermân-dih). cemâat.) aldığı emri yerine getiren. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup.b. (bkz: ferhân). fermân-revâ (f. ferîkayn l' (a. öğütülecek hâle gelmişi. fermâyiş-i şal şal siparişi. (bkz: firişte). şerefe. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır].b.s. fermân-berdâ (f. fermana uyarlık.i. buyruğu. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. fermâyiş (f. 2. tümgeneral. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi. hükmü geçen. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. 2. Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. bulundukları yerden doğup batarlar.b. emretme. ferih j . [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. ferişte (f. pâdişâh fermanı. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç.(a. hüküm süren. pâdişâh. âmir. ferîk-i evvel korgeneral. nişan). buyruğu.b.s. ferîkan ("ka" uzun okunur.i. ikinci ferîk = tümgeneral].) fermanberlik. ferman (f-i-) emir.i. 2. buyurma. pâdişâh fermanı. emreden.) fermana uyan. -beri (f.) mevki ve şeref sahibi kimse. ferik (a. sipariş. ferîk (a.s. kadri ulu olanın fermanı) meç. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi. fermân-ı âlî. berat. (bkz: fermânfermâ. (bkz.s. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. emir buyuran.i.) l askerî kolordu kumandanı.

i. mübarek. uğurluluk.s.) 1. hizmetçi.s.) ayağı uğurlu. eskilik. (bkz: ma'tuh. (bkz: mübarek). (a.i) 1. (a. (f. sızlanma. Kâbeyi süpüren. aşınmış.döşeme. 2. (f.) bunakçasına.) 1.) meymenet. s.b. fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme. döşemeci. samur kürk. (a. fertûte fertût-âne fertûtî ferve ferve-i beyzâ ferve-i murabba' ferve-i semmûr ferverdîn feryâd (f. 2. (f.) ümmet. (f. yıpranış. 3.i. bol bol.i. 2.i. (f. pek çok. (f.s. kutlu olan. kocamış.) 1. yırtık. (f. hayırlı. (a. hüccet. 2. eski. kürk kaplı elbise. düğmeleri murassa' olan kapaniçe. ferş'den.) 1. emir. 2. ferman. çağrışma. kürkü tilki.) 1. şaşkınlık.) delil.) ferraşlık.s.i. pîrezen). (bkz. Mecûsîlerin melâikesi. (f-S-) pek ihtiyar.i.b. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses.i. 2. (çok eski. eskimiş.b.) kürk. bu-yurulmuş. takatsiz düşüren.s. kabı atlas. mahveden.) 1. bunaklık. gafil.) fersah. (f. (c. üç millik bir mesafe [denizde]. takat bırakmayan. yaygara. saldırma ve çekilme [savaşta]. tahammül bırakmayan. i. çok yaşlı.i. 3. . (a. bahtı açık.s. bahar mevsiminin ilk ayı. furûş. 4. sahra.zf.i. yayma.) pîrlik.i. emrolunan nesne. (f. kır.a. (f. yoran.). (a. taş ve şâire döşetme.i. halı. (f.i.) talihi uğurlu. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü.fermûde Bermû-de-i fermûde fernâs fernûd ferr Kerr ü ferr ferrâş ferrâşî ferruh ferruh-fâl ferruhî u ferruh-kadem ferruh-zâd -fersâ Taharnmül-fersâ Tâkat-fersâ fersah fersah fersah fersân fersendâc ferseng fersûd.) aşındıran.) döşemecilikte kullanılan malzeme.a.b. fersude Câme-i fersude fersûde-gî fersûde-pîşânî ferş Min-el-ferşi il-el-arş (ferş-i) sâl-hurd ferşiyye ferşiyyât fertût.) 1. uğurlu evlât.i.i. (f. pîr. bunak. halı. (bkz: figan). (f. kaçma. seccade. 2.i. (f. hasır.i. şaşkın. çok eski. irâde. makbul hayvanların postu. (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı.s. yıpranmış elbise. (f. (a. gaflet.i. yeryüzü. fürüş) yayılan şey. 3. halî'-ül-izâr). 2. gürültü.) fersûdelik. çaprazları mücevherli. şikâyet.i) firar. bağrışma.) döşeme işleri. kutlu. (f. döşeyen. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ). şilte. eskimiş. 2. uğurlu.i. yaygı. (bkz: ferseng). [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi]. erkek adı. (f. beyaz kürk. kutlu çocuk. (f.) 1.) yıpranmış. süpürücülük. emrolunmuş.

çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar.) satranç oyununda şahın müşaviri. fâsid'in c.) feryâdedenin imdadına yetişen. suda yaşayan hayvanlar. oyunbozanlık eden. fesâdât) 1. (bkz: mahdum.b.).s. 2. çürüklük. fıskıyye'nin c. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad.s. ferzendân) oğul. bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları. (a. (f. Tar.c. S. (a. (f. ferzâne'nin c.b.) asılsız hikâye.i. eşkıya. 2.) âlimler. (f. (f.) oğula yakışacak surette.s.i. ed.i.) 1. çocuk.i. bilginler. yakut. fitne.b.b. (a. bilgili [kimse]. 2. alıngan. (f.s. (f. (f.s. (bkz. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına. tas.i. (a. feylesof. (a. (f.).b.) masal ve hikâye düzen. fâsık'ın c. (f. (f. masal.i. 4.i. (f.feryâd-ı andelîb feryâd-bahşâ feryâd-hân feryâd-nâk feryâd-nâme feryâd-res ferz ferzân ferzâne ferzâne-gân ferzâne-gî ferzend ferzend-i âb ferzend-i âftâb ferzend-i bevvâb ferzend-i çavuş ferzend-i ercmend ferzend-i hâver ferzend-i sipahi ferzendân ferzend-âne L ferzin ji f e' s uli fesâd -j fesâd-ı ahlâk fesâd-ı mi'de Erbâb-ı fesâd fesâd-ı dimağ fesâd-ı te'lîf fesâd-âmîz fesâdât fesâd-engîz fesâkî fesân fesâne fesâne-perdâz fesâr fesede feseka 1) bülbülün feryadı.i. şerefli çocuk. çürüme. veled.) fesatla karışık. tar. hakîm. efsâne). nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. (f.b. (bk ferz).s.b. arabozanlık.) 1. anlaşmazlık. yazı.) fesatlar. sapkınlar.c. mîde bozukluğu. suyu. 2. delilik. kötülük. vezîri suretinde kullanılan bir taş. asılsız şeyler söyleyen. hikâye. masal.i.) günah işleyenler.b.s. füûs) iki yüzlü balta. 3.b. (bkz: fesâne. (bkz: efsâne). bozulma. fesâd'ın c. bozukluk.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup. ibn). ötmesi. zararı icâbettiren. hava kabarcığı. (f.) yular. fenalık.) 1.) bilgi.i. (a. fâsid). (f.i.) yardım isteyen.c. yakut.) çocuklar. . ahlâk bozukluğu.s. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad.s.zf. ferzend'in c. (f. (f. üstünlük. (f. bir cümlede tertibin.) feryâdet-tiren. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. (f. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. gürültülü. bileği taşı (seng-i fe-sân).i.) patırtılı. (bkz: efsâr). (f.i. (f.s) fesat karıştıran.i.) ilim ve hikmet.

üstün "e" okunmasıyla]. (a.) müftünün verdiği şer'î cevaplar. fütuhat) 1. [e] olarak okunması.i. (bkz.c. yüreksiz. mert. çürütmesi. dağıtma. fetâvî fetâvâ-yi âlemgîrî fetehât feterât feth sûre-i feth feth-i bâb feth-i İslâm feth-i Konstantiniyye feth-i meyyit feth ü kıraat feth-i nıübîn feth-i müşkilât feth-i kelâm feth-i bilâd fetha fetha-i hafife (a.) l.i.s. (f. bir harfin üstün. (a-'. denizin fısırtısı.c. açma. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması. (f. otopsi. kuşatma. açık. sıkan. mukavelenin. eteğin hışırtısı. ateş saçan.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri.fesh fesh-i ihbar fesh-i mukavele fesh-i şirket fesh-i i'lam fesîh Sahrâ-yı fesîh Meydân-ı fesîh fesi fe-sübhân-Allah faşâfeş feşâfeş-i tîr feşâfeş-i derya feşâfeş-i daman feşâfeş-kâr -feşân Âteş-feşân Zer-feşân feşâr feşfeşe feşil fetâ Lâ-fetâ illâ Alî fetâvâ. bozulma.s.i. şirketin dağılması. atılan okun havada çıkardığı ses. sahî). c. ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi. zorluklan çözme. fityân) 1. bütün âleme yayılan fetvalar. Mehmet tarafından fethi. fetret'in c.) sıkıcı. kapının açılması. serpen. (f. (a. saçıcı. başlama. îlâmı hükümsüz bırakma.i.s. istanbul'un II. vınlama çıkaran.c. füshat'den) geniş. [ innâ fetahnâ-leke sûresi]. 3. (bkz: küşâd).i. fısırtı. zaptı. sübhân-Allah).) hışmı.) 1. şıpırtı. aşikâr zafer. 2. 4.c. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi. Ali'den başka yiğit yoktur. fütûh.s. (bkz: ferâh-dest.). efşâl) cesaretsiz. (a. hışıltı. eli açık. huk. (a. eko. geniş. geniş meydan. fetret). açık sahra. okun sesi. genç.c. fisâl) zir. anlaşmanın bozulması. 2. açılma. . efsâl.s. fısırtı. (a.) hışırtı. altın saçan. (a. hükümsüz bırakması. (a. (f. açık. söze başlama. korkak. yiğit.s. Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı. zaptetme. bir mahkemenin verdiği karan. şehirlerin istilâsı. e okutan üstün. bozma. 2. (bkz: efşân). (a.b. delikanlı. (bkz: bed'). ["efşân" muhaffefi]. [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma. fetha'nın c. (bkz.c. (a. (f.i.fetvâ'nın c. fısırtı.i.). huk.c. fetehât) 1.) saçan. [feth-i lam ile = lamın fethiyle.i. dağılma. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. 2. cömert. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti.

s.). saç örgüsü. (a.) 1.i. fahişe). iki vak'a arasındaki zaman.c. gönül alıcı. mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi. bot. 3.i. (bkz: fitret). . 3. (a. (a. 3. (bkz. kanlı katil.b. i. (a. cazibeli. iyilik etmesini seven.i. Cenâbıhak.fetha-i sakile fethateyn fethî. 2. feth'den) 1. örgü. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar. fenalık yapan. (bkz: bâb-ı fetva). [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet].s. reft).i) apansızın adam öldürme. ayarlan. fâhire). (a. hek. (bkz: fâhir.i. 2. 2.b. mehek (mehenk. (nur açan) Allah. (a. fetret devri. (a. fâci'in c. üstün gelmiş. kahbeler. zamanı. feveran. kullarının kapalı işlerini açan. 2. fâhire'nin c. gibi]. 2. 4.f. açan. fetîle fetîle-i giysû fetîle-i hacer fetk fetret Devr-i fetret fett fettâh fettâh-ı nur fettâh-ı kerîm fettâk fettan fettâne fetva Bâb-ı fetva. müftünün bulunduğu resmî dâire. (bkz: zafer-nâme).) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale.c. 3.s.) l. fetvâ-emîni fetvâ-hâne fetvâhâne-i âlî fetvâ-penâh fevâci fevâhir fevâhiş Dâr-ül-fevâhiş a okutan üstün.s. 4. 2.f. feterât) 1.i. fethe mensup. fethiyye feth-nâme fetîl.c. lâmba fitili. i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti].b.s. (a. zafer kazanmış. (a.).i. (bkz: fâci'). erkek ve kadın adı.s.. fitne ve fesada teşvik eden. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi. fetih hakkında yazılan kasîde. fitne'den) 1. (a. za'f. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman.i. (a.i. (a. dağ keteni. mihenk) taşı. fâhişe'nin c. oynak [kadın!. ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir.) 1.s. (a. (a. (a. erkek adı. delik. müftülük. (a. fetva odası.b.t.. (bkz: mısdak). 2.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn).) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm. 4. (a.f. (a. kerem sahibi olan Cenâbıhak. [pusla odası.) ahlâksız kadınlar. fetâvâ.i.) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş. uyuşukluk. yaralara konulan tiftik. Şeyhülislâm kapısı.). iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı.i. umumhane (genel ev). fetheden. (bkz.

efvâc) bölük. (a.) son derecede.i.c. kan fışkırması. fâyiha'nın c. [damar] vurma. duyulmadık. fâzıla'nın c.(bkz. l. kazançlar. (a. lezzetli. [hiddetle] köpürme. galeyan etme. fiz. fâkihe'nin c.i.) atlılar. üstte olan.) . 4. fuzalâ). 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî. (a. aşmerime.i. fasıla). fevha'nın c. fâsıla'nın c. (bkz: fatiha).) güzel kokular. yer yüzü.c.i.i.) tabiat üstü. 2.s. fevehân) güzel koku. fâide'nin c. tatlı meyvalar. biniciler.) hadden aşkın. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde). fâtiha'nın c. faiz). çarçabuk.i. görülmedik. "fevkiyye"]. (a.fevâid fevâid-i me'mûle fevâih fevâiz fevâkih fevâkih-i lezize fevânîs fevâris fevâsıl fevâtih fevâyih fevâzıl fevc fevc-â-fevc fevc fevc fevehân fevehât fevh fevha feveran feverân-ı âb feverân-ı dem feverân-ı gazeb feverân-ı zaman fevk fevk-al-me'mûl fevk-i işba' fevk-i zeveban fevk-al-âde fevk-al-âde bütçe fevk-al-arz fevk-al-beşer fevk-al-gaye fevk-al-hadd fevk-al-me'mûl fevk-al-mu'tâd fevkani fevkani tahtani fevk-as-serâ fevk-at-tabîa fevr Ale-l-fevr fevren (a.i.b. derhal.).b. alışılmıştan. fâih'in c. (a. birdenbire. i. (bkz. zamanın taşkınlığı.i.i. yukarı [maddî. (a. fânûs'un c. derhal.(bkz: fanus).f.zf.kaynama. fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe. ("ka" uzun okunur. fiz. göğe ait. fennî bir dergi.b. (a. manevî]. fâris'in c. (a. a. takım. üst taraf.) acele. fevh'in c. 2.s. aşın doyma. 3. (bkz: fâris).). cemaat. üstlü.b. (a. kızgınlığın patlak vermesi. (a.) meyvalar. (a. üst insan.i. (a. fâiz'in c.) umulanın üstünde.) toprak üstü.). . 2. her zamankinden başka.) 1. (bkz. (bkz: fâide). (a.zf. haddinden fazla.) âdetin üstün de.) 1.s.) fatihalar. i.s.zf. arzın.i. [su] fışkırma.) üst. olağanüstü. (bkz. altlı. fevâih). yukarıda bulunan.) çiçek ve meyva kokulan. (a. birdenbire. (a.zf. pek çok. takım takım. hemen.) güzel kokular. (a. (a.). üstünde. (a.) çarçabuk. yemişler. 2. (a.b. insanüstü. akın akın. [müen.i. menfaatler. (a.) 1. ("ga" uzun okunur. toprağın üzerinde. kârlar. umulandan çok.s. faydalar.c.it. (a. fevehât) güzel koku.i. umulan faydalar. a.i. bölük bölük. (a. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır]. ümîdin dışında. su fışkırması.i.

safânın.f. çok cömert [kimse]. bolluk. a'yân'ı sabitenin. Allah. 2. 4. selâmet. gürlük. geniş olan.) feyz ile dolu olan. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî. devamlı bereket. neşe verici bolluk.s. rahat yaşayan. (bkz: kafr).b.b. (a.]. dinsiz.) zaferle. (bkz: feyz).i.i. çok cömert [kimse]. güzellikler fıskiyesi. ansızın ölüm. 4. (bkz: dehrî). çokluk. (a. (a. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. akıllı kimse.i. 3.) kargaşalıkla ilgili.) fels.i. (a. (a. fazlalık. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında. . fazlalık. kaygısız. gürlüğü) İstanbul'da. âlim. suyun taşıp akması. (a. yol alan.c.) kargaşalık. olan füyûz'un c. kadın adı. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II.) feyiz getiren.) 1. feyhâ'nın c.s.s. feyiz. 3. Feyz-i atî (geleceğin feyzi. (a. bolluk.b. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı. neşenin feyzi. bolluğu. (a.i. fr. feyiz. kaçırma. 2.i. i.i. ilim. felâsife) 1. susuz kumlu çöl. içi çok temiz. verimlilik. Nil'in taşması. sahralar. irfan. (a. genişlikler. fevriyye fevt fevt-i fursat fevt-i nâgehânî fevvâre i fevvâre-i bedâyi' fevvâre-i âb-ı hayât fevz i fevz u nusret fevzâ fevzâî fevzâviyyet fevzî fevziyye feyâfî feyâyih feyezan feyezân-ı Nîl feyfâ' feyfâ-neverd feyhâ feyiz feylesof feyyâl feyyaz feyyâz-ı kudret feyyâz-ı mutlak feyyil feyz feyz-i câvidân feyz-i mukaddes feyz-i neş'e bahşâ feyz-i safa feyz-i tabîî feyz ü rif'at feyzâ-feyz feyz-âver (a.i.) susuz çöller.i. verimliliği. anarşist. i. fıskiye. feyfâ'nın c. üstünlük.i.i. coşması. (a. (a. füyûz). düşünmeden yapılan [hareket]. ilerleme.) file bakan kimse. (a. erkek adı. tabîî olan bereket. 2.) çöllerde ilerleyen. yükseklik. felsefe ile uğraşan. erkek adı.) birdenbire. (a. 2. 2. Allah. feyz'in c.s. (a. Allah. feyâfî) düz. anarşi.) 1. kurtuluş.f. zafer. füyûz). fırsat kaçırma. çöl yolcusu. suyun taşması. bir daha ele geçmemek üzere kaybetme.) 1.) galiplik. (a.i. filozof.) içinden su fışkıran şey. kalender kimse.fevri.s. fil çobanı. zafer. ebedî feyiz. taşan [sel]. (bkz" fîl-bân).) zayıf hüküm.s. içi çok temiz. anar-chique. utku.i.s. ölüm. s. bolluk. ilerleme. (a. 2. (a. büyük sahra.c. kurtuluşla ilgili. [füyûzât. (a. bereket ve bolluk veren.s.c. (a.i. istidatlarına göre.) 1.) büyük. 3.) boşluklar. çoğalma. (bkz: mevt).c. (a. bolluk. 1. engin. (a. 3. tar. abıhayat fıskiyesi. (a. enginlikler. taşan [sel]. elden çıkarma.s.

kıssalar. muhtasar.) feyiz bulan. sağrı omurları. 2. (a.s. korkma. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. fıkarât cıü (a. sırt omurları. omurga kemiklerinin boğumlan. fr.) feyizli. fezâ-neverd i (a.i) 1. hulâsa. fıkdan (ii (a.) feyiz arttıran. hoş hikâyeler. fıkdân-ı hassâsiyyet psik.f. 2. 2.s. aşağı omurgalılar. (bkz: fıkra).f. fıkariyye ıü (a.s.) 1.) feyiz eriştiren. feyiz. vatanın uçsuz. ucu bucağı bulunmayan boşluk. 3. [aslı "fekariyye"dir]. bağırıp çağırma. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. paragraflar.) fezada giden. fıdda (a. fezâî (a. fezleke resmi [evvelce] huk. dünyânın sonsuz olan genişliği. kuyruk omurları. (bkz. bölümler.) fezlekeler.) [aslı "fekarî" dir]. gür. boyun omurları. fasıllar. huk. feyz-bahş feyzdâr feyz-efzâ feyz-nâk u feyz-resân feyz-yâb fezâ[y] Ferah-fezâ Hayret-fezâ feza' ji .) 1. bereket ve bolluk getiren. uzaysal. bereketli.i.b. fıkarât-ı kataniyye anat. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. yüksek omurgalılar. (bkz: fekarî). (bkz: fakd).) 1.) gümüş.i. fezleke (a. kısımlar. 2.s.s. fıkdân-ı elem acı yitimi.) artıran. bereket veren. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar.i.b. fezâyişte (f. sağrı omurları. fr. darlık. çoğaltan. cümleler. çok. hayret veren.i.) ziyâde.f.i.s. özet. kıtlık. fıkariyye-i süfliyye zool.b. fezâ-yı ferda yarının boşluğu.b. fezaya ait.anemie. fıkarât-ı us'ûsiyye anat. netice. 4. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa. 2.s. (a.) 1.i.i. hulâsalar. fıkarî (ü (a. feyiz alanı. geniş ova. fezâlik (a. özetler. (a. feyiz bulucu.) yokluk. kansızlık. nukra). fıkarât-ı lâtife lâtif. fıkarât-ı acziyye anat. alan. hayret artıran.) [aslı "fekariyye" dir]. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı.f. (a. (a. [aslı "fekariyye"dir].f. yer. geniş saha.(a. (bkz: fakr-üd-dem). 4. feza ile ilgili. fıkra'nın c. duyumsamazlık. fıkarât-ı rakabiyye anat.f. fezleke'nin c. icmaller. fıkdân-ı dem fizy. bulun-mazlık.) feyizli. fıkarât-ı zahriyye anat. (bkz: sîm.s. fıkarât-ı arziyye anat. (f-s. küçük hikâyeler. özeti. feza (a.f. fezada dolaşan. bel omurları.b. (bkz: efzâ).s. 4. inleyip sızlanma. fekariyye). fezleke-i târih târih hulâsası. (a. ferah artıran. fezâ-yı vatan vatanın fezası. dayanamama. 3. "uzay. apathie. fazla. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf.) feyiz bağışlayan. bucaksız gökleri. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş.s. ümitsizlik.b. fezâ-yı feyz feyiz sahası.b. fıkariyye-i âliyye zool.

fırka (a.f. söyleyen. fırka'nın c.i. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. yazılmış kısa bir haber. fa-tânet). bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. yavruyu sütten kesme. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. 2. fıkra-hân (a.s. kadın adı. [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i . kısım. tümenler.s. (bkz: fücur). buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. [kitap veya eserde].) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday.i. alaylar.). firkateyn (a. sefahate dalma. omur. insan kalabalığı. fırsat (a. îd-i fıtr ramazan bayramı.c. (bkz: fatk). fıkhî i (a.) fıkıha ait. 2. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka.) oruç bozan. fıtâm (a.i.i) çocuğu. 2. 3. madde. bölükler.i). partiler. tümen. (bkz: fasd). fırsâd (a. masal.) 1. Müslüman grupu.c. fıkh).) karadut.fıkdân-ı imkân imkânsızlık. fıkıh (a. grubu.) 1. gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli.) hikâye okuyan. (bkz.c.i. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyyepsik.i.i. cennetler. 2) arpa. damardan kan çıkarma. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. hak yolundan veya hak yoldan çıkma.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. paragraf. fıtra (a. 3) kuru üzüm. tanısızlık.f. zihin darlığı. fıkarât) 1. fıkdân-ı nakd para darlığı. 7. 4. fursat). zeyreklik.i.i. fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı. chronique.i. kalabalıklar. 2. fıkıhla ilgili. ["gabâvet" in zıddı]. ahlâksızlık. [adam]. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. firak (a. 2. 2. (bkz. 5. bölüm. îman etmeyen fırkalar. fıtnat (a. 3. fısk (a. fırka-i askeriyye tümen. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak. fısâd (a. (bkz. (bkz: fıkhî). (bkz: sada-ka-i fıtr).]. fıkıh. fıkdân-ı temyiz fels. Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. fıkra (a.c. kısa hikâye. 3. aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı. aboulie. fr. fırak-ı siyâsiyye siyâset. zihnin her şeyi çabuk anlayışı. 3. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi. firak) 1. politika partileri. hainlik. kıssa. fasıl. amelî ve şer'î meseleler bilgisi. fıskıyye (a. fusuk) 1.b.) 1. şerîat ilmi. aşk.i. şeriatın usul ve hükümleri. agnosi. 6. fıkh (a. fıkhiyye (a.s. şeker bayramı. 2. zihin açıklığı. fesâkî) suyu. dinsizlik. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. 4.) ["fıkhî" kelimesinin müen. fıtık (a. sapıtmış.i.i. siyâset partisi. fr.). Allah'a karşı isyan etme. fıkdân-ı nukud para darlığı. bend.) kan alma. gazetelerde. omurga kemiklerinden bir boğum.i.i. fıtr (a. takımlar.

) ıztırap ile bağırıp çağırma. 2. değerler.s. üstün kimseler. (a. (a. figan ettiren. fi'l'in c. (bkz: efgen). ve e. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir]. kıymet. kıymetler. düşkün. (f. düşürücü. doğuştancılık. (a. yaradılıştan.s.zf. (bkz: seciyye.) fıtrî olarak.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde. fahîm ve fahm'ın c. (bkz: ef'âl). [evvelce] târihin başına konurdu. "arpa.i. (a. can kurtarma akçesi. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi]. (a. Mâlikî. (a.) bahalar.i.i. tînet).) " onda. tabîat.i.s. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi]. (o şey ki onun içinde) Hz. Allah kerîm. incinmiş. asıl değer. (bkz.s.) atıcı. takım. fr. 20 Ekimde.i. ("ga" uzun okunur.s.s. f.) fels. Hanbelî) göre.) işler.) itibarlı. fiat) fiat.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. bağırtan. (a. yüreği yaralı. kârlar.c. (f. içinde" mânâsını verir. (a. güruh. (a. müteessir.) çok kuvvetli. ulular. cemâat. [yapma kelimelerdendir].cü. hakkında münâkaşa.) 1. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri.zf. mizaç. şimdiki zaman içinde. (bkz: efgende).) bir esiri kurtarmak için verilen şey. yıkık. fıtriyye fıtriyye fî fî-i aslî fî-i carî fî-i kat'î fî-i maktu fî fi 20 Teşrîn-i evvel fi zemâninâ fiâl Bed-fiâl fî-emân-illâh fiat ficâ fidâ fidâî fidye fidye-i necat fie fie-i kalîle figan figan-ı tîz figan-ı tîz-i heves figan-perver figâr -figâr Dil-figâr -figen -figende -fîh Mâ nahnü fîh Mü-nâziun fîh Mef'ûlün fîh Fîhi Mâfih fihâl fihâm sünnet mezhebine (Şafiî. fidye.i. konuştuğumuz. (bkz: fücâ). fahl'in c. (a.i. fedaî). nüfuz ve itibar sahibi kimseler.) tabîî. inleme. yıkıcı. kötü işler işleyen kimse. (bkz: feryad). yüksek feryad. çekişme olan. kavgalı. içinde. az cemâat. geçer değer. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır].c. (f. (bkz: efgâr).) zamanımızda. yaradılıştaki.) yara. kurtulmalık. (a. huy. fî'nin c. (f. a. birdenbire. olacağı. büyükler.e. bölük. .fıtrat fıtraten fıtrî. (bkz: feda). son fiat. (a.i. fiat) taife. "-de" hâli.). nativûisme (a. ameller.i. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday.) yaradılış.zf.) ansızın. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır].i. (f.) yıkılmış. (a. (a. biçilmiş kıymet. baha. değer. arzunun yüksek feryadı.) yaralı. (bkz: cerîha).zf.i. (a.

gibi]. kuralsız fiil [yemek.. peşini bırakmama. gibi].i. kuruntu. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. fiâl. (bkz: fikr). amel. (a. düşünce. düşünce ile olan işler.zf. 7. ya sonuna konulan cetvel. (a.fihris fihrist fikir fikr fikr-i amiyane fikr-i âteşin fikr-i fâsid fikr-i ferda fikr-i galat fikr-i garâib-perver fikr-i mukaddes fıkr-i muzmar fikr-i sabit fikr-i takib fikr-i vatan fikren fikret fikrî. imiş. ise. yanlış düşünce. garip şeyler icâdeden fikir.c. emir sîgasının sonuna "-elim. gibi]. füyûl) bilinen büyük hayvan. verbe accompli... gülme. yanlış bir şeyi düşünme. fr.i. gitmek. dışarı vurulmamış.) 1. inanma. mukaddes fikir. fihris). "-i hâli" almayan fiil. indeks.. gr... c. -e siniz" katılarak yapılan fiil. gibi]. okumuş idi.c. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]. idee fixe. c. mensup. (a. 2. vatan fikri. fehâris) 1.).c.. 4. zihnen. gr. efkâr) 1. alelade.i. çekesin. sürerlik fiili [gide durmak. faili. fr. efkâr). koşabildim. düşünce bakımından. bayağı fikir. tek kökten yapılan fiil [olmak. düşünce âlemi.. (a. (a. efâîl) iş. i. gibi]. gibi]. murad.i. (bkz. düşünce. zan. [uyumak. ateşli fikir. düşünce. yarının fikri. düşünerek meydana getirilen [şey]. gr.. gr. saplantı. dileme kipi [sevelim. düşünce hayâtı. intiha fiili. bozucu fikir. kaidesiz. gizli fikir. basit fiil. içmek.i. gibi]. maksat. yeresiniz. 5. efyâl.i. gr. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. düşünerek. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. gibi]. gelmek. öznesi bilinen fiil. idrâk. fikirle ilgili. oy. iş'den işlemek. gibi]. 3. fikret).) fikir. gr. eşyanın adlarını gösteren defter. intransitif. *eylem. .c.) fikir ile. ayıplanmayı gerektiren davranış. kutsal düşünce. (f. 2. (a.i. gr. gr. (bkz: fikr). erkek ve kadın adı. gr.c. içmek. zihin tasavvuru. gr. yardımcı fiil [idi. rey. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. zihin. 6. düşüncesi. geçmiş zamanda olmuş. hatır. niyet. akıl. [yazmış idi. [ikincisi] kadın adı. bozuk. g r.. kaideli. (a.) fikir. gr. *etgen fiil [yemek. fr. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime. vatan düşüncesi. gr. iyi iş.i. düşünce. geçişsiz fiil. efal. fikriyye Hayât-ı fikriyye fikriyyât fikriyyen fîl fil fi'l-i basît fi'l-i cevheri fi'l-i gayr-ı kıyâsı fi'l-i gayr-i müteaddî fi'l-i hayr fi'l-i hikâye fi'l-i iane fi'l-i iktidarı fi'l-i iltizâm fi'l-i intihal fi'l-i istimrarı fi'l-i kıyâsî fi'l-i lâzım fi'l-i ma'lûm fi'l-i rnâ'yûb (a. bakakalmak. zf. gibi]. (bkz. (a. sona erdirme. kâr. [birincisi] erkek.c.. 2. 2. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. -e sin. oturmak. fikir.

gr. sevmeliyim. hemen. işleyerek. gerçekten.s. gr. (a. kip ki. zirâat). fr. olumlu fiil. (a. fiil-cümlesi. gibi]. fena. (a. gr.e. açılmak. . fi'lî'nin c. tepke. giderim. eko. fi'liyye Cümle-i fi'liyye Hizmet-i fi'liyye fi'lî tedavül fi'lî zaman fi'liyyât fi'liyye gr. kendisinde nefı edatı bulunan fiil. gibi]. dilek-şart kipi. reflexite. gereklik kipi [girmeliyim. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. (a. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş. (a. gibi].) bu anda. öznesi bilinmeyen fiil. gr.) hayırlı iş. faili. fr. huk. gibi]..f. zf. "-i hâli" alan geçişli fiil. gr. gibi]. morfemi ile yapılır [geleceks e. davranma fiili. (a. gr. gibi]. gr. gr.. yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil. (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına gelmez]. birleşik fiil [yazabilmek. kötü iş. gr. içmek. yüklemi fiil olan cümle. ) aslında. gr. niyet fiili. gibi]. 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı. gr. sevmiş imiş.zf. (bkz: bi-1-fi'l). gibi]. edilgen fiil [yazılmak. gibi]. çiftçilik. kötü iş. harâset.) gerçekten işlenilen işler.zf. feyyâl).s.. iş görerek karışmış [kimse]. emrihâzınn sonuna "meli" sözü katılarak meydana getirilen sîga. zina ve livâta.b.zf.). işteşlik fiili [koşuşmak. (bkz.i. alıverdim. sevişmek.zf.c.) hakikatte. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim. (a.. eko. (a...i. (bkz. gr.) ekincilik. fena iş. gr. gr. vereceks e. gr. verbe intentionnel. aç-tivisme. l ) tedavülde fi'len mevcut olan para. geçmiş zamanda olmuş.) nihayette. sonunda.) fels.. gibi]. hakikaten. şimdi. "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım.b. ilk askerlik vazifesi. . (a. gerçekten. koşabilmek. hem hâle.fi'l-i mazi fi'l-i meçhul fi'l-i menfî fi'l-i mezmûm fi'l-i mukarebe fi'l-i mutavaat fi'l-i muzâri' fi'l-i mün'akis fi'l-i mürekkeb fi'l-i müsbet fi'l-i müşareket fi'l-i müteaddî fi'l-i niyyet fi'l-i rivayet fi'l-i şartî fi'l-i şenî fi'l-i şerr fi'l-i ta'cîlî fi'l-i temenni fi'l-i vücûbî filâhat fîl-bân fi-l-asl fi-1-cümle fi'len fi'len zî-medhal fi-1-hakika fi-l-hâl fi-l-hayr fi'lî. nesne tümleci alan fiil [yemek. (a. gr. (a. görevi. doğrusu. olumsuz fiil. fi'liyyât) fiille ilgili.. dönüşlü fiil. etkincilik.b. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre. kip. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga. gr. i.) hakikatte. f r. gerçekten yapılan iş.

i. gussa).) filîzî. ham külçeler. fazla.zf. (a. [firâriyân şeklinde c. (a. iç yatağı.i. içteki yatak. 2. (bkz: bisyâr. (bkz: farza).) sevgilisinden ayrılan bir kimsenin duyduğu ıstırabı belirtmek üzere yazdığı veya söylediği manzume.) kaçma.i. firavuniyyet" şeklinde de geçer]. s. yaygı. 3. misâldeki gibi. erimiş bakır. sıkıntı.) meselâ. pek kibirli.) bolluk. evli kadının fırâşı. (a. izinsiz veya nizamsız olarak ortadan kaybolma. filizzât-ı seb'a (7 ham mâden) altın. nikâh ve mülk-i yemîne müstenit bulunan istifrâş [mülk-i yemîn. Allahlık iddiasında bulunduğu için Hz. kaçkın. kesîr.zf. (a. 2. 2. fılizz'in c. meydana gelecek çocuk vâris sayılır. sevi-şenlerin ayrılığı. ayrılık gecesi. külçe.) hakî-katte. 3. gerçekte. firaun. demir gibi ham mâden. coğr. 2. (bkz: kesret).s. zevce. ferd'in c.i. hasta. bu bakımdan bu iki şarta dayanan istifraştan. c. [bilâ davet neseb sabit olup nefy ile neseb nefyolun-mayıp lâkin laan ile nefy olunur]. . filizzât) 1. (bkz: hicran). (bkz: gamm. cariyenin fırâşı.c. (a. döşek.i) 1. Musa'nın mücâdele ettiği Mısır hükümdarı. 2.) kaçak. bakır. mâden cevheri.) 1. (bkz: fürûsiyyet). ayrılık.filizz filizz-i ma'denî filizzât filizzât-ı ma'deniyye filizzî filka fi-1-mesel fi-1-vâki fî-mâba'd finâ fî-nefs-il-emr firâd firak Leyl-i firak Firâkıyye firar firari firâset firâş Esîr-i firâş Hem-firâş Sâhib-firâş firâş-ı derûn firâş-ı istirahat firâş-ı kavi firâş-ı mutavassıt firâş-ı sahîh firâş-ı zaif firâvân Nakd-i firâvân Ömr-i firâvân firâvânî Fir'avn fir'avnî (a.zf. ümm-i veled'in fırâşı. kim. gümüş. bol.i. bir kimsenin temellükünde bulunan câriyedir. fık. (a. fık. çokluk. mertlik. fürüş) 1. (bkz: feraset).i. [bununla nesep sabit olur]. binicilik.) ham mâdenler. aşın.) vakıa. hakikaten. efniye) 1. ayrılma. fık. (a.) 1. demir. tohumda cücüğü kaplayan etli kısım. hüzün. yatak. [bilâ davet