Osmanlica - Turkce Lugat

A
â (ha.) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât).

âb-ı zindegî âb-ı beste âb-ı bün âb-ı ciğer âb-ı ciğer-hûn âb-ı çeşm âb-ı dehân, âb-ı dehen âb-ı dendân âb-ı dîde âb-ı dîde-i câm âb-ı engûr âb-ı eyyâm âb-ı füsürde âb-ı gerdende âb-ı gûşt âb-ı güşâde âb-ı güvârâ âb-ı haclet âb-ı harâbât âb-ı harâm âb-ı hasret âb-ı hâtır âb-ı hayât âb-ı hayât-ı la'l âb-ı hayât-ı tesliyet âb-ı hazân âb-ı hufte âb-ı hurdenî âb-ı hûrşîd âb-ı huşk âb-ı iskender âb-ı işret âb-ı kâr âb-ı kebûd âb-ı kevser âb-ı la'lî âb-ı lûtf âb-ı meleh

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. göz yaşı. ağız suyu, salya. 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. (üzüm suyu) şıra, şarap. (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. (dönen billur) gök kubbesi. et suyu. (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. hazmı kolay, içimi güzel su. utanma teri. (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. (yasak su) şarap. kederden dökülen göz yaşı. (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. teselli âb-ı hayâtı. (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. içilir su, içme suyu. (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. (bkz: âb-ı hayât). (işret suyu) şarap. (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. (mavi su) Çin denizi. 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan).

âb-ı Meryem âb-ı meygûn âb-ı muallâk âb-ı musaffa âb-ı mün'akid âb-ı müncemid âb-ı mürde âb-ı mürgan

âb-ı mürvârîd âb-ı nâb âb-ı nâfî' âb-ı nâr âb-ı nârdân âb-ı neşât âb-ı puhte âb-ı püşt âb-ı rengîn âb-ı revân âb-ı rez, âb-ı rezân âb-ı rû (y) âb-ı rûşen âb-ı sebük âb-ı siyâh âb-ı surh âb-ı sükûn âb-ı şakayık âb-ı şeng âb-ı şengerfî âb-ı şîrîn âb-ı şor âb-ı tarab

1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) gök; 2) güzellerin çenesi. tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. donuk, akmayan su. 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık. (saf su) şarap. (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). (ateşin suyu) kırmızı şarap. 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. (neşe suyu) menî, mezî. 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) akar su; 2) meç. hayat. (asma kütüğünün suyu) şarap. 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. l)kırmızı su; 2) şarap. iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. (bkz: âbzen). 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. tatlı su, şerbet. l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci.

âb-ı Teberistan âb-ı Teberiyye âb-ı telh âb-ı tîg âb-ı yâkut âb-ı yeh âb-ı zehre âb-ı zer âb-ı zerd âb-ı zindegânî âb-ı zindegî âb-ı zîr-i kah âb-ı zülâl âb ü dâne âb ü kil âb ü tâb âb abâ

âbâ âbâ-i kenîsâiyye âbâ-i ulviyye âbâ ve ecdâd a'bâ ab'âb âbâb ab-âbiyyet âbâd âbâd Şems-âbâd Feyz-âbâd â'bâd âbâdân âbâdânî âbâdî abâdile

Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. 1) |acı su] şarap; 2) göz yaşı. kılıcın suyu. (yakut gibi su) kırmızı şarap. l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. (bkz: âb-ı hayât). (bkz: âb-ı hayât). l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. l) berrak su; 2) billur; 3) cam. su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. kilise ileri gelenleri. yüksek babalar. atalar, babalar ve dedeler. (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe. (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. güneşi bol olan yer. feyizle dolu olan yer. (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı].

Harb-ül-Abâdile âbâft âbâl âbâm âbân

âbân-gâh

abâ-pûş âbâr âbâr âbâr-gîr âbât abb abbâs Abbâsî

Abbâsiyân âb-bâz âb-berîn âb-câme âb-çerâ âb-çîn abd abd-i âsim abd-i müşterâ abd-ül-kadir âb-dâde abdâl abdâlân âb-dân âb-dâr âb-dendân âb-dest

(Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). (a.i. İbil'in c.) develer. (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. (f.i.) hesap defteri. (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. ışık. (bkz: nûr, ziyâ') (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. (f.b.s.) su cambazı. (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. (f.b.i.) su kabı. (f.b.i.) kahvaltı. (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). günahkâr, suçlu kul. para ile satın alınmış köle. 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz: mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3.

gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd abîd âbid âbid-âne âbidât âbidât-ı islâmiyye âbidât-ı kadîme âbidât âbide a'bide âbidevî âbidîn âbil âbile âbile-i pistân âbile-i rûh-i felek âbile-i rûz âbir abîr

âbirîn , âbirûn âbis âbis âbist âbistân âbiste âbisten âbisten-gâh âbistenî âbişhor âbişten-gâh âbişt-gâh, âbişt-geh âbiye âbiye âbkâme

âbkâr abkarî

(f.i.) kıvılcım. (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. islâm medeniyeti anıtları. ilk çağlardan kalma anıtlar. (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. (a.i. abd'in c.) köleler. (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. meme düğmesi, ucu. astr . yıldızlar. Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). (a.s.) alaycı, saygısız. (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. hâmile.2. dişi. (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. (f.i.) gebelik. (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh,âbişt-geh). (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında

âb-kend âb-keş âb-kûr âblîse âblûc, âblûk âb-nâk âb-nâme âbnûs abnûsî abnûsiyye âb-râh, âb-râhe âb-râne abrâş abre âb-rîz âbrûd absâl, âbsâlân âb-seyr âb-süvâr âb-süvârân âb-şâr âb-şîb âb-şinâs abt âb-tâb âb-tâbe âbû abûs abûs-ül vech âb-vend âb-verz âb-yâr âb-yârî âb-yârî-i himmet âbzen âb-zih âb-zürüft âc âc acâc

bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. aba(f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3. vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. (f.b.i.) sünbül; nilüfer. (f.i.) bahçe, park, koru. (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). (f.i.) nilüfer çiçeği. (a.s. ubûset'den) somurtkan. suratı asık, asık suratlı. (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. himmet yardımı. (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. (a.i.) fildişi, bağa. (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. (a.i.) 1. bulut. 2. duman.

acâfet acâib acâib-i seb'a-i âlem

Acâib-ül-Mahlûkat

acâibât

acâiz âcâk âcâl acâle acâlet acâleten âcâm a'câm âcân âcâr acc âcc accâc âce aceb a'ceb a'ceb-ül-acâib acebâ a'cef a'cel acele aceleten acem Acem A'cem acem-âne acem-aşîrân (makamı)

acem-aşîrân (perdesi)

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik. (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. (f.i.) toprak, (bkz: hâk). (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). (f.i.) polis. (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. (a.i.) bağırma, na're. (a.s. müen. âcce) kalabalık. (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. (a.s.) bir tane fildişi. (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). (a.s.) ince, zayıf. (a.s.) pek acul, çok acele eden. (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) (a.i.) harflere nokta koyma. (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acemî a'cemî acem-ırak acem-istân acemiyân acem-kürdî

acem-perestî acem-pûselik

acem-rast acern-uşşak acem-zirkeşîde Âcer âcer, âcir, âcürr a'cez aceze âcî acîb acîb-ül-kıyâfe âcib acîbe acîbe-i hilkat âcil âcil âcil-âne âcilen âcilen veya âcilen âcilen âcin acîn

(a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. (a.f.b.i.) iran ülkesi. (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). (a.i.) tuğla, kiremit. (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. (a.s. aceb'den) tuhaf. kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). (a.s. aceb'den) şaşılacak şey. (a.i.) şaşılacak şey. hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. er veya geç. (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

Lahm-i acîn acînî acîniyyet âcir âcîş aciz âciz âcizân âciz-âne âcizî âcizî âciziyyet acmiyy acn acûl acûl-âne acûz, acûze âcül âcür âcürî âc-üs-sinn acz

acz-i ikdâm âçâr

Âd

âd a'dâ a'dâ' a'dâ-yı dîn âdâb âdâb-ı asr âdâb-ı muâşeret âdâb-ı mutâvaat âdâb-ı münâzara âdâb-ı umûmiyye âdâb ve erkân a'dâd a'dâd-ı asliyye a'dâd-ı kesriyye

yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. (f.i.) üşüme. (a.i.). (bkz. acz). (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. (a.s. âciz'in c.) âcizler. (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. (a.i.) yoğurma. (a.s.) aceleci, içi dar. (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). (f.i.) geğirme. (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. (a.i.c.) âdetler. (a.s.) en zâlim, pek gaddar. (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. din düşmanları. (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. zamanın usulleri. içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri itaat usulleri. konuşma kaideleri. umûmî ahlâk kaideleri. yol iz, yöntem, sıra saygı. (a.i. aded'in c.) sayılar. gr. asal sayılar. gr. kesir sayıları.

mat. asal sayılar (aralarında). gr. sıra sayıları. gr. üleştirme sayıları. (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâseanat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili.

a'dâd-ı mütebâyine a'dâd-ı rütbiyye a'dâd-ı tevzîiyye a'dâd

adall

adâmet adarr adarr-ı müskirât a'dâs âdât âdât-ı medeniyyet âdât ü ahlâk adâvet add add etmek âde addâr aded aded-i âsam aded-i aslî aded-i âşârî aded-i ferd aded-i gayr-i muntak aded-i hakikî aded-i kesrî aded-i menfî aded-i mevhûm aded-i muntak aded-i müretteb aded-i müsbet aded-i rütbî aded-i rüûs aded-i silsile-i ale-l-vilâ aded-i tâmm aded-i tevziî adeden adedî, adediyye adediyyât adediyyât-ı mütefâvite adediyyât-ı mütekaribe a'del a'del-ül-âdilîn Âdem adem adem-i basîret adem-i dikkat

(a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). içkilerin en zararlısı. (a.i. ades'in c.) mercimekler. (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. medeniyet âdetleri, usulleri. sosy. töre, fr. moeurs. (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. 1) saymak; 2) itibâr etmek. (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. (a.i.) denizci, gemici taifesi. (a.i.c. a'dâd) sayı. mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. mat. asıl sayılar, mat. ondalık sayılar. mat. tek sayı. mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. mat. gerçek sayı. mat. kesir sayılan. mat. negatif sayı. mat. -sanal sayı. mat. rasyonel sayı. sosy. tamsayı. mat. pozitif sayı. mat. sıra sayılan. fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] mat. aritmetik dizi. mat. tamsayı. mat. üleştirme sayıları. (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. (âdillerin en adaletlisi) Allah. (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) (a.i.) yokluk, bulunmama. basiretsizlik, görüşsüzlük. dikkatsizlik.

adem-i emniyet adem-i ifâ adem-i ihtimâl adem-i iktidâr adem-i imkân adem-imtizâc adem-i inkıtâ adem-i inzibât adem-i irtibât adem-i istikrâr adem-i istimâ' adem-i iştihâ adem-i itâat adem-i ihtilâf adem-i i'timâd adem-i kabûl adem-i kifâyet adem-i levn adem-i lüzûm adem-i merkeziyyet adem-i mes'ûliyyet adem-i mevcûdiyyet adem-i mutâbakat adem-i muvâfakat adem-i muvaffakiyyet adem-i müdâhale adem-i müsâade adem-i müsâvât adem-i nezâfet adem-i riâyet adem-i salâhiyyet adem-i sebât adem-i tâbiiyyet adem-i ta'kip adem-i tecâvüz adem-i te'diye adem-i tenâzur adem-i temyîz-ül-elvân adem-i teslîm adem-âbâd âdemân âdem-hâr âdemî ademî, ademiyye âdemiyân âdemiyâne

güvensizlik. yerine getirememe, yapamama. olamamazlık. 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. imkânsızlık, olamazlık. birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. kesilmezlik. yasavsızlık. mant. ayrıklık, fr. disjonction bir halde durmazlık. huk.dâvanın dinlenmemesi. iştahsızlık. itaatsizlik. anlaşmazlık, uyuşmazlık. güvensizlik. kabul etmeme. yetmezlik. biy. akçınlık, fr. albinisme. gereksizlik. bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. yokluk. uymazlık, uyuşmazlık. razı olmayış. muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. karışmamazlık. müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. -eşitsizlik. pislik, kirlilik. riayetsizlik, saygısızlık. -yetkisizlik. sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. sosy. -bağımsızlık. huk. -kovuşturmazlık. saldırmazlık. ödememe. kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. astr. renk indisi,fr. indice de couleur. eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. (a.f.b.s.) insan yiyici. (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca

âdemiyyet âdem-küş âdem-pîrâ âder âder ades adese adese-i ayniyye adese-i mer'iyye adese-i mütekarib adesî âdet âdet-i ağnâm âdet-i gulâmiyye âdet-ullâh âdetâ âdeten adevân, adv adgâs adgâs ü ahlâm adhâ îd-i adhâ adham âdî adîd, adîde emsâl-i adîde adîd âdil, âdile Şâhid-i âdil Âdil-şâhî Hükûmet-i âdile adîl âdil-âne âdilî adîm adîm-ül-imkân adîm ü heder (eylemek) adîmet-ül-cenâh adîmet-ül-ercül adîmet-üt-tüveyc adîm-ün-nazîr âdîne âdîş

(a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. (a.f.b.s.) adam öldüren. (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. (a.s.) kasığı çıkık [adam]. (f.i.) ateş. (bkz: âzer). (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. koyun ve keçiden alınan resim. işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. Tanrı töresi. (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. (a.i.) hızla koşma. (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, karışık rüyalar tarzında kullanılır (a.i.c.) kurbanlar, Kurban bayramı. (a.s.) iri yapılı [adam]. (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. (a.s.) çok, bir çok. bir çok benzerler. (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım. (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). adaletli, doğru şahit, tanık. g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. (a.f.i.) adalet, doğruluk. (a.s. adem'den) yok olan. imkânsız, olamaz. yok etmek, ziyan etmek. zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. zool. ayaksızlar, fr. apodes. bot. -taçsızlar, fr. apetales. (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. (a.i.) cuma günü. (f.i.) ateş.

(a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. günlük, ufaktefek, değersiz işler. 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış. âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. âdiyât âdiyât-ı umûr âdiyen âdiyye Eyyâm-ı âdiyye

afen âfend âfendâk

(a.i.) çürüme. (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz.

âftâb-ı mağribî âf-tâbe âftâb-gerdan âftâb-gerdek âftâb-gerdiş âftâb-gîr âftâbî âftâb-iştihâr âftâb-perest âftâb-rû[y] âftâb-ruh âftâb-süvâr âftâve âfûr afüvv afv afv an-il-cerâha

afv an-il-cinâye

afv an-il-kat' afv an-il-kısas afv an-il-şecce

âgâh, âgeh âgâh-ân âgâhî, âgehî âgal âgaliş âgande âganî agarr

agarr-ül-eyyâm

kılıç. (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âb-tâbe2). (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). (a.i.) belâ kasırgası. (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. en sıcak gün.

âgaşte agavât agayân âgaz âgaz-ı zenbûr âgaze âgaze-i Kâbilî âgaz-gâh agbâ agber agbes agbiyâ agdiye âgen âgene âgende âgende-gûş âgeste , âgeşte agfer agfer-ül-gafirîn agırrâ âgıye âgîl âgîn -âgîn Vahşet-âgîn âgiste âgîş aglâk aglâl aglâl ağlât agleb agleb-i ihtimâl aglef aglez aglime agmâd agmâd-ı süyûf agmâr agmâz agnâ Ağnâm

(f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. (a.s.) çok tozlu. (a.s.) kül rengi. (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). (f.i.). (bkz: âgande1) (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. affedenlerden en çok affeden, Tanrı. (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f.i.). (bkz. âgul). (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. büyük bir ihtimâl. (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. kılıçların kınları. (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. (a.i. ganem'in c.) koyunlar.

ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek], (bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır.

âh ah, ahâ ah li-ümm ahabb ahâbir ahâbiş ahad âhâd-i nâs ahad-ül-ahadeyn âhâd ahadd ahâdîd ahâdîs ahâdiyyet ahadü-hüma ahaff ahâil ahakk âhâl ahâlî

ahâlî-yi asliyye âhâr aharr ahâsîf ahâsin ahass ahavât ahaveyn

ahazz ahbâ ahbâb ahbâr

ahbârî ahbâs

ahbâz ahbel ahbel ahben

(müşterek) ah, yazık. (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). baba ayrı, ana bir kardeş. (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. (bkz: avâm). emsalsiz, eşsiz (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). (a.b.zf.) ikiden biri. a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. asıl sahipler, otokton (yerli) halk. (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer şeyler. (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. (a.s.) rivâyetçi. (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. (a.i. hubz'un c.) ekmekler. (a.i.) böğrülce tanesi. (a.s.) divâne, deli, kaçık. (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse.

ahbes ahbeseyn ahbeş ahbiye ahcâl ahcâr ahcâr-ı dalle ahcen ahceste ahd Ahd-i atîk ahd-i cedîd ahd-i karîb ahd ü peymân ahda' ahda ahdâk ahdân ahdar ahdâs ahdeb ahdeb ahdebiyyet ahder ahder ahderiyy ahdî ahd-nâme âhek âhek-i siyâh âhek-i tefte âhen âhen-i cüft, âhen-i gâv âhen-âşiyân âhenbe

âhen-câme âhen-cân âhen-dest âhen-destâne âhen-dil âhene

(a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). (a.i.) Habeş, Habeşî. (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. (a.i. hacer'in c.) taşlar. coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. yakın zaman, evvelki zaman. yemin, and. (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. (a.s.) kambur. (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. (a.i.) kamburluk. (a.s.) şaşı adam. (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. (a.i.) yaban eşeği. (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). (f.i.) kireç. rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. sönmemiş kireç. (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. saban demiri. (f.b.i.) dikiş yüksüğü. (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber" de denilir]. (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). (f.i.) demir halka.

âheng âheng-i esvât

âheng-i ezelî âheng-i savâit âheng-i selâset âheng-i taklîdî

âheng-i tarab âheng-i tasîrî

âheng-dâr âhen-ger âhenger-i gayret âhengerî âhen-hâ[y] âhenî, âhenîn âhenîn-ciger âhenîn-dil âhenîn-reg âhen-keş âhen-pûş âhen-reg âhen-rübâ âhen-sâ, âhen-sây âher âher-ün-nehr âheste âhestegî âheste-rev ahfâ ahfâd ahfâs ahfaz ahfeş

ahfiye

(f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. gr. sesli, uyumu. ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. (f.b.i.) demirci. gayret demircisi. (f.b.i.) demircilik. (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. (f.b.s.) cesur, dayanıklı. (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. (a.s.) başka, diğer, gayrı. ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar.

ahger ahger-i sûzân ahgül ahibbâ ahid ahid-nâme ahid-şiken ahîha âhîhte ahillâ ahille ahîr âhir âhir-kâr âhir-ül-emr âhir-bîn âhire âhire âhiren ahîren âhiret âhiretlik âhirîn âhirûn âhir-zamân ahissâ âhiyâne âhiyye ahîz âhiz ahiz âhize ahkab ahkad ahkaf ahkâm ahkâm-ı adâlet ahkâm-ı adliyye ahkâm-ı âmire ahkâm-ı asr ahkâm-ı nâhiye

(f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. yakıcı kor. (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal. (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). (a.i.) (bkz. ahd.) (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. (a.i.) bulamaç denilen yemek. (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. (a. zf.) nihayet, son olarak. (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. en nihâyet, sonunda. (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. (a.s. âhir‘in müennesi). son. (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. (a.zf.) sonradan. (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. (―kab‖ uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. (―kad‖ uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). adalet hükümleri. 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. huk. emredici hukuk kuralları. asrın hükümleri. huk. yasaklayıcı hukuk kuralları.

ahkâm-ı nusret ahkâm-ı şahsiyye ahkâm-ı şer'iyye ahkar ahkem ahkem-ül-hâkimîn ahker ahkûk ahlâ ahlâb ahlâf ahlâf ahlâk ahlâk-ı fâzıla ahlâk-ı hamîde ahlâk-ı hasene ahlâk-ı umumiyye ahlâk-ı zemîme ahlâkıyyât ahlâkıyyet ahlâkıyyûn ahlâl ahlâm

ahlas ahlât ahlât-ı fâside ahlât-ı mahmûde ahlat ahlef ahles ahliyâ ahmâ anmâ ahmak ahmak-âne ahmakî ahmakiyyet ahmâl ahmâl ve eskal

1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. huk. şahsî statü, fr.statut personnel. huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. (a.i.) ateş koru. (f.i.) ham zerdali. (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler. (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. faziletli huylar, iyi ahlâk. övülecek huylar. güzel huylar. (bkz: âdâb-ı umumiyye). kötülenecek huylar, kötü (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. bozuk usareler. normal durumdaki usareler. (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. (a.s.) solak [adam]. (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ağır yükler.

ahmâs ahmâs-ül-kadem ahmed Ahmed-i Muhtar âhmend ahmer Mevt-i ahmer ahmer-i safrâ ahmerân ahmes ahmez ahnâ' ahnâ' ahnâs ahnâsiyye ahnef ahnes âhond ahrâ ahrab ahrâc ahrad ahrak ahrâm

ahrâr ahrâr-âne ahras ahrâs ahraz ahre Ahreb

ahrec Ahrem

ahremî ahres ahreş ahret ahretlik ahriyân ahruf

(a.s. humus'un c.) beşte birler. anat. ayak tabam. (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Hz. Muhammed. (f.s.) yalancı hîlekâr. (a.s.) kırmızı, kızıl. kanlı ölüm. biy. öd şansı, fr. billirubine. (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. (a.s.) basık ve sivri burunlu (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. (a.s.) daha lâyık, münâsip, (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar. (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. (a.i.) veresiye. (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). (a.s.) [at v.b.] alacalı. (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. eski [şey]. (a.s.) sert, katı [şey]. (a.i.) (bkz: âhiret). (a.i.). (bkz. âhiretlik). (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler.

ahsâ ahsar Kelâm-ı ahsar ahsâs ahseb ahsem

ahsen ahsen-i takvîm ahsen-ül-hâlikîn ahsen-el-kasas ahsüme ahşâ ahşâ' Ahşâb ahşâm ahşef ahşen âhşîc, âhşîg âhşîcân âhşîg âhşîgân ahşîşân âhşüme Ahşâ ahşâ' ahtâb ahtal ahtam ahtâr âhte

Ahtem ahter ahter-i dün-bâle-dâr Ahterân ahterbîn ahter-gû Ahterî-i Kebîr ahter-sûhte

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer. (a.s.) en kısa, pek kısa. en kısa söz. (a.i. hiss'in c.) duygular. (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. (a.s.) uyuz [adam]. (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. (f.i.) zıt ve uygunsuz. (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (a.i. hatab'ın c.) odunlar. (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı]. (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. (a.s.) siyah şey. (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). kuyruklu yıldız. (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz.

ahter-şinâs ahter-şümâr ahû âhû âhû-yi âteşîn-dem âhû-yi çîn âhû-yi bezm âhû-yi Çîn âhû-yi dünbâle-dâr âhû-yi dünbâle-keşîde âhû-yi felek âhû-yi harem

âhû-yi hâveri âhû-yi leng giriften âhû-yi ner âhû-yi sifîd âhû-yi simîn âhû-yi şîr-efgen, âhû-yi şîr-gîr âhû-yi tatar âhû-yi zerîn âhû-beçe âhû-bere âhû-bere-i felek âhû-çerende âhû-dil âhû-güzeşt âhû-mâde âhûn âhûn-ber âhûn-bür âhû-nigâh âhû-pâ âhûr âhûr-i çerp âhûrî âhuvân âhuvâne âh u zâr ahvâl ahvâl-i âlem ahvâli askeriyye ahvâl-i hâzıra

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. Güneş. Güneş. bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. güzelin sihirli gözü. kenarı sürme ile genişletilmiş göz. Güneş. 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. Güneş. (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. erkek ceylan. seçkin dilber. sâkî; 2) sevgili. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. Tataristan'ın mis karacası. 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. (f.b.i.) ceylan yavrusu. Güneş. (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. (f.b.i.) dişi ceylan. (f.i.) delik, yarık, lâğım. (f.b.s.) kara hırsızı. (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. (f.i.) ahır, dam. yiyip içme bolluğundan kinaye. (f.i.) hardal. ceylanlar, karacalar. (f.zf.) ahuca, âhucasına. (f.b.i.) ağlayıp inleme. (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. dünyanın gidişi. askerî durumlar. zamanın şartları.

gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk.

ahvâl-i ism

ahz ü sirkat ahz ü siyâset ahzâ ahzâb

ahzad ahzân ahzâr ahzar ahzeka ahzel ahzem ahzen ahzer âib Âid âidât âidât-ı ticâriyye

âide âidiyyet âik, âyik âika âil, âyil âile âile-perver ailevî âilî ainne âiş âiz aizze âj âjeh âjende âjeng âjig âjîh

ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). yakalama ve öldürme. (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. (a.s.) beli kırılmış [adam]. (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. (a.i.) ait olma, ilişkinlik. (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). (f.i.) çamur, harç [binalarda]. (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. (f.i.). (bkz. ârîğ). (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak.

âjîne âjîr

âjirâk âjüg â'kab akab Akabinde akab-ı leşker akabât akabe akab-gîr akab-gîrân akabî akab-rev akade akaid akaid-i dîniyye akaik akaim ak'ak akakir a'kal âkal Akalim akall akall-i kalîl akalliyyet

akam akam akamet akar Akarât akaret akarib akarib akas akasî akasır

(f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. arkası sıra; derhal. bir asker kolu veya kıtasının gerisi. (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire). (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. (a.s.) önceye ait. (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). (a.i.) saksağan. (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). azın azı, en aşağı. (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). (a.i.) pis kokulu olma. ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır).

Akasîm Akavîl akbeh akbel akbiye akd

("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik. akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören.

âkıbet-bînî âkıbet-endîş akıl âkıl âkıl-ül-ukalâ âkılân âkılâne âkılât âkıle âkım âkır akıs âkı âkıs akîb âkib Akib akid âkid akîde âkideyn âkif akîk akîk-i Yemânî akîk akika âkil âkil-ül-beşer âkil-ül-cerrâd âkil-ül-esmâk âkil-ül-haşâyiş âkil-ül-haşerât âkil-ül-hevâm âkil-ül-hubûbât âkil-ül-lühûm âkilet-ül-ekbâd âkil-ül-küll âkil-ül-lahm âkil-ün-nebât âkil-ün-nemel âkil-üs-semek âkile Akim

(a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. (a.f.b.s.) sonunu düşünen. (a.i.). (bkz. akl). (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. akıllıların akıllısı, çok akıllı. (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). (a.f.zf.) akıllıcasına. (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). (a.s.) inatçı. ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. (a.s.) pis kokulu. (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). (a.zf.) önce. (bkz: akeb). (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. Yemen akîki. (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], insan eti yiyen [adam]. çekirge ile beslenen. zool. balıkçıl, fr. piscivore. zool. otçul, fr. herbi-vore. zool. böcekçil, fr. in-sectivore . haşaratla beslenen. zool. tanecil, fr. grani-vore. zool. etçil, fr. carni-vore. (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. her şeyi yiyen. et yiyen, etçil.. otla beslenen, otçul. zool. karınca yiyen. balıkla beslenen. (a.i.) hek. yenirce denilen yara. (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr.

âkinc akir âkis akis âkise akk akk akkâm akl akl-ı bâliğ akl-ı beşer akl-ı evvel akl-ı fa'âl akl-ı hayvânî akl-ı ilâhî akl-ı insânî akl-ı küll akl-ı maad akl-ı maaş akl-ı nefsânî akl-ı selîm akl-ı şeytânî aklâm aklâm-ı devlet aklâm-ı sitte aklen aklen ve naklen aklî aklî ma'lûliyyet aklî muvâzene akliyyât akliyye akliyyûn akm akmâr akmed akmer akmî akmise akmişe aknâ akna' aknân akrâ'

(f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. (a.i.) . (bkz. aks). (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). (a.s.) serkeş, inatçı. (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. (a.i.c. ukul) akıl, us. ergin kimsenin hâli. insan aklı. 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. tanrı zekâsı. insan kavrayışı. tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. geleceği kavrayan akıl. geçim fikri. kendini koruma içgüdüsü. sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). şeytanî zekâ. (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. resmî dâireler. [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. (a.zf.) akıl ile, akıldan. akıl ve nakil yoluyla. (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. akıldan hasta olma. zihnî denge. (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. (a.s.) ensesi uzun ve kalın. (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış bezler, dokumalar. (a.s.) ince ince yumru burunlu (a.s.) en çok kanaat eden [adam]. (a.i. kınn'ın c.) kullar, köleler. (a.i. kara'nın c.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).

(a. 2. 1.akra' akrabâ akrah akrân akrâniyyet akrâs akre akreb akreb akreb-i mekniyyât akrebâ akrebe akrebek Akrebî akrebiyye Akren akret akribâ akriha akrubân aks aks-i da'vâ aks-i müddeâ aks-i mülevven aks-i sedâ aks-ül-amel aksâ aksâ-yı emel aksâ-yı garb aksâ-yı merâm aksâ-yı merâtib aksâ-yı şark aksâ-yı yemîn aksâ-yı yesar aksâ-l-merâtib aksâb aksâd aksâm (a. zekî bir câriye. 3. (a.s.) erkek akrep. Japonya. 4.i.) akrebe ait. fr. akarîb) 1. çarpıp geri dönme. karşısav. 2. (bkz. . [aslı akribâ' dır]. (a. 4. ülkü. temiz su. lât. akrep şeklinde. (a. yaşdaşlar. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme. (a. başının saçı dökülmüş olan.i. akranlık. (a. (a. (bkz: akraba). çatışkı. karah'ın c. kısm'ın c.) 1.s.c. dazlak.) dişi akrep. 2.f. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır. mefkure. bölümler.) aralannda soy yakınlığı olanlar. huk. en son. ayakkabı bağı.i. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. kusb'un c. 2. astr.) kırık şey. sonra oğlu A ya. uzak batı. (a. mec.) yuvarlaklar.) 1.) eş ve benzer olanlar.) alnı beyaz at. (a.s. scorpion. yaşıtlar. saatin kısa ibresi. (a. dişi akrep. boydaşlık.i. küçük akrep. uzak doğu. arzuların son haddi. reaksiyon.i.i.) 1. ağaçsız tarla. scorpius. Çin. (bkz.) büyük bağırsaklar.i. karîb'den) (en.i. fr. pek) yakın. karîb'in c. akrepler. (a. insanı akrep gibi sokan kimse.s. ekasî) son.i. zehirli ve tehlikeli hayvancık. (a. (a.) çatık kaşlı [adam]. kurs'un c.) kısırlık. ed. (a. en sol.i. scorpionides.c. sonra çocuklarına şart etse. yankı.s. saatin kısa ibresi. fr. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine.c. rütbelerin en ilerisi.i. zıt teorem. çevik. ukûs) çarpma. (a.i.) akran oluş. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur].) parçalar. en sağ. (a. çemberler.s.s.) karîn'in c. (a.s. (a. (a. (a. 3. 2. (a. daha.) zool. (a.i. kusvâ). akribâ).i. tepki. uzak.i.).) 1. (a. çıplak [dağ]. rütbelerin en büyüğü. ideal. renkli akis.i. dâireler.) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan. 2.

(bkz: gubâr). kızıl çehreli [adam]. kasîr'den. kuduz köpek. zıt. kavim'den) en (daha. nasipler. kavisler. mehmûz. c. huysuz. (a. kıst'ın c. kavm'in c. günlük yiyecekler. (a. inatçı. 2. tersevirme. (a.) kum tepeleri. harf" bölümleri. (a.) sağlam ve kuvvetli olanlar. kutb'un c.) yemekler.s. (a. kuru ayaklı hayvan. (a. kelimelerin " sahîh.) baykuş. i.i.) kudurmuşcasma. akasır) en (daha. kutr'un c. (a. 2. 2. yanlar. çok) doğru. (a. (a. terakkinin son basamağı.). misâl. 2.) 1. 2. 2. kuduz [hayvan]. fiz. gebe [hayvan]. . geçimsiz. kesmeler.s. (bkz. fiil.) hisseler.i.) 1. (a.f. (f. ısıran. beylik arazîler. uğursuz. en son gaye. fr.s. (a. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam].i.) büyük belâlar. (a.aksâm-ı kelâm aksâm-ı seb'a aksâm-ı selâse aksar aksat aksât aksâ-yı bilâd aksâ-yı murâd aksâ-yı şeb aksâ-yı terakkî aks-el-gâye aks-endâz akser akser-i eyyâm akser-i turuk aksî aks-i mürekkep aks-i te'sir akşer akt akta' aktâ' aktâb aktân aktâr âkû akûb akuk akur Kelb-i akur akur-âne akvâ akvâl akvâl-i hakîmâne akvâm akvâm-ı beşer Akvâs akvât akvât-ı yevmiyye akvâz akve akvem akveriyyât. kırılmalar. (a. pek doğru şey. nakıs. (yedi kısım) Arap gr. 'tepkime.i.i. (a.) 1.i. tarikat kurucuları.zf.) eli kesik [adam]. geçim.s. filozofça sözler. muzâaf. ulular. (a. sıkıntılı vakit. ecvef' bölümleri. dönemeçler. ilgiyi kesmeler.) kırmızı yüzlü. (a.i. yenilecek şeyler. (a. (a. avlu. kutn'un c. 3.) 1. azîzler.s.i. lefîf.s.i. büklümler.) toz. yegâne arzu.s.) 1. günlerin en kısası. (üç kısım) Arap gr. insan kavimleri.) tararlar. lâkırdılar.) sözler. "isim. kavî'den) en kavı. pek) kısa. (a. yaylar. en kısa yol.i. (a. reaction. azıklar.s.f. (a.i.b. kavî'nin c. uluslar. anasına babasına itaat etmeyen. (a. kavz'in c. i. (a. kavs'in c.s.) vaktin tesbîti. viraar.) evin önündeki açık meydanlık. efendiler. (a. yolların en kısası. kavl'in c. contraposition. en son. paylar. kuduzcasına. mant. (a. (bkz: kutub).) yaralayan.c. bir memleketin hudut bölgeleri. kut'un c. söz bölükleri.i. kim.i.) çarpıp duran.) 1. (a. tepki. 3. akser).. akverîn akves akviyâ' gr.) milletler. azgın.s. (a. çok kuvvetli.) pamuklar. pek. (a. puhu kuşu. ters.i.) sahipler.i. ve s.s. gecenin son demleri.s. fr. ters.

) elden geldiği kadar.) olduğu gibi. alâ külli hâl (a.i.i.s. alâ (a. eyl'in c. kıymeti yüksek olan.).) (daha. "ilişkiler.i. e d.(a.) hükümler. dek. pıhtı kabilinden olan. alâ kavlin (a. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak.) pek aksak.) her halde. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. alefin c.s. alâkavî (a.) ihsanlar. alâ hâlihi (a.) 1. pıhtılaşmış kan.zf. alâmet'in c.zf. büyüklük. hayvan yemleri. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin. en. belgeler. alâka-dâr'ın c.) 1. tek başına. sülük.i. ilişikli.) sakız.) iki takdirden herbirine göre. fr.s. kıyâs'ın c. alakiyye]. (bkz. kazî. (a. âlâ.) kirleten.) "ilgiler. (a. evlât. olduğu kadar. âlâf (a. akyise akzâ akzel akziye âl âl âl-i abâ .) üst.) âdetin cereyanı üzere. alâ kil-et-takdîreyn (a. alâka-bahş (a. üzere.zf.) anat. kıyâs). a'lâ (a. âlâ (f.c. alâim (a. alaki (a.) hîle.) ayrıca. alâka-dârân (a.s. meteor. 2. (bkz: alâmât). 2. alâif (a. (bkz: bi-eyy-i hâl). pek) bilgin.s. (a. bâlâ). (a. alâim-i semâ. aile. otlar. alâkiyye (a. alâ kadr-il-imkân alâ kadr-il-istitâa (a. (a.) ilgilendiren. âl-i kadir kadri.b.i.s. 2.i. hirudinees. alâ-hide (a. sülükgiller. alâk (a. alâka-dâr (a. âlâ cery-il-âde (a.i. en.s. (bkz: münâsebet). i. her nasıl olsa.s. samanlar.i. düzen.) nişanlar. ilgililer. alak-ı dem kan pıhtısı. ulûfe'nin c. pek) yüksek. alâik (a. alâka-dârân) ilgili. c.f.) olabildiği kadar. alâ-eyyi-hâl (a. 2.) 1. (bkz: ulufe). [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi]. alâka'mn c. (bkz.) güç yettiği kadar. güç yettiği kadar. (bkz: âlî. pıh-tımsı.i.i. ulüvv'den) yüce.) birinin sözüne.zf.f.zf. alâkat) l. iddiasına göre.s.b. alak (a. âdyende. (a. âl (a. alâik. ale (a.s.) binler.) 1. şan. "ilişki. kadî'den) fıkıhda (daha. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir.). çok topal. 3. Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme.zf.f. zf. âl-ül-âl pek yüksek. kazâ'nın c. şeref. alâ kadr-it-tâka (a. damadı Ali. elfin c. âlâ (a.s. yüksek.zf. 2.) rütbece yükseklik.) şöyle böyle.s. alâim-i cevviyye astr. bahşişler. sempatik. sülâle.) alâkalılar. alâka (a.zf. torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi.i.i.b. sülük nevinden [müen.) zool. a'lâf (a.zf. kavs-i kuzah).*ilgi.zf.

(a. s. alenilik. açık. (a.) nöbet yoluyla. (bkz: alenen). hep birlikte.) alev. gözle ilgili dürbün. ayırıcı işaret. şöhret.i.i.i. ahzân). nişanlar.zf. fr. (a.i. alâim) l. bir şeyin dış yüzü. (a.) eğlence yoluyla. astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler.zf. alâmet'in c.zf. bayraklar. fiz. kabîle başkanlan. ilâve'nin c. illet'in c.i. âlâve alâ-vechi alâ vech-il-isti'câl alâ vech-il-ihâta alâ-vech-it-tafsîl alâ vefk alâ vefk-il-matlûb alâvî âlây âlây-ı vâlâ alâye (a. ateşli silahlar.i.i. (a. (a. sancaklar. yüksek dağlar.alâ külli şey'in kadîr a'lâl âlâm âlâm-ı fikr âlâm-ı gurbet âlâm u askam a'lâm âlâ mâ-faraz-Allah alâmât alâ melei-n-nâs alâ merâtibihim alâmet alâmet-i fârika alânî alâniyet alâniyeten alâ-rivâyetin âlâs âlât âlât-ı basariyye âlât-ı câriha âlât-ı katıa âlât-ı nâriyye âlât-ı rasadiyye âlât-ı tab'iyye âlât-ı ziyâiyye âlât ve edevât âlâ tarîkın alâ tarîk-ilhezl alâ-tarîk-il-hezl alâ-tarîk-il-icmâl alâ-tarîk-il-istişhâd alâ-tarîk-il-kıyâs alâ-tarîk-il-münâvebe alâ-tarîk-iş-şehâde alâ-tilk-en-niam âlâv. (a.zf. 2. iri. 2. kocaman. alenen. aygıtlar. herkesin önünde.c. (a. (a.i. has isimler. (f. tafsîl üzere. arma.zf.cü.zf. . (a. alâmât. (bkz: alâim). acılar.) 1. istenilene uygun olarak. kesici âletler.) yüksek yer. (a. alay suretiyle. tanık göstererek. (a. takımlar. üzüntüler ve hastalıklar. sızılar. (bkz: ale--dderecât).zf. (a. 2. yal. avadanlık. herkesin önünde.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır. ışık araçları.) şahit. (bkz. meydanda.) ilâveler.) 1.zf.) üzere mânâsına acele üzere. 5 . vatandan uzak kalma acılan. iz.) gözö-nünde. yaralayıcı âletler. (a. sırasıyla. ışık vâsıtaları.) kederler. ün. kederleri.) odun kömürü.elem'in c. fikrin elemleri. (a. (a.) alay.inceden inceye.zf. âlet'in c. sebepler.) açıkça.) kıyâs yoluyla. cümbür cemaat.) bu nimetler karşılığı üzere. (a. içine almak üzere. 2.i. 3.) şahitlik yoluyla. baskı âletleri. elemler. (a.) 1. instrument d'optique.i. nişan.) kısaca. (a. 3. sınır işaretleri. (a. alem'in c.) her şeye gücü yeten. (f.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. yükseklik.zf. işaret.zf.zf.) rütbelerine ve derecelerine göre. söylenenlere bakılırsa.) izler. zf. (a. (a. hastalıklar. hep beraber. (a. gurbet elemleri. hezl yoluyla gibi. herkesin gözü önünde.i. nöbetleşe.zf. (a.) açıkta.) Allah'ın farzettiği üzere.) vâsıtalar.) rivayet edildiğine göre. (f. gözlük gibi optik âletler.zf.zf. damga.i. 4. (a. belge.

fr.) çok veya en teklifsiz. .zf. 3.zf.) hele. bulaşıklık. (a.s.) gölge hâdisecilik. bayağı. çamur. i. dünyâ.) 1. pek.âlâyiş Alcem âle âle alebât alebe alebî.zf. gösteriş. ale-1-amyâ). (bkz. sünbül-i asâfir). 2. (bkz: ekseriyyâ). (a.) hesaba sayarak. has isim.zf. âlimlerin âlimi. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir].) tuhaf.) birer birer. alebe'nin c. sarıgın altın teli.zf. (a. fakirlik. (bkz: ale-1-ımıyâ). depdebe.) topluca.c. 2.i. boyuna. nişan.c. (a.zf. toplu olarak.) uzun boylu. alekat) 1. (f. sülükgiller. dehr). capsules.) çabucak. rastgele. 1. âlim'den) en (daha. (a.) 1. (a. (a.i. 8. yulaf. (a.i. (bkz: âle. alebât) bot. ("ka" uzun okunur. epiphenomenisme. a'lâm) 1.zf.zf. (a.zf. 7.zf.) gölge hâdise. basbayağı.zf.zf. (a. birlikte. (f.zf. (a. 2.s. 6. fr.) kaideye kurala göre. capsules. a. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak.zf.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek.i. 4 yüksek dağ. yapışkan balçık. uzun. (a. pıhtımsı (kan). boş bulunarak.s.) bot. (a. (a.c. 2. genel olarak. âlemûn.i. çanaklar. 2. fr. mutlaka. yetecek kadar. (bkz.zf. o.i.körlemeden. 2. 5.) derecelerine göre.i.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. (a. (a. sülü-ğümsü. ençok. (a. bulaşma. (a. saman.c.) çok vakit. âdet olduğu üzere. (o. kan pıhtısı. genel olarak. 2. (bkz: garîb). (a. 2. (a. dalgınlığa getirerek. minare tepesi. epiphenomene.i. şaşılacak şey. (bkz: âlek. ot.) körü körüne.) zool. [aslı ale-1-ımıyâ'dır].zf. teker teker. (a. bilgin. a'lâf.) aralıksız. ayrı ayrı. fr.zf. avalim) 1.) 1. birbiri ardınca.) dalgınlığa gelerek. hayvan yemi. (a.i. sırasıyla.) müştereken. kan pıhtısı.i. cana yakın. (a.b. körlemeden.zf. dudaktaki çatlaklık.zf. sürekli olarak.) derhal. çanak ile ilgili.s. âlenıîn.) körü körüne.) yemiş kapçıkları.zf. (a. bayrak. yemiş kapçığı. (a. fr.) 1.s. a. (a. sünbül-i asâfir). (bkz: aceleten). husûsiyle.) yeter derecede. capsulaire.) umumiyet üzere.) I. sancak. yemiş kapçıkları. tantana.zf. (a. alâmet. sınır işareti. çokluk. çarçabuk. alebiyye ale-d-derecât ale-d-devâm alef âlef âlek âlek aleka alekî alekıyye ale-l-acâib ale-l-acele ale-1-âde ale-l-amyâ ale-l-ekser ale-1-fevr ale-l-gafle ale-1-hâdise ale-1-hâdisiyye ale-l-hesâb ale-l-husûs ale-1-ımıyâ ale-l-ıtlak ale-1-icmâl ale-l-infirâd ale-1-istimrâr ale-l-iştirâk ale-l-ittisâl ale-l-kaide ale-l-kifâye ale-l-umûm ale-l-usûl alem a'lem a'lem-ül-ulemâ âlem (f. çanaklar.) aralarında fasıla olmadan.) daimî surette. (a.s. nasıl olursa olsun. (bkz: alâ-merâtibihim). birden. (a. (f. defaten. (a. (a.zf.) umumiyetle. bilginlerin bilgini.) yol yordam gereğince. çok) bilen. cihan. (a. alûfe [ulufe olarak da kullanılır]. (a. sülük.i.

[Buna "âlem-i mülk.) dünyâlar.f. dünyâyı süsleyen. en yüksek âlem.b.f. âlemiyân (alemî'nin c. âlem-i şems Güneş ve peykleri.i. âlem-i âb âlem-i âhiret âlem-i berzah âlem-i berîn âlem-i ceberût . 2. alem-efrahte (a. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı.) cihanı parlatan. insanlar. âlem-i lâhut Tanrı âlemi. bütün âleme yayılan.) âlemi. âlem-i kitmân saklı âlem. âlem-i hiss. âlem-i gayb görünmez âlem. yaradılışın dördüncü basamağı. âlem-i ulvî ruhlar âlemi.b. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir.f. siyâset dünyâsı. halk. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı.) bayrak çeken.f. meç. âlem-i esbâb madde âlemi. öteki dünyâ.b. âlem-i şahâdet tas.f.) 1. insanlar. âlem'den. âlem-i ervâh ruhlar âlemi.f. avalim). kişinin kendinden geçip daldığı âlem.s. 3. âlem-i nâsût. 2. âlem-i kudsî Tanrı âlemi. bayrak kaldıran. âlem-i nâr ateş dünyâsı. var olma dünyâsı. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem.b.) cihanı tutan. orta ait. âlem-i kevn varlık âlemi.s. âlemâne (a.) bayrağı kaldırmış.Tanrının bulunduğu dünyâ.) dünyâya ait. öteki dünyâ. (bkz: sancak-dâr). fânî dünyânın dışında olan âlem. alem-dârî (a.f.i. mânâ.) bayraktarlık. alem-efrâz (a.s.s.c.i. âlemîn (a. fânî dünyâ. alemî (a. içkili eğlence. 4.) iki âlem. âlem-i fânî fânî âlem. âlem-i ma'nâ rüya âlemi. âlem-i istiğrak iç dünyâ. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır.zf. âlem-i eflâk ü encüm.) insanoğluna ya-kışırcasına.s.s. alem'den) has isimle ilgili. dünyevî. (bkz: âlemûn. âlem-i menâm. (bkz: mânend. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. âlem-i siyâset siyâset âlemi. âlemeyn (a.içki âlemi. dünyâyı zapteden. bütün âleme ışık saçan. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî.f. alemiyyet (a. c. âlemiyân) cihâna mensup.f. bu dünyâ. rüya âlemi.b.s. insan.b. yükseltmiş.s. âlem'in c. âlem-i anâsır. 1. âlem-efrûz (a. âlemî (a. bu dünyâ.i.s. [dünyâ ile âhiret |. âlem-i hâb uyku âlemi. âbâd). âlem-ârâ (a. eğlence. bayrak taşıyan. lüzum. âlemi-yâne (a. alem-dâr (a. âlem-i mevâlid" de derler].b. âlem-i misâl uyku.) âleme mensup olanlar. âlem-gîr (a.

zf. âlât) 1.zf. fr. parlayan.b. açık müzâkere. (a.) âlemi süsleyen.i. aydınlatan.) 1. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse.b.b. kararlamadan. (a.âlem'in c.) dünyâyı gösteren. (bkz: alâniyet). (a.i.) açık. (a.) karşı. (a.i.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz. (a.c. kızılbaş.) cihanı yakan. (a. (a. erkenden. birbiri ardınca.s.b. (a. (bkz: alâniyeten).) dünyâyı parlatan.i. uzun uzadıya.b.) herkesin beğendiği [yer.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri.) 1. (a.e.zf. (bkz: cihân-şümûl).) seherleyin.) mufassal olarak.f. gizli olmayan. meydanda olma.) sırasıyla.f. açıktan açığa. 3.f. bir boyda. saldıran asker. (t.f. gün doğmadan evvel.f. (a. (a. (a.s. 2. (a.) aşikâr.zf.s. arka arkaya.c.s.i. 2. siper. (a.zf. en çok.) açıkça. (a.b.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz.zf.e. vâsıta.) dünyâlar.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde.) sabahleyin.) senin üzerine.) alevlenen. dessiccateur.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli.âlemli âlem-nümâ âlem-penâh âlem-pesend âlem-pîrâ âlem-sûz âlem-şümûl âlem-tâb Âlemûn alen alenen âleng alenî aleniyye Müzâyede-i aleniyye Müzâkere-i aleniyye aleniyyet ale-r-rağm ale-r-re'si ve-l-ayn ale-s-sabah ale-s-seher ale-s-seviyye âlet âlet-i musavvat âlet-i tecfîf ale-t-tafsîl ale-t-tahkik ale-t-tevâlî ale-t-tahmîn ale-t-tahsis ale-t-tertîb alevgîr alev-hîz Alevî alev-keş alev-rîz aley aleyh aleyhâ aleyh-dâr aleyhi aleyh-il-la'ne aleyhim. (a. (a. .f. peki.zf.c.b. avadanlık.f.e. (bkz: edevat). avalim). 2.) alenî. (a. zıt. (a. hele. (bkz. aleyhimâ aleyh-is-selâm aleyke (a.) arası kesilmeksizin. göz önünde.zf.) cihanı saran. bir düzen üzere.s.)hususî olarak. açık artırma. (a.b.b.) "baş ve göz üstüne" başüstüne.zf. (a.f.) onun üzerine.) 1.s.) aşağı yukarı.) alevlenmiş.f.) alevlenen. aygıt.s.t.f. karşıt.) karşı. (a. (bkz: âlemin.s. (a-i. (a.zf.i. (f.c. (a. (a.) rağmen. (a. muhakkak). s.b.f.i.) alevden fırlayan.) gözönünde olma.s. kurutaç. (a.) muhakkak surette. seher vakti.zf.b.s. şey]. (a.f.b. müsavat üzere. istihkâm.) âlemin sığınacağı yer.c. (t. makine.i.s. (t. (a.s. fız.) onun üzerine olsun. açık. göz önünde. besbelli. (a. (a. (a.s. (a. 2.b. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi. (t. mikrofon.zf.

s. meşhur bir çeşit lâle.b. âlî kadr (a.) âlimler. sakat.s.) ilâhlar. âliyye (a. âlim-ül-gayb (a.s. cömert. alîn (a.b.f. pusarık. âlih (a.i.s. büyük.) mayası yüce olan. bilgin.s. âlihe (a.b.) soyu yüksek ve temiz olan. ünlü. âlî-şân (a.s.s.i. alîl (a. koyu ve parlak pembe.) bahtı yüksek. alîk (a.f. eden. âliye (a.b. âlim-âne (a.b. [birincisi] erkek. kederli.i. kör.) himmeti yüksek olan. âlî-makam (a. okullar.) 1. alîm (a.) bizim üzerimize olsun.s. çok saygıdeğer.b.it. âlî. dördüncü halîfe. ilâh'ın c.) yüksek yara dılışta olan. çok takdir edilen. [Allah'ın sıfatlanndandır.) (bkz: civân-merd-âne).b.b.) tapınılan şeyler.s.) sizin üzerinize. illet'den) l.i. âlihât (a. âlim (a. yemin edici. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir. şerefli. aliyy (a. (bkz: a'mâ).zf.h. [ikincisi] kadın adı. ("gu" uzun okunur. alî (a. 2.) makamı yüksek.) Allah bilir ki. meşhur bir çeşit lâle.) yem torbası. 2.b.) yüksek. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. bilginler.]. hasta. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler. (f-s. 3.) 1. ilm'den) çok bilen. râzık-ül-verâ).) alenî.) hafif mizaçlı.) âlime yakışacak surette. tanrılar. âlî-cenâb (a. şan ve şerefi büyük olan. alîf (a.i.) âlete mensup.) elemli. âlî tebâr (a. ıztırap çeken. 2 .f. necip. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün. meşhur. âletle ilgili.e.s.s.s.(a. mabutlar.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve amcazadesi.b.f. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim.) yeri. çok talihli. âlim (a. mabut.) 1.) al renginde.f. âlî-mekân (a. âlî-cenâb-âne (a. haysiyetli kimse. âlih (a. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir]. i.b.s. âliye (a.s. Âliye (a.) hayvana bir defada verilen yem. f. çok kıymetli.b.s.s. Tanrı.s. i.) yüksek rütbeli.i. alimallah (a.i. (bkz. serap. 2. yüce.s. âlî-güher (a.) 1. ulüvv'den) 1. alîk-üd-devâb yem torbası. ulemâ') çok okumuş. (a. 2.b. tepesi.i. derecesi yüksek olan.) bir şeyin en yukarısı. âlî-fıtrat (a. âlet'den) 1.zf. 2.f. 2. allık.s. âlî-himmet (a.f.) Allah.zf. âlî-baht (a.s.it. âlimân (a.i. âlete mensup. yüksek kıymette olan. ilm'den. c. âlihât) tapınılan şey.) Allah. âlim'in c. ulu. âlî-câh (a. Aleyküm aleynâ âlgûn âlgune . âlî. âlim-ül-guyûb (a. 2. âlih'in c.c.e.s.

) en yüce. (f.) 1. 2. [Allâm.b. en üstün.i. alûfe (a. meç.i.i.i. namussuz kadın. 2) yemin. 2.s. (a. dönek. 2.s. fahişe. alyâ (a.) can eriği. yücelerin yücesi. dalmış.) nazlanarak göz ucu ile bakan. tuğla fırını. Halik.) 1. âm-ı mukabil gelecek sene. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan.s.i. Allah'ın sıfatıdır]. ulüfün c. Rabb. çifte. âlûsî (f. körlük. âlû-bâlû (f.c.) sakızcı.i.b.b. alışık. şeftali. bulaşıklar. âlûde-dâmân. âlûde-gî (f. âlüğde (f. en a'lâ. 2.i. görmezlik. ermişler. önümüzdeki yıl.i.) acı hıyar.) şiddetle saldıran. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir. Allâhân (a. Allah.s.Allâhî'nin c. allame (a.c. [Farsça "âlîzîden" mastarından]. iffetsiz [kadın].) 1. âlû (f. Zerd-âlû [canerik] zerdali.) vişne.) 1. tüylü erik. Hûda). Allah adamları. bulaşık. âlûde-dâmânî. acı tat. Allâhî (a. ahşkan. âlûs (f.c.i. saldırıcı. 2.) eteği bulaşık. ulufe). erik. yağmur bulutlan. bilgisizlik.) kıç atma. âlüfte'nin c. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen. veliyy-ullahlar. (a.s.s.f. veliyy-ullah). sözünde durmaz. manevî körlük. (bkz: aşüfte).c.i.i.) 1. âm (a.s.i. amâ (a. [Hrisriyanlann "Pederoğul-Ruhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir]. âlüfte-gân (f. bulaşmışlar.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır].) çifteli [at]. 1) tasdik işareti. s.i. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan. âlû-gürde (f.b.s. câhil. âm-ül-fîl (a.b.zf. gök.) 1. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir]. . allak (o. yıl. suçlular.) namussuz kadınlar.i. ilm'den) çok bilgin. 2. âl-ül-âl (a.i. (f.) Allah adamları. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. kör. (a. âlûd. âlûde-dâmenî (f. allâk (a. kendisine güvenilmesi caiz olmayan [kimse]. yüksek yer.zf.s. allâm. Allâhiyân (a-i.) 1. âlûde (f. iffetsiz.) Tanrı. garkolmuş. bulaşıklık. acılık. 2. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur. a'vâm) sene.i.i.c.Ulûm-ı âliyye aliyy-ül-a'lâ âlîz âlîzende alkam alkame Allah Allah-Muhammed-Alî teknik bilgiler. Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim. acı hıyar. 2.i. (a. âlû-yi Buhârâ 1.i. yükseklik. (bkz. s.) günahkârlık. (bkz. âlûde-gân) bulaşmış. âm-ı kâbil. 2.) en iyi. âlufte-gân) 1. Türkistan eriği. âlûde'nin c.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma.) Allâhîler. Allâhiyân) Allah adamı. âlûde-dâmen (f. âlûde-gân (f. âlüfte (f.) 1. a'mâ (a.) fil yılı. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].

i. işlev yitimi.) gelme. geliş-gidiş. geliş. (a. varıp-gelme. zahmetli işler. saban demiri. ma'sumcasına emeller. (f.s.b. mathematique.i.) divit.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse. (f.) dolduran.b. – (f.t.) derinlikler. amel'in c. eziyetli. ma'mûreler.j-I (f. imâme'nin c. akromatopsi.i. süsleyen.) isteyerek ve bilerek.) ummalar.i.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi. sinler.) herkesin girebildiği umûmî yer. 1. say man.) sarıklar.) amcalar. nişan atılacak yer. âmâre âmâre-gîr amâs -âmây a'mâ-yı elvân a'mâ-ül-eşkâl amd amden âme âmed âmed ü reft âmed ü şüd âmedci âmede-gû âmeden-gâh (f.) 1. bölme]. ömr'ün c. (bkz: imaret). karar.i. bağış.i. renk körlüğü. hesap. çıkarma.i. niyet.âmâc âmâc-gâh.) derinlik.i.i.) göz pınarları. psik. hedef. emân amân-nâme a'mâr âmâr. b. (f.zf. (f. (a. emel'in c. karında su birikme hastalığı. metalürji.i.i. çarpma.b. nişan tahtası.i.i. (f. umk'un c. (bkz: şüd). geliş-gidiş. geldi -gitti.b.i. [toplama.) kast.s.) nişan yeri.i. 2.) 1. âmâc-geh âmâde âmâde-gî âmâh amâim amâir. 4. hayatlar.i. amm'ın c.fr. operation composee. (a. yaşlar. yazı hokkası. baş zırhlan. (a. imâret'in c.) muhasebeci. (a. (a. yaşayışlar. (f. bayındırlıklar.) 1. dört işlem.i.) 1. edi yitimi.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı. inceleme. yer derinlikleri.) hazır. (a. hazırcevap [kimse]. âmâh).i. (a. (f. karışık işlem.i. hazırlık. (f.s. (bkz. istekler. korkusuzluk. fr.) âmâdelik. garip şeyler.f.i. (a. şiş (bkz: âmâs).h. (a. 2. 2. 2. güzel işler.) 1. ıstıraplı. hoşa gidecek tuhaf. mat. geldi-gitti. âhen-i gâv). 3. (a. (bkz: umk). apraksi. ümitler. yaşanılan müddetler.i. .i. dilekler. hazırlanmış.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık.) kabarcık. 2.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim. (a. hayır müesseseleri.i. (f. eminlik. mat. (f. maak ve mauk'un c. (a. (bkz: âhen-i cüft. 3. bağışlama. (bkz: kasden). 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar. amâyir amâir-i hayriyye âmâk a'mâk a'mâk-ı zemîn amâkat a'mâl a'mâl-i erbaa a'mâl-i hasene a'mâl-i mürekkebe a'mâl-ül-ma'den a'mâl-i şakka âmâl âmâl-i kavm âmâl-i ma'sûmâne Amalika a'mâm amân. kavmin emelleri. (a. (f.i. psik.) işler. başa sarılan şeyler. (f.

s. önder.i. karışık.i. (a.) işyazar.) emeli olan.s. 3.zf. gelen.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz.cü. 3. sebep.s.b. (a. 4.i. (f.. niyet. (f.) uzun ömürlü. zayıf gözlülük. derin deniz.s. (a.f.zf. geliş. avâmil).i.s. (a.) hastaların ameliyat yapıldığı yer. amûd'un c. işleyerek. karışmış.) 1. (bkz: âmenna).) 1.h.f. âmihe]. güvenilir. (a..s.s.i. 2. (a.) karışmış. derin düşünce. meç. hakikat.s.tar. 1. genel.) 1. 2. yıllık. 2. (a.b. (bkz. diyecek yok.) iş yapmaktan kalmış. [yapma kelimedir]. 3.f. mütesellim. (a. 2. ergographe. işleyen. ayak. iki bacak. vergi tahsiline me'mur kimse. şef. 2. çok hasta. (f. sürgün.b. (a.umk'dan) derin. (f. (bkz: âmedci).) karışmış olma. karışık olan. mütevelli. 3.i.s. meydana getiren. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî.i. (f. amele. âmil'in c.) şaşkın.) yetki belgesi. pek yaşlı. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi. c.s. (a.) 1.) 1. (a. (bkz : amiyy).f. (a. (f.s. yılda. (a. travail elementaire.s. içsürmesi.) vergi tahsildarı." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık.s. fr.) 1. mahlut.) 1. çalışarak.i.). gözü zayıf olma. umûmî. bir işi yapan. amelî). diyecek yok!" anlamına gelir.s. avâmil) bacak. leyleklerin gelmesi. (f. işleyerek yapılan şeyler. amel'den. kolonlar.) (bkz: âmed ü şüd).cü. (a. şaşakalmış. kim. başlıca nokta.s. karışık. (a. (a. vâlî. komutan. 4. (a.senevî.i. tecrübeler. (a. sütunlar.i.) 1. yaygın. iş göremez durumda olan. i. iki ayak.) hakikî [mecazî karşılığı]. 2. (bkz: fiil).) direkler. 2.s. iş. şâir.) işleme suretiyle.âmedenî âmeden-i laklak âmedî âmediyye âmed-şüd amel amel-dâr amele amelehu amelen amelî amel-i cüz'î ameliyyât ameliyyât-hâne ameliyye amel-mânde amel-nâme amel-nüvîs âmen âmennâ âmennâ ve saddaknâ âmentü a'mer ameş Âmî amîd Âmid a'mide âmîg.) çok veya en emin. (a. fr.i.f. isteyen.) fiilen.b.s.) gümrük vergisi. (a.) işçi. umûm'dan) umûma ait. (a.) inandık. inandık ve tasdik ettik. c. [müen.i. (f. katkılı. . (bkz: âmîze). pratik.) Kur'an'da. (a. (a. operasyon.b. 2. i. aşk hastası.s.s. 2. (a.i. elemansal iş. (a. ırgat. (a.) Diyarbakır'ın eski adı. amel'den. berat.b. çiftleşme. âmîge âmîgî âmih âmîhte âmîhte-gî âmîje amîk Bahr-i amîk Fikr-i amîk âmil âmil âmile âmiletân amîm (f.

esenlikle.) 1. resmî. mâmur eden. [müen. (a. âmin diyen.b.) 1.amîm-ül-ihsân âmîn âmin alayı âmin Âmine âminen âmîn-hân âmîn-hânân amir âmir âmir âmir-i mücbir âmir-i i'tâ âmir-âne âmiriyyet âmirziş âmirz-kâr âmiyâne âmiyy amiyyâ -âmîz âmîze âmîze-mu[y] âmîze-mûyî âmîz-gâr âmîziş amm âmm ammâ ammâ ba'dü ammâl ammâr ammât âmme. (bkz: ammâr). bağışı umûmî olan.) hala.) umûmi.f. s. kır sakallı olma.s.s. affeden.s.i.) adîce. bayındırlaştıran. Tanrı. îmâr olunmuş.) kır saçlı.c.s. ammî. bahşişi. buyuran. 2. emreden.zf. (bkz: âmîje'). âmir olana yakışacak surette. (a.s.s. (f.) 1.) 1.b. bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse. emrederek. (a.f.) umûma mahsus olan.c. bağışlayan. yapıcılar.) 1. 2. genel olarak. emn'den) gönlü emin. (a.. uysallık. (bkz: salimen). (a. [bkz. (a.) amirlik. âminci.i. emn'den) sağlıkla. (a. fakat. 2.) yaraşan. . (a.b. ama. genel.) âminciler. buyuruculuk.i.s. (a. bağışlama.s. kalbinde korku olmayan.h.) görmeyerek. âmîn-hâ-nân). (a.s.zf. (f.yi içine alan.zf. (a. (a. şu kadar ki. (a. (a. bir memurun vazife bakımından büyüğü. ümerâ) 1. öyle ki.zf. (f.zf. eko. 2.e.) . ammât) amca.) amcalar. çokluk bildirir Amma yaptın ha. o kadar ki. (bkz: âmürziş).s. devlet idare adamları. uygun..) saçı sakalı kırlaşmış adam. 2. ammete âmme âmmeten âmmî Ammûriyye ihsanı.c. lâkin. karışmış. âmin diyenler.le karışık. emr'den c. şenlendiren.zf. (a. (a.f. (f.) geçiniş. 2. ancak. (bkz: imtizaç).f. bayırdır.) âmircesine.i. gelelim maksadımıza. âmin-hân'ın c.) Hz.s. korkusuzca. yâ Rab duamızı kabul eyle! [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören. (a. (a.) bundan sonra.s. (f. mahlut... (bkz: âmir). devlete ait.s. (a.). "âmire"].i. tanrı bağışı. (f.) öyle olsun.s.i.i. umrân'dan) 1. (a. (a.s. düşünmeyerek.) avama mahsus. amın'ın c. Muhammed'in annesi. (a. 3. (a.i.) karışık. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs. (f. .b. affeden. umûm'dan) umûmî. (a.s. huk. (a.) mamureden.n. 3. (bkz: âmm).) Ankara şehri. avamca. şâmil].i. herkese ait. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse.b. 2. affetme. bayağı. (f. emin olarak. Amma sıkıntı çektik ha.i. (a.

menfaat. anhümâ o ikiden. düşünmeyerek ımyâ (a. zahire. s. öğretim. öğretmenlik mesleği.) öğretmenler. kuma. . *dikey. anan) şu. ân (a. kendisi yokken.vakar. dizi. kıymet. an-kasdin bile bile. öğreten. (a.i.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası. öğretmen.) affeden.) affeden.) okumuş.i.b.) dik olarak. sütün. pek az bir zaman. meyva. âmürg (f.i.i.s. bağışlayan.s. 4. âmûziş (f. âmürz-gâr (f.i.) dizilmiş. âmirziş).) âmürzende (f. ummiyyâ (a. 2. an-kümâ ikinizden. (a. an-karîb yakından.i. öğretmenlik. Ammiyâ (a. (bkz: âmm). 2.b. çok çalışan. ân (f.amû amûd amûd-i fekarî amûd-i nûrânî âmûde amûden amûdî âmûg âmûhte âmûhte-gân âmûhte-gân-ı ezel amûl (a. bel kemiği. Edeb-âmûz edep öğreten. çok geçmeden. âmûz-gâr (f. 2. âmûsnî (f.s. c. düşünmeyerek ımiyyâ. 3. fayda.) -dan ve -den.) öğretici. 2. (bkz: afi. yukarıdan aşağı dik inen çizgi.b.b. (bkz. an-asl aslından. dikey olarak.) 1.) hocalık. güzellik cazibesi.i.) affeden.c. günâhları affeden Tann. (f. bir miktar. afüvv.) 1.zf) görmeyerek. düşünmeyerek. hülâsa.) 1. (a.zf. anhüm onlardan. kaimen). bu.i. düşünmeyerek an (a. âmürziş (f. iyi.i. (a.) bilen.) affeden. muallimlik. 2.) amca. bağışlayan. kader. (bkz: afi.) yukarıdan aşağı. anhâ ondan (müennes). kalifiye işçi. 2. minhâ şundan bundan.) öğreticilik. (f. öğrenmiş. öğrenme. yavaş yavaş. öğrenmiş. âmürzâ (f. alım. 5.s. şöyle böyle ederek. asıl. âmûzî (f. öğrenci.i. âmûz-gârî (f. ammeyyâ. anh ondan (müzekker). âmût (f.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri.s.i. amel'den) 1. (f. az bir pay. muallim.i.i. boyuna.) l. uzun boylu [adam]. âmürz. ân-be-ân gittikçe.i. an-cehlin bilmeyerek.s. anhâ.) 1. âmûzende (f. öz yürekten. çalışkan. öğretmen.i.s. amyâ (a. evân) lâhza.) 1. an-küm sizden.i. 2. bilmezlikle.e. (bkz: bi-l-iltizam).zf) görmeyerek. ânât. nebîler ve velîler.zf) görmeyerek. (f.i. işçi.zf) görmeyerek. an-il-gıyab arkadan. öğretme. an-samîm-il-kalb can ve gönülden. (f. direk. ortak. -âmûz (f. nurdan sütün. şu bu ve öteberi.

(a.) boynu uzun [adam]. 2.c. gittikçe. taraflar.b. impuissance. cemi. an'ane'nin c. (a. (a.) zahmet. (a. geleneksel. gelenekle ilgili.) yaş ve taze üzümler.) cinsî muamelede iktidarsızlık. andelîb'in c.b.) an'ane ile. (dört unsur) 1) ateş.i. vakit ilerledikçe. (a. mat. ağacın ucu. (a. (a. (a. (f. 2.zf.) 1. (a. pek kısa bir süre. (a. başansızlık. en zarif. f.) anlar. (a. ânî'nin c. 3.) rivayetler.s.s.) çok zarif. ankebût'un c. korkak.s. su.i.f.b. 3. (f. (a. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak. anâne'nin c.) ümîdi boşa çıkma.) 1.i. inv'in c. anber saçan.nuanccs.i. anberîn anberiyye pek az. (a.i. gelenek. . (a.i. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam.i.) 1.i. kabalık.) 1.) onlar. güzel koku saçan.f.i. şahlar. (a. an'anât) 1.b. çoğul edatı. 2. yayla çiçeği.i. (a.i. kül renginde bir madde. bot. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. iri taneli Hint pirinci. su. rivayet. güzel koku.i. 2.) anber yağdıran.s. güzel kokulu bir ilaç.b.i.) sertlik. meç. 2) XV. 2.i. ineb'in c. söyleyerek. 2. bir an. fr. (a.) bulutlar.) . (a.) örümcekler.i. sıfat edatı. gerdanlar. (a.s. 2. traditionalisme. fr. 1. meşakkat. (a. ufuklar. (a.i. yaprak saplan.e. kelimeyi zarf yapar. (f. toprak. muz. muvaffakiyetsizlik. ân'ın c. öğeler.) aslından.z. hava. (a.) nahiyeler. insanın toprak.b.) elemanlar. aslında. ân'ın c. unsur'un c.) gece yarısı vakitleri. unk'un c. zamanlar.) gitgide. (a.) gelenekçilik.s. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri.ân-ı vâhid -ân Şâh-an Zen-ân Hiras-ân Gûy-an anâ' ânâ' anâ-ül-leyl a'nâ' a'nâb anâdil ânâf anâfet ânak a'nâk a'nâk anâkat anâkib ânân anân a'nân an'anât anâne an'ane anânet an'anevî an'aneviyye anâsır anâsır-ı erbaa anâsır-ı hisâbiyye an-asl ânât ân-be-ân anber anber-bâr anber-bu[y] anber-efşân anberî. güçlük.) anber kokulu. (a. (a.s. fr.s.f. [insanda]. enf in c. gelenekler. 3. rüzgârla kalkan toz bulutu.s. güçsüzlük. tafsîlât. (a.) burunlar. (a. (a. (bkz. bir bulut. anber-nisâr).) anber kokulu. boyunlar.i.) bülbüller. 3.i.i. gece yanlan. güzellerin saçı. kadınlar. rakı. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat.zf.). yapışkan ve miskgibi kokan. (a.) 1.

inatçı [kimse]. meç. kaba muamele eden. 2.s. sıkı bağlı şey. fasılasız. (a.i. ihtiyar kız. ismi zarf yapan bir ek Fakir. alçak gönüllü. (a. (bkz. 3. cedî (keçi) burcundaki v. (bkz. demincek beyân olunan. (a.s. (a.i.i. s. 2.b. (a. mütevâzi.i.zf. ângeh anh anhâ minhâ an-hüm an-hümâ ânî ânî anî Esmâr-ı âniye a'nî Ânid Anîd anîf ânif ânif-ül-beyân ânif-üz-zikr ânife Ânifen anîk anîk ânîn Ânis Ânîse ânise âniye anîz an-karîb anber saçan.s. yukarıda.s. güzellerin benleri ve zülüfleri.) gençlik çağının başlangıcı. muztarip. (a.) 1. anat. tuhaf.) çok inatçılar. olmuş meyvalar. (a. köle. 2. 4. koyulaşmış.f. sürekli. Tıflâne gibi. meşgul. 5.f.i. (a.f. ânât. s.i. Fakirane.) o ikiden. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka.zf. i. 3. (a.i. şiddetli.) 1. (bkz: hezâr). anber-efşân). katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler]. 7.) kaplar.) ondan [müen.e. büyük ve şişman [deve].) onlardan.) hek. zarif.zf.s.) sıfatı.c. (a.zf.s. [müen. inâd'dan) çok inatçı (a.c.i. (a. hemen.i. yıldızları. ihtiyar bekâr.b. (a.) büyük burunlu [adam].zf. şu bu. ı.b.) demincek.c.i.s.f.anber-nisâr anber-sirişt anber-şemîm anber-ter an-cehlin andelîb andelîb-ân andem âne -âne a'neb anede Anele ânen ânen fe-ânen ângâh. 6. n. aniye]. tahsildar.s. (f. (a.) bülbüller. derhal. 2. (a. s.) devamlı. gece.b. (a. ondan sonra.) pek yakında geçen.zf. kaçaklar.zf.) yâni.) ıztıraplı.e.) bir anda.zf. (a.) olmuş.) den.zf. (bkz. 3. (a.) bir an içinde. unât) 1. (a. i. biraz evvel. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi.) o vakit.) yakından. (a. bildirilen.) . (a. Tıfl. kasık. (a.) 1. (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. kemâle ermiş. (a. muztarip.s. (a. (a. evânî). müfettiş.zf.f. garip [Şey]. unfdan) 1. e. öteberi. 4. şöyle böyle ederek.c. 2. 5.) güzel. hezârân). i. v. (a. (a. sert. i. hemencecik. çok geçmeden. bilmezlikle.) anber gibi. (a.b.s. 1. yabani eşek sürüsü.) ense. (a. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine.) cana yakın kız ve kadın. 6. işçi.b. (a.s. anhâ].zf. (a. inâ'nın c.) bilmeyerek. biraz evvel bildirilen. (a. (a. (f. 2.) anber kokan.) şundan bundan.) inat eden. o anda.s.s. . dişi ve yabani eşek. anadil) bülbül. (a.s. (f. kasık kılı. 2.

f. geniş.) örümcekler. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. (bkz: bi-âr).zf. utanmaz. (a. (a. çıplak arazi. komşuluk. [Anadolu'ya işarettir. kuvvet. oyunlar. akıllar.) üzümcü.i. (a.) isyancı. 5.i.) süsleyen. avlu.an-karîb-iz-zamân an-kasdin anka' anka-yı lâ mekân anka-yı mağrib ankebût ankebûtî ankebûtiyye ankût an-küm an-kümâ an mim âmed an tı âmed annâb an-nakdin an-samîm an-samim-il-kalb anûd anûn anve anveten anye an zeâmet âr âr-sız ar ü nâmus arâ' ârâ' ârâ-yi umûmiyye -ârâ Arab ârâb A'râb yakın vakitten.) çöl Arapları. ismi olup cismi olmayan nesne. ("ka" uzun okunur.) can ve gönülden.i. Şam.) 1. (bkz: bi-1-iltizam). dekler. zorluk.f.) "oylar. (a.zf.) 1. (a. fr. a.s.cü. ireb ve irbe'nin c.) utanma. (a.i. (a. .i. çıplaklık. [Rumeli'ye işarettir].i. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad.b. 2.).zf. (bkz: arat2).) zorlama. anâkib) örümcek. kavgacı.i. hileler.) 1. tar. (a. Allah. (a. inâd'dan) inatçı.zf.) içinden.cü.s. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti]. (a.]. (a.i.) ikinizden.zf.) nakit para olarak. 2. re'y'in c. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. (a. (a.zf.i. Dil-ârâ. kahren). cebren. *genel oylar. (a. (bkz.) örümcekimsi.) tar. (a. utanma ve namus.i. cismi olmayan bir kuş. (a.) sizden.) bile bile.s. 2. (a.i. .) "mim'den geldi" aşk. 4. (a.) "ti 'dan geldi" aşk. zekâlar.b. öz yürekten. ismi olup. a'rab veya urban ve urub) Irak. 3. Hicaz. zümrüdüanka kuşu.s. örümceksi. (a. (a. Arab'ın c. (bkz: anîd). bölge. tar.c.zf. zor. (a.i. tas. Ceziret-ül-Arab. bezeyen. (a.) meşakkat.) örümcek. (a. güçlük.i. özünden.c. hacetler. 3. Meclis-ârâ. (a. . -arachnides. Zümrüdüanka kuşunun bir adı.i. (bkz: sîmurg). mıntaka. (f. (a.

örfün c. başında yazılmış bir dergide geçen makam.) Arap edebiyatı. itiyatlar.s.i. (a. 2.f. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil. küçükten büyüğe yazılan yazılar.i.b.b. (a. Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır.i.) muz. (bkz: bâdiye-nişîn). (a. duht-i rez. . 3. (a. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. fa bakıyye diyezi ile donanır.i.) 1.) l. pek. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları. muz.i. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto. rakı. (a. arûs'un c. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı. (a.i. arîza'nın c.) âdetler. Arap dili. (a. çok) ince. tepe.f.i.Arapların yaşadığı memleket. 2.s. 2.) kavuk altına giyilen takke. arabiyyet'in c. (a. 2.b. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi. ırk'ın c.i. (a. (a. ter içinde kalmış.) terlemiş.i. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir.b.i. cennet ile cehennem arasındaki bir yer. (a. (a. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur.i. eârîb) çölde yaşayan Arap. (a. 2. arabiyyât) Araplarla ilgili. (a.) tere mensup. (a.i. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba. terle ilgili. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü. muz. kitap. arefe'nin c. (a.b. (bkz: bint-ül--ineb.) 1.arabân arabân-bûselik arabân-ı cedîd arabân-kürdî arabân-nigâr arâbe arabî a'râbî Arabistan arabiyyât arabiyye arabiyyet ârâd a'raf Arafât a'râfiyân Arâis arâiz a'râk a'râk arak arak-çîn arak-dâr arakıyye arakî arakk arak-nâk arak-nûş (a.) muz.) arz olunan hususlar.i.) rakı içen.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. açık saçık konuşma.s.i.i. fikir).) Arapça ile ilgili olan [ilim.) rakı. (a.) kökler. en. arabât) 1. Arap edebiyatı.f. Arapça. mi bakıyye bemolü. (a.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ. (a. lâ-dügâh perdesinde durur. (a.) gelinler.b. (a.f. (a.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile.) Arap ülkesi.b. neva perdesinde kalır.c.f.s.c. ter. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam. (a. usuller. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik). muz.i.i.f. (a. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir. yy. damarlar. duhter-i rez).i.s.s. (f.) (daha. adı XIX. sırt. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir.) a'raftakiler.c.s.) terli. Arap kavmine mensup.i.

s.b. irem'in c. (a. [arâmîden mastarından]. alâmetler. düğünler. karar kılma. süsleme.b. (f. eğlenme. (ırs'ın c.f. fels. işaret. 4. (a.i.) ise de "mahşer yeri. hastalık alâmetleri. dinlenmek isteyen. (f.) arâstelik. (urs'un c.c.c. şiddetli hal ve iş.) dinlenen.b. (f. kaza.i. ırz'ın c. (bkz: âreste). (f.i.i.s. direkler. bitkinlik. dinlenme. .i. (bkz: âre-mîde). tesadüf.) 1. süs. (a. 2) sevgili. (f. yerleşen.) sahrada.) rahat ve huzuru bozan.) ırzlar. Bir dîvânı vardır. rahatta ve sükûn halinde bulunan. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet. dinlenme yeri.s. meç. süslenmiş.i. (f.) 1. istemeklik. 2.i.) 1.i.h. süslülük. (a.s. 2.i. (bkz: ârâm-sûz).s.b. (a. (a. dinlendiren.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. (f. (a. bezek. ziynet.) dinlenen.) dinleniş. (bkz: ara3). ârâm-geh ârâm-gâh-ı ebedî ârâm-gâr ârâm-güzîn ârâmî ârâmî ârâmîde ârâmiş aramram ârâm-rübâ ârâm-sâz ârâm-sûz ârân ar'ar a'râs aras a'râs arasât ârâste ârâste-gi a'râş arât ârâyende ârâyî ârâyîş araz a'râz a'râz Hetk-i a'râz (a. S.s. namuslar. süs-leyici. (f. (f.) düzen verici.) nikâh törenleri. araz'ın c. 2. a'râz) 1. 3.) dinlenilecek yer. 3.b. (bkz: ârâmrübâ).b. (f. durma. istirahat etme. (f.) 1. 1) gönül rahatı. arş'ın c.s. işaretler. (a.) bezenmiş.i.arak-rîz ârâm ârâm ârâm-ı cân ârâm-ı dil ârâm-bahş ârâm-cû ârâm-cûyâne ârâm-cûyî ârâm-gâh.i. tesadüfler. bölge. yerleşme. güzeldeki boy bos.i. 1630 yılında istanbul'da ölmüştür.) aram verici. kazalar. (f. felâket. rahat.s. Ârâmca [semitik dillerden]. (f.) dirsek. damlar.i.s. sevilen güzel. dikenli ardıç ağacı. (a-i-) yorgunluk.s.i.zf.i.) arsalar. ırza geçmeler. 2. dinlenme. yer. rahatsızlık veren. mekân.) dinlenme. 3. gönül rahatı.dinlendirici. süsleniş.b. (bkz: mirfak). (a. huzur. 2. arsa'nın c. felâketler.s.) 1. (f. (f. 2. çölde mahsus konulan nişan. pavyonlar. rahatlık.b.i.) dinlenmek isteyene yakışacak surette. mıntaka. (f.) rahat yaşayan [adam]. (f. rahat olan. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir. (bkz: ârem-gâh). kendi kendine vücut bulamayıp.) ter döken. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. 2.i. (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. boş topraklar.i.i. oturan. çatılar. (f. (f.) 1.) 1.) oturan. 3.) süsleyicilik. (f. (f. 2. terleyen.) l pek çok asker.i. süsleyiş. 3. sevilen güzel. dağ servisi. 2. (a.) rahat kaçıran. avlu. 4. tahtlar. (bkz: ârmiş).) aram arayan.) 1. bozan.) evliler. 2.b. (a. (bkz: aremrem).b.i. alâmet.

(a. iklimler. 1. III.i.) muz.i. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi.) muz. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur.i. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. arâzî (a. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır. 3 memleketler. [tarla. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur. koru ve emsalini içine alır]. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk. arâzî-i hâliyye boş. arazbâr-pûselik (a. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler.b.f. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. topraklar. arâzî-i mahlûle huk. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk.(a.zf. yaylak. kışlak.) tesadüfen. arâzî-i mahmiyye huk. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. dörtlünün bir arızası yoktur. fetholunan arazîyi ülüleınr. Makam. 2. arâzî-i haraciyye huk. arâzî-i emîriyye huk. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî. arazbâr-zemzem muz. beşlinin son sesi olan mi. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam. yol. mer'a. arz'ın c.b. (tersi arâzî-i âmire'dir]. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur.f.i. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler. çayır. bu arıza. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. harap.) yerler. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler. Arazbâr-pûselik. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. aynen arazbarda olduğu gibidir. bekar işareti ile değiştirilir. topraklar. arâzet (a. sahipsiz topraklar.) genişlik. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. arazan arazât arazbâr . mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye.

otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler. rastgele. [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi]. arâzî-i mevât huk. çıplak tarla.f. timar toprağı. arâzî-i mübâreke Hicaz. kavgacı.zf. arâzî-i öşriyye huk. arâzî-i mektûme huk. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk.s. sadaka verme. arâzî-i mürfaka huk. ârâziş (f. vergiye tâbi olup. arâzî-i ukriyye huk.huk. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır]. arâzî-i met-rûkeden sayılır]. arbede (a.f. [bunlar. kavgacı.) kavga çıkarmaya yellenerek. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî. arbede-kâr (a. tesadüfi.) hayır ve iyilikte bulunma. kıraç yerler. arbede-sâz (a. arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı.b. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. vakıf toprak.s. vakfo-lunmuş arazî. (bkz: arbede-sâz). arâzî-i müştereke huk. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî.f. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. yirmi beşte. kervansaraylar. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. arâzî-i meftûha . beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler. (bkz: cidal).b. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer]. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir]. i. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır]. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler.) kavgacı. arâzî-i selîhâ huk. bırakılmış topraklar.) kavga.) ânzî. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. (bkz: cidâl-cû).b. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller. arâzî-i memlûke mülk. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk.) kavga çıkaran.s. arbede-cû (a.f. pırnallık. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. patırdı. a'râzî (a. arbede-cû-yâne (a. [kaideten. arâzî-i metrûke terkedilmiş. şayian tasarruf olunan yer. (bkz: arbede-kâr).s. arâzî-i mevkufe huk. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık.) kavga çıkaran.i.

benzer. yeleli. i. süzgü. 6.s. (bkz. renk.i. sırtlan. müen. topal. (bkz: ârâmîde). ödünç.i.i. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk. 2. (f. arz'dan) 1. un eleği. 2. (a. (a.i. (f.) dinlenen. âret).) imtihan. (bkz: leng). i. arddûle âre âreb ârec arec a'rec arecân a'ref arefe arekiyye a'rem ârem-gâh âremîde aremrem âren ârenc ârende âreng âreste âret arf arfâ argîş arık ârız ârız-ı gülgûn arıza ârızân. (a. 5.) "bulamaç" denilen yemek. (a. bir önceki gün. (a.s. müen. keder. arife. âret). .i. ârenc). pek. en. aksak. 2. (f. (a. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez. hîle.) benekli. (a. i. dirsek [vücutta].i.) topallık. 2.) kavgacılık.) dirsek.i. anlayışlı ve bilgili. yanak. 2. âret). muz.) topal. (a. (bkz: ârec. (f.i.s. (a.) dirsek. gül renginde olan yanak. (a. engebe.s. pek ma'ruf.) 1. (f. hâkim. (f. gidiş. 2. vâlî. kevgir. (bkz: ardtûle. (f. nevi. (a.i. ânzât ve avarız) 1.) uykusuzluk. 2. (f.f.s.c. dirsek. aksaklık. dubara. (a. çok bilinen. tesadüfi vak'a.i. bezenmiş.s.) 1. "a'raf") 1.c. (f.s.) iki yanak. 2. usul. (bkz.i.-(daha.) zinâkâr [kadın]. alacalı [şey].b. aksak adamın yürümesi. gelen.i. (bkz: aramram).b. "öyledir.) eşya saklanan yer. 2. 2. zan-nolunur ki. (bkz: ârec. (f. tarz. (bkz: ârenç. (f.s.) topallık.i. (a.) ödünç alınan veya verilen şey. un eleyici. bir notanın.i. açıkgöz. (bkz: âraste). tecrübe.b.) topal. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır].) 1.i.i. (a. ârenc. (a. çok) arif. aksama. 4.) bir şey getiren [kimse].i. tarz.) 1. (a.) kalabalık ordu.i. (f. 4.) güzel koku. (bkz: ârâm-gâh). yol. dert. çeşit. (a. mihnet. (a. antrepo. arddûle).) 1. 4. al yanak.i.) süslenmiş. tavır. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir. deneyiş. (f. ard-hâle). i. (f. aksaklık. (f. ârızetân (a. bemol.i.i. ve i. rahat. veya pek) akıllı. 3.i.) topallık. bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey.).i. 3. aksak. (a. galiba. .arbede-sâzî arec arecân arcâ arcele ârd ârd-bîz ârden ârdhâle ârdîn ardiyye ardtûle. bozukluk. (f. pembe. arec'in müen. 2. bekar işaretlerinin ortak adı.) "bulamaç" denilen yemek. dînî bayramlardan bir evvelki gün. üslûp.) (daha.i.s.) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu.). 3. sırtlan.) 1.) 1. (a.i.s. sakatlık. (a.i.) sürü.i.s. buğday ve benzerlerinden öğütülen un.) 1. dağ.

çok tanınmış. (bkz. 3. 3. (a.). a.s.s. armağan. ânz'dan) 1.i. platheimintes. 3. 5. (a.) 1.i. örfene.) ödünç. (a. mefhum (kavram). nefret. geçici olarak.f. müen. çıkıp inen. kırılma. asma çardağı. (a.ool.i. ârıza'nın c.i.s. . (a. cömert.i. noksan. bağış.) 1. -sız. rastgele. (f. but. (f. 3. ökçe siniri. velî.i. (a. s. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse. e. belâ). ârızan). (a. sundurma. (a. eğreti. 3. irfân'dan) 1.s. (a. yassısolucanlar.zf. (a. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. iyilik. (f.i. (a. (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna.i. (a. uzun uzadıya. mütevâzi. (a. (a.) 1. haset.) manevî.) gerdek. avârî) ödünç. irfân'dan c.s. muvakkat.).) 1.) terleme. arif olana yakışacak surette. geniş |şey].s.i. i. avarız). samandan yapılmış bir çeşit ev. enli. kabiliyetli.) inatçı. 2. çıplak.i. topal. arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı.) 1. hür.) mânâ (anlam).s.zf.c. (bkz. (a. (bkz: âjig). 4. enli. bilgili. 2. y.b. semiz. 2. sonradan çıkan. kafa tutma. 2. ortaklaşa. urûc'dan) 1. 2. irfan sahibi. ters. (bkz: naam. 2.) ödünç. fr.e.ârızan ârızât ârızî ârî ârî ârî ârib âric arîf ârif ârif bi-llâh ârifân ârif-âne ârifîn ârife ârig ârim arim arîs Aristatâlîs âriş arîş ârişî âriyet âriyet-serây âriyeten âriyetî âriz âriz-i Lübnan arîz arîz arîz ve amîk arîz-ül-cism arîza ârizen arkan arkub arm.s. lâyık. avârif) 1. marifeti Allah'a vâsıl olan. kafa tutan. c.) arifler. arem (a. 1. 2.s. ("ka" uzun okunur. lâtif.i. arifin c. topluluk veya kimse. (a.s. ârifân).s. (a. "ârice".i. ânz'dan c. urefâ) 1. 2. dünyâ.c. eğreti olarak. arifin müen.) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk.) inatçılık. istirhâm-nâme). 2.zf. bilgililer. 3.).zf.i. nâzik. 2. eğreti.) Yunan feylesofu Aristo. 2. (a. (a. (a. bilen. (bkz: takdime. (a. avarız) 1. 2. (f.) . (bkz. (a. meşhur. (a. tesadüfen.s.) uygunsuz. Lübnan servisi. erkek adı.) ardıç ağacı. âdet olduğu üzere. kin ve düşmanlık. hoşa gitmez. (a. eli-açık.f. kıskançlık. (a.) evet.i. aksak.s. gelip geçici. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir].i. eğrice. gücenme. yalan ve kötü söz. (a. (a.h. bilgi sahibi. arz'dan) geniş.

kızgın. arş (a. Tanrı'nın katı.(f. arûs (a. (bkz. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. 4. 2. kafes. müneccim. arrâf (a. arsa (a. Tanrı'nın katı.s. sıkıntı.) 1. ârûg (f.c. pişmanlık. ârugde (f. falcı.s.) arşı yıpratan. cumba. dünya meydanı. arslânî (f. Arrâs (a. müteessif.s. (bkz: arş-ı berin). teessüf. ârmânî (f.c.i. pişman.i.i.i. Tanrı'nın katı. 2. (bkz. artal (a. arrâdât) tekerlekli mancınık. geğiren.) uzun zaman ıstırap çeken.i. arşa (a. ârûg-zen (f. ars (a. 4.i. arş-ı ınecîd. özleme. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri.i. (bkz: arş-ı a'lâ). hırslı.i. (bkz: ahter-bîn. taht.c. arş-üs-simâk astr.s. f.i. arşiyân (f. ferahlık. çadır.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. güzel ve iyi huylular. arş-fersa (a. dokuzuncu gök. Arûbâ (a. arsa-i târih tarih alanı. savaş arabası.) geğirme. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. ahter-şinâs.s.) yıldınmlı gök gürültüsü. 3.) yedinci kat göğün adlarından biri. arş-pâye yükselen.) öfkeli. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası. kim. ikizler takım yıldızı. hoşnutsuz.) kederli.b. çatı. ârâmiş). gürleyen ve şimşek çakan.s.) benzerlerinden çok daha iri olan. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası. 2.i. 3. kükürt. çardak.) benzerlerinden çok daha iri olma. f.b. hamele-i arş. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası. gelin. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma. ârmiş (f. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi.s.i.i. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın. kâhin.) 1. s.) geğirici. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası. ârman . arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü.i. zahmet. arûsân) 1. dam. 5. ahter-gû. aruf (a. ars (a. 2. arrâde (a. hasret. arştan üstün. artaliyyet (a. Tanrı'nın katı. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü.i.) sevinç. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer. 3. arş ü ferş. özleyiş.) arslanlı [eski kuruş para]. arâis. şimşekli. 4. toprak.). Tanrı'nın katı.) güvene.i.) öfkeli. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası.) 1. arûb (a. "arrâfe"].s. ârûde (f. yıldırım. 2. hamelet-ül-arş). ahter-şümâr1). hekim.) 1. arsa-i âlem âlem arsası.f. [müen. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri. 3. Tanrı'nın katı. Tanrı'nın katı. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası.c. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası. arasât) yer.

) bir büyüğe sunma.) şan. istek bildirme. gösterme.i.i.i. (bkz: arzuhal). yanak. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan. (bkz: bahr. dilekçe. eârîz) 1. 2. minnet gösterme. (a. 6. Efgan. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. Güneş. Güneş. Şam. (a. güzellik gösterme. yüz gösterme. kudret gösterme. aruzla ilgili.s. 1) dalkavukluk etme. 1) "hâlin bildirilmesi". i. 3. boy gösterme. önüne koyma.) 1. yan.f. şaşkınlık gösterme. (f. taraf.i. (a. s. Türk. debdebe. yol. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir. azamet. eski Arap şiirlerini esas tutarak. saygı sunma. teftiş verme.) 1. asker gösterme. 2. minnet altında bulunduğunu belli etme. aruz veznine ait olan. Fars. esas Arap nazmında.i. (a. sevgiyi belli etme. 4. 2. .) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi.i. düğün ziyafeti. 3. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme.i. 2. yüz gösterme. arûs'un f. bir iş için birinin yanına sokulma.) 1. geline veya güveye ait. muayyen kalıpları. (bkz: arzâ). ne halde bulunduğunu bildirme. ilm-i aruz). [bu şekil bizde yoktur].c. bir işin görülmesi hakkında. Askalon. usul. Arap dilcilerinden imam Halil'in. yeşil ve pembe dalgalı sedef. tarla çiçekleri çimenlik çiçekleri ebediyetin gelinleri. (a. şeref. Güneş. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. aruzla yazan kimse. (a.) gelinler.i. küçük gelin. 5.c. gönüldekini söyleme. ululuk.) 1. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. bildirme. 2. cennet hurileri geline yakışacak şekilde (a. marifet gösterme. ihtiyâcını meydana koyma. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. muhabbeti. (a. düğüne.Arûs-i cihân Arûs-i çerh Arûs-i felek Arûs-i hâverî Arûs-i Şâm Arûsân Arûsân-ı bâğ Arûsân-ı çemen Arûsân-ı huld Arûs-âne arûsek arûsî arûsiyye arûz arûzî arv arvend arz arz-ı cemâl arz-ı dîdâr arz-ı endâm arz-ı hâcet arz-ı hâl (arzuhal) arz-ı hayret arz-ı hulûs arz-ı hüner arz-ı hürmet arz-ı hüsn arz-ı mâ-fi-zzamîr arz-ı iftikar arz-ı kudret arz-ı leşker arz-ı mazhar arz-ı meveddet arz-ı minnet arz-ı minnettârî Dünyâ.

(a. Filistin. 1.b.b.zf. kuzey enlem.f. mal satma. enliliğine. genişliğine. yaşanmaz [toprak. astr.i.c. (bkz: resâs). arzû-mend). mal alma.) ardıç denilen ağaç. yer (bkz: arz-ı mev'ûd.i. hâhiş-ger).) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda. gösterme. bağlılığım bildirme.).) istek. nefsini öne sürme.f. Filistin ve havalisi. Allahın yarattığı yer yüzü geniştir.i. enlem. ârzû-dâr. öşür -onda bir.b. andaç. (f. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete. 1. (a. topraktan yetişen.arz-ı muâhât arz-ı müddeâ arz-ı nefs arz-ı ta'zîmât arz-ı taleb arz-ı ubûdiyyet arz-ı uhuvvet arz arz-ı basît arz-ı gayr-i meskûn arz-ı Ken'ân arz-ı meskûn arz-ı a'şâriye arz-ı harâc arz-ı mev'ûd arz-ı mukaddes arz-ullâhi vâsia ârz arz arz-ı belde arz-ı belde ta'yîni arz-ı cenûbî arz-ı şimâlî arzâ arzan arzânî arz-dâşt arz-gâh arz-hâne arzî arzî arzîn arziyyât arziyye Mahsûlât-ı arziyye arzîz Arzû ârzû ârzû-dâr arzuhal ârzû-keş ârzû-mend kardeşçe bağlılığı bildirme.) enine. (a. geologie .s.f.i. (f. kendini gösterme [fedakârlık karşısında]. arz'ın c.s. .c. memleket. (a. hâhiş-gâr. aslanhâne. (f.) toprakla. 3. güney enlem.s. (a. (bkz: âriz). Dünyâ. kalay. hevesli.) kurşun. saygılarını bildirme.) arzlar.i.b.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için]. (bkz.) hâtıra. (a. kulluğunu.i. (bkz: arz). (bkz. astr. toprak mahsulleri. vergi veren memleket. hevesli. toprakla ilgili.i. gösterme.vergi veren memleket. genişlik. (a. iklim. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır). düz yer. (f. (a. arzû-keş. hevesli. 2. (a.) istekli.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi. astr.i. arz'dan) ene ait. toprak.zf. (bkz. arz'dan) toprağa ait. arz-ı mukaddes).i. (a. (a.) istekli.) enine olarak.i. fikrini bildirme.) sunma. [tabakaları itibariyle]. (a.h. ârzû-keş). (a. fr. (f..) jeoloji. herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme. arz-ı muâhât). (f.b. muhtıra.) istekli.b.b. gösterme.i. ârzû-dâr.i. istid'â). 2. yaşanabilir [yer]. jeol. s.i. (bkz: arz-ı hâl.s. en. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi. ârzû-mend. geniş arazî. en ile ilgili. (f. (bkz. heves. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir].

fr. 2. sinirlilik.i. asab-ı sem'î anat. ortadamar. fr. asab-ı aynî anat. süs.e. eseb'in c. 2 vakar. âsâ (f. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîranat.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar. sopalar. yurtseverlik. me-diane. a'sâb-ı muharrike anat. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse]. burun siniri. a'sâb-ı şemme anat.b. damar.s.c.) değnekler. asab'dan) sinirli. pseudonevroptees.i. damar devindiren sinirler. a'sâb-ı alâkaviyye anat. omur siniri. (bkz: âsiyâ. a'sac (a. 4.) 1.i. a'sâb) sinir. asabiyye (a. asabe'nin c.). asab-ı vustâ a'sâb (a. (f. 3.) 1. bir tek sinir. gırtlak siniri. asâbi (a. asabî). dervişlerin taşıdıkları sopa.) arzunun yerine gelmemesi. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti.i. sempatik sinir sistemi. a'sâbî (a. kakum denilen bir hayvan. asab-ı rievî-i mî'de anat. asab-ı basarî anat. asab-ı alâkavî anat. vatan.) 1. asab-ı şevkî anat. fr. a'sâ) 1. esneme. asâ (a. sinir kanatlılar.s. veş).) parmaklar. usbu'un c. şer'an.i. asabe'ye ait. asab (a. fr.i. büyük dilaltı siniri.i. heves.b. asâ'nın c.s.i. sinir hastalıkları.c. asabiyy-ül-cenâh zool. asabât) 1. asabe ile ilgili. akciğer mide siniri. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri. nerf spinal. sopa.(f. yaşamak isteği. asab'in c.) gibi. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları. göz siniri. 2. değirmen. motor sinirleri. sinirli. sinir hastalıkları pavyonu. Cennet-âsâ cennet gibi. 2. (bkz: asabe). ciddîlik. asabe (a. 2. işitme siniri.s. arslanlar.i. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. görme siniri. -âsâ (f. c. nerf hypoglosse. (f. anat.) istek.i. 3. (f. asab-ı hançerevî anat.i.) alnı üstüne saçı dökülmüş. miras alamayan akraba. asabiyyet (a. 2. (bkz: esâbi1) asabî (a. (bkz: manend.b.) esed‘in c. bezek. mersin ağacı. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik. asab-ı enfî anat.) istekli. âsâb (a. mersin ağacı meyvası.) 1. asabât (a. ârzû-mendî ârzû-nâk arzû-şikesten arzû-yi hayât âs Habb-ül-âs âs .) sinirler. Asâd (a.i.) bot. fr.s.) 1.s. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek. baba tarafından akraba olanlar. (a. asabânî (a. nerf vague.). koklama sinirleri. (bkz. vazomotor(lar). a'sâ (a. deynek. 2. âsâ-yi Mûsâ Hz. psik. kendi akraba. âsi-yâb). birinin fırkası ve avenesi. istek kırıklığı.i.i.i.

b. (a. ilk askerlik devresini yapmakta olan asker. 2. usme'nin c. sargılar. duymazlık. usfûr'un c. tayfalar. gerdanlıklar.) şeref ve itibarca küçük olanlar.) 1.Süleyman Peygamberin veziri.i. günâhlar. [îtibar ve mevkice].) kendi nâmına hareket ederek.) suçlar.i.i.s. 3. söz işitmez. asâ-keş (a.ashâb'ın c. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil. asâkir-i muâvine asâkir-i muntazama asâkir-i nizâmiyye asâkir-i redîfe asâkir-i şâhâne âsâl âsâl âsâl Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl asale asâle asâlet yardımcı milis askerleri. sabah-akşam. II. yol arkadaşları. başa sarılan nesneler. sâhib'in c.s.i. (a.s.b.i. asâib (a. ed. Bâb-ı âlî. ikinci devre askerliğini yapan askerler. 4. 2. (a.i.) ahlâk. tahammül edilmez. (a. bahriyeliler. sopa çeken.) erler.i.s.) temel.) asâletli. (a. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. kaşbastılar.s. gr.t.) vezire yakışacak surette.f.) 1. asâgıre asâgır ve ekâbir asâhib asâhıb asâleten asâletlü asâlet-meâb âsâm a'sâm a'sam asamm asammiyyet . Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı. (a. asl'dan) 1. asgar'm c. kabahatler. (a. (bkz: edeb-i kelâm). 3.i. vezir. sert.) sahipler.) 1. (f. serçegiller. ism'in c.i. kör yedekçisi. kara askerleri.) 1.s. 2.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı]. soysop temizliği. (a.s. (a. asker'in c.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar.s. serçe kuşları. 2. tasmalar. (a.) ön ayaklan sekili olan [hayvan]. asâyib).i. 2. işitmez. i.s.b.) çok zehirli ve korkunç yılan. (a.) küçükler ve büyükler. kendi nâmına hareket.i. (a. sağır. ısâbe'nin c. 2.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. kök.zf.i. sahipler. (a.b. 2.) 1.f.s.) bal peteği. (a.) vezire mensup. efendiler. Âsaf âsaf-âne âsafî Bâb-ı âsafî Emr-i âsafî asâfir Lisân-ül-asâfîr âsaf-rey âsaf-tedbîr asâgır. sadrâzam buyruğu.s.i. (a.) sağırlık. (a. kuş dili. güç. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır]. (bkz. mâlikler. askerler [umûmî olarak]. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. (a. dostlar. 2. (a. (a. asâkir (a. (a.(a. zool. (a.f.zf. ordu askeri. asîl'in c. cemâatler.h.) yolu. (a. asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar.i.) 1. asâkir-i berriyye asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.) 1.

) asayiş arayan. . âsâr-ı ilmiyye ilmî. nişaneler.) kedi otu.). asbâb (a. 2. asb (a. yüzyıllar. (bkz. sıbr'ın c.b. âsâr (a. asar (a. 3. âbideler. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler.) kolay tutulan. 3. saç.kolay.i. âsbân (f.) fakirlik. sıbg'ın c.s. (bkz. asr'ın c.i. asâr (a. asbâr (a.) 1. ısr'ın c. Asâyib (a. huzur ve selâmet taraflısı.s. as'ar (a. ayrı ayrı küçük insan toplulukları.i.) değirmenci. ısâbe'nin c. âsâr-üş-şerîfe Hz. âsâyiş-perver-âne (f. asârîm (a. mendil. sargı.) ahırlar.i. âsâyiş-perver (f. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette. asâib). âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi.i.) çukur yerler.s.i. vazifeler. âsân âsân-gîr âsânî âsâr . âsâr-ı edebiyye edebî eserler.) 1. ıstabl'ın c. asrâm'ın c. (bkz. bağ. (f. gelenekler. hikâyeler. değirmen sahibi.i.s.b.) 1. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde. subh'un c.i.) sayı hesap. 2. sakal ve benzeri kutsal emânetler.i.i. 3 .) 1.) pek kibirli. asbâh (a. rahatını ve huzurunu isteyen.) 1. eser'in c.s. âsây (f. beğenilmiş eserler. âsâyiş-cû (f.i. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette. âsâyiş (f. sarmaşık. güvenlik.i. 4.) akbulutlar.) sabahlar. âsâr-ı ulviyye astr.s. asbâg (a. sabeb'in c. Âsbânî (f. 2. fr.b.) rahat.i.i. âsârûn (f. (bkz: gubâr). kabahatler. âsâr-ı cedîde yeni eserler.i.) gibi (bkz: âsâ).zf. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar. cürümler. kolay zaptedilen. çadır kümeleri. Âsâr-ı mehdiyye astr.) 1. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış.i. rahat. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler. 2 . (a. toz.s. (f. 2. 2.) huzur ve güven veren. melce). yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri.i.b.) yüzyıllar. âsâyiş-bahş (f. Muhammed'den kalan hırka.zf. huzur. an'aneler. -l asâtıb (a.) kolaylık. nutatio . Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri. yükler. sığınak. bilimsel eserler.) değirmencilik. izler. âsâyiş-cûyâne (f-b. a'sâr (a.b.) boyalar.) rahat. görevler. alâmetler. asiyâ-bân).U. âsâr-ı matbûa basılmış eserler. çarpık yüzlü âsâre (f.i.

gece bekçisi. (a. (a. 2.) 1.i. sufûf). bal renginde olan. avazlar. (a. sâhib'in c. sıfr'ın c.s. sufûr).) 1.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı.) hâlis altın. saçı kızıl [adam]. azizler. ("ka" uzun okunur.i.) samimî dostlar.) çok sağır. değersiz şeyler. haksızlık. infiniment petit. san. soluk benizli. şakaklar. rüzgârın kuvvetle esmesi. (a. 2.) sesler. ayak kaymaları. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. 2.s.) 1. 3. (a. a.s. i. dayanılması çok güç. boş.) 1. hakikatler.i. (a. sürçmeler. (a. . cennetteki dört sudan biri. solak.i. (a.) solaklık.) bal hâli. zulüm. yanılmalar.s. (a. sadâ'nın c. 2. (a. sedefin c. i.) 1. asgareyn asgarî Âsgûn ashâb Ashame ashar (a. (a.i. can çekişme. sudg'un c. Yahudilerin ayırdedilmek üzere. (a. (a.(bkz: deh-dehî).) 1. 2.s.) anat. (a.Asced asdâ' asdâf asdâg Asdagân asdâk asdika asdika-yi bende-gân asel asel-i Dâvud asel-i musaffâ Şem-i asel asel-i temr a'sel aselî aseliyyet asemm aser a'ser aserât ases asf asfâd asfâf asfâr asfer Mahbûb-i asfer asfiyâ asga asgar asgar-ı nâmütenâhî asgarân.i. (a. bot.). (a. (a. infinitesimal. eğri olan katı şey.s.) en küçüklü. 2.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe.) 1.i.i. fr. (a. 2. (bkz. öğrenmeye çok hevesli.i.i.) kalb ile dil.i. içi temiz. kulaktan hiç işitmeyen [kimse].s. kızıl. (bkz. altın. (f. pek zor ve çetin.i) anat. balmumu. hükümsüz. asre'nin c. safî'nin c. (a. doğru ve samîmi olanlar. 3. bir çeşit kına çiçeği. insanın kollarındaki nabız damarları. uçuk. çok.s. i. sıdk'ın c.i.i. (a. (a. 4. (a.) 1.i. samîmî. büsbütün boş. bot.i. erken olmuş hurmanın koyu usaresi.) saflar. safed'in c.) gece devriye gezen. 2. (a. tuttuğu yol doğru olan kimseler. sâdık kullar.) sedefler. (a. eshâb). 4. sâdık'ın c. omuzlarına taktıkları sarı kumaş.i. en az olan.i. sonsuz küçük. süzme bal. s. ıslık calici. (bkz. gerçekler. (a.i. çarpık yüzlü. istenilen her değerden daha küçük. 2. 2. pek.h. (a.s. samîmî dostlar. sıfırlar.) 1. saffın c. 3. bal. (a. en) küçük.i. ötücü. saf. 5.) Hazar denizine verilen bir ad. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş. sagîr'den) (daha. 2. hatlar. 3. a.) 1.) 1. kırmızı tüylü [adam].i.) 1.

karşı gelen. (a. öğleden sonranın son kısmı. çapkın.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey.c. .s. karma kanşık. (f. (a.s. 2. şaşakalmış olma. (f. titiz tabiatlı [adam]. asâil) 1. Sultan sarayı.) evlenme neticesinde erkek akrabalar. (f.zf. 2. 3.) 1. (a.s. akılsızlık.h.) Medine şehrinin bir adı. 2. âsire asîr asîr asîr Emr-i asîr âsire asîre âsitân âsitân-ı memâlik-sitân âsitân (a.s. 2.) pis kokulu. güveyler. âsire âsir.s. zarar veren. (bkz: secîr). sıhr'ın c. âfet.i. günahkâr. (a. 2. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri]. (a. günahkâr.i. şaşkın. âsıfât) sert. kayınbiraderler.) cibre.b.i. öğleden sonranın son kısmı.b. (a. şaki.) 1.i. ism'den) günahlı. usret'den) 1. avâsıf. âsîme-ser âsin âsir âsir. ismet'den) 1. iffetli. asl'dan) 1. haramdan çekinen. kendi adına hareket eden.s. taze bamya. (a. şiddetli esen rüzgâr. c. güç. yanına yaklaşılamayan. istanbul. günahtan.) çok isyancı.i.) asilzadeler.) şırasını veya yağını almak için sıkan. cerrah.s. şiddetli [rüzgâr. (bkz. çarpışma.ashâr âsıf. asîl-zâde-gân) adam evlâdı. (ülkeler fethedenin eşiği). 2.i. astan).f. zarar.s.) mahzun.s. 2.s.b. zor.i. (a.s. akşam. (f.i.f. ölüm. bitişik. (bkz: âsim).) eşik. (a. (a. 2. (a.i.c.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. akılsız. kabahatli. (f. gündelikçi. 2. (a.i.i.) bir efsâneyi nakleden.) 1.) ayağı kayan.s. posa. (a. ölüm. 2. (bkz: âsîven). yasak. edepli.) ahlâkı bozuk. kayınpederler. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği. un.c. Âsime âsî asî asî. (a. musibet.s. kızgın. sersem. dolaşık. elverişli. (a. meç. haydut.) 1. (a. âsıfe âsıfe âsım Âsıma.) 1. (a. iyice kökleşmiş. beyinsiz. zamanın belâsı. âsıfât.) uygun. (a.i. usare.s. (a.s. belâ. (f.) pek sıcak.) asîl olanlara yakışacak surette. (bkz: bağı).i. (a.c. zahmetli. usefâ) para ile tutulan işçi. akşam.s. 3. 3. (a.i. kadın adı.s.c.f. (a. komşu. kabahatli kul. avâsıf) 1. (a. (f. (f.) kafası kanşık.b. 4. ahlâksız. asiye âsî âsî âsî asîb âsîb âsib-i rüzgâr âsîb-resân asîde asîf asîl asîl asîl-âne asîle asîl-zâde asîl-zâde-gân âsim Abd-i âsim âsîme âsîme-gî âsîme-sâr. fırtına]. (a. terbiyeli [adam].s. (a. kederli. (a. beyinsizlik. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek. 2.s. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan. (a. sağlam.i. 3. usât) 1. (bkz: atebe).s.s. zor iş. 2. bulamaç.) doktor.c. bir şeyin bütünü.) belâya düşüren. (a.) 1. isyân'dan.

âsiyâb âsiyâ-âjen âsiyâ-bân âsiyâ-ger âsi-yân âsiyân-ı rûz-i cezâ âsiyâ-seng âsiyâ-zene âsiye Âsiye âsiye aska' aska' askar asker asker asker-gâh askerî askeriyân askeriyye asl asl-ı meyyit asl-ı vakf asl ü esâs.i. as). başlangıç. cimri.i. temel. (f. (bkz. (a. sulpler.b.i. seçkinlik.) asla mensup. gerçek.h. asıl me'murluk.f.) dînî inanışlara göre Hz.b. (a. (bkz: esâsî. (a.s.i.) hususîlik.) hiç bir vakit.n. bir şeyin belli başlı kısmı. seyyar.) askere ait.). (a. vakfedilen mal.i. temelden. sulb'ün c.s.i. dişengi.) kesik kulaklı. (a. sütün. (bkz. 2.s. aslâb).) değirmen taşını yontan âlet. soy.s. karşıgelenier. hakikat. zâten.i. (a. baş. sald'ın c.s. keskin [kılıç]. pinti.i. esas.) aslında. kütük. husûsî. (a.) 1.zf. sıhhat.i.) âsîler. (f. sâlih'den).) 1.i. âsî'nin c. babasının babası ve ilâh. (bkz: aslub).s. sert. sert.b. bölgeler. katı. (bkz: âsîme).s.i.s. safî. hasis.jisyancı kadın. (f. (f. . üzüntülü [kadın]. eslah-Allah). özellik.) değirmen taşı dişengisi.i. 3. (a.) kanarya [kuş]. alelhusus. (a. dip. (f. s. soysop.) 1. (a. eslah).b.) değirmen taşı. hiç bir vakit. değirmenci.s. hâlis.i. (a. askere askerliğe mensup.b. (f. uyanık ve gözü açık [adam]. (o. esaslı. asker'in c. (a. 2.zf. (bkz .i.s. (bkz: asker).i. ölen kimsenin babası. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz.).s.) 1. hakikî. pinti. nesep.) fikri dağınık. (a. sersem. (f. 2.) askere mahsus.âsitâne âsîven âsiyâ âsiyâ. (f. 2.s. soyca.) beller.b. asıl. kökten. dişengi. kolon. huk.) devredici. (a.i. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam].) 1.f. hakîkaten.i. (bkz. (a. (bkz: cünd. (a. (a. direk. (bkz: mümtâziyyet). (bkz.b. (f.. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı. sulb'ün c. kaide.) aslî. başlıca. (a.) ["âsî" kelimesinin müen. (a.s. 3. askerle ilgili. katı ve düz. (a. âstâne). 2.) 1. başkaldıranlar. asâkir) er.) askerler. şaşkın.f.s. tamahkâr. asl ü fasl asl ü nesl asla' aslâ aslâ ve kat'â aslâb aslâd aslah aslah-Allah asled aslem aslen aslî asliyye Me'mûriyyet-i asliyye asliyyet aslub asma' (f. kıyamet gününün âsîleri.cü.c. (a. mümtaz). suk'un c.. yer. s. (a.) değirmen sahibi. (a. (a.i.) dazlak. doğru.b. esâsında.s. seçkin. kök.) değirmen taşını yontan âlet. çeşme duvarlarının bölmeleri.b. leşker).) değirmen yapan. kederli. 2.). en ziyâde. z f.) üzüm şırası. (a. (a. esasen.) su değirmeni. kural.) asker kampı.

[meç.) iplikçi.c.[bkz: âsitân.s. bal peteği. (bkz. (a. dergâh. (f.) meydan. aşerat) 1. Muhammed'in zamanı. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. iki yüzyıl.i.b. süreyyâ (bkz. sevgililer. ikindi namazı vakitleri. sarfın c. (f.i.i. (bkz.b.i. (a.i. 3. arı kovanı. (f. -sânî asrâf asrâm asrân asr-dîde asre asrem asremân asrî âsrîs assâb assâl assâle assâr âstân âstân-i fenâ âstân-ı refi'-mekân (a. sessiz.) 1. (f. f r. (a. gündüzün ilk zamanı. (a.i. 2. (f. (bkz. (a. (f. balcı. (f. hasta.i.i. atebe.) 1.) saat. insan kümeleri. 2. (a.i. (a. şaşkın. kehkeşân).) gece. âsmânî'nin c.i. (a. arş-ı a'lâ). ayak kayma. zelâk). a'sâr. hipodrom. (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı.i. geçen yüzyıl.) usare.c. inandıran. masraflar.b. 2.i. ölümlü dünyâ. beve). (f. samt'dan) konuşamayan.) kulak delikleri. fâni dünyâ. eşik.) Arapların meşhur şâiri. sürçme. dam.) çok şecâatli.i.s. tahayyüller.) 1. (bkz. (a.) bot.) şimşek. (f.) gök mavisi.) melekler.s. (f. (f.i. mersin ağacı.s. s. putlar. değişiklikler. ikindi vakti.) 1.(bkz: asuman). dilsiz. kubbe. kutlu ve mutlu geçen zaman].i.b. gündüz. (a. (a. . 2.) "asır görmüş" yüzyıllık. *özsu çıkaran.i. 2. berk. alık.) tavan. Güneşe. geçen yüzyıl.i. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse]..c.i.i. 2.b. asûr) 1.i.s. yüzyıl. gece ve gündüz. âsmâniyân) 1. âsümânî). moderne.asmâ asmah asmaî âsmân âsmân-ı berîn asman ü rîsmân âsmân-dere âsmân-dırahş âsmâne âsmân-gûn. (a. çadır kümeleri.s. sırm'ın c. şimdiki çağ. (f. sanem'in c.i.) 1.s. (a. kulağı sakat. sımâh'ın c. 2. hîle ile aldatan. 2. (a. pek kahraman (a. bal arısı. (a. (f. 2 açık mavi. (a. at koşturulan meydan. göğe.s. saman uğrusu. semâ.s.) zamana uygun.) yıldırım.) 1.i.s. âsmân-gûnî âsmânî âsmânî âhen âsmâniyân âsmân-rend âsmân-senc âsmâr âsmende asmet asmıha âsmûg asnâm asr Asr-ı sâbık asr-ı hâzır asr-ı saâdet asr-ı sâbık asr-ı evvel. (a.b. (f.) gök.s.) kovandan bal çıkaran.) 1.) saman yolu. (bkz: aşarim).) eğri elli veya eğri bacaklı. 2. bal satan.i. Aya mensup. 3.h. tekye. (f. ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir. papuçluk. 2. ahceste).f. Hz.b. yanılma.) eski îranlılarca.) 1.) müneccim.

âstîn-mâlîde (f.b.b. başı dinç.) ayaklanma. âsûde-nişîn (f.) 1. âsiyâ. âster (f. âstîn berçîde.i. bey. göğe. asûf (a. hazırlanan[adam]. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi. 3. asvef (a. gailesiz. vazgeçen.) rahat. Asûm (a. avâsîr) tuzak. âsûde-hâtır (f. islenmiş [ateşle]. ulu olan eşik) meç.i.s.i. (bkz: âsiyâbân). payitaht.b. âsüfte. âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce. 5.s.) yaz mevsimleri. satr'ın c.s. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç. âsümânî (f. gardroplar.s. i.s. dinç [olan]. merkez. istanbul.b. (bkz: âsîne). âstâne-i saâdet-meâb (saadet.(f.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a. istanbul. âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç. açgözlü.i. (bkz: esed. yazı sıralan.a. Allah'a yakın kimselerin kabri. asfdan) çok zulüm ve gadreden. asy (a. istanbul.) yen silken.s.i. astâr (a. 2.b. âsiyâb). istanbul. şîr).) rahat.s.i. mutluluk sahibi olan eşik) meç.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir. sultan sarayı.s. arslanlar. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu. istanbul. huzur. sayfın c. (bkz: ya'sûb).) hazırlanmış. (bkz: âsitâne). [bu] dünyâ.) gönül rahatlığı. (bkz: (bkz. sultan sarayı.) rahatça oturan.) 1. muharremde pişirilen aşure. yeri yüksek olan eşik) meç. an beyi. yen. -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla. açık mavi.s. gazanfer. âsüd (a.) 1. sultan sarayı. âsûdegî (f. âsûde-dilî (f. asûm (a. aş. (bkz: âsmânî). sâib'den) (daha. (bkz. (bkz.s. meç.) çok yapağılı. sultan sarayı. âstîn-feşân (f. hazır. 2. âsyâb (f.) elbise saklamaya yarayan dolaplar.i.i. âsûde-dilî (f.i. 2. 2.i.) obur. çok.s.i.s.). sultan sarayı. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç. hızlı yürüyen.) astar. yemek. yiğitler. âş (f. hazırlanmış.s. asayiş.) hazırlanmış. başbuğ. asyâf (a.) 1. esed'in c.i. âstîn-efşân. 4. emn). âsûde-hâl (f.c.) (bkz: asman).) 1.) yazı satırları. sultan sarayı.) hâli rahat olan. büyük tekke.i. pek. âsûde-dil). âstîn berzede (f.s.b. âsyâ (f. asûb (a. (bkz: âsiyâ). sultan sarayı. âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç. âsûde (f. âsyâb-ı âlem meç.i. âstîn (f.(bkz: âstîn-berçîde).).) gönlü rahat. hazırlanan [adam]. âsümân (f.). 2.a.i. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı.b.). sütûr). asvine (a. çok şiddetli [rüzgâr]. âsyâbân (f. sunvân'ın c.) esvap kolu. âstîne (f.s.) 1.) 1. âstâne . semâya mensup. eşik 2.s.i.i.) yumurta. istanbul. asveb (a. en) doğru. 2. âsûr (a. âsügde (f.

(bkz. 3.s. oymaklar. (a. âşâm'ın c. Said bin Zeyd.) on sayıları. imre. emre. aşka ait. i. fr.s.c.i. şarap içen. çaresiz.) akşamlar.s. akşam. seven kadın. Hazret-i Osman bin.s.) âşıklar. Affân. aşer'in c.s.i. (a.) aşevi. "âşıka"). Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe. Sa'd bin Ebî Vakkas].) yiyecek ve içecek.i. 2.i. [cümledeki yerine göre] ahbap.i. ma'hut. (a. . (a. (a.âş-ı halîl aşâ' a'şâ a'şâb a'şâbe âşâm aşâir aşak -âşâm Mey-âşâm âşâmân âşâmânde âşâmîdenî a'şâr a'şârî a'şârî aded aşâvet aşâyâ aşb aşebî. âşık olana yakışır yolda. (a. Cennetlik oldukları.) âşık kadın. aşerat) on (a.i. çok arzulu. aşer'in c. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm. (a. (f.s. (a. (a. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup. Abdürrahmân bin Avf. uşb'un c. (a. ota benzeyen.) mahsullerden alınan onda birler. birine. ed.) onlar [sayı]. âşık'ın c.i.) âşıkça. 2.s. otla ilgili. (a. zavallı âşık.) içenler. seninki.) ota ait.s.s. (a. (a. delicesine seven kimse.i. kışlalarda. ondalık sayı. (f. halk şâiri. aşîret'in c. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb. hazret. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât.i.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı.f. ışâ'). [Hz. gözleri dumanlı [adam].) akşama ait.) sarmaşık. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse.b.i.s.i.) taze otlar. systeme metrique. içici. ışk'dan) 1.i.c. mutfak.f.) içen. mat. aşî'nin c.) 1. mercimek.s. (a.) aşkla ilgili.i. (f. (a.s. ot gibi olan. aşebiyye aşer aşerât aşere aşere-i mübeşşere aşevî âş-hâne âşık âşıka âşık-ı bîkarar âşık-ı dîdâr-ı pâk âşık-ı efgende âşık-ı müştak âşık-ı şeydâ âşık-ı zâr âşık-ân âşık-âne âşıkî bot. temiz yüzün âşıkı. istekli âşık. (f. (müen.) yaş ot.) içki içen [kimse]. a'şiye) akşam yemeği.) kabileler. (a.zf. (f.) otlar (f.) yenilebilen veya içilebilen.s. (a. bir şeye tutkun. evvelce ordularda. öşr'ün c. kararsız âşık. inleyen âşık. (a. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib. (a. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh. (a.

(bkz: aslîne). 3.i. Tanrı aşkı.) 1. pûselik-aşîran mürekkebine. akşam.) yumurta. (f. 2. Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir.) 1.c. 2. ev. 2. maddî aşk. akşam yemeği. Makam. maddeye bağlı olmayan aşk. i.i. bilen.) muz. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam.) 1. ondabir. celî. (a. (bkz: pûselik-aşîrân).i.i.c. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. aşâyâ) günün batması.i. (a. akşam. tnici'-dir.) bol otlu. âşkârâ. öşür toplayan. maddeci olmayan ideal aşk. Güçlüler. büyüleyici aşk.s. muz.i.s. (a. gönül kuşunun yuvası. tanıyan. oymak. akşam. meydanda. cinsel arzulara dayanan sevgi. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır. i. [doğrusu aşna dır]. (müen. (f. mesken. (bkz: ışk). (bkz: ayan. (f.i.i.) belli. (a.âşî aşî âşî aşib aşîb Âşîhe aşîk âşikâr. 2. (a. 3. i. yıkık yuva. mahvolmuş aşk.s. muz. (a. gidip uzaklaşan [kimse]. ahçı. (bkz. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır.) sevgi. aş-pez). muz.) 1. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr. (a. .s. fazilet ve doğruluk aşkı. platonik aşk. (a.) yuva yapan.i. âşkâre dir].) 1.s. akşam yemeği yiyen [kimse]. 2. öğleden sonra.s. yuvalanan. samîmî dost ve arkadaş. (a.) fazla âşık. 2.) muz.) yuva tutan.s. (bkz. onuncu. (f. âşikâre âşinâ âşinâ-yı hilkat âşîne aşîr âşir aşîrân aşîrân-mâye aşîrân-pûselik aşîrân-vefâ-dâr aşîrân-zemzeme âşiren aşîret âşiyân. (bkz: aşk-ı sehhâr).b.) kişneme. koca. (bkz: sahîl). (f.s.) 1.s. (f-b. yaradılış âşinâsı. sihirli. derinde. gerçek sevgi. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır.zf. 2. açık. bahir. [aslı ışk dır]. "âsiye"). i. tanıdık. (f. içte olan aşk. istek.s.) onuncu olarak. sevgisi.b. içten gelen arzu. (a. tavuk karasına tutulmuş. kuş yuvası.) çok otlu. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam. (f.) 1. ibkâr). aşâir) kabîle. (a. âşiyâne âşiyân-ı harâb âşiyân-ı mürg-i dil âşiyân-gîr âşiyân-sâz aşiyy aşiyye aşk aşk-ı cismânî aşk-ı derûn aşk-ı Eflâtûnî aşk-ı fazl ü hakk aşk-ı füsûnkâr aşk-ı hakikî aşk-ı ilâhî aşk-ı makhûr aşk-ı marazî (f. bildik. düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi.) aşçı. (a. Başkaca bir ânzası yoktur.s. (bkz: ahbap). mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur. kahrolmuş. (f.i. .

yüzme.s. (a. (a.i. aşşeb'den) nebatları. 3.i. haberdarlık.. (f. (bkz: aşna).b. S. on sayıdan birini alma. 2.s. ayın on günlük son kısmı. (f.b.) [suda] yüzme. öşürcü. (bkz. (a. âş-kâre).b. kat.c.b. (f.i. âşikâr. (bkz.). aşkârâ aşkâr âş-kâre aşk-bâz aşk-bâzî aşk-efzâ aşkî. yüzücülük. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir. (bkz.). (f. (a.) yüzücü. erkek adı [birincisi].f. i. yasaklanmış aşk. (a.i.) kuş yuvası.aşk-ı mecâzî aşk-ı memnû' aşk-ı mürde aşk-ı rûhânî aşk-ı sehhâr aşkâre.dostluklar. aşk-ı füsûnkâr).) yüzgeç.yüzücülük.i. ölmüş. iane. âşnâ-ver). âşnâyî'nin c. (f. (a. (f. ondalıkçı. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi. vekr).b.) aşinalıklar.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse.f.) 1.b. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H. büyüleyici aşk.s.) [suda] yüzme. (a. . (bkz: âşnâb). haberdarlıklar (f.i.b. aşerat) on sayısı. yalandan âşık görünen.) 1. 1. yüzme. kızıl saçlı adam. bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin.b. (f. 2.i.i.s. Hiç bir ânzası yoktur. manevî sevgi. âşikâre).s.) muz. âşnâlık dostluk. (bkz: âşiyâne. mutfak. Allah sevgisi. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı. (f.b.i. aşkla ilgili. felek. 2. 3.) 1. ahçı.i. (f. ayın ilk on günü. doru at.) ahçı. aşka ait.f. (f. muaşşir).i.i. (bkz.) aşçı. yüzücü. (a.) aşevi. (f. gökyüzü.) ezbere aşır okuyan [kimse].i. 2. yüzücü. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir]. (a. (bkz.i. sever görünme.i.i. âşkûb âşnâ âşnâb âşnâ-ger âşnâgerî âşnâh âşnâv âşnâ-ver âşnâ-verî aşnâyân âşnâyî âşnâ-yî âş-pez âş-pezî aşr aşr-ı âhir aşr-ı evsat aşr-ı evvel aşre aşr-hân aşş aşşâb aşşâr Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme.i. tabaka.) yüzgeç. yüzücü. 2. koyu al.i.b. aşkıyye aşk-perver aş-pez hâne âşkû. (f. yalancı aşk. (a.) aşkla oynayan. (f.) aşçılık.b. 2. [H. âşnâ-ger).s. ayın iki on günlük kısmı. tavan.) 1.s.i. sevgiyi artıran.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme. (bkz: âşinâ). i. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım. Güçlüsü dügâh la perdesidir.f.) 1.) aşkı besleyen. (bkz: aş-pez).b. sihirleyici. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur. (a. (a. dokuza bir ilâve ile on etme. (f.).i. menedilmiş.b.f.i. bitmiş aşk.) yüzücülük. (bkz. ahçılık. (f.

(a. en antetli.b.s.b.) 1. gürültülü yer.. atîre'nin c. bir kişinin güzelliği. (a.s. putlara kurban edilen dişi koyunlar. aptallık.b. kargaşalık.) gönlü perîşan olmuş.s. âşüfte'nin c. şaşkınlık.) 1.) aşüfteler.) karıştıran. (f. kavga kargaşalığı.) kargaşalığa sebebiyet veren. II.s.i. (f. (a. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir. izin. pek şefkatli.zf. çok merhametli [adam]. (f.i.i. (a. (f. (f. banşsever.âştî âştî-hûre âştî-perver âştî perver-âne âştî-perverî âştî-sâz âştî-sâzî âşûb aşûb-i gavga âşûb-i restehîz ü kıyamet -âşûb Şehr-âşûb âşûb-engîz âşûb-gâh. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır.i.) azad. (a. bahşiş. .s.i.) banşseverlik. (a. atâkat atal (f.) sulh taraflısı. kız]. Hayvân=hayvânât. (bkz: ihsan).i. çılgınca sevmiş. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan.b. (f.c. (bkz: atâhiyyet). (f.i. âlüfte). 2.i. 2. bu yüzden perîşan bir halde. (a.s. karıştırıcı.) gece gözü görmeyen [kadın. kıyamet kargaşalığı.) Bursa'da doğmuştur. akşam karanlığı. 2. sersemlik.) sulh taraftarlığı.) karışıklık yeri.) aklı perîşan. Babası.s. (a. a'tâl) 1. atmalar.) mahvolma.c. -sulhseverlik. (a. 2.i.) ne idüğü belirsiz.) aptallık. (f.s. (a. iffetsiz kadınlar. (a. (f. (f. ölüm. 2.s.i. (f.s.) akşam yemeği yiyen.b.) çıldırırcasına seven. 2.) aşiftelik.) 1.i.) 1. (f.) ocaklar. (a. Nebat=nebâtât. günahkârlık.) 1. (bkz. vücudun örtülü olmayan bir yeri. yabancı.) barış ziyafeti. (a.b.h. atâhiyye atâhet atâhiyyet Atâî atâim atâir atak.s. budalalık.f. (f.i. atf'dan).) suih. atfın c.i. (a. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır.b. (a. (bkz: âlüfte-gî).) bahşiş veren. kargaşa çıkaran.) akşam yemeği.i.i.i.i.) 1. banşseven. merhametler. ateh getirme. aşure (f. s.) bağışlama. serseri bilinmeyen. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür. -barışıklık. 3. (a. âşıklar.i.s.a. (f.) Arapça'da cemi edatıdır.) aşüfte olmuş gibi. geh Âşûg Âşur. 2.i. şefkatler. (a. meçhul. banşçı. Muradın vezirlerinden idi. atîme'nin c. bütün vücut. (f.) sulhseven.i.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı.) 1.i. meyiller. aşifte. lüzumlu âletler takımı.) sulh taraflısına yakışacak surette. (a.b. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar.b. gibi.b. âşûrâ' aşüfte âşüfte-dil âşüfte-dimâğ âşüfte-gân âşüfte-gâr âşüfte-gî aşvâ' aşve aşy aşyân -ât atâ' atab atâd atâ-bahş a'taf a'tâf atâhe.b. karıştırıcı.i.b. büyük kadeh. (a. şehri karıştıran. 2.i. husûsiyle ense. akşam yemeği. (f. iffetsiz kadın. (a.

âtâl atâlet atâlet-i rûhiyye âtâm atânîb ataş atâşâ atâ-ullah atâvil atâyâ' atâyâ-yi ilâhiyye atâyâ-yı seniyye atâyâ-yı tabîat atâyıb atbâ' atba' atbâ atbâk atbâl atbıka âtbîn ateb atebât atebât-ı âliye atebe atebe-i felek-mertebe atebe-i seniyye atebe-i ulyâ ateh Ateh getirmek ateh kabl-el-mîâd ateh-zede ateme Salât-ül-ateme âteş âteş-i âb-perver âteş-i bahâr âteş-i be-cân âteş-i beste âteş-i bî-bâd âteş-i bî-dûd âteş-i bî-zebâne âteş-i câm-ı zîbekî âteş-i derûn âteş-i füsürde âteş-i hecr

(a.i. ıtl'ın c.) 1. koltuk altlan. 2. böğürler. 3. yanlar, kenarlar. (a.i.) işsizlik, tembellik, üşengenlik, durgunluk, hareketsizlik. psik. ruh argınlığı, fr. psychasthenie. (a.i. utum'un c.) yüksek binalar, köşkler, hisarlar. (a.i. ıtnâbe'nin c.) 1. sâye-banlar, pavyonlar. 2. kısa ipler. 3. uzun ipler; sicimler. (a.i.) susama, susuzluk, hararet, (bkz: atş). (a.i. atşân'ın c.) susuz, susamış olanlar. (a.it.) 1. Allah vergisi. 2. i. erkek adı. (a.s. atvel'in c.) 1. uzun boylular. 2. seçkinler. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, armağanlar; bahşişler. Tanrı vergileri. padişah hediyeleri. tabiatın atiyeleri, ihsanları, bahşişleri. (a.s. atyeb'in c.) çok hoş olanlar, en iyiler. (a.i. tıb'ın c.) dereler, kanallar. (a.s.) en pis. (a.i. taby'in c.) meme başlan. (a.i. tabak ve tabaka'nın c.) 1. kapaklar. 2. tabaklar, (bkz. etbâk). (a.i. tabl'ın c.) davullar. (a.i. atbâk'm c.), (bkz: atbâk). (f.b.s.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. (a.i. atebe'nin c.), (bkz. atebât). (a.i. atebe'nin c.) 1. eşikler, basamaklar. 2. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. 3. eşiği öpülen mukaddes yerler. Irak'ta -Necef, kerbelâ, Kâzımiyye gibi- türbeli yerler. (a.i.c. atebât) eşik, basamak. (bkz: âsitân, ahceste). Osmanlı padişahlannın sarayı. (bkz: atebe-i felek-mertebe). (bkz: atebe-i felek-mertebe). (a.i.) bunama, bunaklık. bunamak. erken bunama, fr. de-mence precoce. (a.f.b.s.) bunamış, bunak. (a.i.) 1. atâlet, işsizlik; üşengenlik, tembellik. 2. gecenin ilk üçte biri. akşam namazı. (f.i.) 1. od, hararet, kızgınlık. meç. kılıç, hançer. 1) kırmızı gül; 2) lâle; 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. 1) canda olan ateş; 2) yanıp tutuşma. 1) donmuş ateş; 2) hâlis kırmızı altın, (bkz: asced). 1) şarap; 2) işkence, zulüm. 1) Güneş; 2) hiddet, öfke; 3) şarap. 1) alevsiz ateş; 2) kırmızı akik; 3) şarap. gümüş veya billur kadehte içilen şarap. "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. 1) donmuş ateş; 2) altın, (bkz: âteş-i beste). ayrılık ateşi.

astr. yedi gezegen yıldız. Hint'te yapılan bir kılıç. hamiyyet kanının ateşi. Güneş, (bkz: Af-tâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). kılıç, kama, hançer ve benzeri silahlar. Nemrut'un, Hz. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i parsî 1) hek. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara; 2) cemre; 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı; 2) kanlı gözyaşı; 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i rûmî tar. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş, (bkz: Aftab, Hûrşîd, mihr, Şems). âteş-i seng lal ve yakut. âteş-i serd 1) şarap; 2) hâlis altın, (bkz: asced). âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş; 2) Güneş.(bkz. âteş-i mûsî, âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i sûzân yakıcı ateş. âteş-i tak, âteş-i tevbe sûz şarap. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri; 2) kadeh dolusu şarap; 3) gerdek hâli. âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. 2. gözyaşı. 3. hastalık. 4. harb, savaş. âteş-bâr (f.b.s.) ateş yağdıran. âteş-bâz (f.b.s. ve i.) ateşle oynayan, hokkabaz, fişekçi. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak. âteş-bâzî (f.b.i.) ateşbazlık, eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-berk (f.b.i.) çakmak [âlet]. âteş-beste (f.b.i.) hâlis, kırmızı altın. âteş-dâm (f.b.i.) 1. ateşlik. 2. ocak. 3. mangal. âteş-dân (f.b.i.) ocak, mangal. âteş-dâr (f.b.s.) "ateş tutan" ateşli. âteş-dem (f.b.s.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. (bkz. âteşîndem). âteş-dîde (f.b.s.) ateş görmüş, ateşten geçmiş. âteş-efrûz (f.b.s.) ateş yakan, ateş tutuşturan. âteş-dil (f.b.s.) 1. her gördüğü güzeli seven. 2 sözü dokunaklı olan. 3. pek zekî adam. âteş-efşân, âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan. âteş-efşânî (f.b.i.) ateş saçma, ateş püskürtme. âteş-ek (f.b.i.) 1. küçük ateş. 2. şimşek. 3. ateş böceği. 4. frengi. âteş-engîz (f.b.s.) 1. dağlama âleti. 2. s. fesatçı, kundakçı. âteş-fâm (f.b.s.) ateş renkli, kırmızı. âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan, ateş püsküren, (bkz: âteş-efşân). âteş-fürûz (f.b.s.). (bkz. âteş-efrûz).

âteş-i heft-mecmer âteş-i Hindî âteş-i hûn-i hamiyyet âteş-i Mûsî âteş-i mücessem âteş-i Nemrûd

âteş-gâh âteş-gede âteş-gede-i behrâm âteş-geh âteş-gîre âteş-gûn âteş-hâne âteş-hâr âteş-hâtır âteş-hirâm âteş-hîz âteş-hulk âteşî âteşîn âteşîn-libâs âteşîn-mâr âteşîn-pençe âteşîn-sadef Âteîn-dem Âteşiyân Âteşîze âteş-kâr âteş-karâr âteş-meşreb âteş-mizâc âteş-nâk âteş-nihâd âteş-nisâr âteş-nümâ âteş-pâ âteş-pâre âteş-perestî âteş-perver âteş-pâş âteş-perest âteş-peyker âteş-reng âteş-suhan âteş-tâb âteş-zâd âteş-zâr âteş-zebân âteş-zede âteş-zen âteş-zene atf, atıf

(f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. astr. hamel burcu. (f.b.i.). (bkz. âteş-gâh). (f.b.i.) 1. maşa, 2. çıra. (f.b.s.) ateş gibi kırmızı. (f.b.i.) mecûsî mabedi, ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) 1. keklik. 2. s. zâlim, merhametsiz [adam]. (f.b.s.) her güzeli seven, sözü dokunaklı, pek zekî adam. (f.b.s.) sür'atle yürüyen. (f.b.s) ateşleyen, ateş veren. (f.a.b.s.) sert tabiatlı, huysuz. (f.b.s.) 1. ateşli, hararetli; dokunaklı; ateş renginde. 2. öfkeli, hiddetli. 3. i. cehennem zebanisi; (f.s.) 1. ateşten. 2. ateşli, canlı. l) kırmızı elbise; 2) kırmızı elbise giymiş kimse. 1) ateşli yılan; 2) yanık ak; 3) ateş alevi; 4) havâi fişek. bir işte eli çabuk kimse, işinin ehli. Güneş, (bkz: Âftâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). (f.b.s.) (bkz. âteş-dem). (f.i.s.) cehennemlik olanlar. (f.i.) ateş böceği, (f.b.s.) 1. külhancı. 2. meç. kızgın, aceleci, merhametsiz [adam]. (f.a.b.s.) "ateşte duran" cehennemlik, günahkâr. (f.a.b.s.) meç. "ateş huylu" huysuz, geçimsiz. (f.b.s.) sert tabiatlı, huysuz, geçimsiz [kimse], (f.b.s.) ateşli. (f.b.s.) "ateş huylu" ateşli, huysuz, huzursuz. (f.b.s.) ateş saçan. meç. çok öfkeli. (f.b.s.) ateş gösteren. (f.b.s.) ateş gibi, çevik, atik. (f.b.s.) 1. ateş parçası, kıvılcım. 2. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. (f.b.i.) ateşperestlik, ateşe tapma. (f.b.i.) suyu iyi verilmiş kılıç. (f.b.s.) ateş saçan. (f.b.i.) ateşe tapan. * (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: âteşîn-sadef). 2. şeytan ve cin taifesi. (f.b.s.) ateş renginde, kızıl. (f.b.s.) dokunaklı, hatır kıracak şekilde söz söyleyen. (f.b.s.) 1. ateş gibi hararetli. 2. ateş yakıcı. (f.b.s.) "ateşten doğma" 1) meç. ateşli; 2.) yakıcı. (f.b.i.) ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer. (f.b.s.) ; çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. (f.b.s.) ; yakılmış, yakılan. (f.b.s.) yakıcı, yakan. (f.b.i.) çakmak [âlet]. (a.i.) 1. eğme, meylettirme. 2. bağlama, (bkz: azv). 3. dokunma. 4. gr. bağlaç.

atf-ı beyân atf-ı nigâh „îr atfen atfî athal athâr athar âtıf âtıfe, âtıfet âtıfet-kâr âtıfet-kârâne âtık, âtıka âtıl, âtıla âtıl-âne âtım âtır âtıs atış, atuş âtî âtî-l-beyân, âtî-üz-zikr âtî-yi millet âtî, âtiye atî atîd atîde âtih, âtihe âtik âtik atîk, atîka atîkıyyât âtil âtim, âtime at'ime atîme atîre âtiş, âtişe atît âtiye âtiyen atiyyât

bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı, bağlaç kullanma. göz atma, bakma. gr. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması, [deli dîvâne; sağ salim, gibi]. (a.zf.) birinin adına, birine yükleyerek. (a.s.) 1. bağlamaya ait. 2. şefkate, iyilik severliğe ait. [müen. "atfiyye"]. (a.s.) kül rengi. (a.s. tâhir'in c.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar, ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz], (bkz: tuhr). (a.s.) çok temiz olan. (a.s. atfdan) 1. meyleden, eğilen. 2. bağlayan. 3. şefkatli. (a.i.c. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi, iyilik severlik. (a.f.b.s.) esirgeyip koruyan, gözeten. (a.f.zf.) âtıfetkâr olana yakışacak surette. (a.s.) 1. serbest bırakılmış. 2. ihtiyar. 3.i. genç kız. 4. i. yavru kuş. 5. soyu temiz [at]. 6. eski [şarap v.b.]. (a.s.) 1. tembel, üşengen. 2. boş, faydasız. (a.f.zf.) tembelce, tembelcesine. (a.s.) mahvolan, ölen. (a.s. ıtr'dan) 1. ıtırlı, güzel kokulu. 2. kokuları seven. (a.s.) 1. aksıran. 2. i. şafak. (a.s.). (bkz: atsan). (a.s. ityân'dan) 1. gelecek, gelen [kişi veya şey]. 2. i. gelecek zaman, istikbal. 3. zf. önde, aşağıda. aşağıda zikredilen, aşağıda sözü geçen. milletin yarını, istikbâli. (a.s. utv'dan) isyan eden, kafa tutan. (a.s.) inatçı, kalın kafa. (a.s.) hazır, hazırlanmış. (a.i.) elbise sandığı. (a.s.) isyan eden, kafa tutan. (a.s.c. avâtik) sırtın üst kısmı. (a.s.) berrak, saf; karışmamış; kıymetli. (a.s. ıtk'dan) 1. eski. 2. azatlı, hür. 3. güzel, genç kız. 4. asîl. 5. Hz. Ebu Bekir'in lâkabı. (a.i.c.) eski eserler, arkeoloji. (a.s.) ücretli yardımcı, asistan. (a.s.) ağır, yavaş. (a.i. taam'ın c.) yemekler, (bkz: et'ime). (a.i.c. atâim) ateş yakılan ocak; mangal. (a.i.c. atâir) 1. putlara kurban edilen dişi koyun. 2. eski Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. (a.s.) susuz, susamış, (bkz: teşne). (a.i.) gıcırtı. (a.s.) ["atî" kelimesinin müen.]. (bkz: atî). (a.zf.) 1. ileride, gelecekte. 2. aşağıda. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, ihsanlar, bahşişler.

atiyye atiyye-i seniyye atlâb atlâl atlas atlas-ı minâ atlâs atles atlesî atliye atmâr atme atnâb atrâb atrâf atrâk atrâr atrâs atreş atruk ats ats-ı subh ats-ı şeb Atse Atse-i anberîn Atse-i kemân Atse-i subh Atse-i şeb Atse-i çah atse-i tîğ atş atşân attâr attaret attârî attâs attaş attât atûb atûf atûfet

(a.i.c. ataya) hediye; bahşiş, (bkz: ihsan). pâdişâh hediyesi. (a.i. tâlib'in c.) 1. arayanlar, talipler; husûsiyle talebeler. 2. (tılb'ın c.) kadın peşinde dolaşanlar, hovardalar, zamparalar. (a.i. talel'in c.) 1. örenler, harabeler. 2. biçimler, şekiller, resimler; kalıplar. (a.i.) 1. üstü ipek, altı pamuk kumaş. 2. s. düz, havsız, tüysüz. 3. büyük harita. 4. Atlas denizi. gökyüzü. (a.i. talas'ın c.) 1. eskitmeler, mahvetmeler. 2. s. eski, aşındırılmış. (a.s.) eski, aşındırılmış, yırtık, eski püskü. (a.s.) 1. atlastan yapılmış, atlas. 2. atlas gibi. (a.i. tılâ'nın c.) merhemler. (a.i. tımr'ın c.) eski püskü elbiseler, paçavralar. (a.i.) ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâv menbaı, krater. (a.i. tınâb'ın c.) 1. çadır ipleri, (bkz: habl-ül-hıyâm). 2. ağaç kökleri. 3. vücuttaki sinirler. (a.i. tarab'ın c.) oyunlar eğlenceler, şenlikler, neşeler, ferahlıklar. (a.i. tarfın c.) gözler. (a.s. târik'in c.) gece gelen; -husûsiyle- gece gelen yaya seyyahlar. (a.i. turra'nın c.) kenarlar, uçlar. (a.i. tırs'ın c.) yazılmış sayfalar, karalama kâğıtları. (a.s.) sağır, işitmez, (bkz: ahras). (a.i. tarîk'ın c.) yollar, (bkz: turuk). (a.i.) 1. aksırık. 2. şafak sökme. (sabahın aksırığı), (gecenin aksırığı) seher vakti. (a.i.) tek aksırık. güzel kokulu nefes. okun çıkardığı ses. şafak. şafak, (bkz: atse-i subh). kuyudaki aks-i seda, yankı. savrulan kılıcın çıkardığı ses. (a.i.) susuzluk, susama. (a.s. atş'dan) susuz, susamış, susayan, (bkz. teşne). susuzluk çekenler. (a.i. ıtr'dan) 1. güzel kokular, iğne iplik vesaire satan; aktar. 2. h. i. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. (a.i.) attarlık, aktarlık. (a.f.i.) aktarlık, aktar dükkânı. (a.s.) durmadan aksıran. (a.s.) fazla susamış. (a.s.) çok bağırıp çağıran, gürültücü, şamatacı [adam]. (a.s.) inatçı, (bkz: muannid). (a.s. atfdan) 1. birine sevgisi olan. 2. i. erkek adı. (a.i.) şefkat, merhamet.

atûh atûm âtûn âtûs atvâd atvâk atvel atyân atyeb atyeb-i me'kûlât atyer Rûh-i atyer âvâh, âveh avâdî avâid avâik a'vâk avâkıb avâkıb-ı ahvâl avâkıb-ı hasene avâkıb-ı umûr avâkıd avâkır avâlim avâlim-i ulviyye avâm a'vâm avâmil

avâm-firîb avâm-pesend avâm-pesendâne avân avân-ı meftûniyyet a'vân avâr âvâre âvâre-gerd âvâregî âvâre-reviş âvâre-ser

(a.s.) bunak, (bkz: ma'tûh). (a.i.) su kaplumbağası. (f.i.) l. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. 2. ana rahmi, (bkz. meşime). (a.i.) aksırtıcı şey, enfiye. (a.i. tavd'ın c.) dağlar. (a.i. tavk'ın c.) 1. gerdanlıklar. 2. tasmalar. 3. boyundaki halka çizgiler. 4. kuvvetler, takatler. (a.s. tavîl'den) pek uzun. (a.i. tiyn'in c.) balçıklar, çamurlar. (a.s. tıyb'den) (daha. pek, en, çok) güzel. yiyeceklerin en güzeli. (a.s.) pek uçucu, çabuk kaybolan. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. çabuk uçan ruh. (f.e.) l eyvah, yazık! 2. i. nzık, nasip, kısmet. (a.s. âdiye'nin c.) zulmedenler,zâlimler. (a.i. âide'nin c.) iratlar, gelirler. (bkz. aidat). (a.i. âika'nın c.) engeller, müşküller, zor işler. (a.i. avk'm c.) alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler. (a.i. akıbet' in c.) neticeler, sonuçlar, sonlar. hallerin, durumların sonu. iyi son nefesler, işlerin neticesi. (a.i. âkid'in c.), (bkz: âkid). (a.i. âkıra'nın c.) 1. kısırlar, verimsizler. 2. fakirler, yoksullar. 3. kudurmuşlar, (a.i. âlem'in c.) dünyâlar, (bkz: âlemin, âlemûn). dünyâdan gayrı yüksek âlemler, (bkz. melekût). (a.i. âmm'ın c.) herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı, (bkz. âhâd-i nâs). (a.i. âın'in c.) yıllar, seneler, (a.s. âmil'in c.) 1. sebepler. 2. işleyenler. 3. gr. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. 4. valiler. (a.f.b.s.) halkı avlayan, halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden, demagog. (a.f.b.s.) halkça beğenilecek şey. (a.f.zf.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda, âdi ve kaba. (a.i.) vakit, zaman. meftunluk anları. (a.s. avn'ın c.) yardım edenler, yardakçılar. (a.i.) ayıp, kusur, fesat. (f.s.) 1. serseri, boş gezen, işsiz güçsüz, aylak. 2. dağınık, perişan. (f.b.s.) işsiz, güçsüz kimse. (f.b.i.) serserilik, aylaklık, işsiz güçsüzlük. (f.b.s.) âvâre gidişli, başıboş hareketli. (f.b.s.) başıboş.

avârız avârız-ı dîvâniyye avârız-ı müktesebe avârız-ı semâviyye avârî avârif avâsıf avâsım avâsîr avâtıf avâtık av'ave av'ave-yi kilâb avâz âvâz âvâz-ı mûsikî âvâz-ı ra'd ü sâika âvâz-ı zenbûr a'vâz avaz avaz âvâze âvâze-hân avd avdet âven avdetî a'vec a'ved âvend âvendî avene âveng âvengân aver -âver Peyâm-âver

(a.i. ârıza'nın c.) 1. kazalar, belâlar. 2. engeller, engebeler. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde, bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler. cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hatâ, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler. delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. (a.i. âriyyet'in c.) ödünç şeyler. (a.i. ârife'nin c.) 1. iyilikler. 2. armağanlar, bağışlar. 3. s. nâzik, eli açık, cömert kimseler. 4. kabiliyetli, yetenekli kimseler. (a.i. âsıfa'nın c.) sert, şiddetli rüzgârlar, fırtınalar. (a.i. âsıme'nin c.) hudut şehirleri. (a.i. âsûr'un c.) tuzaklar. (a.i. âtıfet'in c.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler, iyilikseverlikler. (a.s. âtık'ın c.) 1. hür olanlar. 2. ihtiyarlar. 3. i. genç kızlar. 4. i. yavru kuşlar. (a.i.) havlama. köpeklerin havlaması. (a.i.) nefret. (f .i.) ses, seda. müzik sesi. gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. muz. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam, (bkz. âgaz-l- zenbûr). (a.i. ivaz'ın c.) bedeller, karşılıklar. (f.zf.) bangır bangır. (f.i.) 1. yüksek ses. 2. şöhret, ün. (f-b.i.) şarkıcı, (bkz: hanende). (a.i.) 1. geri gelme, dönme, lehine veya aleyhine dönme. 2. hasta ziyareti. 3. yoldan sapma. (a.i.) geri gelme, dönme, dönüş. (a.s.) çok veya en sakin. (a.i.) dönme [Yahudiden]. (a.s.) eğri büğrü. (a.s.) daha veya en çok faydalı. (f.i.) 1. sicim, ip. 2. senet, delil. 3.'kapkacak. 4. taht, yüksek mertebe. 5. satranç oyunu. 6. zf. evvel, önce, ilk. (f.i.) şarap fıçısı, kabı. (a.s. avn'in c.) yardakçılar, kafadarlar. (f.i.) hevenk, ipe geçirilmiş ü-züm, kiraz ve benzerlerinin askısı. (f.s.) 1. asılı, asılmış, sarkık. 2. i. çivi. 3. i. çengel. (a.i.) bir gözü kör olma. (f.s.) getiren, taşıyan. (Peygamber) haber getiren.

a'ver âverd âverde âverdenî âverd-gâh, âverd-geh âverdîde avez a'vez âvî, âviye âvîhte âvîhtegî âvîje âvîjgân âvîl âvind âvine âvineten âvîşe, âvîşen âvîz âvîze âvîze-i gûş âvîze-i nücûm âvizgin avk avkeşe avkeşe-i sagîre avl avle avm avn avn-i Hakk avn-i İlâhî avnî avniye avrât avret âvşin avvâc avvâd avz El'-avzü bi-llâh ayâ âyâ

(a.s.) 1. bir gözü kör, tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). 2. anat. körbağırsak. (f.i.) harp, cenk, savaş. (f.s.) naklolunmuş, getirilmiş. (f.i.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. (f. b.i.) savaş meydanı. (f.s.) hücum edilmiş, saldırılmış. (a.i.) fakirlik, sıkıntı. (a.s.) 1. anlaşılması güç şiir. 2. mânâsı anlaşılmaz [şey]. (a.s.) uluyan, hırıldayan. (f.s.) asılı, asılmış [şey]. (f.s.) asılmış olma durumu. (f.s.) 1. has, hâlis, saf, temiz. 2. meç. şarap. (f.i.c.) 1. mahremler, yakınlar. 2. s. gençler, güzeller. (a.i. avl'den) feryat, (bkz: avle). (f.s.) evvel, önce, ilk. (bkz: âvend6). (a.i. evân'ın c.) vakitler, zamanlar, çağlar. (a.zf.) ara sıra, tesadüfen. (f.i.) 1. kekik otu. 2. sarılma, sıyırıp çıkma; saldırma, (bkz: âvşin). (f.s.) asılı bulunan, asılan. (f.i.) mum, lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs. küpe. (bkz: mengûş). yıldız topluluğu. (f.s.) (asılgan, ilişkin) insana balta olan dilenci. (a.i.c. a'vâk) alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, (bkz: te'hîr). (a.i.) zir. yaba, harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek. anat. lâdes kemiği. (a.i.) feryat, acınma, sıkıntı sebebi. (a.i.) feryat, (bkz: avîl). (a.i.) yüzme. (a.i.c. a'vân) 1. yardım. 2. s. yardım eden; yardakçı; kafadar. Allah yardımı. Allah yardımı. (a.s.) 1. yardımla ilgili. 2. i. erkek adı. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. (a.i. avret'in c.) kadınlar. (a.i.) 1. insanın, gösterilmesi ayıp olan yeri. 2. kadın; zevce, avrat. (f.i.) kekik otu. (bkz: âvîşen1). (a.i.) fildişi satıcısı veya işçisi. (a.i. ûd'dan) udcu; ud çalan. (a.i.) 1. sığınma. 2. sığınak. Allah'a sığınma. (a.s.) 1. kabiliyetsiz, kudretsiz. 2. tedâvî edilemez, iyileştirilemez. (f.e.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. (bkz: acaba).

a'yâ a'yâd a'yâd-ı Müslimân ayân â'yân

a'yân-ı sâbite âyân ve eşrâf ayânen ayâniyyet ayâr ayâr-dân a'yâr âyât âyât-ı muhkemât âyât-ı müteşâbihât Ayb ayb-ı hâdis ayb-ı kadîm ayb-cû aybe aybet ayb-gû ayb-gûyî ayb-nâk ayb-pûş a'yen âyen âyende âyende-nümâ

âyende ve revende âyet âyet-el-kürsî âyet-i kerîme âyet-i maksûd âyet-i tergîb âyet-i terhîb âyet-ül-hıfz

(a.s.) daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan. (a.i. îd'in c.) bayramlar. Müslüman bayramları. (a.s.) belli, açık, meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: aşikâr, bahir, celî, hüveydâ, iyân). (a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. bir memleketin ileri gelenleri. 3. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4. Senato üyesi. tas. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. ilerigelenler. (o.zf.) açıkça. (o.i.) açıklık, ortaya çıkma, (bkz: vuzuh). (a.i.) 1. altının, gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. 2. saadete doğru gitme, (bkz. lyâr). (a.f.b.c.) ölçü, değerbilir, (bkz: lyâr-dân). (a.i. ayr'ın c.) eşekler, (bkz: himâr). (a.i.âyet'in c.) Kur'ân'ın cümleleri. açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. icâbında te'vîl edilebilen âyetler. (a.i.c. uyûb) utanılacak şey, kusur, ayıp, leke. (bkz: şeyn). huk. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. huk. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. (a.f.b.s.) insanın ayıbını araştırıp soran. (a.i.) deri çanta, heybe. (a.i) 1. deri çanta, valiz. 2. ayıp, kusur. (a.f.b.s.) dedikoducu. (a.f.b.i.) dedikoduculuk. (a.f.b.s.) kusurlu, noksan. (a.f.b.s.) ayıbı örten. (a.s.) 1. büyük iri gözlü adam. 2. bakılan yer. 3. çok açık, pek belli. (f.i.) demir, (bkz: âhen). (f.s. c. âyendegâh) gelen, gelici. [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. gelen giden. (a.i.c. âyât) 1. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. 2. alâmet, nişan. (bkz: kürsî). kutsal âyet. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. cennetteki güzellikleri, iyilikleri anlatan âyet. cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. muskaya yazılan âyet.

âyet-ül-mevâris âyet-in-Nûr âyetlik ayın âyib âyid âyij, âyîjek âyil, âyile âyîn âyîn-i cem âyîn-i kadîm

âyîn-i kudemâ âyîn-i Mevlevî âyîn-i şerîf âyîne, âyine âyîne-i âb âyîne-i ârız âyîne-i âsmân âyîne-i çarh âyîne-i hâverî âyîne-i baht âyîne-i gerdân âyîne-i gerdûn âyîne-i in'itâf âyîne-i İskender

âyîne-i kît'ı efrûz âyîne-i maksûd âyîne-i pârtâb âyîne-i pürtâb-ı mücellâ âyîne-i şeş-cihet âyîne-dân âyîne-dâr âyîne-den âyîne-efrûz âyîne-fürûz âyîne-rû âyîne-sâz

Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 (a.t.b.i.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar, uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. (a.i.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır, (bkz: ayn5). (a.s.) geri dönen, dönüp çekilen, (bkz: âib). (a.s.). (bkz. âid). (f.i.) kıvılcım. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşırı, (bkz: âil, aile). (f.i.) 1. merasim, tören. 2. Alevîlerin içki sohbetleri. 1) ahbapça, tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri. mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları, eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. eskilerin usûlü, tarzı. Mevlevi âyîni, Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. (f.i.) 1. ayna. 2. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. su aynası, suyun parlak yüzü. yanak aynası, ayna gibi parlak olan yanak, (bkz: âyîne-rû). Güneş. Güneş. Güneş. nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. Güneş. Güneş. bir şeyin aksedip göründüğü ayna. İskender'in aynası. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki, Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. Güneş. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. parlak ayna. cilâlı parlak ayna. (altı tarafın aynası) 1) Hz. Muhammed'in gönlü; 2) bir velînin gönlü. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) 1. ayna tutan. 2. i. berber. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) ayna cilâsı. (f.b.s.). (bkz. âyîne--efrûz). (f.b.s.) yüzü ayna gibi parlayan. (f.b.i.) aynacı.

âyîne-veş âyîne-zidây âyîn-hân

âyîn-perestî âyiş, âyişe âyişne, âyişte, âyiştene âyiz, âyize ayke aykevî ayn

ayn-el-yakîn ayn-ı betrâ ayn-ı hayât ayn-ı kerâmet ayn-ı mazmûn ayn-ı mevkuf ayn-ı hatâ ayn-ı mürekkeb ayn-ı vâhid ayn-ül-bakar ayn-ül-fiil ayn-ül-kemâl ayn-üs-sevr ayn-üş-şems aynâ aynen ayneynî aynî Emrâz-ı ayniyye ayni aynî ayniyyât ayniyye ayniyyet ayr ayş ayş-i deh-rûz ayş ü dem eylemek ayş ü işret ayş ü nûş ayş ü tarab

(f.b.s.) ayna gibi. ayna silici, cilâcı. (f.b.s.ve i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse. (f.b.i.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. (a.s.) 1. yaşayan, 2. rahat yaşayan, (bkz: âiş, âişe). (f.i.) 1. casus. 2. s. dalkavuk, (bkz. abiste). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, (bkz: âiz, âize). (a.i.) sık koruluk. (a.i.) coğ. ormanla ilgili. (a.i.c. a'yân, uyun) 1. göz. 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. 4. kaynak, pınar, (bkz: a'yün). 5. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi, (bkz: ayın). gözüyle görmüş gibi, kat'î. (ayın harfinin başı) hemze. (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). Peygamberlere yakışacak bir kudretle, keramet gibi. huk. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. huk. vakfolunan şey. yanlışın ta kendisi. 1) anat. petekgöz; 2) bileşik göz. tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). bot. öküzgözü, fr. arnica. fiil maddesinin ikinci harfi. nazar değme; gözün çok tesirli bakışı. 1) boğa gözü. 2) astr. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı, Ed-deberân, lât. alpha Taurus; fr. Aldebaran; ing. Aldebaran. değerli bir taş. (a.s.c. îyn) iri ve güzel gözlü. (a.zf.) tıpkısı, tamamı, aynı olarak. (a.s.) iki gözle bakan. (a.s.) göze mensup, gözle ilgili. göz hastalıkları. (a.zf.) 1. hep o, başkası değil. 2. tıpkısı. (a.s.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. (a.i. ayn'ın c.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. (a.i.) 1. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. 2. göz hastalıkları kliniği. (a.i.) bir şeyin aslı gibi, tıpkısı olma. (a.i.c. a'yâr) eşek. (bkz: himâr). (a.i.) yaşama. (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. içki içip keyfetmek, (bkz: îyş). yiyip içme. (bkz: ayş ü nûş). yiyip içme. (bkz: ayş ü tarab). yeme içme, çalgı çengi, eğlence.

a'yün ayyâb ayyân ayyâr ayyârân ayyârî ayyâş ayyâş-ı bed maâş ayyâşân ayyûk

âz a'zâ a'zâ-yi dâhiliyye a'zâ-yi fahriyye a'zâ-yi hariciyye a'zâ-yi mevcûde a'zâ-yı tabiiyye a'zâ-yi tenâsüliyye azâ' azâb azâb-ı cehennem azâb-ı kabr azab azâb-engîz azâd azâd

âzâd-draht âzâde âzâde-dil âzâde-gân âzâde-gî âzâde-hâtır âzâde-hayât âzâde-ser âzâdî azâ-hâne azâhî azâhik

(a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. menbâlar, pınarlar, çeşmeler, (bkz: a'yân, uyun). (a.s.) kusur görücü. (a.s.) 1. ne yapacağını bilmeyen. 2. yorgun. (a.s.) 1. hîlekâr, dolandırıcı. 2. zekî, kurnaz. 3. çevik, atik. (ayyâr'ın c.) ayyarlar, aldatanlar. (a.f.i.) dolandırıcılık. (a.s. ayş'dan) çok içki içen. geçimi fena, geçim darlığı çeken; sarhoş. (a.i. ve s. ayyâş'm c.) ayyaşlar. (a.i.) 1. astr. keçi, semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı, (Alpha Avriga) lat. capella; f r. chevre. 2. semânın pek yüksek yeri. (f.i.) aç gözlülük, hırs, tamah. (a.i. uzv'un c.) organlar, üyeler. iç organlar. onursal üyeler. dış üyeler. hazır bulunan üye. tabiî üyeler (bir mecliste). biy. üreme organları. (a.i.) 1. sabır. 2. cenaze alayı. 3. başsağlığı ziyareti. (a.i) işkence, keder. cehennem azabı; meç. büyük sıkıntı. kabir azabı meç. büyük sıkıntı. (a.s.) 1. bekâr, ergen. 2. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri. (a.f.b.s.) azap verici. (a.s.) kısa ve sık sık dikilmiş. (f.s.) 1. kurtulmuş, serbest olan, kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. 2. ayıpsız, kusursuz. 3. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. (f.b.i.) bot. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. (f.s.c. âzâdegân) l. hür, serbest. 2. ed. tam bir mânâ anlatan mısra', [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. (f.b.s.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. (f.b.s. âzâde'nin c.) kayıtsız, serbest ve hür olanlar. (f.i.) serbestlik, hürlük, (bkz: serbesti). (f.a.b.s.) gönlü hoş, başı dinç. (f.a.b.s.) hayattan kurtulmuş. (f.b.s.) başında gaile olmayan, başı dinç, rahat, gailesiz. (f.i.) l- hürlük, serbestlik. 2. şükür. (a.f.b.i.) acı gören ev, matem evi. (a.i. ıdhiyye, ızhiyye, udhiyye, uzhiyye'nin c.) kurban bayramında kesilen hayvanlar, (bkz: adâhî). (a.i. udhûke, uzhûke'nin c.) gülünç, güldürücü şeyler, (bkz: adâhîk).

azâim

azâim âzâl azâlîl azam a'zam a'zam-ı esbâb azamet azamet-fürûş a'zamî azâmîm a'zamiyyet azamût âzân a'zâr a'zâr-ı urkubiyye âzâr âzâr azâr-ı dil âzâr-dîde âzârende âzârî âzâriş âzâr-mend âzâr-mendî azarr azarr-ı müskirât âzâr-resân âzâr-resîde azâz azâzet azâzîl azb Lisân-ı azb-ül-beyân azb azbâ' azbu' azd, azıd, azud azd-ud-devle azdâd âzde

(a.i.) 1. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar, tılsımlar. 3. sebatlar, kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.] (a.i. azîme'nin c.) dehşetli hâdiseler, mühim şeyler, ["azayım" şekli yanlıştır]. (a.i. ezel'in c.) ezeller, öncesiz zamanlar. (a.i. uzlûle'nin c.) yanlışlar, yanılmalar. (a.i.c. azamât). 1. kin, husûmet, garaz, kötü niyet. 2. kıskançlık. 3. öfke, hiddet. (a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) büyük. sebeplerin en büyüğü. (a.i.) 1. büyüklük, ululuk. 2. çalım, kurum. (a.f.b.s.) çalım satan, kurum satan. (a.s.) en büyük, en çok. (a.i. izmâme'nin c.) desteler, kümeler, zümreler. (a.i.) 1. pek büyüklük. 2. mat. bir sayının ötekinden büyük olması. (a.i.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. (a.i. üzn'ün c.) anat. kulaklar. (a.i. özr'ün c.) bahaneler, engeller, özürler. mırın kırın. (f.i.) mart ayı. (bkz: ezar). (f.i.) incitme, kırılma, tekdîr. gönül kırıklığı. (f.b.s.) zulüm görmüş. (f.s.) inciten, kıran, tekdîr eden, azarlayan. (f.i.) 1. muzırlık; küfürbazlık. 2. incitilmiş olma, fenalık görmüş olma. (f.i.) incitme, kırma. (f.b.s.) incitilmiş, zulüm görmüş. (f.b.i.) incitilmiş, kırılmış olma. (a.s. zarar'dan) çok zararlı, (bkz: adarr). içkilerin en zararlısı. (f.b.s.) dert ve kederi îcâbettiren. (f.b.s.) incitilmiş, kırılmış, zarar görmüş. (a.i.) bir lokma. (a.i. izz'den) i'tibar, saygınlık, değer; büyüklük. (a.b.i.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. (a.i.) tatlılık. söylenişinde tatlılık olan dil. (a.i.) 1. kesme. 2. ısırma. 3. şiddetli azarlama. 4. hastalık yüzünden hırpalanma. 5. s. keskin. (a.i. zab‘ın c.) kolun yukarı kısmı. (a.i. zabu'nun c.) sırtlanlar. (a.i.c. a'zâd, a'zûd, a'dûd) 1. kolun üst kısmı. 2. destek. 3. kuvvet, kudret, (bkz. ızd, uzd, uzud). devletin desteği. (a.i. zıdd'ın c.) 1. zıtlar, tezatlar. 2. iki zıt mânâya gelen kelimeler. (f.s.) 1. boyalı, boyanmış. 2. sivri uçlu âlet ile delinmiş.

a'zeb âzeh a'zel âzer Azer-âbâd âzerahş âzer-âyin Âzerbâyigân âzer-asâ âzerbû, âzerbûye âzerd âzer-gûn, âzer-gûne Âzerî âzer-kede âzer-kîş âzerm âzerm-cû âzer-perest âzerşeb âzerşîn âzeryûn azfâr âzfendâk azfer azgan azgas azhâ azhâ azher azherü min-eş-şems azırrâ âzîde âzife, âzifet âzîğ azîhe azik âzil azîl azil azîm, azîme âzim âzimât

(a.s. azb'den) en lezzetli ve tatlı. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âjeh). (a.s.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. (f.i.) ateş. (f.h.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. (f.i.) yıldırım. (f.b.i.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. (f.h.i.) Azerbaycan. (f.b.s.) ateş gibi, kızıl. (f.i.) çöven denilen nebatın kökü. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.]. (f.i.) ; renk, boya. 1. ateş renginde kırmızı. 2. i. ay çiçeği, [şakayık nevinden ortası siyah, kenarları çok kırmızı bir çiçek], (bkz: âzeryûn). (f.i.) 1. Azerbaycanlı, Azerbaycan halkından olan kimse. 2. Azerbaycanlılarla ilgili. (f.b.i.) ateşe tapanların mabedi. (f.b.s.) ateş mezhepli, ateşe tapan, mecûsî. (f.i.) 1. utanma, haya. 2. şefkat 3. haşmet. (f.b.s.) terbiyeli, nâzik. (f.b.s.) ateşe tapan. (f.i.) 1. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. (bkz. âzerşîn). 2. şimşek. (f.i.) semender denilen bir kuş. (bkz. âzerşeb'). (bkz: âzer-gûn). (a.i.c.) tırnaklar, (bkz: zufr, ezfâr, uzfûr1, ezâfîr). (f.i.) gök kuşağı, (bkz: âdyende, âfendâk). (a.s.) uzun tırnaklı adam. ("ga" uzun okunur, a.i. zıgn'ın c.) kinler, garezler. ("ga" uzun okunur, a.i. zags'ın c.) 1. demetler, desteler. 2. karma karışık rüyalar veya söylentiler, (bkz: adgas). (a.i. zahve'nin c.) göller, su havuzlan. (a.s.) gümüşî, gri. (a.s. zâhir'den) en zahir, pek belli, çok meydanda, besbelli, apaçık. "güneşten bile açık" apaçık, besbelli, gün gibi meydanda. (a.s. zarîr ve darîr'in c.) körler, (bkz: adırrâ). (f.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. (a.i.) kıyamet. (f.i-) nefret, kin; iğrenme, (bkz: ârig). (a.i.) yalan, iftira. (a.s.) hoşa giden. (a.s.c. avâzil, izâl) 1. azarlayan, paylayan, çıkışan. 2. i. kadınlarda aybaşı gelen damar. (a.s.) serkeş, inatçı, ıslah edilemez. (a.i.). (bkz. azl). (a.s. azamet'den) büyük, ulu, iri. (a.s. azmden) niyetli, 'kesin karar veren. (a.i. âzime'nin c.) kıtlık yıllan.

azîme âzime azîmet azîmet-i râh azîmet ve avdet âzîmet-hân azîm-üş-şân Kur'ân-ı azîm-üş-şân âzin âzîn âzîne âzîr azîr azîr âzîş aziyy azîz, azîze Azîz-i Mısr azîz-i zûintikam azîzân azîzî azl azlâf azlâl azlem azm azm-i acz azm-i adesî azm-i adud azm-i akab azm-i âne azm-i atlas azm-i cebhî azm-i cidârî azm-i dıl'î azm-i enfî azm-i fahz azm-i gırbâlî azm-i hanek azm-i harkafa azm-i isfencî azm-i ka'b azm-i kafa azm-i kas azm-i kasaba

(a.i.c. azâim) 1. sebat, kararda kat'îlik. 2. efsun, tılsım. 3. büyük iş; büyük günâh; büyük belâ. (a.i.) 1. kıtlık yılı. 2. azı dişi. (a.i.) gitme, gidiş. yola çıkış. gidip gelme. (a.f.b.s.) afsun okuyan, afsunlayan. (a.b.s.) sânı, ünü, sanı büyük olan. sânı büyük olan yüce Kur'ân. (a.s.) 1. izin veren. 2. i. kapıcı, perdedar. 3. i. kefil. (f.i.) 1. süs, ziynet; donanma [şenlik]. 2. kaide, kanun. 3. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. (f.i.) 1. cuma günü. 2. bayram günü. (f.i.) 1. ağrı, sızı, akıntı, ıstırap. 2. azar. (a.i.) 1. özür. 2. özür dileyen. (a.i.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. (f.i.) 1. eşik tahtası. 2. ağaç ve tahta kınğı, yonga, talaş. (a.i.c. ezâvî) deniz dalgası. (a.s.c. eizze, [Farsça c. azîzân] 1. muhterem, sayın. 2. sevgili. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi]-kadın adı. Hz. Yusuf. intikam alan Tanrı. (a. azîz'in f.c.). (bkz: azîz). (a.i.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. (a.i.) işinden çıkarma, yol verme. (a.i. zılfın c.) zool. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan, (bkz. ezlâf). (a.i. zıll'in c.) gölgeler, (bkz: zılâl). (a.s. zulm'den) 1. en zâlim, pek ziyâde zulmeden. 2. (daha, pek, en, çok) zulmeden. 3. en karanlık. (a.i.c. izam) kemik, (bkz: istihân). anat. sağrı kemiği, anat. mercimek kemiği. anat. pazı kemiği. anat. ökçe kemiği. anat. kasık kemiği. anat. atlas kemiği, fr. atlas, anat. alın kemiği. anat. yan kemiği. anat. eğe kemiği. anat. burun kemiği. anat. uyluk kemiği. anat. kalbur kemiği. anat. damak kemiği. anat. kalça kemiği. anat. *süngersi kemik. anat. aşık kemiği. anat. artkafa kemiği. anat. göğüs kemiği. anat. baldır kemiği.

azm-i kitf azm-i kû'bere azm-i lâmî azm-i mıtraka azm-i mihver azm-i mik'a azm-i remîm azm-i rıdfa azm-i rikâbî azm-i semsemî azm-i senedânî azm-i sudgî azm-i şazye azm-i terkova azm-i us'us azm-i vecenî azm-i vetedî azm-i zend azm-i zevrakî azm-i zıfrî azm azm-i kat'î azm ü cezm âzmâ, âzmây Cenk-azmâ âzmâyî âzmâyîş âzmâyîş-i kalem azme azmen azmen âzmend azmî azmî azmîn azm-kâr azm-kârâne azmûde azmûdegî âzmûn azrâ' âzrahş Azrâil azrâr azref azref-i zürefâ

anat. qmuz kemiği, kürek kemiği, fr. omoplate. anat. önkol kemiği, fr. ra-dius. anat. dil kemiği. anat. çekiç kemiği. anat. eksenkemik, fr. axis. anat. kaşık kemiği. anat. çürümüş kemik. anat. dizkapağı kemiği. anat. üzengi kemiği. anat. susamsı kemik, fr. sesamoîde. anat. örskemiği. anat. şakak kemiği. anat. kaval kemiği. anat. köprücük kemiği, fr. clavicule. anat. kuyruk kemiği. anat. elmacık kemiği. anat. temel kemiği. anat. dirsek kemiği. anat . *kayıksı kemik, fr. naviculaire. (os.). anat. tırnaksı kemik. (a.i.) kasıt, niyet, karar, (bkz: cezm). Kat'î azim, kesin karar. kat'î karar, kesin karar. (f.s.) denemiş, sınamış. cengi denemiş. (f.i.) denemiş, sınamış, sınamış olma. (f.i.) 1. tecrübe, deneme, sınama. 2. tar. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. kalem tecrübesi. (a.i.) 1. karar, niyet. 2. vazife, görev. (a.zf.) karar vererek, niyet ederek. (a.s.) 1. pek çok veya en çok şeyler içine alan. 2. en çok güvenilir. (f.s.) haris, tamahkâr. (a.s.) 1. azimle, kararla ilgili. 2. i. erkek adı. [müen. azmiye]. (a.s.) kemikli, kemikten yapılmış. (a.i.) anat. kemik özü, fr. asteine. (a.f.b.s.) azimli, kararlı, (bkz: sebât-kâr). (a.f.zf.) azimli olarak, kararlı olarak, kararlılıkla. (f.s.) 1. tecrübe etmiş olan. 2. tecrübe olunmuş, sınanmış. (f.i.) görgülülük. (f. i.) tecrübe, sınama, deneme. (a.i.) 1. kızoğlan kız. [Hz. Meryem'in sıfatı]. 2. delinmemiş inci. 3. üzerinde yürünmemiş kum. 4. h. i. Medîne. 5. h. i. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. (f.i.). (bkz. âdrahş). (a.i.) ölüm meleği. (a.i. zarar'ın c.) zararlar 2. kayıplar. (a.s.) 1. en (pek, çok) zarif. çok zekî. zariflerin zarifi.

âzreng azûf âzûg azûl azûmet âzûn âzûr azûz âzüg âzürde âzürde-dil âzürde-gî âzürde-hâtır âzürde-püşt azv azv-i cinnet azvâ' âzver azviyyât azyak âzz, âzze azz azz-i benâm azze azze ensâruh azze nasruh azze ve celle

(f.i.) 1. son derece katı, sert. 2. çok keder, meşakkat, eziyet, (bkz. âzereng). (a.i.) yiyecek, erzak. (f.i.) kir, pas. (a.s.) çok azarlayan, paylayan çıkışan. (a.i.) eğlence. (f.e.) öylece, onun gibi, böylece, bunun gibi. (f. s.), (bkz. âzver). (a.s.) ısırıcı. (f.i.) 1. asma ve ağaç budantısı. 2. hurma lifi. (bkz. âjüğ). (f.s.) incinmiş, kırılmış, gücenmiş. (f.b.s.) gönlü kırılmış, mahzun. (f.b.i.) incitilmiş, gücendirilmiş olma. (f.b.s.) hatırı, gönlü kırılmış. (f.b.s.) 1. beli bükük [ihtiyar]. 2. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. (a.i.c. azviyyât) birinin üstüne atma, ona yakıştırma, iftira, (bkz. atf). delilik isnadı. (a.i. zav', zû'nun c.) ışıklar, aydınlıklar, parıltılar. (f.s.) haris, tamahkâr, pinti, (bkz: âzûr). (a.i. azv'in c.) iftiralar, isnatlar. (a.s.) (daha, en, pek, çok) dar. (a.s.) ısıran, ısırıcı. (a.i.) ısırma. parmak ısırma. (a.n.) aziz olsun! yardımı bol olsun, [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup, eski fermanlarda geçer]. yardımı bol olsun, [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır, eski paralarla fermanlarda geçer]. aziz ve celîl olan [Allah].

B
b bâ (a.ha.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup, "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır. (a.i.) "b" harfinin Arapça okunuşu, [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. (a.i.c. ebvâ') 1. kulaç. 2. erişme, yetme. 3. kuvvet, kudret, beceriklilik. 4. şeref; kerem, vergili, verimli olma. 1) kısa boylu; 2) beceriksiz; 3) zavallı. 1) uzun kulaçlı; 2) gücü yeter; 3) eli açık; vergili, verimli. (f.e.) ile,...li. tam, mükemmel güzellik. safâlı dostlar. berat ile.

bâ' Kasîr-ül-bâ' Tavîl-ül-bâ' bâ,be Cemâl-i bâ-kemâl Yârân-ı bâ-safâ bâ-berât

sadrâzam emri, fermanı ile. haberli, bilgili. zabıt varakası ile. mazbata ile. posta ile, posta ederek. tahrîrat ile, yazı ile. tapu ile. vakarlı, ağırbaşlı. (f.e.) şu suretle ki, şu şartla ki, onunla ki. (a.i.c. ebvâb) 1. kapı. (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında, istanbul'da sadâret, dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina, mec. Osmanlı hükümeti. bâb-ı adâlet hak kapısı. bâb-ı âsafî tar. sadrâzam konağı. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir]. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı, dâiresi. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. bâb-ı fetvâ-penâhî, bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı; 2) istanbul. (bkz. Astâne, Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb-ı tahkir leng. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. şeyh-ül-islâm). bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. 2. geçit, boğaz. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 3. bölüm, (bkz fasl). 4. iş, şekil, mes'ele; yol; mevzu, (bkz husus). 5. tas. tövbe. bâb-ül-hâne (f.b.i.) genelev. (bkz. umûm-hâne). bâb-üs-saâde (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. bâb-üs-selâm (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb t. (f.s.) lâyık, uygun; elverişli; hayır, uğur. bâb, bâbâ (f.i.) 1. baba, ata. 2. manevî önder; şeyh. bâbâ-yı âlem Hz. Adem. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. bâbâyân (f.i. bâbâ'nın c.) babalar, tarikat babalan, şeyhler; bektâşi şeyhleri. bâbâyâne babayani, dervişçe. bâbet (f.i.) 1. listede "kezâlik, den den". 2. uygun bir şey. 3. bent, fıkra. 4. taallûk, münâsebet. 5. elmas dal [süs]. Bâbil (a.h.i.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı bâ-emr-i âlî bâ-haber bâ-jurnal bâ-mazbata bâ-posta bâ-tahrîrat bâ-tapu bâ-vekâr bâ-an-ki bâb bâb-ı âlî

bâbûne, bâbûnec bâbûne-i gâv Bâbûr-nâme Bâbûs-ül-vâsıt

bâbük bâb-ül-hâne bâbzen bâc bâc-ı kırtıl bâc-bân, bâc-dâr bâceng bâc-gâh bâc-gîr bâc-güzâr bâd Âferin-bâd Mübârek-bâd Âfiyet-bâd Nûş-bâd bâd bâd-i berîn bâd-i cem bâd-i cenûbî bâd-i hazân bâd-i hevâ bâd-i nevâ bâd-i nev-rûz bâd-i pürgû bâd-i sabâ bâd-i seher-hîz bâd-i semûm bâd-i subh bâd-i şimâlî

bâdâ bâ-dâd bâdâm bâdâm-ı dü-mağz bâdâme bâdâmî bâdâş

geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu, ilkçağdan kalma bir şehir. (f.i.) papatya. bot. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. (f.b.i.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. XVI. asır bilginlerinden olup 1555 (H.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır. (f.s.) ahmak, sersem, alık. [adam]. (f.a.b.i.) 1. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. 2. tembeller yurdu. 3. hırsızlann ocağı. (f.i.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi. (f.i.) 1. vergi, harç. 2. gümrük vergisi, (bkz: bâj). hayvanlardan alınan resim. (f.b.i.) geçiş vergisi tahsildarı, (bkz: bâc-gîr). (f.i.) 1. küçük pencere, tepe-penceresi. 2. baca. (f.b.i.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. (f.b.i.) baç, vergi toplama memuru, (bkz: bâc-bân, bâc-dâr). (f.b.s.) 1. vergi, haraç veren. 2. geçiş parasına tâbi'. (f.e.) olsun, ola, olaydı. aferin olsun! mübarek, kutlu olsun. afiyet olsun. afiyet olsun. (f.e.) 1. yel, rüzgâr. lâtif hava, sabah rüzgârı. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. güney rüzgân. sonbahar rüzgân. bedava. ses, nağme; nakarat. bahar rüzgân. mütemadiyen sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgâr. 1) doğudan esen hafif, hoş rüzgâr. 2) muz. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam. gün doğusundan esen hafif rüzgâr, tan yeli. sam yeli. sabah rüzgân. kuzey rüzgân. 2. nefes, soluk. 3. ah sesi, ah çekme. 4. tas. Allah'ın yardımı. 5. meç. övme; söz. 6. büyüklük taslama, kibir. 7. şarap, (bkz: bâde). (f.e.) ola, olaydı. (f.b.s.) âdil, doğru, (bkz: dâd--ger). (f.i.) 1. badem . 2. sevgilinin güzel gözü. iki içli badem. (f.i.) 1. ipek kurdu. 2. nazarlık, nazar boncuğu. 3. et beni. 4. zincir halkası. 5. eski püskü hırka. 6. cicili bicili, süslü nesne. (f.s.) badem biçiminde. (f.i.) mükâfat.

(f.b.s.). (bkz. bâd-âverd). (f.b.s. ve i.) 1. rüzgâr tarafından getirilmiş, kolay elde edilmiş. 2. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. 3. Doğu müziğinde bir ses. bâd-âverde (f.b.s.). (bkz. bâd-âver, bâd-âverd). bâd-bân (f.b.i.) 1. yelken. 2. gemi sereni, (bkz: şirâ). bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken, meç. felek, semâ, gökyüzü. bâd-bânî (f.b.i.) tar. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-bân-gûşâ (f.b.s.) yelken açan. yelkenleri açıp yola çıkmak. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak bâd-bâr (f.b.s.) 1. yelpaze. 2. gemilerdeki rüzgârlık, manika. bâd-bâz (f.b.i.) yelpaze. bâd-bedest (f.b.s.) elinde avu-cunda bulunmayan, iflâs etmiş, züğürt. bâd-ber (per) (f.b.i.) 1. uçurtma. 2. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse. bâd-bîz, bâd-bîzen (fb.i.) yelpaze, (bkz: bâd-keş). bâd-dâr (f.b.s.) 1. kibirli. 2. şişman. 3. deli. 4. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. bâd-der-keff (f.a.b.s.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış, aldanmış; şanssız. ba'de (a.zf.) sonra. Min ba'd bundan sonra, bundan böyle. ba'dü bu'din (a.zf.) hayli zaman sonra, neden sonra. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra, meç. iş işten geçtikten sonra. ba'de hazâ bundan sonra, bundan böyle. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-feth fetihten sonra. ba'de-l-harb harpten, savaştan sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-îfâ îfâ edildikten, yapıldıktan sonra. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. ba'de-l-istihsâl elde ettikten, sağladıktansonra. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. ba'de-l-mevt ölümden sonra. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-yevm bugünden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. ba'de zemân bir zaman sonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. ba'de-zâ, ba'de-zâlik (a.e.) ondan sonra. ba'de-zîn (a.e.) bundan sonra. (a p) öğleden sonra. ba'de-z-zuhr bâde (f.i.) 1. şarap; içki. (bkz: bâd). 2. meç. aşk, Allah sevgisi. 3. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.

bâd-âver bâd-âverd

bâde-fersây bâde-hâr bâde-i cân-bahş bâde-i cüvân bâde-i gül-fâm, bâde-i gülgûn, bâde-i gül-reng bâde-i hamrâ bâde-i ikbal bâde-i mest bâde-i nâb bâde-i nûşîn bâde-i pîr bâde-i sad-sâle bâd-efrâ, bâd-efrâh bâde-fürûş bâde-hâr ba'dehû ba'de-hüm bâde-keş ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî ba'de-mâ bâde-nûş bâde-perest bâde-perestân bâdester ba'dezâ, ba'de-zâlik ba'd-ezîn bâd-fürûş bâd-gân bâd-gâne bâd-ger, bâd-ges bâd-gerd bâd-gîr bâd-herze bâdî bâdî ebed-in bâdî-i emirde bâdî-i nazar bâdîy-ür-re'y bâdî bâdîc bâdih bâdihe bâdin

(f.b.s.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. (f.b.i.) şarap içen. (bkz: bâde-keş). can veren şarap. taze şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. kırmızı şarap. ikbâl şarabı, yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. keskin şarap. hâlis, duru şarap. içimi kolay ve hoş şarap. eski, yıllanmış şarap. "yüz senelik şarap" meç. pek eski şarap. (f. b.i.) 1. ceza. 2. bir nevî fırıldak. (f.b.s.) şarap satan,meyhaneci. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) ondan sonra. (a.zf.) onlardan sonra. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) şarap içen. (f.b s.) şaraba tapan, şaraba pek düşkün. (f.b.s. bâde-perest'in c.) şaraba tapanlar, şaraba pek düşkün olanlar. (a.i.) kunduz. (a. zf.) bundan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) bir kimseyi, soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. (f.b.i.) gözeten, gözetici, bekçi; hazinedar. (f.i.) kafesli pencere. (f.b.i.). (bkz. bâd-gerd). (f.b.i.) kasırga. (f.b.i.) 1. baca, 2. vantilatör. 3. nargile ve semâver başlığı. ' (f.b.i.) 1. afsun, büyü, sihirbazlık. 2. letafet, güzellik. (a.s. ve i. bed'den) 1. sebep, mucip. 2. sebebolan. 3. ilk, başlangıç. 4. fels. sonsal, aposteriyori. her şeyin başı. işin başlangıcında. ilk nazarda, ilk bakışta; ilk görünüşte. ilk fikir, ilk düşünce. (f.s.) 1. rüzgâra veya havaya ait. 2. geçici. (f.i.) potur, tozluk. (a.s.) 1. birdenbire vuku bulan; beklenmedik. 2. i. beklenmedik ziyaret. (a.i.) 1. beklenmedik hâdise. 2. kadın ziyaretçi. 3. tas. anî ilham. (a.s.) şişman, bedenli.

bâdincân bâdinc bâdincânî bâdincâniyye bâdingân bâdir bâdire

bâdiye bâdiye-gul bâdiye-nişîn bâdiye-peymâ Bâdiyet-üş-Şâm

bâd-keş bâd-nümâ bâd-pâ[y] bâd-per bâd-peymâ bâd-reftâr bâd-reng bâd-rengîn bâd-sehâ bâd-sene bâd-ser bâd-serî bâd-seyr bâd-süvâr bâd-vîz bâd-zehr bâd-zen, bâd-zene -bâf Bûriyâ-bâf Zer-bâf bâfende bâf-kâr bâft bâfte bâfte bâğ bâğ-ı bedi'

(a.i.) patlıcan . (bkz: bâdingân). (f.i.) Hindistan cevizi. (f.s.) patlıcan renginde, morumsu. (a.i.) bot. patlıcangiller, fr. aubergine. (f.i.) patlıcan, (bkz: bâdincân). (a.s.) ; 1. hemen yapmak isteyen. 2. birdenbire vuku bulan. 3. dolu [ay]. 4. büyümüş Içocuk]. 5. olgun [meyva]. (a.i.c. bevâdir) 1. musîbet, felâket, (bkz: akabe). 2. zor geçit. 3. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık. 4. kılıcın, namlunun, yaprağın ve her türlü nebatın ucu. 5. külfetsiz, güçlük çekmeden söylenen söz. (a.i.c. bevâdî) çöl, kır. (bkz: bevbât). dünyâ. (a.f.b.s.) çölde oturan. (a.f.b.s.) çölde dolaşan. (a.b.h.i.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. (f.b.i.) yelpaze.(bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen). (f.b.i) 1. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. 2. fırıldak. (f.b.s.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]; sür'atli, tez. (f.b.i.) 1. kâğıttan yapılmış uçurtma. 2. s. kendini beğenen, övünen kimse. 3. kamçı topacı. (f.b.s.) serseri, başıboş, boş gezen. (f.b.s.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk, hızlı giden, sür'atli. (f.b.i.) 1. hıyar; acur; turunç, ağaç kavunu. 2. hızlı giden at. meç. 1) şiir; 2) methiye, övgü. (f.a.b.s.) 1. cömert. 2. i. meç. [bu] dünyâ. (f.s.) kibirli, büyüklük taslayan, kötü niyetli. (f.b.s.) 1. kibirli. 2. âsî. (bkz: ser-keş). 3. mutaassıp. (f.b.i.) 1. kibirlilik. 2. âsî-lik. 3. taassup. (a.f.b.s.) hızlı yürüyen, ayağına çabuk, rüzgâr gibi koşan. (f.b.i.) 1. hızlı yürüyen at, koşu atı. 2. hızlı giden atlı. (f.b.i.) yelpaze, (bkz: mirva-ha, bâd-zen, bâd-zene). (f.b.i.) panzehir. (f-b.i.) yelpaze, (bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen, bâd-keş). (f.s.) dokuyan, dokuyucu. hasır ören. sırma dokuyan. (f.i.) dokuyucu. (f.b.i.) dokuyucu, çulha. (f.i.) kumaş. (f.s.) dokunmuş. (f.i.) 1. büyük renkli leke. 2. oyma levha. 3. parça. 4. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri, pafta, [kelime, dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. (f.i.) 1. bağ, büyük bahçe, bostan. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı vesî').

hayvanat bahçesi. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı bedî). bahar bahçesi. 2. seyir yeri, gezinti yeri. 3. Dünyâ. dünyâ bahçesi. 4. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. (a.b.i.) Bağdatlı. (f.b.i.) bağlık, bahçelik. (f.i.) koltuk. koltuk altı. (f.i.) koltuk altından çıkan yumruca, köpek memesi. (f.b.s.) koltuk tutan, koltuğa giren. ("ga" uzun okunur, f.i. bâğ'ın c.) l. bağlar, üzüm bağlan, bahçeler. ("ga" uzun okunur, a.i. bagiyy'in c.) fahişeler. bağayâ bâğ-bân (f.b.i.) bahçıvan, bağcı, (bkz: bâğ-vân). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin, hünerli bahçıvan. bâğ-bânî (f.b.i.) bağcılık, bahçıvanlık, bağ bekçiliği. bâğ-çe (f.b.i.) bahçe, [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır; "küçük bağ" demektir]. bâğ-çe-vân (f.b.s.) bağçivan, bahçıvan. bağdâ' (a.i.) şiddetli nefret, hiç sev-meyiş. bâgel (f.i.) ılık su. baggal (a.i. bagl'den) katırcı. bagıyy (a.i.c. bağaya) fahişe. bâgız (a.s.buğz'dan) buğzeden, nefret eden, tiksinen, (bkz: bagîz). bagi (a.i.) serkeşlik, azgınlık. bâgı (a.s.c. bugat) haksızlık eden serkeş, (bkz: âsî). bâgî (f.s.) aynı bahçede yetişen. bâgî-lik (a.t.b.i.) serkeşlik, âsîlik. bâgî-yâne (a.f.zf.) serkeşlikle. bagîz (a.s. buğz'dan) herkese buğzeden, nefret eden, kimseyi sevmeyen, (bkz: bağız). bagl (a.i.c. bigal) ester, katır. bagle (a.i.) dişi katır. bağrâ f.i.) erkek domuz. bağteten (a.zf.) birdenbire, apansızın. bâgût (a.i.) paskalya. bâğ-vân (f.b.s.) bağcı, bahçıvan, (bkz: bâğ-bân). bagy (a.i.) ileri gitme, azgınlık, serkeşlik. bagza, bagzâ (a.i.) şiddetli nefret, hiç sevmeyiş. bâğ-zâr (f.b.i.) bağlık yer, bağ.

bâğ-ı vahş bâğ-ı vesî' bâğ-ı bahâr bâğ-i cihân, bâğ-i dehr bâğ-i and, bâğ-i behiştî, bâğ-i cinân, bâğ-i firdevs, bâğ-i huld, bâğ-i irem, bâğ-i kuds, bâğ-i naîm, bâğ-i rıdvân, bâğ-i refî' Bağdâdî bâğ-istân bagal Zîr-i bagal bagalek bagal-gîr bâgat

bâh bâh bahâ bahâ' bahâ-pîrâ-yi İsmâil bâhâ, bâha bâ-haber bâ-haber-ân bahâ-dâr bahâdır bahâdır-âne bahâdırî bahâ-gîr bahâî bahak, bahk bahâlık bahâ-lî bahâne bahâne-cû bahâne-perdâz bahâr bahâr-ı hayât bahâr-ı ömür bahâr-ı şevk bahâr

bahârân bahârât bahâret bahârî bahâristân Bahâriyye bahâsıla bahâtir Bahâ-ullâh bahâyim

(f.i.) yol. (bkz: râh, tarîk). (a.i.) şehvet. (a.i.) 1. güzellik, zariflik. 2. parıltı. 3. alışma, dadanma. (f.i.) kıymet, bedel, değer. meşhur bir çeşit lâle. (a.i.) l.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. 2. açık meydan, alan. 3. suyun derin yeri. (f.a.b.s.c. bâ-haber-ân) 1. haberi olan. 2. akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli. (f.a.b.s. bâ-haber'in c.) haberi olanlar, haberliler, akıllı, zekî, ihtiyatlı kimseler. (f.b.s.) kıymetli, değerli, (bkz: bahâ-gîr, bahâ-lî). (f.i.c. bahâdırân) cesur, yiğit. (f.zf.) kahramancasına, yiğitçesine. (f.i.) kahramanlık, yiğitlik. (f.b.s.) kıymetli, değerli. (bkz: bahâ-dâr, bahâlî). a.s.) alışkın. (a.i.) göz patlama, göz patlatma. (a.i. behlâk ve behlâka'nın c.) boş, çürük şeyler, sözler. (f.b.s.) pahalı, (bkz: bahâ-dâr, bahâ-gîr). f.i.) 1. vesîle, sebep. 2. kusur, noksan, garaz. 3. yalandan özür. (f.b.s.) bahane arayan, fırsat gözetleyen. (f.b.s.) özür dileyen; sebep bulan. (f.i.c. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la 21 Haziran arası. İlkyaz. hayâtın bahân, gençlik. gençlik. neş'e ve arzu bahân . (a.i.) 1. güzellik. 2. s. güzel. 3. sığırgözü, papatya; sığır papatyası, sarı papatya. 4. put. (bkz: çelîpa, sanem). 5. atılmış pamuk. 6. ölçek. 7. karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler. (f-i-) ilk bahar günleri. (a.i. bahâr'ın c.) karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. (a.i.) üstünlük, seçkinlik. (f.s.) ilkbahara ait, ilkyazla ilgili. (f.i.) 1. ilkbahar mevsimi. 2. yeşil ve çiçekli yer. [bahçe, park, çayır gibi]. 3. Molla Câmi'nin meşhur eseri. (f.i.) l. ed. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. 2. tar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. (a.i. bahsala'nın c.) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu, bodur ve edepsiz kadınlar. 2. sürüp çıkarmalar, uzaklaştırmalar. (a.s. bühter, bühtere'nin c.) kısa boylu kadınlar, bodurlar. (a.h.i.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. (a.i. behîme'nin c.) 1. dört ayaklı hayvanlar; canavarlar. 2. Suriye'de bir sıradağlar.

bahbaha bahdele bâhe bâhek bâ-hem bahhâl bahhâr bahhâs bâhî bâhik bâhika bahîl bâhil bâhile bahir bâhir bâhir bâhir bâhire bâhire bahîre bâ-hired bahis bâhis bahl bâhmân bâhnâme bahr bahr-el-Arab bahr-el-azrak bahr-el-cebel bahr-el-zeraf Bahr-i Ahdar Bahr-i Ahmer Bahr-i Ebyaz Bahr-i Hazer bahr-i kâhil Bahr-i Kulzum Bahr-i Lût bahr-i muhit bahr-i nıuhîtî

(a i) 1. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. 2. çıtırdama; mışıldama. (a.i.) 1. eğilme, kırılma [kürek kemiği hakkında). 2. işte çabukluk gösterme. (f.i.) kaplumbağa, (bkz: sülhafa). (f.i.) işkence, eziyet. (f.b.zf.) birarada, birlikte, beraber, (bkz: be-hem). (a.s. buhl'den) çok bahîl, pek cimri; çok alçak adam. (a.s. bahr'den) denizci, gemici. (a.s. bahs'den) bahsetmeyi seven, çok bahseden. (a.s. bâh'dan) şehvete mensup, şehvetle ilgili. (a.s.) bir gözü kör [adam], (bkz: ayn-ı vâhid, yek-çeşm). (a.s.) görmeyen, kör [göz]. (a.s. buhl'den. c. buhalâ) hasis, cimri, tamahkâr. (a.s.) 1. serseri, başıboş. 2. eli değneksiz çoban. 3. yularsız deve. (a.s.) 1. dul, kocasız kadın. 2. Arap kabilelerinden birinin adı. (a.i.) deniz, (bkz: bahr, derya). (a.s.) yalancı, ahmak, alık [adam]. (a.s.) ekin sulayıcı, sulayan. (a.s.) 1. belli, besbelli, açık, apaçık, (bkz. ayan). 2. ışıklı, parlak; güzel. (a.i.) 1. dikenli ağaç. 2. çok koşan cins deve. (a.i.) vapur, [yapmakelime]. (a.i.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. (f.s.) zekî, akıllı. (a.i.) l konuşulan şey, söz. 2. iddialaşma, (bkz. bahs). (a.s. bahs'den) bahseden; araştıran. (a.i.) cimrilik, (bkz: buhl). (f.s.). (bkz: behmân). (a.f.b.i.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap, mecmua, [muhaffefi "beh-nâme"dir.]. (a.i.c. bihâr, ebhâr, ebhur, buhur) 1. deniz. 2. büyük göl veya nehir. (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında, Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. Hint Okyanusu. Kızıldeniz, Şap Denizi. iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. Hazer denizi. durgun, sakin su. Şap denizi, Kızıldeniz. Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. cogr. okyanus. coğr. okyanusal.

Atlas okyanusu. Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu. iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i nâzik muz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-i Rûm Akdeniz. Bahr-i Sefid Akdeniz. Bahr-i Siyâh Karadeniz. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). [sularının son derece kesîf oluşundan, üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. 3. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a.b.i.) muz. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Hicaz gibi si bakıyye bemolü, fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü, do bekar, mi koma bemolü, la bakıyye diyezi ilâve edilir. Bahr-ül-Hind coğr. Hint denizi. bahren (a.zf.) denizden, deniz yoluyla. bahreyn (a.s.) 1. "iki deniz", Basra körfezi ile Hint denizi, [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le Akdeniz"]. 2. iki büyük esas, temel şey. bahrî (a.s.) 1. denize ait, denize mensup, denizle ilgili. 2. i. tüyünden kürk olan, patka da denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bahriyye (" i) 1. donanmaya ait işler. 2. deniz kaplumbağası. bahriyyûn (a.s.c.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahs (a.s.) 1. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. 2. i. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. 3. i. zulüm, işkence. 4. i. gümrük alma. bahs (a.i), (bkz. bahis). bahsala (a.s.c. bahâsıla) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu edepsiz kadın. 2. i. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma, uzaklaştırma. bahsân (f.s.) 1. salına salına yürüyen. 2. soluk, bozuk. 3. pejmürde, kıyafetsiz. bahsere (a.i.) 1. dağıtma. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. 3. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. bahset (f.i.) 1. horultu [uykuda], 2. a. uykuda ağırlık basma, (bkz: kâbus).

Bahr-i Muhît-i Atlâsî Bahr-i Muhît-i Kebîr Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Bahr-i Muhît-i Şimâlî

bahsî bahş bahş-i kalenderi -bahş, bahşâ Hayât-bahş Safâ-bahşâ bahşâyende bahşâyiş bahşâyiş-ger bahşende bahşetmek bahşiş bahşiyye-i Halvetiyye bahşûde baht Sahbâ-yi baht baht baht-ı bîdâd baht-ı bîdâr baht-ı hâbîde baht-ı hâb-âlûde baht-ı siyâh bahtâk baht-âver baht-bergeşte bâhte bahte bahtek bâhter bahtere bahterî

baht-hufte bahtî bahtiyâr

bahtiyâr-âne bahtiyârî

(a.s. bahs'den) bahse ait, bahisle ilgili. (f.i.) bağış, ihsan cömertçe dağıtma. (f.s.) bahşeden, bağışlayan, veren; affeden. hayât veren. safa veren. (f.i.) affedici, bağışlayıcı. (f.i.) 1. bağışlayış, veriş, ihsan ediş; afiv. 2. merhamet, şefkat. (f.b.s.) merhametli, şefkatli (Allah). " (f.s.) veren, bağışlayan, affeden, (bkz: rahman). (f.t.b.m.) bağışlamak, vermek. (f.i.) bahşiş, bağış olarak verilen para v.b. (bkz: atıyye, ihsan). (f.b.i.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. (f.s.) 1. verilmiş, bağışlanmış. 2. affedilmiş. (a.i.) öz, hâlis, saf. hâlis şarap. (f.i.) l. talih, kader, kısmet, (bkz: ikbâl). insafsız talih, kötü kader. uyanık, açık talih. kötü talih. kötü talih. kara talih. 2. cet, büyük baba. 3. kargı. (f.i.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık, (bkz. miğfer, serpenâh). (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) "talihi dönmüş" bahtsız, talihsiz, (bkz: bed-baht). (f.s.) oynamış, oyunda yutulmuş (kimse), ["bâhten" mastanndan]. (f.s.) 1. besili, semiz [koyun]. 2. i. burulmuş üç yaşında koç. (f .i.) l. ağırlık basma [uykuda]. (bkz. kâbus). 2. küçük baht, fena talih. (f.i.) 1. [yeni şâirlerde] garp,batı. 2. [eski şâirlerde] şark, doğu. 3. bakma. (a.i.) salına salına güzel yürüyüş, hoş yürüme, (bkz. hirâm). (a.s.) ; 1. salına salına güzel yürüyen, yürüyüşü güzel [adam]. 2. kendini beğenmiş, kibirli. 3. i. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (f.b.s.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz, bahtsız, (bkz: huftebaht). (a.i.) ed. (f.i.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas, takma ad. (f.b.s.) 1. bahtlı, talihli, mes'ut, mutlu, kutlu. 2. muz. Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. (f.zf.) bahtlı, talihli, mes'ut olanlara yakışacak surette, bahtiyar-casına. (f-i-) ' bahtiyarlık, mutluluk. 2. İran'da meşhur bir kabîle.

bahtiyâr-nâme baht-mend baht-ver bâhûr bahûr bahûr-dân bahûr-dânî bahûr-i Meryem bâ-husûs bahye bahye-dâr bahye-zen bahz baîd Aktâr-ı baîde baîd-i lâzım

baîd-ül-ihtimâl bâika baîm bâin baîr bâir bâire bâis bâis-i bâdî bâis-i beka bâis-i feryâd bâis-i hüzn bâis-i leyl ü nehâr bâis-i meserret bâis-i şekvâ bâisiyyet bâj bâj-bân bâj-dân bâk bâka bakar, bakara bakarî Hayvânât-ı bakariyye bakariyye bakayâ bâkend bâkıa

(f.b.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (a.s.) çok sıcak, ziyâde sıcaklık. (a.i.) ödağacı, misk, laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot, tütsü, günlük. (a.f.b.i.) içinde tütsü yakılan kap. (bkz: buhûr-dân). resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (a.b.i.) Merye-mana eli denilen bir nebat, bitki. (f.a.b.zf.) husûsiyle, en çok, hele. (f.i.) dikiş, teyel, oyulgalama. (f.b.s.) dikişli, teyelli, oyulgal amali. (f.b.i.) dikişçi, terzi. (a.i.) 1. sıkıntı olma, can sıkma. 2. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. 3.bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme. (a.s.bu'd'dan) uzak, ırak. uzak ülkeler. muz. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. ihtimâlden uzak. (a.i.c. bevâik) belâ, musîbet, felâket. (a.i.) 1. put, heykel. 2. s. câhil, bön [adam]. (a.i.) dibi geniş kuyu, bostan kuyusu, (bkz: beyûn). (a.i.) erkek deve. (a.s.) şaşkın; hâli perişan. (a.i.) sürülmemiş, açılmamış sert, katı toprak, yer. (bkz. bâyir). (a.s.c. bevâis) 1. sebebolan. 2. gönderen. 3. îcâbettiren. aslını, esasını bulan, sebebolan. devamlılık sebebi. şikâyet, sızlanma sebebi. (bkz. bâis-i şekva). üzüntü, sıkıntı sebebi. (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sevince sebebolan; sevinme sebebi. şikâyet sebebi. a i) sebebiyet. (f.i.) haraç, gümrük, (bkz: bâc). f.b.i.) haraççı, gümrükçü. (f.b.i.) vergi ve gümrük sandığı. (f.i.) korku; sakınma; kaygı, (bkz: havf).' (a.i.) demet, deste, tutam. (a.i.c. bukur, bu-kar, bukarât) sığır. (a.s.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait, onlarla ilgili. sığır cinsinden olan hayvanlar. (a.i.) zool. sığırlar. (a.i. bakıyye'nin c.) fazla kalan şeyler, kalıntılar. (f.i.) 1. (bkz: bakîde). 2. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. (a.i.) dert, belâ. (bkz: dâhiye).

bâkılâ Bâkır bâkıyât bâkıyât-ı sâlihât bakıyye bakıyye-i bükâ' bakıyye-i matlûb bakıyye-i medeniyyet bakıyyet-üs-selef bakıyyet-üs-seyf bakıyyet-üs-süyûf bakıyyet-ullâh bakıyyevî bakıyyevî sahrâ bâkî

Bâkî

bâkî bâkîde bâkir bâkirân bâkirân-ı behişt bâkire bakiye bâkîye bâkiyen bakka bakkal bakkal-hâne Bakkaliyye bakkam bakkar

(a.i.) bot. bakla. (a.h.i.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. (694-735). [mânâsı 1) geniş; 2) arslan; 3) göz damarı]. (a.i. bâki'nin c.) sürüp giden şeyler. sevabı sürüp giden şeyler. (a.s.c. bekaya) 1. artan, geri kalan, artık. 2. muz. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. ağlamaktan kalan eser. alınacak paranın geri kalan kısmı. medeniyeti, uygarlığı andıran kalıntı. eskiye bağlı, hayırsever, dindar kimse. kılıç artığı. kılıçtan kurtulanlar. meç. arta kalanlar. tas. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş, iyi iş. (a.s.) bakıyyeye ait, bakiye ile ilgili. jeol. kırıntı külte, fr. roche detritique. (a.i. beka'dan c. bevâki) 1. Tanrı. 2. s. daimî, kalıcı, (bkz: câvid, câvidânî, lâyemût, sermedî). 3. alttaraf. 4. zf. artık, artan, fazla, geri kalan; bundan başka. (a.h.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur; babasının adı Mehmed'dir. İstanbul'da doğmuştur. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ, Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır; bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir, (d. 1527 - ö. 1599). (a.s. bükâ'dan) ağlayan, (bkz: gir-yân). (f.i.) 1. yakut [kırmızı, sarı, eflâtun renklerindedir]. 2. (bkz: bâkend). (a.s.) eldeğnıemiş, işlenmemiş [toprak, orman v.b.]. (a.f.i. bakirin c.) bakireler, kızoğlan kızlar. cennet hurileri. (a.s.) kızoğlan kız. (bkz: dûşîze). (a. s. bâkî'nin müen.). (bkz. bakî ' (a.s.) ağlayan kadın, ("bakî" nin müen.]. (bkz. bakî U). (a.zf.) ağlayarak. (a. i.) 1. tahtabiti. 2. sivrisinek. (a.s.) 1. sebzeci. 2. pirinç, şeker, peynir, zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. (a.f.b.i.) bakkal dükkânı. (a. o. i.) 1. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. 2. bakkala verilen ücret. 3. büyük bakkal dükkânı. (a. i.) 1. kırmızı boya ağacı, (bkz: bekkem). 2. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. (a.i.) sığır çobanı, sığırtmaç.

bakl, bakla bakla-yı hamka, bakla-yı beyyine baklîn bakliyyât bakliyye Bâkure bâkûre bâkûret-ül-hayât ba'l bâl Güşâde-bâl bâl Fârig-ül-bâl Ferîh-ül-bâl Hâlis-ül-bâl Mâ-fi-l-bâl Münkesir-ül-bâl Müşevveş-ül-bâl Selîm-ül-bâl bâlâ bâlâ-yı bülend bâlâ-bülend bâlâ-bülendân bâlâ-dest bâlâ-destî bâlû-hân bâlâ-hâne bâlâ-hânî bâlâ-himmet bâlâ-kadd bâlâ keşîde bâlâ-nişîn bâlâ-pervâz bâlâ-pervâz-âne bâlâ-pûş balâr bâlâ-rev bâlâ-ter bâlâterîn bâlâ vü pest ba'le balgam

(a. i. c. bükül) 1. sebze, yeşillik. 2. yeşil kabuklu, iri taneli malûm sebze. semizotu semizotu. (a.i.) legümin. (a.i.) bot. baklagiller. (bkz. bakliyye). (a.i.) bot. baklagiller, (bkz: bakliyyât). ("ku" uzun okunur, a.i.) 1. sığır sürüsü. 2. s. faydayı, zararı ayıramayan sersem, budala. (a.s.) evvel yetişen; turfanda [yemiş]. gençlik. (a.i.) 1. kankocadan her biri. 2. "câhiliyyet" zamanına ait bir put; Güneş tanrısı. (f.i.) 1. kanat. kanadı açmış. 2. kol. (bkz: cenah). 3. boypos. 4. üst, yukarı, (bkz: bâlâ). (a.i.) 1. kalp, yürek, gönül; hatır. kaygısız. gönlü rahat. yüreği rahat, temiz. murat, istek. gücenik. niyeti bozuk. temiz yürekli. 2. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. (f.s.) 1. yüksek, yukarı, üst, yüce. 2. i. boy. 3. azat. 4. i. yedek atı uzun boy.. (f.b.s.) uzun boylu. (f.b.s. bâlâ-bülend'-in c.) uzun boylular. f.b.s.) eli üstün, galip. (f.b.i.) 1. el üstünlüğü, galibiyet. 2. zulüm. (f.b.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren, şişiren. (f.b.i.) evin en üstü, çatı, tavan arası. (f.b.i.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme, şişirme. (f.a.b.s.) himmeti yüksek olan. (f.a.b.s.) uzun boylu. (f.b.s.) boy atmış, uzun boylu. (f.b.s.) üstte, yukanda oturan. (f.b.s.) yüksekten uçan, meç. palavracı. (f.b.zf.) yüksekten konuşarak, atıp tutarak, palavra savurarak. (f.b.s.) üste giyilen şey. [palto, pardesü v.b. gibi]. (f.i.) kiremit altına konulan ince tahta, padavra tahtası. (f.b.s.) yüksekten giden. (f.b.s.) daha yüksek, pek yüksek. (f.b.s.) en yüksek. 1) üst-alt; 2. meç. gök ve yer. (a.i.) zevce, erkeğin karısı. (a.i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri, fr. phlegme.

balgamî bâl-güşâ bâlî Ebniye-i bâliye bâlîde bâliğ bâliğ, bâlûğ bâligân-mâ-belag bâlîn bâlîn-i istirâhat bâlîn-perest bâliş bâliş-çe bâliş-i çâr-mîn bâliş-i per bâliş-i zer bâl-şikeste bâlû bâlûa bâlûde bâlvâne bâlver bâlzen bâm bâm-ı bedî bâm-ı çeşm bâm-ı ferâh bâm-ı hadrâ bâm-ı Mesîh bâm-ı bülend bâm-ı nühüm bâm-ı refi' bâm-ı revâk-ı bedî' bâm-ı vesî bâm teli bâm-zemâne

bamdâd, bâmdâdân bâmdâdî bâme bâm-gâh bâm-geh -bân Bağ-bân

(a.s.) 1. balgamla ilgili olan; bünyede, balgam üstün olan. 2. meç. soğuk mizaçlı. (f.b.s.) kanat açan, uçan. (a.s.) koca, eski, köhne. köhne binalar. (f.s.) uzamış, büyümüş, gelişmiş, (bkz: bâlûde). (a.s.büluğ'dan) 1.bulûğa eren. (bkz. reşîd). 2. erişmiş, vâsıl olmuş, varan, yetişen. 3. i. yekûn, toplam. 4. son mertebeyi bulan. (f.i.) 1. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. bir kadeh şarap. (a.b.zf.) ziyadesiyle, ferah ferah, bol bol. (f.i.) yastık; koltuk. dinlenme yastığı, koltuğu. (f.b.s.) 1. uykucu, tembel, can besleyen. 2. i. hizmetçi. (f.i.) 1. yastık, yüz yastığı. (f.i.) küçük yastık, yastıkcık. deriden yapılan yastık. 2. nakit ; altın. kuştüyü yastık. sırmalı yastık. (f.b.s.) kanadı kmk. (f.i.) 1. ana baba bir kardeş; birader. 2. siğil.' (a.i.c. belâlı') su dökecek çukur, delikli taş. (f.s.) büyümüş boy atmış. (bkz. bâlîde). ' (f.i.) 1. dan kuşu, orak kuşu. 2. dağ kırlangıcı. (f.b.s.) kanatlı, uçabilen. (f.b.s.) "kanat vuran" uçan. (f.i.) 1. çatı, dam, kubbe. dokuzuncu gök. gözkapağı [üstteki]. "geniş, açık, çatı" gök. (yeşil çatı) gökyüzü. "Mesih'in göğü" dördüncü gök. [efsâneye göre,, Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. Isa, bu göğe çıkarılmış]. 1) yüksek çatı; 2) gök. meç. dokuzuncu felek. (yüksek çatı) dokuzuncu gök. (bkz: bâm-ı bedî', bâm-ı refî'). geniş çatı, gök. sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. "zamane çatısı" en aşağı dünyâ, birinci gök. 2. kanun, tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. (bkz. bemm). 3. borç. 4. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. (f.i. ve zf.) sabah, sabahleyin, seher vakti, seher vaktinde, tan yeri. (bkz. bükre). (f.i.) erken; seher vakti. (f.i.) l . uzun, sık ve kaba sakal. 2. s. gür sakallı. (f.i.) 1. seher vakti. 2. zf. seher vaktinde. (f.b.i.) . (bkz. bâm-gâh). (f.e.) ...ci. bağcı.

Nigeh-bân Pâs-bân bân bân bâne bânevâ bâng bâng-i nemâz bâng-i revârev bang-i rihlet bânî bânû bânû-yî maşrık Bânû-yi Mısır bânûc bâr bâr-i Hüdâ bâr-i dil bâr-i girân bâr-i intizâr bâr-i istihfâf bâr-i keder bâr-i mihnet Her bâr -bâr Âteş-bâr Şûle-bâr Hûn-bâr Eşk-bâr bârân Mevsim-i bârân bârân-dîde Gürk-i bârân-dîde bârânî bârân-rîz baras bâr-âver, bâr-ver bâr-ber bâr-berdâr bâr-dân bâr-dâr bâre bârec bârek-Allah bârende bâ-reng

gözcü. bekçi. (f.i.) dam, satıh. (a.i.) 1. sorgun ağacı, bey söğüdü. 2. meç. sevgilinin boyu. (f.i.) kasık. (f.s.) 1. mal, mülk sahibi, zengin. 2. meşhur, ünlü. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. (f.i.) ; ses, seda, haykırma. ezan. israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. ölüm sesi. (a.s. binâ'dan) bina eden, yapan, kuran, kurucu. (f.i.) 1. kadın, hâtûn, hanım. Güneş. 2. gelin. 3. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. Zelîha. (f.i.) salıncak. (f.i.) 1. Tanrı, Allah. Tanrı, 2. yük. gönül yükü, tasa, kaygı, elem, keder, gam. ağır yük. bekleme yükü. küçük görülme yükü. keder yükü. eziyet, elem yükü. 3. defa, kerre. her defa. (bkz: târe). 4. mey-va, yemiş. 5 . izin, müsâade. (f.e.) yağdıran, serpen, saçan, döken. ateş yağdıran. ışık saçan, serpen. kan döken. göz yaşı döken. (f.i.) yağmur. yağmur mevsimi. (f.b.s.) görmüş geçirmiş. eski kurt. (f.s.) 1. yağmurla ilgili. 2. yağmurdan koruyan, yağmurluk. (f.b.s.) 1. yağmur saçan. 2. yağmur döken, serpiştiren. (a.i.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (f.b.s.) l. mey vali, meyva veren. 2. faydalı, iyi netice veren. (f.b.i.) yük taşıyan, hamal. (f.b.s.) 1. yük kaldıran. 2. i. hamal. 3. sabırlı, tahammüllü. (f.b.i.) yük kabı [yol için]. (f.b.s.) 1. yüklü, yüklenmiş. 2. gebe. (f.i.) l. defa, kez. (bkz: târe). 2. kale, (bkz: bârû). 3. zülf. 4. at. (f.i.) bot. itüzümü. (a.n.) mübarek ola, Allah mübarek etsin!, hayırlı ve bereketli olsun! (f.s.) yağdıran, yağdırıcı. (bkz: bâr). (f.b.s.) renkli.

bâr-gâh, bâr-geh bâr-gâh-ı kibriyâ bâr-gîr bârhâ bâr-hâne Bâr-Hüdâ Bârî Avn-i bârî Feyz-i bârî bârî bari', bâria bârid Mâ-yi bârid Tavr-ı bârid bâridâne bârih bâriha bârik bârîk Fikr-i bârîk bârika bârika-yi hakîkat Bârika-yı Zafer bârika-nümâ bârik-bîn bârik-ter bârîsiyye bâriş Bârî-Teâlâ bâriyâ' bâriyy bâriyye bâriz bâr-keş bâr-mend bâr-nâme bârrî bâr-senc bârû bârûd bârûd-i siyâh bârûd-hâne bârûdî bâr-ver

(f.b.i.) girmek için izin almak lâzım gelen, girilebilecek yer, çadır, yüksek divan. Tanrı huzuru. (f.b.i.) 1. yük tutan, yük kaldıran. 2. beygir, at. (bkz: esb, feres). (f.zf.) zaman zaman; sık sık; defalarca. (f.b.i.) 1. yüklük. 2. yolcu eşyası indirilecek yer. (f.b.h.i.) 1. Cenabı Hak, Allah. 2. i. odacı. (a.h.i.) yaratan, yaratıcı. Tanrının yardımı. Tanrının feyzi, (bkz: halik). (f.e.) hiç olmazsa, bir kere; hâsılı, hülâsa. (a.s. berâat'ten) mükemmel, güzel; üstün. (a.s. berd'den. c. bevârid) soğuk. soğuk su. soğuk, çirkin davranış. (a.f.zf.) soğukça, soğuk-çasına. (a.i.c. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. (a.i.) 1. evvelki günün gecesi, dünkü gece. 2. dünkü gün. (a.s.) parıldayan. (f.s.) nâzik, dakik, ince. ince düşünce. (a.i.c. bevârik) ; şimşek, yıldırım parıltısı. hakîkat ışığı. Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. (a.f.b.i.) parlak. (f.b.s.) ince gören, bir şeyi iyice gözden geçiren, inceleyen. (f.b.s.) pek ince. () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. (f.i.) l yağmur, (bkz: baran). 2. sağanak. (a.b.h.i.) Allah, Tanrı. (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyy, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyy). (a.s. bürûz'dan) aşikar, meydanda, açık. (bkz: mütebâriz, hüveydâ, zahir). (f.s.) 1. yük taşıyan. 2. sabırlı, tahammüllü. (f.b.s.) yemiş veren, yemişli [ağaç], (bkz: bâr-ver]. (f.b.i.) eşya, yük pusulası. (a.i.) ince kumaştan örülen hasır. (f.b.s.) yük tartan, dirhem. (f.i.) kale duvarı, hisar burcu, sur; sığınak, siper. (f.i.) barut. güherçileden işlenen barut. (f.b.i.) I. barut imal edilen fabrika veya atölye. 2. barut konulan ve saklanan yer. (f.s.) koyu gri. (f.b.s.) 1. yemişli, yemişi olan. (bkz: bâr-mend). 2. meç. i. menfaat, fayda.

ba's ba's-ü ba'd-el-mevt ba's-i emvât basâir basal basala basala-i sîsâiyye bâ-sâmân basaliyye basar Hadîd-ül-basar Kuvvet-i basar basar-ı ayneynî basar-ı müzdevic basar-ül-hakk basâret basarî bâ-savâb basbasa bâsır bâsıra bâsıt bâsıt-ül-keff bâsıt-ür-rızk bâsıta basîta-i şemsiyye basî bâsia bâsia-i mahbûbe bâsik bâsika bâsil basîle bâsim basîr bâsire basîret

basîret-i kalb basîret-kâr basîret-kârâne basîret-kârî basît

(a.i.) 1. gönderme, gönderilme. 2. yeniden dirilme, diriltme. öldükten sonra dirilme. ölülerin dirilmesi. 3. peygamberlik. (a.i. basîret'in c.) ibretli görünüşler, deliller, ibretler. (a.i.) bot. soğan ve benzeri gibi kökler. (a.i.) hek. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. anat. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. (f.b.s.) 1. zengin, varlıklı. 2. düzgün, düzenli. (a.i.) bot. soğan. (a.i.c. ebsâr) 1. göz. 2. görme. gözü keskin. gözün iyi görmesi. psik. iki gözle görme, fr. vision binoculaire. hek. çift görme, iki gözle birden görme. Tann'nın algılayıcı gözü. göz açıklığı, inceden inceye etraflı, derin görüş. (a.s. basar'dan) görüşle ilgili olan. (a.zf.) doğrulukla, doğruca. (a.i.) 1. köpeğin yaltaklanması, kuyruğunu sallayıp sokulması. 2. dalkavukların nefret edilecek hâli. (a.s. basar'dan) gören, görücü. (a.i. basar'dan) 1. görmek kuvveti ve hassası, görüş, görme. 2. göz. (bkz: ayn, çeşm). (a.s. bast'dan) 1. yayan, yayıcı. (avuç açan) dilenci. Allah. 2. anat. bir uzvu uzatıp açan [adalel. (a.i.) biy. açan, fr.tenseur. astr. güneş saati, fr. cadran solaire. (a.i.c. busu') ter. (a.i.) çok kırmızı olan dudak. sevgilinin kırmızı dudağı. (a.s.) eli açık, cömert [adam]. (a.i.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. (a.s.) 1. kahraman, yiğit, cesur kimse. 2. haram şey. 3. fena, sert, kötü söz. 4. çirkin kimse. (a.i.) soğan çeşidi. (a.s. besm'den) güler yüzlü, şen adam. (bkz. bessâm). (a.s. basar'dan) görüp, anlayan. (f.i.) ekin. (a.i.) 1. önden görüş, seziş. 2. istanbul'da İ 869- 1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". gönül uyanıklığı. a f h ç) ; basiretli, önden gören, sezişli. (a.f.zf.) önden görene, sezene yakışacak surette. (a.b.i.) önden görmeklik. (a.s. bast'dan) 1. sâde, düz, arızasız, engelsiz. 2. açık, geniş, yayvan, yaygın. 3. sâde, yalın. 4. neşeli, şen, güleryüzlü. 5. i. aruz vezinlerinden biri. (bkz. aruz). 6. kolay, (bkz: asan, sehl).

basît-ül-vech basît-ül-yed bâsita basîte

güleryüzlü, güleç. eliaçık, cömert. (a.i.) uzak yer. (a.i.) 1. döşeme minder. 2. düz yer, arz. 3. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. bast (a.i.) 1. yayma, açma, uzun uzadıya anlatma, (bkz: ityân, serd). bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. Bu; abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Onun her şeyde tesîri olur; hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir, [mukabili kabz'dır]. bast-ı bisât halı, kilim, örtü gibi şeyleri sermek. bast-ı cevâb karşılık verme. bast-ı dâ'vâ dâva açma. bast-ı makal söz açma. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. 2. mat. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını, kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. 3. tas. rica hâli. [Kabule, rahmete, ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. bast-ı yed el uzatma, yerine getirme, üzerine alma, baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma, açıklama, ortaya koyma. bâstân (f.s.) 1. mazi, geçmiş, eski. 2. i. târih. bâstân-i bîbaka sonsuz târih, dünyâ. bâstân-şinâs (f.b.s.) târih, geçmiş zaman. bâsûr (a.i.c. bevâsîr) ; hek. mayasıl; kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme, fr. hemorro'ides. bâsûrî (a.s.) basurla ilgili. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. bâş (f.n.) olsun, ola. bâşak (a.i.) zool. bir cins küçük atmaca. bâşâm (f.i.) perde, örtü. bâşâme, bâşûme (f.i.) kadınların örtündükleri yaşmak, bürümcük, tülbent, başörtüsü, namaz bezi. bâşe (f.i.) atmaca [kuş]. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. bâşed (f.e.) olur, ola. Gah bâşed, gâh ne-bâşed kâh olur, kâh olmaz. bâşeng (f.i.) 1. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. 2. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bâşgûn, bâşgûne (f.s.) 1. ters, başaşağı. 2. şom, uğursuz, (bkz. bâzgûn, bâzgûne, vâjgûn, vâjgûne). bâşir (a.s.) 1. müjdeci. 2. güler, mesut, mutlu.

oburluk. (a. cesaret. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki. karın. ebtân) 1.i. içyüzünde. 2.i.i. (a. hayâl.) nalbant.zf. büyük kannhhk. batâyih) sazlı. ağırlık.s. sindirimi ağır. içteki. 2.i. ney. çürük.f.i. baş parçası. davranışı ağır.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar. 2.i. Tanrı. ağır davranma.c.) keskin [kılıç]. (a. [fagot. (f. bevâtir) keskin kılıç. 2. fels. (a.) yavaşlık. (a.bâş-pâre bat batâet Batâlese batâlet batânet batar batarika batbata bâtere bathâ' bâtıl bâtıl i'tikad batın bâtın Ehl-i bâtın Havâss-ı bâtına bâtınen bâtınî bâtıniyye bâtıye batî batî-ül-hareke batî-ül-hazm batî-ül-mizâc Batîh batîha bâtik batîn batîr bâtir bâtir bâtire batîş batn (t. kazın suya dalışı. huyu ağır. (a. "hissi müşterek. nesil. avarelik. boş inanç.i. yalan. butun. (f. (a. hazmı güç. 4. ebtine) çukur. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler. hafıza.b. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere. çakıl taşlı büyük dere.i. Hasan Sabbah'ın tarikatı. 2. kamışlı dere. 2. çok yiyicilik. ilâhî sırra ermiş bulunanlar. batt).i. 4. (a.) 1. çok sevinme.c. nısfiye ve girift'lerde. görünmeyen nesne.i. kahramanlık. içinden olarak. butlân'dan) boş. batrik'in c. şiddetle hareket eden. ebtân. (bkz. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz.s.s. uzak yer. kibirlenme 3.i. (a. S. 3. vehm. soy. 6. yavaş olan. 2. (a. (a.s.) 1. (a. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. bütün). kehli.i. (a.) dâhilen.i. (a.i.c.i. büyük karınlı.) patrikler. dağ arasındaki dere. tabiatı.) 1.i. (a. (bkz: batın). sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil. (a.) içki sürahisi.) tef.i. (a.s. h. batş'dan) sertlikle. (bkz: batn). (bkz: tîg-i bürrân). sofiler.c.) keskin.i. (bkz: bürrân).) 1. (bkz: dâire).s. bitâh) 1.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın.c. ağır hareketli. bevâtın) 1. (a. kuytu yer.i. 2.). (a.c. Mek-ke-i Mükerreme. iç. (a. kazın ötmesi. 2.bar gibi maddelerden yapılır.i. boynuz. (a. (a.c. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili].) 1. iç yüz. (a. gizli.s.) dahilî.) turna kuşu. i. batâet'den) yavaş. içyüzdeki. beyhude. (a.s. 3.) zengin [adam].c. (a.) 1. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur]. . (a.i. işsizlik. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. haksızlık etme. (a. hareketi. muz.

) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. (f. acrobate.i.s. (a.i. kumarcı. (f. 2.i. 2.) 1. 10. (bkz: bazr). (a. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü. Hz.b. şahin. karınla ilgili. (bkz: maa-hazâ). 2. sel uğrağı. doğan [kuş]. (f.a.i. "baytariyye"]. işe yaramaz. tasdik. açılmamış. s. 6. (a. ham toprak. satıcı. yan taraf. oynayan. su kabı. (bkz: alem-dâr. kumar oynayan. . (a.b. geri. (a.) çulha.i.) 1. helak olma. yumurtlayıcı. sövüp sayma. (bkz: alem). bir kulaç boyu. 4.) baytarlık. kaz. boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk. tekrar.) baytarlıkla. 3.s.batnen ba'de batnın batn-ı kebîr batnî batş batt battâl battâliyye battâniyye Baûza. (a.b.) bayrak taşıyan. büyük karın. s. şarap. (f. (a. iniş. (-i-) zor veşiddetle yakalayış. inanma. hantal. sertlikle tutuş. fark etme. (a.s. 9. hayvan hekimliği. 2.i. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba.s. (f. 8. (f. pek doğru.) böyle iken. asrın sonlanyla XV.) 1.i. Cenâbı Hak.) sivrisinek. başı açık. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir]. (a. 12.) 1. 7. malı çok olma.) hayvan hekimi.s.i.) bekçi. gerekli. sövme.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim. canbaz. gerisin geriye. karış. (a.i. rahmin başlangıcındaki et parçası.) 1. (o.s. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. 3.s.i. yine. haraç. (a.i. (a. (a. kahraman. bez ve kumaş dokuyan. böbürlene böbürlene salınarak yürüme.s.s. (bkz: beyâtî).) lüzumlu. (a.) l. (a. sağlam. işsiz. kaz şeklindeki sürahi. (a. ateşle oynayan. dönük. (a. 5. (a.i. 2. ayırıcı. beyn'den) aralayıcı. katı. geri. 4. yeniden.zf.) karına mensup. açık. nesilden nesile. batâlet'den) 1. dilcik. pek büyük.s. fr. mahvolma. s.i. bey'den) satan. kuşaktan kuşağa. cesur. 3.) muz. koruyucu. (f. (f. sancak-dâr). beyzâ'dan) yumurtlayan. gerekli. 13. 11. şehbaz. 2. sen.) sürülmemiş.i. oynatıcı. lâzım. canı ile oynayan. sancak.i.) bayrak.i. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat. 2. veteriner. tekrar. bauz bâver bayâtî bâ-vücûd-ki bâyeste bay-gân bâyız bâyi bâyiiyye bâyin Talâk-ı bayin bâyir bâyiste bâyiste-i hestî baykar baykara bayrak bayrak-dâr Bayrâmiyye baytâr baytara baytarî bayzar bâz bâz Ser-bâz Âteş-bâz Cân-bâz Kumar-bâz bâz-ül-Eşheb soydan soya. ayırma.s. (f. veterinerlikle ilgili. bununla beraber.) zarurî. [müen.

b. nazar ber kadem. kabiliyetsiz. (f.) hek. dilcik.b.b.b. sefer der vatan. (a.) bir şeyin küçük kısmı.) doğancı. (f-b. oyuncak.i. (f. pişmanlık. alışveriş. (a. (f. durmuş. beğenmeyen. yâdkird. 2.i. parçası.bi) oyun. tekrar.) oyun oynayan. eken. (a.) doğancı. (a. (bkz. güç. 3. 2.) oyun yeri.i. bezirgan. (f.) geri dönme. (f.i. kafasız. (f.s.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler. 2.) 1. (f. eğlence. rakseden.) 1. bir kaç.) 1. (a.b. bezl'den) bol bol veren.) kadınk nişânesindeki fazla et. (f. (a. başaşağı. 3. yüce.b.i. köçek.) oynayan. 1. geri. meç.b.s. anlayışlı. (f. (a.s.) köçeklik.i.i. yüksek. (f. 2. (f. eğlence (f. bâzgûne bâzgüşâ bâz-hâne ba'zı bâzıa bâzıh Cibâl-i bâzıha bâzık bâzî bâzî bâzîçe bâyî-gâh bâzî-gede bâzî-ger bâzî-gerî bâzî-gûş bâzî-hâne bâzil bâzir bâz-keşt bâzmânde bâz-nâme bâz-pes bazr bâzû (a.i. dağıtan. s. geveze. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi. 3. 1. (f. 2. (f.i. çarşı. 2.) 1.s.) birazı.i. pazı. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser.b. 2.i. (f. vukuf-ı adedî. ağzıbozuk. boşboğaz.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. halvet der encümen.b. eğlence.b.) Nakşî tâbirlerin-dendir. kuvvet ve istidat.) oyun.i.i.) küçük doğan [kuş]. ters. nigâh-daşt. bütün çarşı. bir miktar. kuşçubaşı. istihfaf eden.zf. oyunculuk. kuşçu.s.b.) kuşçuluk. (f. (f.i.) yüce. (f. bir kısmı.) zekî.ba'z ba'zân bâzâr Şâhid-i bâzâr bâzâr-ı âlem bâzâr-ı Ukâz bâzâr-gâh bâzârî bâz-bân bâzbe-hazîne bâz-dâr bâzek bâzende bâzende-zebân bâzergân bâzergânî bâz-geşt bâzgûn. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı. yüksek dağlar. zayıf ahlâklı kadın. oynayıcı.i. pazar yeri. avcı.b. ara-sıra. dedikoducu. çarşı. (f. 2. oyun. (f. eğlence yeri.) 1.) pazarla ilgili.b.s. bir kısım.) 1. (f. gerileme. şom.i.b. kimi. küfürbaz.i. (a. lâtîfeci kimse. yâd-dâşt. vu-kuf-ı zamânî. uğursuz. 2.) şen.) 1. ekici.s. çöküş. (f.b.zf. (bkz: sûk-ı Ukâz). dansöz.i. kuşçu. çengilik.a.b. vukuf-ı kalbî'dir].s. pazar. çengi. (f. (a. pazar.) pazar yeri. geri kalmış. oyun yeri. eğlence yeri. bâşgûne). tacir.b.) geveze.i. [diğerleri hoş derdem. . derisi kesilmek üzere olan yara. 2.zf.s.s. bir takım. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad.i.) vakit vakit.) tüccarlık.s. pazarda alınıp satılan.) insandaki ayırdetme kuvveti. (f. yeniden.

s.) kolbağı.i. (a. (f. cidden. tuhaflık. 4) ateş. yürüyüşü. yeni doğmuş çocuk veya hayvan. su ve şarap sızıntısı. (a. (f. (f. avurt.c.) 1. (a. pazvant (pazıbent). (f. ciddî. üstü yol yol tüylü. papağanlık. tepe]. 2. bebbân bebbân-ı şübbân bebga bebgaiyye bebr.i. (f. (a.) 1. kanunu koyana göre. (a. çok aşın. (f. uygun.i.s. yol. 2. fr. papağan. şişman. i.) eski kitaplara göre.bâzû-bend bâzû-dirâz -be dest-be-dest Tâ-besabâh be-ceyb be-der be-dûş be-gâyet be-hakkı be hakkı Hudâ be-hod be-hem-zede be-hükm-i kader be-hükm-i kadî be-hükm-i li-llâh be-kavl-i şârî' bebân.s. (bkz: beçe-i hurşîd). huk. 2. geniş.i. şaşma. üslûp. (f. kelimelere -e hâlini verir. yalnız. (bkz: behem-zede). 2. yerli ve yersiz. uygun ve uygunsuz. göbeği çıkık [kadın]. bol. nüfuzlu.) 1. karşılıklı yer değiştirme. 2.b.b. itibarlı. 2) Ay. son derece. iftira. ağzın içi. 2. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur. Allah'ın hükmünce. (f. iyi ve kötü.) 1. büyük.) 1. (a. yalan. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler].i. 2. kaderin hükmüyle. iri göz. (a. elele. hakkı için. gösterişli. gerçek. (a.) 1. hokkabazlık. gündüz.e.i.) tarz. yolu. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden. 4. 5) yakut. dışarı. (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. beçe beççe-i nev beçe-i hor beçe-i hûnîn beçe-i hûrşîd beçe-i tâvus-ı ulvî (f. 3. arslanın bile korktuğu. 3. (bkz: bühtan). 2. yüksek [yer.) "uzun kollu" 1. (bkz: veled-i gayr-i meşru). Allah hakkı için.) değişme. psittacisme. kadı kararıyla. müdahaleci.s. gayet büyük. (a.) fels. karaca. z f.i. kediye benzer. zâlim. geyik. -e kadar mânâsını verir sabaha kadar.s. geniş.s. bebir bec becâ' Ayn-i becâ' becâ becâ-nâ-becâ becâyiş becbece becce-i kûy bece becel becidd becîl becîr becrâ' beççe.) yerinde.i.zf.) dudu. . azgın bir canavarmış. (a. gerçekten.i.i. beçegân) insan veya hayvan yavrusu. yakaya doğru. (bkz: pebga). [eski lûgat çiler. gençlerin tarzı. sözü geçer. kendi başına. arpacık [çıban]. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır.) çocuk avutmak için yapılan gürültü. muhterem kimse.) 1. (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden.) sivilce. omuzda. (kanlı yavru) acı gözyaşları.) birçok.i.

a. (a.i.). 2 .a.b. (f. fena.a. (a.) soyu kötü. fenalar.b.) başlangıçta.) huyu. 2.) yavrular. güzellik. gebe. (f.) işi ve hareketi fena olan. semizlik (a.) yağlı. (f.s. 2. (f. çirkin. kötülük.s.) güzellik tanıyan. fr.b. ed. kelime güzellikleri. çocuklar.) yıldızı. (f.s.i. (bkz: bedûat). çölde yaşayanlar. kötü bir şekilde başlanmış. kulampara.s. vefasız.i. evidence.f.i. mükemmel ve yeni şeyler.) 1. tar. bedân) 1.s. (a. bidâa'nın c.b.f.b.i. akıllıca söylenen sözler. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi.s. aslı fena (f. (a.) güzel sözler. (a. (a. semiz olma.b. değiştirme. (f.b. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. çirkinler. (f.) 1.i. 2.) fena sesli.) güzelligi takdir eden. 2. ilkönce.i. . bedî'.i.i.) mübadele. talihsiz. yaramazlar. dölyatağı.) bahtsız. (a.s. (a. 2. (f. hâmile.i.) 1. göreneği ve âyini kötü olan. kötümser. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme. bed'in c.s.b.s.zf. savaşacak akran.) sermâyeler.) geleneği. (a. "fena" mânâsına c. ansızın. bahtı kara. bi-1-bedâhe). çocuğu. talihi kötü olan [kimse]. sanatçı. pessimiste. z f.b. (bkz: bedâyi'-âşinâ) (a. bedevî'nin c.) bedeviler.f. (f.b.a.i. bedevîlik.b. (a. mant.) Bedahşan yakutu.s. (f. yaramaz. göçebelik. mânâ güzellikleri. başlayış.b. yenilik. şekil.s.s.s. (f. karakteri bozuk. fenalık öğreten. onunla (a. yavrusu olan. (a. bedîa'nın c. beççe ve beçe'nin c. küçük silâh. (bkz.) 1. (a.) 1. ed.s.) ahdinde durmayan.) bir çeşit kesici âlet.) başlama. trampa.beçe-bâz beçedân beçe-dâr beçe-gân beçegân-ı dîde beçek bed bed bed'-i besmele bedâat bedâd bed-âgaz bed-ahd bedâhe. 3.a. i. (a. bedîh'in c. çöl.)sanatkâr. f.s. fırka. yürüklük. i. fenalık öğrenmiş. bedâhet bedâheten bed-ahlâk Bedahş bedahş-i muzâb bed-ahter bed-âhû bedâih bedâih-ül-ukul bedâl bed-amel bed-âmûz bedân bed'an bed-asl bed-âvâz Bedânet Bedâvet bedâvî bedâyi' bedâyi'-i âsâr bedâyî'-i lâfzıyye bedâyi'-i ma'neviyye bedâyi' bedâyi-i âşinâ bed-âyin bedâyi'-pesend bedâyi'-şinâs bedâyi'-perver bed-baht bed-bîn (f.i.) eşi ve benzeri olmayan güzel.) "çocukla oynayan" gulâmpâre. kara bahtlı.) bedülik. apaçıklık. ilkin.b. 3. (f.) rahim. gözyaşları.) 1. güzellikten anlayan. fr.i.zf. (f.b. eserlerin güzelleri. (a. (f. değişme. şarap.s. (f.s.i. anamallar.) başlangıcı kötü.b. f. (f. 2.b.i. (f.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse]. düşünmeksizin.s.b.) birdenbire.i. göçebeler. pay.) fena gören. (f. hisse. nasip.s.

) fena görürlük.s. şahsen.) kaprisli.s.s. Terbiye-i bedeniyye (a.b.bed-bînâne bed-bînî bed-bû bed-bûd bed-bûk bed-cins bed-çehre bed-çeşm bed-çihre beddâl bedde bed-dil bed-dimağ bed-dua bed-edâ bedel bedel-i askerî bedel-i cizye bedel-i hâss bedel mâ-yetehallel bedel-i misl bedel-i nakdî bedel-i öşr bedel-i rakabe bedel-i tımâr bedel-i zeâmet bedelen beden bed'en bed-encâm bed-endâm bed-endîş bedene bedenen bedenî.) takat.) fena kokulu. karşılığında. vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler.a.i. tar. (a. tar. karşı. (bkz.i.s. bedeniyye beden-kâr beden-nûr (f.s. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para. . kötümserlik. (f. hasetçi.zf.s.s. (f. mukabilinde.i. (a. vücutça. güç. ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel.i. her şeyi fena gören adama yakışacak surette. zeamet.). bed-çihre).) nazarı değen.zf. (f. ( (f. (bkz. (bkz: bidde). (f. (a.b.s.b.) samur kaplı bir nevi ceket.zf.s.c.). (f. bed'an). derman. korkak. korkak.b. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. vücut.) nezaketsiz.a. aşk.s. beden ile. Has yerine hazîneden verilen para. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket. inatçı. (a.c. (f. terbiyesiz.i. çarpık. tımar sahiplerinin haklarını. budun) kurbanlık deve.b.b. 3. kokan. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi. yâni emsaline uygun peşin para. (f.b. kambur.b. (a.i.b.) fena yapılı.a.) inkisar. (a.b.) kötülük düşünen.b. (a. sonu kötü.) biçimsiz. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. (a.) hiçbir şeyi beğenmeyen. tar.i.b.) yüreksiz. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. (f.) '.kaba [kimse].a. f a h y) . askere gitmemek için verilen para. kötümserce. ebdân) gövde.c.) bakkal.b. (f.) bedene mensup. [büyük memurlar giyerdi]. karşılık.) çirkin yüzlü. (f. ilenç. (a.) yerine.zf. askerlik bedeli.s.s. [büyük memurlar giyerdi]. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık. huk.b. vücutla ilgili.f. (a.i.) 1. Buğdan beyleriyle Dobra. cinsi bozuk. huk. (f.) hâin. bedelât) 1. (bkz: ivaz). tar.b.s. cisim. (f. 2. 2. (f. ten.b.s.

2.) başlangıç.i.f.i. (bkz. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak.s. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir. estetik.b.i. bedîhî (a.i. bedestân (f.c.s. göçebelik.a.s. bedîa-i hayâliyye ülkü. ed. bed-hâl (f. eşsiz ve görülüp işitilmemiş.b.s. bedîa-zâr (a. bedeviyyet (a. bed-girdâr (f.i. i.) yaptığı işler kötü olan.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler.c.). bed-hâhâne (f.s.b.t. garip. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime.a. Bedevî (a.) 1. tabiatı fena. 2.a.) şan ve şerefi büyük olan.) çölde yaşayanlara uygun bir surette.) bedîhe.) kötülük. açık. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan. hüveydâ). bedîhiyyât be-der be-dergâh . bed-hâh (f. bedîhe (a. sonu fena. açık olan. bed-hu[y] (f. başlangıç. birdenbire söylenen güzel söz. bed-gû (f. bed-gümân (f.) dışarı. düşkün. besbelli. söylemeye alışık bulunan kimse. i. ideal.s.) içi.) güzellik yeri. Seyyit Ali'nin oğludur.b. meydanda. bedevî (a. onun babası Seyyit Mehmed. bed-fermâ (f. kötü huylu.s. 2.) ilk başta. bed-fiâl (f. huysuz.) cevheri fena. 2.s.) başlamak. kadın adı. mayası bozuk. bed-kâr). göçebe.s. kötü huy.m. delilsiz.) l. eşi ve benzeri olmayan. 2. i.) âkibeti. dedikoducu.s. (f. bed-gevher (f. kapıya çıkma.b. güzel söz söyleyen.b. bedîa (a.s. (bkz.s. 2.) hâli kötü. yeni. bedîh (a. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü. bed-hisâl (f. i. çölde yaşayan. bedîdâr (f.) 1.) aleyhte bulunan münafık.(f. şüpheci. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı. 3.s.zf. 2.b.) her şeyden şüphe eden. (bkz: be-ziztân).b. görünür.) 1. bed-fercâm (f.zf. gün gibi aşikâr hakikat.s.b.) bedevîlik.f.s. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi. tar.b. huylan kötü.b. bed'et (a. bedîhî'nin c.b.) 1. bedi' (a.i. düşünmeden. bedîhe-gû (f.b. bedîd. mayası bozuk.b.b. bedâyi') 1. septik. bed'eten (a.i. bed'etmek (a. mükemmel bir şeyi icâdeden.) hasletleri. bedîhiyyât) 1.s.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı.) her işin fenalığını isteyen. soysuz. fenalık isteyene yakışacak surette.s. akla kendiliğinden gelen. bed-güher [gevher] (f.zf.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat.) meşhur. âşkâr. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin. fr.s.b.i.b. bedevîyâne (a.i.

bedri). lâtif.) 1.b. Ahmediyye.) kötü adlı.) işi.b. 2. oğlak derisi.) 1. kötü tabîath. (f.b.s. (f. ayın ondördü.b.s. (bkz. âsî. (f. kademsiz.b.b. besbeüilik. (f. sarhoşluğu kötü.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup. i. (f.s. .) açıkla. (f. güzellik.i. bir yazı stili.) hareketi. Bahâiyye.s.s. (a.) kötü bakışlı.s.i. gidişatı fena olan.i. bedevi. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma. (a. işi. serkeş. (f.b. aslı bozuk. (f. söz dinlemeyen "kimse. ayın ondördüncü gecesi.s.) ayağı uğursuz. (f.b.b.s.) 1.) iyilik etmeyen.) estetik.s. işleri kötü idare eden. 2.) "gem almaz.s.s. parlak dolunay. (f. (a. (f. (bkz. (f.) ayın on dördüncü gecesi.) fena yola sapan.s. sözünün eri olmayan.b.b.) soysuz.b.c. i. bayağı [kimse].) rezil. huysuz.b. (f. süslü. kılavuz. delil. kuzu. (f. soysuz. kadın adı.) 1. (bkz: bedre2). bezreka). adı kötüye çıkmış. i. ilm-i bedâyi').) aslı. i. (f.) bedîhî olma. rezil.a.b. kötülüğü beğenen. (f. (f. hareketi fena. (bkz.s. (bkz: ivaz). çöl adamı.h.) Hz. Kemâliyye.b. 2. dâima.) kötü huylu. sert başlı at.b. 2. erkek adı.b. 2.b.i. kendini bilmeyecek derecede sarhoş. (a. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey.b. (a.) aslı kötü. dolunay.s. [bedri kelimesinin müen. 3. yakışıklı. 2. aslı fena.s. kötü olan.a. fena sarhoş. güçbeğenir. (f.b.s. 2. serkeş at"l.) soysuz.i. kötü sarhoşluk.].b. (f. hareketi kötü. kötü damarlı [insan ve hayvan].i. (bkz: bedri).s. (a. bu savaşa "Bedir Gazası" denir.) 1.s. (f.b.) 1.) 1.i.) andında.a. (f. 2. bir şeyin karşılığı. kötülüğü metheden.i.bedîhiyyet bediî bedîî kırâat bedîiyyât bedîl bed-kadem bed-kâr bed-legâm bed-lika bed-maâş bed-mâye bed-meniş bed-mest bed-mestî bed-mihr bed-nâm bed-nesl bed-nigâh bed-nihâd bed-nijad bed-pesend bed-peymân Bedr bedr bedr-i bülend bedr-i kâmil bedr-i münîr bedr ü kemâl bed-râh bed-râm bed-rân bed-rây bedre bed-reftâr bed-reg bedreka bed-reng bedri bedriyye Bedriyye (a. Necîbiyye'dir]. 2. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi].) kötü düşünceli.) 1. (a.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye.s.) yaşayışı davranışı iyi olmayan. (f.s. çirkin suratlı.s. açık olma. müşkülpesent. (f. hoş. insaniyetsiz. (f. ed. içi altın dolu kese. (f.s.s. zf. soyu bozuk.i.b.s. 2. (f. orospu. içi altın dolu kese. h. sözünde durmayan. koyu arasındaki kirli bir renk. çapkın [kadın]. fena tanınmış.) yol gösteren. (a.a.) bedmestlik. 3.s. güzel. bider) 1. sütü bozuk.) kötü yüzlü.

) fena düşünceli.b. folluk.c.) hâli. süt lapası.i. Necîbiyye'dir].) azamet.a. (f. (a. (f. (bkz. bügas). [kelime "befem" şeklinde de kullanılır].i. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar.) eşkin. (bkz.s. Ahmediyye. (f. yaradılışı kötü (f.i.a. kötü dil. (a.zf. a. (f.) hakkı için. (f.) güzellik. bigas. a. debdebe.) tavrı.s.z. . behîme). karga. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2. Kemâliyye.) talihi kötü.) kötü huylu.). abası omuzunda. herkes hakkında kötü söyleyen.b. bed-sîret). esenleme.b. (a.b. (f. (f.bedrûd bed-sigâl bed-sîret bed-sirişt bed-sûret bed-şükûn bed-tâli' bed-tedbîr bed-ter bed-tıynet bedûat bedûh be-dûş Abâ-be-dûş Dûş-be-dûş bed-üslûb bed-zebân bed-zehre befm befş beft beftere befterî beganûş begas begayâ begayet begend beğnek Begter behâcet behâim be-hakkı be-hakkı Hudâ Behâiyye behak behâmîn behas behatt (f. son derecede. gidişi kötü. kümes.) fena istekli. yuva. ağzı pis. (f.i.s. kefterî).) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime. 2. omuzda.s. (f. tezgâha mahsus ağaç tarak.i. çok kötü. (f.i. (f. f.i.c. (a. (f. bedâat). soyu bozuk. (f. talihsiz.) pek çok.4.) sütlâç.) 1.b.) yaratılışı.i.) uğursuz. ödlek. ("ga" uzun okunur.s.) sık dişli çulha tarağı. (bkz: atş). yürük at ve katır. Allah hakkı için. beter.a. (a. Zeyniyye. .i) susama.) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş. (bkz: şûr-baht).b.b. (bkz.) daha kötü.) tabiatı. aşın. âşyân).) kuyruğu kesik. omuz omuza. (a.i. ağzı bozuk. (f. tavrı. (f. (bkz. ("ga" uzun okunur.s.s. (bkz: behek). (f. (bkz: zer-beft). lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî. (f. serseri. (bkz. yüreksiz. 2.i. esenlik. değersiz kuşlar arasında adı geçer]. bidrûdj.) askerlikte keşif kolu takımı. niyeti bozuk. (bkz. ("ga" uzun okunur.a. (a.) eskiden kullanılan zırhlı elbise. (f. (f.a.1. ahlâksız.b.i. tasa.a. iç sıkıntısı. güdük [hayvan].b.) veda.) 1.). bagsân) 1. tabiatı fena olan. kartal.) omuza.i.b.s.i.a.i.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık. (a.s.8) sayılan da kullanılır.).) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri.6. (f-i-) bahar mevsimi. bayağı adam.i.i. (bkz. (f.) keder.) korkak. (f. (a. 2.i.s.s. [öteki şubeleri Bed-riyye.b.i. biçimi kötü.s. pek ziyâde.s.e. güzel yüzlü oluş.b.

nasıl olursa olsun. (a. meç. (bkz. bihişt. güleryüzlülük. sırtlan yavrusu. (a. sağlık.b.i. (a.i.) l. 2. fr.) iftira.i. (a. (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi. (a.) kaybolmuş cennet. (f.s.s. 2.a.i. (a.i. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. 2. bahhâs). behâ'dan) güzel.c.) hayvana mensup. kadın adı. behcet'den) şen. (a.) her halde.) 1. müteessir olmak. hayvanlık hâli. (f. güzel. behâyim) dört ayaklı hayvan.b.) her ay. az şey. erkek adı. güzellik. hebetude. 2. (f.s.i.i.) cennet gibi yer.i. (a.).b. 2.s. Basra civan v.s.s. behî Hediyye-i behiyye idâre-i behiyye behkele behken behkene behkeşe behl (f. (f. mutlaka. Şam ovası. hep bir yere.i.) iyilik.i.i.i. . (f. sıhhat. (f. soyu temiz [kadın]. (f. 2. sevgili. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam].) güzel ve gösterişli genç [erkek]. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam]. (a. s. nefret.s.) huri gibi güzel yüzlü. pürüzsüz ses. (f. behîre).) 1.) her halde. (f. (a.) cennete gitmiş. güzel idare. (f. birikmek. (f. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir].s. şen. (bkz.b. (bkz: behîle). (f. (a.s. her bir.b. az su. sevinç.) cennet.) keyfi her zaman yerinde olan [adam]. toplanmak. elbette.) cemiyeti dağıtmış. 2.s. düz siyah şey. mutlaka. alacasız hayvan.b. 2. (f. (bkz.) emir ve işte çabukluk. cennetlik. lanet.s. güzel hediye.i.) 1. dik.) 1.zf. her biri. yalan söz. 3. (bkz.s. (bkz: behkene).).zf.behbûd behc behcet behdel behek behem behem-ber-âmden be-heme-hâl behem-zede beher be-her-hâl beher-mâh behet behhâs behîc behîce behîle behîm behîme Behîmî behîmiyyet behîr behîre behişt behişt-i dünyâ behişt-i gümgeşt behişt-âşiyân behişt-hırâm behiştî behiştî-rû behişt-nişîn behişt-sîmâ behişt-zâr behîte behiyye. (a.) 1.s.s. sütlâç. kızmak. (f.) toplu.a. (f. ince ve güzel vücutlu kız. behâim.) 1.s. şirinlik.) 1.a. hayvanı. birarada. (a.s.) meskeni' cennette olan (= merhum). hayvanlık. hayır ve iyilik seven.) her. erkeğin memeleri büyük olma. uçmak.b. bir işi çabuk görme ve tutma.).i. behak).) cennet gibi güzel yüzlü.) cennette oturan.i. topluluğu bozmuş. (a. 2.b. güzel.) narin.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın]. (f.b. hep bir yerde.). (a. fırdevs).m.s.b. (f. (a.i. güleryüzlü [kadın].) behişte mensup.zf. (bkz: bâhem). güleryüzlü [adam]. (a. (a. (bkz: adn. behkele). (a.

asfur çiçeği.s.s.s. bir nevi kırmızı yakut. 3. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru .) 1.b. (f.) 1.b. bihâm . 3.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı.i. kuzu. 4.güleç. pay. kırmızı düzgün. behrelilik. (a. (f.i. güler yüzlü. keçi otu. yeşil elbise. 3. 2. (f.b.i. beyaz pide.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup. (a. nasip.) 1. (a.) 1. kadın adı. (a. iyi huylu ve dâima gülen adam. 2. yaralardan gelen irin. delice hareketleriyle meşhur olmuştu. 2.h. paylı. (f. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş. 1.) yumuşak [yer]. kaba. (bkz: behrâmec). (f. işe yaramaz şey.) 1. 2. 3.i. mesafe. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. kısmet.i. bot. . çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı. (a. uzaklık. 2. (a. (bkz: nıatkab. 2. eksik veya ayan bozuk para. hisseli.i.i. saç ve sakalı kına ile boyama. iş.) şerik.) çok ziyâde.) behreli. c. buzağı. (f. (a.) l. (f.) 1. (f.) . i. (f-i-) (bkz: behrâmen).b.s. (bkz: bühme). 2.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare.i.i.i. (a. 2. (f.i. güler yüzlü. kırmızı gül. miskab). turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot.i. bâh-nâme). (a. 2. oğlak. arzuya bırakılmış şey.b.) onun için.c. boş.zf. (bkz: behrâmen). (f. hisseli. Merih yıldızı. erkek adı.) 1.i.b.) 1. tedbirli. (f. behremen behreme behreme behremend behre-mendî (f.i. kırmızı gül. 3.) kalın kuşçu eldiveni. (f. zekî.h. (a. c. beyhude. 2.s. (a.) 1. 3. her renkte olan leylâk çiçeği. iyi huylu ve dâima gülen kadın. çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür]. (f. (a. ortak. çok gülücü. Hindlileriıı ibâdeti.) abes.) 1. (f.b.s. hayır sahibi.) 1. boşuna.i. bühüm. (f.) hisse. (a. 2.) behrelilik. bihâmât) 1. pay-hhk.i. bühlel). (bkz. faydasız. (bkz: behre-mend). anlayışlı.i. (bkz: bâhmân). (f. 2. (bkz. felâket. (f.) sakîl.) şişmanca ve vücudu güzel kadın.) behreli. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı. filan.s.s. filanca.i. (f.i. (bkz: behre-dâr). 2. çok gülen. bühlûl). (bkz. ümidin boşa çıkması. [doğrusu pehnâne'dir]. fazla. çirkin [adam].) şeriklik.behle behlel behlûl Behlûl behmân behmâr behme behmen Behmen beh-nâme behnân behnâne behnâne behne behneke behnes behr behrâ behrâm behrâme behrâmec behrâmen behrâm-tel behre behre-ber behre-berî behrec behre-dâr behre-dârî behrek behrem behremân.i.zf. kadınların kullandıkları allık. ondan dolayı.) asfur çiçeği.s. 3. 4. kavrayışlı.i. maymun. bâtıl. 2. ortaklık. (f.) burgu.s.) behremendlik. Acem pehlivanlarından birinin adı.

) 1. şiddetle göğse vurma.) yalan söyleme. ("ka" uzun okunur. yer altında hayvan ağılı. (a.i. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. yer. peksimet.) hükmünce. sofa. geniş meydan. 3.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. (bkz. 2. yalan. (a.) hiç evlenmemiş. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir.i. (a. cumba.i.i.) şaşkınlık. sarhoş. yırtık.b. (a. (f. (d. (bkz bakkam).zf.s. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur. (f. 3. (f. yaslı.i.c. dökük.) dilsizlik. (a. çardak. evvelki hal üzere kalmak. (bkz: Mekke). "ebhâ. 1039 (1629/1630)]. (a. (a. sebat. hayranlık. (a. (a. kahraman. kızlık.i.h.i. çok içki içen.zf. behve behz beis bejendî bejmân beka beka-yı şöhret bekâm bekâm olmak bekâmet bekâr bekâret be-kavl be-kavl-i âri' be-kef bekîl bekîm Bekke Bekkem bekre bekrevî bekrî Bekriyye-i Halvetiyye beksimat bektâş (f. .i. pejmürde. (bkz: küfv.).i. (bkz: nail olmak). 4.i.i.) 1. (f-i-) l. (bkz. bikr). hükmüyle.a. (f.s. 2. (a. s. salon. yiğit [adam]. erken. göğsün içi. misafir odası.) maksat ve meramına ulaşan.) Mekke'nin eski adı. 2. a. cür'et.i. ergen [kimscj.) l .) geçim darlığı. süslü delikanlı. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik.) yakışıklı.) dilsiz [adam].s. 2. (f. be's). sözüne göre.ö.f. alalie. donakalmak.) el içinde.) 1. (a. 3. (f.zf.) dediğine göre. makara. (a. 5. (bkz. kızoğlan kızlık.i.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri.) bir miktar.) katı ekmek. ebkem). kanunu koyana göre.i. az şey. b. (a. genç. bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira. hüzünlü. kazanmak ve maksadına ulaşmak. rahim ile mahrecinin arası.s. (a. bâkilik. s. ? .i. kuyu vesâirede kullanılan çark. (f. neşe ve güleryüzle karşılama. ahras. (bkz: mebhût olmak).i.b. Edirneli olup Alî-yür-. muâdil).s.behrever behre-yâb behs behsûs beht behte uğramak behtere Behûriyye-i halvetiyye behût be-hükm behv behv.ûmî'den hilâfet almıştır. içkiye düşkün adam. (a. şöhretin bekası. fr. köşk. (f. 2.i. eş.s.i. (a. (a. pesmet.) 1. 2.) hisse ve nasîbi olan. kederli. 2.s.i.) kırmızı boya ağacı. bühüvv" gelir]. çıkrık.) devam. şaşakalmak. (a.) erkek görmemiş kızın hâli. ermek. [bu iki mânâdaki c. yılmamazlık. 5. (bkz: bikâmet). boğazdan mideye kadar olan aralık.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire]. sabah. (a.) hisse ve nasibini almış. 4.b.s. iyi nâmın kalması.) akran. avuçta. ileri kakma. (a.

yeniçeriler. kopuk. kopmuş.) belki. olaylar. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. (a. düşük.) çöller. iki belâ arasında berzah gibi olan yer. uzdillilik. (f.b. aç gözlü.f. gelin tacı.) vesveseler. (a.h.i. (a.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse.s.) ilk doğan çocuk.s.i.b. 2 . (a. iyi.s. gümüş. telâşlar.i. ed.) belâ çeken.c. kusursuz.i.) 1.) uzdillilik taslayan.) ökçe. Hz.b.) 1. (f. fena şey. düz ovalar. (kara belâ) meç. pürüzsüz söz söyleme. (a.s. bülbül'ün c. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır].) su gibi ıslatan.s. gayet zor iş. (a. fr. apansızın gelen belâ. sersemlik. Bektâşiler.) izansızhk. ilâhî teblîgat.s. altın. yutma. [kadınların kullandığı]. (f.) bülbüller. belâya) gam.s. .b.s. evet dediler.i. (bkz: bilâl).i. budalalık. 2.) belâ çekmiş.) 1. güzel. (a. uzdillilik.) 1.i. (a.) evet. eziyet ve sıkıntı çeken. çözük.b. yakut. terbiyesiz. (a. yaratılış belâsı.i. (a. (a. müzevir. tasalar. (bkz: ârî. bektâşi'nin c. 2 . (bkz: anadil). 2. belî).i. belâ savmak için verilen sadaka. (bkz: bilâ-de). büyük gaile. pisboğaz.i.i. kalın kafalılık.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen. uzdilli olana yakışacak surette. 2. (a. ıslatış. obur. apathie. musibet.i. belbâl'in c. eriştirme.) bönlük. sözün düzgün. 2.i. akılsızlık. yetiştirme. acı olan hâdiseler. belâya çatmış. belâdûr belâ-dîde belâg belâg-ul-mübîn belâgat belâgat-fürûş belâgat-fürûşâne belâgat-fürûşî belâgat-perdâz belâhet belak belâ-keş belâ-keşîde belâkîk belâl bel'am müsâvîlik. zümrüt gibi süs eşyası. yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı. kötü kimse. (a. lokmanın yutulması. âfet. (a.) belagat füruşluk.) 1.s. (bkz: beyân).) ayaklan alacalı olan at.b.b. 2.zf. gevşek.e. keder. (a.) ilk evlâtlık.f.f. şey. (a. (a. çözülmüş. yetiştirilen söz.) 1.i. ıslaklık.i. elmas. (a. günahkâr. eşitlik. (f. ilk evlat. (a. pekî. emme. hayhay.e.) 1.f. Kur'ân-ı Kerîm.) belâ görmüş. (a. abrutissement.i. belâd belâdet belâdır. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı.f. ve i. (a.f. kuruntular.) 1. ceza.i. (a.bektaşlık Bektâşî Bektâşiyân bekûrî bekûriyyet be-küsiste bel' bel'-i lokma bel bel belâ Kalû-belâ belâ belâ-yı berzah belâ-yı hilkat belâ-yı nâgâh belâ-yı siyâh belâbil belâbil belâde.f. 2. alıklık. (f. bülukka'nın c. (a. yutulma.s.) uzdillilikle. (a.

b. belîha (a. beled (a. beleh (a.) beliğcesine.i.) 1. sar-mısak. pencere çerçevesinin alt tahtası. (bkz: bülend).i.s.) 1.) saban [çiftçilikte].b.) ihtimâl.) dudakta. kılıç. memleket. belensem (a. belâlek . belvâ). (bkz: belibil). dağ soğanı.c. umulur. belbâl. zafer. beliyyât (a. belâya. buldan) şehir.s. s.c. ıslanmış şey. serin rüzgâr.) şehir. tasa.i. belend (f. belki (f. beliyye (a. belsemî belârek.i.e. bülega) 1. bir çeşit yerli kumaş. 6. cilt bezi.b.) belediye.i. budala. sersem. fasîh. yağmurlu. i.) 1.zf.i.zf. cevherli. belmâ-rîş). 3.c.b. gamlar. kasavetler. Can-be-leb canı dudakta.s. harap ve boş [yer].f.) faydasız. düşkünlük. belme-rîş (f.i. belendîn (f.s.) felâketler. beledî (a. bilâd. memleket. ıslaklık.i. belka' ("ka" uzun okunur. belel (a.) evet. belde (a. ahmak. belâyâ (a. balsama ve bu ağacın yağı. belî (f. bir şehrin temizliğine. belmâ-rîş (f. mihnet. beliyyât) felâket. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır].i. pelesenk ağacı.i. 2.) bot. düzgün [söz veya eser].f. 2.s. beliğ (a. bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire.s. a. alaca bacaklı [at].s. (bkz. (bkz: belend2). 4. ahmaklık. meşe palamudu. belham (a. fasîh ve düzgün olarak. 2. belâdet'den) iz'ansız. belâ-zede (a.s. belme (f. kapı pervazı ve çerçevesi. 5. yaşlık. 2. iri. tasa. hastalıktan iyileşen. ölecek halde.i. temreni. şehirli.) tenha [çöl]. kavga. kederler. belbûs yabani soğan. (bkz: belendîn).s.i. telâş.) 1. beliyye'nin c. kaba şey. olabilir. beliyye'nin c. bellût (a. (bkz. hattâ. bell (a. belbâle (a. belîd (a.) felâketler.i.) belâya uğramış. ne bilirsin.) kapı pervazı.s. memleketli. yer palamudu. tasalar. pelesenk yağı ile "ilgili. kederler. iyi su verilmiş çelik.i. belâgat'den c. belka' (a.) alaca. be-leb (f.b. (bkz: ârî.i. 2.s. gamlar. 2.) bönlük. bir çeşit haşhaş. mücâdele. ok mahfazası. kılıcın cevheri ve menevişi. fasîh. bilâh) arkası büyük.i. kuruntu. küçük aptest bozulacak yer. kasaba.e.s. Beled-ullah. bön. 2. bellût-ül-arz bot. tasalar. kasavet. ahmak.) pelit ağacı.) kabasakal. belmâ.f. belâ). suların lağıma akmasına mahsus delikli taş. düzgün söz söyleyen.i. keder.) ıslatma.) 1. geniş olan kadın. belîg-âne (a.) 1.) belâ tartan.(f. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme. keder. belâ-senc (a. belediyye (a.) katran.).c. belîl (a. bellûa (a. belâbil) vesvese. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere. 2.s. belesân (f.

Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna . ekin. benetnash. 1. meşe ağacı. ekşi şey. alâka.) iri çıban. (a. en ince ve en kalın tel. hîleci. duvardan dışarı çıkan direk ucu. 3. sûz-i dil. su biriktirmek için iki dağ arasında yapılan set.i.) 1.) defa.i. (f. baraj. çitlenbik. pes perde. 2.i. (a.s. bül'ûm). 2. makale. (a. (f.i. ilgi.i.) 1. ["bene". meşe ağacı meyvası. 2. fr. bunduk'un c. e d.) çıkıntı. yuvarlak.) 1. bağlanmış. kuklalar. (bkz. kınaçiçeğigil-ler. kurşunlar. bint'in c.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. (a. (f. (bkz. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır].) 1. (f. eta Ursus Majoris.) peltek [adam]. (a. kızlar. sâde kostüm.) ticâret yerleri. 7 . (a. Alkaid. (bkz: ekûl). (a. dolan. (a. sevgi. "-bülûl" şeklinde kullanılır].i. felâket. ekşi elma. bağlama.) bot. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım. madde.hîle. palamut. (bkz: tercî-i bend.) parmak ucu. kanun. rabıta. [kelime "kesb-i belûl" veya.b.) bot. (bkz. pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir. (bkz: beng).i. s. fr. hastalıktan kurtulma. bülûs belût belûtiyye belvâ belvâje belvâye belvâz belyâd bemm Zîr ü bemm ben benâbe benâdık benâdir be-nâm benâm benân Müşar-ün-b'il-benân benât benât-ı Havvâ benât-ı na'ş benât-ül-lahm benâver benbek benbel benc bend bend-i âhenîn bend-i dil bend-i hisâr (a. meşhur.) namlı. (a. gam. kadınlar.i. bağ.i.i.) Belûcistanlı. (bkz: bülûl). beliyye. (f.belsemiyye beltem belû' Belûcî belûl bel'ûm belûs. s. meşhur.i. harman. semiz kızlar. boğum. mafsal. yalan. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı. su mecrası için yapılan kemer. 5 .i. kadın kısmı. bağlayan.s.h. palamutlar. muz. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır]. bâm2). bel'den) çok yiyici. 1) naaş kızları. balsaminees. parmakla gösterilir. ing. fındıklar.) 1.i. 2) astr. 2. bilye). ıztırap.) parmaklar. lât. tambur gibi çalgılara takılan tel. 3. yular. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot.) keder. bender'in c.) "ban otu" denilen. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası.i.s. (a. 2. 2. (bkz: bünbek). ünlü. (f. fıkra. 4. bebekler. (f.i. 6.i. 8. 2. parmak uçları. [bâzan "el" mânâsına da gelir]. (a. kan çıbanı.i. (f. tevazu.) 1. [nazımda bem şeklinde kullanılır]. (demir bağ) kelepçe. bağ.i. tasa. 3. (f. (f.) l.i.).s. etli. muz.) bot.) kurtulma. ticâret iskeleleri.) [doğrusu bül'ûm'dur].i.) kırlangıç. 2. (a. bağlı.i. (a.i. birini emri altına alma. (a. (f.) nakışsız. (f. terkîb-i bend). nöbet. gönül bağı.i.i. (a.

i.i.s. (bkz: bendime.i. bir şeyi fındık gibi ufaklama. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir.i. meç.i.i. kölenizin evi (= bizim ev). çâker-hâne).). köle.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme.b. (f. benâdir) ticâret yeri. (bkz. intisâbeden. köleye ait.b.s.i. 2. itaatli. (a. abd). . kullar.b.) köle çocuğu. bendegân) 1. (f. (f. esir. (bkz.bend ü belâ bendaka bende bende-i direm harîde bende-i efgende bende-i halka-begûş bendeferman bende-i üfkende bende-i hirîde bende-niz bende-gân bende-gî bende-hâne bendek bendene bende-nuvâz bende-nuvâzâne bende-perver bende-perverâne bende-perverî bender benderek bender-gâh.a. (f. (f. bendeş). Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur.) kul.c. adam besleyici.) bende-nuvâzcasına. pâdişâh hizmetinde olanlar. sert bakış. sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır. taraftar.i. (f. kopça. düşkün köle.zf.i. köle. işlek ticâret iskelesi. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü.i. bağlı. (f. ferman kölesi. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi.) atılmış pamuk yumağı. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra.b. (f. kölelik.i. Pûselik için re bekar. 2. para ile satın alınmış köle. iyi muamelede bulunma. (f. kulunu. (f.) 1.zf.) işlek iskele. Makam umumiyetle inicidir. emir kulu. köleler. (f. bendîme.b. kulluk. ubûdiyyet). bendine). eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası. (f.) 1. şehir. (f. liman. bendelik.c. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek. (bkz. adamını taltif eden. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale. [eski nezâket dilinde] köleniz.) 1. öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde. (bkz.b. (f. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı. hiddetli bakma.) [eski nezâket dilinde] köle evi. vurgun kul.i. sultânî-yegâh için de sol bekar. (bkz.b.i. kulağı halkalı köle. 2.) köle besleyicilik.) bende-pervercesine. (f. pûselik'in re şeddi yapılarak. mendirek.) esir.b. gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet. sultânî-yegâh icra edilmektedir. bendek).i. meç. satın alınmış köle.) küçük iskele. bendeye mensup. 2. (f.i. (f.b. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır. bender-geh benderz bendeş bende-zâde bendî sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir. bende'nin c. (f.) çuvaldız. Makam. re bekar.) kölesini. kul. köle.

i. (f. bendîme bendîne bendiş bend-rûg bendukî bene benefsec benefsenciyye benefş.i. (a. benâyık) 1.menekşe tarlası. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş. 2.) mor renk. . İsrail oğulları.) . binâ'dan) yapı yapan.) bot. esas. (a.) çok zaman çorap yapılan adî ipek. (bkz: bene).) ince urgan. menekşegiller. (bkz: menefşe).i. 2.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş. asıl. (a i) .) 1. (bkz. bağlı.i. (f. burçak nevinden. (a.b. (a.) yığın. ip. dülger.s.i.i.) oğullar. keçeden yapılmış Türkmen evi. palamar. oğul ile ilgili. (f. (f. insanlar. (f. eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı.) bot.). küçük çitlen-bik. i. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır. akıllı. (f. bendene. menekşe rengi.) 1. oğullar. violacees. benve). (f. Emevîler. mimar. c. ilik.) 1.s. (f. (bkz: benefsec).i. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı.i.) "Kâ'be-i muazzama". temkinli [kimse]. s. (bkz.i. esir.) 1. (f.i. fr. benûh (f. Ademoğullan. kanal. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri. (a. Yahudiler.bendîde bendime. c. küme.s. ibn'in c.) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış.) menekşe. 3.b. 2. (f. (f. düğme.i. (a.s. kalfa.i. (bkz. insanlar.) çocukları uyutmak için söylenen ninni. Hâşim oğulları. benefşî benefşe benefşe-gûn benefşe-zâr benek benek-i büzürg benes benevî benevre beng bengâh bengere bengî benî benî Âdem benî beşer benî Hâşim benî İsrâil benî Ümeyye benîk benîka benîn Beniyye benka bennâ bennâk benne benş benû. (f. [bu resim. binan) güzel koku. bendine).i.i. ihmal. bendime. 2. temel. (f. (a. esrar. (a.) benk tiryakisi. bağlanmış. (f. atın göğsünden yukarı.b. s. 2.i. tembellik. (f. (f.i.) oğula mensup.) cetvel. i.) tar. (a. 2.i.i.) kötülükten.b. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu.i.b.) menekşe renkli. (a. (f. (f.) keten bezinin en iyisi. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak delik.) menekşelik. menekşe.i. 2. fenalıktan kaçınma. çekinme. bendîme). mercimeğe benzer bir mahsûl. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur.i.i. mor. savat. su bendi.) 1. gökyüzü.c. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi].i. (a. i. (a. [benî kelimesi.) 1. köle olan. esrarkeş. esvabın koltuk altındaki parçası. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir].s.

berâhîn (a. berâbire (a.s.i. [berg'in hafifletilmişi]. berehmen'in c. 4. berâet (a.i. berevât) [eskiden] rütbe. gönderilmiş. bebga). berâcim (a. Semen-ber ak göğüslü. aklanma. berânis (a. berârî (a.c. ben-vân (f-b. berârende (f. berâber (f. 2. aşağıda olduğu gibi. berâberî (f. genç kadın. en.e. abraşlık. tanıklar. berâhencîde (f. müsâvîlik.benûn. berâbir.i.) alan. (bkz.) Berberistan adamları. üzerine getiren. berât (a. güzellik. 2. berât-ı cibâyet vergi. bir hizada.) deliller.i. anlık. göğüs. aklık.i.) oğullar.) üzere. yemiş.i. bürgus'un c.) yırtıcı hayvan pençeleri. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika. bir şiirin veya bir makalenin başında. başkanlan. ber-nehc-i şer'î huk. benve (f. farksız.i.). berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış. bürnüs'ün c.).i. ber-akis (f. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller.b. meme.i. 7.a.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma. olgunluk.s.i. (bkz: bur'.) mafsallar.). berâhîn-i katıa kat'î. ber (f. sîne. 5. berâhime (a.i bürcüme'nin c.i.) yola çıkanlmış. aklık. yaprak.i!) 1. yaratma. yollanılmış. harman. [çok zaman silâh hakkında].) üste getiren. sahralar.) fazilet. f. genişlik. bir arada. berâh (a. berâhîhte. leke hastalığı. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller. benû (ibn'in c.) pireler. -ber (f. (bkz. bürhân'ın c. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman. işlenmemiş ve ağaçsız bölge. bepga ("ga" uzun okunur. ber' (a. bir kitabın. (bkz.) dudu.i. boğumlar.) açık.b.i. berâat-i istihlâl ed. Bermek).s. berâhîde (f. meziyet. aksine.) beraberlik.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri. 6. ber (f.i. getiren götüren.) çöller. papağan. berât gecesi Peygamberimize. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi. beras berâsin (a. berâat (a. farksızlık. iyilik. 8. çıkanlmış.i. tanıklar. benû.) tersine. . i.s. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman. şer'î usul veçhile. berriyye'nin c.) birlikte bulunan. Bermekî'nin c. h. meyva. buru1). ber-vech-i âtî. bürsün'ün c. Dil-ber gönül alan. müsâvî. benûh). evin kapısı. kucak. 3.) l. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma.) çekilmiş. (bkz: bürnüs).s. kesin deliller. hasta iyiliğe dönme.)tarla. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren.e. berâgîs (a.i. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi. Berâmike (a. ekin bekçisi.

i. (a. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı.b. (a. 2. tıraş eden.) 1. halkın. kameriye.b. nezâket. (f.) anat. (bkz: çespân).) fukaraya verilen eski elbise.i.) eteği toplu. (f. hava değişimi için. beriyye'nin c. tasdik etmek. ed.) 1. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç. seçme. bircîs).) için. ayrılmış. (f.b.i. seçilmiş şey. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli kısmı.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. (f. halk. dünyâdan elini eteğini çekmiş. cinsiyet için. (a. (a. 2. 2. (bkz: cihân-nümâ).) 1. 2. 2. berbâre ber-batt ber-belend ber-bend berber berber-hâne berberî Berberistân ber-câ Nâ-bercâ Pâ-bercâ berced ber-ceste Bercîs berçîde berçîde-dâmen berd gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman. mahlrkat. . (f. zahmetsizce hatıra geliveren.s.) 1.) gayet yüksek yer veya rütbe. (f. kirli. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey. 2. (bkz.s. 2.s. Türk halısı. iş için.) Berberler ülkesi. 3.) 1.) toplanmış. (f. 2. harap.s.i. (f.) l.) Berber kavmine mensup olan. (f.s.) 1. (f. münasebetsiz. (h.i.i. epi-didyme.b. maksadıyla. gezinti için. erbezi üstü. sorgu maksadıyla.e. pis. yaratıklar. insanlar.) rüşvetler.) yerinde. doğru ve münâsip. yerinde değil. 4. bırtîl'in c. fr. "Müşteri" denilen yıldız. 2. fena. sabit. sundurma. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. kibarlık îcâbı. (a. sebat edici. doğrulamak için. evin damında bulunan oda. lyre. (a. karşılamak için. bütün halk. hediyeler. hemcins olması dolayısı yla. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse. [bunun dışındakilere reaya denirdi].b.b.s. tam. (f.b. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim. sağlam ve lâtif.) 1. 3.berât-ı terhânî berâtî berâtîl ber-âver berâverde berây berây-ı cinsiyyet berây-i hâtır berây-i isticvâb berây-i istikbâl berây-i ma'lûmat berây-i maslahat berây-i nezâket berây-i tasdîk berây-i tebdîl-i hevâ berây-i tedâvî berây-i tenezzüh berâyâ Reâyâ ve berâyâ ber-bâd berbah berbâr.i. kalın kilim. tahtaboş. f r.i. viran.) berber dükkânı.oturan halktan olan. hatır için.i. uygunsuz.i. i. çardak. (a.) 1.s.) soğuk. 3. kaz göğüslü. (f. lir.s. tedâvî için.f.i. (f. (f. (a.s. bilgi vermek için. münzevî.) yemiş ağacı. sütü çok olan deve.s. perişan. saç kesen kimse. devşirilmiş.s.

(f. bolluk.i. sivar). tutsak. (bkz: bürehne. mutluluklar.) 1. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir.s. bir yana atan.i. (bkz: bü-rehnegî).i. (f.) 1.) yükseğe kaldırılmış. (f. meymenetler. 2.) esir. hasır otu. (a. pala gibi âletler.) en çok fırtınalı havada yağan dolu. 2. hayırlar. mîde dolgunluğu.) 1. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. on iki burçtan biri. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır. mutluluk.s.) omuz üzerinde. Hicaz'da bir dağ adı. (a. (f. (bkz: ebrencen. perdaht). parlatma. peşrev. karavaş.s.a.) 1. (bkz.b. Tanrı kelâmının verdiği feyizler.i. (evi omuzunda) serseri. (a. i. (f. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir.i. (f-s. (f. (f. bolluklar.c. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı. 2. Suriye'de iki nehir. berekât) 1.) ' kölelik. esirlik. (a. hamel burcu. meymenet.s. 2.berd-i acûz berdâht berçîn ber-dâr berdâşte berde berde Dâ-ül-berdet berdegî Berdeng ber-devâm berdiyy ber-dûş Hâne ber-dûş berd-ül-acûz bere bere-i felek bered ber-efşân berehmen berehmen. (a. devamlı. yok eden. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır. nakışsız ipek kumaş. (f. asılmış [insan]. (f. daimî).) 1. üste. saadet. dâim. asma ve kabak çardağı. (bkz. bende). 2. (f. üryan). saadetler. yükseğe kaldırılmış.s. berhemen berehne berehnegî berehrehe berekât berekât-ı kelâm-ullah bereket berem berencen. (f. omuzda. Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç.i.i. (a. (a.b.c. keskin hançer. yemişli. bereketler.) çıplaklık. herek. düzleme. b.zf. 2.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. 2. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları.i.i. bereket'in c. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. kâr.) muz. salbedilmiş. 3. kılıç.s.) devam üzere. berâhime) 1. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç. (bkz: berd-ül acûz düzeltme. (f.) kuzu. pürüzünü giderme.s. (f. cilalama.b. berencîn berend berendâhte ber-endâz kocakarı soğuğu. bolluklar. . bir köy. esaret. (f.i.i. (f.i. (f. (bkz: hamel).) 1.s.i. yukarıya kaldırıp atan. 2.) toplayıcı. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır.) kocakarı soğuğu. köle. Tabiî mertebesi 32/4 dür. yükseğe çıkarılmış.) çıplak.) hek. maslûb). içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki. mîde dolgunluğu hastalığı. 3.s. 2. kılıcın suyu. Tanrı vergisi. Bu usûl.) 1.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe.) puta tapan. 2. kadın bileziği. (a. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk]. (bkz. Brahma dîninde olan. (bkz.

düşkün. s.b.) su bendi. 2.i. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu. kar içinde. asker.b. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir]. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki.). s. hatırda tutulmuş.) kar. yiyinti. (a.) kara batmış.) yaprak döken. (f.i.b. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi.ber-endâze berere berevât berevât-ı şerîfe berf berf-âb berf-âlûd berf-dân berf-dâr berfend berfîn berf-nâk berf-pâre berfûz.b.) karlı. (f. (bkz.) yaprak. sıyrılmış.b.) hayır sahibi olan doğru kimseler. ejder.) kış yaz karlı olan. yaprak dökümü.) tersine dönmüş.b. . yeşil yaprak.s. gül yaprağı. (f. kar ile ilgili.b. (f-b. (f.) ezberlenmiş.) geçimi güçleşmiş.i. s. haşa.a. bot. pâdişâhlar tarafından verilen beratlar. (f. göz kapağı. yüz çevirmiş.) 1.s.s.s. 1) söğüt yaprağı.i. çekilmiş. kuvvet. 2) hediye. (f. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.b. azm.) kardan. dudakların çevresi.) büyük yılan.b. sonbahar. iyilik severler. (f. hazırlık. (f. (f. işi bozulmuş. (f. berât'ın c. takat. malzeme. (f. nemed-zîn).) kar parçası. talihi ters. [kelime Farsçada "azık.i. çini veya tezhipte kullanılan. bot. (f.s.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü.) yıldızı tersine dönmüş.s. (f.) karsuyu. (a.b. (f. (f. ters olmuş. güzel söz. (bkz: gaşiye1. (f.i.) yaprak döken. yük.s. berg-i bîd).i. (f. (f.b. bot.) 1. karlık. 2. 3.) fena talih. (f. mal. (bkz: berig).i.s.i. berr'in c. sonbahar. (f.) [eskiden] rütbe.i.i. tartılmış.s. (f. karlı soğuk su. (bkz: sele). (f. berfûs berg berg berg-i bîd berg-i çeşm berg-i diraht berg-i gül berg-i hâllkârî berg-i hazân berg-i ıtrî berg-i sebz berg-i ter berg ü nevâ berg ü sâz. berg ü bâr berg ü şâh bergab bergamân bergâşte berg-bîd bergerde bergeşîde bergeşte bergeşte-ahter bergeşte-baht bergeşte-hâl bergeşte-rûz berg-rîz berg-rîzân bergüstvân (bkz: ber-endâz). karı eksik olmayan.) buzhane. nağme. geçinecek şey. (f. talihsiz. ahenk. (f.s. 1) yeşil yaprak.b.b.) bent. s.s. ağaç yaprağı. set. (bkz: berg--bîd).) yüz çevirmiş. niyet. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi.s. güz.s.) günü dönmüş.) ağzın dış kenarı. su biriktirilen yer.s. dal budak. sonbahar yaprağı. g.s. (f.i. g. derin yer. gereç.s.

) 1.c. aklanmış. habîsa).) müddet.i.b. ters. dâire.i. insanlar. Satürn gezegeni (Zuhal). (a.s.) saçmasapan söz.a. (f. (bkz: beve). torba.b. bir döşekte beraber yatılan kimse. (f-i-). berhâst ber-hayât berhe berhe min-ez-zemân berhem berhem-hurde berhem-zede berhem-zen ber-hevâ berhîhte berhîz berhûd berhûh berhûn berhûr ber-hurdâr berhur-dârî berhûz berhüyûn berî berîa berîcen berîd berîd-i cânân Berîd-i felek berîd-tayr berîdân berig berîk berîke Berîn Bâd-i berîn berî-üz-zimme beriyye Hayr-ül-beriyye berîzen berj berk (f. set.i. ulak.i. hisar. pek yüksek.) hediye. bir müddet için.b. minder.) sağ.s. şimşek. (bkz: berhûn). sevinme. girdap.b.s. 5. ınes'ut olan.s. (f. berîd'in c. ziya). (a.i. tan zamanı esen yel. haberciler. (a.) silâh çekilmiş.s. parıltı. küçük ev.) 1. (f.s. (f. (a. (f-i-) l. (bkz: pertev. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit. temiz.i. atılan.çember. 2. fırın. (f.s. seçkin.) zimmeti temiz olan.) şiddetli kasırga.) "çarpışarak" birbirine girmiş.) bent.) ışık. (a.) berhudar olan.b. uçurulmuş. (f. (f.) hisse. yarık.b. (f.b.s. (bkz. 2. hâtıra.). 2.) haber kuşu.) postacılar. yatak.c. yırtık. (a. en yüce. altını üstüne getiren.s. (f. kaybolmuş. döşek.s. (bkz: berhüyûn).) karışık. çöl. (f. (f.i.i. (a.) un helvası. onma. andaç.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili. (f. (f.b.) karmakanşık eden.i. (f.b. 2.c.s. yaratık. berâyâ) 1.i.) seçme. delik. habîs.b. kurtulmuş. (f.i.s. kemer.i. (bkz: bevj). (bkz. 2. (a.) berhudar olma. parça. tatar.) sabun.i. . sahra.s.) dağarcık. nasip. (f.) kalkmış.) içinde ekmek pişirilen ocak. (f. Muhammed.b.i. pay. berâet'den) salim.) karmakarışık. (f.s. hisse. benzen). altı üstüne getirilmiş.b.(bkz: berîcen).i. 3. su birikintisi. (bkz: berg).b. sevgilinin habercisi.s. 4. sıçrayan. su çevrintisi. (f.) havaya gitmiş. ortası boş nesne. nasîp. balık.b. (a.) eski veya harap bulunan büyük ev.a. 3.i. kır. berîdân) postacı. zaman. buruk) şimşek. haberci. (f. kadın. Hz. hamle edilmiş.s. (bkz: semek). (a. (f.) kalkan. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. (bkz: buruk. oda.i. varoş. dağınık. (f.bergüzâr ber-güzîde berh berhâbe berhâne berhâste. (f. ayaklanmış. (f. halk. ulaklar.i.b. az şey. diri. onan. bürhûn).i.

) genç irisi. uyarına göre. kürkü. çarçabuk. dileğine eren. i. yıkılmamış.) dağ tepesi. (f.i.a. (bkz: burna.) Çok ince ipek kumaş.i. (bkz: bürka1. Fâzıl. Afrika.s. (a.i. su aygın. zarfın üzerine yazılan adres.s. çarçabuk. (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu.) koparılmış. (f.zf.b. Avrupa. şimşek gibi.s.) mucibince.) şimşek gibi yakıcı. göz kamaştıran şimşek. devamlı.a.zf. (a.) genç.h.) şeftali. doruk. delikanlılık. ["berkî'nin müen"]. Cafer adında dört oğlunun soyadı. (f. deniz ve kara.a. (bkz: unvan). (a.s.s.i. 2. küçük horoz. kayısı. delikanlı. miskab). (a. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır]. elektrik telgraf haberleri (a. 2. Yemen kılıcı. parıldama. daimî. sökülmüş.) 1. mafsal ağrısı. nesne. pırıldayın. (a.b. (f. zerdali.) zool.i.kann ağrısı. ihtiyar ve genç. (f-i. (bkz: kal').i.s.b. ayak üzerinde.s.b.b. romatizma sancısı. (bkz: kemâ-kân). i.) kara toprak.) 1. topraklar) Asya. buyurulan. (a. (f.b. (f.) parlayıcı. (eski karalar.s.) şimşek saçan.a. yiğit. berânî) 1. ince tül.i.) l. [bağış.) mükemmel. (f. (f.i.) şimşek gibi.b.) yuvası şimşek olan.) peçe. hatırda tutma. mektup başlığı.b. zirve). bürku').f.s.zf. Yahya. gereğince. (bkz: matkab. 2. kökünden çıkarılmış. her zaman olduğu üzere.s. (a. (a. büyük küp. (a.) arzusuna kavuşan. 2.s. 3. (a. (f. çekilmiş. 2. yüz örtüsü.i. (f.f. (f. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor]. elektrik. sancı. (f. ilerletilmiş.i. bürnâk).b.c.i.a. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep.) şakıma.) eskisi gibi. (f.) ezberleme. (f.s.Ra'd ü berk berk-ı hâtıf berk-ı şerer-hîz berk-ı Yemânî berkan Berkan ber-karâr berk-âsâ berk-âşiyân berk-efşân ber-kemâl berkend berk-endâz berkende berkeşîde berkıyye Sür'at-berkıyye Seyyâle-i berkıyye Ahbâr-ı berkıyye berkî berku' Berkuk berm bermâh. tecrübesizlik. meç. (f. âdet olduğu.) kararlı. (a.i. (f.b.s.i. fihrist.) şey. yerli. çekilip meydana getirilmiş. bermâhe bermâl Bermek ber-minvâl-i sâbık ber-mûcib bermûde bermûde-i fermûde ber-murâd ber-mû'tâd bernâ Pîr ü bernâ bernâî bernâme bernîk berniş berniye bernûn berpâ berr Bahr ü berr berr-i atîk gök gürültüsü ile şimşek. .i.) alışıldığı. bürnâh.) burgu. parlak. (bkz: şahika. kıvılcım yağdıran şimşek. emredilen şey.) gençlik.) ayakta. (f. toyluk.) 1. şimşek gibi.s. (f. kınından çıkarılmış.) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit. (f.

soğutmaç. gönül isteği. 2. (f. at koşumunun sırt kayışı. cübbe veya ferace kuşağı. (f. havadar mesken. (f.a. (a. (a. berârî) çöl. (a.) gezinti için tertiplenen yemek. (f. s.s. (a.i.i.) 1. (a. satlıcan. ova.) su soğutmaya mahsus kap. 2.i. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk.i.s. arka kapısı. sahra ve kıra ait. üstün.i.) 1.berr-i cedîd berr berrâde berrak berrâka berrânî berrât berren berreyn berrî berriyye berriyyet-üş-Şâm berrüste bers ber-sâbık ber-sâm bersiyâh berş berş-i rahîkî berşân bertaft ber-taraf ber-teng berter.) karaya [toprak] ait. törpü. şöyle dursun. berterîn berûmend berûmendî berûz Rûz-i be-rûz bervak bervâr. güzel kadın.) 1.i. (f. hisseli. peşin olarak. 3.i.c. olarak.) nurlu. karpuz.) çukur. menfaati! olma.i. parlak. ümmet. Avustralya.) 1. (f. afyon şurubu. (f. (f. a'lâ. z f.f. pek. meç. evin küçük kapısı. ne ise ne. (a. (f. ebrâr) doğru sözlü.b. meziyetli. alçak adam.a.) 1. lâzım değil. değerli. incelenerek.a. (a. edepsiz.b. yabani. 3.) 1.i. savaş.s. duru. 3.s.) zâtülcenp. (f. 2. (f.i. (a. kara ile ilgili.c. çok en yüksek. fr. (a. Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun.) esmer. bıçkı. karlık. hayır işleyen kimse. 3.) 1. yumuşak yer. bir yana atılan.b. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. açık. kolaylıkla. haricî. sayfiye. önceden. isteğine ulaşan. . verimli. (bkz: müberrid). pleuresıe.s. kavun. çayır. bitki. aşağıda olduğu gibi. (bkz: beyaban). 2. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun. berr'den) 1. 2. (a.i.) eskisi gibi. 2. taze.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan. topraklar) Amerika. 2.) kara yoluyla. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. (f. (f. (f.) faydalı.s.b. tafsilâtlı.) olduğu gibi. 2.i. tahkik edilerek. güzelliği birden çarpan kadın. 2.zf. (a.s. şer'î hükümlere riâyet etmeyen. Şam çölü. faydalı.) daha.) 1. nurlu.i.i. savaş günü. rezil.) sanzambak [çiçek]. (a.) kavga. pek parlak. köşk.) 1. (a.i.zf. Zenginliği bertaraf insan adamdı.i.s. büküş. arzu. döndü.c.i. bervâre bervâze ber-vech ber-vech-i âtî ber-vech-i peşîn ber-vech-i tafsîl ber-vech-i tahkik ber-vech-i yesîr (yeni karalar. nasipli. (f. 2.) dönüş. teferruatlı olarak.

) çift öküzü.) 1.s.) toplanılmış. (f. içinden çıkılmaz belâ. (a.s. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer.) 1.i.) baş üstünde.s. besende be-ser (bkz: ber-vech-i âtî) anlatıldığı üzere ortaklıkla.i. sahra. zafer tacı. (bkz. . (f. 2. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. zorluk. fenalık.i. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. 2. (a.e. biriktirilmiş.i. 4. pesâvend). zahmet. (a.) kâfi.) nice nice. derin görüş.i. dal. (f. harâset. besdek besend. 2.) etine dolgun delikanlı. salon. berz-ger berz-gerî berzîger berzûg bes be's besâ besâit besâk besâlet besâmet besâre besâre-nişîn besâret besât besâtet besâtet-i arz besâtîn besâvend besbâs besbese besek. azap.e. 1.i. tarla sürecek öküz.i.) yeter. cesurluk. düz yer.i.i. saçmasapan [söz]. 2. 2.i.s.i. düzlük. ed. basitlik. 2. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır].) 1. ziraat. 3. yararlık. ekin.i. korku.) dilâverlik. yakışıklı. cadde. lâtiflik.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz.) 1. zirâat).) . nâzik. 5.) göz açıklığı. 2. burzag2). (a. 2. kahramanlık. (f. (f. zariflik. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti. (bkz: fılâhat.) sofada oturan. (f.) ekinci.i. sebze bahçeleri. basît'in c. (f. ziyan. (a. köşebaşı. be-sîmlik. 4.) güleryüzlülük.i. s.i. kazan. (a. 2. (bkz.i.) çiftçilik. (s. ekim. (a.) bostanlar.i.) çok çabuk yürüme.e. yetişir.s.) herze. yukarıda olduğu gibi. yiğitlik. (f. (a. berz-ger.i. kâfi.ber-vech-i zîr ber-vech-i meşrûh ber-vech-i iştirâk berz ber-vech-i bâlâ berzah berzah-ı belâ berze berzec herzede berze-gâv herzen Berzenciyye berz-gâr. ince.) ziraat. bir araya getirilmiş. bahadırlık. yetişir.) (bkz: berz-gâr.) sazdan. s. uzun kara parçası. (bkz: fâlih).i. pek çok. tencere gibi yayvan kap. hizmetçi.i. (f-i-) l. zarar. dilde düzgünlük. dar dil [denizde]. [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir].i. veya şey. mahalle. budak. (f.) 1. esneme. (f. zor. can sıkıcı yer.sokak. şiddet. (bkz: şecaat). (f. şiir kafiyesi. hayli. (f. (f. sâde şeyler.b. 3. ipekli kumaş.) 1. (f. 4. büstân'ın c. sofa. (a. tamam. yer düzlüğü.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. serbest söyleyiş.) divanhane. (f.b. 3. ekincilik. tamam. güç.) basit olanlar. (a. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık. uşak. yeter. (a. (a.b.i. (f. çok. s. (f.

nifak. (f. (bkz. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. (bkz: merbûtiyyet).s. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. (a. ufak çıban. (bkz: bâsim. bessâm). yol hazırlığı. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki. sabânın güçlüsüdür.) nefesi tutulmuş.i. birçok. (bkz: besmele-hân). bağlılık.) geveze.s.i.b. 3.i. (f. (a.) Mekke-i Mükereme. sükût eden. kapı sürgüsü.) çok. (a. muz.i. (bkz: vesnıe). dağıtma. 3.i.b.s.i. muz.f.c. fazlalık. çenesi düşük. (f. karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık. 2. compositeur. saçma. (bkz: ukde).i. 2. tutuk.) ağzı kapalı. şarkının makam ve ahengi.) kapı mandalı. meydana çıkarma. (a.) besteleyen. (a. (a.i. çokluk. f r. kapalı olma.b. (a.) güler yüzlü. 2. besm'den) güleryüzlü. gönül bağlılığı.) 1. besere besere-i habîse bess bess-i şekvâ bessâm Bessâse best beste Dil-beste beste-dehân beste-dem bestegî Dil-bestegî beste-hân beste-hisar beste-ısfahân beste-kâr beste-leb beste-nigâr (baş ve göz üstüne) bâşüstüne. dili bağlı. 2. (a. kaparo.i. 2. Bilhassa kuvvetli hüzün. dili bağlı.b.) muz.) 1. (f.) 1.b. (f. (a.i. (a. yayma. 2.i. muz.be-ser ü çeşm besgûy besî besîc besîm besîr besîse beskele besmân besme besmele besmele-hân besmele-keş besr. 2.s. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir. şikâyeti meydana çıkarma. en eski mürekkep Türk makamlanndandır.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. donmuş. 4. hazırlık.i.s. kapalı.i.) besmele çeken.s. (f. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır. besîm). (bkz: besmcle-keş). "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. (f. (f.) dudağı kapalı. çalçene.b. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir.) beste okuyan. güleç [adam]. kapalılık.) 1. Güçlü. (a.b. sefer hazırlığı. (f. s.b. başlangıç. susan. ağız karası.) düğüm.i. ziyâdelik. bağlanmış. şarkıcı. besûr) vücutta çıkan sivilce.f.) l.) 1. çok gülen adam.b.s.s.) besmele çeken. bitiştirilmiş. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur.) 1. bağlı. s. açıklığı. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re . (f. iftira. kompozitör.i. (f. birçok. (f.) rastık. (f. yol azığı. s. bir çeşit yemek.s. bâsim. besteci. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş. (f.s. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç.

besr'in c. şebnem.) ayağı bağlı. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi.i. beşere-i muhâtiyye biy. naz. beste-rahim (f.) yüz lâtifliği.b. insana mensup.) 1. 2. kabahat. anthro-pologie. fr. uç. yiyinti ve içintilerdeki acılık.i.c.i. besûs (a. işve. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır]. Hayr-ül-beşer. küçük çıbanlar. beşâret-nâme (a.) insan. müjde.i. beşerî. Seyyid-ül-beşer Hz. beşeriyyât (a.s. parlaklığı ve gençliği. 3. taraf. beste-nigâr-ı atîk muz.b.i. beşer (a. beşg (f. beşâat (a. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü.b.i.) 1.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri.) 1.) 1.) antropoloji.) zool. be-şartı an ki (f. anthropologie. başyazarı Dr. bot.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar. (bkz: bişâret). Eb-ül-beşer Hz.a. insanî. beşel (f.i. cisim.b. silindirsel epitelyum. besûr (a. (bkz: betrâ'). muştu. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın. beşâm (a. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. 2.) sivilceler. . iki şeyin birbirine sarılması. insan derisinin dış tabakası.) 1.zf.s. beşere-i muhât-ı rasafî anat.) müjdeci.) şu şartla ki. beste-pâ (f. muştucu. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir. beşeriyye (a. yassı epitelyum. çiy.i. yaslı. güç hazmolan şey. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. Âdem.c.f. 2.i. 2. (f. beşem beşen (f.f.i. fr. mahzun.s. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. beşerlik. atmaca [kuş].) güler yüzlülük.s.) 1. insanlık. "asıl. 2. beşere (a.) beşere. mide sümük zan. 2. Nev'-i beşer insan cinsi. beste-nigâr-ı kadîm muz. güler yüz.) 1. beşe (f. haberci. 2. kenar. beste-nigâr-hisârek muz.i) 1.i. beşâret-âver (a. İlm-ül-beşer antropoloji. beşâret (a. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. Muhammed. güzelliği.epithelium pavimenteux.) kısır kadın. beşâşet (a. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat. balsama ağacı.i. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam. kar.a.için bakıyye bemolü konulur.i. kütikül.i. beşenc (f.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç. okşadıkça süt veren deve. beden.i.) 1. iki kimsenin birbiriyle tutuşması. kederli. dolu. 2.i. yeni çıkan garip şey.s. beşeriyyet (a. beşânika (a. uzun boy. fr. 2. çirkin kıyafet.

Hz. salkımları sarkık olan ağaç. ayrı kök salan fidan. okluk.i. (a.) salcı. kesme.i.) tiftikten yapılmış şal. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş.i. (a. (a. 4. hek. çok keskin kılıç. müjdeci. (a. (bkz: bettâr).zf. betyâre bev' bevâ' bevâbet bevâbî bevâdî bevâdir bevâh (a. gulyabâni.) 1.i. 2. mezhepsiz.s. (bkz: bed-ter). çok keskin. 2.s.) dert. bâdire'nin c. zarf. bot.i. sıkışık [yer]. güleryüzlü. kapı bekçiliği. eksik bırakma.) 1. (a. görülmesi istenilmeyen şey. .s.) 1. beraber oluş.i. sof. çöller. (f. (a. 3. erkeklerden çekinen namuslu kadın. şeytan. gürgengiller. (a. tadı fena şey. beştük beşûş beşûş-âne beşyûn beta' be-tahsîs betât Bey-i betât beter betîl betîle betkîş betr betrâ' betre bett bettâr Seyf-i bettâr bettât betûk betûk betûl betûliyye betyâb betyâr.i. (a.s. besili. dinsiz. kap. (bkz: betîl).i.i.s. hele.) yuvarlak tabla.i. Meryem'in lâkabı. (bkz: bivâbet).) çok keskin.) 1.i. 2.b. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza. düşman. Meryem'in lâkapları.i.) sahralar.) olagelen hâdiseler.) 1.i. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır].) oturma [bir yerde]. (f. (bkz: beşîr2). (a. (a.) 1. kusurlu. 2.) dişi eşek.zf. belli. (f. kesme. çok çirkin. (bkz: beste-rahim).) güleryüzlülükle. bâdiye'nin c.s.i. 3. 2. keder. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. (bkz: hüveydâ). (a.) vazo. (bkz: bürrân).i. (a. (a.) kapıcılık. aşikâr. kulaç.s. (f. nehirlerdeki akıntı. i. (bkz: şebnem). s. mihnet. ekşi. (a. kayıngiller.) 1. (f.i. beş parmak da denilen. Hz.i. Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz. kâse. sataşma.) çok kesen. (f. beraber. kırağı.) daha fena.i. (a. 3.) husûsiyle. (bkz: badire).) benzer. (bkz: ikamet). (bkz: tîrdân). yağlı. [kelime ebter in müennesidir]. 2. (f.i. 2.) ok mahfazası. 3.) güleryüzlü. 2.) 1. müjde getiren. şal yapan ve satan. 3.b. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı.) kısır kadın. (a. 2. (bkz: beşuş). fr. (a. i. kuytu. çini saksı. 3. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan.i.) kapıcılık. (a. tabaklanmamış ham deri. bakkal tablası. (a.i. (a. ifrit. atın seyrek basması.s.) acı. (a. (a.betulinees. (f.) meydanda.s. (a. dev. kırlar. 4. (f.s. güleç [adam].s.) semiz. kulaçlama. (f.) kat'î.beşî' beşîr beşm beşme beştek. sepeti.) ayrılmış hurma fidanı. kat'î satış.) 1. şen.

ilenme. oranlama.) belâlar. çâh.i. bevâh.i.i. (a. (a.i.) aşikâr. yaramaz şeyler. (a. ahmak adamlar. (a. ebvine).) 1. âfetler. (a. ziynet.) şiddetli kasırga. [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında. boşboğaz [adam]. 2. (a.zf. felâket. (a. yıldırım parıltıları. süs. mahvolma. kır. musibet. (a.) 1. yokluk. (a. (bkz: bâdiye).i. bâis).) çiftçilerin harman savurduktan yaba. 2.) basurlar. .) 1. bâriyâ.). 2. 6. (a.) 1. debdebe. fenalık. bâtire'nin c. (a. yorulma. (a. sövme.i.i. 2. (a. baki ve bâkiye'nin c. (a.) bâtıl. soğutulmuş şeyler. (a. (f.) 1. kapalı şeyler. (a.i.i.s. lanet etme. çürüme.) belâlar. büven. belâya uğrama. keder. kederlenme. çiftleşme [kadın ve erkek].i.) 1. (a-. dâim olanlar.c. 4.i. 2. bâtın'ın c. (a.s.) 1. 4.) hasırlar. gösteriş. bevvân).i. büyüklük. (a. (bkz: berj).bevâhe bevâh-en bevâhid bevâik bevâis bevâkî bevân bevânî bevâr Dar-ül-bevâr bevârî bevârid bevârih bevârik bevârik-i süyûf bevâs bevâsîr bevâşe bevâtıl bevâtın bevbât bevâtir bevc bevc bevd bevg bevga' bevh Bevh bevh beviş bevj bevk bevk bevkâ' (a. (a.i. aşikâr.i. su çevrintisi. bûhe'nin c. mayasıllar. 3. kaburga kemikleri. (a.) sahra.) 1. (f.s. karmakarışık olma. bârih'in c. bâriyye. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. bâis'in c. beddua etme.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar.i. girdap. 3. (a. bir araya geliş. 3. sıçrayıp binme.i. haberli olma. ateşin sönmesi. hiddet ve kızgınlığın geçmesi. düşmanlık.) galip gelme.i.i. (a. 3. (bkz: bi'r. (a. yok olma. 7. meydanda. yalan söz. düşünme. s. bârid'in c. (bkz. çakır doğanlar [kuş]. sakat şeyler.i. 3. keder ve belâ meydana getirme. parıltılar. yemekler. ince kamıştan örülen hasırlar. 5. tahmin. şiddetli yağmur. (bkz: bi-vân.) kargaşalık.i. bâika'nın c.i. belli olarak. s. 2. su kaynağını karıştırıp açma.i.s. bâsûr'un'c.) 1. müfret gibi kullanılan cemidir].c.i.i.) farzetme. (bkz: berk). kılıçların parıltıları. 3. bârika'nın c. 2.) 1. göz kamaştırıcı şeyler. musibetler [kelime. zahir.) 1.i. (a.) kalanlar. üstünlük. 2. 2. s.i. (a. [zıddı "zevahir" dir]. 2.) gizli.) keskin kılıçlar. (bkz: beviç).) yumuşak toprak. bâtıl'ın c. (f. bâriyy'in c. 2. 2. çeh). (a. (f.) 1.) kuyu. şimşek. mu-sîbetler. (a. 2. çalıp çırpma. deve ayakları. şimşek.) l sıkıntı. cehennem. çöl. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir]. gerdanın yanında olan etler. hüveydâ). kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. dişi baykuşlar. (bkz.i. haykırma.

i. bevne (a.) küçük kız çocuğu. ebvâl) 1.i. ileri geçme. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. (bkz: bevle). kız çocuğu. huk. düşme. ağacın köküne yakın olan yerleri. büyü') satma.i. bivân). bevvâ (a. bey'-i câiz sahih olan satış. nasip.i. kıtlaşma. biy. bevlî.) çalım.s. bevvâl bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan]. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf. bevz.i.i. bevvâb'ın c. bevvâb'ın c.i. bevs "etmek" (a. iri kıçlı kadın. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi.i.c. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi. idrar. kim. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir].i. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit. bevn-i baîd uzak mesafe.i. bey' bi-l-mücâzefe huk. bahis ve teftiş "etmek". üre. devamlı oturuş. bey bi-l-istiglâl huk.. bevn (a. sürülmemiş yer. bevvâbîn (a. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. 4. sık sık işeyen. bevsâ' (a. 2. 2.i. (a. düşkünlük. açıklık. 3. bey'-i bât kat'î satış.) kapıcılık. bevt (a. bir şeyin rengi.) 1.) 1.) 1.). pay.s. debdebe.) sidikle ilgili. bevvâbet (a. ebvine) çadır direği.i. eşya. 3.) l/acele. büven. bevvâbîn. bevş (f. 3. bevvâbân (a. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz.) zengin iken fakirleşme. bevs (a. bevn (f. işeme.) kapıcılar.) hisse.i. yokolma. iki şey arasındaki uzaklık. 2.i.i. bir kimseden kaçıp gizlenme. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış.i. huk. . bevzek (f. hükümsüz olan satış. bevvân (a.) mesafe.s.c. bey'-i bâtıl eko. (a. bıktırıncaya kadar ısrar etme. eşek ansı. 2. 1.) 1. gösteriş. götürü satmak. bey'-i bi-l-vefâ eko. bevliyye (a. küçük aptesini tutma. yoklama. çiş.c.i.c. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. (bkz: bevân. çok işeyen adam. sidik. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları. 2. bevr (a. bey'-i gayr-i lâzım huk. ileri gitme.i. dağıtma "k".) kapıcılar.) Hindistan cevizi. 3. 2. mal. bevl'den) çok.m. bey' bi-l-isticrâr huk. (bkz: bevvâl).. bevvâbân) kapıcı. bevz (a.) 1. satın alma. bey'-i fâsid eko.t. bevvâb (a. satış. satılma. 4.i.s. sermâye azalma. çok açıklık.bevl Habs-i bevl bevle (a.s.. 2. mahvolma. 2. sınama. bey' (a.

*demeç.i. beydak. sebze ve meyva. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar]. göçebe. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz.c. dolmuş. (f. tedbir. (f. 2.) çâre. ed. bildirme.s.) 1. (f.c. yurtsuz. (f. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır.) nutuk. kinaye. (o.s.i. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. (a.bey'-i lâzım bey'-i mevkuf bey'-i mukayaza bey'-i mün'akid bey'-i nâfiz bey'-i sahih bey'-i teâtî bey' men yezîd bey ü şirâ' beyâ beyâbân beyâbân-ı gam beyâbânî beyâbân-nişîn beyâd beyâdıka. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. beydûdet).s. fikirleri söyleme. huk. huk.i. [satranç oyununda] paytaklar. dileğin bildirilmesi. (bkz: bîd.i. geceyi iş ile geçirme. çöl. i.) harmanlar.c. artırma ile satış. büyûd. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. eko. büyâh) ufak balık. anlatma.i. aynı ayna.) kısa. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. anlatma. başkasının iznine bağlı olan satış. ilâç. hakikat.i. (a. alım satım.) aşîret. (f. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha . beyân'ın c. istenilen şeyin beyân edilmesi. piyadeler.i. (a. (a.) 1. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih. bildirge. boysuz.) çöl adamı. belagat).i. gam çölü. 2. mahvolma. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı. (f. (bkz.).i. huk. (a. (bkz. açık söyleme. 2. Bu makam.) bedevî. (a. huk. teşbîh. (f. mecaz. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma.s.) gece uyuma.f. bodur olarak yerde yetişen fidan.. istiare gibi bahislerini öğreten kısmı. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm.i.) kır. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir. fâsid. (bkz: biyâh).i. (kadınlar anlaşması) Hz. (a. beyanât) 1.) yok olma. beyzak'ın c. dolu. hâli yazı ile bildiren açıklama. *söylev. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz. hâlini bildirme. nafiz. s. (a. ["biyâh" şeklinde de kullanılır].b. zâten ve vasfen meşru olan satış akdi. 2.) 1.i. huk. huk.b.b. huk. (f. gece iş görme. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. paytaklar. mevkuf kısımlarına ayrılır. kapı. Türk müziğinin en eski makamlarından olup. belagat ilminin. bîat).i. beyâzıka beyâdir beyâh beyân beyân-ı efkâr beyân-ı hâl beyân-ı matlab beyân-ı zarûret beyânât beyân-nâme beyâre beyâriş beyât bey'at bey'at-ün-nisâ beyâtî huk. girilecek yer.) muz.

Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. Uşşak'dan farkı. Beyâtî. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. uşşak kadar ruha huzur verici değildir. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. acem.b.i. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. çargâh. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi kullanılmağa başlanmıştır. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. Çok eski bir terkip ise de.b. tiz perdelerden başlaması. makamın yegâne numuneleridir. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. hüseynî. Beyâtî-arabân. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur.i. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde.beyâtî-arabân beyâtî-arabân-pûselik ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. makamın yapısıyla alâkalı değildir. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. durak. muhayyer. (f. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. segah. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. (f. neva. bu perde. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. .) muz. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. gardâniye. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. Esasen güçlü. makamın birinci derece güçlüsüdür. bu arızalar bekar yapılır. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak. Niseb-i şerîfesi 8 dir.) muz. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. Terkibindeki beyâtî ile.

l. 3. (a. yazlık köşk. çöl. (a. halk arasında. gaziler arasında.i.) 1.) 1. arada. biy.i. (a. tehlikeli yer.i. aklık. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır.) sofa ve salon.) eko. hüccet.i. beydânât) yabani dişi eşek. 2. hücrelerarası. ahâli arasında. (a. i. harman yeri. tekdir. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri. arasında. korku ile ümit arası. vesîka.) berat. inter-sexuel. (f. fr. boşboğaz. (bkz: bîd.i.i. cinsarası. (a. in-tercellulaire. (f. pazar. 2.i.i. mısır gülü. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı.) 1. ("ga" uzun okunur.s.i. yaşıtlar arasında.i. uğraşma.s.c. bir çeşit beyaz çiçek. ekin harmanı. beygare bey hân beyhen beyhuşt bey'iyye beykem beylek beylem beyn Gurâb-ül-beyn beyn-ed-dıl'î beyn-el-ahâlî beyn-el-akrân beyn-el-bahreyn beyn-el-cinseyn beyn-el-enâm beyn-el-esâbî beyn-el-eviddâ beyn-el-guzât beyn-el-halk beyn-el-havf ve-r-recâ beyn-el-hücrevî muz.i. 4. (a. s. ara. (a. (bkz: bîdah). 2 umurta akı. (a.) etine dolgun. (bkz: beyzah). Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır. fr. ak. Mekke ile Medine arasında düz bir yer. (a. dibinden kopmuş. muz. aralık. nefret edilen kimse. büyûd). l.c.) sövme. f. açılmamış pamuk kozası.) 1. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. halk arasında. koparılmış olan şey. araya.beyâtî-hisâr beyâtî-pûselik beyâvâr beyâz beyâzî beydâ' beydâh beydaha beydak beydâne beyder beydere beyderî beydûdet bey-gâh bey-gar. sığır dili. muz. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen. iri ve şişmanca kadın. güç. bot. ahbaplar. fr. adı anonim bir edvarda geçen makam. meç. haşan at.) kökünden. (f. ayrılık kargası. 2. iş. (f.) yok olma.) 1. 2. parmaklararası.) sert başlı. paytak. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam.i.i.) harmana mensup. ferman.sır saklamayan.) meşguliyet. doğru lügat. (f. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur. i. kazma. rende. (a. fels. başa kakma.) pazar yeri. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir. (a. eğeler arası. in-terrigital.i. 3. akranlar. aklık. (f. anat. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir. biy. inter-costal. harmancı. 2. kadın adı.) ekini harman etme.i. (a. fr.i. i. beyâd. gerçek dostlar arasında. 2.beyazlık. .i. sahra. çıkışma. pul. aydınlık.

elongation. beyt-i musarra' ed. iki şey arasındaki mesafe. ihtilâf. gamlı.s. hacle-gâh). oda.i. 3. uzanım. eritilmiş sürme.b. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası. 2.i. marangoz rendesi. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. ikisi ortası. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. beyt-ül-arûs gelin odası.i. meç. kazma [âlet]. aralık. kederli ev. fr. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası. 2.) onunla Tanrı arasında. fr. (bkz: beyt-ül-arûs). beyne-hû beyn-Allah (a. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası. beytâr (a.c. beyn-el-mefâsıl anat. beyt-ül-gazel ed. *eklemlerarası. 3.) milletlerarası. en iyi olan beyti. fr.) ne iyi ne kötü. beyt-i halfî biy. beyt-i kuddâmî biy. beyn-ed-düvel devletlerarası. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz. chambre posterieure. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. beyn-en-nâs halk arasında. 4. beynûnet (a. interplanetaire. (a.c. tropikler arası. bir Allah bir kendi bilir. beyt-i iddet huk. beyn-el-medâreyn coğr.zf. beyt-i ankebût. ara açıklığı. yağlı sürme. interarticulaire. derme çatma ev.) ikisi arasında. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. beyt-ül-Haram Kabe. ardoda. anlaşmazlık.b. beynûhet-i a'zamiyye ast. oba. beyn-el-milel (a. fr. beyt-üs-sadaka (a. beyt-ül-Makdis).zf. beyt-i şerîf Kabe. veteriner. ev.i. gazelin en güzel. fr. hâne.) baytar. beyt (a. 2) dünyâ. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır. beynehümâ (a. kasidenin seçilmiş en güzel beyti.) yardım sandığı. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. önoda. beyn-el-kıtaât coğ. beyn-el-ulemâ âlimler arasında. (bkz: Beyt-ullâh). beyt-ül-kasîd ed.karanlık oda. (bkz: hacle. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). sert ve uzun taş. büyüt) 1. . chambre anterieure. international. elongation. beyne beyne (a.c.beyn-el-ihvân eş dost arasında. f r. mesken. beyt-ül-ma'mûr. beyrem (a. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu. [islâm hukukunda]. fr. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. astr. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. beyn-el-üdebâ edipler arasında. intertropical. karalar arası.c. beyârim) 1. 2. ebyât) e d. beyt-üz-zifâf gelin odası. fr. beyt-ül-hüzn hüzünlü. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında.i.) 1.i. beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte.

h. beyt-i mukaddes). (a.) gelin odası.b. (a. beyyine'nin c.s.) gökte.) "Allah'ın evi" Kabe.i. (a-s-) açık. 3.i. 2. (bkz. ümit.) "Mukaddes ev" 1.s.i. yumurta [umûmî olarak].b. 4.) uzun.) gelin.i. (bkz. (bkz: beyt -i mukaddes3).i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül.) gelin odası.c. (a. güldürsün.h.i. 3.i. (f. tanık.b. şahit. istek.) gelin.i. (a. (a. şahitler. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur]. (a. bî-hûde-gû). daha ak. Kudüs camii.s. doğru şahit.h. (a. aşikâr olarak. düğün. Kudüs. (a.i.) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı.beytârâ Beyt-i Mukaddes Beyt-Ullah beytûtet beyt-ül-arûs beyt-ül-hikme beyt-ül-kasîd Beyt-ül-Makdis beyt-ül-mâl beyt-ül-ma'mur beyt-üz-zifâf beyû beyûg beyûgânî beyûn beyûn beyûs beyûz Beyyâ' beyyâb beyyâhe beyyâkallah beyyin beyyinât beyyine beyyine-i âdile beyyinen Beyyûmiyye beyz beyzâ' Hilât-ı beyzâ Millet-i beyzâ beyzâ bâz beyzah beyzâr beyzâr. (a. (a.i. tanıklar. (bkz: beyt-ül-hikme). (bkz: beyt-üz-zifâf). (a. geveze.) balık ağı.f. (bkz: Beyt-fŞerîf). (a. (bkz. gece kalma. iri yapılı şişmanca [adam]. (bkz: bâin). (a. (a. celî. 2. (a. kasidenin en iyi beyti. buyuz) 1.) 1.i. afyon. tamah.i. (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı. (bkz: Mescid-i Aksa).i. (a. (a. (f. sucu. beyt'den) geceleme. aşikâr.i. çalçene.i.i. (a. bahir.) tenasül âleti. (bkz: burhan).) [eskiden] mâliye hazînesi.s.).zf.c. tanık.i. hayvanların.) dibi geniş kuyu.i. bostan kuyusu.n. alçak gönüllülük. hüveydâ).i. 3.) yumurta şeklinde.b.i. beyzâ'dan) çok yumurtlayan. (a. i.) baytarlık.) 1. (a. (bkz: beyzî).i. büyük sopa. beyt-ül-arûs).s. (bkz: ayan. kuşun yumurtlaması.) etine dolgun. yaltaklanma. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler. (a.) 1. (a. (a. (bkz: arûs).i. (bkz: beydaha). islâmlar. beyyinât) delil.b. çok beyaz. (f.b. ve i. (a.i. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir.) "Allah seni sevindirsin. . [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir]. (a.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu.) saka. 2.) deliller. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif. ((a. (bkz: arûs). hayvan hekimliği. (a. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı olmayan bir gönül. (a.) açık olarak. (bkz: vâzıhan). bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar.i. beyzâre beyzâre beyzavî (a.) ed.i.

islâm ülkesi. (a. Güneş. (a.i. ekilecek tane. suçlu.i.) fakir. (a.s. Güneş. oval.nasip.) 1.).) esici. islâm milleti. beyze-i islâm). zorlu kimse. Güneş.) şiddetli sıcaklık. (f.it.s. suçluluk.) hayalar.) tohum. yumurta biçiminde olan. ve i.) 1.beyze beyze-i âftâb beyze-i âteşîn. (bkz. (a.it. (a. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından]. kısmet. (a. (f. ve i.it. (a. (a.it. mavimsi bir nevî değerli taş. kıyafetsizlik. (bkz: beyzet-ül-İslâm). domalan [bitki]. küçük yakut.i.i.it. şiddetle sarsma.) l. (a. (f. elinden geldiği kadar çalışma.) 1. (a. kuvvetli.i. (f. Güneş. demir başlık. yumurta.) "kısırlık yumurtası" 1. bulunmaz şey. beyzavî). perişanlık. 3. (a. (a. sıkılma.s. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir]. üstünlük. depretme. Güneş. .it ve i. (bkz.) konuşmada açıksaçıklık.s.) bezcilik. (a. meç. çok nâdir şey.) günah.s.i.) pejmürdelik. zafer.i.) örtülü. uslu. (a. (f.) geveze.) 1.) akıllı. (a.s. daralma. (bkz. (f. (bkz: husyeteyn). beyze-i çarh. Güneş.i.i.) "yer yumurtası" yer mantarı. (a. kapalı güzel kadın. saçma. bezr). (a.) zool. manifaturacılık. bizâz. 2.) kertenkele. (a. islâm'ın yayıldığı saha.) günahkârlık.) horoz yumurtası.) gökçil.s.i. islâm'ın hakîkî merkezi. tespihböceği. ve i. (bkz. hatâ. büzûzet). (a.i. beyze-i zer.) deve kuşu yumurtası.it.i. 3.it. beyze-i subh. horoz yumurtası. esen [rüzgâr]. pay. beyze-i zerrîn beyze-i İslâm beyzeteyn beyzet-üd-dîk beyzet-ül-akr beyzet-ül-arz beyzet-ül-beled beyzet-ül-harr beyzet-ül-hıdr beyzet-ül-İslâm beyzî bezâ bezâdî bezaga bezâne bezâzet bezâzet bezbâz bez beze bezbeze beze beze beze-kâr bezekârî bezer bezi' bezîm bezîn bezîr bezîr bezk bezl bezl-i cehd bezl-i güher (a.) günahkâr. suç. (a. 2.i-) hızlı yürüme. zarif [çocuk].i. kaçma. ve i. 2. 2.i. miskin.) bol bol verme. i.) esici. (f. inci saçma. galebe.b. (f. ve i.b.) gevezelik. (a. kabahat. ve i. cevher dağıtma.c. meç. yumurta şeklinde bir şey. (a.i. keme. 2. haya. (bkz: husye).s. 2. ve i. 2. (a.) Hindistan cevizi kabuğu. (bkz. miğfer). 3. keler.

) gündüz yenilen bir öğün yemek. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. (f.) bot. bezr-ger (a. lâtife. (bkz: bezle-gû). dünyâ meclisi.s. (bkz: bezm-i işret. 2. bezm-i nûşânuş bezm-i safâ safa meclisi. çiftçi. (bkz. re bakıyye bemolü.i.) bot. bezm-i mey).) 1. büzûr) tohum. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendimeşhur bir çeşit lâle.) . meclis-i mey). ziyafetin zevkini arttıran.b. bezme (f.i.b. bezr (f. bezr (a. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır.i. muz. bezm (f.) tohum saçan. Nihâvend makamı ile.b. bezm-i nûşânuş. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi.) lâtifeci. yayın kirişini çekip salıverme. i. diş ucu ile ısırma. bezm-i hâss husûsî meclis. âhiret. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. bezm-i fenâ dünyâ.b. bezr-kâr (f. bezm-i mey içki meclisi.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi. bezm-i fütûh zafer meclisi. bezm-i elest tas.i. çiçek ve sebze tanesi. bezle-gû (f. hicaz. bezme (a. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar.i. hoşa giden nâzik söz. bezr-kâr). bezle-bâz).s.i. ekilecek tane. 2 . si koma bemolü. bezr-ül-bene (a. (bkz: bezm-i işret. bezr-ger (f.s. 2. esasen bu beşli. bezm-gâh . bezm-i tarab muz.i. kırma.) yol gösteren. şakacı. bezle-bâz (f. bezm-efzâ (f.) ekim.) eğlence yeri.) 1.i.) eğlencenin. bezm-geh (f.c. bezm-ârâ (f. ekinci.parayı bol verme. bezm-i işret içki meclisi. Güçlü.) içkili.) 1. bezl-i nükud bezle . eğlenceli meclis.). (bkz: ibzal). bezreka (a. (bkz: bedreka). bezm-i cihân cihan. bezr (a. segah. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. mi bekar kullanılır. banotu tohumu.i. onun gibi rast perdesinde durur.i. dernek. 3) içki âlemi. 2) Bektâşilerin içki âlemleri. bezm-i nûşânuş). para dökme. hayat. bezm-i aşk aşk meclisi. (bkz.i.f.s.i.b. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. bezm (a. şaka tarzında söylenen lâkırdı. (bkz: ziraat). bezm-i gam gam meclisi. (bkz: bezm-i mey. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh.b.s. delil.) ekinci. çargâh.b. ahenk ile okunan şiir. kılavuz. meclisi süsleyen.b.b.

("ka" uzun okunur. musibet. hakkıyla. 4. (a. bi-t-.) -sız. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir].) 1. bilgi. 2. benzeri olmayan.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma. gizlenilen hal. i. f. (bkz: bıdısgan. şekillerini (bi-t-tabi.f.i. bidisgan. ıska). bıdâat). (bkz: bedestan). bezci. susuz.a. sırdaş.s. (a. varaka. 2. boş. bidişgan. (bkz: bedestan).i. ("ga" uzun okunur. (a.) bedestan.c.) 1.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir. esnaf çarşısı.s.) şiddetle nefret.) asılsız.i. (f. çarşı.i. kavun. (bkz: bıdısgan. dayanağı olmayan. 4. 3.) gecikme. manifaturacı.. sermâye. durup dinlenmeyen. [aslı "bey'al" dır]. ağır davranma.edatıyla aynı işi görür. (a.i. gibi) alır. bodur [adam].) sarmaşık [ot]. bidüziye.a.) arsız. bıdâa.) hesapsız. sıynk. (f. (a. i. (a.) bot.) beyhude. 5.s. 2. 2. bidisgan. arsız. anapara.şeklini (bi-1-münâsebe).i. (f. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1. 1. (f. bir şehrin ortası. merhametsiz. obur [adam].c. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç. ıska). bi-n-.) amansız.e.f.) sayısız.i.) kabul ve lasdik muamelesi.. bedesten.b. bi-ş-. bi--z-. (bkz: bağza'). topraklar. (a. (a. yafta.s.i. aslı esâsı olmayan. .i. (f.) bir parça yer. rahatsız. bıdâat bıdısgan bıdıgan bığza bıka' bılgın bırtîl bıtâ' bıtâka bıtâne bıtn bıtna bıttîh bızâa. bedesten. kumaş satan.i. bedesten. bıd'a bıdâa.s. acımaz.) 1. (a.b. 3. utanmaz.i. ülkeler. f. zengin [adam]. karpuz. batâik) pusla kâğıdı. a.i. (a. buk'a'nın c. (a.s.i. (f. lemelsiz. yuvasız. mîde dolgunluğu. bi-r-.b. ile. (a. kuru.). hiç sevmeyiş. 2.a. varyoz. rüşvet. hayâsız. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. 3.) 1. 3. bi-n-netice .s.i. sarmaşık [ot]. donuk.i. esnaf çarşısı.b. (a. astar. mahrem.) 1. (a. (a. amanver-mez.s. 2.s. (a.a. yalnız kendi nefsini düşünen [adam].s. (f. rezil. felâket.) 1. ("ga" uzun okunur.) bedestan.) .s. (a. (f.) geceden bir kısım.) l.i. (a.i. zf. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-. bızâat bızr bîbî-âr Bî-âşiyân biBi-hakkın bîa bî-âb bî-add bî-aded bî-adîl bî-amân bî-âr bî-ârâm bî-asl Bî-asl ü esâs bî-âşiyân bîat (a. (a. biyâ') kilise. utanmaz.s. (f.b. şaşkın [adam]. sündüs denilen altın işlemeli atlas. (f.) yuvasız.b.i. berâtîl) 1. bidişgan. (bkz.e.c.İ. 2. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. bi-s-. (a. gizli şey.) 1.a.) benzersiz. 2.s.i.bezyûn bezz bezzâz bezzâz-istân bezz-istân bıd'. 2. 2. 3. ince kumaş.b.) âfet.

(f.b.i.b. bi-aynihâ bîb bî-bahâ bî-bahâne bî-baht bî-bâk.). (f.b.) Arapçadaki b i.e. (f.) yardımıyla. (f.s.) yüreksiz. korkak.s.h. hatun.) korkmayan. (erimiş yakut) kırmızı şarap. hanım.) kuru. ağlayan söğüt. eşsiz. behresiz.s. (f. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken. (f. (f.) l sayın bayan. 2. bîcâde bîcâde-i müzâb bî-ciğer bicişk bî-cân Bîcen bî-cevâb bicrît bî-çâr. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar. (bkz: usfûr).s. ruhsuz.b.) dalsız. (a.a.i. ("ka" uzun okunur. kur-luluşsuz. sebepsiz. ev kadını.) 1.) 1.a. temiz şey. tedricen.edatının d. zf. 2. olduğu gibi.s. mutlak (Allah). (bkz: bizi şk).) hâlis.i. doktor.b. (f.b.) 1. emsalsiz. talihsiz. dâva ederek.b. Hz. (f. (bkz: lâyüs'elü amma yef al).) yok olma. (f.s.) korkusuzluk.b. (bkz: beyâd.s.s. (a.i.) bîçâreler. (f.bi-avni bi-avni-ilâhi teâlâ bi-aynihî. eşsiz. hakîm. bî-bâkî bî-bâr bî-basîret bî-bedel bî-behre bî-bekâ bî-berâet bî-berg bî-berg ü nevâ bîbî bibr bî-câ Bicâd bîcâd. (f. (a. (a.) fare. zavallılar.s. (f. etrafındakileri görmeyen.s. sıçan.s. kör.a.s. (f.s. elinde avucunda bir şeyi olmayan.b.s.i.) 1. zavallı gibi.b. Allah'ın yardımıyla.s.).b. bî-çâre-gân) çaresiz. (f. 2. bilgin.i. havuza gelen suyun yolu.s. yol yol. sebep sorulmaz.) bîçarelik. paha biçilemeyecek kadar değerli. (f.i.b. havuzdan dışarıya su akıtan delik. beydûdet). değersiz. f. (f.s. (bkz: safsâf).i. (f.) çaresiz gibi. halı. niçin ve nedensiz. 2. nasipsiz.) bahânesiz. (a.s.b.zf. (a. zavallı. (bkz: Bîjen).) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse. mahrum. meyva vermeyen. çizgili olarak dokunmuş kilim. Allah. bî-çâre bî-çâregân bî-çâregî bîçâre-vâr biçişk biçîz biçrek bî-çûn bî-çûn u çirâ bîd bid Bi-d-da'vâ Bi-t-tedrîc bîd bîd-i giryân. bacası.b.) hekim.a. 2. (f. (f.s. sakınmayan.i. 2. hala. (f.) basiretsiz. anlayışsız. (a. büyûd. (f.s.s. (f.b. zavallılık.) 1. salkımsöğüdü .b. bot.) aynıyla.) benzersiz. (f.s. aba.) yersiz.) bekasız.) berâetsiz. aldırış etmeme. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır]. Abdullah'ın lâkabı. (f.i.b. kırmızı dudak.b.s.) havuza su akıtan musluk.) söğüt ağacı.) bahtsız.b. çekinmeyen. bî-çâre'nin c.) cevapsız.) cansız.c. (f.) pek küçük ve değersiz [şey]. (f. serçe kuşu.a.b. tıpkı. (f. (f.s.

ağlayan söğüt.s. (f.s. bot.b. gürdâs). gaddarlık. trampa etme. bida') 1. kedersiz. salkımsöğüdü bot. zâlim. sultanî söğüt.i. (f. (f. c. (a.) sonradan meydana çıkan şeyler.i. (f.) devlet ve ikbal ile. (a.a. (f.) devrederek. dikkatlilik. beğenilmeyen yenilik. (f. kafasız.) don. 2. ağlayan söğüt. çabalama.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad.b.s.) akılsız. uykusuz. 4. gönülsüz. kızılsöğüt. bîd-i piyâde. (f.s. kalpsiz.i. (a. kunduz. (a. mükerreren). 2. uyanıklık. çaresiz.) 1. derman. (bkz.s. (a. (bkz: bedde).i. güç. (f.zf.) mutsuz. (f. ağlayan söğüt.) sepetçi.s. 3. beydah).zf. (f. bot. âşık. t.i. nüktesiz.) davet ederek.defalarla.b.) 1.s. beğenilen yenilik. (f.b.) 1. sepet örücü. (a.) dâva ederek.s. 3.) geniş ova. 2. sonradan meydana çıkan şey. hâin. gaddar. at]. b.zf.i. s.) devası bulunmayan.a. gaşûm . ağlayan söğüt. işkence. bîd-i revân. (a. (a.i. ilkin [aslı bedâet'dir].) uyanık. korkak. uğraşma.) başlangıçta. sert başlı. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma. (f.i. beyinsiz. ağlayan söğüt. süiti. acımasız.) âşık.b.zf. dinsiz.s.b. güçsüz. (bkz.) zalimlik. (f. bedel verme.) dertsiz.s. bîd-i sernigûn bîd-i müşk bîd-i sürh bida' bidâd bî-dâd bî-dâd-ger bî-dâd-gerî bî-dâdî bîdah bidak bidâl bîdâr Baht-ı bîdâr Dil-i bîdâr bîdâr-baht bîdâr-dil bîdâre bid'at bîdârî bid'at-i hasene bid'at-i makbûle bid'at-i merdûde bid'at-i seyyie bidâyet bidâyeten bidâyet mahkemesi bîd-bâf bi-d-da'vâ bi-d-da've bidde bi-d-def'ât bi-d-devletü ve-l-ikbâl bi-d-devr bi-d-duâ' bî-derd bî-dermân bîdester bî-devâ bî-devlet bidh bî-dil bî-dimag bî-dîn bot.a. başta. salkımsöğüdü bot.i. pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası.) bir kaç kere.s. reddedilen. salkımsöğüdü. aydın.b. zulüm. j beğenilebilir yenilikler. bid'at'ın c. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey.zf. bîd-i nâlân.bîd-i mecnûn. zavallı. (a. (f. merhametsiz. hainlik.i. (f. (a.a.i. 2 .i.b. (f.) dermansız.) dua ederek. makbul olan. . başlangıç. uyanık talih uyanık gönül. salkımsöğüdü bot. (f.b. dolaşarak. (a.) zâlim.) zalimlik.) takat.i. huysuz [aygır.s.zf.) mutlu. (a. (bkz. uyumayan. 2.b. fena yenilikler. (f.zf.) haşarı.a.) uyanık. hisse.s.i. (f.b. düşkün. salkımsöğüdü bot. (a. 2. (f.) 1.) 1.) bir şeyi başka bir şeyle değişme.) başlama.i.b.b. (a. (a.) zool.

zf.) istemeyerek.b. bi-eyyi-hâl. 2. sonu olmayanlar. aşın.) 1.s.b. utangaç. yabancı.) soğuk tabiatlı. bagl'ın c.i.zf.) aletsiz.a.s.b.) 1.i. tarafsız. esenlik. bî-gâne-meşreb (f.b. kayıtsız. bî-gavr (f.).a. konak. f.i. bî-garez (f. hal.zf.s.a.b.) edepsiz.b. esirgenmeyen.) hepsi. bî-edât (f. bigal bîgal ("ga" uzun okunur.s.) kantaşı.) gamsız.) ölçüsüz.) mızrak. terbiyesiz. esirgemeyen. bidist (f.) sağlık.b.) hep bir arada.).zf. tanıyıp da tanımazlıktan gelen.) Allah'ın fazlıyla.) başkasıyla.a. 3. bir menzile konma. bi-gayr (a.s. çok.i. bilâ-fütûr).s.s. bid-istân (f. ilgisizler.i.b.i. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla. ilgisiz.) arkadaşsız.a.) durmayan. bi-ecmâihim (a. bîet (a. (bkz.b. bî-edeb-âne (f. bidre (f. b.) farksız. bî-duht (f. bî-garez-âne (f.) Allah'm emriyle. nitelik. bî-fütûr (f.s.s. bî-endâze (f. bî-gâne (f. 2. (bkz: bıdısgan. bi-esrihi (a. taraf tutmayan. 2.i.h.b.b.) garezsiz bir surette. 2. bidisgân).s. keyfiyet.) 1. tasasız.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu.b. selâmet. sıkılgan.) 1. bî-gamm (f. bî-gaye'nin c.a. bî-edeb (f. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var].a. kızı olmayan.a. Bidpây (f. çabuk. bî-encâm (f. sınırsız.s. -sız. bigas (a.i. h. bî-gâh.i. f.s.zf. bîdvend (f.) söğütlük. haksız yere. ortaksız. (bkz: rumh).) 1.) kayıtsız tabiatlı.) yabancılık.s. 2.) vakitsiz. (f.zf.) sarmaşık [ot].b.e.a.b. begas).) esterler. bî-gânegî (f. tas.) karış. f. bî-enbâz (f.) sonsuz.i.) ağaç kurdu.s.s.zf. durum. garezsiz. bi-eyyi-hâlin (a.) bigâneler. katırlar.) sonsuzlar.i.s.s.bî-direng bî-dirîg (f.i. bî-gâne-hûy (f. . bîe (a.b. bî-gaye ("ga" uzun okunur.) 1. bî-fâide (f.b.zf. i. kayıtsızlar. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan. bidisgân (f.) herhalde. bî-gâne'nin c. elinden geleni yapan.i. sonsuz.a. bi-fazl-illah-i teâlâ (a. bî-gayât ("ga" uzun okunur.s.) yurt. bidrûd (f. gayesiz. (bkz. yararsız.b. 2.a.s. bî-gâne-gân (f. bi-gayr-i kasdin (a. Zühre (Venüs) yıldızı. bî-geh (f. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz. kargı. kızsız [kimse]. bi-emr-illâh (a. ("ga" uzun okunur.b.a.) edepsizcesine.) faydasız.) dipsiz. cümlesi.zf. elbette. bıdışgan. bî-fark (f. f. a.b. eğlenmeyen. mutlaka.b.s.

s. i. seçkin. (f. nihayetsiz. onlara. (a.s. rütbece. (f. vurdumduymaz. (f. (f.b.) uykusuz. onu.) akılsız. (bkz: bî-âr). (f. 2. (f.s. (f. onlara. yeğ. 2.b.) dikensiz. (f. onu. pek çok.) habersiz. onlardan. ona.a. uzak denizler. sonsuz. asıl.i. kımıldamayan.b.s. şaşkın.s. bilgisiz.b. (a.i.) hesapsız. (f.) gayretsiz. tamamıyla.s. uyanık.s. (f.). onlarla [çok erkek]. (a.b.) sonbaharsız.a. (f. bihâhe bihâk bi-hakkın bi-hamdi lillah bihân bî-hânümân bihâr bihâr-ı baîde bî-hâr bî-hareket bi-haseb bi-haseb-il-merâtib bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe bî-hâsıl bîhaste bî-hayâ bî-hayât bî-hazân bihbûd bihbûdî bih-dâne bih-efgen bî-hemâl bî-hemtâ bî hengâm bî-hesâb bih-güzîn bî-hıred bihî bî-hicâb binim bihimâ bihîn. kafasız.s. (f.) yersiz yurtsuz. (bkz: bih2). bihîne bî-hiss (f. murdarilik daman.i. gr. çoluksuz çocuksuz. benzersiz.s. (f.) şüphesiz.s. sınırsız.) denizler.s.s. (f.) vakitsiz.a.s. onlan.b.) o.) ses kısıklığı. utanması olmayan. iyi. bahr'in c.s.) Allah'a şükür olsun.s.) 1. uyumaz. (f. sarraf.) hareketsiz. kaynak.) âciz.zm.b. (f. sıhhî [vücut]. (f.b.s.) o. kanşıksız.) 1. iyi adamlar. her zaman taze. bot. hallaç.) iyi olmaklık.b. (f.i. ona. 2. sağ.) o.) eşsiz.) ayva tohumu. tembel. (a. (f.) iyiler.) nihayetsiz. (f.zm.a.) 1.a.s.) günahsız. sağlam.) hakkıyla. (bkz: bihî).b. bakımından. cansız.) 1.s. (a. (f. (f.a.b. (bkz: cürsûme). (a. (a.b.) kökünden söken. (f. -i. en iyi. onlan. her zaman bahar.) utanmayan.b. . (bkz: bî-şekk).s. uçsuz bucaksız. bih'in c. üstünlük.i. (f.) hadsiz.i.b. 2.zm.b.b. uçsuz.b.) erkek kurt.i. kök.a.a.zf.b. (a. yorgun. (f.) o.) hilesiz.b.i.s. âdet olduğu üzere. fr. verimsiz. sayısız.b. 2.) hissiz. tükenmez. bucaksız. ondan. accusatif.) benzersiz.) iyi.s.bî-gayret bîgerân bî-gışş bî-gümân bî-günâh bih bîh bîh-i kûhî bih Mef'ûl-ü bih bihâ bihâ' bî-hâb bî-haber bî-hadd bî-hadd ü pâyân bihâh. (f. (a.zf.a.) anat. en iyisini seçen. hareketsiz.i. ayva. suçsuz. iyi.s. (f.s. (f.b. i.zf. (f.b.) -ce. (f.s. rütbe bakımından.s.i.a.s.) cansız. (a. temel.a. 2. ayva. samimî. baldıran kökü. onunla [tek dişi]. sınırsız.s. sınırsız ve sonsuz. onlardan.b. iyilik. (f. zavallı. duygusuz. dağ kökü.zm. onunla [tek erkek]. (bkz: bî-nazîr).) 1. usulünce. onlarla [çift erkek]. (a. ondan. hâli.

beyhude.s. pek çok. (f.)hünersiz.a.) cennet. kıymetli bir taş. XV.a. (f.i. (f.b. UI .s. [behzâd şeklinde de kullanılır].b.s.i. uçmak.b. pek iyi. yararsızlık.a.zf. (bkz. (f. h.b.)şaşkıncasına. (f. (f.a.) çizgisiz.) elekten. s. şaşkın.)1.) insafsız. (f.b. 1rj (f.s.) i'tidâlsiz.) beyhudelik.) iktidarsız.s. kökünden söken.zf.) huzursuz. aslı temiz. (f.) kök söken.bihişt bîh-ken bihnâne bî-hod bî-hodâne bî-hodi bihr bihrâm bihred bih-rûz.). 2. bey zar).i.) geveze. kendinden geçmişçesine (f.) Allah'ın izniyle. (f. (a.s. sonsuz. maharetsiz. (f.a. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur]. (f.s.b. ')iÜ (a. üstünlük.b. "günü iyi" iyi günlü. (f. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü. geveze.s.s.b.) beyaz.s. (f. 2. (f.s.b. (f. (bkz: bî-hödane).b.) akıllı [kimse].). bî-hüde bî-hûde-gî bî-hûde-gû bî-hûde-kâr bî-hudûd bî-hûş bî-hûşâne bî-hutût bî-huzûr bî-hüdegû bî-hüde-gûyâne bî-hüde-gûyî bî-hüner bih-zâd bî-ibâretihâ bî-idrâk bî-ihtiyâr bî-iktidâr bî-ilâc bî-infisâl bî-insâf bî-intihâ bî-irtiyâb bî-iştibâh bî-i'tibâr bî-i'tidâl bî-ittisâl bi-izn-illâh (f. faydasızlık.) şüphesiz.) şüphesiz. i. 2.zf.a. 3.) baygınlık. (f. (f.) en iyi. 2.a.a. acımaz. (f.i. .a.) kavuşmasız.) en iyi olma. (bkz: rûze).b.b. (a.s.s.zf. doğuşu iyi.) boşuna.s. sersem. (f. çalçene.a. (f.b. çılgın.b.b. (f-i-) oruç. boş yere.s.i.s.a. en. rahatsız. (f. (f.b. (bkz: bî-hod). (f. (f. bayılmış.s. i.s. b. soyu güzel.zf. aynıyla. anlayışsız. (f.s.i. karışık.) 1.) gevezelikle.s.b.a.) ağız kokusu.b. (f.b. marifetsiz.b.b.) idraksiz.b.) daha. (itf. mutlu.) 1. ölçüsüz (f.s.) aynlmasız.) hadsiz hududsuz. boş yere konuşan. bih-rûze bîhte bihter.a.) boşuna çalışan. (f. (f. bihterek bihterek bihterî bihterîn bî-hûd bî-hûdâne bî-hûde. elde olmayarak. bîilaç" deyiminde geçer.b.s.) i'tibarsız.) 1.) kendiliğinden. tedirgin. (f.b.s. (f.) boşuna.s.s.a.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç.i.a. kendinden geçmiş olan. bi-hoş.i..s.b. (f. pek iyi. (f.zf.) boşuna gevezelik.s. erkek adı.b. (f. kalburdan geçirilmiş (f.) ibaresi ibaresine.) nihayetsiz.s.) baygınlıkla.b.b. (bkz: be-hişt). has ekmek. güçsüz. (f. karışık çizgili.s.b. (f-b. deli.

çözük.kelimeleri zarf yapar. çapa. (f.s. yaradılış. aldırmaz. ilk olarak söylenen fikir.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu.) 1. hâlis. (f. (f. kıyafet.s. bi-izn-illah).) yararsız. ilgisizlikle. gevşek. sağlıkla. sözsüz. [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır].a. (bkz ı'belbâl.) yerler. katıksız. genç kız..b. 2. çözülmüş.) kusursuz. tam.s.) -siz.i. (f. elem. sırf. ülkeler.b. kopmuş. kıymeti olmayan.s. saf.zf. (a.a. alâkasız.b. eksiksiz.) şarap. (f. 2.). (f. 2. huk. 2. (f. (bkz: nâ-be-mahall).e.) 1. 2. (f.s. şarap içme.a.a. salt. (f. [Arapça kelimelerin başına getirilir]. 3. rahatsız. (f.b.i.i. bel. topraklar. (a.b.b.bi-izni şer'î bi-izn-illâhi teâlâ bî-izzet bîje Bîjen bijeng bîka bika' bî-kâm bikâmet bî-kâr bî-karâr bî-karârî bî-kayd bî-kaydâne bî-kelimât bî-kem ü kâst bî-kerân bî-kes bî-kesâne bî-kesî bî-kıyâs bî-kıymet bî-mahall bikmâz bikr bikr-i fikr bikr-i hükmî bikr-i mazmûn bikle bikrân bî-kusûr bi-küsiste bîl bilBil-iktifâ bi-l-âfiye bilâBilâ-bedel bilâ-bedel bilâbil (a.i.i.) 1.) eksiksiz olarak. bekâr. (f. değeri.) 1. (f.a.i. (f.i.) bedelsiz.zf.i. aldınşsızlıkla. belbâle). (f. gübre sepeti.i.b. orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun. telâş. sonsuz. husûsiyle.. şarap meclisi.a.a.) bakireler. (bkz: ebkâr).s.b.) kararsızlık. kızlık. (f.s.i. gibi. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız. kayıtsızlıkla. sâde.zf.bikr'in c.) bîkeslik. şekil. kimsesizlik. (a.) kimsesizlere yakışır bir halde. iktifa ederek.) kapı anahtarı.a. biçim.) kelimesiz.) kıymetsiz. düşük.s. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan.i. (f.a. (f. ko puk.i. (a.) 1. 2. kararsız. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva.b.) mercimek. işsiz [kimse].b. tamam olarak. (f. (f.s.) 1. kılık.) sınırsız. (a. tasa.s.) kayıtsız. (bkz: bekâmet).b.s. (a. (f. 2.) yersiz. buk'a'nın c.c.s. . (bkz: bekâret).) 1. bedelsiz. keder. (a.s.e. z f. (f.) kimsesiz. tabiat.s.b. (f.) kayıtsızca. (a. uçsuz.zf.) şeriatın emir ve müsaadesiyle (bkz.) -ile mânâsına gelip. (a. (a. kenarsız.) ölçüsüz. değersiz.) izzeti. ebkâr) dokunulmamış. karşılıksız.) afiyetle. kız-oğlan kız. (f.s. (a-i.a.zf.

zf. Bursa.b. (a.zf. " iL. seçmeden. aralıksız. yanak. sonunda. hatırlatılmadan. Diyarbakır. [eskiden] 1. 3. (a. kayıtsız ve şartsız.zf.zf. dönmeden.b. şehirler. Sofya. kavramadan. (a. (a.i.b. büyük memleketler. (a. Halep.zf. (a.b. Maraş. Galata. fesatçı. mâmur beldeler. (a. (a.s.b.b. (bkz: bedâheten).zf.) 1.s.) ücretsiz. Anadolu. (f.zf.) veletsiz. belîha'nın c. 4 şehir [Edirne. kasabalar. Galata ve Eyüp semtleri. (a. söyletmeden. Beyrut. (a. şehirler. (a. Trablusgarp.b. birdenbire.) sapmadan. belâd). bütün. (f. düzeltilmeden. bayındır duruma getirilmiş.b.) müzevir.) sonra.b. gönderi.) memleketler.b. tersine. irticalen.s. (bkz.) durmadan. ada.b.) ihtar edilmeden. sürekli. Eyüp. Şam. (bkz: cümleten).) taksirsiz. Selanik.) fasılasız. Sivas.zf.b. geçmeden. toptan.) korkusuzca.) tashih edil meden.zf. tam tersi.s. apansızın. haber vermeden. ve i. (a. Edirne. parasız. Rusçuk. bezmeksizin. batı memleketleri. (a. haraca bağlı arazi. . (a.b. sonradan. 2.i.s.). araçsız. aldırmayarak.s. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. kusursuz. belâl). tersine olarak. Kan-diye.s. Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler. istanbul'da Üsküdar.) hep. (a. Erzurum. Trabzon. bulaşmadan 2. 12 şehir [Adana. Bağdat. (bkz: be-lâde. An-tep.b. Bursa. îmar görmüş.b.b.) vasıtasız.) devamlı. yan.bilâd bilâd-ı âmire bilâd-ı aşere bilâd-ı cesîme bilâd-ı erbaa bilâd-ı garbiyye bilâd-ı harâciyye bilâdı-ı isnâ aşer bilâd-ı rûm bilâd-ı selâse bilâde bilâ-fâsıla bilâ-fütûr bilâh bil'âhire bilâ-ihtâr bilâ-ihtiyâr bilâ-inkıtâ' bilâ-intihâb bilâ-intikal bilâ-irtikâb bilâ-isbât bilâ-isticvâb bilâ-istisnâ bilâ-iş'âr bilâ-kayd ü şart bil-akis bilâl bilâ-lüzûm bilâ-sebeb bilâ-tahkîk bilâ-taksîr bilâ-tashîh bilâ-teemmül bilâ-tevakkuf bilâ-udûl bilâ-ücret bilâ-vâsıta bilâ-veled bil-bedâhe bil-cümle bîle (a. a.zf.) arkalan büyük olan kadınlar. 10 şehir [izmir. 2.b. sorup soruşturmadan. intikal etmeden.s.s. Kudüs.zf. (a. (a. (a.) aksine. (a.s.) düşünmeksizin.) irtikap etmeden. Lârisa].) sormadan.b.zf.b. (a. belde'nin c. kendiliğinden. Bosnasaray.b.b. 5. arasız. Çankırı]. (a.zf. (a.) 1.s. kayık küreği. Kahire].zf.) düşünmeksizin.) seçilmeden. (a.s.) sebepsiz. (a. çocuksuz.) isbatsız.) lüzumsuz.b.zf. (a. (a. bildirmeden. gereksiz. doğrudan doğruya.) istisnasız. istanbul. 4. rüşvet almadan.b.) iş'ar etmeden.zf. (a.) elinde olmayarak.b.b.) tahkik etmeden. kesin olarak.zf. (a.zf.

zf. (a.) çözülerek.) delil getirerek. isteğiyle. (a. (a.zf.zf. (a. (a. (bkz.) donarak. dikkat ederek. uyuşarak. (a. (a. yol göstererek. yaparak. (a. gerekli görüldüğü için.) faydalanarak.zf.zf. (a. anlaşarak. sonuçlanarak. tutalım ki.zf.) hakîkî olarak. yaparak.) özenerek.) hizmete alarak. saygıyla. (a.) dileğiyle. (a.) hayırla. meydana getirerek.zf. z. (a.zf. kiralayarak. (a.) diyelim ki.zf. patlayarak. sınavla. ayrılarak. (a. yerini bırakıp giderek.) mahsus.zf.zf. kullanarak.) söyleyip yazdırarak.) açılarak. (a.) kiraya vererek. imzalanarak.) titremez. ağzını kapatmak için.) hükmünden dolayı. bölerek.zf. titremeden.zf. meydana çıkarak.zf.zf.)' kısımlara ayırarak. (a.zf.) iktidar ile. gelişerek. (a. (a.) infilâk ederek. (a.zf) icra ederek. öğünerek.zf.zf.) lâzım olduğu için. (a.) iddia için. (bkz: faraza).zf. (bkz: an-kasdin). (a.bîlek bî-lerziş bi-l-farz bi-l-fi'l bi-l-hâssa bi-l-hayr bi-l-hükmü bi-l-îcâb bi-l-icrâ bi-l-iddiâ bi-l-iftihâr bi-l-ihtimâm bi-l-ihtirâm bi-l-ihtiyâr bi-l-iktidâr bi-l-iktisâb bi-l-iktizâ bi-l-iltizâm bi-l-imlâ bi-l-imtihân bi-l-imtisâl bi-l-imtizâc bi-l-imzâ bi-l-incimâd bi-l-infâz bi-l-infilâk bi-l-infikâk bi-l-infirâd bi-l-infisâl bi-l-inkısâm bi-l-inkişâf bi-l-intâc bi-l-intihâb bi-l-intikal bi-l-intisâb bi-l-irâe bi-l-irkab bi-l-iskât bi-l-isti'câl bi-l-istîcâr bi-l-isticvâb bi-l-istidlâl bi-l-istidlâl bi-l-istihbâr bi-l-istihdâm bi-l-istihkak bi-l-istifâde bi-l-istifsâr bi-l-istihsâl (f.) intikal ederek. (a.zf.) infaz yoluyla.) aynlarak.) bile bile. gerçekten.b.zf. (a.) kandırarak.) uyuşmak. bi-1-îcâb).zf.) imtihanla.zf) birine mensup olarak.zf. husûsî olarak. (a.).) saygı duyarak.) hakkı ile. (a. gösterip öğreterek. cevâbını alarak. (a.i. özenle. (bkz: hassaten).zf.) imza ederek. dikkatle.zf. keserek.) soruşturup.) susturmak. (a.) husule.) iftiharla. (a. yoldan çıkartmak suretiyle. .b.zf. (a. (a. ayartarak. (a.zf. aynlıp tek kalarak.e. (f. ivedilikle.zf. (a. (a. (a.s. icra marifetiyle.zf. (a.) göstererek. yerine getirerek.) aynlarak. (a. uğurlu olarak.) bindirilerek.zf. benzer göstererek.zf. (a zf) haber alarak.zf. (a. (a. dikte ederek.) acele ederek. yararlanarak. liyakatli olarak.) neticelenerek.zf.zf. anlaşmak yoluyla.zf. (a. (a. (bkz: bi-1iktizâ).zf.f) sorup anlayarak. (a ?f) kazanarak.zf. hele. (a.) çatal temrenli bir çeşit ok.zf.b. (a. (a. örnek. elde ederek.) misal. birbirinden diğerine geçerek. (a.zf. seçerek.zf.

) muhafaza ederek.) billur gibi.zf. bozmadan. ister istemez.zf.zf.) maiyyetiyle.) istişare yo luyla.zf. (a.zf. (a.) vererek.) sırası düşünce. (a. adamlarıyla.) değiştirme yoluyla. ruhsat alarak. izafeten). billur. (a.) yazı ile bildirerek.) izzet ve ikbâl ile. başlıbaşına.) nöbetleşe.zf. billûriyye Ecsâm-ı billûriyye billûrîn bi-l-mâ' bi-l-maiyye bi-l-muhâfaza bi-l-mukabele bi-l-muvâcehe bi-l-münâsebe bi-l-münâvebe bi-l-müşâfehe bi-l-müşâhede bi-l-müşâvere bi-l-müzâkere (a. (a.zf.zf.) getirerek. (?f) kimyaca.zf.zf. (a.) keşfederek. (a.zf. (a. kristal [Farsçası bilûr dur]. (a.) konuşarak. istimlâk ederek.zf. (a.) ayırarak.) işgal ederek. elbirliğiyle.zf. (bkz.) Allah için. (a. gerektirerek. (a. birleşerek.zf.zf. (a.zf.zf.zf. billâhi bi-l-lisân billûr billûrî billûrî.zf.) birleşerek.) yüz yüze. (a. (a. açarak. ayırma ile.zf. (a. (a.zf.) müzakere ile.) danışarak. verme suretiyle.s. (a.) beraberce.) sorguya çekerek.zf. (a.zf.zf. (a. (a. (a.zf.) satın alarak. billurdan.) istiklâl üzere.zf.) ortaklaşa.) lüzumlu. . yüzleştirerek.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam. hakkı teslim ederek. (a. karşı giderek.zf.) izin ile.) itiraf ederek.zf. sırasını bularak.i.) karşılayarak. bitirerek. sırasında.zf. (a. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı.zf. danışarak.bi-l-istikbâl bi-l-istiklâl bi-l-istilzâm bi-l-istimlâk bi-l-istintâk bi-l-istirar bi-l-istisnâ bi-l-istişâre bi-l-istîzân bi-l-iş'âr bi-l-işgal bi-l-iştirâ bi-l-iştirâk bî-l-i'tâ bi-l-i'tirâf bi-l-itmâm bi-l-ittifâk bi-l-ittihâd bi-l-ityân bi-l-izâfe bi-l-izzi ve-l-ikbâl bi-l-kalb bi-l-kayd bi-l-keşf bi-l-kimyâ bi-l-kuvve bi-l-külliyye billâh. sırasını getirerek.zf. (a.zf.) istimlâk yoluyla.zf. (a.) tasavvurî olarak.) karşılık olarak. (a. (a. konuşarak. (bkz: müttefikan. işgal suretiyle. bütün bütün. (a.) görerek.) tamamlayarak. uyuşarak.) kim.zf.).zf. (a. (a. (a. (a. gerekli görerek.s. (a.) kaydederek. değişe değişe. i.zf. bir şeyi saklamadan söyleyerek.) konuşmak suretiyle.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili. sırası gelince. müttehiden). konuşarak. (a. (a.zf. (a. konuşarak.) büsbütün. (a. (a.) kim. oybirliğiyle. düşünce halinde. (a.zf. meydana çıkararak. (a. billurdan yapılmış cisimler.

i.a.) lütuf. f. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri.zf.s. (f. hükümsüz.) yapışkan otu.b. takatsizlikle. (f. hoppa adama yakışacak surette. (bkz: bî-hemâl. (f.zf. yüreği katı. hoppa.) lüzumsuz. zayıf.) billurdan.s.a. (f. gerek. bitkinlikle. (a. . hastalıktan yeni kalkan [kimse]. yoksul. mayası bozuk. takatsizlik.s.s. 2. saçmasapan [söz].b. 2. cehennem korkusu.s. yeri gelmişken.) bot. eşi benzeri olmayan.s. bîmârân) hasta.) [gözü] baygın bakışlı olan. satlıcan.) akılsız.a. ürkütücü.b. (f. (a. (a. deliler yurdu.b.) her yönden.s. 1. l. sarmaşıkgiller. üzüntülü. (a.) merhametsiz. akılsız.) anlamsız. (f. bitkinlik. (a. hastahâne. hanımeligiller.hastahâne.) çok sıkıntılı ve üzüntülü. 2.i. (f. sayrı.b. bîmâr-hâne).s.b.) korkutan. (bkz: havf).s. ürküten.i. yurtsuz.) . kötü yaratılıştı.) halsiz.b.a. korku.s.) 1. (bkz. tımarhane.s.s.) mânâsız.b.) bütün. f h s) manendi.s. güçsüz.) hesapsız.). (f.b. (f.) hastabakıcılar.b.b. (f.s. bed-sîret. (a.b.a.) zâtülcenp.i. halsizlik.i. (f.s. bîmâr'ın c. can korkusu.) maksatsız ve günahsız. (f.) beyinsiz.b. takatsiz.bilsâm bilsâniyye bilsikâ' bi-l-umûm bilur bilûrîn bi-lutfihî bi-lutfihî teâlâ bî-lüzûm bi-l-vâsıta bilve bi-l-vekâle bi-l-vesîle bi-l-vücûh bîm bîm-i cân bîm-i dûzah bîm-i ta'ne bîm ü ümîd bî-magz bî-magz-âne bî-maksad ü bî-günâh bî-ma'nâ bi-ma'nâhü bî-mânend bîmâr bîmârân bîmâr-ciger bîmâr-çeşm bîmâr-dâr bîmâr-dil bîmâre bîmâr-hâne bîmâr-hîz bîmârî bîmâr-istân bî-mâye bî-meâl bî-mecâl bî-mecâl-âne bî-mecâlî bî-mekân bîm-engîz bî-mer bî-merâ bî-merhamet (a.) vekâlet ederek.b. (f.s.) billur.) bu vesile ile. kerem ve inâyetiyle. tımarhane.a. akciğer zan iltihabı.) 1. (f.b.) riyasız. (f. 2.) güçlükle.f. dermansız. 2.i.) yine o mânâya. (f. fr.zf.(bkz: bîmâristân2).zf.s.) vâsıta ile.a. (a. (f. hep. (f h s) hastabakıcı. bed-tıynet).) Allah'ın inâyetiyle. (bkz. 2. (a.zf.b.s. (f. (a. hasta. güçsüzlük. belvâ). yersiz.i.) 1.b. (f. (a. yine o anlama.i.i. (bkz. bîtâb).b.s. (bkz. soğulup sayılma korkusu.pleuresie.b.a. 2. bî-nazîr).) 1. (a. (f. billur gibi.) 1.s. (f. korku ile ümit.) hastalık. (a.s.c.zf. tehlike. * araç h. azarlanma.zf.s. (f. sayısız. kararsızlık. (f. bitkin. serseri. (f. mânâsız.) gönlü sıkılmış. (f.

(bkz.) bundan dolayı. bîpervâ). (f.b.s. dayanma. (f.a. (f.) bundan dolayı.b.zf. (f.) -den dolayı. sebepsiz.b.b.) kalbi.b. isnâd).) 1.) şefkatsiz. 2. sevgisiz.b.a. lâzım (geçişsiz).i. (f. yapı. lûtufkâr. talihi kapalı.zf.b. tuzsuz. -için. insaniyetsiz.i.).a. görücü. (a.) -e. dürbün. 2. dayanarak.) 1. i. 2.b. netîce olarak. görücü. mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap. kulak tozu [aslı bünâgûş dur].f.b. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. benî) oğul. (a.s. (f. talihsiz.) 1.i. (a. neticede.b.s.) eşsiz.) . saygısız.) manevî görüş. nefisle. (f. (f. gören. büyün) bölge.) adsız.b. bu sebepten. (a.) 1.a.a. bunun üzerine. 2.) tatsız.s. sayısız. vefası. (f. beynamaz.) nasipsiz. başına kalkmayan. namaz kılmayan. engel. namazsız. basiretli. dalış. müteaddî (geçişli). gr.s.s.a.) mûcipsiz.b.f.a. kayıtsız. inşâatı kontrol eden kimse. (f.c.b.) emsalsiz.bî-mezak bî-meze bî-mihr bî-mihr ü vefâ bî-mikdâr bî-minnet bî-misâl bî-mûcib bîm-nâk bî-muâdil bî-mübâlât bî-muhâbâ bi-mübâlût bî-müdânî bî-mürüvvet binBin-netîce Bin-nefs bin bîn -bîn Dûr-bîn binâ' binâ emîni binâ-yi ilâhî bînâ bînâb binâber binâberîn bînâ-dil binâen binâen-alâ-zâlik binâen aleyh binâ-gerde binâgûş bî-nâm bî-nâm ü nişân (olmak) bî-namâz bî-namâzî bî-nasîb binâvend bînâyî (f.) korkmuş. (bkz: bî-nazîr). yapılarak. (f.zf. (a.s. ev.b. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf].s. (bkz: binâen-alâ-zâlik). adı sanı kalmamış (olmak). sakınmadan. (bkz: binâberîn).) dikkatsiz.b. kulak memesi.) çekinmeksizin.b. kadınların aybaşı hali. 5.b. kurma. görücülük.s. (bkz.i.) namazsız. gören.) kurulmuş. (f. yapısı. benzersiz.i. (f. (f. (a. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar.s. (f. sevgisi olmayan.c.) mâni. (f. eşi bulunmayan.zf.s.a. (a.a. mıntaka.s. (a. yok yere. 2.) 1.s.). yapma.s. 2.b.c.b. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.i. uzaktan gören. (a.s. (bkz. binâberîn).) zevksiz. göz. (f.a. (f. (f.çekinmeden.e. uzgören. sansız. . bunun üzerine. meçhul (edilgen). hakikati kavrayan.) bunun üzerine. tat almaz. 'önemsiz.s. (f. (bkz: bî-mubâlât) (f. -den ötürü.s.s.s.s.a. benzersiz. beynamazlık.) eşsiz. ebniye) 1. (f. (bkz: bi-nevend). 4. bundan dolayı. 3. (f. -de. mürüvvetsiz.s. Tanrı binası.

(f. içinden. ayrılığın nasipsizliği. işâretsiz. (f.a. (bkz: ebedî). 3. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir].bînâyî-refte bî-nazîr bincişk bincişk-i züvân bînek bî-nemek bi-nefsihî bî-nemekî bînende bînendegî bîneng bî-nesak bî-nevâ bî-nevâ-yı firâk bî-nevâyî binevend bingân bingere bînî -bînî Âkıbet-bînî bî-nigâh bî-nihâye bî-nihâyet bîniş bî-nişân bî-niyâz bî-niyâzî bi-n-nâr bi-n-nefs bi-n-netîce bi-n-nisbe binsır.i.) nisbetle. [insanda ve denizde]. akıllı. görmez. .i.]. (f. tuzsuzluk. (f.i. görünmez. (f. (üzümün kızı) şarap.) nişansız. bir dereceye kadar. yoksulluk.b. lezzetsizlik.) 1.) sırasız. nasipsizlik.burun.s. sonu görürlük. (f.b. [Arapçası "fincan" dır. iki yaşına girmiş dişi deve.b. basîretkâr).) iğe sarılmış pamuk ipliği.b.) belirmez.s. (a.s.) nihayetsiz. yüzük parmağı. (bkz: müstagnî). ihtiyaçsız.) manî.) l .s.i. 2.i.i. (f. kadeh.) serçe kuşu.) fels. meç.s. (f.i.s. (bkz: bi-nâvend). (bkz. görüş.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör. kâse.) zenginlik. görebilme. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. (f.b. (bkz: bi-z-zât).s.i.s. (f.a. 4. (f.) görürlük.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek.s. kendi kendine.i. tatsızlık.s. sessizlik. 2. sükût. (bkz.b.b. bot. fakirlik. tükenmez.) namussuz. benât) kız. (a. tatsız.s. görme kabiliyeti. zavallı. uç.) 1.) 1. ilerisini düşünen. (f. (f. (bkz: hadeka). spontane. lezzetsiz. uyanık. tas.a. engel. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası.s.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak.) tuzsuz. yakar-masız. (f. düzensiz.b.b. çaresiz.) nihayetsiz. (a.).) ateşle. (a.zf. 2.) kendisi. (f.2. 2. uğursuz.zf. (f. kendi kendisi. (f. (f. bî-misâl).c. (f. (a. gözbebeği. fr. görücü.i. vefasızlık. nursuz.b.s. dağ tepesi. (f.) l. 2. uzak görüşlülük.b. (f. (a. yayın ele alındığı kısmının ucu.) nasipsiz.s.) bakımsız. mülakat. sonsuz. fakir.b.i. (bkz: usfûr). rezil. (f-i. 3. Osman kızı Ayşe. 2. 2. kendiliğinden.s.b. (f. (a. sonuç olarak. tatsızlık. binsâr bint Ayşe bint-i Osman bint-i ineb bint-i mehâd bint-ül-cebel bî-nûr bî-nümûd (f-b. gören. sonsuz.) 1.) 1. (dağın kızı) aksiseda. (bkz: piyâle). muhtaç.zf.zf.) 1.) yalvarmasız.

b. bîrâne bîrâste birâz birâz birâzbân. aforoz veya sürgün.i.) fazla dallan kesilmiş. ahret veya din kardeşi. yolsuzluk. karşı karşıya döğüşme.i.b. oysuz.) üveyi kardeş.b. dermansız. (f. (f. (f.) 1.b.) -ile. çıkmaz sokak. (a.s.i. müzik bilmeyen okuyucu..) renksizlik. i. i. (f.i. düşüncesini söylemeyen. erkek kardeş. (f. (a.) 1.) arsız. arsız. dökük. meç. -ederek mânâsına gelip. (a. (f. tas. pirinç [mâden].) kardeşe mensup.) kardeşçe.s.b. kalbsiz. (f. kardeşlik. rakabet ederek.) 1.[asıl ve mecazî mânâda].i. süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar].) damarsız.a.i. yolsuz. (f.) merhametsiz.) kolsuz. bünye).s. (a. harap. (f.b.a.) kardeşliğe kabul edilmiş kimse. âbâr) kuyu.b. (bkz: bercîs1).kelimeleri zarf yapar rica ile. (f. kardeş. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır]. utanmaz. yol bulunmayan sapa yer. (f.s.i.) kardeş çocuğu.i. kilim.c.) savaşa atılma. birâzvân birbâs Bircîs bîreg bî-reng bî-rengî bi-resm bî-revgen bî-rey bî-reyb birîg birînc birincâsb (a.s.) 1.e. (f. münasebetsiz ve kötü yola sapan. döşek. 2.s. (f. 2.i. renksiz.s.i.) az şey.) kılıç. (f.) 1. nefiy. 2. 3. pilav. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. ihtiyar. 2.i. (f. soysuz.) çekinmeksizin. pîr.b. (f.) üzüm salkımı.s.i.b. (f. hanende. susuz. seccade.s.a. (f.i. 2.) bot. (a. budanmış [ağaç]. (f. (f. . hah. (f. dostça. (bkz: birincâsf). (f. (f. başarısız.i. güçsüz [kimse]. 2.i.b.a. ilâhî cevher. yıldırım. 2.binye bî-pâyân bî-per ü bâl bî-perde bî-pervâ bir Bi-r-ricâ bi-r-rakabe bi'r bi'r-i muattal bi'r-i zemzem bîr bîrâd birâder birâder-i can-berâber birâder-i mâ'nevî birâder-i rızâî birâder-âne birâder-enger birâder-hande birâderî birâder-zâde bî-râh. (bkz.s.b.) derin kuyu.) resmî olarak. çok yakın dost. viran.). (bkz: bî-muhâbâ).s. dost. 3. Mekke'deki zemzem havuzu. (f. renksiz. kanatsız.b.) yağsız.) 1. (f.) yıkık. yatak. (f-b-s. biraz.i.zf. reysiz. yeğen.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. 2. (a.) 1. pirinç [hububattan]. taslak halinde bulunan resim.i. sakınmadan.) 1. ahret kardeşi.) sonsuz. bî-reh bî-râhe bî-râhî bî-rahm bîrân.b.s.s. tükenmez. (f. körkuyu.zf.) şüphesiz. (a. (f.s. 3. âdet olduğu gibi. örtü gibi şeyler.) 1.

bir benzeri olmayan. Misk otu.i. koyun otu. (kar döşeği) karla kaplı olan yer. yeşillik. kâinat. (f. [hafifletilmişi "birûn" ].b. selâmlık odası.i. tava.) yüzsüz. (f. (a. (a. (f. (a. yalancı zümrüt. (a. suyoncası denilen. yüzsüzlük. hâriçte.) bot.a. alm. (f.).b. yeryüzü.) . fr.i.s. s.) at kestanesi. göğüs. (a. (bkz.s. (f. fazla. 3.i. dünyâ.i. lât.) 1.) etek öpme.) hayâsızlık. bisât-ı kevn ü mekân).i.) bot. varsam.b.) selâmlık dâiresi.) kızartılmış.) .s. büsre). yeryüzü. Armoise miskotu. (a.) riyasız.i.a.i. (a. (f. (f.i. yalansız.) sabırsız. şeytanboku. (f.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. (f. bîrzî bî-sabr bî-sâmân bî-sân bî-sânî bisâr bisât bisât-ı arz bisât-ı berf bisât-ı felek bisât-ı hâk bisât-ı kevn ü mekân bisât-ı satranç bisât-ı bûsî bî-sâz bi'se Benât-ı bi'se bi'se-l-masîr bî-sebât (f. (f. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu.s.i. (f. büyük belâlar.i. kasnı. bot. bî-sânî). keçe.b. (a. 2. fr.a. [acı ve kokulu bir sakız]. talihsizlik. yonca. yeryüzü.e) "ne kötü.s. değersiz yeşil bir taş. Beifuss miskotu" dur]. bisât-ı hâk). 2. benzersiz. sermayesiz. bürsen).) bot.birincâsf birişte birîşüm bî-riyâ birke birkıl birnîs birr birr ü takvâ birsâm birsân birsîm birsîm-i mâ' bî-rû bî-rûh bîrûn bîrûnî bî-rûyî bîrûz bîrûzec bî-rûzî biryân biryân-ı muhallâ bîrzed. ne çirkin" mânâsına gelir.) 1. (f.s. büsre'nin c.) kısmetsizlik.i. ve i. (bkz: bisât-ı hâk. bîrze.s.a. yaygı.) cansız. bağışta bulunma. minder. dış. ne fena. çocuğun ana ve babasına itaatli olması.) gerekli eşyası bulunmayan. (f. dönek. dışarıda.) ikincisi olmayan. (bkz. çimen. 3. küçük göl. (f.) parasız.s.b. 2. (f. anaya babaya itaat. cehennem. hayır. nane ve piyazlı kebap. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir]. (f. 2. busat) kilim. "zemberek" denilen bir harp âleti.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma.i. hallucination.) firuze. zümrüte benzer. satranç tahtası.i.i-) 1.i.s.a.) kısmetsiz.b. (f.) sebatsız. . (bkz . gökzümrüt. zf. sarı çiçekli bir ot. gölcük.i. (a.a. el etek öpme. (f-i-) l. (bkz: bisât-ı felek. döşeme.dışarı. olmayan şeyi varsayma. züğürt [kimse]. büyük havuz. tüfek. haricî. afetler.a. (f. (f. yabanî karanfil. tere.s. arsız. iyilik.) 1.c. (a. güzellik.s. 2.s.

(a. utanmaz [adam].) suhuletle. intizamsız..i. çok kimseyi tanıyan.i. (a. i.b.bî-sebeb bî-seher bî-semen bîser.s. arsız.) durmaz.b.s. (a.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar.) çokluk. durmayan.s.) boş. bol meyveli. (f.s. hareketten kalmaz.s.) kıymet.i.) gönderme. (f.s.e. ipe sapa gelmez [söz. (f.) küstah.) çıraklara.) vücudu sivilceli olan [kimse]. yok yere. yirminci. adıyla.s.) mercan [taş]. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret.i.a. sefil ve perişan. ziyâde.i. Peygamberimizin gönderilişleri. gök. hayvan kesilen yer.) sebepsiz.) çok konuşkan. (f.b.b. v. değer. (f. düzensiz.) arkadaşı çok olan.s. (f.) sivilce. (a.i. artık.) gevşek. (f.) sabahsız.b. savruk. (f. . ne cesiz.b.) salhane.a. (f. (bkz: besmele). (bkz: bi'set-i nebeviyye).b. (bkz: perûş).i. eğri.i. bismil-geh bismillâh bismil-şüde bisr bisre bisBi-s-suhûle bism-i şâh bi-s-suhûle bîst bîstâh bistâm bistâr bister bîstgânî bistûh bistüm.a. (f.) boğazlanmış. (f.i.a. hareket].) kesilmiş.f. başıboş olanlar.i.). sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ. (bkz: büsut). Çin'de yetişir zehirli bir ot.s. 2.) yatak. (f. faydasız. (f. (f.s. (f.zf. cılız.) 1.s. bıldırcın otu denilen. (a.b.) çok.s. âşık Ferhad'ın. boğazlanmış hay (f.) ["bi+ism" den] ismiyle.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar. 2.) 1.) başsız. (f. gökyüzü.s. (f. (f-b.) yirmi 20 (f. başsız. beceriksiz. çok tembel.zf. bîserek bî-serân bi'set bi'set-i Muhammediyye bi'set-i nebeviyye bism bismil bismil-gâh. (a. edepsiz. zayıf [adam]. döşek.b.) âciz. (a.b. (f.). suhuletle. çarpık.i. bîstümîn bî-sûd bisut bî-sükûn bîsütûn Çetr-i bîsütûn bisyâr bisyâr-ber bisyâr-gû bisyâr-husb bisyârî bisyâr-kes bîş (f. bîsere bî-ser bî-ser ü bûn bî-ser ü pâ bî-ser ü sâmân bîserâk. kolaylıkla gibi.s. kolaylıkla.s. (f . paha biçilmez.s. (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.b. (a. (f.zf.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır.s.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu. (a.s.

fareye benzer küçük bir hayvan.) ormanlık.i. ederek mânâsına gelip. kazma. i. amorphe. kim. sayısız. tasa.) 1. sabrı tükenmiş. tutsak. bot. (f. (bkz: bî-gümân). [eti panzehir olarak kullanılırdı].) 1. tanzîm ederek. düşünmeden. 2. fr. pek çok. küskü.a. (f.i.s. bıldırcın otu ile beslenen bir fare.i.) şuursuzca.s. halsiz. becerikli.s.s. (bkz: bî-mecâl).s. rastık. 4.) 1.e.) 1.) lekesiz.) fels. asalak.s.e. (f. (f. tanzîm ile.a.) 1. meşelik.) şüphesiz.a. çiçek. uyanık. eksiksiz. bişkel. (f. pahalı.) takatsizlik.) şuursuz. (bkz. değerli. esir. bişkele.i. kaya koruğu.) 1.s. değiştirerek. (f. . (f. (bkz: tufeyli). bişkene (f.).i. *kesîn.a.b. akıllı. bişkene). 4.) bitkin bir halde. (f. dermansız. 2. (f.i.i. (f. saçı. (a. 3. 2. sazlık.s.) hadsiz. (f. (f.i. (f. bişkele).zf. meşelik.s. benzersiz. (bkz.b. i. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap. çevik.) utanmaz.sazlık. saygıdeğer kişi. beşaret).i. heybetli ve muhterem.b.s.i. (f. benzeri olmayan.s.) kuvvet ve iktidar sahibi. gaseyan. düşüncesiz.) kuvvet. eksiksiz.s.) 1. i.). eğri anahtar. kusursuz.) bitkin. tedbirli. 3. (f. tutan ve saçılan şey. 2.i.s.kelimeleri zarf yapar. idraksiz. (bkz: bişkel.s. yorgun.a.) sığıntı.).) kusursuz. dağınık. balyoz. (f. zool. 4. halsizlik.a.) yüksek fiatlı.) buruşuksuz.b. (a. kendi gelen. (f. 2. kusma.biş-i behâr bîş-i mûş bîş ü kem bî-şâibe bişâr bişâre.) orman. (f. (f.s. gam. (bkz: galî). tutuş. i. altın. sabırsız. uzun boylu [adam]. Allah. (f.. (f. bişâret bîş-bahâ bîşe bî-şebîh bî-şekk bî-şekl bî-şerm bî-şevâib bîşe-zâr bî-şikîb bişing bîşî bişkel bişkele bişkene bişkûfe bişkûh bişkûl biş-mûş bişpûl biştâm bîş-ter bî-şübhe bî-şümâr bî-şuûr bî-şuûr-âne bitBi-t-tagyîr Bi-t-tanzîm bît bî-tâ bita' bî-taayyün bî-tâb bî-tâb-âne bî-tâbî bot.a. 2. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. (f.b. (f.) adı sanı belirsiz. daha çok. s.) daha fazla.i. ihtiyatlı. şekilsiz.b. fazla ve eksik. gıda. burgu. varyoz. gümüş kakmalı işlemeler.) perişan. (bkz: şü-kûfe).b.s. (bkz. (f. (a.a.s.) şüphesiz. 5.i.s.) -ile. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. (f. h. 3 kuvvetli.) 1. 2. (f.zf. (f.b. kıymetli. kasavet. (a. 2. (f-b.) fazlalık.b.a. kıvırcık saç.b. 3. (f. koyu şıra. (f. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı]. işe düşkün.

poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde. bevvân). bivâbet (a. bî-tedbîr (f. tasarlayarak. bî-tarafâne (f. büven. (bkz: bevân.) etrafıyla.) tarafsız. tutuklanarak. boş. bi-tamâmihâ. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul. bi-t-tahkîk (a.) güve. bî-tâk (a.a. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a.s. talaş. geceleme. hareket ettirerek.s.) derece derece. işe yaramaz.). bîtet (a.a. menfaatsiz.) yoluyla. zf. (bkz: bîver).s. bi-t-tarîk-it-temsîl (a.zf. bivân (a. çaresiz.) te'sir ederek. bi-t-tav' (a. ayırma yoluyla. gece kalma.i.zf. zf.) kusuru.b. bitlâb (f. nâ-be-hengâm. bî-taraf (f. keder.a. bîvâr (f. sıkıntı.zf.a. bi-t-tedrîc (a. haydi haydi.zf. ebvine). (bkz: beytûtet. hepsi.) tamamıyla. bîte). bi-tarîk-il-evlâ mant. bi-t-tesâdüf (a.i. bî-tâil (f. bityâre (f-i-) elem.b. bi-t-tevkîf (a.) gece kalma.) istek ile. gecele-yiş.s. bi-t-tahrîk (a. kışkırtarak. (bkz: beytûtet.) tevkif edilerek.) tecrit.) ibâdetsiz.s. (bkz: takat).bî-tahammül (f.) tamamıyla.) güçsüz. bi-t-tasmîm (a. cü.zf. kışkırtarak.s.) takatsiz. bî-vakt (f.) tarafsızca.a.) "onbin" sayısı. kimsesiz.i.) tesadüfen. kesinti.zf. tamamen).s.) vakitsiz. (bkz: bit-tişvîk).zf.zf.i. bî-takvâ (f. tabîî olarak.zf. bi-t-teâdî (a.) zulüm ile. .) âciz.a.cü.b.i.zf. rastgele. takatsiz. *etkileyerek.) ufak parçalan. azar azar. bîtet).) benzetme yoluyla.) teşvîk ederek. garip.) kurarak. bi-t-tafsîl (a.s.i.c.) 1. biûza (a.) tahammülsüz.) hurma çiçeğinin kapçığı. bi-t-tab' (a. bi-t-tamâm (a.i.a. bi-t-teşvîk (a. bi-t-tavassut tediye eko. günahkâr. uzun uzadıya.zf.) tahkik ile. nâ-bemevsim). oynatarak.zf. (bkz. bi-t-tavassut kabûl eko. bi-t-tarîk (a. bîte (a.s. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a. araştırarak.) sivrisinek. 2. bî-tâkat (f.s. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın. bi-tamâmihî (a. tomurcuğu.b.) tabiatıyla. kesilen bir şeyin ufak bitke (a.zf. bitke-i haşeb tahta parçası.) Allah'ın takdiriyle. bîvâre (f.b. aforti-yori. bî-taksîr (f. bi-t-te'sîr (a. güçsüz. bityâr. tahkik ederek. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi.a.i. (bkz: bi-tamâmihî.a. (bkz.zf. bevâbet). hakkı ve kanunu çiğneyerek.s. tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına. uygunsuz. bîv (f. eksiği olmayan.zf.) faydasız.) geceleme. teşvik ederek.) tedbirsiz. (bkz: bi-t-tahrîk2). dayanılmaz.

cimri.s.) . -rek mânâsına gelip. sermedi).i.s.b.) hekimlik. câvid. gibi. bi-z-zevât) kendi.s.c. 2. tarayan. mahrum.b.b. küskün. kuyruksuz. (f. doktor. âşık hilesi.b. ziyaretle..) dul kadın. (a.) bezginlik.b.) 1. (f. (a.b. zarurî olarak. c. anoure. cerrahlık. . dönek.) ister istemez.i. usanmış. geveze [adam].i. (f. kıyafetsizlik. kavun karpuz.) ziyâsız. (bkz: bi-n-nefs). zikrederek. (bkz: ebedî.i.a.i. (f. çenesi düşük. büyâh) ufak balık. (bkz: bezle). sermed.) kocasız kadın. (f.b. câvidân. (f.) lâtife.s. sonu olmayan. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.s.) sebebsiz.) 1. (f. (f.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma. küskünlük. (f.s.) fakirlik.bî-vâye bîvâyegî bîvâz bîve bî-vech bî-vefâ bî-vefâyî bîvegî bî-vend bîver bîve-zen bî-vukuf bî-vücûd biya' biyâet biyâh bizBi-z-ziyâre Bi-z-zikr Bi-z-zarûre -bîz Fitne-bîz bizâ' bî-zâd bîzâr bîzâre bîzâre-i bîdâre bîzârî bi-zâtihi Müteharrik bi-zâtihi bizâz bî-zebân bî-zeneb bî-zer bî-zevâl bizh bizişk bizişkî bî-ziyâ bizlâh bizle bizle bi-z-zarûre bi-z-zât bornûz bostân (f. biyâât) satılık mal.) vücutsuz.s.i.a. bürnüs).) gündelik elbise. (f. büzûzet).i.b. fr. (bkz. (f. (a. (f.b.a. (f. (f.c.i. (f. azıksız. (bkz: bezâzet.s.i.) hekim.) kollu ve başlıklı hamam havlusu.s. fitneci. 2.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara.i. perişanlık.i. (f. kabul.s. karanlık.i.s. (a.) -e. muvafakat. dul.) hîle. (a.) 1.i. (a. (f. hayırsız.c. kalburdan geçiren. bî-zebânân) dilsiz. desîse. (bkz: savâmi).a.) kiliseler. ile.b. 2.a.a. bîvâr). (a.) vefasızlık. (f. yarasa.s. (a. al. bıkmış.s.s. kendi işler. (a.b.i. şaka.) durmayan. hasis.) eleyen. (bkz.a. nasipsiz.) dulluk. entrikacı. (a. (bkz: bi-cişk). bûstân).) zahîresiz.i. (f. (bkz.i.s. (f.) behresiz.zf. (bkz: huffâş). (a. vefasızlık.kelimeleri zarf yapar.) vefasız. (f. otomatik.) rahatsız.s. (a.) pejmürdelik.i.) zool.i. (a.i. bîa'nın c. (bkz: beyâh).e.b. kendisi.zf) kendiliğinden. sebze bahçesi. (a. (f.b. (f. pinti.zf.). (f.a.) zevalsiz.) gadir. ışıksız. altınsız. (f.b.s.

(a. fr. nefret.) ıraklar.) koku.) kin. râsıdın gözünde meydana gelen açı.) semizotu.i. (a.) küçük deniz. boy u t. (bkz: eb). (a. 2. odak uzaklığı. (f. serkeşler. buğu buhara mensup buğu ile ilgili (a. (bkz.i. erkek baykuş. astr.i. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü. (f. uzaklar. astr.i.i.i. distance zenithale.) 1. var yok.i. sevmeme.) haksızlık edenler.i.) saha.i. varsayılan uzay. ansızın gelen yağmur. pintilik.c. 2. aralık. bûbürdek bu'd Bu'd-i mesâfe bu'd-i beyn-el-hücrevî bu'd-i mizvâ bu'd-i mücerred bu'd-i nîreyn usûlü bu'd-i kutb bu'd-i mihrâkî bu'd-i mümass bu'd-i müzevvâ bu'd-i semt-ür-re's bûd bu'd ü nebûd bu'dân bûdene budha budû' bûd ü ne-bûd bû-fürûş bûğ bugas bugat buğrâ buğz bûh.) koku satan. (f. fr. (bkz: adavet). bûhe buhak buhalâ' buhâr buhârî buhayre buhayre-i dem'iyye buhbûha buhl buhle saray teşkilâtında. çil [kuş]. turna kuşu. 3.geo. omuzda.i.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı. bâgi'nin c. (f.' (a. başucu uzaklığı.i. râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında. uzaklık.) cimriler. çakır doğan. tamahkârlar. bahîl'in c.) 1. espace intercellulaire. (f. *açı uzaklığı.i. dis-tance polaire. anat. mat.i. 'teğet uzunluğu. eb'âd) 1. âsîler. (a. gözyaşı pınan. ağır ve pahalı ev döşemesi. (a. mat. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı.) cimrilik. (a. 2.i.i. (f. ba'hl. 3.b.) kucakta. (f. distance angulaire. meydan. (a. (f. (bkz. avlu. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını.i. anlama.) bülbül (bkz: andelîb.i.) 1.i.) 1.i.) l. fiz.) leş yiyen kuşlar. buhûl).) orta yer. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler. fr. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. selva). kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. bostâniyân bölükât-ı seb'a bû bû buâk bûb bûbürd. hezâr). şiddetli ses. can sıkılma. (baîd'in c. 2. göze arası boşluğu. anat. pintiler. 2. (f. şiddetli sel.i. (a.) 1.i.a. fr. (t.) varlık. (a. (a. 2.) insanın bütün malı ve eşyası. alan. kutup uzaklığı. astr.b.i. saha. fr. 2. .i.bostâncıyân. göl. haykırış. (bkz: bûy). (a. (a. bıldırcın. fr. (f.) baba. varı yoğu.) erkek kurt. distance focale. bostancılar. longueur de tangente.b. elsıkılığı. gidilen yolun uzaklığı.i. top.i.

pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek. bür'ûme). kritik sıcaklık. s .i. 3. a.f. musibet. deprem. 2. kabine buhranı. kriz.) gök gürültüsü. (a. meç. belâ. (a. bûmehin (a. (bkz. belâ baykuşu. yer. (a. bir işin tehlikeli.) izdiham. bûnbâr bûme bûmehen. (f. bahr'in c. yalan söz.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait. (f. bağırsak. sıçan büyüklüğünde bir hayvan.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar.i. düdük. tütsülük.) yer yer. (bkz: ra'd). obur. düşüncesini. (f. leke. (a. meç.) 1. tabîat. ("ka" uzun okunur. koyun bağırsağı. yer. kalabalık. izinde olanlar. fr. kalabalık. bot.i.) 1. 2. toprak.) boru. i.i. 2. (a. tomurcuk.) sebzeler. (a. baykuş.i. büyük yapı. (bkz: bahte).h. benek.i.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda. konca. mahdum). bürûm.) 1.i. (f. yer sarsıntısı. ("ku" uzun okunur.i. ebhur). dağınık.i.i. (f. buhtûr Buhtunnasar buhû' buhûh buhûl buhur buhûr buhûr-i meryem buhûr-dân bûjene buk buk'a buk'a buk'a bûkalemûn bukkarî Bukrat bukratî bukratiyyûn bukta bu'kûke bu'kûket-üs-sayf bu'kûket-üş-şitâ' Bukul bu'le bûm. (f.i.buhrân buhrân-ı ceyyid buhrân-ı kâmil. âfet. tavşankulağı.) denizler.i. 2. kışın zemherirdeki hali.) 1.s. bûmhen). hastalığın en ağır zamanı.i.i. memleket memleket. (a.s. 2. (a.i.) zool. kıyma. (bkz: bihâr. (a. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse.zf.i.) zool.) alçakgönüllülükle hakkını isteme. cemâat.) oğul. henüz açılmamış çiçek.) cimrilik. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı. (f.s. (bkz: bahûr-dân).h. (bkz: ferzend. (bkz: ekûl). (a. sürülmemiş tarla. (a. (a. (a.) 1. yurt.i.s. huy. cyclamen.i. (a. buhl). yeşillikler. iki hörgüçlü deve. bakl'in c.) 1.i.i.c. a. .) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis. 2. fiz.i. siklamen.) çok yiyen. baykuş. (f-i-) 1. (f.) 1. (a. hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet. 2. buhrân-ı mahmud buhrân-ı redi' buhrân-ı vükelâ buhran sühûneti buht buht buhte buhtû.).) ses kısıklığı. bıka') 1.) zool. 3. (a. yaz mevsiminin en sıcak zamanı. (bkz: bahl. ülke. (bkz. perişan.c. 2 . toprak. otlar. (a.i. ebhâr. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen. güruh. nöbet.i. karışık bir hâl alması. bûme bûm-i musîbet bûm bûmbâr.) tütsü. hastalığın fenalaşma nöbeti. onunla ilgili. 2.

parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.) çok cins olan dişi deve.i. (f. 2. dip.i. 3.s. (f.h. fıstıkî renk. burç).b. Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek.) bir altın para. f. burc-i âzerî burc-i bâdî burc-i eşref-ahter mîzân burc-i Delfîn burc-i evliyâ burc-i hûşe burc-i Süreyya Burc-ül-Esed burcâs burcuma bûre bu're burha bûriyâ bûriyâ-bâf burûc burûc-i isnâ aşer burût Burzag bûs. hisar çıkıntısı kule. burc'un c.) parmak boğumu. sulu burç. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi. 2. 2. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr.s. ateşli burç. Esed (Arslan). Akrep.i. 1) Sünbüle burcu.i. (f. ufak ve yuvarlak tane. 2. (a. Delv. fr.hasırcı. Arslan takımyıldızı. kale. çukur.) 1.i.i. nihayet. Terazi (Aquarius) burcu]. hedef.) hisarlar. Esed.i. (a. Hz. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde. 4. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri. tüfek kurşunu. (f. meç. (f.i. (f.s.) bıyık. (f. i. (a.) öpen.) . (bkz: büste).i.c. (bkz. astr. güzelin ağzı. yuvarlak bina. havalı burç. Mizan. Cedy.) 1. 4. (a. i. (Güneş medarının) on iki burcu. etine dolgun delikanlı. (a. [bunduk kelimesinden gelen bu ad.i. kolay. Yunus. öpme ve kucaklama.i.) 1. delikanlılık çağındaki neşe. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir.i. (f.i. Sevr.i. sülün. doru.s. bûse bûs ü kenâr -bûs Dâmen-bûs (f. . etek öpen.) hasır dokuyan.) hasır.bûmhen bûn bunduk.i. [Seretan.) 1. Cevza.s. (a. burûc) 1.i. [Cevza (ikizler). kızıla çalar at. zool. 2) Arslan burcu. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır]. Akreb. bûmehîn). teberzed).i. 3. 3. (a. i. (f-i-) öpme. nebat şekeri.i. (a.i.i. öpücük. i. (bkz. auphin. 2.) yüksekte bulunan nişangâh. Seretan.) 1. Hut (Balıklar) burcu].) Tatar oku. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı.) Hz. bûmehen.) bulgur.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse. 2. (a. (a. bunduka bunduk Bundukî bundukiyye bûr bûr Burâk Burak-ı Cem bûrânî burbûr burc burc-i âbî burc-i âteşî. Bağdat şehri. (a. (bkz. öpüş.) 1. (a. çölde çukur biçiminde yapılan ocak.) fındık. rahim. Kavis (Yay) burcu]. (bkz: ber-zûg). uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu. astr. [Hamel (kuzu).) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. Kavs. Sünbüle. [Hamel. haşlanmış buğdayın döğülmüşü. temizlenmiş koyun bağırsağı. kuleler. (a.

s. beyhûdelik. (f. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer. keçe yaygılar.) öpmek.b.) terler. (f. dal ve yapraklan yerlere yayılan. sebil v.) şapır şupur öpüş. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen. alan.i. (f.) 1.i.s.) zool. (a.s.b. boş oluşu.b. döşekler.) ufak ve parlak bir böcek. etek öpme. (f. .i. haksız. sol kanncık. (f. (f. bûse-geh). sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş.b. (f. (f.) bostana ait. anat. bûstân-fürûz). (bkz. kökünden çıkar çıkmaz.). gövdesiz ve kısa saplı nebatlar. (f. (a. öpen.i. 2.i. dâvanın esassız. s. (bkz: bostan.i.b. bûse-geh bûse-lik bûselik-nevrûz bûsende bûse-rübâ bûse-şikesten buseyle bûse-zen bûs-gâh bûsî Dâmen-bûsî Dest-bûsî bûsîde bûsîden bûsîr bûsiş Busm bûstân bustân-bân bûstân-efrûz bûstân-fürûz bûstânî bûstân-pîrâ bûstân-serâ busu' bu'sûsâ bûş butayn butayn-i eymen butayn-i eyser bûte butha butîmâr butlân butlân-ı da'vâ butu' (a.s. (f. basî'in c.) bot. (f. bûse-çîn). (bkz. (a.) kilimler. muz. bâtıllık.m.busat bûse-câ bûse-çîn bûse-gâh. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden.i.i.b.) iyi huy. boşluk. (bkz: bûse-gâh.i. (f. (f. pûselik). (f. bûstân).i. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap. butûl).b. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip. (f.i.) gecikme.i. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot.) öpülecek yer.i.b.) öpülmüş. 3. çeşme.i. mezartaşı. minderler.) öpecek yer. bisât'ın c. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen. sağ kanncık.i. el öpme.i. (f.) öpen.) "bahçe süsleyen" bahçıvan. (a. bahçe.) -öpücü. kapan.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık.b.i. tatarcık. küçük karın veya göz.) buse. busende). pota. (a. (f. anat.i.) bahçe içinde bulunan köşk.i.) bot. (f. Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri.s. (bkz: bûse-rübâ).) hastalanan koyun. (f. (f.i.i. öpücük alan.b.s.) bahçıvan. (a.) buse. (bkz.) öpme.b.i.) öpülecek yer. çürüklük. öpücük toplayan. kuyumcu kalıbı.b. (f. (f.i.) kanncık. (f. öpücü.) 1.) şapırtılı öpüş. toplayan. (bkz.) bot.i. g.b. öpme.). hücre.i. geç kalma. (f. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif. (a. soğancık. 2. katmerli horozibiği denilen bir çiçek. (bkz.b.

(f.i. başak. maşa.i. ümit.i. bûzine. (bkz: hüdhüd). vazgeçme. sevgi.) kuş yavrusu. (bkz: zevce). bücriyye bücûd bücûl.s. ibibik kuşu.) tuvalet çekmecesi. . (a. (f. (f i) maymun. kömür. meç.s.i. (bkz: şetm).b. (a. nasip.s. buûs bûy bûy-i ezhâr bûy-i ruh bûy-i ümîd bûy-i vefâ bûyâ Buyahyâ bûyçe bûy-dân bûy-dâr bûye bûyî bûyîden bûyiş bûy-perest bûysûz bûzâr bûzîdân bûzîne. topuk kemiği. biber. sersem.i.) 1.i. musibet. karanfil. sahip. nefs.i.i. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. tamah. eşlik. pay. (a. çürüklük. (f.i. (f. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz]. yokluk içinde bulunma. nesiller.i. (a. uzaklaşma. beç büd büdâd Büdalâ' büdbüdek büdd büdde (a.i.i. 2.) bot.) özleme.i.) buhurdan. (bkz: tebcîd). (f. tilki hayası. umma.) anat. ateş koru.b. encam). (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi. bön kimseler [müfret olarak kullanılır. 4. bedîl'in c. 2.) çavuşkuşu. nasip. 6.i.) 1. (bkz: büdâd.i. 2. vazgeçme. (bkz: büdde).i. (f. nihayet. ayrılma.i. tabiat. son.) boşluk. (bkz: büde2).) budala.s.) 1.i. 3. en kıymetli olan şey. şaşılacak şey. 2. (bkz: tebâüd). sarmaşık [ot]. son. pay.) 1.i. en değerli.) 1. (a. fena. belâ.) 1. (f.) 1.) oturma [bir yerde]. (f.i.i. (f.) kokma. (f. beyhûdelik.s.i.) kankocalık. 2. nasip. (f.i. 2.) kokulu. bûznîne buzm buzra bü-bü' büc bücâl bücc bücdet bücr bücriyy. (a. koku. (a. 2. huy.i. karınlar. palazı.) ilim. avurt.) av köpeği. hisse. (f. (a.i.) keçi. nihayet.) kadın. (f. 5.butûl butûn buûle buûlet buus. gözbebeği. hisse. (bkz: zügal). aşık kemiği. 2.i.) Azrail. (a. (f. (a.) koklamak.) güzel kokulu. kimyon ve benzerleri gibi baharlar. kötü. akılsız. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası.m. (a. (a. 2. (a. kısmet.) 1. soylar.b. batn'ın c. i.) 1. (f.i. çiçeklerin kokusu. bilgi. (a.) âfet. (a. (f-b. pay.) 1.) bot. rûh'un kokusu. eş.i.i.) sövme.i. 2. (bkz: butlan). (a.i.) kokululuk. (*umut kokusu) ümit belirtisi.) ağzın iç tarafı. şer. bücül bücûs büç .) tarçın. (f. (f.) anat. (f. (f.

(a. bedene'nin c. (bkz: behlûl). kesik kesik soluyuş.). (a.) sabah. (a.i. renkli deri. saksı.) topuk kemiği.) 1. behve'nin c.).s. haykırma. kaydırak. yer altındaki hayvan ahırları. bühtüre Bühûr bühüt bühüvv büjhân büjmeje büjûl bükâ' bükâ-yı sürûr bükâ-yı şedîd bükâ-alûd bükâ-engîz bükât bükm bükre bükse bü-l-aceb bü-l-acebî bü-l-acebter bülâlet bülbül bülbül-i genc bülbül-i nâlân bülbül-i şeydâ bülbülân bülbüle bülbülî büldân bülega' bülehâ bülend bülend-ahter bülend-âvâz bülend-bâlâ bülend-bîn (f.s.i.) ağlatıcı.) yüksek. (f. belagat sahipleri. (a.s. bihâm. yüce.i. (f. (a.c.büde büdün büdûr bügas bühlel bühlûl bühme bühr bühre büht bühtân bühtür. yalan. ağaç kavı. ileri geçme. baykuş.) çok acâiplik.s.) hızla geçme. ıslaklık. (a. 2.s. çılgın bülbül.i. (a. (f.) beliğ olanlar. 3. geniş yer.) 1. iftira.b. aşık kemiği. budalalar.i. kertenkele. ışıklı. c. (a.s.i.s. (a. (a. (f. hezâr).s.c.) 1. (bkz: bü-lûlet). beld.s. tan yeri.s. maşa. yalan. (f.) 1. çok tuhaf.) aydınlık. (a. (a.) kurbanlık develer.s. memleketler. ebkem'den) dilsizler.i. bir çeşit zerdali. (a.i.s. belde'nin c.) sık sık soluma. ("ga" uzun okunur. bodur. . (bkz. dere içindeki çayırlık ve sazlık. ağlayan bülbül.i. begas). bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi.i. çok şaşılacak şey. 2. (bkz: bâmdâd).).s. himmeti. 2. (bkz: büd2). (a. behût'un c. (f.) son derece şaşılacak şey.) ağlatıcı. (bkz: andelîb.) emzikli su kabı.b. (a. (a. 3.i. 2.) kaya keleri. (a.b.) ağlayanlar. (a.s. çok hırslı. gözyaşı dökme. (a. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar. [doğrusu "belend" dir].i.) 1.) ağlama.i. (f. 2. (bkz: belend). çok tuhanık. iller. a. (bkz: behme). (a. meç.i.i.) uzun boylu. (a.b. belâbil) güzel öten mâruf kuş. (f. (f. behv. 2. iftira.s.) şehirler.i. (a. bülbül'ün c. bihâmât).b. gayreti büyük.) ahmaklar. (a. imrenme.) 1. kiremit parçası.i. kadeh. 3. (bkz.) 1. behlel). erken. 2. misafir odaları.i.) çok acayip.i. hüngür hüngür ağlama. (a. (a.) bülbüller. talihi uygun. belîğ'in c. bühüm.i.) yüksek ses.) yaşlık. soluganlık. (f. şarap.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar. seher.b. bâkî'nin c.i.b. 4.) kısa.) yıldızı yüksek. sevinçten doğan gözyaşı.i.

s.i.s. yükseklik.) dangalaklık. (f. maymun iştahlı.) âciz.) "yüksek uçan" izzetinefis.i.b. (f. (bkz.a. (a.b.s.) yüksekte uçan. (a.) yücelik. i.s.b. algune).) dangalaklıkla.) aklına geleni yapmak isteyen. 2) acele. (bkz.zf.s.) daha yüksek.) geçinecek kadar şey. kasık. rütbesi yüksek. üzüm çöpü. ilâçlı hap. boşboğazlıkla. (bkz: bel'ûm).) sebatsızlık. kuyunun dibi.) maymun iştahlıcasına.) büyüklüğe eğilen. (f. (f. belûl). isteği çok kimse. (f. h. (a. himmeti. (f. (bkz.) geçinmeye yetecek kadar olan şey. (bkz: bülâlet). koltuk altı.) payesi.) 1.) kavga. Bülûcistan halkından olan.) boyu uzun ve biçimli olan [adam]. münasebetsiz söz söyleyen. Bülend-bîn).i.i.i. (f. onur sahibi.s. bâlâ-pervâz).i.i.i.b. f.b.s.) boşboğaz.) köklü. kargaşalık. (a.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün.b. (f.s.) yaşlık. (f. burun ucu.i.zf.i. (f.b. dip. (f.) erkeklik yaşına girme.c. (bkz. yerleşmiş. serv endâm). i.). bülgâme). Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir].b. (f. kök. (a. her şeye istekli.b. bül'um bül-vefâ bün bün-i bagal bün-i bînî bün-i câh bün-i hisâr bün-i hûşe bün-i nâhûn bün-i rân bün-âver bünbek (f. (bkz: benbek). ıslaklık.s. sapı. gayreti. (bkz.b.b.a. varlık.bülend-girây bülend-himmet bülendî bülend-iktidâr bülend-kadd bülend-nazar bülend-pâye bülend-per bülend-pervâz bülend-ter bülend-terîn bü-l-fudûl bü-l-fudûlâne bü-l-fudûlî bülga [Bülgat-ül-ehbâb bülgâk bül-gâme bülgat bülgune bül-heves bül-hevesâne bül-hevesî bülû' bülûc bülûg bülûh bülûkka bülûl bülûlet bül'ûm.) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı. kendinden büyük işlere karışan [kimse]. (f. beceriksiz. temel. 2. (a. yorgun olma.b.i. (f. ["benbek" de doğrudur]. (f.).s.) esas.s. (f.i. nişan.s. keyfine buyruk. (a. (f. kalenin dibi. (f.) her şeye istekli olan. (f.b. (bkz.i. (f.) iyi çalışır. . gırtlak. çalışması yüksek olan. (f.s. i. (bkz.a. son.) büyük.) çok vefalı.) en yüksek.s.s.) çok kuvvetli. (a. horoz ibiği.i.i. 1) tırnak kökü. ("gu" uzun okunur. (a. bül-heves). çöl. belâkîk) düz ova. maymun iştahlılık. (a.b.) hançere.b. reşîk. allık. yaramama.b. (a. ["belûkka" şekli de kullanılır]. boşboğazlık. erginlik.b. 3.

.s. duvar.) isimlere eklenerek "götürülmüş. (a.i. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı. bot. 2. (a. muamma. set. (f. şey. payanda.i.) ev bark sahibi. yapı. structure interne.s. bir şeyin aslı. Kâab bin Züheyr'in.) 1. ağırbaşlılık. 2. sağlam yapı.) 1. esas bina. aba. esas. makbul bir Yemen dokuması. bina.b. sıkıntıya katlanan [kimse]. destek. birinci yapı. (a.i. (bkz: bündâd).) uysal.i. (a.) 1. zulüm yapısı. berâcim) parmak boğumu. structure primaire. hoş kokulu bir çeşit kabuk. âşık gibi. vücut. ikinci yapı. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. (a.b. set. kuruluş [doğrusu "binye" dir]. ağırbaşlı. sancaklar. duvar . sıtma hastalığı. (f. sabırlı.) 1. bend'in c.i. götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar.) bünyeyi kaldıran. Hz. bünye ile ilgili. iç yapı. (a.) içine para. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı.) soğuk. 2.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü. 2. bulmaca. törpüden çıkan kırıntı. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda.s. dut ağacı kabuğuna benzer.i. (bkz: bürûd1). . çubuklu kumaş. (f. fr. destek.i.) bir çeşit çubuklu kumaş.) bina yapan. temel. asıl. (f. temel. (f.) yapı. (bkz: ber'. bot. bina. beden.s. yer. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı. ağaç yongası.) oğulluk. (a. Hz.) 1.i. 2. (a. (a.) 1.) hek. hırka. (f.i. evlâtlık.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. yapılış.b. (a. fr. (f. 2. (a. (a. (a.i.) bilmece.) sabırlılık. esas bina. tahammüllü. temel. bot.i.f.i.) hastanın iyiliğe yüz tutması.c.i. vücûdu canlandıran. çizgili. götürmüş. (f.i. yapı. (bkz: bünlâd).i.i. çadır. asîl ve kibirli kimse. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata. 2.i.s. (a.bündâd bündâr büngâh bünk bünlâd bünn bünûd bünüvvet bünyâd bünyâd-ı kavî bünyâd-ı zulm bünyâd-ger bünyân bünyân-ı kavî bünye bünye-i dâhiliyye bünye-i sünâiyye bünye-i ûlâ bünye-hîz bünyevî bür' Bürâ' bürâd bürâye bürcüme bürd bürd-i Hazremî bürd-i muhattat bürd-i Yemânî bürd bürdâ' bürdbâr Bürdbârî bürde Kasîde-i bürde -bürde Dil-bürde (f. yonga. [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır].) bünyeye ait.s. sağlam yapı.) 1. zengin. payanda. (a.i. Hadramut bölgesinde dokunan aba. (a. structure secondaire. buru'). (f.) büyük bayraklar.i. f r. hâlisi.

i. 3. (a. bürhân-türsî (a. [ötekiler Sinâniyye.) boru çalan. bürke (a. tümdengelim.s.) kadınların örtündükleri peçe.i. bürîn (f.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. s. bürhânî ispatlayıcı.) jeol. bürîdegî (f. (a.b.b. ["be-rehne" olarak da kullanılır].b. bürku' (a.s. martı kuşu. kesilmiş ["kesmek. az konuşan. ispat. mâni. yalın.b. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil". l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. 2.i. İsa'nın mucizesi. l.) başıaçık.i..) yanardağ. örtü atan. 2. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından]. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz. . bürka'-fiken (a. berâhîn) delîl.) yalınayak.i.bürdek bürehâ' bürehne bürehne-gî bürehne-pâ[y] bürehne-ser bürehne-sîne bürgu bürgus bürgu-zen Bürhân bürhân-ı katı' (f. duvar.) açık. bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili. 2.i. bürhân-ı limni mant.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri. (f. uzun zaman. havuz. bağrı açık.i. başıkabak. (f. tanık.). çift. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı. f. Uşşâkıyye. (a. bürku'). ev ve kale kapısı. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil. bürhe (a. dâire. çember.i.beyaz tenli adanı. açıklayıcı.i. bürka' (a. kemer. bürkân (a. Ramazâniyye. [en çok meyvalarda kullanılır]. bürhûn (f.i.) l. alaca çekirge ["birkan" şeklinde bürkan de kullanılır).i. volkanik. kurbağa.s.s. sıkıntı. bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman. volkan.) dilim. berâgîs) pire.i. 3. zool. (bkz: berku'.) müddet.i. bürkâniyyet (a.) boru denilen bir müzik âleti. bürka'). yüzörtüsü. borucu. bürîde (f. ufak göl [Arapçası birke dir].s. avlu.) başı kesik.b.) şiddetli azap.) çıplaklık. Bürhâniyye (a. volkanizm.) örtü açan. bürke-i lâcivert gökyüzü.f.) küçük bilmece. çıplak. ("gu" uzun okunur. (bkz: berhûb1'2).s. bürîde-ser (f. yaşmak. (bkz: hüccet).i. (bkz: berku'. (f. (f.i.c. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır].b. ("f. Cerrâhiyye. 4. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati. Mıs-riyye]. tül.) 1. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra.i. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz.s.) kesilmişlik. Bürhân-ı mesîh Hz.c.) göğsü.i.b. (f. bürkânî yanardağa mensup.

) genç.) 1. birinin akranına üstün olması. 2. bür'ûme bürût bürûz büslet büsr. ortaya çıkma.c.) el açıklığı. 3. ağacın henüz açılmamış çiçeği.i. (a.i. (f.i. i. berk'in c.) 1.) keskin.i.) bostancı. besr'in c. (f.i.) 1.i. hınta.i. yapılan muamelenin soğukluğu. (a. genç kız ve oğlan. habîs.i. (bkz: ber'. (a.i.s. burna. bot. habîsa). ilenç. yırtıcı hayvan pençesi.) 1.). (a. burût). ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması.) küstah. büstec büstûka büsûk büsûl büsûl. (bkz: bunduk.i.) mercan [taş].) ejderhâ. 2. besr). 3. fıstık zamkı. (f.) 1. (bkz.c. ağacın boylanıp uzaması. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük.) soğukluk.) tehlikeli yer.c. bir çeşit kadın yeldirmesi. meydanda.c.i. develere vurulan bir çeşit damga. tomurcuğu.i. bir şey haram olma. insan eli. 2. sarık.i.) buğday. (a. (a. bağ bahçe. (a. (a. (f. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır]. (a.i. keskin hançer. (bkz: bürâd). bur'). bilgi. bahçıvan. (f. ün. yiğit.i.i. (f. soğuk. bürnâk). bun-duka). akarların ve içilecek şeylerin.) genç. hasta iyiliğe yüz tutma. civanmertlik. belirme. yiğit. 3. burna.i. bel kuşağı.b. (bkz: gendüm.f.i. 2. (a. bürnâh. 2. bevâh.s.). (a. berânis) 1. (a. delikanlı. (a.) bot. (a. (a. keskin kılıç.i. Arapların üstten giydikleri bir giyecek.) 1.) 1.i.i. yiğit. (bkz: bernâ. (f. bıkma. . (bkz. aşikâr. kollu ve başlıklı hamam havlusu. (f. utanmaz. 2. bürnâk). havanın soğukluğu. delikanlı.i. berîke.) un helvası.s.i. besâtûn) bostan. her şeyin tazesi. büsre büssed büstâh büstân büstânî büste büstek. (a. edepsiz. (a. i.) lanet. küpçük. (bkz: bernâ. 2. (f. hüveydâ). 2.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü.bürnâ bürnâh bürnâk bürnüs bürr bürrân Hançer-i bürrân Tîg-i bürrân Bürs bürsân bürsûte bürsün bürüm bürû' bürûd bürûdet bürûdet-i hevâ bürûdet-i muâmele bürûdet-engîz bürûfe bürûk bürûk bür'ûm. (f. (a. berâsin) 1. i. (bkz: birsan). bornoz. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. (bkz: berîk.s. (a.) fındık. bernâ. (a. 2. 3. kesici.) genç.s. 2. ardıç ağacı meyvası. (bkz: büstân). (bkz. kamh).i.mendil.i.i. bisâr) 1. (bkz. (bkz: su'bân). (a. delikanlı.i.) küçük küp. işten soğuma.) şimşekler.) bot.i. beddua. akgünlük. bürnâh). her şeyin ucu ve başı.s. (a. (a. besâtîn.s. (a.) çok soğuk. büyük yılan.) şöhret. büsûr büsûr büsut (f. ilenme.

) put kıran. (a.i. s. (a.) putçu. ebvine) direk. (bkz.i. (bkz: hurşîd. bütan) sanem).) oğlak.i. (a.i. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam. (a-i.) keçi. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak. fr. mıntıkalar.) bot. beyâd. (a. taneler. çadır direği ["bivân" şekli de vardır]. sertlik. tohumlar. (f. kuvvet. keçi yavrusu. beydûdet). (bkz.) bot.i.i.) doğma. olan büzûr'un c.i.i. (a.) puthâne. (f.s. s. zoospor. put. f. (f. (f. . yumurtacık. sabah. 3 . (bkz: sa-nem-hâne). Güneş.) puthâne. (a. (a.i. sevinçli haber. dağ keçisi. 3.) put.b.c.i.i.i.) "keçi yürekli" korkak. (f.) 1.) yumurtalar. şems). puta tapanların ibâdet ettikleri yer. noksan.) 1. beyt).i. kurdeşen. (bkz: heykel-tırâş).b.) yok olma. (f. heykel yapan. şaşa kalan. s.) puta tapma. 1. (f. (f. asîl kişiler. (f. büyût'un c. eksik. güzeller.b.i.i.) tükrük. (bkz: bîd.) 1. 2. (f. 2.büş büşkânî büşrâ büşter büşterem. (a. 2.i. (a i) 1. 2.s. (bkz: büzgale). satılmalar.b.b.) satmalar.i. (f.c.) 1. 2.i.s. (f.) bölgeler. (f.) keçi çobanı. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri. salya. büşterî büt büt-i perîneş bütân büteyrâ' büt-hâne büt-kede büt-lâl büt-nigâr büt-perest büt-perestî büt-perîveş büt-şiken büt-şikestî büt-tirâş büt-tirâşî bütû' bütûn büvân büveyz büyû' büyûd büyûn büyût büyûtât büyûz büz büz-i kûhî büzâk büz-bân büzbeçe büz-dil büzeyr büzgale büzîçe büzm büzûg büzûr büzûrât büzûrât-ı müteharrike (f.i. taneler. 2. (a.b. beyt'in c. at yelesi. (bkz: teys). ("ga" uzun okunur.b. asilzade aileleri.). nesiller. (a.) 1.) put.) puta tapan.i.i.i. (put îmalci. (a. 2. (bkz: büzûr). uzaklaşma. güzel. çelîpâ.) biy. kesilme.i. beyz'in c. (a. (f. bey'in c.b. 3. satın almalar. 2. büşter).s.i. (a. mebhût). (f.) peri gibi güzel. çıkma.) hayran olan.i. doğru rey. heykel yapıcılık.) put kırıcılık (f. (bkz.i. (a. bot.i. ev kümeleri.bîn'in c. (bkz. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık.).s. kesin karar ve tahammül.s.) 1. bezr'in c. (f. (f. (bkz: büzbeçe). (f. sporcuk. periye benzeyen güzel. putlar. karınlar. kâhkül.) tohumlar. 2. oğlak.i.b. (a. soylar.i.) müjde.i.b.) hek.) portreci. satışlar.b. ovule. mihr.i. (a.) 1. bezr'in c.s. batn'ın c. (a.) küçük keçi.b. doğmaya başlama.

muz. .s. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur. başkaca bir arızası yoktur. mekân. (a.) yaşlı. saygıdeğerlik. cesîm.) l.i. (f. (bkz: bezâzet. (f. işret yeri. mevki. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam. (f. (bkz: azîm. perişanlık.c. muz. büzürg'ün c. 3. (f. i.zf.) kişioğlu. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. saygıdeğer [kimse]. muz. (bkz: azamet). bizâz). cömert.i.b.b. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip. içki içilecek yer. Güçlü birinci derecede.b.s.b. kıyafetsizlik. şef.i.) kabuksuz sümüklü böcek.s. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. (f. kıyafet perişanlığı.s. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür. ihtiyar. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır. muz. pintilik. büyük. eli açık. ulu kimseye yakışacak yolda. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. üstbaş döküklüğü.) yüksek fikirli.i. ulu. (f.) ululuk. donanım boştur. büyüklük. (f.büzûzet büzûzet-i hâl büzürg büzürg-gerdâniyye büzürg-geveşt büzürg-mâye büzürg-nevrûz büzürg-selmek büzürg-şehnâz büzürgân büzürgâne büzürg-dil büzürgî büzürg-meniş büzürg-sâl büzürg-vâr büzürg-vârî büzürg-zâde büzzâka (a. pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir. ululuk. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva.) büyüklük.) gönlü yüce. (f.i.) büyük. 2.s. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip. C câ câ-yi behiştî câ-yi dil-nişîn câ-yi işret (f. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır. (f. yer. reis.) pejmürdelik.b. kebîr). ulu. cennet gibi yer. ulular.s.) büyükler. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip. büzürgân) 1.) büyük.b.i. (f. muz. muz. gönül açıcı yer. muz. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur.

(f. işlek.b.i. kırıkçı. bin kapısı olan efsânevî bir şehir. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir. . ve s.i.) 1. câdibe câdil câdis.i. dalkavuk. hortlak. dalkavukluk. (f. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse. 2. (f. (f.zf.) bir cevap. çekirge. (a.) 1. cebreden.i. güzel yazı. yarım daire. (f. s. (f.s. (f. s. (bkz.) büyücü.i. (a. büyücü.i. karakoncolos. (kırılan. sihirbaz.i.c. vergi tahsildarı.) en uzak Batı'da bulunan. cüdât) dilenci. sığınılacak yer.a. yıkık. (a. gulyabâni. bozulan her şeyi düzelten) Allah.s. (f. cebr'den) 1. kurak. düşünülecek nokta.) 1. kebe gibi kaba bir yün dokuma. (a.) ok kuburu. 2. eletek öpen. kırık sancı.) yaltaklanıcılık. (a. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. büyücü. (bkz.i. büyük yol.) cevap verme.i. kıvırcık ve dolaşık saç.b. çâplûs). 2. işkillenecek nokta. (a. cadde cadde cadde-i kebîr câdî câdî câdib. (a.i. yazann kaleminden çıkan güzel sözler. (f. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir. (a. 3.zf. s. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde. (f. cadı. yaltaklanma. Câbülsâ).) kuvvetli. (a. 2. (bkz: müca'ad).) havuz. anayol. sadak.i. cibâyet'den) 1.i. gürbüz. 2. 2. yaltaklanan. 4. 1.i. (bkz: sâil). tas. çok güzel göz. vücudu çok tüylü olan kimse. 2. (deve kıvırcığı) meç. (a.i. (a. (bkz: çâlbûs. çorak. 2. harap. yelek.).). çirkin kocakarı.s.i. azimli. (bkz: mücbir). 4. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi. (f.) sihirbaz. ce'b). (f. (a.) ciddî. 3.s. ana cadde. kalemde kalan mürekkep bulaşığı. 2.s. vampir. 2. 1.s. işlenmemiş [toprak]. zorlayan.) safran. (a. cicim. Câbülka).) kusur görücü.câ-yi iştibâh câ-yi mülâhaza câ-yi şübhe câ-yi penâh câ-yi rahat caâdet câb câbe ca'be câ-be-câ câbet câbî Câbilka Câbilsâ câbir câbir-i küll-i kesr câbiye câblûs câblûs-âne cablûsî Câbülka Câbülsâ câcîm ca'd ca'd-i girih-gîr ca'd-i şütür ca'd-i kalem câdd.) yer yer.i.) kıvırcıklık.). ay kısaltmasında cemâziyel evvel.s.i. i.i.) 1. arapsaçı. (f. aba. (a. acuze. câdise câdû câdû-fen câdû-ger tereddüt edilecek nokta.) geniş. tas. (bkz. 2. çalışkan. (bkz şâh-râh).) 1.i. (a. dalkavukluk.) dalkavuklara yakışırcasına.) kıvırcık [saç]. rahat edilecek yer.

Ali'nin kardeşi olup. (f.s. c.) yer seçen. cahilliğe ait. cahillik. gözüpek [adam]. i. cahd'dan) bilerek inkâr eden. i. cühela. 3.s. sihirbazlık.s.s. mevki.s. cefcâf).) bile bile inkâr etme. sihirbazlık.s. câhiye (a. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan.) cehennem.s. (f. câhiz (a. câhî. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2). câhe (a.) patlak gözlü. cühhâl) 1. Cahîmî (a ) cehennem gibi.f. câhil-i munsif insaflı. câhiliyye (JU. câger jiU. câ-güzîn (f. yerleşmek üzere yer beğenen. lokma gözlü [adam]. Hz. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür.s. (bkz: câdû-zebân).) 1. (bkz.s. ca'feriyye (a. câh.) 1.i. "orun.b. (bkz.(f.) 1.s.b. küçük akar su. cahd-ı mutlak. 2.) kuş kursağı.zf. Islâmdan önceki Arap devrine ait. bilgisizlik. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip. i.) Ca'ferî tarikatı. minyatür v.b.i. cehdeden. [müen. (bkz. câfî (a. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi). Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı.) câhilce.i.) 1.s. câhiliyyet (a. erkek adı.i. i. 2.i. cehl'den. (f.zf.) cefâ eden. makam. yırtlaz. câhili. eziyet eden. Hırs-ı câh mevki hırsı. cahd (a.) sihirlercesine söz söyleyen. câ-gîr (f. h. câdû-gerî câdû-keş câdû-suhen câdû-vâne câdûvî.) iffetsiz.) îtibar. sihirbaz öldüren. 2.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı. 2. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri. (f. câhide]. elinden geldiği kadar çalışan. aşikâr. büyücülere yakışacak surette. câdû-suhen). Nâr-ı cahîm cehennem ateşi. 2.]. câhil-âne (a. cahîm (a.). hüveydâ). Hz.i. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık. erkek adı.) sihirbazlara. cahillikle. genç.i. (bkz. câhid (a. tamu.i. eimme-i isnâ-aşer). 2.b. cebele. söyleyen câhil. öldürücü. Câhiliyye (a.) sihirbaz kıran. tecrübesiz.) cesaretli. (f. câhid (a. cehd'den) 1. câdûyî câdû-zebân cafcaf Ca'fer .i. câhil (a.s. uzdilli. câhidiyye (a. câhız (a. bevâh. açık olarak. uzdilli. bilimsiz.s.) büyücülük. toy. bilgisiz.) Câhiliyet devri adamları. (a. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır].) büyülercesine söz söyleyen. (bkz: cây-gîr). ca'ferî (a. câhıyen (a.b. bilmediğini teslim eden. ahlâksız [kadın].) alenen. (a. hat. Islâmdan evvelki devrin adı.b. câhil-i anûd inatçı câhil.zf. büyücülük. puta tapanlar. (f.s.b.) açık.s. alenî.

gündüzü gündüz eden. şarap.zf. câir (a.c. cefâ eden güzel. 2. ca'liyyât) yapmacık. zevk ve safa kadehi. câlî (f.i.f. câlîz (f. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber. câm-ı aşk tas. câil (a. 2. câm-ı ayş hayat kadehi. 3. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan. câibe (a.) işleyen. 2. cam (f.s. câl. naz ve gamze ile salınan.) huk. ca'lî)" ca'liyyet (a. câm-ı cihân-nümâ). câm-ı âlem-nümâ (bkz. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi. bardak.b. ca'l (a. cevâiz) 1. 2.) 1. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi.s. Câlînus (a. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan.h. kavun karpuz tarlası. kibirli. câiz'in c.s. [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır]. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş. cahiz.çiftleşme. olabilir. ısrarla inkâr eden.(a.i. (bkz. câife (a. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh. ed. 2.s. cahûd-âne (a.) 1. ihsan. tahta çıkan. câliş (f-i-) l. cafiz câhsûk cahûd . cülûs'dan.) sahte.i.c.s. olur. yapma olan hususlar. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi. câliş-ger (f.) sebze bahçesi. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece. s.]. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi.i.) ["ca'lî" nin müen. diş fırçası vazifesini görürdü]. eden. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz.) 1. (bkz. yapma. 2. câil (a. yol yiyeceği. çıfıt. [göğüste. orak. azık. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan.c. hediye.) 1. aidat.i. atiyye. İ. arkada.s. sıla). Galen (131-210). cevr'den) çevreden. karında açılan yaralar câife olabilir]. oturucu. câile (a.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra. bahşiş. naz ve gamze ile salınan güzel. sırça. dönüp dolaşan. câlife (a. (bkz: câhid. cam.) .) kendini beğenmiş. oturan. düzme.i. cüllâs) cülûs-eden. câm-ı cem Şark mitolojisinde. cevelân'dan) cevelân eden.i.i. câm-ı gîtî-nümâ). cühûd).) caiz olan şeyler. deri ile eti beraber toparan yara. caize (a. Dilber-i câir zulmeden.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü. mağrur). tahammül.s. c. meydana getirme. işe başlama. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse.i. caiz (a. câm-ı cihân-nümâ. zulmeden. câizât (a.) hek. câlis (a. alma. bostan. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. ca'liyyât (a.) çıfıtçasına. cahûf (a. (a. ca'liyye (a. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh. avâid.s.i. Cenâbıhak. kadeh.) ilk çağların.s. cahd'dan) 1. (bkz. sabır. yapan.i. Yahudicesine. armağan. eski şâirlere.i. (f.i. cevfe (boşluğa) kadar giden yara. cevâz'dan.i. 3. yaratan.i.Yahudi. c. (bkz: cam4). tuzak.

2) bahar çiçekleri. kürk.) camlık.i. . elbise. çamaşır. 1) rengârenk elbise.) l .) çamaşır yeri. vestiyer (f. yerli dolap.b. (gümüş kadeh) meç. (f. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar. (f.i.) yatak. 3. 2. Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. (f. (bkz. (f. sevgilinin çenesi.i. (f. sürahi. diken. elbiselik kumaş.b.i. soyunup giyinilecek yer. (altın kadeh) beyaz şarap. (f.b.) 1. tüfek fitili. dolap.) elbisesi yırtılmış. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap. 4. 2) baharda açılan türlü çiçekler. 2. sütlü meme.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. tar. Peygamberimizin sülâlesinden olanların.câm-ı fena câm-ı ruşen câm-ı sabûhî câm-ı sahbâ câm-ı seher câm-ı sîm câm-ı şarâb câm-ı şehriyârî câm-ı şîr câm-ı tehî câm-ı zerrin Câmâsb câme câme-i âhiret câme-i fena câme-i guk câme-i hâb câme-i hâssa câme-i hayât câme-i hurşid câme-i îdî câme-i ihram câme-i katran câme-i matem câme-i mûyî câme-i nahcivânî câme-i ' nev-rûzî câme-i seher câme-âlûd câme-dân câme-dâr câme-derîde câme-dûz câme-gâh câmegî câme-hâb câme-hâne câme-kân (fânilik kadehi) ölüm. duman ve bulut. (f.b. h. (hayat elbisesi) ömür. (f. kırmızı şarap içilen kadeh.) l . Güneş. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. Güneş. (f. (f. elbiseyi muhafaza eden kimse. gardırop. toz.i. sabah içkisi içilen kadeh. (kıllı elbise) meç. şarap kadehi.b. 2. çamaşır odası.i.i. ücret ve elbise parası.b.s. (f. elbise soyunulacak yer. boş kadeh. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan. terzi. Güneş'in ışığı ve yer. 4.) kirli elbise. hacıların giydiği dikişsiz elbise. tas.s.h.i.b. câme-i fena). i. parlak kadeh. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. [doğrusu "câme-ken" dir]. matem elbisesi. (bkz: câme-i seher). büyük kadeh.) yük.) elbise biçen. sade dikilmiş elbise. (fânilik elbisesi) kefen. (bkz: câm-ı seher).b. Tann âşığının yüreği.b. gecelik. hizmetçilere verilen maaş. 1) kırmızı elbise.i. 2.) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır. Horasan'da bir kasaba. yosun. hizmetkâr. 3.i.

) çamaşır yıkayanlar. (a. cevâmi') 1. toplaç. (a. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. 2.h. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. iri.) cam fabrikası.i. cevâmid) donmuş. Lâfzı az. Asıl adı Ab-durrahman'dır.gr. Melâmiyye-i Nûriyye. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu.) câmi'lik. cimri.i. (canın canı) Allah. toplu olma. kitap yazan. Mecdediyye. ruh. 2. (a.i. c. cevâmîs) manda. cemeden. (a. Nâciyye. donuk. derleyen.c. cansız cisimler. (f. XV. (f.i. (f. (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman. (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri. tamahkâr. c. toplayan. (f.i. (a. topluluk. Eğridirli Hacı Kemal'in. içinde bulunduran. çamaşırcılar. câme-şûyân) çamaşır yıkayan. cem'den.s. arazi. . (f. (f. zamanın camii. (a. gönül.câmekiyye câme-seher câme-şûy câme-şûyân câm-ger câmgul câm-hâne Câmî Cami câmi-i devrân câmi-i kebîr cami' câmi-i Kur'ân Câmi'-ül-Fürs câmi'-ül-hurûf câmi'-ül-kelim câmi'-ül-mahâsin Câmi'-ün-Nasâyih Câmi'-ün-Nezâir camia câmid. donmuş su. câme-şûy'un c.) sabah riizgân veya güneş.b.) camcı ustası.i. yaşayış. mütefekkir ve âlim şâiri. Murâdiyye. Kasaniyye.) İran'ın XV. mânâsı çok söz. mülk. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil. Hâlidiyye'dir]. beyân tâbirlerindendir.i.i. (f.i. eli sıkı. Fatih'le muhabere etmiştir. büyük manda.b. çamaşırcı. içinde cuma namazı kılınan mescit. XV-XVI. fiz. içine alan. su sığırı. cansız. güzel vasıflar bulunan.a. istiare). (f. topluluk.b. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır.i. s. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı.c. (f. cam yapan sanatkâr. a. (bkz: teşbîh. (a. cem'den) 1. 2. ağlamak nedir bilmeyen.i. can. c. toplayıcılık. cansız cisim.s.i.) 1.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. (bkz: gayr-i menkul). cem'den.i. [ötekiler Ahrâ-riyye. büyük cami.) külhanbeyi. devrin.b.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. camide Cism-i câmid Ecsâm-ı camide Mâ-i câmid İsm-i câmid câmid-ül-ayn câmid-ül-keff câmid-ül-mâl câmih câmiiyyet câmiyye câmûs câmûs-ı cesîm can Cân-ı can (f. cümûd'-dan. Mazhariyye. 3. atiyye. yüreği katı.b. taşınmaz mal.s.) başı sert [hayvan]. hayat. f r.

canbazlıkla. (f. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır.b. Sabâ makamının pest tarafına. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh.s. 2. (bkz: can"). canavar.s.) canı dudağında. 5.b. (f.b. can yakan. 2.b.) candan bağlanmış.s. zararlı hayvan. eziyet eden. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. (f.) 1. (f.i. can dostu. muz. (bkz. tepe ile alın arasındaki yer. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir.) bir da'vâ uğruna canını veren.i.s. (a. i. (bkz: câne). silâh. can ile oynayan.b. diri.i. 4. muhafız.i. ikinci derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır.) 1. (f. (bkz: cân-feşân). 2.i. Canfeza.b.) ey can. (f.b. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh. cân-bâzân) 1. sevgili.b. 3.b. kadın adı. can veren. (f. cân-berleb cân-ciğer cân-dâde candâne cân-dâr cân-dârû câne câne-dâr cân-efşân cân-efşânî cân-efzâ câ-nemâz cân-fedâ cân-fersâ cân-feşân cân-fezâ can kulağı. domuz. ırak. (f. ey sevgili! (f. 3. i. (f-b. aldatıcı.) 1.s. cân-efşân).) 1. hayat bağışlayan. bıngıldak.b. (bkz. cân-dâr). cân-ver cân-âzâr cân-bahş cân-bâz cân-bâzân cân-bâzâne cân-bâz-hâne cân-bâzî cân-beleb. erkek adı. yaşayan.) 1.s. (f.). i. hünerlerini gösterdikleri yer. ma'şûka. (f. 2. tatlı can. (f.) can dayanamayacak derecede.s. (f. gönül verilmiş.b.Gûş-i can Yâr-ı can cân-ı şîrîn can cana cân-âferîn canan. (a. cân-bâz'ın c.i.) yaratıcı.b. emniyet memuru.s. candan bağlı.) "namaz yeri" seccade. koruyucu. canlı. (f. rast. (f. i. silâh.s. Allah. i.) 1.s.s. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir).).) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır]. 2.b.i.). tas. 3. (bkz.) can-bazlar. (f. i. 2. cana can kalıcı. 2.) 1. (f.b. ruh. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur.b. sevgili.n. i.) bir da'vâ uğrunda can verilicik.b. hüseynî-aşîrân perdesinde durur. 4. beyin.s. 4.) tiryak.s. (f. i.b.b.) can inciten. cana can katan. cânn).) çok teklifsiz sevişen [kimse]. (f. gönüle ferahlık verici.i. aşîrân) ilâvesinden ibarettir.zf. azık. canbaz. (f.s.i. h. 3. silâhlı [kimse]. (f.b.b.s. canını tehlikeye koyan.b. s. ruh teslim edecek halde bulunan. 3. ayın yir-miüçüncü günü. [eski] fedaî atlı asker. Cenâbıhak. can artıran. . (f. can. (f.).s.) canbaza yakışacak surette.s.) canbazlık.c. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile. (f. (f. 2. cân-fezâ). (bkz.) canbazlann oynadıkları. (f.b. canlı. cânâne cân-âver.

) cansitanhk. (f. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci. câr-ı mülâsık.) 1. (a. (f.i.b. satış esnasında geçerli olan fiat . cana dokunan.s. (f. 2.f. canını feda eden.) 1. cereyan eden.b.b.b.b.) yancı [askerlikte]. cirân) 1. ruh sıkıcı.s.) azîz.) Azrail. can alıcı.i.) can yakan. erkek adı. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. (f.b.s.i. taraf.s.s.s. cevânib) 1.) can feda edicilik. (f.s.b. güzel. (a.b. yan.) cânî kadın.s. eko. courant.s.s.b.b.c. (f. örtü. cünha'-dan) suç işlemiş. (f. yana ait.) canını teslîm eden. 3. çarşaf. can çıkancılık. gönül açan. yabancı komşu.s.b.s. birinin yerine oturan.b.s. yürüyen. müşteri. (f. (a. 2.i.f.zf. cihet.) can ısırıcı.s. fazla keder ve sıkıntı veren.s.b.s. (a. sosy. câniha câniha câ-nişin Câniyâne caniye Cânn cân-nisâr cân-perver cân-rübâ cân-sipâr cân-sipârâne cân-sipârî cân-sitân cân-sitânî cân-sûz cân-şikâf cân-şikâr. (a. öldürücü.b. (a. bitişik komşu.s. cereyân'dan) 1.b. (bkz: sûy).s. (f. (bkz: dil-hirâş).s..s. caniye cânî cânib cânib-i rahmet cânib-dâr cânibeyn canibi cânih.) can azaltıcı. tehlikeli olan. candan sevilen [kimse].) ruh besleyen. insana belâ olan. cinâyet'den) cinayet işleyen.s. suç sahibi olan. (a. canice. Mekke'ye gidip orada oturan. cenb'den c.) yürek paralayan.) cin taifesi.b. geçen ay. (f. akrabadan olmayan. geçen. (f. fedâkârlık. komşu.b. (f. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz. para piyasasında doğan. can çıkarıcı. fr.) ruh alıcı. (a.b. (f. cân-şiker cân-şiken car câr-ül-cenb câr-ullah câr-ül-cünüb Cârî Mâ-i carî Şehr-i carî carî faiz haddi carî fiat (f. acıma uyandıran. lateral.) can avlayıcı.) can eritici. (a. i. 2. iki taraf.zf. 2.cân-figen cân-gâh cân-gezâ cân-gîr cân-güdâz cân-güzâr cân-hırâş cânî. 2.) gönül kapan. geçer.b. (f.i.i. (a. iç açan. *yanal. altıncı veya yedinci kemik olur. yanda olan.) canını feda edercesine. (f. ruh alıcılık.) canını feda eden. Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer.) can yırtıcı.i. (bkz: cân-şikâr. Azrail.b.i. mant.) candan geçer o-lan.) cânî gibi. can evi. (f. akar su.) iki yan. iç tırmalayan. Allah'ın nezdi.) can sıkıcı. vekil. jeol.) birinin yerine geçen. (f.b. dilber.) can düşüren.s. eko. f r. (f. akan. (a. 2.s. ruh eksil-tici.f. (a.s. (a. yaralayıcı. ve i. cân-şiker). can harcayan. yana düşen. canını harcayan. (f.b.

câriha (a.) câri olan. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. gr.i. üzüm teknesi.) süpürge. cârub (f. carî masraf eko. harf-i cer'ler.i.cerh'den c. büyük papaz. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı. cârre (a.[evvelce.b. câvidâne.s. câvers (a.i. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet. korkunç rüya. yaralayanlar. fr. başpiskopos. süpürgeyi andıran. carî hesâb eko. kireç.) casusluk.s.eko. cârihîn o (a. yırtıcı kuş veya hayvan.) üzümün sıkıldığı yer. suçlu. cerheden. câselîk (a.s. carî mâliyyet eko.) cerh edenler.) süpürücü. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. câvîd . çöpçü. câsûsî (a. belirli bir devre içinde yapılan masraf.s. ayak gibi âzası. zool.c. cevârih) 1.i.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık. câvidân. câriha (a. düşmanın. 2. 4. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi].i. geçer olan. çaşıt. 2. câr-ullah (a. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri. 3. câvidânî). gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren. cerh'den) 1. (bkz: hesâb-ı carî). harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı. insanın el. para ile satın alınan halayık. askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse. mücrim.) katolik. carî ihtiyat eko. alçı taşı.b. 2. câvîdân . cevârî) 1. câvîdânî (f.s. casus (a. cârih'in c.i.s. (a. Mekke'de Kabe'nin. hafiye. cesâret'den) cesaret eden. câvid. cassâs (a. yaralayan. kesen. cârûb-keş (f.).s. câsim iU. câriye (a. sıvacı. 2.) Mekke'ye çekilip orada oturan. çeken. cârr.) yüzükoyun. kız. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. cârime (a. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. çürüten. carî hâsıla . câversî (a. câsûm (a. cârih. 2.s. göğsü üstüne yatmış kimse. câvîdâne.) 1. hizmetçi kız.i. carî nisbet eko.s. cerr'den) cerre-den.i. cârşeb (f. cârû. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. câriyye (a. Hurûf-i cârre a.) çarşaf. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar.c.b. câst (f. repaçes. câris (a. başpapaz. 2.) kireççi. patrik. cürm'-den) 1. câsir (a.s. cârûb-nümâ (f. ailesinin maişetini kazanan.i.s.) hırçın [kadın]. cass (a. cârim.i. sürükleyen.) kâbus. 2.i. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü.i.) süpürge gibi.i. çekici. hurma toplayan.s. Sikke-i câriyye geçer akçe.(bkz. cevâsîs) 1.

cây-bâş (f.b. cebânet'den) korkak.b. cebbâne (a. yerçekimi. ciyâ') aç.i. fr. ümit veren şey. 2. cay (f. aç olan. cev 'ân).s.) birinin yerine geçen. (bkz: cübn). yerleşen. dinlenme yeri. İran. (bkz. cebân (a. cezb'den) 1. câ-güzîn). İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış.) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise. (bkz: câ). câzim r (a. cây-i iltica sığınma yeri. câyir (a.b.b. yer çe kimi. nokta. cây-I şekk.yerleşmiş. zorbalar. câyi' (a. alımlı. üşenen.c. sihirbaz.s.) oda.f.). Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f. câvidân-serây (f.) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser. (bkz: cây-i iltica).s.) Kur'ân'ın.i. alımlılık. 2. firdevs). cazibe (a. zorlayıcılar.i. mekân. cebâbîn) peynirci. câzib. rütbe.b. adn. cây-i taaccüb şaşılacak şey. cây-i karâr durma. câzibe-i arz fiz.i.) korkaklık. arzu edilen nokta.b. ev. cây-i iştibâh).) 1. tembel.) 1. Cebânet (a. cây-i behiştî cennet gibi yer.i. cebâbire (a.) cebrediciler. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh). cây-i buse öpülecek yer. göbek. cây-i şübhe). yurt. açık hava ibâdetgâhı. cây-ı ümîd 1. cây-i rahat rahat yer. cây-i işret içkili eğlence yeri. [bu] dünyâ. s. 2. cây-i penan sığınma yeri. yer tutan. cebbâr'ın c. psik.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup.) 1. 2. Câvidân-nâme (f. cebbâc (f. kestirip atan. cây-i suâl sorulacak şey. kesen.i.) cennet. acıkmış.i. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri.i.s. cây-gîr (f.b.s. Cebbân (a. mevki. ce'b (a. cezb'den) 1. 2 . sığınak. 2. okumaya değer. cây-nişîn (f. sympathique. cây-geh (f-i-) lyer. ikamet yeri. büyücü.) yer tutan.i. Câvidân-hıred . (bkz.s.i. kırmızı toprak boya. 2 . alım. câzibe-dâr (a. mesken.s. cây-i mülâhaza düşünülecek yer. sevimli. cây-mend (f. 2. cây-güzîn (f.i.(f.b. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk. karar veren. cazibeli. cadı. c.) yer. (bkz. cây-i mütalâa mütalâaya.s. câzû (f. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder. edici. cây-i iştibâh şüphe noktası. alımlı. (bkz: cây-i penan). yıldızların birbirini çekimi.b.) çevir ve cefâ eden.) 1.i. sığınak. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh. cazibe (a. duygudaşlı. cây-gâh. Hint.b. çekim. behişt. çeken. (bkz: cebîn). mezarlık. sevimlilik. cezbeden.i. (bkz: câ-nişîn).s.) yerinden kalkmayan. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından. cezm'den) cezmeden.i.

b.) yüz süren.i. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. (a. alın. (f. .) alın sürücü. beyaz yüz. cebr-i âlâ (a. göbek mıntıkası. (a. ilâhî kudret. cebbara mensup. (a. cebredicilik. i. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. 2. (a. 3. cebâbire) 1.b.i.) zincirden veya halkadan örme zırh. Mekke'deki Harra dağı. Zeyniyye. mezhep.) Rufâiyye.c. barut ve şâire.) yoktan yaratma. alçak.) zırh giyen. (a f h i ) cephane. 2. alın kırışığı. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu.) alın sürücü. Alvâniyye-i Hameviyye].) cebbarlık. top. Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi.) [evvelce] barut.i. i. (a. alın. 2. Nûriyye. Becâniyye. 3. 4. Acelâniyye. (bkz: cebhe-sâ [y]). Vâsıtiyye. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye.) halkın bir işe hazırlanması.b. tas. Allah.i. cebeliyye cebe-pûş ceber ceberriyye cebertiyye ceberut Âlem-i ceberut ceb-hâne cebhe cebhe-i sefid cebhe-sa[y] cebin Çîn-i cebin cebîn-fersâ cebîn-sâ[y] cebire cebire cebi cebr cebr-i adî. zorlayıcıhkla. (a.f. (bkz. 4. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. cebbâriyyet ce'be cebe cebeci cebe-hâne cebel Şeyh-ül-cebel cebel-i Arafat cebel-i Lübnan cebel-ün-nûr cebelistân cebeli. yüz. düzeltme. Fazliyye.) dağa ait.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip. (a.i. zorlayıcı.f. kurşun.c. Kiyâliyye.) dağlık. (f. (bkz: cebîn-sâ (cebânet'den) 1.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar.i.i. mat. Lübnan dağı. (a. (f. 3.s. pek ziyâde kibir.b.i. cebr'den c. Arafat dağı. zorlama. tamir etme.b.b. (a. Üzeyriyye. yön. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi. (a.c. zorbalıkla. cebir. 2. zorba. korkak.i. Sayyâdiyye. dağlık yer.) 1.f.s. birinin karşısında yere alnını koyan.b. (a. cebe-hâne). (a. cibâl) dağ.s. (a. kuvvet ve kudret sahibi.f. Cendiyye.) cebbarcasına.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker. S. Allah'ın büyüklüğü.) 1. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye. ceb-hâne). cebir bahisleri. 3. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası.i. (a. cibâh) 1. becerikli [kadın].i. (f. dağ ile ilgili. zor.i. erkek adı. yüreksiz.s. (bkz: cebân).) anat. (a. aşk.t. meç. (bkz. taraf. cebredici. (a. i.cebbar cebbâr-âne cebbarı.s.zf.s. 2.i. tüfek mermisi. (a.i. Katnâniyye. (h. aşın büyüklük. savaş bölgesi. mat.i.

tartışmaya ait.) atavizm.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle. bana anne. atavisme. (bkz . (a. 2. (bkz. cedvel'in c. annenin babası.s.) çekişme yeri.i. ecdâd) dede.b.zf. (a. 2. (f. Dünyâ. (bkz. kendini zorlama. eko. zorla.i.) birinin. ananın anası. cedvel).zf.i. 2. tartışmayı açan. (a. (a. f r.) münâkaşayı.). fr.s.c. ceddât) büyük ana veya babanın anası.) 1. equation. (a.) 1. gönül yapma. münâkaşaya. cebir muadelesi. cedd). Cibril). Cebreîl. kavga. soylu sayılan kişi.c.b.s.) atalara ait. (a. (a. 2.s. mantık yoluyla münâkaşa ilmi.i. kısırlık.) l.) cetveller.i. (a. dudak.s. kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma. (bkz. el veya ayağını kesme. ananın veya babanın babası. kazanç. gönül alma.i. tartışma. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere.i. (a. anne anne. (a. (a. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma.ı.i. avantaj. cedd'den) ataya ait.) 1. (a. devletin şahıslara borçlanması. denklem.b.) hizmetkâr aylığı. (a. kulak. cedde'nin c.) 1. (bkz. babanın babası. (a. (a. (a. münâkaşacı. 3.i. dil kavgası. fr. eksiği tamamlama. .i.i.zf. (a.i.'ılAa. (a.i. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. sert münâkaşa.) münâkaşada cevap veren.cebr-i hatır cebr-i mâfat cebr-i nefs cebr-i noksan cebr ve mukabele Cebrail Cebreîl cebren cebrî cebr-i icra cebrî istikraz cebriyye cebriyye ced ced' cedâ cedâvî cedâvil cedb cedd cedd-i a'lâ cedd-i büzürg-vâr cedd-i fâsid cedd-i sahih ceddanî ceddât cedd be-cedd cedde cedde-i faside cedde-i sahîha cedden cedel İlm-i hilaf ü cedel cedel etmek cedel-gâh cedelî cedelî-mücîb cedelî-sâil cedere oa. tartışmada sual soran. (a. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir]. münâkaşada. Cibril). hatırlı. atalarla ilgili olarak. soy kökü. (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. ihsan. zor altında. söz yansı yapmak.) zorla. büyük baba.s.f.). guşa. bol yağmur.) . (a. meç. babanın anası. (a.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık. tahvillerle. onunla ilgili. kusur. ceddâniyyet c. cebirsel.) nineler. (a.i. cebrî). (a. cebr ile.i. hediye. eko. mat. atavi'stique.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri. f r. mat. burun. Cebrail. goitre. 2. kendini zor tutma.

cetvel tahtası.i. (a. 2.) cefâ çeken. sevgilinin cefâsı. 3. 4. (a.i. (a. 2.i.) 1.i. 2. (a. (a.b. su çiçeği denilen kabarcıklar. cedvâr-la ilgili.f.) 1. uygun. cefâ eden. çizelge. maşuk. kuruma.f. s. cefâ çekmiş. hediye. öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı.) cetvel çeken sanat erbabı.) cefâyı benimseyen kimse. (a.f.f. kalabalık.) vücutta çıkan çiçek hastalığı. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet.) cefâ arayan. (bkz: cüderî)..) 1. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç. eza). eziyet. (a. (a. yeni edebiyat.) mezar. (a. 2. bol yağmur.) bot. şâyeste). (bkz: cafcaf). oylar.s. . [halk dilinde cefâ çekmiş. 2.cederî j-ia.s.s. 2. Acemlerin kullandıkları bir vezin. (bkz: cevr. (a. kullanılmamış. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması. 1) gümüş kanal. çiçek aşısı. keçinin erkek yavrusu. hemen. kuru olma.) düşünmeksizin. tas. (a. su kanalı.) 1.i. tedbir ve reyler. (a. incitme. eziyete dayanan. (a. birden.b.i. kütle.) cefâ görmüş.f. 3. fildişi. cedide Edebiyyât--ı cedide cedîdân. armağan. (bkz: bercâ. kabir. cedvâra ait. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli.) cefâ eden.) iffetsiz. (a. hek.) türlü türlü yol. katlanan.s. 2. (a. gaddar. (f. oğlak.b. (bkz: mücedded). zâlim.i.) astr.b. cedâvil) 1.zf.f.i.s.) 1. 2.s.i. sevilen.s. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr.s. su arkı. münâsip.i. (f. (bkz: edebiyyât). (f.) gece ve gündüz.) hazımsızlık ıstırabı. Telkîh-i cederî cederî-i bakarî cederî-i kâzib cedes cedgâre cedî cedîd. (a.c. i. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü.zf.f. (a.i. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere. çeken mânâsına da gelir].) 1. (a.s.b.b. 2.b.s. sevgili.b. kalabalığın verdiği uğultu.) cefâkârcasına. cedîdeyn Cedîr cedvâj cedvâr cedvârî cedvel cedvel-i sîm cedvel-keş cedvel-ül-kevâkib cedy cefâ cefâ-yı yâr cefâ-cû cefâ-dîde cefâf cefâ-kâr cefâ-kârâne cefâ-kârî cefâ-keş cefâ-perver cefâ-pîşe cefâset cefcâf ceffâr ceffe ceff-el-kalem cefîf (a.) kurumuş. (a.s. (a. ahlâksız [kadın]. (a.i.s. kuru. çespân.f. cefr'den) cifirci. Oğlak burcu. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan. (a. eziyet eden. falcı.s. (a.b. astr.) cefâcılık. (bkz: cedy). (a. g.) lâyık. on iki burçtan biri.) 1.i. (a. liste. erkek oğlak. yeni.) 1.

i. saîr. cefvet (a.).) yüksek sesle söyleme.zf.zf. cehûl (a.i. çabalama.f.) kaba muamele.) yüksek sesle. cehl'den) pek câhil.i. 2. (bkz: cehalet).i. cehl ıSf (a. cehîz (f-i.) 1. bilgisizlik.s. cehd ü ikdam çok çalışma.) 1. cehren (a.i. edebî bir dergi.i.i.). (bkz: cühela. cehennem (a. gurbete düşme. sa'y). fırlamış. cehende).). 2. yüksek sesle.) cahillik. cehriyye (a. 2. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses.i. açıktan açığa. hâviye veya derk-i esfel]. fırlayan.i.c. cihaz).) 1. cehr'den.) Yahudi. güzel. Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan. açık olarak söylenen. (bkz: cehl). ayırma. (bkz. göz kapağı. görünen şey. (bkz: cifr). sesin yüksek olması. (bkz: gayret.i.) kabalık.s.i. günahkâr kulların gideceği azap yeri. cehennemle ilgili.s.) pek câhilcesine.i. hutame. cehennemiyyûn (a. ecfân) 1. belli olan. çok sıcak yer. azar.i.) bilmezlik.) ses yüksekliği. alenen. cehr j (a. (bkz: echel). (bkz. cehûlâne (a.i.zf. cehd (a. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı].) güya kayıptan haber veren bir ilim. cüherâ') 1.) cehenneme mensup. cefve (a.zf. fırlayış. ) cehennemlikler. cehâbize (a. cehre (a.i. sıçrayan. dünyâ. bıçak ve kılıç kını.) açıktan veya yüksek sesle yapılan. 2. cehd ü gayret.) cefâ. nezaketsizlik. katmerli cahillik. münasebetsizler. cehûd (a. cehennemi (a.) gerçeklerden. 2. himmet.c. cehende (f. âhirette. içtimaî. 3. 2. 2. (bkz: cihan).) yağmur vermeyen bulut. cahîm.s. bilgisizler.) memleketten aynlma. cehâz (a.i. cehâret (a. cefv (a. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma.) 1. Yedi kattır [cehennem. dikkate değer. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet.i. çıfıt. cehele (a. cehalet (a. açıktan. cehûd-âne (a. cefn . asma çubuğu. cefr (a.) açıkta olan. çabuk hareket eden. cehennemlik.i. hakikatlerden haberi olanlar. çalışma. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan. celâ' (a.(a. sıçrayış.i.) 1.s.i.s. cıhbız'ın c. c. cühhâl). sıçrayan. sakar. cehâm (a. cehennemi sür'at büyük. cehân (f. cehreten (a. [müfredi hiç kullanılmaz].s. câhil'in c. bilmezlik.) aşikâr olarak.) cıfıtçasına.i.c. cehende-gî (f. kendini bilmezler. cefr (a. cehîr (a. cifâr) geniş kuyu. cihaz). cehri. sıçramış. (bkz: cehân2). cehl-i basit ayıplanmayan cehil. fırlayan. (bkz. lâzî. aşın hız. tamu.

çekiş. celîd (a. kahramanlık. 2. 2. ufak çıngıraklar. s. cilâ'dan c. ululuk. celb (a. hışım. oturumlar. celb-i la'net lanet çekme. kamçı ile vurma. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar. celi). celâl'den) 1. 2. celâfet (a.) bot. yüceler. (bkz. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. celâdet (a. (bkz: şebnem). 2. (a.s.) 1. Allah'a ait.) kırağı. lanet toplama. 2. erkek adı. büyüklük.) oturmalar. hicrî XI. can.) 1. gök gürültüsü. meydanda.s. parlak. hatt-ı celî).zf. yontulmamıştık.cülcül'ün c. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar. celalli (a. 2. celiyyât) 1. [kelimenin aslı "koyun. zararı istememe.i. celâdet-perver (a.i. satılık esir. aşikâr.) kamçı ile vurma. celîl .i. celâli (a.f. . celd (a. sığır. celde (a. celî (a. s. (bkz. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. celâlet (a.) bahadırlık.) naneye benzer bir ot. celencebîn (a. çekme. ilmik. koğucu. celcele (a. gammaz). belli.i. kızgınlık. kement. sebze. celesât (a.) çabuk kızan [kimse]. büyük kamçı. 3.i.) celâlî olana yakışacak surette. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii. celâdet-şiâr (a. i.i. Zü-l-celâl celâl sahibi.i.i.i.f.s. kendine çekme. Allah.) 1. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı. celâdet'den) fazla celâdetli olan. yazı ile çağırma. kahraman. celîle (a. büyük. (bkz. 2.liyye" şeklinde celâb celâbîb . celâl.) kabalık. gömlekler.) yiğitliksever. başörtüleri. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye".) büyük olanlar. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme. çan sesi. celb-i kulûb kalpleri kazanma.i. celse'nin c.i.i. celîle'nin c.) 1.f. "tanrısal.) küçük çanlar. 3. sarmaşık. celbu (f. celbûb (f.i.t. çağırma kâğıdı [mahkemeye].) 1.) yiğit mizaçlı. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme.i. cilâlı.i. feraceler. 3.) salkım. celîd (a. orospu. celîb (a.s. esir. celeb (a. yiğitlik. küpe. ulu.b. celâl adlı kimselerle ilgili olan.) 1. 3. yiğit. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi. (bkz. 2. bir yazı sitili. celî-müsennâ g.) 1.s. hüveydâ). ara bozucu.f. keçi. 2. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi. çiy. celeb (f. cilbâb'ın c.i.(f.i.) 1. sığır" mânâsına gelir].s. celâliyâne (a. fahişe.) 1.s. celb-nâme (a.) gül tatlısı. "a. celâil (a. celâcil (a-i.) 1. celbiz (f.i.i. s.tar. 2. 4 . golgota tepesi.) celp kâğıdı.i. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. 2.b.b.

cellâd jiLa. a. cülûs'dan c. cem'-i müennes gr. cem' (a. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn. kütüb. s. cumû) l .s. celû (f. Celmed (a.) 1.i.b. celse-gâh (a...) 1. hükümdar.n. [doğrusu "cil-se" dir].c. 3. insanı kesen. celî'in c. celîl-üş-şân (a. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş. i.i. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). meydanda olan şeyler. müslimat. mat. çok merhametsiz.hitâbolunurdu]. tas. . abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur. asan kimse. celîs-i enîs cana yakın arkadaş.. bir yazı sitili.) aşikâr. celesât) oturma. şakacı [kimse]. celi (a. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. cellâdî (a. celîs (a. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği.s. cem (a.f. celiyyât (a.i. cem'-i sahîh (salim) a. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. kebap şişi.i. 5. 2. hayvan ve eşyayı gösteren isim. gibi.) cellata verilen para. cülesâ) birlikte oturan.) cellâtlık. gr. cellâdiyye (a. yüksekliği.) büyük. 3.) kaya. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur.b.s.) şan ve şerefi pek büyük. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. cemi müennes. Süleyman Peygamber'in lâkabı.. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı. açık. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. yığma. 3. cem'-i mükesser (kırık cemi) a.s.i. yüksekliği. gr. celle (a. gibi.i. yurdunu terketme. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup.i. 2. (bkz: celîl).) tas.i. kulun. Bu suretle ki. iki türlüdür cemi müzekker.le (I celvetiyye (a. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir]. müfredinin şeklini bozmadan. cem'ül-cem cem'in cem'i. gibi. 4. lâtifeci. celse-i aleniyye açık oturum. toplam. müslimûn. birden fazla insan. meç.) 1. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı.s. celle şânuhû "onun sânı.c. yüksekliği. (a.i. 2. yine kalkmak üzere ilişme.f. cem'-i müzekker a. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. Büyük iskender'in lâkabı. celvet (a. ["yerini. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü. gr. 4. 2. celle ve âlâ "onun sânı. taş. g. celle celâ-lühû "onun sânı. toplama. ulu. 2. kitab.[birincisi] er kek.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. Tanrı sıfatlan ile. gr. oturum. cellatlık ücreti. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz. arkadaş.) 1. şah.i. yerini. [ikincisi] kadın adı. 2. celse (a. celse-i hafiyye gizli oturum. çoğul.

cemâzi-yel-âhir (a. buz. Arz-ı cemâl yüz gösterme.) çardak. cimâl) erkek deve.) 1. Cemâliyye (a. cemâli (a.i. saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi. güzel. cemel-ül-mâ' (a.zf. fr. cemâhîr (a.e.) Allah'ın lütfü.h.b. cem'iyyet'den) 1. cemedî (a. 2.(a.c.) 1. insan topluluğu. cemâzi-yel-evvel (a. görünme. cemâdiyet cansızlık. bir kimsenin geçmişi. collectif. yüz güzelliği. cemâl'den) 1.i.i.) cansızlık. 2. kılıç-bahğı. çemen (f.i. 2. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. imamın arkasında namaz kılanlar. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi.c. cemel (a.zf. cumhuriyetler. erkek adı. cemâh (a. sosy. bütün.i.s. cemâat . cem'î (a.c. cemâd'ın c.s. kusursuzlukla ilgili.i. cemâat (a. cem'âniyye (a. 2. hep. cemâd (a. tar. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur. cemre'nin c. 2. (bkz: cemel-ül-bahr).) zool.) hep. cemâdât (a. (bkz: cemel-ül-mâ'). cumhûrluklar. cemî'an (a. buz gibi. 2. cem'den.i.i. cemel-il-bahr (a. cemâdiyyet (a. cemâl-ullah (a. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar.i. cemed'den) çok soğuk.b. 2. cemâat) 1. narinlik [atta]. kolektivizm.) cumhurlar. cansız cisim.) 1.s. cemiyetle ilgili. kar. cemerât (a.it.i. 2. cemed (a.b.i. cumhûr'un c.i. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddîn-ül Cemâli tarafından kurulmuştur]. cemeliyye (a.) 1. cemder (f. ortakçılık.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire). cemî1 (a. balina. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler.) ruhu olmayan.) bir çeşit bıçak veya kama. fr. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. cemâdî (f. cemîl (a. cemâdât) taş gibi cansız olan şey. cemâat'ın c.) ahi.i.i. kılıçbalığı. insan toplulukları.s.) 1.i. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi. cem'den) cümle. 3. cem'an (a. imamın arkasında namaz kılanlar. c.b.i. balina. cemiyete ait.) cemreler. bütün. cemâl (a. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ).) baş sertliği. ortaklaşa. devegiller. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar.) güzellikle. 3. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım.) cansızlar.) bir yere toplamak suretiyle. tekmil.s. 4. bir mezhepten olan topluca halk. (bkz: ma'şer).i. donukluk.i.) 1.i.i. ruhsuzluk. dondurma.

) iyiliksever. Yunus. cemîle-kârî (a. cemm (a. Süleyman. hazret. cem'iyyet'in c. Cemşîd (f. cemreviyye (a. 5.) iyilik severlik. şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 2. toplantı yeri. cemmâz (a. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması.b.) deve sürücüsü. cem'iyyet-geh (a. baharlar gibi cemre vesilesiyle. ed. cem'iyyet cj-ua.s.h. Cemşâsb (f. 3.i.h.) toplanılacak yer.f. cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme). cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu.s. Cenâb-ı Hakk. erkek adı. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. ed. cenâb (a. cemmâl (a. iltihaplı bir çıban. deveci. hoşa gitmek için yaranma. Cenâb-ı Kibriya. dernek. kara kabarcık.f. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh.s.) 1. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz.i.) iyiliksevercesine. cemîle-kâr (a. hek.i. 2. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya]. 2) Hz.i. şütür-bân). 2. dernekler. cemmâş (f.zf.) 1. kurum. Mevlânâ.) cemiyetler. Hz.) iyilik severlik. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler.) hızla giden. cemîle-kârlık (a. 2. genek "tenasübü".) hızlı giden erkek deveye binen. (a.i. 3. Cemşîd'in oğlu. topluluk. hac töreninde bir defa taş atılması. yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma. cemâl'den) 1.f. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir].i. kadın adı. huzur1. cem'iyyet-gâh (a. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz.).) hızlı giden erkek deve.b. çokluk.) Cemşâsb'ın babası. "şeref. Cenâb-ı Halik Allah.i. 2. kurumlar. [müen. güzel düşünceler. cemerât) 1. cemre (a. cemmâz (a. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır.f.i.i. cem'iyyât (a.c.f. Cenâb-ı lem-yezel Allah.) zampara. 4.f.i.c. 3) meç.b. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya]. tas.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar. i. ufak çakıl taşı. Süleyman. "cemmâze" dir].f.i. ateş hâlinde kömür. Cenâb-ı Kerem Allah. cemîlât (a. düğün dernek.t. 4. Zikr-i cemîl . gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun. Cenâb-ı Mevlevi Hz.) büyük sayı. cemmâz-süvâr (a.i.1) iyilikle anma. (bkz: cem'iyyet-gâh).c. kalabalık.i.i. cem'iyyât) 1. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu. (bkz.i. cemîle-kârâne (a.i. Güneş.b. cemm-i gafîr insan kalabalığı.s.b.) güzel hareketler. 2. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a]. cemile (a. 5. (bkz: tenâsüb).b.

s. Tabiî mertebesi 10/8 dir. adî [kimse]. cenbiyye (a. cenb (a.f.) yedek hayvanlar. kuş kanadı. gönül. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir]. ceng-âzmûde (f. meç. cenan (a. Cebertiy-ye. cendeliyye (a. cenâh-ı tâir kuş kanadı. iki yüzlü. cenah (a. boğaz. ceng-âverân (f. Nûriyye'dir].) bayağı.) savaşta tecrübe sahibi olma.) nehirlerde bulunan büyük kaya. tazyik. cenâiz) insan ölüsü. 4. kanat. erkek adı. cendere (a. cenâib. 3. pis.i cenâh'dan) iki kanat.i. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu. yan. tek. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da.) 1. 2. Zeyniyye.i.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama. aşk. âhi-reti de iyi olan. cendere-hâne (a.i. oda.f.) savaş. kavgacı. Sayyâdiyye. [küfür olarak]. Fazliyye. Allah. Acelâniyye. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür. 3. ceng-âverî (f.) kahraman. ceng (f. vuruşma. . ceng-âver'in c.ce-nîbe'nin c.b. Kiyâliyye.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer.) cenkçilik. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur. cenâh-ı semek balık kanadı. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz. kalın oklava. 4. tek+ düm. taraf.Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli. âhiret.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri.i. savaşçılar.) eşya ve elbise gibi şey. tek+düm. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen.i. cenâheyn (a. savaşçı.s. avlu.i. Der ceng-i evvel ilk ağızda. dar dere.c.s.) cenkçiler. [bkz: cünüb].i. baskı. ceng-azmâ (f.) yan. 3. hançer.) cenk arayıcı. yürek. cendâl (f.'ceng-bâz (f. kuvveti ve halleri başka şekle sokan.b. ceng-i harbî muz. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı.c.b. sıkı ve dar yer. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. ceng-âverâne (f. tek+düm. ceng-âzmûdegî (f. Katnâniyye. Uzeyriyye. dövüşkenler. aşağılık.) 1. 4. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır.i.i. dövüşken. cendel (a. pazı. guslü gerektiren durum. kol.i.s.b. iki yan. 2.) yan tarafa ait.s. cender (f.) 1. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse. cenbî (a. Vâsıtıyye.) cenkçiye. dövüşkene yakışacak surette.s.b. cenaze (a.i.s. dövüşkenlik. 2.zf. binekler. kol.) kalp.b.i.b. ceng-âver (f.) savaş tecrübesi olan [kimse].i.b. ceng-âverân) cenkçi. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm. [ötekiler Harîriyye. ceng-cû (f. (bkz: mürâî).s. cenâyib (a-i. cenabet (a. tek.i. 3.) savaş tecrübesi olan kimse.b.

s.i. cenîbe-keş (a.f. dâr-üs-selâm. bahçe.i. üreme dağarcığı.i.) yeri cennet olan. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. döl. Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl. (bkz: bihişt).i.b.i. güneybatı. cennet-makam (a. cennet-ül-huld. döl).) yedek hayvanı çekip götüren. cennet-ülfirdevs. cenûb-i garbî coğr. bahçeler. cennât (a. cennet (a. âzası belirmiş olan cenîn.zf.s. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn.f. Cenûbî (a. fr..i. cenîn (a. cenîbe. cennet-i a'lâ). cennân (a. cenâib. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat.) bahçıvan.) yeri cennet olan. uçmaklar. sekizinci cennet. cennet-i ruh.i. cennet-nazîr (a. cengî ' (f. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme.zf.c. cengel (f. cer (f.b.i. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik. uçmak.s.b.b.) cenneti andıran. 4. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat. kavgacı bir şekilde. güneyde bulunan.i.b.) dağarcık.i. zenkâr'dır].) güney. cenâyib) yedek hayvanı. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü. cennet-mekân (a. çatlak. cenîn-i sakıt düşen çocuk. kadın adı. cerabe (a. cenûb-i şarkî coğr. cen-net-ül-me'vâ.) dağarcık. cennet-i a'mâl.i.i. yeryüzü cenneti. güneydoğu. cenûben (a. cennet-ül-karar.i. cennet-i kalb.. .s.s.) cennet gibi. cennet-ül--adn]. cennet âşiyân (a. çıvgar.) suyu yudum yudum içme..) savaşçıya yakışır yolda. düşük. cenkâr (f. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler. cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği. cennât) 1.) cenuba mensup.b. cenîbet (a.) bot.i. bunlara tâbi olanlar.) orman. cerâb (a. husûsiyle yarılmış yer. cennet-makarr (a. 3.) makamı yeri cennet olan.) savaş hikâyelerini anlatan kitap.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz. cennet-ün-naim. cenîver (f. cer (a.i.) yarık.s.) karındaki çocuk.b. conceptacle. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü. dış gebelik. cenûb -j'-~ (a.s. centiyan giller. ceng-nâme (f. zool. cennet-i ef'âl.) sırat köprüsü. cür'a).) cenup. cinân.b.i. (bkz. güney yönünden.f. cennât-i adn cennet bahçeleri.) cennetler.i.) orman. 2. cennet'in c. cerâbe-i hafiyye biy. sık ağaçlık. Centiyâniyye (a.c. cennet-i sıfat. [aslı jenkâr.) savaş hâlinde bulunan.s.s. cennet-üd-dünyâ dünyâ. cengel-istân (f. cennet âsâ (a. cenkârî (f. çok ferah ve havadar yer. bot.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde.b.ceng-cûyâne (f-b. torba.) bakır pası renginde olan.

. para cezası.c. günah. (a.i.akma. kökler. hilekârlık. 4. (bkz: cerib). (a.i.i.) çıngıraklı.i. çıplak. irinler. çorak.i. 2. hasta tohumlar. kurnazlık.i. olma. beceriklilik.) tar. cinayet. acarides. 2. verimsiz. kuladan açık olan at. (a.i. uyuzu olan. uyuzluk. (a. yağmacılar güruhu.i. 3.) san renkli. (f. fr. günlük gazeteler. (a.) oburluk. dazlak. elbette. (a. başka birinin yaptığı za-ran ödeme. geçme.i.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız. (a-b-i-) hek. 2.) uyuz [kimse]. (a. uyuz hastalığına tutulan. (a. dazlak. cerahat) 1. gonidies. (bkz: cerime).i.) zool. (bkz: mecruh). acariens. (a. fr. (a.) 1. donu san. mahrum. akım. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler.) hek.i. f. (bkz: cerid).) yaralı.i.) uyuz hastalığı. uyuzluk. (a.) çıplak bir hâle getirme.) dipler. uyuza tutulmuş olan.i.i.) suçlar.c. mikroplar. 2. müşterek suçlar. bot. denizden çıkarılan ve teke denilen ufak. cerrahlık [aslı cirâhat" dir].) 1.i. 2.i. hava akımı.) cerahatler. cinayetler. hatâ. yaralar. (a. (-i-) l. hareket. tüysüz. çan. (a.s. güzel konuşma. gidiş.i. huk. 3.) 1.) cariyelik hâli. mutlaka.) vakıf tarafından verilen yiyecek.i.s. 3.) bot. (a. zindan. fr.i. uyuz böcekleri. s. cerîde'nin c. kırmızı bir böcek. cerâhat'ın c. altın çı ngıraklar.i. (a. tüysüz. (f. çıplak bir hâle getirme.) 1. (a. çekirge.i.i. çerde . yayılmış yağmacılar. 4. (a.) 1. (a. yeşil yosun hücreleri. yara.) dilenci çanağı. irin. cerâde'nin c. hayvanın boynuna takılan çıngırak.i. campanulacees. oluş. (a. (a. uyuz.) zool. meç. 2. (f. çançiçeğigiller.b. (bkz: cirâhat). çıngırak taşıyan. kabahatler.) 1.i. uyuz böcekleri.) cerîme'nin c.s. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad. (o.) hek. doğru akım. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses. 2.f. (a. cürsûme'nin c.i. 2.) gazeteler. [aslı "cirâhat" dır]. tomurcuklar. cinayet suçlan. (a.s.) elbisesinden soyma. (f. 3.) çan ve zil sesi.cerâd cerâd-ı münteşir cerâd-ül-bahr cerahat cerahat cerâhor cerâid cerâid-i yevmiyye cerâim cerâim-i cinâiyye cerâim-i müştereke cerâsîm cerâsim-i mütenâsile cerâye cerâyet cerâzet cerbân cerbeze cerbiyye cerd j cerdâ cerdân çerde cereb cerebî cerebiyye cerebiyyet cereb-nâk cereb-ül-ayn cered cered cerem Lâ-cerem cereme cereng ceres ceres-dâr ceres-hay-ı zerrin ceresiyye cereyan cereyân-ı daimî cereyân-ı hevâ (a. 2. uyuz olmuş. karıştırılmamış [şarap].i. şüphesiz. (a. hurma toplarken yere düşenleri yeme. ortak.

cürüm) 1. (a.) kabahat.M. cerâim) 1. us pahası. yaralama. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. suç. cerib (a. tek gazete. koyun kırkma. 2.c. 4. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-).i. ecrân.B. cerime (a. cerî.s.) yalnız. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme. cürün) hurma kurutma yeri. çürütme.) yara. bir çeşit Arap kayığı.s. kesme.i. 2. f iz.f. hükümetinin resmî yayın organı. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü.) 1. suç. cerh-i mühlik huk. 2. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü. 2. T. elektrik akımı. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı. (f. (bkz: mecruh). yaralanma. alternatif akım. günâh işleme.i. c. ışık ve ışık konacak yer. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama.i. ceride (f.M. cürüm.s.s. cerid.i. cerh'den) yaralanmış. f i z. cerî' (a. 3.i. işlerin oluşu. . cerdâ3).).i. suç ödeme. 2.) uyuz hastalığına tutulan. dönüm.) kabahatli. ceride (a. yaralı. meç. cerh fî-hükm-il-hatâ huk. cery). cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete.s. cerâid) 1.) verimsiz. 3. yiğit. tarla ve arazî ölçüsü. çerim (a. Resmî Gazete. cermüze (f. ceriha (a. cerîh (a.) bir yerde bulunan insan kümesi. cânî. cerîde-i resmiyye süvari kolu. 3. cereme. bumbar dolması.i.s. 2.) 1. çerin (a. (a. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz.c.) yaralı. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. cerîha-dâr (a. cerm (a.) 1. cürm'den. cerha (a.i. kabul etmeme.s.i. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh. ca.) sefer ve misafirlik. cerîde-i feride eşsiz. tutanak. cerh-i hatâ huk. ceride (a.c. cerh-i mushin huk. yürekli. (bkz. doğru akım. cerîre (a. cerîh-ül-fuâd.s.i. ecrine. suçlu. (bkz: cerbân). (f.) yaralı. gazete. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama.cereyân-ı müvellidî cereyân-ı mütenâvil cereyân-ı mütemadi cereyân-ı mesâlih Cereyan-ı galvânî cereyân-ı elektrîkî Cergand cerge cerh jeneratör. çorak [yer]. volt. tenha. uyuz. gözü pek. cerîb (a. cür'et'den) cesur. zabıtname.b. (bkz.i.

) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap. [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu.i. san ve zehirli akrep. (f. yırtıcı hayvan yavrusu.i.) 1. kocaman.) 1. kaçmak.zf. (a. [eskiden] medrese talebesinin. yok etme. (a.i.s. (bkz: ekûl).) toprak testi. (bkz: kıt'a). 2.) 1. (f. harp gemisi. (f. elle yoklama. atlayarak. atlamak. sıçrayan. 3.i. (f. parça parça. keder. 4.i.sıçrayarak. 2. (a.i. 2.i.) cesurluk. (a. ağır bir yükü kaldırma.i. yürekli. musibet.) çok meraklı. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması. (a. (a. (a. iri vücutlu. ufak meyva. fırlamış. [II.s. (bkz: tedricî).b.b. (a. çekici.s. (a.) atlayan.) cerrahlar.) cereyan.) l. (bkz.) sıçraya sıçraya. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka.) 1. eşya ve şâire çekme. atlayış.) ed. (a. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı. cerrah'in c. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. öldürme. Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi].) mihnet. yüreklilik. kurtulmak. cerrâhî'nin müennesi. arkasından sürükleyen. soruşturma. (a.s. araştırma.i.c. atılmak. yiğitlik. enik. yiğit. çekme.) küçük. dilenci. (a.) yavaş yavaş. 2.i.f. para.zf. (f-fi-) sıçramak.) operatörlük [doktorlukta]. sıçrayarak.) arsız. (f.) operatör [doktor].f. (a. . harf-i cerr).i.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese. kısım kısım. hiciv.cerr cerre çıkma cerr-i eskal cerr-i menfaat cerrah cerrâh-hâne cerrâh-hâne-i âmire cerrahî cerrahîn cerrâhiyye cerrâh-nâme cerrar cerrâre cerre cerş cerşeft cerûz cerv cery cerz cesamet cesaret cesâset cesed cesîm . i.i. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu. dînî öğütlerde bulunmak. (f. (a. sürükleme. çabuk hareket eden. çıkar sağlama. (a. (a. 3. 2. azar azar. büyük.s. (a. operatör doktorlar. (a. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k).) 1. (a. cism'den) büyüklük.s. dilenci. gr. (a.i.s. i. ecsâd) ölü vücut. 2. (a-i-) bir Şyi kazıma.s.i. cesâmet'den) iri. 3.) sıçramış. sıçrayış. bir şeyin kabuğunu soyma. (a.i.i. 3. (a. (bkz: tecessüs).b. cesâret'den) cesaretli.i. 3.) merak. cesîme cesîm-ül-cüsse cesk cess cessâs cessâse cest cestân cestân cestân ceste ceste ceste ceste-gîr cesten cesur (a.i. i. (f.i. (f. kesme.i. 2.) obur. irilik.) 1.) kruvazör.i.

işlek yollar.i. mayalar. cevaba cevap. özler. cami' ve câmia'nın c. (a. (a. (bkz: şaîr). (a.i. câbî'nin c. cevher'in c.) mavi boncuk. elmas alıp satan.) câbîler.f.) cevap. (a. 1077) dir]. bir kısmı Türkçe.b. doğru cevap.i.nâ-sevâb cevâb-I müskit cevâb kıla. armağanlar. (a.s. Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. sessizce verilen cevap (a. (a.) cevahirci. câdde'nin c. elmaslar. .) 1.) kâtip. (a.s.) arpa. cevâb ale-1-cevâb cevâbât cevâb-dih cevaben cevabî cevabî cevâb-nâme cevâb-nüvîs cevâd cevâdd cevahir cevâhir-i ulviyye Cevâhir-ül-ahbâr Cevâhir-ül-ebrâr Cevâhir-ül-esdâf Cevâhir-ül-kelimât cevahiri cevâib cevâiz cevâlî cevâmi' (a. bayram. mescitler. (a. (a. tahsildarlar. cevâbât. kıymetli taşlar. 1666 (H.i. (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın. 2. yiğit-çesine.s..s. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir].) cesaretle.i. cûd'dan) 1.c. karşılık olarak. (a. [istinsahı. doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram. 2. 795) den 1439 (H. (bkz: caize). felekler.b.) caddeler.c. şölen. inandırıcı cevap. gezegenler. (f. karşılık.cesûrâne ceş ceşn ceşn-i büzürg ceşn-i Meryem cev Dâne-i cev cevâb-ı bâ-savâb cevâb-ı redd cevâb-ı safî cevâb-ı kat'î cevâb.i. ret cevabı. ibâdet yerleri. cevherler. büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini. (a.i. erkek adı. (a-f-b. kesin söz. ziyafet.s. arpa tanesi. cömert.i. 1392 (H. (f.zf.i. i.) cevap. eğlence. eli açık. yüreklice. yazman. (f. (bkz: ecvibe). (a. toplu şeyler. câize'nin c.zf. bir kısmı Farsça olan eser.) 1. eski İran'da 21 Martta yapılan bayram.i.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar.) verilen bahşişler. büyük. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir.i. yazı ile].) sorulan şeylere verilen karşılıklar.) cevap olarak yazılan yazı.) cevap veren. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle.i.i.c. 2. (a.) halk arasında dolaşan haberler. doğru olmayan karşılık. tarikatının âdabını anlatan. 2. cevâb'ın c. (a.) 1.f. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri.f.

câmid'in c.) cevelân edici. dört taraf. 4. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk. gezegenler.c. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan. cevlân-gerî (f. 2.i. cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili. cevelân edicilik. casus). yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. cânib'in c. savaş yeri. parça parça. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. 3.s. Merih (Mars). cevâsîs (a. cev cev (f. cevf-i fem anat. çizgiler.) öküz. müsâade. s. üstünlüğü. cüvân).orbite. (bkz. iyilik. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. hüner. 2. kendi kendine bir varlığı olup. donmuş şeyler.. cevân'ın c. acıkmış. düşünce tazeliği. (bkz. maya. olgunluk.i.) mandalar. cevârih (a. s.i. 6. gezinme.i.). 5.(a.i. Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn). cevdet (a. 5. civânî) (a. câriye'nin c.) caiz olma. fr. bir yazı sitili. dönüp dolaşıcılık. (bkz. (a. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. 'gözevi.).).i. elmas. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı.b. erkek adı.i. tazeliği. üstünlüğü. 2. karın boşluğu. [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler.i. yanlar. boşluk. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır]. cevlân-ger (a. cevelân. (f-s. solungaç kovuğu. ed. cevf-i hicâbî biy. cevder (f. (a.i. öz.) tane tane. izin. câriha). (a. cevlân dolaşma. hayatsız. atlı. câsûs'un c.) halayıklar. (a.). (bkz: gâv). kalb. mu'cem.) 1.b. koşu. 6. civânân). cevf-i batnî anat. su sığırları. 3. tazelik.zf. (bkz: câyi').) taraflar. fels. menkut). câriha'nın c. cevelân-gerî. câniha'nın c. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan. dolaşıcı.b. f. kusursuzluk. cevdet-i fehm anlayış iyiliği. yan gece.i. g. cevahir) 1. cevaz (a.i. hizmetçi kızlar. cevdet-izihn zihnin tazeliği. büyüklük. üstünlüğü. Zühre (Venüs). dönüp dolaşma yeri. gövde boşluğu. marifet. ağız boşluğu. (f. oyuk. [zıddı "mühmel"]. 2 . (f. cevf 1.i. mîdesi boş.) cansızlar. güzellik. cevf-i galsamî biy. (bkz. çok defa manzum olan târih. (bkz: câniha). cevf-i a'lâ anat. cevdet-i fikr fikir.) dolaşılan yer.i.i.) 1.f. cevelân-gâh. dolanma. iç. 3. cevf-i leyi gece yansı.) cevelângerlik. 4. cû'dan) aç. cevelân-ı dem kanın cevelânı. (bkz: cevherin. cevelân-geh (a. Utarit (Merkür).s. câmûs'un c. (bkz. düşünce üslüğü. cevâmid cevâmîs cevân cevanan cevânî cev'ân cevânib cevânib-i erbaa cevânih cevârî cevâr-il-Künnes . cevher (a.). dolaşması. cevelân-ger.

i.) zırh delen (f. boşluk.) çorap.s. kuyumcu. haksızlık. [müen.i. (a.) bir arpa ölçüsündeki ağırlık. noktalı [harf]. (bkz: cevsak) (f. cevhercilik. (a.s.) zırh eriten (f.) mücevher parçası. madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne.b. (a. biy. arpa torbası.i.s. 2. göğüs boşluğu. 2. cevheri. 1) en yüksek cevher.) 1. biy. substance grise.) cevher işleyen.substantialisme. (f. hareket eden. gökyüzü. aslı. gadir.s. cefâ. aglütinin.) mücevherden. 3.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası. tözcülük.b.s. (f. 4. mavi boşluk. (a.i.) köşk. arpa unu. çorap söküğü. (a. (f.i. anat. (a. vaktiyle giyilen1.i. a. değerli taş veya inciye ait olan. eza. (a. fr. zulüm. meteoroloji. (bkz: cevher3). (bkz. 2. [şiirde] sevgili veya onun dudağı.f. cevheriyye]. 3) ateş. cevahirci.) 1. omurilik kovuğu. güher-fürûş). (a. cevelân-gâh. (f.cevf-i nihâhî cevf-i nuhâî cevf-i sadrî cevher-i ebyâz cevher-i ferd cevher-i küll cevher-i lâsık cevher-i mücerred cevher-i sincabi cevher-i ulvî cevher-dâr cevhere cevher-ebyaz cevher-fürûş cevheri cevherin cevheriyye cevheriyyûn cevher-pâre cevher-tırâş cevî cevlân-gâh. (bkz.i. dolaşan. mutlak cevher.) fels. (a. bozmadde. sitem. 2.b.i. felekler.) koşan. eziyet. substantialisme.b. cevşîre cevv îlm-i ahvâl-I cevv cevv-i hevâ cevv-i kebûd cevval anat. ak madde. (a.) zırh delen. cevherî). . (f.b. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç]. (f.f. 2) ed.s. tas.) cevher satan. konak.b. cevlân-geh cevîn.) akmadde.) hava. (bkz.b. (a. çardak.b. köşk.i. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey. anat.) zırh paralayıcı.) 1.) arpadan yapılmış nesne. cevelân-geh). arpa ekmeği. substance blanche.s.). cevîne Nân-ı cevîn cevr cevreb Çâk-ı cevreb cevsak cevse cevsek cevşen cevşen-dûz cevşen-güdâz cevşen-güzâr cevşen-hây cevşen-pûş cevşen-şikâf cevşîr. beyin boşluğu.i.f. 2.b. savaş elbisesi.) zırh giyen. eski tüfeklerden birinin adı. (a. (f.s. 1) atom.s. cevherden.) düğme. elmaslı.i.i. fr.s.i) 1. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan. (a.s. hava boşluğu. (bkz: cevher4). evrenin *tözü.) zırh ören. fr. çulha. (a.) bir tane cevher.b.)) örme zırh. cevhere. fr. biy.i.s. zırhlı. (f-s. (a.b.f.f. 2) ruh.c.b.

cevdet'den c.s. Eş'âr-ı ceyyide ed.ing. sinüs.b.i. [lât. kara alaca ve değerli bir süs taşı. canlı fikir.) sabırsızlıkla sızlanma.) ada.i. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. gömleğin açıklığı. yangı. cüyûb) 1.) bot. . güzel şiirler.i. cevz-üd-tıbb (a. tatula. 2.) ceviz. Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri . cevz-i mâsil bot. [bkz: ittika'). ceybî (a.i.) ast.) günahtan sakınma. mayıs ayında bu burca girer. Hindistan cevizi.i. Ceyyid-i hâlidât. ceyyid (a.s. ceyl (a. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş. cez (f. fr.i.) zool. ceyb-i kavs arka sinüs. ikizler burcu. cez (a. cüyûş) 1. seda. leş Ju-meaux.b. ordu.) [ceyyid'in müen. cevz-i bevvâ . cevz (a.i. cep. ceyş (a. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi. saf. ceyb-i sabr sabretme. ceza' (a. Havâ-i ceyyide temiz hava. iyi. ciyâd) taze. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru. (bkz: ceyyid). cevizgiller.) elemlenme. Cevza' (a.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili.i. juglandasees. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis. cevz-üs-serv (a. cevzâk (f.) servi kozalağı.s. ceyb (a. fr.c. damarlı akik. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi.i. geo.s.) küçük hin-distan cevizi.s.s. Ceyyid-i garb Cezayir. ceyyid-i hevâ iyi hava. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma. sinüsle ilgili.b. dayanma.i. kederlenme. 3. saf hava.i. cevz-ül-kayy (a.Fikr-i cevval hareketli. Sevk-ül-ceyş strateji. Geminus. cevvî.i.) göz boncuğu denilen. (bkz: cezire). ceyvâd (f. Ceyyid-i seb'a.i.) uzun boyunlu kadın. ses. yengeç.i.].) boş. yararsız bir işle uğraşma. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları. cez'a (a. ceyyide (a. cevviyye (a. (f.. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. c. ceydâ (a. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler. hoş. tam olan [para].b. 2. cez'. cevz-ber-günbed cevziyye (a. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü.) mat.) bot.i. cevz-ül-hind bot.) ağaç kökü. Gemini]. asker.

) 1. gr.f. kendinden geçmiş. çok.s.b. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür]. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart. cezebât) 1.) cezbeye tutulmuş gibi.) havuç. lâyık olan ceza. ed.i. işlenen bir şeyin görülen fenalığı. ceza işleriyle ilgili. (a.i. (a. -fegen cezbe-yâb cezbiyye cezebât cezel cezer cezer-üt-türâb cezî' cez'-i adûdî-i re'sî cezîl Ecr-i cezîl cezire cezîre-i bürkâniyye cezîret-ül-Arap (a. küçük tomurcuk.i.i. ed. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması.i.s.i. peltek. yabani havuç. ceza ile.) 1. ceza. 2. coğr. azap.s. cezâir) ada [denizde].) bot.) çekme.s. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli. (a. gönlü çekme.) cezbeye tutulma hâli. (bkz.) ceza olarak. (a. (saadet adaları) Kanarya adaları.c.i. Ege denizindeki oniki ada.) cezbeye tutulmuş.) cezbeli. çekilme. cezbeye düşürücü. (a. çekicilik. 2.) adalar. heyecana gelmesi.f.f. ceza baskısı.zf. para cezası. cezaya ait.ceza' cezaî müeyyide cezâ-yi amel cezâ-yi nakdî cezâ-yi seza cezâ-yi Sinimmâr cezâen cezaî. cezîre'nin c. Akdeniz adaları.b.f. ben de gelirim = ceza" dır]. kol-baş *anadamarı.i. (a. (a.f. peltek ve bozuk olmayan [söz.) cezbe verici. (a. coğr. 2. karşılık [iyi veya kötü].b. kelime]. (a. takım adalar. bol. Arabistan yanmadası. (a.) bir şeyi ikiye bölme. (a. cezâiyye cezâir Cezâir-i Bahr-i Sefîd cezâir-i garb cezâir-i hâlidât cezâir-i Hind cezâir-i isnâ aşer cezâir-i müctemia cezâir-i saadet cezâir-i Seb'a cezâlet cezâlet-i lafz cezâlet-i ma'nâ cezb cezb-i kalb cezbe cezbe-dâr cezbe-dârâne cezbe-dârî cezbe-efgen.i.b. Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye. (a. (a.) kendine çekme. (a. Cezayir. rekâketsizlik. anat.i. Hind-i Çînî adalan. cezl).b.zf.). mânâ düzgünlüğü. 2. kelime düzgünlüğü. yanardağ adası. (a.c. (a. (bkz: cezbe).) 1. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti. (a. lyonien adalan. Kanarya adaları.i. kekeme veya pepeyi olmayış. gönül alma.i. . cezbe'nin c. bol sevap.

) 1. Medd ü cezr coğr. büyük gidim.) bot. anakök. cezr-i mantık.s. keçi v. cübbe'nin c. (bkz: azm).) alınlar. mat.s.) 1. cîbâ (f.i. [denizde] alçalma. cezre (a. kalın odun.) cebhe'nin c.s.) çok cezbeden. (bkz: cezr-i vetedî). cezzâf (a. gr.) çok sabırsızlanan. cezr-i vetedî kazık kök. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. ciâle (a. kuvvet ekseni. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. cebel'in c. çetrefil olmayıp.s. gelgit. köke ait. radicalisme .) 1. cezriyye (a. 3. niyet. cezr-i nâtık. cezr (a.) kasaplık davar [koyun. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam. cibâh (a.) kestirip atmak suretiyle.zf. kök. cübeb). (bkz. köktencilik. 2. cezr-i aslî bot. çeken. kesin karar. iki kök.) odun. cibâl-i mubaha huk. gaddar.i. cezr-i mükâ'ab küp kare. (bkz. doğru olan. radikal. cezr-i dereni yumru kök.b. cezr-i müsbit bot. cibâb (a. asal kök. cezû' (a. cezzâr (a. cezm (a. asit kökü. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme. cezr-i murabba' mat.s. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar.i. cezr-i asam mat.c. asıl. dokuzun cezridir. mortes eaux.i. meç. ikincil kök. tomruk. çeken. cezrî (a. rüşvet olarak verilen hediye. cezr-i ekmel coğr. cezmî (a.s. zâlim. raci-ne fıxatrice. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar. kare kök üç. cerz-i talî bot. 2. kanlı.) fls. cibâl (a. cezr-i şârî anat. cezûb). cüzûr) 1.) 1. cezmen (a.i. cibâl-i şahika yüksek dağlar.) 1. fr.). cezr-i mik'ab mat.) 1. karekök. cezûb (a. fr.i. ılgın meyvası. 2. cezlân (a. cezb'den) çok cezbeden. cezmâzec (a.].(a. maaş. cezr-i muzâaf mat.) ağ ile balık tutan balıkçı.i. cezr-i arızî ek kök.i.i. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök. cezr-i tâmm mat.i. dürüst. 3. cezr-i mihver mat. 2. fr. cezzâb (a.i. cezr-i rîşî saçak kök. i. inme. kökle ilgili. cezr-i aıııııdi mat. (bkz: cezzâb). (bkz: cezü1).) mutlu.s. cezl . deve kasabı. sanal kök. 2. kat'î karar ve niyete ait. cezr-i hamız kim. 2.i. ücret. kılkök. küpkök.) dağlar. 2. tutunma kökü. cezm ile ilgili. erkek adı.

) gerçekten çalışılacak işler. zar. cibâyet'in c. ağırbaşlı. avaz. evlât.i. ciyef) iaşe. (bkz. (f. hissiz. 2. duvar. (f. (f .) geniş kuyular.) kavgacılara yaraşır yolda. cibilliyet. ciğerci. hayat mücâdelesi.i. 2. (a. i. leş.i. ıztırap veren.b.b. (a. (f. (a. (bkz: haç.) ciğeri kanlı.i. ağırbaşlılık.) bağır yakan.s. (a. (a. 2.f. (a.) ciğer paralayan. zorlu.s. . bahçe duvarı.i.b.b.i. savaş. cesaretli. 2.s. i. tabiî. Dünyâ.) gerçekten.) 1.i. gelir toplamalar. cüyûd) boyun. (a. çok eziyet çeken kimse. "ciddiyye"]. s. keder. (a. sevgili. sıkıntılı [kimse]. merhametsiz.s.) ciğerli. hayırsız.) ciğeri delip geçen.b. (a.b.) leşle dolu olan yer. büyücü.s.) put. (bkz: cibillet).i.s. [müen. (a.i.f. vergi.) huy. savaşçı. meç. çelîpâ. (a. salîb.i. (bkz. arbede-cû). (bkz: câbî).) 1. (a.) Cebrâîl. acı. 3. (a. câbîlik.) evlât. t. (f. ciger-pâre).s. (bkz: cefr). (f.b.s.) [cibillî'nin müen].f. (f. cüdrân) 1.s.f. (a.s. hararetli konuşma.i. bir işi gerçekten çalışıp işleme.s.b. (f. alçak [kimse].) ciğer parçası.c.) 1.i. 3.b. 2.b. ciğer. (a. (a. (a. cibillî). 3.b. kansız.) câbîlikler.s. (a.c.c.s. (bkz. b. gerçek. 2.) yaratılışta olan. (a. cüdür.zf.) 1. savaş. ehemmiyet. (bkz.i. (f. (a.i. geçim mücâdelesi. mühim. ciğer yırtan. sanem]. (f. (f.) yüreği coşturan. cefr'in c. (f. sütü bozuk.zf.) ciğer satan.s.c. karşılıklı kavga.) 1. 3.i. [doğrusu "cefr" dir]. ciddîlik. ciddîlik.i.f.i. gaddar.) mücâdele yeri.s.cibâyât cibâyet cibillet Cibilletsiz cibillî cibilliyye Cibilliyyet Cibril cibs cibt cîd cidal Ceng ü cidal cidâl-i hayât cidâl-i maişet cidâl-cû cidâl-cûyâne cidâl-gâh cidar cidâr-ı hadîka cidd cidden ciddî ciddiyyât ciddiyyet cifâr cîfe cîfe-gâh cîfe-hâr cifr cifrî cifriyyât ciğer ciger-cûş ciger-dâr ciger-der ciger-dûz ciger-fürûş ciger-gâh ciger-gûşe ciger-güdâz ciger-hâr ciger-hâre ciger-hûn ciger-pâre ciger-sûz (a.i. (a. acıklı.). (bkz: fıtrat). sıkıntı. (f.) kederli. yaradılış. (a.) cifir ile ilgili olan şeyler. i. (f. Cebreîl.) cifirci.b. bağır. (a. falcı.b. kireç.b. ciğer söken. (a. (a.) ciğerin bulunduğu yer.c. Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu].) 1. meç.s. önem.) 1.i.i.) leş yiyen.) kavgacı. 2.) ciğeri yakan.b. çok acıklı. 2.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.b. yürekli. kavga çıkarırcasına.b. önemli. mücâdele).i.i.) soysuz. (bkz: fıtrî).

cihâdiyye (a.i.b.s.b.i. çok özleyen.b.) 1. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır.s.b. dünyevî.i.ciger-rend (f. (f. cihân-ı İslâm islâm âlemi.) cihângir-cesine. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri. 2. erkek adı. 2.a. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar.i. cihâd (a.zf. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke.) cihangirlik. dünyâyı dolaşan.) cihanı. cihâniyân (f.s. Dünyâyı zaptedercesine. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır]. huk. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar. cihan (a. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş. .) acıklı.s. cihân-dâr (a.) Dünyâ halkı.b. öte âlem. cihân-ârâ (f. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma. cihanı. Dünyâda oturan.s. Dünyâyı gören. ciger-tâb (f.) hükümdarla ilgili.) cihanı.b. ciger-teşne (f. 2.b. 3. Dün-yâ'yı dolaşan.s.i.) meç. hükümdar.i. Dünyâyı zapteden. cihân-dârî (f. cihanı. cihân-gerd (f. Allah. pâdişâh.b.i. öteki dünyâ. cihân-gîr (f.i. cihân-bânî (f. s.b. (f. cihâd'a mensup.) Dünyâ.b. 2.) 1.f. insan. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça.b.s.s.) hüküm-darcasına. erkek adı. cihân-ı can ruhlar âlemi.) fâtih. 2.b. bezeyen. cihân-geşte (f. cihanı.s. berbâre4). cihân-bân (f. âlem. i.b. [bu nüsha 1732 (H.b. Dünyâyı süsleyen. pâdişâh. cihân-âlem (f.) cihanı. cihân-muta' (f. cihân-gîrâne (f. cihânî'nin c. cihân-dîdegî (a. Dünyâyı parlatan. II. savaş işleriyle ilgili. din uğruna düşmanla savaşma.s.) 1.b.s. i. cihân-cû[y] (f.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar. islâm dünyâsı. cihân-güşâ (f.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse]. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H. Dünyâ'yı gösteren harita.s.) cihanı.) herkes. cihân-efrûz (f-b. (bkz: ber-bâr.) cihanı.) cihanın.) acı veren.) cihanı. cihanı gezmiş.) 1.zf. Dünyânın bekçisi olan 1.) cihanı. 2 . cihân-key (f.) hükümdarlık. acısı olan. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas. cihân-âferîn (f. 2.a. kendi kalbi içinde. i. cihân-dîde (f-b.s.i.) Dünyâyı gezip görmüş olma.b.b. 3.b.s. [aslı "cenan" dır].s. cihân-penâh (f. cihân-nümâ (f.) cihâna. cihâniyân) 1.b. cihân-gîrî (f.c.s. göz.b. cihân-bîn (f. padişahlık.s.s.b. Allah. tecrübeli. (bkz: gîtî-sitân). cihâdı. Dünyâyı gezip görmüş. cihân-nevred (f. Dünyâyı yaratan. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı.) 1. cihândâr-âne (f.b.b.s.) cihanı dolaşmış. Dünyâyı tutan hükümdar. cihanı (f.) âlemin sığındığı muhafız.

3.s. ciheteyn (a.s.s. dünyâ ölçüsünde. (f. dünyâda geçer olan. (f-b.) cihanı zap-teden. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler. cihar ü se (bkz: cihar ü se). [doğu. hatiplik. 4.) dünyâyı dolaşan. cihar (f.b. sağ. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü). yan. cihaz (a.) 1.) 1. bahane. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler.s. evkaf maaşı. (f. üreme sistemi. görüşler. ilgi. hatiplik. arka. kalınlık].. Cihâz-ı tenasüli anat. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi].c. (bkz: âlem-şümûl). sindirim aygıtı. 4. cehr'den) açık söyleme veya okuma. delâilül-hayrât vazifeleri gibi]. dört yön. (bkz: şıkkayn). anayönler.b.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. devinim düzeni. sebep. dünyâ çapında. yüz. (a. hizmet. yerler. apotek cihâz-ı teneffüsî anat.[fakirler gibi].b. 2. büyüğü olan. 2.zf. cihet'in c. iki yön. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler. görme aygıtı.) iki cihet. [mescitlere nazaran imamlık. (f.(f. padişahlık. (bkz. üst. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot. cihân-tâb (f. (bkz: alenen). (bkz: cehâz). âlet [doğrusu "cehâz" dır]. cihât-ı selâse üç taraf [en. semtler. batı.b.i.f. (-r1 (f-b. taraf. cihâz-ı basarî anat.) 1. cihâz-ı deverânî anat. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler. cihât) 1.a.i.b. taraflar.a. systeme locomotrice. pâdişâh. imamlık. [bir camide okunması meşrut buhâri. boşaltım aygıtı..) cihanı yakan [Güneş]. yön. evkaf maaşları. cehr'den) apaçık olarak. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler. vesîle. şifâ-i şerif. müslim. cihâz-ı hazmî biy. sinir sistemi. vazîfe. cihât-ı sitte altı taraf [ön. 2) coğr.i.s. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan. (f. yönler. sol. hareket sistemi. dolaşım sistemi. yer. boy.s.) hükümdarlık. 3. cihâren (a. cihât-ı erbaa dört taraf. cihât (a. cihar (a. cihân-penâhî cihân-pû cihân-revâ cihân-sâlâr cihân-sitân cihân-sitânî cihân-sûz cihân-şümûl . her yanı kaplayan.i.) cihanın başkanı.) padişahlık. cihâz-ı Muharrik biy. fr. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). takım. cihar). pâdişâh. cihâz-ı asabi anat. S.s.b. alt]. kuzey. müezzinlik vazifeleri gibi].i. kayyumluk gibi]. [müderrislik. çeyiz.).b.i. cihet (a. bakımlar. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini.s. 2.) cihâna yaraşan. 2. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy. güney]. müezzinlik.i.

f. cilt hastalıkları kliniği.i.) cilve yeri.) kaba. çarşaf.) parlatma.b.) 1. alçak.) cilveli.b.) cinayetle ilgili. (f.f. .cîl çilen ba'de çilin cila' cilâ-bahş cilâ-dâde cilâ-dâr cilâ-ger cilânger cilâs cilâ-sâz cilbâb cilbend cild cild-ger cildî.b. (a.b. cemâat. (a. (a.b.) büyük cüzdan. 2.s.i.b.f. cilve yapan.b. (f. kap.s. toplu kabile. (a. cilve-sâz). (bkz. cilve edecek yer.b.f. (a. gömlek. cilalanmış.) ciltle. (a.). (a.s. 3. cinâiyye cinâiyyet cinân '- (a.) cilve yapma. süvari alayı. (a.i. (f.s. (a. cildiyye cildî ihsaslar cildiyye cilf cilve cilve-i ilâhiyye cilve-fürûş cilve-gâh. cilve etme. evrak çantası. (a. a. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan.b.) parlatan. deri.f.b. deri ile ilgili. sen başlı olma.) hoş ve güzel olan.) 1.s.ha. (a.) cilâlı. (a.s. cilâcı.i. s.) cennetler.) cilve eden. ecyâl) 1.b.) cilve yapma. 4. fels. kitap. bahçeler. kırıtkan.f.i. c sesi. tecellî. Allah'ın cilvesi. 2.i. 2.b.f.) ciltçi. nesil. uçmaklar.i. cilve yapan.) beraber oturma.f.s.f.) cila yapan kimse. 2. tamahkâr mânâsına kullanılır]. fr.b. cilveli.) soysuz. ferace.) hek.i. (a. (f.s. görünme. (bkz: cilve-ger).b. (f.) cilve gösteren.f. taife. deri duyumları.) kendini gösterme.s. kırıtma.i. parlaklık.s. (a. kaderin cilvesi.i.) at.b.i.i. (a.) parlaklık veren. cemel'in c. (a. 3.) "cilve satan" cilveli. (a. millet.) cila sürülmüş.s.f.s. cennet'in c. dilenci [Türkçede pinti. cilve-geh cilve-gâh-ı zuhur cilve-ger cilvegerî cilve-kâr cilve-kün cilve-künân cilve-nümâ cilve-penâh cilve-perdâz cilve-rîz cilve-sâz cilve-sâzî cim cim-i arabî cima' cimâh cimâl cimâr cimrî cin cinai. mücellit.c.f. devirden devire.i.s.zf.b.i. cem'den) çiftleşme [insan hakkında]. criminalite. celâbîb) 1. s. (a.) cilve ederek. (a.c. eclâd) 1.s.s. meşin. cinn). cülûd.s. (a. parlaklık veren. i.i. (a. (a.c.b. insan güruhu.). (a. cilve yapan.f. (f.s.s.f.) erkek develer.) cinayet hâli.) çilingir.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır. ayak takımından. (f. (a. (a. hoyrat.b.) cilve eden. cilvelilik. 2. parlak.i. kuşak. (a. çıkıp görünülen yer. (a. sensations cutanees. aşîret. (a. (a. fr.f.) şa'şaalı. (a. parlatılmış. (bkz. (a. cilve eden.i.

cinân-üd-dünyâ .f. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. gr.f. oku. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır. pek zekî ve anlayışlı kimse. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. Semerkand vâdîsi. cinâs-ı tanım e d.) cinler diyarı. cinnet (a.) 1.) "iki cins" kadın ve erkek. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik. îmâlı.) ecinli. 899) da istinsah edilmiştir.s. delilik. [deme kış yaz.800) ile 1446 (H. [dem = âdem] gibi. cinâyet-kârî (a. Şam vadisi. cinnî (a.zf. cinas (a. cinâze (a. cinnî (a. (a. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır]. çılgınlık. 4. büyük. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun. cinâs-ı darbî ed. lâfızda. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır. yalnız harflerde beraberlik. birçok anlamlara yorulabilen söz. [1493 (H. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır. cinn (a.f. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). telaffuzu bir. Cinân-ül-cenân II. cinâyet-kâr (a. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. 2.b. müennes (dişi) oluşu. cinn'den) cin tutma. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi].c. mürd gibi]. cinâs-ı muharref ed. bir cin. cinsle ilgili.b.i. cinnistân (a. cinsî cazibe cinsel çekicilik. cinâs-ı nakıs ed.i. 2) Soğdiyana. cinâyet'in c. soy. a. cinseyn (a.i. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi. telmihli söz.i. nevi'. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek. gibi].s.b.c. cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç. (bkz: mücâmaa).i. cins ' (a. yaz! gibi].s.i.) çeşitli.s. cinâs-ı mefrûk ed. kelimenin müzekker (erkek).f.i.) münâsebet.) cinayet işleyen. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.) cine mensup. cinayet (a.) tabut. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas. türlü. çeşit. cins cins (a-b. s.) cinse mensup. Telif târihinin 1397 (H. benzeyiş.) cânîlik. 2.) cinayet işleyenlere. cânîlere yakışacak bir surette. Ebnâ-yi cins insanlar. ecnâs) 1.. cinâyât (a. cinsî (a.i.) cinayetler.i. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi.c. lastikli söz.(dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla.i.s. canilik. ağır suçlar. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi. meç. cinâyet-kârâne (a. gözle görünmez.

) 1.i. (bkz: cismânî). iyi komşular. kılıç kayışı.i. 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. astr. (a. 2) meç. beden. sümüksü cisim.i. (f.i.i.) temel. s.i. safran. elips cisim.) zool.) havsala. bir nevî kırmızı boya.) cerâhatlar. gövde. âdet.) toprak testiler.) 1.) 1. (a.) saf şarap. tabîat. insan vücudu. kan. (f. bileşik cisim. (a.) bir cins ile ilgili olma. mizaç. çıplak vücut. nasırlı cisim. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik.) komşuluk. 2. 2. öldürücü zehir. bedenle ilgili. yılan veya sazan balığı.i.i. saf şarap. ecrâm) cisim. diaphyse. (a. alt.c. (a. zâtülcenp.i. kök. aşağı. börkenek. (a. cerre'nin c. kim. 2. cereyan.) çırak. altının kırmızılığı.c. anat. mat. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri. (a.) 1. delilik.) 1.i. bonnet. fr.) 1.) 1. korkunç cisim. alışkanlık. f i z. cinsel eğitim. fr. f iz. ecsâm) 1. irinler. söz söyleyen cisim. (a. fr. ışıksız cisim.i. 4. 3. (a. (a. (a. billur cisim. cansız cisim. biy. madde. oylum. güzel kadın veya kız. gökcismi. f i z. ruhanî karşılığı. (a.i.i. 2. 2. (a. gaz hâlinde olan madde.i.) azalarla birlikte vücut. yaralar. astre. menşe.i. (bkz. zayıf vücut. (a. cerahat). hacim. . fr. (bkz: zîr). katı cisim. 2.s.i. 3.s.i. civarda olan yerler. (a. harekette olan cisim. yemek ve para. gökcismi. câr'ın c. (a. cevher. (a. müşteriler.) 1. töz. dînî işlerden ayn olan. education sexuelle. (a. melekler. kemik gövdesi. biy. 3. 2.i. cirâhat'ın c.cinsî terbiye cinsiyyet cîr cirâhât cîrân cîrân-ı sâlihîn cirân cîre cîret ciriyyâ cirm cirmân cirrîs cirriyye cirs cirsâm ciryâl ciryâle cirye cisâd cism cism-i azm cism-i basît cism-i beyzî cism-i billûrî cism-i cemâdî cism-i cevheri cism-i eflâtûnî cism-i felekî cism-i gayri muzî cism-i hâil cism-i hevâî cism-i latîf cism-i mürekkeb cism-i müteharrik cism-i muhâmî cism-i nâtık cism-i nizâr cism-i sefenî cism-i semavî cism-i sulb cism-i üryan cismânî cismâniyye fels. temiz renk. biy.) ["cismânî"nin müen]. 2. ilk madde. poligon. (a. komşular. 2.i.

i.i.civân'ın c. 2. porsiyon.i.) cisim itibarıyla. (a.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi.) civan-merte yakışır yolda.) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. (a. araştırma. cîfe'nin c. (bkz: âlî-cenâb-âne). (f.i. (a i ) (bkz.c. (f. cömert. karnı acıkmış olanlar.i.s. s.i. güzellik.b.i. asma köprü. (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı. (a. (f. Hıristiyanlardan alınan cizye. (bkz: âlî-cenâb).) Müslüman olmayan. vergi ödeyen delikanlı. yakın yer. cömertlikle. bedence.) köprü.) "arayan.) 1.) cömertler. (f.) hurma toplama. leşler. eli açık olanlar.s.zf. Unkapanı Köprüsü. yakınlıkla. vergi. vücutça. (o. (a.f.) cıva.s.) yakınlık.s.) iyi eşkin giden soy atlan. (a. (f.zf.) deve kasaplığı.) gençlik. iyilik.c. (a. el açıklığı.) cisim.) ağaç kütüğü.) arama. (a. (a.s. cismâniyyet). (a. (a. (a. (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü. yakın komşu. (bkz: pul.i. g. ırmak.b. yücegönüllülükle. vücut. (f.) civân-merd'in c. asîl.b.) cömertlik. araştırma. arayıp sorma. komşuluk. komşulukla ilgili. (a.i.i.b. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir.i. (a.) 1. yöre. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye. (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü.b.i. kök. câyi'nin c.) genç olana yakışacak surette.b. civân-merdân) temiz. (a.i. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif. (bkz: cûy). (f. çay.) gençler.zf.b.i. çevre. (a. (a. (f.i.) açlar.) talihli. kantara.i.i.s.) hurma ağacının kökü. millet fedakârları.) haraççı. (a.) 1. el açıklığı ile. genç (bkz: cüvân).f.cismâniyyet cismen cismi cismiyyet cisr cisr-i atîk cisr-i cedîd Cisr-i Ergene cisr-i muallâk cisreyn civan civan kaşı civânân civânâne civân-baht civânî civân-merd civân-merdân-ı millet civân-merdân civân-merdâne civân-merdî civar civârî civâriyyet cîve ciya' ciyâd ciyâdet ciyef ciz' cizâl cizâret cizfe cizm cizmîr cizn cizye cizye-i gebrân cizye-dâr cizye-güzâr cû Cüst ü cû cû -cû (a. (bkz: zîbek). ağaç kütüğü. (bkz: sahavet).i. (bkz. cizye denilen vergiyi alan tahsildar. (f. sırat).i.s. tazelik.) tayın.) akarsu. 2.) küçük sürü. (a. araştıran. (a.) iaşeler. 2. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. (f. (f-'. cismânî). .s.i. (f.s).

cumhurcu.i. cumhûriyyet-perver (a. 2. (bk cum'ât. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi. cu'l (a. cum'ât. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında.) 1. cu-meât.) 1.) baykuş.i.i. cumhûriyyet (a.) açlık. cuğd (a.i. cûg (f. cumuât). cûleh (f. erkek adı.i. halka mahsus. (bkz: cumeât.) 1. Cûdî (a. cum'ât (a. cû'dan) aç olarak. kalender [kimse]. cûl (f. çâre arayan.) abalı. cemâhîr) halk.) perşembeden sonra gelen günler. ahâli. cumhûriyye (a. cum'a'nın c. cüce (f. cum'a (a. (bkz: çûg). cumuât) 1.i. cu'bûb (a.i. (a. 2. ücret..i. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan.) aptal. cemi'ler. cumeât). elaçıklığı.c. cu'bûs (a. Fursat-cû Çare-cû Cû Def'-i cû cû'-i kelbî . cumhûrî.i. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi. 2. cumuât). cûlâh (f.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş. 2.) perşembeden sonra gelen günler. ayak kirası. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete.s.i.) öküz boyunduruğu. toplanma.i. 2.i. cûlâ-hek (f. cem'den). aç kalma. cumeât (a.i. cuımı' (a.) cömertlik.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı.) işe yaramayan adam. örümcek. b. (bkz: cum'ât. cûd-i kerem. çulha. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar. açlığı giderme. c. perşembeden sonra gelen gün.) cumhuriyetçi. cûd-i sehâ cömertlik. örümcek. cumhûr-i nâs halk kalabalığı. cem'in c.) millete.) çaylak. yığmalar. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz. kalabalık.f. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı.s.) civciv.s. cumuât (a. 2. cûlehî (f.i. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi.i. cumhurluk.) perşembeden sonra gelen günler. başıboş kalabalık. karşılık. cumhur (a.i. cû'an (a.) 1. (köpek açlığı) hek. cum'a'nın c.fırsat arayan.zf. cûd (a.i. tutulanın.) 1. [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. gibi. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. toplamalar.i. küçük dokumacı.i. 2.. cum'a'nın c. çoğullar. kebeli. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık.

ırmak.) alınlar.i. kaynama.) lâyık olanlar.i. anmanın coşkunluğu.) coşan. (f.) arayıcılık. araştırıcı. suyun coşması. (f. coşkunluk. peynir hâlinde olan şey. (a. Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. üstlükler.) 1.i.). uygun olanlar. c. cibâb). (f. (f. tarz.) dilenciler. arayıcı.b.i.b. araştırıcılık.i.i. peynir. coşma. cûşîre cuşiş cûşiş-i ahzân cûşiş-i dil cûşiş-i efkâr cûşiş-i yâd cûy cûy-i revân cûy-i sîrişk -cûy cûyâ. kaynayan. (bkz: cevşen). (bkz: cû). (f-i-) l. cûyek cûyende cûyende-gî cübb cübb-i Yûsuf cübbe cübeb cübn cübnî cübün cüda cüdâî cüdât cüdâyî Cüdde cüda cüda cüdâ-gâne cüderâ' cüderî cüderî-i bakarî cüderî-i kâzib (a. 2 . (bkz: cûyende). (a. dere. cûşî'den) kaynama.) arayıcı. akarsu.s. ayrıca.s. işaret.i. (f.s. ırmak kenarı. ayrı düşmüş. kaynama. (bkz: iftirâk). (bkz: cûş. (bkz.) ayrılık.s.) 1. çizgi. peynirci.) ayrı. (f.i.) 1. (f. kaynama. arayan. elem. (a. ayrılmış. yakışanlar. korkaklık. 2.i.i.) pardesü gibi üste giyilen şeyler. 2. kaynayış. coşkun.cumûh cûş cûş-i âb cûş-i dil-i enhâr cûş ü hurûş cûş ü hurûş-i nev-bahâr cûşâcûş cûşâk cûşân cûşânî cûş-âver cûşen cûşîde cûşîde-gî cûşîr. 3 . cübbe'nin c. (bkz: cûş. kaynamış. -cû).) coşma. cüded) 1.) coşma. tas. taşkın. (f. keder coşkunluğu.i. (a.i. gönül coşkunluğu. ırmak.). i. (f.i.s. başkaca. (f.s.i. (a. cûyâ. cûşânî).i. (a.) ayrı ayrı. çeh). (f. 2 .i. cüdâyî).zf. coşkun akışı. (a. (f.) çiçek hastalığı. çay. baş sertliği.). (bkz: cebânet).s.b.) küçük ırmak. . (f. cûşânî). su çiçeği. (f.i. câdî'nin c. (bkz. (bkz.) nehir. ırmakların gönlünün coşması. (f. cûyân). taşıp coşma. inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı. tek tek.s. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük.) dokumacı. akarsu. dağ arasındaki yol. cedîr'in c. (f. düşüncelerin coşkunluğu. cûyân cûy-bâr cûy-çe.) kuyu.) atın hamlığı.) coşturucu. (f.i.b. hüzün. cebîn'in c.) çok coşkun. şekil.i. (bkz. coşkunluğu. (a. taşma. gözyaşı ırmağı. c. (a. cuşiş). akarsu. (f. (a. (f.coşma.) coşmuş.s. ilkbahar neşesi ve ahengi. (bkz: cuşiş. (bkz: bi'r. ayrı ayrı.i. 2.

2. i.i. tef çevresine dizilen zil. pullan.) zehir.) çul dokuyan. (a. (bkz. (cedr'in c. cidâr'ın c. câhil'in c. cehîr).i.) hek. pul. pellicule.i. (a. (bkz: cehele.i.s. (a. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır].) bilgisizler. i.) bilgisizler. fr.cüdeyy cüdrân cüdûd cüdür cüfâ' cüfâen cüfâf cüfâl cüff cüfre ia cüft cüft-i betûl cüft-i felek cüfte cüfte-endâz cüft-gâv cühâl cühela cühemiyye cüherâ cühhâl cühûd cehûd-i anûd cül cülâb cülâhek cülâzî cülbe cülcül cülcülân cülcüle Cülesâ Cüleyde cüll cüllâb cüllâh cülleh cüllâs cüllenâr. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı.) kurumuş. (a.) 1.i.) çift öküzü.).) 1. köpük.s. (a.i. cüfer) çukur.) at katır gibi hayvanların attığı çifte. bir çift öküz. oturanlar. (a. ikili. Hz. (bkz: gül-nâr).s.i.s.) gülsuyu. 3. 2. (a. su üzerindeki çerçöp. cühhâl). (a.s.) çifte atan. (a. (a.) boşuna. boşluk. (a.i.) 1. ufak çıngırak. 2. eşi olan.i.) çul. eş.b. kocaman ve kuvvetli. (bkz: cülâb).i. (a. (bkz: vâfir).) kaya.c. (câlis'in c. onulan yaranın derisi. çulha. (a.i.). Hz. örümcek. 4. (a. (bkz: cehele. (bkz: ecdâd.) duvarlar. tahta çıkma. niyâgân). cülnâr cülmûd cülmüd cülnâr Cülûd Cülus (a. (f. i.) birlikte oturanlar. hayvan ve insan sağrısı.i. cehûd). faydasız yere.) 1.i.zf. (a.i. ince deriler.b.).s. benzer. (f.i) 1. cüll). 2 .) astr. (f. (f.) 1. (a.) bol. hizmetkâr.) kişniş. duvarlar. (a. cehîr'in c. (a.i. Güneş ile Ay.). (a. dericilik.i. (bkz: mânend).i.i.) çift. (a.) 1. 2. (bkz: cüllâb).) cülus edenler. (a. (a.). kof. (bkz. çok inatçı Yahudi. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı.) sesi kuvvetli olan kimse. i. (a. (a.i.. cedd'in c. 3. cühela'). (a. Ali. papaz veya keşiş. (a. Fâtıma'nın kocası. s.) hayvan derileri.) gülnar. celîs'in c. kilise veya manastır uşağı. (a. beyhude. (f. (f. narçiçeği.i. içi boş.) 1.i.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı. ishal veren şerbet. 2. zarlar. . cild'in c.i. (a. (a.i.s. (a.i. dimağa işlemiş olan baş yangı. oturma. celâcil) küçük çan.i. bilmezler.i. 2.i.i. 2. 2. gülsuyu. küçük dokumacı.) zool. tek olmayan. câhil'in c.c. (a. (bkz.

cümle-i müste'nefe gr.) arabî aylarının altıncısı. temel cümlesi. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan.i.b. 3. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. (bkz: cemâzi-yel-âhir). cümle-i mütevâliyye gr.pâdişâhın tahta çıkması.s. cümel-i sagîr ebced hesabı. cümle-i emriyye gr. cümle-i mu'tarıza gr. cümle (a. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle. birikiş. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. haber cümlesi. cümle-i müfessire gr. Gerçek şart cümleciği. (bkz: cümle-i tâbia).) cümleler. cümâd-el-âhire (a.i. cümmel (a. fiil. cümel. cümel) l. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr.i. cümle-i asabiyye anat. cümel-i müntahabe seçme cümleler.) arabî aylarının beşincisi. cümle-i asliyye gr. başka bir cümleye bağlı olan. (a.b. Meselâ Muhammed birincide 92. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. sıra cümlecikler. (bkz: cümle-i tefsî-riyye).) 1.) eğlence yeri. hesaplanması. takımlar. 2. sistem.) tar. cümle-i kevkebiyye astr. fr. proposition juxtaposees. cümle-i fi'liyye gr. hep. (a. proposition conditionnelle reelle.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı.i. cümle-i ismiyye gr. cümâne (a. kubbe. iki virgül veya iki çizgi. lenf sistemi. cümâde (a. (bkz: cümle). cümle-i lenfâviyye anat. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle.b. soru cümlesi. cümle-i ihbâriyye gr. ikincide 224. cümle-i istifhâmiyye gr. cümle-i sempati-i kebir anat.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi. üçüncüde 1530 eder. cümle-i şartiyye (f. fiil cümlesi. cümle'nin c. cümle-i inşâiyye gr. kelime dizileri. cülûs-i hümâyûn cülûsî cülûsiyye . 2. istek cümlesi. cümle-i iltizâmiyye gr. takımyıldız. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri. cümle-i mütemmeme gr. cümcüme (a.) kafatası. karşıtlı cümlecik. şart cümlesi. emir cümlesi.i. cümel (a. parantez içinde bulunan cümle.i. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. sinir sistemi.i.) iri inci. cuman (a. cümle-i cezâiyye gr. (bkz cümle-i şartiyye gr.i.) tek inci.i. fr.i. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. cümle-i istidrâkiyye gr.i. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap. Sözde şart cümleciği. (bkz: cemâzi-yel-evvel). büyük sempatik sinir sistemi. emir cümlesi.c. kümbet.) taş. isim cümlesi.i. şart cümlesinin ikinci kısmı. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler. bütün. cümâd-el-ûlâ (a. cümd (a.

deprem. küçük suç. (bk cemâh).) glâsiye. sallanan. (a.) sallayan.i. bkz. (dertop olmuş avuç) yumruk. eğlence. kımıldanma.i.zf.) ikiz çocuk.) ufak cürüm.) kubbe. donuk olma.zf.i. kımıldatan. kümbet.) cündîcesine. hep. (a.i. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar kuyruk sallayan. kımıldanma.i. (f. eski savaş silâhlarından kalkan.) günâh. böyle bir tarz takınarak.s. gr.) tahrik edicilik.f. eğlenti. ordular. gr. (f-i. yer sarsıntısı. baş oynatan. (a. (a." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle. (a. (a. iyi binicilere yakışır bir tarzda.s. (f. baş sallayan.b. (f. Ülker yıldız kümesi. cümbüş. (f. hareket. 2) feleğin hareketi. (a. catalepsie.) kubbe.) 1. gr. ata iyi binen. gr. asker topluluğu.) yâdes (lâdes) tutuşma.) çınar. 2. uta benzer madenî bir çalgı. (bkz: cümle-i mütemmeme). (a.i. küme.i.s.i. zevk. çok iyi.i. (a. sallanmış.) kımıldanan. 3. 2. kımıldayan. (a. cümle-i müfessire). göz donukluğu. cünbüz).). kirpiklerin hareketi. c.) kımıldanmış. donma. cünd'ün c. gereklilik cümlesi. katalepsi.) çok güzel. küçük kabahat. oynayan. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu. 2. sarayın büyük kapısı.) suçlu. kadın başörtüsü. (bkz. hareket etmiş. "buzul. gr. kemer. kümbet.i. ölüm titremeleri.) bütün.s.. zevk. sipahi. (a.i. (a. (f. zarf olarak kullanılan kelime grubu. "yâni".) bir araya gelerek tortop olmuş.) donukluk.) askerler. (bkz: cünbüş). astr. (a. donma.i. tek başına anlamı tamam olan cümle. hareket eden. (a. binici. (a. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi.s. (a.) 1. yer sarsıntısı. (f.i.cümle-i tâbia cümle-i tâmme cümle-i tefsîriyye cümle-i vasfiyye cümle-i vücûbiyye cümle-i zarfiyye cümle kapısı cümleten cümmâ' cümmâ-ül-keff cümmâ-üs-Süreyyâ cümmâl. cünûd) asker.i. . (a. Ülker topu.i. deprem.) l. (a. "meselâ. 1) kaza ve kaderin başlangıcı. (f. fr.i.f. hep birlikte. hareket.s.s.) koruma. cümal cümûd cümûd-ı ayn cümûd-ül-mevt Dâ-ül--cümûd cümûdiyye cümûh cünâb cünâbe cünâh cünbân -cünbân Dünbâle-cünbân Ser-cünbân cünbânî cünbîde cünbiş cünbiş-i evvel cünbiş-i müjgân cünbiş-i yemin cünbiş-i zemîn cünbüde cünbüş cünbüz cünd cündî cündiyâne cünh cünha cünha-dâr cünnâr cünne cünûd gr. esirgeme. [doğrusu "cünbiş" dir].) askerî süvari.

b.f.i.). suçlu. beddualar. 2. damla damla döken. 2. uçan her türlü kuşun erkeği. (a.) 1.i.) mâden posası. uçurum. şarap artıklarının döküldüğü kap.) 1.) 1.c.i.) karın ağrısı. cürüm. (a. (a. (a.i.s. cür'et-kâr). 2. 5. (a. (f.) cesaret. (a. aşkın galip gelmesi. (bkz: bîh). ilençler. s.) cesur.b.s.i. dudak kadehinin yudumu. (bkz: kabl--el-mîâd). atılgan.s. (a. atılgan.) tarla kuşu. içim. (f.) yar. çıplak vücut. (a. (a. bitki örtüsü olmayan.) 1. (a. bir çeşit ibrik. gelip giden akıl bozukluğu. kök.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli.i. (bkz: cenabet).c. (a.b. yiğitlik.) yaralar.) sonbaharda dökülen yapraklar. dip. cerâim) suç.zf. kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı. 4.f.i.i. 2. gözönünde işlenen suç. kılsız.s.) içki içenler. cirzân) tarla faresi.i.i.f. çorak bölge. ölüm yudumu. kısa tüylü [at].i.b. 3.i. cürûh) yara. i. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi. karınca yuvası. bir tek yara. (f. gözüpek.b. erkek şahin veya akdoğan.) cesur. 3. (f.s. hızla uçan ok.) fena sözler.b. (a. [kelime Farsçadan geçmedir]. 2.b. tas.) 1.) 1. atılganlık.i. 2.b.c.s.s. (a. (a.f. (a.) içen. ağacın kökü.) cesurlukla. (a. 2.i. çıldırma. (a.i.) ceza.s. yiğitlikle. delilik. yiğit. atmaca [kuş].cünûn cünûn-i âhidî cünûn-i devrî cünûn-i ehl-i aşk cünûn-i gayr-i mutbık cünûn-i mutbık cünûn-i şebâb cünüb cür'a cür'a-i cânı-i leb cür'a-i mevt cür'a-dân cür'a-nûş cür'a-nûşân cür'a-rîz cürâz cürd cürde cür'et cür'et-kâr cür'et-kârâne cür'et-kârî cür'et-yâb cürez cürf cürh cürha cürm cürm-i meşhûd cürmâne cürm-nâk cürre cürre-bâz cürsûme cürsûme-i dıraht cürûb cüruf cürûh cürûn cüruf cürüz cürz cüsâd cüsâl cüsâle (a.f.f.i.) verimsiz. (a.i.i. (f. yiğitlik. demir boku. (a. merak hastalığı. suçüstü. (bkz. (a. bir damlası.b.i.) 1. (a. (a. atılganlık. âşıkların çılgınlığı. piyâdesiz [süvari]. (a.) yudum. (a. tüysüz. (a.i.) cesurluk. erken bunama. atlı asker.i.i. cesur. 3. (bkz: gürz). çorak [yer]. (a. cürh'ün c. zaman zaman gelen delilik.) kabahatli. ' (a.f. 2.b. 2.i.i. .) 1.) 1. (a.) yar. delirme. ve ed.c. cilt hastası [deve]. içki içen.i. içki kadehinin dibinde kalan kısım. uçurum.) alışkanlık.i.) keskin. cür'etkâr. (a.

(a. ceşy'in c.s. cüses) gövde. astr. (f. pintilik. çevik.i.i.b. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan.) cisimler. huk. (a. (a.i.s. (f.) cömert. 2. ceyb'in c. tebâreke.). (a. atomal. (f. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır]. (a. (a. cesetler.b. huk.i. ecza) 1. parçala-namayan kısım. gerdanlar.) cisimcik. cisimcik.i. (a. (a.c.) arayıp sorma.) uykuda gelen ağırlık. hareketli.zf. araştırma. beden. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan].i.) cüsseli.) küçük cisimler. çelimler. (f.) cömertlik. iri yapılı. cüseymât) küçük cisim. kalıp. atom. fr. corpuscule.) gövdeler.i.i. (f.) askerler. parça. irikıyım [kimse]. ato-misme. (a. bedenler. genç.i.s. (f. (f.) cömertlikle. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey. bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i.c.) çuval. araştırma.i. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı.b. fels.i.) boyunlar. (a.i. cüseym'in c. (a. fr.i. kâbus. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. celim. (a. (a.) köprüler.i. iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı).i. (a.i. elaçıklığı. elifbe.s.s.) gençlik. (bkz: ceyb). atomculuk.) çuvaldız.b. bölük.cüsâm cüsâm cüses cüseym cüseymât cüseyme cüsmân cüsse cüsse-dâr cüst cüst ü cû cüst ü çâlâk cüsû cüsûm cüsûr cüşâ' cüvâl cüvâl-dûz cüvân cüvân-baht cüvânî cüvân-merd cüvân-merdâne cüvân-merdî cüveyre cüyûb cüyûd cüyûş cüz' cüz gülü cüz'-i cedd cüz'-i eb cüz'-i ferd cüz'-i ferdî cüz'-i ferdiyye cüz'-i içtimâ' cüz'-i istikbâl cüz'-i la yetecezzâ cüz'-i mütemmem cüz'-i şayi' cüz'-i tam cüzâf (a. bölünemeyen.i. ordular. bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası. (bkz cüvâl-dûz). (a. (a. (f. (f. (f.b.s. cîd'in c. talihli. taze delikanlı.) büyük.) tamahkârlık. (a. bütün. geniş. cisimcikler.i.) götürü pazar. cüsse'nin c. .) geğirme.) bütün vücut [azalarla birlikte]. astr. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı).i.b. c. ceset. cism'den. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan.) küçük câriye. kalıplar.) bahtı açık. elaçıklığıyla. (bkz: civan).i. babanın oğlu ve oğlunun oğlu. kısım.i. (a. câriyecik. (bkz: ecsâm).i. cism'in c. şanslı. eli açık. tam olan parça. cisr'in c. ağırbasma.) arama.) çabuk.

c.b. 2.f. (f. maaş defteri.) elçabukluğu. astr. (a.b. az miktarda. kırıntıları. kök dalı.i.s. ufak tefek şeyler.s. hafif.) mücellitlik. mücellit. adada oturan. (f. 2. kırıntılar. (f. (a. çeviklik.) eline çabuk [kimse]. bir nevî cüzdan. değersiz.zf. çâbüksüvâr).i. (f. çabuk). küçük bir masraf.ha.i.b. cüzâzât) kesinti.) küçük ada.a. (bkz: zûd). Ç çç ça.i. (a.b. (f.s.s. (f. (a. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. seri. çabukluk. işlerin ayrıntıları. kırıntı.s. hakikatte var olan şey.i. cüz'iyye İrâde-i cüz'iyye Masârif-I cüz'iyye cüz'î küsûf cüz'î-yi hakîki cüz'î-yi izafî cüz'iyyât cüz'iyyât-i umur cüz'iyyet cüzûliyye cüzûr (a. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. çay çabuk çabuk çâbük-dest çâbük-destî çâbük-hırâmân çâbükî çâbük-inân çâbük-pâ çâbük-rev (f. cüz'iyyât) az.) kökler.) çabuk yürüyen.b. ehemmiyetsiz.c. cilbent.b.i. altın kesintileri. (f. 3. (a.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe. götürü satmak. (f. cüz'î'nin c. (f.i.s.) çabuk.) dizginine çabuk.b. para çantası. (bkz. eline çabuk olma. (a. (a.s. sür'atli giden at.i. elinde olma. (a. portföy. 2.) götürü-pazar olarak. (a. cüzâze'nin c.i.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup. güneşin kısmen tutulması. elindelik.) cüzamlıların barındığı yer.i.i. (a. (f. (a.) 1.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır].i. adacık. varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir].) çabuk giden.f.i. cezr'in c.) ince kök. (a. (bkz. (a. (f. (f.) ayağına çabuk [kimse].) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı.) 1. pekaz.) adalı.i.i. 2.cüzâfen cüzâfen bey' cüzam cüzâm-hâne cüzâzât cüzâzât-ı zeheb cüzâze cüz-bend cüz-bendî cüz-dân cüzeyr cüzeyre cüzeyrevî cüz-hân cüz'î. .i.b. (f-i-) 1.) azlık.i.). evrak konulan çanta.) kesintiler.b.) 1. atını hızlı süren.s.b.

çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. parçalamak.(f. çâiye (a. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı.s. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu.) çadırda oturan.) kuyusu çok yer. kılıç. yırtık.i.) 1.b.b. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara. çâder-i kûhlî 1) gök. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. (bkz: çekâçâk). çâder-nişîn (f. 2) karanlık gece. (bkz: çâbük-inân).b. çak çak (f. ata iyi binen. kadınların başlarına büründükleri örtü. çâder-i ihram meç. c. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu.s. çak (f.i.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet. köle.i. kurbağa.s. çadır. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur.) silâh çatışmalarından çıkan ses. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. çâbük-süvâr . dünyâ. sabahın aydınlığı. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. yarılmış.i. pabuç.) çatlamış. (bkz: bende).i.i. 2. çağz (f. parça parça. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin.) ata iyi binen kimseler. kölecesine. 3.b. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses. mavi ile yeşil arası bir renk. yırtmaç. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak.i. çaygiller.b. câriye.s. çâh-yûz (f. çâder (f.b. çak çak (etmek).) 1. çeh (f. yırtılmış.) çarık. korku. 2) i. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur. çâk-dâr (f. 2. 2. 4.s.) kuyu. çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru. (bkz: bi'r). çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu. kar. çok yırtık. çâh-ı zenahdân. çâh-ı bun kuyu dibi. yanaşma.i.) 1. göçebe. "ben" mânâsına.) gök rengi. postal. 2. nefs.b. çâh-ı pest 1) alçak çukur.b. çukur. çâh. 3.i. çâder-i Laciverd 1) gök.) kul. çâker-âne (f. zm. 2) çayır ve çimen.s.i. bildirdiklerim. çâh-sâr (f. i.) bot. inilti. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru. 2. çâh-ken (f. çakacak (f. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf. çâçele (f. çâh-ı zekân çene çukuru.zf.) kuyu kazıcı. çâh-ı zic rasat çukuru.i. 2) ten. çâderî (f.) 1. çâbük-süvârân) iyi at süren. çâbük-süvârân (f.) 1. çâker (f. yarık. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı. (bkz: dıfda').

) yırtmak.) kul kayıran.s. sevgiye.b. (f. dolunay. 2. 2. lenfâ). (f.s. yolkesici.i. tuğla ve çanak çömlek fırını.) kul okşa-yıcılık. sakalı. tabiatteki dört özellik (sıcaklık. köle kayırana yakışır yolda.). kuruluk. i.a. 3. kula ait.i-) postacı. 3. i.b.b. (f.s. (bkz: cihar).) dalkavuk.t. dört yan. dört taraf.i.) 1.) 1. (f. (f.b. yâni konuşanın çocuğu.s. adam öldüren hırsız.b. çalpara. (f. (bk çâr-pâre).) çabukluk. eline ayağına çabuk.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz. (bkz: çemîn).i. [siz mânâsına da gelir]. her yön.i. yaltakçı.i. çâr-bâlişt çâr-bâliş-i erkân çâr-cihet çâr-cû-yi fıtret çâr-çeşm çâr-çûbe çâr-darb çâr-deh çâr-deh ma'sûm-i pak (f.i. 2. (f. çâre.b.i.i.s. (f.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu.i.m.s. (f. kölelik.) 1.) dört göz.) köle okşayana.i.b. birleşme.i.b.b. çiftleşme.a.s. çâplûs). çevik. balgam. (f. eline ayağına çabukluk. 2. 2. (f. (f. (f. (f. büyük adam.) çene.b. bende-hâne). yaltakçı.b. peygamber ve Fâtıme'dir.) Melâmilikte saçı.i. (bkz: câblûs). i.i. 2.b. tez canlı olan.) kölesini okşayan.cü. safra. (f. eğrilme.s. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte. 2.a.) 1.f.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili.i. 4. (f. (f. dört yön. karşı durma.s.) çekiç.s. salınma.) 1.b. (f.) muz. sidik ve pislik.i. (f. [siz yerine de kullanılır]. (f. mücâdele.b. (f.zf.) 1. soğukluk. (f.i. rutubet). (f.b. salınarak yürüyen.) şiir ve gazel. (f. yırtılmış. yüksek yer.) 1.i. (bkz: câblûs.b. . (f.) yarılmış. 3.) dört taraf.) çelik çomak oyunu. (f.b. meç. (a. (f. 2.) her taraf. birleşmeye düşkün.s. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği. şâir. (bkz. dört unsur. isteme mânâsına]. on dört. (f. kulluk. (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. tezcanlılık. insan vücudundaki dört unsur (kan. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. (f.) çerçeve. (f.b. 2. çâlîş çâlîş-ger çâl-pâre çam çâme çâme-gûy çamın çâne çapar çâplûs çar çâr-cihet çâr-âgâzin çâr-aktâr çâr-bâliş.) çelik çomak oynayan kimse.) kul kayırıcılık. hanende.i.) 1. (f. (f. [candan gönülden bekleme.i.) dalkavuk. dört. savaş.çâker-hâne çâkerî çâker-nevâz çâker-nevâzî çâker-perver çâker-perverâne çâker-perverî çâker-zâde çak etmek çâkîde çâkûç çâlâk çâlâkî çâlbûs çâlîk Li çâlîk-bâz çâliş.

(bkz: çâre-sâz). Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir.) Dünyâ'nın dört tarafı. yol. 7. 2. (f. 5. göğün esir tabakası kısmı. çargâh. kader. bir kerre. hilekâr dünyâ. 1) (bkz: çarh-ı devvâr).h. tef. 3) hanımeline benzer bir çiçek.) ucu dört dilli kırbaç.i.b. 3. demircilerin kullandığı bileği taşı.zf. dört taraf [doğu. kısmet.) 1. felek. 5.i. kötü talih.i.b. çözüm yolu bulan.i. çâre-cû. pûselik. gök.) Hz. (f. gök. (su çeken çark) bostan dolabı.). kurtuluş çâresi. alışkanlık yolu.b. (f. dört taraf.b. (bkz: cerh).s.i.) on dördüncü.b. (f. çakır doğan.s. Dünyâ. kuzey]. hüseynî-aşîran. 2) talih. ok yayı. 3.s. hâl çâresi. (f. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği. çözüm yolu bulan. yardım. Niseb-i şerife sayısı 9. işret meclisinin kızışması. Batlamyos sisteminde dördüncü felek. dört köşe. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. Ebûbekir. 4. Me. sür'atli giden yorga at.) 1. devreden. dönen. acem-aşîran.s.b. batı. ayrılık. 2.s. çark. (f.i. eski kumaşlarda görülen bir motif şekli.s.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç. 2. muz. mavi gök kubbesi. (f.) çâre bulan.) 1. bunlar has odabaşı.i. rikâbdar'dır. zâlim felek. güney. 3.b.) meç. çâr-devâl çâre çâre-i halâs çâre-i hail çâre-i' teennüs çâr-ebru çâre-cû çâre-cû-yâne çâre-ger çâr-emîn çâr-erkân çar erkân-ı cuvânî çâre-hâh çâre-perdâz çâre-sâz çâre-sâzî çâre-yâb çâr-gâh çâr-gâme çâr-gûşe çâr-gûşî çarh çarh-ı âb-kesî çarh-ı âbnûs çarh-ı ahdar çarh-ı âhengerî çarh-ı çep-endâz çarh-ı çihârüm çarh-ı devrân çarh-ı devvâr çarh-ı esir çarh-ı felek çark(h)-ı felek çarh-ı gaddar çarh-ı kîne-sâz (f. (f.) dört köşeli şarap şişesi. (f.) çâre arayan. (f.b.b.) 1.b. 6.) çâre arayan.çâr-dehûm çâr-dîvâr çâr-duvâl.) 1. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir. gaddar felek. yânî tamdır. (bkz: çarh-ı nigân). göğün dokuzuncu katı. (f. (f.s.) çâre. (f. silâhdar.b. 2. Ömer.s. Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır. (f. (f. çâre--sâz).b. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh. yegâh.b. (f. dügâh. 4. (f.) çâre bulan. s. ilâç. (bkz. tedbir. (f. yaka [elbisede]. rast. Osman. çuhadar.) çâre buluculuk.i.b.i. .) çâre arayana münâsip görülecek surette. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn). (f. tekerlek. talih.b. Makam çıkıcı olarak seyreder.s. dört eleman.i. 6. Ali. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur. 2. 1) sihir. Durağı kaba.b.

dokuzuncu gök.a. Şafiî.s. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap.) 1. ve i. süpüren. çârûb (f. "dön çivi" çarmık. çârümîn bâm. çarh-zen (f. çarşı. muz. oyun havalarında kullanılır. çarh-ı mînâ çarh-ı nigân çarh-ı nühüm çarha . çârmîh-ı hayât vücudun.a.b. çâr-şenbih (f. çârug (f.s.) ed. çâr-mezheb (f.i. pazar. çâr-mısra' (f.i. çârûb-zen (f. çarşamba. semavî.b. Ömer. çâr-nâ-çâr (f. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği.) 1. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik.) 1. çâr-kûşe (f.s.) 1.) çarşaf [giyilen]. dört unsur.) süpürücü. çarhî (a. Ebûbekir. Ali].i.b. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim.) arbalet (oluklu ok) kullanan. süpürgeci. çalpara. çârû-keş (f.) 1. çarh-âb (f.b. çâr-pâre (f.b. çâr-mîh (f. (bkz: çâr-yâr Hulefâ-yi Râşidîn). çâr-şeb (f.b. tekke şeyhi.i. çarh-gâh (f. 2.b.) dördüncü.) g.) dört dost.b. süpürge.i.) çaresiz.b. dönen.b. 2.s.i. dört köşe çadır. Maükî. çâr-yâr-ı güzîn (bkz. çâr-tak (f.i.s. ister istemez. -felek.) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü.b. 2. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı.a. çâr-sû (f.i.s. deve.) 1. (altüst olmuş) kötü talih. çârûb-keş (f.) tekke şeyhi.s. 2.i. (bkz: çehârümîn).i. (bkz: çehâr-şenbih).b.b.i.) . koyun" hakkında]. çardak.i.b.i.b.b.zf.i. s. çihar-yâr-ı güzîn). çâr-mâder (f. terane). [en çok "katır. Çarh-nâme (f. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır.b.b. 2. çarh--zen). bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli.).mavi gök kubbe.i. dört tarafı olan şey.) sert kabuklu yemişlerin içi.i.i.i.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri. 2. çâr-pâ (f. 2. çârümîn (f. Dünyâ. çâr-mağz (f. (bkz: dü-beyt.i.b. dört kısım. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki. dört parça.) 1. (bkz: çâl-pâre). dört unsur. [Hz.) dört taraf.s. Hanbelî). dört telli tambur ve kemence.) dördüncü. (f. sığır. salîp. 3. çârûb-furûş (f. kutsal. hayatın esasını teşkil eden dört unsur. çârtâ-çârtâre (f.b. (f. rübâî nazım şeklinin başka bir adı.b. çârüm (f. çâr-tekbîr (f. çarh-endâz (f. eşek.b. devreden.) dördüncü gün. (bkz: çehârüm).s.i.) "dönen su" girdap. (bkz.b.b.) süpürge satan. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı]. na'ş denilen dört yıldız.) dön ayaklı hayvanlar. 2.) 1. Osman.i.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer.) dört mezhep(Sünnî.b.) çarık.

) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse. (f. (bkz: çârümîn). (bkz.s. çavuş.i.i. yemeklerin lezzetine. .) çâryâr'a. (bkz: çâr-şenbih).) dördüncü.i.c.s. (f.) kılıç.i. 4.b. (bkz. i.s. Hz. ahçıbaşı. (f. şekil. (bkz: bi'r. (f. gül.b. (f. (f. (f. kuşluk yemeği. tadına bakan kimse. kılıfı' (f.) küçültme edatı.) hububat. 3.çâr-yârî çâryek çâr-zebân çâsâr çâş çâşnî çâşnî-gîr çaşnı-gıran çâşt çâşt-dân. (f.b.b.i.b. Güneş.) 1. (f. çiçek hastalığı. (f. çâr-yâr). (f. (f. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam.) muz. (f. (f. harman savurdukları yaba.i. (f. (f.s. yüz açıcı. (f. 3.i. kan damlayan. eğribüğrü. çâşdân çâvele çavuş çâvûşân -çe çeç çeçek çegale çegane çegâne-bâz çeh çeh çeh çeh-i Bâbil çeh-i zemzem çehân çehâr çehâr-agâzin çehâr-deh çehâr-deh ma'sûm çehârüm çehârümîn çehâr-gâne çehâr-pâ çehâr-şenbih çehâr-yâr çehre çehre-i gülgûn çehre-gû (-başı) çehre-güşâ çehre-nümûd çehre-perdâz çehre-perdâz-ı cihan çekâçâk çekâçâk-ı süyûf çekân Hûn-çekân (f. kayser. lezzet. 2.) on dört. (f. çihre).) dört (bkz: çar. (bkz. kılıçların çarpışmasından doğan ses. (bkz.) kuyu. (f. gül renkli (pembe) yüz.) 1. (bkz. çar. f. hâl).) çeşni. çâvûş'un c. kuşluk vakti.i.) aşk.) çavuşlar. (f. (f. (f. yüzünü gösteren.) [saraylarda] satranççı başı. (f.) damlayan.) yüz gösterici.b. surat asma.b. tahıl yığını. damlamış.s. (f.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar. çakacak). onbaşıdan sonca gelen erbaş. (bkz: tu'mz).i. hububat elenen kalbur. çarşamba.) dört ayaklı hayvan. (f.i.) 1.b. (f. (f-s. [vücuttaki] ben.b. (f. damlayan. (bkz: çâr-âgâzin). 2. (f-b-i.s.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet. çâh). (f-s) damlayıcı. sofracıbaşı.s. s.i. tad.b. 2. ilk dört halîfeye bağlılık.i.) bir çeşit çalpara.s. tadımlık.i.). (f.i. çâh-ı zemzem).i.) dördüncü.b.) 1.i.) geveze.i. dörtte bir.i.b. (f.b.) dört unsur.) ressam. (f.) yüzünü açan. 2.) 1. çâh). çâh-ı Bâbil). (bkz. çâşnî-gîr'in c. (f.s.b. Sünnîlik.).i. hoş renkli bir çeşit gül. (bkz: çârüm).b. tas. surat.e.) dördüncü gün.b. Bağ-çe= küçük bağ. çalçene.) çeyrek.i.) 1. (f.s. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. cihar).) çağla.i. [aslı "çihre" dir].i. (bkz. yüz." (f.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını.i. 2. çengi tefciği. 2. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir.i.

yeşil ve kısa otlarla örtülü yer.b. ağaç ve çiçeği olan çayır.b. 3.) çimenlik.b.) 1.s. (bkz: but. anat.) çınar. (bkz: çekâçâk).) küçük sudamlası. suç.) l . 3.) çanak. (f. 4.i. salıma. (f. pençe.i.i. çekle çekûç çelenk çelîpâ çeliyye cem ceman çemen.b. (bkz:çâmîn). 3.s. (f. salîb.i. çenber içinde sıkıştırılmış. esirlik. 2. birkaç gün. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış].i. (f. (f. yemek. naz ile salınarak yürüyen. 2. 3.) çimenlik.b. damlamış.b.i. pastırmaya konulan bir ot. çenesi düşük.) 1.) 1. (f. şarap kadehi. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka.i. haç.) o kadar. (f. (f. taşçı tarağı. i.) 1. kavisli.i. el. s.) 1. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti. naz ve eda ile salınarak yürüme. çimen. (f. (f. (f.) bu kadar. çenâr i. platanus. tâki. 4.s.i. 5.) aynı çenberde bulunan noktalar. i. çemâne çemânî çemen çemen-ârâ çemen-der çemen-istân çemen-pîrâ çemen-soffa çemen-zâr Çemin Çenâg Çenâr çenber Der-çenber çenber-bâz çenber-i gerden çenber-i mînâ çenber-deş çenberî çend Çend-bâr Çend-rûz çendân çendî çend-în çene çeneb çene-bâz çeng çeng-i meryem (f. her ne kadar. gökyüzü.) çenber biçiminde olan. (f-i-) sidik ve pislik. (bkz.s. toplanılmış. 2. 3.i. meç. meryemeli denilen nebat. çınarağacı. 2. (bkz: çâne).). (f. (f.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. (bkz. 2. mânâ. düzgün.) bağ budayıcı.i. şarap kadehi. (f.) içki kadehi. piyâle). 6. 3.i. (f. kanuna benzer. yeşillik. çimle kaplı bulunan oturacak yer. z f. 3. (f.) birkaç. süslü. (f. (f. (f. naz edici. (f. kazanılmış. (f. bahçe. sâkî). (f.i. 2.) biraz.) bahçıvan.s.b. güzellerin kâhkülü. dişengi.) 1. put.i. (i. bağlılık. kıvrık çizgi. çekiç.i. 2. serpinti.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç. (f.b.i) sünnet. 2. eğri büğrü.çekçâk çekide çekre. (f.) çok konuşan. . (f. başa bağlanan yemeni. (bkz.s.zf.) eşek. buhûr-i meryem). lat.b. sanem).s.) bahçede. (f. birkaç defa. 3. bir müddet (f.i. (f.i. boyun kemiği. (f.). değirmen taşı dişengisi.i.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. dik tutularak çalınır bir çeşit saz.i. topuz. zf.) 1.e. (bkz: hırâmân). (f. kasnak.b.) 1.i. 2.zf. 2. ve i. kabahat. z f.

[evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence.s.) l. (f-i-) l.) 1. bölme.) Çerkesler. 2. (f.i. donanma.zf. (f. (f-b.s.i. (f.i.i. 3. otlak.i. evlât. sağ ve sol.s. 2.i. (f. (f-s-) ! semiz. orman. (bkz: çerâg-bere). çerâg-pâye çerâg-perhîz çerâg-vâre çerâ-hâr çerâ-hûr çerâkese çerâm. fitil. pençe. (f. yağlı.b.) 1. 1) Güneş. 2) evlât. çengel. (f.) 1. 2. (f. çer-gâh).b.) öpüş sesi.b. (f.s. (f. çerb-zebân). fazla ve üstün olma.i.b. (f. (f-i-) otlak (f.) hayvan otlatılan yer.b. çengi. (f.i. ed. (f. (bkz: çerâ-gâh. (f.b. şahin pençesi. (f.b. yanlış.) 1.i. çerb-güftâr.). sokak feneri.).b.) 1.b. (f-b-s-) fener fanusu. 2. (bkz: çeşm-Çerag). 2. zengin ile fakir.i. 3. (f-i-) 1. çerb-zeban). (f.i. yağ. otlak. otçul. 2.b. otlak. (bkz. bakır pasından yapılan yeşil boya.) bakır pası renginde olan.çengâl. 2.) göz nuru. (f.b. otlama. yağlı kâğıt.b. çerâg-pâye).) çayır. etrafı aydınlatma.b.) 1.i.i. mum.). sır saklayan.) eline çabuk. kandil. (f. oyuncu kız.) otlak. yemi bol olan ahır. sol. meç. (f.i. çengel. semiz ile kuru. (bkz: çerâg-pâ. sokak feneri.) içinde "çerag" yakılan kap.b.) hîlekâr. (f. çayır.b.) 1. (f. (a.s.s.b. 2) Ay.s.) sağ ve-sol. (f. falso.) şamdan. yengeç. 2. rpngüi çengâl-i şahin çengâr çengârî çengel çengelistân çengî çengi-nâme çeng-nâme cep cep ü rast çepçâp çep-endâz çep-endâzâne çep-endâzî çeper cep ü rast çerâ çerâ-câ çerâ-çeşm çerâg çerâg-ı çeşm çerâg-ı mugan çerâg-ı seher çerâg-ı sipihr çerâ-gâh. çerkes'in c.(bkz. (f. çerâ-hâr). 2.) 1.i. sabah yıldızı. 1) göz nuru. (f. otlak.i. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî. .b.i. pençe. (f. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse.b.b. eli işe yatkın.i. (f.s.b. şenlik.) sır tutan. (bkz.) ot yiyen hayvan.) hîlekâra yakışır yolda. (f. 2.) iki odayı birbirinden ayıran duvar.i. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri. hîlekârcasına.) sık orman.) hilekârlık. (f.çeng denilen sazı çalan kimse. çayır.i. şarap.b. uygun.).) şamdan. çerâ-geh çerâgân çerâg-bere çerâg-çeşm çerâg-küş çerâg-pâ. otlama.i. (f.i.i. (bkz. mer'a). çerâmîn -çerâ-zâr çerb çerb ü huşk çerb-âhûr çerbe çerb-dest çerb-gû çerb-güftâr (f.i.) köçekler için yazılan şiir. 3) yıldızlar. 2. 2. (f.

tatlı dillilik.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı.c.zindan. Siyeh-çerde kara yağız. çeşân (f.i. yaltakçı.s. çerb-pehlû semiz yağlı. çeres (f-i-) l. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.i.i. münâsip.i. Nemek-çeş tuzlu.) tadıcı. çesbân (f. 5. çeşm-i gazal âhû gözü. hapis. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir. deneyen.i.s. şâyeste). çerb-zebân (f-b-s. s.) gürz. cerh (f. semizlik. 4. otlak. tadılmış olan. (bkz: çerâ-câ. otlak. çerb-güftâr). çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu.) çayır.s. çerâ-geh). 3.(f-i-) 1.i. uygun. çerde (f.) kamçı. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey.) 1. çer-gâh (f. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. bî-hayâ). çok güzel göz. dîde). noktalı veya damarlı sırça. çerm (f. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya. (bkz: gamze-i fettan). çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış.s. (bkz. (bkz.b. çeşm-i bed kem göz. (bkz: bercâ. 2. işkence.) renk. kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek. (bkz: çespân. hayâsız.) lâyık. yakışır.) insan ve hayvan derisi. 2. g. hîlekâr. çerviş (f. otlayan. çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz.i. çerm-şîr (f.yağlılık. tadına bakan. (bkz: tâ-ziyâne). kulplu veya kulpsuz. çarh).s. 2. 2. çeşm (f. çeşende (f.i. çerende (f.) lâyık. çeşm-i bî-âb utanmaz. çespân (f.) otlayıcı.s.). çeşm-i derîde edepsiz. (bkz.b. uygun. (bkz: çeşm-i derîde. -çeş (f. sıkılmaz. çeşm-i gâvmîş bot. meç.s. topuz. çeşide (f. çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. çeşmân) göz. yu-ırAışaklik.) "sınayan.) tatmış. gövdeli.i.s. çespîde (f. yağız.).'tatlılık. çerkeşiyye (f. çeres-dân (f. 2. çeşm-i gâv. çerb-gû. tadan. üzüm teknesi. çeşm-i bülbül 1. çeşm-i câdû büyüleyen göz.) fukara torbası. hayvanın eritilmiş yağı. çeşm-i âhû ceylân gözü. çerge (f-i-) sürek avı. çeşm-i gazûb kızgın bakış. (bkz: ayn.) 1. münâsip. şâyeste). çespân). çerbî .

) "göz oynatan" yalvaran. baygın. ay ve yıldızlar. kadere razı olan göz.s. 1) kırmızı şarap.b. uykusuz göz. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). kırmızı şarap. süzgün göz. (f.b. süzgün göz. süzük göz. nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska].b.i. 2) çok pintilik. mahmur. tanıdık.i. baygın.s. feri kaçmış.b.i. uykulu göz. (f. yüz örtüsü. (nergisin taç yapraklan) güzel göz. (bkz: isâbet-i ayn).çeşm-i giryân çeşm-i hâb-âlûde çeşm-i ha bide çeşm-i horos çeşm-i hoş-nigâh çeşm-i hûn-feşân çeşm-i hurûs çeşm-i hûn-hâr. (f. (kan dökücü göz) zâlim.b.b. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu. terazi kefesi. (göz ve kulak) dikkat.b.) 1. 2. (bkz: çeşm-i mahmur). tanışıklık.s.s. uykulu.b. ak göz) .) "gözbağcı" büyücü.) nazar boncuğu. yumuşak bakışlı göz.i. (bkz: çeşm-I horos). kara göz. güzel bakışlı göz. atların yüzüne takılan meşin gözlük.) göz âşinalığı. diz kapağı. (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr). şehla göz. (f. şarap gibi sarhoş edici göz. çekik göz. 2) kırmızı dudak. (f. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). (gecenin gözü) mc. peçe. (karga gözü) mavi. mutasavvıfın. (f. çeşm-i hûn-rîz çeşm-i İsmail çeşm-i keşide çeşm-i mahmur çeşm-i mest çeşm-i meygûn çeşm-i mizan çeşm-i nergis çeşm-i nergis çeşm-i nerm çeşm-i penam çeşm-i pürhumâr çeşm-i pür-mahmûr çeşm-i sepîd çeşm-i sitâre-şümâr çeşm-i siyah çeşm-i süzen çeşm-i şeb çeşm-i şeb-peymâ çeşm-i şehlâ çeşm-i ter çeşm-i terâzû çeşm-i yâr çeşm-i zağ çeşm-i zahm çeşm-i zânû çeşm ü gûş çeşmân çeşmân-ı dil-fürûş çeşm-ârû çeşm-aşina çeşm-âşnâyî çeşm-âvîz çeşm-bâz çeşm-bend çeşm-bendek çeşm. 1) iğne gözü. . gaddar bakışlı göz. sevimli.) gözü bağlı.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu. baygın. (f. horoz gözü. (beyaz. gönlü aydınlatan gözler.s.b.) göz öpen. (f. [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü].i.beste çeşm-bûs çeşm-bûsî ağlayan göz. (bkz: çeşm-i terâzû). donuk göz. (f. çeşm'in c. (bkz: çeşm-i mîzân). (f. mahmur göz.) göz âşinalığı olan. meç. açık mavi nazar değme. uykusuz göz.b. ıslak. muska. terazi kefesi. sarhoş göz. (f. sulu göz. sevgilinin gözü.) gözler. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ).i.) göz öpme.

) gözevi. gece. çeşm-hâne (f.s. çeşm-pûş (f. görmemezlikten gelme. çeşm-efsây (f. çeşme-i âteş-feşân Güneş. gölgelik.s. çeşme (f.) pınarı. beyin.) seçkin. sıkılmaz.b.b.)göz yumma. çeşm-resîde (f.) pınarı. çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi.) "gözü sulu" çok ağlayan.i. leyi). 2. çetr-i bî-sütûn gök. çetr-i âb-gûn (gök cadın.s. çeşm-hurde (f. çeşme-i nûr-bahş Güneş.s.s. ziyafet. 2. çeşme-i süzen (bkz: çeşm). çeşmesi çok olan yer. (bkz: çeşme-i âteş-feşân. nazar boncuğu.s.b.) gözleyen. düğün.) nazar değmiş. çadır. çeşn. çetr (f. çeşm-nişîn (f.) utangaç.b.b.b.s. çeşm-dûz (f. çeşme-sâr (f.b. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. çeşme-i vasl kavuşma pınarı.s.) utanmaz. şölen.i. çeşme-i sîm-âb Ay. (bkz: çeşm-hâne).b.) 1.b. kısa bir zaman. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f.i. her zaman görülebilen. (bkz: âb-ı hayât). çeşme-i tîre-gûn gece.s.s.).b.) umma.s.i. çeşen (f. çeşm-dân (f. çeşm-daşt (f.) "göz açan" dikkatle bakan.) 1.s. çeşm-derîde (f.çeşm-çerâğ (f. çeşme-i nûş 1) bengisu. bayram.) nazar değme. çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi. (bkz: çeşm -efsâ).b. 2) düşünme kuvveti. çetr-i anberîn karanlık gece. çeşmesi çok olan yer. 2) sevilen erkeğin ağzı.b.s.b. çeşme-i germ).i. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb. çeşm-pûşî (f. 3. çeşme-sâr (f.b.) göz dolduran. (bkz: kamer. çeşm-zahm (f. çeşm-efsâ (f.s. çeşm-pîş (f.) 1. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı. bir an. 2. . mâh).i. çeşme-i hâverî.). su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi. (bkz.) nazar değmesine afsun eden.b.b. çeşme-i Hızır).) bir şeye göz dikmiş olan. affetme. çeşm-ter (f. bengisu'yun çeşmesi. bekleyen. mavi çadır) gök yüzü. (bkz güzîde). çeşme-i nûrbahş). bakmayan. bağışlama. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f. (bkz çeşm-hurde).) gözü kapalı.i.) musluklu su haznesi pınar.b.b.b.i.) gözevi. çeşme-i rûşen Güneş. çeşm-dâr (f. çeşme-i tedbîr 1) dimağ. 2.s. çeşm-zed (f.b.) çeşmesi bol olan yer.b.s. (bkz: çeşme-i hayvan.i. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi.b.

(f. (f-b. ressam.s.) serçe kuşu. çevgân--zenân) çevgân vuran. kırkayak denilen hayvan.s. erbain. (f. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam. [zar oyununda].) kırk yaşında.s. zemherir. (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek. Ebûbekir. zevk ve sefadan el çekerek.) çevgân taşıyan uşak.) 1. 2. (f.Osman.s. meç. sıkıntı. (f. (f. cirit oyununa alışık at.i.) 1. rutubetten meydana gelen yosun.i.) resim ve nakış yapan. çille çile-hâne çille-i büzürg çile-keş çille-nişîn çim çimen Güneş. (f.) 1. Ay.s. değnek. kırk.b. çile çekmiş. çihâr-ı yâr-ı güzîn). Hz. Allah'ın ezeldeki takdiri.i. çihre).). (f.i.c.b.i. kesilmiş çimenli yerler. 3.) kırk. ucu eğri değnek. çemen). ne fayda var. (f. [zar oyununda]. çetr-i seher çetr-i rûz çetıvi sîmâbî.) nasıl.b. bir çeşit tatlı kavun. 2. (f. 2. [zar oyununda]. çihâ) ne. (bkz.) 1.s. (ciharıdü) dört (ile) iki. çehâr).i.i. (f.) "dört dost" Hz. ahmak. Ali. sopa sallayan.s. bir yerde 40 günlük ibâdet. Hz.b.) kırk hadis. çetr-i sîmîn çetû çetûk çevgân çevgân-ı sünbül çevgân-bâzû çevgân-dâr çevgânî çevgân-zen çevgen çınar çiçi-fâide -çîde Ber--çîde çi-gûne ri.s. ibrişim.) toplanmış. (bkz: çihâr-dost). (f. (f. (ciharıse) dört (ile) üç. (bkz: çihil). (f. ne türlülük.i. (f. Ömer.b. . 2. (bkz: çenâr).) çile çeken. çetr-i seher). [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir]. (bkz: çetr-i nur. (f.) perde. (ciharıyek) dört (ile) bir. Hz.i. (f. 2.i. (bkz: çil). (f.b.).e. (f.gı'ınpgî cihar çihârâ-gazeyn çihâr-ı yâr-ı güzîn çihâr-dost cihar ü dû cihar ü se cihar ü yek çihil J çihil-çerâğ çihil hadîs çihil-pâ çihil-sâl çihr çihre çihre-perdâz çil çile. sevgilinin saçı.) 1. çevgen. (bkz: çehre.çetr-i nur. (bkz: çevgân]. (bkz: çar1.i.b. çevgân ile oynayan. devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar çekilip toplanmış.s.) zool. 2.) dört. (bkz: çehre). (f.).i.s.i. (f. (f. tas. çile dolduran.) çok kollu büyük avize. (bkz.i. eziyet. (f-b.a. baston. (bkz: usfûr).i. (f. (fi ) nasıllık.) çevgân ile oynayan.c. (f. muz.e. ne türlü.) dervişlerin çile doldurdukları yer.b. dolunay. çok. kaç para eder. örtü. çile dolduran. (f-b. (f. (f.b. 4. yün ve şâire demeti. nicelik. yay kirişi. 3.) [doğrusu "çenâr" dır].s.) hücrede oturan.

i.b.e.b.) böyle. yarada olan kan ve irin. (f.) çamçak denilen ağaç çanak.s. 2. (f-h. i. misilli. (f. yün kumaş. Çin. bunun gibi. 3.. çatıklık. 2.s. sığırtmaç.s.) ağaç değnek. ustalık. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı. (bkz: cûg). irinli yara ve çıban. mademki.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan. (f. (f. (f.) güzel konuşan.) kuş yemi. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar.b. (f.) şey. (f. sırlı kap.i. (f. .) uzellilik. 2. (f. pis su. (f. öğrenci.) gibi.b. (bkz: çirâ).s.s.) nasıl ve nîçin.b. me'mur.) 1. nesne.) çini. kahramanlık 2.) 1.i. (f. oklağı.tatlı dilli. nasıl. (f.i. (bkz.s.) 1.) zool.i. 2.) eline çabuk. ustalık. (f. talebe. mum. odun. kanlı.).s.çîn çîn-i cebin çîn-i ebru -çîn Hurde-çîn Hûşe-çîn çîne çîne-dân çînende çîne-rîz çînî çin-seher çirâ Çûn ü çirâ Çirâ çîre çîre-dest çîre-destî çîregî çîre-kâr çîrezebân çirk çirk-âb çirk-âlûd çirkin çîstân çiz çû çûb çûbân çûbe çûbek çûb-hâr çûbîn. maharetli. (f.) 1.i. becerikli. çöp. (f. (f. 3.) nasıl.) bilmece. (f.i. cesur ve anlayışlı. (f. (bkz: çûn).b. (f. (f. murdar. (a. pek kirli.i.b. fitil.b. (f.i.) alın. s. çomak.) 1.) yem döken. buruşukluk. çünkü.e. kandil. yiğit. (bkz: bahâdır).) ağaçtan yapma şey.) "toplayan. güzel olmayan. ağaç kurdu. 2. pas.) 1. 2. çûn).) toplayıcı. (f.i. kap.i. tekaüt. (f.i.i. boyunduruk. (f.b. (bkz: nâsiye). nîçin. (bkz: çûbek).s.b. (bkz: râî. çuha. şûbân). 4. bulaşık. (bkz: çûb).i.) oklava.) 1. değnek. (f-e) öyle böyle. (f. su arkı. kir.e. nice. yiğitlik. (f. kıvrım.) 1. çûbîne Çûbîn cûg çuha çûha-dâr çumâçum çumçuma çûn çûnân çûnîn çûn ü çirâ (f-i.b.b.i. eliuz. kırıntı toplayan. niçin ve neden. kaş çatıklığı. -ı. (f. sopa.i. emekli. dökücü.e. çoban. (f.) kirli.) alacakaranlık. (f. (f. 2. (f.s. 2.) eli işe yakışan.i.b.) 1. değnek gibi kuru nesne.) davul tokmağı. (f-i. becerikli. büklüm.i.) çirkef.b.) kuş kursağı.a.b.i. başak toplayan.e. alın buruşukluğu. kahraman. sopa. papaz feracesi. (f-s. (f. pis.s. kapıcı. devşirici. hizmetçi. çırak. (f.

(f.s.) 1.i.) kertenkele.i. (bkz: zabu'). (a.) sıçrama. doğru. (f. alışveriş. 3.) şan ve şeref. (bkz: çûn). mademki. feryâd.b. adaletli. (f.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı.) 1.s. D da' dâ-i merak dâ'-i Dalton dâ'-i ezrak dâ'-i hadır dâ-i udâl daavât daavât-ı hayriyye dâb dabb dâbbe dâbbe-süvâr dâbbet-ül-arz dabu' dâd dâd-ı hakk dâd-ı Hûda dâd ü diniş dâd ü sited dâd ü feryâd dad dada dâd-âferîn dâdâr dâd-âver dâd-bahş dâd-dih -dâde Karâr-dâde (a.i.b. satış.i.c.b. adaletli. (bkz: illet. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. (a. vergi.) hastalık. hek. doğru olan hükümdar. da'vet'in c. tedavi edilemeyen müzmin hastalık. 2.) hayvana binen. Allah'ın ihsanı. nasip. figan. muntazam. 6.e.e. (a. (a. gibi. çünkü. (bkz: adi). (f.s. (bkz: âdil).s. doğru.) halayık. (f. Allah. sırtlan. hayırlı dualar. (f.) perende atan. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık. 2. 5. devâbb) yük ve binek hayvanı.b. dar. atlama. karasevda. fr. 7. hypocondrie. perende atma. Allah vergisi. bu şekilde. (f.ha.i. (bkz: ihkak-ı hakk).s. renk körlüğü. nasıl. (a. bağış.) çeviklik. doğruluk. düzgün. feryâd.) çuval.i. (f. (f. Tanrı vergisi.i. (f. kısmet.) 1.it. (f.i.i. 4. (a. (f.e. dert. Daltonizm.s. cildin mor. ihsan. Allah.) çuvaldız. (f. veriş. (bkz: çû). (bkz: âdil).) 1. zîrâ. (bkz: cüvâl-dûz). c.i. hek. (f. çocukları büyüten dadı.) adaletli. 2. çabuk hareketli.b.i.s.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır.) adaletli.b. (bkz: tazallüm). (a.) verilmiş. çevik. 3. nice.) şundan dolayı ki.i. . yanıp yakılma.s. vergi. (f.i. yakışıklı. 2. doğru. (f. sıkı. binici. doğru. karar verilmiş. sızlanma. 3.) gibi. hek. eyvah. adalet. taklak atan. (bkz: âdil).) "dua" mânâsına gelen cemî şekli. (f. (f.) hakkı yerine getiren. maraz).b.çü çûn çünân çünbek çünbek-zen çünki çüst çüstî çuval çüvâl-dûz (f. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı.) bunun gibi. meç.) adaletli. şu sebepten ki. diba') zool.zf.f.

) adaletli buyuran. s. (f. dubara. (bkz: ahz ü i'tâ). (f.b. hîleci.) [dâfik'in müen.b. (bkz.s.b. intikam alan.s.) insaflı.b. ey Al-lahım! belâları savuşturan. (f.s. (f. sel gibi şeyler]. antiseptique. (f.m. yardımcı. [Tanrı ve meç. (f. adaletlilik.i.b. iç yarası.s.b. (a.s. (bkz: âdil). 2. i. hayatta olan biten şeyler. itici.s. menî. hek.) gönlü üzgün. (a.b. 2.i.s.) Cenâbıhak.b.].s. savan.dâde-i Hûda dâden dâdender dâder dâderâne dâder-ender dâd-fermâ dâd-gâh dâd-ger dâd-gîr dâd-güster dâd-güsterî dâd-hâh dâd-hâhâne dâdistân dâdrâd dâd-rân dâd-rast dâd-res dâd-sitân dâdû dad ü feryâd dad ü sitâd.) üvey kardeş.s. (a.zf. yardımcı. yanık yarası.b.) [dâfi'in müen]. dâd-hâhân) hak. elem yanığı. (bkz: âdil).c.b. bir işe ortak olma.) lala.) 1.) 1. (f. (bkz: âdil). geçmez akçe. 2. (f. ' (f. adaletli. (f. doğru.b.i. hîle. işaret. dad ü sited dad ü sitâd-ı dehr dâd-ver dâfi' Yâ dâfi'! dâfi'-i beliyyât dâfi'-i humma dâfi'-i taaffün dâfia kuvve-i dâfia dâfik Mâ-i dâfik dâfika dafire dâg dâg-ı derûn dâg-ı dil dâg-ı elem dagal dagal-bâz dagal-dâr dâg-ber-dâg dâg-ber-dil Allah vergisi. (bkz: müzâd-ı taaffün). hummayı gideren.) hîleci.s. insâfeden.b. elem yarası. Cenâbıhak. (a.) 1. mahkeme dîvânı. defedici kuvvet.) adaletli. (f.s.i.b. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga. şikâyetçi olarak. (f.) üvey kardeş [erkek].b. fr. fetva. (f. doğru.s. defeden.). bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle. .) hîle arayan. (a. pis kokuyu defeden.i. pâdişâh]. (f. hayat.i. dünyâ alış verişi.s. Tanrı.) adaletli. (bkz: dâfik]. bir işe razı olma. (f. (f. (bkz: dega).s. gönül acısı.b.b.zf. adalet isteyen. (bkz. (f.zf. doğru. 2. (f. yargıç. münafık.b. (f. (f.i.b. (f. (f.) adalet isteyerek. (bkz: birader).) kardeş. im. doğru. doğru. dâd-rast). imdada yetişen. (bkz: âdil). (bkz: dâfi'). i.) adaletli.i. (f. yardım eden. (f. (f. 2.i. (f.) 1.) vermek.) fırlayarak dökülen [su. yardıma yetişen. zafîr).) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü. 4. (f. 2.) kardeşçe. 3.) eyvah. 3.).s. gönül yarası.) adaleti yayı-cılık. çerçöp.i.) 1.b.s. savuşturan. ateş düşürücü.) alış veriş. iten. feryat.) adalet yeri. i.s.) 1.s. hâkim.b.e. (f. dubaracı.) adaleti yayan. (f.i. şikâyetçi.

dıhk'den) çok gülen.) kaba kuşluk vakti. dahî (a.b. şişkinlik. 3.h. polygon inscrit. dâhik (a.) iç ile ilgili.s.) içeriden. dağlı. hileci. adgas) rüya karışıklığı. dâhil (a. dâhilen (a. (f. karaciğerin büyümesi. dahhâk (a. dahilî.cü) rica ederim. (a.) kurbanlık hayvanlar. premisses. Umûr-i dâhiliyye iç işler.) azgın. dahâyâ (a. kocamanlık. aşağılık j kimse]. mu-sîbet. meç. dahâlet (a. dâhilen mersûm mudalla geo. önek.s. gülücü. içeri. içters [açı]. bir şeyin içyüzü.). yalvarırım. Dahhâk (f.) gürültü. hy-purtrophie.) irilik. kalp.s.i.s. dâgıyye (a. daha (a. dags (a.s. sığınan. irileşme. on [sayı[.) gürültü buyuran. dâğıstan (f. dahiyye'nin c. kızgın demirle nişanlanmış. cercle inscrit.i. fr.) 1. içeri girmiş. Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar. s. oyun. pıtırdı uyandıran. patırdı.b. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı. devâhik) azı dişlerden her biri.s. dutumıc (a.) 1. fr. korkak. devâhil) 1.b. 2.s. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece. dahîl (a. iç çokgen. kalınlığı. hizmetçi. 2. (bkz.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi.b.) iç.c. 2. sığıntı. dâhike (a. alçak. dâhile (a. 2.) hîle. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç.s. pek müteessir.zf. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek. dâhilen mütebâdil geo. başkaldıran. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince.c. kalınlık.i. dünyâ telâşı ve ıznrâbı.i. dağı.i. içten. dâh (f.) dolandırıcı.i. s. dehalet).dagal-perdâz dağdağa dağdağa-i âlem dağdağa-fermâ dâg-dâr (f. damga vuran. dâgul (f. fr.s. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler.) nişan.) dahîye yaraşır yolda. anlayışlı ve uyanık. dehâ sahibi. Dağıstan (h.i. iç düşüncesi. sana sığınırım. duhât) 1. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. beyhude telâş ve ıztırap. son derece zekî. câriye. çok üzgün. [hek.zf. fr. dâhiliyye (a. içe. dahâmet (a.) gülen.s. dâg-zen (f-b. (f. çok gülücü. .i. dahîluk (a.i. içdaire. yaralı. içinde.c.c. sığınmış. gönül kıran. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği. belâ. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur].) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge.i. düzen.i.i.s.s.) dağlık yer.i. içeriye mensup. (bkz: deh). dâhilen mersûm dâire geo. kabalık. dühûl'den) yabancı. içi.) biy. dâhî-ce (a.

) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman. gelir ve gider. felâket. ilk kuşluk vakti. fels.b. (a.i.f. dâime Meveddet-i dâime dâim-ül-evkat dâim-ül-eyyâm dâima daimî Encümen-i daimî dâimiyyet dâim-ül-hamr dâin dâinler vekili bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. te'sir. (a.i. duacı. devamlı encümen.i.s.s. (a.s.) taç.) lâğım ve fişek atan. yurt içinde yapılan ticâret. nüfuz. [birincisi] erkek adı.) nasip ve rızk. dahâmet'den. içaçı.) dahîce. mezar.i. dâiyân) 1. (a. dâhim dâhim dahîm dâhine dâhis dâhiyan dâhiye dahiyye dahi dahi ü hare dahi ü ta'rîz dahm dehm-ül-izâm dahme dahme-endâz dahme-güşâ dahm-ül-izâm dahme-feşân dâhül. çok kurnaz adam. 2. yoğun. lahit. dâhiye yakışır bir yolda. kuşluk vakti kesilen koyun.b.m. dokunma.s.s.c.c. kalın. sebebolan. donanma geceleri havaya atılan fişek. (a. (bkz. (f. Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili. c. i. 1. (a. (a. türbe. her vakit.) 1. iklîl). s. içtüzük. duâ'dan c. devam edicilik. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük.) 1. (f. 2.st.i.) iri kemikli. dahâmet'den) fazla kalın olan. fikir. dua eden. dâyin).i. 3. devam'dan) devamlı. mezarcı.) hek.i. devam'dan) bir düziye.i. dâhûl dahve dâhten dahve-i kübrâ dahye dâî' dâ-i Dalton dâî-i dîrîne dâî-i mazarrat dâî-i şübhe -dâim. (bkz: ber-devâm). (bkz: dem-be-dem).) 1. (a.i. 2. kabir. devam'dan). (a. 2. fr. esfer.i. musibet. saçan. parmağın uçlarında. sürekli. niyet.s. (bkz: dîhîm.s. her gün. 2.) alkolik. her vakit. (da'vet'den c.) bostan korkuluğu. sürekli dostluk. tırnak diplerinde çıkan dolama. 2. duhâ). (f. (a. . (a.) bilmek.zf. Dalton hastalığı.dahilî istihale dahilî nizâm-nâme dahilî ticâret dahilî zâviye dahîm. zarar getiren şey. eski duacı. (f. işe karışma. devâhin) duman çıkan baca.zf. duât) davet eden. geo.s. dıhâm) iri.) devamlılık. (bkz: udhiye). (f. (a. (a.b. (f. dehâya) kurbanlık hayvan.) lağım saçıcı. (bkz. deyn'den).b.i.) 1. (f. (a.i. (o. etyaran. karışma. şüphe uyandıran şey. (a. kaba kuşluk. (f.s.) çukur açan. (a. girme. devamlı. iri kemikli. Dal-tonisme.s. (a. iri yapılı [kimse].

dâire-i inkılâb astr. 2. dâire-i tül astr.s. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. dâire-i resmiyye resmî dâire. iç-daire. devâir) 1. arzın merkezinden geçmeyen boylam. dakî-ka'nın c. aydınlık dairesi. fr. iç-*teğet daire. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal.b. dâiret-ül-burûc (a. sıfır dereceli baş boylam.(a. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta.zf. vazife. dakayık ("ka" uzun okunur. dâire-zen (a. yengeç dönencesi. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer]. devr'den) 1. cerc-le vertical. dâire-i imkân imkân dâhili.i.) 1. S. dâire-i arz astr. ilgili.) çepeçevre. dâire-i mestevî astr.i. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. dâire-i azîme 1) astr. dâire'den) değirmi. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire.b. çember. vekâlet. dâire-i muhîtiyye bot.) dönerek.c. dâiren-mâdâr (a.dâî'nin c. istiklâl arzu-zu. 2) den. tutulma dairesi. fırdolayı. ev ve apartman bölüntüsü. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler.s. fr. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. sınır içi. dâire-i tenvir astr.zf. dâire-i irtifa' astr. dâire-i sagîre astr.) tef çalan. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti. bakanlık.) dua edenler. dâire-i şakulî astr. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. [istanbul'da.i. dâire (a. dâire-i sadâret sadaret dâiresi. 6.s. dâiye (a. dâire-i dâhilî mat.i. dâire-i aide ait olduğu resmî makam. düşey dâire. çevreteker. 3. pericycle. dâire-i husuf astr. me'-murun çalıştığı yer.f. zilli tef. paralel. devreden. 4. ait. dâire-i evvel-is-sümût astr. dâiyân (a-s. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. dönen. dâiren (a. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. 'kısırdöngü.) astr. dâire-i küsûf astr. dâir . hükümet dâiresi. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire. duacılar. dâire-i sıa astr. yörünge düzlemi. boylam. dâire-i faside fasit daire. dairevî (a. a. 2. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi.c.

vurma. aber-ration. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler. iki büklüm olmuş boy.s. düğümlü tuzak.) anat deltamsı.b. dikkatli.s. (a. günaha girmiş. sapınç. edebiyatın incelikleri. dakka. bilen. fr.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan. işlerin ince noktalan. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir. (a. has un. doğru yoldan sapma.) yanlış.f.s.) anlaşılması güç olan şeyi bilen.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma.) çalma.s.i. 2.s.c. (a. geometriye ait incelikler. kanbur.f.) incelikleri gören. fels. un.i. s.b. hatâya düşmüş. dalâlet dalâl-i baîd dalâlet-şiâr dâlî dalîl dâliyye dâlî dâlî. 2. (a.s.s. belirten.i. doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları. 2. işaret eden. (a. fasulye gibi şeyler]. 2. (a.) 1. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir]. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir. dakk'dan) 1. ince düşünce. tutulmaz. örümcek ağı.) 1. (a. dikkat'dan) 1. delâlet'den) mat. nâzik. kapı kapı dolaşan.s. tuzak. bir saatlik zamanın altmışta biri. dakikiyye dakk dakk-i bâb dakkak dal Kamet-i dal dalâl. 3. dalâlet'den) 1. çok gezen.f.i. kapı çalan. kapı aşındıran. 2.i. gösteren. dâlle Fırak-ı dâlle dâlle dallın dam dâm-ı ankebût dâm-ı belâ dâm-ı girihgîr ed.b.i.b.) doğru yoldan çok çıkmış olan. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır.) . (a. (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H. fennin incelikleri. fr. 2. (a. vurulma.s. iki kat olmuş. (a. dakikalar. (a. (a. doğru yoldan büsbütün uzaklaşma. doğru yoldan ayrılmış.s. (f.) güç şeylere akıl erdiren. kapı çalma. ölçülü davranan kimse.b. dakayık) l. (bkz: dâliyye). ince. (a-s. 2. belâ tuzağı.ha.s. anat. sakat iş yapan.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates. ince noktalar. fr. duyulmaz. dakkalar. (a. günaha girmiş. çok sapan. 1. . 2. toz hâline getirilmiş şey. delâlet'den) delâlet eden. deltoîde. determinant (a.i.f.dakayık-ı edebiyye dakayık-ı fenniyye dakayık-ı hendesiyye dakayık-ı umur Dakayık-ül-hakayık dakik Fikr-i dakik dakik-i hâss dakika dakika-bîn dakika-dân dakika-senc dakika-şinâ dakiki. (a. (a. ufak. (a. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış. (a. sapıtmış. ince düşünce. ağ.

) etek ile yelpazeleme. eteklik.i. şikâyetçi.) "eteği kuru" meç.) etek. dâmen-âlûde (f. dâmen-çîn (f.) elini eteğini çeken.i. konuşulan kişi.s.s. namuslu kadın.) "eteği uzun" meç. (a. dâmen-i afv ile setr affedilmek.b. etek [elbisenin. zülfün tuzağı. [bu] dünyâ. etek öpme töreni.b. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli.zf. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. 2.s. 2.) eteği bulaşık. kadın başörtüsü.s.) güveyi.i.) 1.b. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti.b.i.) 1. yalan tuzağı. dâmen-zenî (f. dâmen-bûs (f.b. 2.i. dâmgul (f.b. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü. görüşüp.) . dâmen-bûsî (f. iffetsizlik. naz eden. dâmen-i sahra kırın eteği. etek tutan. dâmen-der-meyân-ı gayret ol dâmene (f. Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse.i. dâmen dâme.i.) tuzak kurulan yer. dâmen (f. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. ovanın bir yanı. vücutta peyda olan ur. dâmen-gîr (f. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. iffetsiz. dâmen-i canan sevgilinin eteği. davacı. dağın].) etek sallayan.b. dâmen-keş (f. eteğe yapışan.b. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök.) 1. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. (f. dâm-gâh. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir. (bkz: daman). kulyabani. (f.) 1.b.) dağ eteği. bir işe canla başla girişmek.dâm-ı tezvir dâm-ı zülf dâmâd dâmâd-ı hazret-i şehriyârî daman. dâmen-âlûde-gî (f.s. dâmen-derâz (f. dâm-gâh-ı dîv meç. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir.s.) "etek toplayan" nazlanan. dâm-geh (f.s. ahmak. dâmenî (f.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü. dâmen-huşk (f. etek bulaştklığı.i. yırtıcı olmayan vahşî hayvan. 2. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir. dâmen-zen (f. 2. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i.b. işe hazır.b. dâmen-der-meyân (f.b. çevresi.s.s.b.i.i. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü.) etek öpme. 2) güneşin parıltısı.) etek öpen. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti.) eteği belinde. hasım. . dâmet tezvîr. bahtı devam etsin. bir işe karışmayan.

dânâ'nın c. (f-i. tohum atılmış tarla.i.m. 4. tuzakçı. (f.i. dudu. 2. (f. 2. sözbilir. (f. (f. tohum serpen (f. nükte bilir. hardal tanesi.. (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü. tohum. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara.) gönlüyle anlayan. ilim. gibi. s. yapar.b.) hek. mahfaza. (bkz: dânük).b. bilgiç.i.) bilenler. ateşlik gibi. bilir gönül. bir dirhemin (f. 3.b.) tane toplayan. (bkz: âlim).s.) 1. fr. akademi. (f.b.) l mangır. öğretici.) tane döken. kab mânâsına kelimeler meydana gelir.) mercimek. konuşan papağan. gönlü çok aydınlık. gülle. 2. dânâk dânâyî dân-çe dâne dâne-i hâl dâne-i hardal dâne-i şirâre dâne-çîn dâne-dân dânek dânende dânende-i serâir dâne-rîz dang dânik dânisten dâniş Ehl-i dâniş Encümen-i dâniş dâniş ve bîniş dâniş-âmûz dâniş-fürûş dâniş-gâh. (f. kanı akan yara. bilgi sahipleri. tuzluk.b. erkek adı.i.s. bilici. (f. (f. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. avcı. sürmelik. 2.s. i. .e. tane tane. haberli. devânık.s.dâmıga dâmî dâmia damiye dâmûz. (f.) 1. (f. tohumluk. (f. (f. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer.i. (bkz: dan).i. devşiren. (Tus'lu) Firdevsî.s. (f. kıvılcım tanesi. (a. kurşun.i. (f. ambar.i. çekirdek.i. Eflâtun. tane.i.i. 2. Farsça.) . dağınık. bilen. içindeki sun bilen. 2.c. (bkz: dânek). bilgiçlik.) bilen. dâniş-geh (a. (a. bilir. (bkz. dâmî).b.) bir dirhemin altıda biri. bilgi. dânâ-yân) bilen. f.i.s. (a. (f. (f. iğnelik. kalemlik. câhil.) tane.b. didactique.) büyük gübre küfesi. 1. (a.) öğrenici.) yavaş yavaş. biliş. Arapça.s. âlimlik. s. 3. damla damla kan sızdıran yara.i. tek ben.b.b.) bilgiçlik taslayan.) 1. bilgin. mektep.i.i. dâmvez dâm-yâr -dan İğne-dân Kalem-dân Nemek-dân Sürme-dân Ateş-dân Suhan-dân Nâ-dân Nükte-dân dan dana Dil-i dana Mürg-i dana dânâ-yi Tûs dânâ-yi Yunan dânâ-dil dânâ-yân dânak. (f.) 1.) bilmek. bilgililer.) tane.c.) bilgi yeri.) bilicilik.) hek. üniversite.b.

(bkz: dâr-ı hüzn. [bu] dünyâ. aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba.b.) şahadetname. dünyâ. (dânişver"in c. dâr-ı ibtilâ. dâr-ül-ukbâ dâr-ı zimmet (f. (f. (a. (bkz: dânâk). 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. öbür dünyâ. (f. Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. dâr-ül--imtihân). dâr-ı şeşper. öbür dünyâ. (bkz: dânişger.s.s. dünyâ. dâr-ı hüzn. dâniş-men-dân) 1.) ilimi. Müslümanların ahit ve emânını.) bilgin. 3.i. dirân) l.) bilgili. (f.). himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler.s. dâr-ül-emkân. dâr-ülemkân. dâr-ülemkân. dünyâ. dâr-ül--imtihân). (f. 2. dâr-ülimtihân].b. . dâr-ül-emkân. dünyâ. (f. dâr-ı gurur. ev. (bkz: dânişver. Tanzimat'tan önce.) üniversite. Cennet. üzüntü evi) Hz. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır]. (bkz: dâniş-ger. [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir]. dânişî). âlim. dâr-ı dünyâ). 2.) dânişmentler.b. (hüzün. yer.b. (f. dâniş-geh. dâr-ı ibtilâ.c. dâniş-gede). ahret. [1296 yılında lağvolunmuştur].b. (bkz: dâr-ı cihan. dâniş-mend'in c. kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse. (bkz: dâr-ı fülfül). dâr-ı şeş-per. ahiret. dünyâ. (bkz: dâr-ı dünyâ). (f. Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler. c. dâr-ı şeş-per. Yakub'un evi.b. dâr-ı hüzn.i.) 'bilginler.c. âlim. ahret.s. Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi. (bkz. dâr-ül-imtihân). dânişverân) âlim. bilimi seven (f.b. (bkz: dâr-ı gurur. (bkz: dâr-ı ibtilâ.i. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. dâniş-ver). yurt. dünyâ. (f.i. bilgin. çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı.i.s.) bilgin. (bkz: dâr-ı cihan.b. âlimler.dâniş-gede dâniş-ger dânişî dâniş-mend dâniş-mendân dâniş-nâme dâniş-perest dâniş-pezîr dâniş-sâr dâniş-ver dâniş-verân Dânük dar dâr-ı âhiret Dâr-ı ahzân dar-ı beka dâr-ı cihan dar-ı dünyâ dar-ı emân dâr-ı fena dâr-ı gurur dâr-ı harb dâr-ı hüzn dâr-ı ibtilâ dâr-ı islâm dâr-ı naîm dâr-ı pilpil dâr-ı ridde dâr-ı şeşder dâr-ı şeş-per dâr-ı şûrâ-yı askerî dâr-ı ukbâ. dâniş-gâh. dânişî).b. bilgili.s.

dar ü gîr kavga. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası. şiddetli çarpıntı. vuru. batte-ment.) 1.i. kendini küçültme. dâr-ı ibtilâ.li. şan. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi.i.) ortak kadınlar.) 1. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi. ed. Defter-dâr defter tutan. dâr-ı şeş-per. 3. Alâka-dâr alâkalı. dâr-ı şeş-per. sahip olma. miskinlik gösterme.) savaş. (bkz: tezellül). bir çeşit kumaş.) vuruşlar. Alem-dâr bayrak tutan. hüküm sürme. darbe'nin c.ahret. dar (a.) debdebe. kalp çarpıntısı. hükme mâlik. dar (f. (bkz: dâr-ı cihan. sahip. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup. vuruş. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı.) yazarının kendisini küçülterek. alçalma. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. (bkz: dâr-ı cihan. Bayrak-dâr bayrak tutan. dâr-ı ibtilâ. darb (a.i.. -dar ( f. direk. Dara (f. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler. dar (f. dâr-ül-imtihân dünyâ. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. 3. dövme. vurma. Hisse-dâr hisseli.i. (bkz.s. (bkz: darb-ül-yed). darb-ı feth muz. gibi. . Cenâbı hakk'ın bir adı. ağaç. dâr-ı hüzn. 2. küp dibinde kalan tortu. dâr-ı hüzn. vurma. büyük gösteriş. (bkz: zarâgım). dâr-ül-imtihân). Hükümdar hükme sahip. vurmalar. dırgam'ın c. dâr-ı gurur. 2. darre'nin c.i.) 1. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır). 1. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. dârât (f. darabân-ı şedîd hek.). ata sözleri.) arslanlar. çarpmalar.i.i.f.i. darâir (a. dırâk). tutan. (bkz: zarâat). durûb) 1. 2.c. darr). dâr-ül-emkân). 2. çarpış.) 1.i. darb-ı dest el.. dâr-ı gurur. (bkz: dârû-berd). Keykubad. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı. daraka (a.) l.i.b. deriden yapılmış kalkan. savaş. darabân-ı dehr zamanın değişkenliği. ilgili. darâat-nâme (a. biy. darb-ı hiyâm çadır kurma.) 1. 2. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. çarpıntı. dârâyî (f. 2. darabât (a. mâlik. darb-ı mesel atalar sözü. derk. İslâm sınırları dışındaki ülkeler. edrâk. 2.i.i. darâat (a. daraban (a.c. darabân-ı kalb kalbin vuruşu. darâgım (a. darağacı. fr. çarpma.i. kol kuvveti. 3. hükümdar. dâr-ül-cezâ dâr-ül-cihâd . dâr-ül-emkân dünyâ. kumalar. 2. 4.i.

c.dilin gücü. 4. çarparak. saklayan. içine girme.s. değirmi. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer. mat. (bkz: darb-ı unk). 3. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü.s. musibet. (bkz: darb-ı dest).c.) l. dârib-i müşterek-i asgar mat.i. ferman almış. vurma. dârçînî (f.) 1. zarb-hâne). çarpma. para basma. zarb).) atalar sözü. darbe-i hasar zarar darbesi. dâreyn (a.f.i.b. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür.b. döğerek. 6. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü. darb-ül-lisân dilin gücü. dârib-i müşterek-i ekber mat. darb-ül-yed el.b. dere 'den) yazılma. darbe-i himmet himmet vuruşu.i. 3. muz. 2. döven.i.) ) para basılan yer.i. dâric (a. darbeyn (a.) kiriş.a. darbî (a.f.s. dârende (f. tutan. çarpan.c. (a. (bkz: zarîh). kol kuvveti. darbe (a. 2.i. dârib (darb'dan) darbeden.i. (bkz. madenî levha üzerine kabartma darb-zen nakışlar yapan. dârbâm (f. kale döven. direk. dâre (f.) mezar.i. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı].i. caup d'etat. ata sözleri. darb-ı mesel). 2. dikme.) 1. darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı.i. darbe-i hükümet hükümet darbesi. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti. çarpma. kurma. darben (a. darîr (a.c. darb-ı unk boyun vurma. darbe-i şedîd şiddetli vuruş. 5. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı. darabât) 1. 2. ay ağılı. dâire.) karabibere benzer uzun taneli baharat. (bkz: darb-ül-lisân). dârende-i menşur ferman almış. getiren ulaştıran. dârçîn (f-i-) tarçın.) canbaz. darb-ı nutk darb-ı rikâb darb-ı sikke darb-ı Türkî . Tarçın suyu.i. vuruş. kuvvet.) aynı ölçüde olan iki vuruş. dâr-bâz (f.i.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. darbımesel (a.) 1.) darba ait. darbe-i kahr ezici darbe. dâr-i fülfül (f. darb ü cerh vurma ve yaralama.zf. para basma. (bkz: darb-ı nutk). darbe-i serd soğuk vuruş. adırrâ) anadan doğma kör. darîh (a. kabir. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir. ortak çarpan. 2) kadınların yüzünü örtmesi. darbe-i cenah kanat vuruşu. darb-hâne (a. (bkz.b. güç. dârib-i müşterek mat. 2.s. (bkz: derem-serâ. fr. vurarak. dârende-i ferman. belâ. vazife. darb ile ilgili.) tarçın renginde olan.b.

debdebe.) sıkıntı.b. dâr-ül-bugat (a.i.) "asîler yeri" Haleb'in eski adı.b. Cennet.b. dâr-ül-feth (a.i. belâ.s.i.i.i.i. dâr-ül-huffâz (f.b.) 1. dâriyye . dâr-ül-hadîs (a.i. u dârû (f.) ihtişam.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı.i. hükümet konağı. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu).) üniversite.b.). savaş.b.) yer ve yurt.) emaret dâiresi.b. istanbul. dârû-hâne (f.b. kavga meydanı. dâr-ül-bevâr (a.i. dârû-furûş (f.) ortak kadın kuma dârr (a.) beka evi. darr (a.b. yazdıktan manzume.b.a.i.i.) eczâhâne.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.b. dâr-ül-emâre (a.i.i. her zaman harp sahası olabilecek yer.i.) hafız yetiştirme yurdu.) ilâç. darrâ' (a.b.) konservatuar'ın eski adı.i.b.i. dâr-ül-fünûn (a. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler. dâr-ül-fenâ (f.b. dâr-ül-fevz (a. i.) yoksullar yurdu. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir.) Dünyâ. dâr-ül-cihâd (bkz. dâr-ül-aceze (a. dâr-ül-bâb (a. dâr-ül-bedâyi' (a. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur]. dâr-ül-âmân (a. h.b.i. b. sığınılacak yer.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı. yoksullar yurdu. dâr-ül-harb). dar ü diyar (f. darre (a. dâr-ül-fahr (a.a.i.b.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi').b. dâr-ül-celâl (a.i.) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur.i. dâr-ül-azâb (f.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı. dâr-üş-şifâ). f. dâr-ül-hilâfe (f.i.b.i.i.i. dâr-ül-akakir (f.b.eczacı.b. (bkz.) Âhiret. şiddet.) ilâç satan. darsînî dâr-çînî darr (a.i. dârât).) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı.b. dâr-ül-harb (a.) hilâfet merkezi.) "zafer.) ecza saklanılan yer.i.) zarar.) zararlı.) korunulacak. belâ. (bkz.i.a. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç.) dîvan şâirlerinin. dâr-ül-âfiye (a.i.b.i. üstünlük yeri" Harput'un eski adı. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur.i.b.) Cehennem.i.(f.) Cehennem. keder. dâr-ül-huld (a. 2. dâr-ül-beyzâ (a.i. dârû-berd (f.b.b. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum. i. dâr-ül-elhân (a.) mihnet. rahatlık ve sıkıntı.b.

(a. b. (olgunluk evi) İstanbul şehri.b. İstanbul'da.i.b. (a. (a.) "âlimler.b. dâr-ül-cihâd).i). Fâtih civarında kurulmuştur]. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur.b. (a. saray.i.i.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep.a. İstanbul. (bkz: dâr-ül-fünûn). Kureyş reislerinin. dâr-üş-şifâ').i.i.b.) kız öğretmen okulu.) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı.b. atölye.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı.b.) Cennet.b.i.b. (f.b.b. . (a.i. (a.i.b. (a. (bkz: dâr-ı naîm).i.a.) mahkeme.b.b.) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı. (a. (a.) saadet yeri. â h i ret.) "pehlivanlık.i.b. (f. [1848 de Sultan Mecit devrinde.b.dâr-ül-ilm dâr-ül-İslâm dâr-ül-istihzâr dâr-ül-it'âm dâr-ül-izz dâr-ül-kadî dâr-ül-karâr dâr-ül-kemâl dâr-ül-kıyâm dâr-ül-kurrâ' dâr-ül-kütüb dâr-ül-maârif dâr-ül-mecanîn dâr-ül-mescid dâr-ül-mesâî dâr-ül-mesnevî dâr-ül-muallimât dâr-ül-muallimîn dâr-ül-muallimîn-i âliye dâr-ül-mûsikî-i Osmânî dâr-ül-mülk dâr-ül-mülk-i Osmânî dâr-ül-pehlevâniyye dâr-ül-ulemâ dâr-ül-ulûm dâr-ül-vilâde dâr-ün-naîm dâr-ün-nasr dâr-ün-necât dâr-ün-nedve dâr-ün-nusrâ dâr-ün-nüzhe dâr-ür-râhe dâr-ür-ridge dâr-ür-rif'a dâr-üs-saâde dâr-üs-saâde ağası (a.i.i.i. (a.i.) akıl hastahânesi. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur].) "yardım evi" Tokat'ın eski adı.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne.i.i.b.) başşehir.i. okuma salonu.i.b. sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası. başkent.). yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı. (a. (a.) islâm ülkesi.b. (a. 2.i.b. (bkz.b. çalışma yeri. (Sonraları.) "secde yeri‖ Kemah'ın eski adı.i. (a.i. (f.i.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı. okul.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın. (a.i.b. (a.) 1. [ilk adı "Valde Mektebi" idi].b.a.b. (a. Hz.i.i.b. İstanbul'da. (bkz.) üniversite. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır].i.) kitabevi. (a.i.i. (a. (kıyamet evi) öteki dünyâ. (a. (a. doğumevi.) imaret. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı. (f.b.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı. (a. (a. kütüphane.a.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı. (m h i ) laboratuvar.i.i. (a.b. (a.b.b. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep. (a. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı.f.) kıyametten sonra kalınacak yer.) erkek öğretmen okulu.b. yüksek öğretmen okulu.

Bağdat'ın eski adı. destan kahramanlarına yakışacak surette.b. tuzak. (a.i. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık. 2.) 1. (a. (f.i.) hek. (f.i.a. (f.) sanatyeri. (bkz: dâs).b. 4.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi.) hek. fr. dâstâr dâse dâstân dâstânî dâstân-serâ dâstâr dâs dâşte dâşten dâ'-ül-alîk dâ'-ül-asab dâ'-ül-behr dâ'-ül-câversiyye dâ'-ül-cev dâ'-ül-cümûd dâ'-ül-efrenc dâ'-ül-esâbi' dâ'-ül-esed dâ'-ül-fecl (a. (f. yıpranmış. (a. (a.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad.b. orak.b.i. (f. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık.b. (a. kahramanca. (a. bir cilt hastalığı.) 1.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul.i.b.i. 4.i.b. masal.i.dâr-üs-saîr dâr-üs-saltana dâr-üs-sanâ'a dâr-üs-selâm dâr-üs-sıhha dâr-üs-sugr dâr-üs-sulh dâr-üş-şafaka dâr-üş-şifâ' dâr-üt-ta'lîm dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî dâr-üt-tedâvî. (bkz: dîk-ı nefes).b.i. köhne. meç. yeni ay. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası.i. tımarhane.i. şöhret.b.m.b.) hek.b.i.i. sağlık yurdu.).a.) 1865'te istanbul'da. sinir hastalığı.b.i.) hastahâne. (a. (a.i.) hek.) çanak çömlek ve kireç ocağı.b.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı.i. 2. 3. (f. (a.i.i.b. hikâye.b.s. simsar. (f. (a. 2.i.) 1. (f.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.) hek. nîrân). Edirne. destan ile ilgili. meç. sedef otu. (bkz. (a.b. Cennet.) orak.) tellâl.i. (a. (a.) hek.) hek.) 1. (a.b. (bkz: dâ'üs-sebât). dâr-ülIslâm).) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı.s.) 1. (a. görüp gözetlemek.b. (f. (a. ün. İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad.i. epique.i. Selim zamanında. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. bot.i.) şifâ yurdu.b.i.b.i.b. atlarda görülen sinir hastalığı. altın orak. destan. (a.) "saltanat yeri" Bursa.i. zaptetmek. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık. mâlik olmak. tutmak.) hek.i.i. simsar. 2. destancı. . elde etmek.) hastahâne.i. (bkz: dâ'--ül-fîl).) hek. (f. 5. eskimiş.b. nefes darlığı. 2.) III.i.b. (a. firengi hastalığı.i. (a.b. (f.ü dâr-üt-tedrîs dâr-üt-tıbâat-il-âmire dâr-üt-tıbb dâr-üt-tırâz dâr-üz-zafer dâs | dâs-ı zerrin dâsâr. (a. epope. 2. (bkz: dûzah. (bkz: matbaa-i âmire).b. mâlik ve sahip olmuş. (a.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu.) Cehennem.) tellâl. (a.a.) destan okuyan. eskimek. (f. orakcık.) hek.s.b. tahra. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık.b.i.) 1. 3. meç.i. (f. (a.b.

i.) hek. (a.) hek.) 1. (a.b. deâvî) 1. dâ'vet'in c.) hek.b. melankoli. (f.b. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık. 2. (a. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık. 4.b. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık. teorem.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse.i. mesele. sövme. insaflı olan hükümdar.i. 2.i.i.i. saçma iddia. (a. nöbet. (a. yurdu özleme. (a.i. havlar gibi sesler çıkarıp soluma. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma.b. (a.) 1. (a. (a. 4.i. 3.i. dama. (a.b.b. saç döken hastalığı. saçkıran.) hek. oyunda sürülen para.i.i. fr.) hek.i. gut hastalığı. (a.zf. hâkim]. iddia. kurt hastalığı denilen açlık. (a. utaçıcılık. (a. dâva.c.) yurdunu arama.i. sedef hastalığı.) ey dâver! [hükümdar. [cemî şeklinde] dualar. geviş getirme hastalığı. doğruluğu seven bir büyüğe yakışacak surette. (a.b.b.b.i. (a. hâkim ve vezirle ilgili olan. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı. (f. yurtsama.i.) hek. (a.i. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık. vezir.b.) hek.i.) hek.n.i. 5. 3. uyku hastalığı.b.i.) hek. çağırmalar.b. (a. teşhircilik. (a.i. (a.i.i.b. hypocondrie. sıraca hastalığı. 3. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra.) hek. karasevda.b. kuduz hastalığı.) 1. 2.i.b.s.) hek.b. mat.) yürek çarpması. doymazlık hastalığı. vezir veya hâkim. (bkz: dâ'-ül-cümûd).) hek.i.b.) hek.dâ'-ül-ferfîr dâ'-ül-fîl dâ'-ül-gussa dâ'-ül-hader dâ'-ül-hanâzîr dâ'-ül-hanes dâ'-ül-kalb dâ'-ül-kelb dâ'-ül-küûl dâ'-ül-merak dâ'-ül-mücterr dâ'-ül-nıülûk dâ'-ün-nibâh dâ'-ür-raks dâ'-üs-sahrâ' dâ'-üs-sa'leb dâ'-üs-sebât dû'-üs-sedef dâ'-üs-sevâd dâ'-iis-sıla dâ'üş-şa'r dâ'-üş-şeyb dâ'-üt-teşhîr dâ'-üz-zehr dâ'-üz-zi'b dav da'vâ da'vâ-yi bî-ma'nâ da'vâ-yi nübüvvet da'vâcı da'vât da'vâ vekili dâver dâverâ dâver-âne (a.) hek. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı. (a.b. duvar sırası.) hek.t.i.) hek. satranç. (a.) uyuşukluk. havlama hastalığı.b. alcolisme.) hek.b. doğru. (f.b.i. 2. .i.b. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma.i. bir cilt hastalığı. 2. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık. (a. alkolizm.) 1. erkek adı. (a.i. ayıp yerlerini gösterme hastalığı. (a. karasevda.b.b. (a. Cenâbıhakk'ın adı. (a. (f. fr.) saç ve sakal ağarması hastalığı.) dâva açan kimse.b.b.i) hek.) hek. (a. (a.) hek. peygamberlik iddiası.) hek. (bkz: dâ'-ül-efrenc). davetler.

) dayalık. astr.) duvar sırası.h. (a. (f. Sesi güzel ve şâirdi. (f. (bkz. (a.). (a.) taya. gelenek.) ağaç kavunu. Utarit. okul. sütnine. (bkz. eski âdet.i. dadılık. (f. (f.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu. 2.) borç veren. . tarz. debâbîs) topuz. (f. 5. çiçekli ipek kumaşlar. kâtipler. (f. (bkz: da'vâ).i.) 1. dıâme'nin c. 1. çağrı. kur. (bkz: debûs). tantana.i.) kalem odası. 2. (a. (a. (f. [adliye nezâretinden öncedir]. debbûs'un c.i. sepici.) pek dar.i.i. (f-i. (a.) bir kimsenin hakkını araması. müsteşar. kâtip.) çağırma. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi.) mektep. çocuğa bakan dadı.) şöhret.) dallı. eski âdet. alacaklı. (a.) topuzlar.s.i.debîr'in c. (f. pa-yandalar. dâva ve mahkeme. dua. (a.i. (a. Merkür.c.f.i. eski usul. (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni. 2.i. mahkeme.) mektepli. Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti.) astr. Utarit. kavga. (a.i.i. 2. 2. büro.i.) 1. sepilendiği yer. deri terbiye eden kimse.i.i. usul. (a.) âdet. haşmet. müsteşarlar.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti. 2.) mahkemeye başvurmalar.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses. (a.s. (f.) demir topuz. (a. belâları davet etme. patırdı. 4.i. (bkz: dârât). hükümdarlık. da'vâ'nın c. azamet. kaide. astr.i.f. s. (a. (a.) 1. gürültü. ululuk. (a.) tabak. (a.dâverî dâverî-gâh da'vet da'vet-i mesâib da'vetiyye da'vî Dâvud davudi Zırh-ı Davudi dây day'a dâye dâye-gî dâyin dayyık deâim deâvî Deâvî nezâreti de'b de'b-i dîrîn de'b-i kadîm debâbîc debâbîs debagat debâle debbâbe debbâğ debbâğ-hâne debbûs debbûs-i âhenîn debdâb debdâb debdebe Deberân debg debîr debîr-i asman debîr-i çarh debîr-i felek debîrân debîr-istân debistân debistânî (f.i. okullu. dibâgat). ziyafet. ayın dördüncü durağı. (a.i.) deriyi terbiye etme. 3.i. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur].s.).i.) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir. (a.b.i. (bkz. debîr-i felek). savaş meydanı.b. yazıcı.) 1. müdâfaa edilen fikirler.) davul. 2.i.s. (f. bir kimseye hâlinden şikâyet etme.i. (a.) destekler. dâvalar. (f. (a. büyük bir gösteriş.i. Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi.i.i. gök cismi.s. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı.i.) 1. dîbac'ın c.i. iyi ile kötüyü ayır-detme.) 1. (Merkür) gezegeni. meseleler. yazıcılar. zay'a). (a. sepileme.b. hâkimlik.b.

aptes bozma.i.) tavuk.i.i. (a. (a. tasayı giderme. Hint tavuğu.i.) batı rüzgârı. ortadan kaldırma. (a.) bir defada.) tef.zf. toplantıya son verme. 2. dücâce). (fa.i.i.) defterler. 2. edebî. giderme. şüpheyi. hek.i. birden.i. gamı. (a. 2. (bkz: izâle-i taaffün). 3.) âdet. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı. bol yağmur.) 1. 3. kaldırma. Zühre yıldızı. batı tarafından esel yel. (bkz.) tef çalan. resmî defterler. (bkz: deff).i.) tef.i. belâyı. verme. dıfda'ın c. (f. Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. hek.c. ilk defa.i. (a. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva. sahtekâr.b. havanın bulutlanması.) et yiyen yabani hayvan. (a.i. tavuk.) l. . kederi. birlikte dikilmiş kâğıtlar. s.i. defa'nın c. (f. öteye itme. 2.) iki defa. mizahî bir dergi. yollar. yan. kitap cildinin iki yanından her biri.i.) l. savma.s. kuşkuyu giderme. (f. 3. 2. yalancı Mesih. askerlikten ihraç. dücüc). horoz ve piliç cinsi. yol. (a. hindi. dâire.) topuz. kaz. dicâce. (a. (bkz: debbûs). eski âdet.i. defaât) kere. astr. tekrar tekrar bir çok defalar.zf.) kurbağalar. (a. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi. eski defterler. 4. (bkz: def-zen). dücüc) 1. gömüler.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler. ateşi düşürme. dücâc). (a. (a.) 1. tavuk. bir yerde oturma. (a.debûr debûs decâc decâce decâce-i Hindi decâciyye deccâl decn ded ded deeb deb-i dîrîn def def def'-i belâ def'-i dem def'-i gamm def'-i hacet def'-i hararet def'-i mazarrat def'-i meclis def'-i şübhe def'-i taaffün def ü ref def ü tard defa def'a-i ûlâ defaât defâdı' defâin defaten defaten ba'de uhrâ defateyn defâtir defâtir-i atîka defâtir-i resmiyye deff deffâf. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz. (a. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı. (a. defîne'nin c. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. defter'in c. birinci defa. (a. savma. zararlı şeyleri yok etme.i. (a.) kereler.i.i. kezler. yalancı.c. (bkz: dicâc. savulma. sıkıntıyı giderme. yüz. Dâd ü [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar. tehlikeyi savma. deffâfe deffâfe-i felek deffe (a.c. kez. huk.

dar. defter-i Hâkanî). (bkz: defter-hâne). koridorlar.) gömme. 2. (a. (a.) dehâ yetiştiren.c. (f.i. kurumuş ağız. ufak ağız. (bkz: aşr.f.) dağ mağarası. feryat. susmuş. (a.) tef çalan.b.f. (f. 3.s.s. (f. çatlak. dâh).c. dehlîz'in c.b. geveze.i.) holler. dihkan'ın c. dehâ sahibi.b. 2.f. (bkz. (a. (bkz: medfûn).i. (a.s.i.) 1.b. ölünün gömülmesi.) zekîliğin. köy ağalan. defâin) 1.deffeteyn defin defîn-i hâk-i ıtırnâk define defn defn-i emvât defn-i meyyit defter defter-i a'mâl defter-i Hâkanî defter-i kebîr defter-i yevmî defter-dâr defter-hâne defterî def-zen dega deh deh dehâ dehâet dehâ-kâr dehâkîn dehalet dehâlîz dehân dehân-ı istihza dehân-ı hadîd dehân-ı küfrân dehân-ı safa dehân-ı teng dehân-beste dehâne dehâne-i küb dehâne-i tennîir dehân-güşâ dehâ-perver dehâr dehâz deh-dehî (a.i.i.i. (f. dehâ sahibi olma. 2. saf. yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter.s.) dâhîlik. (a.) dehâlı.) 1. hîlekâr.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad.) kapanmış ağız. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan. defn'den) gömülmüş. 3.) ağzını açan. (a. iyi. hîle.) ağız. (bkz: levha-teyn). küp ağzı. (bkz: dehen). (f.s. i.i. habislik.i.i. [Farsçası da "defter" dir. "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri. (bkz: as-ced).s. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya. (bkz: deffâf). (alay ağzı) alay eden.) on [sayı]. (f. güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında].f.) birinin merhametine ve himayesine sığınma. (a. (a. dagal). 2.b.i.i. devletin mal.) hâlis altın.b. habîs. (a. (a. fr. defterci. gömülü. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı. tabur.c.) 1.b. kalp [para]. tefci. alaycı söz. . köylüler. genie.i. 2. kıymet ve değeri olan kimse veya mal.) deftere mensup.f. (f. i.) 1.s. (f. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası.s. (bkz. Grekçe'den gelmedir].i. (a. (a.s. gömülme. safa ağzı. iyiliği inkâr edenlerin ağzı. (f. günlük defter. güzel.i. sıra. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi. tapu ve kadastro. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi. (a.i. küp.). fırın ağzı. nimetin kadrini bilmezliğin. çiftçiler. (f.i. ölü (leri) gömme. ve s. (bkz: dehene).) nâre. kovuk. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse.) testi.b. (o.

) çok dehşetli.b. kargaşalıklara yol açan [güzel]. (a. (f.s.i. bulanıklık. (bkz.i. ürkme. (f. kararsız dünyâ.s. 2.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu. tokuşma. on yaşında. (a. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre].b. dilenci.s.f. (bkz: dehâne). 2.b.).i.s. (f-i-) ezber okuma. s.f. (a.) birlik. korkulu.i. dehân-güşâ). bir tarzda hareket. (f.c.) ağız.i.s.b.b.s.i. dükkân'ın c.i. (a. korku ve telâş gösterme. (f. çatma. dünyâyı karıştıran. geçici dünyâ. 2.f. oyuncu. 4. hol.f.b.) korku veren.s.i.) deh-rîler.) ürkütücü. (a. 2. Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur. ittifak. (a. (bkz: dehân).b.) 1. (bkz: seyyare). (a. 5. ağız temizleme.b.dehşet-bahş). hek.s. şaşma.i. . (f. (a. yıldıran. dehriyye dehriyye dehriyyûn deh-sâl deh-sâle dehş dehşet dehşet-âgîn dehşet-âver dehşet-bahş dehşet-efşân dehşet-endâz dehşet-engîz dehşet-nâk dehşet-nisâr dehûn deh-üm dehvâ' dehyâ' Dâhiye-i dehyâ deh-yek dek dekâkîn dek-bâz (f.) dehşet veren.s.) dehşet saçan. sebatsız dünyâ. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak. Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir. dünyâ. (a. kalpte kulakçık kapakçığı.b. (a.).s. hile.c.i) geniş ve susuz ova. (a.) dükkânlar. cihûn).) hîlekâr.) astr.s. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden.) onuncu. korkutan.s. dehâlîz) 1. fr. dehrî'nin c. (f. devir. (f. (a. dehşet). erkek adı. deh-riyyun) 1. dilencilik.i.b. (a. zaman. materialiste. s.deh-dile dehen dehen-bâz dehen-güşâ dehene dehen-şûy deheş dehhâş dehişt dehliz dehnâ dehr dehr-i âşûb dehr-i bî-direng dehr-i bî-sebât dehr-i dûn dehr-i fâni dehr sûresi dehre dehrî.) ağız yıkama.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır.) korkunç.f.).s. ittihat.) 1. 2. (f. akla şaşkınlık verecek surette korkma. çok büyük belâ. (bkz: dihlîz). (f. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan.i. gezegen yıldız.b. (f.b.). (f.b. 3.s. (bkz: âlem.f.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. musibet.) korku ile karışık. 3.s. sağlam. aşağılık dünyâ. harcâî.c.) on gönlü olan.s.) tahra.i.i. (a. oyun. (bkz: dehrî).s.) on yıllık. (a. dülıûr) 1. (a. (f.s. 2. koridor.) 1. söylemeye hazırlanan. i.s. korkunç.) ağız oynatan. karanlık. korku.f. korkunç.f. (bkz. çöl. (bkz. hatırlama. çok korku veren. ürkütücü. muhkem.) onda bir. sahra. vefasız.s. (f. (bkz: desise).) korku ve dehşet saçan.i. (a.b. fr. (a. bir işe başlama. (f. (bkz: öşr). çok korkutan. (a.b. (a.b. materialisme.

(a.i. kanıtlar.). Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H. hek. işve. (bkz: beyyine. delâlet'den) 1. (a. insana güzel.) tellâllık parası. astr.) 1. temiz kan. satılacak şeyi satan. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi.) zool. (a. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri. ovuşturma.i.i. huk.i. dimâ') kan. soğukkanlılık. kan kusma.) el ile ovma. (a. alâmet olma.i.s. üstad delili. destvân).) delâlet eden şeyler.i.delâil delâil-i kaviyye delâil-i târihiyye delâl delâlât delâlet delbiyye delik delîl delîl-i aklî delîl-i cedelî delîl-i ilzâmî delîl-i kat'î delîl-i nakli delîl-ül-ibâd delk delk delk bi-l-mesfere delk-i istimna' delk-i şedîd delk ü temas Delkıyye delk-pûş deli dellâk dellâl dellâle dellâliyye delv dem İrâka-i dem İ'tidâl-i dem Kay'-üd-dem Tebevvül-üd--dem dem-i musaffar dem-i şiryanı (a.i. (a. .i. inandırıcı delil. edille) 1. sansargiller. cilve.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın. ovuşturulma. (f. delâlet'in c. gösterme. 2. zool.c delâil. el ile bel getirme. kılavuz. (f.i.) naz.) eski elbise. burhan).i. kılavuzluklar. sürtme. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe. Güneş. (a. münâkaşa neticesinde bulunan delil. (a. konuşma. yol gösterme. düşünülerek bulunan delil. (f. kanıtlar. tellâl. 2.i. yamalı dilenci hırkası. sert ve şiddetli ovuşturma. 2. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur]. sürtme ve dokunma. fakir.) yol göstermeler.i. içine safra karışmış kan. on iki burçtan birinin adı olup. târihî deliller. sevimli görünecek hal.) eski aba veya hırka giyen. koketlik. biy.i. kan dökmek. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse. delîl'in c. (a. (a. şahit. sağlam deliller. kesin kanıt. belge.b. yol gösteren. (a. (a.c. (a. 2. riyakâr adam. tanık. kanıt. delâlât) 1.) gül tohumu.i. tellâk. (bkz: delil). (bkz. su kovası. kan işeme. kesin delil.) fındıkçılık. (a.i. durum. kılavuzluk. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. işaret. alâmet olmalar.i. sansargiller. iz. (a.i.c. fizy.

) 1. kanla ilgili. dem-i civânî gençlik zamanı. kanlı.s. demân 4. kirli kan.) 1. ateş. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. dem-beste (f. demdeme (a. 7. büyüklük.i.i. ateşli sözler. azarlama. "zamanı iyi değerlendirin.i. ağız [insan. 2) can bağışlayan soluk. dem-i zehre bot. 2. soluk. bahar gibi güzel kokan nefes. bağırıp çağırma. dem-i kalem kalem ucu. ağız ağıza dolu [kap]. dem'ân (a. (f. 2) yakıcı ân. 8. nefes.s. soluğu kesilmiş. gıcırtısı. dem (f. saat. zaman. 3) söz dinleme. kuyumcu ve demirci körüğü. 3. saldırıp kükreyen. gözyaşı damlası. 10. boyun eğme. ün.b. dem-i şâm akşam vakti. zaman. dem-i germ 1) sıcak nefes. içki. dem-i subh seher vakti. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer. dem-i ejderhâ ejderha ağzı.i. demende (f. dem" (a.b. kalem ucunun sesi. emre itaat etme. dem-i serd soğuk nefes. i. 4. an. ruhu teslim edecek zaman. 2.) 1. ağlama. dem-â-dem (f. üstünlük. 4. vakit. 2. hiddetli.) vakit vakit. 2.) 1. tehlikeli ağız. dem-i tîg kılıcın ucu. kibir. susmuş. koku. dem-i verîdî biy. demâr-âver (f.f.) 1. akşam üzeri. demdeme (f. 3. hiddetle çıkışma.s. demânkeş (f. intikam alan. 5. 3. şöhret. isa'nın nefesi. aldatma. hîle. demeviyye (a.i. 2) hararetli.b. demevî. dem-i vâ-pesîn son nefes. demâg-dâr (f. kavga. gün açımı. hakaret.s. âh. dem-i teslim . bıçak. ölüm.s. 6. müddet.s. 2. susmuşluk.i. dem-i nerm yumuşak. dem-i seher. kükremiş. demendân (f. cehennem. meç. öfke. heyecanlı.) nefesi bağlanmış.) sessizlik.s. 9. sık sık. dem'a (a.) helak eden. dem-be-dem (f. büyüklük taslayan. 2. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz. davul. heybetli. hiddet. 2. okşayıcı nefes. suskunluk. 4. asabî. hîle. 3. şiirin vezni. dem-i bahar bahar nefesi.zf. zorlu.c. deme (f.) içi pek dolu.) gözyaşı döken. dem'a-rîz (a. dumû') gözyaşı. küfür.s.l) meç.i. zaman. n. gurur.) vakit.) 1.b. gözyaşı dökme. kırıp geçirme. 5. dem-i teslim ölüm â u. keskin tarafı. vakit. dem bu demdir. soluk. (bkz: muttasıl).b.) ateş körüğü.) bir damla gözyaşı.i.) her vakit. (bkz: müntakim). telef.b.) helak.) kibirli. sert ve ümit vermeyen söz. mahv. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı.) 1. dâima.i. aldatma. sinirli. kılıç]. 2) susma.zf. ağlayan. fırsatları kaçırmayın" anlamına. tatlı söz. üfleyen.i. demâr (f. dem-bestegî (f.

sinirlilik. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi. çark. yaşayan. bâzı kuşların. (f. sebze v. diş tanesi. alçakçasına.b.b. diş kirası.) 1. bol kanlılık. g. kanlı canlılık. pas. (f. kardeşkanı.i.) diş kirası. 3. (f.f. kuyumcu veya demirci ocağı. (a. asabiyyet). esvap kirliliği. diş [ağızda bulunan]. dost.].i. tarak.) altınlar.i.i.s. (bkz. (f. ney. (f.) 1. (bkz: fazâhat). (f. nefes. sırdaşlık. 2.demeviyyet demevi-yy-ül-mizâc dem-gâh dem-gîr dem-girifte dem-güzâr dem-güzârî dem'î. 4.) arkadaşlık.) soğuk nefeslilik. akıllı. (a. (a.b. (f. (a. (a. c.i.i.i. 2. mevcut altınlar.) alçakça.b.) bot.) göz yaşı ile ilgili.b. (f.zf. (bkz. dostluk.b. g.b. ednâs) kir.s. mırıltı. dudak kıpırtısıyla söylenen söz. bülbül gibi. dem-ül-ahaveyn).b. sinirli. sırdaş.f. tamah ve ümit.i. (f. külhan. s. ısırgan otu.i. s. pislik. uzun uzun ötenleri.) 1.) alçaklık. i.) vakit geçirme.) 1.) alevlenmiş.) arkadaş. (f. dem'iyye Gudde-i dem'iyye demide dem-kâr dem-keş dem-keşîde demne demne-dânî dem-sâz dem-sâzî dem-serdî demşinâs dem-ül-ahaveyn dem-üs-su'bân denâet denâet-i tab' denâet-kâr denâet-kârâne denânîr denânîr-i mevcûde denâset denâset-i ahlâk denâset-i libâs dendân dendân-ı bulûğ dendân-ı saadet dendân-behâ dendâne dendân-gîr dendân-müzd dendene dendene denes (a. tempo tutan. kürdan.b. (bkz. destere gibi şeylerin dişi. dînâr'ın c.i.) 1. (a. kafadar.b. tabîat adîliği.s.s.i. homurdanma. şarap içen. (f h i ) . kardeş kanı. (f. kokmuş.b.i. paslılık. i. (f. (f. soluk çeken. (a. adîlik. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler. (f.i.i. (f. çıkmış.b.b. dendân3).) hakîm. gözyaşı bezi. akıl dişi. asabî.i. (f. 3.) denî ve alçak tabîath. 2. 3. nefes alacak yer.b.) bitmiş. ahlâk kirliliği.) ağır ağır.) muz. murdarlık. .s. 2.i.b.b. (a.s.i.) tempo tutan. (a.) sözü açık söyleme.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra.) fırın ve ocak bacası.) bot. Hz. (f.s.s. (f. 5. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri.i.b. (a.) vakit geçiren. (f. (bkz.b.s. sürmüş. yetişmiş [çiçek.) 1.b. 2. (f.) kirlilik.) arkadaş.i. eşlik eden. dâima öten bir cins güvercin. dem-üs-su'bân). tabiatı demevî olan. 3.i. 2.s.

s. i. çan. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul. ahmak.) "yırtan. geveze. dürrî'nin c. küçük kapı. Herze-derây. dırlanan" mânâsına sıfat yapar. kapıya bakan.i. derârî (a. 2. deng . der-beder (f. derâyende (f. der-beçe (f.a. denn (a. (bkz: bevvâb).s.zf.) 1. çeşit. denîe (a. çirkin görülen hal.i. perişan.) ev kapısı. der-âmed (f. deyyus). der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul. der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı. gelir. defa. 5.b.zf.) çıngırak.) parlak. Perde-der perde yırtıcı.) 1.) kapıcı. derâhim (a.i.) 1. yırtıcı. i. kapı kapı gezen.s. derâre (f.i.i.) karısının kötü hâline göz yuman kimse.) "uzun soluklu"meç.) kapı yavrusu. i.i.s. mağara. şaşkın.i. 2.b. hayran. 2.s.i. der-bâr (f. eli dolu (gelme).) 1.(f. akçeler. derây (f.i. kehf). çıngırak. der-i bâr dîvan kapısı. pergel noktası. paslı. der (f. i.) uzun. der-ân (f. dirhem'in c. 3.) "durmadan söylenen.i. deniş (a. der-i aliyye. i. güzel söz söyleyen kimse. dar geçit. dili uzun. dağınık. derâ-yi kenîse kilise çanı. kazanma(k). nakîsa.) 1. [ençok "yıldız" hakkında söylenir].) çançan eden.) 1. der-ceb (etmek) cebe koyma(k).) kirli. –der (f. 3.) 1.) küp. Ciger-der ciğer delen. der-âguş (f. büyük küp. o anda. serseri. (bkz. demirci çekici. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. derâz-nefes (f. derâ-yi deyr kilise çam. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr. soysuz.b. renkli şeyler. edepsiz. Der-enbâr anbarda. paralar. der-bân (f. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses.) 1. meç. i. 2 . yaran.e.) hemen arkasından. der-bend (f. 2. kavgacı. alma(k). hemen.s. kısım.) alçak.s. s. sıra yaran. der-i ümmîd umut kapısı. Sâf-der saf yaran. der-bân-felek Güneş ve Ay. kapı yeri. boğaz. denî (a.s. (bkz. -derâ.b. (bkz: dırâz). der-akab (f. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli. -de. Der-hâtır hatırda. lâklakacı. derâ (f. kapı. okkanın dörtyüzde birleri. derây (f.i.b. nevi.s. 2. 2.i. içinde.) derhal.) ayıp. sarma. kere.b. rezil. 4.s. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen. derâz-zebân (f. cins. derâz (f. sersem.) kucaklama.b.

nihâye derece. birinci derece.i. . (bkz. derecât) 1. asitlik derecesi. miktar. (f.i.i. kaygılı.) acı çeken. s. gam. (f. kaygılılar. kaygılı.s. vah vah! (f. sokma. 2. (f. kaygılı. tasalılar. (f. dertlenen.s. (f.nihân derd.derûn derd.) derbentler. (bkz: derd-mend.) acı.şer derd. kaygı. derd-nâk). ısı derecesi. zaman zaman gelen dert. cennetin katlan.b. dert. merdiven basamağı. gizli üzüntü. derd-perver). tutma. sıkıcı.b. gr. tasa. elde olan. tabakaları. yedi gezegen. boylam. elde etme.) 1.n. ikinci derece.s. derece). gönül tasası. sevgiden dolayı çekilen aşk. biriktirme.) astr.c. (f. s.s.i.b. (a. gazeteye yazma.) dertli. basamak. son derece. rütbe. derbend'in c. kapalı. der-beste dere derd j derd-i aşk veya -ışk derddemâdem derd. 2. hek. baş derdi.der-bend ağası der-bend-ât der-best.i. keder. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir. memleket sının. çözüşme derecesi. kann ağnsı. sınır kalesi. tasalı.) dert.b.b. arasına sıkıştırma. 4. yeter derece.mirkad derece.) üzücü.kâfiyye derece.c. tasalı. kim.b.hicran derd.) dertli. (bkz: derd-keş). gr. kapıbağı. mihnet görmüş olan. akıl derdi. derece'nin c. (f. enlem. kerte. (f. 2. sızı. kim.i. (f.) şikâyet mektubu. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri. (f.saniye derece. susmuş.b.s.dil derd. (f.b. 2.) 1. 5. fr. kâfi. keder.b.i) 1.) 1. [Farsçada. acı. (f. üzüntülü. (a. 2.) yazık. dâirenin 360 parçasından herbiri. kapanmış.a. 4. hattatların yazdıkları meşk tomarı.b. 3. 3. derd-mendân) dert sahibi. (f. dağılım derecesi. dar geçiüer. (f. merdiven basamağı. 3. yapılmakta olan. dert çeken. 4.b.i. boğazlar.s. (a. gönül kaygısı. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. eşitlik derecesi.). kim.hired derd.şikem derdâ derd-âşinâ derdeme derd-engîz der-dest derd-keş derd-mend derd-mendân derd-nâk derd-nâme derd-perver derd-zede derecât derecât-ı cennet derecât-ı mahâkim derece derece-i gılzet ve hiffet derece.müsavat derece.) dert sahipleri. ayrılıktan doğan üzüntü. ağn. degre de dispersite. 5. kasavet.tafdîl derece-i ûlâ derece-i arz derece-i tül derece-i hâmıziyyet derece-i hararet derece-i inhilâl derece-i intizâ' [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. toplama. 2) üstünlük derecesi. kapalı kapı.süllem derece.b. hafiflik ve kalınlık derecesi.s.s. 2. 1) karşılaştırma derecesi. türlü mahkeme dereceleri. sıkıntı. (bkz.

(f. (a. (bkz: revzen). (f. 2. "bulaşma" manasınadır].i. 2. ["derek" şekliyle de kullanılır].i. (a. küçük kapı. işde.c. lâyık. dik sözlü.s. sahihi. yırtan. o anda. anlama.b.) 1.i. kavrama.) cömertlik. (bkz: idrâk). dilekçe. (f.zf.) 1. iyice kavrama.) para. f r.i. basamaklar. incinme. şâyeste). (f.) 1. münâsip.) kanadı kırık. (f. (a. saray. münâsip. birer parça. yakalama.) uygun.) 1. 2.b.) karmakarışık.zf. yırtıcı arslan. (a.zf. seza.s. 2. izdiham. regression.s.) 1. (bkz: çespân.s.i.i. aşikâr.) gerileme.b. (f. . aşağı inilecek basamak. (f.) hatırda. iş üzerinde bulunan. tekke. i. pâdişâh kapısı. (f.s. (f.) ur ile. akçe.b.s. ince şeyleri anlama.) lâyık.i. bilinen. havası iyi. tabakaları.b. 3. (bkz: sahavet).) yavaş yavaş. 2. [aslı "kirlenme". (f. derhör. şişle ilgili. (bkz: çespân).b.) pencere. kapı önü. (f. 3. dereke'nin c. en aşağı kadar. 3. Farsça'nın fasîhi.) lâyık. (f.) hemen.s. (f. şâyeste). (f. dilek.) istek. 2. derhûş. verem. en aşağı kat. (f. Tanrı katı.s. kapı yeri. merdivenin en aşağıdaki basamağı. (a.b. (f. (f. 2. (f. belli. (f. (f. bir çeşit zerdali. karmakarışık. ele geçirme. boşboğaz.) ur.i. kapı önü.) ağzı yırtık.i. mevlevî tekkesi.) 1. uygun. oyma kapı. derekât) 1.s.a. Tanrı kaü.i. en aşağı kat.s. (f. dereniyye der-gâh. "büyük kapı" meç.i. şimdi. kapı yeri. tekke. (bkz: çespân.) yırtıcı. malûm. yeşilliği bol olan dağ eteği. Cehennem'in en dibi.) yırtılmış.s. karışık.b. çok kalabalık.) hemen arkasında olan.i. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi. (bkz: darb-hâne).) para basılan yer.) sarraf. der-geh dergâh-ı mevlevî dergâh-ı Mevlânâ dergâh-ı âlî dergâh-ı ilâhî dergâh-ı izzet dergâh-ı muallâ dergâh-ı şerîf dergîş derhâl der-hâst der-hâtır derhem derhem-berhem derhişte derhör der-hûr derhûş derî derîçe deride derîde-dehân derîde-dehen derîde-per derk derk-i dekayık derk-i netâyic derk-i esfel-i cehennem der-kafa der-kâr (a.) 1. neticeleri anlama. mevlevî tekkesi.s.b.s.i. yırtık. elaçıklığı.derece derece derekât derekât-ı Cehennem dereke dereke-i mirkat derekî derem derem-güzîn derem-serâ deren derende Şîr-i derende dereni. Cehennem katlan. [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f. (a.b. (f. dip. iyice kavrama.) boşboğaz. (bkz: derîde-dehân). 2. muztarip. 2.a. seza.s.

b.s.zf. (f. iç ve dış.i.i. (bkz.a. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire. (f. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife. dermân-de'nin c.s. dürûs) 1.b. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse. söylemek. gönül.der-kemîn der-kenâr derman dermân-de dermândegân dermân-degî der-miyân der-miyân etmek der-niyâm der-pey der-pîş der-pîş etmek derr Lillâhi derrühû derrâce derrâce-süvâr derrâk derre.) 1. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet. (f.b. (f. endoscope.İâç.) ortada. (a. çâre.s. (f. içeri. 3. yüklenme. kimse. yürek.) en önde. şehir içi. gözönünde bulundurmak. derûn). (a. "öğrenci.s.) içten. 2. saman uğrusu.s. dersiyye Sene-i dersiyye der-uhde derûn Derd-i derûn Ateş-i derûn derûn-i hâne derûn-i dilden derûn-i şehr derûn ü bîrûn derûn-bîn derûn-dâr derûne derûnî (f. (f.b. dâhil.zf. güç.i. âciz.) ders yeri. kenara yazılmış olan yazı.i. sana kim akıl verdi.) ders okuyan. [evvelce] talebeye. (bkz: derûne). fr. kuvvet. 2.h.) parlak. kucaklama. (bkz: kehkeşân). eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü. us payı.) dere. anlatmak. öğretim yılı.).f. ders vermeye mahsus yer.) pusuda.) bîçâreler.f. (f. telkin.a. 3. mükâfatını Tanrı versin! (a. (a.s.s. (a.i.f. zavallılar. münafık.i.i. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti. kılıfta. kına sokulmuş.a.i.c. (f.) 1. çıkma yazı.) 1.b. (f.s. anlayışlı. tenbih. (f.s. zavallı.s. 2. 2. dersle ilgili.) bisiklete binmiş olan kimse.) içten pazarlıklı. Samanyolu. gönül derdi.) 1. (f. dürrî ders Sana kim ders verdi ders-i âm ders-i ibret ders vekâleti Der-saâdet dcrs-hân ders-hâne dersî.) derse ait. takat.s. pusu bekleyen. sınıf.zf.i. bisiklet. .b.b. ders yılı. (a.) kında. (f.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul]. derk'den) çabuk anlayan.) üstüne alma.b.b.s. acizlik. beceriksizlik. tâlîmat.b. "için ateşi". gönülden. ışıldayan. iç. düşkünlük. velospit. öne sürmek. 2.b. düşkünler. akıl. güzel iş. l. (f. direktif.i. cami hocası.) insanın boğaz. kalb. kişi.b. (a. dere derre-i asman derrî. gözönünde bulunan. dermândegân) bîçâre.) ardı sıra.) bîçarelik. güzel eser. (a. ev içi. (f. (a. gönül yanıklığı.i. [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. (ibret dersi) göz açacak şey.c. gönülden.b. (f. âcizler. ileri sürmek. kucağa alma. ortaya koymak. s. kin besleyen. beceriksizler. (f. 2. arada. beceriksiz.

meç. (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti. (f. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. ağız. dervişcesine.a. (f-s. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. Kızıldeniz.b. (f-b. aba giymiş derviş.b. (f.) denizi andıran.a. gemi yapılan veya tamir edilen yer. coğr.b. i. iyi huylu [kimse].b. ayıp. (f.) muhafız. Karadeniz. lâzım.) bin adımda bir dikilmiş taş. Akdeniz. (f. havsalası geniş. 2. şecaat. kale kapısı. (f.b. yeşil deniz. okyanus. kulak deliği. alçak gönüllü kimse. gerçek. 4. ters.s.b. anlayışlı. açık deniz. 2. gönlü büyük. (f. 3.s.i.s. (f.s. sertlik. 2.) feyzi deniz gibi sonsuz.) 1.) dervişler.s. (f. (f.b. gönülden gelen ah.) 1. gardiyan.i. (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır. i. şaşkın.) denizde gezen.i.) yalnız kalmayı seven. 2. (f. (f. deniz gibi.) kalbideniz gibi geniş olan. hiçlik denizi. yokluk. (f-b. i. zarurî. (f.i. dolaşan. Akdeniz. sağlam. semâ.b. (bkz: deryâ-keş). (f. liman. (f. meç.a.) küçük deniz. utanma.) dilencilik.i.s.s. şarap fıçjsı. (f. muhkem. umman denizi.s. cesaret. Bahr-i ahmer. int-rospection. meç. içebakış.) derviş olana yakışacak surette. başaşağı asılmış. .) akıllı.b. şehir kapısı.b.s. i.s. (f.) derviş ruhlu. 5. dervâh dervâh dervâze dervâze-i gûş dervâze-i nûş dervâze-bân dervâze-hezâr-gâm derviş dervîş-i abâ-pûş dervîş-i dil-rîş dervîşân dervîş-âne dervîş-nihâd derya deryâ-yı adem deryâ-yı ahder deryâ-yı ebyaz deryâ-yı esved deryâ-yı hâmile deryâ-yı Hind deryâ-yı kulzum deryâ-yı la'l deryâ-yı nur deryâ-yı rahmet deryâ-yı Rûm deryâyı-ummân deryâb deryâ-bâr deryâ-bend deryâce deryâ-dil deryâ-feyz deryâ-keş deryâ-misâl deryâ-nevâl deryâ-neverd deryâ-nûş deryûz. kabalık. hayran.) 1. fakir ve ihtiyaçlı kimse. (f. gökyüzü. Şap denizi. 2. 6.b.i. (f. (f. fr.) 1.) bahşişi deniz gibi çok olan.s. (f. meç. Hint okyanusu. himmeti büyük.s.b. inci çıkarılan deniz. göl. coğr.s.i. fels. (bkz: deryâ-nûş). gönlü yaralı derviş.) kapı.) çok içki içen. deryûze içten. doğru. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse].) çok içki içen. meç.s.) 1.zf.Âh-ı derûnî derûnî murakabe derûn-nişîn derûn-perver dervâ.) deniz.b. dervîş'in c.) deniz gibi coşan. 3. gönül yapıcı. (f.

yağa benzer. el.s. desâis (a. mevki. 6. derz-i lâmî biy.s. der-zengîr (f. (bkz: sâil). dest-âlây (f. 2.c. benzer. kör-ince kapacığı.) hîleci. o-yuncu.i.c. terzi.) 1. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. dest-i dil gönül eli. kuvvet. üstünlük.f. oyunlar. Şems). (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. desemiyye (a.).) dilenci. fayda. destan) 1.) hileler. lambdo'ide. (f. Kâse-i deryûze deryûze-ger deryûze-gerân deryûze-gî derz .b.) eş.b. desîse (a. oyuncu.f. deryûze-ger'in c.) hîle eden. valvule mitrale. 3. dekler. zincire vurulu. kapacık. destan (f.s. hîleci. desâis) hîle.s. ikili kapacık. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. deskere (f. üçlü kapacık.s. valvule. başarılı el. dest-âmûz (f. yüksek yer. dessâm (a.i. 4. menfaat. hîleci.s. desîse-bâz (a. (bkz: destgâre). des (f. desem (a.s. valvule tricuspide. tarz. ve s. oyuncu. fr.) eller. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler. lâmbda dikiş.) yağa mensup.i. dessas (a.zf. üslûp. desîse-kâr (a. desemî. istibdad'ın verdiği azap. sigma kapacıkları. çekişmek.) zincirde. zafer. fr. desâtîr (a.) iğne. aldatıcı. dest-i Hakk Allah'ın eli.i.) dikiş ile yiv yapan.i. dest-i âhenîn "demir el".) desîse eden. fr.düstûr).i. dest ü pa el ve ayak. desîse'nin c. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat. dest-i ra'şedâr titrek el. kuvvet. (f.i.) kapakçık.i. valvule ilecocoecal. (bkz: hayyât).b. dikiş yivi. (bkz: menend). düstûr'un c.i.i. (bkz: dek). (bkz: Âftâb. el altından yapılan iş.) anat. dessâme (a. güç. yağ ile ilgili şeyler. güç. (f-b. f r. o-yunlar.b.c. 5.) dilencilik. derzen (f. el altından yapılan işler. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta. oyun. fr. bulaşık el. anat. yiv. (bkz: desîse-kâr).i. Hurşîd. dest'in c. yavrudan beslenip alıştırılmış. dest-i üstâdâne becerikli. (a.) bulaşmış.. başarılı el. kapakçık.s. dest (f. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak. 2. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş.) ele alıştırılmış. galebe.i. dürûz) 1. dessâm-ı iklilî anat.s. dessâmât-ı sîniyye biy.i. düşüm) yağ. dest-i billur billur gibi el.b. hasta. 2.dilenci çanağı.f. şehir ve kasaba.i. derzi (f. teskere. desîse-kârâne (a.) dilenciler. Mihr.c. (bkz. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak.b. dest-i istibdâd istibdad'ın eli.) desîse edene yakışacak surette.

(bkz. (f.beste dest-bûs dest-bûsî dest-bûy. hokkabaz.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse. tülbent.) elele.s. tutam. (f. b. (f.) 1. tülbentler. el kavuşturmuş.b. (f.) eli başında. (f.) sank saranlar. masa örtüsü. zulmeden.) sank parası.) kuvvet. (f.b.) hîlekâr.b.i. sarkıntılık.i.i. . (f. el bağlamış. atik.) sarık saran. meddah.i. tutacak yer.b.b. (f. dayanak. el uzatan.) eline çabuk.b. bahşişler. 2 . [maneviyatta da kullanılır].) destan okuyan. 2.b. (f. destâr'ın c.) eli bağlı.b.i.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde. (f. işe hazır.b.s. (f. sultanların sardığı bir çeşit sarık.b. peşin satış. destar yapan. 2. el öpme töreni.) 1.b.) el öpmeklik.) 1.i. (f-i.b.b. yağlık. üstünlük. (f.) hîleci. (f.s. 3. incik boncuktan yapılan kol bileziği.) sank.i. (f. mekr. (f. 3.b.i. insan veya hayvandan meydana gelen halka.) 1. hîle. elden ele. dubaracı.b. dest-be-dest). 2. dest-bûye dest-bürd dest-çâlâk dest-dırâz deste deste-çûb dest-efşân destek (f.s. zafer. bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak. (f.i.) mendil. kabza. 2.i. sanklar.s. küçükten büyüğe verilen hediye. (f. (f.b. 3. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu.) destâr-bend'in c. (bkz. (f. ve i.b. Rüstem'in babasının lâkabı. (f. satranç.i. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi].) 1. ne yapacağını şaşırmış.b. (f. s. küçük el. 2.) 1. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek.s.) 1.i. 2 . 3. (f.) 1.i. 2 . iğ.) elele. kuvvetlilik.s. ücretler. tezvîr.) tohum gibi saçılan şeyler. (f-b-i-) değnek. (f-b.) ufak hediye. sınama. kıssa. (f.s. (f. s . (f. destarla ilgili.zf.i. takım. epopee .s. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir]. el uzatma.) 1.b. şaşkın. g. Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank.s.s.s.i.) eli göğsünde.s. pâdişâh sarığı.destan destân-ger destân-serâ destân-zen destâr destâr-ı hümâyûn destâr-ı şerif destâr-ı Yusûfi destârân destâr-behâ destâr-bend destâr-bendân destâr-çe destâr-hân Destârî destâr-pûş destâ-seng dest-âvîz dest-azmâ dest-bâ-dest dest-bâz dest-be-dest dest-be-dehân dest-bend dest-ber dest-ber-bâlâ-yı dest dest-ber-sîne dest-be-ser dest.) deneme. raks.b. elele tutuşup oynanılan bir oyun. (f.) parmağı ağızında.zf. hikâye. on yapraklık altın varak defteri. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet. (f. (f. dalgın. sopa. el elden üstündür.b. (bkz: imame).) sapan ["dest-seng" de denilir]. (f.s.i. sarıklı.) üstünlük. sanklılar sınıfı. (f.i. 2. f r. elcik. (f.b. dâstân).b.) el öpme. demet.

) 1. elde etmek.) bahşiş.i.s. kalfa.i. (f. (f. el çeken.b.b.s. (f.i. 5. mahkeme ilâmı.s.) elde bulunan şey. savulun!.b.i.s. Âftâb.b.) testi ile oyun yapan hokkabaz.i.b. 2.t. (bkz: bâzîçe). yardımcı. tezgâhtar.b. 2. (f. tezgâh. 3. 5. (f. testi.) ele geçirmek. mektubun sonuna konan imza veya tarih.b. (bkz.) 1. dest-erre deste-seng dest-gâh dest-gâh-dâr destgâre dest-geh dest-gîr dest-girây dest-güşâyî dest-güşâ dest-güzâr dest-güzîn dest-hatt dest-hûş destî destî-bâz destine dest-kâr dest-keş dest-lâf dest-mâl dest-mâye dest-Mûsî dest-mûze dest-müzd dest-nemâz dest-nişân dest-pâk dest-peymân dest-renc dest-res dest-res olmak dest-seng dest-sûz dest-sûze dest-şikeste dest-teng destur destûr-i edviye (f.) 1.b. (f.) l . (f. fakir. (f.) oyuncak.b.) kendi eliyle dikilen fidan.) pazarlık. kuvvet ve zenginlik.s. avuç açıcılık. (f. 3. ayakteri. usta.). cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz. (f.) 1. fakir.b. erişmek. g. (f. el ile yazılan mektup. (f.s.) elbezi. dilenci.i. yedek at.b.) abdest. (f. kodeks.i. Şems). (f. . 3.s.) amele başı. (f.b.) elerme.b. imdada yetişen.i. pâdişâh fermanı. yankesici.i.s. (f.b. hasta.m. el bileziği. kol-bağı. avuç açan. (f.) elinden tutan. 4. bir örgü motifi.b.) nişanlı kız. [bkz.) 1. elinden tutma. i. 6. 4. taş ve sâire nakline yarayan tahta.b. (f. dindar. 2.b.b. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse.b.i. Hûrşîd.i.) ezme işinde kullanılan. kuvvetsiz.) el açıcılık. s. atölye. 6.a. kazanç. yoksul. el uzatan.b.) teskere. dokuma âleti. zenginlik. sermâye.dest-endâz destere. kanun. i.i. 2 .b.b.b. ücret. müsâade edin.b. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı. i. (f. izin verin geçelim.s. 2.i. 2. (f. (bkz: mehr-i muaccel). (f.i.) sapan. Güneş.b.) el açan.) el atıcı.) eli dar.s. 3.i.b. billur veya mermerden yapılmış âlet. töre. (f. deskere). çelimsiz. (f. açılın.) yardımcı.i. (f.i.i.) eli yakan.) el yazısı. iş. müsâade. 5.i.i. (f. (f.i.b. bilezik. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren.) hediye. (f. (f. i. 4. 2. [toplantıda] baş köşede oturan. el bıçkısı. 3. (f.) 1.s. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey.b.Mihr. (f. kazanç.b.s.) damadın geline verdiği ağırlık.i. (bkz: dest-gâh).) el işi.b. el emeği. el ile yapılan iş.b.) zayıf. (f.b.b. (f.b.) 1. izin.i. kimse olmasın. (f. mendil. ruhsat. ilâç yapma konularıyla ilgili kitap.) 1. bir işten vazgeçen.i. 2. yakıcı. (f.i. 2.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse. armağan. müsâade et. (f. (f. (f. testere. yardım.

yedi ilâç[üstübeç. evde gezen. acı giderici.i. zift. (bkz: deşt-gerd.s.i.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller.i.) hamam natın. dâhile'nin c. Dinyester ile İrtiş arası geniş step.) çölde. (a. b. 3.i.i. ele benzer. (bkz: dellak). 2. (a. iltiyâm-nâpezîr).) çölde.b. (f. el gibi. (f. 3. Hz. (a. (a. 2.) 1. büyük belâlar. (f. devâiyye devâir devâir-i askeriyye devâir-i belediyye devâir-i devlet matematik formülü. 2. (f.s. 2. deştneverd). (f. 2. dünyâ halleri. edviye) 1.destûr-i riyazi destûrî desturun destvân dest-vâne dest-vâr. çâre. yedi deva. (f.b.b.b. terementi. (f. ilâç. arka.t. zafer. dâhine'nin c.) savaşta giyilen demir eldiven. dâiye'nin c.) bâzı kimselerce. çoban değneği. (f.) yük ve binek hayvanları. çöl.s. muavenet. (bkz: muîn. yorgan. kır.) çölde.) 1. deşt-peymâ).zf.) duman çıkaran bacalar. (f. İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge. (f. dünyâ.b.) 1. (f.i. (bkz: deşt-neverd. üstünlük. fânilik ovası. yatıştırıcı ilâç.b.c. (a. mürdesenk.) bozkır. el kadar. tedbir. (a.i.i.s.i. evde gezen. balmumu.i. 2. öküzödü].) içler. (f. devlet dâireleri. hayat çölü. fırsat. dest-vâre dest-yâb dest-yâr dest-yârî dest-zen deşne deşne-i -Lârî deşne-i subh dest deşt-i fena deşt-i hayât deşt-i kebîr deşt-i Kerbelâ deşt-i Kıpçak deşt-gerd deştî deşt-neverd deşt-peymâ deşt-zâr deva' devâ-i seb'a devâ-nâ-pezîr devâ-yi misk devâ-yi müsekkin devâbb devâc devâhî devâhil devâhin devâî devâi-d-dehr devâî. meclisin baş tarafı. tutunma. (bkz: deşt-gerd. el uzatma. günlük. (a-s. el bileziği. güzel kokulu bir çeşit şeker helvası. (bkz.) 1. müzahir).i.b.i.b. (f.) hançer.i. ilâçla ilgili olan nesneler. felâketler. dâire'nin c. belediye dâireleri. kırda.) dâireler.i. kırda. . tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak].) şifâsı imkânsız olan.) çöllük. yabanî.i dâbbe'nin c.) desturla ilgili. (f. çölle ilgili. vahşî.s. (f. baston. dâhiye'nin c.) musibetler. bilezik. askerî dâireler.b. Lâr diyârına mahsus hançer.) yardım.) üste örtünecek şey. ilâçlara ait. (f.s. (f. ova. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. ilâcı olmayan. (f. 2. deştpeymâ).) yardımcı. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır.) 1. evde gezen. kırda. ovalık.s. (a.i.i.

deveranı (a.f.) şâir dîvanları. deverân-ı dem biy. deveran (a.) gezen. devâr. çâre bulan. düzen dolapları. bir me'-mûriyete gidip gelme. sürekli olan devlet.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey.i. duvar (a.s.s.i. devânik (a. devam (a. devlet-i müebbed). kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet.i. devende (f.f. 3. dönel. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar. devânikî (a.i. düvel) 1. bir işe.) divit. rotatoire. lenf (akkan) dolaşımı. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet.) ilâcı. devâir-i müttehidül-merâkiz geo.) divit. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. koşarak. bir dirhemin dörtte birleri. hızlı yürüyen. dâim olma. Osmanlı imparatorluğu. 2. varice.) ilâç tertibeden. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler. gürültüler.devâir-i husûsiyye özel dâireler. hızlı giden at. hızla. 2. (bkz: devît).dîvân'ın c.) büyük. dev-âsâ (f. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk.) dev gibi. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. dönüp dolaşan. dolâb). devâir-i uruz coğr .zf. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı.). 2.i.) koşa koşa.) 1.f. 2. . koşan. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler.) anlaşılmayan. deverân-ı lenf biy. devha (a.i.) hek. devâir-i mütevâziye geo. patırtılar.s. dolanma.s.s. büyük dolaşım. (bkz. circulation.) 1. sür'atle.c.b. fr.) 1. z f.) mat. devâvîn (a-i. sürme.b. baş dönmesi hastalığı. kan dolaşımı. devlet-i aliyye-i Osmâniyye).s. devan (f. (bkz: devât). devlet (a. s. devâlîb (a. ulu ağaç. damar hastalığı. devan devan (f.s. nerden geldiği belli olmayan sesler.i.) hek. divitdâr. yazı takımlarına bakan kimse. devlet-i âl-i Osman tar. (bkz. dolâb'ın c. devlet-i ebed saltanatı ebedî. bir halde bulunma.i. deverân-ı kebîr biy. sebat. Osmanlı imparatorluğu. dânik'ın c. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim. devâ-nâ-pezîr (a.) 1. devât (a. (bkz: dîvân2). fr. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları. (bkz. devît (f. fr. yazıcı. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. devât-dâr (a.i. devâlî (a.b.i.) dönüp dolaşma. seğirten.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli. devle (a. devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet. mangırlar. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları. hızla. Esb-i devan koşucu. çâresi olmayan. devâ-sâz (a.s. deviyy (a.i.

s.devlet-i müebbed devlet-i şehâdet devlet ü ikbâl devlet ü ikbâl ile devlet-âbâdî devlet-hâh devlet-hâne devlet-iktirân devletli. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer. fr. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli.t. zaman. gönlü hoş eden devir. Bu makamın 7/8. ululuk.b. [tezhip.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri.c. gerileme dönemi. kapı kapı gezip dolaşma. 5. [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. Mekke şerifine verilen unvan. mevki.b. konak. (bkz. birini uğurlama sözü. (a. (a. büyük saadet. durmamacasına dönüp dolaşma. talih. muz. (a. çağ. . zenginlik. mutlu. (a.b. bir şeyi başkasına teslim etme. büyük rütbe.) ev. şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan. mutlu. zaman. saadet nöbeti. en hoş zaman. muz.i. vezirlere. dün yâya gelme. 6. durmadan. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür.].i. mutluluk günleri. 3 baht. folie carculaire. (bkz: devlet-yâb).f.) [eskiden] refah.s.s. bir şeyin etrafını dolaşma.b. edvar) 1.b. belâ günleri. biri. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi. 3. gül mevsimi. 2. baştan sonuna kadar okuma. sarayın kızlar ağasına verilen unvan.) devletin. nakil. (bkz: devlet-iktirân). talih.f. mant. hükümdar. (a. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan.) refah içinde. dönme. döner delilik.f. mutluluk.b. fels. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir. dünyâ seyahati. (a. mitoloji çağı. şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan.b. (a.f. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır.b.) g.f. (a. güle güle. (a. saadet ve nîmet sahibi. 2. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı]. minyatür v. müşirlere.-lü devletli! inâyetlü devletlü necâbetlü devletlü re'fetlü devletlü semâhatli devletlü siyâdetlü devletlü utûfetlü devlet-meâb devlet-medâr devlet-mend devlet-yâb devr devr ü teslim devr-i âlem devr-i bâtıl devr-i cünûn devr-i dâim devr-i devlet devr-i dil-ârâ devr-i ebvâb devr-i esatir devr-i felek devr-i gusmâ devr-i gül devr-i hindî devr-i ikbâl devr-i inhitat (bkz: devlet-i ebed). fr. dünyâ gezisi. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti.b. dönüp dolaşma.) mevki ve zenginlik düşkünü. 4. kut. hat. 8. aktarma. refah içinde. devlet zamanı. tas. pâdişâh damatlarına verilen unvan. kader. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. 9. kısırdöngü.s. 4. Türk müziğinin küçük usullerindendir. tar. 7 zamanlı ve 5 darblıdır. musibet. 7.s.s.). cercle vicieux.i.]. devletli). şehitlik devleti. büyüklük ve iyi talih.i.b.

fr. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. vent periodique. Muhammed'in yaşadığı Çağ. bülbül. kenarı. Hz.) 1.f. dönemli yel. ay devri. 3. zaman zaman. devir ile.i. mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. Türk müziğinin küçük usullerindendir. devir suretiyle. dünyâ.s. kader. kavs-i urûc. * dönem. felek. bir ay içinde ayın dolaşması. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. talih. 14 zamanlı ve 6 darblıdır.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. tevşîhler. geçmiş dersleri hatırlama. 3. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. şarkılar. ilerleme dönemi.c. eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. hastalığın ilerleme dönemi. devrât) 1.i. terakki. dönme. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. 2. besteler. casus. pâdişâh devri. 2. tar. kârlar. eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan. bir önceki hükümet. 2. II. şarap kadehi. 3. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında . zaman.b. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan. eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. gezici karakol. lâle devri. kısa devre. [Bektaşi tâbirlerindendir]. (a. peşrevler ölçülmüştür. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi. tevşîh.s. devriyye Sene-i devriyye devriyye on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir. z f. (a. lâle mevsimi. (a. Peygamber'in devri). bir şeyin fırdolayı etrafı.) l. yıl dönümü. karatavuk. Türk müziğinin büyük usullerindendir. b i y. (a. Bu usul ile âyîn-i şerifler.) 1. dönüş. muz. kuluçka devri. devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri. devir. hek. (f. Türk müziğinin küçük usullerindendir. bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir.) devrederek.zf. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur]. Bu usul ile kâr. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. 2. hafiye. (a-i-) dünyâ. muz. fiz. Türkü. devrân ile ilgili. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür.devr-i isnâ-aşerî devr-i istibdâd devr-i kamer devr-i kamerî devr-i kebîr devr-i lâle devr-i mihnet devr-i râbi' devr-i revân devrî rüzgâr devr-i saadet devr-i sabık devr-i saltanat devr-i tefrih devr-i terakki devr-i tezâyüd devr-i turan devr-i Veledi devr devrân devre devre-i âliye devre-i arşiyye devre-i ferşiyye devre-i ibtidâiyye devre-i kasire devre-i mutavassıta devren devr-hân devrî. muz.i. geceleri dolaşan kol takımı. (a. ilâhiler. coğr. âhır zaman (Hz.

bir melek adı.c. (bkz. 3. Dünyâ. karanlık gece. deylem'in c.h. devam. düyûnât) borç. (a. meyhane.) dâimlik.i. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç. her Güneş ayının 23 üncü günü. 3. Irak'ta Kûfe'ye 42 km. hüzünlü. 2.i.h.s. huk. bu dünyâ. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç. huk. uzaklıkta bulunan bir manastır. 3.) pergel denilen geometri âleti. deycûr'un c.) kış ayı. tasalı dünyâ.i. süregelme. mecusî mabedi. (f.devriyye mevleviyyeti devvâr Çerh-i devvâr Felek-i devvâr devvâre dey deyâcîr deybâdîn Deyâlime deybâvend deybâzer deycûr Şeb-i deycûr deyden. uzaklıkta. Güneş aylannın sekizinci günü. âdet. gelenek.i.) deylemliler. i. zulmet). meç. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8. (f. manastır. insanlık âlemi. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır. zalâm.) 1.i.i. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı. Cenâbıhak.) karanlıklar. Irak'ta Bağdat'ın 55 km. (a. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek. deydene deydene-i dîrîne dey-mâh deymûmet deyn deyn-i gayr-i sahîh deyn-i hâl deyn-i lâzım-ı sahîh deyr deyr-i Abdurrahmân deyr-i kunna deyr-i kurrâ' deyr-i mihnet deyr-i mugan deyr-i mürrân deyr-i semân deyr-i teng deyr-ül-âkul deyr-ül-aver deyr-ül-bahrî deyr-ül-Caslîk deyr-ül-cemâcim istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan. meyhane. Bağdat'ın 90 km. eski usul. deyâcîr) çok karanlık. çok dönen. Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. Dünyâ. Kûfe'ye 42 km. şitâ). (a. (f. Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır.c.i. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi.s. kilise. (dar kilise) meç. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır. devr'den) devreden. Güneş yılının onuncu ayı. Fırat'ın batısındaki bir manastır. huk. (f. (a. Irak'da Küfe yakınında bir yer. (a. ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı. (bkz. Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. [bu] dünyâ. kış. i.) Tehmûres'in lâkabı.b. usul âdet. duyûn. 2. ve onu idareye me'mur sayılan melek. (a.i. 2. .h. (a. (a.) 1. edyâr) 1.i.i.c.

destek. (a. dikkenar.f. (bkz.i. kenar. (bkz: diraht). (f. Tanrı. (f.c. (a.) deriden yapılmış kalkanlar. pek dar yer.) dün. (a.s. azı dişi ile ilgili. Eskikale köyünde bir manastır. dünkü gün. (a. 2. esed. Lübnan'da bir kasaba. dırsıyye dıyyık Mekân-ı dıyyık dî dî ve ferda diâm. güldürücü (a. kilise.i. (bkz. Suriye'de bir şehir.) 1.c. darâgım) arslan. manastır adamı.s. (a.) zool. [aslı "derâz" dır]. güldüren.i. kırbaç. XII. a. (a. geo. Dimişki).) uzunluk.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse.b.) insanın güleceğini getiren.s. (a. (bkz.). incesi. mat.) gülme. (f. baş.c. Nil'in batı yakasında.).) bot. ökseotugiller. payanda. (f.) 1.i.b. kalın olan şeyler.) manastırla ilgili. (a. şirden denilen bağırsak. (a.' (a. binaya vurulan direk. (a. adrâs) azı dişi.s. kurumsak. (f. kaburga kemiği. (a. duru') cenkte. s.) ince ağrı.s.) el uzunluğu.s. dahm'ın c.i. (a. şîr).i. 1. hâkim.i. (a.deyr-ül-gebrevî deyr-ül-Kamer deyr-ül-Medîne deyr-üz-zaferân deyr-üz-zûr deyrânî deyr-hâne deyrî deyyân deyyâr deyyus dıbâbiyye dıbkıyye dıfda' dıfdaiyye Dıhâm dıhk dıhk-âver dıkak dıbk dıkk dıl' dıl'-ı kaim dıl'-ı kâzib dıl'-ı mücessem dıl'-ı sahîh Dımışk Dımışki dır' dıraht dırâk dırâz dırâz-dest dırâz-gûş dırâzî dırgam dırgame dırra dırs dırsî. Teb'de bir yer. derâre). (a. ("ga" uzun okunur. yüzyıldan kalma kral mezarları. anat. adla') 1. biri.) uzun.i. deyr'den) manastıra mensup.i.) kulağı uzun. Mardin ilinin güneydoğusunda. (a. fr. daraka'nın c.s. her şeyin ufalmışı.s. geo.) zool. manastır sahibi.s. 2. (a. tura.c. el uzatan. cevşen).b. ayrıt.) pek dar.i. anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği. erime hastalığı. (bkz: zıbâbiyye).h.b. bir kimse.c.i.) azı dişine ait.) 1. haydar. 2.i.i. savaşta giyilen zırh.) iri.c. (a.i. (bkz:çağz) (a. (bkz: tâziyâne). manastır ile ilgili. kırıntısı.i. (a.i. (f.) ökse.i.) arslan. . arete.f.i. 2 .i. dün ve yarın. gazanfer. dırâ'. (a. defâdı') kurbağa. (a.) mükâfatlandıran veya cezalandıran.Ö. anat. bir fert. (a. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği.) Şam.i.s. diâmet yukarı Mısır'da M. 2. kurbağagiller. (a. (a. tavşan.) manastır.i. (a.i. (bkz.i. ileri gelen.

şeritler. astr. kanlı yaş döken. gören göz. lütuf görmüş. (f. gözleyici. 2. görme. [evvelce] gümrük kolcusu.i. dîde-gân) 1.s.i. 2. debâbîc) 1." (f.b.s.) dîde-bân'ın c. çiçekli bir çeşit ipek kumaş.) 1. görülmüş. 2. (f. (f. (a. Hûrşid. (f. mahmur (bakışlı) göz.b. zool. canfes. (a.) göz aydınlatan. doğruluğu gören göz.) başlangıç.) gözüne uyku girmeyen. dücâce). sevgilinin yüzü. bekçi. gezegenler. 2. kurtçağızlar.b. meydanda. lütuf görmüşler. (f. yedi gezegen. Mihr.i. s. (f. açık. çehre. (f. 2) bir çeşit üzüm. (a. s. hürriyetin güzel yüzü. önsöz. gözleyiciler. (horoz gözü) meç. (f. 3. (bkz: mukaddeme). nöbetçi. bekçiler. göz. 4. g.) görmüşler. çeşm). Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş. göz.i.s.i.b.i. nöbetçiler. canfes kumaş.c. dûd'un c. dücüc) bkz: decâc. bağırsak kurtlan. temiz yüz. (bkz: dîde-bân). gözbebeği. (f. şeritler. görüşme. (bkz: ayn. kan ağlayan.i. yaşlı göz. (a. dîde-gân) görmüş. (bkz: Aftâb.c. zarar görmüş. (f.i.yüz. meç. gözcü.s. gözucu.i.b.i. .c. 4.) ipekli kumaş dokuyan. [evvelce] gümrük kolcuları. gözcüler.) "gözü yolda" bekleyen. (bkz: decâce. dallı.dîbâ dîbâ-yi frenk dîbâ-yi Hindi dîbâ-yi münakkaş dîbâ-bâf dîbâc dibace dibâgat dicâc dicâce dîdân dîdân-ı em'a dîdân-ı haytiyye dîdân-ı şerîtiyye dîdâr dîdâr-ı hürriyyet dîdâr-ı pak dîdâr-ı yâr dîde Nûr-i dîde dîde-i bînâ dîde-i gâv dîde-i giryân dîde-i hakk-bîn dîde-i hûn-bâr dîde-i hurûs dîde-i mahmur dîde-i siyah -dîde Lûtuf-dîde Zarar-dî-de dîde-bân dîde-bân-ân dîdebân-ân-ı âlem dîdebân-ân-ı çihârüm dîde-bân-ı felek dîde-be-râh dîde-bî-dâr dîde-dâr dîde-fürûz dîde-gâh -dîde-gân Lûtuf-dîde-gân (f. dücâc). doğruyu.c. kırmızı şarap.s.) ufak solucanlar. kara göz. (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek. kolcu. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. i. kadın adı. (a. kan saçan göz. görüş kuvveti. 2.s. (a.) gözetici.) sepicilik.) l. 5.i. sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli.b.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş. kolcular. Zühal (Satürn) gezegeni. dücüc) tavuk. süslü bir ipekli kumaş.b. 3. Güneş. gözün nuru. gözcü. frenk canfesi. gözcü.i. dîbâ. bir yazı sitili.c.) 1. (f. ağlayan göz.) gözcünün bulunduğu yer.s. (bkz: çeşm-i siyah). -dîde'nin c. Şems).b.

(bkz. yürek. bâr dîger-bin dîger-gûn dîger-kâm dîger-rûz dih -dih Ârâm-dih Haclet-dih dîh dihân .) başkalarını düşünen.i. çiftçi. ("ka" uzun okunur. atiyye).i. (f.) Esterâbâd denilen kasaba. [aslı Farsça "dih-gân" dır].) köyler.i.s.). altruiste. (a.b. (f. tıknefes. köy ağası. (f. başka zaman. dakik'in c. işten anlar. ("ka" uzun okunur. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek.) 1.b.) 1.b. gönül. (bkz: dihhudâ). tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. dehlîz). (f. dihât) 1.c. bağışlama.i.) "gözü kapayan" rüşvet. serseri gönül.) dakiklik.i.s.) verme.) köy ağası.) çömlek. köy.s.b. (f.i.zf. başka. (f.i.) köy ağası.) taç.) iyi gören.b.*j dihât oUj dih-çe dih-dâr dih-gân dih-hüdâ dihî dîhîm Dihistân di his dihkan dihkanî dihlîz dîk dîk-i ebyâz dîk-ül-arş dîk dîk-ı nefes dikak dîk-efrak dikkat dikkat-i nazar dil dil-i âvâre (f. köylü.i. "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek. göze benzeyen. (f. dâhim. muhabbet kazanı. 2. ufalmışlar. ölmüş. Cennet'te bir kuş.i. veriş.i. ikîîl). değişmiş.) köy.i. köylü. (bkz. (f.dîdeler-rûşen dîde-nümâ dîde-pûş dîde-rübâ dîde-ver dîg dîg-i cûşân dîg-i sevda diğer.b. (dühn'ün c.) 1.i.s. (f.i.b. (f.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan. s. diyeke. (a. karye. (bkz: dahîm. nefes darlığı. (f. taşkın. başkaları için yaşayan kimse.) göz alıcı. (a.i.b. a. (f. köylü. karye. ("ka" uzun okunur. köylülük. (f.) incelenmiş.) 1. taşmış. (f. darlık.) köye mensup. 2. meç. dîh'in c. (bkz: dihkan).) 1.i. bozuk. ehemmiyet verme. kalb.) sürünülecek yağlar. (a. . (bkz: dîh). çiftçilik. ince eleme. (f.c. bakış inceliği. dih-dâr).s. (f.i.i. ince arama. a. (f.s. dîger dîger. (f.s. aşk tenceresi. 2.b.) rençberlik. ekinci.) diğer. 2.) bir kimsenin sevincini. f. g.b. efser.h.s.t. ihsan. incelik. toprak tencere. (f. taşan tencere. küçük köy.b. [bkz: dîger-bîn).s.) başka defa.s. doğruluk.b.) başka gün.) dar olma. öteki. başkalaşmış.) veren. utanç verici. (f. (a. utandırıcı.i. edyâk) horoz. kırmızı sahtiyan. (bkz. (a. fr.i.) köylü.i. (f. (f.i.s. 2. çiftçi. (f-b.) çatal ibikli horoz.) göz gibi.b. köy kâhyası.s. verici. rahatlık veren. (f.

(f. deli gönül.b.) gönülden vurgun olan.s. gönül alan.) gönül eğlendiren. gönlü rahat. muz.b. paramparça olmuş gönül. gamlı gönül. paramparça olmuş gönül.) 1.b. (f. kalbi uyanık. (f. (f. yiğit. i.) gönül inciten. güzel. hatır kıran. ateşli gönül. zavallı gönül.s. denizin ortası.) dilberler.b. dilâverân) 1.bs. akıllı.s. (f.b.b. .b.) yiğitler. nokta. 2. yıkık. (f. temiz gönül. dil-berân) 1.) dilberlik. 2. 3. ateşli gönül. diri ve uyanık gönül. inleyen gönül. kadın adı. 2. kederli gönül.s. (f. gönüle asılan.i. 2. dilber'in c. güzel. cazip. kalb. (f.b. gönül okşayan. sevdalı gönül. 2.dil-i bî-karâr dil-i bî-mâr dil-i dîvâne dil-i inhâr dil-i hâk dil-i mecruh dil-i nâlân dil-i nâ-mihribân dil-i nâ-şâd dil-i pak dil-i pare pare dil-i pür-âteş dil-i sâd-pâre dil-i sengîn dil-i sevdâ-nihâd dil-i sevdâ-nişân dil-i sûzân dil-i şeydâ dil-i vîrân dil-i yek-vücûd dil-i zar.) dilbere. gönül kapan. bilgin. 2. (f. göze hoş görünen. (f. ırmakların gönlü. dil-âver'in c. (f. güzeller.b. merhametsiz. orta.) 1. dil-ârûm dil-âsâ dil-âsûde dil-âşûb dil-âşüfte dil-âver dil-âverân dil-âvîz dil-âzâd dil-âzâr dil-âzürde dil-bâz dil-bend dil-ber dil-berân bil-berâne dil-berî kararsız gönül.s. taş yürekli. mezar. dertli gönül.s. erkek adı. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. avutan. (f.b. (f.b. gönül çeken. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. gönlü alıp götüren. zavallı gönül.b. (f. 2.s.s. mandıra. kız adı. i.s.c.) gönlü rahatlandıran.s. güzele. harap gönül.c.) gönül anlar. (f.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. yüreği sıkan. toprağın aln.s. (f.s.) gönlü incinmiş. kalbi meftun eden [güzel].) gönlü rahat. merhametsiz yürek. tek parçadan yapılı gönül. 3.i.) 1. yürekliler. ağıl.b. yüz parça. (f. (f. (f. yanık. gönül ve ruh. yürekli.s. deli gönül. yaralı gönül. kalbi kırık.) gönül bağlayan. gönül. kalp kıran. sevgiliye yakışır surette.) 1. gönüle sıkıntı veren. i.s. muz.zf. i. gönülü karıştıran. dil-i nizâr dil-i zinde dil ü can dil-i zar dil-i derya dil-i şeb dîl dil-âgâh dil-ârâ.b.b. sevdalı gönül.s.b. yan. gece yansı. gönlü dinlendiren. güzellik. hasta gönül. güzel söz söyleyen. kederli.s. meftun olan. parça parça.

) muz.s.) gönül aldatan.b.s.b. gönül açan.) 1. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].s.b. (f.s. muz. cesur. (f.) yiğitcesine. (f.s. cesurlar.s. yiğitler.) 1.) 1. 2. (f-b.b. (f. âşık. (f. tırmalayan.s. gönüle eziyet veren.b.) gönül arayan. sevgili.) gönül bağlamış.) 1. gönüle ferahlık veren. gücenik. (f. yüreklilik.b. Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan. muz. öfkelenmiş.s.hüseynî ve ikinci .a.s.b. (bkz: mecrûh-ül-fuâd).s.s.) gönül aydınlatan. birinin gönlünü almış. 2. gönül vermiş.) gönül çalan. (f.) gönlü yaralı.) gönül isteği.) yürek parçalayan.s.) gönül delen. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam. ve i.).) 1. kalbe batan. (f. inleyiciler. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır.) 1. (f. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. mızraklı yiğitler. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil.) gönlü geniş. (f. (bkz: dil-dâde). 2. (bkz. âşık.b.b. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir. kırgın.) içi kan ağlayan. dilîrân) yürekli. (f. 2. (f. (f.dil-beste dil-cû[y] dil-çâlâk dil-dâde dil-dâr dildil dildil-künân dil-dûz dil-düzd dile dil-efgâr. (f. dil-hâh).b. âşık.b. (f.) gönlü ferah.b. (f. yüreği ölü.) yürek eriten. dilîr'in c. sevinçli.s. (f. (f. ıztırap çekenler. i. (f.s. hasta gönüllü. ıstırap.i. (f.i. yiğit.b.b. gönül.) inilti. (f.) iç açıcı. (f. yüreği rahat.b.i. cazibeli. 2. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam. alımlı.) yürekliler.b.i. gönül çekici. gönül dileği. dil-figâr dil-efrûz dil-efzâ dil-ferâh dil-figâr dil-firîb dil-fürûz dil-germ dil-gîr dil-güdâz dil-güşâ dil-güşâde dil-güşte dil-hâh dil-harâb dil-hâste dil-haste dil-hırâş dil-hûn dil-hurrem dil-hûş dilîr dilîrân dilîrân-ı nîzedâr dilîr-âne dilîrî dil-keş dilkeş-hâverân (f. (f. muz.b.b.s.b.b. (f.b. yüreği sevinçli. (f.s. kırılmış.s. (f.) gönlü yaralı olan. (f.) gönül tutan.b. (f.s.c. yüreği rahat. sevindiren. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur.s. kalbe sıkıntı veren. kalbe ferahlık veren. (f.) gönlü ölmüş. (f. (f. (f. (f. gönül çeken.) !.b.s. (bkz: dil).i.s. i. (bkz: dil-beste). (bkz: cân-hırâş).s.s. âşık.) gönlü yıkılmış.b.b. 2. Bu makam.s.i. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır.b.s.) yiğitlik.s.c.b.s.b. (f.) gönlü şen.s. (f.) gönlü kızmış. 2. muz. gönül sahibi.b. mertce-sine. (bkz: dil-efrûz).) heyecanlı.) gönlü hasta. (bkz: dil-fürûz).) gönlü hoş. mertlik.s. sıkıntı.zf.b. inleyenler.s. iç a-çan.

(f.).s. vuran.) gönlü hoş. (f.). (f. (f.s. (f.s. (f.b. (f. si için küçük mücenneb bemolü ve do için bakıyye diyezi ilâve olunur.b.) 1. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî. kederli. dil-sûhte). âşık.) gönlü kırık. Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır. duygusuz. 2.) gönlü kara.b. Bu makam. dil-pezîr dil-rîş Dervîş-i dil-rîş dil-rübâ dil-rübûde dil-sâz dil-sîr dil-sitân dil-siyâh dil-sûhte dil-sûz dil-şâd i dil-şikâf dil-şikâr dil-şiken dil-şikeste dil-şüde dil-şüküfte dil-teng derecede -hüseynî'nin durağı olan. hüzünlü.b. (f. Umumiyetle inicidir. (f.b. A. gönül kapan. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.b.b.s.) muz. gönlü yaralı derviş. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır. Güçlüler. muz. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.s.dil-keşîde dil-kûb dil-küşte dil-nıürde dil-nişîn dil-nüvâz dil-nüvâzâne dil-pesend.) 1. gönülde yer tutan. gönül okşayana yaraşır yolda. (f.b.b. (f.b.b. (f.b. sıkıntılı.) gönüle hoş gelen.s. sevinmiş. gönlün beğendiği. kınk gönüllü.) gönlü zedeleyen. (f.) 1.i.b.) gönül okşayan. hoş lâtif.s.s. (f.) gözü gönlü tok. muz. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.s. kederli.) kalbi. gönül alan. dokunaklı.s. kendine meftun eden.) gönlü ölmüş.) gönlünü kaptırmış.) gönül alan ve zapteden güzel.s.) gönlü açılmış. (f. 2.b. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup.b. (f. i.s. (f. (f. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir.s.b.b.s. (f. i.) yüreği yanık. [aslı "dil-nevâz" dır]. tahminen iki asırlık bir makamdır. (bkz: dil-zede).) yürek delen. (f. b. dertli. vurgun.s. (f. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak.b.) gönül yapan. (bkz.b. (f. çok acıklı.s.b. (bkz: dil-teng). yürek yakıcı. muz.) gönül kinci. A.s. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan.i.) gönül avlayan.s. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere. (f.b.s. gönlü ölmüş.s.b.) gönül okşar-casına. . her şeyden elini eteğini çekmiş.) yüreği yaralı.s. (f.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür.b. (f.s. i.b. gönül yakan.) yüreği dar. 2.) gönlü gitmiş. âşık.s.

(a. her Güneş ayının 24 üncü günü.i.) dince.s.) dîni kıracak. bir Fransız frangına denk olan sırp parası.s. (a. (a. (din inanışları) din dersleri. (din bilgileri) din dersleri.s. (a. dem'in c.) iç sıkıntısı. âşık. (a.s.i. dîni koruyan. (a. geç. 2.) anat. beyincik.i. Şam'la ilgili. uzun uzadıya. akıl.) 1. minyatür v. beyin. (bkz: Şâmî).f. (a.b. 2. bilgin. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası. uzak.h. zihnî.i. denânîr) 1.zf.i.b. 2. canlanmış.fz. edmiga) 1. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. (a. 3.i.) 1. (a. (bkz: mağz). yüz. hat.) dîni kıran.b. dîne zararlı olacak şekilde sözler.f. mahv. çehre.) kanlar. ışık. (a. (bkz: dil-rübûde).c.i. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur. (f. (bkz: huş).s. dimen) süprüntülük.i. (bkz: dür).) parlak. parıltı. gönül darlığı.) dîni koruyan. (a. (a.) dîne hizmet ve yardım eden. (a. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup. Şam'a ait. (a.) nur.b. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma.b. 2.f. dimne'nin c.b.b. (f. geç ve çabuk.dil-tengî dil-teşne dil-zede dil-zinde dîm dimâ Sefk-i dinin' dimağ dimağ-çe dimâgî.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse.) dindarlık. çoktan.f. (f. şuur.) çakal adı. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya. uzun müddet. (a.c. güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt. parlak.) süprüntülükler. s. (a.f. (f. (a. 2. mürâî). (f. (f. ziya. dîne karşı koyan. dimağ ile ilgili.s.s.b. dîne destek olan pâdişâh. (a. parlayan Güneş.) yanak.c.b. dîni arkalayan.zf.) gönlü susamış.i.s. [aslı "durahşân" dır].f.b.) gönlü ditilmiş. parlayan. [tezhip.b.s. dîne destek olan.]. (bkz. i. fikrî. . 2.i.) dinle ilgili olan.i. (a.s. pek istekli. (h.c.i. (a. kan dökücülük. (f.f.i.zf. dîniyye Ulûm-i dîniyye Akaid-i dîniyye dîn-penâh Pâdişâh-ı dîn-penâh dîn-perver dîn-şiken dîn-şikenâne Akvâl-i dîn--şikenâne dîr dîr ü dırâz dîr ü zud dirahş dirahşân Mîr-i dirahşân (f. dimâgiyye dimâr dimen ı Dimişk Dimişki Dimne dimne dîn dîn dînâr dîn-dâr dîn-dârâne dîn-dârî dînen dîn-fürûş dînî. (f.f.) Şam.) iki yüzlü.i. dimağa mensup.s.i.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde.) helak. din bakımından.) 1. (a.s.) 1.f.b. eski. dîne zarar verecek surette.) vurgun.

) yazık.b.dâr'ın c. 3. (a.) dirâyet-lilikle. bilgi. (f. orta boyda olan. dîrîne Âyîn-i dîrîn (f. (f.f. akça. [zekâtta . parıl-dayıcılık.) zekî. (a. (bkz. bilgili. sancak.) dirayetli. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir].b.) para ile alınmış. ah.) ağaçlık yer.zf. başka mâdenlerden oluşmuş. ondört kırattan ibaret dirhem. diş. (f. . (f.i.) evler. (a. yazık. (f.s. ve zf. ışıklı. eyvahlar olsun! eski kadîm.f. orakçı.) ağaçlar. şerîata göre.i.) ağaç. parıldayan. (bkz: durahşân).) parlaklık.) uzun. yemişli ağaç. (f.) ışıldayan.) 1. hasat. (f. aman.i. (f. gecikme. (f. (bkz: aram). gümüş para.s.s. 2. kavrayışlı.i.i. (a. mehirde. (bkz: seçer).) ekin biçen. (f.i. parıldayan. zekî. kavrayış.b. saf gümüşten ibaret olup. gümüş para. eyvah. Meryem'in altında oturduğu ağaç.s.i.) dirayetli bir şekilde. bilgili. (f. e. (f.t. (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak].s. dirhem.i. (a.i.i. önleme.) .s. men'etme.s. 1.b.i.) zekâ. karışık dirhem.) ışıldayan.) dirayetli. para basılan yer. bozuk.zf. istirahat. 70 tane arpanın ağırlığı. tutma. parlayan inci. parlaklık. f.i. (f.) darphâne. dirâyetkâr olana yakışır yolda. yemiş veren.f.b.b.) bayrak. diyette. derâhim) 1. gümüş ve altın para. diyer). (a-i. kavrayışlı. 2. (f.dirahşânî dirahşende dirahşendegî diraht diraht-i Meryem diraht-i meyve-dâr diraht-ı Vakvak dirahtân dirahtistân dîrân dirayet dirâyet-kâr dirâyet-kârâne dirayetli dirâyet-mend dirâyet-mendâne dîr-bâz direfş direfş-i Gâvyânî direfşân Dürr-i direfşân direm-güzîn direm direm-hırîde direm-serâ direng direv direv-ger dirhem dirhem-i ceyyid dirhem-i hâlis dirhem-i mağşuş dirhem-i örfî dirhem-i rayiç dirhem-i şer'î dirhem-i züyûf dirhem ü dinar dirîg dirîga dîrîn. diraht'ın c. 2. 3. eski töre. bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke. 2.) ekin biçme. üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç. kavrayışlı.f. (bkz: dirâyet-kârâne).zf.) bekleme.s. karışık olmayan dirhem [gümüş para]. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem.b. ("ga" uzun okunur.i. (bkz: dirâyet-mendâne).i.) sarraf. esirgeme. (f. onaln kırattan ibaret dirhem.) 1. uzun müddet. (a. [aslı "durahşânî" dir]. halk arasında alınıp verilen dirhem. (f. 3. para.c. (a. eski okkanın dörtyüzde biri.b. nurlu. bilgili. gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun.

askerî mahkeme. halkın katıldığı meclis. . harp dîvânı. (f. demir gövdeli dev. elbise.) deli. (a.i.i.f.Bende-i dîrîne dîrûz disâm -disâr Merhamet-disâr disâr dîse dî-şeb dîv-i âhenîn-beden dîvân dîvân ö dîvân-ı ahkânı-ı adliyye dîvân-ı âm dîvân-ı âlî dîvân-ı deâvî nezâreti dîvân-ı harb dîvân-ı harb-i örfî dîvân-ı hâss dîvân-ı haysiyyet dîvân-ı hümâyun dîvân-ı riyaset dîvân-ı temyîz-i askerî dîvân-ı ilâhî dîvân-ı Fuzûlî dîvân-ı Hakanı dîvân-ı kebîr dîvân-çe dîvâne dîvân efendisi dîvâne-gî dîvâne-res dîvâne-rev dîvâne. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi.) 1. yatak çarşafı. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru. (dîv'in c. şeyhülislâm. şişe kapağı. (a.b.i) huk.) 1.) divanelik. çok merhametli. mantar gibi şeyler.b.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu. kapacık. delilik. cin. dev. Hâkanî'nin dîvânı.) eklendiği kelimeye çokluk. üste giyilen kaftan.s. sıkıyönetim mahkemesi.s. şeytan. (a.i.t. bolluk mânâsını verir.b. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua.i. [bu mecliste.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur.) delicesine hareket eden.i.) delicesine hareket eden.i. (f.) geniş sofa salon.b. (a. (f.i. sadrâzam. başkanlık kurulu. (a. 2. büyük meclis. (a.c.) küçük şiir mecmuası.s. alık. kişi.i. *yargıtay. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu]. onur *kurulu. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi]. 3. (a.b.) dün. (a. 2. kapak.b. kazaskerler. pâdişâhın başkanlık ettiği meclis. (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri. (a.f. Askerî Yargıtay. (f. çılgın. (f. (bkz: dîvân kâtibi).i.b.b.) şahıs. (bkz: Şems-ül--Hakayık).c.f.s. çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur].) huk. (f. yüce divan. Fuzûlî'nin dîvânı.) devler.i.hâne eski kul. 2. devâvîn) 1. düşür) 1. anat. (a.i.i. budala. âhiretteki hesap günü. 2. (f.

devreden.s. dîze diz diz-dâr dolâb Sayıştay. dev gibi.i. (f. başka memleket.b. (f.) dev yavrusu. (f. din. (f.s.) .) deve ait. dîvan kalemin deki me'murluklar. (f. (f. (a. hıkka ve cezea denilen develerdir]. güve. (bkz: edyâk). 4. (a. (a. (f.s.b. memleket.) ev sahibi. iri yan.t.i.s. (f.) l. dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı.b. diyât) kan bahası.) evler. bot.) 1.ahar diyar-ı gurbet diyar-ı küfr diyar-ı Rûm diyar-ı tahassür diyât diyeke diyer diyet diyet-i kâmile diyet-i mugailâza dîz.) diyetler. (bkz: levn).c. güve. 5. 3. sülük.) dindarlıkta gayretli olan.b. diyet'in c. cinnet. ağaç kurdu. (a. [Farsçası "dûlâb"dır].i. dek.) dev gibi. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki). murakabe altında bulunduran yüksek kurul. muhasebat dîvânı. dîvâniyye Hatt-ı dîvânî Menâsib-i dîvâniyye Dîvânü Lûgat-it-Türk dîvâr dîvâr-ger dîv-âsâ dîv-bâd dîv-beçe dîv-bend dîv-câme dîv-çe dîve dîvek dîver dîv-gîr dîvî dîv-lâh dîv-sâz diyanet diyânet-kâr diyânî diyar diyar.i.i. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. . devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol. dindarlık.) Tehmûres'in lâkabı.b.i. 2. 4. 2.b. (a. Anadolu.) kale muhafızı. huk. özlenen ülke. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir. bint-i lebun. (f.i. (f. (f. sur.b.i. islâm ülkelerinden gayri yerler. dönen.) ipekböceği.i. cinci. (bkz: dîv-çe1) .) dîvâna ait. (bkz: dîrân). delilik. kötü. şiddetli rüzgâr.i.) 1. (bkz.i. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark. dîk'in c. (f.s.) renk.). şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir. zool. [bu neviler bint-i mehad.) diyanetle ilgili.i. Osmanlı ülkesi. arka kaşağısı. din duygusu.i.b. (bkz. 2. (f.i.b. kasırga.i. gurbet ili. (f. korkunç tabiatlı. (a. (f.) 1.i.b. evler. özlem diyarı.i. dâr'ın c.i. devle ilgili. s.b.) duvar.s.i.f. (a. dâr'ın c. huk.dîvân-ı muhasebat dîvân kâtibi dîvânî. (a. (f. (a. (a.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi. 2 .) 1. ülke. yabancı haneler.i.) duvarcı.) kale.i. cin çarpmış. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz.i. dubara. (a. (bkz: mecenne). 2. (f. 3. dîvanla ilgili.i.c.h. (a.).) horozlar. (f. dîvân efendisi). devâlîb) 1.) cin tutmuş. hîle.) ağaç kurdu.s. Mahmûd [Kâşgarlı-J ). b. 2.

niyaz. (a. (bkz: dûde). kırmızı kurt. zool. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır. (bkz: zucret-ver). 3. zool.i. metres.) dua okuyan.) dost tutan. hayırlı dua. davet edenler. (f.systicerque. yuvarlak solucan. zool. zool.b. yürekten kopan ah.) dostluk. Tann. (f. böcek.b. keseli kurt. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan.). büyük kadeh.s.s. meramı dostun meramına uygun olan. (bkz: dûd-i harîr). .i. zool. inilti.) duâcılık. zool. iplik gibi ince uzun bir kurt. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt.i. (bkz: giriftar). zool. (a.c. yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman. (a. zool. dua edicilik. kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt.b. sevgilisi olan.) tutulmuş. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap. (a. zool. (bkz: dost-kâm). dua edenler. zool. (a. gurur.f.c.b. yürek darlığı. zû'). (f. zool. kibir. sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. dostân) 1. sığır şeridi. zool. dost'un c.) 1. (f. kelebek.b. (f. yürekten çıkan ah. büyük kadeh. (a. 2.i.i. (a.i. elde hiç bir numunesi bulunmayan.b. zool. bir yere gönderme.i. tas. dostça.s. (f.zf.) dua eden. 3. fr. (f.s. tenya. (f. hakîkî sevgili.dost dostân dost-âne dost-dâr dost-gâhî dostî dost-kâm dost-kân dost-kânî dû' dua' duâ-yı hayr duâ-yı müstecâb duâ-gû duâ-gûyî duâ-hân duâ-hânî duât ducret ducret-ver duçar dûçâr-ı hayret ü ıztırâb dûd dûd-i ciğer dûd-i çerağ dûd-i dil dûd-i dimağ dûd-i hadîs dûd-i ham dûd-i harîr dûd-i ibrişim dûd-i mükeyyes dûd-i müsellâh dûd-i müstakim dûd-i remel dûd-i sabbaga dûd-i şa'rî dûd-i şeridi dûd-i üstüvânî dûd-i vâhid dûd-ül-kebed dûd-ül-kilye dûd-ül-Medîne (f.s. ipekböceği. (a. kırmızı renk elde edilen böcek.) iç sıkıntısı.b.i. birini çağırma. duacı. 2. Allah'a yalvarma. (a. dua okuyucu.i. zool. 2.b.) l . nikâhsız kan veya koca. sevilen kimse.f. sevişen kimse.s.) dostlar.c. 2.s. ed'iye) 1. (bkz.b. zool.f. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme.b. dîdân) kurt.i. lâmba isi. trişin. (f. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan. (bkz: zucret).f. uğramış.) muz. krizalit. kabul edilen dua.) dost meramlı.i. büyüklük. dâî'nin c. domuz şeridi.) dua okuyuculuk. fr. chrysalide. (a.s.) dostlukla. sivri kuyruk.f.) sıkıntılı.) 1. 2. yakalanmış.

havâi fişek.s. (a.i. soysop.b. (f. (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875). tüysüz. tar. üveyi kız.) ayran. kerîme.i. 59 âyettir.i. (a. hâher). kadın esirlerinin bir nev'i.) kızlık. iğne ile dikilmiş. (a. (f. hasır otu. (f.i. ocak. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı.s.dûd dûd-i dil-i pür-âteş dûd-i âh dûd-âlûd dûde dûde dûd-efgen dûd-endûd dûd-gâh. bekârlık. dünyâ olayları. kabîle. 2. kız çocuklar.) sihirbazların üzerlik.s.s.) 1. dûd).b.i. 2. (a.) kaba kuşluk vakti. ateşli gönlün dumanı. 4. duhter).) 1. (bkz: arûs). mürekkep yapılan çıra isi. (f. (f.i. (bkz: duht. 11 âyettir. (bkz: dûd-hâne. (f. (bkz. şarap. aşçı.s.) kız. Osmanlı hanedanı. iftiracı.i. 2. (f.s.cli. (f. 3.) kim.i.) kız. . Mekke'de nazil olmuştur.i. (f. 4. (f. dûd-mân). 2.) dumanlı.) 1. (f-b. sağılmış.i.) 1. Kur'ân'ın 44 üncü sûresi.b. fumant.s. dumanlı. (f. küçük solucan.) "duman yutan" tütün içen.i. 2.i.) 1.b. darı. duman.i.b.) tütün satan. duhter). tohum tanesi. duman. 3. (f. (bkz. (a.) 1. fr. onlarla ilgili. kabîle. tömbeki içen kimse. (bkz: duh. dûd-hâne).) zool. (asma kızı) şarap.) "is sıvayıcı" kara calici. kelebek. kız. baca.) kurtçağız. (bkz: duht. yapraksız ve meyvasız ağaç. (güneşin kızı) meç.) gelin.b. duhter'in c. tasa. içine girme. böceğe ait. iribaş. hasır sazı. (f. (bkz: dûde. çıplak arazî. otsuz. (f. (küp kızı) meç. beddua. (f.) 1. fr.i.) içeri girme. (a. 1) Bektaşi ocağı. çıplak baş ve yüz. dûdiyye Dûdmân dûd-mân-ı Bektâşiyye dûd-mân-ı Osmânî dufayda dûg dugd duh dûh duhâ Salât-ı duhâ duhâ duhân Sûre--i duhân duhân-ı âteş duhân aşam duhân-furûş duhânî duhân-nûş duhne duht duht-i rez dûhte duht-ender duhter duhter-i âftâb Duhter-i Hindu duhter-i hum duhter-i rez duhter-i rüzgâr duhterân duhtere duhterî duhûl (f. kerime. külhancı.) hanedan.) 1.i. şarap. hasırotu. ocak.i. silsile. (f. 2. ateş dumanı.) kızlık.i.i. yer.s. kabîle.i. (a.) duman yeri. 3. böcek. 2. ilenç. (f. dûd-geh dûd-hâne dûd-hâr dûdî. 2) Yeniçeri ocağı. (a. (f. duman). soysop. 2. tetard.b. keder.) tütün içen. sabah namazı. bekârlık. ocak. bot. Mekke'de nazil olmuştur.) 1.) kurda. (bkz: dahve). (f.i. tütün.i. tek tane. 2. gam.i.b. Sûre-i Kur'ân'ın 93 üncü sûresi.s. (f.b.) kızlar. (f.) soysop. (asma kızı) şarap. tütün.

duru (a. atasözleri. "uzak ol!" mânâsına bir emir. bölgeler.i. (a-i.) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması. rüya. uzaktan zağa. (a.s. altta. dayanma omuzu) katlanma. zelillik. dûr (f. 2. körelme. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri. (a.) defetme.) hakirlik. alçaklar.i. ilerisini. (bkz. çarpmalar.b.) uzak işitir.).) 1.i. onlann ilerlemesine yardım eden. 3.s.) kötü. telefon. dûr (a. i.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar.dıl'ın c.) bir yere girmek için verilen ücret.s.s. dirahşân). 2. Baht-ı dûn alçak talih. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ. dûrû-dirâz (f.b. (bkz: adla'). uzun. dürbün. alçak.) uzağı yazan. yasakçılar. dûr-bînî (f.i. vurmalar.i.i. dûn-ân (dûn'un c.muzafferce giriş. dûr-nümâ (f.i. omuz. dûrâ-dûr (f.i. dır'ın c. dûr-bâş (f.s. değnek. alçak kimseleri koruyan. 2 . dûr-nüvîs (f. dûst (f. dûr-dest (f. duhûl-i muzafferâne duhûl ü huruç duhûliyye duhûr duhûr duhye dulû' dumû' dumûr .) uzaklık. dûr-bîn (f. 2.fı. dûn (a. kovma.) uzak uzak.i. (a. dussûkıyye (a.i.b. ilerisini görürlük. uzun uzadıya. aşağılık. dûr-endîş (f.i.) dûnlar.) uzağı gösteren.) 1. (bkz: dîr). dûr-bîn 1) uzağı gören. dost). zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi.i. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret. asa. ileriyi.). aşağılık.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat.zf.i. dürbün. dûr-şenîd (f.) erişilmesi güç şey. dûr-bâşân (f. aşağılık kimseler. dûr-bînâne (f.s. dumur (a. aşağı. geleceği görerek.b.s.) çok uzun. tedbirli olma. tedbirli.b.b. darb'ın c.s.b. evler. düş (f.) 1. dem'in c. geleceği gören. durûb-i emsal darbımeseller.) kuşluk vakti kesilen kurban.) göz yaşlan.i.b.i.) uzak. uzaklaştırma (a.i) 1.) hastalıktan âza kuruma. (a. (a. dûr-endîşî (f.) ilerisini düşünen.) uzağı. dâr'ın c. uzağı.(bkz. dûrî (f. 2) i. soysuz kimse.b. içeri girip çıkma.s. durûb (a.b. 2. telgraf. akıllılık. zillet. aşağıda.s.b. dûn-perver (f-b. 2.i. düş be düş omuz omuza. akıllı.).) 1. dür ü dırâz uzun uzadıya.i.) döğmeler.zf. i.) ilerisini.) dûr-bâş! Diye bağıranlar. durahşân (f. 3. dün gece.) ilerisini düşünme. uzak. dayanma. düş ber düş omuz omuza.

b. (bkz: dâr-üs-saîr. (bkz: ihtilâm olmak).) 1.s.c. I (i.b. dübbe].) durağı cehennem olan.a.) iki kat.i.c.) azap melâikeleri. pekmez. sırma dikici.) sevgilinin iki dudağı. dicâc).i.) kızoğlan kızlar. 2. (f. (bkz: decâc. fr.a.i. an gibi şeylerin iğnesi.b. ing.i. bir işin sonu. Petit Oıırs. lât. (f. dü-bâre dü-bârâ dübb dübb-i asgar dübb-i ekber dübb-i şimalî Dübbe dübbiyye dü-beyt dübür. çuvaldız. el değmemiş.dubara. dûzah-mekân). lât. makat. sevgilinin iki dudağı.) dikici. (bkz: zulmet).b.b. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu. dûzâhiyân) cehennem. zebânî. Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri. (a. kâfir.) cehenneme mensup.s. (bkz: dûzah-mekân. zebaniler. (f. yalan. çuval dikmeye mahsus iğne. Yedigen.s. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi. (f. dolan. (f.i. bir şeyin gerisi. dûşîze'nin c.ool. Grand Ours. (bkz. 3. fr. (f. Ursus majoris. bakire). düngece ile ilgili. (a. diken. dişi ayı.) ayı. dû-zah-nişîn). dûzah-nişîn).) l. dûşîze-gân) kız. Little Dipper. [müen.b..c.c. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur.i. ce-hennemî.s.s. iki dünyâ (dünyâ ve âhiret).) karanlık. Ursus nıinoris (= Küçükayı). oyun. (f.a.) sivrisinek. Big Dipper.b. Great Bear.i. (f. hîle. dûzah'ın c.s.i.) iki kat etme.i. (f.i. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. lat. (f. kâfir. ing.b. kızoğlan kız. sırmalı. astr. (bkz: bekâret).s. (f. (a. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır]. (f. dün geceki. iki yüzlü. Büyükayı. fr. (bkz: dûzahmakarr.a.) mekânı cehennem olan.) oturduğu yer cehennem olan. (a. (f.s. astr. astr.) iki.i. (f. (bkz: dûzah-makarr. iki ayaklı.) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret). iki cihan (dünyâ ve âhiret). . Duphe. şimal ayısı. nîrân).) y. (f. arkası.i. (a. 2. Küçükayı.i.b.i. ayıgiller. kâfir.) 1.) kızlık. katmerleme. tamu.düş azmak dûşâb dûşîn.) üzüm ve hurma pekmezi. alplıa Ursus majoris. dûşîne dûşize dûşize-gân dûşîze-gî düz Cüvâl-dûz Zer-dûz dûzah dûzahî dûzâhiyân dûzah-makarr dûzah-mekân dûzah-nişîn düzene dü dü-âlem dü-âteş dü-cihân dü-pâ dü-rû dü-âlem dü-âteş dü-bâlâ dü-bâr.i. ing. (f. kızoğlan kız olma hâli. (f. Little Bear. (bkz: hirs). (f. 2.i.) ed. dübr diicâ' dücâc rüya görürken kirlenmek. (a. kıç. dücüc).

dücâce

dücâciyye dücce dücce-i lücce dücî dü-cîhân dücne dücüc dücünne dücür dücye dü-dîde dü-dil, dü-dile dü-dilî düfûf dügâh

dügâh-ı acem dügâh-hicâz dügâh-ı kadîm dügâh-pûselik

dü-gâne Salât-ı dü-gâne dühât dühenî dühn

(a.i.c. dücüc) 1. tavuk, (bkz: decâce, dicâce). 2. astr. kuğu burcu, semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç, lât. Cygnus; fr. Cygne. (a.i.) zool. tavukgiller. (a.s.) çok karanlık. denizin engin karanlığı. (a.i. dücye'nin c.) karanlıklar, (bkz: zulümât). (f.b.i.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-kevn). (a.i.c. dücen, dücünât). karanlık, kapalı hava. (bkz. dücünne). (a.i. decâc, dicâc, dücâc'ın c.) tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri. (a.i.c. dücünnât) 1. bulut, kat kat olma; karanlık. 2 . yağmur yağma. (a.i.) bot. böğrülce. (a.i.c. dücî) karanlık, (bkz: zulmet). (f.b.i.) iki göz. (f.b.s.) iki gönüllü, iki tarafta sevgisi olan; münafık. (f.b.i.) tereddüt, kararsızlık. (a.i. deffin c.) tefler. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. Bu makam, sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. Durak perdesi, makama ismini vermiş olan- dügâhtır ki, sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. Dügâh makamının güçlüsü, birinci derecede, sabânın güçlüsü olan çargâhtır, ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. Donanıma -sabânın ki gibi- si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur; sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. muz. en az, beş altı asırlık bir mürekkep makam olup, elde bir numunesi yoktur. muz. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. muz. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. Bu makam, dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir; bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü, sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. Makam, dügâh gibi donanır ve değiştirilir; aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. (f.b.s.) 1. çift, ikiz, iki tane. 2. rekât namaz. iki rekât namaz. (a.s. dâhî'nin c.) dehâ sahibi, son derece zekî, anlayışlı ve uyanık olanlar. (a.s.) kim. kaypak, fr. onc-tueux. [aslı "dühnî" dir]. (a.i.c. dihân, edhân) sürünecek yağ.

dühnî, dühniyye dühür duhûl Âvâz-ı duhûl duhûl -bâ dühül-derîde dü-kevn dükkân dükkân-çe dükkânçe-i sahhâf dülbend dülbend-dâr düldül dülûk dülûk-i şems düm düm-i gürg dümbâl, dümbâle düm-bürîde düm-çe düm-dâr dııınel, dümmel düm-gâh, düm-geh dü-mûy dünb, dünbe dünbâl, dünbâle dünbâle-dâr Necm-i dünbâle-dâr dünbâle-rev dünbek dünbüre, dünbûre dü-nîm, dü-nîme dünyâ dünyâ-yi dûn dünyâ-dâr dünyalık dünyâ-perest dünyevî, dünyeviyye Alâka-i dünyeviyye dü-pâ Har-ı dü-pâ dür dürc, dürce dürc-i dür dürc-i teng dürc-i zer

(a.s.) sürünecek yağ ile ilgili. (a.i. dehr'in c.) 1. dünyâlar. 2. zamanlar; devirler. (f.i.) davul. davul sesi. (f.b.i.) 1. davulcu. 2. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. (f.b.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış, rezil, rüsvâ. iki âlem (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-cihân). (a.i.c. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda, yer. [Farsça'sı "dukan" dır]. (a.i.) küçük dükkân,dükkâncık, kitapçı dükkâncığı, küçük kitapçı dükkânı. (f.i.) tülbend. (f.b.i.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse, içoğlanı, bunların başı, tülbent ağası. (a.i.) Hz. Muhammed'in Hz.Ali'ye verdiği kır katır. 2 . kirpi. (a.i.) Güneş batması, (bkz: gurûb). Güneşin batması. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâl, dünbâle). (kurt kuyruğu) sabahın erken saati, alaca karanlık. (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dünbâl, dünbâle). (f.b.s.) kuyruğu kesik. (f.b.i.) kuyrukçuk, kısa kuyruk. (f.b.i.) aşk. kuyruk tutan, ordunun arkasındaki kuvvet, artçı. (a.i.) büyük kan çıbanı. (f.b.i.) kuyruk yeri. saçına sakalına kır düşmüş [adam]. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâle). (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dümbâl, dümbâle, dünb, dünbe). (f.b.i.) kuyruklu. kuyruklu yıldız. (f.b.s.) kuyruktan, arkadan giden, arkası sıra giden, uyan. (f.i.) 1. bekçi davulu. 2. dümbelek. tambura denilen çalgı. (f.s.) iki parça, ikiye aynlmış, bölünmüş. (a.i.) 1. içinde yaşadığımız âlem, yer yuvarlağı. alçak, sefil dünyâ. 2. küre. 3. elgün, herkes. (a.f.b.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (a.t.b.i.) para, mal ve zenginlik. (a.f.b.s.) dünyâya tapan, tamahlı, hırslı kimse. (a. s.) dünyâya mensup, dünyâya ait, dünyâ ile ilgili. dünyâ işleriyle olan ilgi. , (f.b.s.) iki ayaklı. (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. (a.i.). (bkz. dürr). (a.i.) kutu, kutu-cuk; hokka. 2. sandık, cevahir kutusu. 3. hokka gibi olan ağız. inci kutusu. sevgili'nin ağzından kinaye. altın kutusu.

dürd, dürde dür-dâne dürdâriyye dürd-âşânı dürd-hâr, dürd-hor dürdî dürdîriyye-i halvetiyye dürd-keş dürece dürer dürer-bâr dürger Dürr dürr-i Aden dürr-i girân-mâye dürr-i güftâr dürr-i hoş-âb dürr-i istifa dürr-i meknûn dürr-i nâb dürr-i nâzım dürr-i nâ süfte dürr-i nefîd dürr-i sadef-nişîn dürr-i semîn dürr-i sirâb dürr-i şah-vâr, -şeh-vâr dürr-i yegâne dürr-i yek-dâne dürr-i yekta dürr-i yetîm dürrâa dürrâc, dürrâce dürrât dürr-çîn dürre dürr-efşân dürrî, dürriyye Kevkeb-i dürrî dü-rû duru dürûd

(f.i.) tortu, çöküntü. (f.b.i.) 1. inci tanesi. 2. sevgili, kıymetli. 3. kadın adı. (a.i.) bot. karaağaçgiller, fr. ulmacees. ((f.b.s.) şarabın tortusunu içen, kalender, (bkz: dürd-keş). (f.b.s.) şarap içen, şarabı son damlasına kadar içen. (bkz. dürd-âşâm, dürd-keş). (f.i.) tortu, çöküntü, (bkz: dürd,dürde, rüsûb). Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. (f.b.s.) şarabın tortusunu içen. (bkz: dürd-âşâm). (a.i.) merdiven, (bkz: süllem). (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri. (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen. (f.i.) dülger, bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. (bkz. dürûger, neccâr). (a.i.) inci. Aden incisi. kıymetli iri inci. söz incisi. iyi inci. seçilmiş inci, seçkinlik incisi (Hz. Muhammed). muhafazalı parlak inci. parlak, beyaz inci. dizilmiş inci. delinmemiş inci; mec. kızoğlan kız. dizi inci, inci dizisi. sedefinden çıkmamış inci kıymetli inci. iri inci. (pâdişâha lâyık) iri inci. eşi bulunmayan, tek inci. iri taneli inci. eşsiz inci. sedefinde tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Hz. Muhammed, [Farsçası "dür" dür]. (a.i.) üste giyilen önü açık bir elbise; ferace. (a.i.) zool.eti gevrek, keklik cinsinden bir kuş, çil kuşu,turaç kuşu. (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri, (bkz; dürer). (a.f.b.s.) inci toplayan. (a.i.c. dürer, dürrât) büyük inci tanesi. (a.f.b.s.) inci serpen; inci gibi söz söyleyen ağız. (a.s.) inci gibi parlayan, parlak, panltılı. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. parlak yıldız. (f.b.s.) iki yüzlü. (a.i. dır'ın c.) zırh gömlekler. (f.i.) 1. dua, medih; selâm. 2. ekin biçme. 3. yontulmuş ağaç, kereste.

dürûg dürûg-ı bî-fürûg dürûg-ı maslahat-âmîz dürûger dürûgerî dürûgî dürûg-zen dürûg-zenî dürûs dürûs-i nâfia dürüst dürüst-hân dürûz dü-rûz, dü-rûze dürüst-ayâr dürüstî dürüşt dürüştî Dürzî Dü-se düstûr düstûr-i mükerrem düstûr-ül-amel düstûr-ül-edviye düstûrî Düstûr-nâme-i Enverî düşüm düşür düsûr-ün-nefs düsür dü-şâh, dü-şâhî dü-şakk düşenbih düşeş düşîn, düşîne düşman, düşmen düşmenân düşnâm düşvâr Emr-i düşvâr düşvâr-ger düşvârî düşvâr-pesend dü-tâ

(f.i.) yalan, gerçek olmayan söz. (bkz. kizb). adî yalan. iş bitiren yalan. (f.i.). (bkz ; dürger). (f.i.) marangozluk, (bkz: sifânet). (f.s.) yalanla ilgili. (f.b.s.) yalancı. (f.b.i.) yalancılık, (a.i. ders'in c.) dersler, (bkz ders). faydalı dersler. (f.b.s.) doğru, düzgün; sağlam, bütün, tam (f.b.s.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. (a.h.i. dürzî'nin c.) dürzîler. iki günlük, kısa [zaman]. mükemmel doğruluk. doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (f.s.) kaba, sert, katı, kalın. (f.i.) kabalık, sertlik, katılık, kalınlık. (a.h.i.) Lübnanlı. (f.s.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (a.i.c. desâtîr) 1. kanun, kaide, kural. 2. vezir; müşîr. 3. büyük defter. 4. esaslı kaide. S. devlet kanunlarını içine alan kitap. (kanun, nizam üzere hareket eden) vezir; sadrâzamlarla vezirlere tazim makamında verilen unvan. gereği gibi uygulanacak olan kanun. kodeks, fr. codex. (a.s.) düstûra ait, düstur ile ilgili, kurala uygun olan. Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. (a.i. desem'in c.) yağlar. (a.i.) mahvolma, eseri kalmama. her şeyi çabuk unutma hâli. (a.i. disâr'ın c.) 1. üste giyilen kaftanlar, elbiseler. 2. yatak çarşafları. (f.b.i.) 1. çatal ağaç; tomruk. 2. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (f.a.b.i.) ikiye ayrılma, ikiye bölünüş. (f.i.) pazartesi günü. (f.i.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi; meç. rastgelme, iyi tesadüf, beklenmedik kazanç. (f.zf.) dün gece. (f.s.) düşman, yağı. (bkz: adû, adüvv, hasm). düşmanlar, yağılar. (f.b.i.) sövme, sövüp sayma, (bkz: şetm). (f.s.) güç, zor. güç iş. (f.b.i.) dağ, dağlık. (f.i.) güçlük, zorluk, (bkz: bkz. suûbet) (bkz: müşkül-pesend). (f.b.s.) 1. iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış.

Kad-i dû-tâ

düvâl düvâzdeh düvâzdehüm düvâzdeh-imâm düvel düvel-i muazzama düvel-i mü'telife düvel-i müttefika

düvel-i sâire düveli, düveliyye Münâsebât-ı düveliyye dü-vîst dü-vüm, dü-vümîn düyek

duyûn düyûn-ı umûmiyye

düyûn-ı dâime düyûn-ı muhkeme düyûn-ı mütemevvice Düyûn-ı Umûmiyye düyûnât düyûnât-ı atîka düzd j düzdân düzd-âne düzdî düzdîde Dürr-i düzdîde dü-zebân

iki büklüm olmuş boy. 2. ed. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. (f.i.) kayış; tasma. (f.b.s.) on iki. (f.b.s.) on ikinci on ikide bir on iki imam. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). (a.i. devlet'in c.) devletler. büyük devletler. [İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, Rusya, italya]. uyuşmuş, anlaşmış devletler. [birinci umûmî harpte"ingiltere, Fransa, Rusya, italya" idi]. ittifak etmiş, birleşmiş devletler, birleşik devletler, [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu, Almanya, AvusturyaMacaristan" idi]. düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. (a.s.) devletlerle ilgili. devlet münâsebetleri. (f.b.s.) iki yüz. ikinci, (bkz: sânî). (f.b.i.) muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. Bu güzel usûl, ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup, âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında, tevşîh, peşrev, kâr, beste, oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir, 8/4 ağır dü yek mertebesi de sık kullanılır. Düyek, iki adet sof-yandan mürekkeptir. (a. i- deyn'in c.) borçlar. (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. eko. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eko. l ) tediye edilmeyen borçlar; 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler; 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar; devam eden borçlar. eko. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı; 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. eko. devlet borçları. (a.i. deyn'in c. olan dü-yûn'un c.) borçlar. eski borçlar. (f-s- düzd'ün c.) hırsızlar. hırsız gibi, hırsızca, (f.s.c. düzdân) hırsız, uğru. (bkz. sürrak). (f.zf.)hırsıza yakışır yolda. (f.i.) hırsızlık. (f.s.) çalınmış [şey]. çalınmış inci. (f.b.s.) iki dilli.

E
e -e eâcîb eâcib-i dehr Eâcim eâdî Dest-i eâdî eâlî eamm Eârîb eârîz (ha.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. (a.e.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza; sâlih = sâliha; âdil = âdile., gibi. (a.s. u'cûbe'nin c.) 1. taaccüp olunacak, şaşılacak şeyler. 2. vücuttaki garip, anormal yaradılışlar. dünyânın çok şaşılacak şeyleri. (a.i. A'cem'in ve Acem'in c. olan "A'câm"ın c.) Arap olmayanlar, iranlılar, Acemler, (bkz: A'câm). (a.s. adüvv'ün c. olan a'dâ'nın c.) düşmanlar, hasımlar, yağılar. düşmanların eli. (a..s. a'la'nın c.) pek yüksek olanlar, şeref sahibi olan büyük kimseler. (a.s.) en umûmî, pek şümullü. (a.i. A'râbî'nin c.) çölde yaşayan Araplar. (a.i. arûz'un c.) 1. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. 2. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır], (bkz: aruz). (a.i. i'sâr'ın c.) şiddetli rüzgârlar, kasırgalar. (a.s. a'zam'ın c.) pek büyük olanlar, büyük adamlar, [eşyada kullanılmaz]. millet büyükleri. devlet adamlarının en büyükleri. edebiyatçıların en büyükleri. (a.s.) en azîz, pek muhterem, çok sayın. dostların en azîzi. Allah azîz etsin! (a.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. (a.i.c. âba) baba, ata. (bkz: ebî, ebû, peder). şefkatli baba. (a.i. müfretsiz "tekilsiz" c.) 1. dağ kırlangıcı. 2. "keçisağan" denilen bir kuş.3. sürüler, bölükler. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. (a.s. ba'd'den) daha (en, pek, çok) uzak. ihtimâllerin pek uzağı. (a.i. bu'd'un c.) uzaklıklar, uzunluklar. sonsuz uzaklıklar. (üç uzaklık) 1. en. 2. boy. 3. yükseklik (veya =derinlik). (a.s.) müteferrik, dağınık. (bkz: eben-an-cedd, eben-an-ceddin). (a.i.c. âba) 1. kamışlık [yer]. 2. kamış. (a.s. eb'ad'ın c.) 1. en uzak [yerler]. 2. yakın olmayan [hısım ve akraba], [müfredi başka mânâda kullanılır]. (a.i. iblîs'in c.) iblisler, şeytanlar.

eâsîr eâzım eâzım-ı millet eâzım-ı rical eâzım-ı üdebâ eazz eazz-i ehibbâ eazz-Allah eazze eb eb-i müşfik ebabil

eb'ad eb'ad-i ihtimâlât eb'âd eb'âd-i bî-nihâye eb'âd-i selâse ebâdîd ebâ-en-cedd ebâet ebâid ebâlîs, ebâlise

ebânet ebârik ebârîk

(o.i.) ibnelik. (a.s.) 1. kumlu, balçıklı [yer]. 2. (ebrak'ın c.) alaca atlar. (a.i. ibrîk'ın c.) ibrikler, su kapları [müfredi çok, cem'i az kullanılır]. ebâtıl (a.i. ibtal'in c.) böğürler, yanlar, yan taraflar. ebâtîh (a.i. ebtah'ın c.) kumlu dereler ve ırmaklar, (bkz: bathâ'). ebâtîl (a.s. ubtûle'nin c.) boş, faydasız, esassız olan şeyler, sözler, boş inanışlar, [müfredi kullanılmaz]. ebâzîr (a.i. bezr'in c. olan ebzâr'ın c.) yemeklere konulan kurumuş kekikler, baharlar. ebb (a.i.c. âbâb) 1. mer'a, otlak. 2. taze veya kuru ot. ebbâl (a.i.) deve çobanı, (bkz: ibil). ebbâle (a.i.) 1. bir yük odun. 2. bir kısım halk, cemâat. ebbâr (a.i.) iğne yapan ve satan, iğneci. ebbâz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. sıçrayıp atlayan karaca, (bkz: remîde). ebbed-Allah (a.cü.) "Allah, ebedî, dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. ebced (a.i.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. ebced-hân (a.f.b.s.) ebced okuyan, mektebe yeni başlayan, acemi, [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi, daha başlangıçta" terkibinde geçer]. ebcel (a.s.) iri yapılı adam. ebcer (a.s.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. ebda (a.s. bed'den.) en bedi', en acîp, en göze çarpan, en harikulade, tansuk. ebdâl (a.i. ve s.) 1. dünyâ ile ilgisini kesip, Tann'ya bağlanmış olan derviş, [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır. Efganistan'da bir Türk topluluğunun, Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri", büyüklerine de "dede" derlerdi]. 2. aptal, şaşkın, alık, ahmak, budala [kelime, müfred gibi kullanılır; aslında "bedii" in cemidir]. ebdâlî (a.i.) 1. Allaha bağlanmış olma, dervişlik. 2. aptallık, şaşkınlık, alıklık, ahmaklık, budalalık. ebdân (f.i.) 1. kavim, kabîle. 2. s. lâyık, (bkz: çespân, şâyeste). ebdân (a.i.beden'in c.) cisimler, vücutlar, gövdeler, tenler. İlm-ül-ebdân 1) hek. beden bilgisi, fr. anatomie; 2) jimnastik. ebece (a.s.) patlak gözlü [adam]. ebed (a.i.) sonu olmayan gelecek zaman. ebedâ, ebeden (a.zf.) asla, hiçbir zaman, katiyen. ebed-âbâd, ebed-el-âbâd (a.f.b.zf.) 1. hiçbir zaman, asla. 2. sonsuz dünyâ. ebed-Allah (a.e.) Allah dâim eylesin!

ebed-el-ebed ebed-gâh ebed-hâne ebedî, ebediyye ebedi-yy-üd-devâm ebediyyen ebediyyet ebed-kıyâm ebed-müddet eben an cedd eberr l ebes ebeveyn Hukuk-i ebeveyn ebgaz ebhal Şahs-ı ebhal ebhâr ebhâr-i vâsia ebhar ebhâs ebhâs-ı arnika ebhâs-ı cedide ebhâs-ı müşkile ebhem ebher Ebheriyye

ebhire ebhur ebî ebir ebkâr ebkâr-ı efkâr ebkâr-ı maânî ebkâr-ı nüket ebkem Zulmet-i ebkem ebkemî ebkemiyyet ebkemiyyet-i mutlaka eblag eblak

(a.b.zf.). (bkz. ebed--âbâd, ebed-el-âbâd). (a.f.b.i.) mezar. (a.f.b.s.) mezar. (a.s.) ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan, (bkz. sermedî). sonsuz olarak devam edecek olan. (a.zf.) ebedî olarak; hiç bir daha, hiç bir vakit, hiç bir zaman, (bkz. ile-1-ebed). (a.i) ebedîlik, sonsuzluk, dâimîlik, sonu olmayan zaman, (bkz. cavidânî). (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.zf.) babadan, büyük babadan, 'dededen, kuşaktan kuşağa. (a.s.) hayırlı, şerefli ve faziletli [olan]. (a.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş. ana baba (bkz: vâli-deyn). ana baba hakları. (a.s.) pek çok buğzedilen, hiç sevilmeyen. (a.s. buhl'den) daha (en, pek) hasîs. pek cimri kişi. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhur). geniş denizler. (a.s.) ağzı, nefesi fena kokan [adam]. (a.i. bahs'ın c.), (bkz. bahis, bahs). derin bahisler. yeni bahisler. zor bahisler. (a.s.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. (a.s.) 1. daha (en, pek) parlak. 2. 1. anat. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana- damar, atardamar. (a.i.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. [ölümü 573 (1177)]. (a.i. buhâr'ın c.) buğular, dumanlar. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhâr). (a.i.) baba. (bkz: eb, peder, ebû). (f.i.). (bkz. ebr). (a.i. bikr'in c.) 1. kızoğlan kızlar. 2. birinci defa söylenmiş mazmunlar, evvelce söylenmemiş olan fikirler. evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler. (a.s. bükm'den c. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz, ağızsız), [adam, nesne]. dilsiz, karanlık, (bkz: ahras). (a.f.i.) dilsizlik, (bkz: ebke-miyyet). (a.i.) dilsizlik, (bkz: ebkemî, hares). mutlak, tam dilsizlik. (a.s. beliğ'den) daha (en, pek) beliğ, en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (a.s. balık'dan) 1. alaca, bulaca. 2. rengârenk. 3. alabacak [at].

(a.f.b.s.) alaca ata binmiş [kişi], meç. savaşçı yiğit. (a.s.) 1. açık kaşlı. 2. meç. vu-zuhlu, nurlu, parlak. (a.s.) pek kalın kafalı, kaba zihinli, ahmak, (bkz: ebleh). (a.s. belâhet'den) pek akılsız, ahmak, bön, alık. (a.f.zf.) akılsızcasına, ah-makçasına. (a.f.b.s.) aptal aldatan, avlayan. (a.f.zf.) aptal aldatırcasma. (a.f.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehiyyet). (a.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehi). (f.s.) alacalı [renk], (bkz: eblak). (bkz: eblek-i eyyam). meç. gece ve gündüz dolayısı yla Dünyâ ve zaman. (bkz: eblek-i eyyam). (a.s.) kalın dudaklı [adam]. (a.i.) bot. sıcak memleketlerde yetişir, bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot. eblûç (f-s.) ezilmiş toz şekeri; nebat şekeri. eblûk (f.s.) 1. münafık, iki yüzlü [adam]. 2. şarlatan. ebnâ' (a.i. ibn'in c.) oğullar. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. ebnâ-yi beşer insan oğulları , insanlar. (bkz: benî beşer). ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. ebnâ-yi dehr zamane adamları. ebnâ-yi hilkat insanlar. ebnâ-yi sebil yolcular. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. sipahi askerleri. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebniye (a.i.binâ'nın c.) binalar, yapılar. ebniye-i âliye yüksek binalar, (bkz: ebniye-i mürtefıa). ebniye-i atîka eski binalar. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebniye-i mîriyye beylik binalar. ebniye-i mürtefia yüksek binalar, yüksek yapılar. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebr (f.i.) bulut, (bkz: ebir, gamam, sehâb). ebr-i bahar bahar bulutu. ebr- baran yağmur bulutu. ebr- ihsan ihsan, lütuf bulutu. ebr- kühen sünger. ebr- mürde sünger. ebr- nisan nisan bulutu. ebr- rahmet rahmet bulutu. ebr- seher sabah bulutu. ebrâc (a.i. burc'un c.) kaleler, kale burçları, (bkz. burç, burûc). ebrak (a.s.) 1. kumlu, taşlı, balçıklı [yer]. 2. iki renkli, lekeli şey. 3. alacalı [at]. 4. fazla parıltılı. ebr-âlûd (f.b.s.) bulutlu, (bkz: sehâb-âlûd). eblak-süvâr eblec ebled ebleh ebleh-âne ebleh-firîb ebleh-firîbâne eblehi eblehiyyet eblek eblek-i cihântâz eblek-i eyyam eblek-i şerh eblem ebleme

ebrâr Şeş-ebrâr ebrâr-ı ümmet ebras ebrec ebred Kelâm-ı ebred Ebrehe ebrencen ebrencen-i dest ebreş ebrî ebrikühen ebrimürde ebrîşüm ebr-kâr

ebru ebrû-yi dilfirîb

ebrû-yi sanem ebrû-yi zâl-i zer ebrû-ferâh ebrû-ferâhî ebrûmîg ebruvân ebr-veş ebsâr ebtah ebtal ebtâl ebter Ester-i ebter Şahs-ı ebter Emr-i ebter ebtine ebû Ebû-Bekr

(a.s. berr'in c.) hayır sahipleri, iyiler; dindarlar, özü sözü doğru olanlar. (altı hayır sahibi) Hz. Ebû Bekir; Hz. Ömer; Hz. Osman; Hz. Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin. ümmetin hayırlı insanları. (a.s.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan, yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam, ebraş, sam lekesi. (a.s.) gözünün akı çok, fakat güzel gözlü [kimse]. (a.s.) 1. daha (en, pek) soğuk. pek soğuk kaçan söz. 2. i. dolu yağdıran fırtına bulutu. (f.s.) 1. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı, 2. (a.i.) "ebabil" denilen kuş, dağ kırlangıcı. (f.i.) bilezik, (bkz: sivâr). el bileziği, (bkz: halhal). (a.s.) 1. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. 2. alaca benekli [at], abraş. (f.i.) zool. sünger. (f.i.) zool. sünger. (f.b.i.). (bkz: ebrikühen). (f.i.) ibrişim, bükülmüş ipek. (f.b.s.) şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen (adam), [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. (f.i.c. ebrû-vân) 1. kaş. (bkz: hâcib). cazip, güzel kaş. 2. g. s. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. 3. g. s. kitap ciltlerinin iç kapaklarında, tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan, hareli, motifli boyama usulü, [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. bot. kan kurutan otu. meç. yeni ay, hilâl. (f.b.s.) güler yüzlü [kimse], (bkz. besîm, beşuş). (f.b.i.) güler yüzlülük, şen olmak, (bkz: besâmet, beşâşet). (f.i.) kara bulut, kasırga bulutu. (f.i. ebrû'nun c.) kaşlar. (f.b.s.) bulut gibi. (a.i. basar'ın c.) gözler, görme hassaları, (bkz. basar). (a.i.c. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. (a.s.c. ebâtıl) en boş, beyhude. (a.s. battâl'ın c.) yiğitler, doğuşken erler. (a.s.) 1. kuyruğu kesik [hayvan]. kuyruksuz katır. 2. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. evlâtsız adam. 3. faydasız şey. faydasız, neticesiz iş. (a.i. bâtın'ın c.) çukur, kuytu yer. (a.i.) baba, ata. (bkz: eb, ebî, peder). ' (Bekir'in babası) (a.h.i.) ilk halîfe Hz. Ebûbekir. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].

Ebû-cehl Ebû Fırâs-il Hamdânî

Ebû-hamîd, ebû-hûmid Ebû Hafs Ebû-Hanife

ebuk ebû kalemûn Ebû-Ieheb

Ebû-Muse-1-Eş'arî Ebû-Nüvâs Ebû-Süfyân

Ebû-Tâlib Ebû-Türâb Ebû-Yahyâ ebü-l-aceb Ebü-l-Alâ' ebü-l-beşer Ebü-1-enbiyâ' ebü'1-feth Ebü-1-heves Ebü-1-hevl ebü-l-iber ebü-n-nevm ebürrebî' ebü-z-zeheb ebvâb ebvâb-ı irtikâb ebvâb-ı müzehheb ebvâb-ı rahmet ebyân

(a.h.i.) asıl adı Ömer olup Hz. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. (a. h.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup, Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. [d. ö. 932 - 968]. (a.i.) zool. ayı. (bkz: dübb, hirs). Halîfe Hz. Ömer'in lâkabı. (a.h.i.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. [İslâm Ânsiklopedisi'nde "....Fars, Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de, Arap olmadığı, fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır." denilmektedir. (a.s.) kaçmış, kaçan [köle], (bkz: âbık). " bukalemun. (a.h.i.) "alev babası" Hz. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur, islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin..." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi, bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır], (a. h.i.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında, Imâm-ı Alî'nin hakemi. (a.h.i.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (a.h.i.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi, Muâviye'nin babasıdır. Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.[597-653]. 1. Hz. Alî'nin babasının adı. 2. dilenci. (a.b.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. Alî'nin lâkaplarından biri. Azrail. 1. sihirbaz, hokkabaz. 2. talih, baht, şans. (a.h.i.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. (a.b.i.) "insanların babası" Hz. Âdem. Hz. ibrahim. (a.b.i.) "fâtihler babası" II. Mehmed'in lâkabı. (a.b.i.). (bkz. bü-1--heves). (a.b.i.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında, insan başı şeklindeki korkunç bir taş, sfenks. (a.b.i.) edepsiz, utanmaz (adam]. (a.b.i.) "uyku babası" bot. haşhaş. (a.b.i.) çavuşkuşu, ibibik, (bkz: hîidhüd)! (a.b.i.) altın babası, çok zengin adam. (a.i. bâb'ın c.) 1. kapılar. 2. kısımlar, bölümler. irtikâp kapılan. yaldızlı kapılar. rahmet kapılan. (a.s.) l. cömert, eli açık [kimse]. 2. yemekten tiksinen [adam],

(a.i. beyt'in c.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler, [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. ebyaz (a.s. beyâz'dan) pek ak, pek beyaz. Mevt-i ebyaz anî ölüm. ebz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. birden ölme. ebzâr (a.i. bezr'in c.) yemeklere konulan kekikler, baharat. ebzün (a.i.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz. 2. banyo, küvet. ecâhil (a.s. echel'in c.) en (çok, pek) câhil, bilgisiz olanlar. ecâmire (a.i.c.) taifeler, insan takımları. ecânib (a.i. ecnebî'nin c.) yabancılar, başka memleketlere mensûbolanlar. ecbe (a.s.) alnı geniş adam. ecdâd (a.i. cedd'in c.) dedeler, büyük babalar, atalar. ecdâs (a.i. cedes'in c.) kabirler, mezarlar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ecder (a.s.) daha (en, pek, çok) lâyık. (bkz: ciyak). ecel (a.i.c. âcâl) muayyen olan vâde, ömrün sonu, hayâtın son demi. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle, tesadüfi olarak gelen ecel. ecel-i mev'ûd, tabiî olarak gelen ecel. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen, anî ölüm. ecel-giyâ (f.b.i.) bot. zehirli bir bitkinin kökü, bıldırcın otu. eceli (a.s. celîl'den) daha (en, pek) celîl, çok büyük, en ulu. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. ecemme (a.i.) 1. etli kemik. 2. mızraksız adam. 3. boynuzsuz koç. ecfân 1. göz kapaklan. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. 2. kirpikler. 3. asma çubuklan. ecfün (a.i. cefn'in c.).(bkz: ecfân, cüfûn). echel (a.s. câhil'den) 1. daha (en, pek) câhil. 2. nadan, aksi [kimse]. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. echer (a.s.) 1. son derece güzel [kadın]. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. echere (f.i.) pıtırak dikeni. ecîl (a.s.) 1. işini sonraya, geriye bırakan. 2. geciktirilen şey. ecille (a.s. celîl'in c.) bilgi, fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. ecim (a.i.) 1.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. 2. birini, istemediği hâle uğratma. 3. su -temizliğini kaybedipbozulma. ecinne (a.i. cenîn'in c.) ana karnındaki çocuklar. ecinni (a.i.) cin taifesinden bir fert. ecir j.1 (a.i. c. uçur), (bkz: ecr). ecîr j '-1 (a.s. ecr'den) ücretle çalışan, ücretle tutulan, gündelikçi. ecl Ja.1 (a.i.) sebep, illet. O ecilden o sebepten. ecla' İ.I (a.s.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. eclâ (a.s. celî'den) en celî, pek belli, çok aşikâr. eclâd (a.i. cild'in c.) hayvan derileri. eclâf (a.s. cilfin c.) ayak takımlan, rezil kimseler, baldın çıplaklar. ebyât

(a.s.) 1. başı kel [adam]. 2. i. üstü düz araba veya devenin üstüne yapılan küçük kulübe, mahfel. eclef (a.s. cilfden) daha (en, pek) edepsiz. ecma' (a.s. cem'den) en toplu, çok birleşmiş ve biriken. ecmaîn (a.zf.) hepsi, cümlesi, topu. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. ecmâl (a.i. ecmel'in c.) erkek develer. ecmât (a.i. ecme'nin c.) sık ağaçlı yerler, ormanlar. ecme (a.i.c. ücem, ecmât) sık ağaçlı yer, orman, (bkz: ücem). ecmel (a.s. cemâl'den) 1. en (daha, pek, çok) güzel, yakışıklı, (bkz. ahsen). 2. i. erkek ve kadın adı. ecmûd (f.i.) bot. kereviz. ecnâb (a.i. cenb'in c.) yan taraflar. ecnâd (a.i. cünd'ün c.) askerler, taburlar, (bkz: cünûd). ecnâs (a.i. cins'in c.) cinsler, nevîler, çeşitler, türlüler, soylar. ecnâs-ı muhtelife türlü, çeşitli cinsler. ecneb (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başİı [at]. ecnebi, ecnebiyye (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ecnebiyyet (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. ecnef (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. ecniha (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. ecr (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. ecr-i misi huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecrâm (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri, yıldızlar. ecrâm-ı ulviyye astr. yıldızlar. ecrâs (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. ecreb (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. ecred (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecribe (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. ecsâd (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. ecsâm (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri, yıldızlar. ecsâm-ı sâbiha fiz. yüzen cisimler. ecsâm-ı semâviyye coğr. gök cisimleri. ecvâd açıklıklar luklar, içler, kovuklar. eclah

ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk l ecnâs-ı muhtelife ecneb ecnebi, ecnebiyye Memâlik-i ecnebiyye ecnebiyyet ecnef ecniha ecr ecr-i misl

(a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (sav m); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabileler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam]. (a.i. cüz'Un c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i.cizl'in c.) ağaç kökleri, tomruklan. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam]. (a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz. işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5. kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. türlü, çeşitli cinsler. (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başlı [at]. (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. yabancı ülkeler. (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri

ecr-i müsemmâ

ecrâm ecrâm-ı semâviyye ecrâm-ı ulviyye ecrâs ecreb ecred Tıfl-ı ecred Arz-ı ecred ecribe ecsâd I ecsâd-ı seb'a ecsâm ecsâm-ı felekiyye ecsâm-ı sâbiha ecsâm-ı semâviyye ecsem ecûc ecvâd ecvâf ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem

o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. gök cisimleri, yıldızlar. astr. yıldızlar. (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. otsuz toprak. (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). gök cisimleri, yıldızlar. fiz. yüzen cisimler. coğr. gök cisimleri. (a.s.) pek iri, gövdesi büyük olan. (a.s.) ışık veren, parlayan şey. (a.i. cûd'un c.) cömertlikler, ela-çıklıklan. (a.i. cevfin c.) oyuklar, boşluklar, içler, kovuklar. (a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (savm); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabîleler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam], (a.i. cüz'ün c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i. cizl'in c.) ağaç kökleri, tomrukları. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam].

eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk edakk-ı umur edânî edat edât-ı haber e-d-dâî

E-d-deberân edeb edeb erkân edeb-i kelâm edeb-i san'at edeb-ül-bahs edeb-âmûz edeb-hâne edebî, edebiyye edebiyyât Edebiyyât-ı Cedide edebiyyât-ı Osmâniyye edebiyyât yapmak edebiyyûn eder ederfen edevat edevât-ı kitabet edevât-ı lahika edevât-ı rabtiyye edeyân edfâ, edfak edfân

(a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz: işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5 . kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. işlerin en mühimi, (a.i. ednâ'mn c.) en alçak, pek bayağı, aşağılık kimseler. (a.i.c. edevat) 1. âlet. 2. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. gr. *koşaç, fr. copule. (a.i.) dua eden, duacı; [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız, hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. (a.h.i.) astr. (bkz: Ayn-Us-sevr). (a.i.c. âdâb) 1. iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik. yol yordam. 1) söz zarifliği, güzelliği; 2) ed. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması, (bkz: asalet). kusursuz, fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. 2. haya, utanma. 3. edebiyat bilgisi. bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı. (f.b.s.) edep öğretici, muallim. (a.f.b.i.) ayak yolu, ap-tesâne. (a.s. edeb'-den) edebiyata, terbiye ve nezâkete mensup. (a.i.) 1. nazımlı, nesirli, güzel sözler. 2. bu sözlerden bahseden ilim. (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret, Hâlit Ziya Uşakhgil, Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. Osmanlı edebiyatı. meç. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak. (a.i.c.) edebiyat ile uğraşanlar, (bkz: Udebâ). (a.s.) kasığı yarık [adam]. (f.i.) hek. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. (a.i. edât'ın c.) 1. gr. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. 2. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler, avadanlıklar yazı vâsıtaları. gr. son takılar. gr. bağlama edatları. Çok koşan [hayvan]. (a.s.) beli bükülmüş [adam]. (a.i. defîn'in c.) defineler, gizli, gömülü şeyler.

edfer edhân edhem edhemiyye

edhine edhine-i mütekâsife edî edîb, edîbe Tıfl-ı edîb edîb-i bî-müdânî edîb-âne edille edille-i akliyye edille-i asliyye edille-i erbaa edille-i kaviyye edille-i şer'iyye edille-i erbaa edille-i tâliye

edîm edîm-i arz edimme edimme-i dahilî ed'iye ed'iye-i hayriyye ed'iye-i me'sûre edlem edm edinen edmiga edmu' ednâ ednâs edra' edred Şahs-ı edred edrek edrem

(a.s.) iğrenilen, tiksinilen, çok kokan şey. (a.i. duhn'ün c.) sürülecek güzel kokulu yağlar. (a.i.) 1. karayağız at. 2. erkek adı. (İbrâhîm-i Edhem). (a.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. [tarikat, "efkârın defi, mâsivâ-ullah'ın terki, ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. (a.i. duhân'ın c.) dumanlar. kesafet peyda eden, kalınlaşan dumanlar. (a.i.) 1. küçük kap. 2. s. küçük ve şerir [adam]. (a.s. edeb'den) 1. edepli, terbiyeli, zarif, nâzik [kimse]. terbiyeli çocuk. 2. edebiyatla uğraşan [kimse]. eşsiz edebiyatçı. 3. i. erkek ve kadın adı. (a.f.zf.) edepli, terbiyeli, zarif, nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. (a.i. delîl'in c.) l . işaretler, kılavuzlar, rehberler. 2. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler, (bkz: delâil). kanunî deliller. fık. kitap, sünnet, icmâ, kıyastır, [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. (dört delil), (bkz. edille-i şer'-iyye). sağlam deliller. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. huk. örf, âdet, teamül, istis-hap, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. (a.i.) 1. tabaklanmış deri. 2. satıh, yüz. yeryüzü. (a.i.) derinin ikinci tabakası. bot. içderi. (a.i. duâ'nın c.) yalvarmalar, niyazlar. hayırlı dualar. eser'de, yâni hadiste geçen dualar. (a.s.) karayağız, siyah adam. (a.i.) iki nokta, iki şey arasını birleştirme. (f.i.) hâlis misk. (a.i. dimâğ'ın c.) beyinler. (a.i. dem'in c.) göşyaşlan. (bkz: dümû'). (a.s. denî'den. c. edânî) 1. pek aşağı, en bayağı, çok alçak. 2. az, pek az. (a.i. denes'in c.) 1. pislikler, murdarlıklar, kirler. 2. s. çapkınlar, en aşağılık adamlar. (a.s.) 1. başı kara, vücudu beyaz [hayvan]. 2. hecin. (a.s.) dişsiz. dişsiz adam. (f.i.) taze zencefil. (f.i.) teğelti, eğerin altına konulan

keçe. edrem edreng edsak edsem edser edvâ' edvar edvâr-ı sabıka

edveş edviye edviye-i müessire Edviye-i Müfrede edyâk edyân edyâr ef'â efâdıl efâhim efâhîs efâî Dıhk-ül-efâî efâik efâîl ü tefâîl

efâkil ef'âl ef'âl-i basene ef'âl-i seyyie efânîn efârît efâtîh efâvîc efâvîk efâviye efâyik

(a.s.) 1. dişleri dökülmüş [adam]. 2. dümdüz şey. (f.i.) sıkıntı ve musîbet. (a.s.) ağzı büyük [adam], (bkz: efvag, efveh). (a.s.) pek yağlı [şey]. (a.s.) gaflette bulunan [adam]. (a.i. dâ'ın c.) illetler, dertler, hastalıklar. (a.i. devr'in c.) 1. devirler, zamanlar, asırlar. geçen zamanlar. 2. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 3. muz. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. Şarklıların Arap, Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında, mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. (a.s.) gözü dumanlı adam. (a.i. devâ'nın c.) ilâçlar. te'sirli ilâçlar. (basit ilâçlar) XIV. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. (a.i. dîk'in c.) horozlar. (a.i. dîn'in c.), (bkz. dîn). (a.i. deyr'in c.) manastırlar, kiliseler. (a.i.) 1. engerek yılanı, (bkz: efî). 2. s. meç. fena tabiatlı [adam]. (a.s. efdal'ın c.), (bkz. efâzıl). (a.s. efham'ın c.) en ulu, pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. (a.i. ufhûs'un c.) taş arasında, kayalıkta bulunan kuş yuvalan. (a.i. efa'nın c.) engerek yılanları. acı acı, hâincesine gülüş. (a.s. efîke'nin c.) yalanlar, dolanlar, düzme sözler; iftiralar. (a.i.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün, fâilün, fâilâtün, müs-tefilün, mefâîlün, mütefâilün, müfâaletün, mefûlat] kelimeleri ki, bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile, ikisine birden efâîl, yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile, altısına birden tefâîl adı verilir. (a.s. efkel'in c.) titreyenler, titrekler. (a.i. fi'l'in c.) işler, ameller, (bkz: a'mâl, efâîl, fıâl, fiil). iyi işler. kötü işler, hareketler. (ü. i. üfnûn'un c.) 1. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. 2. değişiklikler; işler, haller, şartlar. (a.s. ifrît'in c.) 1. hîlekârlar, kurnazlar, cüretliler. 2. şeytanlar. 3. son derece hâin olan cinler. (a.i.) mantar ve benzerleri gibi nebat, (bitki). (a.i. fevc'in c. olan efvâc'ın c.) bölükler, kısımlar, takımlar. (a.i, fuvâk'ın c.) hıçkırıklar. (a.i.c.) yemeğe konulan baharat. (a.s. efîke'nin c.) uydurma, düzme, asılsız, yalan [sözler].

efâzıl efâzıl-ı ukalâ efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm efdah efdal efdâl efdaliyyet efder, evder eferr effâf effak effâk efgan efgâne -efgâr efgâr-ı mey -efgen efgende efgendegî efhâ' efhâm efham efhâs efhâz efhem ef'î ef'î-i mücelcel ef'î-i münakkaş efid, eftid ef'ide ef'ide-i hâlise efika efîke isnâd-ı efîke efîn efjûl efkar efkar-i fukara'

(a.s. efdal'ın c.) pek mümtaz olanlar, çok bilgililer, (bkz. efâdıl). akıllılann en ileri gelenleri. büyük vekillerin bilgilileri. (a.s. fadîh'den) daha (pek, en) rezil, (bkz. efzah). (a.s. f âdil, fâzıl'dan) 1. daha (en, pek) fazîletli. 2 . en âlâ, üstün. (a.i. fazl'ın c.) 1. ziyâdeler, fazlalar. 2 . ihsanlar, meziyetler, lûtuflar, iyilikler. (a.i.) efdallik, fazîlet-lilik, meziyetlilik, üstünlük. (f.i.) 1. amca, babanın erkek kardeşi. 2. yeğen, amca, hala, teyze çocukları. (a.s.) pek kaçıcı, çok koşucu. (a.s.) çok of çeken, sıkıntılı, kederli [adam]. (a.s.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. (a.s. ifk'den) fazla iftira eden. (bkz: efvek). (f.i.) ıztırap ile haykırma, bağınp çağırma; inleme, bağnşma. (bkz: figan). (f.s.) düşük [ana rahminden düşen çocuk], (bkz: cenîn-i sakıt). (f.s.) yaralı, sakat; kötürüm. (bkz: mecruh), [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. içkiden dolayı ağırlaşmış, çok sarhoş. (f.s.) düşüren, yıkan, yere atan; atıcı, yıkıcı, düşürücü, (bkz: fıgen). (f.s.) 1. yıkılmış, yıkık, düşürülmüş, yere atılmış. 2. düşkün, biçâre, (bkz: figende). (f.i.) düşkünlük. (a.i. fehâ'nın c.) soğan veya yemeklere konulan nane, kekik, somak ve benzerleri gibi kuru otlar. (a.i. fehm'in c.) zihinler, anlamalar, idrâkler, (bkz: fuhûm). (a.s. fehîm'den) daha (en, pek) fehâmetli, çok şeref sahibi, en ulu. (a.s. fahs'ın c.) her şeyin içleri, boşlukları. (a.i. fahz'ın c.) yakın hısımlar, akrabalar. (a.s. fehm'den) çok fehîm olan, pek çabuk anlayan, zihni son derece açık ve zeyrek olan. (bkz. ef â). zoo. çıngıraklı yılan. alaca derili engerek yılanı. (f.s.) 1. medhedici; vasfedici. 2. şaşılacak şey. (a.i. fuâd'ın c.) yürekler, kalpler, gönüller. saf, temiz, bozulmamış kalpler. (a.s.) fena, kötü [şey]. (a.s.c. efâik) yalan, dolan, iftira. yalan isnâd etme. (bkz: ifk). (a.s.) 1. boş kafalı [adam]. 2. çürük [ceviz]. (f.i.) 1. kışkırtma, kandırma. 2. s. perakende, dağınık. (a.s.) daha (en, pek) fakir ve muhtaç. fakirlerin fakiri.

(a.i. fikr'in c.) 1. düşünceler, (bkz: fıkr). yüksek fikirler, düşünceler. doğru düşünceler. halkın, umûmun düşüncesi. 2. düşünme, endîşe, vesvese, kuruntu, niyet, maksat; rey'. eflah (a.s.) daha (en, pek, çok) felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan, bahtına, nasî-bine, nîmetine kavuşan. eflâk (a.i. felek'in c.) 1. semâlar, felekler, gökler, küreler; zamanlar. 2. bahtlar, talihler, kaderler. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Kamer (Ay), Utarit, Zühre, Şems (Güneş), Merih, Müşteri, Zuhal. eflâk (a.h.i.) Osmanlı imparatorluğu zamanında, merkezi Bükreş olan, "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. eflâkî (f.s.c. eflâkiyân) gökte oturan, melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. eflâkiyân (f.i. eflâkî'nin c.) gökte oturanlar, melekler. Eflâtun (a.h.i.) Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu, (m.ö. 429 - 347). (a.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait, onunla ilgili, f r. eflâtûnî platonique. eflec (a.s.) 1. seyrek [diş]. eflec-ül-esnân seyrek dişli. 2. omuzlan geniş, kollarının arası açık [adam]. efles (a.s.) daha (en, pek) müflis, züğürt. efles-i nâs insanların en züğürdü. eflûd (a.s.) yetişkin, güzel ve gürbüz [çocuk]. efnâd (a.s. fened ve fenid'in c.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar, bunaklar. efnân (a.i. fenn'in c.) cinsler, neviler, çeşitler. efnân-ı elvan renk çeşitleri, [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efniye (a.i. fınâ'nın c.) avlular. efra' (a.s.) 1. vesveseli, kuruntulu [adam]. 2. işi gücü olmayan [adam]. efrâd (a.i. ferd'in c.) 1. tek olanlar, birler. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâd-ı millet milletin bireyleri. nâs halk, avam. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2. askerler, erler. efrâd- askeriyye askerî erler. muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efrâd- müstebdele efrâd-ı redife tar. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan, eksiksiz ve fazlasız. efrâh (a.i. ferh'in c.) 1. piliçler. 2. piçler [insan ve nebat hakkında]. efrâh (a.i. ferah'ın c.) iç açıklıkları, sevinmeler. efrâhte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâşte). efrak (a.s.) pek ayrık, çatal [şey]. efkâr efkâr-ı âliye efkâr-ı sahîha efkâr-ı umûmiyye

(a.s.) neşeli, keyifli, sevinçli olan [kimse]. (a.i. feres'in c.) atlar, beygirler; kısraklar. (f.h.i.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit, Alp Er Tunga. efrâşte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâhte). -efrâz (f.s.) kaldıran, yükselten, [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. Ser-efrâz, - firâz baş yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, mâruf. efrenc (a.i.) frenk, Avrupalı. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. Tâife-i efrenc frenkler, Avrupalılar. efrencî, efrenciyye (a.s.) 1. frenklere, Avrupalılara mahsus, onlarla ilgili. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Târih-i efrenc Mîlât târihi. 2. fırengi illetiyle ilgili. efrenciyyûn (a.i.c.) Avrupalılar. efrenc-müşg (f.b.i.) bot. reyhan, fesleğen. efrend (f.i.) süs, bezek, şan, debdebe. efrez (a.s.) arkası kamburumsu olan [adam]. Efrîdûn (f.i.) Cemşid soyundan, anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır], (bkz: Feridun). efrûg (f.i.) ziya, ışık, nur. (bkz: pertev, şua', şû'le). efrûhte (f.s.) yanmış, tutuşmuş, parlamış, ışıklanmış, aydınlanmış. Dil-efrûhte gönlü yanık. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: afrûşe). efrûz (f.i.) 1. şule, panltı. 2. kadın adı. -efrûz (f.s.) 1. aydınlatan, parlatan. Âlem-efrûz, Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. 2. tutuşturan, yakan, (bkz: fürûz). efsâ (f.i.) efsuncu, büyücü. efsah (a.s.) daha (en, pek) fasih, uzdilli. efsah-ül-Arab, Hz. Muhammed. efsah-ül-Kureyş Hz. Muhammed. (a.s.) en fâsık, pek edepsiz. efsak efsâl (a.s. fesl'in c.) alçak, aşağılık kimseler. efsâne (f.i.) 1. asılsız hikâye, masal, boş söz, saçmasapan lâkırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. efsâne cû[y] (f.b.s.) efsâne arayan veya arayıcı, boş vakit geçirmek isteyen. efsâne-cûyî (f.b.i.) efsâne arayıcılık. efsâne-gû[y] (f.b.s.) masal söyleyen, saçmasapan söyleyen. efsâne-gûyân (f.b.s. efsâne-gû [y] un c.) efsâne, masal, fıkra anlatanlar. efsâne-gûyî (f.b.i.) efsâne söyleyicilik. efsâne-nüvîs (f.b.s.) masal yazan. efsâne-perdâz (f.b.s.) masal uyduran, yazan, adî romancı, meddah. efsâne-perdâzî (f.b.i.) masal uyduruculuk, adî romancılık. efsânevî (f.s.) efsâneye ait, efsâne ile ilgili. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü; 2)meç. boş laf. efsâr (f.i.) yular, (bkz: mikvad, inan, zimâm). efrân efrâs Efrâsiyâb

efsâr-dûzân efsâr-dûzân-ı hassa efsed efser efser-dih efsun efsûn-ger efsûn-gerî efsûn-kâr efsûn-perdâz efsûs! efsürde efsürde-dil efsürde-dilî efsürde-dimâğ efsürde-dimâğî efsürde-gân efsürde-gî efsürde-mağz efsürde-mağzî efsürde-mizâc efşâl -efşân Zer-efşân Dâmen-ef-şân efşâr efşe efsun efşürde efşüre efşüre-i engûr eftân eftâr efûr efvâc efvâf efvag efvâh efvâh-ı nâriyye efvâh-ı nâs efvâhî efveh efvek efyâl efyûn

(f.b.s.c.) yularcılar, yular yapanlar. tar. saray atlarının yularlarını yapanlar. (a.s.) pek fena, çok bozuk. (f.i.) tâc. (bkz: dîhîm, iklîl). (f.b.s.) taç giydiren. (f.i.) afsun, büyü, sihir, gözbağcılık, arpağ. (bkz: füsun, rukye) (f.b.s.) büyücü, üfürükçü. (bkz: sâhir). (f.b.i.) büyücülük, (f.b.s.) büyülü, sihirli. (f.b.s.). (bkz: üfürükçülük. (f.e.) yazık, eyvah! gibi bir teessür edatı, (bkz. derîg, hayf). (f.s.c. efsürde-gân) donmuş; donuk; meç. kansız, gayretsiz, duygusuz. (bkz: füsürde). (f.b.s.) 1. yüreği donuk, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz. 2. bezgin, kalbi kırık. (f.b.i.) yürek donukluğu, duygusuzluk. (f.a.b.s.) beyni donmuş, kabiliyetsiz, (bkz. efsürde-mağz). (f.a.b.i.) beyin donukluğu, kabiliyetsizlik. (f.b.s. efsürde'nin c.) gayretsiz, duygusuz, kansız adamlar. (f.b.i.) donukluk, gayretsizlik, duygusuzluk. (f.b.s.). (bkz: efsürde-dimâğ). (f.b.i.). (bkz. efsürde-dimâğî). (f.a.b.s.) mizacı soğuk, kanı soğuk [adam]. (a.s. feşil'in c.) cesaretsizler, korkaklar, yüreksizler. (f.s.) saçan, serpen, dağıtan, silken. altın serpen. etek silken, vazgeçen, [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (f.s.) 1. sıkma, sıkılmış, [meyva suyu gibi şeyler]. 2. i. çimdikleme. (f.i.) bulgur. (f.i.) zir. yaba. (f.s.) sıkılmış, posası çıkarılmış [şey]. (f.i.) usare, öz. üzüm suyu. (f-s) düşen; düşerek, (bkz: futan). (a.i. fıtr'in c.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. (a.i.) sıçrayıp seğirtme. (a.i. fevc'in c.) bölükler, takımlar, kısımlar. (a.i) ince, nâzik kumaşlar. (a.s.) büyük ağızlı [adam], (bkz: edsak, efveh). (a.i. fem ve fevh'in c.) ağızlar; menfezler, ağıza benzeyen her türlü delikler. ateşli silâhlar, [top, tüfek]. halkın ağzı, lisanı. (a.f.s.) halk sözü, asılsız, ehemmiyetsiz. (a.s.) ağzı büyük, ön dişleri uzun [adam], (bkz. edsak, efvag). (a.s.) yalancı, (bkz: eflâk). (a.i. fîl'in c.) filler, [bilinen büyük hayvan (lar)]. (a.f.i.) afyon, haşhaştan çıkan uyutucu bir madde.

(f.s.). (bkz. efyûn-keş). (a.f.b.s.) afyon kullanmaya alışmış olan, afyon tiryakisi. (f.s.) arttıran, çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. ömür arttıran. pek çok zînet bahşeden. (a.i. fezâ'm c.) korku ile bağırıp çağırmalar. (a.s. fazîh'den.). (bkz. efdah). (f.i.) ayakkabı, kundura. 2. gemi yelkeni. 3. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 4. yemeğe konulan bahar, (bkz: evzâr). efzâyiş (f.i.) artma, çoğalma, (bkz: tekessür, tezâyüd). -efzûd (f.s.) çoğalan, artan; çoğaltan, arttıran, arttırıcı. efzûn fazla, çok, yukarı, aşkın. efzûnî (f.i.) ziyâdelik, çokluk, (bkz: kesret). efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efzûn-ter (f.b.s.) daha çok, daha fazla. egalît ("ga" uzun okunur, a.i. uglû-te'nin c.) inşam yanıltacak hatalı sözler, *ya-nıltmaçlar. eganî ("ga" uzun okunur, a.i. ugniyye'-nin c.) şarkılar, nağmeler, havalar, âhenkler. egann (a.s.) burnundan konuşan, hımhım, (bkz: ehann). egare ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, kandırma, (bkz: igrâ', teşvik). egarib ("ga" uzun okunur, a.i.) ayrılış zamanı, savaş zamanı. Yevm-ül-egarib savaş, muharebe günü. eğer (f.e.) şart edatıdır; eğer, şayet manasınadır, ["ise, -iseler, isen, -iseniz, -isem, -isek" kelimelerinden önce gelir; bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. eğerçi (f.e.) her ne kadar..., olsa da, ise de. (bkz: gerçi). egniş (f.i.) bina yapma, yapı meydana getirme, inşâ etme. egul (f.i.) öfke ile yan yan bakma. egvâl (a.i. gul'ün c.) 1. büyük felâketler, kazalar. 2. şeytanlar; türlü şekil alan periler. 3. gulyabâniler, vücûdu olmayan hayvanlar. egvâr (a.i. gavr'in c.) dipler, çukurlar; nihayetler, sonlar. ehabb (a.s. habîb'den) daha, en, çok sevilen, pek sevgili. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. ehabb-ı emval malların çok sevileni. ehacc (a.s.) pek katı, sert şey. ehâcî (a.i. uhcüvve'nin c.) bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. ehad (a.s.) tek, bir, ilk sayı. (bkz: vâhid, yek). Yevm-ül-ehad pazar günü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. ehadd (a.s. hadd' den) daha (en, pek) keskin. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâdîs (a.i. hadîs'in c.) 1. Peygamberimizin sözleri. 2. haberler, sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. peygambere, meali Allah'a ait olan, yânî, ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. efyûnî efyûn-keş -efzâ Ruh-efzâ Zînet-efzâ efzâ1 efzah efzâr

ehâdîs-i mevzua ehâdîs-i sahîha ehadiyyet ehadiyyet-i rabbâniyye ehadiyyet-ül-ayn ehadiyyet-ül-cem' ehadiyyet-ül-kesret ehadü hümâ ehad-ül-âhâd ehad-ül-uhadeyn ehaff ehaff-i mücâzât ehakk ehâlî

ehâlî-i fazl ehâlîl ehann ehâsin ehâsin-i ahlâk ehass Dünyâ-yi ehass ehass ehass-ı amal ehibbâ ehdâb ,l ehdâb-ı mühtezze ehdâf ehdeb Ehdeliyye ehemm Takdîm-ül ehemm ehemmiyyet ehibbâ' ehil ehille ehl

ehl-i aba ehl-i âhiret ehl-i âlem

Hz. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. Hz. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. (a.i.) birlik, Allah'ın birliği, (bkz: vahdâniyyet). Allah'ın birliği. 1) görünüş birliği. 2) ıtlakdan, esmadan müstağni olan. 1) birlikte çokluk. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. l) kesretin ehadiyyeti. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. (a.b.i.) ikiden biri. (a.b.s.) teklerin teki; emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-uhadeyn). (a.b.s.) teklerin teki, emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-âhâd). (a.i. hafif den) 1. daha (en, çok, pek) hafif. cezaların en hafifi. 2. meç. pek şen ve sevimli. (a.s. hakik'den) daha (en, pek) lâyık, müstahak, (bkz: ecder, elyak). (a.i. ehl'in c.) 1. bir memlekette, bir kasabada, bir köyde, bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar, ahâli. 2. halk, umûm. fazilet sahipleri. (a.i. ihlîl'in c.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. (a.s.) genizden konuşan [adam], hımhım, (bkz: egann). (a.s. ahsen'in c.) daha (pek, en) güzel olan şeyler. ahlâkın en iyisi, en güzel olan şeyleri. (a.s. hasis'den) 1. daha (en, pek) hasîs, çok pinti. 2. çok, en bayağı [nesne, kimse]. en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. (a.s. hâss'dan) 1. en husûsî. 2. z f. başlıca. dileklerin en husûsîsi, ehass-ı tanıdıkların en başlıcası. 3. farklı, şümullü. (a.i. hüdb'ün c.) kirpikler, (bkz: müjgân). titrek kirpikler. (a.i. hedefin c.) 1. nişan alınan yerler. 2. meramlar, istekler, maksatlar, kasit-ler, gayeler. 3. yüksek şeyler. (a.s.) sık ve uzun kirpikli [adam]. (a.i.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. (a.s. mühimm'den) daha (en, pek) mühim, çok ehemmiyetli. iki işten en mühimini öne alma. (o.i.) 1. pek mühim olma, değerlilik, önem. 2. dikkat nazarını çekiş. 3. kıymet, değer. (a.s. habîb'in c.) dostlar, sevgililer, tanıdıklar, bildikler, (bkz: ahbâb). (a.s.). (bkz. ehl). (a.i. hilâl'in c.) yeni aylar, hilâl şeklinde olan şeyler. (a.s.c. ehâlî) 1. sahip, mâlik, mutasarrıf olan. 2 maharetli, usta, kabiliyetli, becerikli. 3. bir yerde oturan. 4. kankocadan herbi-ri. (bkz: ehil). Hz. Muhammed ve ailesi. ölüler. insanlar.

ehl-i aruz ehl-i arz ehl-i bâdiye ehl-i bagy ehl-i beyt ehl-i bid'at ehl-i büyûtât ehl-i cehennem ehl-i cehl ehl-i cennet ehl-i cihâd ehl-i dikkat ehl-i dil ehl-i dîvan ehl-i dünyâ ehl-i ehvâ ehl-i emsâr ehl-i hakk ehl-i hakikat ehl-i hâl

ehl-i hârâbat ehl-i hevâ ehl-i hey'et ehl-i hıref ehl-i hibre ehl-i hikmet ehl-i hükümet ehl-i hüner ehl-i ırz, ehl-i iffet ehl-i idrâk ehl-i ilm ehl-i îmân ehl-i irfan ehl-i İslâm ehl-i ittika ehl-i kıble ehl-i kal ehl-i kalem ehl-i kanaat ehl-i kelâm ehl-i kerem ehl-i keyf ehl-i kıyam ehl-i kitâb ehl-i kubur ehl-i mahşer

ed. şiir kurallarından anlayanlar. cin, peri, şeytan. bedeviler, çöl halkı. bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. hâne halkı, familya, aile; Hz. Pey-gamber'in yakın akrabası. islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. ünlü kabilelere mensubolan-lar. cehennemlik, günahkâr. câhiller, bilgisizler. cennetlik olanlar, günahkâr olmayanlar. din uğruna savaşanlar. dikkat sahipleri. gönül adamı, gönül dilinden anlayan [kimse], kalender. dîvan kaleminde çalışanlar. dünyâ adamı, Ahireti düşünmeyen. dinde mezhep ayrılığı yaratan. şehir, kasaba halkı. kendini Tann'ya vermiş kimseler, doğruluk sahipleri, îmânı bütün, doğru kimseler. doğru yol adamı. tarîkatte, tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren, Allah adamı, cezbeye tutulan, vecde gelen kimse. meyhane adamları. haylaz. astronomi ile uğraşanlar. kumaş dokuyan sanatkârlar. bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi, (bkz: ehl-i vukuf). filozoflar. hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler. hünerli, sanattan anlayan kimseler. doğru, dürüst, saygıdeğer kimse. düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler. ilim adamları, âlimler, bilginler. îman etmişler, îman sahipleri, inanmışlar, (bkz: mü'min). irfan sahibi, bilgili. islâm topluluğu. dindar, sofu. Müslüman. ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. yazı işleriyle uğraşan. kanaatkar olan. iyi konuşan. cömert, eli açık. keyfe, eğlenceye düşkün. camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. dört kitaptan birine inanan. ölüler. kıyamet günü dirilecek olanlar.

ehl-i mansıb ehl-i ma'rifet ehl-i merâkib ehl-i muhasebe ehl-i naîm ehl-i namus ehl-i nâr ehl-i nifak ehl-i nücûm ehl-i örf

ehl-i perde ehl-i re'y ehl-i Rum ehl-i sabıka ehl-i safa ehl-i salâh ehl-i salîb ehl-i servet ehl-i suffe

ehl-i sûk ehl-i sülük ehl-i sünnet ehl-i şeka ehl-i şer ehl-i şîa ehl-i şikem ehl-i tahkik ekl-i ta'kîb ehl-i takva ehl-i tarîk ehl-i tasavvuf ehl-i tedbîr ehl-i tertîb ehl-i tevârîh ehl-i tevhîd ehl-i ukubet ehl-i vezâif

ehl-i vukuf ehl-i vücûd

mevki', orun sahibi. kabiliyetli kimseler. bir şeye binerek seyahat edenler. muhasebeci, sayman. cennette bulunacak kimseler. namuslu, doğru insanlar. kötü ruhlu, cehennemlik insanlar. ortaya nifak sokan, ayrılık yaratan kimseler. müneccimler. 1) huk. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı; 2) tar. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat bilginleri (kadılar, şeyhülislâmlar, müderrisler, kazaskerler., gibi). örtülü, peçeli kadın. hâkimlik eden. Osmanlılar. ilk Müslümanlar. kalbi temiz. huk. hâli mestur, namuslu, doğru olan kimse, [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazl da denir]. haçlılar, Hristiyanlar. servet sahibi, zengin. Hz. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. çarşı halkı, esnaf. bir mezhebe mensup olan. Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. şakîler, soyguncular, vurguncular. fenalık sahibi. Hz. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. işkembesine düşkün olanlar, sırf boğazını düşünenler, (bkz. erbâb-ı şikem). araştırmacı kimseler. takîbedenler, peşinden gidenler. dîne bağlı kimseler. bir tarîkata mensup [olan], derviş. tasavvufla uğraşan. tedbirli, akıllı, idareci kimse. f ı k. farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. tarihçiler. Müslüman. huk. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler. huk. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler, [camiin, imam, müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. iyi bilgisi olan, bilirkişi, (bkz: ehl-i hibre). varlık sahipleri, insanlar.

ehl-i zimmet

bir islâm devletine tâbi olan, vergi veren, korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. ehl ü iyâl aile, çoluk çocuk. ehl-ül-farz fık. birinci derecedeki vâris. ehl-ül-kisâ Hz. Muhammed ve ailesi, (bkz: ehl-i beyt). ehlî, ehliyye (a.s. ehl'den) alışık olan, alışmış, alışkın, vahşî olmayan, insandan kaçmayan, adamcıl, (bkz: munis). ehliyyet (a.i.) 1. işe yarar halde bulunuş, bir işi hak edebilecek durumda bulunuş, salâhiyet, yetki. 2. mâhirlik, iktidar, liyâkat kabiliyet, kifayet, mensubiyet, akrabalık. 3. iktidar, liyâkat ve kabiliyet vesikası. 4. kadın adı. ehliyyet-nâme (a.f.b.i.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. ehl-perver (a.f.b.s.) ehlini yetiş tiren, değer sahiplerini koruyan. ehl-ullah (a.b.i.) Tanrı adamı, velî, evliya. ehme (f.s.) 1. noksan, eksik. 2. i. bulunuş. ehnâme (f.i.) 1. aşk ve sevda. 2. kendine çekidüzen verme. ehram (a.i. herem'in c.) 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binalar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş şekil. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. düzgün olmayan piramit. ehrâm-ı kaim geo. dik piramit. ehrâm-ı mail geo. eğik piramit. ehrâm-ı muntazama geo. düzgün olan piramit. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. ehrâmen (f.i.) 1. şeytan. 2. dev. (bkz: ehremen, ehrem, ehrime, ehrimen). ehrâmî (a.s.) geo. ehram biçiminde, fr. pyraınidal. ehrâmî kavak bot. piramit kavak. ehred (a.s.) yırtık şey. [üstbaş hakkında]. ehremen (f.i.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı; şeytan, dev. (bkz: ehrâmen, ehren, ehrime, ehrimen). ehren (f.i.)- (bkz. ehrâmen, ehremen, ehrime, ehrimen). ehrime (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrimen). ehrimen (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrime). ehsâ' (a.s.) şaşmış, şaşakalmış olan [kimseler]. ehsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık, delik. ehvâ' (a.i. hevâ'nın c.) arzular, istekler; şehvetler, hevesler, meyiller. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan, arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehvâl (a.i. hevl'in c.) korkular, dehşetler. eh var (f.s.) şaşkın, sersem, alık [adam].

ehvec ehvel ehvel-i heyâkil ehven ehven-i şerr ehven-i şerreyn ehveniyyet ehver ehviye ehviye-i lâtife ehyeb ehyef ehzâb eimme eimme-i dîn

eimme-i isnâ-aşer

eimme-i mahallât eimme-i nuhât eimmet-ül-esmâ

einne eizze eizze-i nasârâ ejah ejdef ejder, ejderhâ, ejdehâ ejder-i münakkaş

ejder-dehân ejeh ejgân, ejgehân ejhân ejîr ekabb ekâbir

(a.s.) uzun boylu ahmak [adam]. (a.s. hevl'den) daha (en, pek) korkunç. heykellerin en korkuncu. (a.s.) 1. en zararsız. 2. pek ucuz. 3. daha hafif; kolay, (bkz: rahîs iki şerrin en zararlısı, kolayı. iki şerrin en zararlısı, kolayı. (a.i.) ehvenlik, ucuzluk [zıddı "gala"]. (f.i.) sevgili. (a.i. hevâ'nın c.), (bkz. hevâ). lâtif müzik havalan. (a.s.) daha (en, pek) mehîb, çok heybetli. (a.s.) 1. ince belli, yakışıklı [genç]. 2. çelimli at. (a.i. hizb'in c.) taifeler, kısımlar; bölümler, bölükler; insan kümeleri. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. (a.i. imâm'ın c.), (bkz. imâm). din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden, en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe; Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî; Mâlik bin Enes; Ahmed bin Hanbel]. [Şîîlerde Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. [Hz.Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin; Hz. Zeyn--ülÂbidîn; Hz. Imâm-ı Bakır; Hz. Ca'fer-üs--Sâdık; Hz. Musa Kâzım; Hz. Alî bin Musa; Hz. Muhammed-ün-Nakî; Hz. Aliyy-üt-Taki; Hz. Hasan-Ul-Askerî; Hz. İmâm-ı Mehdî]. mahalle imamları. nahiv (sintaks) âlimleri. "esmâ'mn başı" tas. hay, alîm, münif, kadir, semi', basîr, müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. (a.i. inân'ın c.) dizginler, yularlar. (a.s. azîz'in c.) 1. erenler. 2. muhterem, azîz kimseler. Hıristiyan evliyası. (f.i.) vücutta, en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar, siğil, (bkz: ejeh). (f.i.) kızılcık denilen meyva, alıç. (f.i.) 1. büyük yılan, (bkz: bürsân, su'bân). 2. korkunç ve hayalî bir hayvan. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. nakışlı ejderha; alaca derili büyük yılan. 3. meç. hiddetli, şiddetli, cesur ve merhametsiz [adam], ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. (f.b.s.) (dev ağızlı) meç. ağır toplara verilen bir isim. (f.i.) sivilce, (bkz: ejah). tenbel. (bkz: ejhân). (f-s.) tembel, (bkz: ejgehân). (f.s.) akıllı, uyanık [adam], (a.s.) beli ince olan. (a.s. ekber'in c.) rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali, (bkz. büzür-gân).

ekâbir-i şuarâ-yi Arab ekadîh ekahî ekalîm

ekâlîm-i hârre ekalîm-i seb'a ekall l ekall-i murabbaât

ekalliyyet Ekanîm ekanîm-i selâse ekarib ekârim ekâris ekasır ekasî ekasî-i bilâd ekasîm ekâsire ekâsire-i Acem ekatî ekavîl ekavîl-i bâtıla ekavîl-i kâzibe ekâzib ekbâ' ekbâ-yi etrika ekbâ-yı matbah ekbâd İltihâb-ı ekbâd ekber

Arap şâirlerinin en büyükleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kıdh'ın c.) oklar. ("ka" uzun okunur, a.i. uk-huvân'ın c.) papatya çiçekleri. ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) dünyânın mıntıkaları, memleketler, diyarlar. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler, memleketler. sıcak iklimler. yedi iklim. (a.s.) en az, en aşağı, (bkz: akall). mat., astr. en küçük kareler metodu, meşhur riyaziyeci v e fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi, [italyan astronomu Giuseppa Piazzi, seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres, onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu.]. (a.i.). (bkz. akalliyyet). ("ka" uzun okunur, a.i. uknûm'-un c.) asıllar, zatlar, rükünler. Hıristiyanlığın baba, oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. ("ka uzun okunur, a.s. akreb'in c.) yakın akraba, hısımlar. (a.s. ekrem'in c.) en necip, pek âlicenap, çok sahâvetli, cömert ve eliaçık olanlar. (f.i.) bot. yenilen mantar. ("ka" uzun okunur, a.s. akser'in c.) daha (pek, en) kısalar. ("ka" uzun okunur, a.s. aksâ'mın c.) daha (en, pek, çok) uzaklar. en uzak şehirler. ("ka" uzun okunur, a.i. kısm'ın c. olan aksâm'ın c.) 1. (bkz: aksam, kısım). 2. kısmetler, nasipler, paylar. (a.i. kisrâ'nın c.) eski Acem pâdişâhları. Acem hükümdarları. ("ka" uzun okunur, a.i. katî'in c.) koyun sürüleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kavl'in c. olan akvâl'in c.) sözler, lakırdılar, kelimeler. bâtıl sözler. yalan, uydurma sözler. (a.s. ükzûbe'nin c.) asılsız, yalan, uydurma sözler. (a.i. kibâ'ın c.) süprüntüler. sokakların süprüntüleri. mutfak süprüntüleri. (a.i. kebed ve kebid'in c.) kebet-ler, karaciğerler, (bkz: kübûd). hek. ciğerlerin iltihaplanması. (a.s. kebîr'den. c. ekâbir) 1. daha (en, pek) büyük.

Cihâd-ı ekber, Gazayı ekber en büyük savaş. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. 2. i. erkek adı. Ekberiyye (a.h.i.) tas. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. ekber-nâme (a.f.b.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. ekdar (a.i. keder'in c.) 1. kederler, kasavetler, gamlar, tasalar, kaygılar. ekdâr ü âlâm kederler, acılar. 2. bulanıklıklar. ekdâs (a.i. küds'ün c.) hurmalar. ekele (a.s. âkil'in c.) çok yiyenler, yiyiciler, oburlar. ekeme (a.i.) yüksek taşlık tepe, bayır. ekfâ (a.s. küfv'ün c.) eşler, benzerler, denkler, uygunlar, müsaviler, eşitler, muâdiller. ekfâl (a.i. kifl'in c.) 1. nasipler, paylar. 2. zayıflık halleri. 3. kilim parçalan. 4. (kefel'in c.) her şeyin gerileri. ekfân (a.i. kefen'in c.) ölüleri sardıkları bezler. ekhâl (a.i. kühl'ün c.) göze çekilen sürmeler. ekhel (a.s.) çok sürme kullanan; gözü kudretten sürmeli [adam]. ekîd, ekîde (a.s.) te'kidli, kuvvetli, sarih, kat'î, sağlam, muhakkak. Emr-i ekîd kat'î, kesin emir. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli, kat'î tenbihler. ekîden (a.zf.) 1. te'kidli, kuvvetli olarak, muhakkak, sarih ve kat'î olarak. 2. mü-kerreren, tekrar olarak. ekîle (a.s.) yenmiş, yenilmiş [şey, yemek]. ekinne (a.i. kinn'in c.), (bkz. eknân). ekkâf (a.i.) semerci, eğerci. ekkâl (a.s. ekl'den) 1. çok ekleden, yiyen, obur. (bkz: bu'le, ekûl). ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. 2. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara], (bkz: âkile). 3. kim. aşındırma, fr. corrosif. eki (a.i.) bir şey yeme[k], yenilme. eki ü şurb yeme içme. eklef (a.s.) 1. yüzü çilli [adam]. 2. i. koyu renkli arslan. ekmâm (a.i. kümm'ün c.) 1. elbisenin yenleri, kol ağızlan. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan, tomurcuklan. ekmen (a.s.) anadan doğma kör. (bkz: darîr). ekmehiyyet (a.i.) ekmehlik, anadan doğma körlük. ekmel (a.s. kâmil'den) 1. daha (en, pek) kâmil, mükemmel ve kusursuz olan, en uygun, en eksiksiz. ekmel-i enbiyâ Hz. Muhammed. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. 2. i. erkek adı. ekmel-âne (a.zf.) ekmel olana yakışacak surette. ekmeliyyet (a.i.) mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık, eksiksizlik. eknâf (a.i. kenefin c.) canipler, yanlar, nahiyeler, taraflar, sığınacak yerler, evin ortalan, [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. eknân (a.i. kinân'ın c.) l. mahfazalar, perdeler. 2. evler, odalar; çadırlar, (bkz: ekinne). eknûn (f-zf-) şimdi, el'an, hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır].

ekrâd ekreh ekreh-i mahlûkât ekrem ekrem-ül-ekremîn ekrem-ül-ümem ekrem-âne ekremî ekremiyyet eksâ eksâ min-el-basal eksem ekser ekseri ekseriyyâ ekseriyyet ekseriyyet-i ârâ ekseriyyet-i mutlaka eksibe eksibe-i bahriyye eksibe-i berriyye eksiyye ekşem

ektâd ektâf ektâr ektâr ektem ekûl ekûl-âne ekûlî ekvâb ekvâb-ı şerâb ekvâh ekvarn ekvâm-ı büzeyriyye ekvân Hâlik-ı ekvân

(a.i. kürd'ün c.) kürtler. (a.s.) en kerih, çok iğrenç. mahlûklann en iğrenci. (a.s.) 1. daha (en, pek) kerîm; çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. 2. i. erkek adı. (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. Hz. Muhammed'in ümmeti. (a.zf.) ekrem olana yakışacak surette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyla. (a.f.s.) ekreme mensup, lütuf ve kerem sahibi olana mensup. (a.i.) ekremlik, ekrem olma. (bkz: ekrem). (a.s.) üstüste pek çok giyinen [adam]. "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. (a.s.) büyük karınlı şişman [adam]. (a.s. kesîr'den) en çok, daha ziyâde. (a.f.zf.) eksere mensup, çok defa, çoğu. (a.zf.) çok defa olarak, çok zaman; sık sık. (a.i.) ekser olma hâli, pek çok olma; çokluk; en büyük kısım; yansından çoğu. reylerin oyların çokluğu, hiç olmazsa yandan bir fazlası. bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk), çokluk. (a.i. kesîb'in c.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. jeol. karasal, kumul. (f.i.) boza. (bkz: ahsuma, nebîz). (a.s.) 1. doğuşunda kusurlu olan, burnu, kulağı kesik veya noksan olan [adam]. 2. i. pars denilen yırtıcı hayvan. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. (a.i.) 1. cemaatler, kalabalıklar, bölükler, takımlar. 2. misâller, örnekler. (a.i. ketif ve kitfin c.) omuzlar; omuz kemikleri, arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. (a.i. keter'in c.) haysiyetler, şerefler; hasepler, nesepler, mertebeler, dereceler. (a.i. kutr'un c.), (bkz. aktar). (a.s.) 1. daha (en, pek) çok sır saklayan. 2. karnı büyük [adam]. (a.s. ekl'den) çok yemek yiyen, obur; pisboğaz, (bkz: bu'le, ekkâl). (a.f.zf.) oburcasına. (a.i.) oburluk. (a.i. kûb'un c.) küpler, büyük su kaplan. şarap küpleri. (a.i. kûh'un c.) kamıştan yapıl-.mış penceresiz kulübeler. (a.i. kûme'nin c.) kümeler, (bkz: küvem). anat. domalan, fr. soredie. (kevn'in c.) varlıklar; âlemler, dünyâlar. dünyâların, varlıklann yaratıcısı, Allah.

ekvar ekvâs ekvâz ekyâl ekyâs ekyes ekzeb el-

ela ela ey! el-aceb el-adlü esâs-ül-mülk el-amân

el-amân-hâh el'ân el-anyâsiyye elâstikî elâstikiyyet el-Avvâ

elbâb Ulül-elbâb el-bâdî azlam el-basîr elbet, elbette elbise elbise-i resmiyye Elbürz elbüz el-câ-i âlâ rütbetihi

el-câsî el-Cebbâr

(a.i. kevr'in c.) 1. devirler, dönmeler. 2. bir şeyi sarmalar. 3. (küvâre'nin c.) an kovanlan. 4. demirci ve kalaycı ocaklan. (a.i. kevs'in c.) yaşmaklar. (a.i. kûz'un c.) kadehler; kâseler; bardaklar. (a.i. keyl'in c.) kileler, hububat ölçüleri, ölçekler. (a.i. kîs'in c.) para keseleri, torbalar. (a.s.) pek kiyâsetli, zekî, zeyrek, maharetli, becerikli [adam]. (a.s.) büyük yalan, pek büyük uydurma. (a.h.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. Arapçadaki terkiplerde, has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi. (bkz: hurûf-i şemsiyye). (a.e.) başlama ve tenbih edatıdır; nazımda ve sözün başında kullanılır; bundan sonra "ey!" nidası gelir. şimdi, bilmiş ol ki! (a.n.) tuhaf, acayip, şaşılacak şey! (a. cü.) adalet mülkün temelidir. (a.e.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman, medet" manasınadır; "bıktım artık, illallah!, usandım, kâfi, yeter, sus" gibi mânâlarda da kullanılır. (a.f.b.s.) el aman dileyen, yaka silken. (a.zf.) şimdi, şimdiki halde; henüz, hâlâ, daha, bu âna kadar, şu anda. (a.i.) bot. iğdegiller. (fr.s.) esnek. (fr.a.i.) esneklik. (a.h.i.) astr. sığırtmaç, semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme, lât. Boötes, fr.Bouvier. (a.i. lübb'Un c.) akıllar; akıllı kimseler. akıl sahipleri. başlayan, yol açan haksızdır. (a.s.) her şeyi gören. [Tanrı adlarından]. (a.zf.) kat'î olarak, mutlaka, behemehal; akıbet, nihayet, eninde sonunda. (a.i. libâs'ın c.) esvaplar, libaslar, [kelime bizde müfret gibi kullanılır], (bkz: câme]. resmî elbise[ler]. (f.h.i.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği. 2. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. 3. s. uzun boylu, yakışıklı kimse. (a.s.) 1. bâlâ, yüce, yüksek. 2. i. Kafkas dağının tepesi. (a. h. i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında, ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. (a.h.i.) astr. Herkül, tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi, lât. Hercules. (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak

yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). Elcezîre (a.h.i.) Mezopotamya, "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. elcime (a.i. licâm'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. el-cünûnü fünûn (a.dey.) "dîvânelik türlü türlüdür", "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. eledd (a.s.) hak kabul etmeyen, inatçı [adam], Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkî (fr.s.) ; elektrikle ilgili, elektrik niteliğinde. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı, akımı. elektrîkiyyet (fr.a.i.) eletrikleştirme, elektrikleşme. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektromagnetizma. elektrîkiyyet-i sakine fiz. elektrostatik. elektrik-nümâ (fr.f.b.s.) fiz. elektroskop. elem (a.i.c. âlâm); 1. ağrı, acı, sızı, sancı; keder, dert, maddî ve manevî ıztırap. elem-hek. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. bekleme elemi, sıkıntısı. 2. Fransızca'nın "-algie" sonekini elem-i intizâr karşılar. elem-i asabi bek. sinir ağrısı, fr.nevralgie. elem-i kalb gönül ıztırabı. elem-i mafsal hek., fr. arthralgie... el-emrü emrüküm (a.cü.) emir, sizin emrinizdir; emriniz bâşüstüne. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. Elemût (f.h.i.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. [elüh (=karakuş), mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. Bu kale, yükseklikte; yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elem-zede (a.f.b.s.c. elem-zede-gân) eleme uğramış, elemli, kederli, dertli. elem-zede-gân (a.f.b.s. elemzede'-nin c.) elemliler, dertliler, kederliler. eleng (f.i.) 1. sur, duvar, siper. 2. kale ve istihkâm askeri. elest (a.i.) Allah'ın, ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman, insanların yaradılış başlangıcı, [elestü = değil miyim]. elezz (a.s. lezîz'den) daha (en, pek) lezzetli. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf (a.s.c. âlâf, ülûf) bin [sayı], (bkz: hezâr). elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl. elfâf (a.i. lifin c.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar; birbirine dolaşık fidanlar. el-Fâris (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç, lât. Perseus; fr. Persee. el-fâtiha (a.n.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida.

(a.i. lafz'ın c.) kelimeler, sözler. güzel sözler. kaba küfürler. l) birçok anlamı olan kelimeler, 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler, sinonim (synonyme) kelimeler. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. el-firâk (a.i.) ayrılma, ayrılık sözü, esenleşme, (bkz: el-vidâ). elfiyye (a.i.) ed. bin beyitlik kasîde, şiir. el-garaz (a.cü.) "maksadım şu ki; şunu demek isterim ki; gelelim maksada, sözün kısası" mânâlarına kullanılır. el-gaz bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. el-gıbta (a.cü.) gıbta olunur, gıbta ederim. elhâb (a.i. lihb'in c.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar, dar geçitler, (bkz: lihâb, lühûb). el-hâc (a.s.) hacı; islâm dîninin bir îcâbı olarak, usûlüne göre, "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. el-hakk (a.zf.) hakîkaten, doğrusu, doğrusu ya. el-hâl (a.zf.) şimdi, şimdiki halde, hâlâ, henüz. el-hâletü hâzihi (a.zf.) henüz, şimdi, hâlâ, bugün, bugünkü günde, şimdiki zamanda, şimdiye kadar, (bkz: el-yevm). el-hamdulillâhi teâlâ (a. cü.) Allah'a hamdolsun, Allah'a şükür. elhân nağmeler, ezgiler. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri; 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. el-hased (a.zf.) "hased olunur" mânâsına kullanılır. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. el-hâsıl (a.zf.) hâsılı, netice îtibâ-nyla, sözün kısası, uzatmayalım, kısa söyleyelim, kısacası, (bkz: ve-1-hâsıl). el-Hayye (a.h.i.) astr. Yılan. elhâz (a.i.lâhz'ın c.) göz ucu ile bakışlar. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına, cazibeli, alımlı bakışlar. el-hazer (a.zf.) "sakın, sakınalım, sakınınız," mânâsına kullanılır. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. el-Hevâ (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi, lât. Ophiucus. el-hükmü-li-1-galib all (a.cii.) hüküm galibindir, hak kuvvetlinindir, (bkz: el-hükmü limen-galeb). el-hükmü li-llâh (a.cü.) "hüküm Allah'ındır, kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. el-hükmü li-men galeb (a. cü.) hüküm galip gelenindir, (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). el-ıyazü bi-llâh (a.c.) Allah'a sığındık, Allah'a sığınırım, yahut, sığınırız, Allah esirgesin, Allah korusun!... (bkz: maâz-Allah). elibbâ (a.s. lebîb'in c.) akıllı, kâmil, olgun [kimseler]. elif (a. ha.) 1. Arap alfabesinin ilk harfi. 2. i . kadın adı. elfâz elfâz-ı cemile elfâz-ı galize elfâz-ı müştereke

elif-i iklîm elif-i kâfîyân elif-i maksure

yedi iklimin ilki, ekvator. kûfî yazısıyla yazılan elif. bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. f Mustafa, dâva gibi]. elif-i memdûde uzun okunan elif. elîf (a.s. ülfet'den) 1. ülfet olunan, istenilen, alışılan şey. 2. alışmış, alışkın, alışık. (bkz. me'lûf). elifba, elifbe (a.i.) 1. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. bir şeyin başlangıcı. 3. g. s. bir örgü motifi. elifi (a.i.) g. s. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. el-ihsân bi-t-temâm (a. cü.) bir şey verilince tam verilmeli; bir iyilik edilince tam edilmeli. elîm, elime (a.s. elem'den) çok dert ve keder veren, acıklı; ağrı ve sancıyı hissettiren, sızlatan, pek ağrıtan, acıtan. Azâb-ı elîm çok acı veren azap. el-insâf (a.n.) ; insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. eliyy (a.s.) çok yemin eden [adam]. elîz (f.i.) çifte, tekme; sıçrama. elkâb (a.i. lakab'ın c.) 1. unvanlar, soyadları. 2. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar, [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü; sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü; seraskere devletlü re'fetlü; Mekke şerifine devletlü siyâdetlü; müşirlerle, pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü; saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü; sarıklılara mekrümetlü; fazîletlü; semâhatlü yazılırdı. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a.cü.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elken (a.s.) dilinde pek lüknet, tutukluk olan, güçlükle meramını anlatan, peltek.kekeme. El-Keşşaf (a.i.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. el-kıssa (a.zf.) hulâsa, hâsılı, sözün kısası, sözden anlaşıldığına göre. el-Kusvâ (a.h.i.) Hz. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. Ebûbekir'den satın almıştır], (bkz: Kusvâ). elma', elmaî (a.s.) pek zekî, çok anlayışlı [adam]. elmalı, elmahî (a.s.) her gördüğü şeyi tetkike, araştırmaya meraklı [adam]. elmas (yun.i.) 1. bilinen kıymetli taş. 2. s. meç. pek sevgili ve kıymetli. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. elmâs-pâre (yun.f.b.i.) 1. elmas parçası. 2. meç. çok güzel. elmâs-rîze (yun.f.b.i.) elmas kırıntısı, döküntüsü. elmâs-tırâş (yun.f.b.i.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam, billur, kristal. el-minnetü li-llâh[i] (a.cü.) "Allah'a minnet, minnet ancak Allah için" manasınadır. elsen (a.s.) fasîh, düzgün konuşan. elsine , elsün (a.i. lisân'ın c.) diller, (bkz: lüsn). elsine-i garbiyye batı dilleri. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe, Arapça, Farsça. elsine-i şarkiyye doğu dilleri. eltaf (a.s. latîfden) daha (en, pek) lâtif, güzel, hoş [olan].

(a. lîfin c. kalın bağırsaklar. portreler.zf. (a. Allah'a emânet olun.s. (bkz: half. livâ'nın c.i. (a. levh ve levha'nın c. (a. pek) lâzım. . esen kalın! (bkz: el--firâk).) ülfeti çok. el-vedâ').i. (a. (a.i. iplik biçimindeki şeyler. çok yakışır. (a. (a. fr. lüzumlu. karakuş. hâlâ. (a. Kartal burcu. son derece lâzım olma. (bkz.) kıça ait.s. tablolar.s. l'Aigle. mevzîler.) bağırsaklar. lütfün c. ağacın odun kısmındaki lifler. (bkz: ecder. izmit. [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır. bayraklar.i. 2. levn'in c. fr.i. (a. (bkz: el-hâletü hâzihi).) elçinin götürdüğü itimatname. emced'in c. soymuk damar (-demeti). 3.i.i. Ardahan. kasem).) 1. meak ve meûk'un c. olan "emki-ne'nin c. (a. (a. iyilikseverlikler.i. el-firâk.) sefir.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler.) yemin.s.h.) sancaklar. gereklik. (a. nezâketler. (a. (bkz: liva). (a.cü.eltâf elûf elûh elûk el-Ukab elûke el vah elvâh-ı kışr elvan elvâz el-vedâ' el-vida' elviye elviye-i müstakille elviye-i mütemevvice elviye-i selâse elyaf elyak elye elyevî el-yevm elzem elzemiyyet em'â em'â-i galîza em'â-i rakîka emâcid em'âk emâkin (a. lâzım'dan) daha (en. (a. yerler. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler. astr. 2. mekân'ın c.) iyi muameleler. henüz. mevkiler. şimdi. (a. [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp. 2. dalgalanan bayraklar. (a.) daha (en. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam].i. rengârenk. liyakatli.) 1. şu anda.) 1. (bkz: emkine). insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler.i. okşamalar. liber. yağlı koyun kuyruğu. yanaklar.) göz pınarlan.) bademler. renkler. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı.i. and. şimdiki zamanda. bot. kıçı meydana getiren kaba etler. 2. ince bağırsaklar.s. pek) lâyık.) Allah'a ısmarladık. Muğla gibi livalar.) mahaller.i. ehakk).i.) bugün. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır]. Artvin. Samsun. (a. alacalı. lât.) 1. büyükelçi. kıç ile ilgili. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale. iyilikler. tavşancıl. kartal. bugünkü günde.i. levz ve levze'nin c. (a. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur].) elzemlik. (a. miâ'nın c.) düz satıhlar. Antalya. s. (a.i.i. (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars. Aquila. çeşitler.).

iyilik alâmeti. ümniyye'nin c. 2.) uzun yapraklı otlar. (a. (a.i. i.zf. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet. buna riâyet olunur.i. istekler. emârât) alâmet. emanetçi. özel maksatlar. (a. "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman. emânât) 1. prenslik. fidanlar.b. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. 2 . maksatlar. emsel'in c.f.emâkin-i mukaddese emâlîc emâlîs emâm emân emân hakkı eınân bi-1-kinâye emân bi-1-kitâbe emân-ı âmin emân-ı hâss emân-ı muvakkat emân-ı müebbed emân-ı sarîh emânât emânât-ı mukaddese emânât-ı şerife emânet emânet-dâr emânet-dârî emaneten emân-hâh emânî emânî-yi mahsûsa emânet-ullah emârât emârât-ı hasene emare emâre-i hasene emaret emârid enıâsil emâzir kutsal yerler. huk. emânetler.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk. en çok benzeyenler. 3. bu bir müsâlaha" demektir. husûsî. huk. şikâyet. . beylik.) aman dileyen. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki.b. gayeler. karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman. 2. emir'in hâli ve sıfatı. itibarlı kimseler.) 1.) arzular.s.f.) . [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu.i. huk.s. gibi]. ipucu. sözle verilen eman gibidir. huk. (a. sulh yapma.i. deliller. aman diyen.).i. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup. 4. emirlik. (a. huk. eser. kanunî ve fiilî himaye. (a. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki.c. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur]. huk.) bıyıklan terlememiş gençler. (a. ummalar. (a. (a. (a. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer. (a. eserler. ["geliniz!" denilmesi gibi]..i. belirti. b.i. emânet'in c.i. (a. (a.) emânet olarak. akranlar. (a.) 1. imlîs ve imlîse'nin c. huk. nişan. iyi alâmetler. Sakal-ı Şerif. meramlar. (a. aman dileme. ümlûc'ün c. korkusuzluk. kuddâm. emred'in c. (a.) 1. çöller.). aman isteyen.i. emeller. (bkz: emânât-ı mukaddese).) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. alâmetler. pîş). arzular.f. emâre'nin c. eminlik. nişanlar.i. eşler. niyetler.) kendisine emânet edilen. 2.i. (a. emniyet edilen kimseye bırakılan şey. emânı.b. rica. millet. eşya veya kimse..i. gibi. 2. bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki.) emanetçilik. mezîr'in c.i.. (bkz. (a. emânet suretiyle. "Hırka-i Saadet. c. emr'den) 1.) otsuz ve susuz sahralar. rüsumat emâneti = vergi emâneti.s. yardım isteme.

amal) ümit. Muhammed.s. 2. emâcid) 1.i. (a. (a.s. tamah. 2. ümenâ) 1. zamanlar. bir şehrin başı. c.c. şereflilerin şereflisi. 3. (bkz: hırs-ı câh. (a. emr'den. kadın adı. (a. güvenen. i. 2.f. onur ve haysiyet sahibi olanlar. mecîd'den. ümerâ) 1. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler.i.i. i. (a.) daha (en. (a. ["emîn" kelimesinin müennesi]. (a.h. zevcelerin nikâh bedelleri. korkusuz. emniyet sahibi. emr). büyük bir hanedana mensup kimse.i. medd'den) daha (en. şüphe etmeyen. Cebrail. (bkz: emîn).s. çok sürekli. 2.i. bir kavmin.) nikâh bedelleri. insan ömrünün yetmeyeceği hülyalar. ilk islâm hükümeti.i. Hz. onur ve haysiyet sahibi olan.s. (a. şey]. . (a. beği.i. birine emniyet eden. Hz. saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur. i. pek) medîd. hırs. pek) acı.) mehiller.) taylar. çok şeref. erkek adı. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz].) 1.s. mühletler. (a.) islâm arasında kurulan ilk devlet. mühr'ün c. (a. uzun.i.emcâd emced Cedd-i emced emced-i emâcid emed emedd emedd-i a'mâr emek-dâr emel Tûl-i emel emerr emerr-i edviye emess Emeviyye emhak emhâl emhâr emhâr-ı zevcât emhâr emîhe emîme emîn Fetva emîni Sandık emîni Şehr-emîni Yed-i emîn emîn-i cev emîn-i rahmet Emîn-i vahy Emîn-i vahy-ullah emîne emir emîr emîr-i âb-hayvân (a.i. (a. kadına verilecek. kendisine güvenilen [kimse. Muhammed'-in lâkabı. [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur.i. (a. hırs-ı nukûd). (bkz: mihâr).i. Hızır.) pek fazla messeden. Hz. kuruntular.) bir işte emeği çok geçmiş olan. mehr'in c.c. (a. 4. bir çeşit ot. Emevî devleti.s. aynlma hâlinde. veznedar.) donuk beyaz. ömürlerin en uzunu. (a.) koyunlarda meydana gelen uyuzluk.) son. mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse.) 1.) şeref. mehl'in c. evâmir). (a. (t. dokunan. çok ulu ata. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar. korkusuz [yer].c. hırs-ı pîrî. Şeh-remânetinin reisi. nihayet. en çok temas eden. mecîd'in c.s. ilâçlann en acısı. umma. (bkz. haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. demirci çekici. daha (en. arzu. at yavruları. eski ve sâdık hizmetçi.b. vâdeler. emniyetli. erkek adı. 2. Muhammed. pek) mecid. (a.s. c.

Istabl nâzın. (a.e.i. bağ. (bkz: emâkin).i.) emîrcesine. milh'in c. serasker. yerler. (a.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer. (a. bölükler.emîr-i cân-dâr emîn-i çeşnigîr emîr-i dâd emîr-i devât emîr-i meclis emîr-i Mekke emîr-i nahl emîr-i silâh emîr-i şikâr emîr-ül-alem emîr-ül-bahr emîr-ül-ceyş emîr-ül-Hâcc emîr-ül-mâ' emîr-ül-mü'minîn emîr-i zünbûrân emîr-ül-müslimîn emîr-ül-ümerâ' emîr-âhûr emîr-âne emîre emir-nâme emir-nâme-i sâmî emîr-zâde emken emkiııe cmkine-i cedide emlâ' emlah Eınlah-ül-Arab emlâh enılâh-ı bahriyye emlâk muhafız kumandanı. (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının.i. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk.i. başkumandan . (a. emîr olana yakışacak surette. . milk ve mülk'ün c.) emir kâğıdı.f. Hz.i. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. çeşnigir başı.) imrahur. Hz.s.b.zf.b. Ömer'e verilmiştir]. Muhammed'in halîfesi. melîh'den) en melâhatli. (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse. [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı. (bkz: emr-nâme. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse. melâ'ın c. deniz tuzları. emîr-ül-mü'minîn). evler. arıbeyi. (a.) mahaller. zool. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. (Arabın en güzeli) Hz. serdar.i. (a.f.b. (a. (pâdişâh).i. mü'minlerin emîri. Hacılar emîri. buyrultu.) tuzlar. Muhammed. amiral.b. (bkz: emîr-ül-mâ'). kalabalıklar.) cemâatler. (a.) ev.i. [bu unvan ilk evvel Hz. (bkz: ıneh-mâ emken). yeni evler. (bkz.) kadın emîr. (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. (a. âmirden me'mura yazılan kâğıt. (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti. ahır müdürü. pek melîh. mekân'ın c. ahır beyi. (Müslümanların emîri).b. haneler.) sancak emîri. mevkiler. (a.i. (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. tarla. Mekke emîri. (a. (a.) kumandanın oğlu.i.f. son derece güzel. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli bulunan zat.) amiral. (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar. Hz. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse. (a. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. Ali'nin lâkabı. ferman).

buyrultu.) emniyet. Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan. devlete ait mallar. pürüzsüz.s. [Ben gizli bir hazîne idim. şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. kollama [askerlikte]. (Allah'ın emri) ölüm. gr. [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir]. en. âsûdegî). emr. (a. korkusuzluk. emredici. (a. (a. gerçekleştirmesi imkânsız olan emir. üçüncü şahsa verilen emir.hâzır emr. kamusal güven.i. güvenme. gr.) daha (pek. cebreden [şehvani hallerde. halk güvenliği.emlâk-i emîriyye emlâk-i hâssa emlâk-i hümâyûn emlâk-i mazbuta emlâk-i mevkufe emlâk-i milliyye emlâk-i mîriyye emled emles Hacer-i emles emmâre Nefs-i emmâre emn emn ü asayiş emn ü emân emnâ' Emn-âbâd emniyye emniyyet emniyyet-i âmme emniyyet-i umûmiyye emniyyet-i tâmme Emniyeti su'-i isti'mâl emniyyet-bahş emr Evvel-i emr Nefs-ül-emr emr bi-1-ma'rûf emr-i âlî emr.) güven veren. (bkz: emir). cilâlı. korkusuzluk. eminlik. eminlik.i. ilk iş olarak. (bkz: emlâk-i hümâyûn). (o. (bkz: i'timâd). (a. güvenlik. en başta. polis teşkilâtı.garîb emr. metin. bağışlanmış mallar. iş. çok. tuhaf şey. 3. [müennesi . 1. korkusuzluk. (bkz: asayiş). "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem. el konulmuş mallar.) (daha.f.i'tibârî görünüşte olan iş.c. jeol. ikinci şahsa verilen emir. meldâ]. güveni kötüye kullanma. (a. . 4.gaib emr. 2.s.hakk emr. millî mallar. korkusuzluk.s.i. rahatlık. vakfedilmiş. vakıa. düz taş. (a. günah ve suç işlemede]. inanma. (a. hâdise. genel polis teşkilâtı. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi.i.ilâhî emr. apaçık. iş buyurma. c. pek çok) genç. (bkz: asayiş. [ağızdan veya yazı ile]. emâlis) düz. (a.) eminlik.s. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. [tas. şey. meydanda durum. büyük. genel güvenlik. beylik malları. körpe ve nâzik (vücut veya dal).azim emr.) 1. insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. 2.i. "ol!" emri.b. pâdişâh mallan. evâmir) 1.f. güvenlik.b. aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse]. emr'den) emreden. buyruk. tam bir güvenlik. (Allah'ın emri) ölüm. özü. (a. eminlik ve rahatlık.kavlî emr-i kün emr-i ma'ruf emr-i muhal emr-i mübîn (bkz: emlâk-i mîriyye).) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı.s. önemli iş. bu işin aslı. pürüzsüz. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım]. husus. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. en) sarp. 2.

atasözleri. katsayı.s. emrân (a.i.i. . eş. emrûdî (f-s.) kıssalar. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. Süleyman'ın vecî-zeleri. emir kipi. benzeri durumlarda olduğu gibi. emsâr (a.s. emr-i nıüşkil zor iş. kasabalar. mısr'ın c..s. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy. numuneler.) illetler. iç hastalıkları. emrâz-ı nisâiyye hek.emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri. fr. emir eri. misl'den) pek müşabih olan. misl'in c. emrâz-ı müstevliyye hek.b. bulaşıcı hastalıklar.) armut biçiminde olan. frengi ve benzeri hastalıkları. emrâz-ı hâriciyye hek. mern'in c. memleketler. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. kıl bulunmayan genç.f. emrâz-ı dâhiliyye hek. mat.i.i. kadın hastalıkları. emr-i vâki' beklenmedik emir. benzerler. emr-i tabîî tabîîiş. mikroplu. emrâz-ı asabiyye hek. maraz'ın c. hayvan derileri. emrâz-ı intâniyye hek. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname.b. emsali misillû aynı biçimde. epidemiques. dış hastalıkları. emsâl-i inkisar astr. salgın hastalıklar. fr. emr-nâme (a. hikâyeler. ferman). beldeler. emrâz-ı cildiyye hek.c. örnekler.i-.i.) büyük şehirler. açısal 'katsayı. mesel'in c. sinir hastalıkları. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er.) armut. emrâz-ı sâriyye hek. eşler. emrâz-ı mühiike hek. Şâbb-ı emred tüysüz genç. emrâz-ı ayniyye hek. deri hastalıkları.i.) 1. Durûb-ı emsal darbımeseller. (bkz. 4. emsel (a. atalar sözü. emir--nâme. emsâr ü bilâd büyük şehirler. emrûd (f. emrâz-ı bevliyye hek. emred (a. emsâl-i kesîre bol örnekler. benzer. jeod. refraction. göz hastalıkları. öldürücü hastalıklar. emr ü ferman buyruk ve ferman.) kürkler. emsâl-i zâviyeviyye mat. çok benzeyen. emirle ilgili. kaç misli alınacağını bildiren sayı. emsâl-i Süleyman Hz. emriyye (a. contagieuses. sidik yolu hastalıkları.i. emrâz-ı efrenciyye hek. emrâz-ı akliyye hek.) emre ait. frengi ve bel soğukluğu gibi. hastalıklar. fr. emraz j.venüs hastalıkları. 3. cilt.i.f. emrâz-ı zühreviyye biy.). Sîga-i emriyye emir sîgası. (bkz: ermûd).l (a. emir alan. 2.) emir götüren. emsal (a. emsal (a. ateşli hastalıklar. akıl hastalıkları. destanlar. emr-ber (a. emrî. misâller.

bol yağmurlar.) ölüler.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler.) sular. gr. mallar.emsile emsile-i muhtelife emsiye emşâ muşt-ül-kadem emtâr Sahâib-i emtâr emtâr-ı kesîre emten emtia emtia-i ecnebiyye emtia-i gûnâ-gûn emtia-i ticâriyye emvâc emvâc-ı bahr emvâc-ı kahr emvâh emval Bezl-i emval emvâl-i âdiyye emvâl-i âmme emvâl-i bâtına emvâl-i emîriyye emvâl-i eytâm emvâl-i ganâim emvâl-i gayr-ı menkule emvâl-i menkule emvâl-i metruke emvâl-i umûmiyye emvâl-i zahire emvât Defn--i emvât İhyâ-yi emvât emyâ. yetimlerin mallan. gibi birer misâlle gösterilen şekli]. para çantası. matar'ın c.i. (bkz: hemyân). çeşitli mallar. (bkz: miyâh). ölülerin gömülmesi. Devlet. mal) gibi şeyler]. (bkz: mîl). taşınmaz mallar. çok dayanıklı. (a. (a. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar. ism-i mensûb. yabancı memleket mallan. kumaşlar. ekinler.i.i. deniz milleri. misâl'in c. muşt ve mışt'ın c. kanepe. mîl'in c. ism-i mef'ûl.) 1. ev. saklanması mümkün olan mallar. (a. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. a. 2. nefy-i hâl.) sular.) pek metin. ölülere can verme. (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. ism-i tafdîl. cahd-ı mustağrak. para ve eşya gibi beylik mallar. gibi]. (a. (a. (a. binâ-i merre. (a. kat'î. para. nehy-i hâzır. kamuya ait mallar.) taraklar ayağın üzerindeki ufak kemikler]. eko. akşam vakitleri. tesniye cemi hallerindeki mütekellim.) 1.) tuz taşı. masdar. gibi]. eko. para ile alınan şeyler. saklanması mümkün olmayan mallar. (f-i-) Para kesesi. ism-i zeman. tarla.) 1. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi. meyyit'in c. olan miyâh'ın c.i. (a. gümüş. 3. örnekler. nehy-i gaib. tüccar mallan. gibi]. z f. mâl'in c. (a. emr-i gaib.s. denizin dalgalan.) yağmurlar. muzârî. devlet mallan. masa. zulüm dalgası. [emlâk.i. emyân emyâh emyâl emyâl-i bahriyye emyûs emzâ (a. cahd-ı mutlak. metâ'ın c. bırakılmış mallar. (a. muhâtab ve gaib şekilleri.) akşamlar. satılacak şeyler. hediye gibi şeyler dağıtma.) dalgalar. (a. mâ'ın c.i. numuneler. [altın. ganimet mallar. sahipleri bilinmeyen mallar. mâ'ın c.i. mevâşî (davar. (a. taşınabilen mallar..s. kınlmamış büyük tuz parçalan.i. hükmü çok yürüyen. emr-i hâzır. masdar-ı mîmî. [dükkân.) mülkler. 2. ism-i mekân. 2. vilâyet ve belediyelere ait mallar..i. nefy-i mâzî. [çakı. (a. ağaçlardaki meyva-lar. mesâ'ın c. mevc'in c.i. terkedilmiş. çok te'sirli olan. ism-i fail.i. yağmur bulutlan. . mübalağa ile fail.i.

gibi. Muhammed.).i. borular.) anbarlar. anbara koymak. (a. ufak heybe.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden.) boğum boğum olan şeyler. bütün mahlûklar.emzice emzice-i muhtelife -en enâbîb enâbîb-i gırbâliyye enâbîb-i hazmiyye enâbîk enâbîş enâcîl enâcîl-i erbaa enâdîd enâfis enâfis-i âsâr-ı edebiyye enâhîd enâiyyet enam Beynel-enâm Rabb-ül-enâm Seyyid-ül-enâm en'âm enâmil enâniyyet enâr enâr-Allahü kabrehû enbâ enbâg enbâhûn enbân. eneiyyet).) inbikler.) doldurulmuş. (bkz: rümmân). eneiyyet. kuma. muhtelif. ortaklık. türlü tabiatlar.i. (a. şeriklik.i.s. hazım (sindirim) boruları.) nar [meyva]. (a. eş. (bkz: enbûşe).) kendini beğenme. (halkın ulu'su) Hz.) en nefis olan şeyler. eşsiz. şeriki olmayan. kale. (a.e. edebî eserlerin en nefisleri.cü.) inciller.i.i.s. 2 . na'm'ın c. (f.) ortak.i. Markus. enâ-niyyet). (bkz: şerîk). yıkılmış. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp.i.) 1. nebez'in c.) parmak uçları. (a. i.i.) Zühre (Venüs) gezegeni. (a. (f. (f. incil'in c.) ortak kadın.) tabîatler. anat. enmele'nin c. (f. (a. nibr'in c. 2.) yerden çıkanlan otun kökü. en değerlileri.) küçük dağarcık. 2. hisar. s.i. koyun gibi hayvanlar. Hz. (a. kalbur damarlan. dolu. dağınık şeyler. halk. (a. Luka. teslim etmek. hakîkaten. bütün mahlûkların Tanrısı. (bkz: nâhîd). (bkz: enâiyyet.) peygamberler.) lâkaplar. tahkîm edilmiş yer. gübre.. hayvan gibi kimseler. (f. enbâne enbânçe enbâr enbâr Der-enbâr etmek enbârde enbâşte enbâz Bî-enbâz enbâz enbâzî (a. (a. (f. i. 3. yaratılmış olan canlılar. nebî'nin c. anbar. at. küme.i.) perişan. inbik'in c.) 1. huylar. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ. 2. Yuhanna].s. bencilik. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır].(bkz.) 1.) 1.i.i. i. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. (f. kamış gibi içi boş olan fen âletleri. (f. deve. çanta.i. (a. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. . bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı. insanlar. sığır ve. (a. yiyecek çantası. inâyeten.i. (a. (a. tıkanmış. (a. enfes'in c. sağlam. dağarcık denilen deri çanta. meşrepler. mizâc'ın c. (a. 2.i. heybe.i. huylar. soyadları.) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek. perakende. halk arasında. takma adlar.i. 4.i. (f.) 1. ünbûbe'nin c. yığın.s.s.

i. (f. (f. eğsiran v. (bkz: encûg). (bkz: tîn). ağaç kökleri. (a.s.i. (a.s. (bkz: ünbûbe-I (a. yalvaçlar.i. (bkz: âhir-ül-emr). (bkz: akıbet. madde. ["encîden" mastarından]. ulu.zf. 2. meyvasınm kabuğu kalın. (f.i. yoğun. (f. miskin.) tenbel.b. (f.i.i. (bkz: enâbîş). nebî'nin c.i.) gemi direği. patates gibi yerden çıkarılan şeyler.) armut. uyuşmuş [nesne]. (f. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç.) koyulaşmış. tane tane. nücebâ). (bkz. ocak. izdiham).s. (a. toprak [insanın asıl maddesi olduğu için]. dere. hek.b. 4. i. 5.f. necd'in c.i. (f-i. [Anadolu'da "eğsi. çalı çırpı.) istif edilmiş. 1.) ödağacı. biten.) bot.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde.). ısırgan otu. (f. yüce yerler.i. 2. ürtiker.i. (f.s.) bot. (bkz: ünbûbe).i. yonga gibi şeyler. hayvan].i. (a.) koklama.) 1. 2. devşiril-miş.s. son. i. döşek. kalın. i. 4. çokluk. endâyiş-ger).i. i.s. anat. 2.) incir. tüyü dökülmüş [şey. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. kalabalık asker.) nihayet. (f. eksi. kıyma kıyma. 1.) Hint hurması. (a.i. (bkz: ünbûbî). 2. enbüh enbele enberût enbeste enbeste-dem enbîk enbîr enbîre enbiyâ enbiyâ-yi kibar enbûb enbûbe enbûbe-i bevliyye enbûbe-i gırbâliyye enbûbî enbûde enbûh Leşker-i enbûh enbûşe enbûy enbûzen enbûzen-i inşân enbür enbüre encâb encâd encam encâm-ı kâr encâm-pezîr encâs encel encer encere encidân encîn encîr. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl]. 3. necs'in c. kalabalık. (a.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. çok. koku.).) yüksek yerler.i. işkembe.) bot.) minder. (f.s. fercâm).) yaş ve kuru çamur. i. 2. (bkz: lenger).s.enbeh. (bkz: encüre). duvarın yıkılıp dökülmesi.) inbik. meclis. necîb'in c.i. başka. (f. hatmi çiçeği. (bkz: resul). işin sonu. (a.) son bulan.) pislikler. (bkz: ünbûbe-i bevliyye). (bkz: cemâat.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler. döşeme.i. necâib. . (a. kurdeşen. (a. en çok deve. hamından turşu yapılan.) bot.i. sıvacı. (f." gibi karşılıkları vardır]. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. (a.) 1. (bkz. katılaşmış. (f.) 1.i.b. (bkz: emrûd). ufak ufak. (a. anat. 3. çekirdeği büyük. talaş. (f. (f.s.) biy. (bkz: encûc). i.) 1. (f. ödağacı. yer elması.) asıl. gayretsiz [kimse]. demir hindi. dolap beygiri. (f. encîre encûc encûg (f.) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz.i. yüce peygamberler.i. (f.

atış.) 1. ısırgan otu. nedâ'nın c.b. biçimli elbise. unutulup gitmiş.) 1.i. çalgı çalan. atmış. az. (f. içinde". buruşmuş (meyva). takım. komisyon.) yıldızlar. nazîrler.) sıvacı. boy göstermek.) bot.i.i.) şebnemler. ısırgangiller.zf.i.encûh.f. hek. nücûm.i. isilik. 2.) yıldız saçan. akademi. (f.) 1. necm'in c. vasiyet. eşbâh. (f. mühendis. şikâyet.) bedene uygun. silâh atma.s. nefer.i.i. siyâsî encümen.) misiller. (bkz: encere. 2. 2. altmış santimetrelik bir ölçü. cihan içinde cihan.i. 3. (f. tahmîn.) sıvama. (a. (f. biçim.) hikâye. (a. cisim. azıcık. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze endâze-gîr endâze-hâne end-bend Saz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez (f-i-) lkıvrım. boğum boğum.) 1. (a. 4. baştan geçen şey. zorluk içinde zorluk.s. sıvacı malası. er. . mertebe. parça parça. nasihat.) 1.) den. 2.) yaşı küçük. yaldızlama. boy bos. sitâre-gân).) . derece. (a. zool.i. atılma. matematikçi. (a. 2. beden. yaşı küçük çocuk. (f. utanmış. (f. meclis. öğüt. (f. benzerler ve zıtlar. 2.i.s. pek) nâdir. [encûhîden ve encûgîden mastarından]..i. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâmî endâr endâve.) 1. (bkz: vakıa. (a.) daha (en.i. unutma köşesine atılmış. gibi.b. silâh atan. mektup. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.i. ok atan.) cemiyet. s. (bkz.i. (f. düzgün endam. (bkz: endiye). ölçek.i. insanın âzası. atılmış.s.i.). ser-güzeşt). 2. mahcup. nâdir'den) "-de.s. (a. nadad'ın c. eşler. benzeyenler.i. 2.) meclis.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. çiyler.i. çok seyrek ve az bulunan.i. atma.) hararet kabarcıkları.i. (a. (f. enzâd). 3. yaldızcı. deniz ısırganları.zf. cel (a. (bkz: kevâkib.) 1. nidd'in c.) ısırgan otu. boy. nazâir). atıcı.s. 2. (f. (f.b. bot. (f. politika kulübü. solmuş. muhasebeci (sayman). 2. (f. (bkz: encîn).b. (f. (f. (f.) vücut.b. (bkz. yaşı küçük. (a. (f. (f.) 1. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı.i. (f. okuyucu. bir tarafa bırakılmış.b. düzgün beden. boşaltma.) 1.s. şûra. takdir.

mertebe. (bkz: endiye). (bkz. (a. yaldızlama.) gemi direği. 2. solmuş.i.s. s. boşaltma. ısırgan otu. (f. (f. boy bos.i. (bkz: encûg). çiyler.i. silâh atma. (f. 2. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâr endâve. ok atan. kıvrım. nazîrler.) bot. (a.s.) 1.enderi enderûb. meclis. nedâ'nın c. eşbâh. takım. baştan geçen şey. . içyüz. düzgün endam. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. dâhili.b.) yıldız saçan.) 1. bir tarafa bırakılmış.i. (bkz: encere. isilik.) 1.) ödağacı. er.) 1.) bot. (f.) ısırgan otu. tahmîn. atılma. (f. endûb.i. (a. 2.) hararet kabarcıkları. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından]. tane tane.) 1. sıvacı. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. takdir.) 1.i.i.i.i.i. 4. bot. (f. biçim. benzeyenler. atıcı. (f. sıvama.i. düzgün beden.).b. 2. kıyma kıyma.) 1. ser-güzeşt). endûc enderûn encâs encel encer encere encidân encîn encîr. (bkz. (bkz: kevâkib. (f.) bot. politika kulübü. (a. 2. vakıa. ısırgangiller.) vücut. necs'in c.i. temriye denilen cilt hastalığı. ["encîden" mastarından]. [evvel (a.i.i.) şebnemler. 2. 2. (f. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze (a.) 1. cemiyet yeri. boy.i.) incir. (f. zool.) pislikler. halat. (a. atış.i. komisyon. harem dâiresi.i. (f. atmış.) cemiyet. deniz ısırganları. derece. necm'in c. nefer. 3. ürtiker. unutulup gitmiş. akademi. benzerler ve zıtlar.) atılmış. sitâre-gân). enzâd).i. şûra. (bkz: encüre). atma.) meclis. (f.s. nücûm.i. i. ödağacı. şikâyet.) sıvacı. (bkz: encûc). cisim. (a. ısırgan otu.b.f. (bkz.zf. ocak.s.i.i.i. (f. siyâsî encümen. 2. sıvacı malası. kurdeşen. (a.) bot. 2.) hikâye. yaldızcı. 2. bir şeyin iç tarafı. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. hatmi çiçeği.i. nidd'in c. (f. unutma köşesine atılmış. insanın âzası.) . 1. eşler. altmış santimetrelik bir ölçü. nazâir).) kalın ip. (a. beden.b. (bkz: encîn (f. ufak ufak.) misiller. 3. (f. nadad'ın c.) 1.s.) hek. (f.i. (f. hek.) yıldızlar. (a. (a. hek. kalb. ölçek. (bkz: endâyiş-ger).i. buruşmuş (meyva). (f.i.i. (f. (bkz: lenger). (a. boy göstermek. encîre encûc encûg encûh. silâh atan.

görüş. . tasalı.s. Ula etmek.i.) den. (f. nasihat. halat. (f.) gam. kaygı. (f.i.) 1. çok seyrek ve az bulunan. 2. sıvamak. içyüz.zf. az. yarının düşüncesi. gibi. gam. (f. endûc Enderûn enderûn-i hümâyûn enderûn ü bî-rûn endîş Âkıbet-endîş Bed-endîş Dûr-endîş endîşe endîşe-i ferda endîşe-i maişet endîşe-kâr endîşî Akıbet-endîşî Dûr-endîşî endîş-nâk endiye endûd Zer-endûd endûh.i. sıkıntılı. (f. endüh-nâk).s.i. iç ve dış. (f. sonsuz keder. tasa. boğum boğum.) düşünce.) gamlı. endüh endûh-i bî-pâyân endûh-fersâ endûh-gîn endûh-güsâr endûh-nâk. temriye denilen cilt hastalığı.) kederi. keder gideren. 2. her şeyi evvelden düşünüş. bir şeyin iç tarafı. kaygı. mektup. kederli. keder.i. yaşı küçük çocuk. (f. öğüt. matematikçi.b.) şebnemler. geçim sıkıntısı. (a. dâhili. .i. şüphe. sıkıntılı. okuyucu. (a.i.b.zf. (f. (a. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray]. gamı. cihan içinde cihan. vesvese. mühendis. 2.) yaşı küçük.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. tedbirli. muhasebeci (*sayman). gamlı.) kederli.s. geçim derdi. altın sıva. sonunu düşünen. 2. yaşı küçük. uzağı düşünen.b. (f.s. 3. tasalı.) düşünen.i. korku. (bkz: endûh-gîn. "sıva" manasınadır. (f-b. (f. merak. (f. fena düşünen. nâdir'den) "-de.b.) 1. pek) nâdir. saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât.) daha (en.) hek.i. üzüntü. (f. utanmış. nedâ'nın c.) 1. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva". harem dâiresi. ölçülü davranan. (bkz: endâ'). (f. sıkıntıyı gideren.b.b. derin. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. endüh-nâk (f.) düşünceli.) Farsça partisip eki çalgı çalan. sıkıntı.) gam. kalb. düşünceli. 3. (f. kederli.i.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir.) sürmek.e. azıcık. (f. endûb.s.endâze-gîr endâze-hâne end-bend ende Sâz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez enderi enderûb.i. (f. (f. sonunu düşünüş.b.) 1. çiyler.s. parça parça. (bkz: endûh-nâk.s.s. vasiyet. içinde". zorluk içinde zorluk. (f.b. keder.i. (f.s.s. yaldızlı.) kalın ip.b. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.) endişeli. endüh-gîn). (f. mahcup.) 1. 2. üzüntü.

i. kazanılmış.) fels. ben. burun otu. (a. nâfi'den) en nâfi'. koca burunlu. hazırlanmış.) buruna mensup. çok) faydalı. (f. moi. [zıddı afakî = fr. yaşayanlar. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H. ahenk kazanan.) fels. tamamlanmayan iş. nefes). soluklar.i. düşünülmüş şeye nispetle düşünene.s. 2. nefs'in c. nefîs'den) daha (en. tasavvur. şüphelenme. çok değerli ve lezzetli [olan]. (f. (a. efsâne. emeksiz kazançlar. kalabalıklar.s. (a.endûhte Hik-met-endûz Tarâb-endûz ene eneiyye eneiyyet ene-l-hakk enf Ebü-1-enf Kesr-i enf enfa' enfâl enfâr enfas enfâs-ı hayriyye enfâs-ı ma'dûde enfâs-ı Mesîh enfes enfes-i asar enfes-i et'ime Enfes-ül-cevâhir enfî enfiyye enfüs enfüs ü âfâk enfüsî enfüsiyye engânı engâme engâr engare engâz engebîn (f.i. biriktirilmiş. nefes'in c.) cemâatler. nefel'in c. ölüleri dirilten nefesleri. utanarak geri geri çekilme.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu. (bkz: hengâm). enâiyyet. hikâye.i. hayırlı nefesler.i. burnunu kırma.) vakit. (bkz. zan. enâniyyet). (a. sub-jectivisme.) 1. (a. eserlerin en nefisi. uç. topluluk.zm. hayat sahipleri. en değerlisi.i. kibrini kırma.s. hesap defteri. düşmandan alınan mallar. (a. objectifdir]. her şeyin ön kısmı. (bkz: asel).) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet. 2. fr. (a.) öznelcilik. (a. . (bkz: nefir). ganimetler.) 1. 4.) burun. (a. savaş yeri. nefis ve dışı. fr. 2. 5.i. 3.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz. Hz. tamamlanmayan iş ve nakış. halk. biriktirmiş. taslak.cü. (a. subjectif. (f. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir.i. ferdî zihne ait bulunan.) 1.) nefiste meydana gelen. yemeklerin en lezzetlisi. insan hayâtı.i. canlar. (a.i. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama. nefîr'in c. 3. öznel.i. (a. sayılı nefesler. kibirli. 2. (f. tekbencilik. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan.s. sanma.i. solipsisme. [uydurma kelimedir]. (f. nefesler.) ruhlar. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.i.s. (a.) bencilik. fr. kendini beğenmişlik. kazanmış. mevsim. XV.) 1. pek) nefis. (bkz.s. toplanma yeri. fr. mağrur. 2. (f. (a. burunla ilgili.i. isa'nın. ödenmiş. hikmet kazanan.) bal.) 1. oyuncular derneği. (a. 2.) 1. daha (pek.

dermansız [kimse]. Safâ-engîz safa koparan. (bkz: hılrît). engele.). karıştıran. 2.engel. engüşt-i nîl fakirlik. 2. engüşt-i büzürg baş parmak. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse. yükseltilmiş. engüşterî (f.e.i. susturmak.i. (bkz. engüştene (f. dep-reten. nahv'in c. engüşter.) parmağını tuza sürmek. yanlar.) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda].dey.) koparan.i.dey. 2. engüşt ber-cebîn nihâden (f. engûl. engiştâl (f. Kıymetsiz ve itibarsız şey. engüşt (f. ekincilerin harman savurduktan âlet. mahvetmek.s. engîl.i. engüşt-ber-dehân nihâden (f.) parmağa süs için takılan yüzük. enhâ-yi sahra . engüşt der çeşm kerden (f.i. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı). (bkz. yollar. engüjed (f. engele. engüşte (f.dey.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu. enhâ' (a. engüşt-i kihîn serçe parmak.) 1. engel.) zir. incil. Engelyûn (f. fesat karıştıran.) zool.b. düğme. engüşt ber-dehân (f.i. engîle). yok farzetmek. engîle (f. engüşt-nümâ (f.) parmağı alın üzerine koymak.i. engûr). engüje. çöl tarafları. karıştırılmış. 3. parmakla göstermek. engüjed (f. selâm vermek. yedi renkli.) . engüşt-i sütürg baş parmak. taraflar. meç.i. dey) dudağa parmak vurmak.i.i. oynatılmış. (bkz: engûje).) kopanlmış. ["engebîn" şeklinde de kullanılır].s. 3. engüşt ber leb-zeden (f.i. Macaristan.).i.) gözbebeği.) iyiliğe karşı kemlik etmek. söz vermek. söyletmek. ilik. yaba. engûle). engüşter-i pâ ayak yüzüğü.i.i. 2. engüştâne).) üzüm. kömür.) dikiş yüksüğü.) parmağı ağzında [olan]. engüşt hâlden (f.i. (bkz. Engürûs (h.b. şaşmak. cihetler. engûrek (f. şaşakalan. neşe yaratan.). hayran olmak. engüşt-i muhannâ kınalı parmak.) 1. engübîn (f-i-) bal. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap. (bkz: engûl. Macar.dey. fahm). engîhte (f. -engîz (f. engîl. (bkz. işlemeli bir çeşit kumaş.) 1. engûle (f. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç. engişt (f.) terzi veya yorgancı yüksüğü. s. 2. (bkz. engüje.i. erteng).) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu.) 1.s. ağız aramak. engûje (f. engüşt-i mi hin orta parmak. engüj (f.dey.) 1.i. zayıf.i. taaccübeden. engüşt ber-nemek sûden (f. (bkz: asel). engüşt bürek (f. Fitne-engîz fitne koparan. yemin etmek.i.köstebek. (bkz: ha-deka). engüştâne (f. (bkz: ineb). 2.) hasta. engîr (f.) parmak. engûr (f. (bkz: er-jeng.) 1. (bkz: engüştene).i.b. engüjed).

(bkz: eş'em]. cü.i. pek.i. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir.) ırmaklar. [birincisi] erkek. a. nehr'in c. anırtı. kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları. mânâsız söz. casus. enîse enîs-i dil Enîs-ül-Ârifîn Enîs-ül-Guzât Enîs-ül-Kalb enîsân enîse enîşe eniyyet enkas enkaz enkaz-ı beşer enkaz-ı remîme enkaz-ı ümmîd enker enker-ül-esvât enkiha enmele enmâr enmûzec enmûzec-i âlem enmûzec-i evvel enne en-necâtü fi-s-sıdk en-Nehr ensâ ensâb (a. (f.) güzel. (a. nümûr).s.) 1. nimr'in c. per-sonnalite. dalkavuk. (a.) 1. (f.) çok inleyen. çok) noksan.s. ümit yıkıntısı. nikâh'ın c. (bkz: nâlân). derin nehirler.i.i.) daha (en. (f. eksik. (bkz: enhâr). dost. insan yıkılmaları. neseb'in c. 'kişilik.) çirkin huy. nukz'un c.i. şirin şey. pek fena. çok şom [meş'um]. 2. (a. 2.) inilti. (a.) unutmalar.). kalbin inlemesi. (bkz: kizb). fena tabiat.i. ırmaklar. eski hayvanların bakiyeleri. (f. (a. . pekişmiş [nesne]. soylar. 1526 (H.i. (a.) 1. gönül dostu. hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler. hafiye.) 1. çaylar. 2.) ateş. yar.s. kalpten acı çekip inleme. Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir. (a. (a. yalan. ilk örnek. üns'den) 1. (a. 3. tip.c. örnek. (a.i. arkadaş. âlemin örneği.) astr. (a.enhâr enhâr-ı arnika enhâr-ı âmme enhas enhür enîk. (a. seslerin en çirkini. yıkıntı moloz. fr.) fels.) ırmaklar. (bkz: nâr). yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça aslından Türkçeye çevirerek II. mostra. (a.h. (a.i. (a. çaylar.i. gizli inilti. nesy'in c.s. (bkz: nimâr.s. (bkz. nikâh).i. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri.i. [ikincisi] kadın adı. (bkz: müdâhin). 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. enâmil) parmak ucu. 2. (a.i.) numune. XVI.) donmuş. s. baba tarafından hısımlar.i. (a. [bu eser. pek uğursuz. (bkz: enhür). od. bina yıkıntıları. sevgili.) en çirkin. boş.i.i. nahs'dan) en nuhûsetli. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır. sevimli. nehr'in c. inleme.) kaplanlar. enîka enîn enîn-i hafi enîn-i kalb enîr enîs. [kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır].i.) kurtuluş doğruluktadır.s. [fasihi "nümûzeç" dir]. (a. ("ka" uzun okunur. (ariflerin dostu) XVI.

s. nesîb'den) daha (en. (a.i. genç pâdişâh. müdâfîler. (a.i. (bkz: niam). pek) münâsip. nesl'in c.) yarımlar. en) iyi söz söyleyen.s.i. koruyucular. esnafın en insaflısı.) ölüye ağlayan kadınlar. adalet. soylar. tamam katı' (cosequence)]. 2. (a. serler.) tıpta kullanılan bir ot. 2. (a. kartal [kuş]. (a.i. erkek adı.) 1. bot. şarap. örmeler. (a. . uygun. (a.i. Hz. aydınlıklar.i. (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi.h°5 ne kadar hoş.i. çok yerinde. ekmekler. İlm-ül-cnsâc dokubilim. mes'ut. nutk'dan) daha (pek.s. (a. ihsanlar. dokular. teceyb (cosinus). fr. (a. belâlar. pek) nurlu.i. Muham-med'e yardım edenler. muavinler. zürriyetler. (a. nimetler.) evlâtlar. ni'met'in c.i. nesc'in c.) zool.) 1. fr.) 1. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur]. katı' (sequence). meristeme. *sürgendoku.s. [ensâc kelimesi. nevr'den) 1. Allah yolunda Hz. nesicler. nevh'in c. ağıt yakanlar. eksikliklerin. iyilikler. noksanlık-lann türlüsü. (a. ta-savvufî eser. (a. sülâleler. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. ve i. (a. i. yanlar. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri. sevinç. nâsır'ın c. (bkz: naşirin). çok çeşitler.i. (f-'-) l. histologie. tamam mümâs (cotangent). dokumalar.) ziyalar. h. çok ve pek parlak. nûr'un c. nüsûr). i. kumaşlar. (o.ilm-i ensâb ensâb ensâbiyyât ensâc ensâf ensaf ensaf-ı esnaf ensâl ensâr ensârî ensâr-ullah enseb ensice ensice-i müşekkile ensür entak entarûn enûk enûşâ enûşe en'üm enva' envâ'-i kesîre envâ'-i nekayıs en vah envâr Envâr-ı Şarkıyye Envâr-ül-Aşıkîn enver nesepleri inceleyen ilim.i. (a. (bkz: esnam).) yardımcılar.) nesep ilmi.s. 3.) 1. 3.) hek. çok güzel. (a. (bkz: nesi).). âdillik. heykeller. çok. mümâs (tangent).i. türlüler. nusub'un c. mecûsî mezhebi. 2. nısfın c. putlar. nesc'in c. Şâpur Şâh'ın halası. 2.i.c. kantaron.) çeşitler. daha (en. bâzı. parlaklıklar. (a. 4.) ensârdan olan kimse. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs). Hicretten sonra. 2. lûtuflar. [bu kelime Arapça bir kalıba sokularak uydurulmuştur]. 2. (a. (bkz. nesr'in c. (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. nev'in c. (f.s. (a. 2. insaf dan) daha (en. Medine'de bir yer adı. pek) insaflı. ışıklar. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler. döller. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup.

zenginler.) delikanlı. (a. uslu olma. dullar. deli.) şahane tahtlar. (dördüncü gün) çarşamba. (a. ermele' nin c. arka. (a. asker dulları. mevki sahibi kimseler. (bkz: esnân-ı katıa). ince. (a. mâlikler. kısa vezinli şiirler. çok) rakik. becerikli. (a. bakmalar. 1. Epikürcülük. toprak.) fels. sonbahar. (f.1ar. su. yetimler ve dullar. kansızlar. sıyrıklar. (f.e. toprak tabakaları. (a. erîke'nin c. 2.) ulu.s. (a.) reziller. herkesin gözü önü. (a. dul kadınlar. nîr'in c.i. kasideler.) zool. erzel'in c. safra. fr. kış. (bkz: fesân). (dört mevsim) ilkbahar. olsa.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri.) bileği taşı. erâmile Eytâm ve erâmil erâmil-i askeriyye er'an erânib erâzil erâzil-i nâs erbaa' erbaa Ahlât-ı erbaa Anâsır-ı erbaa Cihât-ı erbaa Etrâf-ı erbaa Füsûl-i erbaa Yevm-ül-erbaa erbaa-i mütenâsibe erbâb erbâb erbâb-ı câh erbâb-ı denâet erbâb-ı dil erbâb-ı dîvân (a. (yun.i. devlet dâiresi 'görevlileri. alçak kimseler. mat. erneb'in c.s. nazar'ın c. (bkz: endâd). [müfret olarak kullanılır] ehil. şâirlerin kısa vezinli şiirleri.i.) bön.i. [eskiden] selâse kaidesi. balgam.) eğer. ürcûfe'nin c. itibarlı. nâb'ın c. (a.i. pek bayağıları. halkın en rezilleri. pek. halkın bakışları. (a.) akıllı. nezl ve nezîl'in c.ürcûha'nın c. ahmak. (a. (a-i. hava. .) bekârlar. yabancı bakışlar. lâyık.s. muktedir.s. (bkz: şâbb). namussuzlar. çılgın.i. (dörtunsur) ateş.) soysuz-. sol.) boyunduruklar. yüzsüzler. düzmeler.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. yaz.) 1.) daha (en. nazad'ın c.s. (a.s.) 1. ön. zeyrek. olur ise. rabb'in c. gönül adamları. (a. alçaklar. kuzey. batı.i.i. şerefli ve tertipli kimseler.i. ["eğer" in hafifletilmişi].) çarşamba günü. 2. güney.i. (dört taraf) sağ.a. Epicurisme. sahipler. meclis üyeleri.i. (a. uydurmalar. tavşanlar.) salıncaklar.) bakışlar. kâğıtların veya yaprakların en incesi.i. (f. (dört taraf) doğu.enyâb enyâr enzâd enzâl enzâm enzâr enzâr-ı ecnebiyye enzâr-ı ta'ziye enzâr-ı umûmiyye enzâr-ı ümmet Epiküriyye epsân epürnâk er erâbet erâcîf erâcif ve ekâzîb erâcîh erâcîz erâciz-i şuarâ erâik erakk erakk-ı evrak erâmil. dem. reis. yalan ve uydurma sözler.i. (a.) yalan sözler. başkan. kasideleri. aşağılık adamlar. (a.) mısraları kafiyeli. tâziyet bakışları. ürcûze'nin c. 2.s. şaşkın. (bkz: ehl-i dil).i. sevda. (a. sünepe.) dört. (f. ise.

) taraflar. güvenilir kimseler. faizler. l. arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün. işi olanlar. 2. namuslular. kırkıncı [sırada].i. (bkz: erbaîn).i. dindar kişiler. (bkz: emrûd). şeriatçılar. halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. 3. (bkz. hüner sahipleri. eshâb-ı mesâlih). itibarlı. ribh'in c. iş tâkibedenler. zanaatkarlar. yıldızlara bakıp da talih bildirenler. güzel ve zarif kimseler. ilimle uğraşanlar. iyi konuşan kimseler.s. sağduyu sahipleri. 4.i. gergedan.i. [sayı]. vefalı kimseler. (f. kadir ve kıymet. îman sahibi kimseler. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. kötü niyetliler. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün]. garaz sahipleri. kâinatın mâhiyetini.) 1. galip gelenler. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). kılıçla uğraşanlar. basiretli. boğazına düşkün olanlar. tabiat sahipleri. din işleriyle uğraşanlar. temkinli kişiler. yazarlar.) kırk. recâ'nın c. [sayı]. işkembesini düşünenler. (bkz: erbâb-ı hıref)zenginler. vefa sahipleri. (a. kalbi temiz. yönler. bilirkişiler. dindar kişiler. (bkz: erbeûn). inanılır. (a. sanatkârlar.) armut ağacı. (f.) armut. sırf boğazını düşünenler. . karakış. akıllı. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet.erbâb-ı fenn erbâb-ı fünûn erbâb-ı garaz erbâb-ı hâcât erbâb-ı hıred erbâb-ı hıref erbâb-ı himmet erbâb-ı hüner erbâb-ı iktidar erbâb-ı kalem erbâb-ı maâlî erbâb-ı ma'nâ erbâb-ı mesâlih erbâb-ı mütâlâa erbâb-ı namus erbâb-ı nücûm erbâb-ı sabâhat ü zarafet erbâb-ı safâ-yı bâtın erbâb-ı san'at erbâb-ı servet erbâb-ı seyf erbâb-ı sika erbâb-ı sunan erbâb-ı sülük erbâb-ı şikem erbâb-ı tab' erbâb-ı tagallüb erbâb-ı temkin erbâb-ı temyiz erbâb-ı ticâret erbâb-ı vefa erbâb-ı vukuf erbâb-ı zahir erbâh erbain erbaîn-i âşûra erbaûn erbiyân erbû erbû-dâr ere ercâ fen ile uğraşanlar. (f. (bkz: ehl-i şikem). ancak dış yüzüyle görenler.i.i. 2. muktedir. askerler. himmet sahipleri. anlayışlı. okuyanlar. (a. ticâretle uğraşanlar. fen adamları.) su çekirgesi. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır].b. astrologlar.kırk. iyi yaratılıştı kimseler. üstün çıkanlar. kazançlar. iktidarlı kimseler. zool. (f. birşey yapmak isteyenler. fen adamları. saygın kişiler.) faydalar.

(a. sarmaşık nevinden ören gülü.i. derecelerin en yükseği. savaş. (bkz.) ağaç kurdu. koyu renk şal.i. (a. (f.i.s.s. tercihe şayan. kızıl şey. (f. sof. (a.) daha (en. (bkz: ercmend).) ayaklar. (bkz: ak-dâm. şerefli bir kimseye yaraşır yolda. erkek adı. seçkin.) arkaya. uygun.b. (a. seçkin olma.i. ricl'in c. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir].) bot.i.) 1.) bot.s. (f. aksarmaşık denilen nebat (bitki). kadın böşörtüleri.) ayaklar.) muharebe. (a. muhterem.i. ve i.b. öfke. koca yarpuzu denilen hoş kokulu. (bkz: erjen). [kelimenin aslı "irdeb" dir]. (a. erteng). s.) 1.i. anber.i.s. itibarlı. (a.) bot.). cidal. ercül). çok) rica edilen. (a.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. hindistan cevizi. yalancı ayaklar.i. (f. (a.) başı büyük.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek.i. yabani şebboy.) 1. (f.) usta gemici. râcih'den) daha (en. 2. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler. (i-) l. (a.) itibarlı. haysiyetli. refî'den) daha (en. muhterem.s. üstünlük. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. anat. (f.). akasma. (bkz: ergavân). kocakafa. kulakları kaba ve uzun [adam].) çürük şey. (a.) 1. en ziyâde yumuşak.s. pek) râcih. (bkz: kermet-ül-beyzâ).i. ricl'in c. nefsî isteklerine düşkün olan. (a. harb). pek) râcih olma. kahır.s. (bkz: akdâm.s. pek) yüksek.zf.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı. misk. un. haysiyetli. erdşîrdârû erec erenbânî erendân er'es erett erez erfa erfa'-ı derecât erfak erfeş (a.) bot. (f. (a.) bot. (f. (bkz: eric). (bkz: ceng. istenilen.) güzel koku.e. şerefli. cenk eri.erguvan çiçeği. itibarlı.) bot. (f. ridâ'nın c. (bkz: ercümend). kükremiş cenk ars-lanı. yüce.) baş örtüleri.i. (a. 3. kırmızı kadife. (f. yoldaş olmaya en çok lâyık.s.i. (a. sonraya bırakılan şey. pek.i. 2. ercâl).) peltek [adam].i. (a.ercâ ercah ercahiyyet ercâl ercâlûn ercen erceng ercîl erciye ercmend ercmend-âne ercmendî ercümend ercül ercül-i kâzib ercüvân erd erda erdâne erdeb erdeb Erdebiliyye erdeh erdem erdiye erdiye-i nisvân erd-şîr erdşîr-i ceng erdşîrân. 2. (a.) daha (en. . (a. (bkz: ervâne).i.s.b. (f. 2. (f. acıbadem ağacı. perhâş. (bkz: ertel). acıbadem ağacı.i.i.) şerefli.s. (a. tadı acı bir nebat (bitki).i. üstün. 2.) boz. (f.i.i. (a.

birden dokuza kadar olan sayılar. (f. (f.) erguvan çiçeği renginde. merhametlilerin en merhametlisi. bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar. (a. anber. (a.) yazılar. (f.s. arslan].) çiftçi.s. erguvan renginde kırmızı şarap.c. (bkz. . misk. ses. (a. ("ka" uzun okunur.s. (bkz. rükh'ünc. (a. pek. ırmak.) muz. irb'den) akıllı. erîbe erîb ü edîb erîc erîke erîke-ârâ erîke-nişîn erîke-pîrâ erîr erîs erîs. rahîs'den) daha (pek.b.s. akıllı fikirli ve edepli [kimse]. ekinci. döl yatakları.i. a. zeyrek. zekî. (f. 2.) zekî.) 1. (a. (f. su akıtmak üzere açılan yol. org. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara.s. bilek. erîsî eriş erjen erjeng erk erka erkab erkâh erkâh-ı rehâbîn erkam erkam-ı arabiyye erkam-ı aşere erkam-ı cümel erkam-ı dâlle erkam-ı dîvâniyye erkam-ı gubâriyye ("ga"lar uzun okunur.) 1. rakam'ın c. (a. sayılar. uykusuzluk hastalığı. Arap rakamları. acıbadem ağacı. 2. ergavânî). ark. (f.) güzel koku. (f.i-). merhametli.s. öfkelenmiş. 2. (bkz: erîke-pîrâ).s. akrabalar. rahm'in c. (bkz: haris). sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar. çok) rahîm.) hiddetlenmiş.s.) erguvan renginde olan. (a.) ercen).) 1. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu.) hâli vakti çok iyi olma.) hiddetli.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua. (f. uslu. akıllı.i. (bkz: serîr). haykırış. uyanık. çok) ucuz.i. (f.i. dere.) el değirmenleri. (a. [kilisede] papazların sığındıkları. öfkeli. (a.i. endaze. ("ka" uzun okunur. hısımlar.(bkz. (f.i. bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi.) 1. (f.s. (f. engavân).b.s.b.i.s. hırslı. (f.) sığınılacak yerler.) hek. (a.) l.s.i. rehâ'nın c. (bkz: erteng).s. öfkeli bakış. 2. en. (a.erga. resimler. (f. (a.i. ergab.s.i. (f. oturdukları yerler.i. rahîm'den) daha (en.) pek yüksek. satılan eşyanın en ucuzu. kızmış. ebced hesabı.) tahtı süsleyen [pâdişâh].b. (f. taht. f. en yukan.i.) boynu kalın [adam. oynak ve hızlı giden at. bot. (bkz: rusug).s.i. arşın. şaraba düşkün olan sarhoş. erâik).s.i.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. ergav ergad ergande erganun ergavân ergavânî Şarâb-ı ergavânî ergide ergîde-nigâh ergun enguvân erguvânî erhâ erham erham-ür-râhimîn erhâm erhas erhas-ı es'âr erîb . a. (bkz: erec). Allah.i. en ferahlı yaşayış. (a.) tahtta oturan.) sert başlı. güzel ve parlak kızıl. 2. olgun [adam]. ["ergenûn" un muhaffefi]. (bkz'erîke-ârâ).) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek.

destekler. hediye). remî'nin c.) bıçkı.i.h. (bkz: emrûd). Ermîn (f. arzu. 2.s.i.h.i. reisler.) armağan. "erâmil" kullanılır].i. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. ermiye (a.i. darbeler.i. Ernevâz (f. (bkz: arbûn). [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır.) armut. erke (a. 1) müşebbeh [benzeyen].i. ermedâ (a. (rumh'un c. yerinme. gri. kül rengi.i. erâmil.) sallar. rimme'nin c.c. 2. ermîde (f. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed. yalancı [adam]. remes'in c.i. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı.i.i. ermân-hâr (f. ermâ' (a. kurmay subay. destere].s. remh'in c. en çok Yemen'de yetişir]. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir. süngüler.i.c.) 1. 2. erânib) zool. (bkz: minşâr).) mızraklar.c. 3 yol. errâc (a.i. erkân (a. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli]. müzevir. erkân-ı salât namazın rükünleri.) zool. hediye. tavşangiller. ernıân (f. pişman olan. erkam-ı Hindiyye . genelkurmay. [dest-erre = el bıçkısı. erâmile) dul kadın. [sıcak memleketlerde.b. subaylar grubu. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler].) ateş külü. (Zeyçlerde kullanılırdı.i.) gündelikçiye peşin verilen ücret. ernebiyye (a. yöntem. gözü ağrıyan [adam].) dolu yağdıran kasırga bulutlan. erânîb) anat. esaslar. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler. ernebe (a.i. destere. sakin. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler. subaylar. tavşan.s. istek. erre (f. ermagan (f.) yerinen. ermûn (f.islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime]. ermûd (f. ermâm (a. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed. 2. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen]. âdâb. ermele (a.) 1.) misvak ağacı. [dâima c. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri. 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı]. ermâs (a.s.i. rükn'ün c.) çürük kemikler. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı]. burun ucu. direkler. vuruşlar. ermâh (a.) Keykubât'ın dördüncü oğlu.) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler.) 1. usûl.)].) durmuş. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil]. (bkz: bergüzâr.) 1. sütunlar. erneb (a.s.s. 1) müsteâr [kendine benzetilen]. ermed (a. pişman olma.) fesatçı.i.

reşîd'den) daha (en. (bkz: dem'). (f.i. erjeng). animisme. 2. oylukları etsiz. (bkz: erdâne).) nzkı veren Allah'dır. hayâtın cevherleri. köksap [lar].c. revk'ın c. canlıcılık.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon.) canlar.i.erre-hâne erre-keş er-rızku al-Allah ers ersâd ersah ersen ersûsa erş erş-i gayr-i mukadder erş-mukadder erşah erşed erşed-i evlâd ersem i ertâ ertel erteng erûm erûme erûs erva ervah ervâh-ı habise ervâh-ı latife ervâh-ı makamât ervâh-ı mukaddese ervâh-ı tayyibe ervahı ervâhiyye ervâk ervâm ervâne erveb ervenân (f. fık.) fels. sâk-ı cezri.bot.i. hareket hattı daha iyi olan.) l. son derece cesur ve yiğit [adam].s.i. (a.) 1.) gözyaşı. (a.) peltek [adam]. (f. (a.) bıçkı yeri. (a. kutsal ruhlar.) 1. çadırlar.) cin fikirli [adam].s.) 1. 2. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet. melâikeden kinaye olan bir deyim. kötü ruhlar. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus. çok güzel [genç]. . 2. değerinden indirilen para. kongre. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç. erûm) kök.s. yabani şebboy. iyi ruhlar. (a. (a. (a. kurt. kurultay. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet. (a. rûh'un c. erûme'nin c. (a.) l. f r. pek) reşîd.i. zayıf [adam]. zool. rasad'ın c. ıztıraplı [gün].) yoğun. s.) ruhlar âlemine mensup olanlar. Roma'lı-lar. fık. 2. çocukların en ergini. perdeler.i.dik [ses]. ergin olan. (a. rûmî'nin c.i. (a.i.) 1.) tabakların.b. mecmua.) eski zamanda kullanılan kavuk.b. müzik makamlarının ruhları.) meclis. c. urûş) 1. 2.i.) bot. kusuru dolayısıyla. kan pahası. (bkz: erett). sıkıntılı.s. (f. l.i. meta. satılık malın. doğru yola daha yakın.) rasatlar. gözetlemeler. dergi.) bıçkıcı.i.i. Arap diyarının dışında bulunanlar.i. fık. Rûmîler. 2. (f. (a. bir cins dişi deve. anakök. büyük sarık.cü. hızar.i. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam]. ar-vana.) kumaş. miktarı muayyen olan diyet. (a. (f. gözlemeler. 2. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim]. (a. (bkz: mücevveze).c.h. 2. (bkz: engelyun. (a.s. (f.i. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç. (a.i.i. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam].i. (a. (a.i. (a. (bkz: düğ).i.

) pahası kesilmiş.s. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen. düz ve ekini bol olan yerler. esâka (a. 2.) bot. es'ab (a.) türlü türlü yürüyüşler. rîfin c.b. daha [en.) dan ekmeği.) merhem. daha saâdetli. 2. rezîl'in c. erze-ger (f.i. yerinde.i.) üzengi kayışı.b.s. halkın en aşağı tabakası.i.) pek saîd.i. sınama. erzâl (a.i.s.i. erzâniş (f.) sıvacı. saîd'den. soysuz. üsbû'un c. esâbi' (a.) pirinç [hububattan].) yiyecek. esâbi'-sukur (a.) ucuz fiyatlı. bunaklık günleri.) haftalar.s. 2. ervend'). (a.i. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan. fasihi "erüz" dür. f r.).) 1. erze (f. esâ (a.) parmaklar. şeref ve itibar. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler.s.) dan [hububattan].i. erzel-i nâs insanların en fenası.) ma'mur.i. erze (a.f. pek) sahih. nzk'ın c.) çam ağacı. en bayağı takımı. erziş erz erzak . çamdan çıkarılan zift.i. yânî yedi parçadan birinci iklim. azıklar. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları. esfel'in c. verimli. esâfil (a. doğru. (bkz.i.i. sahih'den) daha (en.i. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen.i. mer-yemana eli denilen bir kök. eshece'nin c. (f-i-) kıymet. erzîz (f.) 1.i. içecek.) kalay. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık. (a. erzânî (f. ısbı'ın c. en mutlu. yenilecek. esâfil-i nâs halkın en aşağı. ucuzluk.(f. 2. erzen (f.i. erzenîn (f. (bkz: rüzelâ). ilâç. lâyık görülme. esahh (a. baha. biçilmiş [şey]. yüzsüzler. es'ad (a.ucuz.b. erzîde (f. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim. içilecek şeyler.i. ervend ervîn eryâf erz. uygun. erzân (f--) l. zor. lâyık. deneme.) pek aşağı ve bayağı olanlar.) 1. es'ab-ı umur işlerin en zoru. 3.s.s. esâkıf (a. es'abî (a. (a. değer. pek. soysuzlar. pin. liyâkat.) parmak üzümü.) piskoposlar. çok hayırlı. kadir ve itibar.) gayet güzel ve beyaz göz. bot. tecrübe. esâfil-i Şark paryalar.i. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu. 4. erzân-bahâ (a.) hayır ve iyilikler. çam. esâbi'-ül-azârî (a. samanlı sıva çamuru. üsküfün c. sa'b'dan) daha (en. erzel (a. çok) rezil. yıldızlar. ele hürmetle alınan. meç. pek) güç. 2. (f. esâbî (a.s.i.s. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm].) alçaklar.i.b. alçak.i. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç. ekvatora yakın olan mıntıka. metropolitler. esâhic (a. rezîl'den) 1.

) eskiciler.i. Anayasa.) göz ucu ile bakma. mitoloji. temel.) 1. esâsiyye Kanûn-ı esâsî Teşkilât-ı esâsiyye esaslı esâtîn esâtîn-i ulemâ esâtîr esâtîr-i îrâniyye esâtîr-i Yûnâniyye esâtîr-ül-evvelîn (a.]. 2. (a. dip. 2. su'r'un c. direkt maliyet. (a. (a.i. eko. sı'r'ın c. olan esmâ'ın c.). kunduracılar. (a. 2. ifâde şekilleri. üslûb'un c. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem. . olan esrâr'ın c.i. minder gibi ev eşyası. esasla ilgili.i. esâsât) 1. (f. esirlik altında. yüz güzelliği. köşkerler. isnâd). tutsaklık. [müfredi bu mânâda kullanılmaz. (a. ism'in c.i. üstüvâne'nin c. kendiliğinden.zf. fiatlara esas olarak alınan unsur. harp esirliği. narhlar.i. gerçek. temelinden. âlimlerin. tarzlar. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat.) 1. (bkz: üserâ). köleler.i. 2) eko.i.). 2. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet. (a.) uydurma hikâyeler. (a. (a. (bkz: esma'). Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. (a.i. üstüvaneler. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. (a.s. ilk zamanlara ait masallar.i.) döşeme. eskefin c. (bilginlerin) ileri gelenleri.i. Anayasa.s.) esaslar. (a. doğru. ev eşyası.s. esâs'ın c. (bkz: zâten). eko. masal nevinden şeyler. ikramiye. yalanlar.i.) yiyecek içecek artığı.) 1. (a.i. sahîh). tahsisat. bir hey'etin ileri gelenleri. bir takımın.) satılan şeylerin bilinen fiyatları. (a. eko. kölelik. Yunan mitolojileri. aslından. ilâve. eko.) sağlam. fiat-lann yüksekliği. hüküm altında bulunma. eko.) yeniçerilerin kaydı.) usuller. (a. avuç ve alındaki çizgiler.t.). namlar.) esirler. (a. (a. esre). kulluk. (a. ulufe defteri. yollar. doğruluk. adlar.) esâsından. (a. asıl.esâkit esâlîb esâme esâmi esânîd es'âr Galâ-yi es'âr es'âr esârâ esâre esaret Taht-ı esaret esâret-i vicdâniyye esârîr esâs esâs-ı beyt esâs esâs devre esâs fıat esâs mâliyyet esâs mevduat esâs sermâye esâs ücret esâsât esâse esasen esâsî. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi.i. esîre. eko. (bkz.i. üstûre'nin c.c.i. sırr'ın c. (bkz: hakîkî. esirlik. isnâd'ın c. esîr'in c.) asıl ve temele mensup. (bkz. vicdan esirliği. îran mitolojileri. kök.

i. peçe. (f. (a.s. at koşturacak meydan. mücevherli. karalıklar. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. sâbık'dan) 1. 2.) at süren.) kadın bilezikleri. (f. mızmar).b.) 1.i. hakiki.) at hırsızı. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. kuvvetli.i. esâtize esâtize-i elhân esâtize-i mûsiki esâvid esâvir.i. Arttırıcı. 3. kadın bilezikleri. 2. at koşusu.s. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır]. bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler. icbar eden sebepler. at koşturan. sebeb'in c. büyük işler ve sebepler. çok daha evvel olan. (f.) siyahlıklar.) 1.b. at koşturucu. İsrâiloğullan. -rîs esb-süvâr esb-tâz (a. beygirler. esâvire esâvire-i murassaa esâvir-i nisvân esb esb-i sabâ-reftâr esb-i tâzî esbâb esbâb-ı cefâ esbâb-ı feshiyye esbâb-ı hakikiyye esbâb-ı matlub esbâb-ı mucibe esbâb-ı muhaffife esbâb-ı mücbire esbâb-ı müşeddide esbâb-ı nakziyye esbâb-ı sahîha esbâb ü efâil-i a/.) mahmuz. sivâr'ın c. (a.i.s. (f. (bkz.îme esbak esbân esbân esbât esbât esbât-ı benî isrâil esb-efgen esbel esb-engîz esbgul esbîl esb-rân esb-rîz. (f.i. evlât ve torunlar. geçmişten önceki. ustaları. güçlü. rahatlar. gerekçe. cumartesiler. sevâd'ın c. daha eski. . (a.s.) at.i. (a.b. huk. kadınların yüzlerini kapadıkları tül. (f.b.) ata binmiş. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. yel gibi seyirten at. müzik üstatları.s.) atlar. Arap atı. ustalar. (a. huk. cefâ sebepleri. işlenen cürmü hafifletici sebepler.) karnıyarık denilen tohum. savaş meydanı. huk. üstâz'ın c. cenk eri.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit.i. sıbt'ın c. sebt'in c. olan "esvire"nin c.esâtîz.b. (a.i.b.i. 2. (f. kuvvetlendirici sebepler.i. pırlantan bilezikler. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler. mûsiki.s. 1. esb'in c.) vâsıtalar. (elhan üstadları) mûsiki üstatları.b. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu. doğru sebebler. (f. huzurlar. 2 . (a. (f. lâzı-malar. öncekinden daha önceki. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler. (a.i. 2 .i. "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı. her şemsî ayın 18 inci günü. beygir. zorlayan.) üstatlar.) 1. (bkz: feres). ["gül" kulak manasınadır. (f.) 1.) uzun bıyıklı [adam]. 2. gerçek sebepler. [Yahudiler].) 1.

deniz seferleri. şîr). [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı. (a. pek. (Allah'ın galip arslanı) Hz. nişan. çok) sâdık. (a. icat mahsûlü. hüzünlü. (a.b. (bkz: esfâr-ı bahriyye). arslangiller. (a. 2. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır].) esef eden.) 1.s. pek aşağı. Ali. telaş belirtisi. mevzun nesirler. (bkz: usfûr).) 1. .f.c.i. zool. en sefil. (a.) acıklı. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. Leo.i. pek. içdenizlerde yapılan seferler. inci kabuklan.) 1. iz. yola gidişler. aşağı [taraf]. çok) yaşlı. le Lion. sefet'in c.) aşağılık.) en saf. typhacees. (a.i. (a. çalışarak meydana getirilen eser. arslan. sefer'in c. sifr'in c. fr. alâmet. gazanfer. târih.) 1. üsel) bot. (a. asar) 1. f r.i. f r.i. yolculuklar. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz. 2. düşmana karşı gidişler. (a. bir kimsenin meydana getirdiği şey. (a. hüzün. 2. san'at eseri. hizerb. (a. deniz seferleri.i. (a.) içi su dolu kovalar. eserî esfâ esfâr esfâr-ı bahriyye esfâr-ı baîde esfâr-ı bihâr esfâr-ı haşire esfâr esfât esfel esfel-i sâfilîn esfeliyyet (a.) sepetler. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç. (a. cehennem. şaşkınlık belirtisi.i. sedefin c. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. hayat. acıyan. te'lif. 2. keder.i. 3.escâ escâl esdâf esdak esed esed-ullah-il-galib esedî esediyye esef esef-hân esef-nâk eşele esen esenn-i şüyûh eser eser eser-i cedîd eser-i hayât eser-i hayr eser-i hayret eser-i îcâd eser-i mesaî eser-i san'at eser-i telâş esere.i. (a.b. (a. gam. (a.) ed. secel'in c. Alî.f.c. tasa. yolculuklar. 2. en temiz. (a. 2.s. hadîs-i şerif.i. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse].s.s.i. 3.i.) 1. bot. basılmış kitap. çok bayağı.i. s. Lât. leys.) acıma. te'sir. canlılık alâmeti. 6. astr.) serçe kuşu. (a. yaşlıların en yaşlısı.) büyük kitaplar. hayırlı iş.i. ciltler. 5. eslâl. doğru. sec'in c. sukamışıgiller. hizber. objet d'art. l. kıç. candan [kimse]. 4. (a. Güneş'in. netîcesi. uzak seferler. makat. vakayi kitabı.) daha (en. haydar. (bkz: dırgam.) daha (en.) sedefler.i. (a.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası.s.s. (bkz: esi).

s. (bkz: sâhib). cennet Cennete gidebilecek olanlar. (bkz: Sebtiy-yûn). (bkz: gûnâ-gûn). eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. cumartesiye bağlı olanlar". Muhammed'in sahabeleri. eshâb-ı rivayet rivâyetçiler.(a. becerikli kimseler. Kefeştatayyuş. [müfretsiz cemidir]. çok) sahi. Mernûş. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. eshâb-ı servet servet sahipleri.) rengârenk.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. zengineshâb-eshâb-eshâbler. (bkz: râvî. eshâb. zebaniler.güzîn Hz. eshâb-ı kibar Hz. cahîm Cehennemlikler. eshâb. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. 2. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor].c. ferâiz huk. Muhammed'in yakınları. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. eshâ' (a. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. sâhib ve sahb'ın c. eshâb-ı kubur ölüler. Hıristiyan askerler. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. eshâb. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. eshâb-ı amal aç gözlü. sahî'den) daha (en. eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler.idare idare adamları. ruvât). eshâb. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. arkadaşları. türlü türlü. emlâk mal. îtibarh kimseler. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler.) 1. zenginler. eshâ' . Yahudi kavmi.s. eshâb. sahipler.s. eshâb-ı akar gelir sahipleri. eshâb (a. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. eshâb-ı matlûb alacaklılar. Mislînâ. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. devlet 1) servet sahipleri. 2) i eri gelenler. Kıtmîr (köpekleri)]. eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. [Yemlîha. eshâb. hırslı kimseler. Debernûş. cömert. Mekselînâ. mülk sahibi olan kimseler. pek.inziva inzivaya çekilenler. eli açık [kimse]. eshâb-ı kiram Hz. Muhammed'in seçkin. değerli dostları. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. Şâzenûş.hayr hayır sahipleri. eshâb.kalem me'murlar.i'tibâr itibar gören kimseler. [bunların bâzı kaynaklara göre 305. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba). mâlik ve mutasarrıf olanlar.

seher'in c. işlerin en kolayı. "kılıç adamları"askerler. actions. Tanzimat sıralarında devletin. dolgun ve parlak [yüz].i. ince deriler. sabah vakitleri.s. en kestirme.) esefli. en çıkar yol. tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler. idareciler. fr. oklar. bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın.s.) cömertler. isimleri ve nesepleri yazılan levha sahipleri. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. kutsal kişiler.s.) 1. (a. hisseler. sahî'nin c. paylar. (a. tedbirli kişiler. halka borç karşılığı olarak. verdiği senetler. . (a.eshâb-ı Suffa eshâb-ı süyûf eshâb-ı tahrîc eshâb-ı tedbîr eshâb-ı temyiz eshâb-ı tercih eshâb-ı tevârîh eshâb-ı timâr eshâb-ı yemîn eshâb-ı zeamet eshâb-ür-re'y eshâb-ür-rakîm esham eshâm-ı umûmiyye esham ve tahvilât eshâr Nesîm-i eshâr eshâr-ı bahar eshed eshel eshel-i tarîk eshel-i umur eshıyâ eshiye esîf esihhâ esîl Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar. sihâ'nın c.) becerikli. nasipler. özürsüz olanlar. târih yazarları.s. büyük tımar sahipleri. sahîh'in c. [bir tefsire göre de "rakîm". 2. uzun.) vücûdu sıhhatte bulunanlar.) 1. hisse senetleri ve tahvilleri. huk. tar.s.i.) sabahlar.) 1. (a. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır].i. kehfin bulunduğu dağın. tımar ve zeamet sahipleri. Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler. (a. pek) kolay. (a. kederli. bahar sabahlan. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. (a. 3. sabahlan esen rüzgâr. borç alınan paraya karşılık senetler. gamlı. eli açık olanlar. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. sehm'in c. mübarek. (a. 2 doğru şey. açıkgöz [adam].s. tarihçiler. sehl'den) daha (en. (o. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. beyin zarlan. 2.

esl'in c. 2. yolların en selâmetlisi. vurgun. kölelik. (a.i. en emin. dertler. süngüler. savaşta düşman eline düşen kimse. kan bozuklukları. 2. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar. iyi. hafif silâhlar [tabanca. (a. (a. 2. serîr'in c.i. fizikçilere ışık. illetler. sinân'ın c. armağan olarak verilen şey. silâh). 3. ulama yonca. (a. südde). en sağlam. suçlu [kimse].b. 2. a. en çirkin.) bot.i.) tahtlar. "tutsak. yerlerine geçilen kimseler.) şerefli ve otoriter [adam]. üserâ) 1.s. selefin c. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. süprüntü. Allah seni ıslâh etsin. suâl'in c. (f. yaralayıcı silâheslihalar.) bot.c. geçmişler.) esirlik.) 1. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben. bileği taşlan. esele'nin c.i. moloz.esîl es'ile esîm esîne esinne esîr esîr esîr-i aşk esîr-i fırâş esîr-i harb esîr-i hizmet esîr-i sâfiyyet esîr-i turra-i canan esîre esîrî esîrî esirre esîr-ül-Hind esîs eskal eşkal eskam eskam-ı demeviyye eskef eskefe esi eslâf eslah eslaha-k'Allah eslâl eslâs esleb eslem eslem-i turuk eslenc esliha atîka câriha esliha-i cedîde esliha-i hafife esliha-i nâriyye (a. (a. (a.i.) 1. pek) sakil. (a.) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden. köşker. (bkz.s. .i. kılıçlar. kirişin bir katı. eski silâhlar. ("ka" uzun okunur. ("ka" uzun okunur. yalın kat tasma. (a.) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen.s. 3. 2.s. ağır şeyler. sâlih'den) daha (en.) bot. en emîni.i. (a. uçacak gibi hafif.i. düşkün. tartısız.c.) sorulan şeyler. (a. kaba. (a. atebe. [kılıç. şarlatan [kimse]. en doğru. hançer. cerh edici.) esirle ilgili. karaılgın ağacı. tutkunluk. esâkif) eskici.s. (a. çerçöp. (a.i.i. yerde sürünerek açılan yonca. aşka tutulmuş. can sıkıcı. (bkz. kulluk. a. 2. (a. tüfek ateşli silâhlar.i. en doğru yol. esre).s. sâlim'den) en selâmetli. hâl). yalancı. sakam'm c. (bkz.i. kabahatli.s. (a.i. (a. oturacak yerler. aşkın esiri. (bkz: esâre.i.) hastalıklar. asıl. köle. sevgilinin perçeminin esîri (a.) 1. 3. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan. hizmet esiri. kama ve şâire gibi].s. sakil'den) 1.).) üçtebirler. yeni silâhlar. üçtebir parçalar. silâh'ın c. yatalak.) ağır yükler. sıkal'ın c. (a. (a. pek) sâlih.) günahkâr. kapının basamağı. (bkz.i. fizy. eşele). kunduracı.i. karaılgın ağaçları.i.) eşik. harp esiri. kul. (a. daha (en.).i. saflık esiri.) 1. (a. süls'ün c. (bkz: emraz). (a. en ağır.i. tutsaklık. (a.

Bedî'. kıssalar.s.i. Şekûr. Mâni'. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. mütekellim] yerine kullanılan deyim.i. Vâcid. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. Berr. Gaffar. Râfi'. esliha-i sakile esmâ-i seb'a .) kulaklar. kulak esmah -J (a. Muhsî. uygunsuz. Cebbar. Kebîr. fahişe. Cami'. karayağız. çarpışma zamanı. Azîm. Mukıyt. Mâlikü'1Mülk. Vedûd. sem'in c. esmâr (a. Celîl. Hakem. esmer (a. Müheymin. Vehhâb. (bkz: âlüfte. Samed. malacoplervgiens . Muizz. esmed (a.l (a. yürürken. [bizde. müsademe sırası. Muahhir. Müntekim. simer'in c. Gafur. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an. sürmetaşı. Mugnîy. açılmaz yemiş. Bâtın. Hâfid. zâniye). müfret gibi kullanılır]. 2. Evvel. Kuddüs. siny'in c. Muzill. Kadir ("ka" uzun okunur). Kaviyy. Bârî. Nâfi'.s.s.) bedel(ler). değer(ler). Hayy. esmâr-ı münferice bot.) gece masalları. semen'in c. kadîr. kategoriler. semer'in c.i. nevîler. Rahman. yüksek" [şey]. 3.) buğday renkli. cinsler.i. esnâ-yi harb aşk. alîm. Kerîm. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar.i. Hasîb. Reşîd. Muksit. Bâis. namussuz kadın. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. Mümît. (yedi ad) [hayy. esna (a. Fettâh. Hakîm. Hafız. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse]. kıymet(Ier).(bkz: hengâm. Vekîl. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool.) [bizde kullanılmaz] ara.i. Rahîm. Vâhid. Halik. esmâk-i azmiyye zool. Halîm. yumuşak yüzgeçliler. Mucîb. Basîr. Âhir. Vâris. esmâk dlu. Hamîd. hîn). Alîm. Kahhâr. Muîd.) bot. basîr. Melik. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. Mecîd. Nur. Azîz. esmer-ül-levn karayağız. Dârr. Esmâ-yi Hüsnâ. savaş zamanı. çeşitler. esma' (a. fr. Vâsi'. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan.) 1. Kabız ("ka" uzun okunur). esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. semek'in c. vakit. Musavvir. Şehîd. Mübdî'. Aliyy. mersin ağacı. savaş sırası. Ehad.) kaba tutya. Ra'ûf.i. Mü'min. esmâr (f. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. antimon. esnâ-yi tesâdüm aşk. aralık. Muhyî. Habîr. Müteâlî.ağır silâhlar. esnâ-yi râh yolda giderken. Ganiyy. [top gibi]. aşüfte. Veliyy. çeşitli meyvalar. esnaf (a. Lâtif.) meyvalar.) balıklar. mürîf. çok eli açık. açılır yemiş. sıra. Mütekebbir. Muktedir. esmâr-ı gayr-i münferice bot. Bakî.i. Rakîb. Vâlî. zümreler. Kayyûm. Hakk. Zahir. esna' (a. hikâyeler. sınfın c.) en semahatli. Hâdî. Tevvâb. Rezzak. Mukad-dim.]. Basit.) "efdal" gibi "bülent. kemikli balıklar. Sabûr. yemişler. semî'. esmâr (a. Afüvv. Semî'. Metîn.i. Selâm. Mâcid. esman (a.

kurra seneleri.i.i. tutsaklık. akıl dişi. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır.s. estâne estâr estâr estâr-ı kitâb estarek esteh ester ester esterven (a.i.b.i. (a. (f. kemik. (a. esrar kullanan.) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi.f. kısır kadın. ["sütûr" daha çok kullanılır]. puta tapanlar.b.i.i. (a. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir. sitr'in c.s.s.) kara günlük ağacının zamkı. Elest gününün.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır. yirmi yaş dişi.) üstübü denilen keten tarantısı. bir şey değil" mânâlarına kullanılır. 2. [kelime. güzelliğin sırlan.) katır.b. satr'ın c. (a. (bkz: sütûr). gizli. (a.esnâh esnâh-ı rieviyye esnam esnâm-perestân esnan esnân-ı hilm esnân-ı katıa esnân-ı askeriyye esnân-ı nâbiyye esniye esniye-i seniyye esr Kayd--ı esr esra' esrar esrâr-ı derûn esrâr-ı Elest esrâr-ı hafiyye esrâr-ı hüsn ü ân esrâr-âlûd esrâr-engîz esrâr-keş Esrâr-nâme esre esrem Esrib es-sabru miftâh-ül-ferec e-s-salâ e-s-selâm esta' esta be estağfiruilah estân.i. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler. akciğer petekleri. mahcûbediyorsunuz. (a. (a. kökler. sırr'ın c. Hint kenevirinden çıkarılan.i.i. 2. çok) serî. 2. çürümüş ağaç kökleri.s.) dişi kınk. dişleri dökük kimse. aklın eremiyeceği işler.cü. senâ'nın c.) asıllar.s. (a.) selâmlar.s. perdeler. sitayişler. (a.s. (a.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim. (a. dişler.i. dizileri. kulluk.) l çekirdek.) 1. başkalanndan gizli tutulan. yaratılış gününün sırlan. (bkz: Yesrib). . (a. övmeler. (bkz: esîre. (bkz: ensâb2).i. (bkz: Elest).) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri. (a.) 1. yaşlar. (a.cü. rica ederim. sinh'in c. suretler. (a.) esrarlı.) medihler. sabır. esirliğe düşme. (a.b.i. anat. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan]. (f.) esirlik. hayırdualar olsun.) esrar çeken. anat. (a. seri'den) daha (en. küçük azıdişleri. (a. sanem'in c.zf. (bkz: bagl). uyunacak ve istirahat edilecek yer. gizli sırlar. kesici dişler. esâre).) yazı sıralan. hâşâ. (bkz: heste). (a. hiç bir zaman.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı. kitap satırları. Hıristiyanların taptıktan heykeller.) sırlı. pek.i.) örtüler. sinn'in c. pâdişâhı medhetmeler. bir adamın. (f. anat.) putlar.f. (bkz: sütûr). müfret olarak kullanılır].b.i.f. esrar tiryakisi. saklanan sırlar.f. 3. (a. çabuk. [sulh ve selâmet].h.

tasalar. sevb'in c. (bkz: süyûf).i. (bkz: Mâtürîdiyye). (a. kederli. savt'ın c.). sûfun c.(Lâtifi)].) ri. büyük kapılar.i. kömür konulacak yer.) "iki siyah"yılanla akrep. hayvan[lann] sesleri. (a. bot. seyfin c. seyh'in c. (f. (a. (a.) kıllar.) sesler.s. çok mal[lar].i. 2.c. (a. üzüntülü [adam]. si'r'in c. sadâlar. pek) şecâatli. uzaktan görünen şeyler. (şa'r'ın c. şebîhden) 1. en şomlar.s. (a. en müşabih. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar.s. zamanın en iyi şiir söyleyeni. (a.h. (bkz: eşâire).s. (bkz: esvef).).) 1. hi (a.i. cisimler. karaltılar.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. pek benzeyen. ölçekler.) dinde meşhur.i.) kılıçlar.[bizde "süyûf daha çok kullanılır].s. (a. gövdeler.) 1. 2.s. kara. benzeyenler. (bkz: en-dâd).) 1. halkın en iyi şiir söyleyeni. şecen'in c. en cesur ve yiğit. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. emici kıllar. (a. yüreği yufka. sûk'un c. (a.i. bez tüyler. akar sular.) 1. (a. eş'em'in c. (a. (bkz: âşâm. (a. şarap kadehleri. (a. sâ'ın c. (f. (a. vücutlar. 2.i. (a.i.) 1. imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar.". (a. koyun yünleri. 3.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey. eşâire). nazîrler.) pek çabuk eseflenen. cins bozukluklan.i.i. (a. (a.) gamlar. vezinli ve kafiyeli sözler. misiller. giyecek şeyler. çarşılar. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri. eşler. şibl'in c. şâir'den) en. elemler. kederlenen.i. en iyi. karaltılar.) giyimler. sıkıntılar. 2. sevâd'ın c. pazarlar. (a.s. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. çizgili elbiseler. (bkz: süyûh).i. .i. şebâh'ın c.) [halk "sof" der].s. esûf).) arslan yavruları.) hüzünlü. (bkz: nazm). en güzel. daha güzel şiir söyleyen. (a. 2. kederler. ziyafetler. şecî'den) daha (en. 2. bot.s.c. (a. şibh ve şebîh'in c. çukur yerler. eş'arî'nin c.i.) 1.) kanşıklıklar. 3. 2.) kömürlük. (a.esûf esûnı esvâ esvâb esvâf esvâk esvâr esvât esvât-ı hayvanât esved esvedeyn esved-ül-kalb esvef esvide esyâf esyâh eşyan Eş'ab eşâib eşâim eşâire eşâm eş'âr eş'âr-ı guddeviyye eş'âr-ı mümisse eş'ar eş'ar-ı nâs eş'ar-ı zentân eş'arî eşbâh eşbâh eşbâl eşbeh eşbû eşca eşcân (a. alışveriş yerle1. siyahlıklar.i. (a. (a.) pek yalancı ve günahkâr [adam]. sûr'un c. kaleler. sevâd'dan) siyah. (bkz. karalıklar.) şarlar. (a.s.s. kut-i lâ-yemût).s.i.i. sü-veydâ-ül-kalb).b. üşâbe'nin c. (bkz. hayaller.s. 2. (a.) en uğursuzlar. şahıslar.i.

fazla tered-düdeden.) islâm'dan evvel. merhametler. eşher (a. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri. esed. istekle yenilen [şey]. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev. eşhür-ül-hacc). çetin ve sert.i.b. 2. eşheb (a.i.) 1. eşhürün ma'lûmât (a. . pek) şefkatli. eşhedü (a. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler. soğuk [gün].b. (en. eşfâk (a. eşâim) daha (en.s. (bkz. acımalar. c. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. (a. "şehlâ" dır].i.) çolak [kimse]. şehî'den) en çok. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de. arslan.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval. pek) meşgul. eşhas (a. dırgam). eşhür-ül-hacc (a.s. ela [müen. şehîr'den) en şöhretli.).i. beyaz. [müfredi. eşhel (a. çok iyi tanınmış. güç iş. bu mânâda kullanılmaz]. [Arap atasözü].s. 2.b.) l . (en. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c. çok) şerir. ela gözlü [adam]. meşgul'den) daha (en. en şiddetli ceza. eşhâr (f. 3. eşfâr (a. eşhür (a. kır at.). eşfâ (a. eşhür-ül-hurum (a. pek) uğursuz.) 1.s. bahçenin ağaçlan. kavun ve karpuzun hamı. erkek adı. (bkz.i. Muharrem ve Receb" aylan. eşerr (a.s. şecer'in c. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı]. s. 2. Zilhicce.s. şefîk'den) 1. Besûs'tan daha uğursuz. eşfak (a. kişiler.) koyun gözlü. eşhâd (a.s.s.) doğru söz söyleyen. i. 4.) şefkatler.i. nisadır. (a. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler.) aylar.s. 2. kelek. en zorlu ihtiyaç. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle. pek.i.s. i. kalye taşı denilen radyom hamızı. çok merhametli. çok işi olan. (a. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen. şâhid'in c.i.s. tanıklık ediyorum" mânâsına. eşgal (a. kirpik yerleri. cem'an 70 gündür].i. meyva ağaçlan.) göz kapağının kenarları. (bkz: besûs). pek) şiddetli.) çok şek sahibi. gazanfer. şîr.s. daha.s. şom. şerîr'den) daha (en.c. pek meşhur. tanınmış kimseler. şehâdet'den) "şahitlik. (a.eşcâr eşcâr-ı bâg eşcâr-ı müsmire eşdak eşedd eşedd-i ihtiyâç eşedd-i mücâzât eşekk eşell eş'em eş'emü min Besûs eşen (a. kırmızı ile kanşık koyu mavi. (bkz.) adamlar. şehr'in c. şühûd). şedîd'den) daha.) ağaçlar. n. şahs'ın c. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. şüfr'ün c. (f.i. şevâhid. (a. pek fazla sevilip beğenilen.) en şifalı [şey]. şerli. ters giyilmiş elbise. eşhâ (a. kimseler.

ağlayıcı.b.i.b.b. savaşan yiğitler. çok ağlayan.s. dökülmüş gözyaşı.s. (f. (a.) saçına. eşk-rîz).) 1.i. kırmızı yüzlü [adam].s.s. (f. çok ağlayan. 3.i. kaygı. . (f.) nur. tarzlar.) aydınlıklar. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri.) dağ hırsızlan. kat. geometri şekilleri.i.s.s. eşrar eşk eşk-i mescûm eşk-i sürür eşk-i şâdî eşk-i şîrîn eşk-i şekkerîn eşk-i tahassür eşk-i tarab eşk-i teessür eşk-i telli eşka eşkah eşkâl eşkâl-i hayât eşkâl-i hendesiyye eşkâl-i müteşâbihe eşkâl-ı nazm Eşkâl-i Zemân eşk-âlûd eşkar eşk-bâr eşk-bârî eşk-efşân.) yaş döken. şakî'nin c.s. şuâ'ın c. (a.) gözyaşı döken. a.i. al renkli [at].) gözyaşı yağdıran.eşi'a eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb eşi'a-yi hûrşîd eşi'a-yi muhiyye eşi'a-pâş eşiddâ' eşiddâ-yi mücâhidin eşîha esir eşirrâ. (bkz: dem'.) gözyaşı dökü-cülük.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep. sakalına kır düşmüş olan.) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi. (f. tasadan doğan gözyaşı. tabaka. fr. (f. pertev.) gözü yaşlı.b.s.s.) pek sevinçli.) ağlayıcılık.) şiddetli davranan yiğitler.s. haydutlar. edepsizler.h. teessürden akan gözyaşı. (a. sirişk). tahassürden. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler. 3. (bkz.) 1. tavan. (bkz.b. bot.) daha (en. (bkz: eşkah). öz nşınlar.f.i. sevinç ile dökülen gözyaşı. suretler. Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan. nazım şekilleri. 2. (a. sevinç gözyaşı.b. (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. şekl'in c. sevinçten dökülen gözyaşı.) biçimler. (f.b. (a. kırmızı yüzlü [adam].s. benzer şekiller.s.) 1. ışıklar. (a. cehdeden. (f. mat. 2. aydınlık veren. sevinç gözyaşı.s. (f. (f.s. (a. eşkar). Güneşin ışıklan.i. sevinçle ağlayış. kızıl donlu [hayvan]. haydut. (a. ışık dağıtan.) azılılar. -feşânî eşkel eşkel-ül-ayneyn Eşkeş eşkıya eşk-rîz eşk-rîzî eşkû. haşarılar. ziya').i.) ağlayıcılık.b. ağlayıcı. (bkz: eşk-bâr). aynlıktan dolayı akan gözyaşı sevinç ile ağlayış. ("ka" uzun okunur. (bkz. (f. rayons medullaires. eşkûb eşk-ver eşkyûd eşmat (a. kötülük edenler.b. kızıl donlu [hayvan]. deneme. şedîd'in c. (bkz: eşk-bârî). fesat karıştıranlar. ağlayan. pek) şakî.) at kişnemesi. (a. (f.) gözyaşı döken. ağlayış. şerir'in c. (bkz: eşk-rîzî). ed.i. (f. (a. sevinçten dökülen gözyaşı.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam].s. eşk-efşânî. al renkli [at]. 2. keder.) gözyaşı. sevinçle ağlayış.s. (f. hayâtın şekilleri. iki gözünün akı kızıl olan. hasretten. (bkz: sahîl).

2. şerîr'in c. (a. (a. (a. ö. ileri gelenler.) 1. 1911). (mahlûkların en şereflisi) insan. şerefli. 2. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur. şerâb'ın c.h. Külliyât-ı Eş'âr. (a. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur].i. şarat'ın c.i.s. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç.i. fırkalar. kaplayan. uğurlu ve mesut saat. (a. 2. (a. (a.) l koşmalar. pek.eşmel esna esna esne eşneb eşraf eşrâf-ı belde eşrâk esrar eşrât eşrât-ı saat eşref il eşref-i mahluka eşref-i saat Eşref eşrefi eşrefiyye esrem eşria eşria-i süfün eşribe eşribe-i bâride eş-Şücâ eştâd eştât eştât-ı ulûm eşvâk eşvâk eşvât (a.i.) burunsuz. i. bot. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir]. burnu kesik [kimse]. (a. o güne me'mur sayılan melek.) ağaç yosunu. şerîk'in c.s. .) şiddetli arzular.s. (f. daha (en. (a. ilimlerin nevileri. (a. edepsizler.s.i. (a. gemilerin yelkenleri.s. şirâ'ın c.i. çeşitleri.) şeref ve îtibar sahibi kimseler.) takımlar. fesat karıştıranlar. (d. (f. pek) şerefli. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür. erkek adı. (bkz: eşirrâ).s.i.i.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur. (a.s. kötü ve çirkin.) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı. soğuk içkiler. neviler. fena. neşveler.) inci gibi.s. azılılar.i şavt'ın c. 1846.i. lât. arkadaşlar.) yelkenler. yüzücü. (a.) ortaklar. 2. içkiler. (a.h. sınıflar. kötülük edenler. yüzgeç. Iranda Yangın Var. (a. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. sıçrayışlar. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. kıyamet alâmetleri. eşrefle ilgili. şevk'in c. 2. Hydre. memleketin ileri gelenleri. beyaz dişli [adam]. 3.) alâmetler. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz].s. (a. Eserleri Hasbihal. fr. hek. çeşitler. istimdat.) şerirler.) eşrefe ait.) güneş ayının yirmi altıncı günü. (a.i. Deccâl. çok) şeni'. şerifin c.) l. şevk'in c. şerîfden) 1. çok kıymetli mücevher. dikenler [bitki]. şenî'den) daha (en. Hydra. (a.i. şetît'in c.) astr. pek) şâmil. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı. şâmil'den) daha (en.s.h. kemiklerin uzamaları.) içilecek şeyler. (a. istekler. çok şümullü olan. onurlu. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır].

(a. (a.) 1. yaşlılar.s. 2. (a. (a. saray doktorları. yolcunun sandığı. çiçekler. evin masası. etıbbe etıbbâ-yi hâssa et'ime et'ime-i lezize et'ime-i nefise etka etkıyâ etlâd etra etrâb etraf etrâf-ı halfiyyeıanat. etrâf-ı kuddâmiyye etrâf-ı süfliyye etrâf-ı ulviyye etrâf-ül-beden etraf etrâh etrâh-ı kalb Etrâk etrâs (a.i.s.) nesneler. haller. takî'nin c. yemek tepsisi veya tahtaları. katlar.) bölükler.i.) gelmiş. (a. sakalı ağarmış ihtiyar [adam].i. zarif ve nâzik şeyler. (a.i. terah'ın c.) 1.) telidler. uçlar. 2. (a.gelen. ("ka" uzun okunur. (a.s. (a.s.) seçkin.) yemekler. a. taraflılar ve hizmet edenler.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. Türk'ün c. kabileler. (a. (a. etyab'ın c. (bkz. (en.) Türkler. gönül sıkıntıları. cemâatler.) çocuk bilgisi. elbise. bavulu. levazım. anat. taze fidanlar.i. kusursuz. (f. pedologie. her iki el.) 1. tasalar. sepeti. tabak ve tabaka'nın c. dişi eşek. (a. anat. çok güzel yemekler. aşlar. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir].i. anat.) kalkanlar [harp âleti]. uşaklar.) akranlar. şîa'nın c. garip.) 1. taze çimenler. tirb'in c.i. şeyh'in c. (a. eksiksiz. fr. 2. günah işlemekten çok çekinen. hizmetçiler. her iki ayak. (a. kaygılar. ev eşyası. yosunlu taş.i. eller. (a. birinin sözüne. taâm'ın c.i. işine.i. yardımcılar. tıfl'ın c.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. türs'ün c.) hekimler. hayvanın iki ön ayağı. (a. şey'in c. körpe fidanlar.s. mevcut olan şeyler. evde doğan kul ve cariyeler. anat.i. lezzetli yemekler. (bkz: siya'). tarafın c. çiçekler. kıyılar.i. örtüler. kapaklar. ayaklar. büyük sahanlar. hayvanın iki art ayağı. (bkz: hâldâr). mertebeler. bir yaşda olanlar. kanapesi. 3. 2. tabîb'in c. çocuklar. . koltuğu. doktorlar. tıp ilmini bilenler. (a. mesleğine uyanlar. bir kısmı suyun içinde. bir kısmı dışında kalan kaya. (a.) ihtiyarlar.) bot. tabakat).) dere gibi akan su. güzel yemekler. (a.i. (f. tâbi'nin c. kederler. misafir. pek) tam. (a.c. kavak ağacı. çıkını. yeni yetişen. türfe'nin c. tamm'dan) daha. (bkz: şüyûh).s. ziyâde perhizkâr. (a. takî'den) pek takî. 2.s. çamaşır. (a. baş.i. mektep çocukları.) 1. seçme nesneler.şeyb'den) saçı.) gamlar.s.s. dereceler. perdesi ve benzerleri gibi nesneler.eşya' eşyâ-yi beytiyye eşya' eşyâh eşyeb eşyem etâ etân etâve etâyib etbâ' etbâ ü hadem etbâk etemm etfâl etfâl-i mekâtib etfâl-i bâg etfâl-i behâr etfâliyyât etıbba.s.) yanlar.i.i.

(bkz: eyâr). tas. evsat'ın c. cihet.i. âhir'in c. ediplerin eserleri. gr. (a. iyvân'ın c. gençlik çağı. tavk'ın c. 2. kadın gerdanlıkları. (bkz: turuk).i.i. yüksek. eyyâm-ı bîd).) 1.i. (a. yön.etribe etrika E-t-tâir ettûn etvâk etvâr etvâr-ı mütehayyirâne etvâr-ı nâ-lâyıka etvâr-ı seb'a etvâs evâbid evâbid-i üdebâ evâgî evâhir evâhir-i saltanat evâil evâil-i kelimât evâm evâmir evâmir-i aşere evâmir ü nevâhî evân evân-ı şebâb evânî evânî-i sim ü zer evâr. borç. (bkz: âbidât). 2. . evvel zamanlar. (a. renk. tarzlar. (bkz: evkâş. ödünç.i. şaşkınca tavırlar. evâsıt-ı kelimât evâvîn evâzıh evb ı evbâr evbâş evbâşân evbâş-âne evc (a. gr. zaman. (bkz. eski. saltanatın sonlan.i. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar. caddeler. [zıddı "evâhir" dir]. (a. tarîk'in c.) bağ.i.) taraf. ortada bulunanlar. imaret. ayın son günleri. evbâş'ın c. altın ve gümüş kapkacak. 3. emr'in c. evvel'in c. çağ. âvine) vakit.) ortalar. boya.i. yutuş. mes-leklek.) büyük sofalar. [kelime müfret gibi kullanılır]. (bkz: hazele. (a. fr. (a. vesileler.zf.) yutma. (a. (f. (f. (a. (a. Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide.i. (a.i.) kapkacaklar. (bkz: levn). vebeş'in c.) ayakta-kımları.) buyruklar. uygunsuz hareketler.i. kelimelerin evvelleri.i. köşkler.) tavus kuşları. tarîkatler.i. 2. emirler ve yasaklar. yollar.f.) topraklar.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter.i. aşağılık kimseler. âbide'nin c.) çirkin.i. önceler. (f. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır.) 1.) ayak takımı. (bkz: deyn). kelimelerin ortalan. inâ'nın c. bir şeyin en yüksek noktası. nefsin yedi derecesine göre değişen haller. yüce. terbiyesiz. (a. su akıtılacak yerler. kaplar. c.) sonlar. orta günler. evcât) 1. (a. tavr'ın c. geçinmek üzere tutulan yollar. (a. şirzime. geçmiş zamanlar.) ilk vakitler. (a. aşağılık kimse. (a. türâb'ın c. orta zamanlar.i. Hindistan cevizinin sütü. (a.c. (bkz: nesr-üt-tâir).) geleceğe hâtıra kalan eserler.i. leş dix commandcments. her arabî ayının ön üç. orta-dakiler. (a.i.i.i.) terbiyesize. vâsıtalar. evâre evârîn evâsıt . 2.s.i.i. (a. rüzelâ).) hal ve hareketler. salonlar. iptidalar. bahçe.s. (bkz: hen-gâm). başlangıçlar.) mehtaplı geceler. tâûs'un c. (a. (a. evşâb.) 1. (bkz: şahika). buyrultular. tüm). âgiye'nin c. aşağılık kimseye yakışacak surette. [zıddı "hazîz"]. işler.) hamam külhanı. [zıddı "evâil" dir]. sebepler.) astr. (a. (f.i. doruk.

Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. yüksekliğin tepesi. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. muz.) muz. pek münâsebetti.s. son notası. segah. terkibinde eviç olduğunu değil. Selim'in adlandırdığı bir makamdır. acılar. astr. kürdî. vecâ'ın c. muz. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam. muz. vâcib'den) en vacip.i. Bu makam ırak makamının inici şeklidir. (a. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi. havanın üstü. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.) çok korkak [adam].Evc-i asman Evc-i bâlâ Evc-i hevâ evc-i ikbâl eve. siperler. sancılar. muz. (a. Donanımına fa. sözlerin en münâsebetlisi.) çok çekingen [kimse].i. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) kullanmışlardır. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. karın ağrıları. astr. en üst derece. (a. (f. do. 'günberi. sızılar. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir. inici bir şekilde ırak'da karar verir. Evc-hûzî. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. lüzumluların lüzumlusu. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. III. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. o perdede kaldığını bildirmektedir. (a.) muz.b. Sengin semaî. eski makamlardandır.) en vecihli.i. çok uygun.*günöte doğrusu. neva.rif at evc ve haziz hattı evc evc-i hûzî evc-i nihavendi evc-i pûselik evc-aşîrân evc-maklûb evcâ' evcâ'-ı batn evcâ'-ı şedide evcâr evc-ârâ evceb evceb-i vecâib evceh evceh-i akvâl evcel evcer l göğün en yüksek kısmı. nîm hicaz. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır. (a. rast. iki asırlık bir mürekkep makamdır. muz. eviç. şiddetli sancılar.) ağrılar. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. acem. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır.s. (f. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. . Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. tahminen iki asırlık veya daha eski.s. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). pek lüzumlu. Güçlü. (a. beşinci derecede olan nim hicazdır. en yüksek taba yükselişin en son noktası. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. 2.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar.s. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. çok gerekli.

bot. ("ga" uzun okunur. noktalı damarlar. yükselen. kaplar. eviddâ'. (bkz: evdâd.s. (bkz: hud'a). mekânlar. (f. anat. odun damarları. pek) zayıf.s. (bkz. yığın. hakiki dostlar. yeşilimsi. balçıklar. damarlar.i. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. i. vahşî'den) daha (en.i.i. mahfazalar. lenf damarları.b. vedîd'in c. (bkz: nedamet). sözünde duran. anat. (f. tek.i. bot. vecâr ve vicâr'ın c.i. (a.) daha (en. (f. a. s. siyah kan damarları. .i. kuruntular. (a. sıvalar.s.).evc-gîr evcire l evc-pervâz evcümend evdâd evdiye evend evfâ' evfak evfer evgad evgenc evhad evhâl evham evhaş evhaş-i efâî evhen evhen-i büyüt evic-aşîrân evic-gerdâniyye eviddâ' eviddâ-yi kadîme evind ev'iye ev'iye-i demeviyye ev'iye-i halezöniyye ev'iye-i halkaviyye ev'iye-i haşebiyye ev'iye-i hevâiyye ev'iye-i lebeniyye ev'iye-i lenfâviyye ev'iye-i meftuna ev'iye-i münakkata ev'iye-i nâkile ev'iye-i süllemiyye ev'iye-i şa'riyye ev'iye-i şebekiyye ev'iye-i şiryâniyye ev'iye-i verîdiyye (a.b.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır. anat. vâfir'den) daha (en. (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası.i. aldatma.) ahmaklar. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar. cana yakın. vücür).) dereler. (a. yerler. sayıca daha bol.i. biricik. vedîd'in c. oyun. a. (a. akılsızlar. iletken damarlar. (f. evüdd).) ahbaplar. kuşkular.b. (bkz: vehen). gevşek. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. yetkin. pek) vahşî.).b.s.) 1.) yükseğe çıkan. evini iyi bir halde bulunduran. bir tane. bot. (f. bot. esassız şeyler.) kap kaçak.s. daha (en.) zanlar. bot. (bkz.s. süt kıvamında beyaz. anat. (bkz: evc-i hûzî). pek çok [olan].s. 2. bot. sevgililer. vehm'in c. 2 . anat. vâhid'den) yegâne.i.i. turuncu. (a. (bkz: vâdî). evüdd). eski dostlar. idareli. dağlar arasındaki yerler. dayanıksız. viâ'nın c. 2.) pişmanlık. içi hava ile dolu olan damarlar. (a. (f.) hîle. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar. (a. top. bot.) 1. pek) vefalı. vefîk'den) daha (en. anat. pek) vâ-fır. (a.f. anat. küme. çok) muvafık. çok vahşetli.) 1. pek tamam.s. (a.). vâdî'nin c.i.f. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. (a.s. vahal'ın c. (a.) yüksekte uçan. pek uygun. (a. san. anat. 2. açık damarlar. en çok. basamaklı damarlar. pek.s. vagd'ın c. kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. (a. kan damarları. yılanların en vahşîsi. vefâ'dan) 1.

öğle.b. medrese. sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede". üstün. yatsı namazlannın kılındığı vakitler. onüç rekât (dördü sünnet. bina ve şâire.) soysuz ve pinti [adam]. tar.i. namaz vakitleri. tar. ikisi sünnet). dördü farz). kız.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. gelirleri yok olmuş vakıflar. (a. on rekât (dördü sünnet. (bkz: evbâş.s. sülâle. beş rekât (üçü farz. daha lâyık. (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). dördü farz. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. meç.s. ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri.evk evkaf evkaf-ı celâliyye evkaf-ı hümâyun evkaf-ı mazbûte evkaf-ı mülhakka evkaf-ı münderise evkaf-ı selâtîn evkâr evkâr-ı tuyûr evkaş evkat evkat-ı hamse öğle namazı ikindi namazı akşam namazı yatsı namazı evkat-ı muayyene evkat-ı salât evkat-güzâr evked evked-i evâmir evkes evlâ' evlâd evlâd-ı bütün evlâd-ı fatihan evlâd-ı inâs evlâd-ı ümm evlâd-ı vatan evlâd-ı zuhur evlâd-ı zükûr evlâd ü iyal evlâdiyye (a. 2. nesil.i. emirlerin en kuvvetlisi. 3. üçü vitir namazı). (a. 2. a. vakfın c. (bkz: lyâl).i. çocuklar. akşam. (a. ("ka" uzun okunur.) yük.) l. (a.) daha (en. pek) tekitli. ikindi. kız çocuklan. (bkz. evşâb). [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul.) 1. a. çok sağlam ve dayanıklı [ev. Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. 2. aşağılık kimse. evlâtlık. 2. hükümet tarafından idare olunan vakıflar. [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet. vatan çocukları.s.) 1. huk. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede".i.) 1. Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. a. (a. Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. ağırlık.s. vekr ve vekre'nin c. eşya].s. çağlar. evlâda mahsus. ("ka" uzun okunur.s. kuvvetli. (a. vakt'in c. (a.) l . Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. zamanlar.)t vakit geçiren. vakıflar umum müdürlüğü.i. erkek çocuklar. evkaf-ı hümâyûn). çocuk. terbiyesiz. daha uygun. ikisi son sünnet).f.) kuş yuvaları. dördü farz. cami. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî. .] belli zamanlar. huk. ("ka" uzun okunur.) ayak takımı. daha iyi. kuş yuvaları. ikisi farz). veled'in c.

okunması âdet olunan dînî dualar. himaye edenler. hîle.) l.i. 5. gazeteler. Babasının adı. karşılıklı yapraklar. (a. 4. Aslen Kütah-ya'lıdır. taht.) tahtta oturan. evlilik. İran'ın bir parçası. 2. taht. Dalmaçya. yakışıklılık. Derviş Mehmed Zıllî'dir. (a. Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî.i.i. varak'ın c. kâğıtlar. (bkz: erîke. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası. hîle. süs. 2.) 1. 7. Hollanda.h. mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır. (bkz: ezkâr). ağaç kurdu. bot.) 1. dîhîm. (f. emir sahibi bulunanlar. yapraklar.) 1. haydi haydi. (bkz: ebrencen).fortiori. hükümdar. arşiv. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir.) hisar. 3.b.i. evrencîn evrend evreng evreng-nişîn (a. keramet sahibi olanlar. hud'a). 3. (f. evlevîlik. Macaristan. 2. 2. erenler. 6. koruyanlar.) vücûtta peyda olan şişler. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar. 4.) kadın bileziği.) evlâda mahsus. Suriye. (a. şan. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler.evlâdiyyet evleviyyet evleviyyetle evliya' evliyâ-yı umur evliyâ-yı etfâl Evliya Çelebi evrâ evrâd evrak evrâk-ı halkaviyye evrâk-ı havadis evrâk-ı mahzeni evrâk-ı matbua evrâk-ı müsbite evrâk-ı müteakibe evrâk-ı mütekabile evrâk-ı nakdiyye Evrâk-ı Perişan evrâk-ı rîşiyye evrâm evre evrek evrencen. (f.) 1.) esvabın. (bkz.) 1. üstün tutulmaya lâyık olma. elbisenin dış yüzü.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. Almanya. (bkz: desîse. şeref. Allah'a daha yakın bulunanlar.i. (f. (f. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. şeref.i. yumrular. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. (a.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. evlâtlık. (bkz: erîke. Avusturya. şerir). . (f.i. hâlin hoşluğu. Rusya'nın güneyi. çocukların velîleri. 2. basılı kâğıtlar. (a.i. eko. bot. bot.i.i. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. 2. 3. Polonya. arşiv. (a. Irak. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler. dîhîm. eko. Kafkasya. verem'in c.s. kâğıt para[lar]. şerir). fr. iş başında bulunan kimseler. 4. akıl ve irfan. vird'in c.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. (f. diyecek kalmama. kuş tüyü şeklinde olan yapraklar. almaşık yapraklar.i. velî'nin c. i.i.

şekiller veya yazılan yazılar.i. en çok güvenilir olan. göçmenlerin vatanları. (bkz: evşâz3). 2. evâsit) 1. veted'in c. vâsî'den) daha (en. yüksek ile alçak arası. (bkz: evsâl). (bkz: verîd). evkâş). birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler. uğrunda ölünen topraklar.) ince ip. (a. acele ihtiyaçlar.) ayıplar. pek sağlam. (f.) ağaç veya demir kazıklar.s. i. övülen.) 1. vatar'ın c.s.) vücuttaki mafsallar. teller.s.) sıfatlar. Evsat. sicim. (a. (a. (a.) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler.i. sırasıyla l Türk aksağı. 2.i. (a. (a. vasm'ın c.evreng-zîb evride evsa' evsâf evsâf-ı cemile evsâf-ı hamide evsâh İzâle-i evsâh evsak evsâl evsâm evsâm evsân evsât evsat evşâb evşâl evşâz evsen evşeng evtâd evtâd-ül-arz evtâd-ül-bilâd evtâd-ül-fem evtân Terk-i evtân evtân-ı muhacirin evtâr evtâr-ı âcile evtâr evtâr-ı hüzn ü ilham evüdd evvâb (f. vesm'in c.) dalkavuk. murdarlıklar. bu mânâda kullanılmaz]. yardımcılar. (a.s.s.) ortalar. vücuttaki oynak yerler. anat.) putlar. toplardamarlar. veter'in c.i. 2 sofyan'dan mürekkeptir. vatanlarından ayrılma. pek) vâsi' ye geniş.i. (a.i. haçlar. vedîd'in c. (a. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. (a. çok muhkem. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür. [müfredi. pislikler. (bkz. evbâş. beğenilen nitelikler. (bkz.i.s. döğmeler.i. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir. 3. 2. direkler.s. 5.i. ortadaki. utanmalar. 2. kirlerin giderilmesi. 2. bayağı. Beste devr i revân adı verilen usûl. lüzumlu olan şeyler. 3. vasl'ın c.b. (bkz: veşm). kirişler. (a.i. 4. hüzün ve ilham telleri. büyükler ve başta gelenler. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır. sofu. muz. (a-i. dişler. (a. aşağılık kimse.) 1. (bkz: esnam). yaya gerilmiş ipler.). mütahallik). ona halli. kaliteler. hayalar. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır.i.i. zâhid. (a. (bkz: vasf).) 1. bir şeyin ortası.) 1. damla damla akan su. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. orta. Aynca peşrev. (vatan'in c. vasat'ın c. (a. vasfın c.c. taraflılar. vesah'ın c.) tahtı süsleyen hükümdar. (a.i. (a.vesen'in c. aşağılık kimseler. oynaklar. dağlar.s. Usûl. 2. s.) ihtiyaçlar. (a.) ayak takımı. eviddâ'. s. veşl'in c.) 1. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler. evdâd). boyunun iki tarafında olan damarlar. (a.) kirler. inanılan. güzel vasıflar.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. arlar. verid'in c. . (bkz: müdâhin.) Allah'a sımsıkı bağlı. siyah kan damarları. (a.

ilk ağızda yapılan tahkikler.i.i. eski zaman adamları eskiler ve yeniler.zf. eski. sığınacak yerler. evveliyye Tahkîkat-ı evveliyye evvelin evvelin ü âhirin evveliyyât evveliyyet evvelki evvelûn -' evvel-ül-evâil evzâ' evzâ-ı dil-bâzâne evzâ-ı garibe evzah evzân evzân-ı arûziyye evzân-ı atîka evzân-ı şi'riyye evzâr evzâr evzâr evzâyiş Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz. (a.i.) 1.s. (vezn'in c. ilkbahar. pek) vazıh. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. işin başlangıcında. galebeler. (f-i-) çoğalış.) birinci. kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. çok âh eden. (a. (ilk yaratılan) Hz. Haziran başlangıcından. ed. kaleler.i.) 1. vezer'in c.s. (a. (bkz: evvelen). tavırlar.).b. (a. 2.) en evvel.c. 9 Mana rastlar. hisarlar. cinayetler. eninde sonunda. garip. sıra üstünlüğü. fr. 2. vâzıh'dan) daha (en. (a. evâil) 1.s. (f. çok dua eden. aruz vezinleri.i.b. (birincilerin birincisi) Allah. her şeyden önce.t. (a. Muhammed.) haller. 2. ed.s. geçmiş. [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır]. (bkz: nev-bahâr. ibrahim vasıflandırılmıştır]. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir]. fels. günâhlar. başlangıç. 4.) her şeyden evvel. birinci. eski tartılar. sırada üstünlük. önce.) önce Allah'ın yardımıyla. (a.) başlangıç. gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. birinci. ilk. 3. rebî1). (a.s.i. ilkönce. çok açık.) 1. hatâlar. îmânı sağlam.c.) evvelkiler.) önceki insanlar. (a. vaziyetler. ölçüler. z f. (bkz: vezn). (bkz: evvelâ). ağırlıklar. dağlar.zf. 2. hamuleler.) tartılar. ilk zamanlarla ilgili.i. ilk. din bilgisi çok geniş olan [kimse]. vizr'in c.zf.zf. (a. en önce olan. (a.) evvellerin evveli. ibtidâ. primaute. (a.t. eski adamlar. (a.) birinci olarak. (a.zf. 5. başmanlık. soruşturmalar. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır. (bkz. önce. 3. (a.) 1.t. hâdiselerin başlangıcı. ergeç. geçmiş zamanda. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. (bkz: cibâl). merhametli. (bkz: efzâyiş). 2. eski. dünyânın asıl desteği.zf. ilk olarak. yükler. besbelli. (a. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli. vaz'ın c.i. üstünlükler.) 1. öncelik. (a.s.) her şeyden evvel.) daha evvel. (a.evvâbîn namazı evvâh evvel evvel-bahâr evvel-i berd-el-acûz evvel-i mâ-halak evvel-i riyâh-ı bevârih evvel ve âhir evvel-ül-evvelîn evvelâ evvel-Allah evvel-be-evvel evvelce evvel-emirde evvelen evveli. bunu huş fırtınası tâkibeder]. şiirin ölçüleri.i. tuhaf haller. 2. evvel gelen insanlar. . (a. duruşlar. efzâr3).

en kutlu olanlar. (a. "enir" denilen bir cins yaban mersini.b.) 1. (a. (a. sağ taraftaki. yed'in c. 2. (bkz: hîn). pekî. talihli.büyük sofa. yed'in c. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. kutlu. örtü. 2. (bkz: vilâyât).) 1.f. günler. [Arapçası "iyvân" dır]. Musa Peygamberin Tur dağında. yorgunluk. en kutlu. yetîm'in c.c.) eller. 2. husûsî idareli eyâletler. s.). mutluluklar. köşk. Allah'a ısmarladık.i. sağ taraflar.) yer yüzleri. en yümünlü.) bot. (a. gökyüzü. (f-i-) l. (a. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. nerede. (bkz: piyâle). yahu.i.) 1. (bkz: eymün).i. gündüzler. (bkz: eydî). bahtlar.) anası babası ölmüş. en yümünlü. bana bak!" gibi mânâlara gelir.f. kaçacak yer yok mu? (a. gökyüzü.) yazık. 3. aldırış etmeyen.t. fena. eyâsî eydî eyger eymân eymân-ı galize eymân-ı kâzibe eymân-ı sâdıka eymen Vâdî--i Eymen eymen-ül-yemîn eymün eyn eyn-el-meferr eyser eytâm eytâm ve erânıil eyvah ey-v-AIlah eyvan eyvân-ı kisrâ eyvân-ı sîmâbî eyvân-ı zerkârî eyyam eyyâm-ı âdiyye (a. kuvvetler.i. andlar.) ayaklı kadeh. e.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler.c. an. eymân (a. (a. öksüzler. ["eydî" çok kullanılmaz].n. eymen'in c. 3. olan eydî'nin c. (a.) 1. öyle olsun.zf. divanhane. ["İranlılar "iy" de derler]. (f. 2. sol taraftaki. kudretler.i. yemîn'in c.s. zaman. (bkz: eyâdî). 4. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket. oturacak yüksek yer. heyhat.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır. kötü yeminler. (a.ey eyâ eyâdî eyâdîm eyâg eyâlât eyâlât-ı mümtâze eyâlet eyâlet-gâh eyâmin eyâmin-i eyyam eyâzî. (a. çardak. yevm'in c. yetimler ve dullar. sağ eller.zf.i. yalan yeminler. evet. kemerli yüksek bina. 2. "hey.) eller. pek kolay.) "ey.) eyâlet merkezi olan şehir. doğru yeminler. an-diçmeler.n. (a.i. 3. yümn'den) 1.i. şarap kupası. salon.) 1. 3. hayırlı.i eyâlet'in c. yalnız kalmış küçük çocuklar. imtiyazlı. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer. . talihler. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır]. [evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. zeminler. Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray. (a. yemîn'in c. (a. tatil ve sayılı günlerden başka günler. (f.n.) en yümünlü. (bkz. teşekkür ederim. (f. 2. (a.s. 4.i.i.i. günlerin en kutlusu. (a. büyük yeminler. s.s. ["eyâdî" çok kullanılır].

sayılı günler.eyyâm-ı bâhur eyyâm-ı bukalemun eyyâm-ı cem' eyyâm-ı devlet eyyâm-ı eza eyyâm-ı hayât eyyâm-ı hâzıra eyyâm-ı kalîle eyyâm-ı ma'dûde eyyâm-ı mâziyye eyyâm-ı ömr. (a. 4. din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman. sağlam. .) "ya. kuvvetsiz. (bkz: hengâm). birkaç günlük kısa zaman. 2. özellikle. kuvvetlendirsin. te'yîd'den) sürdürsün. başlıca. şimdiki günler. iç incinmesi. nüfuz. kurban bayramının ilk üç günü. nüfuz.s.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. gönülden. (a. bu arada. geçmiş günler.i. "heyamola" nın aslıdır. her arabî ayının on ikinci. iktidar.i. (bkz: cefâ. eyyâm-üt-teşrîk eyyâm-ül-bîz eyyede ey y id l eyyid-Allahü eyyim Eyyûb eyyühâ Yâ eyyühessâkî eyyüh-el-ashâb eyyüh-el-islâm ey zan ez ez-an-cümle ez-cümle ez-dil ez dil ü can ez her cihet ez kaza ez ser-i nev eza ezâ-yi derûn ez'af ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler.) incinme. iktidar. 3. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. zamana göre hareket eden [adam].) yine öyle. kurban bayramının ilk üç günü. Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün. keza. o cümleden olarak. incitme.zf. resmî günler. ey!" gibi hitap edatı. zaîfden) daha (en. can ve gönülden. s. bekâr. can yakma. bu dahî.) "den. ömrün günleri. on dördüncü ve on beşinci günleri. bir kararda kalmayan zaman. 4. pek) zayıf.e.e. on üçüncü. dinlenme günleri. ey içki sunan! ey mal ve mülk sahipleri! ey Müslümanlar! (a. s. (bkz: hengâm). değişen zaman. (a. eziyet. kurban bayramının ilk üç günü. her bakımdan.) kuvvetli. cevr). geminin hareketine elverişli olan rüzgâr.h. (a. (a. matem günleri. (f. Allah kuvvet versin! (a. tatil günleri. (bkz: eyyâm-ı hayât). saltanat süresi. kazara. zaman. her yönden. yeni baştan. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey. 3. (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. dan" mânâsına gelir. dermansız. muktedir. (a. çocukluk devresi. eyyam ola eyyam reisi eyyâm-ı resmiyye eyyâm-ı sahavet eyyâm-ı ta'tîliyye eyyâm-ı tercil eyyâm-ı ma'dûdât. zaman.) dul. öteki gibi. fi. 2.

zelîl'den) daha (en. zı'fın c.) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam]. (a.i. insanların en zayıfı. katlar. (a. ezfâr). Tanrı bilgisi. Allâhü ekber Allâhü ekber. zufr'un c.) ince ve uzun kaşlı.i.i. can ve gönülden.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. 2. (f. 3. (f.b. ince ve uzun kaşlı. (a. ızmâme'nin c. (a.) ezan ile ilgili. aşağılık [kimse]. . Allâhü ekber Allâhü ekber. Tanrı gücü. 3. (ezanı ilk kuyan zât Hz. çespân. [Allâhü ekber Allâhü ekber.s. (a.) ezelîlik. Bilâl-i Habeşî'dir). Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. (a. tırnaklar. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku.s.i. zebed'in c. çok eskiden.i.) ezber. ezelden beri. (a. pek çok. şâyeste). karşıtlar. (f.) zihinde tutma. öncesizlik.) karşı olan şeyler. kötülük eden [kimse].) 1.b.i. unutmamaya çalışma. köpükler.) tırnaklar. (bkz: bercâ. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. 2. (bkz.s.s. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah.) ezele mensup.) cemaatler. başlangıcı ve sonu olmayan. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. (a. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle. 2. en zelîl ve aşağılık adam. kat kat.s. olan ezfâr'ın c. (bkz: min-el-kadîm). 2. bkz: ezâfîr).i.ez'af-ı ibâd ez'af-ı nâs ez'af ez'âf-ı muzâafa ezâfîr ez'akî ezâmîm ezan ezânî ezânî saat ez'ar ezbâd ez-ber ezberm ezdâd Cem'-i ezdâd ezder ez-dil ez-dil ü can ezebb ezecc ezecc-ül-hâcibîn ezel el ezel Tâ ezel ezelî. pek.) 1. çok) zelîl. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. (a. yaraşık.i. birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama.s. çeyrekler. alçak [kimse]. (f. Hayya-al-esselâ. başlangıçsız.) gönülden.) 1. "ber göğüs". kısa boylu.s.s. zufr'un c. 3. Hayya-al-esselâ. Güneşin battığı zaman 12 olan saat. La ilahe il-1'Allah]. kısa boylu ve kötü huylu [adam].i. paslar. (a. (a. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı]. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm). (a. (a. (a.s. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. zıdd'ın c. yüksek sesle yapılan davet. (a. başlangıçsızlık.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman. ezel ile ilgili. kalem kaşlı. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır].) 1.s. Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar. münâsip.) lâyık.) gaddar ve zâlim [adam]. [ez den. öncesiz. (f.i. ezeliyye İlm-i ezelî Kudret-i ezeliyye ezelî ve ebedî ezeliyyet ezeli ezell-i nâs ezfâr halkın en zayıfı.

) eskiden beri.s.i. soğuk [şey]. ezhâr (a. incitecek hal. zelîl'in c. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi. söylemeler. ezkâ (a.i.s. yumurta sarıları. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi. ezherân. menekşe.) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci. zehre ve zehere'nin c. ez-kazâ (f. 2. (a. ezher-ül-levn parlak yüzlü.) çiçekler.zf. faziletliler. incitme. fikir.) 1. zekâ.) haykırma. anlayış.) daha (en. zahr'ın c. ezîr (f.s. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri.) sokaklar.i. aşağılık [adam].) 1.s. zukak'ın c. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme. renciş). eziyyet (a.zf. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah).) 1. ez-kadîm (f. alçak. güzel ve parlak.) insanda akıl.) pek beyaz. binek hayvanının sırtları.i. sırtlar. ezkâr (a.s.s. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri.i. zikr'in c. ezkât (f. faziletli. zikirler. ezheriyye (a.a. hafıza.) 1. zimâm'ın c. idare. yularlar.) alçaklar.) 1. ezhâr (a. anmalar. [Hz. (a. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu. zahmet.s. ezkiyâ' (a. iyilikle yâd etmeler. satıhlar.) pek dalgın ve unutkan. (bkz: zuhur). ezhereyn (a-ic.) güzel kokulu [şey]. zekî'nin c. zihn'in c. meşakkat. anlayışlılar.) kazara. yanlışlıkla.s. incinecek.) eziyet. lekesiz. cefâ. kıble rüzgârı. ezkâr-ı cemile medih ile. tembel [adam]. ezkiyâ' (a. ezimme (a.i. gelincik" çiçekleri. 2. i. soğuk.) keskin fikirliler. altınlar. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri. 2. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-Züvâvîül-Ezherî'dir].) daha (en. hâlisler. pek) anlayışlı.s. (bkz: zikr).i.) 1. pek. ezîb (a. 2. ezille (a. .a. s.s. Muhammed'in vasıflarından biri]. arkalar. hatmi. anmalar.) işsiz güçsüz.i. (f. ezîz (a. çok gaflette bulunan. (bkz: evrâd). aşağılıklar. bölük. ezikka (a. ezfelî ezgehân ezhâb ezhân (a. adîler. kavrayış kudretleri. bildirmeler.ezfer ezfile. meç. ezher (a.i.i. çok zekî. ezhel (a. cemaat. ezhân-ı nâs halkın zihni. 2. çok) hâlis. (bkz: azar. yüzler. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese. (a. dizginler.i. zeheb'in c. zekî'nin c. hatırlamalar.) lekesizler. 2.) Ay ve Güneş. temiz. ezkâ (a. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri. yollar.) güruh.i. ezimme-i umur işlerin idaresi.s.) kötü düşünceli [kimse].

Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk. (bkz: azlâl.) gölgeler.) 1. anlar. çiftler. zelem ve zelm'in c.) zool. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı).s. Kelb-i ezûm ısırıcı.i. ezrâr-ı lahmiyye hek. Ezrebî (a.s. ezmân (a. ezlâl (a. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar.) anlar. ezûz (a. kılıç v. eşler. zamân'ın c. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar. (bkz: ezmân). aleyhte söz söyleyen [adam]. vakitler. Zeyneb bintü Cahş.i. zimr ve zemîr'in c. ısırıcı. uzun şey. günahlar. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). zamân'ın c. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar. esvap düğmeleri.) iri. başı sert [at]. suç-zünûb). Muhammed'in ismetli zevceleri. (bkz: ezmine). ezmine-i selâse üç zaman. çağlar. (zenb'in c.) vakitler.i.) bahâdırlar. ezlâm (a. keskin şey.) 1. ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. il eznâb (a.) pek keskin olan [hançer. (a. dil uzatan. zenb'in c.) ısıran.i. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları. ezvâc (a. (bkz: bürrân). ezrâr-ı ıbtıyye bot. zıll'ın c. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar. kadının veya kocanın eşleri.) Azerbaycan'ın Arapça adı. çiçek tomurcuklan. ezlâf ezlag. ezmine-i cedide yeni zamanlar.i. sözü düzgün ezrâr (a. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır].s. ezlagî ezlaî ezlak .i.) 1.i. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye).) kuyruklar. ezvâc-ı tâhirât Hz.s. 2.[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı). 2. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. A'işe bintü Ebî-Bekr.) tenasül âleti.b. bot. Şahs-ı ezra' fasih. ezûm (a.i.(a. yiğitler.i. ezmine-i kadîme-i hayât j eol. ezûc (a.s.i. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. kozalak. ezrâr-ı zühreviyye bot. zırr'ın c. ezrâr-ı ârızıyye bot. 2. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş). Zeyneb bintü Huzey-me. ezmine-i mutavassıta ortaçağ. (a. dal tepelerindeki tomurcuklar. ezvâc-ı asabiyye anat. çağlar [dilimizde az kullanılır] .i. çatal tırnaklar [hayvanlarda]. edepsiz [adam]. 2.) kocalar. ezmine (a. ["zevce" nin c. Şevde bintü Zem'a. ezmâr (a.] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç. kahramanlar. zılfın c.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları. paleozoik.) 1. zevç ve zevce'nin c. ezrâr-ı şahmiyye bot. zılâl). sinir çiftleri. ısıran köpek. (a. ezrâr-ı intihâiyye bot. ezmine-i kadîme eski zamanlar.

ha. çalışır durumda olan ticarî kuruluş.) etekler. 2. yalancı. fâil'in c. activite.s. içtimaî bir dergi. çalışkan. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. (a. fevâci') insanı dertli eden. ekler. çalışma. (f.) 1. kim. (a. (a. ayyaş. 5.) l. (a.) fa'alcasına. zayfin c. erkeğe düşkün kadın. eco-le active. fr.i. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). fi'l'den) 1.) çok acıklı.i. (a.) l. 2.) 1. dilediği işi yapan. zeyl'in c. 2. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır. i.i. fâcire fâdıl fâdıla fadîh.s.s. (bkz: fecî')". fücûr'dan. dâima harekette bulunan.i. felsefî.s. füccâr) 1.zf. zevk'ın c.i. eko. ["fâci" in müennesi]. i. fels.) misafirler. şerir.s.s. (a. musibet. kadın adı. zîk'dan) pek dar. fena huylu. (a. (bkz: fâzıl). (o. 2. gayret. (f. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir.) failler. etkin.s. fücur sahibi. Allah. çok işleyen. (bkz: fâdıl). 2. lezzetler. fr. 3. ilâveler.s. (bkz: zuyûf). actif. hazlar.s.ezvâk ezvâk-ı pâdişâh-âne ezver ezverî ezyâf ez-yah ezyak ezyâl Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi). sıkıntılı.) musibetler. şakî.s.i.. yapanlar.) tatlar.b. şirkette faal bir iş gören hissedar. 3.c. (a. Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî. 2.s.c. acıklı şeyler. keder veren. (a.c.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir. fazîha).i. pâdişâhlara yakışır zevkler. gayretli.f. fudalâ) 1.). fazîh.. ["fâdıl" kelimesinin müen. habîs. erkek adı. 4. Çin'de porselenden yapılan kapkacak. hareket.f. etkinlik.]. (a. (a. F f fa'âl fa'âl hissedar fa'âl şirket fa'âlün limâ yürîd faale fa'âl-âne fa'âliyyet fa'âl mekteb fâci' facia fâcia-engîz fâcia-nüvîs fâciât fâcir. f r. konuklar. (a.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç.f. (bkz: fecîa). kuyruklar. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir).) facia yazan. çalışkancasına. kadına düşkün erkek. kim. (a. (a. davetliler. drame. c. fadîha fağfur (a. neşeler.b.) 1.b. sefih. fa'âl olana yakışacak surette. ped. 2. (a. rezîl.) boynu eğri [kimse]. . fecere. (a. acıklı.]. (a. fels. eko. günahkâr. fr. (f. âfet. (bkz. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu. trajedi üstadı.s. Hz. etkinci okul. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse].i. Muhammed on bir nikâhlı evlilik yapmış.

büyüklük. îtibar. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap. fevâhit) yabani güvercin. fuhûl) 1.) kömür. çömlek. fûhime (a. akıllı ve zekî [adam]. aygır. ağ. fak. fahiş (a.) fağfura mensup. (a.i. fuhş'den. 4. fahm'-den. fehm'-den) anlayışlı. taşkın. fahîm-âne (a. fahâmet-penâh (a. fahh-ül-fâr fare kapanı. ahlâksız. büyüklenme. ulu. fazîlet.s. pinti.i. şerefli.s. charbon aninıal. değer.) [evvelce] sadrâzam. erkek ve kadın adı. onur. çok kuvvetli. fahr-i kâinat Hz. ar. değerli. i. aşüfte. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse]. c. beyitler. fahişe (a. büyük. 2. S. tuzak. fahm-i billûrî elmas. fahîme (a. kıvanç. fahmiyye (a.) kömürcü. fâhite (a. fahm-i sânî-i alüminyum kim. fevâhiş) 1. fahâmetli. fahiş fiat eko.) fahîm olana yakışacak surette. kabahat. çini. kendini medheden.) kapan. fahmî. şanlı.fagfûr-i Çîn fagfûrî fahâmet fahâmet-lü Çin fağfuru. kömürümsü.b. övünme.i. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. saksı. fahreden. Kalsiyum karbür.f.i. actif kömür. akıllı. tamahkâr. onurlu. çanak. (bkz: azîm. ahlâka aykırı.i. insafsızca.zf. 3.f. karpit.) yegâne başvurulacak en büyük makam. karbonat. toprak testi. kısmık [adam]. Havza-i fahmiyye kömür havzası. kadın adı. mübalâğalı. . fahhâm (a. c.) 1.c. Çin işi. c. pek kötü. [bkz: âlüfte. ahlâksız kadın.) 1. erkek. fahş'dan) 1. Kavl-i fahiş çirkin söz. fahmiyyet (a. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış.i.t. fahm (a. kebîr). fahm-i fa'al kim.s. 3. fahhâr (a. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. ayıp.s. fahhâş (a. çok övünen. fahm (a. s. (f. zâniye). (a.i. 2. kıymet. mükemmel. kim. 2. 2. odun kömürü. kahpe. hakkaniyete. 3. fihâm) fahâmetli.s. fahm-i madenî mâden kömürü. kıymetli. 2. fahm-i türabı huy kömürü.s.s. şeref. 2. fâhire (a. fahr'den) t 1. 3.s. üveyik. ululuk.s. 4. fahimlik. fahm-i nebatî nebatî.c.s. îtibar ve nüfuz sahibi olan. müf tehir). fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr. aşın. fahm-i sânî-i kalsiyum kim. fahl (a. cesîm. fahm-i tabîî kim.) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. ün. fahr (a. iri. 3.) kömürle ilgili. (bkz: hamam). fahâmet'den. ululuk. övüngen. fâhim. 3. alüminyum karbür. günah. Muhammed. fahr-i âlem. bitkisel kömür. böbürlenme. 4.s. şöhret. *doğal kömür.i.s. fahh (a.) 1. (bkz: engist). (bkz. fâhir. fihâm) büyük. 4. 2. fahîm.) kim. erdem. fahm-i hasebi coğr. çirkin.

on iki terekli taç. (a. . kurularak.c. ed. faika İhtirâmât-ı faika fâik-ül-akrân fâik-ül-emâsil fâikat dön terekli taç. (a.) 1. boşuna. "fâyih" şeklinde de kullanılır]. faydasız. kâr. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte. s. övünen. eski şâirlerin. 2. ediplerin en büyüğü. 3. (a. onur için. Muhammed. kendini medhederek. (a.s. bilginlerin en büyüğü. c.i. kazanç. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. erkek adı. üveyik kuşu.) fahûrcasına. işe yarama. Fahr-i kâinat).c. fevâih) çiçek ve meyva kokusu. kendini medhetmek itiyadında olan. i. menfaat. 3. (a. (bkz: fahrî'). târihî fayda. benzerlerinden daha üstün durumda olan. kadın adı. 2 . mütemâcid. çıkar gözeten. 2. ed. fuhuş.) fahrîlik. efhâz) uyluk. fevk'den) 1. (f.f. ilerde olanlar. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler. kazanç. onur için.s. parasız. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. şeref. a'lâ.i.i. (bkz: Fahr-i âlem. fâik'in c.i. (a. fayda.b. (a. eski şâirlerin. ümit. akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. (a.) lâikler. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. verilen zekâttaki tamahkârlık. 3. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri.) menfaat elde eden. muz.s. (a. fevkinde bulunan.) 1.s. 2.i.i.zf.) bir şeyin iç yüzünü araştırma. bir işin hakikatine varma faydası. fahriyye'nin c. kârlı. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. fıkra.c. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir.f.zf. aylıksız. üstünler. (a.) fahrî olarak. (a. maaşsız.fahr-i edhemî fahr-i hüseynî fahr-ül-mürselîn fahr-ül-üdebâ fahr-ül-ulemâ fahr-ül-vüzerâ fahrî fahriyyât fahriyye fahriyyen fahriyyet fahs fahşâ' fâhte fahur fahûr-âne fahz Azm-i fahz fâide dili Bî-fâide Çi-fâide fâide-i hiber fâide-i târihiyye fâide-cû fâide-mend fâih faik. (bkz. parasız ve menfaatsiz. arama. mütemeddih).) 1. zina. kalça ile baldır arasındaki kısım. 2. öğünerek. (a. manevî olarak üstünde olan üstün saygılar. fevâid) 1. (a. 3.i. (a. akranlarından üstün. (a. uyluk kemiği. neye yarar. hayır. vezirlerin övünüleni.) fayda arayan.) ed. en büyük bilgin.i. fahriyyât) 1. Hz. fahr'den) çok fahreden. faydalı olan bend. 2. Peşrev. erkek ve kadın adı. ücretsiz görülen [iş]. (f. en değerlisi.b.s. meşru olmayan şehvanî haller. i.

feyezan eden. fâillik. Phecda. ama. fr. meyva. anüs. 2. erkek ve kadın adı. bir fı'lin anlattığı işi yapan. kâr. çokluk. fr. (a. Phegda. 3. suç ortağı. taşan. ("ka" uzun okunur. bir basan kazanan. fevâil. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr. andropogon muricatus denilen bir çiçek. huk.s.i. faize faiz fâiz-i basît fâiz-i cüz'î fâiz-i külli fâiz-i mürekkeb fâiz-ün-nûr fâj. makat. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır.) fa-kihlik. s. ancak. 3. kötülük işleyen. ihtiyaç.i.) nâdir bulunan [nesne]. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. 2. huk. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş. bulunmama. zekî. a. (a. (gerçek yapıcı) Allah.c. astr. fakihlerin fakîhi.i. anat. 2.e. (a. yapan. işleyen ve yapanın hâli.) yokluk.) yalnız.s. (a. para yokluğu. işleyicilik. bir paranın getirdiği faiz.) üstünlük. huk. muradına ulaşan. şu kadar var ki.c. fels. (a. 3.i. bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz. bir şeyi bizzat yapan kimse. fıkâh) 1. işleyen. (bkz: feh-hâm). sujet. fukahâ) 1. fevz'den) 1. fevz bulan.i.. şiddetli ihtiyaç. yoksulluk. işlenen bir suçta parmağı olan. fevâkih) yemiş. şeriat) ilminin üstadı.i. ("ka" uzun okunur.) esneme.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. ribâ). (a. ing. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma. fıkh'dan c. yoksulluk. uyluk. (a. lâkin. (bkz: fıkdan). gr. nur bolluğu. nema.s. fâje faka Fakr ü faka fâka-yı şedide fakahet fakahetli fakat fakd fakd-i nakd fakha fakîd fakîh fakîh-ül-fukahâ fâkihe (a.fâikıyyet Esbâb-ı fâikıyyet fail fâil-i hakiki fâil-i hayr fâil-i muhtar fâil-i mübaşir fâil-i müstakil fâil-i müşterek fâil-i şerr fâiliyyet faiz. (a. 2. anlayışlı [kimse]. Gamma Ursus Majoris.s. fevz'den. bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır]. fevâiz) 1. (bkz: güzeşte. te'sir. te'sirli. bolluk. 2. activite. istediğini yapmakta serbest olan. fıkıh (din.) 1.] . [yapma kelimelerdendir]. 2.) fakirlik.i. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. müessirlik. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız. faale) 1.i. c. (a. (f. lât. hayır işleyen. üstünlük sebepleri. alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz. taşkınlık. fr. a.s. kim.i. (a. en büyük fakih.c. (a.

s. fâl-zen (f. 3. geçici ["baki" zıddı]. fâlik fâl-nâme (a. fakircesine. 2.ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi. fakire yakışacak surette. fakîr .(a.b. fâl-gîr (f. 4. talih deneme. fukara') 1. züğürt.i. ayıran. falcı.s. fâniyyet (a. zengin olmayan.f. fâlic (a. tomruk.b. fâl-i hayr iyi hal. kahve fincanına.) 1.f. falaka.) ikiye bölen. 2. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse. fâlice (a. (bkz: fâl-gîr). 2. züğürtlük. fakîr-âne (a. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir. fâl-i bed fena hal. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç. fakirlik.) fal kitabı. muvaffak ve mes'ud [kimse]. fâlik-ün-nevâ Allah. anemie.) 1.s. Zer-fâm altın renkli v. yoksul. fakr u faka (bkz.i. ölümlülük. fakr u sefalet büyük yoksulluk. fr. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. falak (a.) fânilik.s. i. fenâ'dan) 1. iki ucu bir yere bağlı olan halat. yaşlı. dilenci. sabah aydınlığı. felc'den) yarım inme. âciz. fâl-gû (f. fakr (a.i. uğur sayma.) memeleri henüz arşaklanmış [kız].) fala bakan.s. fal (a.f. erkek adı. fakr'den. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. Pîr-i fânî pek yaşlı olan. – fam (f.i. 2. 5. çift atlı yük arabalarında.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi.i.s. fena alâmet. fâlih (a.i. (bkz: sâil). eken. faka).[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere.i. Gül-fâm gül renkli.) galip. 3. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. taneyi ikiye yaran. 2. parasız. ölümlü. iyi alâmet. muvakkat.s.] (bkz: ffflic). c. (bkz: nısf-ı nüzul).) falcı.b.) fal söyleyen.i. fala bakan. 2.i. Sebz-fâm yeşil renkli.b.) 1.f.b.zf. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç. zavallı. ihtiyar. muhtaçlık.i. fakr-üd-dem kansızlık. 3. fakir-i mu'temil huk. (a.) fakirlik.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi. vücudun yansına inen inme. yoksulluk. (bkz: levn). fâlik (a.i. fâlic (f.i. toprağı süren.) 1. bîçare. 3. muzaffer. (bkz: âcizane). Alem-i fânî fânî dünyâ. fakîr-hâne (a. 3. Fakr-nâme (a. falaka (a.b.b.i. 4. fânî (a.) uğur.) ["fâlic" kelimesinin müen. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler.) renk.

ayrılık. faraziyyât farziyye). binici. Fârâbî (t.) sıçan. fark olunmasına. 3. Farsça.) sıçan. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. aşırılık. fâris. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. başın tepesi. baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. furûk) 1.c.i. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. vacip.i. rahat.) 1. Kendisine Garplılar Alfarabius derler. (bkz: süvari).i. [birincisi] erkek. 2. 4. (bkz. constellation de Persee. boş kalmış.i. lâzım.c. Allah'ın emri. fevkalâdelik. fark j (a.h. far (a. fare. 2. fariğ (a. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse. Babasının adı Muhammed'dir. (bkz. boş. 2.s.i. gönlü rahat.c. aşkınlık. farz.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. huk. aynlma. fâris'in c.i. fart (a. anlayışlı. [ikincisi] kadın adı.i. fevânîs) 1. faraza (a. (bkz: farzî) faraziyye (a. amplitude. işsiz. 3. 4. bir mülkün. ayırma. atlı. Fars (a. ferâiz). 2. kullanma hakkını başkasına terk eden. fark'dan) 1. i.i. fârig-ül-bâl başı dinç. başkalık. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur.c. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan. ferâğ'dan) 1. ata binmekte jnahâ-retli. taşkın. tasarruf. 3.) 1. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık.) Iran.i.s. i. Fars cümle-i kevkebiyesi astr. (bkz: far. fârisiyyât (a. Pers takımyıldızı. fark-ı fahiş çok aykm fark. içinde mum yakılan büyük fener. 2.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur. fark-ı tâmm tas. fr. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti.). fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri. fârisân (a. fârisî. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. sıcaklık farkı.zf. küre veya silindir şeklinde cam kapak. vazife. gerek. ayıran. abajur. muş). Acemce.) îran edebiyatı. pay.) aşın. h. aynlmasına sebebolan. Iran dili. fare (a. çekilmiş. 3. farika (a. 2. fârisiyye (a. farza farazi (a. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. taşkınlık.f. 4. ferâiz) 1. S. ferasetli. fârise (a.c.s. fr. 2. seçilme. asude.h. Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. fark-ı sühunet coğr. camlı mahfaza.).i.s. fark eden. fânûs-i hayâl hayalî fener. sahip olma. işini bitirmiş. farîza-i zimmet boyun borcu. aşkın. fanus . (bkz: muş).(a. fârık. vazgeçmiş.s. borç. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. fariza (a.

(a. Allah'ın. 2.zf. (a. fr. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. psik. biy.s. c. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan.f. gayrette aşmlık. Ömer ve adaletine mensup.) farz. farz-ı kifâye Allah'ın. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma. iyi söz söyleme kabiliyeti. diğerlerinden sakıt olan emirleri. fark'dan) 1. (bkz. keskin. (bkz: pâryâb). bi-1-farz.i. hypothese. . egotisme. erkek adı.i. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. tutmak. furûz) 1. aşırı duygu. varsayımlı. zekâ taşkınlığı. oruç. farziyye). fr. tutalım ki. (h.zf. lüzumlu. fr. fr. hac. ola ki ["faraza" yanlıştır]. hypothetique. zf. ["faraziyye" yanlıştır]. uzdillilik.) diyelim ki. (bkz. fâryâb (f. aşın bellem. farza (a. Ömer'in lâkabı. şöylece düşünelim. 3. aşırı besi. benlikçilik. farza). [namaz. hyperesthesie. diyelim ki.) farzedelim ki. 2.) güzel ve açık konuşma. 2. 4. zarurî. zekât gibi]. fr. hypermnesie.c. Ömer gibi]. tutma. [cenaze namazı kılmak gibi].i.i. fârûk-ane ("ka" uzun okunur.i. farz-ı ayn Allah'ın.fart-ı cünûn fart-ı enâniyyet fart-ı gayret fart-ı hassâsiyyet fart-ı hıfz fart-ı mahabbet fart-ı semâne fart-ı tağdiye fart-ı zekâ fârûk aşırı delilik. s. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri. terki günah olan emirleri. 3. varsayım. i. Bil-farz diyelim ki. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer. tutalım ki. a. takdir ve tahmin usûlüne dayanan.s. tutalım ki. fi-1-mesel). farziyye (a. suralimentation. farz ve takdire bağlı bulunan mesele. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler. aşın heyecan.i. sevgide aşırılık şişmanlık aşırılığı.etmek saymak. farziyye'nin c. Hz.i. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme.) Hz. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı. [Hz. fasâhât (a.). bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle. farzen farzı (a. farz. farziyyât (a. fârûkî (a.) fârûk olana yakışır surette. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin". ["farazi" yanlıştır].) 1. sayma. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". duyguda aşınhk. psik.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. (bkz. farz (a.

üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi. fesat çıkaran. (vatanımız) gibi. bozan. kötülük eden. düzgün söz söyleyen. fesâd'dan. 2. ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. iptal eden. muz. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. bölen.c. düzgün söz.c.s. hodangiller.c. aşikâr. bir defada çalınan peşrev. s. kesinti. 4. (bkz: idma'. kötü. ayrılma.) kan alma.s. bot. aralık. (a. gr. fusahâ) 1.c.i. etli bitkiler. bot. Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman. fusûl) 1. çürüten. c. ayırma. aile. fasîh olana yakışacak bir tarzda. çançiçeğigiller. sapkın. (bkz: fasl). şirket fesheden.) fasâhatli. (a.s. adam çekiştirme. fevâsıl) 1. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse].i. 3. tiyatro . huk.s. kozalaklılar. bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. ayıran. uzdilli. neticelendirme. (a.f.) bozucu şeyler. yanlış. hacâmet). ara. zeytingiller. gr. aleyhte bulunma. fısk'dan. fena. günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. (bkz: talik). bakla fasilesi. fasâil) 1.f.b. alım satım şartlannda eksiklik olan satış.zf. familya.i. 7. damkoruğugiller. güzel. ed. muz. halletme. düzgün ve açık konuşan. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi. 2. uzdilli. fesh'den) fesheden.i. fr. (a. faside Bey '-i fâsid fâsid dâire fâsid-ül-mizâc fâsidât fasih fâsih-i şirket fasîh Kelâm-ı fasîh fasîh-ül-lisân fasîh-âne fasile fasîle-i bakliyye fasîle-i ceresiyye fasîle-i karanfüliyye fasîle-i kibrîtiyye fasîle-i lahmiyye fasîle-i sabbâriyye fasîle-i salibiyye fasîle-i sanevberiyye fasîle-i sencâriyye fasîle-i şefeviyye fasîle-i zeytûniyye fasl (a.s. ayıran şey. (a. fusûl) 1. (a. iki şeyin arasındaki bölme. sarih. feseka. anababa.s. kesme. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. (a. ballıbabagiller. fasl'dan) fasleden. (a. c. c. günah işleyen. 2. şarkı vesâirenin hepsi. karanfil fasilesi. *karanfilgi ler. (a. kısır döngü. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. bölüm. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. fesede) 1. bot. fâsid'in c. bozuk. (bkz: fasıl2). 3.fasâhat-perdâz fasd fâsık fâsık-ı mahrum fasıl fasıl Hatt-ı fasıl fasıla fâsıla-yı kübrâ fâsıla-yı saltanat fâsıla-yı sugrâ fâsid. muz. kibritotları. (a.) güzel ve açık konuşan. ayrıntı. münafık. (a. (a. turpgiller. açık. 2. 6. kelimeler. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri.i. 2. 3. 5. 2. fesatçı. baklagiller.

b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı. geo. kış mevsimi.i. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). fasd'dan) kan alıcı.i. (a. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî. fena huylu. (a. Hz. 11. oynak yerleri. (bkz: fasıl2) 10.].) Hz. yüzük taşı. gökleri yaratan.s. Tann'nın yaratma gücü. 4. gözbebeği. hurma ağacının fidanı. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır.s. dört mevsimden herbiri. güz. ["fâşetmek" meydana çıkarmak. Peygamberin ilk zevceleri Hz. sayıp döken.s. (bkz: Halik). yaz mevsimi.c. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş. fr. fasl-ı rebî fasl-ı gül fasl-ı harîf fasl-ı hazân fasl-ı karîb fasl-ı mudhik fasl-ı müşterek fasl-ı sayf fasl-ı şitâ fasl-ül-cesed fasla fass fass-ı nigîn fassâd fassâl fassâl-i bed-hısâl faş fâşî fatânet Fatıma fâtır fâtıra Kudret-i fâtıra fâtır-üs-semâvât Kudret-i fâtıra fâtih oyununun başlıca kısımlarından herbiri. anat. fr. fasalât) 1. (a. (bkz: fıtnet).h. (a. dedikoducu.i. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. anat.) yaratan. sonbahar. .) fatinlik. vücûdun mafsalları.i.c. duyulup yayılmış. Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. diffe-rance. (bkz: fâtır). açığa vurmak. Lâkabı Zehra'dır. ilkbahar. açan. badem gibi mey-vaların içi. Hakk'ın yaratma kudreti. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına. dile verme. 8.) meydana çıkma. arakesit. fetheden. mafsal. güz mevsimi. bahar mevsimi. vücûdun oynak yerleri. (a. açığa vurma. duyulma. 632 de Medine'de vefat etmiştir. (a. hacamatçı cerrah. yaratıcı.) ["fâtır" kelimesinin müen. ablalarının adını vermiştir]. duyurmak]. dile vermek. gül mevsimi. 3. dört kızının en küçüğüdür. (a. feth'den) 1. (a. fark. (a. Hz. geo. Ümmü Külsûm. kemiğin oynak yeri. Ru-kiyye. fusûs) 1. 18 yaşında Hz. meç. 2.s. zeyreklik. Hasan ve Hüseyin'in. ayırım.i. 2. yüzük taşı. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden. abscisse]. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur. Tanrı. Hadîce'den dünyâya gelen. 9. (a. hicretten 11 yıl sonra. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. mant. zihin açıklığı. dedikoducu. Ümmü Külsûm'dur]. (bkz: fasıl).) meydana çıkmış.fasl-ı bahar.s. [diğerleri Zeyneb. kan alan.i. (f. Ali ile evlenmiş.

(a.s. hâkim. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir].f. mantar. (a. yarma. 3. (a. (a. 2. akıllı.fâtih-i bilâd fâtih-ül-ebvâb fatiha fâtiha-i fikret fâtiha-i kelâm fâtihatü-1-kitâb fâtiha-hân fatihan fâtik fâtike fatîm fatîn.i. hal ve fasl olunabilen. fazîha). füturlu. (bkz. methal. fütur) 1. güzel vasıflar. fevâyih) 1.i. erdemler.i. (bkz: fâti-ha-i kelâm). güzel kokulu nesne. alçaklık.i. 3. elbisenin dikişlerini sökme.c. fethedenler. 2. (a. sözün başlangıcı. erdemler. 4. murdarlıklar. anlayışlı. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. (a. 2. kötü sözlülük.i. kadın]. fatîne fâtin fâtir fatîr fatk fatk u ratk-ı umur fatr fatûr fâyih fâyiha faysal faysal-pezîr fazâhat fazâhat-i lisâniyye fazâil fazâil-i ahlâk fazâil-i âliye fazâil-i asiiyye fazâil-i cemile fazâil-i insâniyye fazâil-i zâtiyye fazalât fazâyih fazâzet beldeler. vertus cardinales.) sütten kesilmiş [çocuk].) oruç bozacak şey. bot.f. sertlik.i. fıtnat'dan) 1. yarık. dîbâce.) bir hüküm kabul eden.b.i. utanılacak tarzda söz söyleyiş. 3. kavrayışlı. (a.f. az sıcak.c.c. temel faziletleri. fevâtih) 1. (bkz: fazîha). (a. yoluna koyma.) fâtihler. kapıların açıcısı.i.) 1. (a. "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık.i.s. 1.) birinin ruhuna fatiha okuyan. (bkz: seb'ül-mesânî). mukaddime. karar. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre]. olmamış. çatlatma. 3. uyanık. nihayet bulan.). 2. f r. kırma. 2. işleri düzeltme. (bkz: tîg-i bürrân).) kabalık.b. fitne'den) fitneci. erkek adı. (a.c. sözün başlangıcı. derecesini bulmamış şey. (a. (a. iyi faziletler. (a.c.i. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. zekî. ılık olan. (a. (a. fazîha'nın c.s. fazâyih) edepsizlik. keskin kılıç.) kendiliğinden dağılan güzel koku. ayırma.c. (a. gevşek. h.s. giriş. II. (a. fazîlet'in c. (a.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar. çiçek ve mey-va kokusu. [birincisi] erkek. . (a. 2.s. s. 2. yüksek faziletler.) 1. zâti faziletler. (a. (bkz: fazilet). Tanrı. 2. (a. pislikler. ahlâk faziletleri. başlangıç. fazla c.) kazuratlar.) 1.s. (a. 2.) . s. mayasız saç ekmeği. bazlama.s. şehirler fetheden. necasetler. kesîn hüküm. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. insanlık faziletleri.c. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap. bir çeşit pasta.s. bir memleket zapteden. [ikincisi] kadın adı. çatlak. i.i.i. durgun.s. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi.

i. c. huk. gereksiz. ziyâde. 2.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz.) fazilet. erdem.f.i. (a.i.b.) huysuz. görevliyi. ileri. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir. öyle olsun! (a.f. fâdıl). astr. pislik. iki sayının birbirinden olan farkları. "fâzıla" dır]. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. çirkin. (a.b. fazâhat). kadın adı. iyi huy. Rufâî tarikatı kollarından biri. Ali'nin vasıflarım ve Hz.t. erdem sahibi olan kadınlar. [yapma kelimelerdendir]. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. 3. i. fuzûl) 1. (ile) Tanrı'nın inayeti (ile). 4. 2. . fazâil) 1. şey. 2.c.i. fazlalık. faik. artık. mat. ["fâzıl" kelimesinin müen. fena.. güzel vasıf. artık.f.) tar. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. erdemli. fecîa'nın c. yürekler acısı. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir. (a. rezil.) 1.c. (a. (a.) fa-zîletsever. (a.i. öfkeler. 2.f. (a. fena söz. mat. ortak fark.) faziletli. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde.s. erdemli.s. kaba [adam].s.s. (a.) 1. fazilet sahibi.b. iyilik. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. artan. belâlar. (a. (a.c. erkek adı.) acıklılık. i.).) ne âlâ. 4.zf.s. alçaklığı gerektiren iş.) 1. üstünlük.fâzıl fâzıla fâzılât fazîh. fazâyih) edepsizliği. kötü sözlü. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat. fuzalâ) 1. fazla. faza-lât) kazurat. ne güzel. i.s. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap. erdemli. insanın yaradılışındaki iyilik. (bkz. (bkz. 2.]. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş. (a. lütuf. (bkz: fazâhat). üstün.) musibetler. 1. çok. (a.s. 2. (a.c.) tas.c.s. 2.s. [müen.i.b. Muhammed'in ve Hz. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. kadın adı. (a. (i.i.i. fazilet sahibi. (bkz: fâzıl). erdem. çirkin. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. fazilet. ziyâde.) faziletli. (a. fazîha Kavl-i fazîh fazîha fazîhet fazilet fazîlet-kâr fazîletlü fazîlet-mend Fazîlet-nâme fazîlet-perver fazl fazl-ı hakk fazl-ı kürevî fazl-ı müşterek fazl tarîki fazla fazla mesaî fazliyye fazz febihâ fecaat fecâyi' (a. utanmaz. faziletli. 3.s. (a. (a. lüzumsuz. baki. eko.

) canını esirgemeyen. 2. kavramlar. fücur sahipleri. günahkârlar. 2. yalancılar.s.bağ. canın menfaatini feda etme. fecâyi') musîbet.].fecc fecere fecî fecîa fecir fecr fecr-i atî fecri" fecr-i kâzib fecr-i mübtesim fecr-i şimalî fecve feda' fedâ-yı can fedâ-yi cennet fedaî fedâi-yân fedakâr fedâ-kârân fedâ-kârân-ı millet fedâkâr-âne fedâ-kârî fedâviyye feddân fedm fe-emmâ fegâne fehâris fehâvî fehd fehhâm fehhâme fehîm (a.s. uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde.s. Güneş doğmadan önce.). 2.) fedâyî takımı. canını feda etme.f. (a. (a. (a. kalın kafalı. (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda.) iki dağ arasındaki yol. amûdî şekilde görünen aydınlık.s ) pek. pars.i. şerirler.) 1.i. boğaz. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad. ed. (a. fehvâ'nın c. 2.i. gözden çıkarma.) düşük [çocuk].i. cenneti feda etme. fehm'den) 1. [aslı "fidâ-kâr" dır].) kaldı ki.) sabaha karşı. uğruna verme. (bkz. cömert.) fedakâr olana yakışacak surette.f. (a. canını feda1 edercesine. (a. eli açık.f. keder ve ıztırap veren. (a.i. elem. "gelecek zamanın 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında. gelince. [aslı "fidâ-kâri" dir]. sefiller. fakîh2. (a. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan.) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. (a.c. fâcir'in c.) 1.f. (a. fedâkâr'ın c. 3. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme. eşkıya.].i. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde]. reziller.i. en çok anlayan. millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler. (a. anlayışlı. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime.i. (a. (bkz: facia). (bkz: fehhâm). kurban. (a. (a. âfet. avlu.) budala.) ["fehhâm" kelimesinin müen.). fecr). pek zekî. fıhris).s. fedâkârlık.b. mefhumlar. belâ). (bkz.s. [aslı "fidâkârân" dır]. [aslı "fidâî" dir].) 1. anlamlar.c.i. canını verme. boyun. tan yerinin ağarması.zf. fena huylular.) mânâlar.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır]. türlü renkte görünen ışıklar. 4. (a. dehşetli. 3.f. fihris'in c. [bkz: fakîk2. (a.i. fedâî'nin c. (bkz: berzah). ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı. zekî. (a. ayyaşlar.s. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak. (a. fehhâm). fehîm1). feda eden. (f. (bkz. gülümseyen fecr. (a.b. fedâdîn) 1. (a.i. fühûd) zool.i. anlayışlı. [aslı "fıdâkâr-âne" dir]. bir çift öküz. akıllı [kimse]. (a. (a. 2.) 1. acıklı. korkunç. (a. [kelimenin aslı "fıdâ" dır].s.i. açıklık.) fedakâr olanın hâli.) fedakârlar.c. (bkz: sıkt). . [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer.

) felah bulan.i.i. mefhum.i.s.i. 3.) o halde. düşüncesiz.i.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir. omurgalılar. (bkz: filâhat).fehm fehmî fehm-sâz fehva fehvasınca fe-illâ fekâhet fekar Zülfekar fekarî Amûd-i fekarî fekariyye fekçe fe-keyfe fekk fekk-i mühür fekk-i rabıta fekk-i rakabe fekk-i rehn fekk-i a'la fekk-i esfel fekkeyn fekki. (a. olmazsa.zf. omurgalar.) 1. (a.b. erkek adı. koparma.) lâtîfecilik.f. Peygamberimizin Hz.i. feshetme.b.zf. onma.zf. (a. kurtuluşa eren. anlaşılır. (a. (f.) iki çene [alt ve üst]. ["etmek. bozma. filozoflar.s. musîbet.) iptida. sapan. (bkz: feylesof)- . (o. 1) vatanın selâmeti. kurtarma. çene kemiği. ayırma.s.i. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri.i. rehini kurtarma.) [aslı "filâhat" dir]. 2. (a. belâ. (bkz: mebde).i. i. (bkz: dâhiye). mühürü bozma. bot. kesme. fr.. kaygısız. fekare'nin c.zf. anat.b. 2. 2. (a. (bkz. bahtsızlık. sözü gereğince. (a. (a. ilgiyi kesme. şüphesiz. âlimler.) 1.c. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup. (a. anat.f.) 1.b.b. (a.s. çeneye ait.i) anlama.b. 2. [ağız hakkında] açma.f. musibete uğramış.) muhakkak. (a. memlûkü veya cariyeyi azâ-detme.i. felâket--zedegân) belâya uğramış. (a. felâ-ket-dîde'nin c. (a. feylesofun c. (a. 4. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme.i. alt çene.f. anlayış.s. (a. mutluluk. söz söyleme.c. felâ-ket-zede'nin c. felâket--dîde-gân) belâya uğramış. kurtuluşu.) zool.) uyarınca. falak).c. rahat yaşayanlar. felâhan Seng-i felâhan felâhat felâh-yâb felak felâket felâket-dîde felâket-dîdegân felâket-gâh felâket-zede felâket-zedegân felâsife (a. 2. fr. fehm ile ilgili. omurga. (f. (a. (a.b. 3. kavram. üst çene. musîbet görmüş. çene ile ilgili. musibet görmüşler.) zool. (a. (a.i. (a. (a. colonne vertebrale. dinsizler. fekkiyye felâ fe-lâ cerm felah felah felah-ı vatan felâhan. (a.) taş atmaya mahsus âlet.) anat.) belâya uğramışlar.s. çenek. bağı koparma. (a. zoru halletme. o zaman.f. fehâvî) mânâ. Ali'ye hediye ettiği kılıç. (a.f. hoşmizaçlık.i.f. ayırdetme.) akla yatkın.s.) 1. başlangıç. selâmet.i. akıllı kimseler. (a.s.t. fehme mensup. 5. anlam.) f. anat.i. sapan taşı.s.) omurga kemiği ile ilgili olan. 6.c.) belâya uğramış olanlar.) anat. (a. musîbet görmüşler. olunmak" masdarlanyla kullanılır]. kurtuluş. çözme.zf. kutluluk. felsefe ile uğraşanlar.). vertebres.) olmadığı halde. 2) tar. bilginler.) felâket yeri.

felek-i esfel birinci gök. her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. S. felek-meşreb (a. Yunan feylesofları. 5. musibete. 3. felsefiyye (a. talih. ikincisi Utarid (Merkür). i.) feleğin kahrına uğramış. felevât (a. bir ilmin esaslı düsturları. felç (a. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi. birincisi Kamer (Ay)]. filozo-fi. fe-li-hâzâ. felât'ın c. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök. felsefe-i dîniyye din felsefesi. dördüncüsü Şems (Güneş). kimine yâr olur. astronomie.i.c.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler. 2. semâ.s.) şunun için. dünyâ. b. ayın çevresinde görülen parlak halka. (bkz: harrâs. felekî. rütbesi gök kadar yüksek olan. (bkz.i.s. felek-i cev-zehr hâle. felekiyyât (a. hikmet bilgisi. hikmet ve marifet sevgisi. felsefe (a.b.) meç. 2. yürüyemez olmak. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme.) "felek şöhretli" derecesi. Felek-nâme (a.) 1. 2. fr. fülük) 1.b.b. âlem.) Sokrat'ın talebesi. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. felek-âvâze (f. felekiyye (a. çiftçi. huy ve mizaç sakinliği. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi. Üçüncüsü Zühre (Venüs.i.s. felsefe ile ilgili. astronome'lar.c. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. 2) yarım kalmak [bir iş]. Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun.) susuz çöller.c. fr. felâkete sabretme. fe-li-zâlike (a. mertebesi yüksek olan. siyah Arap. ekin eken ve biçen. ekinci.c. (bkz: bâdiye). cefâdan hâzeden. [sekizincisi felek-i sâmin.c. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek. askerî müzikte bir zilli âlet. yuvarlak kütük. asman). imdi.i. tabiat.) felek mertebeli. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. felâhat'dan) 1. kader. yarım felç. Çoban-yıldızı).s. felek (a. felevât) susuz çöl. felek-zede (a.) hikmet bilgileri.b. sözünde durmaz. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri.h.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması.f.Mezâhib-i felâsife felâsife-i Yunan felât Felâtun feylesofların okulları. 6. felsefî. nüzul). 3. inrne.b. felek-câh (a.i. 4. 6. çok itibarlı.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan.i. zencî. felsefe-i târihiyye târih felsefesi. baht. felek-seyr (f. rahatlık. talihsiz. kızak. eflâk. 4.b.i. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse.f. fellâh (a. gökyüzü. Plâton'dan bozma a.zf. (yun.i. kimine olmaz. inme inmek. (a.i.) felsefeye mensup. altıncısı Müşteri (Jüpiter).f.s. (bkz. feleğe. .) 1. felek-ül-a'zam. astronomik. felekiyyûn (a. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. zari'). eskilerin inanışına göre.i. dönek. yedincisi Zuhal (Satürn). felsefiyyât (a.i. felek-ül-eflâk evvelce. 2. beşinci Merih (Mars). gök bilgisine mensup.a.i.

2. ilim. Allah'ın varlığı içinde yok olma. acı hıyar. fen kıt'alan [istihkâm.) fânilik yeri.i. sahtekâr.i.c. efvâh]. anatomi bilgisi. türlü. harp. (a. ağzı gül gibi olan. jeoloji. tabaka.i.terbiye-i etfâl fenn.b.i.tabakat-ül-arz fenn. menfez. dek. yer ölçme bilgisi. (f. (a. güzel ağız.) hîle. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme. fenne uygun olarak. efmâm [kullanılmaz]) 1.b. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır]. eczacılık.zirâat fennen fennî. 2. kötü. ağız ile ilgili. fr. fen ile ilgili olan. (bkz: dehân. bu dünyâ.kimya fenn. ağız. tas. tas.c. teknik terim. pedagoji.s. (a. nehir ağzı. yazı yazma sanatı.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri. (a. tas. fr.i. [kelimenin hîle mânâsı. muhabere]. dilimizde bu mânâda. fenniyye Mebâhis-i fenniyye Kıtâat-ı fenniyye fennî ıstılah (a.b. iyi olmayan. f. fence. tas.mesâha-i arazî fenn. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır]. yok olma. hüner. fizyoloji. (f. mineraloji.s.derya fenn. jeod.saydelânî fenn. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. fena adam. bütün varlığını Hz.) fena bulan. ebûcehil karpuzu. marifet. (a. dünyâ. çeşit. fünûn) 1. a. fena söz. aşk içinde yok olma. astr. (bkz: desîse). (a. 3. Fomalhuut. yok olma yeri. yokluk. (f.) 1. ekincilik bilgisi.s. c. ziraat. fenâ-yâb fenâriyye fend fend-bâz fend feng fenn fenn. yalnız Arapçada kullanılır.) fen vasıtasıyla. denizcilik. gonca gibi küçük ağızlı. (yun.harb fenn. kimya ilmi. dehen). (f. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır]. yok olan.) bot. sanat. nehir ağzı. fen ile.) büyük dağ. savaş tekniği. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı. çay. (a. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir]. uygunsuz [olan] fena şey.inşâ' fenn.) fene mensup.i. geodesie. fen ile ilgili bahisler. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme. "beka" mn zıddı.teşrih fenn. [aslı "fevh" dir.h.zf.) Rufâî tarikatı kollarından biri.i.i.) hilekâr. s. nevi.) ağızamensup.s. aşk. (a.fem Gonce-fem Gül-fem fem-i lâtif fem-i nehr fem-ül-hût femî fena Kişver-i fena fenâ-fi-1-aşk fenâ-fi-llah fenâ-fi-1-pîr fenâ-fi-r-resûl fenâ-gâh Fenâiyye fenâ-pezîr.menâfi'-ül-a'zâ fenn. sınıf. .ma'deniyyât fenn. (bkz: hanzal).

bezek.) feragat sahibi. dal. sevinme. (a. 2. uçmaklar. . ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey].) sevinçle. bahçeler. nüfuz. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. parlaklık.s. (o. yayvan.) l.c. sevinç getiren. hiç bir işle meşgul olmama. istirahat etme.s. vak. 2. s. sevinç. dinlenme.zf. tomurcuk. sahî). sevindiren. rahat etme. bir aslın neticesi. sahip olma hakkını başkasına terketme.) ferah getiren. huk. vazgeçecek kadar zengin olma.fennî ta'bîr fenniyyât fer fer-i devlet fer fer'-i fiil fer'-i talî ferâde ferâde ferâdîs ferâdîs-i cennet ferağ ferağ ferağ an-il-cihât ferağ bi-l-vefâ ferâğ-bi-l-istiglâl ferağ bi-1-muvâzaa ferâğ-ı bal Kûşe-i ferağ ferâğ-ı bâtıl ferâğ-ı fâsid ferâğ-ı fuzûlî ferâğ-ı kat'î ferağ ü intikal feragat ferâgat-i nefs ferâgat-kâr ferah ferah Hesâb-ı ferah ferâhan ferâh-âstîn ferah-âver teknik terim. (a. ortaç. firdevs'in c.b. hakkından vaz geçen.s. 4.i. 4. cennetler.i.b. 2.i. (f. (a. müsrif. huk. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ. (f. fürû) 1.) serin rüzgâr. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. sürgün. 2. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme. kuvvet. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. huk. vak. kuvveti. açık. nur. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı. vak. bol. (a. bir mülkün tasarruf.i. (a. (a.) 1.i.b. 3. fr. sefih. vazgeçme. tech-nologie . civânmerd. (o. devlet nüfuzu. 3. geniş.i. başkasının arazîsini. aydınlık. rahatlık köşesi. (a. gönül rahatı. (f. zînet. (bkz: istiğna'). bitkinin dibinden süren filiz. bot. (bkz.) 1. fariğin.) gönül açıklığı. teker teker.f.c.s. geniş tutulan hesap. vazgeçme. dinlenme.f. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. 3. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. (f.i. cennet bahçeleri.) "yeni bol" cömert.) 1. istirahat. 2.) tek tek. iktidar.i. kayıt ve şartsız yapılan ferağ. budak. savruk. süs. bırakıp terket-me. 5. neşe ile. vak. (a. ziya).) teknoloji. 3. alım satımda tapu muameleleri. şube. [maddî manevî]. huk. huk. el çekme. kendini feda etme. (bkz: fu-râğ. 2.zf. (bkz: ale-1-infirâd).) 1. gr.

Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza.) 1.s. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir. meşhur bir çeşit lâle. Bu makam.ferah-bahş ferâh-dehen ferâh-dest ferâh-destî ferâh-ebrû ferah-efşân. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.) güler yüzlü.s. (a. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir. biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır.b.s. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan.) şan ve şeref.çargâh. sevinçli.s. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. (f. fetâ).) mes'ut.dügâhtır. kutlu. geniş yer. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. geniş ağızlı. -feşân ferah-efzâ. birikme. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur.b. nevâ'da rast beşlisi. se-gâh'da ferahnak beşlisi. s. Makamın seyrinde. Şuh.f. şad). 2. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan. sevinç veren.) eli açık.f. (a.b.f. dügâh'da rast beşlisi.i.) ferah saçan.si küçük mücenneb bemolü konur.s. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir. devşirili. (f.) ferah bağışlayan. çalçene. safâlı.s.i.s. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. (f.b. (a. 3.) bol bol. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları. [bkz. Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur. (f.b. geveze. el genişliği. Bununla . ucuzluk.) meşhur bir çeşit lâle. (bkz: tahaşşüd). (f. Makam umumiyetle inicidir.) 1.b.b. ekseriya karışık bir surette kullanılır.b. (bkz: mes'ûd. bolluk. toplu. cömert. sevinç veren.b. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır. 2.) el açıklığı.) ferah artıran. genişlik. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir. (f. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. nota içerisinde geçen yerlere konur. 2. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır.b. muz.b.s.) bolluk.Acem. iç açıcı. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). Bu diziler kullanılırken. toplanma.-fezâ ferâhem Dâ-men-ferâhem ferâhet ferâh-engîz ferah ferah ferah-fezâ ferâh-gâm ferâhî ferâhnâ ferah-nâk (a.i. Bu diziler.b. muz.f.s. (f. (f. ferah arttıran. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan.f.i. eli geniş.) 1. cömertlik. mutlu. 2. toplu etek. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir.) ağzı geniş. bahtiyar . geniş geniş.i. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir.) 1. (f. sevinci artıran. (f. gönüle açıklık veren. (f. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını. genişlik.i. (a.i. şen ve hafif mevzular.

i.) ikinci dereceden olarak. (bkz. . uygun. (a.b. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh.i. 2. (f.i. (f. 2. kibirliler. ürünü bol olan yıl. (f.rast'tır.ferah-nümâ ferâh-rev ferâh-rû ferâh-sâl ferâhûr ferah-zâr ferâid Ferâine Ferâine-i Mısriyye ferâiş ferâiz ferâiz-i dîniyye Eshâb-ı ferâiz ferâmîn ferâmûş ferâmûşî ferâmûş fer'an feraset ferâşe Feraset ferâşet-i şerife beratı ferâşet-i şerife vekili ferbâl.) Türk müziğinin şed makamlanndandır. uğursuz. (f.) münâsip. (a. fürûc) 1.i. dişilerde tenasül âleti. ferîd.i.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş. ferîd ve ferîde'nin c.i. (bkz: mülahham). 1) sonsuz.b. Mısır'ın eski hükümdarları.) bereketli yıl.) . [aslı "firâset" dir].bir mürekkep makamıdır ki.) semizlik.i. ferbâle ferbih ferbihî ferbiyûn ferbiyûniyye ferc ferc-ül-bahr fercâd fercâm Bed-fercâm Bî-fercâm Nâ-fercâm beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır. (a.) semiz. 2. elde hiçbir numunesi yoktur. oda hizmetçileri. fermân'ın c. (bkz: çespan. sonu kötü. hatırdan çıkma. 2 . faydasız. ut yeri. (a. (f. (a. odalıklar. [kelime.i. buyruklar.) âlim ve fâzıl [kimse]. edep yeri. erkek adı. neva. fir'avn'ın c. çabuk seziş. (f. (f. (a. topluluk.s.c. feride).i.i. (f.b. yataklar. (a. Acem-aşîrân. (bkz.) acele ve geniş adımlarla yürüyen.zf. besili.) 1.i. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur].i. (f. Firaunlar.b.) pervane [gece kelebeği]. Güçlü -dördüncü derecede olan. Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat. şer'î miras ilmi. (a. akıbet.) 1. gururlular. (a. son.) unutma.s. Mısır Firaunları. (bkz fariza).s.) Kabe süpürücüsünün hizmeti. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir. yaramaz. dînin farzları.i. çardak.f. zool. (bkz: encam). (bkz: firâset). sütleğengiller. kürdî. şâyeste). Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi.).f. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir.) "ferâmûş" un hafifletilmişi. (f. (f. 1910'da H. (a. dügâh.) bot.s. mirasçılar. avret.) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk. (a.i. fermanlar.) anlayışlılık.) 1. toplu.) 1. unutma.s.i. fayda. (a. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur. ferâh-ebrû). ellilik.b. denizanası. nîm hisar. çatlak. menfaat. farîza'nın c.s.). yarık. (a. (a. çargâh. etli. (f.) 1. ferş'in c.i.i. rast. 2.i. 2. 2) faydasız. Dizisi umumiyetle inicidir.) etrafı pencereli yaz köşkü. (bkz: nisyân). meç.i. döşemeler. aralık.

kederden. astr. efrâs) at.i. (bkz: esb). 2. 3. tek tek. öbür dünyâ.) 1. hiç kimse. kederden. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. sin.) "son.i. (a. hipopotam.s. tek beyit. 4. fr. darlıktan sonra gelen sevinç. ed. (bkz: vahdâniyyet). eşi bulunmayan. atgiller. gam. individualisme. perissodactyles. yalnız olan şey. yarın. sekizi Arapça. darlıktan sonra gelen sevinç. Hz. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. 1) zorluktan sonra gelen kolaylık. 5.) 1.) fert fert.i. ferdiyye ferdiyy-ül-esâbi ferdiyyet ferec Ferec Ba'd-eş-Şidde Ferengîs feres feres Islâh-ı nefs-i feres Feres-i a'zam Feres-i asgar Feres-i ekber feres-ül-bahr feres-ül-hayât feresiyye Ferezdak ferfâr (f. yarınki gün. zafer. (a. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir.) zühre. kabir.) 1. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe. kıyametten sonra. 2. 2. (bkz: vahdâniyyet). eşsizlik. fr. atî. fr.c. in-dividualite. üstü olmayan. kıyamete kadar. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç. oyun. efrâd) 1. tek tek.s.i. (a. yarını düşünme.) teklik. [ikincisi] kadın adı. (bkz: müfred). Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi. fr. Car-ree de Pegase. (bkz: hayliyye).zf. Sayı 4-5.) birlik. fr. (a. teklik. fr. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni.i.i. (f. lât. h.c. at cinsinin ıslahı. tek şey.i. 2. edebî bir gazete. (bkz: ferd-â-ferd). şahıs. . çift olmayan.s. akıbet yeri" mezar.h. individuel. (f. âhiret. geveze.i. çalçene. 353).fercâm-gâh ferd j ferd-i âferîde ferd-ül-ferd ferda ferdâ-yi kıyamet En-dîşe-i ferda Tâ-be-fer-dâ ferd-â-ferd ferdâniyye ferdâniyyet ferden-ferdâ ferdî.) fert fert. (a. satranç oyununda at.i. günün ertesi. i.zf. (a.) 1. ikiye bölünemeyen sayı. [Allah'ın vasıflarındandır].) Cebrail'in atı. astr.b. (bkz: ferden-ferdâ). teselli. ilmî. (a. aslen Basra'lıdır.) fels. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit. 2. zool. tekparmaklılar. (a. su aygırı. yıl 1945. tek.i. altı. bireycilik. tasa ve sıkıntıdan kurtulma. sah. (a. kişi. 3. tek olan sayı. kıyamet. beygir. birlik.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. Sa'saa oğlu Galib'dir. Asıl adı "Hemmâm" dır. Seri III. (a.f. 4. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa olmak üzere yayımlanmış. [birincisi] erkek.b. (f. (a. fertle ilgisi olan.i. öbürgün. individualisme. siyasî. Tay. Pegasus. gelecek zaman.) farfara. (bkz: Feres-i a'zam).i. ertesi gün. (Türk Dili Belleten.) zool. 2. astr. 3. kadın adı. (a. (a. babası.

b.i. zamanın bir tanesi.) kendi reyiyle hareket eden.a. 2.) 1.i. üstün. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. dizilmiş inci. s. ferhân (a.) 1. eşi olmayan. (Gencîne-i Güftar). büyü.i) 1. ferîd (f. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat.i. marifet. ferhat (a. ferâid) l. patırtıcı.b. zamanının bir tanesi.) mübâreklik. tek.i. 2. memnun. kutlu. 3.i. Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır.) 1. kokmuş. donmuş. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati. ferîd-üd-dehr (a. uğurlu olan.b. ferîd-üz-zemân asrın. uğurlu. kutlu. erkek adı. eşsiz.) 1. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati. (bkz: ferîd-üd-dehr). erkek adı. 2.b. 2. 2.s.s. akılsızlık.i. bilgi. Ferhâd (f. feride (a.(a. kavga. neşe. eşi bulunmayan. gürültücü. 2.s.i. çok değerli inci. ferhâl (f.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. ferhunde-pâ[y] (f. ferheng (f. i. (bkz: gîsû). edep.) falı kutlu.s. [birincisi] erkek.) sihir. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk. (bkz: perhâş). mutlu. fer'e mensup olan. katılaşmış [şey]. avcı kuş. erkek adı. mes'ut. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. ferhest (f. Farsça lügat kitabı. ayrıntılı.) zamanında tek olan. [ikincisi] kadın adı.i.) reyi mübarek. ölçüsüz. Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un. 2. 2. mübarek. ferhunde-tâli' yaver. şen. ferhunde-sâl kutlu yıl. farfara. sekizinci gök. mes'ut. kibirli. meymenetli. hüner. sevinçli.b. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. gururlu [kimse]. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse.s.b. kutluluk. 2. ağzı kalabalık.s. fer'iyye asılla ilgili olmayıp. ferhunde-fâl (f.) sevinç.) 1. fer'î.) 1. kadın adı. ["vakar" zıddı].Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. neşeli. s. 3.) savaş. Feridun (f-h-i-) l. fer'î zil-yed huk.i. [bkz: feleki sâmin). sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. ferhunde-gî (f. ferd'den c.) Feridun gibi şanlı. ferîd-ül-asr. i. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin. akıl. fergand. Lâkabı Ferruh'dur. ferfere . ferhâş (f.) ayağı uğurlu [olan]. (bkz: ferih).s. s. hafif meşreplik. fena koku.a. fergande (f. ferhunde-re'y (f. kutlu. ferhunde (f. feride (f. ferîd. sihirbazlık. kıyas kabul etmez. Ferîdûn-fer (f.s.h. uğurluluk. temkin. 2.

âmir.i.) topluluklar. emri yürüyen. buyruğu. emretme. (bkz: tevki'. (bkz: fermânfermâ. ferkad (a.c. a. [birince ferîk = korgeneral.) astr.i. ferman (f-i-) emir.s.s. fermân-ber (f. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu. pâdişâh fermanı.).b. sipariş. ferih j .s.) buğday tanesinin olgunu. buyuran. fermân-revâ). 2.b. süren.) l askerî kolordu kumandanı. fermâyende (f. (bkz.) emir veren. Ferkadân (a. buyruğu. buyruk.i. emreden.i. pâdişâh fermanı. ferîkan ("ka" uzun okunur.) mevki ve şeref sahibi kimse.) 1.s. fermân-berdâ (f. buyruğu. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. ferîk-i sânî tümgeneral. korgeneral. sevinçli olarak. hükümdar fermanı. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır].i.) 1.) sevinçli.) emri kabul edilen.b. buyrultu.) aldığı emri yerine getiren. pâdişâh fermanı. Hükürn-fermâ hükmeden. fermân-berdârî. pâdişâh fermanı. bulundukları yerden doğup batarlar. pâdişâh fermanı.b.i.) fermana uyan.s. emreden.s. fermâyiş-i şal şal siparişi. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu.i. öğütülecek hâle gelmişi. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. nişan). cemâat.s. buyruğu. fermana uyarlık.b. hükmü geçen. buyruğu.i. fermend (f. ferma (f. tümgeneral.i.b. kadri ulu olanın fermanı) meç. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. ferman-dih (f. ferik (a.) astr. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup. üstünlüğe erişenin fermanı) meç. hüküm süren. fermân-revâ (f. fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. iki taraf. 2.s. (bkz: ferhân). buyuran. (bkz: fermân-dih). fermân-fermâ (f. ferîkayn l' (a.c. kıymeti. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi.) iki askerî fırka.) fermanberlik. fermân-dih). fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu. 2.i. emir buyuran. fermâyiş (f. (bkz: firişte). buyurma. Fermân-fermâ hüküm süren. ısmarlama. ferîk-i evvel korgeneral. buyruğu. ferişte (f.) fermanı. şerefe. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir]. emir. ferîk (a. pâdişâh fermanı. -beri (f. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç. ikinci ferîk = tümgeneral]. fermân-ı âlî. insan topluluğu. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi.) [aslı "fırişte" dir].(a. ferih fahur iftihar ederek. pâdişâh. berat.

b. 2. çok yaşlı.b.i. (f-S-) pek ihtiyar.) 1.s.) talihi uğurlu. 4. 2. 2.s. (f.s. (f.). s. eski. pîr. 2.i. (f. (bkz: ferseng). muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü. emrolunmuş. seccade. (bkz: figan). ferman.) 1. (f. 3. (bkz.) 1. (a. fürüş) yayılan şey.i.) 1. fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme.) yıpranmış. 3. çok eski.i.) ayağı uğurlu. kutlu çocuk. bunaklık. uğurlu.s. üç millik bir mesafe [denizde]. (f. sızlanma.i. furûş. (a. (f. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses. gafil. kürk kaplı elbise.) döşemecilikte kullanılan malzeme. süpürücülük.fermûde Bermû-de-i fermûde fernâs fernûd ferr Kerr ü ferr ferrâş ferrâşî ferruh ferruh-fâl ferruhî u ferruh-kadem ferruh-zâd -fersâ Taharnmül-fersâ Tâkat-fersâ fersah fersah fersah fersân fersendâc ferseng fersûd.s. 3. Kâbeyi süpüren. (f. (f. şikâyet. (f. gürültü.a.) fersah. i. 2. 2.) ferraşlık. (a. gaflet. 2. (f. halı.i. hizmetçi.döşeme. (f.) aşındıran. halı. fertûte fertût-âne fertûtî ferve ferve-i beyzâ ferve-i murabba' ferve-i semmûr ferverdîn feryâd (f. makbul hayvanların postu.i. bol bol.i.zf. (çok eski. aşınmış. sahra. (f.i) 1.s. (f. samur kürk.s. (c. yırtık. hasır. çaprazları mücevherli. (f. (bkz: ma'tuh. yaygı. 2. emir. fersude Câme-i fersude fersûde-gî fersûde-pîşânî ferş Min-el-ferşi il-el-arş (ferş-i) sâl-hurd ferşiyye ferşiyyât fertût. döşeyen. ferş'den. kaçma. (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. kutlu. eskimiş. şaşkınlık.i.b. uğurlu evlât.) meymenet.i) firar. yıpranış.) 1. saldırma ve çekilme [savaşta]. kır. pek çok.) 1. (a.) delil. kabı atlas. Mecûsîlerin melâikesi. takat bırakmayan. (a. [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi].) kürk.) fersûdelik. bahar mevsiminin ilk ayı. erkek adı. hüccet. uğurluluk. kutlu olan. (f.i. emrolunan nesne. irâde.i. eskimiş.i. halî'-ül-izâr). bahtı açık. pîrezen). . mahveden. 2.) bunakçasına. yayma. düğmeleri murassa' olan kapaniçe.i.) pîrlik. kocamış. (bkz: mübarek). yeryüzü.i. yıpranmış elbise. yoran.i. kürkü tilki. beyaz kürk.) döşeme işleri. mübarek. eskilik. hayırlı. çağrışma. takatsiz düşüren. yaygara. döşemeci. (a. şilte. şaşkın. bağrışma. (f.) 1.i.) ümmet. bunak.i. (f.) 1. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ).b. (a. tahammül bırakmayan.i.a. (f. taş ve şâire döşetme. bu-yurulmuş.

(f. (f. anlaşmazlık. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. arabozanlık. (bkz: efsâr). (f.b.) patırtılı. (bkz: mahdum. çocuk. bileği taşı (seng-i fe-sân). (f. (a. asılsız şeyler söyleyen. alıngan.) çocuklar. ferzâne'nin c.). (f. .i.i. (f.) âlimler.) oğula yakışacak surette.i. 2.) bilgi. vezîri suretinde kullanılan bir taş.) ilim ve hikmet.i. (bkz: fesâne.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup. Tar.i. (f. şerefli çocuk. (f. (f. ferzend'in c. çürüme. yakut. zararı icâbettiren. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad. masal. fitne. fâsid'in c.) fesatlar. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad.i.s.c. hakîm.i. (f. (f. 4.feryâd-ı andelîb feryâd-bahşâ feryâd-hân feryâd-nâk feryâd-nâme feryâd-res ferz ferzân ferzâne ferzâne-gân ferzâne-gî ferzend ferzend-i âb ferzend-i âftâb ferzend-i bevvâb ferzend-i çavuş ferzend-i ercmend ferzend-i hâver ferzend-i sipahi ferzendân ferzend-âne L ferzin ji f e' s uli fesâd -j fesâd-ı ahlâk fesâd-ı mi'de Erbâb-ı fesâd fesâd-ı dimağ fesâd-ı te'lîf fesâd-âmîz fesâdât fesâd-engîz fesâkî fesân fesâne fesâne-perdâz fesâr fesede feseka 1) bülbülün feryadı.i. üstünlük. (a.). S.s. (f.s) fesat karıştıran. suda yaşayan hayvanlar. sapkınlar. tar.s.b. hikâye. hava kabarcığı. bozukluk.) masal ve hikâye düzen. 2. (f. ibn). çürüklük.) 1.) fesatla karışık.) 1.c.) feryâdet-tiren.b.i. çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar.i. 3. fâsık'ın c.) asılsız hikâye.b.s. (f. (f. (bk ferz). gürültülü. fesâd'ın c. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş. (f. (a.) satranç oyununda şahın müşaviri.b.b. fâsid). (f.) yardım isteyen. yazı. (f.s. 2. bir cümlede tertibin.b.) feryâdedenin imdadına yetişen. yakut. masal. ferzendân) oğul. (a. feylesof. efsâne). (f. ed.) yular. fıskıyye'nin c.i.b. bozulma. 2.) günah işleyenler. (a. (bkz. ötmesi. delilik.c. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. füûs) iki yüzlü balta. tas. (f. ahlâk bozukluğu.s. veled. kötülük.i.s. suyu. (bkz: efsâne). bilginler.s. (a. bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına.b. eşkıya.zf.) 1.i. oyunbozanlık eden. fesâdât) 1.s. mîde bozukluğu. fenalık.i. bilgili [kimse].

cömert. geniş.) hışmı. fütuhat) 1. çürütmesi. 3.c.i. eli açık. anlaşmanın bozulması. bütün âleme yayılan fetvalar. (a.s. [e] olarak okunması.i. sahî). . (f.c. Ali'den başka yiğit yoktur. (bkz. (a.i. e okutan üstün. (a. ["efşân" muhaffefi]. altın saçan.s. istanbul'un II. hükümsüz bırakması. saçıcı. aşikâr zafer. delikanlı. (bkz: bed').c. (bkz: ferâh-dest. dağılma. fityân) 1. sıkan. [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma.fesh fesh-i ihbar fesh-i mukavele fesh-i şirket fesh-i i'lam fesîh Sahrâ-yı fesîh Meydân-ı fesîh fesi fe-sübhân-Allah faşâfeş feşâfeş-i tîr feşâfeş-i derya feşâfeş-i daman feşâfeş-kâr -feşân Âteş-feşân Zer-feşân feşâr feşfeşe feşil fetâ Lâ-fetâ illâ Alî fetâvâ. başlama.i. yiğit. [ innâ fetahnâ-leke sûresi]. huk. şirketin dağılması. füshat'den) geniş. dağıtma. (f. vınlama çıkaran. (a.) hışırtı. (a. serpen. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması. üstün "e" okunmasıyla].i. (a-'. fısırtı.s. fetha'nın c. mukavelenin. atılan okun havada çıkardığı ses.) sıkıcı.c. efşâl) cesaretsiz. yüreksiz. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. (a. eteğin hışırtısı. açık sahra. (a. fetret).s. ateş saçan.) l. fısırtı. bir mahkemenin verdiği karan. mert. zaptetme. açık. fetehât) 1. korkak.s. okun sesi. (f. Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı. genç. söze başlama. 2. açık. fisâl) zir. (bkz: küşâd).) müftünün verdiği şer'î cevaplar. geniş meydan.).fetvâ'nın c. fetret'in c.c.i. Mehmet tarafından fethi. kapının açılması. 4. huk. 2. bozulma. açılma. [feth-i lam ile = lamın fethiyle. denizin fısırtısı.). (bkz: efşân). fısırtı. ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi.i. bir harfin üstün. (bkz.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri.) saçan. (a. açma. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi. (f.s. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti.) 1. (a. fetâvî fetâvâ-yi âlemgîrî fetehât feterât feth sûre-i feth feth-i bâb feth-i İslâm feth-i Konstantiniyye feth-i meyyit feth ü kıraat feth-i nıübîn feth-i müşkilât feth-i kelâm feth-i bilâd fetha fetha-i hafife (a. şehirlerin istilâsı.b. sübhân-Allah). hışıltı. zaptı.i. fütûh.c. 2. otopsi. zorluklan çözme.c. 2. eko. bozma. (f. kuşatma. efsâl. şıpırtı. îlâmı hükümsüz bırakma. c.

2.i. fâhire'nin c.i. (bkz.i.b. 2. fetih hakkında yazılan kasîde. (bkz. gönül alıcı. (a.c. (bkz: fitret). fetîle fetîle-i giysû fetîle-i hacer fetk fetret Devr-i fetret fett fettâh fettâh-ı nur fettâh-ı kerîm fettâk fettan fettâne fetva Bâb-ı fetva.i. fitne ve fesada teşvik eden. ayarlan.c. fetret devri. örgü. kerem sahibi olan Cenâbıhak. saç örgüsü. (a.i) apansızın adam öldürme. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse. fetâvâ.) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale. 2. cazibeli. (bkz: zafer-nâme). fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar. 2. erkek adı.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza. [pusla odası. (a. (a. i. (a. kullarının kapalı işlerini açan. hek. . 3.s. (a. fâhire). reft).s. üstün gelmiş. uyuşukluk. (nur açan) Allah. 3.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm. fâci'in c. 2. (a.) 1. 4. kanlı katil. oynak [kadın!. fetvâ-emîni fetvâ-hâne fetvâhâne-i âlî fetvâ-penâh fevâci fevâhir fevâhiş Dâr-ül-fevâhiş a okutan üstün.b. umumhane (genel ev).t. açan.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı. zamanı.) l. (a. 4.s. za'f.) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş.s.i. (a. (a.i. (bkz: bâb-ı fetva).s.i.i. i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti]. feveran. kahbeler. fitne'den) 1. yaralara konulan tiftik.f. müftülük. feth'den) 1.) 1. lâmba fitili.. (a. zafer kazanmış. (a. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman. bot. (a. 4. mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi.s..i. fetheden.). (a.c. fethe mensup. [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet].). ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. mehek (mehenk. fethiyye feth-nâme fetîl. 2.) ahlâksız kadınlar. 3. fâhişe'nin c.i.b. dağ keteni. fahişe). fetva odası. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn). iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman. (a. (bkz: fâhir. müftünün bulunduğu resmî dâire.fetha-i sakile fethateyn fethî.s. (a. (bkz: fâci'). iyilik etmesini seven. feterât) 1. (a. 2. fenalık yapan.b. (bkz: mısdak).f. mihenk) taşı. (a. 3. Şeyhülislâm kapısı. delik. erkek ve kadın adı. gibi].f. iki vak'a arasındaki zaman. Cenâbıhak.).

su fışkırması. [müen. fasıla). a. ("ka" uzun okunur. arzın. görülmedik.). (bkz. yemişler. toprağın üzerinde. (a. umulan faydalar.i.i.i.).kaynama. fâkihe'nin c. (bkz: fatiha). fevha'nın c. olağanüstü. fâris'in c.c.) güzel kokular. takım takım. i. 2. (a. galeyan etme.zf. l. yukarı [maddî.) 1.). kazançlar. derhal. (a.c. (a. [damar] vurma. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde).b. bölük bölük.) âdetin üstün de.b. zamanın taşkınlığı. üst taraf.). (a. [hiddetle] köpürme. (a.) güzel kokular. birdenbire. (a.(bkz: fanus).i.) fatihalar. "fevkiyye"]. ("ga" uzun okunur.zf. faydalar.i. altlı.) meyvalar. 4.i. birdenbire.c. fâsıla'nın c.i. göğe ait. fevh'in c.i. 3.zf.) toprak üstü. (a. takım. umulandan çok. yer yüzü. fâih'in c.it. (bkz: fâide). üstünde. (a.(bkz. manevî].) üst. fâide'nin c.i.i. ümîdin dışında. kızgınlığın patlak vermesi. fâtiha'nın c. fiz. (bkz. kârlar.) çarçabuk. derhal.b.s. fevehât) güzel koku. 2.) atlılar.) . [su] fışkırma. duyulmadık.) acele. üstte olan.) çiçek ve meyva kokulan. lezzetli. (a. (a. fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe. aşın doyma. üst insan. hemen. (a. 2. alışılmıştan. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır]. insanüstü. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî. tatlı meyvalar. (a.zf.) hadden aşkın.) son derecede.i. yukarıda bulunan.) 1. cemaat.fevâid fevâid-i me'mûle fevâih fevâiz fevâkih fevâkih-i lezize fevânîs fevâris fevâsıl fevâtih fevâyih fevâzıl fevc fevc-â-fevc fevc fevc fevehân fevehât fevh fevha feveran feverân-ı âb feverân-ı dem feverân-ı gazeb feverân-ı zaman fevk fevk-al-me'mûl fevk-i işba' fevk-i zeveban fevk-al-âde fevk-al-âde bütçe fevk-al-arz fevk-al-beşer fevk-al-gaye fevk-al-hadd fevk-al-me'mûl fevk-al-mu'tâd fevkani fevkani tahtani fevk-as-serâ fevk-at-tabîa fevr Ale-l-fevr fevren (a. pek çok. çarçabuk. (a. (a. . kan fışkırması.) 1. i. a.b.i. her zamankinden başka.s. haddinden fazla. fâzıla'nın c. biniciler. 2. akın akın. (a. fânûs'un c.) umulanın üstünde. (bkz. fennî bir dergi. menfaatler. (a.i. (a. (a. fâiz'in c.s. (bkz: fâris). faiz). efvâc) bölük.f. (a. fuzalâ). (a.i.b. üstlü. fevehân) güzel koku.s. fâyiha'nın c.) tabiat üstü. fiz.i. fevâih).s. aşmerime. (a.

s.f. (a. elden çıkarma.) içinden su fışkıran şey. filozof. kurtuluş. zafer. yol alan. 2. safânın.s. (a.b. utku. Feyz-i atî (geleceğin feyzi.i.) 1. taşan [sel]. tar.i. (a. fıskiye.) 1. (a.) zayıf hüküm.) galiplik. geniş olan. devamlı bereket.i. ilerleme. (a. (a. fazlalık. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad.i. (a. gürlüğü) İstanbul'da. 3. 3. 2.) birdenbire. coşması. kurtuluşla ilgili. Allah. anarşi. fazlalık.]. enginlikler. ebedî feyiz. feyhâ'nın c.s. akıllı kimse. bolluğu. (a.c.fevri. i. dinsiz. feyfâ'nın c. kaçırma. erkek adı. (a.s. feyiz. fil çobanı. (a. 3. bolluk. .i. (a. üstünlük. tabîî olan bereket. kalender kimse.) kargaşalık.) büyük.s.) susuz çöller. (a.i.i. ölüm. büyük sahra. (a. anarşist. 3. sahralar. (bkz: kafr). zafer. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî.i.s. fr.i. ilim. bolluk.) feyiz getiren. çok cömert [kimse]. içi çok temiz.) zaferle. (a.c. genişlikler. taşan [sel].i. bir daha ele geçmemek üzere kaybetme.s. (bkz: mevt). çokluk.c.) 1. (bkz: dehrî). güzellikler fıskiyesi. feyiz.) file bakan kimse.i. (bkz: feyz). rahat yaşayan. (a. bolluk.) boşluklar. felâsife) 1. susuz kumlu çöl.b. neşenin feyzi. ansızın ölüm. Allah. çöl yolcusu.s. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı. selâmet. (a. neşe verici bolluk. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II. 4.i. irfan. abıhayat fıskiyesi. feyâfî) düz. kaygısız. istidatlarına göre. engin. Nil'in taşması. ilerleme. düşünmeden yapılan [hareket].s.i.) fels. çok cömert [kimse]. (a.b. verimliliği.) çöllerde ilerleyen. füyûz). yükseklik. füyûz). 2. Allah. verimlilik. (a. gürlük. felsefe ile uğraşan. 1. bereket ve bolluk veren.) kargaşalıkla ilgili. anar-chique. (a. bolluk.c. a'yân'ı sabitenin. fırsat kaçırma. 2.) feyz ile dolu olan. suyun taşıp akması. (a. [füyûzât. kadın adı. (bkz" fîl-bân). olan füyûz'un c. feyz'in c.s. fevriyye fevt fevt-i fursat fevt-i nâgehânî fevvâre i fevvâre-i bedâyi' fevvâre-i âb-ı hayât fevz i fevz u nusret fevzâ fevzâî fevzâviyyet fevzî fevziyye feyâfî feyâyih feyezan feyezân-ı Nîl feyfâ' feyfâ-neverd feyhâ feyiz feylesof feyyâl feyyaz feyyâz-ı kudret feyyâz-ı mutlak feyyil feyz feyz-i câvidân feyz-i mukaddes feyz-i neş'e bahşâ feyz-i safa feyz-i tabîî feyz ü rif'at feyzâ-feyz feyz-âver (a. suyun taşması. 4. içi çok temiz. erkek adı. i. çoğalma. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında.i. 2. âlim. (a.f.) 1. 2. (a.

fekariyye). (f-s.b. fıkarât-ı rakabiyye anat. (a. fasıllar.s.) [aslı "fekariyye" dir].i. icmaller. hulâsalar. alan.) fezada giden. (a. (bkz: efzâ).) yokluk. fıkdân-ı dem fizy. fezada dolaşan. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş. geniş ova. [aslı "fekariyye"dir]. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. omurga kemiklerinin boğumlan.b. nukra).f. geniş saha. ferah artıran. fıkariyye-i âliyye zool. dayanamama. bereket veren. bucaksız gökleri. kansızlık. (bkz: fakr-üd-dem). (a. özetler. 4. fıkarât-ı arziyye anat. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf.s.i) 1. fıkdan (ii (a. fezâyişte (f. kuyruk omurları. çok.f. fezleke resmi [evvelce] huk. duyumsamazlık.) feyizli.s. feyz-bahş feyzdâr feyz-efzâ feyz-nâk u feyz-resân feyz-yâb fezâ[y] Ferah-fezâ Hayret-fezâ feza' ji .) fezlekeler. fezleke'nin c. sırt omurları.i. 2. 4. fıkarât-ı kataniyye anat. darlık. özet.i. fıkariyye ıü (a. fezâ-yı feyz feyiz sahası.) feyiz eriştiren. fazla.s.f. 3. fıkarât-ı acziyye anat.anemie. fezâ-yı ferda yarının boşluğu. hayret veren.b. cümleler. (bkz: fakd). fıkdân-ı elem acı yitimi. fezleke (a. sağrı omurları.i. inleyip sızlanma. (bkz. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa. boyun omurları.) feyizli.b.) 1. korkma. uzaysal. hulâsa. fıkarât-ı us'ûsiyye anat. çoğaltan. feyiz bulucu. fıdda (a.i.s. (a. (bkz: fıkra). vatanın uçsuz.s. (bkz: fekarî).s. yüksek omurgalılar.i.f. netice.b. (a.b. fezâlik (a. fezleke-i târih târih hulâsası. bağırıp çağırma. dünyânın sonsuz olan genişliği.s. kıssalar. fr.f. fezâ-neverd i (a.) gümüş. gür.) 1. 3. kıtlık. özeti. muhtasar. 2. sağrı omurları.) artıran. huk. feyiz alanı. hayret artıran.s. fezâ-yı vatan vatanın fezası. aşağı omurgalılar.) 1.) feyiz bulan. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2.f. fr. bölümler. feza (a. kısımlar. fıkariyye-i süfliyye zool.) ziyâde. fıkarât-ı lâtife lâtif. "uzay. fıkarî (ü (a.b. bereketli. (a.f. bereket ve bolluk getiren. fezaya ait.i. (bkz: sîm. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar. bel omurları. 2. 4. bulun-mazlık.) [aslı "fekarî" dir].(a.s. paragraflar. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı. hoş hikâyeler.) feyiz arttıran.) feyiz bağışlayan. feyiz. apathie. feza ile ilgili. ümitsizlik. fıkra'nın c. fezâî (a. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. 2. yer. fıkdân-ı hassâsiyyet psik. fıkarât-ı zahriyye anat. küçük hikâyeler.) 1. fıkarât cıü (a. [aslı "fekariyye"dir].

2. agnosi. masal. îman etmeyen fırkalar.]. şeriatın usul ve hükümleri. hainlik.c. fıkh (a.) 1.i.f.) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. fıkarât) 1. fırka'nın c. tümen.i. fırsâd (a.s. Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka. îd-i fıtr ramazan bayramı. amelî ve şer'î meseleler bilgisi.s. fıkıhla ilgili.) 1. zeyreklik. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. 3) kuru üzüm. fısk (a.i. fıkdân-ı nakd para darlığı. fırsat (a. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyyepsik.i. kısa hikâye. siyâset partisi. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi. aşk. fr.i. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli. fıkıh.i. sapıtmış. (bkz: fatk).i. grubu. fa-tânet). şeker bayramı. zihin darlığı. 2. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. fıskıyye (a. firak) 1. fıtâm (a.i. fasıl.i.i. kıssa. fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı. zihnin her şeyi çabuk anlayışı. fıkhiyye (a.) hikâye okuyan. omurga kemiklerinden bir boğum. 7. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. fıkıh (a. hak yolundan veya hak yoldan çıkma. fıkra (a. kalabalıklar.c.c. 5. bölükler. (bkz: fücur).b.i. Allah'a karşı isyan etme. Müslüman grupu. fıkdân-ı nukud para darlığı. kısım. (bkz: fıkhî). [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i . takımlar. fıkra-hân (a. fırka-i askeriyye tümen. sefahate dalma. 2) arpa. (bkz. 4. politika partileri. 2.) fıkıha ait. 3. firkateyn (a. 3. şerîat ilmi. ahlâksızlık.i) çocuğu. 2. fısâd (a. paragraf.i. cennetler.) ["fıkhî" kelimesinin müen. 3. damardan kan çıkarma. fusuk) 1. 2. bölüm. tanısızlık. fıtnat (a. (bkz: fasd). aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı. omur.s. fıtra (a. 3.i. (bkz. gazetelerde. [adam]. fıtık (a. partiler. tümenler.c. fırak-ı siyâsiyye siyâset. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. ["gabâvet" in zıddı]. söyleyen. bend. kadın adı. aboulie.). yavruyu sütten kesme. zihin açıklığı.f. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak. [kitap veya eserde]. (bkz.). alaylar.) karadut.i. fr. madde. fıtr (a. dinsizlik. firak (a.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi.fıkdân-ı imkân imkânsızlık. 2. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. yazılmış kısa bir haber. fıkdân-ı temyiz fels.) oruç bozan. (bkz: sada-ka-i fıtr). insan kalabalığı. fursat). chronique. 6. fıkh).i). 2.) 1. fıkhî i (a.) kan alma. fırka (a. 4. fesâkî) suyu.

) yaradılış.i. (a. inleme. değer. yüreği yaralı.).c. hakkında münâkaşa. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. (a.zf. incinmiş. son fiat.i.s. (bkz. kavgalı. kıymetler. çekişme olan. ameller. (f.i. bağırtan.) yara. (bkz: feda). konuştuğumuz. yıkıcı. tabîat. (a. [evvelce] târihin başına konurdu.) zamanımızda. Hanbelî) göre. kıymet. değerler. 20 Ekimde. yaradılıştan.cü. fi'l'in c. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi]. nativûisme (a. doğuştancılık.) ıztırap ile bağırıp çağırma. (a. şimdiki zaman içinde.) çok kuvvetli. (bkz: efgen). (a. kötü işler işleyen kimse. ("ga" uzun okunur. ve e. (f. az cemâat. arzunun yüksek feryadı. içinde. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir]. fıtriyye fıtriyye fî fî-i aslî fî-i carî fî-i kat'î fî-i maktu fî fi 20 Teşrîn-i evvel fi zemâninâ fiâl Bed-fiâl fî-emân-illâh fiat ficâ fidâ fidâî fidye fidye-i necat fie fie-i kalîle figan figan-ı tîz figan-ı tîz-i heves figan-perver figâr -figâr Dil-figâr -figen -figende -fîh Mâ nahnü fîh Mü-nâziun fîh Mef'ûlün fîh Fîhi Mâfih fihâl fihâm sünnet mezhebine (Şafiî. (a.zf. (a.) ansızın.) yıkılmış. kurtulmalık.i.) yaralı. figan ettiren.) bir esiri kurtarmak için verilen şey.fıtrat fıtraten fıtrî. kârlar. yaradılıştaki. mizaç.) fıtrî olarak. (o şey ki onun içinde) Hz. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır].s. (bkz: fücâ). f.) fels.c. [yapma kelimelerdendir]. fahl'in c. bölük.e.i. (a. cemâat. (bkz: ef'âl). birdenbire. geçer değer. (a. tînet).i. (f. yıkık. fî'nin c. "arpa. büyükler. (bkz: efgende).) 1.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri. (a. (a. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi].) " onda. düşürücü. (a. 2. (bkz: seciyye.i. olacağı. baha. yüksek feryad. güruh. fr.i. fedaî). müteessir. takım. (a. (bkz: efgâr).) tabîî. Allah kerîm. üstün kimseler.zf.) atıcı. "-de" hâli.i.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde. ulular.i. . içinde" mânâsını verir.s. düşkün. fiat) fiat. asıl değer.i. (bkz: feryad). can kurtarma akçesi. fiat) taife.s.) işler. (a. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır]. (f.s. Mâlikî. biçilmiş kıymet.zf. huy.) bahalar. nüfuz ve itibar sahibi kimseler.) itibarlı.s. fidye. (bkz: cerîha). a. fahîm ve fahm'ın c. (a. (f.

alelade. kuralsız fiil [yemek. çekesin. düşünce bakımından. fehâris) 1. fikirle ilgili. zihin. yanlış bir şeyi düşünme. tek kökten yapılan fiil [olmak. iyi iş.c. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. düşünce âlemi. gr. (bkz. (bkz. gibi]. i. düşünce. 7. gibi]. inanma. gitmek. [uyumak. bozuk.. düşünce.c. gr. 4. 2. yanlış düşünce. zihnen. (a. düşünce.i. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır].c. yardımcı fiil [idi. [birincisi] erkek. (f.) fikir. g r. gülme. *eylem.. içmek. yeresiniz. düşüncesi. fihris). fr. ise. zihin tasavvuru. verbe accompli. gibi]. murad. peşini bırakmama.fihris fihrist fikir fikr fikr-i amiyane fikr-i âteşin fikr-i fâsid fikr-i ferda fikr-i galat fikr-i garâib-perver fikr-i mukaddes fıkr-i muzmar fikr-i sabit fikr-i takib fikr-i vatan fikren fikret fikrî. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime. (bkz: fikr). dışarı vurulmamış. düşünerek meydana getirilen [şey]. zf. düşünce ile olan işler.. düşünce. 2... iş'den işlemek. gr. efyâl. füyûl) bilinen büyük hayvan. eşyanın adlarını gösteren defter. gr. düşünce hayâtı. hatır. rey.i. ya sonuna konulan cetvel. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. gr. (a. dileme kipi [sevelim. ateşli fikir. yarının fikri. basit fiil. (a. sürerlik fiili [gide durmak. bayağı fikir. -e siniz" katılarak yapılan fiil. gibi]. gibi]. maksat. faili. sona erdirme.) 1. (a. (a. gibi]. indeks. imiş. "-i hâli" almayan fiil. vatan fikri. gr. gibi]. erkek ve kadın adı.i. *etgen fiil [yemek. geçişsiz fiil.) fikir.zf. fikret). gelmek. [ikincisi] kadın adı. oturmak. kaidesiz. bakakalmak. fikir.. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. (a. gr.c. (bkz: fikr). efkâr). kuruntu. c.i. kutsal düşünce. fiâl.i. oy. mukaddes fikir. . mensup. idee fixe. gr. kâr. amel. zan. içmek. gibi].i. düşünerek. akıl.i. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. efkâr) 1. ayıplanmayı gerektiren davranış.). niyet. saplantı.i.. vatan düşüncesi.) fikir ile. emir sîgasının sonuna "-elim.c.c. 3. bozucu fikir. 6. gr. -e sin. gibi]. gr. öznesi bilinen fiil. gibi].. efal. fr. 2. gr. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. gr. gizli fikir.. geçmiş zamanda olmuş. 2. (a. intiha fiili. intransitif. fikriyye Hayât-ı fikriyye fikriyyât fikriyyen fîl fil fi'l-i basît fi'l-i cevheri fi'l-i gayr-ı kıyâsı fi'l-i gayr-i müteaddî fi'l-i hayr fi'l-i hikâye fi'l-i iane fi'l-i iktidarı fi'l-i iltizâm fi'l-i intihal fi'l-i istimrarı fi'l-i kıyâsî fi'l-i lâzım fi'l-i ma'lûm fi'l-i rnâ'yûb (a. fr. efâîl) iş. okumuş idi. 5... (a. idrâk. c. kaideli. [yazmış idi. garip şeyler icâdeden fikir. koşabildim.

. etkincilik. doğrusu. kip ki. içmek. fena iş. gr. (bkz: bi-1-fi'l). gibi]. olumsuz fiil.b. gr. giderim. sevmiş imiş. gr. şimdi. verbe intentionnel.i.. eko.. fr. gr. gibi].) hayırlı iş. . geçmiş zamanda olmuş. açılmak. tepke. gerçekten. emrihâzınn sonuna "meli" sözü katılarak meydana getirilen sîga. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga. gr. gr. görevi. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. (a. gr.) nihayette. gibi]. alıverdim. birleşik fiil [yazabilmek. (a.).zf. (a. fr.fi'l-i mazi fi'l-i meçhul fi'l-i menfî fi'l-i mezmûm fi'l-i mukarebe fi'l-i mutavaat fi'l-i muzâri' fi'l-i mün'akis fi'l-i mürekkeb fi'l-i müsbet fi'l-i müşareket fi'l-i müteaddî fi'l-i niyyet fi'l-i rivayet fi'l-i şartî fi'l-i şenî fi'l-i şerr fi'l-i ta'cîlî fi'l-i temenni fi'l-i vücûbî filâhat fîl-bân fi-l-asl fi-1-cümle fi'len fi'len zî-medhal fi-1-hakika fi-l-hâl fi-l-hayr fi'lî. gibi]. zirâat). (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına gelmez]. fi'liyyât) fiille ilgili. kötü iş. gr. reflexite. (bkz. fi'lî'nin c. gibi]. (a. huk.. fi'liyye Cümle-i fi'liyye Hizmet-i fi'liyye fi'lî tedavül fi'lî zaman fi'liyyât fi'liyye gr.) fels. sevmeliyim. hakikaten.e. dilek-şart kipi.) hakikatte. gereklik kipi [girmeliyim.. öznesi bilinmeyen fiil. gerçekten yapılan iş. (a. kendisinde nefı edatı bulunan fiil. ilk askerlik vazifesi. kötü iş. zina ve livâta.s. nesne tümleci alan fiil [yemek. "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım.. .zf. harâset. zf. gr. fiil-cümlesi.) ekincilik.b.. gr. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim. koşabilmek. olumlu fiil. i. gr. gibi]. hemen. vereceks e. hem hâle. gibi]. (a. feyyâl).s. gibi].i. gr. işleyerek. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga. davranma fiili. yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil. fena.b. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş. gerçekten. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. sevişmek. f r.zf.) bu anda. "-i hâli" alan geçişli fiil. sonunda. (a. işteşlik fiili [koşuşmak. niyet fiili. gr. ) aslında.) hakikatte. aç-tivisme. gr. gr. (a. faili. (bkz.. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre. gibi]. dönüşlü fiil. yüklemi fiil olan cümle. edilgen fiil [yazılmak. çiftçilik.) gerçekten işlenilen işler. 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı.f. iş görerek karışmış [kimse].zf. gibi]. eko. (a. (a. gr. morfemi ile yapılır [geleceks e.c. kip. (a. gr. l ) tedavülde fi'len mevcut olan para.

(a. mâden filizi. gümüş. 3. evli kadının fırâşı.i. [bâzı metinlerde "firavun. 2. hasta.) kaçak. külçe. eski zamanlarda Mısır hükümdarlarına verilen unvan. şilte. ümm-i veled'in fırâşı. gümüş. kim. (a. 2. 2. [bununla nesep sabit olur]. fık. firavuniyyet" şeklinde de geçer]. yiğitlik. (a.) vakıa. erimiş bakır.i. 3.) kaçma.i. fürüş) 1.filizz filizz-i ma'denî filizzât filizzât-ı ma'deniyye filizzî filka fi-1-mesel fi-1-vâki fî-mâba'd finâ fî-nefs-il-emr firâd firak Leyl-i firak Firâkıyye firar firari firâset firâş Esîr-i firâş Hem-firâş Sâhib-firâş firâş-ı derûn firâş-ı istirahat firâş-ı kavi firâş-ı mutavassıt firâş-ı sahîh firâş-ı zaif firâvân Nakd-i firâvân Ömr-i firâvân firâvânî Fir'avn fir'avnî (a. pek kibirli. rahat döşeği. at yetiştirme bilgisi. tohumda cücüğü kaplayan etli kısım.) ham mâdenler.) filîzî. fık. keder. bakır. hüzün