A
â (ha.) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât).

âb-ı zindegî âb-ı beste âb-ı bün âb-ı ciğer âb-ı ciğer-hûn âb-ı çeşm âb-ı dehân, âb-ı dehen âb-ı dendân âb-ı dîde âb-ı dîde-i câm âb-ı engûr âb-ı eyyâm âb-ı füsürde âb-ı gerdende âb-ı gûşt âb-ı güşâde âb-ı güvârâ âb-ı haclet âb-ı harâbât âb-ı harâm âb-ı hasret âb-ı hâtır âb-ı hayât âb-ı hayât-ı la'l âb-ı hayât-ı tesliyet âb-ı hazân âb-ı hufte âb-ı hurdenî âb-ı hûrşîd âb-ı huşk âb-ı iskender âb-ı işret âb-ı kâr âb-ı kebûd âb-ı kevser âb-ı la'lî âb-ı lûtf âb-ı meleh

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. göz yaşı. ağız suyu, salya. 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. (üzüm suyu) şıra, şarap. (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. (dönen billur) gök kubbesi. et suyu. (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. hazmı kolay, içimi güzel su. utanma teri. (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. (yasak su) şarap. kederden dökülen göz yaşı. (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. teselli âb-ı hayâtı. (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. içilir su, içme suyu. (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. (bkz: âb-ı hayât). (işret suyu) şarap. (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. (mavi su) Çin denizi. 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan).

âb-ı Meryem âb-ı meygûn âb-ı muallâk âb-ı musaffa âb-ı mün'akid âb-ı müncemid âb-ı mürde âb-ı mürgan

âb-ı mürvârîd âb-ı nâb âb-ı nâfî' âb-ı nâr âb-ı nârdân âb-ı neşât âb-ı puhte âb-ı püşt âb-ı rengîn âb-ı revân âb-ı rez, âb-ı rezân âb-ı rû (y) âb-ı rûşen âb-ı sebük âb-ı siyâh âb-ı surh âb-ı sükûn âb-ı şakayık âb-ı şeng âb-ı şengerfî âb-ı şîrîn âb-ı şor âb-ı tarab

1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) gök; 2) güzellerin çenesi. tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. donuk, akmayan su. 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık. (saf su) şarap. (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). (ateşin suyu) kırmızı şarap. 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. (neşe suyu) menî, mezî. 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) akar su; 2) meç. hayat. (asma kütüğünün suyu) şarap. 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. l)kırmızı su; 2) şarap. iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. (bkz: âbzen). 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. tatlı su, şerbet. l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci.

âb-ı Teberistan âb-ı Teberiyye âb-ı telh âb-ı tîg âb-ı yâkut âb-ı yeh âb-ı zehre âb-ı zer âb-ı zerd âb-ı zindegânî âb-ı zindegî âb-ı zîr-i kah âb-ı zülâl âb ü dâne âb ü kil âb ü tâb âb abâ

âbâ âbâ-i kenîsâiyye âbâ-i ulviyye âbâ ve ecdâd a'bâ ab'âb âbâb ab-âbiyyet âbâd âbâd Şems-âbâd Feyz-âbâd â'bâd âbâdân âbâdânî âbâdî abâdile

Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. 1) |acı su] şarap; 2) göz yaşı. kılıcın suyu. (yakut gibi su) kırmızı şarap. l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. (bkz: âb-ı hayât). (bkz: âb-ı hayât). l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. l) berrak su; 2) billur; 3) cam. su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. kilise ileri gelenleri. yüksek babalar. atalar, babalar ve dedeler. (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe. (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. güneşi bol olan yer. feyizle dolu olan yer. (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı].

Harb-ül-Abâdile âbâft âbâl âbâm âbân

âbân-gâh

abâ-pûş âbâr âbâr âbâr-gîr âbât abb abbâs Abbâsî

Abbâsiyân âb-bâz âb-berîn âb-câme âb-çerâ âb-çîn abd abd-i âsim abd-i müşterâ abd-ül-kadir âb-dâde abdâl abdâlân âb-dân âb-dâr âb-dendân âb-dest

(Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). (a.i. İbil'in c.) develer. (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. (f.i.) hesap defteri. (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. ışık. (bkz: nûr, ziyâ') (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. (f.b.s.) su cambazı. (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. (f.b.i.) su kabı. (f.b.i.) kahvaltı. (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). günahkâr, suçlu kul. para ile satın alınmış köle. 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz: mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3.

gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd abîd âbid âbid-âne âbidât âbidât-ı islâmiyye âbidât-ı kadîme âbidât âbide a'bide âbidevî âbidîn âbil âbile âbile-i pistân âbile-i rûh-i felek âbile-i rûz âbir abîr

âbirîn , âbirûn âbis âbis âbist âbistân âbiste âbisten âbisten-gâh âbistenî âbişhor âbişten-gâh âbişt-gâh, âbişt-geh âbiye âbiye âbkâme

âbkâr abkarî

(f.i.) kıvılcım. (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. islâm medeniyeti anıtları. ilk çağlardan kalma anıtlar. (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. (a.i. abd'in c.) köleler. (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. meme düğmesi, ucu. astr . yıldızlar. Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). (a.s.) alaycı, saygısız. (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. hâmile.2. dişi. (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. (f.i.) gebelik. (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh,âbişt-geh). (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında

âb-kend âb-keş âb-kûr âblîse âblûc, âblûk âb-nâk âb-nâme âbnûs abnûsî abnûsiyye âb-râh, âb-râhe âb-râne abrâş abre âb-rîz âbrûd absâl, âbsâlân âb-seyr âb-süvâr âb-süvârân âb-şâr âb-şîb âb-şinâs abt âb-tâb âb-tâbe âbû abûs abûs-ül vech âb-vend âb-verz âb-yâr âb-yârî âb-yârî-i himmet âbzen âb-zih âb-zürüft âc âc acâc

bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. aba(f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3. vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. (f.b.i.) sünbül; nilüfer. (f.i.) bahçe, park, koru. (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). (f.i.) nilüfer çiçeği. (a.s. ubûset'den) somurtkan. suratı asık, asık suratlı. (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. himmet yardımı. (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. (a.i.) fildişi, bağa. (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. (a.i.) 1. bulut. 2. duman.

acâfet acâib acâib-i seb'a-i âlem

Acâib-ül-Mahlûkat

acâibât

acâiz âcâk âcâl acâle acâlet acâleten âcâm a'câm âcân âcâr acc âcc accâc âce aceb a'ceb a'ceb-ül-acâib acebâ a'cef a'cel acele aceleten acem Acem A'cem acem-âne acem-aşîrân (makamı)

acem-aşîrân (perdesi)

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik. (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. (f.i.) toprak, (bkz: hâk). (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). (f.i.) polis. (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. (a.i.) bağırma, na're. (a.s. müen. âcce) kalabalık. (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. (a.s.) bir tane fildişi. (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). (a.s.) ince, zayıf. (a.s.) pek acul, çok acele eden. (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) (a.i.) harflere nokta koyma. (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acemî a'cemî acem-ırak acem-istân acemiyân acem-kürdî

acem-perestî acem-pûselik

acem-rast acern-uşşak acem-zirkeşîde Âcer âcer, âcir, âcürr a'cez aceze âcî acîb acîb-ül-kıyâfe âcib acîbe acîbe-i hilkat âcil âcil âcil-âne âcilen âcilen veya âcilen âcilen âcin acîn

(a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. (a.f.b.i.) iran ülkesi. (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). (a.i.) tuğla, kiremit. (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. (a.s. aceb'den) tuhaf. kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). (a.s. aceb'den) şaşılacak şey. (a.i.) şaşılacak şey. hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. er veya geç. (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

Lahm-i acîn acînî acîniyyet âcir âcîş aciz âciz âcizân âciz-âne âcizî âcizî âciziyyet acmiyy acn acûl acûl-âne acûz, acûze âcül âcür âcürî âc-üs-sinn acz

acz-i ikdâm âçâr

Âd

âd a'dâ a'dâ' a'dâ-yı dîn âdâb âdâb-ı asr âdâb-ı muâşeret âdâb-ı mutâvaat âdâb-ı münâzara âdâb-ı umûmiyye âdâb ve erkân a'dâd a'dâd-ı asliyye a'dâd-ı kesriyye

yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. (f.i.) üşüme. (a.i.). (bkz. acz). (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. (a.s. âciz'in c.) âcizler. (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. (a.i.) yoğurma. (a.s.) aceleci, içi dar. (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). (f.i.) geğirme. (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. (a.i.c.) âdetler. (a.s.) en zâlim, pek gaddar. (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. din düşmanları. (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. zamanın usulleri. içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri itaat usulleri. konuşma kaideleri. umûmî ahlâk kaideleri. yol iz, yöntem, sıra saygı. (a.i. aded'in c.) sayılar. gr. asal sayılar. gr. kesir sayıları.

mat. asal sayılar (aralarında). gr. sıra sayıları. gr. üleştirme sayıları. (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâseanat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili.

a'dâd-ı mütebâyine a'dâd-ı rütbiyye a'dâd-ı tevzîiyye a'dâd

adall

adâmet adarr adarr-ı müskirât a'dâs âdât âdât-ı medeniyyet âdât ü ahlâk adâvet add add etmek âde addâr aded aded-i âsam aded-i aslî aded-i âşârî aded-i ferd aded-i gayr-i muntak aded-i hakikî aded-i kesrî aded-i menfî aded-i mevhûm aded-i muntak aded-i müretteb aded-i müsbet aded-i rütbî aded-i rüûs aded-i silsile-i ale-l-vilâ aded-i tâmm aded-i tevziî adeden adedî, adediyye adediyyât adediyyât-ı mütefâvite adediyyât-ı mütekaribe a'del a'del-ül-âdilîn Âdem adem adem-i basîret adem-i dikkat

(a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). içkilerin en zararlısı. (a.i. ades'in c.) mercimekler. (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. medeniyet âdetleri, usulleri. sosy. töre, fr. moeurs. (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. 1) saymak; 2) itibâr etmek. (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. (a.i.) denizci, gemici taifesi. (a.i.c. a'dâd) sayı. mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. mat. asıl sayılar, mat. ondalık sayılar. mat. tek sayı. mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. mat. gerçek sayı. mat. kesir sayılan. mat. negatif sayı. mat. -sanal sayı. mat. rasyonel sayı. sosy. tamsayı. mat. pozitif sayı. mat. sıra sayılan. fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] mat. aritmetik dizi. mat. tamsayı. mat. üleştirme sayıları. (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. (âdillerin en adaletlisi) Allah. (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) (a.i.) yokluk, bulunmama. basiretsizlik, görüşsüzlük. dikkatsizlik.

adem-i emniyet adem-i ifâ adem-i ihtimâl adem-i iktidâr adem-i imkân adem-imtizâc adem-i inkıtâ adem-i inzibât adem-i irtibât adem-i istikrâr adem-i istimâ' adem-i iştihâ adem-i itâat adem-i ihtilâf adem-i i'timâd adem-i kabûl adem-i kifâyet adem-i levn adem-i lüzûm adem-i merkeziyyet adem-i mes'ûliyyet adem-i mevcûdiyyet adem-i mutâbakat adem-i muvâfakat adem-i muvaffakiyyet adem-i müdâhale adem-i müsâade adem-i müsâvât adem-i nezâfet adem-i riâyet adem-i salâhiyyet adem-i sebât adem-i tâbiiyyet adem-i ta'kip adem-i tecâvüz adem-i te'diye adem-i tenâzur adem-i temyîz-ül-elvân adem-i teslîm adem-âbâd âdemân âdem-hâr âdemî ademî, ademiyye âdemiyân âdemiyâne

güvensizlik. yerine getirememe, yapamama. olamamazlık. 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. imkânsızlık, olamazlık. birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. kesilmezlik. yasavsızlık. mant. ayrıklık, fr. disjonction bir halde durmazlık. huk.dâvanın dinlenmemesi. iştahsızlık. itaatsizlik. anlaşmazlık, uyuşmazlık. güvensizlik. kabul etmeme. yetmezlik. biy. akçınlık, fr. albinisme. gereksizlik. bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. yokluk. uymazlık, uyuşmazlık. razı olmayış. muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. karışmamazlık. müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. -eşitsizlik. pislik, kirlilik. riayetsizlik, saygısızlık. -yetkisizlik. sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. sosy. -bağımsızlık. huk. -kovuşturmazlık. saldırmazlık. ödememe. kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. astr. renk indisi,fr. indice de couleur. eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. (a.f.b.s.) insan yiyici. (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca

âdemiyyet âdem-küş âdem-pîrâ âder âder ades adese adese-i ayniyye adese-i mer'iyye adese-i mütekarib adesî âdet âdet-i ağnâm âdet-i gulâmiyye âdet-ullâh âdetâ âdeten adevân, adv adgâs adgâs ü ahlâm adhâ îd-i adhâ adham âdî adîd, adîde emsâl-i adîde adîd âdil, âdile Şâhid-i âdil Âdil-şâhî Hükûmet-i âdile adîl âdil-âne âdilî adîm adîm-ül-imkân adîm ü heder (eylemek) adîmet-ül-cenâh adîmet-ül-ercül adîmet-üt-tüveyc adîm-ün-nazîr âdîne âdîş

(a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. (a.f.b.s.) adam öldüren. (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. (a.s.) kasığı çıkık [adam]. (f.i.) ateş. (bkz: âzer). (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. koyun ve keçiden alınan resim. işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. Tanrı töresi. (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. (a.i.) hızla koşma. (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, karışık rüyalar tarzında kullanılır (a.i.c.) kurbanlar, Kurban bayramı. (a.s.) iri yapılı [adam]. (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. (a.s.) çok, bir çok. bir çok benzerler. (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım. (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). adaletli, doğru şahit, tanık. g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. (a.f.i.) adalet, doğruluk. (a.s. adem'den) yok olan. imkânsız, olamaz. yok etmek, ziyan etmek. zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. zool. ayaksızlar, fr. apodes. bot. -taçsızlar, fr. apetales. (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. (a.i.) cuma günü. (f.i.) ateş.

(a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. günlük, ufaktefek, değersiz işler. 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış. âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. âdiyât âdiyât-ı umûr âdiyen âdiyye Eyyâm-ı âdiyye

afen âfend âfendâk

(a.i.) çürüme. (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz.

âftâb-ı mağribî âf-tâbe âftâb-gerdan âftâb-gerdek âftâb-gerdiş âftâb-gîr âftâbî âftâb-iştihâr âftâb-perest âftâb-rû[y] âftâb-ruh âftâb-süvâr âftâve âfûr afüvv afv afv an-il-cerâha

afv an-il-cinâye

afv an-il-kat' afv an-il-kısas afv an-il-şecce

âgâh, âgeh âgâh-ân âgâhî, âgehî âgal âgaliş âgande âganî agarr

agarr-ül-eyyâm

kılıç. (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âb-tâbe2). (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). (a.i.) belâ kasırgası. (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. en sıcak gün.

âgaşte agavât agayân âgaz âgaz-ı zenbûr âgaze âgaze-i Kâbilî âgaz-gâh agbâ agber agbes agbiyâ agdiye âgen âgene âgende âgende-gûş âgeste , âgeşte agfer agfer-ül-gafirîn agırrâ âgıye âgîl âgîn -âgîn Vahşet-âgîn âgiste âgîş aglâk aglâl aglâl ağlât agleb agleb-i ihtimâl aglef aglez aglime agmâd agmâd-ı süyûf agmâr agmâz agnâ Ağnâm

(f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. (a.s.) çok tozlu. (a.s.) kül rengi. (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). (f.i.). (bkz: âgande1) (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. affedenlerden en çok affeden, Tanrı. (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f.i.). (bkz. âgul). (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. büyük bir ihtimâl. (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. kılıçların kınları. (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. (a.i. ganem'in c.) koyunlar.

ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek], (bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır.

âh ah, ahâ ah li-ümm ahabb ahâbir ahâbiş ahad âhâd-i nâs ahad-ül-ahadeyn âhâd ahadd ahâdîd ahâdîs ahâdiyyet ahadü-hüma ahaff ahâil ahakk âhâl ahâlî

ahâlî-yi asliyye âhâr aharr ahâsîf ahâsin ahass ahavât ahaveyn

ahazz ahbâ ahbâb ahbâr

ahbârî ahbâs

ahbâz ahbel ahbel ahben

(müşterek) ah, yazık. (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). baba ayrı, ana bir kardeş. (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. (bkz: avâm). emsalsiz, eşsiz (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). (a.b.zf.) ikiden biri. a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. asıl sahipler, otokton (yerli) halk. (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer şeyler. (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. (a.s.) rivâyetçi. (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. (a.i. hubz'un c.) ekmekler. (a.i.) böğrülce tanesi. (a.s.) divâne, deli, kaçık. (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse.

ahbes ahbeseyn ahbeş ahbiye ahcâl ahcâr ahcâr-ı dalle ahcen ahceste ahd Ahd-i atîk ahd-i cedîd ahd-i karîb ahd ü peymân ahda' ahda ahdâk ahdân ahdar ahdâs ahdeb ahdeb ahdebiyyet ahder ahder ahderiyy ahdî ahd-nâme âhek âhek-i siyâh âhek-i tefte âhen âhen-i cüft, âhen-i gâv âhen-âşiyân âhenbe

âhen-câme âhen-cân âhen-dest âhen-destâne âhen-dil âhene

(a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). (a.i.) Habeş, Habeşî. (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. (a.i. hacer'in c.) taşlar. coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. yakın zaman, evvelki zaman. yemin, and. (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. (a.s.) kambur. (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. (a.i.) kamburluk. (a.s.) şaşı adam. (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. (a.i.) yaban eşeği. (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). (f.i.) kireç. rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. sönmemiş kireç. (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. saban demiri. (f.b.i.) dikiş yüksüğü. (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber" de denilir]. (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). (f.i.) demir halka.

âheng âheng-i esvât

âheng-i ezelî âheng-i savâit âheng-i selâset âheng-i taklîdî

âheng-i tarab âheng-i tasîrî

âheng-dâr âhen-ger âhenger-i gayret âhengerî âhen-hâ[y] âhenî, âhenîn âhenîn-ciger âhenîn-dil âhenîn-reg âhen-keş âhen-pûş âhen-reg âhen-rübâ âhen-sâ, âhen-sây âher âher-ün-nehr âheste âhestegî âheste-rev ahfâ ahfâd ahfâs ahfaz ahfeş

ahfiye

(f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. gr. sesli, uyumu. ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. (f.b.i.) demirci. gayret demircisi. (f.b.i.) demircilik. (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. (f.b.s.) cesur, dayanıklı. (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. (a.s.) başka, diğer, gayrı. ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar.

ahger ahger-i sûzân ahgül ahibbâ ahid ahid-nâme ahid-şiken ahîha âhîhte ahillâ ahille ahîr âhir âhir-kâr âhir-ül-emr âhir-bîn âhire âhire âhiren ahîren âhiret âhiretlik âhirîn âhirûn âhir-zamân ahissâ âhiyâne âhiyye ahîz âhiz ahiz âhize ahkab ahkad ahkaf ahkâm ahkâm-ı adâlet ahkâm-ı adliyye ahkâm-ı âmire ahkâm-ı asr ahkâm-ı nâhiye

(f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. yakıcı kor. (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal. (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). (a.i.) (bkz. ahd.) (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. (a.i.) bulamaç denilen yemek. (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. (a. zf.) nihayet, son olarak. (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. en nihâyet, sonunda. (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. (a.s. âhir‘in müennesi). son. (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. (a.zf.) sonradan. (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. (―kab‖ uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. (―kad‖ uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). adalet hükümleri. 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. huk. emredici hukuk kuralları. asrın hükümleri. huk. yasaklayıcı hukuk kuralları.

ahkâm-ı nusret ahkâm-ı şahsiyye ahkâm-ı şer'iyye ahkar ahkem ahkem-ül-hâkimîn ahker ahkûk ahlâ ahlâb ahlâf ahlâf ahlâk ahlâk-ı fâzıla ahlâk-ı hamîde ahlâk-ı hasene ahlâk-ı umumiyye ahlâk-ı zemîme ahlâkıyyât ahlâkıyyet ahlâkıyyûn ahlâl ahlâm

ahlas ahlât ahlât-ı fâside ahlât-ı mahmûde ahlat ahlef ahles ahliyâ ahmâ anmâ ahmak ahmak-âne ahmakî ahmakiyyet ahmâl ahmâl ve eskal

1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. huk. şahsî statü, fr.statut personnel. huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. (a.i.) ateş koru. (f.i.) ham zerdali. (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler. (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. faziletli huylar, iyi ahlâk. övülecek huylar. güzel huylar. (bkz: âdâb-ı umumiyye). kötülenecek huylar, kötü (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. bozuk usareler. normal durumdaki usareler. (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. (a.s.) solak [adam]. (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ağır yükler.

ahmâs ahmâs-ül-kadem ahmed Ahmed-i Muhtar âhmend ahmer Mevt-i ahmer ahmer-i safrâ ahmerân ahmes ahmez ahnâ' ahnâ' ahnâs ahnâsiyye ahnef ahnes âhond ahrâ ahrab ahrâc ahrad ahrak ahrâm

ahrâr ahrâr-âne ahras ahrâs ahraz ahre Ahreb

ahrec Ahrem

ahremî ahres ahreş ahret ahretlik ahriyân ahruf

(a.s. humus'un c.) beşte birler. anat. ayak tabam. (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Hz. Muhammed. (f.s.) yalancı hîlekâr. (a.s.) kırmızı, kızıl. kanlı ölüm. biy. öd şansı, fr. billirubine. (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. (a.s.) basık ve sivri burunlu (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. (a.s.) daha lâyık, münâsip, (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar. (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. (a.i.) veresiye. (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). (a.s.) [at v.b.] alacalı. (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. eski [şey]. (a.s.) sert, katı [şey]. (a.i.) (bkz: âhiret). (a.i.). (bkz. âhiretlik). (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler.

ahsâ ahsar Kelâm-ı ahsar ahsâs ahseb ahsem

ahsen ahsen-i takvîm ahsen-ül-hâlikîn ahsen-el-kasas ahsüme ahşâ ahşâ' Ahşâb ahşâm ahşef ahşen âhşîc, âhşîg âhşîcân âhşîg âhşîgân ahşîşân âhşüme Ahşâ ahşâ' ahtâb ahtal ahtam ahtâr âhte

Ahtem ahter ahter-i dün-bâle-dâr Ahterân ahterbîn ahter-gû Ahterî-i Kebîr ahter-sûhte

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer. (a.s.) en kısa, pek kısa. en kısa söz. (a.i. hiss'in c.) duygular. (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. (a.s.) uyuz [adam]. (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. (f.i.) zıt ve uygunsuz. (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (a.i. hatab'ın c.) odunlar. (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı]. (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. (a.s.) siyah şey. (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). kuyruklu yıldız. (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz.

ahter-şinâs ahter-şümâr ahû âhû âhû-yi âteşîn-dem âhû-yi çîn âhû-yi bezm âhû-yi Çîn âhû-yi dünbâle-dâr âhû-yi dünbâle-keşîde âhû-yi felek âhû-yi harem

âhû-yi hâveri âhû-yi leng giriften âhû-yi ner âhû-yi sifîd âhû-yi simîn âhû-yi şîr-efgen, âhû-yi şîr-gîr âhû-yi tatar âhû-yi zerîn âhû-beçe âhû-bere âhû-bere-i felek âhû-çerende âhû-dil âhû-güzeşt âhû-mâde âhûn âhûn-ber âhûn-bür âhû-nigâh âhû-pâ âhûr âhûr-i çerp âhûrî âhuvân âhuvâne âh u zâr ahvâl ahvâl-i âlem ahvâli askeriyye ahvâl-i hâzıra

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. Güneş. Güneş. bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. güzelin sihirli gözü. kenarı sürme ile genişletilmiş göz. Güneş. 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. Güneş. (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. erkek ceylan. seçkin dilber. sâkî; 2) sevgili. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. Tataristan'ın mis karacası. 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. (f.b.i.) ceylan yavrusu. Güneş. (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. (f.b.i.) dişi ceylan. (f.i.) delik, yarık, lâğım. (f.b.s.) kara hırsızı. (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. (f.i.) ahır, dam. yiyip içme bolluğundan kinaye. (f.i.) hardal. ceylanlar, karacalar. (f.zf.) ahuca, âhucasına. (f.b.i.) ağlayıp inleme. (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. dünyanın gidişi. askerî durumlar. zamanın şartları.

gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk.

ahvâl-i ism

ahz ü sirkat ahz ü siyâset ahzâ ahzâb

ahzad ahzân ahzâr ahzar ahzeka ahzel ahzem ahzen ahzer âib Âid âidât âidât-ı ticâriyye

âide âidiyyet âik, âyik âika âil, âyil âile âile-perver ailevî âilî ainne âiş âiz aizze âj âjeh âjende âjeng âjig âjîh

ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). yakalama ve öldürme. (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. (a.s.) beli kırılmış [adam]. (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. (a.i.) ait olma, ilişkinlik. (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). (f.i.) çamur, harç [binalarda]. (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. (f.i.). (bkz. ârîğ). (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak.

âjîne âjîr

âjirâk âjüg â'kab akab Akabinde akab-ı leşker akabât akabe akab-gîr akab-gîrân akabî akab-rev akade akaid akaid-i dîniyye akaik akaim ak'ak akakir a'kal âkal Akalim akall akall-i kalîl akalliyyet

akam akam akamet akar Akarât akaret akarib akarib akas akasî akasır

(f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. arkası sıra; derhal. bir asker kolu veya kıtasının gerisi. (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire). (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. (a.s.) önceye ait. (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). (a.i.) saksağan. (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). azın azı, en aşağı. (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). (a.i.) pis kokulu olma. ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır).

Akasîm Akavîl akbeh akbel akbiye akd

("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik. akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören.

âkıbet-bînî âkıbet-endîş akıl âkıl âkıl-ül-ukalâ âkılân âkılâne âkılât âkıle âkım âkır akıs âkı âkıs akîb âkib Akib akid âkid akîde âkideyn âkif akîk akîk-i Yemânî akîk akika âkil âkil-ül-beşer âkil-ül-cerrâd âkil-ül-esmâk âkil-ül-haşâyiş âkil-ül-haşerât âkil-ül-hevâm âkil-ül-hubûbât âkil-ül-lühûm âkilet-ül-ekbâd âkil-ül-küll âkil-ül-lahm âkil-ün-nebât âkil-ün-nemel âkil-üs-semek âkile Akim

(a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. (a.f.b.s.) sonunu düşünen. (a.i.). (bkz. akl). (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. akıllıların akıllısı, çok akıllı. (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). (a.f.zf.) akıllıcasına. (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). (a.s.) inatçı. ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. (a.s.) pis kokulu. (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). (a.zf.) önce. (bkz: akeb). (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. Yemen akîki. (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], insan eti yiyen [adam]. çekirge ile beslenen. zool. balıkçıl, fr. piscivore. zool. otçul, fr. herbi-vore. zool. böcekçil, fr. in-sectivore . haşaratla beslenen. zool. tanecil, fr. grani-vore. zool. etçil, fr. carni-vore. (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. her şeyi yiyen. et yiyen, etçil.. otla beslenen, otçul. zool. karınca yiyen. balıkla beslenen. (a.i.) hek. yenirce denilen yara. (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr.

âkinc akir âkis akis âkise akk akk akkâm akl akl-ı bâliğ akl-ı beşer akl-ı evvel akl-ı fa'âl akl-ı hayvânî akl-ı ilâhî akl-ı insânî akl-ı küll akl-ı maad akl-ı maaş akl-ı nefsânî akl-ı selîm akl-ı şeytânî aklâm aklâm-ı devlet aklâm-ı sitte aklen aklen ve naklen aklî aklî ma'lûliyyet aklî muvâzene akliyyât akliyye akliyyûn akm akmâr akmed akmer akmî akmise akmişe aknâ akna' aknân akrâ'

(f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. (a.i.) . (bkz. aks). (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). (a.s.) serkeş, inatçı. (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. (a.i.c. ukul) akıl, us. ergin kimsenin hâli. insan aklı. 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. tanrı zekâsı. insan kavrayışı. tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. geleceği kavrayan akıl. geçim fikri. kendini koruma içgüdüsü. sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). şeytanî zekâ. (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. resmî dâireler. [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. (a.zf.) akıl ile, akıldan. akıl ve nakil yoluyla. (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. akıldan hasta olma. zihnî denge. (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. (a.s.) ensesi uzun ve kalın. (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış bezler, dokumalar. (a.s.) ince ince yumru burunlu (a.s.) en çok kanaat eden [adam]. (a.i. kınn'ın c.) kullar, köleler. (a.i. kara'nın c.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).

) zool. kısm'ın c. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine. çarpıp geri dönme. (a. mefkure. scorpionides.) çatık kaşlı [adam].) alnı beyaz at. (a. zıt teorem. renkli akis. rütbelerin en ilerisi. rütbelerin en büyüğü. ideal. (a. ayakkabı bağı. arzuların son haddi. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. (a.) büyük bağırsaklar. çatışkı. zehirli ve tehlikeli hayvancık.i. tepki. uzak. saatin kısa ibresi. daha. kusvâ). akranlık.i. Japonya. uzak doğu. (bkz. scorpius. (a. karşısav. çevik. bölümler. scorpion. akrep şeklinde. (a.).s.) karîn'in c.i. mec.c. ağaçsız tarla. (a.i.s. huk. dâireler. (a. (a. 4. en son. en sağ.) kırık şey.) 1. saatin kısa ibresi.i. astr. yaşıtlar. akarîb) 1.) parçalar. 2. (a. boydaşlık. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur]. sonra oğlu A ya.s.) 1. karîb'den) (en.) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan. (a. Çin.) aralannda soy yakınlığı olanlar. kusb'un c. (a.i. (a.) erkek akrep.i.) yuvarlaklar. yaşdaşlar.) 1.i. .i.) dişi akrep. dazlak. fr.i. insanı akrep gibi sokan kimse. fr.c. (a. temiz su. pek) yakın.i. (a. dişi akrep. başının saçı dökülmüş olan. çemberler. karîb'in c. lât. (a. akrepler. 3. (a. ed. küçük akrep.i. yankı.akra' akrabâ akrah akrân akrâniyyet akrâs akre akreb akreb akreb-i mekniyyât akrebâ akrebe akrebek Akrebî akrebiyye Akren akret akribâ akriha akrubân aks aks-i da'vâ aks-i müddeâ aks-i mülevven aks-i sedâ aks-ül-amel aksâ aksâ-yı emel aksâ-yı garb aksâ-yı merâm aksâ-yı merâtib aksâ-yı şark aksâ-yı yemîn aksâ-yı yesar aksâ-l-merâtib aksâb aksâd aksâm (a. çıplak [dağ]. 2. (bkz. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme.s. ekasî) son.) 1. 2.f. (a.) eş ve benzer olanlar. 4. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca. [aslı akribâ' dır].s.s. (bkz: akraba). 2. sonra çocuklarına şart etse. karah'ın c. 2. 3. (a. zekî bir câriye.i. ülkü. akribâ). (a. (a. reaksiyon.c. 1. (a.) kısırlık.i. (a.) akrebe ait.i. uzak batı.i.s.) akran oluş. kurs'un c. ukûs) çarpma. fr.s. 2. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır. en sol.

) sağlam ve kuvvetli olanlar. akasır) en (daha. kavim'den) en (daha.) 1. 2. terakkinin son basamağı.) çarpıp duran.) toz. ters.i.s. . misâl. harf" bölümleri. avlu.) pamuklar. kelimelerin " sahîh. büklümler. nasipler.b.) evin önündeki açık meydanlık. (a. akser). (a. kasîr'den.s. mant. kavî'nin c.i.) kırmızı yüzlü. i. reaction.s. lâkırdılar.s. (a.. anasına babasına itaat etmeyen. söz bölükleri. kavm'in c. insan kavimleri. kim.) yaralayan. günlük yiyecekler.) 1.) tararlar. tersevirme.) baykuş. (f.i.f. kırılmalar. pek) kısa. kesmeler. (a.aksâm-ı kelâm aksâm-ı seb'a aksâm-ı selâse aksar aksat aksât aksâ-yı bilâd aksâ-yı murâd aksâ-yı şeb aksâ-yı terakkî aks-el-gâye aks-endâz akser akser-i eyyâm akser-i turuk aksî aks-i mürekkep aks-i te'sir akşer akt akta' aktâ' aktâb aktân aktâr âkû akûb akuk akur Kelb-i akur akur-âne akvâ akvâl akvâl-i hakîmâne akvâm akvâm-ı beşer Akvâs akvât akvât-ı yevmiyye akvâz akve akvem akveriyyât. inatçı. (yedi kısım) Arap gr. (a. uğursuz.) eli kesik [adam]. 2. fr. (bkz: gubâr).s. kavl'in c. kutn'un c. (a.) kudurmuşcasma. filozofça sözler. kavz'in c.) sözler. yenilecek şeyler. viraar. gecenin son demleri. azıklar.zf.i. c. nakıs.) milletler. (a. kuduz [hayvan]. kutr'un c. dönemeçler. mehmûz. (a. 3.i. en son gaye. (a.s.) 1.s. çok) doğru. ecvef' bölümleri.) yemekler. 'tepkime.) hisseler. (a.i. (bkz. kızıl çehreli [adam]. geçim. kuduz köpek. kıst'ın c. 3. ters. fr. ısıran.s.i. muzâaf.i. (a. yaylar. en kısa yol. bir memleketin hudut bölgeleri. "isim.) 1. pek doğru şey. zıt.i. en son. (a. contraposition. çok kuvvetli. puhu kuşu. ve s. (a. (a. kavisler. beylik arazîler. kuru ayaklı hayvan. (a. (a.i. tarikat kurucuları. (üç kısım) Arap gr.) 1. huysuz. (a. tepki.) kum tepeleri. gebe [hayvan]. akverîn akves akviyâ' gr.s. yegâne arzu. fiz.i. sıkıntılı vakit. (bkz: kutub). (a.i. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam]. (a.i. ilgiyi kesmeler. yolların en kısası.f. ulular.c.) büyük belâlar.i. pek. azîzler.s. (a. azgın.). kavî'den) en kavı. kuduzcasına. (a. kavs'in c. 2.s.) sahipler. kutb'un c. uluslar. i. kut'un c.s. (a.i. (a. efendiler. 2. (a. (a. günlerin en kısası. geçimsiz. fiil.) vaktin tesbîti.) 1. lefîf. 2. (a. (a. 2. paylar. (a. yanlar.

f. kıyâs'ın c. üzere.) şöyle böyle. âlâ cery-il-âde (a. (a.f. alâka (a. şeref. otlar. alâik (a. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir.s.i.) hükümler.s. alak (a. büyüklük. "ilişki.) olabildiği kadar.) 1. iddiasına göre.zf. alâka-dâr'ın c. âlâ (f. alâkat) l. alâka-bahş (a.*ilgi.s.) 1. alâim (a. alaki (a. 2.) zool.s. sempatik.i. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. (a.c.) pek aksak. (bkz. alakiyye].zf.i.) "ilgiler.i. ulüvv'den) yüce. zf.s.) 1. âlâf (a.zf. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak. 2. Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme.s. sülükgiller. alâk (a. alâik. a'lâf (a. alâ hâlihi (a.) olduğu gibi. (bkz. alefin c. şan. en. sülük.) hîle.) âdetin cereyanı üzere. dek. 3. meteor. 2. kıyâs).zf. e d. her nasıl olsa. (a. pek) yüksek. "ilişkiler. âl (a. alâim-i cevviyye astr. samanlar.b. a'lâ (a. 2. fr. düzen. hayvan yemleri.s. evlât.) birinin sözüne. âdyende. aile. alâ-eyyi-hâl (a.zf. sülâle.). alak-ı dem kan pıhtısı.s. âlâ.) elden geldiği kadar.b. pıhtı kabilinden olan. (bkz: alâmât). alâif (a.) sakız. elfin c. kazî.(a.s. pek) bilgin. i.) ayrıca.) üst.zf. ulûfe'nin c.f. en. âl-ül-âl pek yüksek. çok topal. âlâ (a. pıhtılaşmış kan. ilişikli.i. kadî'den) fıkıhda (daha. alâka-dârân (a. (bkz: münâsebet). akyise akzâ akzel akziye âl âl âl-i abâ .) nişanlar. ilgililer. (a. ale (a. alâ külli hâl (a.s.) binler.i.). hirudinees. c.i. alâ kadr-il-imkân alâ kadr-il-istitâa (a. eyl'in c. damadı Ali. alâmet'in c. yüksek.zf. alâkavî (a.zf. alâka-dâr (a. alâ (a. alâ kadr-it-tâka (a. kıymeti yüksek olan. kazâ'nın c. alâ-hide (a. alâka'mn c. alâim-i semâ. (a.i.i. tek başına. torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi. olduğu kadar.) ilgilendiren. (bkz: âlî. (bkz: bi-eyy-i hâl).i.) güç yettiği kadar. pıh-tımsı. güç yettiği kadar.) alâkalılar.) iki takdirden herbirine göre. 2.) (daha.) rütbece yükseklik. bâlâ).) anat. alâ kil-et-takdîreyn (a.zf. âl-i kadir kadri.i. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi].) ihsanlar. (bkz: ulufe). alâka-dârân) ilgili. bahşişler.b. alâ kavlin (a.zf.s.) her halde.) kirleten. (a.) 1. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin. alâkiyye (a. kavs-i kuzah).s.i. sülük nevinden [müen. belgeler.

i. belge. illet'in c.zf. 5 . (a. elemler. (a. alenilik. kabîle başkanlan.i.zf. (a. (a.i. iri. gurbet elemleri. işaret.) rütbelerine ve derecelerine göre. (a.) açıkta. (a. yaralayıcı âletler. alem'in c. (bkz: alenen).) eğlence yoluyla. fikrin elemleri.) yüksek yer. meydanda. sancaklar. hep beraber.) açıkça. nişanlar.) alev. . (a. 3. (a. (a.) alay.) kederler.i. (a. yüksek dağlar.cü. (a.) şahitlik yoluyla.zf. (a. nişan.zf. (bkz: alâim). herkesin önünde. sınır işaretleri.elem'in c. avadanlık. (a.i. gözlük gibi optik âletler.i.) 1. s. baskı âletleri. (a. zf.zf.zf. ilâve'nin c.) ilâveler. cümbür cemaat. (a. herkesin gözü önünde. vatandan uzak kalma acılan.i. sızılar. kesici âletler. bir şeyin dış yüzü. istenilene uygun olarak. (a. alay suretiyle.) rivayet edildiğine göre. yal. 3. şöhret. alenen. kederleri.i.zf.zf. ayırıcı işaret. has isimler. instrument d'optique. üzüntüler ve hastalıklar. (a. 2. (bkz.zf. nöbetleşe. 2.) Allah'ın farzettiği üzere. tanık göstererek.) 1.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır. açık.) vâsıtalar. arma. gözle ilgili dürbün. 4. (f. sırasıyla.zf. alâim) l. ışık araçları. bayraklar.) kıyâs yoluyla. ün. (a. tafsîl üzere.zf. hastalıklar.zf. acılar.) her şeye gücü yeten.) odun kömürü. astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler. (a.i. (f. alâmât. damga. hezl yoluyla gibi. sebepler.inceden inceye. yükseklik.) gözö-nünde. fiz.) şahit.zf.i.alâ külli şey'in kadîr a'lâl âlâm âlâm-ı fikr âlâm-ı gurbet âlâm u askam a'lâm âlâ mâ-faraz-Allah alâmât alâ melei-n-nâs alâ merâtibihim alâmet alâmet-i fârika alânî alâniyet alâniyeten alâ-rivâyetin âlâs âlât âlât-ı basariyye âlât-ı câriha âlât-ı katıa âlât-ı nâriyye âlât-ı rasadiyye âlât-ı tab'iyye âlât-ı ziyâiyye âlât ve edevât âlâ tarîkın alâ tarîk-ilhezl alâ-tarîk-il-hezl alâ-tarîk-il-icmâl alâ-tarîk-il-istişhâd alâ-tarîk-il-kıyâs alâ-tarîk-il-münâvebe alâ-tarîk-iş-şehâde alâ-tilk-en-niam âlâv. kocaman. (a. âlâve alâ-vechi alâ vech-il-isti'câl alâ vech-il-ihâta alâ-vech-it-tafsîl alâ vefk alâ vefk-il-matlûb alâvî âlây âlây-ı vâlâ alâye (a. takımlar. fr. alâmet'in c.i.) üzere mânâsına acele üzere. (f. âlet'in c.zf. 2. ışık vâsıtaları.) kısaca. 2.) izler. ateşli silahlar.c. (a. (a.i.) bu nimetler karşılığı üzere.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. aygıtlar. herkesin önünde. söylenenlere bakılırsa. ahzân). (bkz: ale--dderecât). (a. (a.) nöbet yoluyla.zf. içine almak üzere. (a. iz.) 1. hep birlikte.

avalim) 1. fr. a'lâf.) yeter derecede. rastgele. (a. hayvan yemi.) yol yordam gereğince. 2.zf.) 1. 2. sınır işareti.zf. alâmet. yemiş kapçıkları. pıhtımsı (kan). bayrak.i.zf. sürekli olarak. has isim. yapışkan balçık. (a. (a.i. bilgin. toplu olarak. çamur. (a.c.zf. (bkz: âlek. (a. genel olarak.s. 1.) müştereken. (a. (a. 2.) 1. alebe'nin c.zf. ("ka" uzun okunur.) 1. 3. husûsiyle. âlenıîn.s. dehr). ot. sünbül-i asâfir).) aralıksız. yulaf.zf. bilginlerin bilgini. (a. 2. âdet olduğu üzere. (a.i. boyuna. kan pıhtısı. bulaşma.i. birlikte. (a. 5. ençok. defaten. (a. alebiyye ale-d-derecât ale-d-devâm alef âlef âlek âlek aleka alekî alekıyye ale-l-acâib ale-l-acele ale-1-âde ale-l-amyâ ale-l-ekser ale-1-fevr ale-l-gafle ale-1-hâdise ale-1-hâdisiyye ale-l-hesâb ale-l-husûs ale-1-ımıyâ ale-l-ıtlak ale-1-icmâl ale-l-infirâd ale-1-istimrâr ale-l-iştirâk ale-l-ittisâl ale-l-kaide ale-l-kifâye ale-l-umûm ale-l-usûl alem a'lem a'lem-ül-ulemâ âlem (f. (f. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak.) umumiyetle. yemiş kapçığı. a.c. çokluk. epiphenomenisme.) gölge hâdisecilik. (a. nişan. 6. (bkz: alâ-merâtibihim). cihan. ale-1-amyâ). bulaşıklık.zf. kan pıhtısı.zf. âlim'den) en (daha.) I. capsulaire. 8.) birer birer.zf. genel olarak. sülük. teker teker. basbayağı.zf. alûfe [ulufe olarak da kullanılır].) daimî surette. (a. (a. (a.zf. a.i. sırasıyla.zf. birbiri ardınca. sancak.b. alekat) 1. fr.) derecelerine göre. sülükgiller. 7. (a. (a. alebât) bot. âlemûn.i. (bkz: ekseriyyâ). (a. capsules. (bkz: aceleten). (a. 4 yüksek dağ.zf. (a. sarıgın altın teli.s. (bkz.) hele. (a. nasıl olursa olsun. bayağı. cana yakın. mutlaka. 2.s. [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. (f.) dalgınlığa gelerek.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. (a.) çok veya en teklifsiz. fr.i. 2.zf. 2.) zool.zf. (a. şaşılacak şey. uzun. .âlâyiş Alcem âle âle alebât alebe alebî.i. epiphenomene.) yemiş kapçıkları. (f. tantana. yetecek kadar.zf.) çok vakit.) topluca. (a.) körü körüne. fr. (bkz: garîb).i. (o. (a. (bkz. dünyâ.s. fr. (a. minare tepesi.) tuhaf. depdebe.zf. fakirlik.zf. capsules. ayrı ayrı. 2.) bot. (a. o. saman. (bkz: âle. gösteriş. (a. sünbül-i asâfir). çarçabuk. (bkz: ale-1-ımıyâ). çok) bilen.) çabucak. (a. körlemeden.c. pek. dalgınlığa getirerek.) hesaba sayarak.zf.) 1. çanaklar. i. birden.) derhal. (a. dudaktaki çatlaklık.zf.zf.) uzun boylu.i.) umumiyet üzere. (a. a'lâm) 1. (a. çanaklar.) aralarında fasıla olmadan.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek.c. âlimlerin âlimi. boş bulunarak. çanak ile ilgili.körlemeden. (a.) gölge hâdise.zf. sülü-ğümsü.s. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir].i.) kaideye kurala göre.) körü körüne.

âlem-i fânî fânî âlem. c. âlemî (a.s. âlem-i nâsût. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. dünyâyı zapteden.) bayraktarlık. insanlar.zf.) dünyâlar. (bkz: sancak-dâr). alem'den) has isimle ilgili.) cihanı parlatan. âlem-i kitmân saklı âlem. âlem'den. alem-efrahte (a. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. (bkz: mânend.Tanrının bulunduğu dünyâ. insan. alem-dârî (a. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı. âlem-i hâb uyku âlemi.s. dünyâyı süsleyen.) bayrak çeken. âlem-gîr (a. 2. âlem-i şems Güneş ve peykleri. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir. yaradılışın dördüncü basamağı. fânî dünyânın dışında olan âlem. âbâd).b. 2.i. bayrak kaldıran. rüya âlemi.) âleme mensup olanlar. âlemîn (a.b. âlem-i ma'nâ rüya âlemi.) 1. âlem-i menâm. orta ait. var olma dünyâsı. öteki dünyâ. meç.b. âlem-ârâ (a. alem-dâr (a. öteki dünyâ. âlem-i lâhut Tanrı âlemi.) iki âlem. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır. alemiyyet (a. âlem-i istiğrak iç dünyâ. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî.s. âlem-i ulvî ruhlar âlemi.) insanoğluna ya-kışırcasına.f.f. yükseltmiş. lüzum. kişinin kendinden geçip daldığı âlem.f. avalim). âlemiyân) cihâna mensup.s. fânî dünyâ.b. âlem-i siyâset siyâset âlemi. en yüksek âlem. âlem-i mevâlid" de derler]. bayrak taşıyan. eğlence.içki âlemi. [Buna "âlem-i mülk. âlem-i kudsî Tanrı âlemi.b. dünyevî. âlem-i misâl uyku. insanlar.f.f. 1. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı.b. âlem-i anâsır. bu dünyâ. âlemâne (a.) cihanı tutan.f. âlem'in c.c.) bayrağı kaldırmış. alem-efrâz (a.b.s. âlem-i esbâb madde âlemi. alemî (a.i.i. mânâ.i. bütün âleme ışık saçan.s. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem. âlem-efrûz (a. 4. halk. âlem-i nâr ateş dünyâsı. bu dünyâ. siyâset dünyâsı. (bkz: âlemûn.s. âlem-i şahâdet tas. âlem-i gayb görünmez âlem. içkili eğlence. [dünyâ ile âhiret |.s.) dünyâya ait. 3.f. âlem-i âb âlem-i âhiret âlem-i berzah âlem-i berîn âlem-i ceberût . âlemeyn (a.s.) âlemi. âlem-i ervâh ruhlar âlemi.f. âlemiyân (alemî'nin c. âlem-i hiss.f. bütün âleme yayılan. âlem-i kevn varlık âlemi. âlem-i eflâk ü encüm. âlemi-yâne (a.

i. (a.) cihanı saran. (a. mikrofon. siper.zf.zf.c.b.) açıkça. açık müzâkere.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli.s. istihkâm.f. (a.b.b. açık.f.zf. aygıt. şey]. (a.b. parlayan. 2. göz önünde.zf.zf. fr. (a.f. arka arkaya.) alenî.i. (a.i.) alevlenen. (a. (t.f.f. (a. (a. (t.) âlemin sığınacağı yer. (a.) 1.) "baş ve göz üstüne" başüstüne. (a-i.) muhakkak surette.) aşikâr.i.s. meydanda olma. (a.i. erkenden.) alevden fırlayan. hele.c. (bkz: âlemin. (a. (a. aydınlatan. göz önünde.) aşağı yukarı. aleyhimâ aleyh-is-selâm aleyke (a.t.âlem'in c.) âlemi süsleyen.f.) dünyâyı gösteren.) alevlenen. (a.zf. karşıt.e. .s.c.c.s.) karşı. seher vakti. peki. bir boyda. 2.) gözönünde olma.zf.) rağmen.) mufassal olarak. (a.) 1. zıt. (a.zf. (bkz: alâniyeten).s. fız.i. (a.s.) senin üzerine.b.f. müsavat üzere. (a.) onun üzerine olsun.b. (a.s. kurutaç.) açık.s. dessiccateur.f.) seherleyin. vâsıta. bir düzen üzere.s. (a. (bkz: cihân-şümûl).) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz.f.c.âlemli âlem-nümâ âlem-penâh âlem-pesend âlem-pîrâ âlem-sûz âlem-şümûl âlem-tâb Âlemûn alen alenen âleng alenî aleniyye Müzâyede-i aleniyye Müzâkere-i aleniyye aleniyyet ale-r-rağm ale-r-re'si ve-l-ayn ale-s-sabah ale-s-seher ale-s-seviyye âlet âlet-i musavvat âlet-i tecfîf ale-t-tafsîl ale-t-tahkik ale-t-tevâlî ale-t-tahmîn ale-t-tahsis ale-t-tertîb alevgîr alev-hîz Alevî alev-keş alev-rîz aley aleyh aleyhâ aleyh-dâr aleyhi aleyh-il-la'ne aleyhim. (a.) sabahleyin.s.s.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri.zf. açıktan açığa. s. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse. (a. kızılbaş.)hususî olarak. saldıran asker.f. uzun uzadıya. birbiri ardınca. (bkz: alâniyet). avalim). zf. (a. (a. (a.) sırasıyla.b. (a. (bkz: edevat).zf. (a. (a. (a.b. âlât) 1.zf. (a.e. avadanlık.) 1.b.i.) arası kesilmeksizin.b. gün doğmadan evvel.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz. 3. (a.) onun üzerine.f. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi.) dünyâlar.) herkesin beğendiği [yer. 2. makine. (a.s.f. gizli olmayan. açık artırma.) dünyâyı parlatan. kararlamadan. (a.) alevlenmiş.b.) karşı.b. (t. (t.b. en çok.s.) cihanı yakan. (a.e. 2.i. (f. besbelli. (bkz. muhakkak).

(bkz.s. âlim-ül-guyûb (a.) makamı yüksek.) 1. âlî-fıtrat (a. [ikincisi] kadın adı.i.b. âliye (a. âlimân (a.s.) bahtı yüksek. 2. meşhur bir çeşit lâle.) 1. bilgin.b. âlihe (a. alîf (a.f. âlete mensup.) hayvana bir defada verilen yem.) soyu yüksek ve temiz olan.) mayası yüce olan. serap. hasta. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim. âlî-makam (a. ilm'den) çok bilen. âlî kadr (a.s.i. allık. âlî-himmet (a.f. haysiyetli kimse.) sizin üzerinize.b.s. âlî.s. büyük.s. aliyy (a. âliyye (a.f.) ilâhlar. şerefli. (bkz: a'mâ). alîk (a.) yüksek rütbeli.) bir şeyin en yukarısı. ünlü.) elemli. âlî tebâr (a.i. okullar. i.it.s. 2.b. alîl (a.s. [birincisi] erkek. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir].c. ilâh'ın c. pusarık. yemin edici. âlim (a.b.b.) bizim üzerimize olsun.b. bilginler. c. çok kıymetli. âlî-cenâb-âne (a. âlet'den) 1.b. çok saygıdeğer.zf.s.e. ıztırap çeken.) yüksek.) himmeti yüksek olan. mabut. âlî. eden.b. 2.) Allah. âlih (a. âlî-güher (a. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir. âlî-cenâb (a. şan ve şerefi büyük olan.f. kör. 2.s. âlî-mekân (a. âlihât (a.s. cömert. mabutlar. Aleyküm aleynâ âlgûn âlgune . necip.f. âlim-ül-gayb (a. âletle ilgili. yüksek kıymette olan. çok talihli. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler. dördüncü halîfe.b. alî (a. tanrılar.) Allah. meşhur bir çeşit lâle.) yeri.) 1.) (bkz: civân-merd-âne). âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen. âlim'in c.b. alimallah (a.zf.b.s. âlim (a. alîm (a. 2. koyu ve parlak pembe.i. 3. râzık-ül-verâ). (a.) tapınılan şeyler.s. sakat.b. âlî-baht (a.s. (f-s. tepesi.i.s. 2.zf. Âliye (a. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. ulu. yüce. Tanrı. ulüvv'den) 1.i.f.s. alîk-üd-devâb yem torbası.s. [Allah'ın sıfatlanndandır.) âlete mensup.i. ("gu" uzun okunur.s.s.) âlime yakışacak surette. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün.) 1.) al renginde. âlim-âne (a. ilm'den. 2 . âlih (a.s. âliye (a.i. meşhur. f.) yem torbası. âlî-şân (a.) âlimler. derecesi yüksek olan.s.) alenî. illet'den) l.) Allah bilir ki.h.it. kederli. ulemâ') çok okumuş.].) yüksek yara dılışta olan.e. i. alîn (a.f. âlihât) tapınılan şey. âlih'in c.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve amcazadesi. âlî-câh (a.i. 2.(a.) hafif mizaçlı. çok takdir edilen.

s. âlufte-gân) 1. (a.b. dalmış. suçlular. Hûda). Zerd-âlû [canerik] zerdali. 2. âlûd. Rabb. veliyy-ullahlar. fahişe. 1) tasdik işareti.c. a'vâm) sene.) Allah adamları.c. âlüfte (f.zf. yağmur bulutlan. ulufe). bulaşık. Allâhiyân (a-i. ermişler. ulüfün c.b.) eteği bulaşık. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. en a'lâ.) acı hıyar.) 1. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir].Ulûm-ı âliyye aliyy-ül-a'lâ âlîz âlîzende alkam alkame Allah Allah-Muhammed-Alî teknik bilgiler. gök. manevî körlük.i. (bkz: aşüfte). şeftali. âlûde-gân) bulaşmış. amâ (a.) 1. ilm'den) çok bilgin. Allâhî (a. âlû-gürde (f.) 1.) 1. 2. âlû (f.) Tanrı. Halik.) vişne. âlüfte-gân (f. [Allâm. âlûs (f. garkolmuş. Allah'ın sıfatıdır]. 2. allâk (a. yükseklik.i.) günahkârlık. câhil.) en iyi.) 1.c. (bkz. âm (a. en üstün.i.) kıç atma. s.) 1.s. körlük. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen. âlûde-dâmenî (f. 2. âlûde-gân (f. saldırıcı. alyâ (a.) fil yılı.i. âlûde-dâmânî.i. Allâhân (a.i.s. veliyy-ullah). . âlüfte'nin c. Türkistan eriği. Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim. yıl. âlûde-gî (f. acı tat.s.i.) nazlanarak göz ucu ile bakan. âlû-bâlû (f. alışık. 2.i. acı hıyar. âlûsî (f. (a. tüylü erik.) en yüce. (f. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir. çifte. allak (o.i. meç. âlûde'nin c. âlüğde (f. (a. 2.i. namussuz kadın. sözünde durmaz. [Farsça "âlîzîden" mastarından].s.b. Allâhiyân) Allah adamı. a'mâ (a. allâm.i. yüksek yer.i.zf. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].) çifteli [at].) Allâhîler.b.i. yücelerin yücesi. s.f.) can eriği. âm-ı mukabil gelecek sene. alûfe (a.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır]. 2.) şiddetle saldıran. önümüzdeki yıl.) sakızcı. (a. görmezlik. allame (a. âlûde-dâmân. âm-ül-fîl (a.i. Allah.) namussuz kadınlar. âl-ül-âl (a. dönek. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan.i.) 1. 2.c.i. âlû-yi Buhârâ 1.c.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma. kör. âlûde-dâmen (f. âlûde (f.s.b. Allah adamları. kendisine güvenilmesi caiz olmayan [kimse]. acılık. iffetsiz [kadın]. (f. ahşkan.s. bulaşıklar. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur.) 1. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan. [Hrisriyanlann "Pederoğul-Ruhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir]. iffetsiz. 2) yemin.s. bilgisizlik.i.i. bulaşıklık. erik.Allâhî'nin c. tuğla fırını.i.s. 2. bulaşmışlar. (bkz. âm-ı kâbil.

(a. kavmin emelleri. geldi -gitti.) ummalar.i. geliş-gidiş. karışık işlem. (a. çıkarma. yaşanılan müddetler. (f.) 1.) isteyerek ve bilerek.i. hazırlık. bağışlama.) derinlikler. (bkz: imaret).i. yazı hokkası. metalürji.i. (f. saban demiri. operation composee. âmâh). inceleme. bağış.) gelme. eminlik. hedef.zf. hesap.) derinlik. (f.i.) nişan yeri. nişan atılacak yer. zahmetli işler. âmâc-geh âmâde âmâde-gî âmâh amâim amâir. 2. 4. hazırcevap [kimse].i. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar.h. mat. apraksi.) işler.) herkesin girebildiği umûmî yer. karar.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse. 1.) amcalar. dilekler. nişan tahtası. geliş-gidiş. âmâre âmâre-gîr amâs -âmây a'mâ-yı elvân a'mâ-ül-eşkâl amd amden âme âmed âmed ü reft âmed ü şüd âmedci âmede-gû âmeden-gâh (f. imâme'nin c. (bkz: kasden).) dolduran.i. emân amân-nâme a'mâr âmâr. [toplama.) 1. (f. sinler.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi. ma'sumcasına emeller. 2. b. (a. maak ve mauk'un c. niyet. âhen-i gâv). baş zırhlan. mat. hayır müesseseleri. eziyetli.f.t.) göz pınarları. 2. umk'un c.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık.s. bölme]. (bkz. (f.) kast. psik. (a. (a. başa sarılan şeyler.i.) hazır.b. geldi-gitti. (bkz: şüd). ömr'ün c. (f. psik.) 1. korkusuzluk. hayatlar. geliş. (a.i. şiş (bkz: âmâs). – (f.i.b. 2. ıstıraplı. hoşa gidecek tuhaf.âmâc âmâc-gâh. (a.i. süsleyen.fr.) 1.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı.) 1.i.) muhasebeci. istekler. (a. bayındırlıklar. 3.) âmâdelik.b.i. say man.) divit. (a. edi yitimi. 2. ümitler. akromatopsi. (a. (f. hazırlanmış. emel'in c. çarpma.i. amel'in c. (f. (f. dört işlem. (a. renk körlüğü.i. karında su birikme hastalığı. (f. amm'ın c. ma'mûreler. (f.i.s. yer derinlikleri. imâret'in c. (bkz: âhen-i cüft. (a. (a.i.i. . işlev yitimi. mathematique. fr. varıp-gelme.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim.) sarıklar. amâyir amâir-i hayriyye âmâk a'mâk a'mâk-ı zemîn amâkat a'mâl a'mâl-i erbaa a'mâl-i hasene a'mâl-i mürekkebe a'mâl-ül-ma'den a'mâl-i şakka âmâl âmâl-i kavm âmâl-i ma'sûmâne Amalika a'mâm amân.) kabarcık.j-I (f.i.i.b. (f. yaşlar. garip şeyler.s. güzel işler. yaşayışlar. (bkz: umk).i.i. 3. (a.i.i.

(a.s. tecrübeler. mütevelli.) işçi. 3. 2.s. (a.i.i.) (bkz: âmed ü şüd). önder. (f.s.s. (f. diyecek yok!" anlamına gelir. 2.s. meydana getiren.) işyazar. karışık.i. şef. (f. yıllık.) işleme suretiyle. geliş.i.) 1.b. hakikat. i. (a.cü.s. (a. (bkz. amel'den.) 1. gelen.umk'dan) derin. avâmil) bacak. derin düşünce. komutan. meç. (a. fr.cü.) inandık. kim. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî.) Diyarbakır'ın eski adı. c. (a. (a.. katkılı.).i. umûm'dan) umûma ait.s. (a. (a. karışık olan. amelî).) 1.) iş yapmaktan kalmış.f.i.s.) fiilen. 2. (a. [yapma kelimedir].b.) 1.s.f. 3. karışmış." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık.) 1.âmedenî âmeden-i laklak âmedî âmediyye âmed-şüd amel amel-dâr amele amelehu amelen amelî amel-i cüz'î ameliyyât ameliyyât-hâne ameliyye amel-mânde amel-nâme amel-nüvîs âmen âmennâ âmennâ ve saddaknâ âmentü a'mer ameş Âmî amîd Âmid a'mide âmîg. (a. şâir.s.b.i. âmihe]. (a.i.) Kur'an'da. 3. diyecek yok. iki bacak. elemansal iş. (a. amel'den. c. sütunlar. gözü zayıf olma.) yetki belgesi.) direkler. işleyerek yapılan şeyler. 2. aşk hastası. (bkz: âmedci). operasyon.b.b. 2. zayıf gözlülük. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi. iş. 2.h..tar.s. işleyen.) emeli olan.zf. genel.i. (a. travail elementaire.s. derin deniz. (a.) hakikî [mecazî karşılığı]. fr. 2. (a. pek yaşlı. sürgün. avâmil).f. (bkz: fiil). şaşakalmış. (f. bir işi yapan.s. (a. 4.) uzun ömürlü.s. 2. ırgat.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz. isteyen.zf. niyet. çok hasta. sebep. vergi tahsiline me'mur kimse. mahlut.s. (a. (a. (a.i. mütesellim. kolonlar. 1.f. (bkz: âmenna). umûmî. (f.f. çiftleşme.i. (bkz: âmîze).) hastaların ameliyat yapıldığı yer.) 1. amûd'un c. (a. başlıca nokta.) 1.s.) çok veya en emin. (a. 4. vâlî. karışık. 3.b. inandık ve tasdik ettik.s. (f. (a. berat. iki ayak.) gümrük vergisi.) karışmış olma. i.senevî. (a. güvenilir. işleyerek.i. (bkz : amiyy).s. yılda.) karışmış.) 1. (a.i. [müen. âmîge âmîgî âmih âmîhte âmîhte-gî âmîje amîk Bahr-i amîk Fikr-i amîk âmil âmil âmile âmiletân amîm (f. yaygın. 2.) vergi tahsildarı. iş göremez durumda olan. çalışarak.s.) şaşkın. amele. pratik. leyleklerin gelmesi. (a. ayak. (f. . (f. içsürmesi. âmil'in c. ergographe.

(f.le karışık.) amcalar. bağışlama. kır sakallı olma.s. 2.) . o kadar ki.c. (a. şâmil]. bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse. (a.amîm-ül-ihsân âmîn âmin alayı âmin Âmine âminen âmîn-hân âmîn-hânân amir âmir âmir âmir-i mücbir âmir-i i'tâ âmir-âne âmiriyyet âmirziş âmirz-kâr âmiyâne âmiyy amiyyâ -âmîz âmîze âmîze-mu[y] âmîze-mûyî âmîz-gâr âmîziş amm âmm ammâ ammâ ba'dü ammâl ammâr ammât âmme. resmî.zf.i. âminci.s. esenlikle.i. âmir olana yakışacak surette.s. huk. devlete ait. emrederek. eko.) karışık. ammât) amca. ancak. (f. (a. umrân'dan) 1. (a. (a.) mamureden. âmin-hân'ın c. affetme.s.b. öyle ki. (f. 3.) adîce.f.h. herkese ait. tanrı bağışı. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs.i. "âmire"]. ümerâ) 1. (a.) âminciler. (a.n.s.s.) amirlik. bayağı. yapıcılar.s. (a.yi içine alan. genel olarak.i.zf. (bkz: imtizaç). uysallık.i. karışmış.) saçı sakalı kırlaşmış adam. yâ Rab duamızı kabul eyle! [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören. (a. (f. emn'den) sağlıkla.) Ankara şehri. (f. çokluk bildirir Amma yaptın ha.zf.) geçiniş. (a. (a.) 1.) öyle olsun. ammete âmme âmmeten âmmî Ammûriyye ihsanı. (a.f. 2.b. Muhammed'in annesi.s.s. korkusuzca.) kır saçlı. 2.i. (a. bağışlayan.b. (bkz: salimen).) 1.f.) bundan sonra.i.b. emin olarak. (a. (a..c. genel. uygun. lâkin. Amma sıkıntı çektik ha. (bkz: ammâr). Tanrı. âmin diyenler. kalbinde korku olmayan.e. affeden.zf. [müen. (a.) avama mahsus. bağışı umûmî olan. (bkz: âmir). buyuran.i. ammî.i. s. amın'ın c.s. fakat.) âmircesine.) 1.b. (f. 2. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse. (a.) görmeyerek. düşünmeyerek. şu kadar ki. .) hala.zf. şenlendiren. . (a. (a.s. (bkz: âmîje').i. emreden. affeden. (f.s. emn'den) gönlü emin. (a. mâmur eden. emr'den c.. (a. (bkz: âmm). (a.) Hz. mahlut. 2. âmin diyen. buyuruculuk.zf. (f.. 2.s.) 1.) umûma mahsus olan. âmîn-hâ-nân). bayırdır.) 1. devlet idare adamları.c. 2. ama. (a.s. (a. [bkz. umûm'dan) umûmî.). bahşişi. (a. gelelim maksadımıza.s.) umûmi.s.) yaraşan. bayındırlaştıran. (a.. îmâr olunmuş. avamca. bir memurun vazife bakımından büyüğü.f. 3. (bkz: âmürziş).

menfaat. kıymet. 2. kaimen).b. âmürg (f. (bkz: afi. öğretmenlik. ortak. Edeb-âmûz edep öğreten.) affeden.) hocalık. bir miktar. düşünmeyerek ımiyyâ. 2. düşünmeyerek ımyâ (a.s. anhüm onlardan. -âmûz (f. (f. minhâ şundan bundan. iyi. an-küm sizden. sütün. muallim. ammeyyâ. muallimlik. 2. bağışlayan. yavaş yavaş. (f. nebîler ve velîler. afüvv.i. âmûz-gâr (f. 2.) 1. yukarıdan aşağı dik inen çizgi. (a. öz yürekten. c. âmürz-gâr (f. işçi. öğrenme. kuma.i. fayda. öğrenci. (bkz. (f. bel kemiği. öğreten. âmûz-gârî (f. öğrenmiş. şöyle böyle ederek. (bkz: afi.) öğretmenler.i.i.) -dan ve -den. çalışkan. kader. anhâ ondan (müennes). âmûzî (f.s.i. âmirziş). pek az bir zaman.) affeden. (a.i.i. (f. ân (a.) affeden.i. an-karîb yakından. öğretmen. asıl. an-kasdin bile bile.zf) görmeyerek.) öğretici. kalifiye işçi. an-asl aslından. kendisi yokken. âmûzende (f.i.zf) görmeyerek.zf) görmeyerek. (bkz: âmm). öğretim. 4. bağışlayan. anh ondan (müzekker). evân) lâhza.i.) dik olarak. dizi. an-cehlin bilmeyerek. âmürzâ (f. an-kümâ ikinizden. âmürz. 3. meyva.s.i.) bilen. âmürziş (f.) 1.i. düşünmeyerek.i.s. hülâsa. anhümâ o ikiden. nurdan sütün. dikey olarak.vakar. bu. an-il-gıyab arkadan. boyuna. .) 1.) amca. öğretme. direk.i. an-samîm-il-kalb can ve gönülden. 5. amyâ (a. ân-be-ân gittikçe. 2.b.) l. öğrenmiş. az bir pay. Ammiyâ (a. (a. âmût (f.) okumuş.amû amûd amûd-i fekarî amûd-i nûrânî âmûde amûden amûdî âmûg âmûhte âmûhte-gân âmûhte-gân-ı ezel amûl (a.e. ummiyyâ (a.) öğreticilik.) dizilmiş. 2.s.b.b. âmûsnî (f. (a.) affeden. bilmezlikle.zf) görmeyerek.) âmürzende (f. anan) şu. uzun boylu [adam]. zahire. (bkz: bi-l-iltizam).i. ânât. çok geçmeden. âmûziş (f. güzellik cazibesi.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası.i. (f. öğretmen. şu bu ve öteberi. anhâ. düşünmeyerek an (a.s. alım. öğretmenlik mesleği. günâhları affeden Tann.) 1. 2.i.s.) 1. ân (f.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri.c.zf. s. amel'den) 1.) yukarıdan aşağı. *dikey. çok çalışan.

i.f. hava. zamanlar.b. gece yanlan. fr.b. gelenekle ilgili. 3. (a. 3. (a. boyunlar.) aslından.b. güzel kokulu bir ilaç. (a.i. rüzgârla kalkan toz bulutu.s.i. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat. (a.) 1. toprak. 1. öğeler.) anber yağdıran.) elemanlar. 2. (a. fr. bir bulut.f. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri. güçsüzlük. (a. korkak.ân-ı vâhid -ân Şâh-an Zen-ân Hiras-ân Gûy-an anâ' ânâ' anâ-ül-leyl a'nâ' a'nâb anâdil ânâf anâfet ânak a'nâk a'nâk anâkat anâkib ânân anân a'nân an'anât anâne an'ane anânet an'anevî an'aneviyye anâsır anâsır-ı erbaa anâsır-ı hisâbiyye an-asl ânât ân-be-ân anber anber-bâr anber-bu[y] anber-efşân anberî. (a.e.) çok zarif. meç.i.b.i. güçlük. ağacın ucu. vakit ilerledikçe. su. f.) yaş ve taze üzümler.) rivayetler.b. şahlar.f.z.) anber kokulu. (a.s.) örümcekler. 2) XV. kelimeyi zarf yapar.i. (a. muvaffakiyetsizlik. (a. çoğul edatı. en zarif. (a. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam. (a.i. gelenek. ân'ın c. inv'in c. 2. (a. söyleyerek. (a. insanın toprak. (a.) gelenekçilik. anâne'nin c.i. kabalık. gelenekler. kadınlar. (f.) .i.i.i.s. yayla çiçeği.s. (a. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak. 3. yapışkan ve miskgibi kokan. mat. muz. bir an. (a. 2. gittikçe. cemi. (a. (a. su.s. ankebût'un c. traditionalisme. (a.i. gerdanlar. unk'un c. ufuklar. rivayet.i. aslında.) 1. (f.) sertlik.) anlar. 2.) ümîdi boşa çıkma.) 1. an'ane'nin c. 3.).i. (a. 2. (a. (a.i. ânî'nin c. (bkz.) bülbüller. güzel koku. (dört unsur) 1) ateş.nuanccs. anber-nisâr).) anber kokulu.zf. (a. an'anât) 1. (a. güzellerin saçı. enf in c. impuissance.s.s.i. . (a. geleneksel.) bulutlar. (f.) cinsî muamelede iktidarsızlık. ineb'in c.) onlar.s.) nahiyeler. rakı.) gitgide.zf.i.i. 2.) gece yarısı vakitleri. taraflar.s.) 1.b. güzel koku saçan. tafsîlât. anber saçan. anberîn anberiyye pek az. kül renginde bir madde.) boynu uzun [adam]. yaprak saplan. pek kısa bir süre. iri taneli Hint pirinci.) burunlar. başansızlık. (a. [insanda]. (a. 2. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. (a. bot.c.) zahmet.) an'ane ile. meşakkat. ân'ın c. sıfat edatı. unsur'un c.) 1. fr. andelîb'in c.i.

s. alçak gönüllü. (a. dişi ve yabani eşek. i.) onlardan.) demincek. işçi. o anda.s. kaba muamele eden.anber-nisâr anber-sirişt anber-şemîm anber-ter an-cehlin andelîb andelîb-ân andem âne -âne a'neb anede Anele ânen ânen fe-ânen ângâh. (a. 2.s.) bir an içinde.s. şu bu. (f.f. muztarip.) o vakit. cedî (keçi) burcundaki v. 2. inâ'nın c. fasılasız. (a. 2. (a. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine.) o ikiden. anber-efşân).) sıfatı. ihtiyar bekâr. yukarıda. s.) inat eden. olmuş meyvalar. biraz evvel. (a. müfettiş. Tıfl. (a. hezârân). e. (a. (a. (a. 3.zf. ânât.zf. çok geçmeden.) bilmeyerek.s.) . 3. meşgul. meç. (a.zf.) gençlik çağının başlangıcı. muztarip.c. hemencecik. (a. (a. Tıflâne gibi. demincek beyân olunan. 6.zf. bilmezlikle.s. (a. yıldızları.e. 4. kasık.i. 2. i. (bkz. 6. tuhaf.zf.) ondan [müen.i. ângeh anh anhâ minhâ an-hüm an-hümâ ânî ânî anî Esmâr-ı âniye a'nî Ânid Anîd anîf ânif ânif-ül-beyân ânif-üz-zikr ânife Ânifen anîk anîk ânîn Ânis Ânîse ânise âniye anîz an-karîb anber saçan.) anber gibi. inâd'dan) çok inatçı (a. 5.) devamlı. (a. evânî). (a. 5. s.) 1.i.) hek. (a.s. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi. güzellerin benleri ve zülüfleri. unfdan) 1.zf.i. zarif.zf.) büyük burunlu [adam].b. ı. v. kemâle ermiş. 2.b. sert. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler].b. (bkz. (a. 4.) yakından.s. yabani eşek sürüsü. (a. bildirilen.) ense. (a. şöyle böyle ederek. büyük ve şişman [deve].f.f. (a. derhal. garip [Şey]. (a. gece. anhâ].i.b. 2.i.s.) şundan bundan. (a.i.b.i. n. (a. (a. inatçı [kimse]. ondan sonra.zf. biraz evvel bildirilen.i. hemen. (bkz. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka. (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. köle.) 1. aniye].) cana yakın kız ve kadın. kasık kılı. (f. (a.s.b.) yâni.c. (a.s.) kaplar.s.c. şiddetli. 7. 1. ismi zarf yapan bir ek Fakir.zf. anadil) bülbül.f.) ıztıraplı. [müen. Fakirane. sürekli. (a. anat. .s. i. 3. 2. i.i.c. ihtiyar kız. (bkz: hezâr). (a.) anber kokan.zf.) çok inatçılar.) den. sıkı bağlı şey. (a. (a. tahsildar.) 1.zf.e. kaçaklar. (a. s.) pek yakında geçen.) bülbüller.) güzel. öteberi. unât) 1.f.s.) olmuş. koyulaşmış. (a.) bir anda. (a. (f. mütevâzi.

. (a. (a.zf. Allah. 2.) sizden. Arab'ın c.) içinden.i.i. (a.zf.) süsleyen. (a.i.) meşakkat. Meclis-ârâ. çıplak arazi. (a. [Anadolu'ya işarettir. oyunlar. (a. . devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. tar. Dil-ârâ.) can ve gönülden.cü. (bkz. anâkib) örümcek. (a. kahren).i.) "ti 'dan geldi" aşk. -arachnides. cebren. Şam. 4. (a. (a. [Rumeli'ye işarettir]. Ceziret-ül-Arab. bölge. (a.i.zf. (a.) utanma. 2.s.) çöl Arapları. ismi olup cismi olmayan nesne.) 1. komşuluk. kuvvet.i.) 1. zekâlar.s.cü. zor.) örümcek.i. tar.) zorlama.zf. (a.zf.s. 3. .i.) ikinizden. (bkz: bi-âr).). inâd'dan) inatçı.zf. özünden.) örümcekler. bezeyen.f. (a. (a. (a.i. (a.) "mim'den geldi" aşk. tas.i. öz yürekten. (bkz: bi-1-iltizam). fr. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti].zf. a.) tar.i. (a.]. (a. a'rab veya urban ve urub) Irak.an-karîb-iz-zamân an-kasdin anka' anka-yı lâ mekân anka-yı mağrib ankebût ankebûtî ankebûtiyye ankût an-küm an-kümâ an mim âmed an tı âmed annâb an-nakdin an-samîm an-samim-il-kalb anûd anûn anve anveten anye an zeâmet âr âr-sız ar ü nâmus arâ' ârâ' ârâ-yi umûmiyye -ârâ Arab ârâb A'râb yakın vakitten. hacetler. zorluk. 3.c. utanmaz. (a.) nakit para olarak. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad. (a.i. (bkz: sîmurg).) üzümcü. (a. 5.) "oylar. zümrüdüanka kuşu.i.) bile bile. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. avlu. utanma ve namus. re'y'in c. (bkz: arat2).s. *genel oylar. (a. cismi olmayan bir kuş. (f. (a.) örümcekimsi.f. çıplaklık. 2. hileler. ("ka" uzun okunur.) isyancı.c. (a. Hicaz.) 1.i.b.b. mıntaka. Zümrüdüanka kuşunun bir adı. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. ismi olup. güçlük. örümceksi. kavgacı. geniş. ireb ve irbe'nin c. dekler. (a. akıllar. (bkz: anîd).

f.) Arap ülkesi.Arapların yaşadığı memleket. (a. eârîb) çölde yaşayan Arap. (a. kitap.i.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile. (a.) rakı. Arapça.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. (a.i. muz. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü. (a. arîza'nın c. arefe'nin c. (a. 2.i.) Arapça ile ilgili olan [ilim.) 1. fikir).) terli. (f. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır.) âdetler.i. fa bakıyye diyezi ile donanır. Arap dili.c. cennet ile cehennem arasındaki bir yer. (a.) tere mensup.) arz olunan hususlar. tepe. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir.) Arap edebiyatı.i. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik). adı XIX. (a. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi. muz. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba. yy. örfün c.i. itiyatlar.f.i.f.s. arabiyyât) Araplarla ilgili. arabât) 1.c. (a.c.) (daha. (a.) muz. (bkz: bint-ül--ineb.b.i. Arap edebiyatı.i. 2. mi bakıyye bemolü. (a.) gelinler. (a. duht-i rez. arûs'un c. (a. usuller.b. . eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı.i. 2. başında yazılmış bir dergide geçen makam.b. 2. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. ırk'ın c. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto. (a.s. pek. ter içinde kalmış.i. Arap kavmine mensup.) a'raftakiler. (a. (a.) terlemiş. en. (a. arabiyyet'in c.s.) 1. ter. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. muz.s.s.arabân arabân-bûselik arabân-ı cedîd arabân-kürdî arabân-nigâr arâbe arabî a'râbî Arabistan arabiyyât arabiyye arabiyyet ârâd a'raf Arafât a'râfiyân Arâis arâiz a'râk a'râk arak arak-çîn arak-dâr arakıyye arakî arakk arak-nâk arak-nûş (a. (a.) muz. lâ-dügâh perdesinde durur. 3. açık saçık konuşma.i. rakı.i. (a. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir.i. (a. sırt.f.s.i.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ.) rakı içen. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam. çok) ince. (bkz: bâdiye-nişîn). Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır.b. 2. terle ilgili.f. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil.i. neva perdesinde kalır. (a. (a.i. (a.b.b.f.i. küçükten büyüğe yazılan yazılar.i.) kavuk altına giyilen takke. (a. damarlar.s. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları.b.) kökler. duhter-i rez).) l.

alâmet. sevilen güzel. mıntaka.) süsleyicilik. 2. dağ servisi. (bkz: ara3). 2.) evliler.s.) ise de "mahşer yeri.h.) 1. süsleyiş. (f. (a. kaza.s. terleyen.i. (f. durma.s. rahatsızlık veren.i.) 1.) 1.) rahat yaşayan [adam]. çatılar.i. (a-i-) yorgunluk. şiddetli hal ve iş. (f.i.b. mekân. (a. ziynet.) rahat kaçıran. 4. sevilen güzel.) ırzlar. (a.i.b. rahatlık. rahatta ve sükûn halinde bulunan.) aram verici.) 1. (f.b. dikenli ardıç ağacı. (bkz: âreste).) rahat ve huzuru bozan. (a. (bkz: ârâm-sûz). 2. 3. gönül rahatı. (f.s. 2. dinlenme. direkler. (bkz: mirfak).i.i.) 1. ırza geçmeler. (a. tesadüfler.) dinleniş.i. süs-leyici. (bkz: ârmiş). arsa'nın c.s. işaret.) ter döken. 2.s. 2. (f. ırz'ın c. (f.c.b. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. (f. hastalık alâmetleri.s.) l pek çok asker. avlu. (f.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. (f. (f. (bkz: ârem-gâh). bölge.) 1. huzur.) sahrada. (f. (bkz: ârâmrübâ).s.) oturan.) dinlenme. yerleşen. irem'in c. istirahat etme.b. eğlenme.arak-rîz ârâm ârâm ârâm-ı cân ârâm-ı dil ârâm-bahş ârâm-cû ârâm-cûyâne ârâm-cûyî ârâm-gâh.) düzen verici.i.i. (bkz: âre-mîde). (a. süslenmiş.) dinlenmek isteyene yakışacak surette. dinlenme yeri.i. arş'ın c. 2) sevgili. oturan. Ârâmca [semitik dillerden].) bezenmiş.zf. namuslar. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir.) arâstelik. (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. (f. yerleşme.) dinlenen. istemeklik. rahat. boş topraklar. işaretler. (f.i. (f. bitkinlik. 1) gönül rahatı. tahtlar. dinlenme.) 1.) dinlenen. fels. alâmetler.) nikâh törenleri. süslülük. (a.i. süsleme. 1630 yılında istanbul'da ölmüştür. 2.) dirsek. 3. tesadüf. [arâmîden mastarından].i. Bir dîvânı vardır.b. 3. 2.s. (f. S. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet. (a. rahat olan. çölde mahsus konulan nişan. süs.i. ârâm-geh ârâm-gâh-ı ebedî ârâm-gâr ârâm-güzîn ârâmî ârâmî ârâmîde ârâmiş aramram ârâm-rübâ ârâm-sâz ârâm-sûz ârân ar'ar a'râs aras a'râs arasât ârâste ârâste-gi a'râş arât ârâyende ârâyî ârâyîş araz a'râz a'râz Hetk-i a'râz (a.b. (a. a'râz) 1. (f.dinlendirici. (ırs'ın c. (f. (f. 2. 2.) aram arayan. meç.b.) arsalar. araz'ın c. düğünler. karar kılma. 3. kazalar.b. (f. pavyonlar.i. süsleniş. (a.i.b.i. kendi kendine vücut bulamayıp. 4.i. felâketler. dinlendiren. dinlenmek isteyen. (f. felâket.i. bozan. .s. (a. yer. bezek.f. 3. (urs'un c.) 1. güzeldeki boy bos.c. damlar.) dinlenilecek yer.s.i. (bkz: aremrem).

i.f. arâzî-i mahmiyye huk. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. aynen arazbarda olduğu gibidir. 2. topraklar. bekar işareti ile değiştirilir. 1. yol. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. arazan arazât arazbâr . Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir. beşlinin son sesi olan mi. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler. dörtlünün bir arızası yoktur. Arazbâr-pûselik. arazbâr-pûselik (a.) muz.b. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk.i.(a. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. III. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. arâzî-i emîriyye huk. arâzî-i mahlûle huk.b.) tesadüfen. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye. arz'ın c. topraklar. (a. mer'a. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam. (tersi arâzî-i âmire'dir]. bu arıza.f. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur. arazbâr-zemzem muz. arâzî (a. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi. yaylak. kışlak. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk. fetholunan arazîyi ülüleınr. iklimler.i. arâzî-i hâliyye boş.i. arâzet (a. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. koru ve emsalini içine alır]. harap. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. [tarla.) yerler. Makam. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler.zf. arâzî-i haraciyye huk. çayır.) genişlik. 3 memleketler. sahipsiz topraklar. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler.) muz. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler.

s.) kavga çıkaran. arâzî-i metrûke terkedilmiş. arâzî-i mevât huk. (bkz: cidal). otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler.s.b.) kavga çıkaran. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer]. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. arâzî-i mübâreke Hicaz. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur].s.b. i. (bkz: arbede-kâr). arâzî-i met-rûkeden sayılır]. arâzî-i mevkufe huk. beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler. arâzî-i mektûme huk.i.) hayır ve iyilikte bulunma. (bkz: cidâl-cû).f. (bkz: arbede-sâz). yirmi beşte. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler. rastgele.b. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî. arâzî-i meftûha .s. arbede (a.) ânzî. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır. arbede-cû-yâne (a. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. arâzî-i memlûke mülk. bırakılmış topraklar. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir]. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi].huk. sadaka verme. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır]. kavgacı. ârâziş (f. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır]. kıraç yerler. [kaideten. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. patırdı. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller.f. tesadüfi. kavgacı. [bunlar.f. vergiye tâbi olup. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk. vakfo-lunmuş arazî. arbede-sâz (a. arâzî-i selîhâ huk.f. kervansaraylar.) kavga çıkarmaya yellenerek.) kavgacı. arbede-kâr (a. a'râzî (a.zf. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. timar toprağı. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı. şayian tasarruf olunan yer. arâzî-i öşriyye huk. pırnallık. arâzî-i müştereke huk. vakıf toprak. arâzî-i ukriyye huk. arâzî-i mürfaka huk. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar.) kavga. çıplak tarla. arbede-cû (a.

s. "öyledir. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir.s. bezenmiş.arbede-sâzî arec arecân arcâ arcele ârd ârd-bîz ârden ârdhâle ârdîn ardiyye ardtûle. 2. (f.i.) uykusuzluk. bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey. yol. 4. 2. (bkz: leng). süzgü. âret). 3. dînî bayramlardan bir evvelki gün. (a.) 1.) kavgacılık.s. tavır.c.i.) 1.) 1. 4.) süslenmiş.) eşya saklanan yer.i. i.). arec'in müen. vâlî. tarz. yanak. yeleli. (a.i. 2.i. ârenc. üslûp. (a. arddûle âre âreb ârec arec a'rec arecân a'ref arefe arekiyye a'rem ârem-gâh âremîde aremrem âren ârenc ârende âreng âreste âret arf arfâ argîş arık ârız ârız-ı gülgûn arıza ârızân. gelen.) topallık.) dirsek. (a. (a. (bkz: âraste).) bir şey getiren [kimse]. i. ve i.) zinâkâr [kadın]. 3.b. un eleyici. (f.) "bulamaç" denilen yemek.b.) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu.) 1. i.i. (a. 2. ard-hâle).i. 3. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır]. çok bilinen. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk. (f. ârızetân (a. . al yanak. rahat.i.) topal. kevgir.i.i. muz.i.) 1. ârenc). (a. müen. tesadüfi vak'a.i. "a'raf") 1.-(daha. zan-nolunur ki. antrepo. arife.i. aksak. (bkz: ârenç. mihnet.s.) (daha.i.b. 2. (a. (f. keder.i. ânzât ve avarız) 1. 4. .) ödünç alınan veya verilen şey. 2. bemol. çok) arif. en. veya pek) akıllı. (f. buğday ve benzerlerinden öğütülen un. sırtlan. gidiş. 2. bir önceki gün. aksak adamın yürümesi.) iki yanak. 2.i. engebe.) imtihan. (bkz: ardtûle.) benekli. hâkim. (a. pek ma'ruf.s.i. anlayışlı ve bilgili. pek.i.s. usul. (a. arddûle). bekar işaretlerinin ortak adı. topal. deneyiş. sakatlık. gül renginde olan yanak.) dirsek. dirsek.c.) 1.) güzel koku. (a. müen. (f. tarz.s. (a. (a. (f.s. (f.) dinlenen. (f. renk. (bkz: ârâm-gâh). (a. dağ.i.) 1. ödünç. bir notanın. i. âret). dert.) "bulamaç" denilen yemek. 5. 2. 6.i. pembe. 2. arz'dan) 1. dirsek [vücutta].) topal.) topallık. âret).i. galiba.).i. (f. (bkz. (bkz: ârâmîde). (f. sırtlan. hîle. açıkgöz. (f. (bkz: ârec. (a. tecrübe.f.) sürü. aksaklık.) topallık. (f. (a.i.) 1. bozukluk. (bkz. (bkz: aramram). (bkz: ârec. benzer. (a. (a.s.i. aksaklık. (f. 2. (a.) kalabalık ordu. (f.i. alacalı [şey]. nevi.s. çeşit. aksama. dubara. aksak. (a. (a. un eleği.i. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez.s.i. (f.

(bkz. semiz. (a. âdet olduğu üzere. topal. (a. but. fr.zf.) arifler. (bkz.i.s. (f. e. (a. aksak. sundurma.). eğrice.) inatçılık. (a. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. ortaklaşa.) Yunan feylesofu Aristo.) evet.s. avarız) 1. s. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse. (a. eli-açık. 3. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir]. asma çardağı. (a. kabiliyetli.) inatçı.i. 2.s.f.).i. 2. 3.zf. arif olana yakışacak surette.) 1. (a.s.f.c. (a. nâzik. irfân'dan c. y.s. 2.s. bilen. avârî) ödünç. (a. (a. (f. (a. 2. ârıza'nın c. (bkz: naam. erkek adı.i. rastgele. nefret. ökçe siniri. c.i. avarız). 2. ânz'dan) 1. (f.s.s. (a. çıplak. (a. mütevâzi. armağan. -sız. eğreti olarak.) 1. (a. (bkz: âjig). arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı.s. i. (a.ool. bilgi sahibi.s. geniş |şey]. 3.) mânâ (anlam). kafa tutma.). 2.h.) .ârızan ârızât ârızî ârî ârî ârî ârib âric arîf ârif ârif bi-llâh ârifân ârif-âne ârifîn ârife ârig ârim arim arîs Aristatâlîs âriş arîş ârişî âriyet âriyet-serây âriyeten âriyetî âriz âriz-i Lübnan arîz arîz arîz ve amîk arîz-ül-cism arîza ârizen arkan arkub arm. irfan sahibi. "ârice".i.zf. urefâ) 1. kafa tutan.e. örfene. enli. (a. (f. iyilik. tesadüfen.) terleme.i. 2. istirhâm-nâme).) ödünç. (a. kin ve düşmanlık. haset.zf. dünyâ. irfân'dan) 1.) 1. 3.s. bağış. (a. sonradan çıkan.i.) 1. yalan ve kötü söz. arifin c. (a. arem (a. enli. ânz'dan c. samandan yapılmış bir çeşit ev. 2. (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna. cömert. (bkz: takdime. Lübnan servisi. ârızan). platheimintes. muvakkat. hür.) uygunsuz. topluluk veya kimse. 2.i. belâ). . lâyık. eğreti.s.b. 3. urûc'dan) 1. 2. 2. lâtif. 5. kıskançlık. (a. noksan. meşhur. arifin müen. gücenme. (bkz.c. velî. bilgililer.i. çıkıp inen. kırılma. çok tanınmış.i. ârifân).i. mefhum (kavram).) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. ("ka" uzun okunur. (a. (a. (a. 1. ters.i.i. avârif) 1. bilgili. gelip geçici. 3.) ardıç ağacı. hoşa gitmez. uzun uzadıya.) ödünç. (a. geçici olarak. yassısolucanlar.) gerdek. a. (a. arz'dan) geniş.s. 2. 4.) 1. marifeti Allah'a vâsıl olan.) manevî. eğreti. müen. (a.i. (a.

arûsân) 1. 4. yıldırım. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri.) 1. (bkz: arş-ı berin).i. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. arûs (a.s.i. 2. arsa (a. Arûbâ (a.(f.) 1.f. 2. ârûg-zen (f. hamele-i arş. ârûg (f.i. f. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası.) arslanlı [eski kuruş para]. ahter-gû. şimşekli.) uzun zaman ıstırap çeken. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası. hasret.s. ikizler takım yıldızı. hekim. falcı. s. (bkz. pişmanlık.s. Tanrı'nın katı. ârugde (f. kükürt. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası.) arşı yıpratan. gelin. arrâdât) tekerlekli mancınık.i. arş (a. artaliyyet (a. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri.i. taht. ahter-şinâs.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın. 2. özleyiş. hoşnutsuz. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri.s. dam. sıkıntı. arş ü ferş. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü. 3. arrâf (a.i.i.) öfkeli.) 1. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. geğiren. arrâde (a. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası.) benzerlerinden çok daha iri olan. arsa-i âlem âlem arsası.) öfkeli. [müen. artal (a. arslânî (f. hamelet-ül-arş).) yedinci kat göğün adlarından biri. ars (a.b.i.) güvene.i. aruf (a. 3. teessüf. ârmânî (f. gürleyen ve şimşek çakan. Arrâs (a. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma. güzel ve iyi huylular. cumba. arş-ı ınecîd. çatı.) kederli.c.i. 3. kafes. toprak. arasât) yer. arsa-i târih tarih alanı. çadır. dünya meydanı.b. Tanrı'nın katı.c. 3. "arrâfe"].i. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası. arş-üs-simâk astr. (bkz: ahter-bîn. ârman . ârmiş (f.c. Tanrı'nın katı. f.) geğirici.i.). hırslı. müneccim. arş-fersa (a. arûb (a. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası. ârûde (f. çardak. arşa (a. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. arştan üstün. ahter-şümâr1). (bkz: arş-ı a'lâ). zahmet.) 1. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası. ârâmiş).c.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. 2. 5. arâis.i. kızgın. 2.) benzerlerinden çok daha iri olma. ars (a.) yıldınmlı gök gürültüsü.s. 4. ferahlık. pişman. dokuzuncu gök.s. arş-pâye yükselen.) geğirme. 4. (bkz. Tanrı'nın katı. kâhin. arşiyân (f.i.) sevinç.s. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü.s. kim. müteessif. Tanrı'nın katı. Tanrı'nın katı. savaş arabası. Tanrı'nın katı.i. özleme.

(a. şeref. aruzla yazan kimse. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. (bkz: arzuhal).c. ilm-i aruz). (a. bildirme. Askalon. (bkz: bahr. arûs'un f. asker gösterme. Güneş. 2. usul. Güneş. minnet altında bulunduğunu belli etme.i. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan. önüne koyma. düğüne.f.s. boy gösterme. aruzla ilgili. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı. 3. tarla çiçekleri çimenlik çiçekleri ebediyetin gelinleri.) gelinler. Türk. (bkz: arzâ). teftiş verme. muayyen kalıpları.) şan. azamet.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi.) 1. i. ne halde bulunduğunu bildirme. esas Arap nazmında. eârîz) 1. 3.i. (a. istek bildirme. debdebe.i.c. Güneş.i.) bir büyüğe sunma. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir. (a. yüz gösterme. Fars. 2. s. .i. 2. yanak. 1) dalkavukluk etme. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. Efgan. bir işin görülmesi hakkında. şaşkınlık gösterme. Şam.) 1. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. kudret gösterme. taraf. ihtiyâcını meydana koyma.i. aruz veznine ait olan. yüz gösterme. sevgiyi belli etme. gönüldekini söyleme. saygı sunma. 1) "hâlin bildirilmesi". geline veya güveye ait. 2. minnet gösterme. 4. (a. bir iş için birinin yanına sokulma. küçük gelin. gösterme. marifet gösterme.) 1. muhabbeti. 2.i. düğün ziyafeti. ululuk.Arûs-i cihân Arûs-i çerh Arûs-i felek Arûs-i hâverî Arûs-i Şâm Arûsân Arûsân-ı bâğ Arûsân-ı çemen Arûsân-ı huld Arûs-âne arûsek arûsî arûsiyye arûz arûzî arv arvend arz arz-ı cemâl arz-ı dîdâr arz-ı endâm arz-ı hâcet arz-ı hâl (arzuhal) arz-ı hayret arz-ı hulûs arz-ı hüner arz-ı hürmet arz-ı hüsn arz-ı mâ-fi-zzamîr arz-ı iftikar arz-ı kudret arz-ı leşker arz-ı mazhar arz-ı meveddet arz-ı minnet arz-ı minnettârî Dünyâ. dilekçe. (f. 2) samimi olarak sevgisini gösterme.i. (a. 6. yan. 5. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. yeşil ve pembe dalgalı sedef. (a. [bu şekil bizde yoktur]. güzellik gösterme.) 1. yol. eski Arap şiirlerini esas tutarak. Arap dilcilerinden imam Halil'in. cennet hurileri geline yakışacak şekilde (a.

i. . istid'â). her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi. (a. geniş arazî.) istekli.i. enlem.) enine. gösterme.b.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi. (a. 2. ârzû-mend. kulluğunu.i.i. (bkz.c.s.) kurşun.i. iklim. astr. Filistin. kalay.i. yaşanmaz [toprak. genişlik. 1. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir].) sunma. düz yer. hevesli.zf. herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme. astr. ârzû-dâr. arzû-keş. (bkz: âriz).f. (bkz: arz). güney enlem. (f. andaç. fikrini bildirme.) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda. saygılarını bildirme.i. (a. (bkz. en ile ilgili.b.) jeoloji. (f. en. Allahın yarattığı yer yüzü geniştir. (f.) istek.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için]. enliliğine. yaşanabilir [yer].i.h.i. (f. 1. toprakla ilgili. astr. (bkz. topraktan yetişen. muhtıra.) ardıç denilen ağaç.) arzlar. kendini gösterme [fedakârlık karşısında]. (a. arz'dan) toprağa ait. kuzey enlem. arz-ı mukaddes).. gösterme. (a.arz-ı muâhât arz-ı müddeâ arz-ı nefs arz-ı ta'zîmât arz-ı taleb arz-ı ubûdiyyet arz-ı uhuvvet arz arz-ı basît arz-ı gayr-i meskûn arz-ı Ken'ân arz-ı meskûn arz-ı a'şâriye arz-ı harâc arz-ı mev'ûd arz-ı mukaddes arz-ullâhi vâsia ârz arz arz-ı belde arz-ı belde ta'yîni arz-ı cenûbî arz-ı şimâlî arzâ arzan arzânî arz-dâşt arz-gâh arz-hâne arzî arzî arzîn arziyyât arziyye Mahsûlât-ı arziyye arzîz Arzû ârzû ârzû-dâr arzuhal ârzû-keş ârzû-mend kardeşçe bağlılığı bildirme.). (f. Dünyâ. (a. hevesli. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete. genişliğine. (bkz. hâhiş-gâr. memleket. hevesli. s.s. ârzû-dâr. (f. arzû-mend). nefsini öne sürme. öşür -onda bir. Filistin ve havalisi. toprak mahsulleri.i. (a.) enine olarak. arz'dan) ene ait.b.) istekli. [tabakaları itibariyle]. geologie .i. (a. mal satma. mal alma. (a.zf. arz'ın c. (bkz: resâs). 3. (bkz: arz-ı hâl. (a. gösterme. fr.c.b.b.i.f. heves.s. hâhiş-ger). (f.) istekli.vergi veren memleket. jeol. aslanhâne.) toprakla. (a. bağlılığım bildirme.) hâtıra.b.s.i.b. vergi veren memleket. ârzû-keş).f. (a. yer (bkz: arz-ı mev'ûd. toprak. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır). (a. arz-ı muâhât). 2.

ârzû-mendî ârzû-nâk arzû-şikesten arzû-yi hayât âs Habb-ül-âs âs . sinir hastalıkları. a'sâb-ı muharrike anat. fr. yurtseverlik. vatan. yaşamak isteği. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek. görme siniri.e. 4. usbu'un c.) bot. 2. Asâd (a. Cennet-âsâ cennet gibi. a'sâ (a. baba tarafından akraba olanlar. kendi akraba.i.b. (bkz: esâbi1) asabî (a.i. asabe (a.i. mersin ağacı meyvası. mersin ağacı.). a'sâb-ı şemme anat. arslanlar. (bkz: asabe). (bkz: manend. asab'in c. 2. asâ'nın c.i.) esed‘in c.) 1. eseb'in c. fr. âsi-yâb).i.) gibi.) değnekler. asab (a. asab-ı basarî anat. asabî).s.i.) 1. şer'an. asabe'nin c.b. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti. fr. sinir kanatlılar. sinirli. bezek. asabât (a. ciddîlik. fr. burun siniri. âsâ (f. nerf spinal. âsâ-yi Mûsâ Hz.i. deynek.) sinirler. anat.) 1. dervişlerin taşıdıkları sopa. asab-ı hançerevî anat. büyük dilaltı siniri. sempatik sinir sistemi. (f. nerf hypoglosse. motor sinirleri. asabiyy-ül-cenâh zool. asab-ı aynî anat. c. sopalar. psik. 2 vakar. (f.) parmaklar. asabiyye (a. asab-ı enfî anat. 2. süs. sopa. a'sâbî (a.) arzunun yerine gelmemesi. veş).b. göz siniri. birinin fırkası ve avenesi.(f. asabe ile ilgili. asab-ı rievî-i mî'de anat. asabiyyet (a. me-diane.) alnı üstüne saçı dökülmüş.i. miras alamayan akraba. asab-ı alâkavî anat. sinir hastalıkları pavyonu. asab-ı vustâ a'sâb (a. asâ (a. -âsâ (f. damar. esneme.i. 3.i. sinirlilik. işitme siniri.) 1.s. gırtlak siniri. heves. (f.s. (bkz: âsiyâ. 2. âsâb (a. fr.s. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları. a'sâb-ı alâkaviyye anat.). a'sâ) 1. akciğer mide siniri.i. vazomotor(lar).i. asabânî (a.i. asâbi (a. istek kırıklığı. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse].s. asab-ı sem'î anat.i. a'sâb) sinir.s. değirmen. pseudonevroptees. 2.) istek. omur siniri. ortadamar.) 1. nerf vague.) istekli. asabât) 1. koklama sinirleri. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîranat. 3. damar devindiren sinirler.c. (a.i. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar. asab-ı şevkî anat. 2. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. kakum denilen bir hayvan. a'sac (a. asab'dan) sinirli. (bkz.c. bir tek sinir. asabe'ye ait.

) erler. i. (a. sopa çeken. asâib (a. gerdanlıklar. tayfalar. ilk askerlik devresini yapmakta olan asker.f.i. Bâb-ı âlî. asker'in c. kuş dili. sâhib'in c. sargılar. askerler [umûmî olarak]. kaşbastılar.) asâletli. asgar'm c.i. (a. zool.i. (bkz: edeb-i kelâm). usme'nin c.) sağırlık. (a. ism'in c. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması. mâlikler. (a.i. asâkir (a. işitmez.i. dostlar. kara askerleri.s. (a. 2.s. 2. 3.s. 4.) 1. kendi nâmına hareket.Süleyman Peygamberin veziri. ordu askeri.) vezire mensup. cemâatler. usfûr'un c. duymazlık.s.s.) şeref ve itibarca küçük olanlar. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil. asâgıre asâgır ve ekâbir asâhib asâhıb asâleten asâletlü asâlet-meâb âsâm a'sâm a'sam asamm asammiyyet .) 1. (a.) sahipler. efendiler.zf. II. vezir.i. serçegiller. günâhlar.) vezire yakışacak surette. kök. (a. (a. güç. (a. yol arkadaşları. soysop temizliği. başa sarılan nesneler. tasmalar.s. gr. Âsaf âsaf-âne âsafî Bâb-ı âsafî Emr-i âsafî asâfir Lisân-ül-asâfîr âsaf-rey âsaf-tedbîr asâgır. asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar. kör yedekçisi.) temel.t. (a. tahammül edilmez. (a.b.s. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı]. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır].i.f. sağır. (a. sadrâzam buyruğu.f. asîl'in c. asâyib).) ön ayaklan sekili olan [hayvan]. sert. 2.zf.) 1.ashâb'ın c.s. sabah-akşam.) kendi nâmına hareket ederek. serçe kuşları. 2. (a. (a.b. (a.s. 2. (a.) 1.) 1. (a.i.) çok zehirli ve korkunç yılan.i. asâkir-i muâvine asâkir-i muntazama asâkir-i nizâmiyye asâkir-i redîfe asâkir-i şâhâne âsâl âsâl âsâl Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl asale asâle asâlet yardımcı milis askerleri. asâ-keş (a.b. 3.) küçükler ve büyükler.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar.) suçlar.i. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. (a. sahipler. (a. asl'dan) 1.s.(a. (a. asâkir-i berriyye asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler. ed. kabahatler.i.b.s.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. ısâbe'nin c. ikinci devre askerliğini yapan askerler.) 1. (bkz. söz işitmez.i.) bal peteği.i. 2.) yolu.) 1. 2. (a. bahriyeliler. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı. (a. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. [îtibar ve mevkice].) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. (f. 2.i.h.) ahlâk.

s.b. Âsâr-ı mehdiyye astr.) 1. Asâyib (a. (bkz.) rahat. yüzyıllar.) kedi otu.) 1.zf. 3.) fakirlik. âbideler.b. âsân âsân-gîr âsânî âsâr . mendil. 2 . Muhammed'den kalan hırka. çarpık yüzlü âsâre (f. alâmetler. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar. bağ.) sayı hesap. kolay zaptedilen. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler. melce).i.i. asr'ın c. âsâr (a. hikâyeler.) çukur yerler. saç. kabahatler. -l asâtıb (a. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri. (bkz. eser'in c.i. beğenilmiş eserler. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler.) akbulutlar. asb (a.) değirmencilik. değirmen sahibi. sargı.b. âsâyiş-perver (f.) sabahlar. âsâyiş-cû (f. 4.b.) huzur ve güven veren.) rahat. asbâh (a. güvenlik. yükler.) ahırlar. sıbr'ın c. sıbg'ın c. asbâr (a. 2. subh'un c. ayrı ayrı küçük insan toplulukları. âsârûn (f. toz. (f. âsâr-üş-şerîfe Hz. âsâyiş-perver-âne (f. âsâr-ı ilmiyye ilmî. (bkz. rahatını ve huzurunu isteyen.). sabeb'in c. vazifeler. as'ar (a.) 1. âsâyiş-cûyâne (f-b.s. 3 .i. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler. nutatio .zf.) pek kibirli. bilimsel eserler. a'sâr (a. an'aneler.s.) 1. 2. âsây (f. âsâyiş-bahş (f. asbâg (a.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette.i.i.i.i. asbâb (a.i. ıstabl'ın c. nişaneler.b. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri.) yüzyıllar.) kolay tutulan.) boyalar.) değirmenci. görevler.i.i.U. (f. 2. asâib).) asayiş arayan. 3. huzur ve selâmet taraflısı. âsâr-ı ulviyye astr. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde. . izler.i.i.i. asiyâ-bân). 2. ısr'ın c. (a. fr.s. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış.i. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. 2.i.) gibi (bkz: âsâ). Âsbânî (f.) kolaylık. cürümler. âsâyiş (f.kolay. âsâr-ı edebiyye edebî eserler. gelenekler. sakal ve benzeri kutsal emânetler. asar (a.) 1.s.i. ısâbe'nin c. rahat. sığınak. huzur. (bkz: gubâr). asrâm'ın c.i. âsâr-ı matbûa basılmış eserler.s. asâr (a.) 1.s. sarmaşık. asârîm (a. çadır kümeleri. âsbân (f. âsâr-ı cedîde yeni eserler.

) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı.s.) 1. sâdık'ın c. 2.) 1.) samimî dostlar.) 1.) hâlis altın. (a. (a.i. insanın kollarındaki nabız damarları. (bkz.i. (a.) 1. s. 2. i. ötücü. 2. ıslık calici. (a. 2. (a. kızıl. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş.) 1. sadâ'nın c. sufûr). infiniment petit. altın. bot. (f. sıfırlar. (bkz. gerçekler.) kalb ile dil. erken olmuş hurmanın koyu usaresi. asre'nin c. samîmî.) sedefler. yanılmalar. en az olan. değersiz şeyler. sıdk'ın c.) Hazar denizine verilen bir ad. öğrenmeye çok hevesli.i. bot.i.h. .i. safed'in c. istenilen her değerden daha küçük.s.) sesler. 2. gece bekçisi.) 1. haksızlık. (a. 3.) solaklık. (a. (a.s. saf. i. azizler. sonsuz küçük. 2.). saffın c.i.) 1. (a. rüzgârın kuvvetle esmesi. (a. 2. can çekişme. hükümsüz.) 1. hatlar.s. (a. a.i.s.Asced asdâ' asdâf asdâg Asdagân asdâk asdika asdika-yi bende-gân asel asel-i Dâvud asel-i musaffâ Şem-i asel asel-i temr a'sel aselî aseliyyet asemm aser a'ser aserât ases asf asfâd asfâf asfâr asfer Mahbûb-i asfer asfiyâ asga asgar asgar-ı nâmütenâhî asgarân.i.s. bir çeşit kına çiçeği. en) küçük. eshâb).i. (a. pek zor ve çetin. 2.) 1. zulüm. sâdık kullar.) çok sağır. (a.) saflar. kırmızı tüylü [adam]. 2.) en küçüklü. pek.s. samîmî dostlar.i. Yahudilerin ayırdedilmek üzere. sıfr'ın c. içi temiz. sagîr'den) (daha.i. 3.i. saçı kızıl [adam]. 2.i. a. boş. sudg'un c.i. (bkz.i. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. eğri olan katı şey. solak. i. çok. (a. 4.i. şakaklar. büsbütün boş. sedefin c. hakikatler. tuttuğu yol doğru olan kimseler. (a. çarpık yüzlü.) bal hâli.s. (a. 5. (a. süzme bal. kulaktan hiç işitmeyen [kimse]. bal renginde olan. infinitesimal. (a. soluk benizli.) anat. balmumu. doğru ve samîmi olanlar. ayak kaymaları.) gece devriye gezen. 4. 2. avazlar. asgareyn asgarî Âsgûn ashâb Ashame ashar (a. (a. san. (a. omuzlarına taktıkları sarı kumaş. (a.i) anat.i. (a. (a. safî'nin c. (a.) 1. dayanılması çok güç.i.i. (a. sufûf).(bkz: deh-dehî). uçuk. ("ka" uzun okunur. 3. (a.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe. fr.) 1.i. cennetteki dört sudan biri. sâhib'in c. bal. sürçmeler.s.) 1. 3. (a.

i. zahmetli.s. (a.i. günahkâr. (bkz: atebe). (a. akşam. usare.) 1. asl'dan) 1. (a.f.f. terbiyeli [adam].i. akılsız.s. elverişli.) 1. 2.i. (a.s. (a. . (a. 3. belâ. (f.) evlenme neticesinde erkek akrabalar.b. öğleden sonranın son kısmı. âfet. kabahatli kul. (f.s.b.s. istanbul. (a. dolaşık. şiddetli [rüzgâr.s. 2. (f. (a.) kafası kanşık. (a. asîl-zâde-gân) adam evlâdı.c.ashâr âsıf. karma kanşık.s. gündelikçi.) 1.) asilzadeler. (a.i. asiye âsî âsî âsî asîb âsîb âsib-i rüzgâr âsîb-resân asîde asîf asîl asîl asîl-âne asîle asîl-zâde asîl-zâde-gân âsim Abd-i âsim âsîme âsîme-gî âsîme-sâr.s. şiddetli esen rüzgâr. güç.) asîl olanlara yakışacak surette. 2.s.) çok isyancı. haydut.c. fırtına].) ayağı kayan. (f.) doktor. (a.) şırasını veya yağını almak için sıkan.) belâya düşüren. ism'den) günahlı. (a.c.s.b. 2.i. (f.i.c.h. komşu.s.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey. kadın adı. (bkz. (bkz: âsîven). 3. sağlam. cerrah.s. ahlâksız. c. Âsime âsî asî asî. (f. (a. zarar. öğleden sonranın son kısmı.s. (a. kayınbiraderler. usât) 1. günahkâr. şaşakalmış olma. beyinsizlik. âsıfât. (a. 2. zamanın belâsı. (a. 2. bir şeyin bütünü. musibet. haramdan çekinen. sersem. kendi adına hareket eden. Sultan sarayı.) 1. (a. zor. âsîme-ser âsin âsir âsir. âsire asîr asîr asîr Emr-i asîr âsire asîre âsitân âsitân-ı memâlik-sitân âsitân (a. ismet'den) 1. âsıfe âsıfe âsım Âsıma.zf.f. yasak. (a. çapkın.i. (a. zarar veren. avâsıf) 1. akşam. sıhr'ın c.s.) ahlâkı bozuk.s. âsire âsir. iyice kökleşmiş.i. 3.s. (a. (f. posa.c.) mahzun. 2. (a.) cibre.s.) 1. ölüm. güveyler. usret'den) 1. asâil) 1.i. 2. (a.) pek sıcak. (a. astan). ölüm.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. bitişik. 2. karşı gelen. (a. (f. edepli. (a.i.s. (a. beyinsiz.c.) Medine şehrinin bir adı.) pis kokulu. zor iş. 2.i. (a. şaki.i. usefâ) para ile tutulan işçi. meç. (bkz: secîr). 4. un. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri].s.) uygun.i.s. taze bamya. yanına yaklaşılamayan. şaşkın. avâsıf. bulamaç. günahtan.b. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan.) bir efsâneyi nakleden. çarpışma. (a. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği.) eşik. 2. kabahatli. 2. iffetli. kayınpederler. (bkz: bağı).) 1. 3.s. (ülkeler fethedenin eşiği). âsıfât) sert. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek. isyân'dan. titiz tabiatlı [adam].i. kızgın. kederli. (bkz: âsim). akılsızlık.

suk'un c.) hususîlik.s.) fikri dağınık.f. sert. (a.b. baş. pinti. (f. (bkz . hakikat. (bkz: mümtâziyyet). en ziyâde.s.).) değirmen sahibi. şaşkın. (f.) 1.) değirmen yapan. (a. soyca.âsitâne âsîven âsiyâ âsiyâ. esasen. s. sald'ın c. 2.i. askerle ilgili. âsî'nin c. âstâne). çeşme duvarlarının bölmeleri.) kanarya [kuş]. sâlih'den). (bkz: aslub). (bkz: âsîme). (bkz: esâsî.) asla mensup.s. temel.) 1.i. 2. (a. mümtaz). doğru.i. (a. başlıca.) değirmen taşını yontan âlet. direk. (a. dişengi. (f. seyyar.s. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz.i. sulb'ün c.) 1. askere askerliğe mensup. (f. (a.) askerler. katı ve düz.s. sulpler.) askere ait. pinti. asl ü fasl asl ü nesl asla' aslâ aslâ ve kat'â aslâb aslâd aslah aslah-Allah asled aslem aslen aslî asliyye Me'mûriyyet-i asliyye asliyyet aslub asma' (f.i.i.b.f. dip. sert. gerçek. (bkz. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam]. asâkir) er. asıl me'murluk. cimri. kök.). (f. 3. (a. 2. 2. leşker).b. özellik.b. kıyamet gününün âsîleri. (a. (f.n.s. temelden. nesep. z f. husûsî. (a.. bölgeler. (a. (f.) askere mahsus.jisyancı kadın.i. (a. (a.) su değirmeni.zf. (a. (a.) değirmen taşı. kaide. bir şeyin belli başlı kısmı. katı. uyanık ve gözü açık [adam].s.c. (a.h. asker'in c. (bkz. (bkz: cünd.) 1. (a.b.i.) aslî. eslah). (a. (bkz. 2. babasının babası ve ilâh.i. değirmenci. (a. (a. hâlis. (a.) değirmen taşını yontan âlet.) asker kampı. hakikî.s. sütün.zf. (bkz.b. s.f. (o.) devredici. asıl.i. (bkz: asker).i. safî. üzüntülü [kadın]. ölen kimsenin babası. (a. karşıgelenier.) hiç bir vakit.cü.) beller. (a.b.) dînî inanışlara göre Hz. soysop. aslâb).s. tamahkâr. dişengi. .s.i.) aslında. hiç bir vakit. seçkin.) kesik kulaklı. başkaldıranlar. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı. kolon. (f.i.b. huk. kural.s.) değirmen taşı dişengisi.s.s.. kütük. sulb'ün c.) dazlak. kederli. soy.s. (a. yer. zâten. kökten. sıhhat.) âsîler.i.i. seçkinlik. (a. (a.) 1. vakfedilen mal.) 1. alelhusus.) üzüm şırası. keskin [kılıç].i. hakîkaten.i. (a.i. başlangıç. hasis. esâsında.b. esaslı.) ["âsî" kelimesinin müen.). 3. as). âsiyâb âsiyâ-âjen âsiyâ-bân âsiyâ-ger âsi-yân âsiyân-ı rûz-i cezâ âsiyâ-seng âsiyâ-zene âsiye Âsiye âsiye aska' aska' askar asker asker asker-gâh askerî askeriyân askeriyye asl asl-ı meyyit asl-ı vakf asl ü esâs. 2. (f. esas.s. eslah-Allah). sersem.

i.) saman yolu. a'sâr.) çok şecâatli.f. eşik. (bkz: aşarim).s.) tavan. 2. arı kovanı.b.s. zelâk). ölümlü dünyâ. (f.) iplikçi. 2. s.) 1.i. yanılma. âsmânî'nin c. (f. sevgililer.c. (a. bal arısı. (a. papuçluk. (a.) 1.s.asmâ asmah asmaî âsmân âsmân-ı berîn asman ü rîsmân âsmân-dere âsmân-dırahş âsmâne âsmân-gûn.) "asır görmüş" yüzyıllık. sarfın c. . hîle ile aldatan.s. dergâh. iki yüzyıl.) 1. Muhammed'in zamanı.s. Güneşe.i. (f.s.i. geçen yüzyıl. 2. (bkz. bal peteği. gece ve gündüz. ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir.b. sürçme. masraflar.i.) saat. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse]. (f.s. (a. sımâh'ın c. dam. kutlu ve mutlu geçen zaman]. âsmân-gûnî âsmânî âsmânî âhen âsmâniyân âsmân-rend âsmân-senc âsmâr âsmende asmet asmıha âsmûg asnâm asr Asr-ı sâbık asr-ı hâzır asr-ı saâdet asr-ı sâbık asr-ı evvel. değişiklikler.) yıldırım. (a. (f.s. 2.(bkz: asuman). ahceste).) kulak delikleri. sessiz. 3. alık.) 1. (f.) gök mavisi. (a. hipodrom. mersin ağacı. şaşkın. çadır kümeleri. (a.i. geçen yüzyıl.c. (a. (bkz.b. ikindi vakti. (a.b.) müneccim.i.i.) bot. dilsiz.i.h. (a. âsümânî).) kovandan bal çıkaran. Hz. gündüzün ilk zamanı. *özsu çıkaran.s. (a. 2. moderne.) Arapların meşhur şâiri.b. samt'dan) konuşamayan. hasta. bal satan. sanem'in c. göğe.) 1. [meç. (f.i. tekye.s. (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı.) usare.) şimşek.[bkz: âsitân.. 2 açık mavi.c.s. sırm'ın c. tahayyüller.) melekler. -sânî asrâf asrâm asrân asr-dîde asre asrem asremân asrî âsrîs assâb assâl assâle assâr âstân âstân-i fenâ âstân-ı refi'-mekân (a. insan kümeleri. (f. (a. gündüz. (f. (f.i. kehkeşân).i. süreyyâ (bkz. berk. 2. fâni dünyâ. (a.i. kubbe. âsmâniyân) 1. (f. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. arş-ı a'lâ).) meydan. beve). (a. (a.i. semâ. 2. Aya mensup. (f. (bkz. ayak kayma.i.b.i.i. (bkz. ikindi namazı vakitleri. putlar. (a.) 1.) gök. inandıran. kulağı sakat.) eski îranlılarca.) eğri elli veya eğri bacaklı.) gece. 2. asûr) 1. at koşturulan meydan.i. f r.i.i.) 1. aşerat) 1. (f. (a. 2. 2.) zamana uygun.) 1.i. yüzyıl. pek kahraman (a.i. saman uğrusu. (f. (f. balcı.b. atebe. şimdiki çağ. 3.i.

asûm (a.) çok yapağılı. istanbul. âsûde (f.) ayaklanma. (bkz: esed. (bkz. astâr (a.s.i. istanbul. yeri yüksek olan eşik) meç. (bkz: ya'sûb). semâya mensup.i. -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla. âsûde-dil).s.) esvap kolu. yazı sıralan. âsümânî (f. gailesiz.i. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç.) 1.i.) yen silken. eşik 2. islenmiş [ateşle]. yen. 4.) hazırlanmış.) rahat. âsüfte. âsiyâb).). Asûm (a. an beyi.s. âsümân (f. âstîn-mâlîde (f.b. asayiş. âsyâb (f. âsûde-nişîn (f. âsügde (f. sultan sarayı. avâsîr) tuzak. (bkz: (bkz.) astar.) obur. i.b. (bkz: âsiyâ). âsyâb-ı âlem meç. gazanfer. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç.).i. vazgeçen. âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç. âstîne (f. büyük tekke. (bkz. asyâf (a. sunvân'ın c.i. âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç. ulu olan eşik) meç. aş. sâib'den) (daha. âstîn-efşân.s.b. istanbul.i.s. açgözlü.s.i. 2.) 1.) elbise saklamaya yarayan dolaplar.a.) yumurta. hazır. arslanlar.a.i.s.) 1. çok. (bkz: âsitâne).s.(bkz: âstîn-berçîde). (bkz: âsîne).s.c. 2. sütûr).s. satr'ın c. sultan sarayı.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a.i. açık mavi. 2. âsûde-dilî (f. âsiyâ. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu. çok şiddetli [rüzgâr].i.s. âsûde-hâl (f.b. istanbul. sayfın c. istanbul.) hâli rahat olan. âsûdegî (f. (bkz: âsiyâbân). âstîn berçîde. bey. istanbul.i. sultan sarayı. başı dinç. âstâne . asûf (a.) yaz mevsimleri.) 1. hazırlanmış. hazırlanan [adam]. âstîn (f. asy (a.b.) 1. asvine (a.) 1. âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce.) yazı satırları. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı. âstâne-i saâdet-meâb (saadet.) rahat. asfdan) çok zulüm ve gadreden.). göğe. 5. âsyâbân (f. esed'in c. dinç [olan].s. gardroplar. âsyâ (f. merkez.i.b. Allah'a yakın kimselerin kabri. pek.) hazırlanmış. başbuğ. hızlı yürüyen. 2.) gönlü rahat. payitaht. asvef (a. asûb (a. mutluluk sahibi olan eşik) meç.) 1. âster (f. âsûde-dilî (f. âsûr (a.i. şîr). 3.s.) (bkz: asman). âstîn-feşân (f. âstîn berzede (f.(f. meç.i. 2. sultan sarayı. yiğitler. [bu] dünyâ. asveb (a. âsûde-hâtır (f.s. (bkz: âsmânî). sultan sarayı. âsüd (a.s. en) doğru.s. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi. muharremde pişirilen aşure.) rahatça oturan. huzur. yemek.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir.i. sultan sarayı. hazırlanan[adam]. âş (f. emn). 2.) gönül rahatlığı.i.).b. sultan sarayı.

) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup.i. Hazret-i Osman bin. ma'hut. (a.) otlar (f. çok arzulu. . Said bin Zeyd.) aşevi. [Hz.) içki içen [kimse]. ota benzeyen. âşık olana yakışır yolda. uşb'un c.s.s. (a.) âşık kadın. (a. (müen. (f. a'şiye) akşam yemeği.) içen. temiz yüzün âşıkı. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib. şarap içen. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât. (a. (a. (a. çaresiz.b.) içenler. mercimek. imre. Cennetlik oldukları. Abdürrahmân bin Avf.i. ondalık sayı. seninki. i. mutfak.) yaş ot. (a.) âşıkça. hazret. inleyen âşık. Affân.) ota ait. fr.i. emre. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı.i. içici. aşer'in c. (a. evvelce ordularda.s.zf. (a. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb. (a. (a. "âşıka").s.âş-ı halîl aşâ' a'şâ a'şâb a'şâbe âşâm aşâir aşak -âşâm Mey-âşâm âşâmân âşâmânde âşâmîdenî a'şâr a'şârî a'şârî aded aşâvet aşâyâ aşb aşebî.c. zavallı âşık. (a. aşerat) on (a. istekli âşık. systeme metrique.s.s. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe. aşî'nin c.i.i.) akşamlar. kışlalarda. âşık'ın c. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı. aşebiyye aşer aşerât aşere aşere-i mübeşşere aşevî âş-hâne âşık âşıka âşık-ı bîkarar âşık-ı dîdâr-ı pâk âşık-ı efgende âşık-ı müştak âşık-ı şeydâ âşık-ı zâr âşık-ân âşık-âne âşıkî bot. seven kadın. (a. aşer'in c.s. (a.) aşkla ilgili. (f. ışk'dan) 1. (a.f. gözleri dumanlı [adam].s.) taze otlar. (a.) yenilebilen veya içilebilen. ot gibi olan. aşîret'in c.) 1.) akşama ait. ed. 2.) sarmaşık. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm. oymaklar. 3.s.i.i.s.i. (a.c. [cümledeki yerine göre] ahbap. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh. bir şeye tutkun.) on sayıları. öşr'ün c. (f. (bkz. (a. akşam.i. (f.) kabileler. (f.i. Sa'd bin Ebî Vakkas]. (a.) mahsullerden alınan onda birler. âşâm'ın c.i. birine.i. (a. mat. ışâ').s.) yiyecek ve içecek. halk şâiri. 2. delicesine seven kimse. kararsız âşık.s. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse. aşka ait.s. otla ilgili.) âşıklar.) onlar [sayı].f.

s. gönül kuşunun yuvası. koca. (f. tanıyan. tavuk karasına tutulmuş. onuncu. gidip uzaklaşan [kimse]. maddeye bağlı olmayan aşk. (a. 2.) yumurta. maddî aşk. (bkz: aslîne). i.c. (f. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır. düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. (a. öşür toplayan.c. Başkaca bir ânzası yoktur.b. 2. (f.) 1. (f. âşikâre âşinâ âşinâ-yı hilkat âşîne aşîr âşir aşîrân aşîrân-mâye aşîrân-pûselik aşîrân-vefâ-dâr aşîrân-zemzeme âşiren aşîret âşiyân. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr. yuvalanan.i. (a.) onuncu olarak. (f-b. (bkz. (bkz: ahbap). 2.s.zf.) fazla âşık. 2. Makam. Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. (a. . içte olan aşk. samîmî dost ve arkadaş. pûselik-aşîran mürekkebine.i. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır.) yuva tutan. istek. (bkz: pûselik-aşîrân). (a.i. (a. mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur.) 1.) 1. (bkz. akşam. (bkz: ayan. (a. akşam yemeği yiyen [kimse]. fazilet ve doğruluk aşkı. bildik. (f.i.) muz. celî. (f.) belli.) muz. oymak. (a. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. âşkâre dir]. gerçek sevgi.) yuva yapan. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam.) kişneme. meydanda. aşâir) kabîle. aşâyâ) günün batması.) çok otlu. sihirli. (f. muz. Güçlüler. 3.i.) sevgi. ibkâr). büyüleyici aşk. 2.) aşçı. i. . âşiyâne âşiyân-ı harâb âşiyân-ı mürg-i dil âşiyân-gîr âşiyân-sâz aşiyy aşiyye aşk aşk-ı cismânî aşk-ı derûn aşk-ı Eflâtûnî aşk-ı fazl ü hakk aşk-ı füsûnkâr aşk-ı hakikî aşk-ı ilâhî aşk-ı makhûr aşk-ı marazî (f. (f.s. mesken. muz. ondabir.s.b. ev. i.) 1. akşam. tanıdık. platonik aşk.) 1. i. kahrolmuş. mahvolmuş aşk.i.s. (a.) 1.i. (a. akşam yemeği.s.i. içten gelen arzu. öğleden sonra. aş-pez). (a. muz. cinsel arzulara dayanan sevgi. sevgisi. [aslı ışk dır].i. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır.i. 3. yaradılış âşinâsı. âşkârâ. (müen. derinde. (bkz: sahîl). tnici'-dir.âşî aşî âşî aşib aşîb Âşîhe aşîk âşikâr.s. bahir.s. kuş yuvası.) 1. (a.s. "âsiye"). 2. ahçı.) bol otlu. yıkık yuva.s. açık. (bkz: ışk). 2. maddeci olmayan ideal aşk. akşam. bilen. Tanrı aşkı. (bkz: aşk-ı sehhâr).s. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam. [doğrusu aşna dır].

manevî sevgi. ayın on günlük son kısmı. Hiç bir ânzası yoktur. aşşeb'den) nebatları. bitmiş aşk. erkek adı [birincisi]. (a. bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin. (f. kızıl saçlı adam. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir]. ahçı.f.i.b. âşikâre). 2. felek.) [suda] yüzme. aşk-ı füsûnkâr). yüzme. (bkz: âşinâ).) 1. âşnâyî'nin c. . (f. (f.i. Allah sevgisi. âşnâ-ger). âş-kâre).) [suda] yüzme.i.b.) aşevi. (f. mutfak.) muz. yüzücü. (bkz.i. tavan. aşkla ilgili. (a.i. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H.i. 1.b. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur.i.).i. aşerat) on sayısı. ondalıkçı. (bkz.) yüzücülük. âşnâlık dostluk. menedilmiş. büyüleyici aşk. (bkz: âşiyâne.b.i.) aşkla oynayan. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi.) aşçılık.s. âşikâr.b. vekr).b.f.i.) aşçı. koyu al. 3. doru at. (bkz.) 1.s. yüzme.i.i.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse. yalandan âşık görünen. (f. (bkz. [H. yalancı aşk.i.i.s. (bkz: âşnâb). (f. (f.s.) yüzücü. (bkz: aşna). ahçılık.b.) aşkı besleyen.) 1.i.f. (f. (a.) aşinalıklar.i.s. dokuza bir ilâve ile on etme. gökyüzü. yüzücü.) yüzgeç. kat. haberdarlık. aşka ait. i. (a.yüzücülük.b.b. (a. (bkz: aş-pez). ayın iki on günlük kısmı.b.s. ölmüş. sevgiyi artıran.s. (a. yüzücü.) 1. Güçlüsü dügâh la perdesidir. 2.) ahçı. 3. sever görünme. 2.. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım.) kuş yuvası. (a.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme.) yüzgeç.i. (f.).) ezbere aşır okuyan [kimse].f. (f.i. muaşşir). (f. yasaklanmış aşk.i. aşkârâ aşkâr âş-kâre aşk-bâz aşk-bâzî aşk-efzâ aşkî. (a.i. (bkz. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı.aşk-ı mecâzî aşk-ı memnû' aşk-ı mürde aşk-ı rûhânî aşk-ı sehhâr aşkâre. (a. 2. haberdarlıklar (f. aşkıyye aşk-perver aş-pez hâne âşkû. âşnâ-ver).). 2. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir. 2. tabaka. S. i. ayın ilk on günü. sihirleyici.b.i. (f. (bkz.dostluklar.) 1. iane. on sayıdan birini alma. âşkûb âşnâ âşnâb âşnâ-ger âşnâgerî âşnâh âşnâv âşnâ-ver âşnâ-verî aşnâyân âşnâyî âşnâ-yî âş-pez âş-pezî aşr aşr-ı âhir aşr-ı evsat aşr-ı evvel aşre aşr-hân aşş aşşâb aşşâr Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme. (a. (f. öşürcü. (f. yüzücülük. (a. (a.c. (f.b.b.f.

1437 yılında Bursa'da ölmüştür.i. (a. lüzumlu âletler takımı. aptallık. (f. atmalar.) aşüfte olmuş gibi. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan. bir kişinin güzelliği. iffetsiz kadınlar. . karıştırıcı.) karıştıran. atîme'nin c.) aşüfteler.s.s. 2. meçhul. (a.i.i. II. (f.) bahşiş veren. atâhiyye atâhet atâhiyyet Atâî atâim atâir atak.i. atîre'nin c.s. 2.i.b. âşıklar. (a. (a.i. 2.) ne idüğü belirsiz. budalalık. 2. (bkz: ihsan).i. (f.i. (f. yabancı.i. şehri karıştıran. bahşiş. iffetsiz kadın. (a.) karışıklık yeri. banşseven.) gönlü perîşan olmuş.) sulh taraflısına yakışacak surette. (a.) 1. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır.s. (f. şaşkınlık. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır. s.zf. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir.b. 3.) 1.b.) Arapça'da cemi edatıdır.b. atâkat atal (f. (f.b.i.s.b. (f.s.) aptallık.) akşam yemeği. kargaşa çıkaran.) 1. (a. a'tâl) 1.) gece gözü görmeyen [kadın. (f. büyük kadeh.) aklı perîşan. çılgınca sevmiş. (a. aşifte.b. (f. -barışıklık. (f. çok merhametli [adam].i. (a. (bkz: atâhiyyet). aşure (f. izin.) aşiftelik.i.i.) sulhseven.) bağışlama.i.) akşam yemeği yiyen. 2.b.s. atf'dan). bu yüzden perîşan bir halde.f. kargaşalık.i.s. (bkz. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar. (f.) 1.) Bursa'da doğmuştur. ateh getirme. ölüm. kavga kargaşalığı. (f. (a.) ocaklar. gibi.) suih.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı.) sulh taraflısı. günahkârlık.i. şefkatler.b.s. Hayvân=hayvânât. 2. (bkz: âlüfte-gî). âşüfte'nin c.) barış ziyafeti.âştî âştî-hûre âştî-perver âştî perver-âne âştî-perverî âştî-sâz âştî-sâzî âşûb aşûb-i gavga âşûb-i restehîz ü kıyamet -âşûb Şehr-âşûb âşûb-engîz âşûb-gâh. banşçı. geh Âşûg Âşur. (f. kıyamet kargaşalığı.s.i. bütün vücut. pek şefkatli. (f. (a. -sulhseverlik. 2.c. karıştırıcı.) mahvolma.i. (a.. (a. (a.c. husûsiyle ense. (a. (f.) banşseverlik. kız]. sersemlik.s. âlüfte). (a.) azad.i.i. Muradın vezirlerinden idi. âşûrâ' aşüfte âşüfte-dil âşüfte-dimâğ âşüfte-gân âşüfte-gâr âşüfte-gî aşvâ' aşve aşy aşyân -ât atâ' atab atâd atâ-bahş a'taf a'tâf atâhe. (a.i.) kargaşalığa sebebiyet veren.a.) 1.b. (f. (a. vücudun örtülü olmayan bir yeri. putlara kurban edilen dişi koyunlar.) 1. atfın c.) sulh taraftarlığı. akşam yemeği. gürültülü yer. akşam karanlığı. merhametler. meyiller.b. Babası.i. serseri bilinmeyen.s. Nebat=nebâtât. (a. 2.b. en antetli.i.) 1.h.) çıldırırcasına seven. (a. banşsever.

âtâl atâlet atâlet-i rûhiyye âtâm atânîb ataş atâşâ atâ-ullah atâvil atâyâ' atâyâ-yi ilâhiyye atâyâ-yı seniyye atâyâ-yı tabîat atâyıb atbâ' atba' atbâ atbâk atbâl atbıka âtbîn ateb atebât atebât-ı âliye atebe atebe-i felek-mertebe atebe-i seniyye atebe-i ulyâ ateh Ateh getirmek ateh kabl-el-mîâd ateh-zede ateme Salât-ül-ateme âteş âteş-i âb-perver âteş-i bahâr âteş-i be-cân âteş-i beste âteş-i bî-bâd âteş-i bî-dûd âteş-i bî-zebâne âteş-i câm-ı zîbekî âteş-i derûn âteş-i füsürde âteş-i hecr

(a.i. ıtl'ın c.) 1. koltuk altlan. 2. böğürler. 3. yanlar, kenarlar. (a.i.) işsizlik, tembellik, üşengenlik, durgunluk, hareketsizlik. psik. ruh argınlığı, fr. psychasthenie. (a.i. utum'un c.) yüksek binalar, köşkler, hisarlar. (a.i. ıtnâbe'nin c.) 1. sâye-banlar, pavyonlar. 2. kısa ipler. 3. uzun ipler; sicimler. (a.i.) susama, susuzluk, hararet, (bkz: atş). (a.i. atşân'ın c.) susuz, susamış olanlar. (a.it.) 1. Allah vergisi. 2. i. erkek adı. (a.s. atvel'in c.) 1. uzun boylular. 2. seçkinler. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, armağanlar; bahşişler. Tanrı vergileri. padişah hediyeleri. tabiatın atiyeleri, ihsanları, bahşişleri. (a.s. atyeb'in c.) çok hoş olanlar, en iyiler. (a.i. tıb'ın c.) dereler, kanallar. (a.s.) en pis. (a.i. taby'in c.) meme başlan. (a.i. tabak ve tabaka'nın c.) 1. kapaklar. 2. tabaklar, (bkz. etbâk). (a.i. tabl'ın c.) davullar. (a.i. atbâk'm c.), (bkz: atbâk). (f.b.s.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. (a.i. atebe'nin c.), (bkz. atebât). (a.i. atebe'nin c.) 1. eşikler, basamaklar. 2. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. 3. eşiği öpülen mukaddes yerler. Irak'ta -Necef, kerbelâ, Kâzımiyye gibi- türbeli yerler. (a.i.c. atebât) eşik, basamak. (bkz: âsitân, ahceste). Osmanlı padişahlannın sarayı. (bkz: atebe-i felek-mertebe). (bkz: atebe-i felek-mertebe). (a.i.) bunama, bunaklık. bunamak. erken bunama, fr. de-mence precoce. (a.f.b.s.) bunamış, bunak. (a.i.) 1. atâlet, işsizlik; üşengenlik, tembellik. 2. gecenin ilk üçte biri. akşam namazı. (f.i.) 1. od, hararet, kızgınlık. meç. kılıç, hançer. 1) kırmızı gül; 2) lâle; 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. 1) canda olan ateş; 2) yanıp tutuşma. 1) donmuş ateş; 2) hâlis kırmızı altın, (bkz: asced). 1) şarap; 2) işkence, zulüm. 1) Güneş; 2) hiddet, öfke; 3) şarap. 1) alevsiz ateş; 2) kırmızı akik; 3) şarap. gümüş veya billur kadehte içilen şarap. "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. 1) donmuş ateş; 2) altın, (bkz: âteş-i beste). ayrılık ateşi.

astr. yedi gezegen yıldız. Hint'te yapılan bir kılıç. hamiyyet kanının ateşi. Güneş, (bkz: Af-tâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). kılıç, kama, hançer ve benzeri silahlar. Nemrut'un, Hz. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i parsî 1) hek. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara; 2) cemre; 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı; 2) kanlı gözyaşı; 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i rûmî tar. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş, (bkz: Aftab, Hûrşîd, mihr, Şems). âteş-i seng lal ve yakut. âteş-i serd 1) şarap; 2) hâlis altın, (bkz: asced). âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş; 2) Güneş.(bkz. âteş-i mûsî, âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i sûzân yakıcı ateş. âteş-i tak, âteş-i tevbe sûz şarap. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri; 2) kadeh dolusu şarap; 3) gerdek hâli. âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. 2. gözyaşı. 3. hastalık. 4. harb, savaş. âteş-bâr (f.b.s.) ateş yağdıran. âteş-bâz (f.b.s. ve i.) ateşle oynayan, hokkabaz, fişekçi. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak. âteş-bâzî (f.b.i.) ateşbazlık, eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-berk (f.b.i.) çakmak [âlet]. âteş-beste (f.b.i.) hâlis, kırmızı altın. âteş-dâm (f.b.i.) 1. ateşlik. 2. ocak. 3. mangal. âteş-dân (f.b.i.) ocak, mangal. âteş-dâr (f.b.s.) "ateş tutan" ateşli. âteş-dem (f.b.s.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. (bkz. âteşîndem). âteş-dîde (f.b.s.) ateş görmüş, ateşten geçmiş. âteş-efrûz (f.b.s.) ateş yakan, ateş tutuşturan. âteş-dil (f.b.s.) 1. her gördüğü güzeli seven. 2 sözü dokunaklı olan. 3. pek zekî adam. âteş-efşân, âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan. âteş-efşânî (f.b.i.) ateş saçma, ateş püskürtme. âteş-ek (f.b.i.) 1. küçük ateş. 2. şimşek. 3. ateş böceği. 4. frengi. âteş-engîz (f.b.s.) 1. dağlama âleti. 2. s. fesatçı, kundakçı. âteş-fâm (f.b.s.) ateş renkli, kırmızı. âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan, ateş püsküren, (bkz: âteş-efşân). âteş-fürûz (f.b.s.). (bkz. âteş-efrûz).

âteş-i heft-mecmer âteş-i Hindî âteş-i hûn-i hamiyyet âteş-i Mûsî âteş-i mücessem âteş-i Nemrûd

âteş-gâh âteş-gede âteş-gede-i behrâm âteş-geh âteş-gîre âteş-gûn âteş-hâne âteş-hâr âteş-hâtır âteş-hirâm âteş-hîz âteş-hulk âteşî âteşîn âteşîn-libâs âteşîn-mâr âteşîn-pençe âteşîn-sadef Âteîn-dem Âteşiyân Âteşîze âteş-kâr âteş-karâr âteş-meşreb âteş-mizâc âteş-nâk âteş-nihâd âteş-nisâr âteş-nümâ âteş-pâ âteş-pâre âteş-perestî âteş-perver âteş-pâş âteş-perest âteş-peyker âteş-reng âteş-suhan âteş-tâb âteş-zâd âteş-zâr âteş-zebân âteş-zede âteş-zen âteş-zene atf, atıf

(f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. astr. hamel burcu. (f.b.i.). (bkz. âteş-gâh). (f.b.i.) 1. maşa, 2. çıra. (f.b.s.) ateş gibi kırmızı. (f.b.i.) mecûsî mabedi, ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) 1. keklik. 2. s. zâlim, merhametsiz [adam]. (f.b.s.) her güzeli seven, sözü dokunaklı, pek zekî adam. (f.b.s.) sür'atle yürüyen. (f.b.s) ateşleyen, ateş veren. (f.a.b.s.) sert tabiatlı, huysuz. (f.b.s.) 1. ateşli, hararetli; dokunaklı; ateş renginde. 2. öfkeli, hiddetli. 3. i. cehennem zebanisi; (f.s.) 1. ateşten. 2. ateşli, canlı. l) kırmızı elbise; 2) kırmızı elbise giymiş kimse. 1) ateşli yılan; 2) yanık ak; 3) ateş alevi; 4) havâi fişek. bir işte eli çabuk kimse, işinin ehli. Güneş, (bkz: Âftâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). (f.b.s.) (bkz. âteş-dem). (f.i.s.) cehennemlik olanlar. (f.i.) ateş böceği, (f.b.s.) 1. külhancı. 2. meç. kızgın, aceleci, merhametsiz [adam]. (f.a.b.s.) "ateşte duran" cehennemlik, günahkâr. (f.a.b.s.) meç. "ateş huylu" huysuz, geçimsiz. (f.b.s.) sert tabiatlı, huysuz, geçimsiz [kimse], (f.b.s.) ateşli. (f.b.s.) "ateş huylu" ateşli, huysuz, huzursuz. (f.b.s.) ateş saçan. meç. çok öfkeli. (f.b.s.) ateş gösteren. (f.b.s.) ateş gibi, çevik, atik. (f.b.s.) 1. ateş parçası, kıvılcım. 2. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. (f.b.i.) ateşperestlik, ateşe tapma. (f.b.i.) suyu iyi verilmiş kılıç. (f.b.s.) ateş saçan. (f.b.i.) ateşe tapan. * (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: âteşîn-sadef). 2. şeytan ve cin taifesi. (f.b.s.) ateş renginde, kızıl. (f.b.s.) dokunaklı, hatır kıracak şekilde söz söyleyen. (f.b.s.) 1. ateş gibi hararetli. 2. ateş yakıcı. (f.b.s.) "ateşten doğma" 1) meç. ateşli; 2.) yakıcı. (f.b.i.) ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer. (f.b.s.) ; çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. (f.b.s.) ; yakılmış, yakılan. (f.b.s.) yakıcı, yakan. (f.b.i.) çakmak [âlet]. (a.i.) 1. eğme, meylettirme. 2. bağlama, (bkz: azv). 3. dokunma. 4. gr. bağlaç.

atf-ı beyân atf-ı nigâh „îr atfen atfî athal athâr athar âtıf âtıfe, âtıfet âtıfet-kâr âtıfet-kârâne âtık, âtıka âtıl, âtıla âtıl-âne âtım âtır âtıs atış, atuş âtî âtî-l-beyân, âtî-üz-zikr âtî-yi millet âtî, âtiye atî atîd atîde âtih, âtihe âtik âtik atîk, atîka atîkıyyât âtil âtim, âtime at'ime atîme atîre âtiş, âtişe atît âtiye âtiyen atiyyât

bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı, bağlaç kullanma. göz atma, bakma. gr. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması, [deli dîvâne; sağ salim, gibi]. (a.zf.) birinin adına, birine yükleyerek. (a.s.) 1. bağlamaya ait. 2. şefkate, iyilik severliğe ait. [müen. "atfiyye"]. (a.s.) kül rengi. (a.s. tâhir'in c.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar, ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz], (bkz: tuhr). (a.s.) çok temiz olan. (a.s. atfdan) 1. meyleden, eğilen. 2. bağlayan. 3. şefkatli. (a.i.c. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi, iyilik severlik. (a.f.b.s.) esirgeyip koruyan, gözeten. (a.f.zf.) âtıfetkâr olana yakışacak surette. (a.s.) 1. serbest bırakılmış. 2. ihtiyar. 3.i. genç kız. 4. i. yavru kuş. 5. soyu temiz [at]. 6. eski [şarap v.b.]. (a.s.) 1. tembel, üşengen. 2. boş, faydasız. (a.f.zf.) tembelce, tembelcesine. (a.s.) mahvolan, ölen. (a.s. ıtr'dan) 1. ıtırlı, güzel kokulu. 2. kokuları seven. (a.s.) 1. aksıran. 2. i. şafak. (a.s.). (bkz: atsan). (a.s. ityân'dan) 1. gelecek, gelen [kişi veya şey]. 2. i. gelecek zaman, istikbal. 3. zf. önde, aşağıda. aşağıda zikredilen, aşağıda sözü geçen. milletin yarını, istikbâli. (a.s. utv'dan) isyan eden, kafa tutan. (a.s.) inatçı, kalın kafa. (a.s.) hazır, hazırlanmış. (a.i.) elbise sandığı. (a.s.) isyan eden, kafa tutan. (a.s.c. avâtik) sırtın üst kısmı. (a.s.) berrak, saf; karışmamış; kıymetli. (a.s. ıtk'dan) 1. eski. 2. azatlı, hür. 3. güzel, genç kız. 4. asîl. 5. Hz. Ebu Bekir'in lâkabı. (a.i.c.) eski eserler, arkeoloji. (a.s.) ücretli yardımcı, asistan. (a.s.) ağır, yavaş. (a.i. taam'ın c.) yemekler, (bkz: et'ime). (a.i.c. atâim) ateş yakılan ocak; mangal. (a.i.c. atâir) 1. putlara kurban edilen dişi koyun. 2. eski Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. (a.s.) susuz, susamış, (bkz: teşne). (a.i.) gıcırtı. (a.s.) ["atî" kelimesinin müen.]. (bkz: atî). (a.zf.) 1. ileride, gelecekte. 2. aşağıda. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, ihsanlar, bahşişler.

atiyye atiyye-i seniyye atlâb atlâl atlas atlas-ı minâ atlâs atles atlesî atliye atmâr atme atnâb atrâb atrâf atrâk atrâr atrâs atreş atruk ats ats-ı subh ats-ı şeb Atse Atse-i anberîn Atse-i kemân Atse-i subh Atse-i şeb Atse-i çah atse-i tîğ atş atşân attâr attaret attârî attâs attaş attât atûb atûf atûfet

(a.i.c. ataya) hediye; bahşiş, (bkz: ihsan). pâdişâh hediyesi. (a.i. tâlib'in c.) 1. arayanlar, talipler; husûsiyle talebeler. 2. (tılb'ın c.) kadın peşinde dolaşanlar, hovardalar, zamparalar. (a.i. talel'in c.) 1. örenler, harabeler. 2. biçimler, şekiller, resimler; kalıplar. (a.i.) 1. üstü ipek, altı pamuk kumaş. 2. s. düz, havsız, tüysüz. 3. büyük harita. 4. Atlas denizi. gökyüzü. (a.i. talas'ın c.) 1. eskitmeler, mahvetmeler. 2. s. eski, aşındırılmış. (a.s.) eski, aşındırılmış, yırtık, eski püskü. (a.s.) 1. atlastan yapılmış, atlas. 2. atlas gibi. (a.i. tılâ'nın c.) merhemler. (a.i. tımr'ın c.) eski püskü elbiseler, paçavralar. (a.i.) ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâv menbaı, krater. (a.i. tınâb'ın c.) 1. çadır ipleri, (bkz: habl-ül-hıyâm). 2. ağaç kökleri. 3. vücuttaki sinirler. (a.i. tarab'ın c.) oyunlar eğlenceler, şenlikler, neşeler, ferahlıklar. (a.i. tarfın c.) gözler. (a.s. târik'in c.) gece gelen; -husûsiyle- gece gelen yaya seyyahlar. (a.i. turra'nın c.) kenarlar, uçlar. (a.i. tırs'ın c.) yazılmış sayfalar, karalama kâğıtları. (a.s.) sağır, işitmez, (bkz: ahras). (a.i. tarîk'ın c.) yollar, (bkz: turuk). (a.i.) 1. aksırık. 2. şafak sökme. (sabahın aksırığı), (gecenin aksırığı) seher vakti. (a.i.) tek aksırık. güzel kokulu nefes. okun çıkardığı ses. şafak. şafak, (bkz: atse-i subh). kuyudaki aks-i seda, yankı. savrulan kılıcın çıkardığı ses. (a.i.) susuzluk, susama. (a.s. atş'dan) susuz, susamış, susayan, (bkz. teşne). susuzluk çekenler. (a.i. ıtr'dan) 1. güzel kokular, iğne iplik vesaire satan; aktar. 2. h. i. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. (a.i.) attarlık, aktarlık. (a.f.i.) aktarlık, aktar dükkânı. (a.s.) durmadan aksıran. (a.s.) fazla susamış. (a.s.) çok bağırıp çağıran, gürültücü, şamatacı [adam]. (a.s.) inatçı, (bkz: muannid). (a.s. atfdan) 1. birine sevgisi olan. 2. i. erkek adı. (a.i.) şefkat, merhamet.

atûh atûm âtûn âtûs atvâd atvâk atvel atyân atyeb atyeb-i me'kûlât atyer Rûh-i atyer âvâh, âveh avâdî avâid avâik a'vâk avâkıb avâkıb-ı ahvâl avâkıb-ı hasene avâkıb-ı umûr avâkıd avâkır avâlim avâlim-i ulviyye avâm a'vâm avâmil

avâm-firîb avâm-pesend avâm-pesendâne avân avân-ı meftûniyyet a'vân avâr âvâre âvâre-gerd âvâregî âvâre-reviş âvâre-ser

(a.s.) bunak, (bkz: ma'tûh). (a.i.) su kaplumbağası. (f.i.) l. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. 2. ana rahmi, (bkz. meşime). (a.i.) aksırtıcı şey, enfiye. (a.i. tavd'ın c.) dağlar. (a.i. tavk'ın c.) 1. gerdanlıklar. 2. tasmalar. 3. boyundaki halka çizgiler. 4. kuvvetler, takatler. (a.s. tavîl'den) pek uzun. (a.i. tiyn'in c.) balçıklar, çamurlar. (a.s. tıyb'den) (daha. pek, en, çok) güzel. yiyeceklerin en güzeli. (a.s.) pek uçucu, çabuk kaybolan. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. çabuk uçan ruh. (f.e.) l eyvah, yazık! 2. i. nzık, nasip, kısmet. (a.s. âdiye'nin c.) zulmedenler,zâlimler. (a.i. âide'nin c.) iratlar, gelirler. (bkz. aidat). (a.i. âika'nın c.) engeller, müşküller, zor işler. (a.i. avk'm c.) alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler. (a.i. akıbet' in c.) neticeler, sonuçlar, sonlar. hallerin, durumların sonu. iyi son nefesler, işlerin neticesi. (a.i. âkid'in c.), (bkz: âkid). (a.i. âkıra'nın c.) 1. kısırlar, verimsizler. 2. fakirler, yoksullar. 3. kudurmuşlar, (a.i. âlem'in c.) dünyâlar, (bkz: âlemin, âlemûn). dünyâdan gayrı yüksek âlemler, (bkz. melekût). (a.i. âmm'ın c.) herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı, (bkz. âhâd-i nâs). (a.i. âın'in c.) yıllar, seneler, (a.s. âmil'in c.) 1. sebepler. 2. işleyenler. 3. gr. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. 4. valiler. (a.f.b.s.) halkı avlayan, halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden, demagog. (a.f.b.s.) halkça beğenilecek şey. (a.f.zf.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda, âdi ve kaba. (a.i.) vakit, zaman. meftunluk anları. (a.s. avn'ın c.) yardım edenler, yardakçılar. (a.i.) ayıp, kusur, fesat. (f.s.) 1. serseri, boş gezen, işsiz güçsüz, aylak. 2. dağınık, perişan. (f.b.s.) işsiz, güçsüz kimse. (f.b.i.) serserilik, aylaklık, işsiz güçsüzlük. (f.b.s.) âvâre gidişli, başıboş hareketli. (f.b.s.) başıboş.

avârız avârız-ı dîvâniyye avârız-ı müktesebe avârız-ı semâviyye avârî avârif avâsıf avâsım avâsîr avâtıf avâtık av'ave av'ave-yi kilâb avâz âvâz âvâz-ı mûsikî âvâz-ı ra'd ü sâika âvâz-ı zenbûr a'vâz avaz avaz âvâze âvâze-hân avd avdet âven avdetî a'vec a'ved âvend âvendî avene âveng âvengân aver -âver Peyâm-âver

(a.i. ârıza'nın c.) 1. kazalar, belâlar. 2. engeller, engebeler. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde, bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler. cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hatâ, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler. delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. (a.i. âriyyet'in c.) ödünç şeyler. (a.i. ârife'nin c.) 1. iyilikler. 2. armağanlar, bağışlar. 3. s. nâzik, eli açık, cömert kimseler. 4. kabiliyetli, yetenekli kimseler. (a.i. âsıfa'nın c.) sert, şiddetli rüzgârlar, fırtınalar. (a.i. âsıme'nin c.) hudut şehirleri. (a.i. âsûr'un c.) tuzaklar. (a.i. âtıfet'in c.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler, iyilikseverlikler. (a.s. âtık'ın c.) 1. hür olanlar. 2. ihtiyarlar. 3. i. genç kızlar. 4. i. yavru kuşlar. (a.i.) havlama. köpeklerin havlaması. (a.i.) nefret. (f .i.) ses, seda. müzik sesi. gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. muz. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam, (bkz. âgaz-l- zenbûr). (a.i. ivaz'ın c.) bedeller, karşılıklar. (f.zf.) bangır bangır. (f.i.) 1. yüksek ses. 2. şöhret, ün. (f-b.i.) şarkıcı, (bkz: hanende). (a.i.) 1. geri gelme, dönme, lehine veya aleyhine dönme. 2. hasta ziyareti. 3. yoldan sapma. (a.i.) geri gelme, dönme, dönüş. (a.s.) çok veya en sakin. (a.i.) dönme [Yahudiden]. (a.s.) eğri büğrü. (a.s.) daha veya en çok faydalı. (f.i.) 1. sicim, ip. 2. senet, delil. 3.'kapkacak. 4. taht, yüksek mertebe. 5. satranç oyunu. 6. zf. evvel, önce, ilk. (f.i.) şarap fıçısı, kabı. (a.s. avn'in c.) yardakçılar, kafadarlar. (f.i.) hevenk, ipe geçirilmiş ü-züm, kiraz ve benzerlerinin askısı. (f.s.) 1. asılı, asılmış, sarkık. 2. i. çivi. 3. i. çengel. (a.i.) bir gözü kör olma. (f.s.) getiren, taşıyan. (Peygamber) haber getiren.

a'ver âverd âverde âverdenî âverd-gâh, âverd-geh âverdîde avez a'vez âvî, âviye âvîhte âvîhtegî âvîje âvîjgân âvîl âvind âvine âvineten âvîşe, âvîşen âvîz âvîze âvîze-i gûş âvîze-i nücûm âvizgin avk avkeşe avkeşe-i sagîre avl avle avm avn avn-i Hakk avn-i İlâhî avnî avniye avrât avret âvşin avvâc avvâd avz El'-avzü bi-llâh ayâ âyâ

(a.s.) 1. bir gözü kör, tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). 2. anat. körbağırsak. (f.i.) harp, cenk, savaş. (f.s.) naklolunmuş, getirilmiş. (f.i.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. (f. b.i.) savaş meydanı. (f.s.) hücum edilmiş, saldırılmış. (a.i.) fakirlik, sıkıntı. (a.s.) 1. anlaşılması güç şiir. 2. mânâsı anlaşılmaz [şey]. (a.s.) uluyan, hırıldayan. (f.s.) asılı, asılmış [şey]. (f.s.) asılmış olma durumu. (f.s.) 1. has, hâlis, saf, temiz. 2. meç. şarap. (f.i.c.) 1. mahremler, yakınlar. 2. s. gençler, güzeller. (a.i. avl'den) feryat, (bkz: avle). (f.s.) evvel, önce, ilk. (bkz: âvend6). (a.i. evân'ın c.) vakitler, zamanlar, çağlar. (a.zf.) ara sıra, tesadüfen. (f.i.) 1. kekik otu. 2. sarılma, sıyırıp çıkma; saldırma, (bkz: âvşin). (f.s.) asılı bulunan, asılan. (f.i.) mum, lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs. küpe. (bkz: mengûş). yıldız topluluğu. (f.s.) (asılgan, ilişkin) insana balta olan dilenci. (a.i.c. a'vâk) alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, (bkz: te'hîr). (a.i.) zir. yaba, harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek. anat. lâdes kemiği. (a.i.) feryat, acınma, sıkıntı sebebi. (a.i.) feryat, (bkz: avîl). (a.i.) yüzme. (a.i.c. a'vân) 1. yardım. 2. s. yardım eden; yardakçı; kafadar. Allah yardımı. Allah yardımı. (a.s.) 1. yardımla ilgili. 2. i. erkek adı. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. (a.i. avret'in c.) kadınlar. (a.i.) 1. insanın, gösterilmesi ayıp olan yeri. 2. kadın; zevce, avrat. (f.i.) kekik otu. (bkz: âvîşen1). (a.i.) fildişi satıcısı veya işçisi. (a.i. ûd'dan) udcu; ud çalan. (a.i.) 1. sığınma. 2. sığınak. Allah'a sığınma. (a.s.) 1. kabiliyetsiz, kudretsiz. 2. tedâvî edilemez, iyileştirilemez. (f.e.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. (bkz: acaba).

a'yâ a'yâd a'yâd-ı Müslimân ayân â'yân

a'yân-ı sâbite âyân ve eşrâf ayânen ayâniyyet ayâr ayâr-dân a'yâr âyât âyât-ı muhkemât âyât-ı müteşâbihât Ayb ayb-ı hâdis ayb-ı kadîm ayb-cû aybe aybet ayb-gû ayb-gûyî ayb-nâk ayb-pûş a'yen âyen âyende âyende-nümâ

âyende ve revende âyet âyet-el-kürsî âyet-i kerîme âyet-i maksûd âyet-i tergîb âyet-i terhîb âyet-ül-hıfz

(a.s.) daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan. (a.i. îd'in c.) bayramlar. Müslüman bayramları. (a.s.) belli, açık, meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: aşikâr, bahir, celî, hüveydâ, iyân). (a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. bir memleketin ileri gelenleri. 3. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4. Senato üyesi. tas. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. ilerigelenler. (o.zf.) açıkça. (o.i.) açıklık, ortaya çıkma, (bkz: vuzuh). (a.i.) 1. altının, gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. 2. saadete doğru gitme, (bkz. lyâr). (a.f.b.c.) ölçü, değerbilir, (bkz: lyâr-dân). (a.i. ayr'ın c.) eşekler, (bkz: himâr). (a.i.âyet'in c.) Kur'ân'ın cümleleri. açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. icâbında te'vîl edilebilen âyetler. (a.i.c. uyûb) utanılacak şey, kusur, ayıp, leke. (bkz: şeyn). huk. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. huk. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. (a.f.b.s.) insanın ayıbını araştırıp soran. (a.i.) deri çanta, heybe. (a.i) 1. deri çanta, valiz. 2. ayıp, kusur. (a.f.b.s.) dedikoducu. (a.f.b.i.) dedikoduculuk. (a.f.b.s.) kusurlu, noksan. (a.f.b.s.) ayıbı örten. (a.s.) 1. büyük iri gözlü adam. 2. bakılan yer. 3. çok açık, pek belli. (f.i.) demir, (bkz: âhen). (f.s. c. âyendegâh) gelen, gelici. [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. gelen giden. (a.i.c. âyât) 1. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. 2. alâmet, nişan. (bkz: kürsî). kutsal âyet. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. cennetteki güzellikleri, iyilikleri anlatan âyet. cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. muskaya yazılan âyet.

âyet-ül-mevâris âyet-in-Nûr âyetlik ayın âyib âyid âyij, âyîjek âyil, âyile âyîn âyîn-i cem âyîn-i kadîm

âyîn-i kudemâ âyîn-i Mevlevî âyîn-i şerîf âyîne, âyine âyîne-i âb âyîne-i ârız âyîne-i âsmân âyîne-i çarh âyîne-i hâverî âyîne-i baht âyîne-i gerdân âyîne-i gerdûn âyîne-i in'itâf âyîne-i İskender

âyîne-i kît'ı efrûz âyîne-i maksûd âyîne-i pârtâb âyîne-i pürtâb-ı mücellâ âyîne-i şeş-cihet âyîne-dân âyîne-dâr âyîne-den âyîne-efrûz âyîne-fürûz âyîne-rû âyîne-sâz

Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 (a.t.b.i.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar, uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. (a.i.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır, (bkz: ayn5). (a.s.) geri dönen, dönüp çekilen, (bkz: âib). (a.s.). (bkz. âid). (f.i.) kıvılcım. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşırı, (bkz: âil, aile). (f.i.) 1. merasim, tören. 2. Alevîlerin içki sohbetleri. 1) ahbapça, tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri. mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları, eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. eskilerin usûlü, tarzı. Mevlevi âyîni, Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. (f.i.) 1. ayna. 2. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. su aynası, suyun parlak yüzü. yanak aynası, ayna gibi parlak olan yanak, (bkz: âyîne-rû). Güneş. Güneş. Güneş. nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. Güneş. Güneş. bir şeyin aksedip göründüğü ayna. İskender'in aynası. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki, Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. Güneş. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. parlak ayna. cilâlı parlak ayna. (altı tarafın aynası) 1) Hz. Muhammed'in gönlü; 2) bir velînin gönlü. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) 1. ayna tutan. 2. i. berber. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) ayna cilâsı. (f.b.s.). (bkz. âyîne--efrûz). (f.b.s.) yüzü ayna gibi parlayan. (f.b.i.) aynacı.

âyîne-veş âyîne-zidây âyîn-hân

âyîn-perestî âyiş, âyişe âyişne, âyişte, âyiştene âyiz, âyize ayke aykevî ayn

ayn-el-yakîn ayn-ı betrâ ayn-ı hayât ayn-ı kerâmet ayn-ı mazmûn ayn-ı mevkuf ayn-ı hatâ ayn-ı mürekkeb ayn-ı vâhid ayn-ül-bakar ayn-ül-fiil ayn-ül-kemâl ayn-üs-sevr ayn-üş-şems aynâ aynen ayneynî aynî Emrâz-ı ayniyye ayni aynî ayniyyât ayniyye ayniyyet ayr ayş ayş-i deh-rûz ayş ü dem eylemek ayş ü işret ayş ü nûş ayş ü tarab

(f.b.s.) ayna gibi. ayna silici, cilâcı. (f.b.s.ve i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse. (f.b.i.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. (a.s.) 1. yaşayan, 2. rahat yaşayan, (bkz: âiş, âişe). (f.i.) 1. casus. 2. s. dalkavuk, (bkz. abiste). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, (bkz: âiz, âize). (a.i.) sık koruluk. (a.i.) coğ. ormanla ilgili. (a.i.c. a'yân, uyun) 1. göz. 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. 4. kaynak, pınar, (bkz: a'yün). 5. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi, (bkz: ayın). gözüyle görmüş gibi, kat'î. (ayın harfinin başı) hemze. (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). Peygamberlere yakışacak bir kudretle, keramet gibi. huk. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. huk. vakfolunan şey. yanlışın ta kendisi. 1) anat. petekgöz; 2) bileşik göz. tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). bot. öküzgözü, fr. arnica. fiil maddesinin ikinci harfi. nazar değme; gözün çok tesirli bakışı. 1) boğa gözü. 2) astr. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı, Ed-deberân, lât. alpha Taurus; fr. Aldebaran; ing. Aldebaran. değerli bir taş. (a.s.c. îyn) iri ve güzel gözlü. (a.zf.) tıpkısı, tamamı, aynı olarak. (a.s.) iki gözle bakan. (a.s.) göze mensup, gözle ilgili. göz hastalıkları. (a.zf.) 1. hep o, başkası değil. 2. tıpkısı. (a.s.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. (a.i. ayn'ın c.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. (a.i.) 1. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. 2. göz hastalıkları kliniği. (a.i.) bir şeyin aslı gibi, tıpkısı olma. (a.i.c. a'yâr) eşek. (bkz: himâr). (a.i.) yaşama. (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. içki içip keyfetmek, (bkz: îyş). yiyip içme. (bkz: ayş ü nûş). yiyip içme. (bkz: ayş ü tarab). yeme içme, çalgı çengi, eğlence.

a'yün ayyâb ayyân ayyâr ayyârân ayyârî ayyâş ayyâş-ı bed maâş ayyâşân ayyûk

âz a'zâ a'zâ-yi dâhiliyye a'zâ-yi fahriyye a'zâ-yi hariciyye a'zâ-yi mevcûde a'zâ-yı tabiiyye a'zâ-yi tenâsüliyye azâ' azâb azâb-ı cehennem azâb-ı kabr azab azâb-engîz azâd azâd

âzâd-draht âzâde âzâde-dil âzâde-gân âzâde-gî âzâde-hâtır âzâde-hayât âzâde-ser âzâdî azâ-hâne azâhî azâhik

(a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. menbâlar, pınarlar, çeşmeler, (bkz: a'yân, uyun). (a.s.) kusur görücü. (a.s.) 1. ne yapacağını bilmeyen. 2. yorgun. (a.s.) 1. hîlekâr, dolandırıcı. 2. zekî, kurnaz. 3. çevik, atik. (ayyâr'ın c.) ayyarlar, aldatanlar. (a.f.i.) dolandırıcılık. (a.s. ayş'dan) çok içki içen. geçimi fena, geçim darlığı çeken; sarhoş. (a.i. ve s. ayyâş'm c.) ayyaşlar. (a.i.) 1. astr. keçi, semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı, (Alpha Avriga) lat. capella; f r. chevre. 2. semânın pek yüksek yeri. (f.i.) aç gözlülük, hırs, tamah. (a.i. uzv'un c.) organlar, üyeler. iç organlar. onursal üyeler. dış üyeler. hazır bulunan üye. tabiî üyeler (bir mecliste). biy. üreme organları. (a.i.) 1. sabır. 2. cenaze alayı. 3. başsağlığı ziyareti. (a.i) işkence, keder. cehennem azabı; meç. büyük sıkıntı. kabir azabı meç. büyük sıkıntı. (a.s.) 1. bekâr, ergen. 2. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri. (a.f.b.s.) azap verici. (a.s.) kısa ve sık sık dikilmiş. (f.s.) 1. kurtulmuş, serbest olan, kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. 2. ayıpsız, kusursuz. 3. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. (f.b.i.) bot. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. (f.s.c. âzâdegân) l. hür, serbest. 2. ed. tam bir mânâ anlatan mısra', [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. (f.b.s.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. (f.b.s. âzâde'nin c.) kayıtsız, serbest ve hür olanlar. (f.i.) serbestlik, hürlük, (bkz: serbesti). (f.a.b.s.) gönlü hoş, başı dinç. (f.a.b.s.) hayattan kurtulmuş. (f.b.s.) başında gaile olmayan, başı dinç, rahat, gailesiz. (f.i.) l- hürlük, serbestlik. 2. şükür. (a.f.b.i.) acı gören ev, matem evi. (a.i. ıdhiyye, ızhiyye, udhiyye, uzhiyye'nin c.) kurban bayramında kesilen hayvanlar, (bkz: adâhî). (a.i. udhûke, uzhûke'nin c.) gülünç, güldürücü şeyler, (bkz: adâhîk).

azâim

azâim âzâl azâlîl azam a'zam a'zam-ı esbâb azamet azamet-fürûş a'zamî azâmîm a'zamiyyet azamût âzân a'zâr a'zâr-ı urkubiyye âzâr âzâr azâr-ı dil âzâr-dîde âzârende âzârî âzâriş âzâr-mend âzâr-mendî azarr azarr-ı müskirât âzâr-resân âzâr-resîde azâz azâzet azâzîl azb Lisân-ı azb-ül-beyân azb azbâ' azbu' azd, azıd, azud azd-ud-devle azdâd âzde

(a.i.) 1. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar, tılsımlar. 3. sebatlar, kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.] (a.i. azîme'nin c.) dehşetli hâdiseler, mühim şeyler, ["azayım" şekli yanlıştır]. (a.i. ezel'in c.) ezeller, öncesiz zamanlar. (a.i. uzlûle'nin c.) yanlışlar, yanılmalar. (a.i.c. azamât). 1. kin, husûmet, garaz, kötü niyet. 2. kıskançlık. 3. öfke, hiddet. (a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) büyük. sebeplerin en büyüğü. (a.i.) 1. büyüklük, ululuk. 2. çalım, kurum. (a.f.b.s.) çalım satan, kurum satan. (a.s.) en büyük, en çok. (a.i. izmâme'nin c.) desteler, kümeler, zümreler. (a.i.) 1. pek büyüklük. 2. mat. bir sayının ötekinden büyük olması. (a.i.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. (a.i. üzn'ün c.) anat. kulaklar. (a.i. özr'ün c.) bahaneler, engeller, özürler. mırın kırın. (f.i.) mart ayı. (bkz: ezar). (f.i.) incitme, kırılma, tekdîr. gönül kırıklığı. (f.b.s.) zulüm görmüş. (f.s.) inciten, kıran, tekdîr eden, azarlayan. (f.i.) 1. muzırlık; küfürbazlık. 2. incitilmiş olma, fenalık görmüş olma. (f.i.) incitme, kırma. (f.b.s.) incitilmiş, zulüm görmüş. (f.b.i.) incitilmiş, kırılmış olma. (a.s. zarar'dan) çok zararlı, (bkz: adarr). içkilerin en zararlısı. (f.b.s.) dert ve kederi îcâbettiren. (f.b.s.) incitilmiş, kırılmış, zarar görmüş. (a.i.) bir lokma. (a.i. izz'den) i'tibar, saygınlık, değer; büyüklük. (a.b.i.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. (a.i.) tatlılık. söylenişinde tatlılık olan dil. (a.i.) 1. kesme. 2. ısırma. 3. şiddetli azarlama. 4. hastalık yüzünden hırpalanma. 5. s. keskin. (a.i. zab‘ın c.) kolun yukarı kısmı. (a.i. zabu'nun c.) sırtlanlar. (a.i.c. a'zâd, a'zûd, a'dûd) 1. kolun üst kısmı. 2. destek. 3. kuvvet, kudret, (bkz. ızd, uzd, uzud). devletin desteği. (a.i. zıdd'ın c.) 1. zıtlar, tezatlar. 2. iki zıt mânâya gelen kelimeler. (f.s.) 1. boyalı, boyanmış. 2. sivri uçlu âlet ile delinmiş.

a'zeb âzeh a'zel âzer Azer-âbâd âzerahş âzer-âyin Âzerbâyigân âzer-asâ âzerbû, âzerbûye âzerd âzer-gûn, âzer-gûne Âzerî âzer-kede âzer-kîş âzerm âzerm-cû âzer-perest âzerşeb âzerşîn âzeryûn azfâr âzfendâk azfer azgan azgas azhâ azhâ azher azherü min-eş-şems azırrâ âzîde âzife, âzifet âzîğ azîhe azik âzil azîl azil azîm, azîme âzim âzimât

(a.s. azb'den) en lezzetli ve tatlı. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âjeh). (a.s.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. (f.i.) ateş. (f.h.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. (f.i.) yıldırım. (f.b.i.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. (f.h.i.) Azerbaycan. (f.b.s.) ateş gibi, kızıl. (f.i.) çöven denilen nebatın kökü. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.]. (f.i.) ; renk, boya. 1. ateş renginde kırmızı. 2. i. ay çiçeği, [şakayık nevinden ortası siyah, kenarları çok kırmızı bir çiçek], (bkz: âzeryûn). (f.i.) 1. Azerbaycanlı, Azerbaycan halkından olan kimse. 2. Azerbaycanlılarla ilgili. (f.b.i.) ateşe tapanların mabedi. (f.b.s.) ateş mezhepli, ateşe tapan, mecûsî. (f.i.) 1. utanma, haya. 2. şefkat 3. haşmet. (f.b.s.) terbiyeli, nâzik. (f.b.s.) ateşe tapan. (f.i.) 1. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. (bkz. âzerşîn). 2. şimşek. (f.i.) semender denilen bir kuş. (bkz. âzerşeb'). (bkz: âzer-gûn). (a.i.c.) tırnaklar, (bkz: zufr, ezfâr, uzfûr1, ezâfîr). (f.i.) gök kuşağı, (bkz: âdyende, âfendâk). (a.s.) uzun tırnaklı adam. ("ga" uzun okunur, a.i. zıgn'ın c.) kinler, garezler. ("ga" uzun okunur, a.i. zags'ın c.) 1. demetler, desteler. 2. karma karışık rüyalar veya söylentiler, (bkz: adgas). (a.i. zahve'nin c.) göller, su havuzlan. (a.s.) gümüşî, gri. (a.s. zâhir'den) en zahir, pek belli, çok meydanda, besbelli, apaçık. "güneşten bile açık" apaçık, besbelli, gün gibi meydanda. (a.s. zarîr ve darîr'in c.) körler, (bkz: adırrâ). (f.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. (a.i.) kıyamet. (f.i-) nefret, kin; iğrenme, (bkz: ârig). (a.i.) yalan, iftira. (a.s.) hoşa giden. (a.s.c. avâzil, izâl) 1. azarlayan, paylayan, çıkışan. 2. i. kadınlarda aybaşı gelen damar. (a.s.) serkeş, inatçı, ıslah edilemez. (a.i.). (bkz. azl). (a.s. azamet'den) büyük, ulu, iri. (a.s. azmden) niyetli, 'kesin karar veren. (a.i. âzime'nin c.) kıtlık yıllan.

azîme âzime azîmet azîmet-i râh azîmet ve avdet âzîmet-hân azîm-üş-şân Kur'ân-ı azîm-üş-şân âzin âzîn âzîne âzîr azîr azîr âzîş aziyy azîz, azîze Azîz-i Mısr azîz-i zûintikam azîzân azîzî azl azlâf azlâl azlem azm azm-i acz azm-i adesî azm-i adud azm-i akab azm-i âne azm-i atlas azm-i cebhî azm-i cidârî azm-i dıl'î azm-i enfî azm-i fahz azm-i gırbâlî azm-i hanek azm-i harkafa azm-i isfencî azm-i ka'b azm-i kafa azm-i kas azm-i kasaba

(a.i.c. azâim) 1. sebat, kararda kat'îlik. 2. efsun, tılsım. 3. büyük iş; büyük günâh; büyük belâ. (a.i.) 1. kıtlık yılı. 2. azı dişi. (a.i.) gitme, gidiş. yola çıkış. gidip gelme. (a.f.b.s.) afsun okuyan, afsunlayan. (a.b.s.) sânı, ünü, sanı büyük olan. sânı büyük olan yüce Kur'ân. (a.s.) 1. izin veren. 2. i. kapıcı, perdedar. 3. i. kefil. (f.i.) 1. süs, ziynet; donanma [şenlik]. 2. kaide, kanun. 3. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. (f.i.) 1. cuma günü. 2. bayram günü. (f.i.) 1. ağrı, sızı, akıntı, ıstırap. 2. azar. (a.i.) 1. özür. 2. özür dileyen. (a.i.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. (f.i.) 1. eşik tahtası. 2. ağaç ve tahta kınğı, yonga, talaş. (a.i.c. ezâvî) deniz dalgası. (a.s.c. eizze, [Farsça c. azîzân] 1. muhterem, sayın. 2. sevgili. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi]-kadın adı. Hz. Yusuf. intikam alan Tanrı. (a. azîz'in f.c.). (bkz: azîz). (a.i.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. (a.i.) işinden çıkarma, yol verme. (a.i. zılfın c.) zool. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan, (bkz. ezlâf). (a.i. zıll'in c.) gölgeler, (bkz: zılâl). (a.s. zulm'den) 1. en zâlim, pek ziyâde zulmeden. 2. (daha, pek, en, çok) zulmeden. 3. en karanlık. (a.i.c. izam) kemik, (bkz: istihân). anat. sağrı kemiği, anat. mercimek kemiği. anat. pazı kemiği. anat. ökçe kemiği. anat. kasık kemiği. anat. atlas kemiği, fr. atlas, anat. alın kemiği. anat. yan kemiği. anat. eğe kemiği. anat. burun kemiği. anat. uyluk kemiği. anat. kalbur kemiği. anat. damak kemiği. anat. kalça kemiği. anat. *süngersi kemik. anat. aşık kemiği. anat. artkafa kemiği. anat. göğüs kemiği. anat. baldır kemiği.

azm-i kitf azm-i kû'bere azm-i lâmî azm-i mıtraka azm-i mihver azm-i mik'a azm-i remîm azm-i rıdfa azm-i rikâbî azm-i semsemî azm-i senedânî azm-i sudgî azm-i şazye azm-i terkova azm-i us'us azm-i vecenî azm-i vetedî azm-i zend azm-i zevrakî azm-i zıfrî azm azm-i kat'î azm ü cezm âzmâ, âzmây Cenk-azmâ âzmâyî âzmâyîş âzmâyîş-i kalem azme azmen azmen âzmend azmî azmî azmîn azm-kâr azm-kârâne azmûde azmûdegî âzmûn azrâ' âzrahş Azrâil azrâr azref azref-i zürefâ

anat. qmuz kemiği, kürek kemiği, fr. omoplate. anat. önkol kemiği, fr. ra-dius. anat. dil kemiği. anat. çekiç kemiği. anat. eksenkemik, fr. axis. anat. kaşık kemiği. anat. çürümüş kemik. anat. dizkapağı kemiği. anat. üzengi kemiği. anat. susamsı kemik, fr. sesamoîde. anat. örskemiği. anat. şakak kemiği. anat. kaval kemiği. anat. köprücük kemiği, fr. clavicule. anat. kuyruk kemiği. anat. elmacık kemiği. anat. temel kemiği. anat. dirsek kemiği. anat . *kayıksı kemik, fr. naviculaire. (os.). anat. tırnaksı kemik. (a.i.) kasıt, niyet, karar, (bkz: cezm). Kat'î azim, kesin karar. kat'î karar, kesin karar. (f.s.) denemiş, sınamış. cengi denemiş. (f.i.) denemiş, sınamış, sınamış olma. (f.i.) 1. tecrübe, deneme, sınama. 2. tar. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. kalem tecrübesi. (a.i.) 1. karar, niyet. 2. vazife, görev. (a.zf.) karar vererek, niyet ederek. (a.s.) 1. pek çok veya en çok şeyler içine alan. 2. en çok güvenilir. (f.s.) haris, tamahkâr. (a.s.) 1. azimle, kararla ilgili. 2. i. erkek adı. [müen. azmiye]. (a.s.) kemikli, kemikten yapılmış. (a.i.) anat. kemik özü, fr. asteine. (a.f.b.s.) azimli, kararlı, (bkz: sebât-kâr). (a.f.zf.) azimli olarak, kararlı olarak, kararlılıkla. (f.s.) 1. tecrübe etmiş olan. 2. tecrübe olunmuş, sınanmış. (f.i.) görgülülük. (f. i.) tecrübe, sınama, deneme. (a.i.) 1. kızoğlan kız. [Hz. Meryem'in sıfatı]. 2. delinmemiş inci. 3. üzerinde yürünmemiş kum. 4. h. i. Medîne. 5. h. i. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. (f.i.). (bkz. âdrahş). (a.i.) ölüm meleği. (a.i. zarar'ın c.) zararlar 2. kayıplar. (a.s.) 1. en (pek, çok) zarif. çok zekî. zariflerin zarifi.

âzreng azûf âzûg azûl azûmet âzûn âzûr azûz âzüg âzürde âzürde-dil âzürde-gî âzürde-hâtır âzürde-püşt azv azv-i cinnet azvâ' âzver azviyyât azyak âzz, âzze azz azz-i benâm azze azze ensâruh azze nasruh azze ve celle

(f.i.) 1. son derece katı, sert. 2. çok keder, meşakkat, eziyet, (bkz. âzereng). (a.i.) yiyecek, erzak. (f.i.) kir, pas. (a.s.) çok azarlayan, paylayan çıkışan. (a.i.) eğlence. (f.e.) öylece, onun gibi, böylece, bunun gibi. (f. s.), (bkz. âzver). (a.s.) ısırıcı. (f.i.) 1. asma ve ağaç budantısı. 2. hurma lifi. (bkz. âjüğ). (f.s.) incinmiş, kırılmış, gücenmiş. (f.b.s.) gönlü kırılmış, mahzun. (f.b.i.) incitilmiş, gücendirilmiş olma. (f.b.s.) hatırı, gönlü kırılmış. (f.b.s.) 1. beli bükük [ihtiyar]. 2. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. (a.i.c. azviyyât) birinin üstüne atma, ona yakıştırma, iftira, (bkz. atf). delilik isnadı. (a.i. zav', zû'nun c.) ışıklar, aydınlıklar, parıltılar. (f.s.) haris, tamahkâr, pinti, (bkz: âzûr). (a.i. azv'in c.) iftiralar, isnatlar. (a.s.) (daha, en, pek, çok) dar. (a.s.) ısıran, ısırıcı. (a.i.) ısırma. parmak ısırma. (a.n.) aziz olsun! yardımı bol olsun, [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup, eski fermanlarda geçer]. yardımı bol olsun, [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır, eski paralarla fermanlarda geçer]. aziz ve celîl olan [Allah].

B
b bâ (a.ha.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup, "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır. (a.i.) "b" harfinin Arapça okunuşu, [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. (a.i.c. ebvâ') 1. kulaç. 2. erişme, yetme. 3. kuvvet, kudret, beceriklilik. 4. şeref; kerem, vergili, verimli olma. 1) kısa boylu; 2) beceriksiz; 3) zavallı. 1) uzun kulaçlı; 2) gücü yeter; 3) eli açık; vergili, verimli. (f.e.) ile,...li. tam, mükemmel güzellik. safâlı dostlar. berat ile.

bâ' Kasîr-ül-bâ' Tavîl-ül-bâ' bâ,be Cemâl-i bâ-kemâl Yârân-ı bâ-safâ bâ-berât

sadrâzam emri, fermanı ile. haberli, bilgili. zabıt varakası ile. mazbata ile. posta ile, posta ederek. tahrîrat ile, yazı ile. tapu ile. vakarlı, ağırbaşlı. (f.e.) şu suretle ki, şu şartla ki, onunla ki. (a.i.c. ebvâb) 1. kapı. (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında, istanbul'da sadâret, dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina, mec. Osmanlı hükümeti. bâb-ı adâlet hak kapısı. bâb-ı âsafî tar. sadrâzam konağı. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir]. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı, dâiresi. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. bâb-ı fetvâ-penâhî, bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı; 2) istanbul. (bkz. Astâne, Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb-ı tahkir leng. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. şeyh-ül-islâm). bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. 2. geçit, boğaz. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 3. bölüm, (bkz fasl). 4. iş, şekil, mes'ele; yol; mevzu, (bkz husus). 5. tas. tövbe. bâb-ül-hâne (f.b.i.) genelev. (bkz. umûm-hâne). bâb-üs-saâde (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. bâb-üs-selâm (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb t. (f.s.) lâyık, uygun; elverişli; hayır, uğur. bâb, bâbâ (f.i.) 1. baba, ata. 2. manevî önder; şeyh. bâbâ-yı âlem Hz. Adem. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. bâbâyân (f.i. bâbâ'nın c.) babalar, tarikat babalan, şeyhler; bektâşi şeyhleri. bâbâyâne babayani, dervişçe. bâbet (f.i.) 1. listede "kezâlik, den den". 2. uygun bir şey. 3. bent, fıkra. 4. taallûk, münâsebet. 5. elmas dal [süs]. Bâbil (a.h.i.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı bâ-emr-i âlî bâ-haber bâ-jurnal bâ-mazbata bâ-posta bâ-tahrîrat bâ-tapu bâ-vekâr bâ-an-ki bâb bâb-ı âlî

bâbûne, bâbûnec bâbûne-i gâv Bâbûr-nâme Bâbûs-ül-vâsıt

bâbük bâb-ül-hâne bâbzen bâc bâc-ı kırtıl bâc-bân, bâc-dâr bâceng bâc-gâh bâc-gîr bâc-güzâr bâd Âferin-bâd Mübârek-bâd Âfiyet-bâd Nûş-bâd bâd bâd-i berîn bâd-i cem bâd-i cenûbî bâd-i hazân bâd-i hevâ bâd-i nevâ bâd-i nev-rûz bâd-i pürgû bâd-i sabâ bâd-i seher-hîz bâd-i semûm bâd-i subh bâd-i şimâlî

bâdâ bâ-dâd bâdâm bâdâm-ı dü-mağz bâdâme bâdâmî bâdâş

geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu, ilkçağdan kalma bir şehir. (f.i.) papatya. bot. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. (f.b.i.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. XVI. asır bilginlerinden olup 1555 (H.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır. (f.s.) ahmak, sersem, alık. [adam]. (f.a.b.i.) 1. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. 2. tembeller yurdu. 3. hırsızlann ocağı. (f.i.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi. (f.i.) 1. vergi, harç. 2. gümrük vergisi, (bkz: bâj). hayvanlardan alınan resim. (f.b.i.) geçiş vergisi tahsildarı, (bkz: bâc-gîr). (f.i.) 1. küçük pencere, tepe-penceresi. 2. baca. (f.b.i.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. (f.b.i.) baç, vergi toplama memuru, (bkz: bâc-bân, bâc-dâr). (f.b.s.) 1. vergi, haraç veren. 2. geçiş parasına tâbi'. (f.e.) olsun, ola, olaydı. aferin olsun! mübarek, kutlu olsun. afiyet olsun. afiyet olsun. (f.e.) 1. yel, rüzgâr. lâtif hava, sabah rüzgârı. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. güney rüzgân. sonbahar rüzgân. bedava. ses, nağme; nakarat. bahar rüzgân. mütemadiyen sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgâr. 1) doğudan esen hafif, hoş rüzgâr. 2) muz. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam. gün doğusundan esen hafif rüzgâr, tan yeli. sam yeli. sabah rüzgân. kuzey rüzgân. 2. nefes, soluk. 3. ah sesi, ah çekme. 4. tas. Allah'ın yardımı. 5. meç. övme; söz. 6. büyüklük taslama, kibir. 7. şarap, (bkz: bâde). (f.e.) ola, olaydı. (f.b.s.) âdil, doğru, (bkz: dâd--ger). (f.i.) 1. badem . 2. sevgilinin güzel gözü. iki içli badem. (f.i.) 1. ipek kurdu. 2. nazarlık, nazar boncuğu. 3. et beni. 4. zincir halkası. 5. eski püskü hırka. 6. cicili bicili, süslü nesne. (f.s.) badem biçiminde. (f.i.) mükâfat.

(f.b.s.). (bkz. bâd-âverd). (f.b.s. ve i.) 1. rüzgâr tarafından getirilmiş, kolay elde edilmiş. 2. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. 3. Doğu müziğinde bir ses. bâd-âverde (f.b.s.). (bkz. bâd-âver, bâd-âverd). bâd-bân (f.b.i.) 1. yelken. 2. gemi sereni, (bkz: şirâ). bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken, meç. felek, semâ, gökyüzü. bâd-bânî (f.b.i.) tar. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-bân-gûşâ (f.b.s.) yelken açan. yelkenleri açıp yola çıkmak. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak bâd-bâr (f.b.s.) 1. yelpaze. 2. gemilerdeki rüzgârlık, manika. bâd-bâz (f.b.i.) yelpaze. bâd-bedest (f.b.s.) elinde avu-cunda bulunmayan, iflâs etmiş, züğürt. bâd-ber (per) (f.b.i.) 1. uçurtma. 2. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse. bâd-bîz, bâd-bîzen (fb.i.) yelpaze, (bkz: bâd-keş). bâd-dâr (f.b.s.) 1. kibirli. 2. şişman. 3. deli. 4. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. bâd-der-keff (f.a.b.s.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış, aldanmış; şanssız. ba'de (a.zf.) sonra. Min ba'd bundan sonra, bundan böyle. ba'dü bu'din (a.zf.) hayli zaman sonra, neden sonra. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra, meç. iş işten geçtikten sonra. ba'de hazâ bundan sonra, bundan böyle. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-feth fetihten sonra. ba'de-l-harb harpten, savaştan sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-îfâ îfâ edildikten, yapıldıktan sonra. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. ba'de-l-istihsâl elde ettikten, sağladıktansonra. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. ba'de-l-mevt ölümden sonra. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-yevm bugünden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. ba'de zemân bir zaman sonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. ba'de-zâ, ba'de-zâlik (a.e.) ondan sonra. ba'de-zîn (a.e.) bundan sonra. (a p) öğleden sonra. ba'de-z-zuhr bâde (f.i.) 1. şarap; içki. (bkz: bâd). 2. meç. aşk, Allah sevgisi. 3. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.

bâd-âver bâd-âverd

bâde-fersây bâde-hâr bâde-i cân-bahş bâde-i cüvân bâde-i gül-fâm, bâde-i gülgûn, bâde-i gül-reng bâde-i hamrâ bâde-i ikbal bâde-i mest bâde-i nâb bâde-i nûşîn bâde-i pîr bâde-i sad-sâle bâd-efrâ, bâd-efrâh bâde-fürûş bâde-hâr ba'dehû ba'de-hüm bâde-keş ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî ba'de-mâ bâde-nûş bâde-perest bâde-perestân bâdester ba'dezâ, ba'de-zâlik ba'd-ezîn bâd-fürûş bâd-gân bâd-gâne bâd-ger, bâd-ges bâd-gerd bâd-gîr bâd-herze bâdî bâdî ebed-in bâdî-i emirde bâdî-i nazar bâdîy-ür-re'y bâdî bâdîc bâdih bâdihe bâdin

(f.b.s.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. (f.b.i.) şarap içen. (bkz: bâde-keş). can veren şarap. taze şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. kırmızı şarap. ikbâl şarabı, yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. keskin şarap. hâlis, duru şarap. içimi kolay ve hoş şarap. eski, yıllanmış şarap. "yüz senelik şarap" meç. pek eski şarap. (f. b.i.) 1. ceza. 2. bir nevî fırıldak. (f.b.s.) şarap satan,meyhaneci. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) ondan sonra. (a.zf.) onlardan sonra. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) şarap içen. (f.b s.) şaraba tapan, şaraba pek düşkün. (f.b.s. bâde-perest'in c.) şaraba tapanlar, şaraba pek düşkün olanlar. (a.i.) kunduz. (a. zf.) bundan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) bir kimseyi, soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. (f.b.i.) gözeten, gözetici, bekçi; hazinedar. (f.i.) kafesli pencere. (f.b.i.). (bkz. bâd-gerd). (f.b.i.) kasırga. (f.b.i.) 1. baca, 2. vantilatör. 3. nargile ve semâver başlığı. ' (f.b.i.) 1. afsun, büyü, sihirbazlık. 2. letafet, güzellik. (a.s. ve i. bed'den) 1. sebep, mucip. 2. sebebolan. 3. ilk, başlangıç. 4. fels. sonsal, aposteriyori. her şeyin başı. işin başlangıcında. ilk nazarda, ilk bakışta; ilk görünüşte. ilk fikir, ilk düşünce. (f.s.) 1. rüzgâra veya havaya ait. 2. geçici. (f.i.) potur, tozluk. (a.s.) 1. birdenbire vuku bulan; beklenmedik. 2. i. beklenmedik ziyaret. (a.i.) 1. beklenmedik hâdise. 2. kadın ziyaretçi. 3. tas. anî ilham. (a.s.) şişman, bedenli.

bâdincân bâdinc bâdincânî bâdincâniyye bâdingân bâdir bâdire

bâdiye bâdiye-gul bâdiye-nişîn bâdiye-peymâ Bâdiyet-üş-Şâm

bâd-keş bâd-nümâ bâd-pâ[y] bâd-per bâd-peymâ bâd-reftâr bâd-reng bâd-rengîn bâd-sehâ bâd-sene bâd-ser bâd-serî bâd-seyr bâd-süvâr bâd-vîz bâd-zehr bâd-zen, bâd-zene -bâf Bûriyâ-bâf Zer-bâf bâfende bâf-kâr bâft bâfte bâfte bâğ bâğ-ı bedi'

(a.i.) patlıcan . (bkz: bâdingân). (f.i.) Hindistan cevizi. (f.s.) patlıcan renginde, morumsu. (a.i.) bot. patlıcangiller, fr. aubergine. (f.i.) patlıcan, (bkz: bâdincân). (a.s.) ; 1. hemen yapmak isteyen. 2. birdenbire vuku bulan. 3. dolu [ay]. 4. büyümüş Içocuk]. 5. olgun [meyva]. (a.i.c. bevâdir) 1. musîbet, felâket, (bkz: akabe). 2. zor geçit. 3. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık. 4. kılıcın, namlunun, yaprağın ve her türlü nebatın ucu. 5. külfetsiz, güçlük çekmeden söylenen söz. (a.i.c. bevâdî) çöl, kır. (bkz: bevbât). dünyâ. (a.f.b.s.) çölde oturan. (a.f.b.s.) çölde dolaşan. (a.b.h.i.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. (f.b.i.) yelpaze.(bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen). (f.b.i) 1. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. 2. fırıldak. (f.b.s.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]; sür'atli, tez. (f.b.i.) 1. kâğıttan yapılmış uçurtma. 2. s. kendini beğenen, övünen kimse. 3. kamçı topacı. (f.b.s.) serseri, başıboş, boş gezen. (f.b.s.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk, hızlı giden, sür'atli. (f.b.i.) 1. hıyar; acur; turunç, ağaç kavunu. 2. hızlı giden at. meç. 1) şiir; 2) methiye, övgü. (f.a.b.s.) 1. cömert. 2. i. meç. [bu] dünyâ. (f.s.) kibirli, büyüklük taslayan, kötü niyetli. (f.b.s.) 1. kibirli. 2. âsî. (bkz: ser-keş). 3. mutaassıp. (f.b.i.) 1. kibirlilik. 2. âsî-lik. 3. taassup. (a.f.b.s.) hızlı yürüyen, ayağına çabuk, rüzgâr gibi koşan. (f.b.i.) 1. hızlı yürüyen at, koşu atı. 2. hızlı giden atlı. (f.b.i.) yelpaze, (bkz: mirva-ha, bâd-zen, bâd-zene). (f.b.i.) panzehir. (f-b.i.) yelpaze, (bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen, bâd-keş). (f.s.) dokuyan, dokuyucu. hasır ören. sırma dokuyan. (f.i.) dokuyucu. (f.b.i.) dokuyucu, çulha. (f.i.) kumaş. (f.s.) dokunmuş. (f.i.) 1. büyük renkli leke. 2. oyma levha. 3. parça. 4. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri, pafta, [kelime, dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. (f.i.) 1. bağ, büyük bahçe, bostan. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı vesî').

hayvanat bahçesi. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı bedî). bahar bahçesi. 2. seyir yeri, gezinti yeri. 3. Dünyâ. dünyâ bahçesi. 4. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. (a.b.i.) Bağdatlı. (f.b.i.) bağlık, bahçelik. (f.i.) koltuk. koltuk altı. (f.i.) koltuk altından çıkan yumruca, köpek memesi. (f.b.s.) koltuk tutan, koltuğa giren. ("ga" uzun okunur, f.i. bâğ'ın c.) l. bağlar, üzüm bağlan, bahçeler. ("ga" uzun okunur, a.i. bagiyy'in c.) fahişeler. bağayâ bâğ-bân (f.b.i.) bahçıvan, bağcı, (bkz: bâğ-vân). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin, hünerli bahçıvan. bâğ-bânî (f.b.i.) bağcılık, bahçıvanlık, bağ bekçiliği. bâğ-çe (f.b.i.) bahçe, [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır; "küçük bağ" demektir]. bâğ-çe-vân (f.b.s.) bağçivan, bahçıvan. bağdâ' (a.i.) şiddetli nefret, hiç sev-meyiş. bâgel (f.i.) ılık su. baggal (a.i. bagl'den) katırcı. bagıyy (a.i.c. bağaya) fahişe. bâgız (a.s.buğz'dan) buğzeden, nefret eden, tiksinen, (bkz: bagîz). bagi (a.i.) serkeşlik, azgınlık. bâgı (a.s.c. bugat) haksızlık eden serkeş, (bkz: âsî). bâgî (f.s.) aynı bahçede yetişen. bâgî-lik (a.t.b.i.) serkeşlik, âsîlik. bâgî-yâne (a.f.zf.) serkeşlikle. bagîz (a.s. buğz'dan) herkese buğzeden, nefret eden, kimseyi sevmeyen, (bkz: bağız). bagl (a.i.c. bigal) ester, katır. bagle (a.i.) dişi katır. bağrâ f.i.) erkek domuz. bağteten (a.zf.) birdenbire, apansızın. bâgût (a.i.) paskalya. bâğ-vân (f.b.s.) bağcı, bahçıvan, (bkz: bâğ-bân). bagy (a.i.) ileri gitme, azgınlık, serkeşlik. bagza, bagzâ (a.i.) şiddetli nefret, hiç sevmeyiş. bâğ-zâr (f.b.i.) bağlık yer, bağ.

bâğ-ı vahş bâğ-ı vesî' bâğ-ı bahâr bâğ-i cihân, bâğ-i dehr bâğ-i and, bâğ-i behiştî, bâğ-i cinân, bâğ-i firdevs, bâğ-i huld, bâğ-i irem, bâğ-i kuds, bâğ-i naîm, bâğ-i rıdvân, bâğ-i refî' Bağdâdî bâğ-istân bagal Zîr-i bagal bagalek bagal-gîr bâgat

bâh bâh bahâ bahâ' bahâ-pîrâ-yi İsmâil bâhâ, bâha bâ-haber bâ-haber-ân bahâ-dâr bahâdır bahâdır-âne bahâdırî bahâ-gîr bahâî bahak, bahk bahâlık bahâ-lî bahâne bahâne-cû bahâne-perdâz bahâr bahâr-ı hayât bahâr-ı ömür bahâr-ı şevk bahâr

bahârân bahârât bahâret bahârî bahâristân Bahâriyye bahâsıla bahâtir Bahâ-ullâh bahâyim

(f.i.) yol. (bkz: râh, tarîk). (a.i.) şehvet. (a.i.) 1. güzellik, zariflik. 2. parıltı. 3. alışma, dadanma. (f.i.) kıymet, bedel, değer. meşhur bir çeşit lâle. (a.i.) l.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. 2. açık meydan, alan. 3. suyun derin yeri. (f.a.b.s.c. bâ-haber-ân) 1. haberi olan. 2. akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli. (f.a.b.s. bâ-haber'in c.) haberi olanlar, haberliler, akıllı, zekî, ihtiyatlı kimseler. (f.b.s.) kıymetli, değerli, (bkz: bahâ-gîr, bahâ-lî). (f.i.c. bahâdırân) cesur, yiğit. (f.zf.) kahramancasına, yiğitçesine. (f.i.) kahramanlık, yiğitlik. (f.b.s.) kıymetli, değerli. (bkz: bahâ-dâr, bahâlî). a.s.) alışkın. (a.i.) göz patlama, göz patlatma. (a.i. behlâk ve behlâka'nın c.) boş, çürük şeyler, sözler. (f.b.s.) pahalı, (bkz: bahâ-dâr, bahâ-gîr). f.i.) 1. vesîle, sebep. 2. kusur, noksan, garaz. 3. yalandan özür. (f.b.s.) bahane arayan, fırsat gözetleyen. (f.b.s.) özür dileyen; sebep bulan. (f.i.c. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la 21 Haziran arası. İlkyaz. hayâtın bahân, gençlik. gençlik. neş'e ve arzu bahân . (a.i.) 1. güzellik. 2. s. güzel. 3. sığırgözü, papatya; sığır papatyası, sarı papatya. 4. put. (bkz: çelîpa, sanem). 5. atılmış pamuk. 6. ölçek. 7. karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler. (f-i-) ilk bahar günleri. (a.i. bahâr'ın c.) karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. (a.i.) üstünlük, seçkinlik. (f.s.) ilkbahara ait, ilkyazla ilgili. (f.i.) 1. ilkbahar mevsimi. 2. yeşil ve çiçekli yer. [bahçe, park, çayır gibi]. 3. Molla Câmi'nin meşhur eseri. (f.i.) l. ed. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. 2. tar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. (a.i. bahsala'nın c.) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu, bodur ve edepsiz kadınlar. 2. sürüp çıkarmalar, uzaklaştırmalar. (a.s. bühter, bühtere'nin c.) kısa boylu kadınlar, bodurlar. (a.h.i.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. (a.i. behîme'nin c.) 1. dört ayaklı hayvanlar; canavarlar. 2. Suriye'de bir sıradağlar.

bahbaha bahdele bâhe bâhek bâ-hem bahhâl bahhâr bahhâs bâhî bâhik bâhika bahîl bâhil bâhile bahir bâhir bâhir bâhir bâhire bâhire bahîre bâ-hired bahis bâhis bahl bâhmân bâhnâme bahr bahr-el-Arab bahr-el-azrak bahr-el-cebel bahr-el-zeraf Bahr-i Ahdar Bahr-i Ahmer Bahr-i Ebyaz Bahr-i Hazer bahr-i kâhil Bahr-i Kulzum Bahr-i Lût bahr-i muhit bahr-i nıuhîtî

(a i) 1. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. 2. çıtırdama; mışıldama. (a.i.) 1. eğilme, kırılma [kürek kemiği hakkında). 2. işte çabukluk gösterme. (f.i.) kaplumbağa, (bkz: sülhafa). (f.i.) işkence, eziyet. (f.b.zf.) birarada, birlikte, beraber, (bkz: be-hem). (a.s. buhl'den) çok bahîl, pek cimri; çok alçak adam. (a.s. bahr'den) denizci, gemici. (a.s. bahs'den) bahsetmeyi seven, çok bahseden. (a.s. bâh'dan) şehvete mensup, şehvetle ilgili. (a.s.) bir gözü kör [adam], (bkz: ayn-ı vâhid, yek-çeşm). (a.s.) görmeyen, kör [göz]. (a.s. buhl'den. c. buhalâ) hasis, cimri, tamahkâr. (a.s.) 1. serseri, başıboş. 2. eli değneksiz çoban. 3. yularsız deve. (a.s.) 1. dul, kocasız kadın. 2. Arap kabilelerinden birinin adı. (a.i.) deniz, (bkz: bahr, derya). (a.s.) yalancı, ahmak, alık [adam]. (a.s.) ekin sulayıcı, sulayan. (a.s.) 1. belli, besbelli, açık, apaçık, (bkz. ayan). 2. ışıklı, parlak; güzel. (a.i.) 1. dikenli ağaç. 2. çok koşan cins deve. (a.i.) vapur, [yapmakelime]. (a.i.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. (f.s.) zekî, akıllı. (a.i.) l konuşulan şey, söz. 2. iddialaşma, (bkz. bahs). (a.s. bahs'den) bahseden; araştıran. (a.i.) cimrilik, (bkz: buhl). (f.s.). (bkz: behmân). (a.f.b.i.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap, mecmua, [muhaffefi "beh-nâme"dir.]. (a.i.c. bihâr, ebhâr, ebhur, buhur) 1. deniz. 2. büyük göl veya nehir. (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında, Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. Hint Okyanusu. Kızıldeniz, Şap Denizi. iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. Hazer denizi. durgun, sakin su. Şap denizi, Kızıldeniz. Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. cogr. okyanus. coğr. okyanusal.

Atlas okyanusu. Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu. iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i nâzik muz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-i Rûm Akdeniz. Bahr-i Sefid Akdeniz. Bahr-i Siyâh Karadeniz. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). [sularının son derece kesîf oluşundan, üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. 3. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a.b.i.) muz. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Hicaz gibi si bakıyye bemolü, fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü, do bekar, mi koma bemolü, la bakıyye diyezi ilâve edilir. Bahr-ül-Hind coğr. Hint denizi. bahren (a.zf.) denizden, deniz yoluyla. bahreyn (a.s.) 1. "iki deniz", Basra körfezi ile Hint denizi, [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le Akdeniz"]. 2. iki büyük esas, temel şey. bahrî (a.s.) 1. denize ait, denize mensup, denizle ilgili. 2. i. tüyünden kürk olan, patka da denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bahriyye (" i) 1. donanmaya ait işler. 2. deniz kaplumbağası. bahriyyûn (a.s.c.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahs (a.s.) 1. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. 2. i. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. 3. i. zulüm, işkence. 4. i. gümrük alma. bahs (a.i), (bkz. bahis). bahsala (a.s.c. bahâsıla) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu edepsiz kadın. 2. i. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma, uzaklaştırma. bahsân (f.s.) 1. salına salına yürüyen. 2. soluk, bozuk. 3. pejmürde, kıyafetsiz. bahsere (a.i.) 1. dağıtma. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. 3. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. bahset (f.i.) 1. horultu [uykuda], 2. a. uykuda ağırlık basma, (bkz: kâbus).

Bahr-i Muhît-i Atlâsî Bahr-i Muhît-i Kebîr Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Bahr-i Muhît-i Şimâlî

bahsî bahş bahş-i kalenderi -bahş, bahşâ Hayât-bahş Safâ-bahşâ bahşâyende bahşâyiş bahşâyiş-ger bahşende bahşetmek bahşiş bahşiyye-i Halvetiyye bahşûde baht Sahbâ-yi baht baht baht-ı bîdâd baht-ı bîdâr baht-ı hâbîde baht-ı hâb-âlûde baht-ı siyâh bahtâk baht-âver baht-bergeşte bâhte bahte bahtek bâhter bahtere bahterî

baht-hufte bahtî bahtiyâr

bahtiyâr-âne bahtiyârî

(a.s. bahs'den) bahse ait, bahisle ilgili. (f.i.) bağış, ihsan cömertçe dağıtma. (f.s.) bahşeden, bağışlayan, veren; affeden. hayât veren. safa veren. (f.i.) affedici, bağışlayıcı. (f.i.) 1. bağışlayış, veriş, ihsan ediş; afiv. 2. merhamet, şefkat. (f.b.s.) merhametli, şefkatli (Allah). " (f.s.) veren, bağışlayan, affeden, (bkz: rahman). (f.t.b.m.) bağışlamak, vermek. (f.i.) bahşiş, bağış olarak verilen para v.b. (bkz: atıyye, ihsan). (f.b.i.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. (f.s.) 1. verilmiş, bağışlanmış. 2. affedilmiş. (a.i.) öz, hâlis, saf. hâlis şarap. (f.i.) l. talih, kader, kısmet, (bkz: ikbâl). insafsız talih, kötü kader. uyanık, açık talih. kötü talih. kötü talih. kara talih. 2. cet, büyük baba. 3. kargı. (f.i.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık, (bkz. miğfer, serpenâh). (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) "talihi dönmüş" bahtsız, talihsiz, (bkz: bed-baht). (f.s.) oynamış, oyunda yutulmuş (kimse), ["bâhten" mastanndan]. (f.s.) 1. besili, semiz [koyun]. 2. i. burulmuş üç yaşında koç. (f .i.) l. ağırlık basma [uykuda]. (bkz. kâbus). 2. küçük baht, fena talih. (f.i.) 1. [yeni şâirlerde] garp,batı. 2. [eski şâirlerde] şark, doğu. 3. bakma. (a.i.) salına salına güzel yürüyüş, hoş yürüme, (bkz. hirâm). (a.s.) ; 1. salına salına güzel yürüyen, yürüyüşü güzel [adam]. 2. kendini beğenmiş, kibirli. 3. i. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (f.b.s.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz, bahtsız, (bkz: huftebaht). (a.i.) ed. (f.i.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas, takma ad. (f.b.s.) 1. bahtlı, talihli, mes'ut, mutlu, kutlu. 2. muz. Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. (f.zf.) bahtlı, talihli, mes'ut olanlara yakışacak surette, bahtiyar-casına. (f-i-) ' bahtiyarlık, mutluluk. 2. İran'da meşhur bir kabîle.

bahtiyâr-nâme baht-mend baht-ver bâhûr bahûr bahûr-dân bahûr-dânî bahûr-i Meryem bâ-husûs bahye bahye-dâr bahye-zen bahz baîd Aktâr-ı baîde baîd-i lâzım

baîd-ül-ihtimâl bâika baîm bâin baîr bâir bâire bâis bâis-i bâdî bâis-i beka bâis-i feryâd bâis-i hüzn bâis-i leyl ü nehâr bâis-i meserret bâis-i şekvâ bâisiyyet bâj bâj-bân bâj-dân bâk bâka bakar, bakara bakarî Hayvânât-ı bakariyye bakariyye bakayâ bâkend bâkıa

(f.b.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (a.s.) çok sıcak, ziyâde sıcaklık. (a.i.) ödağacı, misk, laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot, tütsü, günlük. (a.f.b.i.) içinde tütsü yakılan kap. (bkz: buhûr-dân). resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (a.b.i.) Merye-mana eli denilen bir nebat, bitki. (f.a.b.zf.) husûsiyle, en çok, hele. (f.i.) dikiş, teyel, oyulgalama. (f.b.s.) dikişli, teyelli, oyulgal amali. (f.b.i.) dikişçi, terzi. (a.i.) 1. sıkıntı olma, can sıkma. 2. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. 3.bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme. (a.s.bu'd'dan) uzak, ırak. uzak ülkeler. muz. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. ihtimâlden uzak. (a.i.c. bevâik) belâ, musîbet, felâket. (a.i.) 1. put, heykel. 2. s. câhil, bön [adam]. (a.i.) dibi geniş kuyu, bostan kuyusu, (bkz: beyûn). (a.i.) erkek deve. (a.s.) şaşkın; hâli perişan. (a.i.) sürülmemiş, açılmamış sert, katı toprak, yer. (bkz. bâyir). (a.s.c. bevâis) 1. sebebolan. 2. gönderen. 3. îcâbettiren. aslını, esasını bulan, sebebolan. devamlılık sebebi. şikâyet, sızlanma sebebi. (bkz. bâis-i şekva). üzüntü, sıkıntı sebebi. (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sevince sebebolan; sevinme sebebi. şikâyet sebebi. a i) sebebiyet. (f.i.) haraç, gümrük, (bkz: bâc). f.b.i.) haraççı, gümrükçü. (f.b.i.) vergi ve gümrük sandığı. (f.i.) korku; sakınma; kaygı, (bkz: havf).' (a.i.) demet, deste, tutam. (a.i.c. bukur, bu-kar, bukarât) sığır. (a.s.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait, onlarla ilgili. sığır cinsinden olan hayvanlar. (a.i.) zool. sığırlar. (a.i. bakıyye'nin c.) fazla kalan şeyler, kalıntılar. (f.i.) 1. (bkz: bakîde). 2. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. (a.i.) dert, belâ. (bkz: dâhiye).

bâkılâ Bâkır bâkıyât bâkıyât-ı sâlihât bakıyye bakıyye-i bükâ' bakıyye-i matlûb bakıyye-i medeniyyet bakıyyet-üs-selef bakıyyet-üs-seyf bakıyyet-üs-süyûf bakıyyet-ullâh bakıyyevî bakıyyevî sahrâ bâkî

Bâkî

bâkî bâkîde bâkir bâkirân bâkirân-ı behişt bâkire bakiye bâkîye bâkiyen bakka bakkal bakkal-hâne Bakkaliyye bakkam bakkar

(a.i.) bot. bakla. (a.h.i.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. (694-735). [mânâsı 1) geniş; 2) arslan; 3) göz damarı]. (a.i. bâki'nin c.) sürüp giden şeyler. sevabı sürüp giden şeyler. (a.s.c. bekaya) 1. artan, geri kalan, artık. 2. muz. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. ağlamaktan kalan eser. alınacak paranın geri kalan kısmı. medeniyeti, uygarlığı andıran kalıntı. eskiye bağlı, hayırsever, dindar kimse. kılıç artığı. kılıçtan kurtulanlar. meç. arta kalanlar. tas. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş, iyi iş. (a.s.) bakıyyeye ait, bakiye ile ilgili. jeol. kırıntı külte, fr. roche detritique. (a.i. beka'dan c. bevâki) 1. Tanrı. 2. s. daimî, kalıcı, (bkz: câvid, câvidânî, lâyemût, sermedî). 3. alttaraf. 4. zf. artık, artan, fazla, geri kalan; bundan başka. (a.h.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur; babasının adı Mehmed'dir. İstanbul'da doğmuştur. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ, Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır; bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir, (d. 1527 - ö. 1599). (a.s. bükâ'dan) ağlayan, (bkz: gir-yân). (f.i.) 1. yakut [kırmızı, sarı, eflâtun renklerindedir]. 2. (bkz: bâkend). (a.s.) eldeğnıemiş, işlenmemiş [toprak, orman v.b.]. (a.f.i. bakirin c.) bakireler, kızoğlan kızlar. cennet hurileri. (a.s.) kızoğlan kız. (bkz: dûşîze). (a. s. bâkî'nin müen.). (bkz. bakî ' (a.s.) ağlayan kadın, ("bakî" nin müen.]. (bkz. bakî U). (a.zf.) ağlayarak. (a. i.) 1. tahtabiti. 2. sivrisinek. (a.s.) 1. sebzeci. 2. pirinç, şeker, peynir, zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. (a.f.b.i.) bakkal dükkânı. (a. o. i.) 1. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. 2. bakkala verilen ücret. 3. büyük bakkal dükkânı. (a. i.) 1. kırmızı boya ağacı, (bkz: bekkem). 2. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. (a.i.) sığır çobanı, sığırtmaç.

bakl, bakla bakla-yı hamka, bakla-yı beyyine baklîn bakliyyât bakliyye Bâkure bâkûre bâkûret-ül-hayât ba'l bâl Güşâde-bâl bâl Fârig-ül-bâl Ferîh-ül-bâl Hâlis-ül-bâl Mâ-fi-l-bâl Münkesir-ül-bâl Müşevveş-ül-bâl Selîm-ül-bâl bâlâ bâlâ-yı bülend bâlâ-bülend bâlâ-bülendân bâlâ-dest bâlâ-destî bâlû-hân bâlâ-hâne bâlâ-hânî bâlâ-himmet bâlâ-kadd bâlâ keşîde bâlâ-nişîn bâlâ-pervâz bâlâ-pervâz-âne bâlâ-pûş balâr bâlâ-rev bâlâ-ter bâlâterîn bâlâ vü pest ba'le balgam

(a. i. c. bükül) 1. sebze, yeşillik. 2. yeşil kabuklu, iri taneli malûm sebze. semizotu semizotu. (a.i.) legümin. (a.i.) bot. baklagiller. (bkz. bakliyye). (a.i.) bot. baklagiller, (bkz: bakliyyât). ("ku" uzun okunur, a.i.) 1. sığır sürüsü. 2. s. faydayı, zararı ayıramayan sersem, budala. (a.s.) evvel yetişen; turfanda [yemiş]. gençlik. (a.i.) 1. kankocadan her biri. 2. "câhiliyyet" zamanına ait bir put; Güneş tanrısı. (f.i.) 1. kanat. kanadı açmış. 2. kol. (bkz: cenah). 3. boypos. 4. üst, yukarı, (bkz: bâlâ). (a.i.) 1. kalp, yürek, gönül; hatır. kaygısız. gönlü rahat. yüreği rahat, temiz. murat, istek. gücenik. niyeti bozuk. temiz yürekli. 2. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. (f.s.) 1. yüksek, yukarı, üst, yüce. 2. i. boy. 3. azat. 4. i. yedek atı uzun boy.. (f.b.s.) uzun boylu. (f.b.s. bâlâ-bülend'-in c.) uzun boylular. f.b.s.) eli üstün, galip. (f.b.i.) 1. el üstünlüğü, galibiyet. 2. zulüm. (f.b.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren, şişiren. (f.b.i.) evin en üstü, çatı, tavan arası. (f.b.i.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme, şişirme. (f.a.b.s.) himmeti yüksek olan. (f.a.b.s.) uzun boylu. (f.b.s.) boy atmış, uzun boylu. (f.b.s.) üstte, yukanda oturan. (f.b.s.) yüksekten uçan, meç. palavracı. (f.b.zf.) yüksekten konuşarak, atıp tutarak, palavra savurarak. (f.b.s.) üste giyilen şey. [palto, pardesü v.b. gibi]. (f.i.) kiremit altına konulan ince tahta, padavra tahtası. (f.b.s.) yüksekten giden. (f.b.s.) daha yüksek, pek yüksek. (f.b.s.) en yüksek. 1) üst-alt; 2. meç. gök ve yer. (a.i.) zevce, erkeğin karısı. (a.i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri, fr. phlegme.

balgamî bâl-güşâ bâlî Ebniye-i bâliye bâlîde bâliğ bâliğ, bâlûğ bâligân-mâ-belag bâlîn bâlîn-i istirâhat bâlîn-perest bâliş bâliş-çe bâliş-i çâr-mîn bâliş-i per bâliş-i zer bâl-şikeste bâlû bâlûa bâlûde bâlvâne bâlver bâlzen bâm bâm-ı bedî bâm-ı çeşm bâm-ı ferâh bâm-ı hadrâ bâm-ı Mesîh bâm-ı bülend bâm-ı nühüm bâm-ı refi' bâm-ı revâk-ı bedî' bâm-ı vesî bâm teli bâm-zemâne

bamdâd, bâmdâdân bâmdâdî bâme bâm-gâh bâm-geh -bân Bağ-bân

(a.s.) 1. balgamla ilgili olan; bünyede, balgam üstün olan. 2. meç. soğuk mizaçlı. (f.b.s.) kanat açan, uçan. (a.s.) koca, eski, köhne. köhne binalar. (f.s.) uzamış, büyümüş, gelişmiş, (bkz: bâlûde). (a.s.büluğ'dan) 1.bulûğa eren. (bkz. reşîd). 2. erişmiş, vâsıl olmuş, varan, yetişen. 3. i. yekûn, toplam. 4. son mertebeyi bulan. (f.i.) 1. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. bir kadeh şarap. (a.b.zf.) ziyadesiyle, ferah ferah, bol bol. (f.i.) yastık; koltuk. dinlenme yastığı, koltuğu. (f.b.s.) 1. uykucu, tembel, can besleyen. 2. i. hizmetçi. (f.i.) 1. yastık, yüz yastığı. (f.i.) küçük yastık, yastıkcık. deriden yapılan yastık. 2. nakit ; altın. kuştüyü yastık. sırmalı yastık. (f.b.s.) kanadı kmk. (f.i.) 1. ana baba bir kardeş; birader. 2. siğil.' (a.i.c. belâlı') su dökecek çukur, delikli taş. (f.s.) büyümüş boy atmış. (bkz. bâlîde). ' (f.i.) 1. dan kuşu, orak kuşu. 2. dağ kırlangıcı. (f.b.s.) kanatlı, uçabilen. (f.b.s.) "kanat vuran" uçan. (f.i.) 1. çatı, dam, kubbe. dokuzuncu gök. gözkapağı [üstteki]. "geniş, açık, çatı" gök. (yeşil çatı) gökyüzü. "Mesih'in göğü" dördüncü gök. [efsâneye göre,, Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. Isa, bu göğe çıkarılmış]. 1) yüksek çatı; 2) gök. meç. dokuzuncu felek. (yüksek çatı) dokuzuncu gök. (bkz: bâm-ı bedî', bâm-ı refî'). geniş çatı, gök. sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. "zamane çatısı" en aşağı dünyâ, birinci gök. 2. kanun, tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. (bkz. bemm). 3. borç. 4. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. (f.i. ve zf.) sabah, sabahleyin, seher vakti, seher vaktinde, tan yeri. (bkz. bükre). (f.i.) erken; seher vakti. (f.i.) l . uzun, sık ve kaba sakal. 2. s. gür sakallı. (f.i.) 1. seher vakti. 2. zf. seher vaktinde. (f.b.i.) . (bkz. bâm-gâh). (f.e.) ...ci. bağcı.

Nigeh-bân Pâs-bân bân bân bâne bânevâ bâng bâng-i nemâz bâng-i revârev bang-i rihlet bânî bânû bânû-yî maşrık Bânû-yi Mısır bânûc bâr bâr-i Hüdâ bâr-i dil bâr-i girân bâr-i intizâr bâr-i istihfâf bâr-i keder bâr-i mihnet Her bâr -bâr Âteş-bâr Şûle-bâr Hûn-bâr Eşk-bâr bârân Mevsim-i bârân bârân-dîde Gürk-i bârân-dîde bârânî bârân-rîz baras bâr-âver, bâr-ver bâr-ber bâr-berdâr bâr-dân bâr-dâr bâre bârec bârek-Allah bârende bâ-reng

gözcü. bekçi. (f.i.) dam, satıh. (a.i.) 1. sorgun ağacı, bey söğüdü. 2. meç. sevgilinin boyu. (f.i.) kasık. (f.s.) 1. mal, mülk sahibi, zengin. 2. meşhur, ünlü. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. (f.i.) ; ses, seda, haykırma. ezan. israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. ölüm sesi. (a.s. binâ'dan) bina eden, yapan, kuran, kurucu. (f.i.) 1. kadın, hâtûn, hanım. Güneş. 2. gelin. 3. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. Zelîha. (f.i.) salıncak. (f.i.) 1. Tanrı, Allah. Tanrı, 2. yük. gönül yükü, tasa, kaygı, elem, keder, gam. ağır yük. bekleme yükü. küçük görülme yükü. keder yükü. eziyet, elem yükü. 3. defa, kerre. her defa. (bkz: târe). 4. mey-va, yemiş. 5 . izin, müsâade. (f.e.) yağdıran, serpen, saçan, döken. ateş yağdıran. ışık saçan, serpen. kan döken. göz yaşı döken. (f.i.) yağmur. yağmur mevsimi. (f.b.s.) görmüş geçirmiş. eski kurt. (f.s.) 1. yağmurla ilgili. 2. yağmurdan koruyan, yağmurluk. (f.b.s.) 1. yağmur saçan. 2. yağmur döken, serpiştiren. (a.i.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (f.b.s.) l. mey vali, meyva veren. 2. faydalı, iyi netice veren. (f.b.i.) yük taşıyan, hamal. (f.b.s.) 1. yük kaldıran. 2. i. hamal. 3. sabırlı, tahammüllü. (f.b.i.) yük kabı [yol için]. (f.b.s.) 1. yüklü, yüklenmiş. 2. gebe. (f.i.) l. defa, kez. (bkz: târe). 2. kale, (bkz: bârû). 3. zülf. 4. at. (f.i.) bot. itüzümü. (a.n.) mübarek ola, Allah mübarek etsin!, hayırlı ve bereketli olsun! (f.s.) yağdıran, yağdırıcı. (bkz: bâr). (f.b.s.) renkli.

bâr-gâh, bâr-geh bâr-gâh-ı kibriyâ bâr-gîr bârhâ bâr-hâne Bâr-Hüdâ Bârî Avn-i bârî Feyz-i bârî bârî bari', bâria bârid Mâ-yi bârid Tavr-ı bârid bâridâne bârih bâriha bârik bârîk Fikr-i bârîk bârika bârika-yi hakîkat Bârika-yı Zafer bârika-nümâ bârik-bîn bârik-ter bârîsiyye bâriş Bârî-Teâlâ bâriyâ' bâriyy bâriyye bâriz bâr-keş bâr-mend bâr-nâme bârrî bâr-senc bârû bârûd bârûd-i siyâh bârûd-hâne bârûdî bâr-ver

(f.b.i.) girmek için izin almak lâzım gelen, girilebilecek yer, çadır, yüksek divan. Tanrı huzuru. (f.b.i.) 1. yük tutan, yük kaldıran. 2. beygir, at. (bkz: esb, feres). (f.zf.) zaman zaman; sık sık; defalarca. (f.b.i.) 1. yüklük. 2. yolcu eşyası indirilecek yer. (f.b.h.i.) 1. Cenabı Hak, Allah. 2. i. odacı. (a.h.i.) yaratan, yaratıcı. Tanrının yardımı. Tanrının feyzi, (bkz: halik). (f.e.) hiç olmazsa, bir kere; hâsılı, hülâsa. (a.s. berâat'ten) mükemmel, güzel; üstün. (a.s. berd'den. c. bevârid) soğuk. soğuk su. soğuk, çirkin davranış. (a.f.zf.) soğukça, soğuk-çasına. (a.i.c. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. (a.i.) 1. evvelki günün gecesi, dünkü gece. 2. dünkü gün. (a.s.) parıldayan. (f.s.) nâzik, dakik, ince. ince düşünce. (a.i.c. bevârik) ; şimşek, yıldırım parıltısı. hakîkat ışığı. Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. (a.f.b.i.) parlak. (f.b.s.) ince gören, bir şeyi iyice gözden geçiren, inceleyen. (f.b.s.) pek ince. () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. (f.i.) l yağmur, (bkz: baran). 2. sağanak. (a.b.h.i.) Allah, Tanrı. (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyy, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyy). (a.s. bürûz'dan) aşikar, meydanda, açık. (bkz: mütebâriz, hüveydâ, zahir). (f.s.) 1. yük taşıyan. 2. sabırlı, tahammüllü. (f.b.s.) yemiş veren, yemişli [ağaç], (bkz: bâr-ver]. (f.b.i.) eşya, yük pusulası. (a.i.) ince kumaştan örülen hasır. (f.b.s.) yük tartan, dirhem. (f.i.) kale duvarı, hisar burcu, sur; sığınak, siper. (f.i.) barut. güherçileden işlenen barut. (f.b.i.) I. barut imal edilen fabrika veya atölye. 2. barut konulan ve saklanan yer. (f.s.) koyu gri. (f.b.s.) 1. yemişli, yemişi olan. (bkz: bâr-mend). 2. meç. i. menfaat, fayda.

ba's ba's-ü ba'd-el-mevt ba's-i emvât basâir basal basala basala-i sîsâiyye bâ-sâmân basaliyye basar Hadîd-ül-basar Kuvvet-i basar basar-ı ayneynî basar-ı müzdevic basar-ül-hakk basâret basarî bâ-savâb basbasa bâsır bâsıra bâsıt bâsıt-ül-keff bâsıt-ür-rızk bâsıta basîta-i şemsiyye basî bâsia bâsia-i mahbûbe bâsik bâsika bâsil basîle bâsim basîr bâsire basîret

basîret-i kalb basîret-kâr basîret-kârâne basîret-kârî basît

(a.i.) 1. gönderme, gönderilme. 2. yeniden dirilme, diriltme. öldükten sonra dirilme. ölülerin dirilmesi. 3. peygamberlik. (a.i. basîret'in c.) ibretli görünüşler, deliller, ibretler. (a.i.) bot. soğan ve benzeri gibi kökler. (a.i.) hek. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. anat. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. (f.b.s.) 1. zengin, varlıklı. 2. düzgün, düzenli. (a.i.) bot. soğan. (a.i.c. ebsâr) 1. göz. 2. görme. gözü keskin. gözün iyi görmesi. psik. iki gözle görme, fr. vision binoculaire. hek. çift görme, iki gözle birden görme. Tann'nın algılayıcı gözü. göz açıklığı, inceden inceye etraflı, derin görüş. (a.s. basar'dan) görüşle ilgili olan. (a.zf.) doğrulukla, doğruca. (a.i.) 1. köpeğin yaltaklanması, kuyruğunu sallayıp sokulması. 2. dalkavukların nefret edilecek hâli. (a.s. basar'dan) gören, görücü. (a.i. basar'dan) 1. görmek kuvveti ve hassası, görüş, görme. 2. göz. (bkz: ayn, çeşm). (a.s. bast'dan) 1. yayan, yayıcı. (avuç açan) dilenci. Allah. 2. anat. bir uzvu uzatıp açan [adalel. (a.i.) biy. açan, fr.tenseur. astr. güneş saati, fr. cadran solaire. (a.i.c. busu') ter. (a.i.) çok kırmızı olan dudak. sevgilinin kırmızı dudağı. (a.s.) eli açık, cömert [adam]. (a.i.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. (a.s.) 1. kahraman, yiğit, cesur kimse. 2. haram şey. 3. fena, sert, kötü söz. 4. çirkin kimse. (a.i.) soğan çeşidi. (a.s. besm'den) güler yüzlü, şen adam. (bkz. bessâm). (a.s. basar'dan) görüp, anlayan. (f.i.) ekin. (a.i.) 1. önden görüş, seziş. 2. istanbul'da İ 869- 1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". gönül uyanıklığı. a f h ç) ; basiretli, önden gören, sezişli. (a.f.zf.) önden görene, sezene yakışacak surette. (a.b.i.) önden görmeklik. (a.s. bast'dan) 1. sâde, düz, arızasız, engelsiz. 2. açık, geniş, yayvan, yaygın. 3. sâde, yalın. 4. neşeli, şen, güleryüzlü. 5. i. aruz vezinlerinden biri. (bkz. aruz). 6. kolay, (bkz: asan, sehl).

basît-ül-vech basît-ül-yed bâsita basîte

güleryüzlü, güleç. eliaçık, cömert. (a.i.) uzak yer. (a.i.) 1. döşeme minder. 2. düz yer, arz. 3. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. bast (a.i.) 1. yayma, açma, uzun uzadıya anlatma, (bkz: ityân, serd). bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. Bu; abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Onun her şeyde tesîri olur; hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir, [mukabili kabz'dır]. bast-ı bisât halı, kilim, örtü gibi şeyleri sermek. bast-ı cevâb karşılık verme. bast-ı dâ'vâ dâva açma. bast-ı makal söz açma. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. 2. mat. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını, kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. 3. tas. rica hâli. [Kabule, rahmete, ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. bast-ı yed el uzatma, yerine getirme, üzerine alma, baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma, açıklama, ortaya koyma. bâstân (f.s.) 1. mazi, geçmiş, eski. 2. i. târih. bâstân-i bîbaka sonsuz târih, dünyâ. bâstân-şinâs (f.b.s.) târih, geçmiş zaman. bâsûr (a.i.c. bevâsîr) ; hek. mayasıl; kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme, fr. hemorro'ides. bâsûrî (a.s.) basurla ilgili. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. bâş (f.n.) olsun, ola. bâşak (a.i.) zool. bir cins küçük atmaca. bâşâm (f.i.) perde, örtü. bâşâme, bâşûme (f.i.) kadınların örtündükleri yaşmak, bürümcük, tülbent, başörtüsü, namaz bezi. bâşe (f.i.) atmaca [kuş]. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. bâşed (f.e.) olur, ola. Gah bâşed, gâh ne-bâşed kâh olur, kâh olmaz. bâşeng (f.i.) 1. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. 2. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bâşgûn, bâşgûne (f.s.) 1. ters, başaşağı. 2. şom, uğursuz, (bkz. bâzgûn, bâzgûne, vâjgûn, vâjgûne). bâşir (a.s.) 1. müjdeci. 2. güler, mesut, mutlu.

oburluk.c. ilâhî sırra ermiş bulunanlar.i. (a. (a.i. (a. kahramanlık. iç.s. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil. kamışlı dere. 2.) dahilî.) 1.i.) keskin [kılıç]. hareketi. bevâtir) keskin kılıç. (f. batş'dan) sertlikle. görünmeyen nesne. tabiatı. . (a. içyüzünde. (a. (a.) 1. bitâh) 1. huyu ağır. butlân'dan) boş. ney. (a. (a.i. içteki.c.s.i. 3. "hissi müşterek. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz. (bkz: bürrân). 2.i. (a. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur].i.i.) patrikler. (a. avarelik.s.s.) 1. (bkz: dâire). batâyih) sazlı. kibirlenme 3.) 1. Hasan Sabbah'ın tarikatı. sofiler. soy.i. 2. baş parçası. yalan. kazın suya dalışı. içyüzdeki.) turna kuşu. 3.i. (a. (a.c. büyük kannhhk.i. muz. (a. vehm. (bkz. fels. şiddetle hareket eden. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki. h. karın. Tanrı. 2. (a. çürük.bar gibi maddelerden yapılır. (bkz: batn).i. sindirimi ağır. işsizlik. (a.c. nesil.) dâhilen. ağırlık.s.bâş-pâre bat batâet Batâlese batâlet batânet batar batarika batbata bâtere bathâ' bâtıl bâtıl i'tikad batın bâtın Ehl-i bâtın Havâss-ı bâtına bâtınen bâtınî bâtıniyye bâtıye batî batî-ül-hareke batî-ül-hazm batî-ül-mizâc Batîh batîha bâtik batîn batîr bâtir bâtir bâtire batîş batn (t. (a. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere.i. kuytu yer. (a.b. i. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler. çok sevinme.i. (bkz: tîg-i bürrân).f. 4. (a. batrik'in c. (a.) nalbant.).i. S.i. batâet'den) yavaş.) tef. (f. gizli.i. bevâtın) 1.) zengin [adam].c. (a. (a. ebtân. dağ arasındaki dere.i. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili]. (a. ağır hareketli. ebtine) çukur. cesaret. kazın ötmesi. (a. davranışı ağır. batt). hafıza. hayâl. ağır davranma.) yavaşlık. boynuz. bütün). (a. uzak yer. haksızlık etme.i.i. boş inanç.i.s.c. 6. içinden olarak. 2. çakıl taşlı büyük dere.) 1. 4. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. çok yiyicilik.zf. 2.) keskin.s. (a. (bkz: batın). (a. 2.c. (a. [fagot. ebtân) 1. büyük karınlı. nısfiye ve girift'lerde. 2.) 1.c. beyhude.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. hazmı güç.) içki sürahisi.s. 2. butun.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın. Mek-ke-i Mükerreme. yavaş olan. iç yüz. kehli.

(a. lâzım.) 1. (bkz: alem-dâr.i.) lüzumlu. 4. açılmamış. bez ve kumaş dokuyan. (a. 3. 2.) sürülmemiş. dilcik. gerekli.i. şahin. (a.) zarurî. 13.i. (a.s. katı. Hz.b.batnen ba'de batnın batn-ı kebîr batnî batş batt battâl battâliyye battâniyye Baûza. (bkz: alem).) bayrak taşıyan. 2.s. 7.a.i.i.i. (a. ayırma.b. (a.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat.s. canı ile oynayan.i. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba. tekrar. yine. (a. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü. 3.b. geri. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. 2. batâlet'den) 1. yumurtlayıcı. "baytariyye"]. dönük. fr. rahmin başlangıcındaki et parçası. tasdik. gerisin geriye.s. (a. koruyucu.i.i.) böyle iken. [müen. haraç.i. (a. 11. . kaz şeklindeki sürahi. yan taraf. asrın sonlanyla XV. canbaz. bey'den) satan.i. veterinerlikle ilgili. 5. bir kulaç boyu. s. sancak-dâr). beyzâ'dan) yumurtlayan. helak olma. pek büyük. 2. sertlikle tutuş. inanma.) 1. kumar oynayan. kaz.) sivrisinek. kumarcı. beyn'den) aralayıcı. 2. 8.s. doğan [kuş]. (bkz: beyâtî). (a. hantal. karınla ilgili. veteriner. (bkz: bazr).s. ham toprak. acrobate. şarap. kuşaktan kuşağa.i. 9. başı açık. (-i-) zor veşiddetle yakalayış. (a. 2.) bayrak. 3. sel uğrağı. geri. böbürlene böbürlene salınarak yürüme. pek doğru. ateşle oynayan. (f.) hayvan hekimi. oynayan. (o. (a. (a. (f. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir].) karına mensup. gerekli.) baytarlıkla. oynatıcı. kahraman. satıcı. işe yaramaz. 6. cesur. s. bununla beraber. tekrar. s. hayvan hekimliği. (f. şehbaz. karış. 2.s. (bkz: maa-hazâ).i.s. mahvolma. sövme.) çulha. sövüp sayma. (a. 12. açık. fark etme. boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk. (f. su kabı. bauz bâver bayâtî bâ-vücûd-ki bâyeste bay-gân bâyız bâyi bâyiiyye bâyin Talâk-ı bayin bâyir bâyiste bâyiste-i hestî baykar baykara bayrak bayrak-dâr Bayrâmiyye baytâr baytara baytarî bayzar bâz bâz Ser-bâz Âteş-bâz Cân-bâz Kumar-bâz bâz-ül-Eşheb soydan soya.) muz. iniş. (f. sancak.) baytarlık.s.) bekçi. yeniden.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. (f. (f.zf.i. (a. büyük karın. sağlam. 10.s.) 1.) 1. (a.) l. nesilden nesile. (f.) 1.s. malı çok olma. (f.i. işsiz. (a. ayırıcı. (a. 4. Cenâbı Hak. sen.i.

(f.b. ara-sıra.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler.) geveze. yüce. 2.) yüce.i. eğlence.i.) oyun. oyun. dedikoducu. (a.s.i.i.b.i.b. oyun yeri.i. oynayıcı. parçası.a.zf. (f. (a.b.) pazarla ilgili.s. (a. (f. kimi. 3. meç. nigâh-daşt. 2. geri. beğenmeyen. vu-kuf-ı zamânî. dağıtan. yeniden.i. derisi kesilmek üzere olan yara.) oyun oynayan.s.b. 1.s.) geri dönme.bi) oyun. ters. (f. bir kısmı. eğlence. bezl'den) bol bol veren. bütün çarşı. (f.ba'z ba'zân bâzâr Şâhid-i bâzâr bâzâr-ı âlem bâzâr-ı Ukâz bâzâr-gâh bâzârî bâz-bân bâzbe-hazîne bâz-dâr bâzek bâzende bâzende-zebân bâzergân bâzergânî bâz-geşt bâzgûn. pazar. çengilik. yâd-dâşt. kuvvet ve istidat.) 1. (f.) küçük doğan [kuş]. dilcik. (a. (f-b.) oyun yeri. kuşçubaşı.b. şom. vukuf-ı kalbî'dir]. (f. zayıf ahlâklı kadın.) oynayan. nazar ber kadem.i. oyuncak. 2. (a. çarşı. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad.i.) şen.b.b.) doğancı. bir miktar. (a.) kadınk nişânesindeki fazla et. (f.) Nakşî tâbirlerin-dendir. kuşçu.i. eken.) vakit vakit.i. kafasız. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi. bir kaç.zf. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı. tacir.b. ekici. çengi. (f. yüksek dağlar. eğlence yeri. sefer der vatan. pazar.) 1. eğlence (f.s. 2. 3.) hek.) 1.) tüccarlık. (bkz. . geveze. pazar yeri.) kuşçuluk. 2.) 1.s. bir kısım. (f. (f. istihfaf eden. (f. (f. bâzgûne bâzgüşâ bâz-hâne ba'zı bâzıa bâzıh Cibâl-i bâzıha bâzık bâzî bâzî bâzîçe bâyî-gâh bâzî-gede bâzî-ger bâzî-gerî bâzî-gûş bâzî-hâne bâzil bâzir bâz-keşt bâzmânde bâz-nâme bâz-pes bazr bâzû (a.s.i.b. (f. kuşçu.b. s. 2. rakseden. 2. halvet der encümen. eğlence yeri.i.b.b.i. 3. (f. güç. dansöz.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. vukuf-ı adedî. yâdkird. tekrar.i. bir takım. 2.b. 2. ağzıbozuk.b.) 1. (a. (a. pazarda alınıp satılan.zf.) zekî. (f. 1.) doğancı. köçek. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. [diğerleri hoş derdem. oyunculuk.) pazar yeri.s.b. başaşağı. çöküş. (f.) 1. bâşgûne). (f. pişmanlık.s.i.s. (f.i.) insandaki ayırdetme kuvveti. uğursuz. 2.) birazı. pazı.) bir şeyin küçük kısmı. durmuş. (f. kabiliyetsiz. alışveriş. yüksek. boşboğaz. (bkz: sûk-ı Ukâz). avcı.i. (f.s. bezirgan.) köçeklik. (a. geri kalmış. (f.) 1. çarşı. anlayışlı. (f. küfürbaz. gerileme.i.b.i. lâtîfeci kimse.

s. kanunu koyana göre. (bkz: beçe-i hurşîd).i.s. 2. kaderin hükmüyle.) sivilce. 2. karaca. (kanlı yavru) acı gözyaşları.i. dışarı. hokkabazlık. nüfuzlu.i.) kolbağı. (a. bol.i. yalnız. üslûp. (a. kediye benzer.) yerinde.i.c. (a. gerçek. büyük. uygun ve uygunsuz.) 1. (a. 3. tepe]. 4.i. 2. beçegân) insan veya hayvan yavrusu. elele. 2. beçe beççe-i nev beçe-i hor beçe-i hûnîn beçe-i hûrşîd beçe-i tâvus-ı ulvî (f. i. geniş. (f.) dudu. (a. (f. (bkz: behem-zede).s. omuzda. (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. gençlerin tarzı. fr. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır.) birçok. (bkz: veled-i gayr-i meşru). (a. (bkz: bühtan).) "uzun kollu" 1. 2. (f. 4) ateş.) tarz. Allah'ın hükmünce. psittacisme.) fels. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur. avurt. geniş. 2) Ay. (a. kadı kararıyla. yüksek [yer. göbeği çıkık [kadın]. yol. geyik.i.) 1. (f. şişman. ciddî.) 1. Allah hakkı için.) 1.) çocuk avutmak için yapılan gürültü. azgın bir canavarmış. papağan.zf.s. (f. tuhaflık. gündüz. kelimelere -e hâlini verir. karşılıklı yer değiştirme.bâzû-bend bâzû-dirâz -be dest-be-dest Tâ-besabâh be-ceyb be-der be-dûş be-gâyet be-hakkı be hakkı Hudâ be-hod be-hem-zede be-hükm-i kader be-hükm-i kadî be-hükm-i li-llâh be-kavl-i şârî' bebân. sözü geçer. arslanın bile korktuğu. z f.i. gösterişli. 2.) değişme.s. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden. (f. iftira. gerçekten. yürüyüşü. papağanlık. ağzın içi.) 1.i. yolu. muhterem kimse. şaşma. itibarlı. yerli ve yersiz. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler]. çok aşın. cidden.) 1. (f.s. pazvant (pazıbent). son derece. zâlim. hakkı için. (a. uygun.b. yakaya doğru. yeni doğmuş çocuk veya hayvan. 2. 2.i. (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. . su ve şarap sızıntısı. arpacık [çıban]. kendi başına. -e kadar mânâsını verir sabaha kadar.) eski kitaplara göre. gayet büyük.e.) 1. iri göz. [eski lûgat çiler.i. (bkz: pebga). üstü yol yol tüylü. müdahaleci. (a. bebbân bebbân-ı şübbân bebga bebgaiyye bebr. (f. yalan. 5) yakut. iyi ve kötü. 3. bebir bec becâ' Ayn-i becâ' becâ becâ-nâ-becâ becâyiş becbece becce-i kûy bece becel becidd becîl becîr becrâ' beççe.b. (a. huk.

bi-1-bedâhe). (f. nasip. semiz olma.) huyu.i. fenalar. bedî'. (a. bedîh'in c.i. beççe ve beçe'nin c.) güzellik tanıyan. kötü bir şekilde başlanmış.i. "fena" mânâsına c. 2.s. (a. çirkin. anamallar. çocuklar. (f. fena.i. fr. akıllıca söylenen sözler.s.) rahim. (a. (f.b. eserlerin güzelleri. semizlik (a.s. talihsiz.i.s. f. değişme.)sanatkâr. kötümser. karakteri bozuk.i. değiştirme. bedevîlik.) güzelligi takdir eden.a.b.i.b. şarap.) bir çeşit kesici âlet.f.) yağlı.b.).) birdenbire.) güzel sözler. i.b.) 1. (a.s. apaçıklık. kelime güzellikleri. mükemmel ve yeni şeyler.) 1.) geleneği.) 1.i.i.) Bedahşan yakutu. 2. göreneği ve âyini kötü olan.) soyu kötü. bedevî'nin c.b. (a. f. ansızın. çirkinler. yavrusu olan. çöl. yaramaz.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse].b.f. (a.b. (a.s.) işi ve hareketi fena olan. mânâ güzellikleri. (f.i. (bkz.s. bahtı kara. (f. fenalık öğreten. (bkz: bedâyi'-âşinâ) (a. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme. (a.a. (a. ed.b.i.s.beçe-bâz beçedân beçe-dâr beçe-gân beçegân-ı dîde beçek bed bed bed'-i besmele bedâat bedâd bed-âgaz bed-ahd bedâhe. ilkönce.) 1.s. yenilik.i.) yavrular.s. onunla (a.s.zf.) başlangıçta.b. gebe.) mübadele.) başlangıcı kötü. ilkin.) fena gören.s. hisse.s. 2. aslı fena (f. (f.i.b. fenalık öğrenmiş.s. göçebeler.a.) 1.f. (f. yürüklük. şekil. (a. 2 .a.) fena sesli.) bedülik. (a.) 1. 2. (f.s.zf. trampa. pessimiste.s. yaramazlar. kulampara. dölyatağı. fr.b. 2. mant.b.i.i. (f. kötülük. güzellikten anlayan. kara bahtlı. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. düşünmeksizin.b. vefasız. küçük silâh. gözyaşları. 3.) "çocukla oynayan" gulâmpâre.b.) ahdinde durmayan.) bedeviler. pay. fırka. (f.a. bed'in c. (f.s. z f. bedâhet bedâheten bed-ahlâk Bedahş bedahş-i muzâb bed-ahter bed-âhû bedâih bedâih-ül-ukul bedâl bed-amel bed-âmûz bedân bed'an bed-asl bed-âvâz Bedânet Bedâvet bedâvî bedâyi' bedâyi'-i âsâr bedâyî'-i lâfzıyye bedâyi'-i ma'neviyye bedâyi' bedâyi-i âşinâ bed-âyin bedâyi'-pesend bedâyi'-şinâs bedâyi'-perver bed-baht bed-bîn (f. sanatçı. başlayış.) bahtsız. (a. (f. (f. (f. savaşacak akran. 2. talihi kötü olan [kimse].) yıldızı. . göçebelik. (f. bidâa'nın c. (f. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi. i. güzellik. çölde yaşayanlar. tar. evidence.) eşi ve benzeri olmayan güzel. (f. 3.b.b.s. (a. (f.) sermâyeler. (a.) başlama. çocuğu. ed. bedîa'nın c.i. bedân) 1. (bkz: bedûat). hâmile.s.

a. (f.b. zeamet.) fena görürlük.s. (a. (a.) '.) biçimsiz.b.c. sonu kötü.s. beden ile. çarpık. inatçı. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden.b.s. mukabilinde.s. tımar sahiplerinin haklarını. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi.i. hasetçi. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey.a.s.b. bedeniyye beden-kâr beden-nûr (f.) hiçbir şeyi beğenmeyen. (a.). ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel.a. (f. (f.) yüreksiz. [büyük memurlar giyerdi]. ilenç. 2. (bkz.b. huk.s. vücut. (f. tar.b. derman. (f.c. ebdân) gövde. tar. kokan. ( (f. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi. bed-çihre).s.) kötülük düşünen.b. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil. . karşı.) bedene mensup.b. kambur.) çirkin yüzlü. (bkz. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. cinsi bozuk. karşılık.) kaprisli. yâni emsaline uygun peşin para.i. tar. (a. bed'an).f. (f.zf. kötümserlik.) takat.) 1.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket.zf. her şeyi fena gören adama yakışacak surette.bed-bînâne bed-bînî bed-bû bed-bûd bed-bûk bed-cins bed-çehre bed-çeşm bed-çihre beddâl bedde bed-dil bed-dimağ bed-dua bed-edâ bedel bedel-i askerî bedel-i cizye bedel-i hâss bedel mâ-yetehallel bedel-i misl bedel-i nakdî bedel-i öşr bedel-i rakabe bedel-i tımâr bedel-i zeâmet bedelen beden bed'en bed-encâm bed-endâm bed-endîş bedene bedenen bedenî. (a. f a h y) .a. (a.) samur kaplı bir nevi ceket.s. budun) kurbanlık deve.) fena kokulu. (bkz: bidde). huk.) fena yapılı. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para.b.b.i.) hâin.i.) nezaketsiz. Has yerine hazîneden verilen para. vücutla ilgili.b. Terbiye-i bedeniyye (a. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık.) yerine.c. güç.b. şahsen.) inkisar.b. (f.s.i.zf. (f.) nazarı değen. (a. ten.s. vücutça. (f.b. (f.s. vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler. 3. askerlik bedeli. terbiyesiz. bedelât) 1. karşılığında.zf. (a. korkak. tar.kaba [kimse]. askere gitmemek için verilen para.b.i.).i. (a. kötümserce. (f.s. cisim. 2.) bakkal. (bkz: ivaz). (f.b. aşk. (f. Buğdan beyleriyle Dobra. (a.i.s. [büyük memurlar giyerdi].s. korkak.

bed-hâl (f.b.b. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime.s.s.b. bedîhî'nin c.a.) içi. 2.) l.) hâli kötü. 2. bedîhiyyât be-der be-dergâh .s. delilsiz. ideal. bedîa (a.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey. 2. bedîhe (a.) bedîhe. göçebe. bed'etmek (a. fenalık isteyene yakışacak surette. bedîa-zâr (a. yeni. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan.) her işin fenalığını isteyen. bedîd. şüpheci. bedîdâr (f.) 1. meydanda. bed-kâr). düşkün.a. bedîh (a. bed-hâhâne (f.f. bed-hâh (f. açık. bedâyi') 1.(f.) başlangıç. eşsiz ve görülüp işitilmemiş.s.s.b. güzel söz söyleyen.i.b. 2.c. bed-fercâm (f.) aleyhte bulunan münafık. eşi ve benzeri olmayan. akla kendiliğinden gelen. bedestân (f. âşkâr.b.b.b. düşünmeden. estetik.t.a. bed'eten (a. dedikoducu. i. bed-hu[y] (f. septik. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü.) hasletleri.b.) 1.s. (bkz: be-ziztân). bedi' (a.i. (bkz.s.b. tar.) dışarı. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı. (f. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi.) meşhur.b. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim.s. kadın adı.).) 1. bed-girdâr (f.zf. mükemmel bir şeyi icâdeden. bed-hisâl (f. 2. huysuz. bedîhî (a.s. Bedevî (a.b. 3.i. (bkz.) başlamak.i.) ilk başta.i. i.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden.i.s.s. garip.s.) âkibeti.) cevheri fena. mayası bozuk.f. bed-gevher (f. bedeviyyet (a.) güzellik yeri. kötü huylu. kapıya çıkma.s. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir. açık olan. fr.m. ed. bedîhiyyât) 1. bed'et (a.s. besbelli.) bedevîlik. çölde yaşayan.) her şeyden şüphe eden. bed-fermâ (f. soysuz. söylemeye alışık bulunan kimse.zf. bed-güher [gevher] (f.b. bedîhe-gû (f.zf. bed-gümân (f. bedîa-i hayâliyye ülkü. birdenbire söylenen güzel söz.s.b.i. i. onun babası Seyyit Mehmed. hüveydâ). mayası bozuk. Seyyit Ali'nin oğludur. sonu fena.) kötülük.c. i.s. kötü huy. bedevî (a. bed-gû (f. görünür.b. göçebelik.) şan ve şerefi büyük olan.) çölde yaşayanlara uygun bir surette.s. gün gibi aşikâr hakikat. huylan kötü. bed-fiâl (f. 2.) 1. tabiatı fena.i.i.s. bedevîyâne (a.b.b. 2.) yaptığı işler kötü olan. başlangıç.

i. hoş. koyu arasındaki kirli bir renk. sütü bozuk. 2. lâtif. 2. parlak dolunay. (a. erkek adı.b.s.s. bedevi.a. işi.) yol gösteren. bider) 1.b. hareketi fena.b. (bkz: bedre2). (f. Necîbiyye'dir]. 2. zf. çapkın [kadın]. kötü damarlı [insan ve hayvan].b.b. (f.b. bedri).s.a.) işi.) soysuz. [bedri kelimesinin müen. (a. 2. güzellik.s.i.) 1. söz dinlemeyen "kimse. aslı bozuk. Bahâiyye. (f. kötü olan.) ayağı uğursuz.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye. hareketi kötü.s. sözünde durmayan. çöl adamı. bir yazı stili. bu savaşa "Bedir Gazası" denir. sarhoşluğu kötü. güzel.b. güçbeğenir. kademsiz. (f.i. çirkin suratlı.b.i.) 1.) bedmestlik. h. bir şeyin karşılığı. işleri kötü idare eden.c.h. fena sarhoş. kötülüğü metheden.s. (a.) 1. (f. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. soysuz.) aslı.) kötü huylu.s.b.b. ed. (f. 3. (f. (f. (bkz. sözünün eri olmayan. (bkz.s.s.) 1. huysuz. delil. sert başlı at. (f. (f.b.a.s. ayın ondördüncü gecesi.) Hz. bayağı [kimse]. (f.s. (a.b. 3. gidişatı fena olan.) ayın on dördüncü gecesi.s. 2. içi altın dolu kese. âsî. bezreka).i.i. Ahmediyye.b. kılavuz. (f.) "gem almaz.a.bedîhiyyet bediî bedîî kırâat bedîiyyât bedîl bed-kadem bed-kâr bed-legâm bed-lika bed-maâş bed-mâye bed-meniş bed-mest bed-mestî bed-mihr bed-nâm bed-nesl bed-nigâh bed-nihâd bed-nijad bed-pesend bed-peymân Bedr bedr bedr-i bülend bedr-i kâmil bedr-i münîr bedr ü kemâl bed-râh bed-râm bed-rân bed-rây bedre bed-reftâr bed-reg bedreka bed-reng bedri bedriyye Bedriyye (a. ilm-i bedâyi').i.s.) açıkla. (bkz: ivaz).b. içi altın dolu kese.s. kötülüğü beğenen. (f.) 1.) aslı kötü. (f. i.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup. kötü sarhoşluk. Kemâliyye.b.) hareketi.) 1.s.i. yakışıklı.s. i. adı kötüye çıkmış. serkeş at"l. insaniyetsiz.b. (bkz. (a. (bkz: bedri). (f.i. kadın adı. süslü.) rezil. besbeüilik. (f. (f.) bedîhî olma. serkeş.b. orospu.b. fena tanınmış. 2. (f.s.s. kendini bilmeyecek derecede sarhoş.s.s.b.b. (f.) yaşayışı davranışı iyi olmayan. .) estetik. (f. kuzu.) soysuz. i.].) 1. 2. aslı fena. oğlak derisi.s. (a. soyu bozuk.) andında. (f.) kötü düşünceli. (f.s. ayın ondördü. (f.s.b.) kötü yüzlü.) fena yola sapan. kötü tabîath.s. 2. müşkülpesent.s.) kötü adlı.) iyilik etmeyen. (a. (f. 2. 2. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi]. rezil.i. dolunay. dâima. (f.) kötü bakışlı.b. (f. açık olma. (a.) 1.b.

) azamet.4.) keder.i. bigas. talihsiz.i. (f.) veda. a.c.b.i.i.). (a. süt lapası.i.c.6. (bkz. omuzda.s.s. aşın.) omuza.s.) fena düşünceli. biçimi kötü.i. bedâat). .i. Allah hakkı için. ödlek. tasa.) eskiden kullanılan zırhlı elbise.b.) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime. ("ga" uzun okunur.s. folluk.s. güzel yüzlü oluş. bayağı adam. tezgâha mahsus ağaç tarak.a. (f. Necîbiyye'dir]. (a.) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri. son derecede.). çok kötü.a. soyu bozuk. iç sıkıntısı.i. bed-sîret).s. (f.i. (f.) hâli. kötü dil. âşyân). (f. lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî. kartal. (bkz: şûr-baht).) korkak. serseri. karga. (bkz. (f. (bkz: zer-beft).b.s.) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş. beter. Ahmediyye. (a. (f. (bkz. pek ziyâde.a. (a.) talihi kötü.) 1.8) sayılan da kullanılır. a. güdük [hayvan]. (bkz. kefterî). Kemâliyye. yuva.i. (f.b.i.) uğursuz.) fena istekli. yüreksiz.) eşkin. ("ga" uzun okunur. (f.a. (f. ("ga" uzun okunur.s. (a.) pek çok. (a.i.) tavrı. esenleme. yaradılışı kötü (f. (f. (f.s.i. (bkz. (f. . (f. (f. (a.b. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2. 2.a. (f.) sık dişli çulha tarağı. ağzı pis.s. [öteki şubeleri Bed-riyye.a. (f-i-) bahar mevsimi.i) susama. (a. esenlik.i.i. tabiatı fena olan. bidrûdj.zf. yürük at ve katır. 2. (f.) 1.b.b.) yaratılışı.b.b.i.1.) güzellik. (f. niyeti bozuk. değersiz kuşlar arasında adı geçer]. gidişi kötü. (bkz: behek). (bkz.i. omuz omuza. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar.a. Zeyniyye.) daha kötü. abası omuzunda. behîme).) sütlâç.) askerlikte keşif kolu takımı. [kelime "befem" şeklinde de kullanılır].z.bedrûd bed-sigâl bed-sîret bed-sirişt bed-sûret bed-şükûn bed-tâli' bed-tedbîr bed-ter bed-tıynet bedûat bedûh be-dûş Abâ-be-dûş Dûş-be-dûş bed-üslûb bed-zebân bed-zehre befm befş beft beftere befterî beganûş begas begayâ begayet begend beğnek Begter behâcet behâim be-hakkı be-hakkı Hudâ Behâiyye behak behâmîn behas behatt (f.b. ahlâksız. (f.e. bügas). ağzı bozuk.). 2.s. (f. debdebe. (bkz: atş). f. kümes.i.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık.s.b. (bkz. tavrı. herkes hakkında kötü söyleyen. bagsân) 1. (f.) kuyruğu kesik.b.s.) hakkı için.) kötü huylu.) tabiatı. (a.

s.m. erkek adı. hayır ve iyilik seven. (a.s.s.) keyfi her zaman yerinde olan [adam]. kadın adı. (f. yalan söz. (f.i.b. cennetlik. güzel. kızmak. 2. lanet. behîre). (bkz.i. (a.).) her. behkele). güleryüzlü [adam]. . az su.i. birikmek. Basra civan v. sevinç. 2.) 1.s.s. (f. meç.) her halde.) 1.i. hep bir yere. hayvanlık hâli. nefret. fırdevs). (bkz: bâhem).b. (bkz: adn.i.) emir ve işte çabukluk. her biri. dik. (a.) toplu. behcet'den) şen.i.i. hebetude. (a. güzel. behak).) güzel ve gösterişli genç [erkek]. (a.i. 2. (a.s. (f. nasıl olursa olsun. (f. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam].s. 2.) 1. (f.) iftira. (a.b. güzel hediye. hep bir yerde.b.a. mutlaka.b.) her halde. hayvanı.s. (f. sıhhat. uçmak. güzel idare. toplanmak. (a. (a.s.) 1. topluluğu bozmuş. fr.) her ay. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir]. 3. (a.) cennete gitmiş. 2. soyu temiz [kadın]. (f.i. (bkz. erkeğin memeleri büyük olma. 2. behâ'dan) güzel.b. pürüzsüz ses. güleryüzlü [kadın]. (f. bihişt. (a.). (a. 2. sağlık.s.i. Şam ovası. (bkz. (a. bir işi çabuk görme ve tutma. bahhâs).b.i.) cemiyeti dağıtmış. (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi.s. behâim. müteessir olmak. güleryüzlülük. güzellik. (a.) l. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam]. 2.) behişte mensup.). şen.b.) cennet gibi yer. her bir.) 1. (a. behâyim) dört ayaklı hayvan.a.) cennet gibi güzel yüzlü.s.) cennet. sütlâç.) kaybolmuş cennet.zf.i.c. mutlaka. alacasız hayvan. (bkz: behkene).) huri gibi güzel yüzlü. birarada. (a.s.a. behî Hediyye-i behiyye idâre-i behiyye behkele behken behkene behkeşe behl (f.zf. (a. (f.i. (f.) iyilik.) 1.) hayvana mensup. şirinlik. (bkz: behîle).) narin.s. düz siyah şey. (bkz. (f. (f. (f.). sırtlan yavrusu.) meskeni' cennette olan (= merhum). (f. ince ve güzel vücutlu kız. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. (a. sevgili.s.s.s. hayvanlık.b.) cennette oturan.zf. elbette.b.i. s.i. (f.) 1.behbûd behc behcet behdel behek behem behem-ber-âmden be-heme-hâl behem-zede beher be-her-hâl beher-mâh behet behhâs behîc behîce behîle behîm behîme Behîmî behîmiyyet behîr behîre behişt behişt-i dünyâ behişt-i gümgeşt behişt-âşiyân behişt-hırâm behiştî behiştî-rû behişt-nişîn behişt-sîmâ behişt-zâr behîte behiyye. (f. (a.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın]. az şey.i. 2.

) şeriklik. 2. (f.) sakîl.i. fazla. (f. erkek adı. güler yüzlü.i. (f. (bkz: behre-dâr).s. bot.s.i. (a. nasip. (f.) hisse. iş. asfur çiçeği. tedbirli. keçi otu. bâtıl. kırmızı gül. ortak. 2.) behremendlik.b. (f.) . (f. 3. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot.i. 2.i. 4. 3. boş.s.s. pay.) 1. bâh-nâme).i. i.s.b. kırmızı düzgün.) 1. çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür]. c.i. (f. güler yüzlü. 4.) şişmanca ve vücudu güzel kadın.) 1.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. uzaklık. 2. mesafe. 1.s.zf. (f.b.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare. (a.) behrelilik. (bkz: behre-mend). çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı. buzağı.b. oğlak. c. delice hareketleriyle meşhur olmuştu. çok gülücü. (f. çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı. behremen behreme behreme behremend behre-mendî (f. kadınların kullandıkları allık. (bkz: behrâmen). (f. yaralardan gelen irin. (a. ortaklık.i.h. bir nevi kırmızı yakut. pay-hhk. (bkz. miskab).i.s. (a.c. 2.s.behle behlel behlûl Behlûl behmân behmâr behme behmen Behmen beh-nâme behnân behnâne behnâne behne behneke behnes behr behrâ behrâm behrâme behrâmec behrâmen behrâm-tel behre behre-ber behre-berî behrec behre-dâr behre-dârî behrek behrem behremân. filan.) asfur çiçeği.) yumuşak [yer].) 1. beyaz pide. (f. maymun. (f-i-) (bkz: behrâmen). (a. çirkin [adam]. bihâm . felâket. eksik veya ayan bozuk para. yeşil elbise. 2.i. boşuna.h. (bkz: bühme).güleç.zf. kavrayışlı. (f.) burgu. arzuya bırakılmış şey.) 1. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur. Acem pehlivanlarından birinin adı. 2. 2.) 1. 2.i. bühlûl). (bkz: nıatkab. paylı. (bkz.i.) çok ziyâde.) behreli. kırmızı gül.) 1.) kalın kuşçu eldiveni. iyi huylu ve dâima gülen kadın. (f.) behreli. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru .) 1. . (bkz: bâhmân). (a.i. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş. (a.) 1. (f.i.i. behrelilik. 3. çok gülen.b. 3. kadın adı. filanca.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup. 3. bihâmât) 1. anlayışlı. kuzu. (f. (bkz.s.b. hayır sahibi. (f.i. kaba. 2.i. (a.) abes. ümidin boşa çıkması. Hindlileriıı ibâdeti. (f. saç ve sakalı kına ile boyama. her renkte olan leylâk çiçeği. ondan dolayı. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. 3. faydasız.i. (a.) 1. 3. 2. 2.) onun için. (a. bühlel). (bkz: behrâmec). 2. beyhude. kısmet. (f. (a. Merih yıldızı.) 1. bühüm.i. işe yaramaz şey. (a. (f.) l.i. zekî. hisseli. [doğrusu pehnâne'dir]. iyi huylu ve dâima gülen adam.) şerik. (a.b. hisseli.s. 2.i.

2. 1039 (1629/1630)].) geçim darlığı.) maksat ve meramına ulaşan.zf. (f.s. şiddetle göğse vurma. [bu iki mânâdaki c.i. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik. ergen [kimscj.) hükmünce. 4.i. ("ka" uzun okunur.) dediğine göre. peksimet.zf. (f-i-) l.) yakışıklı. 2. genç. makara.) devam. kederli. pejmürde.i. kanunu koyana göre. alalie.s.behrever behre-yâb behs behsûs beht behte uğramak behtere Behûriyye-i halvetiyye behût be-hükm behv behv. yalan. şöhretin bekası. (a. (a. (a. ahras. neşe ve güleryüzle karşılama.) el içinde. (a.) hisse ve nasîbi olan.c.i. b.) 1. pesmet. iyi nâmın kalması.i.) şaşkınlık. (bkz. 2.s. içkiye düşkün adam. yer altında hayvan ağılı. be's). 2.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri. a.) bir miktar. "ebhâ.s. hüzünlü.h.) erkek görmemiş kızın hâli. cür'et.i. (bkz: Mekke). az şey. 4.). kızlık. kahraman.s. sabah.) katı ekmek. çıkrık.) yalan söyleme. donakalmak.) 1. ermek. (bkz: nail olmak). sarhoş. çok içki içen. 5.i. sofa. Edirneli olup Alî-yür-. (f.) l .a. göğsün içi. evvelki hal üzere kalmak. avuçta. yer. erken. çardak. (a. (bkz bakkam).) Mekke'nin eski adı. (a. misafir odası. (f. yiğit [adam].) dilsiz [adam]. bâkilik. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı.i. (a. boğazdan mideye kadar olan aralık.i. 2. şaşakalmak. bühüvv" gelir]. kızoğlan kızlık. 2. sözüne göre. (d.) kırmızı boya ağacı. ileri kakma.s. s.i. . yaslı. (bkz.i. (a.) 1.ö. cumba. (bkz: küfv. (f.i.i.i. kuyu vesâirede kullanılan çark. behve behz beis bejendî bejmân beka beka-yı şöhret bekâm bekâm olmak bekâmet bekâr bekâret be-kavl be-kavl-i âri' be-kef bekîl bekîm Bekke Bekkem bekre bekrevî bekrî Bekriyye-i Halvetiyye beksimat bektâş (f.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire]. muâdil). salon. 2. (a. (a.) hisse ve nasibini almış. (a. fr. (a. (a.b. bikr). yırtık. (f.) hiç evlenmemiş. (f.) 1. (f. (a. süslü delikanlı. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur.f. (f.i.b. geniş meydan.i.b. 3.ûmî'den hilâfet almıştır. yılmamazlık. (bkz: mebhût olmak).i.) akran. (a. (a. ? . 3.) dilsizlik. (a. eş.zf. hayranlık.i. (bkz.s. (a. bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira. köşk.s. (bkz: bikâmet). kazanmak ve maksadına ulaşmak. s. (a. ebkem). 3. hükmüyle.i. sebat. (a. rahim ile mahrecinin arası. dökük. 5.

ıslatış. (a.) belagat füruşluk. (a. kopuk. eriştirme. bülbül'ün c. pürüzsüz söz söyleme.) uzdillilik taslayan. 2 . (a. [kadınların kullandığı].b. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır]. (f.s.) 1. (f.) belâ çeken. fr. (f. gümüş.) çöller. yetiştirme. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı. (a. kalın kafalılık.) belâ çekmiş.f. (f.i. 2 . ilk evlat. (a.i. (a. eziyet ve sıkıntı çeken. (a.) ayaklan alacalı olan at. emme. bektâşi'nin c. terbiyesiz.bektaşlık Bektâşî Bektâşiyân bekûrî bekûriyyet be-küsiste bel' bel'-i lokma bel bel belâ Kalû-belâ belâ belâ-yı berzah belâ-yı hilkat belâ-yı nâgâh belâ-yı siyâh belâbil belâbil belâde.i. keder. (bkz: beyân). kuruntular. ıslaklık. pisboğaz. uzdillilik.c.s. acı olan hâdiseler. belâya çatmış.) ökçe. akılsızlık. kusursuz. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. pekî. güzel. fena şey. (a.) 1.s. uzdillilik. (a.s.e. alıklık. kopmuş. lokmanın yutulması. belbâl'in c. 2. düşük. yutma.i. hayhay.) belki. (a. âfet. (a. tasalar. müzevir. ve i. şey.f.b. (bkz: bilâl).f. sözün düzgün. obur.b.i. günahkâr.i.) uzdillilikle.f. 2.) 1.h. ilâhî teblîgat.i. gevşek. (a. telâşlar.f.b. iki belâ arasında berzah gibi olan yer.) ilk doğan çocuk.s.) 1.) evet.) su gibi ıslatan. belâdûr belâ-dîde belâg belâg-ul-mübîn belâgat belâgat-fürûş belâgat-fürûşâne belâgat-fürûşî belâgat-perdâz belâhet belak belâ-keş belâ-keşîde belâkîk belâl bel'am müsâvîlik. budalalık.i. sersemlik. Bektâşiler. (a. (a.e. 2. yeniçeriler. (a. (a.) belâ görmüş. yutulma.b.) 1. eşitlik.f. (a. büyük gaile.s. iyi. aç gözlü.) 1.i. çözük.) ilk evlâtlık. çözülmüş. apansızın gelen belâ. 2.b. (a. altın.) 1. gelin tacı.) vesveseler.i. (a. (bkz: anadil). apathie.s.s.) bönlük. uzdilli olana yakışacak surette. Kur'ân-ı Kerîm. (bkz: ârî.i. (a. Hz. ceza. yaratılış belâsı. musibet. (f.b. (bkz: bilâ-de).i. 2.) izansızhk. (kara belâ) meç. ed.) bülbüller. yetiştirilen söz. belâya) gam. belî). 2. (a. abrutissement. yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı.i.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse. zümrüt gibi süs eşyası.i. (a.i.) 1.s.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen. yakut. kötü kimse.f. (a.i.i. elmas. bülukka'nın c. belâ savmak için verilen sadaka. (a. . gayet zor iş.zf. evet dediler.s. olaylar. düz ovalar. belâd belâdet belâdır.

belâ). Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere.) dudakta.) ıslatma.c. ıslaklık. dağ soğanı.) pelit ağacı.s. belâbil) vesvese. 2. bellût (a.) katran.f. tasa. tasalar. hattâ. bülega) 1. bir çeşit yerli kumaş. belel (a.i. belî (f.s. (bkz. belmâ. belsemî belârek.i. pelesenk ağacı. ne bilirsin. belîg-âne (a. belme-rîş (f. belîha (a.) 1.s. belvâ). alaca bacaklı [at]. 4.c.b. belham (a. (bkz: belendîn).s. beliyyât) felâket. bön. kapı pervazı ve çerçevesi. sar-mısak.) belediye. meşe palamudu.) kabasakal. belensem (a. belka' ("ka" uzun okunur. memleket. bilâd. belmâ-rîş (f.f. belme (f.) bot. cevherli. geniş olan kadın. belde (a.b. bellûa (a. be-leb (f.i.i. a. yer palamudu. tasa. kederler. bilâh) arkası büyük. buldan) şehir. 2.f.) kapı pervazı. düzgün söz söyleyen. belka' (a. umulur. belediyye (a. harap ve boş [yer].) beliğcesine. belendîn (f. beled (a. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş. (bkz: bülend). belîd (a. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme. beleh (a.(f.) ihtimâl.e.i. tasalar. budala.i. kasavet.s. küçük aptest bozulacak yer. yağmurlu. 2.s.) tenha [çöl]. zafer. belâ-zede (a.i. serin rüzgâr. hastalıktan iyileşen.e.) alaca. ahmak. belend (f. beliyye'nin c. 5.i. belâgat'den c.i. ahmaklık. pelesenk yağı ile "ilgili. (bkz: ârî.) 1. 2.i. iri. yaşlık.) 1.c. (bkz: belend2). 2. beledî (a. olabilir.s. şehirli. bir şehrin temizliğine. belbâle (a. fasîh ve düzgün olarak. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır]. s.b. 2. belîl (a.s.b. kılıç.s. belâ-senc (a.i. düşkünlük. (bkz.i.i.i. belâya.c. kavga. mücâdele. beliyyât (a. belâlek . 2.zf. memleketli.) belâya uğramış. temreni. beliyye'nin c. ok mahfazası. bir çeşit haşhaş. kasavetler. fasîh. kuruntu. pencere çerçevesinin alt tahtası.) 1. belbâl. keder.i. ıslanmış şey. belki (f. kasaba.s. i.) felâketler. (bkz: belibil).zf. 3. sersem.) 1. 6. balsama ve bu ağacın yağı. 2. kaba şey. bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire. Can-be-leb canı dudakta. Beled-ullah.s. fasîh. belesân (f. cilt bezi.) belâ tartan. gamlar.i. mihnet. telâş. kılıcın cevheri ve menevişi. belmâ-rîş).) evet.) faydasız.) saban [çiftçilikte]. keder. belâyâ (a.b.). kederler. iyi su verilmiş çelik. düzgün [söz veya eser]. bell (a.) felâketler. gamlar.s. beliğ (a. ahmak. belâdet'den) iz'ansız. beliyye (a.) şehir.i.s. memleket. belbûs yabani soğan. bellût-ül-arz bot.) bönlük.) 1. ölecek halde.

hîleci. 8. hastalıktan kurtulma.) kırlangıç. (bkz: beng).) bot. (a. kan çıbanı. kınaçiçeğigil-ler.i. 2.) iri çıban. ıztırap. muz. muz. su biriktirmek için iki dağ arasında yapılan set. madde. bağ. 4. palamutlar. (a.) keder.i. ünlü. bunduk'un c. gönül bağı. (a. 6. makale. meşhur.i. (bkz. (f. benetnash. (f. 2.belsemiyye beltem belû' Belûcî belûl bel'ûm belûs. duvardan dışarı çıkan direk ucu. sâde kostüm. yular. fıkra. (a. 2. Alkaid. tevazu. yuvarlak. lât.i. parmak uçları. (a. (f.i.). pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir.) parmak ucu. bint'in c. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası. sevgi. (f. 2. (bkz. 3. "-bülûl" şeklinde kullanılır]. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot. ["bene". 2.) ticâret yerleri. 7 . kadın kısmı. 1. fr.) "ban otu" denilen. 2. (f. s. eta Ursus Majoris.) Belûcistanlı. [kelime "kesb-i belûl" veya. (f. ekşi elma.i. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım.i. meşe ağacı meyvası. kurşunlar.i.) nakışsız. 1) naaş kızları. parmakla gösterilir. bağlı. (bkz. bel'den) çok yiyici.) 1. (f. mafsal.i. fr. kanun.i. (f. pes perde. bağlama.s. (bkz: bülûl). (a. (demir bağ) kelepçe. ing. yalan.) l. 2.i. (a.s. (a.) defa. (a. harman.hîle. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır]. (a.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. kızlar. 3.) bot. (a. tasa. s. (f.i. alâka.) bot. bağ. (bkz: bünbek). [bâzan "el" mânâsına da gelir].i. balsaminees. [nazımda bem şeklinde kullanılır]. 5 . (a.i. kadınlar. su mecrası için yapılan kemer. semiz kızlar. etli. ekin.) 1. tambur gibi çalgılara takılan tel. felâket. bülûs belût belûtiyye belvâ belvâje belvâye belvâz belyâd bemm Zîr ü bemm ben benâbe benâdık benâdir be-nâm benâm benân Müşar-ün-b'il-benân benât benât-ı Havvâ benât-ı na'ş benât-ül-lahm benâver benbek benbel benc bend bend-i âhenîn bend-i dil bend-i hisâr (a.i. ticâret iskeleleri. bender'in c.) 1. ekşi şey. 2. fındıklar.) çıkıntı. rabıta.i. (bkz: tercî-i bend.) 1. (f. nöbet.i. (bkz: ekûl). çitlenbik.i. (f.) 1. (a. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır]. meşhur. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna . dolan. bebekler. kuklalar. terkîb-i bend).s.i.i. meşe ağacı. bilye). birini emri altına alma. boğum.s.) kurtulma. 2) astr.i.b. (a. e d. palamut.) 1.) peltek [adam].) parmaklar. en ince ve en kalın tel. beliyye. (f.) [doğrusu bül'ûm'dur]. bâm2). Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı.i. ilgi.h.i. sûz-i dil. bağlayan. baraj.) namlı. gam. (a. bül'ûm).i. bağlanmış. 3.

adam besleyici.i.i. köle. (f.i. düşkün köle. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi.s.) bende-nuvâzcasına. çâker-hâne). benâdir) ticâret yeri.) işlek iskele. 2. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı. (bkz. bendek).) köle çocuğu. gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet.). emir kulu. (bkz: bendime. kopça. (bkz. kölenizin evi (= bizim ev). (f. satın alınmış köle. köle. kul.b. intisâbeden.) kul.i. Pûselik için re bekar. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek.i. (f. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra. kulağı halkalı köle. (f.zf. ferman kölesi.zf. (f. bende'nin c.c. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır.i.bend ü belâ bendaka bende bende-i direm harîde bende-i efgende bende-i halka-begûş bendeferman bende-i üfkende bende-i hirîde bende-niz bende-gân bende-gî bende-hâne bendek bendene bende-nuvâz bende-nuvâzâne bende-perver bende-perverâne bende-perverî bender benderek bender-gâh. mendirek. öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde.i. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan.b.) 1.) küçük iskele. bendeye mensup. iyi muamelede bulunma. taraftar.) atılmış pamuk yumağı. köleler. bendegân) 1.) esir.i. sert bakış. Makam.i.) bende-pervercesine. (f. (bkz. hiddetli bakma. meç.b.i.b. kulunu. (f.i. işlek ticâret iskelesi. (bkz. (f. (bkz. (f. (f. meç.c.b.) 1. adamını taltif eden. bağlı. itaatli. sultânî-yegâh icra edilmektedir. bendîme. kölelik.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme.) [eski nezâket dilinde] köle evi. abd). re bekar. (f. 2. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. bendeş). [eski nezâket dilinde] köleniz. (f. vurgun kul.b.) çuvaldız.) köle besleyicilik. köleye ait.i. (f. (f. liman. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale. kullar.s. ubûdiyyet). bendelik. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü.b.) 1. bender-geh benderz bendeş bende-zâde bendî sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir. pûselik'in re şeddi yapılarak.a. sultânî-yegâh için de sol bekar.b. Makam umumiyetle inicidir.i. 2. bir şeyi fındık gibi ufaklama. köle.b. şehir.) kölesini. (a. (f. (f.i. (f. 2. pâdişâh hizmetinde olanlar. kulluk. (f. sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır. . para ile satın alınmış köle. bendine).i. eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir. esir.

c. küme.) oğullar.) bot. (a.) mor renk. 2.i.) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış.). i. çekinme. ip. (f.) menekşe renkli. (a. (f. benve).) ince urgan.) . asıl.i. (f. esrar. insanlar. savat. (f. (bkz. (f. 2. dülger. gökyüzü. c.i. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır. (f. kalfa. (bkz: bene). keçeden yapılmış Türkmen evi. 2. i.) kötülükten. eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı. oğul ile ilgili. esvabın koltuk altındaki parçası. benâyık) 1. [benî kelimesi. (a. (bkz. violacees. 2. (a.) yığın.i. (a. (f. bağlanmış. (a.) oğula mensup.i. (a. esir. (bkz: benefsec). (a. temkinli [kimse].i.i. (bkz: menefşe).b.menekşe tarlası. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri.b.i.i. (f. akıllı. bendine). binâ'dan) yapı yapan. (a. köle olan.) cetvel.) çocukları uyutmak için söylenen ninni. Yahudiler. (f.i. fenalıktan kaçınma. 2.) benk tiryakisi. (a i) . (f. düğme. burçak nevinden.) bot. (f.b. bağlı. binan) güzel koku. (a. İsrail oğulları.b. s.i. i.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş.) "Kâ'be-i muazzama".) tar. menekşe rengi.s.i. (f. 2. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi]. mercimeğe benzer bir mahsûl.i.i.s.) keten bezinin en iyisi.) menekşe. ihmal. Ademoğullan.b. esrarkeş. .i. (f.) çok zaman çorap yapılan adî ipek. benefşî benefşe benefşe-gûn benefşe-zâr benek benek-i büzürg benes benevî benevre beng bengâh bengere bengî benî benî Âdem benî beşer benî Hâşim benî İsrâil benî Ümeyye benîk benîka benîn Beniyye benka bennâ bennâk benne benş benû. (a. (a. bendime. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur. fr. s. (f. ibn'in c.) 1.s.) 1. menekşegiller. (f.s. (f. palamar. tembellik.i. (f. (f. küçük çitlen-bik.) 1. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak delik. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir].i. oğullar.s. su bendi. ilik. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu. insanlar. Emevîler. [bu resim. mor. 2. Hâşim oğulları.i.i. atın göğsünden yukarı. 3. esas. bendene. mimar. benûh (f. bendîme bendîne bendiş bend-rûg bendukî bene benefsec benefsenciyye benefş. menekşe. bendîme).) 1. (bkz.bendîde bendime. temel.) 1. c.i.) menekşelik.) 1. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı.i.i. kanal.i.

yaprak. sîne.s. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika. meyva.). iyilik. berâhîn (a. berâgîs (a. Dil-ber gönül alan. berâhîn-i katıa kat'î. bepga ("ga" uzun okunur. bir arada. evin kapısı. gönderilmiş. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller. meziyet.) birlikte bulunan. ben-vân (f-b. bir kitabın. 2. berâhîhte.a. benve (f. genişlik.) pireler.e. yaratma. sahralar. leke hastalığı. berâhencîde (f. Berâmike (a. berâbir.i.s. berât (a.i. -ber (f. anlık.i!) 1. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi.) açık. olgunluk. bürhân'ın c.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma.) alan. Semen-ber ak göğüslü. aklanma. berât gecesi Peygamberimize. getiren götüren. bürgus'un c.i. berâat-i istihlâl ed. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman. 5. ekin bekçisi. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren. berâbire (a. (bkz: bur'. meme. güzellik. papağan.) beraberlik. farksızlık. (bkz. berânis (a. [berg'in hafifletilmişi].c. başkanlan. berehmen'in c.) çekilmiş. kucak.i.) fazilet.i bürcüme'nin c. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller.i.i.i. ber-akis (f.benûn. [çok zaman silâh hakkında]. tanıklar. bürsün'ün c. aklık. çıkanlmış.) üste getiren. berâberî (f. genç kadın. berârende (f.i. kesin deliller. berriyye'nin c.) çöller. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman.s. (bkz: bürnüs). berâber (f. bürnüs'ün c. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi. harman.i.) tersine. aşağıda olduğu gibi. 4. benû (ibn'in c. 3.). berârî (a. aklık. boğumlar. berâhime (a. en.) yırtıcı hayvan pençeleri. 7.) Berberistan adamları. h.i.b. ber-nehc-i şer'î huk.i. üzerine getiren. ber-vech-i âtî.) deliller. müsâvîlik. müsâvî.i. göğüs. 2.) l. farksız. 6.) oğullar. berâat (a.)tarla. (bkz. yollanılmış. i. (bkz. bir hizada.i.i. f. . berevât) [eskiden] rütbe. tanıklar. 8. berât-ı cibâyet vergi. ber (f.) yola çıkanlmış.) mafsallar. benû. bir şiirin veya bir makalenin başında.b. aksine. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış. berâhîde (f. berâh (a. işlenmemiş ve ağaçsız bölge.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri. bebga).) dudu. yemiş.e. berâcim (a. abraşlık.) üzere.).i.s.s. ber (f. benûh). hasta iyiliğe dönme. ber' (a. beras berâsin (a. Bermekî'nin c. buru1). Bermek). şer'î usul veçhile. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. berâet (a.i.

çardak.s.i.i. (f.oturan halktan olan. doğrulamak için.s.i. (a. bırtîl'in c.) 1. (bkz.) rüşvetler. fena.s. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim. 2. bilgi vermek için. 2. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. maksadıyla. münzevî.b. bütün halk. gezinti için. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey. harap.) 1. 2.s. (f.) l. kaz göğüslü.s. (f.) 1. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. doğru ve münâsip. kameriye. (bkz: cihân-nümâ).i.) berber dükkânı. (f. (f.berât-ı terhânî berâtî berâtîl ber-âver berâverde berây berây-ı cinsiyyet berây-i hâtır berây-i isticvâb berây-i istikbâl berây-i ma'lûmat berây-i maslahat berây-i nezâket berây-i tasdîk berây-i tebdîl-i hevâ berây-i tedâvî berây-i tenezzüh berâyâ Reâyâ ve berâyâ ber-bâd berbah berbâr. 2. hediyeler.) 1. hatır için. (a. nezâket. iş için. sorgu maksadıyla.s. saç kesen kimse.) anat.e. (f.b. bircîs). seçme. (f. (bkz: çespân).) 1. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli kısmı.) eteği toplu. 2.) 1. yaratıklar. halk.i. sebat edici. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse.s. sütü çok olan deve. tam. f r. berbâre ber-batt ber-belend ber-bend berber berber-hâne berberî Berberistân ber-câ Nâ-bercâ Pâ-bercâ berced ber-ceste Bercîs berçîde berçîde-dâmen berd gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman. ed. münasebetsiz. uygunsuz. tahtaboş.i. kalın kilim. (f. tıraş eden. 2. karşılamak için.b.b. insanlar. evin damında bulunan oda. (f.i.i. epi-didyme. sağlam ve lâtif. (a. 2.b. [bunun dışındakilere reaya denirdi].) yerinde.) Berber kavmine mensup olan. . mahlrkat. erbezi üstü. pis. (f. lyre. tedâvî için. i.) gayet yüksek yer veya rütbe.b. 2. zahmetsizce hatıra geliveren. (h. hemcins olması dolayısı yla.s. (f.s.i. (a. beriyye'nin c.s. fr. ayrılmış. perişan.f.) 1. kirli.) toplanmış.) yemiş ağacı.s. (a. halkın. tasdik etmek. 3. 3. kibarlık îcâbı. sundurma. 2. seçilmiş şey. lir. (f. 3. (f. "Müşteri" denilen yıldız. viran. (a. dünyâdan elini eteğini çekmiş. Türk halısı. sabit.) soğuk.) fukaraya verilen eski elbise. yerinde değil. cinsiyet için.) için.) Berberler ülkesi. 4. hava değişimi için. (a.i. (a. devşirilmiş.i.b. (f.) 1.

cilalama. (f. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır.) hek. saadetler.) 1. 2. (f.) omuz üzerinde.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe. kâr. (f. (a. esirlik. Tanrı vergisi. (bkz. Tabiî mertebesi 32/4 dür.) 1. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. 2. esaret. dâim. i. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir. (f.) 1. yükseğe kaldırılmış.s. (bkz: ebrencen. asma ve kabak çardağı.) 1. saadet. (f. hayırlar. (bkz. (bkz: bü-rehnegî). (f. bir yana atan. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir.) kocakarı soğuğu. (a. üryan).) 1.) yükseğe kaldırılmış.i. Suriye'de iki nehir.i. . Tanrı kelâmının verdiği feyizler. nakışsız ipek kumaş. devamlı. (f.b. 2.c. düzleme. asılmış [insan]. salbedilmiş. tutsak. daimî).zf. yok eden. bolluklar.i. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. kadın bileziği.) muz.a.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. mîde dolgunluğu hastalığı.s.s.) çıplaklık. (f.i.) 1.berd-i acûz berdâht berçîn ber-dâr berdâşte berde berde Dâ-ül-berdet berdegî Berdeng ber-devâm berdiyy ber-dûş Hâne ber-dûş berd-ül-acûz bere bere-i felek bered ber-efşân berehmen berehmen.) 1. berâhime) 1. on iki burçtan biri. Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç. (a. bereketler. berencîn berend berendâhte ber-endâz kocakarı soğuğu. 3. kılıcın suyu. (f. maslûb).i. (a.i. üste. (f. (bkz: berd-ül acûz düzeltme. kılıç. (f-s.i.i. (f. (evi omuzunda) serseri.s. 2. bolluklar. (bkz: bürehne. bolluk. 2. (bkz: hamel). Hicaz'da bir dağ adı.i. mîde dolgunluğu.s. sivar).) puta tapan. 2. (f. karavaş.b. keskin hançer.i.) kuzu.s.) devam üzere. yukarıya kaldırıp atan. (bkz. yükseğe çıkarılmış. (f. (f. 3. mutluluklar. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları. Brahma dîninde olan. (a. (f.c. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır. omuzda. pala gibi âletler. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır. peşrev.s.) ' kölelik. hasır otu. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç. b.) toplayıcı. (bkz. mutluluk.i. bende).) çıplak. 2. köle. 2. 2. (f.i. bereket'in c. (a. Bu usûl. berekât) 1. herek. pürüzünü giderme. berhemen berehne berehnegî berehrehe berekât berekât-ı kelâm-ullah bereket berem berencen.) esir. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı. yemişli.) en çok fırtınalı havada yağan dolu.s. meymenetler.i.b. 2. hamel burcu.s. (a. (a. perdaht). [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk]. bir köy. meymenet. parlatma.

dudakların çevresi. 2.s.s. ağaç yaprağı. malzeme.ber-endâze berere berevât berevât-ı şerîfe berf berf-âb berf-âlûd berf-dân berf-dâr berfend berfîn berf-nâk berf-pâre berfûz.i. berg ü bâr berg ü şâh bergab bergamân bergâşte berg-bîd bergerde bergeşîde bergeşte bergeşte-ahter bergeşte-baht bergeşte-hâl bergeşte-rûz berg-rîz berg-rîzân bergüstvân (bkz: ber-endâz).a.) yaprak döken.b. ejder. yaprak dökümü. kar ile ilgili. karlı soğuk su. sonbahar. düşkün. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi. tartılmış.s.i. karlık. (f. 2) hediye. kuvvet. sonbahar. (f.) büyük yılan. mal. dal budak.) yaprak. ahenk.s. (f.b. s.) yaprak döken. 3. (f. gül yaprağı. (f.) yıldızı tersine dönmüş.s. yük. yeşil yaprak. (a.i. set.s.i.i. sıyrılmış. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu.) [eskiden] rütbe. (f.) fena talih.) kardan. berât'ın c. (f.s. (bkz. (f. talihi ters.b. [kelime Farsçada "azık. geçinecek şey. takat.b. kar içinde.) ezberlenmiş. sonbahar yaprağı. azm. (f. (f. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir].s. . derin yer.s.i. işi bozulmuş. bot.b. güzel söz.) geçimi güçleşmiş. haşa. s.b.b. (f.s.) günü dönmüş. (f. (f. (bkz: berig).b.). berfûs berg berg berg-i bîd berg-i çeşm berg-i diraht berg-i gül berg-i hâllkârî berg-i hazân berg-i ıtrî berg-i sebz berg-i ter berg ü nevâ berg ü sâz. çini veya tezhipte kullanılan. hazırlık.b.) yüz çevirmiş. çekilmiş.) kar. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi. karı eksik olmayan.i. berg-i bîd). 1) söğüt yaprağı. niyet. (f. g. talihsiz.) su bendi. (f. pâdişâhlar tarafından verilen beratlar. 1) yeşil yaprak.b.i.) kar parçası. (f. (f. (f. berr'in c. (f.) 1. bot. g. s. nağme.s.) karsuyu. (f. (a. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.i. (f. yüz çevirmiş.) kış yaz karlı olan.) 1.) karlı.b.s. göz kapağı. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki. bot.) tersine dönmüş.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü. (f. (f-b. (f. gereç. ters olmuş.) bent. (f.b. (bkz: berg--bîd).) buzhane.) hayır sahibi olan doğru kimseler.s. (bkz: sele).s.i.i.) ağzın dış kenarı. s. su biriktirilen yer. 2. asker. hatırda tutulmuş.i. (bkz: gaşiye1.s.) kara batmış. (f. yiyinti.b. güz.s. nemed-zîn). iyilik severler.

(a.) silâh çekilmiş. ziya).) müddet. ulaklar.i.i.s. sıçrayan.s. nasîp. ters.i.) postacılar. (f-i-) l. (a.b. varoş. (a.) dağarcık.) eski veya harap bulunan büyük ev.) kalkan. (a.i.) ışık.b.i. balık. berâyâ) 1. en yüce. (f. Muhammed.s. 2. (f. (bkz: beve). dağınık. ulak.b.) karmakanşık eden.c.c. hisar.i. yarık. haberci. minder. (a. (a. parıltı. torba. Satürn gezegeni (Zuhal). benzen). habîsa).b.) 1. dâire. delik. çöl. habîs. (f. (f. küçük ev. kurtulmuş.) içinde ekmek pişirilen ocak.) kalkmış.) şiddetli kasırga. (f.b.i. berâet'den) salim.s. az şey. halk. 5. (f. kadın. (bkz: berhüyûn). altını üstüne getiren.) berhudar olan. berhâst ber-hayât berhe berhe min-ez-zemân berhem berhem-hurde berhem-zede berhem-zen ber-hevâ berhîhte berhîz berhûd berhûh berhûn berhûr ber-hurdâr berhur-dârî berhûz berhüyûn berî berîa berîcen berîd berîd-i cânân Berîd-i felek berîd-tayr berîdân berig berîk berîke Berîn Bâd-i berîn berî-üz-zimme beriyye Hayr-ül-beriyye berîzen berj berk (f. (f.i.) sabun.) hisse.b.i.) 1. (f. diri.i.s. (f. uçurulmuş. (a. bir müddet için. kaybolmuş. sahra.) zimmeti temiz olan. (bkz.b. (bkz: bevj). kemer.i. 2. yırtık. tatar. tan zamanı esen yel.s. bir döşekte beraber yatılan kimse. (f. Hz.i.) seçme.c.s. fırın.b. pek yüksek. (f. onma. şimşek. aklanmış. (bkz: buruk. bürhûn).bergüzâr ber-güzîde berh berhâbe berhâne berhâste.s.) haber kuşu. 4.i.i. (a. kır. (bkz: berhûn). parça. (bkz: semek).) karışık.) havaya gitmiş.i.b. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit.a. onan. hisse.) karmakarışık. (f. insanlar. (f. sevgilinin habercisi.s.) "çarpışarak" birbirine girmiş.b. yaratık. 3. su birikintisi. (f.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili.b. (bkz. seçkin. ortası boş nesne. temiz.s. (a.) hediye. 2. (a.s.) berhudar olma. (f. ınes'ut olan.) un helvası. 2. (f.s.b.b.s.b. su çevrintisi. zaman. (f. hâtıra. yatak. 2.s. hamle edilmiş.(bkz: berîcen). sevinme.i. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık.a. 3. set.i. (f.s.b. döşek. (f. oda.i. (f.çember. haberciler. altı üstüne getirilmiş. andaç. (f. (f. (bkz: berg). . (f.) bent. (f-i-).i.s. pay. berîdân) postacı.) saçmasapan söz. buruk) şimşek. atılan. (f.) sağ. girdap. berîd'in c. nasip.). (bkz: pertev. ayaklanmış.

s. sancı.) kararlı. (f. .) şimşek gibi. delikanlılık.i. romatizma sancısı.i. devamlı. meç. ayak üzerinde.i.kann ağrısı.b. (f.) Çok ince ipek kumaş.f.) parlayıcı.) eskisi gibi. (a.) 1. (f-i.) peçe. (a.s. her zaman olduğu üzere. 2. (f. yerli. şimşek gibi.b. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor].i. kıvılcım yağdıran şimşek. deniz ve kara. Fâzıl. zirve). berânî) 1. i. büyük küp. (f. (f.b. (a. kökünden çıkarılmış. (bkz: kemâ-kân). cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep.s.) şey. göz kamaştıran şimşek. buyurulan.) şakıma. (a.) mükemmel.s.b. zerdali. (a.) gençlik.) yuvası şimşek olan. doruk. kürkü.) ezberleme. âdet olduğu. yıkılmamış.) kara toprak.) genç.a. nesne. parlak. (f. ["berkî'nin müen"].b.) arzusuna kavuşan. sökülmüş.b. 2.s. çarçabuk. (a. yiğit.i. (f.s.) l.) koparılmış.i. küçük horoz. [bağış. (f. (a.) alışıldığı.) mucibince. (f. çekilmiş. gereğince.a. (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu. emredilen şey. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır]. (f.) şeftali. ihtiyar ve genç. Avrupa.s. 3. (bkz: unvan).a. kınından çıkarılmış. Afrika.b. kayısı. mafsal ağrısı. (eski karalar. bürku'). i.) 1. (f.zf. su aygın. (f.i.) şimşek gibi yakıcı. Cafer adında dört oğlunun soyadı. (a.i. ince tül.b.i.i.i.b. ilerletilmiş. (bkz: bürka1.f. (a. (bkz: kal'). pırıldayın. (a. Yahya.c. Yemen kılıcı. mektup başlığı.b. dileğine eren. 2.s. çekilip meydana getirilmiş.) şimşek saçan. hatırda tutma.a. daimî.zf. (bkz: burna. 2. 2. yüz örtüsü. bürnâk).) ayakta.) genç irisi. bürnâh. bermâhe bermâl Bermek ber-minvâl-i sâbık ber-mûcib bermûde bermûde-i fermûde ber-murâd ber-mû'tâd bernâ Pîr ü bernâ bernâî bernâme bernîk berniş berniye bernûn berpâ berr Bahr ü berr berr-i atîk gök gürültüsü ile şimşek.Ra'd ü berk berk-ı hâtıf berk-ı şerer-hîz berk-ı Yemânî berkan Berkan ber-karâr berk-âsâ berk-âşiyân berk-efşân ber-kemâl berkend berk-endâz berkende berkeşîde berkıyye Sür'at-berkıyye Seyyâle-i berkıyye Ahbâr-ı berkıyye berkî berku' Berkuk berm bermâh.zf. çarçabuk. (f. zarfın üzerine yazılan adres. (f.s.i. fihrist. şimşek gibi. (a.s. elektrik.) dağ tepesi.i. (bkz: matkab.s.s. toyluk. (f.) 1. tecrübesizlik. miskab).s. elektrik telgraf haberleri (a. uyarına göre.s. (f. topraklar) Asya.i. (f. (f. parıldama.) zool. (f.) burgu. delikanlı. (bkz: şahika.) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit.h.a.

) 1. (a. pek parlak.i. (f. Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. (a. kolaylıkla. 2. parlak.s. (a. at koşumunun sırt kayışı.i. bir yana atılan.) çukur. olarak. ümmet. satlıcan. güzel kadın.s.) 1. 2. ebrâr) doğru sözlü.) 1. (a. (f. tahkik edilerek. rezil.i.) 1. (a. (a. (f. evin küçük kapısı. pleuresıe. (bkz: müberrid). kara ile ilgili. (f.i. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk. (f. çayır. bervâre bervâze ber-vech ber-vech-i âtî ber-vech-i peşîn ber-vech-i tafsîl ber-vech-i tahkik ber-vech-i yesîr (yeni karalar.c.b. (a. nurlu. 3. topraklar) Amerika.zf.) eskisi gibi. lâzım değil. (f.i.) nurlu. peşin olarak.a. (a.) 1.i. 2.i. 2.) olduğu gibi. s. savaş. çok en yüksek.) kavga. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. edepsiz.b. aşağıda olduğu gibi. açık. arka kapısı. (f. hayır işleyen kimse. karpuz. berârî) çöl.s. (f. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun. tafsilâtlı. (a. 3.) dönüş.berr-i cedîd berr berrâde berrak berrâka berrânî berrât berren berreyn berrî berriyye berriyyet-üş-Şâm berrüste bers ber-sâbık ber-sâm bersiyâh berş berş-i rahîkî berşân bertaft ber-taraf ber-teng berter. duru. bitki. üstün.i.b.) 1. verimli.a. teferruatlı olarak. isteğine ulaşan. 2.i. savaş günü. sahra ve kıra ait.) faydalı. törpü. karlık.s.i. yumuşak yer. (f. haricî.) gezinti için tertiplenen yemek. pek. 2. z f. incelenerek.b. Şam çölü. (f.i. alçak adam. afyon şurubu. taze.) esmer. Avustralya. 2.) karaya [toprak] ait. nasipli. kavun. faydalı. döndü.zf. sayfiye. (f.) 1.c. gönül isteği.s. şöyle dursun.i. ova. (f. a'lâ. 2. (a.) sanzambak [çiçek]. meziyetli.i. cübbe veya ferace kuşağı.) kara yoluyla. 3. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. soğutmaç. bıçkı.) zâtülcenp.i. köşk. şer'î hükümlere riâyet etmeyen. önceden. meç.a.) daha.s. fr. ne ise ne. arzu.) su soğutmaya mahsus kap. 2.s. (bkz: beyaban). değerli.) 1. (f. hisseli.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan.i. Zenginliği bertaraf insan adamdı. güzelliği birden çarpan kadın. havadar mesken. (f. 2.s.c.f. berterîn berûmend berûmendî berûz Rûz-i be-rûz bervak bervâr.i. yabani. . (f. 3. menfaati! olma.i. büküş. berr'den) 1. (a. (a. (a.) 1.

derin görüş. lâtiflik. 2.) 1. ince.) . tamam. 3.b. (f. yiğitlik. (f.i.s. (f. 4.i.b. (a. can sıkıcı yer. (bkz. 2. (f. (f.i. 2.) sazdan.) divanhane. zariflik.) dilâverlik. sâde şeyler. düz yer.i. 2. kahramanlık. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır]. ipekli kumaş. sofa.s. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı.s. . (f. (a. dar dil [denizde].i.i. salon.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz.) 1. (f. güç. 3. tencere gibi yayvan kap.e.i. (f-i-) l. s. (f. (a. yetişir. harâset.) nice nice.s. (f.) basit olanlar. (a. sebze bahçeleri. kazan.) 1. (f. 2. uzun kara parçası. burzag2). [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir].) kâfi. yararlık. dilde düzgünlük.) sofada oturan. biriktirilmiş. (bkz. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer. zor. berz-ger berz-gerî berzîger berzûg bes be's besâ besâit besâk besâlet besâmet besâre besâre-nişîn besâret besât besâtet besâtet-i arz besâtîn besâvend besbâs besbese besek.i. (a. besende be-ser (bkz: ber-vech-i âtî) anlatıldığı üzere ortaklıkla. (a. hizmetçi. (f.ber-vech-i zîr ber-vech-i meşrûh ber-vech-i iştirâk berz ber-vech-i bâlâ berzah berzah-ı belâ berze berzec herzede berze-gâv herzen Berzenciyye berz-gâr. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey.) göz açıklığı. mahalle. zahmet. dal. zafer tacı. (a.i. s. ed. budak.i. 5. tamam. (a.) 1.) güleryüzlülük. ziraat.i. yetişir. (s.e. köşebaşı. serbest söyleyiş. basitlik.e. (a.i.) baş üstünde. 2. esneme. hayli. (f. yakışıklı. be-sîmlik.) yeter. ekin.) çiftçilik.) (bkz: berz-gâr. fenalık. ziyan. ekim. zarar.i.) herze. (bkz: fılâhat. şiddet. kâfi. saçmasapan [söz]. cadde. yer düzlüğü. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık. besdek besend. (f.) ekinci. uşak.) toplanılmış. ekincilik. bir araya getirilmiş. 1.) bostanlar. yukarıda olduğu gibi. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. (bkz: fâlih). 4. (f.) ziraat. s. korku.b. (a. yeter. bahadırlık. düzlük. (f.sokak. (bkz: şecaat).) çok çabuk yürüme. azap.) 1. 4.i. 3. tarla sürecek öküz.i. 2.s. 2. zorluk. pesâvend). basît'in c. şiir kafiyesi. (a.i.i.i.i.i. berz-ger. cesurluk. büstân'ın c.) etine dolgun delikanlı. nâzik. (a. pek çok. sahra.) 1. 2. çok. (f.) çift öküzü. içinden çıkılmaz belâ. veya şey. (f.i.i. zirâat).

yol hazırlığı. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir.) besteleyen. (f.b. meydana çıkarma. güleç [adam]. bitiştirilmiş. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. donmuş. sükût eden. bağlılık. yol azığı. şarkının makam ve ahengi.b.s. (f. ufak çıban. 2.) geveze.i. (a. kapı sürgüsü. (f. muz. (f. 4.) güler yüzlü.) muz. tutuk.f. açıklığı. 2. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur.i.) nefesi tutulmuş. dili bağlı.b.i. birçok. 2. (bkz: ukde). "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. saçma. 3. bağlanmış.) kapı mandalı.s.c. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. (f. compositeur.b. karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık.i. (f. en eski mürekkep Türk makamlanndandır. besîm). (bkz. (a. (f.f. çok gülen adam.) 1.i. kapalılık. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır. (f. 2.b. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç.) 1. 3.i.) ağzı kapalı. (a. bir çeşit yemek. kompozitör. (a.i. bâsim.) 1.be-ser ü çeşm besgûy besî besîc besîm besîr besîse beskele besmân besme besmele besmele-hân besmele-keş besr. (bkz: bâsim. nifak. (bkz: merbûtiyyet). (a. kaparo. iftira.i. muz.s. dili bağlı. besûr) vücutta çıkan sivilce. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re .) 1. çenesi düşük.) beste okuyan. 2. (a.) besmele çeken.) besmele çeken.s.) l. sefer hazırlığı. besteci. çalçene. (f.i.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. dağıtma.) çok.s. gönül bağlılığı. Bilhassa kuvvetli hüzün. (a.b.) dudağı kapalı.s. bessâm). şikâyeti meydana çıkarma.i. başlangıç. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş.) rastık. çokluk.i.) 1.i. (a.i. fazlalık. s. kapalı olma.) düğüm. şarkıcı. 2. f r. s. (f.b. (a. Güçlü. yayma. ağız karası. birçok.) Mekke-i Mükereme. sabânın güçlüsüdür. hazırlık.s. s. ziyâdelik. (a. (bkz: besmcle-keş). (f. (a. besm'den) güleryüzlü. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam.s. bağlı. 2.s. (bkz: vesnıe). besere besere-i habîse bess bess-i şekvâ bessâm Bessâse best beste Dil-beste beste-dehân beste-dem bestegî Dil-bestegî beste-hân beste-hisar beste-ısfahân beste-kâr beste-leb beste-nigâr (baş ve göz üstüne) bâşüstüne. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki. (f. muz.b. (bkz: besmele-hân).) 1. (f.b. kapalı.i.i. (f. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir.s. susan.

2. mahzun. şebnem. "asıl.için bakıyye bemolü konulur. anthro-pologie. 3. beste-nigâr-ı atîk muz. beşere-i muhât-ı rasafî anat. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam.) 1.i. beşâret (a.i. parlaklığı ve gençliği.i. be-şartı an ki (f.i. kenar. beşenc (f. yassı epitelyum.a. haberci. . (bkz: betrâ'). iki kimsenin birbiriyle tutuşması. Âdem. besr'in c. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. beşere-i muhâtiyye biy. beşânika (a. kabahat. güler yüz. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir. beste-nigâr-hisârek muz.) 1.f. muştu.i) 1.) kısır kadın. beşâret-nâme (a. muştucu.) 1. fr. fr. 2. işve. beste-nigâr-ı kadîm muz. kütikül. fr. müjde.s. güzelliği. beşerî. güç hazmolan şey. uzun boy. 2. insanî. taraf.a. yaslı. beşâret-âver (a. 2.b.) zool.i. (bkz: bişâret). naz. Hayr-ül-beşer. beşâat (a. balsama ağacı. beşerlik.b. beste-rahim (f. mide sümük zan. bot.i.) müjdeci. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat.i. 2. beşe (f. dolu.) sivilceler. silindirsel epitelyum. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam.i.i. insan derisinin dış tabakası. beşel (f. beden.b. iki şeyin birbirine sarılması.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar. yiyinti ve içintilerdeki acılık. 2. beşg (f.i. beşeriyye (a.i. besûr (a. başyazarı Dr.b. kederli.) yüz lâtifliği. besûs (a.) beşere. okşadıkça süt veren deve.c. çirkin kıyafet.) 1.i. beşâşet (a. küçük çıbanlar.s. kar. Seyyid-ül-beşer Hz. Eb-ül-beşer Hz.i.) 1. cisim. çiy.) 1. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz].) ayağı bağlı. beşem beşen (f.i.epithelium pavimenteux. insana mensup. beşere (a.) insan.i. yeni çıkan garip şey. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri. Nev'-i beşer insan cinsi. beste-pâ (f. İlm-ül-beşer antropoloji. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi. uç. insanlık. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın.) 1. 2. beşeriyyet (a.) 1.s. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur. beşeriyyât (a.zf. beşer (a. beşâm (a.s. Muhammed. 2. 2.) antropoloji. (f.) güler yüzlülük.) şu şartla ki.f. anthropologie. atmaca [kuş]. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır].s.c.i.

) benzer. Meryem'in lâkapları. s.i. 3. 2. (a.i.s. (bkz: bettâr). zarf. 4. kusurlu. (a. dinsiz. (f.i. 3. kulaçlama.) acı. (a. sıkışık [yer]. (a. (a. (f. (a.) 1. tadı fena şey. (bkz: şebnem). (f. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan. 2. (a. i.i. düşman. beraber. (bkz: hüveydâ).) olagelen hâdiseler. bot. beştük beşûş beşûş-âne beşyûn beta' be-tahsîs betât Bey-i betât beter betîl betîle betkîş betr betrâ' betre bett bettâr Seyf-i bettâr bettât betûk betûk betûl betûliyye betyâb betyâr.) semiz.s.s.i. (bkz: bivâbet). (a.) çok keskin.s. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer.) kat'î. şeytan.s. .b.) güleryüzlü. kulaç.s. hek.zf.) 1. (a. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza. mihnet. 2. (a. hele. 2. bâdire'nin c. dev. (a. (bkz: ikamet). 2. (a. (f.) sahralar.b. (bkz: beşîr2). (a.) ayrılmış hurma fidanı.) güleryüzlülükle. (f. kat'î satış. (a. ekşi. çok keskin kılıç. kuytu. aşikâr. (bkz: badire). ayrı kök salan fidan.i.i.i.) meydanda.) 1.) çok kesen. Meryem'in lâkabı. (a. sepeti.s.i.) oturma [bir yerde]. gürgengiller. beraber oluş. okluk. 2.) 1.) kısır kadın. salkımları sarkık olan ağaç. keder.i. 3.i. 2. kap. (a. i. kırağı. kırlar. belli.i.) dert. çini saksı.i. bakkal tablası. kayıngiller.betulinees. (bkz: bed-ter). mezhepsiz.s.i. kesme. (bkz: betîl). yağlı. kâse. (a.i.) kapıcılık. Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz. 2. (bkz: bürrân).) kapıcılık.s. (f.) 1. şal yapan ve satan. atın seyrek basması. (f. (a. fr. şen. müjde getiren. kesme.i. güleryüzlü. 3. çok çirkin.) yuvarlak tabla. (a. (f. sataşma. 2.beşî' beşîr beşm beşme beştek.s.i.) tiftikten yapılmış şal.) 1. eksik bırakma. (bkz: beste-rahim).) vazo. sof. (bkz: tîrdân). beş parmak da denilen.) 1. (f. nehirlerdeki akıntı. güleç [adam]. kapı bekçiliği. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır].) dişi eşek. görülmesi istenilmeyen şey.i.) daha fena. ifrit. betyâre bev' bevâ' bevâbet bevâbî bevâdî bevâdir bevâh (a. 3. (f.) ok mahfazası. [kelime ebter in müennesidir]. çok keskin. tabaklanmamış ham deri. (bkz: beşuş).zf. müjdeci.) husûsiyle. (a. 3. gulyabâni. çöller.i. Hz. erkeklerden çekinen namuslu kadın. (a. 4.) 1. besili. bâdiye'nin c. Hz.i. (a.s. (a.i.) 1. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş.) salcı.

sıçrayıp binme. baki ve bâkiye'nin c. çalıp çırpma.zf. âfetler. karmakarışık olma.i.i.i.). bâika'nın c. çiftleşme [kadın ve erkek].i. felâket. göz kamaştırıcı şeyler. ateşin sönmesi. deve ayakları. (a. bâtire'nin c. bâriyâ. kır. bâriyy'in c. (a. çâh.) 1. gerdanın yanında olan etler. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. çeh). kaburga kemikleri. düşünme.i. 3. dâim olanlar.i.i. 7. (bkz. hiddet ve kızgınlığın geçmesi. (a.i.s.i. çakır doğanlar [kuş].) kuyu.i. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. (a. büven. fenalık. üstünlük.c. 2. yokluk. kılıçların parıltıları. bâis'in c. meydanda. bevvân).) 1. (bkz. 3. su kaynağını karıştırıp açma. [zıddı "zevahir" dir].i. (bkz: berk). mayasıllar. yok olma.) sahra. (a. 3. (f. şimşek. (a. beddua etme. (a.bevâhe bevâh-en bevâhid bevâik bevâis bevâkî bevân bevânî bevâr Dar-ül-bevâr bevârî bevârid bevârih bevârik bevârik-i süyûf bevâs bevâsîr bevâşe bevâtıl bevâtın bevbât bevâtir bevc bevc bevd bevg bevga' bevh Bevh bevh beviş bevj bevk bevk bevkâ' (a. (f.i.i.) kargaşalık. belli olarak. musibet. 2. mu-sîbetler. 4.) belâlar.i. aşikâr. lanet etme. bâsûr'un'c. (a. düşmanlık.s. (a. 5.i. bûhe'nin c. 2. gösteriş. bâtıl'ın c. haykırma. 2.) farzetme. dişi baykuşlar. kederlenme. (a-. çürüme.) yumuşak toprak. (a. ince kamıştan örülen hasırlar. (a. ziynet. (a. bârid'in c. 2. (bkz: beviç). yıldırım parıltıları. 2.i. 2. 2. sövme.i. (a. (a. çöl. (bkz: bi'r. bâtın'ın c. yaramaz şeyler. 2.i. 3. 2. [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında.) 1. 3. soğutulmuş şeyler. zahir.i. (a.) hasırlar. bir araya geliş. mahvolma.) gizli.) 1.i. bârika'nın c.) bâtıl.i. büyüklük. müfret gibi kullanılan cemidir]. bâriyye. şiddetli yağmur. hüveydâ). yemekler. s. ilenme. (a.) keskin kılıçlar. girdap.) aşikâr. bârih'in c. yorulma.) 1. oranlama. debdebe.i. parıltılar.) basurlar. (a. haberli olma.) 1. kapalı şeyler. musibetler [kelime.i. (a. yalan söz.i. 2. (a. s.) 1. boşboğaz [adam]. (f. tahmin.) 1. .) 1.) 1. bâis).i. (a.s.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar. 6. ahmak adamlar. su çevrintisi. (bkz: berj). keder ve belâ meydana getirme.) 1. 2. (a. (a. süs. cehennem.) 1. 4. bevâh.) kalanlar. (f. keder. ebvine). (a. şimşek. 2.c.) şiddetli kasırga.) çiftçilerin harman savurduktan yaba. (a. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir]. (a. sakat şeyler. (a. s.) galip gelme. (bkz: bâdiye).i.i. 3. belâya uğrama.s.) l sıkıntı. (a. (bkz: bi-vân.) belâlar.

i.) kapıcılık. bevliyye (a.i.c. bey'-i gayr-i lâzım huk.). üre. bevvâbân) kapıcı. biy. çiş. (bkz: bevân.. 1. bevvâb (a. 2. çok işeyen adam. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz. sürülmemiş yer.) 1. bey'-i bâtıl eko. eşya. bevz. . sermâye azalma. bevvâb'ın c. huk. mahvolma. (bkz: bevle).c. bivân).i.i. 2. ileri geçme. bevn-i baîd uzak mesafe. ileri gitme. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış. bevn (a.) Hindistan cevizi. bevvân (a.i. 2. büyü') satma. ebvine) çadır direği. bevt (a. bevvâbîn (a. kim. çok açıklık. bevvâb'ın c.i. bey'-i fâsid eko.bevl Habs-i bevl bevle (a. 4. satılma.i. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir].i. açıklık. 3. mal. bey' bi-l-isticrâr huk. 2. 2. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları. iri kıçlı kadın. 2. bey'-i bi-l-vefâ eko. bevlî.s.s. bevvâl bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan]. sidik.. bevvâbet (a.i. iki şey arasındaki uzaklık. eşek ansı.) l/acele.) 1. ebvâl) 1. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. bey'-i câiz sahih olan satış.t.) kapıcılar. 3. 3. satın alma. (a.m.) kapıcılar.i.) hisse.s. ağacın köküne yakın olan yerleri. bey'-i bât kat'î satış. küçük aptesini tutma. gösteriş. nasip. bey' bi-l-mücâzefe huk. 3.i. götürü satmak. bevvâ (a.s.i.c.) 1. hükümsüz olan satış.i. bevvâbîn. devamlı oturuş. işeme. bevvâbân (a. dağıtma "k". (bkz: bevvâl). debdebe. bevzek (f. sık sık işeyen. kıtlaşma. 4. bevsâ' (a. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi. bir kimseden kaçıp gizlenme. yokolma. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı. düşme.) 1. bevz (a. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit. kız çocuğu. bevr (a.) çalım. büven. bevn (f. idrar.c. bevs "etmek" (a. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf.) sidikle ilgili. bevne (a.) 1. bıktırıncaya kadar ısrar etme. pay. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. düşkünlük. bahis ve teftiş "etmek".i.) mesafe. bey bi-l-istiglâl huk.i. bey' (a.i.i.) zengin iken fakirleşme.i. bevl'den) çok. huk. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. satış.s. (a.. bevş (f.i. sınama. 2. bir şeyin rengi.) küçük kız çocuğu. yoklama. bevs (a. 2.

[pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı. [satranç oyununda] paytaklar. beyzak'ın c. mevkuf kısımlarına ayrılır. sebze ve meyva. (bkz.i. 2. başkasının iznine bağlı olan satış. (a. i. girilecek yer. mahvolma.) 1. geceyi iş ile geçirme. Türk müziğinin en eski makamlarından olup.s. 2. (f. aynı ayna. beyâzıka beyâdir beyâh beyân beyân-ı efkâr beyân-ı hâl beyân-ı matlab beyân-ı zarûret beyânât beyân-nâme beyâre beyâriş beyât bey'at bey'at-ün-nisâ beyâtî huk. boysuz. gece iş görme. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma. (o. mecaz. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır. (a. (f. hakikat. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. beyân'ın c. huk. istiare gibi bahislerini öğreten kısmı. s. (a. (a.i.i.i. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz.s.b. bîat). küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar]..i.i. belagat ilminin. artırma ile satış.) aşîret. (a. ilâç.bey'-i lâzım bey'-i mevkuf bey'-i mukayaza bey'-i mün'akid bey'-i nâfiz bey'-i sahih bey'-i teâtî bey' men yezîd bey ü şirâ' beyâ beyâbân beyâbân-ı gam beyâbânî beyâbân-nişîn beyâd beyâdıka.) kır.) gece uyuma.s. eko. dolu. göçebe. (kadınlar anlaşması) Hz. (bkz. *demeç.b.i. anlatma. ["biyâh" şeklinde de kullanılır].i. huk. fâsid. kapı. *söylev.i. açık söyleme.) çâre.) 1. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. dolmuş. (f. zâten ve vasfen meşru olan satış akdi.i. hâlini bildirme.b. tedbir. kinaye. teşbîh. (a. ed. piyadeler. huk. 2. beydûdet).i. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir.) 1. (f. (bkz: bîd. belagat). fikirleri söyleme. (a.) bedevî. Bu makam. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir.c. gam çölü.). (f. bildirge. anlatma. huk. huk. beydak. huk. bildirme. 2.i. (f.) kısa. büyâh) ufak balık. nafiz. büyûd.) yok olma. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih. (f. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. (bkz: biyâh). (a.i. yurtsuz. alım satım.s.f. dileğin bildirilmesi.) muz. (f. çöl.c. beyanât) 1. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. bodur olarak yerde yetişen fidan. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. paytaklar. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha . huk. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır.c. hâli yazı ile bildiren açıklama. istenilen şeyin beyân edilmesi.) nutuk.) çöl adamı.) harmanlar.

onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. Çok eski bir terkip ise de. durak. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. tiz perdelerden başlaması. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır.i. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. çargâh. (f. (f. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur. neva. Esasen güçlü. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. uşşak kadar ruha huzur verici değildir. bu arızalar bekar yapılır. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde. hüseynî. Terkibindeki beyâtî ile. Beyâtî. . makamın yegâne numuneleridir. Beyâtî-arabân.b.i. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.) muz. muhayyer. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. makamın yapısıyla alâkalı değildir. Niseb-i şerîfesi 8 dir. gardâniye. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi kullanılmağa başlanmıştır. makamın birinci derece güçlüsüdür. bu perde. acem. segah.beyâtî-arabân beyâtî-arabân-pûselik ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları.b. Uşşak'dan farkı. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de.) muz.

i.) kökünden.i. harmancı. rende. eğeler arası.) yok olma.) eko. akranlar.s. aklık. in-terrigital. (bkz: bîdah).i. iri ve şişmanca kadın. pul. aralık. (a. kazma. in-tercellulaire. hüccet. sahra.) ekini harman etme. ekin harmanı. 2. tehlikeli yer.beyâtî-hisâr beyâtî-pûselik beyâvâr beyâz beyâzî beydâ' beydâh beydaha beydak beydâne beyder beydere beyderî beydûdet bey-gâh bey-gar. gerçek dostlar arasında. beyâd. vesîka.) 1. (a. koparılmış olan şey. ferman. kadın adı. mısır gülü. 2. (a.i. boşboğaz.) sofa ve salon.) berat. l. gaziler arasında. (a. (a. ayrılık kargası.i. (a. bir çeşit beyaz çiçek.i. arada.sır saklamayan. sığır dili. halk arasında. anat. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir.i. bot. biy. tekdir. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam. 3. fels. s. meç.i. ara. aklık. fr. (f. (a.beyazlık. korku ile ümit arası. büyûd). yazlık köşk. (a. i. hücrelerarası. beydânât) yabani dişi eşek. doğru lügat. 3. haşan at. muz. 2. (a. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri. adı anonim bir edvarda geçen makam. inter-costal.) 1. ak.) 1. cinsarası. uğraşma. muz. 4. (f. 2.i.c. (f.) meşguliyet. .) 1.s. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır. paytak.i. ahâli arasında. inter-sexuel. f.) pazar yeri. 2 umurta akı. harman yeri. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen. başa kakma. güç. araya. fr. (f.i. (a. 2. biy. (f. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı. yaşıtlar arasında. beygare bey hân beyhen beyhuşt bey'iyye beykem beylek beylem beyn Gurâb-ül-beyn beyn-ed-dıl'î beyn-el-ahâlî beyn-el-akrân beyn-el-bahreyn beyn-el-cinseyn beyn-el-enâm beyn-el-esâbî beyn-el-eviddâ beyn-el-guzât beyn-el-halk beyn-el-havf ve-r-recâ beyn-el-hücrevî muz. i. (a.) sert başlı. 2. i.) harmana mensup. arasında.i. l.) sövme. (a. (bkz: bîd. fr. fr. ahbaplar.i.i. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. pazar. ("ga" uzun okunur.c. nefret edilen kimse. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.) 1.) etine dolgun.i. çöl. (bkz: beyzah). dibinden kopmuş. parmaklararası. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir.i. iş. açılmamış pamuk kozası.i. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua. çıkışma. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır. halk arasında. aydınlık. (f.

beyn-el-medâreyn coğr. mesken.) yardım sandığı. beyârim) 1. beyt-ül-Makdis).i.zf. beyn-el-milel (a.c. beyrem (a. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk.c. beyt-üs-sadaka (a. beyt-ül-gazel ed. (a. tropikler arası. hacle-gâh). aralık. kazma [âlet].) ne iyi ne kötü. iki şey arasındaki mesafe. beyt-ül-kasîd ed. ikisi ortası. beyne beyne (a. fr. beyne-hû beyn-Allah (a. beynehümâ (a.karanlık oda.c.) baytar. 2. beyt-i musarra' ed. [islâm hukukunda]. fr. chambre anterieure. beynûnet (a. derme çatma ev. beyt-ül-Haram Kabe. . uzanım. yağlı sürme. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. chambre posterieure.i. beyt-i iddet huk. beyt-i şerîf Kabe. ihtilâf. beyt-i kuddâmî biy.i.b. intertropical. elongation. büyüt) 1. beyn-en-nâs halk arasında.zf. meç.c.beyn-el-ihvân eş dost arasında. 3. ev. anlaşmazlık. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. ardoda. f r. beyt-üz-zifâf gelin odası. beytâr (a. beyn-ed-düvel devletlerarası. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında. 2) dünyâ. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır.) milletlerarası. fr. beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte. international. sert ve uzun taş. beyt-ül-ma'mûr. gamlı. 4. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası. veteriner. interarticulaire. *eklemlerarası. kederli ev. gazelin en güzel. beyt-ül-arûs gelin odası. oba.i. fr. marangoz rendesi.) ikisi arasında. fr. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu.s. önoda. beyt-i ankebût. 2. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. bir Allah bir kendi bilir. oda. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. elongation. en iyi olan beyti. ebyât) e d. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. fr. (bkz: hacle. beyn-el-mefâsıl anat.b. 2. karalar arası. ara açıklığı. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. interplanetaire. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). beyt (a. beyt-i halfî biy. (bkz: Beyt-ullâh). astr. beyn-el-kıtaât coğ. beyn-el-ulemâ âlimler arasında.i. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası.i. 3. fr. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). (bkz: beyt-ül-arûs). hâne. eritilmiş sürme. kasidenin seçilmiş en güzel beyti.) 1.) onunla Tanrı arasında. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası. beynûhet-i a'zamiyye ast. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. beyt-ül-hüzn hüzünlü. beyn-el-üdebâ edipler arasında.

s. bostan kuyusu. (f. (a.) uzun. beyzâ'dan) çok yumurtlayan. (a.h. (f. çalçene. düğün. (a. (bkz: ayan. tanık.i.i. beyt'den) geceleme. (bkz: bâin).s. kasidenin en iyi beyti. ümit. doğru şahit. (a.i. (bkz. istek. beyt-ül-arûs).i. beyzâre beyzâre beyzavî (a. [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir]. iri yapılı şişmanca [adam]. (a. Kudüs camii. (a. beyyinât) delil. tanıklar. (bkz: beyzî). büyük sopa. şahitler.) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı. (a.) dibi geniş kuyu. (a.beytârâ Beyt-i Mukaddes Beyt-Ullah beytûtet beyt-ül-arûs beyt-ül-hikme beyt-ül-kasîd Beyt-ül-Makdis beyt-ül-mâl beyt-ül-ma'mur beyt-üz-zifâf beyû beyûg beyûgânî beyûn beyûn beyûs beyûz Beyyâ' beyyâb beyyâhe beyyâkallah beyyin beyyinât beyyine beyyine-i âdile beyyinen Beyyûmiyye beyz beyzâ' Hilât-ı beyzâ Millet-i beyzâ beyzâ bâz beyzah beyzâr beyzâr. (a. (a. güldürsün. (a.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu. yumurta [umûmî olarak]. (bkz: vâzıhan).i. (bkz. tanık. (bkz. . bî-hûde-gû).) ed. (bkz: beyt -i mukaddes3). hüveydâ).) gelin odası.) tenasül âleti. islâmlar. (a.i.f.i.b. (a. (bkz: burhan). en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler.) gelin.b. sucu. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir.s.) 1. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif.i.i.) deliller.i. i. (bkz: Mescid-i Aksa). 3.i. (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı.i. (a.) yumurta şeklinde.b.) balık ağı.i.). [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur]. ((a.s.i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül.n. (bkz: arûs). (bkz: beyt-ül-hikme). bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar.) 1. buyuz) 1. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı olmayan bir gönül. (a. hayvanların.b.i.) "Allah seni sevindirsin. (a. aşikâr. bahir. daha ak. (bkz: beydaha).) gelin odası. (a.b.c. 3. (f.s. gece kalma.) gökte. 4.i. ve i. (bkz: arûs). alçak gönüllülük. kuşun yumurtlaması. beyyine'nin c. tamah.i. 2. beyt-i mukaddes). (a. (a. 2. (a. (bkz: Beyt-fŞerîf). yaltaklanma. (a. (a.) gelin.c.i. 3.i. (bkz: beyt-üz-zifâf).) 1.i. 2.) "Mukaddes ev" 1. (a-s-) açık.) açık olarak. hayvan hekimliği.h. (a.i.) saka.i. geveze.) "Allah'ın evi" Kabe. aşikâr olarak. (a. çok beyaz. celî.) baytarlık.i.h. afyon. şahit. (a.i.i. (a.zf. (a.) [eskiden] mâliye hazînesi.) etine dolgun.b. Kudüs.

) l.) 1.s. islâm milleti. suçlu.s. miğfer). domalan [bitki]. (a.i. (a. (a. küçük yakut.i.beyze beyze-i âftâb beyze-i âteşîn.) geveze.) gökçil. (a. sıkılma. (bkz: husyeteyn).).i. elinden geldiği kadar çalışma. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından].i. (bkz.c. tespihböceği. 3. (a. .) zool. kaçma.) "kısırlık yumurtası" 1.it. (a. haya.) kertenkele. (bkz: husye). daralma.) günahkârlık.) horoz yumurtası.s.s. zorlu kimse. (f. ve i. (bkz. 3. oval. 2. i.s. beyze-i zer. uslu. ve i. Güneş.i.s. çok nâdir şey. Güneş.) Hindistan cevizi kabuğu. (a.) 1.) akıllı.i-) hızlı yürüme. hatâ. (a. üstünlük. miskin.i.) gevezelik. zarif [çocuk]. (a.s. kısmet. büzûzet).it. kuvvetli.) deve kuşu yumurtası. (a. 2.it ve i. ve i. kabahat. (a. ve i.b. 2.it. bizâz. keme. 2. mavimsi bir nevî değerli taş. Güneş. (a. (f. keler.) 1. islâm'ın hakîkî merkezi.) pejmürdelik. ve i.) 1. kapalı güzel kadın. (f. esen [rüzgâr]. (bkz. yumurta biçiminde olan. 2. Güneş. suç. (bkz. (a. Güneş.) örtülü. yumurta şeklinde bir şey. beyze-i zerrîn beyze-i İslâm beyzeteyn beyzet-üd-dîk beyzet-ül-akr beyzet-ül-arz beyzet-ül-beled beyzet-ül-harr beyzet-ül-hıdr beyzet-ül-İslâm beyzî bezâ bezâdî bezaga bezâne bezâzet bezâzet bezbâz bez beze bezbeze beze beze beze-kâr bezekârî bezer bezi' bezîm bezîn bezîr bezîr bezk bezl bezl-i cehd bezl-i güher (a. şiddetle sarsma.) şiddetli sıcaklık. horoz yumurtası. (f. (f. (a. (a. beyze-i subh. depretme. 3.i.nasip. islâm'ın yayıldığı saha.) günah.i.) bezcilik. (f. galebe.it. inci saçma. (f. ve i. manifaturacılık. kıyafetsizlik. (a.it. pay.it. ekilecek tane. beyze-i çarh. islâm ülkesi. beyze-i islâm). (a.) "yer yumurtası" yer mantarı. (a. ve i.i. suçluluk. bulunmaz şey.i. 2.s.) günahkâr.i.it.) esici. beyzavî). yumurta. (bkz: beyzet-ül-İslâm). (a. meç.i. (a.b.i.) esici.) bol bol verme. 2.i.i.) hayalar. saçma. (a.) konuşmada açıksaçıklık.) fakir. (a. demir başlık. zafer. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir]. (f. (a. Güneş. (bkz.) tohum. perişanlık. bezr). cevher dağıtma. meç.

bezr-kâr (f. segah. (bkz: bedreka). bezm (a. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendimeşhur bir çeşit lâle. bezm-i fütûh zafer meclisi.i.b. bezr (f.) ekim.s. kılavuz. bezle-gû (f. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. çiçek ve sebze tanesi.s. bezr (a.i.). banotu tohumu. bezm-i cihân cihan.b. (bkz: ziraat).b. bezm-i mey içki meclisi. (bkz: bezle-gû).) 1. bezm-ârâ (f. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar. meclis-i mey). bezm-i fenâ dünyâ. mi bekar kullanılır.) bot.f.s. 2.i. bezm-i işret içki meclisi.) eğlencenin. bezm-i nûşânuş.) bot. bezm-i aşk aşk meclisi. yayın kirişini çekip salıverme. ekinci. re bakıyye bemolü. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki.) lâtifeci. ahenk ile okunan şiir. bezm-i elest tas. bezr-ger (a. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh. büzûr) tohum.) yol gösteren. para dökme. bezreka (a. bezme (a. (bkz: bezm-i mey. bezm-geh (f. meclisi süsleyen. bezr (a. bezle-bâz (f. çargâh.i.i.b. çiftçi. ziyafetin zevkini arttıran. (bkz.b.i. (bkz: bezm-i işret. 2) Bektâşilerin içki âlemleri.s. dünyâ meclisi. ekilecek tane.parayı bol verme.s.) 1. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. (bkz: ibzal). şakacı. eğlenceli meclis. onun gibi rast perdesinde durur. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir.c.i. bezl-i nükud bezle . hayat. bezr-ül-bene (a. bezm-i tarab muz. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi. bezm-efzâ (f. (bkz: bezm-i işret.) tohum saçan.) . (bkz. 2. bezle-bâz). si koma bemolü.b.b. lâtife.) eğlence yeri. bezm-i nûşânuş bezm-i safâ safa meclisi. hoşa giden nâzik söz. bezm-i hâss husûsî meclis. 3) içki âlemi. bezm-gâh . Nihâvend makamı ile. bezm-i mey).) 1. bezme (f. bezr-ger (f. esasen bu beşli.i.b.b. bezm (f. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. diş ucu ile ısırma. âhiret. Güçlü.i.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi. bezr-kâr).i. delil.i. şaka tarzında söylenen lâkırdı.) ekinci.) içkili. muz.) gündüz yenilen bir öğün yemek. (f. i. kırma. hicaz. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an. dernek. 2 . bezm-i gam gam meclisi.i. bezm-i nûşânuş).

b.a. batâik) pusla kâğıdı.İ. ince kumaş. bi--z-. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir].i. (f. sarmaşık [ot]. berâtîl) 1.s. bıdâat bıdısgan bıdıgan bığza bıka' bılgın bırtîl bıtâ' bıtâka bıtâne bıtn bıtna bıttîh bızâa.b. bedesten. boş.s. rezil.i.i. bi-t-. bedesten.i. 2. (a. bezci. esnaf çarşısı. ülkeler.) sayısız. i. bidişgan. ("ka" uzun okunur.a.) 1. ıska).s. 4.edatıyla aynı işi görür. (a. arsız.b.s. (a. kavun.s.) 1.) kabul ve lasdik muamelesi. 2.) 1.e. buk'a'nın c. acımaz.i.b. sermâye. utanmaz. şekillerini (bi-t-tabi. (a.f.b. yafta. bilgi.s. (bkz: bedestan).i. gibi) alır. bidisgan. (f. bodur [adam].) yuvasız. (a. benzeri olmayan.) -sız.b. (bkz: bağza').) bedestan. astar. a. bedesten. (a.) 1. (f. durup dinlenmeyen.c.) şiddetle nefret.) 1. yalnız kendi nefsini düşünen [adam]. (f.i. yuvasız.i. (f. bidişgan. esnaf çarşısı. (f. hayâsız.) arsız. gizli şey.bezyûn bezz bezzâz bezzâz-istân bezz-istân bıd'. i. (bkz: bedestan). (bkz: bıdısgan. donuk. sıynk. lemelsiz. (a. bıdâat). felâket.s.s. bi-n-. utanmaz. 3.) bir parça yer. 3.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir.s.i. 2.e. ("ga" uzun okunur. 1. bızâat bızr bîbî-âr Bî-âşiyân biBi-hakkın bîa bî-âb bî-add bî-aded bî-adîl bî-amân bî-âr bî-ârâm bî-asl Bî-asl ü esâs bî-âşiyân bîat (a.a. mahrem. biyâ') kilise.i. (a.i. (a. bir şehrin ortası. bidisgan. hakkıyla. 3.c. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1. 2.) asılsız. dayanağı olmayan. bıdâa.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma. ("ga" uzun okunur. (a.b. çarşı. (f. (a.s. amanver-mez. bi-n-netice .i. kuru.i. bıd'a bıdâa.) geceden bir kısım.s. zf.) 1. ile.) sarmaşık [ot]. [aslı "bey'al" dır].) benzersiz. 2.a. zengin [adam]. (a. 5.s.i. 2.i.s. sündüs denilen altın işlemeli atlas. (f. rüşvet.) beyhude. obur [adam]. (bkz. susuz. (bkz: bıdısgan. (a.a. (a. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. bi-r-.şeklini (bi-1-münâsebe). f.) gecikme. merhametsiz. manifaturacı. 2. gizlenilen hal. (a. rahatsız. sırdaş. (f. (a. bidüziye. aslı esâsı olmayan. (f. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-. 2.) . topraklar. musibet. f.). ıska). . 4.i. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. karpuz. 2. 2. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç.i. varaka. (a. varyoz. bi-s-. hiç sevmeyiş. mîde dolgunluğu. şaşkın [adam].) bot.) 1.) bedestan.. 3. bi-ş-. kumaş satan.f.i.i.) âfet.. (a. (a.c.) l. 3. (a. anapara. ağır davranma.) hesapsız.) amansız.

).) pek küçük ve değersiz [şey].i. salkımsöğüdü .b.b. (f. olduğu gibi. korkak. (a. eşsiz. etrafındakileri görmeyen. hatun. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır]. (erimiş yakut) kırmızı şarap. (f.) çaresiz gibi. (f. (f. halı.s. bilgin. (f. meyva vermeyen.s.s.a. 2. zavallı gibi. (a. bî-bâkî bî-bâr bî-basîret bî-bedel bî-behre bî-bekâ bî-berâet bî-berg bî-berg ü nevâ bîbî bibr bî-câ Bicâd bîcâd.) hekim.s.b. behresiz. Abdullah'ın lâkabı.) dalsız. yol yol. (f.) 1.) l sayın bayan. anlayışsız. zavallılık. talihsiz.h. (bkz: bizi şk).s. (f.s. (a. tıpkı.s.s. f.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse. (f.) yersiz. 2. Hz.b.s.b.e.) hâlis. (bkz: usfûr).b. (bkz: lâyüs'elü amma yef al). Allah.) bîçarelik.b.b. tedricen.s. bi-aynihâ bîb bî-bahâ bî-bahâne bî-baht bî-bâk.i.s.) havuza su akıtan musluk. (f. bî-çâre bî-çâregân bî-çâregî bîçâre-vâr biçişk biçîz biçrek bî-çûn bî-çûn u çirâ bîd bid Bi-d-da'vâ Bi-t-tedrîc bîd bîd-i giryân.i. temiz şey. (f. (f.) söğüt ağacı.) berâetsiz. bî-çâre-gân) çaresiz.s. sıçan. çizgili olarak dokunmuş kilim. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar. (f.) 1. niçin ve nedensiz.b. (bkz: safsâf). (f.b. (f.). emsalsiz.b. zavallılar.) 1. (a.) Arapçadaki b i. (f. ağlayan söğüt.i. eşsiz.) basiretsiz.s. bî-çâre'nin c.s.i. elinde avucunda bir şeyi olmayan.) bahtsız.bi-avni bi-avni-ilâhi teâlâ bi-aynihî. 2.) cevapsız.b. (f.b. bacası.s. nasipsiz. (f.b. (f.s. hala. zavallı.a.b. (f.zf. hanım. mutlak (Allah). (f. sebepsiz. (a.s.s.i.) 1. doktor.i.b. (f.) bahânesiz. kör. (a. Allah'ın yardımıyla.b. 2.) korkmayan. kur-luluşsuz.) benzersiz. kırmızı dudak. (bkz: Bîjen). büyûd.) aynıyla.) yüreksiz.b.) fare. serçe kuşu. aldırış etmeme. (f. (a. bot. zf.) korkusuzluk. aba.b.) yardımıyla. bîcâde bîcâde-i müzâb bî-ciğer bicişk bî-cân Bîcen bî-cevâb bicrît bî-çâr. (f.i.) cansız. havuza gelen suyun yolu. hakîm. (f.s.b. ev kadını.) 1. (f. 2. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken.a.s. (f. mahrum. (f. dâva ederek. (bkz: beyâd. paha biçilemeyecek kadar değerli. ruhsuz. (f.i.c.i.) bîçâreler. sakınmayan. havuzdan dışarıya su akıtan delik.a. ("ka" uzun okunur. beydûdet).) yok olma. sebep sorulmaz.edatının d.s. değersiz.s. çekinmeyen.s.s.) kuru. (f.) bekasız.a. 2.

defalarla. sultanî söğüt.) dertsiz.s. (a. 3.) mutsuz. (f. salkımsöğüdü. c. beydah).) bir şeyi başka bir şeyle değişme.) takat. (f. zâlim. 2.) dua ederek. işkence.s. (a.a.i.) başlangıçta. (f.i. 2. t.) don. sonradan meydana çıkan şey. gürdâs). (a. b. (bkz.) haşarı. başlangıç. (a. dinsiz.) 1. acımasız. (f.i.zf. 2. (a.) geniş ova. (bkz. ağlayan söğüt. (a. bîd-i nâlân. kalpsiz.) uyanık.s. (f. 2. (a.) 1. korkak.i. bot. salkımsöğüdü bot. (bkz: bedde).) âşık. uyanık talih uyanık gönül. sepet örücü. beğenilen yenilik.b. (f. uyanıklık. (f. gaşûm . reddedilen. bid'at'ın c. bîd-i revân.a. güçsüz. (a. gaddarlık.s. güç.b. (f. 2 . (a. bedel verme. süiti.i.b. (f. bida') 1. salkımsöğüdü bot. derman. (f. başta.i.i.b.b. uğraşma. ağlayan söğüt. bot.i.zf.b. salkımsöğüdü bot. mükerreren). ağlayan söğüt. kafasız. beğenilmeyen yenilik.) zalimlik.) devası bulunmayan.) sonradan meydana çıkan şeyler. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey. düşkün. (f.s. (f.) akılsız. hainlik. kızılsöğüt. (a.i. .bîd-i mecnûn. nüktesiz.) zool.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad.b.a.b.b. (f. kunduz.s. 4.) bir kaç kere. gaddar.zf. s.i. 3. ilkin [aslı bedâet'dir]. 2.i.a.) devrederek. gönülsüz.s.) zâlim.zf.) uyanık.zf.) 1.i.) dermansız. ağlayan söğüt.) dâva ederek. beyinsiz.zf.b. (f. trampa etme. (f.) mutlu.s. (a. huysuz [aygır. zavallı.s. salkımsöğüdü bot.) devlet ve ikbal ile. merhametsiz. (f. âşık.s. çaresiz. (bkz.b. hisse. (a.s. j beğenilebilir yenilikler. (f. (f. bîd-i sernigûn bîd-i müşk bîd-i sürh bida' bidâd bî-dâd bî-dâd-ger bî-dâd-gerî bî-dâdî bîdah bidak bidâl bîdâr Baht-ı bîdâr Dil-i bîdâr bîdâr-baht bîdâr-dil bîdâre bid'at bîdârî bid'at-i hasene bid'at-i makbûle bid'at-i merdûde bid'at-i seyyie bidâyet bidâyeten bidâyet mahkemesi bîd-bâf bi-d-da'vâ bi-d-da've bidde bi-d-def'ât bi-d-devletü ve-l-ikbâl bi-d-devr bi-d-duâ' bî-derd bî-dermân bîdester bî-devâ bî-devlet bidh bî-dil bî-dimag bî-dîn bot. uykusuz.s. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma.i. at]. pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası. sert başlı.a.) 1. (a.i. (a. dikkatlilik. hâin. (f. (a.i. çabalama. aydın.) başlama. zulüm. kedersiz. uyumayan. (f.b. dolaşarak.zf. fena yenilikler.) sepetçi.) davet ederek. bîd-i piyâde.b.) zalimlik.) 1.s. ağlayan söğüt. makbul olan.

taraf tutmayan.b. bi-gayr (a.b.s.a. durum.b.a.) kayıtsız tabiatlı.) 1.) kantaşı. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var]. f.).b.zf. elinden geleni yapan. hal.s. haksız yere.i.) 1. bî-gâne-meşreb (f. bî-encâm (f. bî-endâze (f.) sarmaşık [ot]. yabancı.a. bî-gavr (f.s.s. 2.b. bîe (a. 2. bî-fütûr (f.) başkasıyla.i.b.a.) Allah'ın fazlıyla. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz.b.zf. bagl'ın c. terbiyesiz. bî-gâne'nin c. bî-edeb-âne (f. Zühre (Venüs) yıldızı. bî-gayât ("ga" uzun okunur. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla. kayıtsız. konak. bî-garez (f. esirgemeyen. i.) 1.bî-direng bî-dirîg (f.a.i.) mızrak. ortaksız. keyfiyet.h. ilgisizler.) garezsiz bir surette. selâmet. bî-edât (f.i.) 1. bî-gaye'nin c.i.) yabancılık.i.zf.b. bî-gâne (f.a.) sağlık.) soğuk tabiatlı. ("ga" uzun okunur.zf. tanıyıp da tanımazlıktan gelen.s. bî-garez-âne (f. h.) arkadaşsız. sonu olmayanlar.) 1.s. bi-ecmâihim (a.) faydasız.) 1. çok. ilgisiz. f. 2.s.) sonsuz.a.s.b. bî-enbâz (f. bî-geh (f. bî-fark (f. bi-eyyi-hâlin (a. tas. bigal bîgal ("ga" uzun okunur. garezsiz.s. (f.i.s.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu. (bkz: bıdısgan. cümlesi.i. bıdışgan. bi-emr-illâh (a.s. b.) aletsiz.b. bidre (f. bî-gânegî (f. bilâ-fütûr). bi-fazl-illah-i teâlâ (a.s.a.s. gayesiz. sıkılgan. sınırsız.) söğütlük. katırlar.) sonsuzlar. esirgenmeyen. Bidpây (f. bi-gayr-i kasdin (a.zf. kayıtsızlar. kızsız [kimse]. sonsuz. bi-eyyi-hâl. kargı.) edepsiz. çabuk. bî-gaye ("ga" uzun okunur. 2. bigas (a. yararsız. utangaç. bidist (f.zf.a.e.) istemeyerek.s. 2.s.a.) esterler.) edepsizcesine. aşın.i.zf.) farksız.b. (bkz. bî-gâne-gân (f. mutlaka.) dipsiz. tasasız.) durmayan.s.a. bidisgân).s.) Allah'm emriyle. (bkz. 2.) karış. (bkz: rumh). begas). bî-gâh. bîet (a.s. nitelik.b.b.zf. kızı olmayan. -sız.b. . bî-edeb (f. bî-gamm (f.) ağaç kurdu. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan. bî-fâide (f. bî-duht (f.s. esenlik.b.b.i.) gamsız. elbette.) yurt.) hepsi.s. f. a.b. bî-gâne-hûy (f.) vakitsiz. bidisgân (f.b.) bigâneler. tarafsız. 3. bidrûd (f. bir menzile konma.i. bid-istân (f.i. bîdvend (f.i. eğlenmeyen.zf.) hep bir arada.) herhalde.b. f.a.b. bi-esrihi (a.) ölçüsüz.).

) anat.s.) günahsız. 2. 2.) dikensiz.a.) hissiz. vurdumduymaz. 2.) iyiler.b.b. (f. yorgun.a. çoluksuz çocuksuz. ondan. nihayetsiz. (f.s. i. sağlam.i. iyi adamlar.s. en iyisini seçen.b.) 1. (f. (bkz: bî-şekk). sınırsız.s.b. bih'in c.) ses kısıklığı.b.) gayretsiz.a.s. pek çok.b.) erkek kurt.s.i. cansız.).s. hâli. iyilik. onu. uzak denizler. (f. verimsiz. (f.b.) ayva tohumu. (f.) hesapsız. bahr'in c.b.s. her zaman bahar. (f. dağ kökü. onlan.a.zm.s. uyanık.i.s. duygusuz.i.i.a.s. (f. tembel. sarraf. onu. (a.a. accusatif.s. hallaç. gr.b. uçsuz. bilgisiz. (f. .) 1. bihâhe bihâk bi-hakkın bi-hamdi lillah bihân bî-hânümân bihâr bihâr-ı baîde bî-hâr bî-hareket bi-haseb bi-haseb-il-merâtib bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe bî-hâsıl bîhaste bî-hayâ bî-hayât bî-hazân bihbûd bihbûdî bih-dâne bih-efgen bî-hemâl bî-hemtâ bî hengâm bî-hesâb bih-güzîn bî-hıred bihî bî-hicâb binim bihimâ bihîn. (a. (a.b. onlara. onlara.) 1. (bkz: bî-nazîr). onunla [tek dişi].a. onlan.s. bot. (f. tükenmez.) uykusuz.b.s.bî-gayret bîgerân bî-gışş bî-gümân bî-günâh bih bîh bîh-i kûhî bih Mef'ûl-ü bih bihâ bihâ' bî-hâb bî-haber bî-hadd bî-hadd ü pâyân bihâh. (f. baldıran kökü.) hadsiz. asıl.s. 2. kaynak.) o. (f.a. sınırsız. iyi.) eşsiz.i. âdet olduğu üzere.b.) nihayetsiz. (bkz: bih2). utanması olmayan.a. ayva. sonsuz.) 1. uyumaz.b.) Allah'a şükür olsun. şaşkın.a. sıhhî [vücut].) o. bakımından. temel.) hilesiz. seçkin. onlardan.) akılsız.s.) benzersiz.i.) hakkıyla. fr. (a. murdarilik daman. sayısız. yeğ.) sonbaharsız.zm.s. (a. kök. ona.) cansız. uçsuz bucaksız. suçsuz.) o.i.b.) habersiz.) iyi.s.b. üstünlük. onlardan. i. usulünce. (f.s.zf. (a. ondan.b. (f. iyi.) -ce. her zaman taze. (f. samimî. (f. (f. 2. (f. (f. bihîne bî-hiss (f.) kökünden söken. (f.i. (a. kanşıksız.) utanmayan. (f. rütbe bakımından. sağ. zavallı. (f. benzersiz. tamamıyla.s.s.s. en iyi.) hareketsiz.s.i. hareketsiz.b.s.b. (bkz: bî-âr).zf. (f.a.) o. onunla [tek erkek].b.) 1. (f. (f. kafasız.b.zf. 2. (a. (bkz: bihî). ayva.b.) iyi olmaklık.zm.s.) âciz.b. (f. -i. sınırsız ve sonsuz.) denizler. (bkz: cürsûme).s.s. (a.) şüphesiz. (f. onlarla [çok erkek]. kımıldamayan. (a.b. bucaksız. (f.) yersiz yurtsuz.) vakitsiz. (f. ona. (a. rütbece. (f.zm. onlarla [çift erkek]. (f.

en.s. (itf. 2.b.). anlayışsız.s.) elekten. i.a.) baygınlıkla. (f.i. beyhude. (f. (f.a.b. karışık çizgili. (f.) huzursuz.) Allah'ın izniyle.) insafsız. kıymetli bir taş.a. bihterek bihterek bihterî bihterîn bî-hûd bî-hûdâne bî-hûde. üstünlük.) aynlmasız.s. çalçene.) iktidarsız. (f.) boşuna.) geveze.b.) boşuna.a.b.s. bey zar). 1rj (f.b. şaşkın.) beyhudelik. boş yere.) şüphesiz.a.zf. (f. (f.) baygınlık.a. (f.s. kendinden geçmişçesine (f.) cennet. h.i.s.) 1. (f. (f.b. (f.s. (f.b.b. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü.a. bayılmış.zf.zf.b.s. karışık. (bkz: bî-hödane). acımaz.s.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç. s. çılgın.) şüphesiz. (f. (f. (f. (f.s.b.b.) nihayetsiz. (f.) en iyi olma. 2.) boşuna gevezelik. deli.a.s. (f-b. (a.b.zf.) akıllı [kimse].b. sonsuz. uçmak.b. bîilaç" deyiminde geçer.s. mutlu.)hünersiz.b. (bkz: rûze).s.s. (f.b. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur]. (f.) i'tidâlsiz.i. (bkz: be-hişt). has ekmek. soyu güzel. elde olmayarak.)1.a. kökünden söken.a.s.) 1.s.s.) boşuna çalışan. (f.) çizgisiz.b.) kendiliğinden.) idraksiz.b.) ibaresi ibaresine. (f.b.s. tedirgin.b. (f. maharetsiz.i.b.b.b.zf.a.i. rahatsız.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi.s.a. (a.a.s. b. 3.s. (f.b. (f.) kök söken.a.)şaşkıncasına.a.s. kalburdan geçirilmiş (f. ölçüsüz (f.b. yararsızlık.s. bî-hüde bî-hûde-gî bî-hûde-gû bî-hûde-kâr bî-hudûd bî-hûş bî-hûşâne bî-hutût bî-huzûr bî-hüdegû bî-hüde-gûyâne bî-hüde-gûyî bî-hüner bih-zâd bî-ibâretihâ bî-idrâk bî-ihtiyâr bî-iktidâr bî-ilâc bî-infisâl bî-insâf bî-intihâ bî-irtiyâb bî-iştibâh bî-i'tibâr bî-i'tidâl bî-ittisâl bi-izn-illâh (f. . (f.. [behzâd şeklinde de kullanılır].bihişt bîh-ken bihnâne bî-hod bî-hodâne bî-hodi bihr bihrâm bihred bih-rûz. XV.) en iyi. i.i. pek iyi.s.b. 2. (f. aslı temiz. 2. güçsüz.b. (f.).s. (bkz: bî-hod). faydasızlık. kendinden geçmiş olan. erkek adı. (f-i-) oruç.s.) beyaz. bi-hoş. UI .) 1. ')iÜ (a.b. aynıyla. (f.s. pek iyi.) ağız kokusu. "günü iyi" iyi günlü. boş yere konuşan.) hadsiz hududsuz. marifetsiz. (f. geveze.s.) gevezelikle.b.) kavuşmasız.zf. (f. pek çok. doğuşu iyi. sersem.i. (f.i. (f. bih-rûze bîhte bihter.) daha. (bkz. (f.) i'tibarsız. (f.s.

b.) mercimek. 2.) şarap. (a. sonsuz. gibi. tasa.i. alâkasız. (a-i.) 1. (f.) 1.e.kelimeleri zarf yapar.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu.a. keder. şarap meclisi. (f. (f. yaradılış. (a.) kararsızlık.b. karşılıksız. 2. rahatsız.a.b.) yerler. değersiz.. (f.) kimsesizlere yakışır bir halde. (a.) afiyetle.s.zf.) 1. gübre sepeti.zf. gevşek. (bkz: ebkâr). ilgisizlikle. 2.) eksiksiz olarak. tabiat.) kelimesiz.) sınırsız. ülkeler. (a. (f. (f. (a.s.i.a.) kimsesiz. biçim. uçsuz. .bi-izni şer'î bi-izn-illâhi teâlâ bî-izzet bîje Bîjen bijeng bîka bika' bî-kâm bikâmet bî-kâr bî-karâr bî-karârî bî-kayd bî-kaydâne bî-kelimât bî-kem ü kâst bî-kerân bî-kes bî-kesâne bî-kesî bî-kıyâs bî-kıymet bî-mahall bikmâz bikr bikr-i fikr bikr-i hükmî bikr-i mazmûn bikle bikrân bî-kusûr bi-küsiste bîl bilBil-iktifâ bi-l-âfiye bilâBilâ-bedel bilâ-bedel bilâbil (a.) -ile mânâsına gelip.s. kızlık. (f.) 1.a.i. (f.i. saf.a.s.a. (a.) bakireler. (f. kılık. (f. ebkâr) dokunulmamış.) yersiz.i. çözülmüş. (f.) bedelsiz. sağlıkla.i. kayıtsızlıkla. (f. salt. (f.a. (f.) -siz. çapa.) kıymetsiz.s. (f. orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun. eksiksiz. kimsesizlik.) ölçüsüz. (f. (a. sözsüz. tam.b.b.a.) kusursuz.b.zf.e. telâş. husûsiyle.s.s.zf.i. z f. bel. genç kız.) kapı anahtarı. (bkz: nâ-be-mahall).zf. iktifa ederek.bikr'in c. işsiz [kimse].a. 2. bi-izn-illah).s. kenarsız. (f. katıksız. (bkz: bekâret). (bkz ı'belbâl. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva. elem. kopmuş.b. bedelsiz.) izzeti. (f.) yararsız. (a. sırf. aldınşsızlıkla.a. (f. 3. ilk olarak söylenen fikir. değeri.b.) kayıtsız. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan. (f. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız. (f. 2. aldırmaz. belbâle).s.i. 2.) kayıtsızca.b. buk'a'nın c. hâlis.) 1.). [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır].s. kararsız. şarap içme.b. çözük. huk. (a.s. topraklar.i.i. (bkz: bekâmet).) şeriatın emir ve müsaadesiyle (bkz.s. bekâr. ko puk. (a. tamam olarak.i.) 1. kıymeti olmayan.c. 2. kız-oğlan kız. [Arapça kelimelerin başına getirilir].) 1. düşük.s. şekil.i..b. (f. sâde.) bîkeslik. kıyafet.s.s. (f.b.

(f. Kudüs.b. (a.) düşünmeksizin. dönmeden. Sivas.s.b. (a. (a.) isbatsız.s.b. [eskiden] 1. 3. Selanik. çocuksuz. Çankırı].zf. araçsız. intikal etmeden. gereksiz.) korkusuzca.b. gönderi. kasabalar.) elinde olmayarak. Diyarbakır. (a. Bağdat. Bosnasaray.b.b.) tahkik etmeden. 4 şehir [Edirne.) aksine. kendiliğinden.bilâd bilâd-ı âmire bilâd-ı aşere bilâd-ı cesîme bilâd-ı erbaa bilâd-ı garbiyye bilâd-ı harâciyye bilâdı-ı isnâ aşer bilâd-ı rûm bilâd-ı selâse bilâde bilâ-fâsıla bilâ-fütûr bilâh bil'âhire bilâ-ihtâr bilâ-ihtiyâr bilâ-inkıtâ' bilâ-intihâb bilâ-intikal bilâ-irtikâb bilâ-isbât bilâ-isticvâb bilâ-istisnâ bilâ-iş'âr bilâ-kayd ü şart bil-akis bilâl bilâ-lüzûm bilâ-sebeb bilâ-tahkîk bilâ-taksîr bilâ-tashîh bilâ-teemmül bilâ-tevakkuf bilâ-udûl bilâ-ücret bilâ-vâsıta bilâ-veled bil-bedâhe bil-cümle bîle (a. Eyüp. (a.s. fesatçı. (a. Trablusgarp.b. (a.b. belâl). (a. bildirmeden. sorup soruşturmadan. söyletmeden. (bkz: cümleten). 2.b.zf.b. belde'nin c. (a.) düşünmeksizin. aldırmayarak. Galata.) sonra.zf. kusursuz. (bkz: be-lâde.zf. bezmeksizin. şehirler.) arkalan büyük olan kadınlar. yanak.zf. (a. irticalen. seçmeden. aralıksız.). (a.zf.b. sonradan. büyük memleketler.s. (bkz. düzeltilmeden. 12 şehir [Adana. Galata ve Eyüp semtleri.) devamlı. Kan-diye. (a. 2.) veletsiz. Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler. tersine. Halep. Beyrut. (a.s. 5. istanbul'da Üsküdar.zf. Şam.) memleketler.) 1.) vasıtasız. (a.) ihtar edilmeden. belâd).b.) tashih edil meden. (a.) sapmadan. " iL. (a. tam tersi. (a.) seçilmeden.b. kavramadan. (a. kesin olarak. (a.zf.b.zf.) durmadan. Rusçuk. rüşvet almadan. geçmeden. ve i.) ücretsiz.s.b.b.i.s.b.) iş'ar etmeden.) 1. 10 şehir [izmir. haber vermeden. bulaşmadan 2. (a.b. haraca bağlı arazi.) istisnasız. tersine olarak.s. şehirler. (f. Anadolu.s.) sebepsiz.b. (bkz: bedâheten). An-tep. (a. batı memleketleri. bayındır duruma getirilmiş.) sormadan. Erzurum.s.zf. kayıtsız ve şartsız.zf.zf. sürekli. (a. istanbul. . doğrudan doğruya. hatırlatılmadan.zf.zf.) fasılasız. Edirne.zf. birdenbire.b.) hep. Kahire]. sonunda. (a.zf. yan. Maraş. apansızın.b.zf.s. (a. kayık küreği. Sofya. (a. arasız.b.) taksirsiz. Trabzon.) lüzumsuz. (a. îmar görmüş.b.s.) irtikap etmeden.b. ada. Lârisa].) müzevir. (a. Bursa.b. (a. a. Bursa. parasız. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. mâmur beldeler. bütün.i. toptan. 4. belîha'nın c.zf.

) acele ederek.zf. ağzını kapatmak için.zf) birine mensup olarak.) hayırla. (bkz: bi-1iktizâ). (a. (a.) açılarak.) intikal ederek.zf. gerçekten.) lâzım olduğu için.zf. (a. gelişerek. dikkatle. (a. (a.zf. patlayarak.zf.zf. (a ?f) kazanarak.zf. birbirinden diğerine geçerek. (a. anlaşarak.) söyleyip yazdırarak. sınavla.) susturmak.) iftiharla.) saygı duyarak.zf. (a. (a zf) haber alarak. anlaşmak yoluyla.zf.i.) mahsus.) soruşturup. (a.) faydalanarak.e. (bkz: an-kasdin). bölerek. (a. .zf.zf.bîlek bî-lerziş bi-l-farz bi-l-fi'l bi-l-hâssa bi-l-hayr bi-l-hükmü bi-l-îcâb bi-l-icrâ bi-l-iddiâ bi-l-iftihâr bi-l-ihtimâm bi-l-ihtirâm bi-l-ihtiyâr bi-l-iktidâr bi-l-iktisâb bi-l-iktizâ bi-l-iltizâm bi-l-imlâ bi-l-imtihân bi-l-imtisâl bi-l-imtizâc bi-l-imzâ bi-l-incimâd bi-l-infâz bi-l-infilâk bi-l-infikâk bi-l-infirâd bi-l-infisâl bi-l-inkısâm bi-l-inkişâf bi-l-intâc bi-l-intihâb bi-l-intikal bi-l-intisâb bi-l-irâe bi-l-irkab bi-l-iskât bi-l-isti'câl bi-l-istîcâr bi-l-isticvâb bi-l-istidlâl bi-l-istidlâl bi-l-istihbâr bi-l-istihdâm bi-l-istihkak bi-l-istifâde bi-l-istifsâr bi-l-istihsâl (f. (a.) diyelim ki. meydana çıkarak.) uyuşmak. (a. uğurlu olarak.zf. (a.) hakîkî olarak.zf. (a.zf. titremeden.zf. (a. (a.b. yol göstererek.) kandırarak. (a. örnek. (a.zf.zf.zf.zf.zf.zf.) imtihanla. cevâbını alarak.zf.) çözülerek. (a. husûsî olarak. liyakatli olarak. öğünerek.) hakkı ile. aynlıp tek kalarak. yerini bırakıp giderek.) hizmete alarak.) bile bile. (bkz: hassaten). (a. icra marifetiyle. yararlanarak.) misal. (a.zf.) özenerek. (a. benzer göstererek.b. özenle. sonuçlanarak. (a. (a. (a. elde ederek. ivedilikle.zf.)' kısımlara ayırarak.zf. (a.zf. (a.) iddia için.zf. (a. yaparak.) aynlarak. (a. yerine getirerek. (a.) iktidar ile. (a. (a. yaparak. bi-1-îcâb). kiralayarak. saygıyla.) hükmünden dolayı. gösterip öğreterek. ayrılarak.zf. (a.) infilâk ederek.zf.zf) icra ederek. dikte ederek.f) sorup anlayarak.).zf. (f. keserek. (a.) imza ederek. (a. yoldan çıkartmak suretiyle.) kiraya vererek.s.) neticelenerek.) bindirilerek. (a. meydana getirerek. (bkz.zf. ayartarak. (a.zf.zf. (a.) delil getirerek.zf. seçerek.) dileğiyle.zf. (a. kullanarak.) çatal temrenli bir çeşit ok. (a. tutalım ki. (bkz: faraza).) titremez.zf. (a. gerekli görüldüğü için.) husule.) donarak.b. hele.zf.) göstererek. (a. (a. imzalanarak. dikkat ederek.zf.zf.) infaz yoluyla. uyuşarak. z. (a.zf.) aynlarak. isteğiyle. (a.

(a.) nöbetleşe. (a. (a.zf. (a. (a. (a. elbirliğiyle. ruhsat alarak. (a.zf.) beraberce.) itiraf ederek. oybirliğiyle. (a. işgal suretiyle.zf.zf.) tasavvurî olarak. başlıbaşına. (?f) kimyaca. sırası gelince. (a. (a.) muhafaza ederek. karşı giderek.zf. sırasını getirerek.zf.) sırası düşünce.zf.) billur gibi.) değiştirme yoluyla.zf.zf.zf. (a.zf. konuşarak. (a.) işgal ederek. . bir şeyi saklamadan söyleyerek. (a. izafeten). ister istemez. bozmadan. (a. (a.zf. (a.zf.) kim. (a. (a. (a.) istimlâk yoluyla.zf. hakkı teslim ederek.) istişare yo luyla.) vererek. (a.) satın alarak. (a.zf.zf.zf.s. müttehiden).zf.) karşılık olarak. (a. billâhi bi-l-lisân billûr billûrî billûrî. (bkz. (a.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam.) yazı ile bildirerek. değişe değişe. i. (a. bitirerek.zf.) büsbütün.s.) konuşarak.zf.zf.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili.zf. (a.) getirerek.zf. (a. (a.) karşılayarak.zf.) maiyyetiyle. (a. kristal [Farsçası bilûr dur]. gerektirerek. bütün bütün. istimlâk ederek. (a. billur.) lüzumlu.) görerek.zf.zf. (bkz: müttefikan.) keşfederek.bi-l-istikbâl bi-l-istiklâl bi-l-istilzâm bi-l-istimlâk bi-l-istintâk bi-l-istirar bi-l-istisnâ bi-l-istişâre bi-l-istîzân bi-l-iş'âr bi-l-işgal bi-l-iştirâ bi-l-iştirâk bî-l-i'tâ bi-l-i'tirâf bi-l-itmâm bi-l-ittifâk bi-l-ittihâd bi-l-ityân bi-l-izâfe bi-l-izzi ve-l-ikbâl bi-l-kalb bi-l-kayd bi-l-keşf bi-l-kimyâ bi-l-kuvve bi-l-külliyye billâh.zf. (a.) danışarak. yüzleştirerek.) yüz yüze.zf. (a.) kaydederek. açarak.) müzakere ile.) konuşmak suretiyle.zf.) Allah için.zf. (a. gerekli görerek.zf.) istiklâl üzere.zf. (a.zf. (a.) tamamlayarak. (a.) ayırarak.zf. sırasında.zf.zf.zf.) kim. konuşarak. (a. konuşarak. verme suretiyle.) izzet ve ikbâl ile.) izin ile. (a. billurdan yapılmış cisimler. billûriyye Ecsâm-ı billûriyye billûrîn bi-l-mâ' bi-l-maiyye bi-l-muhâfaza bi-l-mukabele bi-l-muvâcehe bi-l-münâsebe bi-l-münâvebe bi-l-müşâfehe bi-l-müşâhede bi-l-müşâvere bi-l-müzâkere (a. uyuşarak. adamlarıyla.i. sırasını bularak. ayırma ile.zf. danışarak. (a.). düşünce halinde. billurdan.) ortaklaşa. (a.) birleşerek. birleşerek. (a. meydana çıkararak. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı.) sorguya çekerek. (a.

hastahâne.b.zf. takatsizlik.b.b. saçmasapan [söz].) yapışkan otu. (bkz: havf).s. (a. bîtâb).pleuresie.) vekâlet ederek. güçsüz. sayrı.i. belvâ).i. (f.b.s.zf.b.) hastabakıcılar.s. sarmaşıkgiller. (a.b.b.). mânâsız.) anlamsız. dermansız. (a. tımarhane. l.a. bîmârân) hasta.a. kararsızlık.) bot. ürkütücü.s. sayısız.) billur.) yine o mânâya.) hesapsız. (f.) akılsız. bîmâr-hâne).i. (f. takatsizlikle. yersiz.zf. hasta. billur gibi.) lütuf. (bkz. (bkz.) Allah'ın inâyetiyle. (a. bitkin. (f.i.a.) 1.s. (f. takatsiz. kötü yaratılıştı.) 1. 2. yine o anlama. gerek. (f.zf.s.) riyasız.s. (f.s.) güçlükle. hanımeligiller.(bkz: bîmâristân2). üzüntülü. serseri. bed-tıynet). 2. 1. (bkz: bî-hemâl.bilsâm bilsâniyye bilsikâ' bi-l-umûm bilur bilûrîn bi-lutfihî bi-lutfihî teâlâ bî-lüzûm bi-l-vâsıta bilve bi-l-vekâle bi-l-vesîle bi-l-vücûh bîm bîm-i cân bîm-i dûzah bîm-i ta'ne bîm ü ümîd bî-magz bî-magz-âne bî-maksad ü bî-günâh bî-ma'nâ bi-ma'nâhü bî-mânend bîmâr bîmârân bîmâr-ciger bîmâr-çeşm bîmâr-dâr bîmâr-dil bîmâre bîmâr-hâne bîmâr-hîz bîmârî bîmâr-istân bî-mâye bî-meâl bî-mecâl bî-mecâl-âne bî-mecâlî bî-mekân bîm-engîz bî-mer bî-merâ bî-merhamet (a. (f.) 1. yurtsuz. bitkinlikle.b.zf. bîmâr'ın c.zf.) 1.a. (f. (a.) 1.i.b.) zâtülcenp. bî-nazîr). (f.b.b.) bütün. . fr. (a. halsizlik.b. (f. eşi benzeri olmayan. 2.s. mayası bozuk.) bu vesile ile.) . (f. (f. (f.) hastalık. (a. akciğer zan iltihabı. hoppa adama yakışacak surette.s. 2. ürküten. hoppa. 2.b. tımarhane. korku. * araç h.a.) vâsıta ile. (f. can korkusu. (a. (f. f. yüreği katı. (a.s.) billurdan. korku ile ümit.s.) merhametsiz.) maksatsız ve günahsız.i. zayıf.) gönlü sıkılmış.a.b. (f.b. satlıcan.a. (f. bed-sîret. deliler yurdu. yoksul.s.c. hep. (f. güçsüzlük. (f. (bkz. bitkinlik. (a.zf. tehlike. 2.) halsiz. azarlanma.i.s.a. kerem ve inâyetiyle. cehennem korkusu. akılsız. (f h s) hastabakıcı.s.b. (f. 2. soğulup sayılma korkusu.s.s. hastalıktan yeni kalkan [kimse].) korkutan. (f.i.i.b.b.f.s. (f.) çok sıkıntılı ve üzüntülü.) beyinsiz. hükümsüz. (a.s. hastahâne.) [gözü] baygın bakışlı olan.) mânâsız. yeri gelmişken.) her yönden. (bkz.s. f h s) manendi.s. (f. (a. (f.s.) lüzumsuz. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri.b.

.) eşsiz.) mûcipsiz. tat almaz. (a.) emsalsiz. büyün) bölge.) -den dolayı.). benzersiz. meçhul (edilgen). i.) namazsız.b.s. yapı. netîce olarak. sakınmadan.f. görücü.) mâni. (a. (f. kurma.s.e. binâberîn).c.) tatsız. (f. dayanarak. (f.i.a.zf. (f.s. (f.i.s.bî-mezak bî-meze bî-mihr bî-mihr ü vefâ bî-mikdâr bî-minnet bî-misâl bî-mûcib bîm-nâk bî-muâdil bî-mübâlât bî-muhâbâ bi-mübâlût bî-müdânî bî-mürüvvet binBin-netîce Bin-nefs bin bîn -bîn Dûr-bîn binâ' binâ emîni binâ-yi ilâhî bînâ bînâb binâber binâberîn bînâ-dil binâen binâen-alâ-zâlik binâen aleyh binâ-gerde binâgûş bî-nâm bî-nâm ü nişân (olmak) bî-namâz bî-namâzî bî-nasîb binâvend bînâyî (f. talihsiz.a. (f. isnâd). -den ötürü. bundan dolayı. kulak tozu [aslı bünâgûş dur].) 1. uzgören.b. namaz kılmayan.i. 2. adı sanı kalmamış (olmak).a.). mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap.s.zf.a. görücü. inşâatı kontrol eden kimse. (f. dalış.s. (a. 2.) zevksiz. (a.) bundan dolayı. (f. mıntaka.i.b. -de.c. ebniye) 1. (bkz: bi-nevend).f.s.b. (bkz: bî-mubâlât) (f. tuzsuz. göz. yapma.a. lâzım (geçişsiz).) adsız. benzersiz. kulak memesi. (bkz.b. (f. (bkz.s.b. (f. (f.zf. (bkz: bî-nazîr). uzaktan gören. (f. (f.s.b. (a.b.a. (a.) 1. (bkz: binâberîn).) 1.) çekinmeksizin.c. bu sebepten.) bunun üzerine. başına kalkmayan. sevgisiz. 3.b.s. beynamazlık. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu.a.b. sansız. (a.b. bunun üzerine.) kurulmuş. bunun üzerine.s. insaniyetsiz. dürbün.b. (f.) 1. dayanma. (f. görücülük. 5. (bkz: binâen-alâ-zâlik). lûtufkâr. (f.zf. engel. eşi bulunmayan.a.i. benî) oğul.s. saygısız. gören. basiretli.) şefkatsiz. (a. gr. 2.) manevî görüş.s. talihi kapalı.s. kayıtsız.) nasipsiz.b. hakikati kavrayan.s. (f.) korkmuş. (f. 2.i.) . 2.) kalbi. -için.b.b. sevgisi olmayan. neticede. vefası.b. 'önemsiz. mürüvvetsiz. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar.) -e. 4.) dikkatsiz.b. yok yere. (f. (f. (f.a.b. sayısız.s. yapısı.s. sebepsiz.) 1. kadınların aybaşı hali. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. beynamaz.) bundan dolayı. (bkz. 2.) eşsiz. gören.s. (a. nefisle. (f. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf].çekinmeden. bîpervâ).s.b. yapılarak. Tanrı binası.a.s. ev.a. namazsız.s. müteaddî (geçişli).

(f.zf. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası.) l .]. sonuç olarak. düzensiz. akıllı. kâse.bînâyî-refte bî-nazîr bincişk bincişk-i züvân bînek bî-nemek bi-nefsihî bî-nemekî bînende bînendegî bîneng bî-nesak bî-nevâ bî-nevâ-yı firâk bî-nevâyî binevend bingân bingere bînî -bînî Âkıbet-bînî bî-nigâh bî-nihâye bî-nihâyet bîniş bî-nişân bî-niyâz bî-niyâzî bi-n-nâr bi-n-nefs bi-n-netîce bi-n-nisbe binsır. tükenmez.). bî-misâl).b. yüzük parmağı. (üzümün kızı) şarap.) fels. tatsız.s.) 1.) serçe kuşu.i. (f.i. sessizlik.c. (a. (a.s. (a.) nasipsiz. uyanık. (f. 2.s.s.) nişansız. 2.) 1.s.zf. (f. fr.) 1.i.b. (bkz: piyâle). mülakat. 4. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. (bkz: müstagnî). (f.s.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek. . uzak görüşlülük. 2. tatsızlık. (a. (f. (f.i. benât) kız.) sırasız.) nihayetsiz.) 1. sonsuz.a. (bkz. (f. (bkz: bi-nâvend).i. 2.s.) görürlük. (a. gören. 3. içinden. basîretkâr). tatsızlık.b.b. işâretsiz. (a. rezil.) tuzsuz. kendiliğinden.) iğe sarılmış pamuk ipliği.b. zavallı.a. engel. (bkz: ebedî). (bkz: hadeka). (f. (bkz: usfûr).s. uç.i. (f. (f. kendi kendine. bot. yakar-masız.) l. [insanda ve denizde]. dağ tepesi. binsâr bint Ayşe bint-i Osman bint-i ineb bint-i mehâd bint-ül-cebel bî-nûr bî-nümûd (f-b. (f. bir dereceye kadar.i. 2. (f.s.s.zf. (f.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak. yayın ele alındığı kısmının ucu. nursuz.s. muhtaç. tas.zf. görebilme.2.) kendisi. 2.) bakımsız. (dağın kızı) aksiseda.burun. Osman kızı Ayşe.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör. görünmez.b.s. (f. gözbebeği. görücü. iki yaşına girmiş dişi deve.b. (f. nasipsizlik.i. görüş.s. (a.b. ilerisini düşünen. görme kabiliyeti. tuzsuzluk. 2. vefasızlık. uğursuz. [Arapçası "fincan" dır.) nisbetle. sükût.s. fakir. spontane.) namussuz. görmez.) belirmez. 3.i. (f-i. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir]. lezzetsizlik. (bkz. (bkz: bi-z-zât). sonu görürlük. çaresiz. (f.b. (f. (f.a. kadeh. yoksulluk. kendi kendisi.) 1.) nihayetsiz. meç. (f.) manî.) yalvarmasız.b.) zenginlik. sonsuz. ihtiyaçsız. fakirlik.i. (f. ayrılığın nasipsizliği.b. lezzetsiz. (f.) 1.) ateşle.s.b.b.i.

) bot. seccade.zf. kardeşlik. bîrâne bîrâste birâz birâz birâzbân. hanende. birâzvân birbâs Bircîs bîreg bî-reng bî-rengî bi-resm bî-revgen bî-rey bî-reyb birîg birînc birincâsb (a. 2. ilâhî cevher.i. (f.) çekinmeksizin. biraz. pirinç [hububattan]. müzik bilmeyen okuyucu. (f.i. (f. (f.b. yeğen.) kardeşe mensup.) yıkık. 2.i. kilim. süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar]. arsız. dost. yıldırım. soysuz. (f. münasebetsiz ve kötü yola sapan.) arsız. düşüncesini söylemeyen. meç.a. (f.i.) 1. pilav.b. sakınmadan. (f. dermansız.) 1. körkuyu.) 1.i.i.i. (bkz: birincâsf). bünye). (f. dökük.) derin kuyu.) sonsuz.i. ihtiyar.b. âbâr) kuyu. (a.s. rakabet ederek. çok yakın dost.s.) kılıç.i.) 1.) renksizlik. 3. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır].i. pirinç [mâden].b. utanmaz.i.zf.) merhametsiz.b.s. (f. susuz. kardeş. (f. (a.) üveyi kardeş. harap. (f.s.) damarsız. başarısız. yatak. (f.s.a. (f.a. nefiy. oysuz.) -ile. aforoz veya sürgün.b. pîr. (f. çıkmaz sokak. i.b. (a. tükenmez. (f. renksiz. Mekke'deki zemzem havuzu. bî-reh bî-râhe bî-râhî bî-rahm bîrân.i. viran..b. yolsuzluk. (a.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. (f.s.) savaşa atılma.) 1.i.[asıl ve mecazî mânâda].b. (f.c.b. ahret veya din kardeşi.i. -ederek mânâsına gelip. (bkz: bercîs1). ahret kardeşi. tas. âdet olduğu gibi. 2. kanatsız.a. 3. (a. dostça.e. kalbsiz. (f.) kardeşçe.b.i.b. erkek kardeş. (f.) şüphesiz.i.s.) kolsuz. (bkz.b. renksiz. (a. (f. 3. . döşek. (f. 2. karşı karşıya döğüşme.i. 2.) 1.) kardeş çocuğu.s.binye bî-pâyân bî-per ü bâl bî-perde bî-pervâ bir Bi-r-ricâ bi-r-rakabe bi'r bi'r-i muattal bi'r-i zemzem bîr bîrâd birâder birâder-i can-berâber birâder-i mâ'nevî birâder-i rızâî birâder-âne birâder-enger birâder-hande birâderî birâder-zâde bî-râh.s. yolsuz.) az şey. (f. (f. reysiz. (a.s. i.) üzüm salkımı.s. (f-b-s. 2. yol bulunmayan sapa yer. 2. (f. (bkz: bî-muhâbâ). örtü gibi şeyler. budanmış [ağaç].).kelimeleri zarf yapar rica ile. (f. (f.) resmî olarak.s.s. hah. (f.) yağsız.) fazla dallan kesilmiş. taslak halinde bulunan resim. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. güçsüz [kimse].) kardeşliğe kabul edilmiş kimse. 2.) 1.s.) 1.) 1.

(f.i.) hayâsızlık.) parasız.) firuze. (kar döşeği) karla kaplı olan yer.) selâmlık dâiresi.s. çimen. yeryüzü.s. göğüs. ne çirkin" mânâsına gelir. güzellik. hallucination.) bot. (a. Armoise miskotu.birincâsf birişte birîşüm bî-riyâ birke birkıl birnîs birr birr ü takvâ birsâm birsân birsîm birsîm-i mâ' bî-rû bî-rûh bîrûn bîrûnî bî-rûyî bîrûz bîrûzec bî-rûzî biryân biryân-ı muhallâ bîrzed.) 1. ne fena.a.b.i.i. hayır.i. [acı ve kokulu bir sakız]. Misk otu. (f. hâriçte.s.s.) kızartılmış. busat) kilim. (f.b.a.i-) 1.) kısmetsizlik. (f. küçük göl. (f. "zemberek" denilen bir harp âleti. koyun otu. (a. afetler. 2. (f.e) "ne kötü. (f.a.s. 2.) sebatsız. (a. zf. (a.i. (bkz.i.a.) riyasız. gölcük. (a. 2. . (f. (f. züğürt [kimse]. dünyâ. (f. bürsen). keçe. bîrzî bî-sabr bî-sâmân bî-sân bî-sânî bisâr bisât bisât-ı arz bisât-ı berf bisât-ı felek bisât-ı hâk bisât-ı kevn ü mekân bisât-ı satranç bisât-ı bûsî bî-sâz bi'se Benât-ı bi'se bi'se-l-masîr bî-sebât (f.i.a.i. iyilik.s. şeytanboku.) 1.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma.) gerekli eşyası bulunmayan. 3. 3. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu.i. varsam.) cansız. gökzümrüt. yaygı.b.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. benzersiz. [hafifletilmişi "birûn" ]. bisât-ı hâk). çocuğun ana ve babasına itaatli olması.b. (bkz . yalancı zümrüt.dışarı. (a. (bkz: bisât-ı hâk. haricî.i.) . (f-i-) l. lât. tava. büyük belâlar. s. yabanî karanfil.) ikincisi olmayan. (f.i. dışarıda. büsre).) 1.). tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir]. (a. fr.) etek öpme. tere. bîrze.s.s. satranç tahtası. (a.) kısmetsiz.) at kestanesi. (a. yeryüzü. bisât-ı kevn ü mekân). zümrüte benzer.i. (f. nane ve piyazlı kebap. Beifuss miskotu" dur]. dönek.b. (f. dış. (f. anaya babaya itaat. (f.s. büsre'nin c. talihsizlik. bir benzeri olmayan. yonca. 2. minder.i.) . (f. ve i.i.) bot. yalansız. yüzsüzlük. bağışta bulunma. tüfek.a. fazla. sermayesiz. el etek öpme. fr.i.s. alm. yeşillik. değersiz yeşil bir taş. sarı çiçekli bir ot. arsız. kâinat. yeryüzü. bot.b. kasnı. cehennem.a. suyoncası denilen.) sabırsız. selâmlık odası. 2. (f. olmayan şeyi varsayma. (f. (bkz.i.) yüzsüz. (bkz: bisât-ı felek.s. büyük havuz. bî-sânî). döşeme.s.) bot.c. (f. (a.

b. bıldırcın otu denilen. (bkz: perûş). hareket]. (f-b. cılız.) 1.) çokluk. 2.s.b..) âciz.bî-sebeb bî-seher bî-semen bîser. (a.s.) suhuletle.) sabahsız. kolaylıkla gibi.) salhane. (a.) gönderme. ne cesiz.s. (f. eğri.f.a.s. (bkz: büsut).s.s. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret.s.i. intizamsız.s.i.a. arsız.a. bismil-geh bismillâh bismil-şüde bisr bisre bisBi-s-suhûle bism-i şâh bi-s-suhûle bîst bîstâh bistâm bistâr bister bîstgânî bistûh bistüm. (f. beceriksiz.s. (bkz: besmele). suhuletle.) sivilce. değer.i.s. (f.) boş.) kıymet.) yatak. (f. çok kimseyi tanıyan. çarpık. bîserek bî-serân bi'set bi'set-i Muhammediyye bi'set-i nebeviyye bism bismil bismil-gâh.i.b.) mercan [taş]. bîstümîn bî-sûd bisut bî-sükûn bîsütûn Çetr-i bîsütûn bisyâr bisyâr-ber bisyâr-gû bisyâr-husb bisyârî bisyâr-kes bîş (f.s. Peygamberimizin gönderilişleri.) çok.i. (f.b.s.i.b. (f .s. durmayan.s. bîsere bî-ser bî-ser ü bûn bî-ser ü pâ bî-ser ü sâmân bîserâk. hayvan kesilen yer. bol meyveli.s. (a. gökyüzü. düzensiz. utanmaz [adam]. yok yere. ziyâde.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu. (f. (f.) ["bi+ism" den] ismiyle. (f. (a. (bkz: bi'set-i nebeviyye). ipe sapa gelmez [söz. (f.). (f. (f.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar.) gevşek.) çok konuşkan. (f. (f. âşık Ferhad'ın.b.) boğazlanmış. adıyla.b. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ.) vücudu sivilceli olan [kimse].zf. yirminci.) küstah.) çıraklara. (f.) durmaz. döşek.) sebepsiz.b. edepsiz. (f.b. (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır.i.a. (a.zf. 2.i. (f. . (a. (f. i.) arkadaşı çok olan. v. (f. (a. faydasız. Çin'de yetişir zehirli bir ot.) 1.) yirmi 20 (f. artık. boğazlanmış hay (f. savruk.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar. başsız. gök. sefil ve perişan.) başsız.s.s.i. başıboş olanlar. (a.zf. (a.) kesilmiş.).s.b.i. paha biçilmez. zayıf [adam].i. hareketten kalmaz. kolaylıkla. çok tembel.e.b. (f.

daha çok. gıda. (bkz.) ormanlık.) 1. i. [eti panzehir olarak kullanılırdı].b. düşünmeden.) orman. bişâret bîş-bahâ bîşe bî-şebîh bî-şekk bî-şekl bî-şerm bî-şevâib bîşe-zâr bî-şikîb bişing bîşî bişkel bişkele bişkene bişkûfe bişkûh bişkûl biş-mûş bişpûl biştâm bîş-ter bî-şübhe bî-şümâr bî-şuûr bî-şuûr-âne bitBi-t-tagyîr Bi-t-tanzîm bît bî-tâ bita' bî-taayyün bî-tâb bî-tâb-âne bî-tâbî bot.) utanmaz. benzeri olmayan. (f. (a. değerli. (f. 5. tedbirli. (f.i. gümüş kakmalı işlemeler.a. (a. 2.) takatsizlik. akıllı.) kuvvet ve iktidar sahibi. becerikli. (bkz: bişkel.s.s. bişkel. 2. sayısız. varyoz.s. h. gam.b. (f.b.kelimeleri zarf yapar.) 1. (bkz. saçı. i.s. (a.b. Allah.a. yorgun.i. küskü.). (f. (f. (f.b. zool. koyu şıra.s. bişkene (f.) daha fazla.a. kim.i.) şuursuzca.b.) yüksek fiatlı.a. (f.s. (f. tanzîm ile.) 1. sazlık. halsizlik. ihtiyatlı. (f.zf. (f. (f. bıldırcın otu ile beslenen bir fare.) 1. eğri anahtar. kasavet. (f.s. uyanık. meşelik. 3.) hadsiz.s.) 1.) şüphesiz. esir. 2. sabrı tükenmiş. bişkele. fr. s.) 1. (bkz. (f. uzun boylu [adam]. 2.a. i. 3.). (bkz: şü-kûfe). tutuş. (f.zf.a. amorphe.s. (f. (f.s. işe düşkün. (f. (f. pahalı. 2.) -ile.s. 4.) adı sanı belirsiz. *kesîn. çiçek. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. halsiz. (f. çevik. tutan ve saçılan şey.i. (f. balyoz. kusursuz. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap.biş-i behâr bîş-i mûş bîş ü kem bî-şâibe bişâr bişâre. 4. eksiksiz.sazlık. (f.s. 2.) şuursuz. tanzîm ederek. 3. saygıdeğer kişi.i.b.a. tutsak. (f.a.b. fareye benzer küçük bir hayvan. tasa. bişkene).s. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. heybetli ve muhterem. değiştirerek.i.s. sabırsız. (f.s.) şüphesiz. (f-b. 4. 3 kuvvetli.) fazlalık. bot. düşüncesiz. kendi gelen.) buruşuksuz.) kusursuz.). meşelik. .) fels.) lekesiz.) bitkin.e. (bkz: bî-gümân). pek çok. rastık.) 1. (f. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı].s. i.i.i. altın. idraksiz.i.e. (bkz: tufeyli).b. eksiksiz. kıvırcık saç.) kuvvet. (f. 2. gaseyan.s.a. kazma.) sığıntı. dağınık. kıymetli.i..) 1. bişkele). (f.i. (f. fazla ve eksik. ederek mânâsına gelip. (bkz: galî). kaya koruğu.) bitkin bir halde. (a. (f. benzersiz. burgu.b. (bkz: bî-mecâl).i. asalak.s. kusma. 2.) perişan.i. beşaret). dermansız. şekilsiz.

işe yaramaz.s.zf. talaş.zf. büven.i.i.c.) tarafsızca. haydi haydi. bî-tâil (f. uzun uzadıya. bevvân). bî-taraf (f. (bkz: beytûtet. garip. oynatarak. bîte).) 1.s. (bkz: beytûtet. bi-t-tasmîm (a. bi-t-teâdî (a. bi-t-tab' (a.zf.) tahammülsüz.) sivrisinek.zf. bî-tâkat (f.) "onbin" sayısı. bî-takvâ (f. nâ-be-hengâm.a.) istek ile. tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına.a. (bkz. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın. bi-t-tevkîf (a. bi-t-tahkîk (a.i. cü.zf. (bkz: bit-tişvîk). bi-t-tarîk-it-temsîl (a. kışkırtarak.b.zf.) derece derece.) güve. bi-t-tafsîl (a.b.) faydasız.i.a.) te'sir ederek.i.) tamamıyla.) tabiatıyla.a. uygunsuz. teşvik ederek. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a. rastgele. nâ-bemevsim). (bkz: takat).zf.) etrafıyla.) hurma çiçeğinin kapçığı. bitke-i haşeb tahta parçası.cü. bityâre (f-i-) elem. poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde.s.s. bitlâb (f.b.i. bîte (a. bîvâre (f. bîtet).bî-tahammül (f. bi-tamâmihî (a. zf.) Allah'ın takdiriyle.) tamamıyla. kesilen bir şeyin ufak bitke (a. tahkik ederek. araştırarak. bî-tarafâne (f. bevâbet).). bi-t-tavassut tediye eko.zf.i.) güçsüz. eksiği olmayan. geceleme.) tedbirsiz. bi-t-tedrîc (a. tutuklanarak. (bkz: bevân. bî-taksîr (f.) benzetme yoluyla. bi-t-tamâm (a. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul.zf.a. bîv (f. kesinti. bi-t-tahrîk (a. .s.) tesadüfen.) gece kalma. dayanılmaz.) tecrit. güçsüz.) ufak parçalan. menfaatsiz. bi-t-tesâdüf (a. (bkz: bîver). bi-tarîk-il-evlâ mant. ebvine).) yoluyla. 2. tasarlayarak.) teşvîk ederek.s. azar azar. bîtet (a.a. aforti-yori. hepsi.s.zf. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a. bi-t-tavassut kabûl eko. *etkileyerek. günahkâr.) vakitsiz.zf. ayırma yoluyla.) âciz. bî-tedbîr (f.zf.b.s. bi-t-teşvîk (a.) tarafsız. hakkı ve kanunu çiğneyerek. bi-tamâmihâ.i. (bkz. kimsesiz. bîvâr (f. bî-vakt (f.s. tamamen).) takatsiz.) kurarak. tabîî olarak. hareket ettirerek.) kusuru. bityâr.zf.s. kışkırtarak. tomurcuğu.) tahkik ile.a.) geceleme. boş. (bkz: bi-t-tahrîk2). bî-tâk (a. çaresiz. bivâbet (a.) tevkif edilerek. zf.) ibâdetsiz. gecele-yiş.b. biûza (a. bi-t-tav' (a. sıkıntı. keder. bi-t-tarîk (a. gece kalma. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi.zf. (bkz: bi-tamâmihî.a. bi-t-te'sîr (a. takatsiz.) zulüm ile.zf.a. bivân (a.s.

c. (f. desîse. küskün.i. (f.) behresiz.) bezginlik. geveze [adam].) vücutsuz.i. sermed.) hekim.s. bürnüs). pinti. sermedi).) 1. (a.b.a.a. mahrum.i. küskünlük.a. (f. (a. (a.) rahatsız.) kollu ve başlıklı hamam havlusu. kendi işler. (bkz: bezâzet.) zahîresiz. (f. (bkz: huffâş). zikrederek. (f. fr.s. biyâât) satılık mal.s. kabul. kıyafetsizlik.b. (f.a.s.) hîle.i.). bıkmış. çenesi düşük. .i. 2. dönek. tarayan.i.i. 2.) kiliseler.) fakirlik. (f.s.b. (f.a. (f. (a. anoure.s.i. (a.s. (a. otomatik. sonu olmayan. (f.s.) eleyen.) pejmürdelik. nasipsiz. câvid.s. (f.i. (f. vefasızlık..) gündelik elbise. 2.b.) -e. (f.b.b. (a. (bkz: savâmi).e.) sebebsiz. (bkz: bezle). (f. bîvâr).b. -rek mânâsına gelip.) .) vefasız.s. (a.s. (bkz: bi-n-nefs). (bkz: ebedî.i. doktor. (a. kendisi. bûstân).i. (bkz: beyâh).) kocasız kadın. (bkz.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma. (a.) durmayan. ile.) vefasızlık.s.s. bi-z-zevât) kendi.zf. karanlık. (f. câvidân. bî-zebânân) dilsiz.i.c.) 1. büzûzet).zf) kendiliğinden.c. dul. (a.b.) lâtife.i. (bkz. muvafakat.) 1. cerrahlık. (f. hayırsız. yarasa.i. (f. kuyruksuz. (f. (a. (a.s. perişanlık.) dul kadın.s.b. (f.i. usanmış.a. bîa'nın c.) dulluk.b.bî-vâye bîvâyegî bîvâz bîve bî-vech bî-vefâ bî-vefâyî bîvegî bî-vend bîver bîve-zen bî-vukuf bî-vücûd biya' biyâet biyâh bizBi-z-ziyâre Bi-z-zikr Bi-z-zarûre -bîz Fitne-bîz bizâ' bî-zâd bîzâr bîzâre bîzâre-i bîdâre bîzârî bi-zâtihi Müteharrik bi-zâtihi bizâz bî-zebân bî-zeneb bî-zer bî-zevâl bizh bizişk bizişkî bî-ziyâ bizlâh bizle bizle bi-z-zarûre bi-z-zât bornûz bostân (f.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara. (f. zarurî olarak.c.zf.) ziyâsız.a. azıksız.kelimeleri zarf yapar.) gadir. büyâh) ufak balık.) zevalsiz. entrikacı. sebze bahçesi.b. (a. (f. (f. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.) hekimlik. hasis. altınsız. (f. (bkz: bi-cişk).i. (f. cimri.b. al. kavun karpuz. ışıksız.b. (bkz. âşık hilesi.) ister istemez.b. ziyaretle.i.i. fitneci.s. şaka.) zool.a.i. kalburdan geçiren.s. gibi. (f.

fr. uzaklık.i. (a. fr. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu. (a. çakır doğan. bûbürdek bu'd Bu'd-i mesâfe bu'd-i beyn-el-hücrevî bu'd-i mizvâ bu'd-i mücerred bu'd-i nîreyn usûlü bu'd-i kutb bu'd-i mihrâkî bu'd-i mümass bu'd-i müzevvâ bu'd-i semt-ür-re's bûd bu'd ü nebûd bu'dân bûdene budha budû' bûd ü ne-bûd bû-fürûş bûğ bugas bugat buğrâ buğz bûh. 'teğet uzunluğu. (f.) kin. distance focale.i. (baîd'in c.) 1.geo. (f. (f.) ıraklar. fr. pintilik. (a. (bkz. (f. fr. şiddetli sel. anlama. astr.' (a.i.) l. buhûl). râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında.i. saha.i. top.b. râsıdın gözünde meydana gelen açı.i.i. meydan. 2. ba'hl. alan. omuzda. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü.c. (a. kutup uzaklığı. (a.) insanın bütün malı ve eşyası. göze arası boşluğu. (a. hezâr).) cimrilik. varı yoğu.) 1. aralık. mat. âsîler. başucu uzaklığı. (f. buğu buhara mensup buğu ile ilgili (a.) küçük deniz. tamahkârlar.i.i. (bkz: eb). (f. (a.) koku.i.a.i. 3. astr. nefret.) erkek kurt.) leş yiyen kuşlar.i. avlu.i.i.i. gidilen yolun uzaklığı.) 1. çil [kuş]. longueur de tangente.) semizotu. distance zenithale.i. can sıkılma. bûhe buhak buhalâ' buhâr buhârî buhayre buhayre-i dem'iyye buhbûha buhl buhle saray teşkilâtında. (f. espace intercellulaire. bostâniyân bölükât-ı seb'a bû bû buâk bûb bûbürd. var yok. (a.b.) bülbül (bkz: andelîb. (f. şiddetli ses. elsıkılığı. (t. (bkz: adavet). erkek baykuş. göl.bostâncıyân. . 3. 2.) orta yer. eb'âd) 1. pintiler.) saha. bıldırcın.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı.i.) cimriler.i.) baba.) 1. (a. (f.i. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler. dis-tance polaire.) haksızlık edenler. sevmeme. bâgi'nin c. 2. odak uzaklığı. 2. (bkz. (a. boy u t. 2. selva). anat. fr. turna kuşu. haykırış.i. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı. distance angulaire. *açı uzaklığı.) 1. serkeşler.) kucakta. (a.b. gözyaşı pınan. 2. anat. mat.) koku satan.i.i. (f. (bkz: bûy). 2. varsayılan uzay. ağır ve pahalı ev döşemesi.i. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını. fr.) varlık. astr. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. ansızın gelen yağmur. bahîl'in c. fiz. (a. uzaklar. bostancılar.i.i.

(bkz: ferzend.s. yaz mevsiminin en sıcak zamanı. a.) denizler. (a. kıyma. bıka') 1. meç. bûmehin (a. 3. (a.) izdiham. yeşillikler. buhl).h. (bkz: ekûl). (f. baykuş. karışık bir hâl alması. 2. huy. 2. buhrân-ı mahmud buhrân-ı redi' buhrân-ı vükelâ buhran sühûneti buht buht buhte buhtû. (a. (bkz.i.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda. buhtûr Buhtunnasar buhû' buhûh buhûl buhur buhûr buhûr-i meryem buhûr-dân bûjene buk buk'a buk'a buk'a bûkalemûn bukkarî Bukrat bukratî bukratiyyûn bukta bu'kûke bu'kûket-üs-sayf bu'kûket-üş-şitâ' Bukul bu'le bûm.) alçakgönüllülükle hakkını isteme. (a. bot. onunla ilgili. (bkz: bahl.) 1. cyclamen.i. bür'ûme). hastalığın fenalaşma nöbeti. yer. s . konca. büyük yapı. (a. fiz. yer.) 1.i. (a. pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek. ülke. kalabalık. fr. nöbet. âfet. hastalığın en ağır zamanı. düşüncesini.i. obur.i.i. baykuş.) 1. koyun bağırsağı. benek. (a. (bkz. ebhâr. (a. 2 .) sebzeler. henüz açılmamış çiçek. yalan söz.s. (a. bürûm. 2. (f. tavşankulağı.) oğul. bir işin tehlikeli.) zool. i.) 1. (f-i-) 1. iki hörgüçlü deve. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse.i. (bkz: ra'd). (f.i.i. kalabalık.) 1.) zool. tabîat.s.i.) yer yer. bûmhen).i. 2. memleket memleket. otlar. perişan. düdük. belâ.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait.i. (a. tomurcuk. bahr'in c. bûnbâr bûme bûmehen. . ebhur).) 1. siklamen. (bkz: bahûr-dân).f. meç. (f. (bkz: bahte). 2. cemâat. (a. bağırsak. ("ku" uzun okunur. kritik sıcaklık. musibet. dağınık. toprak.) ses kısıklığı.) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis.s. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen.c. 2. (f. kabine buhranı. leke.) 1.h.zf.i. izinde olanlar.i. tütsülük.i. belâ baykuşu. deprem. yurt.i. (a.i. 3.i.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar. güruh. 2. (f. a. sürülmemiş tarla. kriz. (a. sıçan büyüklüğünde bir hayvan. bakl'in c. kışın zemherirdeki hali. (a.) zool.c. 2. bûme bûm-i musîbet bûm bûmbâr.i.i.) gök gürültüsü. mahdum). (f. hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet.) tütsü.i. ("ka" uzun okunur.) çok yiyen. (a.i. (bkz: bihâr.) cimrilik.). toprak.) boru. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı. (a.i. yer sarsıntısı. (a.buhrân buhrân-ı ceyyid buhrân-ı kâmil. (f.

) bıyık. auphin.i. (a. (f. i. (bkz. nihayet.i. (f-i-) öpme. delikanlılık çağındaki neşe. teberzed).i. (bkz. [Cevza (ikizler).i. (a. 2. fıstıkî renk.h.) fındık. Kavis (Yay) burcu].i. tüfek kurşunu. rahim.s. yuvarlak bina. güzelin ağzı. kale. Kavs. öpücük.) .i. burç). [Hamel (kuzu).s. Sevr. [Seretan. burc'un c. burûc) 1. (f. öpme ve kucaklama. doru. (a. Terazi (Aquarius) burcu]. ateşli burç. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı. (a. 1) Sünbüle burcu. sülün. Esed (Arslan). Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek. öpüş. meç.) bir altın para.i.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. Seretan. astr.i. 2. (Güneş medarının) on iki burcu.) yüksekte bulunan nişangâh.) 1. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. kızıla çalar at.i. (f.i. çölde çukur biçiminde yapılan ocak.) Hz. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. (f. 4.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse. Hut (Balıklar) burcu].i. ufak ve yuvarlak tane.) bulgur.i. Mizan. [Hamel. 3. Hz.) 1. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri.i. Sünbüle. havalı burç.bûmhen bûn bunduk. (a. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi.) 1.i. Akreb.s. 3. çukur. 3.hasırcı.) çok cins olan dişi deve. Arslan takımyıldızı. Bağdat şehri.) hasır. bûmehîn). hisar çıkıntısı kule. (f.i.) 1. (a. (f.s. 2) Arslan burcu.) 1.) parmak boğumu. i.) 1. (a. Cevza. (a. (a. nebat şekeri. i. bunduka bunduk Bundukî bundukiyye bûr bûr Burâk Burak-ı Cem bûrânî burbûr burc burc-i âbî burc-i âteşî.b. bûse bûs ü kenâr -bûs Dâmen-bûs (f. kuleler. Akrep. astr. f. (f. (a. temizlenmiş koyun bağırsağı. Delv.c. hedef.) hisarlar. bûmehen. (bkz: büste). burc-i âzerî burc-i bâdî burc-i eşref-ahter mîzân burc-i Delfîn burc-i evliyâ burc-i hûşe burc-i Süreyya Burc-ül-Esed burcâs burcuma bûre bu're burha bûriyâ bûriyâ-bâf burûc burûc-i isnâ aşer burût Burzag bûs. i.) Tatar oku. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde. (bkz: ber-zûg).) öpen. 4. etine dolgun delikanlı.i. 2.i. 2. zool. (f.i. dip. (a. (a.s. . Esed. Yunus. haşlanmış buğdayın döğülmüşü. etek öpen. 2. (a. uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu. fr. kolay. sulu burç. Cedy.i. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir. 2.) hasır dokuyan. (bkz. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır].i.

mezartaşı.) ufak ve parlak bir böcek. (bkz: bostan.). (f. çürüklük. bâtıllık. dâvanın esassız. sol kanncık.) şapır şupur öpüş. (bkz: bûse-gâh. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot. beyhûdelik. öpücük toplayan.b. etek öpme.i. (f. (f.i. küçük karın veya göz.). (f. öpme.) öpülecek yer.b. pota. (f.) öpülecek yer. (f. (f. boş oluşu. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş.i. bûse-geh).) kilimler. (f.) -öpücü. sağ kanncık. (bkz. el öpme.i. (a.) bot. minderler.) bahçe içinde bulunan köşk.) "bahçe süsleyen" bahçıvan.s.s.b.b. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen.i.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık.b. (f.i.) öpülmüş. (f. dal ve yapraklan yerlere yayılan.b.i. (a. (f. (f.i.) 1. (f. 2. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer.) öpme. (f.) buse. öpücük alan.i.i. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip. (f.) buse. anat. (bkz.b.b. 2. butûl).) zool.i. g.i.b. haksız. (f. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap. soğancık. bûse-geh bûse-lik bûselik-nevrûz bûsende bûse-rübâ bûse-şikesten buseyle bûse-zen bûs-gâh bûsî Dâmen-bûsî Dest-bûsî bûsîde bûsîden bûsîr bûsiş Busm bûstân bustân-bân bûstân-efrûz bûstân-fürûz bûstânî bûstân-pîrâ bûstân-serâ busu' bu'sûsâ bûş butayn butayn-i eymen butayn-i eyser bûte butha butîmâr butlân butlân-ı da'vâ butu' (a. öpen.i.b.) şapırtılı öpüş. (a.) öpecek yer. (f. bahçe. (a.s. bûstân-fürûz).b.) bostana ait. (bkz.) öpen.) terler.i. (a. . boşluk. (bkz.) 1.i.) bot.b. busende).s. keçe yaygılar. (f. toplayan. (f. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden. Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri.busat bûse-câ bûse-çîn bûse-gâh. (a. geç kalma.) bahçıvan.i. (f. döşekler. (f.i. (f. tatarcık. öpücü.i.) öpmek. çeşme.i.) bot. anat. alan.b. kuyumcu kalıbı.) kanncık. (f.i.i. bisât'ın c. (bkz: bûse-rübâ). (f.i. (bkz.) gecikme. pûselik). sebil v. basî'in c.i. hücre.) iyi huy.s. bûse-çîn). kökünden çıkar çıkmaz.b. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif. s.m. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen. (a.i. muz.s.) hastalanan koyun. 3.i. bûstân). kapan. katmerli horozibiği denilen bir çiçek. gövdesiz ve kısa saplı nebatlar.

(f.i. tilki hayası. 6. kötü. avurt. (bkz: tebâüd).) 1. (f. nasip. başak. en kıymetli olan şey. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. (a. (a.i.) bot.) âfet.) tuvalet çekmecesi. çiçeklerin kokusu. (a. 2.) kokululuk. nihayet. kimyon ve benzerleri gibi baharlar. 5.s.) 1. sahip. (f. (bkz: tebcîd).i.) özleme. (f. ayrılma. bücül bücûs büç . i. (f. (a. kömür.) güzel kokulu. (a. nefs.b. (a.i.i. nihayet.i.) 1. bûznîne buzm buzra bü-bü' büc bücâl bücc bücdet bücr bücriyy.) oturma [bir yerde]. (f i) maymun.) 1. (f. nasip. (bkz: büdâd. 2.m. (f.) 1.) av köpeği.) kokulu. son. (f. 4. 2. kısmet. eşlik. (a.i.) anat.s. hisse. tabiat. nesiller. sevgi.i.i. ümit. 2. (bkz: zügal). (f. bön kimseler [müfret olarak kullanılır. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz].i. karınlar.) çavuşkuşu.) kuş yavrusu. (bkz: zevce).i. yokluk içinde bulunma. (f. tamah. son.) tarçın. şaşılacak şey.i. meç.i.i. maşa. (bkz: büde2). (f. koku.) koklamak. rûh'un kokusu.) kadın.i. encam). pay. bedîl'in c. sarmaşık [ot].) ilim.) anat.butûl butûn buûle buûlet buus. gözbebeği. ibibik kuşu. pay.s. (bkz: hüdhüd). (*umut kokusu) ümit belirtisi.) Azrail.) kokma.) buhurdan. çürüklük. (bkz: butlan). (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi. (a. 2.i.i. (f. şer. (f-b. 2. (a. eş. (a. 2. pay. bücriyye bücûd bücûl. (f. topuk kemiği. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası.) bot.) boşluk. (f.) 1.i. soylar. (f.) ağzın iç tarafı. batn'ın c. (a. 2. biber.s. (a.) 1.i. fena.i. belâ.) kankocalık.i.i.) 1.s. (f. 2. (f.b. ateş koru.b. bûzine.i.i. sersem. palazı. beyhûdelik. buûs bûy bûy-i ezhâr bûy-i ruh bûy-i ümîd bûy-i vefâ bûyâ Buyahyâ bûyçe bûy-dân bûy-dâr bûye bûyî bûyîden bûyiş bûy-perest bûysûz bûzâr bûzîdân bûzîne. vazgeçme. bilgi. umma. huy. (a.) budala. (f. en değerli. akılsız.i. (a.i. (bkz: büdde).i. 3. . musibet. hisse. vazgeçme.i. (f. (a.) 1. nasip. (a. beç büd büdâd Büdalâ' büdbüdek büdd büdde (a.i.i.i. uzaklaşma. aşık kemiği.) keçi. 2.) sövme.) 1. (bkz: şetm). karanfil.

(a. sevinçten doğan gözyaşı.) 1. (bkz: belend).) ağlatıcı. iftira.s. geniş yer.i.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar. ağaç kavı. (f. behlel).i. kesik kesik soluyuş. (a. begas). ileri geçme. ebkem'den) dilsizler.i. bühüm. belde'nin c. kadeh.s. bodur. (bkz. (f. (bkz: andelîb. (a. 4.) çok acayip.) ağlama.i. haykırma. (f. bihâm.i. (f.i. (a. 3. yer altındaki hayvan ahırları. çılgın bülbül.i. (a. bedene'nin c. seher.) yüksek ses.) 1. behve'nin c. çok hırslı.i.i.i.) çok acâiplik. hüngür hüngür ağlama. (bkz: bü-lûlet). (a. (a. erken. (a. (f.) 1. 2. bühtüre Bühûr bühüt bühüvv büjhân büjmeje büjûl bükâ' bükâ-yı sürûr bükâ-yı şedîd bükâ-alûd bükâ-engîz bükât bükm bükre bükse bü-l-aceb bü-l-acebî bü-l-acebter bülâlet bülbül bülbül-i genc bülbül-i nâlân bülbül-i şeydâ bülbülân bülbüle bülbülî büldân bülega' bülehâ bülend bülend-ahter bülend-âvâz bülend-bâlâ bülend-bîn (f. (a.) kısa.büde büdün büdûr bügas bühlel bühlûl bühme bühr bühre büht bühtân bühtür. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar.) 1. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi. aşık kemiği. (bkz: behme).i.) şehirler.s. renkli deri. budalalar. memleketler.c. ("ga" uzun okunur. . (a. hezâr).i. kiremit parçası.b.) hızla geçme. belîğ'in c. 2. belâbil) güzel öten mâruf kuş. 3. çok tuhanık. şarap.i. maşa. yüce.s. imrenme.) 1. yalan.) ağlatıcı.i. (f. [doğrusu "belend" dir]. (a.c. yalan. (bkz: bâmdâd).i. ışıklı.i.s.s. ağlayan bülbül. 3. himmeti.) yüksek.) 1.). iftira.) uzun boylu. soluganlık. (a. (a.s.s.s. (f. bâkî'nin c. gözyaşı dökme.b.) bülbüller. (a.i. kaydırak. (a. c. bir çeşit zerdali. 2.i. meç. (a.) kaya keleri. beld. (a. talihi uygun.) beliğ olanlar.). gayreti büyük. kertenkele. misafir odaları. baykuş.) aydınlık.b.i. (a.) sabah. a. 2. behv. bihâmât).b. (f. bülbül'ün c.s.s.) sık sık soluma.s.) emzikli su kabı. iller.) yıldızı yüksek. 2. dere içindeki çayırlık ve sazlık.b.s.) son derece şaşılacak şey.i. saksı. (bkz: büd2). çok şaşılacak şey.i. 2. (a. behût'un c.) 1.).s.) kurbanlık develer. 2. ıslaklık. (bkz.) yaşlık. (f. (bkz: behlûl). belagat sahipleri. (a. (a.i. tan yeri.) topuk kemiği.) ağlayanlar.b. (f. (a.) ahmaklar. (a.s. (a. (a.b. çok tuhaf.

s. (a. maymun iştahlılık. (f.b.b. kasık.s. çalışması yüksek olan. Bülend-bîn). (bkz: bel'ûm). koltuk altı.s.i.b.) hançere. Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir]. (a.b. nişan. (bkz: benbek). boşboğazlık. kök. (bkz. beceriksiz.) 1. dip.a.i. (bkz.s.c.a. her şeye istekli.) yücelik. (f. (bkz.i. (f.) dangalaklık.) geçinmeye yetecek kadar olan şey.) her şeye istekli olan.b.zf. bâlâ-pervâz). (f. (a.) âciz. bülgâme).b.) yüksekte uçan.i.zf.) esas.b. isteği çok kimse. boşboğazlıkla.s. sapı.) dangalaklıkla. son. kargaşalık.) maymun iştahlıcasına.i.i. belâkîk) düz ova.s.b.s.) çok vefalı.bülend-girây bülend-himmet bülendî bülend-iktidâr bülend-kadd bülend-nazar bülend-pâye bülend-per bülend-pervâz bülend-ter bülend-terîn bü-l-fudûl bü-l-fudûlâne bü-l-fudûlî bülga [Bülgat-ül-ehbâb bülgâk bül-gâme bülgat bülgune bül-heves bül-hevesâne bül-hevesî bülû' bülûc bülûg bülûh bülûkka bülûl bülûlet bül'ûm.s. serv endâm). (f. i. 3. burun ucu. (f.b. ["belûkka" şekli de kullanılır].) boyu uzun ve biçimli olan [adam].i. h. bül'um bül-vefâ bün bün-i bagal bün-i bînî bün-i câh bün-i hisâr bün-i hûşe bün-i nâhûn bün-i rân bün-âver bünbek (f.) payesi. münasebetsiz söz söyleyen. çöl.i.i. (f. kalenin dibi.i. reşîk. f.s.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün. (f.) daha yüksek.) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı. yükseklik. algune).i. (a. (f.) kavga.s. ("gu" uzun okunur. (a. bül-heves). (f.) boşboğaz.b.) büyük. yorgun olma. (a. keyfine buyruk. (bkz: bülâlet). (f. varlık. (bkz.) sebatsızlık. (a.i. horoz ibiği.s. . (a. temel. (f.) "yüksek uçan" izzetinefis.) çok kuvvetli. 2. 2) acele.s.s. yerleşmiş.s.i. 1) tırnak kökü. kuyunun dibi. (f. (bkz. (f. Bülûcistan halkından olan. (f.) geçinecek kadar şey.) yaşlık. (f. (f. (f.b. belûl).i. (a.b. kendinden büyük işlere karışan [kimse]. ilâçlı hap.) erkeklik yaşına girme.b.i. (bkz. (f.). gayreti.) büyüklüğe eğilen. ıslaklık.b. gırtlak. onur sahibi. rütbesi yüksek. (a. ["benbek" de doğrudur].) en yüksek.b. erginlik.s. (bkz. i. (f.a. (f. yaramama.) iyi çalışır. (a.) aklına geleni yapmak isteyen. himmeti.b.) köklü. allık. üzüm çöpü.). i.b. maymun iştahlı.

bot.) 1.i. structure secondaire. sancaklar. bina.i.bündâd bündâr büngâh bünk bünlâd bünn bünûd bünüvvet bünyâd bünyâd-ı kavî bünyâd-ı zulm bünyâd-ger bünyân bünyân-ı kavî bünye bünye-i dâhiliyye bünye-i sünâiyye bünye-i ûlâ bünye-hîz bünyevî bür' Bürâ' bürâd bürâye bürcüme bürd bürd-i Hazremî bürd-i muhattat bürd-i Yemânî bürd bürdâ' bürdbâr Bürdbârî bürde Kasîde-i bürde -bürde Dil-bürde (f.i. bulmaca.) bünyeyi kaldıran.) yapı.) hek. (a.b. (a. (f.) büyük bayraklar. (bkz: bündâd). Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı. zengin. yapılış. Kâab bin Züheyr'in. (f.) bilmece.b.) 1.s.i. (a. ağırbaşlılık. evlâtlık.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. hoş kokulu bir çeşit kabuk. törpüden çıkan kırıntı. makbul bir Yemen dokuması. esas bina. bünye ile ilgili. fr. bot.) uysal. 2. hırka. esas bina. bir şeyin aslı. sıkıntıya katlanan [kimse]. (f. ağırbaşlı. 2. (a. bina. esas. (a. (a.i.) bir çeşit çubuklu kumaş. muamma.s.. (bkz: bürûd1). kuruluş [doğrusu "binye" dir].) 1.) ev bark sahibi. (f. destek. (f. structure primaire. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata. 2. temel. asıl.) soğuk. set. (a. (a. Hz.i.) isimlere eklenerek "götürülmüş.s.i. fr. destek. (a.i. sabırlı. (a.) hastanın iyiliğe yüz tutması. bot. sağlam yapı. temel. 2.i. götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar. (a. yonga.i. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı. duvar . sağlam yapı.) bina yapan.) bünyeye ait.) sabırlılık. structure interne.i. (a. f r. çubuklu kumaş.s. 2.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü. (f. yapı. payanda. (a. [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır]. (f.i. iç yapı. (bkz: bünlâd). şey. yapı. beden. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. (a. (a.s. zulüm yapısı.i.i. dut ağacı kabuğuna benzer. vücûdu canlandıran. berâcim) parmak boğumu. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda. birinci yapı. yer. temel. ikinci yapı. Hz. 2. sıtma hastalığı. aba.i. vücut.) 1.i.f. âşık gibi.) 1. (f.i. set.) 1.i. (a. payanda. çadır. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı.) oğulluk. Hadramut bölgesinde dokunan aba. (bkz: ber'. (f. asîl ve kibirli kimse.) içine para. tahammüllü.s. ağaç yongası. götürmüş. duvar.c.) 1. 2. bend'in c. buru'). . hâlisi. çizgili.i.b.

bürku'). 2. (bkz: berhûb1'2).) l. bürhânî ispatlayıcı. (a. Mıs-riyye]. Uşşâkıyye.s. bürîde-ser (f. borucu.bürdek bürehâ' bürehne bürehne-gî bürehne-pâ[y] bürehne-ser bürehne-sîne bürgu bürgus bürgu-zen Bürhân bürhân-ı katı' (f.) boru denilen bir müzik âleti. bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili.b.) çıplaklık. tül.f. (bkz: hüccet). çıplak.b. ("f.i.b.c. havuz.s. 4. f. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı. (f.s.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. bürka'). bürkân (a. volkan. berâhîn) delîl. uzun zaman. s. bürku' (a.) 1.i.i. bürkânî yanardağa mensup.) küçük bilmece. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati.beyaz tenli adanı. duvar. ("gu" uzun okunur. avlu.i. Ramazâniyye. (a. bürka'-fiken (a. örtü atan.) müddet. bürîde (f. (bkz: berku'. tümdengelim.) örtü açan.) açık. çift. bağrı açık. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından]. bürhûn (f. (f. volkanik. ispat. çember. bürîdegî (f. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz.i. ev ve kale kapısı. bürke (a.) boru çalan.c. az konuşan.) jeol. l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. dâire.i.i.i. kurbağa. yüzörtüsü. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz. Bürhân-ı mesîh Hz. açıklayıcı. bürhân-türsî (a. mâni. kesilmiş ["kesmek. tanık.) kesilmişlik.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri. berâgîs) pire. [en çok meyvalarda kullanılır].i. bürîn (f.) başıaçık. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra. bürhe (a. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil".b. [ötekiler Sinâniyye.i.) kadınların örtündükleri peçe. 3. l. alaca çekirge ["birkan" şeklinde bürkan de kullanılır). ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır].i. .) başı kesik.) şiddetli azap. 2. bürka' (a.b. (a.b.i.) yalınayak. volkanizm.) yanardağ.i.s. zool.s. martı kuşu.s. bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman. 3.) göğsü. sıkıntı. bürkâniyyet (a. Cerrâhiyye. (bkz: berku'. yalın. yaşmak..s. 2. Bürhâniyye (a.) dilim. (f.b. başıkabak. (f. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil.i.i. kemer. İsa'nın mucizesi. ["be-rehne" olarak da kullanılır]. ufak göl [Arapçası birke dir].i.).i. (f. bürke-i lâcivert gökyüzü. bürhân-ı limni mant.

(f. 2. (a. (bkz: gendüm. (a.) küstah. havanın soğukluğu. bun-duka). bir şey haram olma. 2. 2. ortaya çıkma. ardıç ağacı meyvası. ün. (f. (f.i.i.i. bernâ. büyük yılan. (a. delikanlı. burna. akgünlük.i. bıkma. (a. (a. (a.) keskin. soğuk.) 1. (f. birinin akranına üstün olması. habîs.i. . tomurcuğu. 3.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü.i.) genç.) 1. bağ bahçe. (a. berânis) 1.i.) genç. edepsiz.s. delikanlı.c. bir çeşit kadın yeldirmesi. (bkz: bernâ. meydanda. ağacın henüz açılmamış çiçeği. bot.i.f. (f. (f. delikanlı. (bkz.) 1.s. büsre büssed büstâh büstân büstânî büste büstek. yapılan muamelenin soğukluğu. 2. besr). kollu ve başlıklı hamam havlusu. (bkz. beddua.c. büsûr büsûr büsut (f.bürnâ bürnâh bürnâk bürnüs bürr bürrân Hançer-i bürrân Tîg-i bürrân Bürs bürsân bürsûte bürsün bürüm bürû' bürûd bürûdet bürûdet-i hevâ bürûdet-i muâmele bürûdet-engîz bürûfe bürûk bürûk bür'ûm. bürnâh). burna. (a.i.s.) ejderhâ. (a. (a. kamh). (bkz: su'bân).s. (a. (a. (a.) 1.i. keskin kılıç. bel kuşağı. utanmaz. her şeyin tazesi. belirme. develere vurulan bir çeşit damga. bisâr) 1.mendil.) un helvası.i. berâsin) 1. (bkz: bernâ. berk'in c.i.i.b. (a.) küçük küp. (bkz.) mercan [taş].) 1. (f.i. (bkz. ağacın boylanıp uzaması.) bot. (a. (f. (a.i.) genç. (bkz: bunduk. (bkz: bürâd). burût). (bkz: ber'. keskin hançer.s.i. habîsa). (a. berîke. 2. (a. (a.) lanet.i. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. genç kız ve oğlan. yiğit.). ilenme. (a. hınta. bilgi. 2. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması.i. i. ilenç. fıstık zamkı. besâtîn. bürnâk).) şimşekler. i. kesici. her şeyin ucu ve başı.i. (a. insan eli. (f.) fındık. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük. yiğit. akarların ve içilecek şeylerin. sarık.i.) çok soğuk.) bostancı. Arapların üstten giydikleri bir giyecek. i. büstec büstûka büsûk büsûl büsûl.s.c. (a. küpçük.) el açıklığı. bevâh. 2.i. bür'ûme bürût bürûz büslet büsr.s. yiğit. 3. (a.) 1. (f. aşikâr. hüveydâ). besr'in c. yırtıcı hayvan pençesi. (bkz: berîk.) soğukluk.c.i. 3. bürnâh.).i.i. 2. hasta iyiliğe yüz tutma. bahçıvan. (bkz: büstân). bürnâk). işten soğuma.i. bur'). (a. 3.) tehlikeli yer.) buğday.i. bornoz. besâtûn) bostan.) bot.i. civanmertlik. 2.) şöhret. 2.i.) 1. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır]. (bkz: birsan).

(a. (a. (bkz: hurşîd. çadır direği ["bivân" şekli de vardır].) put kıran. 3.i. kurdeşen.i. (a.s. (a.b. (f.i. (f.b. (a-i.) doğma.i.) 1.i. (a. Güneş.s. sevinçli haber. beyz'in c. çelîpâ. 2. at yelesi.i. (a. sporcuk. ev kümeleri. f. 3 . (f. (bkz: sa-nem-hâne). mıntıkalar. kesin karar ve tahammül. doğru rey. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık.b. (bkz.c.b. s. (a. (bkz: heykel-tırâş). putlar.) biy.b.) puthâne. (f. beyâd.) 1.i.i.i.) hayran olan.) put kırıcılık (f.b. bey'in c.i.) keçi. (f.) oğlak. (f. zoospor. (put îmalci.) tükrük.s. (a.) 1. dağ keçisi. karınlar.i. mihr. satışlar. (bkz: büzûr). olan büzûr'un c. heykel yapan. 1.) bot.c. bezr'in c. büşterî büt büt-i perîneş bütân büteyrâ' büt-hâne büt-kede büt-lâl büt-nigâr büt-perest büt-perestî büt-perîveş büt-şiken büt-şikestî büt-tirâş büt-tirâşî bütû' bütûn büvân büveyz büyû' büyûd büyûn büyût büyûtât büyûz büz büz-i kûhî büzâk büz-bân büzbeçe büz-dil büzeyr büzgale büzîçe büzm büzûg büzûr büzûrât büzûrât-ı müteharrike (f. ("ga" uzun okunur. (f. keçi yavrusu. beydûdet).s.i. bütan) sanem).i.) 1.) peri gibi güzel.i. (a i) 1. . beyt'in c.i. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak. 2. (f.i.b. satılmalar. (f.i. (f. periye benzeyen güzel. (bkz.) puta tapma. bot. asilzade aileleri.b.) portreci. nesiller. oğlak.) puta tapan.i.i.b. uzaklaşma. taneler. sertlik. (a.) putçu. noksan. (f. heykel yapıcılık.) yok olma. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam. (bkz: büzbeçe). doğmaya başlama. (a. (a. (bkz: teys).i. çıkma.i.) keçi çobanı. (f. fr. satın almalar. ovule. 2.) hek.) put. kesilme. (a. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri. 2.) yumurtalar.) bölgeler. 3. s. büşter). (a. şaşa kalan. put. ebvine) direk.s. (f. büyût'un c. (bkz.i.i. 2. (f.) 1.b. (bkz. 2. (a.s.i. (bkz: büzgale). eksik. taneler.i.büş büşkânî büşrâ büşter büşterem.) put.i.) puthâne.). tohumlar. yumurtacık.) "keçi yürekli" korkak. s. güzeller. (f. (f.). (a.i. 2. (f. kâhkül. (bkz: bîd. puta tapanların ibâdet ettikleri yer. (f. salya. batn'ın c.) satmalar. 2.i. beyt).i. güzel. asîl kişiler. bezr'in c.bîn'in c. şems).) tohumlar. kuvvet.) küçük keçi. (a. 2.s. mebhût).b.i.) müjde. soylar.) bot. (a.) 1.) 1.i.b. sabah.

muz. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam. muz. (f.) büyük.b. mekân. büzürgân) 1.s.s.) kişioğlu. başkaca bir arızası yoktur. saygıdeğerlik. ulu. ihtiyar. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır. bizâz). (bkz: azamet). ululuk.) yaşlı. içki içilecek yer. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur. (f. muz. donanım boştur. (bkz: bezâzet.b.büzûzet büzûzet-i hâl büzürg büzürg-gerdâniyye büzürg-geveşt büzürg-mâye büzürg-nevrûz büzürg-selmek büzürg-şehnâz büzürgân büzürgâne büzürg-dil büzürgî büzürg-meniş büzürg-sâl büzürg-vâr büzürg-vârî büzürg-zâde büzzâka (a.i. işret yeri. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip. (bkz: azîm. Güçlü birinci derecede.zf.b. 3. ulu. 2. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. saygıdeğer [kimse]. muz. büzürg'ün c. pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir.b. i. üstbaş döküklüğü. C câ câ-yi behiştî câ-yi dil-nişîn câ-yi işret (f. perişanlık.b.) büyük. yer. cesîm. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. pintilik. muz. muz.) büyüklük. (f.i. kebîr). (f. gönül açıcı yer.b. büyüklük.) l. cennet gibi yer. (f. (a. ulu kimseye yakışacak yolda.) kabuksuz sümüklü böcek.) yüksek fikirli. reis.) ululuk. kıyafet perişanlığı. ulular. (f. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür. (f.i. muz. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur.) gönlü yüce.) pejmürdelik. (f.s. şef. (f. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip.i.i. büyük.s.) büyükler. cömert. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır. kıyafetsizlik.s. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. eli açık.s.c. (f.i. mevki. .

düşünülecek nokta. 3. (bkz: çâlbûs. kırık sancı. gulyabâni.i. 2. 2. 2. işlenmemiş [toprak]. vücudu çok tüylü olan kimse. rahat edilecek yer.i.) ciddî. (a.) 1.i. (a.i. güzel yazı. (bkz: sâil). kalemde kalan mürekkep bulaşığı. bin kapısı olan efsânevî bir şehir. . (a.). çâplûs). ce'b). hortlak. (bkz: mücbir). 2. harap. tas. cebr'den) 1. 2.s. eletek öpen.i. büyük yol. sadak. 1. acuze.) 1. vampir.) bir cevap. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi. işkillenecek nokta.i. 4. 3.i. kebe gibi kaba bir yün dokuma. (kırılan.i.) kuvvetli. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde.i.i. cadde cadde cadde-i kebîr câdî câdî câdib. çirkin kocakarı.zf.zf. (f. (a. azimli. kıvırcık ve dolaşık saç. (a. (f. (a.i. (f.i. (a.) cevap verme.i. (a.s. Câbülka). kurak. yaltaklanan. ay kısaltmasında cemâziyel evvel. vergi tahsildarı. arapsaçı. çalışkan.) yaltaklanıcılık. büyücü.s. cadı. (bkz. 2. çorak. (a.) büyücü. Câbülsâ). tas. bozulan her şeyi düzelten) Allah. sihirbaz. cicim.s. (f. yarım daire. ana cadde.s. (bkz: müca'ad). cibâyet'den) 1. cebreden. (bkz.) 1.c.i. (a. 2.i. (a. (f. anayol. karakoncolos. (a. 2. yıkık.) safran.a.i. yaltaklanma. (a.i. 2. câdise câdû câdû-fen câdû-ger tereddüt edilecek nokta.) kıvırcıklık. (f. yazann kaleminden çıkan güzel sözler.) kıvırcık [saç]. (a.) sihirbaz. 2. dalkavuk. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. ve s. (f.) yer yer.) ok kuburu.) 1. s.b. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir. büyücü. zorlayan. (a. dalkavukluk.) havuz. (bkz şâh-râh).b. yelek. (f. çok güzel göz.) dalkavuklara yakışırcasına. çekirge. cüdât) dilenci. 4. (f. (deve kıvırcığı) meç. (f.) 1. s. işlek. 1.).). (f. s. câdibe câdil câdis. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir. dalkavukluk. (f.i. aba. 2. gürbüz.câ-yi iştibâh câ-yi mülâhaza câ-yi şübhe câ-yi penâh câ-yi rahat caâdet câb câbe ca'be câ-be-câ câbet câbî Câbilka Câbilsâ câbir câbir-i küll-i kesr câbiye câblûs câblûs-âne cablûsî Câbülka Câbülsâ câcîm ca'd ca'd-i girih-gîr ca'd-i şütür ca'd-i kalem câdd.) kusur görücü.s.s.) en uzak Batı'da bulunan. i. (f.i. sığınılacak yer. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse. (bkz. kırıkçı.) geniş.

). i.i. sihirbaz öldüren. (bkz. büyücülere yakışacak surette. câhız (a.) cefâ eden. ca'feriyye (a. câhiye (a.i. câdûyî câdû-zebân cafcaf Ca'fer . mevki. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi). Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri. (a.s.) 1. küçük akar su. Câhiliyye (a. (f. câhid (a.) cehennem.) cesaretli.b. (f. câh.zf. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür.zf. açık olarak.) Câhiliyet devri adamları.s.b. câhil (a. câger jiU. (bkz: cây-gîr).i. câ-gîr (f. câhili.) iffetsiz. câhiz (a.i. minyatür v.b. cebele. cahilliğe ait.(f. puta tapanlar. câhide].) büyücülük. 2.i. (a. lokma gözlü [adam]. (bkz.s. Islâmdan önceki Arap devrine ait. bilimsiz. câhil-i anûd inatçı câhil. i. [müen. cühela.) câhilce. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi. 3. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık. ca'ferî (a. câhidiyye (a. câfî (a. yırtlaz.i.) sihirbazlara. cühhâl) 1. (f. gözüpek [adam].) îtibar.f. cehdeden.i. bilgisiz. yerleşmek üzere yer beğenen. elinden geldiği kadar çalışan.s. hat. uzdilli.b.s. 2. cahd (a.) yer seçen. Cahîmî (a ) cehennem gibi. (f. cahîm (a. genç. bilmediğini teslim eden. uzdilli. öldürücü. eimme-i isnâ-aşer).) Ca'ferî tarikatı. (f. 2. câhid (a. câhe (a. c. aşikâr. tamu.s. söyleyen câhil.b.s.b. bilgisizlik.) kuş kursağı. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı. 2. Islâmdan evvelki devrin adı.) patlak gözlü. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2). câhî. câhıyen (a. câhil-i munsif insaflı. cahillik. Hırs-ı câh mevki hırsı.s.) 1.) 1. cahd-ı mutlak. câhiliyye (JU. toy. sihirbazlık.s. (bkz: câdû-zebân). erkek adı.s. hüveydâ).) büyülercesine söz söyleyen. câhil-âne (a.s. Ali'nin kardeşi olup. cehd'den) 1.) açık. Hz.) alenen. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır]. câdû-gerî câdû-keş câdû-suhen câdû-vâne câdûvî.].) sihirlercesine söz söyleyen. cefcâf).s.zf. (bkz. ahlâksız [kadın]. alenî. (f. bevâh. 2. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman. sihirbazlık. cahillikle. i. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan.i. makam.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı.b.) bile bile inkâr etme. h. (bkz. câhiliyyet (a.) 1. tecrübesiz.s. câdû-suhen).s.) sihirbaz kıran.i. eziyet eden. i. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip. cahd'dan) bilerek inkâr eden. 2. erkek adı. "orun. Hz. câ-güzîn (f. cehl'den. büyücülük.s.

dönüp dolaşan. cevr'den) çevreden. tahammül. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan. câm-ı cihân-nümâ).c. olabilir. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh. Cenâbıhak.i. kadeh. 2. (f. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan. naz ve gamze ile salınan güzel. (a. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. atiyye. çıfıt. tahta çıkan. eden. ca'liyye (a. Yahudicesine. İ.) huk. (bkz. ihsan. câife (a. ed. câiz'in c.(a. câm-ı aşk tas. kavun karpuz tarlası. deri ile eti beraber toparan yara. tuzak.) 1. cafiz câhsûk cahûd .) işleyen. ca'lî)" ca'liyyet (a.s. (bkz: cam4).) 1.s. caiz (a. câil (a. cühûd).) sebze bahçesi. aidat. câm-ı ayş hayat kadehi. yapan.h. câliş-ger (f. câliş (f-i-) l. caize (a. (bkz.) hek. cahûd-âne (a.].) çıfıtçasına. c.zf. bostan. cahd'dan) 1. câlis (a. cevâz'dan. gündüzü gündüz eden. 3. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi.s. cevelân'dan) cevelân eden.f. c. karında açılan yaralar câife olabilir]. oturucu. cevâiz) 1. yaratan. alma. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi.c. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh.) ilk çağların.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü.i. sabır. oturan. s.b. bardak. diş fırçası vazifesini görürdü].çiftleşme. bahşiş.i. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan. ısrarla inkâr eden.i. naz ve gamze ile salınan. câlife (a. meydana getirme. avâid. câm-ı cem Şark mitolojisinde. cülûs'dan.s. zevk ve safa kadehi.) 1. hediye. armağan. orak. sırça. cahûf (a. ca'liyyât (a. [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır].i.i. 2. Câlînus (a. (bkz: câhid.) kendini beğenmiş. 2. 2. ca'liyyât) yapmacık. 2.i. yol yiyeceği.s. zulmeden. cam. câizât (a. [göğüste. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece.i.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra. câlîz (f.) 1.i. yapma. câibe (a. sıla). yapma olan hususlar.i.i. Dilber-i câir zulmeden. câm-ı cihân-nümâ. şarap.i.s. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz.) sahte.) caiz olan şeyler. olur.) . cevâib) halkın ağzında dolaşan haber. kibirli. Galen (131-210). azık. düzme. cefâ eden güzel. ca'l (a.s. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. 2. câir (a.c. câm-ı gîtî-nümâ). işe başlama. câl. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi. câm-ı âlem-nümâ (bkz. câile (a. (bkz. mağrur). cam (f. cüllâs) cülûs-eden. cevfe (boşluğa) kadar giden yara. cahiz. câlî (f. arkada.s.Yahudi.i. 3. câil (a.) ["ca'lî" nin müen.i.s.i. eski şâirlere.

elbiseyi muhafaza eden kimse. soyunup giyinilecek yer.) elbisesi yırtılmış. sevgilinin çenesi. gecelik. (fânilik elbisesi) kefen. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. (f.) yatak. vestiyer (f. Güneş. (bkz. tas. Güneş'in ışığı ve yer. (bkz: câm-ı seher).b. 1) rengârenk elbise. câme-i fena). sütlü meme.) camlık.b. 2) bahar çiçekleri. terzi. (gümüş kadeh) meç.b.i. hizmetçilere verilen maaş.) 1. duman ve bulut. i. çamaşır odası. elbise.b.i.i. tüfek fitili. (f. matem elbisesi. 3. (hayat elbisesi) ömür. elbise soyunulacak yer. (f. Tann âşığının yüreği. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır. (f.i. tar. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan. h.s. 2. yosun. sabah içkisi içilen kadeh. (f. (altın kadeh) beyaz şarap.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir.) l . Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. 3. 4.i.i.) kirli elbise. (kıllı elbise) meç. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar. (f.b. sade dikilmiş elbise. 2.) çamaşır yeri.b. [doğrusu "câme-ken" dir]. hizmetkâr.s.) elbise biçen. toz. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap. çamaşır. ücret ve elbise parası. 2) baharda açılan türlü çiçekler. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. elbiselik kumaş. yerli dolap. şarap kadehi.) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık.) l . (f.i. sürahi. diken. 2.câm-ı fena câm-ı ruşen câm-ı sabûhî câm-ı sahbâ câm-ı seher câm-ı sîm câm-ı şarâb câm-ı şehriyârî câm-ı şîr câm-ı tehî câm-ı zerrin Câmâsb câme câme-i âhiret câme-i fena câme-i guk câme-i hâb câme-i hâssa câme-i hayât câme-i hurşid câme-i îdî câme-i ihram câme-i katran câme-i matem câme-i mûyî câme-i nahcivânî câme-i ' nev-rûzî câme-i seher câme-âlûd câme-dân câme-dâr câme-derîde câme-dûz câme-gâh câmegî câme-hâb câme-hâne câme-kân (fânilik kadehi) ölüm. dolap. hacıların giydiği dikişsiz elbise. boş kadeh.b. (f. Peygamberimizin sülâlesinden olanların. . Güneş. gardırop. 4.i.i. kürk. büyük kadeh.) yük. (bkz: câme-i seher). 2. (f.b.i. 1) kırmızı elbise. kırmızı şarap içilen kadeh.h. Horasan'da bir kasaba. (f. parlak kadeh. (f.b.

(a. Hâlidiyye'dir]. mânâsı çok söz. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. mülk. iri. cansız. cevâmi') 1.i. kitap yazan. toplayıcılık. içine alan. cansız cisimler.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. toplayan.b.) başı sert [hayvan]. c.b. (a. cevâmid) donmuş.) sabah riizgân veya güneş. [ötekiler Ahrâ-riyye. Eğridirli Hacı Kemal'in. ağlamak nedir bilmeyen.i. (bkz: teşbîh. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır. (f.b. XV. istiare). (a.) câmi'lik. içinde bulunduran. (f. cümûd'-dan. 2. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı. (a.) camcı ustası. Nâciyye. (bkz: gayr-i menkul). donuk.i. zamanın camii. f r. topluluk. çamaşırcı. gönül. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. toplu olma. 2. atiyye.) külhanbeyi. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu. Lâfzı az.i.gr. içinde cuma namazı kılınan mescit. eli sıkı.) cam fabrikası.i.c.i. c. donmuş su. tamahkâr.i. (a. a. beyân tâbirlerindendir. güzel vasıflar bulunan. (f. Mazhariyye. çamaşırcılar. (f. cevâmîs) manda. devrin. can.i. arazi.i. câme-şûyân) çamaşır yıkayan. câme-şûy'un c.s. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. su sığırı. (f. (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri. 2. yüreği katı. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil.) 1. cimri.a. hayat. Melâmiyye-i Nûriyye. 3. (canın canı) Allah. . Murâdiyye. Fatih'le muhabere etmiştir. cam yapan sanatkâr.i.s. cansız cisim. camide Cism-i câmid Ecsâm-ı camide Mâ-i câmid İsm-i câmid câmid-ül-ayn câmid-ül-keff câmid-ül-mâl câmih câmiiyyet câmiyye câmûs câmûs-ı cesîm can Cân-ı can (f.) çamaşır yıkayanlar. cem'den. mütefekkir ve âlim şâiri.i. (f.) İran'ın XV. (a. cem'den.s.c. derleyen. Asıl adı Ab-durrahman'dır. büyük manda.b.i. (f.i. (a. büyük cami. XV-XVI.câmekiyye câme-seher câme-şûy câme-şûyân câm-ger câmgul câm-hâne Câmî Cami câmi-i devrân câmi-i kebîr cami' câmi-i Kur'ân Câmi'-ül-Fürs câmi'-ül-hurûf câmi'-ül-kelim câmi'-ül-mahâsin Câmi'-ün-Nasâyih Câmi'-ün-Nezâir camia câmid. fiz. s. Mecdediyye. yaşayış. topluluk.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. (f. ruh. cemeden. (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman. taşınmaz mal. c.h. (f. Kasaniyye.b. toplaç. cem'den) 1.

(f. (f. can ile oynayan.) can-bazlar.s. gönüle ferahlık verici.) çok teklifsiz sevişen [kimse]. can.i.s. hayat bağışlayan.b. (f.s.b. can veren.i.s.b. 3. (bkz. (f-b. emniyet memuru. (f.b. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh.) can dayanamayacak derecede.s. 3. cân-bâz'ın c.b. azık. cân-fezâ). (f. 2. i. (a. kadın adı.) 1.b.s. i.) 1. ey sevgili! (f. 2. (f. canbaz. sevgili. Allah.) 1. zararlı hayvan. (f.) canı dudağında. 2.) 1. (bkz: câne).b.b. erkek adı.i. i. (f. cana can kalıcı.b. tas. s.) canbaza yakışacak surette. aşîrân) ilâvesinden ibarettir. ayın yir-miüçüncü günü. tepe ile alın arasındaki yer. aldatıcı.b. (f.) can inciten. ikinci derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır. 2. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir. (f. 2. canavar. 5.) "namaz yeri" seccade.zf. silâh.) bir da'vâ uğruna canını veren. (f. (f. gönül verilmiş. ma'şûka. 2. domuz. (f.b. silâh. cân-berleb cân-ciğer cân-dâde candâne cân-dâr cân-dârû câne câne-dâr cân-efşân cân-efşânî cân-efzâ câ-nemâz cân-fedâ cân-fersâ cân-feşân cân-fezâ can kulağı. beyin.b.s. (f. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır. (a.s. i. 2. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh. (bkz.) ey can.s.b.s. ruh. (bkz.s.) candan bağlanmış.). (f.) canbazlık. candan bağlı.b.). Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur. 4. yaşayan.) canbazlann oynadıkları. i. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. diri.Gûş-i can Yâr-ı can cân-ı şîrîn can cana cân-âferîn canan. [eski] fedaî atlı asker.s.b.b. cânn). Sabâ makamının pest tarafına. cân-dâr).s. canbazlıkla.) 1.s.i. (bkz: cân-feşân). Cenâbıhak. (f. can artıran.i. (f. bıngıldak.) bir da'vâ uğrunda can verilicik.) 1. sevgili.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır]. muz.s.i. (f.) tiryak. i. (bkz.).).) 1. (f. 3. cânâne cân-âver. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir). can dostu. (f. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile.n. (f. ırak. tatlı can.i.s. canını tehlikeye koyan. i.) yaratıcı. ruh teslim edecek halde bulunan. 4. koruyucu. Canfeza. hünerlerini gösterdikleri yer.i.b.i. . muhafız.b. 4. 3.b. h. (bkz: can"). 3. (f. 2. can yakan. rast. canlı. silâhlı [kimse]. canlı. cân-bâzân) 1.b. cân-ver cân-âzâr cân-bahş cân-bâz cân-bâzân cân-bâzâne cân-bâz-hâne cân-bâzî cân-beleb. cân-efşân). hüseynî-aşîrân perdesinde durur. (f. (f.s. (f. eziyet eden. i. cana can katan.b.c.b.

komşu.) 1.) iki yan. ve i. vekil.) 1. (f. altıncı veya yedinci kemik olur. lateral. sosy.b. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci.s. (f. (bkz: cân-şikâr. iki taraf. cevânib) 1. (f.) cansitanhk.s. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz.i. müşteri.s. 2.) can feda edicilik. geçer. cereyân'dan) 1.) can eritici. cana dokunan.s.) can sıkıcı.s. yan.b. cinâyet'den) cinayet işleyen. satış esnasında geçerli olan fiat . öldürücü. (f. (f. ruh eksil-tici.b.b. (a.) Azrail. 2.) can yakan.s. (bkz: sûy). (f.b.cân-figen cân-gâh cân-gezâ cân-gîr cân-güdâz cân-güzâr cân-hırâş cânî. cirân) 1.b. tehlikeli olan. bitişik komşu. (a.b. geçen ay.f. cân-şiker).) gönül kapan. (bkz: dil-hirâş).s.b. akan. akrabadan olmayan.s.b. (a. (a. 3.) can ısırıcı. ruh alıcılık.) candan geçer o-lan. (a. (f. fazla keder ve sıkıntı veren. çarşaf. can çıkarıcı.b. cereyan eden.) azîz. taraf.) ruh alıcı.b.s.i.s. jeol. iç açan.zf. eko. i. (a.b. geçen. cihet. cenb'den c. yabancı komşu.s. f r. birinin yerine oturan. 2.b. insana belâ olan. suç sahibi olan. cân-şiker cân-şiken car câr-ül-cenb câr-ullah câr-ül-cünüb Cârî Mâ-i carî Şehr-i carî carî faiz haddi carî fiat (f. gönül açan. ruh sıkıcı. yaralayıcı. (a. güzel. Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer.) cin taifesi.) cânî kadın. (f.b.) can düşüren.s. acıma uyandıran.f.s.b.) ruh besleyen.s. can alıcı. yana ait. akar su. (a.b. iç tırmalayan.) can azaltıcı. mant. (a.s.i. (a.b.s.) yancı [askerlikte].) birinin yerine geçen.) can yırtıcı.b. câr-ı mülâsık.zf. (f. Mekke'ye gidip orada oturan.s.) yürek paralayan. 2. (a. 2. (f. (f. (f. canını harcayan. câniha câniha câ-nişin Câniyâne caniye Cânn cân-nisâr cân-perver cân-rübâ cân-sipâr cân-sipârâne cân-sipârî cân-sitân cân-sitânî cân-sûz cân-şikâf cân-şikâr.i.b.. *yanal.i.s. (f. caniye cânî cânib cânib-i rahmet cânib-dâr cânibeyn canibi cânih. Azrail. 2. örtü. dilber. canını feda eden. (a. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. (f. yana düşen.b. candan sevilen [kimse]. (f. (f.c. (f. fr. canice. yanda olan. (f. can çıkancılık. (f.i. Allah'ın nezdi.) can avlayıcı. courant.s. cünha'-dan) suç işlemiş. can evi.s.) cânî gibi.f.) canını feda eden.i. para piyasasında doğan.s.) canını teslîm eden. (a.s.) canını feda edercesine.b.b. yürüyen. erkek adı.s. can harcayan. eko.s. fedâkârlık.i.

s.s. cerheden.i.s. cârih.) kâbus. câvîdâne.i.i. üzüm teknesi. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. cârr. çöpçü. carî nisbet eko. câriha (a. cevârî) 1. düşmanın. çeken. carî mâliyyet eko.c. patrik.s.) cerh edenler.). kesen. casus (a. câsim iU. başpapaz. sürükleyen. 2.) üzümün sıkıldığı yer. câvîdân .s. câriye (a.) hırçın [kadın]. sıvacı. câvid. câvers (a.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık.s. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde.s. zool. cârûb-nümâ (f. câst (f.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar. repaçes.eko.[evvelce. ailesinin maişetini kazanan. 2.i.b.i. carî hâsıla . 3.) kireççi.i. belirli bir devre içinde yapılan masraf.) yüzükoyun.) katolik. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. câr-ullah (a. câvidân.s. büyük papaz. cerh'den) 1. harf-i cer'ler. carî masraf eko.) süpürge. geçer olan. cârub (f. cass (a. cârûb-keş (f. cassâs (a. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. yaralayan. cârû. cürm'-den) 1.s. cesâret'den) cesaret eden.) süpürücü. cârihîn o (a. hafiye. 2. çaşıt. cârih'in c.) casusluk. câris (a. çürüten. 2. 2. alçı taşı. câsir (a. cârşeb (f. gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren.b. cevârih) 1. cerr'den) cerre-den. câriyye (a.i.) 1.i. cârim. ayak gibi âzası. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri. fr.s. başpiskopos. carî hesâb eko. kız. (bkz: hesâb-ı carî). câversî (a. câselîk (a. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi].) câri olan.s. süpürgeyi andıran. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı. 2. yırtıcı kuş veya hayvan. 2. câsûsî (a. suçlu. Sikke-i câriyye geçer akçe. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet.i.(bkz. Hurûf-i cârre a. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. kireç. câsûm (a.i. câvîdânî (f.b.i. câvidâne. carî ihtiyat eko. korkunç rüya. câvîd . askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse. (a. câvidânî).cerh'den c. göğsü üstüne yatmış kimse. câriha (a. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. cevâsîs) 1. gr. Mekke'de Kabe'nin.) Mekke'ye çekilip orada oturan. yaralayanlar.) çarşaf.) süpürge gibi.i. mücrim. 4.c. hurma toplayan. cârime (a.s. insanın el. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı. para ile satın alınan halayık. cârre (a.i. çekici. hizmetçi kız. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar.

cazibe (a.c. Câvidân-hıred . adn. cezb'den) 1. cây-i behiştî cennet gibi yer. cebân (a.s.b. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh.) 1. duygudaşlı. 2. cev 'ân).b.) çevir ve cefâ eden.b.s.) 1.). (bkz: cây-i iltica).b. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri. sympathique. 2 . cây-gîr (f. üşenen.s. nokta. (bkz: cây-i penan). zorbalar.) 1. sevimlilik.) cebrediciler. tembel. zorlayıcılar. câvidân-serây (f.s.b. Cebbân (a. acıkmış. cebbâne (a. cazibe (a. Hint. 2. 2. cezbeden.) 1.s. cây-i iştibâh şüphe noktası. sihirbaz. dinlenme yeri.i. ev. cây-i iltica sığınma yeri. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh).i. cebâbîn) peynirci. cây-i rahat rahat yer. Cebânet (a. cây-geh (f-i-) lyer. câ-güzîn).b. cazibeli. cây-i mülâhaza düşünülecek yer. kırmızı toprak boya. psik. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından. cây-i mütalâa mütalâaya. (bkz. c. cadı.s. alımlı. mezarlık.b. câzibe-i arz fiz. kesen. 2. câyir (a.i. câzib.) korkaklık. göbek. (bkz: câ).) yerinden kalkmayan. cây-i işret içkili eğlence yeri. ciyâ') aç. (bkz. câzim r (a. İran. cây-i buse öpülecek yer.i. cây-i karâr durma. cebânet'den) korkak. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder. rütbe.i. [bu] dünyâ. kestirip atan. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk. cây-gâh.) cennet. yer çe kimi. s.b.) yer tutan.s. cebâbire (a. behişt.i.i. câzû (f. alımlılık. mekân. cây-güzîn (f. firdevs).) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser. cây-ı ümîd 1.(f. alımlı.f.) oda. (bkz.) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise. (bkz: cübn).i. büyücü. ikamet yeri. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış. ce'b (a. cây-i iştibâh). mesken.i. yerleşen.i. cây-i suâl sorulacak şey. cây-bâş (f.i.) birinin yerine geçen. yer tutan. açık hava ibâdetgâhı. 2. cebbâr'ın c.i. Câvidân-nâme (f. arzu edilen nokta. Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f. sığınak. sığınak. fr.) yer. (bkz: cebîn). cây-i taaccüb şaşılacak şey. cebbâc (f. sevimli. cây-i şübhe). cay (f. mevki.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup. (bkz: câ-nişîn). okumaya değer. câyi' (a.yerleşmiş.b. cây-i penan sığınma yeri. câzibe-dâr (a. yerçekimi.s. edici. yurt. ümit veren şey. cây-mend (f. 2 . çekim.s. yıldızların birbirini çekimi.b. karar veren.) Kur'ân'ın.i. cezb'den) 1. aç olan. cây-I şekk.i. cây-nişîn (f. cezm'den) cezmeden. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç. 2. çeken. alım.

i.i. pek ziyâde kibir. (a.c. cebr-i âlâ (a. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse.) alın sürücü.i. yön. tas.b.) zincirden veya halkadan örme zırh. cibâl) dağ. Allah'ın büyüklüğü. (a. mat. (bkz: cebîn-sâ (cebânet'den) 1.i. mat.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip.) anat. cebredicilik. Sayyâdiyye. zorba. dağ ile ilgili. (a.) 1. erkek adı. i.s. mezhep. (a. korkak. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye. 4. cebe-hâne). 2. (a. zor. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer.i. (f. yüreksiz.b.) 1.i. top.cebbar cebbâr-âne cebbarı. 4. Katnâniyye. kuvvet ve kudret sahibi. Üzeyriyye. (a f h i ) cephane. Kiyâliyye.b.i. 3. (bkz: cebhe-sâ [y]).) alın sürücü. Becâniyye.zf.i.f.f. Allah. Vâsıtiyye. taraf. (a. (f. (a. aşın büyüklük. zorbalıkla. ceb-hâne). Arafat dağı.c. S. savaş bölgesi. Mekke'deki Harra dağı.s.i. (a. (a. düzeltme. 3. cebbâriyyet ce'be cebe cebeci cebe-hâne cebel Şeyh-ül-cebel cebel-i Arafat cebel-i Lübnan cebel-ün-nûr cebelistân cebeli. cebredici. cebir.) cebbarcasına.t.) yüz süren. beyaz yüz. yüz. kurşun. cebir bahisleri. i.) dağlık. alın.) [evvelce] barut.) halkın bir işe hazırlanması. alın kırışığı. 2.i.f. (bkz: cebân). tüfek mermisi. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. cebâbire) 1. Alvâniyye-i Hameviyye]. Acelâniyye. (a. 3. (a. Lübnan dağı. barut ve şâire. (a. cebbara mensup.s. (a.) yoktan yaratma.c.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar.s.b. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.f.i. alın. zorlayıcıhkla. (a.) Rufâiyye. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. (bkz. (a. (bkz.s.i. aşk. (f.b. Zeyniyye.) dağa ait. dağlık yer. Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi. Fazliyye. (a. (a. (f. 2. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. cibâh) 1. zorlayıcı.i. Cendiyye.s.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker.) zırh giyen.) cebbarlık. (h. göbek mıntıkası.b. . cebr'den c.i.i. meç. becerikli [kadın]. 2. tamir etme. Nûriyye. 3. ilâhî kudret. alçak. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu. 2.b. cebeliyye cebe-pûş ceber ceberriyye cebertiyye ceberut Âlem-i ceberut ceb-hâne cebhe cebhe-i sefid cebhe-sa[y] cebin Çîn-i cebin cebîn-fersâ cebîn-sâ[y] cebire cebire cebi cebr cebr-i adî. zorlama. birinin karşısında yere alnını koyan.i.

(a. cedd). gönül yapma. cedvel'in c.) 1. (a.i. meç.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri. ananın veya babanın babası.s. (a. cebir muadelesi. dudak. (a.i. Cebrail. 2. atalarla ilgili olarak.) hizmetkâr aylığı. (a.i. münâkaşada.) münâkaşada cevap veren. 2.) 1.s. avantaj. (bkz. (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. zorla. bana anne.s.c. (a. (bkz. onunla ilgili. equation.i. kısırlık.) nineler.) atalara ait. bol yağmur. soylu sayılan kişi.zf.b.i.) 1. kendini zor tutma.i. (a.c.s.i. atavi'stique. tartışma.s. ceddâniyyet c. kazanç. fr.i. eksiği tamamlama. f r. tartışmaya ait.) çekişme yeri. guşa. (a. (a.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık.cebr-i hatır cebr-i mâfat cebr-i nefs cebr-i noksan cebr ve mukabele Cebrail Cebreîl cebren cebrî cebr-i icra cebrî istikraz cebriyye cebriyye ced ced' cedâ cedâvî cedâvil cedb cedd cedd-i a'lâ cedd-i büzürg-vâr cedd-i fâsid cedd-i sahih ceddanî ceddât cedd be-cedd cedde cedde-i faside cedde-i sahîha cedden cedel İlm-i hilaf ü cedel cedel etmek cedel-gâh cedelî cedelî-mücîb cedelî-sâil cedere oa. cedvel). denklem. (a. soy kökü. babanın anası. eko. kendini zorlama. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere.i.zf. anne anne.) zorla.i. tartışmayı açan. el veya ayağını kesme. (f.i. (bkz. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir]. 2. ananın anası.i. atavisme. 2.b. devletin şahıslara borçlanması.b. münâkaşacı. ihsan. babanın babası. (a.) münâkaşayı. (a. . ceddât) büyük ana veya babanın anası. (a. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme. f r. mat. (a. mantık yoluyla münâkaşa ilmi. (a. (bkz . tartışmada sual soran. zor altında. (bkz.i. kusur.s. (a. kavga. gönül alma. kulak.).i. münâkaşaya. söz yansı yapmak. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. fr.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle. büyük baba.) l. dil kavgası. Cibril). (a. cebirsel.ı.zf. 2. Cebreîl. sert münâkaşa.) cetveller.f.) 1. mat. hediye.) . burun. (a. cedde'nin c.i.). 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma. Cibril). kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma. hatırlı.) birinin.) atavizm. eko. ecdâd) dede. (a. (a.'ılAa. (a. cebrî). tahvillerle. Dünyâ. cedd'den) ataya ait. cebr ile. annenin babası. goitre. (a. (a. 3.

çiçek aşısı. . eziyete dayanan. (a. (a. cefâ çekmiş.) 1.zf.) cefâ arayan.) 1. (a. (bkz: cafcaf). (a. sevilen.f. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere.) cefâ görmüş. 3.i. 2. (a. i. münâsip.s.i. çizelge.s. 2. birden.i.) cefâcılık. (bkz: cedy). (f.) 1. on iki burçtan biri. (bkz: cüderî). eza).f. Telkîh-i cederî cederî-i bakarî cederî-i kâzib cedes cedgâre cedî cedîd. gaddar. g. Acemlerin kullandıkları bir vezin. 2. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet. 4. uygun. (a. armağan. sevgili.f. (a. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif. (bkz: bercâ.c. cedîdeyn Cedîr cedvâj cedvâr cedvârî cedvel cedvel-i sîm cedvel-keş cedvel-ül-kevâkib cedy cefâ cefâ-yı yâr cefâ-cû cefâ-dîde cefâf cefâ-kâr cefâ-kârâne cefâ-kârî cefâ-keş cefâ-perver cefâ-pîşe cefâset cefcâf ceffâr ceffe ceff-el-kalem cefîf (a.) düşünmeksizin.) iffetsiz. fildişi. (a.) 1. maşuk.i.s.i. su kanalı. cedide Edebiyyât--ı cedide cedîdân.) cetvel çeken sanat erbabı. astr. cefâ eden. (a.i. zâlim. (a. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli.b.) 1.f. (a.s. çespân.s. kullanılmamış. kuru. 2. (a. (a. oylar.i. s.) türlü türlü yol.) vücutta çıkan çiçek hastalığı.s. yeni edebiyat.i. (bkz: edebiyyât). liste. kalabalık.f.s.) hazımsızlık ıstırabı. (bkz: mücedded). eziyet eden. cedvâr-la ilgili.i.) cefâyı benimseyen kimse. 1) gümüş kanal. ahlâksız [kadın].i.f.) cefâkârcasına.) astr. çeken mânâsına da gelir]. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü. 3.) kurumuş.. (a. 2. katlanan.cederî j-ia.s. hediye. sevgilinin cefâsı.) 1. (a. (a.) 1.) gece ve gündüz. (a. falcı.i. (a.s.) mezar. (bkz: cevr.f. (a.b. (a.b.i. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan. tedbir ve reyler. (a. 2. 2. şâyeste). bol yağmur.b.) 1.s.) cefâ eden. (a. öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı. Oğlak burcu. yeni.b. kalabalığın verdiği uğultu.s. (a. oğlak. erkek oğlak.) lâyık. (a. eziyet. cefr'den) cifirci. cedvâra ait. kuruma. su çiçeği denilen kabarcıklar. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr.f.b.b. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması.zf.b.i.) bot. hek. incitme. hemen. (f. (a. 2.s.) cefâ çeken. 2. kütle.s. cedâvil) 1. kuru olma. tas. keçinin erkek yavrusu.b. su arkı. cetvel tahtası. (f. [halk dilinde cefâ çekmiş. kabir. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç.

fırlayan. çabalama. cehâbize (a. (bkz: cehân2). Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî. çabuk hareket eden. hutame. cehele (a.s. asma çubuğu. açık olarak söylenen.) açıktan veya yüksek sesle yapılan. himmet.i. fırlayan.i. [müfredi hiç kullanılmaz]. kendini bilmezler.) 1. cehennemle ilgili. 2.i. (bkz.) gerçeklerden.) memleketten aynlma. cifâr) geniş kuyu.) cehenneme mensup. katmerli cahillik. bilmezlik. âhirette.f.). çalışma.c. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet. sıçrayış. fırlamış. cihaz). (bkz: cihan). 2.i. saîr. cehâm (a. cehren (a.) Yahudi. cehd (a. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses. 2.) yüksek sesle. cefr (a. cehriyye (a. gurbete düşme. cehd ü gayret.). alenen.i. câhil'in c.(a.) ses yüksekliği.i.zf.i.) 1. dünyâ.s.) güya kayıptan haber veren bir ilim. cehennemiyyûn (a. (bkz: gayret. sıçrayan. cehende-gî (f. cehl ıSf (a. açıktan açığa. cehennemi (a. cefr (a.) cahillik. 3. cefv (a.) 1. cehd ü ikdam çok çalışma.i.) yüksek sesle söyleme. cehân (f. nezaketsizlik. cehâret (a.i. cehûlâne (a. cıhbız'ın c. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı].s. çıfıt.s. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan.i. cehûd-âne (a. sa'y). belli olan. sıçrayan.) açıkta olan. görünen şey. günahkâr kulların gideceği azap yeri. hâviye veya derk-i esfel]. fırlayış. içtimaî. cahîm. 2. çok sıcak yer.s. (bkz: cehalet). cehûd (a. cehr j (a. cüherâ') 1. c. cihaz). (bkz: cehl).i. ) cehennemlikler. ayırma.c.) cıfıtçasına.c.) aşikâr olarak.i. cehre (a. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma. sıçramış. cefve (a.) pek câhilcesine.zf. cehreten (a. cehr'den. göz kapağı. cehri.).s.) bilmezlik. cefvet (a. (bkz. edebî bir dergi. münasebetsizler. cehl'den) pek câhil. 2. (bkz: cühela.i. (bkz: cifr). cehîr (a. 2. aşın hız.zf. bilgisizlik. tamu. sesin yüksek olması.i. açıktan.zf. hakikatlerden haberi olanlar. cehalet (a. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. yüksek sesle.) 1. ecfân) 1. (bkz: echel). sakar. cehende (f.) cefâ. cehâz (a. azar. bıçak ve kılıç kını. celâ' (a.i. güzel. cefn . cühhâl). bilgisizler.i. cehennem (a. (bkz.i. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan. cehennemi sür'at büyük. cehîz (f-i. cehennemlik.) 1. 2.i. Yedi kattır [cehennem.i. lâzî.i. dikkate değer. cehûl (a.s. cehende).) kaba muamele.) kabalık.) yağmur vermeyen bulut.i.

i. kahraman.) 1. golgota tepesi. erkek adı. i. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı.i. celencebîn (a.tar.) naneye benzer bir ot. çekme.i. hüveydâ). 3. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii. 2. celâliyâne (a. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar.i. gömlekler. 2. celâdet-şiâr (a. can.) çabuk kızan [kimse].) celp kâğıdı. 2. (bkz.f. celâli (a. celse'nin c.s. celeb (f. lanet toplama.) yiğit mizaçlı.) 1. 2. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme. çekiş.s. 4 . Allah'a ait. kendine çekme.i. çağırma kâğıdı [mahkemeye]. parlak. esir.) 1. başörtüleri. celde (a.) oturmalar. celâl'den) 1.f. 3.liyye" şeklinde celâb celâbîb . küpe. yontulmamıştık.) salkım. celâdet-perver (a. (a. hışım.) gül tatlısı. celb-i la'net lanet çekme. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi. celbûb (f.i. koğucu. 2. celîle (a. celâdet (a.) kamçı ile vurma. (bkz: şebnem).) 1. sığır. gök gürültüsü.s. s. büyük.i. 2. celeb (a.) küçük çanlar. çan sesi. cilbâb'ın c.) 1.) celâlî olana yakışacak surette.i. ara bozucu. hatt-ı celî). ilmik. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar.i.) bot. kızgınlık.) 1. celbiz (f. celb-i kulûb kalpleri kazanma.) 1. celesât (a. celd (a.i. celâl. satılık esir. cilâlı. kahramanlık. (bkz. s. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı. celâfet (a. bir yazı sitili. celâdet'den) fazla celâdetli olan. celîd (a. zararı istememe. kamçı ile vurma.s.i. celcele (a.i.b. Allah. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi. [kelimenin aslı "koyun.s.i. celîl .i.s. çiy.i. yüceler.i. aşikâr.(f. (bkz.s. 3. s. orospu. "a.b. yiğit. ululuk.t. celî-müsennâ g. "tanrısal. sarmaşık. sebze. fahişe. 2. ufak çıngıraklar. celîle'nin c. (bkz.f. kement. meydanda.) 1.) büyük olanlar.) kabalık.cülcül'ün c. yiğitlik. büyüklük. celâl adlı kimselerle ilgili olan. celalli (a. celb-nâme (a.) bahadırlık.i.) kırağı. sığır" mânâsına gelir]. 2. celâlet (a.i.b.f. celîb (a. celiyyât) 1.zf.) 1. celb (a. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme. celi). oturumlar. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye". celâcil (a-i. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. 2. keçi. yazı ile çağırma.i.) 1. celbu (f. feraceler. büyük kamçı. hicrî XI. cilâ'dan c. 3.i. Zü-l-celâl celâl sahibi. celâil (a.) yiğitliksever. 2. celî (a. belli. gammaz). ulu. celîd (a. 2. .

çok merhametsiz.i. yüksekliği. cem'ül-cem cem'in cem'i. insanı kesen.) 1. i.s. 3. cem'-i müzekker a.[birincisi] er kek. yüksekliği. cumû) l . g.hitâbolunurdu]. cellâdiyye (a.) 1. lâtifeci.i. celû (f. mat.. kulun. Süleyman Peygamber'in lâkabı. 3. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir]. gr. 4. celesât) oturma.) cellata verilen para.) şan ve şerefi pek büyük. yerini.n. cellâd jiLa. tas. celse-i hafiyye gizli oturum. celse (a. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı. celî'in c. toplam.i. yığma.c.i. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup. (bkz: celîl). celle ve âlâ "onun sânı. 2. gr. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). 2. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. cem'-i mükesser (kırık cemi) a. cem'-i sahîh (salim) a. yine kalkmak üzere ilişme. Bu suretle ki. celse-gâh (a. ulu. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz. kebap şişi. çoğul. a. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı. Büyük iskender'in lâkabı. 2. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. celîs-i enîs cana yakın arkadaş.s..s.i. celle celâ-lühû "onun sânı.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. 5.) cellâtlık. müslimat.. (a. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği.) büyük. hayvan ve eşyayı gösteren isim. cem' (a.s.b. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur.f. ["yerini. şakacı [kimse]. cellatlık ücreti. celle (a. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur.) kaya. cülûs'dan c. cem (a. taş. kütüb.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü. arkadaş. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. [doğrusu "cil-se" dir].i.. Tanrı sıfatlan ile.) 1. 3. cülesâ) birlikte oturan. bir yazı sitili. . s.) tas. gr. celîl-üş-şân (a. celîs (a. 4.s. şah. açık.i. celi (a.i. cem'-i müennes gr. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn. 2. gibi. celvet (a. meydanda olan şeyler. gibi. 2. hükümdar. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. birden fazla insan. [ikincisi] kadın adı.c.le (I celvetiyye (a. kitab. iki türlüdür cemi müzekker. yurdunu terketme. celle şânuhû "onun sânı.) aşikâr. oturum.) 1.b. Celmed (a.i. gr. 2.i. cellâdî (a. celse-i aleniyye açık oturum. müfredinin şeklini bozmadan. cemi müennes.f. müslimûn. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. gibi. toplama. yüksekliği. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. asan kimse. celiyyât (a. meç.

b.b. cemder (f. buz gibi. kusursuzlukla ilgili. erkek adı. bir kimsenin geçmişi. cemâdât (a. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler. kılıçbalığı.s.) zool. fr.) cumhurlar.i. cemel (a. bütün. cemed (a. cemâl (a. güzel.) 1.) çardak. 2. cemre'nin c. 2.) ahi. dondurma.i.) cemreler.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar.c.it. cemâdî (f. bütün. 2.) 1. cemâh (a.i. kar. 2.) bir yere toplamak suretiyle.i. cem'iyyet'den) 1.s. tar. balina.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire). cemâdiyet cansızlık.zf. cemâdiyyet (a.i. cemel-il-bahr (a. buz. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddîn-ül Cemâli tarafından kurulmuştur]. cem'âniyye (a.i.i. ortaklaşa. cemeliyye (a. c. cemâat .) 1. cemâat (a. cem'î (a. cem'an (a. cemedî (a.i. cumhûrluklar.c. donukluk.i. cemerât (a. sosy. insan topluluğu. 3. cemâd'ın c.) cansızlık. devegiller.) bir çeşit bıçak veya kama. 2. cemî'an (a. (bkz: ma'şer). ruhsuzluk. saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi.i. kolektivizm. 2. insan toplulukları. çemen (f. cem'den) cümle. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur. cemâli (a.) güzellikle. collectif. imamın arkasında namaz kılanlar.s.) 1.i.i. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi. cemiyetle ilgili. 2. cemâat) 1. cemâzi-yel-evvel (a. görünme. cemâhîr (a. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ). cemiyete ait. yüz güzelliği.) 1. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar.i.i. cemâd (a. cemâat'ın c. cemel-ül-mâ' (a. balina. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar. Cemâliyye (a. ortakçılık. Arz-ı cemâl yüz gösterme. cemâzi-yel-âhir (a.i. (bkz: cemel-ül-mâ').i.e.) Allah'ın lütfü.b. kılıç-bahğı.i.) cansızlar. 2.i.) hep. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım.) 1. cemî1 (a.i.h.c.) baş sertliği. cansız cisim. cemîl (a.zf. cemâdât) taş gibi cansız olan şey.i. cumhuriyetler. cem'den.(a.b. cimâl) erkek deve. cemed'den) çok soğuk. hep. tekmil. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. 4. narinlik [atta]. (bkz: cemel-ül-bahr). cumhûr'un c. 3. bir mezhepten olan topluca halk. cemâl'den) 1.s. imamın arkasında namaz kılanlar. cemâl-ullah (a. fr.s. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi.) ruhu olmayan.

) iyiliksevercesine.) iyiliksever.) hızla giden. 3. topluluk.s.t. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. cemîle-kârâne (a. cenâb (a. Yunus.f. cemre (a. 4. hek. hac töreninde bir defa taş atılması. 4. Cemşîd (f. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu. baharlar gibi cemre vesilesiyle. cemîlât (a.f. cemâl'den) 1. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır.) toplanılacak yer. ed. dernek.) zampara.i. kalabalık.b. kadın adı. Cenâb-ı Kerem Allah. cemm-i gafîr insan kalabalığı. cemmâz-süvâr (a.b.i. Cemşâsb (f. 2.f. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir]. cem'iyyet'in c. hazret.) güzel hareketler.) 1.h. hoşa gitmek için yaranma.f.f. cem'iyyet cj-ua.f. ateş hâlinde kömür. Cenâb-ı Halik Allah.b.i.h. huzur1. toplantı yeri.s. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz. (bkz: tenâsüb). cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh. şubat ayında azar azar artan sıcaklık.i.i. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun. (a. cem'iyyât) 1. cemm (a.i.) Cemşâsb'ın babası. "şeref.c.i.) büyük sayı. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a]. Cenâb-ı lem-yezel Allah. cemmâz (a. tas. cem'iyyet-geh (a. şütür-bân). Cenâb-ı Hakk. cemerât) 1.s. Zikr-i cemîl . cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya]. Süleyman. deveci. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu.1) iyilikle anma. 3) meç. yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma.i. düğün dernek. cem'iyyet-gâh (a. cemîle-kârlık (a. iltihaplı bir çıban. cemîle-kâr (a.i. Güneş.). Cenâb-ı Mevlevi Hz. i. 3.c. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler.s.i.f. cemreviyye (a.b.i. Cemşîd'in oğlu.b. 5.) deve sürücüsü.) iyilik severlik. Hz. (bkz: cem'iyyet-gâh).) hızlı giden erkek deve. ufak çakıl taşı. cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme). cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya]. [müen.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar.c. cemmâş (f. (bkz. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması. genek "tenasübü". Mevlânâ.) hızlı giden erkek deveye binen. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz. cemile (a. 2. kurumlar. çokluk. kara kabarcık.i. 2) Hz.i. kurum. erkek adı. 2. Süleyman. dernekler. Cenâb-ı Kibriya.i. güzel düşünceler.) iyilik severlik. 2.) 1. "cemmâze" dir]. cemîle-kârî (a. cemmâl (a.i.b. cem'iyyât (a. 2. 2.i.zf. ed. 5. cemmâz (a.) cemiyetler.

tazyik. cendere (a. cenaze (a. [ötekiler Harîriyye. Tabiî mertebesi 10/8 dir. Katnâniyye. ceng-âverî (f. avlu. yürek.i.s. pazı. cenâh-ı semek balık kanadı. 2. 4.) yan. cenbî (a. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı. ceng-âverân) cenkçi. cendâl (f. meç. vuruşma.c. ceng-âzmûde (f. kavgacı.b. iki yüzlü.i. Acelâniyye. cenb (a.s.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer. cendere-hâne (a.f. Zeyniyye.b. (bkz: mürâî). cenan (a. dövüşkenlik. aşağılık. aşk.zf.i.) bayağı. ceng-âver (f. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir].) yedek hayvanlar. âhi-reti de iyi olan. sıkı ve dar yer.f.) savaş.i.i. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse.b. Allah. tek+düm.'ceng-bâz (f. Kiyâliyye. tek. Nûriyye'dir]. dövüşken.) cenkçilik.s. taraf. 3.) 1. 3.i.ce-nîbe'nin c. Cebertiy-ye. boğaz.i.) cenkçiye.) eşya ve elbise gibi şey. hançer.b. dövüşkenler. baskı.i. ceng-i harbî muz.i. ceng-cû (f. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır. ceng-âverâne (f. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür. iki yan.s. [bkz: cünüb].) savaşta tecrübe sahibi olma. cender (f. âhiret. cenabet (a. pis.) cenkçiler.) 1. dövüşkene yakışacak surette. 4.b.i. ceng-âver'in c. ceng-âverân (f. cenâyib (a-i.i. Der ceng-i evvel ilk ağızda.) kahraman. tek+düm. dar dere.) savaş tecrübesi olan [kimse]. guslü gerektiren durum. adî [kimse].b. 3. cenah (a. cenâh-ı tâir kuş kanadı. Sayyâdiyye. savaşçılar. cendel (a. 2.) cenk arayıcı. erkek adı. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. kol.b. oda. .i.) 1. kanat. tek+ düm. ceng (f. Uzeyriyye. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da.Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli.s. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen.) savaş tecrübesi olan kimse. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz. cendeliyye (a. cenâib. Vâsıtıyye.b.) yan tarafa ait. ceng-âzmûdegî (f. kuş kanadı. binekler. tek. 4. 3.b. yan. cenbiyye (a. ceng-azmâ (f.s.) kalp. kalın oklava.c. cenâheyn (a.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. savaşçı. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. [küfür olarak]. cenâiz) insan ölüsü. 2.i.s.i cenâh'dan) iki kanat. kol. Fazliyye. gönül.s. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama.) nehirlerde bulunan büyük kaya.i. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur.

cenkârî (f. Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl.) dağarcık. cennet-ülfirdevs.b.b. cennât) 1. cenâyib) yedek hayvanı. torba. cennet-i kalb. cerâbe-i hafiyye biy.c. cennet-ül--adn]. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. cennet (a. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü. çıvgar. yeryüzü cenneti. âzası belirmiş olan cenîn. fr.b.b.zf. cengel-istân (f.) suyu yudum yudum içme.) cenup. 2..s.i.i.) savaşçıya yakışır yolda.) cenuba mensup.) bahçıvan.) cenneti andıran. cennet-makam (a. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik. çok ferah ve havadar yer. cenûb -j'-~ (a. cen-net-ül-me'vâ. cer (a. cengel (f. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü. cennet-i a'lâ). kavgacı bir şekilde. güneydoğu. cenîn (a. cennet-makarr (a. cenûb-i garbî coğr.i.f.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz.c. cennet-i sıfat. güneyde bulunan. Cenûbî (a. zool.b.) makamı yeri cennet olan. dış gebelik. cengî ' (f. uçmak. conceptacle.i. cennet-i a'mâl. cenîn-i sakıt düşen çocuk.i. cerabe (a. cür'a).) dağarcık.i. düşük.b.i. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat.ceng-cûyâne (f-b. bot. [aslı jenkâr. cennet-mekân (a. cenûb-i şarkî coğr.zf. bahçeler.) bot. cennât (a..s.f.i.s.i.) yedek hayvanı çekip götüren. döl).) cennet gibi. cennet-üd-dünyâ dünyâ.s. cerâb (a. zenkâr'dır].) cennetler. cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği.i.i.) güney.) sırat köprüsü. cennet-i ef'âl.) karındaki çocuk.) yarık. Centiyâniyye (a.) savaş hikâyelerini anlatan kitap.i.f. sık ağaçlık. cennet-i ruh.) orman.) orman.s. cennât-i adn cennet bahçeleri. sekizinci cennet. cennet-ün-naim.) savaş hâlinde bulunan. bahçe.b. cennet-nazîr (a.s. cennet âşiyân (a. husûsiyle yarılmış yer. (bkz: bihişt). cenîver (f. .) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde. ceng-nâme (f.b. 4. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek. cenîbe-keş (a.i. cennet'in c.) yeri cennet olan. üreme dağarcığı.s. cenkâr (f.i.. güneybatı. centiyan giller.s. cennet âsâ (a. cenûben (a.) yeri cennet olan.i. güney yönünden.) bakır pası renginde olan. cennân (a. cenâib. kadın adı. cenîbet (a. çatlak. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler. cennet-ül-karar. cer (f. cennet-ül-huld. döl. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat. bunlara tâbi olanlar.i. cenîbe.i. cinân. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme. 3.s.b. (bkz. uçmaklar. dâr-üs-selâm.

(f. cerâhat'ın c. yağmacılar güruhu. 2.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız. 2.i.i. (a. cinayetler. hilekârlık. s.i. 2.b. cerrahlık [aslı cirâhat" dir].f. cerahat) 1.) 1.) 1. tüysüz. (a. 4. (a. verimsiz.i. 2. günah.akma. irin. (a.i. çorak.) 1. (bkz: cirâhat).) bot. (a. 2. cerîde'nin c. hurma toplarken yere düşenleri yeme. geçme.i. (a. oluş. hasta tohumlar. beceriklilik. doğru akım.i. cerâde'nin c.i.) vakıf tarafından verilen yiyecek. kurnazlık. acarides. (a. hava akımı. şüphesiz. (a.i.s. (a.i.s. çıplak bir hâle getirme.i. çerde . yayılmış yağmacılar.) tar.i. uyuz olmuş. dazlak. fr. uyuza tutulmuş olan.) hek. (a.) suçlar. karıştırılmamış [şarap]. yeşil yosun hücreleri.i. huk. f. çançiçeğigiller. 3. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses. elbette. 4. mikroplar. kabahatler. campanulacees. (bkz: cerime). 3.) 1.) uyuz [kimse]. 2. irinler. (a.) 1. (a-b-i-) hek. müşterek suçlar.i. (a. hatâ.i.) zool. cinayet. uyuz böcekleri. (a. mutlaka. cinayet suçlan.s. donu san.) zool. (a. (-i-) l. cürsûme'nin c. akım. uyuz hastalığına tutulan. 2. acariens. [aslı "cirâhat" dır].) oburluk.) çan ve zil sesi. (a.) hek. güzel konuşma. (bkz: cerid). 3.s. fr. yaralar. yara. uyuz.c.) elbisesinden soyma. (f.i.i.) cerîme'nin c.) cerahatler. 2. (a. kökler. para cezası.i. çıngırak taşıyan. tomurcuklar.c. uyuz böcekleri. 3.i.i. (o. (f. çan. fr. (f. kırmızı bir böcek. zindan. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad.) gazeteler.) çıngıraklı. mahrum. (a. (a. uyuzluk. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler.i.) 1.) çıplak bir hâle getirme. olma. (bkz: mecruh). gonidies. (a.i. hareket. tüysüz.i. (bkz: cerib).) san renkli. denizden çıkarılan ve teke denilen ufak. hayvanın boynuna takılan çıngırak. (a.i. çekirge. bot. gidiş. 2. başka birinin yaptığı za-ran ödeme.i. dazlak. uyuzluk.) uyuz hastalığı.) cariyelik hâli. ortak.i.) dipler. .) dilenci çanağı. (a. altın çı ngıraklar. uyuzu olan. günlük gazeteler.cerâd cerâd-ı münteşir cerâd-ül-bahr cerahat cerahat cerâhor cerâid cerâid-i yevmiyye cerâim cerâim-i cinâiyye cerâim-i müştereke cerâsîm cerâsim-i mütenâsile cerâye cerâyet cerâzet cerbân cerbeze cerbiyye cerd j cerdâ cerdân çerde cereb cerebî cerebiyye cerebiyyet cereb-nâk cereb-ül-ayn cered cered cerem Lâ-cerem cereme cereng ceres ceres-dâr ceres-hay-ı zerrin ceresiyye cereyan cereyân-ı daimî cereyân-ı hevâ (a. çıplak. kuladan açık olan at. (a. meç. (a.) yaralı.

s. (f. cerh-i mushin huk. cerâid) 1.i. 2.s. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme.) 1. cerîb (a.i. cerîde-i resmiyye süvari kolu.) verimsiz. cürüm) 1. ceriha (a. 2. 3. dönüm. (bkz: cerbân).). tutanak. hükümetinin resmî yayın organı. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-).b.i.) bir yerde bulunan insan kümesi. meç. (bkz. yaralanma. tarla ve arazî ölçüsü.i. yaralama. çorak [yer].i. f i z.M. cerib (a. ecrân. tek gazete. 2.M. cerh'den) yaralanmış. elektrik akımı. cerh-i mühlik huk. çerin (a. cerâim) 1. cerî.) kabahat.i. suç ödeme. suç. suçlu. gazete.) 1. kabul etmeme. (bkz. cür'et'den) cesur.) sefer ve misafirlik. f iz. yiğit. cerm (a. cerîre (a. cerîh (a.) yaralı. (bkz: mecruh). Resmî Gazete. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. suç. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama. cerîha-dâr (a. cerime (a. cerid.) yalnız. ca.i.i.s. cereme.f. cânî. cerîh-ül-fuâd. cürm'den. cermüze (f. gözü pek.i. c. cürüm. 2.c. . us pahası. cerh fî-hükm-il-hatâ huk. yürekli.) 1. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz. ecrine.B. 2.s.i. cerdâ3). cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü. cürün) hurma kurutma yeri. günâh işleme.c.s. cery).c. yaralı. ceride (a. alternatif akım.i. (a.s. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek.s. cerha (a. çürütme. ışık ve ışık konacak yer.) uyuz hastalığına tutulan. ceride (f. cerî' (a. 2. uyuz. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü. çerim (a. 3. işlerin oluşu. bumbar dolması. cerîde-i feride eşsiz. doğru akım. ceride (a. bir çeşit Arap kayığı. 4. cerh-i hatâ huk. 3.) kabahatli. volt.) yara.s. zabıtname. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh. T. kesme.cereyân-ı müvellidî cereyân-ı mütenâvil cereyân-ı mütemadi cereyân-ı mesâlih Cereyan-ı galvânî cereyân-ı elektrîkî Cergand cerge cerh jeneratör.i. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı. koyun kırkma. (a.) yaralı. (f. tenha.

) mihnet. çıkar sağlama. sürükleme. (bkz: tecessüs). 2. 3. (a. yırtıcı hayvan yavrusu.zf. i.c. musibet. çekme. kesme. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k).) küçük. 4. dilenci. yüreklilik.i. öldürme. i. (a.i.i. bir şeyin kabuğunu soyma. (bkz: ekûl).s.) merak. atlayış. atılmak. (a. soruşturma. sıçrayarak. (a. yürekli.) toprak testi. iri vücutlu.) operatör [doktor].) operatörlük [doktorlukta]. (a. (f. elle yoklama. cesâret'den) cesaretli.sıçrayarak. (bkz: kıt'a). (a.i.i. atlamak.) cesurluk.i. azar azar. cesîme cesîm-ül-cüsse cesk cess cessâs cessâse cest cestân cestân cestân ceste ceste ceste ceste-gîr cesten cesur (a. ağır bir yükü kaldırma. operatör doktorlar.s.) 1. 3.i.zf.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap. eşya ve şâire çekme. cerrâhî'nin müennesi.) 1. arkasından sürükleyen. 2.i. büyük. hiciv. (f.) l. (a.) arsız. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu.) 1.f.s. (f. gr.i. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. irilik.i.) sıçraya sıçraya. (a.i.b.) 1.i.) ed.cerr cerre çıkma cerr-i eskal cerr-i menfaat cerrah cerrâh-hâne cerrâh-hâne-i âmire cerrahî cerrahîn cerrâhiyye cerrâh-nâme cerrar cerrâre cerre cerş cerşeft cerûz cerv cery cerz cesamet cesaret cesâset cesed cesîm . san ve zehirli akrep. (a. (f. (a.) kruvazör. (a.i. 3. (a. atlayarak. Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi]. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması.i. [eskiden] medrese talebesinin. cism'den) büyüklük. yok etme.i. [II. (f-fi-) sıçramak. 2. (a.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese.s. (f.i.i. (bkz. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı.) cereyan. harp gemisi. yiğit. (a.b. (a.b.) atlayan. kurtulmak. i. çekici. sıçrayan.) sıçramış.s. (f. (a. (bkz: tedricî).f.) cerrahlar. (a. kocaman. cerrah'in c.) 1. 3. 2. sıçrayış. cesâmet'den) iri.s. (f. 2. (a. (a. para. 2. 3. 2. . mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka. harf-i cerr).) 1. (a.i. kaçmak. (a-i-) bir Şyi kazıma. çabuk hareket eden.i. parça parça.s. dînî öğütlerde bulunmak.) obur. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu. ecsâd) ölü vücut. (a.) yavaş yavaş. enik. [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu.i.s. yiğitlik. araştırma. fırlamış. kısım kısım.i.) çok meraklı. keder. (a. dilenci. ufak meyva. (f.

sessizce verilen cevap (a. mescitler. doğru olmayan karşılık. (a. (a.i. 795) den 1439 (H.f.) cevap veren.) sorulan şeylere verilen karşılıklar. ziyafet.i.) 1. işlek yollar..) cevahirci.f. 2.i. elmas alıp satan. cûd'dan) 1. arpa tanesi. 2. yazı ile]. cevher'in c. bir kısmı Farsça olan eser.i. (a.s.) cevap.) câbîler. (f. (bkz: ecvibe).i.s.s. câize'nin c.) arpa. felekler. armağanlar. kıymetli taşlar. cevâbât. (f.) 1. (a.) cesaretle. toplu şeyler. cömert. (a.) halk arasında dolaşan haberler.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar. elmaslar.s. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle. karşılık.s. (a.) 1. doğru cevap.i. 1666 (H. (a. câdde'nin c.i.c. (f. cami' ve câmia'nın c.i. erkek adı. bayram. (a. kesin söz. (a.) caddeler.) kâtip.nâ-sevâb cevâb-I müskit cevâb kıla.) cevap olarak yazılan yazı.i.b. câbî'nin c.zf. 2.cesûrâne ceş ceşn ceşn-i büzürg ceşn-i Meryem cev Dâne-i cev cevâb-ı bâ-savâb cevâb-ı redd cevâb-ı safî cevâb-ı kat'î cevâb. cevâb'ın c. cevherler. ret cevabı. (a. (a. tarikatının âdabını anlatan. 1077) dir]. 2. eli açık.i. eğlence.zf.c. (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın. cevâb ale-1-cevâb cevâbât cevâb-dih cevaben cevabî cevabî cevâb-nâme cevâb-nüvîs cevâd cevâdd cevahir cevâhir-i ulviyye Cevâhir-ül-ahbâr Cevâhir-ül-ebrâr Cevâhir-ül-esdâf Cevâhir-ül-kelimât cevahiri cevâib cevâiz cevâlî cevâmi' (a.f. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir.) mavi boncuk.c. karşılık olarak. . eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. 1392 (H. i.) cevap. yüreklice. cevaba cevap. (a.) verilen bahşişler. büyük. (a.i. (a. tahsildarlar. Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri. yiğit-çesine. şölen. ibâdet yerleri. doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir]. [istinsahı.b.i. (bkz: şaîr).i. mayalar. gezegenler. (a-f-b. (bkz: caize). özler. yazman. bir kısmı Türkçe. büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini. inandırıcı cevap.

cevdet-i fikr fikir. 6. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır].) halayıklar. cevdet-izihn zihnin tazeliği. cevelân-ı dem kanın cevelânı. müsâade.) dolaşılan yer. ağız boşluğu.i. gezinme.f.) caiz olma. cevdet-i karîha kavrama tazeliği.i. 2.) cevelân edici. [zıddı "mühmel"]. cevlân-ger (a. üstünlüğü. mîdesi boş. güzellik. dönüp dolaşıcılık. cevf-i batnî anat. savaş yeri. 6. (a. üstünlüğü. menkut). çizgiler. câsûs'un c. (bkz. câmid'in c. câmûs'un c. câriha'nın c. cüvân). (f.(a. (bkz: cevherin. düşünce üslüğü. cû'dan) aç. cevdet (a. 5.) tane tane.zf. yanlar. cevârih (a.i. hayatsız. fels. donmuş şeyler. [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler. iyilik. f. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan.). oyuk. düşünce tazeliği.b. fr. atlı. ed. dolaşması.) taraflar. (a. öz. üstünlüğü. cevlân-gerî (f. kendi kendine bir varlığı olup. 3. cevlân dolaşma.i. casus). (f-s.) cevelângerlik. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. cevder (f. yan gece. g. câriye'nin c. (f. (bkz.i. civânân). civânî) (a. s. cevher (a. 2. bir yazı sitili. cevdet-i fehm anlayış iyiliği. 4. olgunluk. tazeliği.) 1. Merih (Mars).) öküz. dönüp dolaşma yeri. hizmetçi kızlar. dolanma. cevf-i hicâbî biy. cevelân-gerî.i. marifet. câriha). cevelân. 2 .i. acıkmış. karın boşluğu. cevahir) 1. 'gözevi. cevâmid cevâmîs cevân cevanan cevânî cev'ân cevânib cevânib-i erbaa cevânih cevârî cevâr-il-Künnes . dört taraf. (bkz.). Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn). (bkz: câyi').i.). cevf-i galsamî biy.. elmas. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk. büyüklük. cevf-i fem anat. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. cevelân-geh (a. Utarit (Merkür). 5.i. 3. su sığırları.i. cevelân-ger. Zühre (Venüs). s.). kusursuzluk. kalb.i. cevâsîs (a.s. koşu. gövde boşluğu. (bkz: gâv). maya. (a.) 1. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı. cevf 1. mu'cem. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan.orbite. çok defa manzum olan târih. tazelik.b. cevelân-gâh.) cansızlar.c. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. hüner. cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili.b.) mandalar.i. (bkz.i. boşluk. dolaşıcı. cevân'ın c.). parça parça. 4.s. cevelân edicilik.i. 3. câniha'nın c. erkek adı. cevf-i a'lâ anat. iç. solungaç kovuğu. (bkz. cevaz (a. izin. cevf-i leyi gece yansı. 2. (a. gezegenler. cev cev (f. cânib'in c. (bkz: câniha).

cevhere.) koşan. (bkz: cevher3). (a. aglütinin.i. ak madde.i.) zırh delen.s.) 1.b.s. (a. 2) ruh. (f-s. [müen. mutlak cevher. [şiirde] sevgili veya onun dudağı. eza. cevahirci.s. aslı. cevelân-gâh. (a.) cevher satan. hareket eden. cevşîre cevv îlm-i ahvâl-I cevv cevv-i hevâ cevv-i kebûd cevval anat.i.) arpadan yapılmış nesne. arpa torbası. substantialisme. meteoroloji.) zırh ören.i.i.s.s. (bkz: cevher4). elmaslı.) zırh paralayıcı. cevheri.s.) mücevher parçası. sitem.b.b.i. zırhlı. 1) atom. noktalı [harf].) bir arpa ölçüsündeki ağırlık.) zırh giyen.f. arpa unu.s.i. dolaşan. bozmadde.b.b. çulha.) bir tane cevher. boşluk.) zırh eriten (f.f.b.c. eski tüfeklerden birinin adı.i. arpa ekmeği. evrenin *tözü.) cevher işleyen. vaktiyle giyilen1.i.).b. madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne. tas.)) örme zırh. 2. fr. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan.s.b. 2) ed. (f. çorap söküğü. (a. substance grise.i. (a. anat.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası. güher-fürûş). cevlân-geh cevîn. savaş elbisesi. 4. fr.) çorap. 3) ateş.i. (bkz. fr.) zırh delen (f. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç].f. tözcülük. (a. göğüs boşluğu.b.i. değerli taş veya inciye ait olan.i) 1.f. cevîne Nân-ı cevîn cevr cevreb Çâk-ı cevreb cevsak cevse cevsek cevşen cevşen-dûz cevşen-güdâz cevşen-güzâr cevşen-hây cevşen-pûş cevşen-şikâf cevşîr. cefâ.s.) akmadde. substance blanche. 2. (f. anat. biy. (a. hava boşluğu.) düğme. gökyüzü. (a.b. 2.s. .) mücevherden. felekler. cevherî). (bkz: cevsak) (f. çardak. eziyet. fr. (f.) 1. cevherden. (a.b. 2. a.f. (a. konak. (a.b.s. 3.) köşk.s. cevhercilik.cevf-i nihâhî cevf-i nuhâî cevf-i sadrî cevher-i ebyâz cevher-i ferd cevher-i küll cevher-i lâsık cevher-i mücerred cevher-i sincabi cevher-i ulvî cevher-dâr cevhere cevher-ebyaz cevher-fürûş cevheri cevherin cevheriyye cevheriyyûn cevher-pâre cevher-tırâş cevî cevlân-gâh.) hava. kuyumcu. (a. (f. cevelân-geh).) 1. (bkz. cevheriyye]. 2. (f.substantialisme. (f. gadir. (f. (a. mavi boşluk. (a.) fels. haksızlık.i. zulüm. (a. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey. (bkz. omurilik kovuğu. biy. biy. köşk. 1) en yüksek cevher. beyin boşluğu.

seda.) bot.i. 2. saf.b. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru. ceyl (a. [lât. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi. Havâ-i ceyyide temiz hava.i. ceyvâd (f. cüyûş) 1. sinüsle ilgili.) elemlenme.) günahtan sakınma.i. cez'a (a. geo.]. sinüs. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti.i. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü. fr. canlı fikir. Cevza' (a. dayanma. ceyb-i sabr sabretme. cevz-ül-kayy (a.b. cevzâk (f. 3. Sevk-ül-ceyş strateji. (f. yararsız bir işle uğraşma.) göz boncuğu denilen. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler.) ada. Hindistan cevizi. saf hava. cevz-i mâsil bot.s.c. ceyb (a. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma.s.i.s.s. cevvî.i.s. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş. (bkz: ceyyid). Ceyyid-i seb'a. kederlenme.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili.Fikr-i cevval hareketli. cevz-i bevvâ . ceyyid-i hevâ iyi hava.) mat.) ceviz. yangı. cevz (a.) ast.i. fr. cevviyye (a. cez (a. ceyyide (a. ceyş (a..i. cep. ses. gömleğin açıklığı. (bkz: cezire). ceybî (a. tatula.ing. leş Ju-meaux. Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri .) bot. asker. cez (f. ordu.b. c. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. ikizler burcu. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis. Ceyyid-i hâlidât. iyi.) [ceyyid'in müen.) zool.b. Ceyyid-i garb Cezayir.) ağaç kökü.) sabırsızlıkla sızlanma. cevdet'den c. ciyâd) taze.s. cevizgiller. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu.i. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. cevz-ber-günbed cevziyye (a. ceydâ (a. ceyyid (a. damarlı akik.i.) servi kozalağı.i. hoş.) küçük hin-distan cevizi. Geminus. Eş'âr-ı ceyyide ed.) boş. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi. güzel şiirler. kara alaca ve değerli bir süs taşı. juglandasees. cez'. 2. tam olan [para]. cevz-ül-hind bot. cevz-üs-serv (a.i. ceza' (a. mayıs ayında bu burca girer.i. Gemini]. cevz-üd-tıbb (a. yengeç.) uzun boyunlu kadın.i.i. [bkz: ittika'). . ceyb-i kavs arka sinüs. cüyûb) 1. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları.

kelime düzgünlüğü. para cezası. (a. gönül alma. kol-baş *anadamarı.zf.b. cezaya ait. ben de gelirim = ceza" dır].) cezbeye tutulmuş gibi. (a. -fegen cezbe-yâb cezbiyye cezebât cezel cezer cezer-üt-türâb cezî' cez'-i adûdî-i re'sî cezîl Ecr-i cezîl cezire cezîre-i bürkâniyye cezîret-ül-Arap (a. Cezayir. (a.f. kekeme veya pepeyi olmayış.s. Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye.) 1. (a.i. ceza baskısı.) cezbeye tutulma hâli. (a.zf. çekicilik. anat. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli. cezîre'nin c. (a.ceza' cezaî müeyyide cezâ-yi amel cezâ-yi nakdî cezâ-yi seza cezâ-yi Sinimmâr cezâen cezaî. Hind-i Çînî adalan. (a. ceza işleriyle ilgili. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart. (a. lyonien adalan. (a.) 1. (a.f. 2.b.i. . (a.) cezbe verici.) çekme. cezâiyye cezâir Cezâir-i Bahr-i Sefîd cezâir-i garb cezâir-i hâlidât cezâir-i Hind cezâir-i isnâ aşer cezâir-i müctemia cezâir-i saadet cezâir-i Seb'a cezâlet cezâlet-i lafz cezâlet-i ma'nâ cezb cezb-i kalb cezbe cezbe-dâr cezbe-dârâne cezbe-dârî cezbe-efgen. coğr.i.i.) adalar. 2.i. (bkz.f.s.i.) ceza olarak. 2. peltek.i. kelime]. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti.b.) kendine çekme. ed. bol sevap.f.b. Ege denizindeki oniki ada. (bkz: cezbe). (a. yabani havuç. azap.i.f. çok. peltek ve bozuk olmayan [söz.s. küçük tomurcuk. gönlü çekme.) bot.) cezbeli. ed. cezâir) ada [denizde].s. işlenen bir şeyin görülen fenalığı. (a. Akdeniz adaları. cezbe'nin c. mânâ düzgünlüğü.). Kanarya adaları.i.i.) bir şeyi ikiye bölme.) havuç. bol. rekâketsizlik. (a.i. (a. çekilme.c.c. cezebât) 1. (saadet adaları) Kanarya adaları. coğr. kendinden geçmiş. heyecana gelmesi.b. 2. karşılık [iyi veya kötü]. Arabistan yanmadası. (a. ceza. ceza ile. lâyık olan ceza.) 1. (a. cezbeye düşürücü. takım adalar. cezl). yanardağ adası.) cezbeye tutulmuş. gr. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür].i.

cezr-i dereni yumru kök. cezmâzec (a.i. gelgit.s. köke ait. 2. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök.i. dokuzun cezridir.) ağ ile balık tutan balıkçı. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam.) kestirip atmak suretiyle. fr.) çok sabırsızlanan.c. asıl.) 1. cezzâb (a. gaddar.s. cezr-i tâmm mat.) bot. cezr-i asam mat. cezr (a. kökle ilgili. cezl . kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar.b. cezr-i şârî anat. kat'î karar ve niyete ait. raci-ne fıxatrice.) 1. maaş. cezr-i aıııııdi mat. 3. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. radikal. cezr-i muzâaf mat. deve kasabı. kalın odun.zf.). (bkz: cezr-i vetedî). keçi v. cüzûr) 1. cezzâf (a. cübeb).s. çeken.s. kök. 2.) odun.].i.i. doğru olan. cebel'in c. ciâle (a. cezr-i vetedî kazık kök. cezr-i mantık.i. 3. meç. rüşvet olarak verilen hediye. Medd ü cezr coğr. küpkök. dürüst. cezûb (a. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme.s. asit kökü. asal kök. erkek adı. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar. ikincil kök. cezriyye (a. 2. mortes eaux. cezzâr (a. cezûb). (bkz: azm).i. kesin karar.i. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. cibâh (a.) 1. i. cezr-i mükâ'ab küp kare. kanlı. cezr-i mik'ab mat. kılkök.s. sanal kök.) mutlu. çeken. cezr-i murabba' mat. cübbe'nin c. cîbâ (f. 2. cezmî (a. cezr-i müsbit bot. cezrî (a. gr. cezr-i rîşî saçak kök.) kasaplık davar [koyun. cezre (a. cezm ile ilgili. köktencilik. cerz-i talî bot. cibâl (a. inme.i.) dağlar. cezû' (a. cezr-i hamız kim. cezr-i aslî bot.(a. cezr-i arızî ek kök. (bkz: cezü1).s. iki kök.i. cezb'den) çok cezbeden. anakök. büyük gidim. cibâl-i şahika yüksek dağlar. mat.) çok cezbeden. kare kök üç. cezmen (a. (bkz: cezzâb). tomruk. (bkz. cibâl-i mubaha huk. fr.) alınlar.) 1. cezm (a.) 1. zâlim.) cebhe'nin c. radicalisme .i. niyet. ücret. cezr-i mihver mat. karekök.) 1. cezr-i ekmel coğr.) fls. 2. kuvvet ekseni. cezr-i nâtık. cibâb (a. cezlân (a. çetrefil olmayıp. [denizde] alçalma. fr. 2. tutunma kökü. ılgın meyvası. (bkz. 2.i.i.

ciğerci.).b. (a. (a.f. (f. falcı.) bağır yakan. ehemmiyet. (a. (a.i. ciğer söken. (bkz.) ciğerin bulunduğu yer.) 1.s. (f.) 1.) Cebrâîl.) 1.b. i. gerçek. cibillî). (bkz: fıtrî). merhametsiz.i.s.) 1.s.s. bağır.b.) ciğeri kanlı. evlât.) 1. (a. sıkıntı. 2. bir işi gerçekten çalışıp işleme. sütü bozuk.c. vergi. (f.) yüreği coşturan.) put.c.s. (a.s. ıztırap veren. (a. (bkz: haç. (bkz: cefr).s. duvar. gaddar. büyücü. savaşçı. i. arbede-cû). (a. 2. (a. b. (a.) ciğeri delip geçen. (a.f.) leş yiyen. (a.i. mücâdele). (f. (a.i. sanem]. ciğer yırtan.s. (bkz.b. cesaretli. zar.b. 2.b. cibâyet'in c.s.i. (f. Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu].i. (f. (bkz: fıtrat). cefr'in c.) câbîlikler.i.i. zorlu. mühim.c.) ciğeri yakan.i. "ciddiyye"]. meç. çok eziyet çeken kimse. (f. acıklı. Cebreîl. (a.) gerçekten.i. (a.f. hararetli konuşma. (bkz: cibillet). ağırbaşlı.) huy.i.b. çelîpâ.s.cibâyât cibâyet cibillet Cibilletsiz cibillî cibilliyye Cibilliyyet Cibril cibs cibt cîd cidal Ceng ü cidal cidâl-i hayât cidâl-i maişet cidâl-cû cidâl-cûyâne cidâl-gâh cidar cidâr-ı hadîka cidd cidden ciddî ciddiyyât ciddiyyet cifâr cîfe cîfe-gâh cîfe-hâr cifr cifrî cifriyyât ciğer ciger-cûş ciger-dâr ciger-der ciger-dûz ciger-fürûş ciger-gâh ciger-gûşe ciger-güdâz ciger-hâr ciger-hâre ciger-hûn ciger-pâre ciger-sûz (a.b.) 1. cüdrân) 1. keder.) yaratılışta olan. (a. (a. 3. (f. cüyûd) boyun. hayırsız.b.b. (bkz. (f. acı. Dünyâ.) cifir ile ilgili olan şeyler.b. savaş. ciğer. yaradılış. avaz. sevgili.) ciğer paralayan.b. (a.zf.f.b. s.s.) kavgacı.) 1. [doğrusu "cefr" dir]. (a.c. alçak [kimse].i. 2.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili. (bkz: câbî).) cifirci. önemli.) mücâdele yeri.zf.) ciğerli.) ciğer satan. (f.) [cibillî'nin müen].i. bahçe duvarı.b. t.f. cibilliyet. (a. (f.c. cüdür. sıkıntılı [kimse].s.i. 2.b. (a. ciddîlik. yürekli. meç.i.s.s.) geniş kuyular. ciyef) iaşe. [müen. 2.b. kireç. ciddîlik. salîb.) ciğer parçası.i. hayat mücâdelesi. câbîlik. (f. 3.i. 3.) leşle dolu olan yer. i. gelir toplamalar. (a. 2. (f .) evlât. çok acıklı. kavga çıkarırcasına. 2. geçim mücâdelesi. . hissiz. (bkz.i. ağırbaşlılık.) kederli. tabiî.) soysuz. savaş. kansız.) gerçekten çalışılacak işler. ciger-pâre).i.s. leş.i.) kavgacılara yaraşır yolda.i. (f. (a. (a. önem.b.s. 3. (a. karşılıklı kavga.i.

b.) cihanı. 2. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş.s. Allah. i.i. [aslı "cenan" dır].a. savaş işleriyle ilgili.s. islâm dünyâsı. cihân-ı can ruhlar âlemi. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır].b.) 1.) cihanı. [bu nüsha 1732 (H. cihân-gîrî (f. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri. Dünyâyı parlatan. cihân-bîn (f.i.ciger-rend (f. cihân-geşte (f. ciger-teşne (f.) Dünyâ halkı. pâdişâh.) 1.b. cihâniyân (f. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke. cihân-bân (f. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar. cihân-dîdegî (a.s. öteki dünyâ. dünyevî.s.s. Dünyâyı tutan hükümdar. cihâd (a. cihân-efrûz (f-b.s.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar.b.b. cihân-güşâ (f.) fâtih. (f. cihânî'nin c. cihân-gîrâne (f.s. öte âlem. 2.) hükümdarla ilgili.) cihanı. ciger-tâb (f.) meç. cihân-ârâ (f. 2 . cihân-bânî (f. Dün-yâ'yı dolaşan. acısı olan.b.b. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma.s. Dünyânın bekçisi olan 1.) Dünyâyı gezip görmüş olma. göz. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H.s.b. Dünyâyı yaratan. i.s. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar. cihân-dârî (f. II.b.) cihângir-cesine. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça. din uğruna düşmanla savaşma. âlem. bezeyen. padişahlık.i.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse].) cihangirlik. cihân-penâh (f. cihân-dâr (a. 3. 2.) 1.b.) cihanı.) âlemin sığındığı muhafız.b.s.) acıklı. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas. 2.s. insan.b. cihân-cû[y] (f.) hüküm-darcasına. cihanı (f.b. cihân-nevred (f.) cihâna.i.b. erkek adı. cihâdı. cihâniyân) 1.s.) cihanı. Dünyâyı zapteden. . huk.) 1. cihân-key (f. 2.) 1. Dünyâyı gören.b.s.b. Dünyâyı gezip görmüş.b. cihân-gîr (f.i. cihân-dîde (f-b.) hükümdarlık. (f.zf.) cihanı dolaşmış. cihân-âlem (f. Dünyâyı süsleyen.) cihanın. berbâre4).b.b. cihân-âferîn (f. 3.i. çok özleyen.c. (bkz: gîtî-sitân).) cihanı. (bkz: ber-bâr.f. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı.b. cihân-gerd (f. Allah. hükümdar.b. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır. cihân-ı İslâm islâm âlemi. cihanı.s.) acı veren.i. cihân-nümâ (f. 2.zf. cihanı.) herkes. dünyâyı dolaşan. i. Dünyâ'yı gösteren harita.i. cihândâr-âne (f.s.s. cihân-muta' (f. cihâdiyye (a. cihanı gezmiş.i. cihâd'a mensup. cihanı.s.s.) Dünyâ.b. Dünyâda oturan. Dünyâyı zaptedercesine.a. erkek adı.b. kendi kalbi içinde. tecrübeli. s. pâdişâh.) cihanı. cihan (a.

(f-b. (f. görme aygıtı. 2. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). yüz. cihâz-ı basarî anat. (bkz: âlem-şümûl).) cihanı zap-teden. cihât) 1. cihâren (a. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler. dünyâda geçer olan.i.) dünyâyı dolaşan. [doğu. sebep.s. cihar ü se (bkz: cihar ü se).f. padişahlık. dünyâ çapında. yön. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü). hatiplik.b.. sağ.s. sindirim aygıtı. cihât-ı sitte altı taraf [ön. [bir camide okunması meşrut buhâri.) padişahlık. (bkz: şıkkayn). delâilül-hayrât vazifeleri gibi]. cihar). cihâz-ı deverânî anat. müezzinlik vazifeleri gibi].b. hatiplik. cihet (a. S. çeyiz. apotek cihâz-ı teneffüsî anat. (bkz. cihân-tâb (f.. taraf. dünyâ ölçüsünde. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan.i. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler. pâdişâh.) 1. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini. systeme locomotrice. yönler. yer.i. boy.b. üreme sistemi.s. Cihâz-ı tenasüli anat.s. cihet'in c. cihar (a. cihar (f. cihaz (a.) hükümdarlık. güney].i. görüşler. sinir sistemi.b. 3. cihâz-ı asabi anat. alt].i.i. sol.[fakirler gibi]. hizmet. vazîfe.s.s. ciheteyn (a. cihâz-ı hazmî biy. fr. 4. evkaf maaşı. kayyumluk gibi]. dolaşım sistemi.) iki cihet.s. (bkz: alenen). (f. dört yön. 4. [mescitlere nazaran imamlık. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot.a.(f. anayönler.c. cihât-ı selâse üç taraf [en. boşaltım aygıtı. cihâz-ı Muharrik biy. kuzey. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler.i. cihât (a.) cihâna yaraşan. (-r1 (f-b. 2.) 1. yan. üst. kalınlık]. imamlık. yerler. müslim. evkaf maaşları. bahane. âlet [doğrusu "cehâz" dır]. batı.) cihanın başkanı. cehr'den) apaçık olarak. 2. vesîle. arka. iki yön.b.) cihanı yakan [Güneş]. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler. ilgi. müezzinlik. (a. şifâ-i şerif.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. 2) coğr. her yanı kaplayan. takım. (f.a. cihât-ı erbaa dört taraf. 2. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy. bakımlar.b. (f.s. büyüğü olan.) 1. 3. pâdişâh. hareket sistemi. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. cehr'den) açık söyleme veya okuma. cihân-penâhî cihân-pû cihân-revâ cihân-sâlâr cihân-sitân cihân-sitânî cihân-sûz cihân-şümûl .zf. semtler.b. [müderrislik. taraflar. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler.). (bkz: cehâz). devinim düzeni.

kırıtkan. (bkz.) cennetler. cilve-sâz). dilenci [Türkçede pinti. 2. (a.f. fels.b.) hek. deri duyumları.) 1. cem'den) çiftleşme [insan hakkında]. kuşak. çarşaf.c. cennet'in c. cülûd.s.s. insan güruhu. cilve-geh cilve-gâh-ı zuhur cilve-ger cilvegerî cilve-kâr cilve-kün cilve-künân cilve-nümâ cilve-penâh cilve-perdâz cilve-rîz cilve-sâz cilve-sâzî cim cim-i arabî cima' cimâh cimâl cimâr cimrî cin cinai. ayak takımından. 3.) "cilve satan" cilveli. cinâiyye cinâiyyet cinân '- (a.) cinayetle ilgili. 2. (a. i.b.s.) beraber oturma. (a. (a. parlaklık.i.c.s.) cilve eden.b. (bkz.f.f.b. (a.f.s.f.s. cilve eden.) cilve gösteren.b. meşin.b. . cilalanmış.) soysuz. cilve yapan. 2. (a.s. c sesi. görünme.) ciltçi. 2.i.f. toplu kabile.) ciltle. (a.b.f. (a. deri ile ilgili. alçak.) cilve ederek. deri.s.b.s. evrak çantası. ferace.) cinayet hâli.) cilve eden. (a.) at.i. sen başlı olma.s.b. cilve etme. 3.) kaba.i. parlatılmış. cilâcı. (f. (a.s.c.b. mücellit. (a.zf. (bkz: cilve-ger).) cilve yeri. kaderin cilvesi. kırıtma. parlaklık veren. devirden devire. (a.b. (a. (a.) cila sürülmüş. eclâd) 1.) parlatma. cilve edecek yer. (a. (a.) 1. (a. (f. bahçeler.f.f.i.f.) parlaklık veren.) hoş ve güzel olan. uçmaklar. cildiyye cildî ihsaslar cildiyye cilf cilve cilve-i ilâhiyye cilve-fürûş cilve-gâh.s.f. (a. (f.s. cilvelilik. (a.i. (a.) cilve yapma. taife.) cila yapan kimse.) parlatan.) cilveli. (f. kap.f. çıkıp görünülen yer.b.). celâbîb) 1. parlak.i. Allah'ın cilvesi.b.i. (a.) şa'şaalı. (a.) çilingir.). ecyâl) 1. (a.i.ha. millet.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır. cinn). s. cemâat. cemel'in c. tamahkâr mânâsına kullanılır].i.b. nesil. (a. aşîret. 2. cilve yapan.) kendini gösterme. fr. (f.s.i. cilt hastalıkları kliniği.f.i.i.i.b. 4.) erkek develer.b. hoyrat.cîl çilen ba'de çilin cila' cilâ-bahş cilâ-dâde cilâ-dâr cilâ-ger cilânger cilâs cilâ-sâz cilbâb cilbend cild cild-ger cildî.) cilâlı. kitap. (a. criminalite.i. (f. fr. (f. sensations cutanees.s. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan. (a.b. cilve yapan.i.i.) cilve yapma.s. (a. gömlek.s.s. a. (a. süvari alayı. tecellî.f.f.b. (a. cilveli. (a.) büyük cüzdan. s. (a.

cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik. birçok anlamlara yorulabilen söz. nevi'.f. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi. gibi]. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır. [1493 (H. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır]. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas. benzeyiş. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). mürd gibi].) cinse mensup. cinâs-ı mefrûk ed.c. cinseyn (a.i.c.) cine mensup. (a. 2.s. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi. cinâs-ı muharref ed. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. soy. gr. cinâyet'in c. lastikli söz. [dem = âdem] gibi. cins ' (a. yaz! gibi]. lâfızda. büyük.f.) 1.i. cinâyât (a.zf. telmihli söz. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir. cinayet (a. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. telaffuzu bir. cinâyet-kârî (a.b.i.b.(dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla.i. cinsle ilgili. gözle görünmez. îmâlı. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun.s. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek.i. delilik.c.s. pek zekî ve anlayışlı kimse.i. cinâyet-kârâne (a. cinas (a.) "iki cins" kadın ve erkek. cânîlere yakışacak bir surette. Şam vadisi. kelimenin müzekker (erkek).i. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi].) cinayet işleyen. cinâs-ı tanım e d. Semerkand vâdîsi. cins cins (a-b. cinâyet-kâr (a. cinnî (a. cinâze (a. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır. 4.800) ile 1446 (H.f. cinsî cazibe cinsel çekicilik.) ecinli. oku. cinnî (a.) cinayet işleyenlere. bir cin. [deme kış yaz.) cânîlik. müennes (dişi) oluşu.) münâsebet.f. ağır suçlar. cinn'den) cin tutma. ecnâs) 1.b. 899) da istinsah edilmiştir. türlü. cinân-üd-dünyâ . cinâs-ı nakıs ed.i. s. meç.i.. a. 2) Soğdiyana. (bkz: mücâmaa). Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. Telif târihinin 1397 (H.s. cinn (a. cinâs-ı darbî ed.i.) cinayetler. yalnız harflerde beraberlik. 2. cinnet (a. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi.) tabut. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır. cinnistân (a.) çeşitli. cinsî (a.s. çılgınlık. Ebnâ-yi cins insanlar. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi. Cinân-ül-cenân II.) cinler diyarı. çeşit. canilik.

2.i.i. biy. korkunç cisim. nasırlı cisim. (a. 3.i. beden.) zool. cereyan. harekette olan cisim.) 1. (a.) 1.i. (a. melekler. ışıksız cisim. hacim.s. cinsel eğitim. (a. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri. 2. gaz hâlinde olan madde. 2. kim. (a. kılıç kayışı.s.i.) bir cins ile ilgili olma. (a.) ["cismânî"nin müen]. s. (bkz: cismânî). anat. (a. 2.) toprak testiler. börkenek. fr. müşteriler.i.) 1. bir nevî kırmızı boya. 3.) 1.) cerâhatlar. (a. mizaç. kan. 2. dînî işlerden ayn olan. söz söyleyen cisim. cerahat).) 1. (a. (f. delilik. cevher.i. astre. bileşik cisim.) saf şarap.i. tabîat. biy. bonnet. biy. elips cisim. mat. f iz.) komşuluk. sümüksü cisim. 3.) azalarla birlikte vücut.cinsî terbiye cinsiyyet cîr cirâhât cîrân cîrân-ı sâlihîn cirân cîre cîret ciriyyâ cirm cirmân cirrîs cirriyye cirs cirsâm ciryâl ciryâle cirye cisâd cism cism-i azm cism-i basît cism-i beyzî cism-i billûrî cism-i cemâdî cism-i cevheri cism-i eflâtûnî cism-i felekî cism-i gayri muzî cism-i hâil cism-i hevâî cism-i latîf cism-i mürekkeb cism-i müteharrik cism-i muhâmî cism-i nâtık cism-i nizâr cism-i sefenî cism-i semavî cism-i sulb cism-i üryan cismânî cismâniyye fels. 2. cerre'nin c. ecrâm) cisim.i.i. 2. madde. töz. (a. cirâhat'ın c. (a. menşe. katı cisim. irinler. kemik gövdesi. gökcismi. ecsâm) 1.) 1.) 1. yemek ve para. (a. (bkz: zîr). câr'ın c. 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler.i. ilk madde.i. (a. âdet. aşağı. zâtülcenp. bedenle ilgili. diaphyse. f i z. oylum. astr. 2. fr. yaralar. alt. safran. fr. saf şarap. temiz renk.) 1. fr.) temel. ruhanî karşılığı. (a.c. altının kırmızılığı.i. kök. cansız cisim. (a. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik. (bkz. poligon. (a. 2) meç. . (a. öldürücü zehir. billur cisim. çıplak vücut.i. gövde. (a. education sexuelle. alışkanlık. civarda olan yerler.) çırak.i. iyi komşular. 2.i. (f.) havsala. 4.i. zayıf vücut. gökcismi. komşular.c. (a. insan vücudu. yılan veya sazan balığı. f i z.i.i. güzel kadın veya kız.

zf.) 1. (f. cömert.) akarsu. vergi.) "arayan.i. (f. (bkz. 2. arayıp sorma. (f.s. cömertlikle. genç (bkz: cüvân). komşuluk.) ağaç kütüğü. (a.) Müslüman olmayan. komşulukla ilgili. (a.i. araştırma. (f. yakın komşu. civân-merdân) temiz. (a i ) (bkz. (f.i. yöre.c. çevre. (bkz: pul.c.) cisim. s.zf. iyilik. (a. araştıran. 2.i.s).s.s.b.) arama.) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. (a.s.) civân-merd'in c. (a. (bkz: âlî-cenâb-âne).i. vergi ödeyen delikanlı.i. araştırma. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif. (a.) talihli.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. millet fedakârları.s. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye. Hıristiyanlardan alınan cizye. (a. . (a.i. (a. (a. vücut. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir. Unkapanı Köprüsü. ağaç kütüğü.) gençler. (f.) tayın. kantara. (bkz: âlî-cenâb).) cisim itibarıyla.) yakınlık. (a. (f. (a. cizye denilen vergiyi alan tahsildar.i.s.) cömertlik. (o.i. el açıklığı.) 1.s.) hurma ağacının kökü. ırmak. porsiyon.b.) 1.) genç olana yakışacak surette. (f. yakınlıkla. (a. kök. (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü. (f. vücutça.i.) deve kasaplığı. karnı acıkmış olanlar.) iyi eşkin giden soy atlan.i. g. (a.i. el açıklığı ile.) civan-merte yakışır yolda.b. (f-'. bedence. (a.) açlar.b. güzellik.i. 2. cismâniyyet).s.b. yakın yer.) gençlik.b.) cömertler.i. (bkz: sahavet). asma köprü. câyi'nin c. (bkz: zîbek). sırat).i.i. (a. (f.) küçük sürü.zf.i. asîl. (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü.) hurma toplama. cîfe'nin c. leşler.i.f. (a.) cıva.) iaşeler.) haraççı. (a.civân'ın c.f. eli açık olanlar. (f.cismâniyyet cismen cismi cismiyyet cisr cisr-i atîk cisr-i cedîd Cisr-i Ergene cisr-i muallâk cisreyn civan civan kaşı civânân civânâne civân-baht civânî civân-merd civân-merdân-ı millet civân-merdân civân-merdâne civân-merdî civar civârî civâriyyet cîve ciya' ciyâd ciyâdet ciyef ciz' cizâl cizâret cizfe cizm cizmîr cizn cizye cizye-i gebrân cizye-dâr cizye-güzâr cû Cüst ü cû cû -cû (a. (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı. yücegönüllülükle. tazelik. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır].) köprü. (bkz: cûy). cismânî). çay.b. (a.i.i.

cum'ât. çulha.i. örümcek. cumhurcu. cu'l (a.) çaylak. toplanma.i. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında. cemâhîr) halk.i. cû'dan) aç olarak.i. cûd-i kerem.) perşembeden sonra gelen günler.zf.) işe yaramayan adam. cum'a (a. 2. cû'an (a. Fursat-cû Çare-cû Cû Def'-i cû cû'-i kelbî .i. cûd (a. ahâli.) baykuş. cumuât). yığmalar. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan.i. elaçıklığı. kalender [kimse].i.) perşembeden sonra gelen günler. cem'den).i. (köpek açlığı) hek.) civciv. cumhûriyyet (a.i. ücret. cum'a'nın c.. 2. kalabalık.) perşembeden sonra gelen günler. cumhûrî.s.. cu-meât. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar. perşembeden sonra gelen gün.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş.i. cûlehî (f. cum'a'nın c. cemi'ler. cumeât). 2. cûlâ-hek (f.s.) millete. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı. cûl (f. cumeât (a. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret. cumuât (a. cu'bûs (a.i.) 1. toplamalar. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer. küçük dokumacı.) 1.) 1.i.i. halka mahsus. cu'bûb (a.) 1. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. cumhûr-i nâs halk kalabalığı. açlığı giderme. cum'ât (a.i. aç kalma.i. gibi. cûleh (f. çâre arayan.i. 2.) cömertlik. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi. c. (bkz: çûg).s. cûlâh (f. cumhûriyyet-perver (a. cumhûriyye (a. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi.f. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz. [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. Cûdî (a. cûd-i sehâ cömertlik. başıboş kalabalık. (bkz: cumeât. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete. (bkz: cum'ât. cumhurluk.fırsat arayan.) abalı.i. cumuât) 1. örümcek. cem'in c. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık. karşılık. b.) aptal. cum'a'nın c. 2. tutulanın. (a. cuğd (a. cumuât).) 1. erkek adı. cuımı' (a. 2. cüce (f.i. kebeli. 2.i.) öküz boyunduruğu.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı. (bk cum'ât. çoğullar.c. cumhur (a.) cumhuriyetçi. ayak kirası.) açlık. cûg (f.

(bkz: iftirâk). coşkun akışı.) çok coşkun. uygun olanlar. anmanın coşkunluğu. yakışanlar.) nehir.s. cedîr'in c.). cûyân cûy-bâr cûy-çe.i.b.s. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük. cibâb).) coşan.cumûh cûş cûş-i âb cûş-i dil-i enhâr cûş ü hurûş cûş ü hurûş-i nev-bahâr cûşâcûş cûşâk cûşân cûşânî cûş-âver cûşen cûşîde cûşîde-gî cûşîr. coşkunluğu. (a. 2. ilkbahar neşesi ve ahengi.) kuyu. ırmakların gönlünün coşması. (bkz. cûyâ. (f. arayıcı.i. suyun coşması.) çiçek hastalığı. başkaca. (bkz. cûşânî). (bkz: cûş. cûşîre cuşiş cûşiş-i ahzân cûşiş-i dil cûşiş-i efkâr cûşiş-i yâd cûy cûy-i revân cûy-i sîrişk -cûy cûyâ. (bkz: cû).) ayrı. gönül coşkunluğu. .s.i. kaynayış. (f. dağ arasındaki yol.) pardesü gibi üste giyilen şeyler. (bkz: cuşiş.s. 2.i. gözyaşı ırmağı. (f. (bkz: cûyende). c.b. dere. c.). cuşiş).i. peynir. coşkunluk. cûşî'den) kaynama. (bkz: cevşen). çizgi. (f. (f. (a. ırmak. (bkz: cûş.b. üstlükler. cûyân).s. (f. keder coşkunluğu.) alınlar. (a. çay. ırmak kenarı. çeh).i.). kaynama. cübbe'nin c. elem.) coşma. tek tek.i. câdî'nin c. baş sertliği. (f.i. ayrıca.) atın hamlığı.) 1. araştırıcı. peynir hâlinde olan şey. 2.i. (a. (f. (f. cebîn'in c. cüdâyî). (bkz: cebânet).s.s. cûşânî). arayan.zf. coşma.i.) coşturucu.i. hüzün. (a. ırmak. tas.) ayrı ayrı. kaynama. -cû). akarsu. kaynayan. (f. kaynamış.i. (f. 2 . i.i. işaret. korkaklık.i.) ayrılık.) coşmuş. (a.s.i. ayrı ayrı. taşıp coşma. taşma. 2 . (f. cüded) 1. su çiçeği.) küçük ırmak.) arayıcı.) dilenciler. şekil. (a.i. akarsu. (a. peynirci. taşkın.) dokumacı. (f.i. inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı. kaynama. (bkz: bi'r.) 1. (f. (bkz. ayrılmış. (a. ayrı düşmüş.i. 3 .coşma. araştırıcılık. cûyek cûyende cûyende-gî cübb cübb-i Yûsuf cübbe cübeb cübn cübnî cübün cüda cüdâî cüdât cüdâyî Cüdde cüda cüda cüdâ-gâne cüderâ' cüderî cüderî-i bakarî cüderî-i kâzib (a. tarz. (f.) arayıcılık.b.) 1. (f. (a. (f. (f. düşüncelerin coşkunluğu. (f-i-) l.i.) coşma. (bkz.s. coşkun.i. (f. Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. akarsu.) lâyık olanlar.

s.i.) astr.) cülus edenler. kilise veya manastır uşağı. (a.s. 2 . oturma. (a.) 1.b. . (bkz: cüllâb).i. hayvan ve insan sağrısı. bir çift öküz.) gülnar. 4. (bkz: cehele.) çul dokuyan.) çifte atan. ishal veren şerbet.i. 2. i. (bkz: cülâb).i. faydasız yere. cüfer) çukur.) zool. eşi olan. içi boş.i. s.). (a. (a. câhil'in c. 3. (a.i. cedd'in c.) 1.i) 1. papaz veya keşiş.i. tek olmayan.) 1. (bkz.cüdeyy cüdrân cüdûd cüdür cüfâ' cüfâen cüfâf cüfâl cüff cüfre ia cüft cüft-i betûl cüft-i felek cüfte cüfte-endâz cüft-gâv cühâl cühela cühemiyye cüherâ cühhâl cühûd cehûd-i anûd cül cülâb cülâhek cülâzî cülbe cülcül cülcülân cülcüle Cülesâ Cüleyde cüll cüllâb cüllâh cülleh cüllâs cüllenâr. (a.) bilgisizler.i. (a.i.) kurumuş.i. Hz. (bkz: vâfir). (f. fr. dericilik. benzer.i.) bol.) çift.i.) sesi kuvvetli olan kimse. kof.) 1. Güneş ile Ay. cühela'). örümcek.) çul. (cedr'in c. (a. cehîr'in c.) bilgisizler.) kişniş. (a. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı.c. (a. pellicule.) hek.i. (a.i.i.i.) 1.s. cühhâl). niyâgân). (a. 2. (a.) zehir. dimağa işlemiş olan baş yangı.s. bilmezler.) gülsuyu.b. Ali. 2. (bkz: cehele.i.i. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı.i. (câlis'in c.zf. zarlar.c.). (a. ince deriler.i.s. (a.) 1. (a. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır]. narçiçeği. 2.) kaya. cidâr'ın c. (f.i. (f. Fâtıma'nın kocası. (bkz: gül-nâr).).s. tef çevresine dizilen zil. duvarlar. çok inatçı Yahudi. (bkz: ecdâd. (a. (f.) boşuna. (a. ikili. pullan.i. gülsuyu. 3.i. çulha.). (a.. Hz. cehûd). i. (bkz. pul.i.) birlikte oturanlar. 2.) 1. cehîr). ufak çıngırak. 2. (a. (bkz: mânend). i. (a. (bkz.i. küçük dokumacı. (a.) duvarlar. (a.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı. oturanlar.i. 2. (a. i. celâcil) küçük çan.i. (f. (a.s. câhil'in c. (f. cild'in c. (a. (a. (a.) at katır gibi hayvanların attığı çifte.i.) hayvan derileri. boşluk. hizmetkâr. 2. (a. köpük. su üzerindeki çerçöp. cüll).) çift öküzü. beyhude.). eş. (a. kocaman ve kuvvetli. tahta çıkma. celîs'in c. onulan yaranın derisi. (a. cülnâr cülmûd cülmüd cülnâr Cülûd Cülus (a.

büyük sempatik sinir sistemi. cümle-i mu'tarıza gr. (bkz cümle-i şartiyye gr. Sözde şart cümleciği. cümle (a. iki virgül veya iki çizgi. parantez içinde bulunan cümle. proposition juxtaposees. cümd (a.) tek inci. şart cümlesi. cümle-i iltizâmiyye gr.i. cümle-i asabiyye anat.i.i. hep.) cümleler. fiil cümlesi. cümle-i mütemmeme gr. (bkz: cemâzi-yel-âhir). (bkz: cemâzi-yel-evvel). cümle-i mütevâliyye gr. emir cümlesi. soru cümlesi. bütün.) 1. cümle-i ihbâriyye gr. (bkz: cümle-i tâbia).b. üçüncüde 1530 eder. fiil. cuman (a.) eğlence yeri. cümle-i müste'nefe gr. sıra cümlecikler. Meselâ Muhammed birincide 92. cümel) l. birikiş. fr. takımyıldız.i.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi.i. lenf sistemi. emir cümlesi. isim cümlesi. Gerçek şart cümleciği. 3. (a. cümâne (a. cümâde (a. kümbet.i. takımlar. (bkz: cümle).b.s.i.c. cümle'nin c. cümâd-el-ûlâ (a.i.i. hesaplanması. cümmel (a.) taş. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan.pâdişâhın tahta çıkması.b. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr. cümâd-el-âhire (a. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. (a. cümle-i cezâiyye gr. cümle-i sempati-i kebir anat.) arabî aylarının altıncısı. cümle-i ismiyye gr. cümcüme (a. haber cümlesi. cümel-i müntahabe seçme cümleler. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle. cülûs-i hümâyûn cülûsî cülûsiyye . temel cümlesi. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler. başka bir cümleye bağlı olan. cümle-i istifhâmiyye gr. şart cümlesinin ikinci kısmı. cümle-i emriyye gr.) arabî aylarının beşincisi. sistem. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. cümle-i istidrâkiyye gr. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. cümle-i asliyye gr. cümel (a. 2.i. proposition conditionnelle reelle. sinir sistemi. fr. cümle-i kevkebiyye astr.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı. cümle-i lenfâviyye anat. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. istek cümlesi.) iri inci. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap.) kafatası. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık. (bkz: cümle-i tefsî-riyye). cümle-i şartiyye (f. cümle-i müfessire gr. kelime dizileri.i. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri.) tar. ikincide 224. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. cümel. cümle-i fi'liyye gr. kubbe. karşıtlı cümlecik. cümle-i inşâiyye gr. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle.i. 2. cümel-i sagîr ebced hesabı.

sallanan.zf. hareket etmiş. (bk cemâh). hep. deprem. 1) kaza ve kaderin başlangıcı. (a.cümle-i tâbia cümle-i tâmme cümle-i tefsîriyye cümle-i vasfiyye cümle-i vücûbiyye cümle-i zarfiyye cümle kapısı cümleten cümmâ' cümmâ-ül-keff cümmâ-üs-Süreyyâ cümmâl.f.) ufak cürüm. (a. (a. binici.i. Ülker topu. kımıldatan.i.) yâdes (lâdes) tutuşma.i. (bkz: cümle-i mütemmeme). sarayın büyük kapısı.i. hareket.) 1. kımıldayan. deprem. kümbet. (a. gr.) tahrik edicilik.) çınar. (a. oynayan.i. (f. (a.i.s. (dertop olmuş avuç) yumruk. donma.) l. küme. kadın başörtüsü.f. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar kuyruk sallayan.) çok güzel.i.s. (a.s. kümbet. (bkz. 2.) sallayan. katalepsi. böyle bir tarz takınarak. gr.i. astr. bkz. (f. zevk.) koruma. "meselâ." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle.s. baş sallayan. hareket. ölüm titremeleri. esirgeme. gr. kımıldanma. (a.) 1. c.) kubbe.i. (bkz: cünbüş). (a. gr. donma. iyi binicilere yakışır bir tarzda.i. ordular. kirpiklerin hareketi. (f. (f-i.) cündîcesine.i. sallanmış. (a. (a.i.) bir araya gelerek tortop olmuş.) bütün.) kubbe. 2.zf. "yâni". gr. küçük suç.i. gereklilik cümlesi. yer sarsıntısı.) kımıldanmış.i. (f. ata iyi binen. hep birlikte. sipahi. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu. "buzul.. (a. cümal cümûd cümûd-ı ayn cümûd-ül-mevt Dâ-ül--cümûd cümûdiyye cümûh cünâb cünâbe cünâh cünbân -cünbân Dünbâle-cünbân Ser-cünbân cünbânî cünbîde cünbiş cünbiş-i evvel cünbiş-i müjgân cünbiş-i yemin cünbiş-i zemîn cünbüde cünbüş cünbüz cünd cündî cündiyâne cünh cünha cünha-dâr cünnâr cünne cünûd gr.s. kemer.) kımıldanan. cünûd) asker. uta benzer madenî bir çalgı.s. kımıldanma.) askerî süvari. cümbüş. catalepsie. çok iyi.) askerler.i. cümle-i müfessire). tek başına anlamı tamam olan cümle. (a. eğlenti. eğlence. [doğrusu "cünbiş" dir]. (a. 2.) glâsiye. (a. baş oynatan. (a.). 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi. küçük kabahat. 3. zevk. eski savaş silâhlarından kalkan. .) günâh. (a.s. yer sarsıntısı. (f. asker topluluğu. 2) feleğin hareketi. cünd'ün c. (f. zarf olarak kullanılan kelime grubu. (f. Ülker yıldız kümesi.b.) suçlu. (a.) ikiz çocuk. fr.i.) donukluk. cünbüz). göz donukluğu. hareket eden. donuk olma.

3.f. (f. (bkz: gürz). 2. (a.) yar. 2.). karınca yuvası.) keskin. (f.f. 2.) cesaret.s.f. erkek şahin veya akdoğan. cürûh) yara. i.) karın ağrısı. atılgan.b.i. dudak kadehinin yudumu. damla damla döken. s. (a.) cesur. bir tek yara. (a.i. (a. (bkz: kabl--el-mîâd). cür'etkâr. bir damlası. bitki örtüsü olmayan. (a. zaman zaman gelen delilik.i. çorak [yer]. kısa tüylü [at]. (a. gözüpek. [kelime Farsçadan geçmedir].s. 2.zf.b. 2. uçan her türlü kuşun erkeği.i.) yudum. cirzân) tarla faresi. ve ed. merak hastalığı.) 1.f.) tarla kuşu. çorak bölge.s.cünûn cünûn-i âhidî cünûn-i devrî cünûn-i ehl-i aşk cünûn-i gayr-i mutbık cünûn-i mutbık cünûn-i şebâb cünüb cür'a cür'a-i cânı-i leb cür'a-i mevt cür'a-dân cür'a-nûş cür'a-nûşân cür'a-rîz cürâz cürd cürde cür'et cür'et-kâr cür'et-kârâne cür'et-kârî cür'et-yâb cürez cürf cürh cürha cürm cürm-i meşhûd cürmâne cürm-nâk cürre cürre-bâz cürsûme cürsûme-i dıraht cürûb cüruf cürûh cürûn cüruf cürüz cürz cüsâd cüsâl cüsâle (a.i.i. (a.c. (a. (f.b.i. uçurum. şarap artıklarının döküldüğü kap. (a. cesur. âşıkların çılgınlığı. (bkz.c. (a. (a. piyâdesiz [süvari].) 1.i.i. cürh'ün c. (a. erken bunama. (a.) 1. kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı.) yar. suçüstü.s. demir boku.i.) verimsiz. çıldırma.c.i.b. kılsız.) içki içenler.b.i.b. (a. yiğitlik. çıplak vücut. (a.) ceza. dip.) 1.) kabahatli. ilençler.) sonbaharda dökülen yapraklar.i. cürüm. (f. 2. yiğit.s. atmaca [kuş].) cesur.) 1. içki içen.f. (a.) 1. (f. (a.s. (a. atılgan. (bkz: cenabet).) alışkanlık. aşkın galip gelmesi. hızla uçan ok.b.i. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi.i.i. 5.f. cür'et-kâr). delirme. tas.) cesurluk.c. içki kadehinin dibinde kalan kısım. (a. bir çeşit ibrik.i. 4. (a.) yaralar. kök.b. (a. ' (a. atılganlık. uçurum.i. (a.s.i. içim. beddualar.i. (a. yiğitlikle. 2.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. (a.i.b.) fena sözler.b. 3.) cesurlukla. cilt hastası [deve]. (a. 2.s.) 1. suçlu.) içen.) 1.) mâden posası. 3. gelip giden akıl bozukluğu.f. (a. atlı asker. (a. delilik. gözönünde işlenen suç.i. atılganlık. cerâim) suç. . (a. yiğitlik.i.) 1. (bkz: bîh).i. ağacın kökü.i. ölüm yudumu. tüysüz. 2.i.

) gençlik. ceyb'in c. tam olan parça.i.) cömert. genç. cîd'in c. huk. tebâreke. atom.i. şanslı. cisr'in c.) cisimler. cüsse'nin c.i.i.) cisimcik. kalıplar. celim. 2.) bütün vücut [azalarla birlikte].b. ecza) 1. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey. beden. (a. eli açık. (f. huk. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır].) arayıp sorma. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan. cisimcik. (f.) küçük câriye.) boyunlar. bölük.) uykuda gelen ağırlık. kısım.c. bütün.i. (f.) cömertlik. çevik. (a. (f. (f. ceset.i. (a.i. atomal. cism'den. cisimcikler. irikıyım [kimse]. (a.i. (bkz cüvâl-dûz). iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı).) küçük cisimler.s. ordular. bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i. corpuscule. elifbe.) çuval. (a.zf. (a. cüseymât) küçük cisim. (a. (bkz: ecsâm). elaçıklığı.s. fr. bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası. (a. gerdanlar. (f. bölünemeyen. pintilik.c. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. (a.i. (a. c. ağırbasma. kalıp. taze delikanlı. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan]. (a. câriyecik. cism'in c.) götürü pazar. geniş. babanın oğlu ve oğlunun oğlu. cesetler.) cömertlikle. (a. (a.i.s.s.cüsâm cüsâm cüses cüseym cüseymât cüseyme cüsmân cüsse cüsse-dâr cüst cüst ü cû cüst ü çâlâk cüsû cüsûm cüsûr cüşâ' cüvâl cüvâl-dûz cüvân cüvân-baht cüvânî cüvân-merd cüvân-merdâne cüvân-merdî cüveyre cüyûb cüyûd cüyûş cüz' cüz gülü cüz'-i cedd cüz'-i eb cüz'-i ferd cüz'-i ferdî cüz'-i ferdiyye cüz'-i içtimâ' cüz'-i istikbâl cüz'-i la yetecezzâ cüz'-i mütemmem cüz'-i şayi' cüz'-i tam cüzâf (a. parça.) büyük. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı). cüseym'in c.s. kâbus.b.i. parçala-namayan kısım.) gövdeler. bedenler.i. (a. araştırma.b. fels.b.).s. (bkz: civan).i. araştırma. (f.i. (bkz: ceyb).) geğirme. astr. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı.) bahtı açık.i. talihli.) çuvaldız. . (a.) köprüler. (a. elaçıklığıyla.i. iri yapılı. ceşy'in c. ato-misme. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan.i.i.i. hareketli.) tamahkârlık. (a. fr. (f.i. (a. astr.i.b.) askerler. atomculuk.b.) arama. (f.) çabuk. (f.i. cüses) gövde.) cüsseli. çelimler.

elindelik.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe.a.i.b.) çabuk. maaş defteri. cüzâze'nin c. adacık. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir].c. (f. hafif.i.i. (a. (f. hakikatte var olan şey. seri. elinde olma.) cüzamlıların barındığı yer. çabuk). Ç çç ça. (a. küçük bir masraf.) çabuk giden. evrak konulan çanta.) ince kök. çay çabuk çabuk çâbük-dest çâbük-destî çâbük-hırâmân çâbükî çâbük-inân çâbük-pâ çâbük-rev (f. (a.s.i. 2.zf.s.) ayağına çabuk [kimse].i. cilbent. çabukluk.) eline çabuk [kimse].b.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır]. bir nevî cüzdan. (f. pekaz. cüz'iyye İrâde-i cüz'iyye Masârif-I cüz'iyye cüz'î küsûf cüz'î-yi hakîki cüz'î-yi izafî cüz'iyyât cüz'iyyât-i umur cüz'iyyet cüzûliyye cüzûr (a.b.b. (bkz: zûd). kök dalı.i.i.i.i. portföy.) 1.b. atını hızlı süren. (f.c. (a.) 1.i.) dizginine çabuk.f. (f. cüz'î'nin c.ha. (a. astr.f.) kökler. mücellit. (f. değersiz.) 1.) çabuk yürüyen. (f. (f. (a. (f. 2.cüzâfen cüzâfen bey' cüzam cüzâm-hâne cüzâzât cüzâzât-ı zeheb cüzâze cüz-bend cüz-bendî cüz-dân cüzeyr cüzeyre cüzeyrevî cüz-hân cüz'î.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. cüzâzât) kesinti.b. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır.i. varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey. kırıntı. cezr'in c. para çantası. (a. (a. . (a.) küçük ada.b. ufak tefek şeyler. çâbüksüvâr).) mücellitlik.s. çeviklik.i. 3. güneşin kısmen tutulması.b.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı.) elçabukluğu. altın kesintileri.) götürü-pazar olarak. 2. işlerin ayrıntıları.s.i. (a. (bkz. götürü satmak.) azlık. (bkz.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup.i. (f-i-) 1.) adalı. (a. (a. sür'atli giden at.i. (f. (f.s.s. ehemmiyetsiz.i. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. az miktarda.b.).s. kırıntıları. 2.i.) kesintiler.b. adada oturan. eline çabuk olma. cüz'iyyât) az. (f. kırıntılar. (a.s.

) bot.b.) silâh çatışmalarından çıkan ses.b. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses. bildirdiklerim. yarılmış. çâh-yûz (f. çadır. çâiye (a. çukur. yanaşma.s.i. 2) karanlık gece. parça parça. çâderî (f. kar. 2. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı.) kuyusu çok yer.) kul. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. çâk-dâr (f. çâh-sâr (f. yırtılmış. câriye. mavi ile yeşil arası bir renk. postal.i. çâh-ken (f.zf.i. pabuç. göçebe. kadınların başlarına büründükleri örtü.) 1. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım. parçalamak.(f.s. çâder-nişîn (f.i.) çatlamış. çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru. çâh.s.s. çâh-ı zekân çene çukuru. inilti. 3. çâh-ı pest 1) alçak çukur. zm.i.b. kölecesine. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru.) kuyu. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu. 2) çayır ve çimen.) çadırda oturan. çakacak (f. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak. "ben" mânâsına. çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. çâder-i ihram meç. korku.i.i. çok yırtık. çâbük-süvârân) iyi at süren. çeh (f. 2. çâder-i kûhlî 1) gök.) gök rengi. çâder (f. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf.b. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu. çâh-ı zenahdân.s. çâker-âne (f. çak çak (f. 2. kurbağa. yarık. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı. (bkz: bende). (bkz: çekâçâk). (bkz: bi'r). çâker (f.) 1.i. sabahın aydınlığı. nefs. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. (bkz: çâbük-inân).) çarık.) 1. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur. i. çâbük-süvârân (f.i. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu.s. çak (f. çâçele (f. 2. yırtık.) kuyu kazıcı.) 1.b. 2. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara. 2) i. 3. c. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin. 4. (bkz: dıfda'). kılıç. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı. çâh-ı bun kuyu dibi. çağz (f.b.) ata iyi binen kimseler. çâbük-süvâr .i. dünyâ. çâder-i Laciverd 1) gök. 2) ten.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet. köle. çâh-ı zic rasat çukuru. yırtmaç. çaygiller. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. çak çak (etmek). ata iyi binen.i.b.b.) 1.

çâre. (f. dolunay. isteme mânâsına]. (f.) 1. (bkz: câblûs. (f. (f. eğrilme. [candan gönülden bekleme. (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. (bkz: câblûs). çâlîş çâlîş-ger çâl-pâre çam çâme çâme-gûy çamın çâne çapar çâplûs çar çâr-cihet çâr-âgâzin çâr-aktâr çâr-bâliş. kuruluk. tabiatteki dört özellik (sıcaklık. çiftleşme.s. (f.) muz.s. (f. (f.b. safra. savaş.) çelik çomak oyunu. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte. (f. (f.) çabukluk.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz.i. dört.s.) kul kayıran.) yarılmış. (f. dört yan.b.i.) şiir ve gazel. (bkz. (f.b. meç. (f.b. bende-hâne).b. i.b.b. 2.s. dört taraf.b. (f. 2. yolkesici. (f. yaltakçı. i.i.) köle okşayana.i. 3. 3. kula ait. birleşme.) yırtmak. sakalı. sevgiye. tezcanlılık.s. (f.s.i.i.) kölesini okşayan. (bkz: çemîn).) dört göz. 2.a. sidik ve pislik.i.) 1. (bkz: cihar).) çerçeve.b. [siz mânâsına da gelir].a. 2.i.b.) 1. tez canlı olan.b. karşı durma.i. kölelik. yâni konuşanın çocuğu.s. salınma. (f. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği. (f.i. 2.) 1. yaltakçı.i. (f. yüksek yer. (f. lenfâ).i. hanende. 2. i.s.) 1.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili. çevik. çâplûs). (f.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu.) her taraf.) dört taraf. dört yön. (f. şâir.b. [siz yerine de kullanılır]. balgam. (f.s.i. (f. on dört. (f.i. 4. eline ayağına çabuk.) dalkavuk. (f. çalpara. 3. (f. büyük adam. kulluk.t. tuğla ve çanak çömlek fırını. mücâdele.b.b.i.i.f. 2.i.s. 2.) çekiç.b. (bk çâr-pâre). köle kayırana yakışır yolda. (f.s.çâker-hâne çâkerî çâker-nevâz çâker-nevâzî çâker-perver çâker-perverâne çâker-perverî çâker-zâde çak etmek çâkîde çâkûç çâlâk çâlâkî çâlbûs çâlîk Li çâlîk-bâz çâliş.a. soğukluk. salınarak yürüyen.) çene.) kul okşa-yıcılık. rutubet).b.b. eline ayağına çabukluk.) Melâmilikte saçı.i. adam öldüren hırsız.i.) dalkavuk.) 1.m. (f. (f.) 1. 2. birleşmeye düşkün. (f. dört unsur. (f.b. yırtılmış.) çelik çomak oynayan kimse. (f.cü. .i-) postacı.) kul kayırıcılık. çâr-bâlişt çâr-bâliş-i erkân çâr-cihet çâr-cû-yi fıtret çâr-çeşm çâr-çûbe çâr-darb çâr-deh çâr-deh ma'sûm-i pak (f.) 1. her yön.zf. insan vücudundaki dört unsur (kan. (a.). peygamber ve Fâtıme'dir.

göğün esir tabakası kısmı.s. ok yayı. yardım.s.) Hz. (bkz: çâre-sâz). (f. (f.i. Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır. 2. işret meclisinin kızışması. talih. 2.i.) ucu dört dilli kırbaç. (f. demircilerin kullandığı bileği taşı. s.b. çözüm yolu bulan. çözüm yolu bulan. çargâh. kısmet. yaka [elbisede].b. Niseb-i şerife sayısı 9. Ömer. 4. kötü talih. gaddar felek. çâr-devâl çâre çâre-i halâs çâre-i hail çâre-i' teennüs çâr-ebru çâre-cû çâre-cû-yâne çâre-ger çâr-emîn çâr-erkân çar erkân-ı cuvânî çâre-hâh çâre-perdâz çâre-sâz çâre-sâzî çâre-yâb çâr-gâh çâr-gâme çâr-gûşe çâr-gûşî çarh çarh-ı âb-kesî çarh-ı âbnûs çarh-ı ahdar çarh-ı âhengerî çarh-ı çep-endâz çarh-ı çihârüm çarh-ı devrân çarh-ı devvâr çarh-ı esir çarh-ı felek çark(h)-ı felek çarh-ı gaddar çarh-ı kîne-sâz (f. Batlamyos sisteminde dördüncü felek.) çâre arayan. (bkz. (f. 3.çâr-dehûm çâr-dîvâr çâr-duvâl.i. yânî tamdır.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç. (f. Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir. ilâç. yol. ayrılık.b. 5. 6. çâre--sâz).) çâre bulan.b.b. rast.b.b. (bkz: cerh). (bkz: çarh-ı nigân). (f. (f.s.). dört taraf. Ali.) çâre buluculuk. acem-aşîran. çakır doğan. (f.) 1. kuzey]. hâl çâresi. çuhadar. tedbir. göğün dokuzuncu katı.) çâre. mavi gök kubbesi. 1) (bkz: çarh-ı devvâr). (su çeken çark) bostan dolabı. 3) hanımeline benzer bir çiçek.i. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh.) çâre bulan. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur.b.) 1.b. (f. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. alışkanlık yolu. muz. çark. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn).i. (f.b. Dünyâ. 1) sihir.s.i. Me. rikâbdar'dır.s.b. 7. 2. yegâh.i. (f.b. Ebûbekir.s.h.) meç. (f.s. bunlar has odabaşı.s. tef. (f. Durağı kaba. dört eleman. hüseynî-aşîran. (f. dört taraf [doğu. 4. hilekâr dünyâ. kader. silâhdar.) 1. (f. (f.zf.) 1. sür'atli giden yorga at. dönen. 6.b.b. (f. 2. 3. Osman.i.) Dünyâ'nın dört tarafı. (f.s.) çâre arayan.i.i. güney. Makam çıkıcı olarak seyreder. tekerlek. batı. pûselik. dügâh. 2) talih. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir. eski kumaşlarda görülen bir motif şekli. dört köşe.) dört köşeli şarap şişesi. devreden. çâre-cû. 5. gök. 2.) on dördüncü.b. zâlim felek. felek. (f.) 1. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği. kurtuluş çâresi. 3.) çâre arayana münâsip görülecek surette. . gök.b. bir kerre.

b. Ömer.b. 2. çârtâ-çârtâre (f. 3. çâr-sû (f. (bkz: dü-beyt. çarh--zen).b.i. 2.s.b. 2. 2. çâr-nâ-çâr (f. çihar-yâr-ı güzîn). (bkz: çehârümîn).) dön ayaklı hayvanlar. dokuzuncu gök. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği. çârûb-furûş (f. çarh-zen (f. çâr-mısra' (f.s. çâr-kûşe (f. koyun" hakkında].) çaresiz.s.) çarık.zf. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik. oyun havalarında kullanılır. çâr-tekbîr (f. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli.b.i. çâr-pâ (f.b.) süpürücü. Çarh-nâme (f.i.i. dönen.i. çalpara.) 1. çarh-âb (f.) 1.i. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap. (altüst olmuş) kötü talih. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim. deve.i. "dön çivi" çarmık. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki.b.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri.b. çâr-pâre (f. çarhî (a.) 1. ister istemez.s.s. eşek.i.) dördüncü.) g. terane).b. kutsal. Osman. (f. çâr-mağz (f. (bkz: çehâr-şenbih).i. (bkz: çehârüm).i.) tekke şeyhi. Hanbelî).s. s. çâr-yâr-ı güzîn (bkz.b.b. 2.) sert kabuklu yemişlerin içi. 2. devreden.i.i. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı]. süpürgeci. çarh-gâh (f.) süpürge satan.b.s. Şafiî. çârû-keş (f. çarh-ı mînâ çarh-ı nigân çarh-ı nühüm çarha . (bkz.) ed.) dördüncü.i.b.a.) dördüncü gün. hayatın esasını teşkil eden dört unsur. (bkz: çâl-pâre).) arbalet (oluklu ok) kullanan. dört köşe çadır. çârûb-zen (f. Ebûbekir. dört parça. 2. süpürge.b.) çarşaf [giyilen].b. salîp.) dört taraf. çarh-endâz (f.s. dört telli tambur ve kemence. na'ş denilen dört yıldız.b.i.a. çâr-mîh (f. ve i. (bkz: çâr-yâr Hulefâ-yi Râşidîn).i.i.mavi gök kubbe. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır. [Hz.) 1.) 1. çâr-mâder (f. çârûb (f. çârug (f. çâr-tak (f. sığır. dört tarafı olan şey.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı.i.) "dönen su" girdap. çâr-şenbih (f.) 1. semavî. dört unsur. çarşamba.b. çâr-mezheb (f. -felek. tekke şeyhi.b.). 2. dört kısım. muz.) dört mezhep(Sünnî.) 1.s. [en çok "katır.i. çardak.b. çârmîh-ı hayât vücudun. çâr-şeb (f.a. çârümîn (f.i.i.b.) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü.i. dört unsur.) dört dost.b. (f. pazar. Dünyâ. rübâî nazım şeklinin başka bir adı. çârümîn bâm.) 1.b. Maükî.) . süpüren. çârüm (f.b.b. Ali]. çarşı.b. çârûb-keş (f.

2.i. (f.) [saraylarda] satranççı başı.s.s. (f. 4.) 1. . damlayan. (f. f. surat.b. yemeklerin lezzetine. (f. gül.b. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam.) 1.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar. çarşamba. i. (f.b. 2. kayser.) çeyrek.i.i. çengi tefciği. surat asma. çâşdân çâvele çavuş çâvûşân -çe çeç çeçek çegale çegane çegâne-bâz çeh çeh çeh çeh-i Bâbil çeh-i zemzem çehân çehâr çehâr-agâzin çehâr-deh çehâr-deh ma'sûm çehârüm çehârümîn çehâr-gâne çehâr-pâ çehâr-şenbih çehâr-yâr çehre çehre-i gülgûn çehre-gû (-başı) çehre-güşâ çehre-nümûd çehre-perdâz çehre-perdâz-ı cihan çekâçâk çekâçâk-ı süyûf çekân Hûn-çekân (f.) dördüncü gün. (bkz.b. harman savurdukları yaba. (f.i. (bkz: bi'r. Hz. (f-b-i. kılıçların çarpışmasından doğan ses.i.) geveze.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet.b.) dördüncü.) çavuşlar. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses. (f. hububat elenen kalbur.s. çâr-yâr).) yüz gösterici. yüzünü gösteren. (f.) kuyu.b. Sünnîlik.) dördüncü. çihre).) damlayan. tahıl yığını.b. kuşluk yemeği. (f. ilk dört halîfeye bağlılık. (bkz: tu'mz). s. (f-s. (f. (f.) çeşni.) çâryâr'a. (f.). çalçene.) yüzünü açan.) kılıç. 2.i.i. (bkz.s. (f-s) damlayıcı.i.c. tas. (f. [aslı "çihre" dir]. yüz. tad. çâh).i. kuşluk vakti. tadımlık. (f. eğribüğrü.) dört ayaklı hayvan. çâh-ı zemzem).) çağla. çar. 2.s. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. (f. (bkz." (f.i. gül renkli (pembe) yüz.i.b. çâh-ı Bâbil).) küçültme edatı. (f. 2.b. (f.) 1. sofracıbaşı. (f. yüz açıcı.) hububat.) dört (bkz: çar. çiçek hastalığı. (f. (f. (f.i. (f. çakacak). Bağ-çe= küçük bağ. (f. lezzet. (f.i.) 1. (f. (bkz.b. (bkz.i. kan damlayan. (bkz: çâr-şenbih).) 1. Güneş. ahçıbaşı. tadına bakan kimse. çâşnî-gîr'in c.) ressam. (f. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir.) on dört. şekil. (bkz: çâr-âgâzin).s. hâl).s.i. cihar). 3. çâh).i.e.i. (f.i. (bkz: çârüm). (bkz.b. kılıfı' (f. (f.b. onbaşıdan sonca gelen erbaş.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse. (bkz.i.) dört unsur. çâvûş'un c. [vücuttaki] ben.çâr-yârî çâryek çâr-zebân çâsâr çâş çâşnî çâşnî-gîr çaşnı-gıran çâşt çâşt-dân.i.s. (f.) bir çeşit çalpara.) aşk.b. çavuş. hoş renkli bir çeşit gül.i.) muz.). dörtte bir.) 1.i. (bkz: çârümîn). (f.s.s.i. (f. 2.b. damlamış. 3.b.i. (f.b.

buhûr-i meryem).b. 2. (f. taşçı tarağı. anat. (f.i. s.). gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti.b. (f.i. 3. esirlik.i.i. (f. çekiç.b.s. 3.) biraz. topuz.zf. çenâr i.s.) bahçede.i. haç. (f. birkaç defa. 3.) bahçıvan. sâkî). eğri büğrü.) küçük sudamlası.s.i. lat. z f.s. (f. (bkz: çâne).i.b.). başa bağlanan yemeni. çekle çekûç çelenk çelîpâ çeliyye cem ceman çemen.i.) çimenlik. (f. sanem).i. kabahat. i. (f. çemâne çemânî çemen çemen-ârâ çemen-der çemen-istân çemen-pîrâ çemen-soffa çemen-zâr Çemin Çenâg Çenâr çenber Der-çenber çenber-bâz çenber-i gerden çenber-i mînâ çenber-deş çenberî çend Çend-bâr Çend-rûz çendân çendî çend-în çene çeneb çene-bâz çeng çeng-i meryem (f. çimle kaplı bulunan oturacak yer. i. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış]. (f. (f. bir müddet (f. salıma.b.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç. suç.) 1.b. 2. salîb. (f.i.) o kadar.b. ve i. (bkz.s. süslü. (f. dişengi.) 1. (f. (f. mânâ.i.) 1. (f. 3. düzgün. meryemeli denilen nebat. (f.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. yeşil ve kısa otlarla örtülü yer.s.) 1.) aynı çenberde bulunan noktalar. yemek.i. pastırmaya konulan bir ot. (f-i-) sidik ve pislik. (i.i.) çanak.b. çenesi düşük. kasnak.) içki kadehi.) eşek. pençe. 2. (f.) 1. güzellerin kâhkülü. kıvrık çizgi. (f. (bkz. ağaç ve çiçeği olan çayır. 2. serpinti.i. (f. gökyüzü. kavisli.zf. damlamış. şarap kadehi.) çimenlik. bahçe. (f. naz ile salınarak yürüyen. (bkz: but. 3. şarap kadehi. zf. çimen. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka. 5. (bkz: çekâçâk). dik tutularak çalınır bir çeşit saz. el.i) sünnet.) çenber biçiminde olan. z f.) bağ budayıcı. bağlılık. birkaç gün.i. (f. değirmen taşı dişengisi. (f. 2. piyâle). . 2. (f. put. her ne kadar. kazanılmış. 2. naz edici.) çınar.) çok konuşan. (bkz: hırâmân). 4.i. platanus. 4. (f. çınarağacı. 6. 3. 2. (f. yeşillik.çekçâk çekide çekre.i. naz ve eda ile salınarak yürüme.) 1.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. (bkz:çâmîn). tâki. çenber içinde sıkıştırılmış.b.) birkaç. (f.) 1. (f.s. boyun kemiği. 2. 3. meç.b.) 1. 3. 2.) bu kadar.i. (f.i.e.i. (bkz. kanuna benzer. toplanılmış.) l . (f.

) içinde "çerag" yakılan kap. şenlik.s.b.) iki odayı birbirinden ayıran duvar. çerb-güftâr. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî. (f.) otlak.s. 2. (f. (f-b-s-) fener fanusu.b.) hîlekâr. 2. falso.b. (f.i. (f.i.b.i.i. (f-s-) ! semiz. 2. mer'a). eli işe yatkın. hîlekârcasına. zengin ile fakir. [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence.i. çengel.i. 2. 2.i.b. 2.) sık orman. sol.). 1) göz nuru. fitil. (bkz: çerâg-pâ. yengeç. 2. (f-i-) l.b. yanlış.).b.i.i. (f. (a. (f.i. çerâ-hâr).b. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse.i. (bkz: çeşm-Çerag).) şamdan. (f.b. 2. (f.) hayvan otlatılan yer.i. (f.) 1.b. çerb-zebân). (f. 2) Ay. otlama. yağlı kâğıt.) hîlekâra yakışır yolda. 2. (f.çengâl.b. otçul. (f. kandil. sabah yıldızı.) 1.). sokak feneri.b. yemi bol olan ahır. 2. pençe.i. rpngüi çengâl-i şahin çengâr çengârî çengel çengelistân çengî çengi-nâme çeng-nâme cep cep ü rast çepçâp çep-endâz çep-endâzâne çep-endâzî çeper cep ü rast çerâ çerâ-câ çerâ-çeşm çerâg çerâg-ı çeşm çerâg-ı mugan çerâg-ı seher çerâg-ı sipihr çerâ-gâh.s.b.) Çerkesler.i.) 1. (bkz: çerâg-bere). (f-i-) 1.i. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri. (f.çeng denilen sazı çalan kimse. (f-i-) otlak (f. çengi. şarap. fazla ve üstün olma.) 1.) bakır pası renginde olan. (bkz. 2) evlât. mum. 1) Güneş.) l.i. çayır.b.) ot yiyen hayvan.b.i. (f.b. şahin pençesi. (bkz.b. çayır. ed.) hilekârlık.) 1. semiz ile kuru. 3) yıldızlar. çengel. bakır pasından yapılan yeşil boya. orman.) eline çabuk. otlak.s. çerâmîn -çerâ-zâr çerb çerb ü huşk çerb-âhûr çerbe çerb-dest çerb-gû çerb-güftâr (f.b. otlak.b.i.) şamdan.i. (f.i.). çerâg-pâye). . otlak. (f.b.) 1. yağlı.s. (f. (f. çerâg-pâye çerâg-perhîz çerâg-vâre çerâ-hâr çerâ-hûr çerâkese çerâm. (bkz. (f.) 1.i. 2. etrafı aydınlatma.(bkz.i. 2. 3.) 1. uygun. (f. (f. (f. (f. pençe.) göz nuru. (f. meç. sır saklayan. (f. oyuncu kız.s. (f. sokak feneri. çerkes'in c. çerb-zeban). otlama.) sağ ve-sol.zf.) sır tutan. (f.i. otlak. (f. (f.s.s. (f-b.b. sağ ve sol. yağ. donanma.i. 3.) çayır. (bkz: çerâ-gâh. evlât.) öpüş sesi. çerâ-geh çerâgân çerâg-bere çerâg-çeşm çerâg-küş çerâg-pâ. çer-gâh). bölme.) köçekler için yazılan şiir.

işkence. otlayan. (bkz. 2. hayâsız. uygun. otlak. çeres (f-i-) l. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu.i.i. tadına bakan. çerviş (f.s. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.) lâyık. semizlik. yu-ırAışaklik.b. otlak. çeşide (f.) "sınayan. (bkz. (bkz: tâ-ziyâne). hayvanın eritilmiş yağı. çeres-dân (f. meç. uygun. çeşân (f. çok güzel göz. 2. çarh). -çeş (f. tatlı dillilik. tadılmış olan.i. çeşmân) göz. deneyen.i. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü. çerm-şîr (f.s. çerb-pehlû semiz yağlı.i. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi.) gürz. münâsip.b.) tadıcı. 2. Nemek-çeş tuzlu. çeşm-i gâv. gövdeli. şâyeste). Siyeh-çerde kara yağız. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir.) otlayıcı.s. çerb-gû. çeşm-i gazûb kızgın bakış.s. çespân (f. çer-gâh (f. s.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı.) insan ve hayvan derisi.) renk. tadan.s.i. çerge (f-i-) sürek avı.s. g. kulplu veya kulpsuz. yaltakçı. çerb-zebân (f-b-s.s.c. çerbî . çerb-güftâr). cerh (f. çerm (f. çeşm-i derîde edepsiz.) çayır. yakışır. (bkz: bercâ.i. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey. çespîde (f. üzüm teknesi. çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz. şâyeste). çeşm (f. çeşende (f. çeşm-i bülbül 1. (bkz: gamze-i fettan).s. 5. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış. çerende (f.). yağız.) 1. 4. çeşm-i gâvmîş bot. (bkz: ayn.) tatmış. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya.(f-i-) 1. hîlekâr.) fukara torbası. münâsip.) lâyık. (bkz: çespân.) 1.zindan.) kamçı. noktalı veya damarlı sırça. kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek. çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz.i. (bkz. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük. (bkz: çeşm-i derîde. çeşm-i câdû büyüleyen göz. çesbân (f. dîde). bî-hayâ).i. çerde (f. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. (bkz: çerâ-câ. çeşm-i âhû ceylân gözü.). 3. çerkeşiyye (f. çeşm-i bî-âb utanmaz. 2. hapis. çerâ-geh). çeşm-i gazal âhû gözü.yağlılık. sıkılmaz.'tatlılık. çespân). çeşm-i bed kem göz. 2. topuz.

beste çeşm-bûs çeşm-bûsî ağlayan göz.s.b.b. 1) iğne gözü.b. açık mavi nazar değme. uykusuz göz.) nazar boncuğu. baygın.b.) göz âşinalığı.i. ay ve yıldızlar. sarhoş göz.) gözü bağlı. (f. güzel bakışlı göz. süzgün göz. 2) çok pintilik. tanışıklık. horoz gözü.) gözler. (bkz: çeşm-i mîzân).i. nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska].s. çeşm'in c. (gecenin gözü) mc.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu. 2) kırmızı dudak. çeşm-i hûn-rîz çeşm-i İsmail çeşm-i keşide çeşm-i mahmur çeşm-i mest çeşm-i meygûn çeşm-i mizan çeşm-i nergis çeşm-i nergis çeşm-i nerm çeşm-i penam çeşm-i pürhumâr çeşm-i pür-mahmûr çeşm-i sepîd çeşm-i sitâre-şümâr çeşm-i siyah çeşm-i süzen çeşm-i şeb çeşm-i şeb-peymâ çeşm-i şehlâ çeşm-i ter çeşm-i terâzû çeşm-i yâr çeşm-i zağ çeşm-i zahm çeşm-i zânû çeşm ü gûş çeşmân çeşmân-ı dil-fürûş çeşm-ârû çeşm-aşina çeşm-âşnâyî çeşm-âvîz çeşm-bâz çeşm-bend çeşm-bendek çeşm.i.çeşm-i giryân çeşm-i hâb-âlûde çeşm-i ha bide çeşm-i horos çeşm-i hoş-nigâh çeşm-i hûn-feşân çeşm-i hurûs çeşm-i hûn-hâr. mutasavvıfın. yumuşak bakışlı göz. (f. terazi kefesi.s. kadere razı olan göz. (f. . peçe. ak göz) . (bkz: çeşm-i mahmur). (f. (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr). mahmur göz.i. çekik göz.b. (f. (f. sevimli.b. baygın.) 1. uykulu. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). baygın.s. (f.) göz âşinalığı olan. sevgilinin gözü. terazi kefesi. muska. (f. (bkz: çeşm-I horos).) "göz oynatan" yalvaran.) göz öpme.b. gaddar bakışlı göz. 1) kırmızı şarap. uykulu göz. (bkz: çeşm-i terâzû). şarap gibi sarhoş edici göz. (beyaz. (f. süzgün göz. süzük göz. gönlü aydınlatan gözler. kırmızı şarap. (f. atların yüzüne takılan meşin gözlük. donuk göz. mahmur. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ). şehla göz.i. (nergisin taç yapraklan) güzel göz.) göz öpen. (bkz: isâbet-i ayn).b. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu. yüz örtüsü.i. meç. (f. (göz ve kulak) dikkat. (kan dökücü göz) zâlim.) "gözbağcı" büyücü. uykusuz göz. ıslak. feri kaçmış. kara göz. (karga gözü) mavi. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. tanıdık. 2. sulu göz.b.s.b. diz kapağı.

çeşm-çerâğ (f. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun. 2.b. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb.) pınarı.i. çeşm-dûz (f.s.) gözü kapalı. (bkz: çeşme-i hayvan.s. (bkz: âb-ı hayât).) 1. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök. çeşme-i Hızır). her zaman görülebilen.) umma. çeşm-efsâ (f. çeşm-pûşî (f. gölgelik.b. çeşm-derîde (f.b.) "göz açan" dikkatle bakan.b. (bkz: çeşm -efsâ). çadır. 3.b.) çeşmesi bol olan yer.) bir şeye göz dikmiş olan. çeşme-sâr (f.b.s.) gözevi. bakmayan. ziyafet.i. sıkılmaz.s. çeşme-i vasl kavuşma pınarı.b.s. çeşme-i nûrbahş). mâh).) gözleyen.) pınarı.b. çeşmesi çok olan yer. nazar boncuğu.) gözevi. bengisu'yun çeşmesi.) 1. bağışlama. çeşm-hurde (f. çetr-i bî-sütûn gök.b. çetr-i âb-gûn (gök cadın. çeşme (f. bir an. beyin.) "gözü sulu" çok ağlayan. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı.s. .i. çeşm-resîde (f.i.i. 2. çeşm-efsây (f.)göz yumma. bayram. 2. çeşme-i rûşen Güneş. çeşm-daşt (f.) seçkin. çeşm-zed (f. çeşm-ter (f. (bkz: çeşme-i âteş-feşân. düğün. çeşme-sâr (f.i.).) nazar değmesine afsun eden.) 1. çeşn. mavi çadır) gök yüzü. çeşm-pîş (f. çeşme-i hâverî. çeşm-nişîn (f.b.) göz dolduran. çeşme-i âteş-feşân Güneş. (bkz. (bkz: kamer.) nazar değme.b.). şölen.b. çeşme-i sîm-âb Ay. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f.s. çeşme-i tedbîr 1) dimağ. su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi.s.s.b.i. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f. çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş. çeşme-i süzen (bkz: çeşm). çetr-i anberîn karanlık gece.s. çeşm-dâr (f.) musluklu su haznesi pınar. çeşen (f. çeşme-i germ).i.b.) utangaç. çeşmesi çok olan yer.b. çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi.b. çeşm-pûş (f. kısa bir zaman. çeşme-i nûr-bahş Güneş.b. 2) sevilen erkeğin ağzı. gece. bekleyen.s. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi. çetr (f.s.i.b.s.s.s. leyi). affetme. (bkz çeşm-hurde). çeşme-i tîre-gûn gece. çeşme-i nûş 1) bengisu.b.s. çeşm-hâne (f.b. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi. 2) düşünme kuvveti. çeşm-dân (f. çeşm-zahm (f. (bkz: çeşm-hâne).) utanmaz. görmemezlikten gelme.b.b.) nazar değmiş. 2. (bkz güzîde).

ahmak.i.) 1.) çile çeken. sevgilinin saçı.) serçe kuşu. ne türlü.). çetr-i seher). (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek. cirit oyununa alışık at. sopa sallayan. çile çekmiş. Hz.) [doğrusu "çenâr" dır]. (f. çihre). (f.b. (ciharıdü) dört (ile) iki. (f. (f-b.b. (f. (f. [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir]. 3. nicelik.) çevgân taşıyan uşak.Osman. (f.i. örtü.b. Hz. kırkayak denilen hayvan. 2. (f.s.i.i. 2. meç.) "dört dost" Hz.s. ressam. (f. Ebûbekir. Ömer.) 1. tas. (bkz.i.) resim ve nakış yapan. çehâr). (f. kaç para eder. (f-b.) dört.i. 3. 2. [zar oyununda]. ne fayda var. Allah'ın ezeldeki takdiri. çetr-i sîmîn çetû çetûk çevgân çevgân-ı sünbül çevgân-bâzû çevgân-dâr çevgânî çevgân-zen çevgen çınar çiçi-fâide -çîde Ber--çîde çi-gûne ri. eziyet.) kırk yaşında.).e. (bkz: çenâr). Ay.) nasıl.s.) 1.i. (f.a. ucu eğri değnek. (f-b.) kırk hadis. devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar çekilip toplanmış. (ciharıse) dört (ile) üç. ibrişim.s.i. çevgen. zemherir. bir yerde 40 günlük ibâdet. (f. çihâr-ı yâr-ı güzîn). (bkz: çetr-i nur.) perde. (bkz: çevgân].i.i. (f.e.b.b. (bkz: çil).) 1. kesilmiş çimenli yerler.) toplanmış.) kırk. (bkz: çar1.s. çetr-i seher çetr-i rûz çetıvi sîmâbî.s. (f. (bkz: çihil). yün ve şâire demeti. çevgân ile oynayan. 2. zevk ve sefadan el çekerek. (bkz: usfûr). (fi ) nasıllık. çok. çihâ) ne. değnek. çille çile-hâne çille-i büzürg çile-keş çille-nişîn çim çimen Güneş.) çok kollu büyük avize. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam.) hücrede oturan.) zool.) çevgân ile oynayan.çetr-i nur. [zar oyununda].s. (bkz: çehre). . yay kirişi. (f. kırk.b. (f. rutubetten meydana gelen yosun.c. çevgân--zenân) çevgân vuran.) dervişlerin çile doldurdukları yer.i. çemen). (f.). Ali. (bkz: çehre.s. 2.i. bir çeşit tatlı kavun.i.b. baston. çile dolduran.b. (f. (f. Hz. (f.i. (ciharıyek) dört (ile) bir. (f. 4. sıkıntı.s. (bkz.b.s. (f.c. erbain. (bkz: çihâr-dost).i. (f. ne türlülük.gı'ınpgî cihar çihârâ-gazeyn çihâr-ı yâr-ı güzîn çihâr-dost cihar ü dû cihar ü se cihar ü yek çihil J çihil-çerâğ çihil hadîs çihil-pâ çihil-sâl çihr çihre çihre-perdâz çil çile. (f. (f.s. 2. muz.) 1. dolunay. [zar oyununda]. (f. çile dolduran.

) uzellilik.i. pis.i. kahraman. devşirici. nasıl. dökücü. kanlı. kahramanlık 2. (f.) kirli. (f. 2.) nasıl.) alacakaranlık. yiğitlik. (f. (a. cesur ve anlayışlı.e. (f.i. çırak. (f.i. (f. 2.) oklava.i.) şey. (bkz: râî. çûn). misilli.b. i.s.b. odun.çîn çîn-i cebin çîn-i ebru -çîn Hurde-çîn Hûşe-çîn çîne çîne-dân çînende çîne-rîz çînî çin-seher çirâ Çûn ü çirâ Çirâ çîre çîre-dest çîre-destî çîregî çîre-kâr çîrezebân çirk çirk-âb çirk-âlûd çirkin çîstân çiz çû çûb çûbân çûbe çûbek çûb-hâr çûbîn.s.) güzel konuşan. pis su. 4. kandil. yarada olan kan ve irin. bunun gibi. (bkz: nâsiye). ustalık.) toplayıcı. kıvrım. nîçin.) çamçak denilen ağaç çanak. 3. (bkz: çûbek). (f. nesne.b.) eli işe yakışan. sopa. çatıklık. hizmetçi. (f.tatlı dilli.i. boyunduruk. ağaç kurdu. (f.) nasıl ve nîçin.b. (bkz: cûg). s. ustalık.i.e.i. sırlı kap.s. (f. (bkz: çirâ).s.) 1. becerikli. talebe. emekli. öğrenci. 2.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan.) çirkef.i. yiğit. (f. (bkz: çûn).) kuş kursağı. 2.i. (f.e.) 1.e.) çini.b. (f. (f.s. kir.) 1.i. tekaüt.) zool. (f. (bkz: bahâdır).b.b. bulaşık.) 1. (bkz: çûb). (f. mum.). fitil. papaz feracesi. (f. çomak. (f. değnek.b. büklüm. çünkü. 2. (f. kap. (f.) 1. yün kumaş.s.i. pek kirli.i. maharetli. (f-i.) alın. (f. güzel olmayan.) "toplayan. (f. (f.i. çuha.e. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı. . alın buruşukluğu. şûbân). (f.s.. (f. irinli yara ve çıban.) böyle.b. (f.) gibi.) davul tokmağı. (f-h.) ağaçtan yapma şey.) 1.b. 2. pas. başak toplayan. sopa.) 1. çûbîne Çûbîn cûg çuha çûha-dâr çumâçum çumçuma çûn çûnân çûnîn çûn ü çirâ (f-i.i. (f.i. 2.) kuş yemi.i. (f-e) öyle böyle. kapıcı.b.i. (f.s.) ağaç değnek. (f. niçin ve neden. oklağı. (f.i. 2. su arkı. (f. mademki.b. eliuz. çoban.) yem döken. me'mur. becerikli. sığırtmaç. buruşukluk.a.) eline çabuk. (f.s. (f-s.b. 3. murdar. kırıntı toplayan. Çin. değnek gibi kuru nesne.s.) 1.b. (bkz. (f.) 1.b. kaş çatıklığı. -ı.) bilmece. nice. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar. çöp.

i. hek.i. düzgün. maraz). şu sebepten ki.) 1.b. 2. Allah'ın ihsanı.e. (f. muntazam.i. .i. eyvah. çocukları büyüten dadı. (f.) 1.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır.b. karasevda. (bkz: adi).b. da'vet'in c. dert. (f. feryâd. hek.) şundan dolayı ki.s. Allah vergisi. 2. 5.ha. çünkü.) gibi. doğruluk. (a. nice.) adaletli.s.) çeviklik. doğru olan hükümdar. cildin mor.i.s.) perende atan. sıkı. (bkz: illet. nasıl. Tanrı vergisi. hek.) 1.) adaletli. doğru. 3. çevik. feryâd.b. (bkz: çû). 4. Daltonizm.s.b. adalet. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. mademki. ihsan.) hastalık. sırtlan. (f. doğru.s.b. Allah. tedavi edilemeyen müzmin hastalık. hypocondrie. diba') zool.b.) verilmiş. gibi.) sıçrama. dar. (a. sızlanma.) 1.i. fr.çü çûn çünân çünbek çünbek-zen çünki çüst çüstî çuval çüvâl-dûz (f. kısmet. figan. (f. veriş. (a. (f.i.c.e. vergi. (f. (bkz: âdil). (f. (a. atlama. 7. (f. vergi. 3.i.) adaletli. bu şekilde. perende atma. (f. (bkz: cüvâl-dûz). c. yakışıklı.i.it. doğru. (f. (f. (f. D da' dâ-i merak dâ'-i Dalton dâ'-i ezrak dâ'-i hadır dâ-i udâl daavât daavât-ı hayriyye dâb dabb dâbbe dâbbe-süvâr dâbbet-ül-arz dabu' dâd dâd-ı hakk dâd-ı Hûda dâd ü diniş dâd ü sited dâd ü feryâd dad dada dâd-âferîn dâdâr dâd-âver dâd-bahş dâd-dih -dâde Karâr-dâde (a. devâbb) yük ve binek hayvanı. zîrâ. yanıp yakılma.e. (bkz: tazallüm). 2. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık.s. 6. renk körlüğü.f. meç.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı. (f.) kertenkele. 2. satış. adaletli.i. (bkz: ihkak-ı hakk).i. çabuk hareketli.) çuvaldız. (f. taklak atan. 3.) bunun gibi.s. nasip.) halayık. (f. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. (f. bağış. (bkz: çûn).) hakkı yerine getiren. binici.zf. (bkz: zabu'). (bkz: âdil). hayırlı dualar.i. adaletli. (bkz: âdil).) "dua" mânâsına gelen cemî şekli. (a.) çuval. alışveriş. (a. (f.) şan ve şeref.s. (a.i. karar verilmiş. doğru. Allah.) hayvana binen.

) adalet isteyerek. sel gibi şeyler]. (f. yardıma yetişen. i.i.b. doğru. ateş düşürücü.b. zafîr). işaret. (bkz: ahz ü i'tâ). (bkz: dega). fr.s. .b. adaletli.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü.i. (f.s. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga. (bkz: müzâd-ı taaffün). çerçöp. doğru.]. (f.) 1. (f. (f.) 1.) kardeş.s. menî. (a.) 1. (bkz: dâfik]. i.b. (f. hayat. 2. gönül acısı. imdada yetişen. itici. gönül yarası. (f.b.i.s. (a. dubara.i. hummayı gideren. s. münafık.) adaletli. (f.i.) üvey kardeş [erkek]. adaletlilik.) fırlayarak dökülen [su.s. dâd-rast).i.b.dâde-i Hûda dâden dâdender dâder dâderâne dâder-ender dâd-fermâ dâd-gâh dâd-ger dâd-gîr dâd-güster dâd-güsterî dâd-hâh dâd-hâhâne dâdistân dâdrâd dâd-rân dâd-rast dâd-res dâd-sitân dâdû dad ü feryâd dad ü sitâd.) gönlü üzgün. iten. (f.s. yardım eden. yargıç.i. hîleci. elem yanığı. 2. (f. (bkz: âdil). (bkz: âdil). (f. 2. ey Al-lahım! belâları savuşturan. (bkz. (f.s.). (bkz.) adaletli. (f.b.i.) üvey kardeş.e. (f. feryat. (bkz: âdil).) adaletli buyuran. mahkeme dîvânı. [Tanrı ve meç. Tanrı. dünyâ alış verişi. defedici kuvvet. şikâyetçi. savuşturan.s. im.b. (f. ' (f. fetva. (f.) Cenâbıhak.). bir işe razı olma. (f. bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle. 2.s.b. (f. intikam alan.i.) hîleci. 4. pâdişâh].) 1. (f. (f.b. (bkz: birader).b. dâd-hâhân) hak. yardımcı. savan. bir işe ortak olma.b.) eyvah.s. defeden. hek.) kardeşçe.b.i. doğru.i.b.) alış veriş. 3. geçmez akçe. i. insâfeden.s. (bkz: dâfi'). (f.b. şikâyetçi olarak. dad ü sited dad ü sitâd-ı dehr dâd-ver dâfi' Yâ dâfi'! dâfi'-i beliyyât dâfi'-i humma dâfi'-i taaffün dâfia kuvve-i dâfia dâfik Mâ-i dâfik dâfika dafire dâg dâg-ı derûn dâg-ı dil dâg-ı elem dagal dagal-bâz dagal-dâr dâg-ber-dâg dâg-ber-dil Allah vergisi.) adaleti yayan. (a.zf. elem yarası. yardımcı. hayatta olan biten şeyler. iç yarası.) 1.s.s.) lala. hîle. doğru. Cenâbıhak.b.) adaleti yayı-cılık.) [dâfi'in müen].b.s.) vermek.b. (f.) 1.s.) hîle arayan. (a. yanık yarası. dubaracı. doğru.b. (f.b. (a.) adaletli. 2. (f.) [dâfik'in müen. hâkim. 2. 3. (bkz: âdil).s. (f.) adalet yeri.s. (f. (f. pis kokuyu defeden.) insaflı.c.m. (f.s. adalet isteyen. antiseptique.zf.zf.

dahî (a. damga vuran.) gülen. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği. sığınmış. kabalık. bir şeyin içyüzü. iç düşüncesi.s. s. 3. dahîl (a. içi. devâhik) azı dişlerden her biri. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı. alçak.s.i. patırdı. dâhî-ce (a. kocamanlık. devâhil) 1. dâhiliyye (a.h. beyhude telâş ve ıztırap.) 1. önek.i.) dolandırıcı.b. dehâ sahibi.s.b.i. duhât) 1.) kaba kuşluk vakti. iç çokgen. dutumıc (a. yalvarırım. dıhk'den) çok gülen.i. gülücü. içten.c. cercle inscrit. kalınlığı. kızgın demirle nişanlanmış. Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar.) dağlık yer.c.cü) rica ederim. dâgul (f. içeri girmiş. dâhil (a. çok gülücü.s. dahâyâ (a. irileşme.b. dağlı. hizmetçi. içeri.) irilik.) hîle. kalınlık. karaciğerin büyümesi. dâhilen mersûm dâire geo. pıtırdı uyandıran.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece.). aşağılık j kimse]. dahâlet (a. anlayışlı ve uyanık. 2. 2. dünyâ telâşı ve ıznrâbı.s.) biy. dahilî. Dahhâk (f. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince. s. dâg-zen (f-b. daha (a.) iç. dâhilen (a.zf. sığınan.) dahîye yaraşır yolda.s. Dağıstan (h. [hek. sana sığınırım. dâgıyye (a. dahiyye'nin c. içe. dâhile (a. gönül kıran. dahâmet (a.i.s. fr. dâhik (a. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler. pek müteessir. dahhâk (a.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge. çok üzgün. şişkinlik.s.) gürültü buyuran. dühûl'den) yabancı. dâhilen mersûm mudalla geo. dâğıstan (f.i.) gürültü. fr. hy-purtrophie. mu-sîbet.s. belâ. yaralı. dahîluk (a. oyun. Umûr-i dâhiliyye iç işler. dâh (f. içinde. . hileci.) azgın. korkak. 2. dags (a. 2. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek. kalp.) iç ile ilgili. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur]. dehalet).i. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç. içeriye mensup.dagal-perdâz dağdağa dağdağa-i âlem dağdağa-fermâ dâg-dâr (f. içters [açı].c. düzen.s. polygon inscrit.i.zf.s. başkaldıran.i. içdaire. meç.) içeriden.c. (a.s. dağı. on [sayı[.i. son derece zekî. (f.b.i.) kurbanlık hayvanlar. adgas) rüya karışıklığı. fr. dâhike (a. (bkz: deh). fr. premisses.i. câriye.i.) nişan. dâhilen mütebâdil geo. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. (bkz. sığıntı.) 1. (f.

) çukur açan. her vakit. kabir.b. duât) davet eden. iklîl). yoğun. (f.b. dâiyân) 1.s.s. dahâmet'den.dahilî istihale dahilî nizâm-nâme dahilî ticâret dahilî zâviye dahîm. dâhûl dahve dâhten dahve-i kübrâ dahye dâî' dâ-i Dalton dâî-i dîrîne dâî-i mazarrat dâî-i şübhe -dâim. (a. ilk kuşluk vakti. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük.i.) 1.s.) devamlılık. (f.s. duâ'dan c.c.i. gelir ve gider. dokunma. . türbe. 2.i. dua eden. (a. dâhim dâhim dahîm dâhine dâhis dâhiyan dâhiye dahiyye dahi dahi ü hare dahi ü ta'rîz dahm dehm-ül-izâm dahme dahme-endâz dahme-güşâ dahm-ül-izâm dahme-feşân dâhül. (a. devâhin) duman çıkan baca. (f. (a. dahâmet'den) fazla kalın olan. kaba kuşluk.i. eski duacı. s. musibet.i.m.) bostan korkuluğu. (a. yurt içinde yapılan ticâret. 3. (a. dâyin). (a. (da'vet'den c. parmağın uçlarında.b.zf. iri kemikli. deyn'den). devam'dan) devamlı. [birincisi] erkek adı. (bkz: udhiye).i. (bkz: dem-be-dem). mezarcı. tırnak diplerinde çıkan dolama.f. duacı.) lâğım ve fişek atan. içtüzük.st. lahit. (a.zf. (a.s. (o.s.) alkolik. (f. her vakit.) lağım saçıcı. (a. (a. girme. çok kurnaz adam. sürekli dostluk. c.) 1. niyet. devam'dan). Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili. kuşluk vakti kesilen koyun. etyaran. (f.s. Dal-tonisme. içaçı. 2. 2. (a. duhâ). (bkz.c. 1. her gün. te'sir.i. felâket. mezar. karışma.i. 2.i. dâhiye yakışır bir yolda. (f. devamlı. şüphe uyandıran şey. devam edicilik. (a. (a. iri yapılı [kimse]. (bkz. kalın. devamlı encümen. (f.) dahîce. Dalton hastalığı. sebebolan.) 1. zarar getiren şey. dâime Meveddet-i dâime dâim-ül-evkat dâim-ül-eyyâm dâima daimî Encümen-i daimî dâimiyyet dâim-ül-hamr dâin dâinler vekili bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması.) iri kemikli. i. (a.i. nüfuz. devam'dan) bir düziye.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman. dehâya) kurbanlık hayvan. saçan.) bilmek. sürekli. donanma geceleri havaya atılan fişek.s. geo. (a. işe karışma. (bkz: ber-devâm).i. (a.) nasip ve rızk. dıhâm) iri. esfer.i.s. (f. 2. (bkz: dîhîm.) hek.) taç.b. fels. fr. 2. fikir.s.) 1.

çember. aydınlık dairesi.zf. iç-daire.s.c. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi. dâire-i aide ait olduğu resmî makam. dâire-i sıa astr.c. dâire-i arz astr.s. hükümet dâiresi.) tef çalan. dâire-i küsûf astr. cerc-le vertical.s.b.) dua edenler. dâire-i irtifa' astr. 3.(a. dâire-i mestevî astr. devr'den) 1. devreden. dâire-i tül astr. dâire-i tenvir astr. dönen. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta. dâiret-ül-burûc (a. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer]. dâire-i şakulî astr. 2. ev ve apartman bölüntüsü. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. dâire-i sadâret sadaret dâiresi.) dönerek. fr. yörünge düzlemi. 4. çevreteker. dâire'den) değirmi. vazife. dâire-i inkılâb astr. sıfır dereceli baş boylam. fr. pericycle. dakayık ("ka" uzun okunur.i.b. dâire-i resmiyye resmî dâire. me'-murun çalıştığı yer. [istanbul'da. zilli tef. dâire-i azîme 1) astr. a. devâir) 1. 'kısırdöngü.zf. ilgili. paralel. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. dâire-i faside fasit daire. dâir . 2) den. dâire-i husuf astr. fırdolayı. dâiren (a. yengeç dönencesi. 6. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. istiklâl arzu-zu. dâiyân (a-s.i. dâire-i imkân imkân dâhili.) astr. dâire (a.f. dakî-ka'nın c.dâî'nin c. dâire-i muhîtiyye bot. arzın merkezinden geçmeyen boylam. boylam. S. tutulma dairesi. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire. dâire-zen (a. bakanlık. dâire-i evvel-is-sümût astr. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. düşey dâire. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. dâire-i sagîre astr.i. dâiren-mâdâr (a. iç-*teğet daire. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal.i. vekâlet. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire. dâiye (a. duacılar. sınır içi. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. ait. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler.) çepeçevre. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti. 2. dâire-i dâhilî mat. dairevî (a.) 1.

çok gezen. determinant (a. sapınç. (a.) incelikleri gören.s. 2. günaha girmiş. anat. sakat iş yapan.f. ince düşünce. 2. bir saatlik zamanın altmışta biri. dâlle Fırak-ı dâlle dâlle dallın dam dâm-ı ankebût dâm-ı belâ dâm-ı girihgîr ed.i. dalâlet'den) 1.f. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir. ince noktalar. dakikiyye dakk dakk-i bâb dakkak dal Kamet-i dal dalâl.s. (a. has un. (a. (a.) 1. aber-ration. fennin incelikleri. ağ. (a. örümcek ağı. (a. doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış. 2. çok sapan. fels. doğru yoldan büsbütün uzaklaşma. (a. vurulma. günaha girmiş. 2. (a.ha. iki kat olmuş. (a. fr.s.s. edebiyatın incelikleri. s. doğru yoldan sapma.b. . Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır. kapı çalma. ince düşünce.i. işlerin ince noktalan.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan. (a. vurma. dikkatli. 2. kanbur.b. kapı aşındıran. kapı çalan. ölçülü davranan kimse. (a. iki büklüm olmuş boy. dakk'dan) 1. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir. dakkalar. (a. (a.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates.i.s. un.s.i. fr. tutulmaz.) . dakka.) çalma. 1. dakikalar. (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H.s. ince. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir]. gösteren. doğru yoldan ayrılmış. (f. sapıtmış. (a-s. ufak. düğümlü tuzak. tuzak.i. 3. deltoîde. 2. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler.) yanlış. (bkz: dâliyye). (a.b. hatâya düşmüş.c.dakayık-ı edebiyye dakayık-ı fenniyye dakayık-ı hendesiyye dakayık-ı umur Dakayık-ül-hakayık dakik Fikr-i dakik dakik-i hâss dakika dakika-bîn dakika-dân dakika-senc dakika-şinâ dakiki. nâzik.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma.) 1. belâ tuzağı. kapı kapı dolaşan. fasulye gibi şeyler].i. belirten. bilen.) anat deltamsı. (a.b.s. işaret eden. 2.) doğru yoldan çok çıkmış olan. delâlet'den) mat. fr.) anlaşılması güç olan şeyi bilen. (a. (a.s. dakayık) l.i. delâlet'den) delâlet eden.b.f. geometriye ait incelikler. toz hâline getirilmiş şey.s. duyulmaz. 2. dalâlet dalâl-i baîd dalâlet-şiâr dâlî dalîl dâliyye dâlî dâlî.s.) güç şeylere akıl erdiren.f. dikkat'dan) 1.

eteğe yapışan. (f.i. 2.i. dâmen-bûsî (f.s. dâmen-der-meyân (f. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.) 1.b. yırtıcı olmayan vahşî hayvan.) eteği bulaşık.b. kadın başörtüsü. dağın]. etek bulaştklığı. etek [elbisenin. (bkz: daman). dâmen-keş (f. 2. yalan tuzağı. dâmgul (f. şikâyetçi. vücutta peyda olan ur.dâm-ı tezvir dâm-ı zülf dâmâd dâmâd-ı hazret-i şehriyârî daman. dâmen-çîn (f. etek öpme töreni. dâm-geh (f.i. dâmenî (f. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü. dâmen-i canan sevgilinin eteği. dâmen-zenî (f. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir.b.i. çevresi. hasım.b. (a.) "etek toplayan" nazlanan. kulyabani.) güveyi.) etek öpen. [bu] dünyâ.s. zülfün tuzağı.i. ahmak. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir. dâmen-gîr (f. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti.) etek sallayan. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök.s. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi.) .i. görüşüp.s.) dağ eteği.) "eteği uzun" meç. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli. dâmen dâme. dâm-gâh-ı dîv meç.) tuzak kurulan yer.i. ovanın bir yanı. iffetsizlik.i. etek tutan. konuşulan kişi. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir.) elini eteğini çeken. bahtı devam etsin. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. naz eden.) "eteği kuru" meç.s. dâmen-zen (f.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü.b.b. davacı. bir işe canla başla girişmek.i. dâmen-der-meyân-ı gayret ol dâmene (f.) etek ile yelpazeleme. 2) güneşin parıltısı.s. iffetsiz. dâmen-huşk (f.i.) etek öpme.) etek.s. işe hazır. 2. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i.s.s.) 1. dâmen-derâz (f. eteklik. bir işe karışmayan.b.b. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâmen-âlûde-gî (f. 2. dâmen (f. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti.b.zf.b.) 1. dâmen-i afv ile setr affedilmek.b. dâmet tezvîr. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.) 1. dâmen-âlûde (f.) eteği belinde. Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse.b. . (f. namuslu kadın. dâm-gâh. dâmen-bûs (f. dâmen-i sahra kırın eteği.b. 2.

yapar.b.b. Arapça.) bilgiçlik taslayan.dâmıga dâmî dâmia damiye dâmûz. (bkz: dânek).) bir dirhemin altıda biri. kurşun.m. didactique.i. bilgiçlik. (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü.) tane.i.) 1.) bilicilik. (f. (a.) 1. (bkz: dânük).) hek.) .) büyük gübre küfesi.) mercimek.s. çekirdek.b. (f. bilgililer.) 1. 2. 3. devânık. devşiren. f. s. bilgi sahipleri.b. fr. dânâ-yân) bilen.) hek. 2. dâmvez dâm-yâr -dan İğne-dân Kalem-dân Nemek-dân Sürme-dân Ateş-dân Suhan-dân Nâ-dân Nükte-dân dan dana Dil-i dana Mürg-i dana dânâ-yi Tûs dânâ-yi Yunan dânâ-dil dânâ-yân dânak.i. içindeki sun bilen. ilim. (f. (f. (f.i. tohum atılmış tarla.s.i. câhil.s. kanı akan yara. haberli. hardal tanesi. (f. dudu. tohum serpen (f. (f. 2. (f. akademi. 2.b.b. dağınık. (f. tohumluk. tuzakçı.b. tane. s.s. (f.s. (a. (f-i.i. gibi.i. tuzluk.) öğrenici. (a. ambar. Farsça. bilgi.i.) yavaş yavaş. kalemlik. (bkz: âlim). bilir gönül. mahfaza. konuşan papağan. bilir. 3. Eflâtun. mektep. (f.i. bilen.s.i..) tane toplayan. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara. 2. bir dirhemin (f. .i. gönlü çok aydınlık. âlimlik. (f. (f.i. tohum. erkek adı. kab mânâsına kelimeler meydana gelir.) 1. sözbilir. (f. tek ben. bilici. nükte bilir. gülle. (a.) gönlüyle anlayan. dâniş-geh (a. (f. 4.c.i.) bilenler.) bilmek. tane tane.) tane.b. avcı. 1. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. 2.) bilgi yeri. bilgin. iğnelik. üniversite.) bilen. (Tus'lu) Firdevsî. (f. (bkz: dan).b.i. (f. kıvılcım tanesi. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer. i.i. öğretici.) tane döken. bilgiç.e. biliş.s.) l mangır. (bkz. damla damla kan sızdıran yara.b. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. dânâ'nın c. sürmelik. dâmî). dânâk dânâyî dân-çe dâne dâne-i hâl dâne-i hardal dâne-i şirâre dâne-çîn dâne-dân dânek dânende dânende-i serâir dâne-rîz dang dânik dânisten dâniş Ehl-i dâniş Encümen-i dâniş dâniş ve bîniş dâniş-âmûz dâniş-fürûş dâniş-gâh. ateşlik gibi.c.

Müslümanların ahit ve emânını.b. dâr-ı şeş-per.b. Tanzimat'tan önce. dâr-ı şeşper. dâr-ı dünyâ). bilgili. dâr-ı şeş-per. Cennet. dânişverân) âlim. dâr-ülemkân. (bkz: dâniş-ger.b.b. (bkz: dâr-ı cihan. dâr-ül--imtihân).i. (bkz: dânişger. [1296 yılında lağvolunmuştur].i. ev. dâniş-gâh. dânişî).s. dâr-ül-emkân. (f. (f.i.b. (dânişver"in c. 2. âlimler. dâr-ı hüzn.b. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır].) bilgili. dâniş-ver).b. (bkz: dâr-ı dünyâ). öbür dünyâ. dâniş-mend'in c.) bilgin. 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. (bkz: dânişver. (f.c. dâr-ül-ukbâ dâr-ı zimmet (f. dâr-ülimtihân]. yurt. dâr-ı ibtilâ. (a.). (bkz: dâr-ı fülfül). Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler. dâniş-geh. dâniş-men-dân) 1. (bkz: dâr-ı gurur. bilimi seven (f. Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. (hüzün. dâr-ülemkân. dünyâ. ahret. (bkz: dâr-ı hüzn. (bkz: dâr-ı cihan. dünyâ. dâr-ül-emkân. dânişî). dünyâ.s. aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba. [bu] dünyâ. dâr-ül-imtihân). kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse.c. [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir]. (f.) bilgin.s.) dânişmentler. dâr-ı gurur.s.b. dünyâ. (f. (f. dâr-ı ibtilâ. (f. ahret. âlim. âlim.s. himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler. öbür dünyâ. dünyâ. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. (bkz: dânâk). 3.i. dâr-ül--imtihân). 2.b. Yakub'un evi.) 'bilginler.s.) ilimi. yer. (bkz: dâr-ı ibtilâ.) üniversite. c. çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı. Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi. dünyâ. dirân) l. bilgin. dâr-ı hüzn. .dâniş-gede dâniş-ger dânişî dâniş-mend dâniş-mendân dâniş-nâme dâniş-perest dâniş-pezîr dâniş-sâr dâniş-ver dâniş-verân Dânük dar dâr-ı âhiret Dâr-ı ahzân dar-ı beka dâr-ı cihan dar-ı dünyâ dar-ı emân dâr-ı fena dâr-ı gurur dâr-ı harb dâr-ı hüzn dâr-ı ibtilâ dâr-ı islâm dâr-ı naîm dâr-ı pilpil dâr-ı ridde dâr-ı şeşder dâr-ı şeş-per dâr-ı şûrâ-yı askerî dâr-ı ukbâ. (bkz. (f. dâniş-gede).i. ahiret.) şahadetname. üzüntü evi) Hz.

) arslanlar. dârât (f. vurmalar. dâr-ı hüzn. darâat (a. 3. çarpıntı. daraban (a. dâr-ı şeş-per. (bkz: zarâat). 3.) 1. kumalar. (bkz: zarâgım). daraka (a. dâr-ı gurur.) 1. vurma. şiddetli çarpıntı.li.i. darağacı.) 1. dövme. vuru. derk.i. Bayrak-dâr bayrak tutan.i. vurma. darabân-ı kalb kalbin vuruşu. hüküm sürme.c. darbe'nin c. (bkz: dâr-ı cihan. çarpma.) 1. dâr-ül-imtihân). Keykubad. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup. kalp çarpıntısı. 2. 2. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi.i. (bkz: tezellül).).) savaş. ata sözleri. miskinlik gösterme. 2. darre'nin c. biy.i. kendini küçültme. (bkz: dârû-berd). dâr-ül-imtihân dünyâ. dâr-ı ibtilâ. sahip olma. bir çeşit kumaş. 2.) ortak kadınlar. direk. dâr-ı hüzn.) yazarının kendisini küçülterek. Hükümdar hükme sahip. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı. Alâka-dâr alâkalı. Cenâbı hakk'ın bir adı. 3.c.f. alçalma. (bkz. dâr-ı ibtilâ. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. dâr-ı gurur.i. şan.i. darb-ı hiyâm çadır kurma.) 1. dar (f. dâr-ül-emkân). ilgili. hükümdar. dâr-ı şeş-per. darb (a. darâgım (a. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. dârâyî (f. çarpış. 2. 2. ağaç. sahip. hükme mâlik. kol kuvveti.b. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler. 4. 2. vuruş. darâat-nâme (a.ahret. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası.. 1. dar ü gîr kavga.i. darr). deriden yapılmış kalkan. savaş. durûb) 1.s.i. edrâk. Defter-dâr defter tutan. darb-ı feth muz. batte-ment. dâr-ül-cezâ dâr-ül-cihâd . Alem-dâr bayrak tutan. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır).i. darâir (a.i. (bkz: darb-ül-yed). İslâm sınırları dışındaki ülkeler. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi. Hisse-dâr hisseli.i.. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı. dar (a. dar (f. darabân-ı şedîd hek. dırâk). büyük gösteriş. Dara (f.i. fr. dırgam'ın c. -dar ( f.) vuruşlar. küp dibinde kalan tortu. çarpmalar. darb-ı dest el. . dâr-ül-emkân dünyâ. gibi. mâlik. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. (bkz: dâr-ı cihan. darb-ı mesel atalar sözü. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. darabât (a. ed.i. tutan.) l. 2. darabân-ı dehr zamanın değişkenliği.) debdebe.

direk.s.i. darbî (a.i. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti.zf. güç.i. dârende-i menşur ferman almış.) kiriş. 2) kadınların yüzünü örtmesi.) 1. vuruş. 2.i.i. mat. madenî levha üzerine kabartma darb-zen nakışlar yapan. 6. dârbâm (f. (bkz: darb-ı unk). vazife.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. darbe-i serd soğuk vuruş. darben (a. dârçîn (f-i-) tarçın. dâire. ferman almış.i. dârib-i müşterek mat. çarparak. dârib-i müşterek-i asgar mat. 2.) darba ait. darbımesel (a. darbe-i kahr ezici darbe. ortak çarpan. (bkz. (bkz: zarîh).b. saklayan.) mezar. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı.c.i.c. darbe (a. (bkz: derem-serâ. dâric (a. darb-ı mesel). vurma. darb-hâne (a. darb-ı nutk darb-ı rikâb darb-ı sikke darb-ı Türkî . 4. fr. darîr (a. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü. caup d'etat.f.b.b.i.s. (bkz. değirmi.) karabibere benzer uzun taneli baharat. 2. (bkz: darb-ı dest).) tarçın renginde olan. ata sözleri. adırrâ) anadan doğma kör. zarb). darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı. (bkz: darb-ül-lisân). darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer.i. darb-ı unk boyun vurma. para basma.c.) canbaz. darbe-i cenah kanat vuruşu. 5. darîh (a. kabir.a. kale döven.i. çarpma. 3.b. dâr-bâz (f. içine girme. darbeyn (a. belâ. para basma. (a. darbe-i himmet himmet vuruşu. dârib (darb'dan) darbeden. muz. zarb-hâne). 2.) 1. çarpan. getiren ulaştıran.i. 3. çarpma. dâre (f. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü. darbe-i şedîd şiddetli vuruş. (bkz: darb-ı nutk). darbe-i hükümet hükümet darbesi. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür. dâr-i fülfül (f. dârçînî (f. dere 'den) yazılma. vurarak.s.) l.) atalar sözü. tutan.c.i. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir. dikme. darabât) 1. Tarçın suyu. darb-ül-yed el. 2. dârib-i müşterek-i ekber mat. darbe-i hasar zarar darbesi.) ) para basılan yer.b.) 1.) aynı ölçüde olan iki vuruş. musibet. darb ile ilgili. döven. dârende-i ferman.dilin gücü. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı].f. dârende (f. kuvvet. dâreyn (a. ay ağılı. darb ü cerh vurma ve yaralama.s. darb-ül-lisân dilin gücü. kol kuvveti. döğerek. kurma.

) üniversite. keder.b.) Cehennem.b. dâr-ül-hilâfe (f.s.i.i.i.i. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç. dâr-ül-celâl (a.) eczâhâne. belâ.) hafız yetiştirme yurdu.) Âhiret.). dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi'). dâr-ül-aceze (a.i.) ortak kadın kuma dârr (a. hükümet konağı. dâr-ül-elhân (a.i. dâr-ül-emâre (a.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad.b.i.) ilâç. dâriyye .i.b.i.b.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı.) mihnet. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler. yoksullar yurdu.b.i. i.i.i. dâr-ül-fünûn (a.i.b.i. dâr-ül-âmân (a.i.) sıkıntı. rahatlık ve sıkıntı. dâr-ül-bevâr (a.i. darre (a.) Dünyâ.i. (bkz.b.) yoksullar yurdu.(f. h.b.) "zafer. dâr-ül-fevz (a.b.) konservatuar'ın eski adı. b. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum.i. f. i.) ecza saklanılan yer.b.) emaret dâiresi.) Cehennem.) 1. Cennet.b. dârû-hâne (f. şiddet. dârû-berd (f. dâr-ül-harb). dârû-furûş (f. dâr-ül-feth (a.i. dâr-üş-şifâ). büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir. dâr-ül-azâb (f.eczacı.i. dâr-ül-cihâd (bkz.) beka evi.i. darrâ' (a. dâr-ül-bedâyi' (a. dâr-ül-bâb (a. dâr-ül-fahr (a.b.a. u dârû (f. dâr-ül-huffâz (f. dâr-ül-huld (a. dâr-ül-akakir (f. yazdıktan manzume. darr (a.i. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu).b.) zarar.b.) hilâfet merkezi.) "asîler yeri" Haleb'in eski adı. darsînî dâr-çînî darr (a. dar ü diyar (f. istanbul.b.i.) dîvan şâirlerinin.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı. (bkz.) ilâç satan.i.a. üstünlük yeri" Harput'un eski adı.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı.i.) zararlı.) ihtişam.b.b. 2. sığınılacak yer.) korunulacak.b. savaş. kavga meydanı. dâr-ül-beyzâ (a.i. dâr-ül-hadîs (a.b.b.i.) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur.b.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.b. dâr-ül-fenâ (f. dâr-ül-bugat (a. dâr-ül-âfiye (a. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur.b. her zaman harp sahası olabilecek yer. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur].i.) yer ve yurt.i.i.i.b.b. debdebe. dâr-ül-harb (a.a.i.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı. belâ. dârât).

b.b. (a. (a.i.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur.) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı.i.) kıyametten sonra kalınacak yer.i.i).) "secde yeri‖ Kemah'ın eski adı. (a.i.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne. (a.) "pehlivanlık.b. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı. kütüphane.i.b. (a. İstanbul'da. (a. (a.a. (a. yüksek öğretmen okulu.) kız öğretmen okulu.i. â h i ret. (a.i.i.i. (a. doğumevi.b. (bkz. (a.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı.i. (a. (a. (Sonraları.) imaret. (kıyamet evi) öteki dünyâ. (a.a.b. (a.b.i.b.i.b.) mahkeme.b.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı.).b. b.dâr-ül-ilm dâr-ül-İslâm dâr-ül-istihzâr dâr-ül-it'âm dâr-ül-izz dâr-ül-kadî dâr-ül-karâr dâr-ül-kemâl dâr-ül-kıyâm dâr-ül-kurrâ' dâr-ül-kütüb dâr-ül-maârif dâr-ül-mecanîn dâr-ül-mescid dâr-ül-mesâî dâr-ül-mesnevî dâr-ül-muallimât dâr-ül-muallimîn dâr-ül-muallimîn-i âliye dâr-ül-mûsikî-i Osmânî dâr-ül-mülk dâr-ül-mülk-i Osmânî dâr-ül-pehlevâniyye dâr-ül-ulemâ dâr-ül-ulûm dâr-ül-vilâde dâr-ün-naîm dâr-ün-nasr dâr-ün-necât dâr-ün-nedve dâr-ün-nusrâ dâr-ün-nüzhe dâr-ür-râhe dâr-ür-ridge dâr-ür-rif'a dâr-üs-saâde dâr-üs-saâde ağası (a.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın.b.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı. (bkz.) "âlimler.i.i.i. [1848 de Sultan Mecit devrinde. İstanbul.i. (a. çalışma yeri.b. (a. İstanbul'da.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı. sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası.i.i. (a.b.b.i.b. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır]. (a.b.b.i. (bkz: dâr-ı naîm).b.b. 2.) başşehir. Hz.b.a.) saadet yeri.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı.i. saray.a.b. (m h i ) laboratuvar.i.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep. atölye. Fâtih civarında kurulmuştur]. (f. (a.b. (a.) 1.) Cennet.b. (a.b.) erkek öğretmen okulu.b.i. okuma salonu. (f. (a. (olgunluk evi) İstanbul şehri. dâr-üş-şifâ').i.i. (a.i.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı. Kureyş reislerinin. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep.b.f. (f.) kitabevi. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur]. .) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı.) üniversite. dâr-ül-cihâd).i. başkent. (a.b.) akıl hastahânesi. okul. (bkz: dâr-ül-fünûn).b.i.b. (f. [ilk adı "Valde Mektebi" idi].) islâm ülkesi.i.i. (a.

b.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı. eskimek. dâstâr dâse dâstân dâstânî dâstân-serâ dâstâr dâs dâşte dâşten dâ'-ül-alîk dâ'-ül-asab dâ'-ül-behr dâ'-ül-câversiyye dâ'-ül-cev dâ'-ül-cümûd dâ'-ül-efrenc dâ'-ül-esâbi' dâ'-ül-esed dâ'-ül-fecl (a.) şifâ yurdu.a. (a.i. Bağdat'ın eski adı. (a. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık. (a.) Cehennem.b. 4. mâlik ve sahip olmuş. kahramanca.b.b.b.a.b.) hastahâne.) hek.) "saltanat yeri" Bursa. destan.i. (bkz: dâ'üs-sebât).) çanak çömlek ve kireç ocağı.b.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer.b. nîrân). (a. (f. İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad. 2. yıpranmış. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. (a. 2.) hek.) hek. epique. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık. (a.) 1865'te istanbul'da. (f.) hek. 4.) tellâl. (f. bot. (a.) hek.) 1. destancı. (a.ü dâr-üt-tedrîs dâr-üt-tıbâat-il-âmire dâr-üt-tıbb dâr-üt-tırâz dâr-üz-zafer dâs | dâs-ı zerrin dâsâr.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi. (f.i.b. atlarda görülen sinir hastalığı. sağlık yurdu. dâr-ülIslâm).dâr-üs-saîr dâr-üs-saltana dâr-üs-sanâ'a dâr-üs-selâm dâr-üs-sıhha dâr-üs-sugr dâr-üs-sulh dâr-üş-şafaka dâr-üş-şifâ' dâr-üt-ta'lîm dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî dâr-üt-tedâvî.i.s.i. köhne.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu. (a. eskimiş.i. 2. fr.b.i.) sanatyeri.b. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası.b.i.) tellâl.i. orakcık.i. (a.) destan okuyan. 2.b.) 1. görüp gözetlemek. bir cilt hastalığı. meç. (bkz: dîk-ı nefes).i. sinir hastalığı.i. tımarhane. (a. firengi hastalığı.b.b. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık. (bkz. Cennet.b. zaptetmek.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı.) 1. (bkz: dûzah.i.i.) orak. (a.b.b. meç.b. (a. altın orak. (a.i. (a. tuzak. (f. (f. 2. 3.i. (a. şöhret. sedef otu.i.i. tahra.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul. . Edirne. (f. meç. (f.) 1. (a. (f.i.b.) hek. elde etmek. orak.b. (a.b. mâlik olmak. (bkz: dâ'--ül-fîl). 3.b. destan kahramanlarına yakışacak surette.i. (f. Selim zamanında.) hastahâne. epope. (a.i. (a. (f. simsar.b. masal.i.i. simsar. 5.).) hek.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad.) hek. tutmak.b. (f. (a.) 1. 2.i.i.i.i.i. hikâye. (a.a.) III. destan ile ilgili.s.b. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık.) hek. nefes darlığı. (a.s.) hek. yeni ay. (bkz: dâs). (f. ün.b.i.) 1.i.i.b.m.i. (bkz: matbaa-i âmire).i.

dâ'vet'in c. (a.b.) 1. yurdu özleme.b.b.b. (bkz: dâ'-ül-efrenc). doğru. duvar sırası.) 1. hâkim ve vezirle ilgili olan. geviş getirme hastalığı.b.) hek.) 1.i. (a. (a.dâ'-ül-ferfîr dâ'-ül-fîl dâ'-ül-gussa dâ'-ül-hader dâ'-ül-hanâzîr dâ'-ül-hanes dâ'-ül-kalb dâ'-ül-kelb dâ'-ül-küûl dâ'-ül-merak dâ'-ül-mücterr dâ'-ül-nıülûk dâ'-ün-nibâh dâ'-ür-raks dâ'-üs-sahrâ' dâ'-üs-sa'leb dâ'-üs-sebât dû'-üs-sedef dâ'-üs-sevâd dâ'-iis-sıla dâ'üş-şa'r dâ'-üş-şeyb dâ'-üt-teşhîr dâ'-üz-zehr dâ'-üz-zi'b dav da'vâ da'vâ-yi bî-ma'nâ da'vâ-yi nübüvvet da'vâcı da'vât da'vâ vekili dâver dâverâ dâver-âne (a.) hek. (a. (a. (a. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık.) hek. iddia. (a.) dâva açan kimse. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.i. oyunda sürülen para. 4. saçkıran. (f.) yurdunu arama.i. bir cilt hastalığı. mat. 3.b.i.) hek. (a.i.b.b.i.b.) hek.) hek. saçma iddia. mesele. vezir.b. (a. yurtsama.b. kuduz hastalığı. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık.i.b. 3.i. (f.) hek. (a. 2. deâvî) 1. (a. gut hastalığı.i) hek. (a.) 1.) hek.) hek.i.i. (a. doğruluğu seven bir büyüğe yakışacak surette.) hek.i. (a. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra. (a. dâva.b.c.) yürek çarpması.) hek.) hek.b.n. alcolisme.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse.b.i. Cenâbıhakk'ın adı. (a. (a. teorem. melankoli.b. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma.) hek. (a. erkek adı.i. (a. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık. 2. 3.i.) hek.b.) hek. 2. uyku hastalığı. (bkz: dâ'-ül-cümûd). peygamberlik iddiası. 4. vezir veya hâkim.) ey dâver! [hükümdar.) saç ve sakal ağarması hastalığı.i. davetler.i.b. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı.b. karasevda.s.b. (f.i.b. (a. sedef hastalığı.i. (a. fr. nöbet. . bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma. (a. kurt hastalığı denilen açlık. sıraca hastalığı. hâkim]. havlama hastalığı.zf.) hek.) uyuşukluk. karasevda.i.) hek. insaflı olan hükümdar. doymazlık hastalığı. 5.i. (a.i. (a. (a.) hek.i.i. çağırmalar. [cemî şeklinde] dualar. (f. sövme.i.b.b. (a. (a. havlar gibi sesler çıkarıp soluma. saç döken hastalığı. utaçıcılık. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık.) hek. teşhircilik.i.b.i. fr.b.t.b. ayıp yerlerini gösterme hastalığı.i.i. dama. hypocondrie. 2. (a.i.b. 2. satranç.) hek. alkolizm.

i.b. kavga.) astr. kâtip. 2. gelenek. alacaklı. 2.). gürültü. patırdı. pa-yandalar. dibâgat). (a. (f. (a. 1.i. eski âdet. (f.) çağırma.) âdet.) 1.) davul. dîbac'ın c. (bkz.) demir topuz. (a.i. 3.i. dıâme'nin c. (a. meseleler.i. (a. (a. çiçekli ipek kumaşlar. (bkz. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı. (a. (a. (a. çocuğa bakan dadı.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu. belâları davet etme. gök cismi. müdâfaa edilen fikirler.c.) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir. da'vâ'nın c. Utarit. ululuk.i. (a. azamet.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses.s. ayın dördüncü durağı.i.) 1. bir kimseye hâlinden şikâyet etme. okul. (bkz: dârât). astr. (f. sütnine.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti.i.i.) kalem odası.) destekler. (f-i.) taya. dâvalar.i.) duvar sırası.f.i. (a. (f. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi.i.) dallı.f. kur. debîr-i felek).) pek dar.i.b.) mahkemeye başvurmalar. 2.) bir kimsenin hakkını araması.i. tarz. Sesi güzel ve şâirdi. büro. okullu.i. hükümdarlık.) 1. tantana.i.i. (a. (a.) tabak. (f. Utarit. iyi ile kötüyü ayır-detme.i. dua. Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi. zay'a). (f. yazıcılar. [adliye nezâretinden öncedir].s. (a. müsteşarlar. debbûs'un c.) mektepli.) dayalık. (f. yazıcı. 2. sepilendiği yer. eski âdet. (a. 2. (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni.) borç veren. .b. 4. çağrı. astr.s. savaş meydanı. dâva ve mahkeme. kaide.dâverî dâverî-gâh da'vet da'vet-i mesâib da'vetiyye da'vî Dâvud davudi Zırh-ı Davudi dây day'a dâye dâye-gî dâyin dayyık deâim deâvî Deâvî nezâreti de'b de'b-i dîrîn de'b-i kadîm debâbîc debâbîs debagat debâle debbâbe debbâğ debbâğ-hâne debbûs debbûs-i âhenîn debdâb debdâb debdebe Deberân debg debîr debîr-i asman debîr-i çarh debîr-i felek debîrân debîr-istân debistân debistânî (f.i.debîr'in c. (f.i. usul. (bkz.i. haşmet. (bkz: debûs). (a.) 1. hâkimlik.s. 5. (bkz: da'vâ). Merkür. (f.i.) şöhret. müsteşar. (a. (a. (a.i.i. debâbîs) topuz. deri terbiye eden kimse. büyük bir gösteriş.i.i. 2. eski usul. s. mahkeme.) mektep. sepileme.b.) ağaç kavunu.i.) deriyi terbiye etme.i. dadılık.h.) topuzlar.s. (f. (a. 2. Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti.) 1.) 1. (f.).i. ziyafet. (a. kâtipler. (a. sepici. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur]. (Merkür) gezegeni.

c.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler. 3. öteye itme.i. (a. dücâc). savma. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı. (bkz: deff). kaldırma. tehlikeyi savma. 3. (a.) 1.b. savma.) et yiyen yabani hayvan. eski defterler. (bkz: izâle-i taaffün). hindi. (a. toplantıya son verme. tasayı giderme. (bkz: debbûs).i. Hint tavuğu. (a. (a. giderme. (a. zararlı şeyleri yok etme.i. (bkz: dicâc. (a. tavuk.) tef. (a. huk. batı tarafından esel yel. s. . 2. dicâce. (f. yan. (a. bir yerde oturma.i. yollar.) tef çalan.debûr debûs decâc decâce decâce-i Hindi decâciyye deccâl decn ded ded deeb deb-i dîrîn def def def'-i belâ def'-i dem def'-i gamm def'-i hacet def'-i hararet def'-i mazarrat def'-i meclis def'-i şübhe def'-i taaffün def ü ref def ü tard defa def'a-i ûlâ defaât defâdı' defâin defaten defaten ba'de uhrâ defateyn defâtir defâtir-i atîka defâtir-i resmiyye deff deffâf. tekrar tekrar bir çok defalar.i.) tavuk. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva.zf. 2. dücâce).) batı rüzgârı.i.) defterler. (fa. ilk defa.i.i. aptes bozma. (bkz: def-zen).) l. yalancı. kez.) kereler.i. kezler. yol. hek.i. ortadan kaldırma. dıfda'ın c.) topuz. defter'in c. edebî.) âdet. havanın bulutlanması. birinci defa. (a. bol yağmur. dücüc). hek. 2.) kurbağalar. birlikte dikilmiş kâğıtlar. sahtekâr. şüpheyi. yüz. gamı. belâyı. (a. resmî defterler.) iki defa.i. birden. defaât) kere.) tef. defa'nın c.) 1. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz. 3. (bkz. eski âdet. (f. (a.i. astr.i. horoz ve piliç cinsi. mizahî bir dergi. yalancı Mesih.) l. sıkıntıyı giderme. Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. ateşi düşürme.zf. Zühre yıldızı. (a. kitap cildinin iki yanından her biri.i. Dâd ü [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar. dücüc) 1. defîne'nin c. (f.i. verme. (a.i.) bir defada.i. kuşkuyu giderme. gömüler. (a. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. tavuk. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi. dâire.s. 2. kaz. 4. kederi.c. (a. 2.i. savulma. askerlikten ihraç.c. deffâfe deffâfe-i felek deffe (a.

(bkz.i. (f. defter-i Hâkanî). 2. dagal). (bkz: aşr.c. (a.f. "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri.) kapanmış ağız. çatlak.i. 2. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan.i.s. (f.b.) hâlis altın. dar.) 1. (bkz: dehen).i. kıymet ve değeri olan kimse veya mal. dehâ sahibi.b. (a. ölünün gömülmesi. (a. güzel. (f. günlük defter.b. (bkz: medfûn).) dağ mağarası.i. ufak ağız.b.i. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi. (f. gömülme. (a. tapu ve kadastro. dihkan'ın c.i. güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında]. küp ağzı.i.) gömme. genie.b.) dehâlı.f. (a.) deftere mensup.i. 2.) dehâ yetiştiren. ve s. devletin mal. Grekçe'den gelmedir]. (f.s. (alay ağzı) alay eden. köylüler.f. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası. defterci. . küp.deffeteyn defin defîn-i hâk-i ıtırnâk define defn defn-i emvât defn-i meyyit defter defter-i a'mâl defter-i Hâkanî defter-i kebîr defter-i yevmî defter-dâr defter-hâne defterî def-zen dega deh deh dehâ dehâet dehâ-kâr dehâkîn dehalet dehâlîz dehân dehân-ı istihza dehân-ı hadîd dehân-ı küfrân dehân-ı safa dehân-ı teng dehân-beste dehâne dehâne-i küb dehâne-i tennîir dehân-güşâ dehâ-perver dehâr dehâz deh-dehî (a. (a.i. çiftçiler.) holler.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad. alaycı söz. habîs. koridorlar. (f. (f.s. dehlîz'in c. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı. [Farsçası da "defter" dir.c. (a. iyi. (bkz. habislik. kovuk.s.c. nimetin kadrini bilmezliğin.) testi.i.f. (a.b.b.i. ölü (leri) gömme.i. (a. defâin) 1. (bkz: deffâf). yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. i. (a. (f. dehâ sahibi olma. kalp [para]. (bkz: dehene). feryat. i. saf. (bkz: as-ced).i. gömülü. (bkz: levha-teyn). yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya. tabur. sıra. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi. hîle. 3. kurumuş ağız. fr. (a. fırın ağzı.) zekîliğin.) 1.b.) 1.) ağzını açan.s. defn'den) gömülmüş.s. (a. (bkz: defter-hâne).i. dâh). (f. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse. tefci.i. köy ağalan. geveze.) birinin merhametine ve himayesine sığınma. (a. 3. safa ağzı. (o. (f. iyiliği inkâr edenlerin ağzı. hîlekâr.) 1. susmuş. (a.) tef çalan.s.).) nâre.) ağız.s.) dâhîlik.i. 2.f. 2.s.) on [sayı].

i. sahra.i. (a.f. yıldıran. (a.s.i. . bir tarzda hareket.s.s. (a.i.i) geniş ve susuz ova.) onuncu. harcâî. (bkz: dehâne).s.deh-dile dehen dehen-bâz dehen-güşâ dehene dehen-şûy deheş dehhâş dehişt dehliz dehnâ dehr dehr-i âşûb dehr-i bî-direng dehr-i bî-sebât dehr-i dûn dehr-i fâni dehr sûresi dehre dehrî.). (f.s. karanlık. vefasız. çok büyük belâ. bulanıklık.s.) korku ile karışık. (f.b.dehşet-bahş).) korku ve dehşet saçan. (a. on yaşında. dehriyye dehriyye dehriyyûn deh-sâl deh-sâle dehş dehşet dehşet-âgîn dehşet-âver dehşet-bahş dehşet-efşân dehşet-endâz dehşet-engîz dehşet-nâk dehşet-nisâr dehûn deh-üm dehvâ' dehyâ' Dâhiye-i dehyâ deh-yek dek dekâkîn dek-bâz (f. ürkme. kargaşalıklara yol açan [güzel]. ittihat.s. (a. (f. dünyâ. dülıûr) 1. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden.s. dilencilik. ittifak. dehân-güşâ).b. korkutan.f. (a. (bkz: dehrî).b. dükkân'ın c.c. Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur. (a.) ağız oynatan.i.i.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. (bkz: seyyare). (bkz. akla şaşkınlık verecek surette korkma. çok korku veren. (a.) deh-rîler. (a. materialiste. sebatsız dünyâ.). 2. gezegen yıldız.s. (f. (bkz. 3. 4. s. hek. (a. 2.b. tokuşma.s. (a.) astr. (bkz.s. materialisme. (a.s. (a.s.s. (f. hol. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak. (a.) dehşet veren.c.) 1.) dükkânlar.s. şaşma. (a. kalpte kulakçık kapakçığı. söylemeye hazırlanan. (a.b.) dehşet saçan. fr.b.b. (bkz: dehân). ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan.) ürkütücü.i. i.b. 2.b. muhkem. ürkütücü. dehâlîz) 1. cihûn).b.f.c. (a. korkunç. çok korkutan. sağlam. (bkz: dihlîz).) onda bir. ağız temizleme. Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu. hatırlama. (bkz: desise).) ağız. (bkz: öşr). (a. çatma. korkunç. oyun. deh-riyyun) 1. korkulu.) çok dehşetli.f. s.) on gönlü olan. (f. 2. korku ve telâş gösterme. (f-i-) ezber okuma. aşağılık dünyâ. (f.b.s.s. kararsız dünyâ. (f.) birlik.f. çöl. 3. dehşet). musibet. 5. (f.b. erkek adı. oyuncu.) on yıllık.s.) hîlekâr. (f. (f.).) korku veren.f.f. korku.i.) ağız yıkama. 2. dilenci.i. koridor.) 1. zaman.f. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre]. geçici dünyâ.i.b. (f.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır.b. hile. (a. (a.i.i.b.) korkunç.b.s.i.s.) tahra. devir. dehrî'nin c. dünyâyı karıştıran. (f. (f.) 1.).i. 2. (bkz: âlem. fr. bir işe başlama.

banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. (a. (a.i. delâlet'in c.i. insana güzel.i.c delâil. tellâk. hek. 2. (a. dimâ') kan.) tellâllık parası. münâkaşa neticesinde bulunan delil.i. soğukkanlılık. iz.i. fizy.i. kanıtlar.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın.) yol göstermeler.s. içine safra karışmış kan. kan kusma.) eski aba veya hırka giyen.i. yol gösterme. kesin kanıt. delîl'in c. 2. kılavuz. (f. (f. (a. (a. . konuşma.delâil delâil-i kaviyye delâil-i târihiyye delâl delâlât delâlet delbiyye delik delîl delîl-i aklî delîl-i cedelî delîl-i ilzâmî delîl-i kat'î delîl-i nakli delîl-ül-ibâd delk delk delk bi-l-mesfere delk-i istimna' delk-i şedîd delk ü temas Delkıyye delk-pûş deli dellâk dellâl dellâle dellâliyye delv dem İrâka-i dem İ'tidâl-i dem Kay'-üd-dem Tebevvül-üd--dem dem-i musaffar dem-i şiryanı (a. sansargiller. sansargiller. (f.i. alâmet olma. (a. sürtme ve dokunma. 2. (a. edille) 1. kılavuzluk.) gül tohumu. (a. işve. riyakâr adam.) eski elbise. on iki burçtan birinin adı olup.) fındıkçılık.) el ile ovma. (a. kan dökmek. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe. koketlik. delâlât) 1. kanıtlar. (bkz. 2. (a. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur]. sevimli görünecek hal. (a. (a. ovuşturulma. astr. yamalı dilenci hırkası.).c. sürtme. kesin delil. yol gösteren. satılacak şeyi satan.i. sert ve şiddetli ovuşturma. kan işeme. inandırıcı delil. gösterme.i. su kovası. işaret.) naz. belge.i. zool.i. (a.) delâlet eden şeyler.b. (bkz: beyyine. kılavuzluklar. huk.i. tanık. Güneş. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri.i.) 1. fakir. burhan). alâmet olmalar. düşünülerek bulunan delil. ovuşturma. el ile bel getirme. târihî deliller.i. üstad delili. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi. cilve. temiz kan. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir.i. tellâl. delâlet'den) 1. destvân).i. durum. (a. Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H. sağlam deliller. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse.) zool.c. kanıt. (bkz: delil). biy. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse. şahit.

) vakit vakit. isa'nın nefesi. bahar gibi güzel kokan nefes.i.) 1. dem-i tîg kılıcın ucu. ruhu teslim edecek zaman. hiddet.) vakit.l) meç.s. dem-i subh seher vakti. (f. dem" (a. sert ve ümit vermeyen söz. dem (f.) 1.) bir damla gözyaşı. 5. ağlayan. 3. 2) susma. küfür.i. demâr-âver (f. dem-i germ 1) sıcak nefes. dem'a-rîz (a. 7.c. 3) söz dinleme. 2.) helak eden. dem-beste (f. ağız [insan. büyüklük taslayan. dem-i teslim ölüm â u. dem bu demdir. kırıp geçirme. hîle. "zamanı iyi değerlendirin. 2) hararetli. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. kanla ilgili.f. kavga.s.i. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes.b. saldırıp kükreyen. kalem ucunun sesi.) 1. demâg-dâr (f. ün. dem-i bahar bahar nefesi. telef.s. zaman. bıçak. âh. gözyaşı damlası.s. hîle.b. (bkz: müntakim). 2.b.zf.) 1. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz.i. kılıç].) gözyaşı döken.s. 10. dem-i zehre bot. demdeme (a. boyun eğme. 3. demân 4.b. azarlama. demevî. suskunluk. soluk. n. 2. demendân (f. vakit.) sessizlik.) helak. kanlı. dâima. heyecanlı. zorlu. 5. dem-i seher. dem-be-dem (f. dem-i verîdî biy.i. dem'a (a. heybetli. aldatma. soluğu kesilmiş. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı. ölüm. hakaret.) 1. dem-â-dem (f. dem-bestegî (f.zf.s.) her vakit. ağlama.) kibirli. 2. vakit. intikam alan. 2. demdeme (f. kükremiş. ateşli sözler. dem-i ejderhâ ejderha ağzı. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer.) 1. nefes. asabî. müddet. sinirli. kibir. davul. 2. (bkz: muttasıl). bağırıp çağırma.b. 2.i. hiddetle çıkışma. 3. sık sık. dem-i nerm yumuşak. üstünlük. demâr (f. dem-i serd soğuk nefes. hiddetli. soluk.i. mahv. 8. dem-i vâ-pesîn son nefes. akşam üzeri. büyüklük. aldatma. emre itaat etme. dem'ân (a.i. 4. meç.) nefesi bağlanmış. kuyumcu ve demirci körüğü.s. i.) içi pek dolu. gıcırtısı. dem-i kalem kalem ucu. dumû') gözyaşı. zaman.i. öfke. dem-i teslim . gün açımı. tatlı söz. deme (f.) 1. 6. koku. kirli kan. 3. fırsatları kaçırmayın" anlamına. gözyaşı dökme. an. susmuş. 2) yakıcı ân. içki.s. 4. keskin tarafı. 9.b. tehlikeli ağız. demeviyye (a. dem-i civânî gençlik zamanı. şöhret. dem-i şâm akşam vakti.) ateş körüğü. susmuşluk. 2) can bağışlayan soluk. okşayıcı nefes. demânkeş (f. zaman. üfleyen. gurur. cehennem. ateş. saat. demende (f. ağız ağıza dolu [kap]. şiirin vezni. 4.i.

dem-ül-ahaveyn). sırdaşlık.i. dostluk. paslılık.i.) ağır ağır.b.]. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi. (f.s.) hakîm. (bkz. kuyumcu veya demirci ocağı. 2.i.i. (f. dendân3). (bkz.i. 2.) vakit geçiren.b. 3. diş tanesi.b. kardeşkanı.b.) bot.i. asabî. destere gibi şeylerin dişi. (f. Hz.) tempo tutan.b.i. ney. nefes alacak yer. dem'iyye Gudde-i dem'iyye demide dem-kâr dem-keş dem-keşîde demne demne-dânî dem-sâz dem-sâzî dem-serdî demşinâs dem-ül-ahaveyn dem-üs-su'bân denâet denâet-i tab' denâet-kâr denâet-kârâne denânîr denânîr-i mevcûde denâset denâset-i ahlâk denâset-i libâs dendân dendân-ı bulûğ dendân-ı saadet dendân-behâ dendâne dendân-gîr dendân-müzd dendene dendene denes (a.demeviyyet demevi-yy-ül-mizâc dem-gâh dem-gîr dem-girifte dem-güzâr dem-güzârî dem'î.s. bol kanlılık. ısırgan otu. diş kirası. eşlik eden.i. bâzı kuşların. tabîat adîliği. 2. akıl dişi. sinirli. (a.) 1. 2. alçakçasına. 5. g.) kirlilik. tempo tutan. şarap içen. bülbül gibi. sırdaş.i. dost.b.) arkadaş. 2. (bkz: fazâhat). kanlı canlılık. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri. (f.i. (a. 3. (a. dudak kıpırtısıyla söylenen söz.b. c.b.i. akıllı.s. sebze v. külhan. çark.) denî ve alçak tabîath.) göz yaşı ile ilgili. ednâs) kir.b.b.) altınlar.) arkadaşlık.) 1.) bitmiş. adîlik. (f. sinirlilik. (a. (a.b. (a.b.) alçakça. dînâr'ın c. çıkmış.i.i.) fırın ve ocak bacası. 3. (f. 2.b.) 1. mevcut altınlar. homurdanma. 4. (f. (f. (a. kardeş kanı.f.i. kokmuş. (f h i ) .) 1. g. (f. i.i.s. (a. pislik.) soğuk nefeslilik. ahlâk kirliliği. (f. (f. tabiatı demevî olan. (f. s. (a. (f. . pas.) 1. nefes. asabiyyet).i. tamah ve ümit.s. mırıltı.) arkadaş. esvap kirliliği.b. diş [ağızda bulunan]. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler.i.i. (f.i. kürdan. (a. 3. uzun uzun ötenleri.) alevlenmiş. dâima öten bir cins güvercin. (f.f.s.) 1.) muz.s. dem-üs-su'bân).b. kafadar. (f. soluk çeken. (f.b. (bkz. murdarlık.s. sürmüş.) diş kirası. (f. s. i.) alçaklık. yaşayan. (f. tarak.) vakit geçirme.i.b.s. yetişmiş [çiçek. gözyaşı bezi.s.b.zf.b.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra. (bkz.) sözü açık söyleme. (f.) bot.

dili uzun. derâz (f. hemen.b. sarma. (bkz: dırâz).zf.) ev kapısı. içinde.s.s. 2. boğaz. Ciger-der ciğer delen.) 1. pergel noktası.s.i. -de.) çıngırak. hayran. der-bend (f. 2. kavgacı.b.i. çirkin görülen hal.s. 2.s. demirci çekici. lâklakacı. 2 .b. derâyende (f. dirhem'in c.s.) 1. der-i ümmîd umut kapısı. geveze. –der (f. derâ (f. derâhim (a. Perde-der perde yırtıcı.i.) 1. mağara. kapı kapı gezen.) alçak.s.) çançan eden.zf.s. kapı. -derâ. (bkz. Der-hâtır hatırda. renkli şeyler. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli.i. derâz-nefes (f. yaran. o anda. der-ân (f. sersem.i. denî (a. rezil.b. Sâf-der saf yaran. derây (f. der-bân-felek Güneş ve Ay. der-âmed (f. edepsiz. meç.) "uzun soluklu"meç. (bkz: bevvâb). kehf). 3. der-âguş (f. i. (bkz. derâz-zebân (f. der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı.i.i. paslı. s.) karısının kötü hâline göz yuman kimse. i. der-beçe (f.) kapı yavrusu.) parlak. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. dağınık. nakîsa. Herze-derây. kere.i. kısım.i. gelir. derârî (a.) 1. dar geçit.b. kazanma(k). deniş (a. çıngırak. kapı yeri. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses. 2. der-bân (f.) kucaklama.) küp. paralar. alma(k). serseri. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). i. der-beder (f. çeşit. şaşkın.) 1. cins. akçeler.b. ahmak.) 1.) uzun.) ayıp. derây (f. kapıya bakan. Der-enbâr anbarda. der-akab (f. yırtıcı.i. 3. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen.) "durmadan söylenen. 5. deyyus). deng .e.) derhal. çan.i. büyük küp. nevi. der (f. derâre (f. denîe (a. der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul. 4. dürrî'nin c. küçük kapı. defa.b. sıra yaran. soysuz.i. denn (a. okkanın dörtyüzde birleri.) hemen arkasından. i. der-bâr (f.s. i. 2.) "yırtan. dırlanan" mânâsına sıfat yapar. derâ-yi deyr kilise çam.(f. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul. 2.) 1.a. derâ-yi kenîse kilise çanı.) 1.) kapıcı. i. perişan.s. der-i aliyye.) kirli. der-i bâr dîvan kapısı. eli dolu (gelme). güzel söz söyleyen kimse. [ençok "yıldız" hakkında söylenir].

kâfiyye derece.) dertli. (bkz. (a. tabakaları.derûn derd. s. (f. (f. 5. tutma. kapalı. (f. gönül tasası.nihân derd.).der-bend ağası der-bend-ât der-best. derd-perver).dil derd. kerte.i. sızı. kapalı kapı.s.b. türlü mahkeme dereceleri.i. sevgiden dolayı çekilen aşk. 2. zaman zaman gelen dert. merdiven basamağı.) derbentler. (f.i. kaygılı.b. degre de dispersite. baş derdi. merdiven basamağı. birinci derece. son derece. eşitlik derecesi.s. enlem. .) dertli. boğazlar.b. fr. sınır kalesi.i. derd-nâk). dert.tafdîl derece-i ûlâ derece-i arz derece-i tül derece-i hâmıziyyet derece-i hararet derece-i inhilâl derece-i intizâ' [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. biriktirme. hek. tasalı. yedi gezegen. acı. (f. asitlik derecesi.hired derd. 3. (f. ağn. 3. elde etme. s. (bkz.i.b.b. dert çeken. dar geçiüer.b.) dert. tasalı. basamak. 4. 4.) şikâyet mektubu.c. gazeteye yazma. 2) üstünlük derecesi. vah vah! (f. toplama.s. nakışlı kâğıda yazılmış yazı].i) 1. mihnet görmüş olan. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir. elde olan. (f.s.) 1. derd-mendân) dert sahibi.müsavat derece.b. (bkz: derd-keş). [Farsçada. gam.saniye derece. (a. ısı derecesi.b. hattatların yazdıkları meşk tomarı. keder. (f. kapanmış. derece). derecât) 1.b. (f.) astr.şer derd. gönül kaygısı. üzüntülü. dağılım derecesi.i. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri. akıl derdi. kasavet. sıkıntı.b. kim. yapılmakta olan. derbend'in c.şikem derdâ derd-âşinâ derdeme derd-engîz der-dest derd-keş derd-mend derd-mendân derd-nâk derd-nâme derd-perver derd-zede derecât derecât-ı cennet derecât-ı mahâkim derece derece-i gılzet ve hiffet derece.süllem derece. kaygı. cennetin katlan.s. tasa. kim.s. miktar. dertlenen.n. kaygılılar. der-beste dere derd j derd-i aşk veya -ışk derddemâdem derd. kapıbağı. (f. kaygılı.c.) dert sahipleri. (bkz: derd-mend. sokma.s. derece'nin c. kâfi.) acı çeken. 2. ikinci derece. 5.) üzücü. çözüşme derecesi.hicran derd.) acı. sıkıcı. kim.nihâye derece. hafiflik ve kalınlık derecesi.b. 2. kann ağnsı. dâirenin 360 parçasından herbiri. arasına sıkıştırma. (f. (f. gr. keder. 2. 1) karşılaştırma derecesi.) 1. 2. (f. ayrılıktan doğan üzüntü. kaygılı.i. memleket sının. 3. (f. 2. (a.) yazık. boylam. gr.a. tasalılar. susmuş.) 1. yeter derece. rütbe. gizli üzüntü.s.b. 4.mirkad derece.

(a. aşikâr.b. (f. "bulaşma" manasınadır].) 1. regression.i. belli. "büyük kapı" meç. 2. (f. yırtık. i.i. iyice kavrama. (f. merdivenin en aşağıdaki basamağı.s. saray.) 1. (f. tekke.) uygun. [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f. 2. 2. kapı yeri.) yırtıcı.b.i. (f. malûm. anlama.) 1.i. seza.) lâyık. (f. en aşağı kadar.i.) karmakarışık. dik sözlü. seza. izdiham. işde. dereniyye der-gâh. şâyeste).i. (f. mevlevî tekkesi.) gerileme. kapı yeri.a. 3. 2.) ur. (f.i.b. lâyık.s. (f. yırtan. kapı önü. boşboğaz. elaçıklığı. (f. o anda. en aşağı kat. (f. incinme. 3. oyma kapı.) para basılan yer. . kapı önü.b. küçük kapı.s. münâsip.s. Cehennem'in en dibi.) para. 2.) istek.s. derhör.zf. ele geçirme.b. (f. 3.) boşboğaz.zf.) pencere.s. basamaklar. ["derek" şekliyle de kullanılır]. karmakarışık.b. (f. Cehennem katlan. (a.s.s. yırtıcı arslan.i.b. uygun.zf. 2.) cömertlik. (f. 2. (bkz: sahavet). dip.s. [aslı "kirlenme". derhûş. şâyeste). (bkz: çespân.) 1. (f. ince şeyleri anlama. (bkz: çespân. (a. aşağı inilecek basamak.s. pâdişâh kapısı. bilinen. yakalama. şimdi. Farsça'nın fasîhi. havası iyi.) hemen.i. iyice kavrama.) lâyık.) sarraf.) 1. akçe.) hatırda.derece derece derekât derekât-ı Cehennem dereke dereke-i mirkat derekî derem derem-güzîn derem-serâ deren derende Şîr-i derende dereni. dereke'nin c. (f.) 1. neticeleri anlama. (f. iş üzerinde bulunan. yeşilliği bol olan dağ eteği. (a. (a. (bkz: idrâk). (bkz: revzen). (f. 2. (f.i. sahihi.) kanadı kırık.s.b. kavrama.) yavaş yavaş.) 1. karışık. (bkz: derîde-dehân). Tanrı katı.b.i. 2.) ağzı yırtık.s.s. tekke.i.i. en aşağı kat. (f. verem. der-geh dergâh-ı mevlevî dergâh-ı Mevlânâ dergâh-ı âlî dergâh-ı ilâhî dergâh-ı izzet dergâh-ı muallâ dergâh-ı şerîf dergîş derhâl der-hâst der-hâtır derhem derhem-berhem derhişte derhör der-hûr derhûş derî derîçe deride derîde-dehân derîde-dehen derîde-per derk derk-i dekayık derk-i netâyic derk-i esfel-i cehennem der-kafa der-kâr (a. derekât) 1.c. (f. (bkz: darb-hâne).) ur ile. f r. münâsip. (f.b. dilek. Tanrı kaü. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi.a.) yırtılmış. birer parça. (bkz: çespân). çok kalabalık. dilekçe. şişle ilgili. tabakaları.) hemen arkasında olan.s. (a. bir çeşit zerdali. mevlevî tekkesi. muztarip.

bisiklet.i.b.b. kuvvet. anlatmak. (a. ışıldayan. cami hocası. (f.s. gönül yanıklığı. gözönünde bulundurmak.s. "için ateşi".der-kemîn der-kenâr derman dermân-de dermândegân dermân-degî der-miyân der-miyân etmek der-niyâm der-pey der-pîş der-pîş etmek derr Lillâhi derrühû derrâce derrâce-süvâr derrâk derre.i. Samanyolu.) pusuda. (f. 2. dermân-de'nin c. (f. ortaya koymak.) kında. takat.a. (f.b.h. gönülden.a. l.zf. çâre. kenara yazılmış olan yazı. direktif. kılıfta. akıl. ev içi.i. (f. (f. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire. [evvelce] talebeye. (bkz.) bîçâreler. dermândegân) bîçâre. 2.s.). (a.a. gözönünde bulunan. (bkz: derûne). 2. (f. tenbih.) 1.s.) bisiklete binmiş olan kimse. kişi. derk'den) çabuk anlayan.s. (f.s. öne sürmek. gönülden.i. münafık.) ardı sıra. dürûs) 1. (a. âciz. (ibret dersi) göz açacak şey.i. güzel eser. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet. şehir içi.s. iç.i. ders vermeye mahsus yer. s.zf. derûn). güç. kucağa alma.b.b.s.) 1. endoscope.b.f.b.s. zavallı.i.i.b. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse. dere derre-i asman derrî. gönül.f.b.) 1. saman uğrusu. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti. . "öğrenci. us payı.) dere.) ders yeri. ileri sürmek. (a.İâç. anlayışlı.) derse ait.b. düşkünlük. ders yılı.c. (f. dersle ilgili. (f.) içten pazarlıklı.s. telkin. tâlîmat.) insanın boğaz. mükâfatını Tanrı versin! (a. pusu bekleyen. (a. beceriksizler. 3. (f. (f.) en önde. güzel iş.s. 2. acizlik.zf. söylemek.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul]. kalb.) üstüne alma.) 1.b. kimse.i. kin besleyen. sınıf. âcizler. kucaklama.) ders okuyan.) ortada. (a.i. (a. yürek. (f. zavallılar. (f. eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü. (a. yüklenme. 3. arada. iç ve dış. sana kim akıl verdi. velospit. 2.) parlak. dürrî ders Sana kim ders verdi ders-i âm ders-i ibret ders vekâleti Der-saâdet dcrs-hân ders-hâne dersî.) içten.) bîçarelik. gönül derdi. beceriksizlik. 2. öğretim yılı. (f. dersiyye Sene-i dersiyye der-uhde derûn Derd-i derûn Ateş-i derûn derûn-i hâne derûn-i dilden derûn-i şehr derûn ü bîrûn derûn-bîn derûn-dâr derûne derûnî (f. fr.c.b.b.i. içeri.f. düşkünler. [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. dâhil. kına sokulmuş. (bkz: kehkeşân). beceriksiz. çıkma yazı. (f.s. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife.

cesaret.s. hiçlik denizi. (f.) derviş ruhlu. fels. 2. gemi yapılan veya tamir edilen yer. içebakış. coğr.) deniz. alçak gönüllü kimse.) 1.s. Karadeniz. (f-s. (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır. gönül yapıcı.b. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse.i. Akdeniz.s. zarurî.) çok içki içen. (bkz: deryâ-keş).b. (f. okyanus. iyi huylu [kimse].i. doğru. (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti.a.s. 3. 2. meç. (f-b. ayıp.b. kulak deliği.b. sağlam.) derviş olana yakışacak surette. 6. deniz gibi.) denizde gezen. (bkz: deryâ-nûş). başaşağı asılmış. (f.i. meç. gönlü büyük. muhkem. 3. Şap denizi. kale kapısı. (f. şaşkın.Âh-ı derûnî derûnî murakabe derûn-nişîn derûn-perver dervâ. Kızıldeniz. ağız.i.) muhafız.i. himmeti büyük.b.s. şehir kapısı.i. yokluk. dolaşan. (f. gönlü yaralı derviş. Bahr-i ahmer.zf. göl. dervâh dervâh dervâze dervâze-i gûş dervâze-i nûş dervâze-bân dervâze-hezâr-gâm derviş dervîş-i abâ-pûş dervîş-i dil-rîş dervîşân dervîş-âne dervîş-nihâd derya deryâ-yı adem deryâ-yı ahder deryâ-yı ebyaz deryâ-yı esved deryâ-yı hâmile deryâ-yı Hind deryâ-yı kulzum deryâ-yı la'l deryâ-yı nur deryâ-yı rahmet deryâ-yı Rûm deryâyı-ummân deryâb deryâ-bâr deryâ-bend deryâce deryâ-dil deryâ-feyz deryâ-keş deryâ-misâl deryâ-nevâl deryâ-neverd deryâ-nûş deryûz.s. hayran. (f. deryûze içten.s. meç. i.) akıllı.s.b. meç.b. şarap fıçjsı.b.s. 4. gökyüzü. semâ. utanma. 2. (f. (f.) 1.s.) 1.b. sertlik. dervîş'in c.) yalnız kalmayı seven.) çok içki içen.b. 2.) feyzi deniz gibi sonsuz. Akdeniz. liman. (f. Hint okyanusu. . (f-b.s.) kalbideniz gibi geniş olan. gerçek.) kapı.a. (f. yeşil deniz.) 1.) deniz gibi coşan. (f.) denizi andıran. (f.s.a. aba giymiş derviş. gardiyan. şecaat.) bahşişi deniz gibi çok olan.b. 5.) dervişler. dervişcesine. coğr. int-rospection.) 1. fr. (f.s. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. lâzım. meç. fakir ve ihtiyaçlı kimse.b.) dilencilik. i. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. (f. havsalası geniş. anlayışlı. (f. (f. gönülden gelen ah. (f. i.b. (f.) küçük deniz. (f. umman denizi. kabalık.) bin adımda bir dikilmiş taş. 2.s. (f. ters. inci çıkarılan deniz. açık deniz. (f. i.i.

2.) iğne.c. dest (f. dest-âlây (f.) hîleci. (bkz: Âftâb. kapacık. dest-i Hakk Allah'ın eli. 3. dest'in c. dest-i billur billur gibi el. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta. hasta.b.i. başarılı el. terzi. 6. Şems). kör-ince kapacığı. dest-âmûz (f.b.. (f-b. destan (f. lambdo'ide.i.s. güç. benzer. düstûr'un c.i. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş. (bkz: dek). 5. dest-i üstâdâne becerikli. o-yuncu.s. deryûze-ger'in c. ikili kapacık.i. üstünlük. (a. dest-i dil gönül eli. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. güç. 2. 2. deskere (f. derzen (f. el. dessâm-ı iklilî anat.) yağa mensup. şehir ve kasaba. oyun. zafer.c. (bkz: hayyât). dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak. yüksek yer. dekler.) dilenci. (f.s. fr.c. desîse (a. el altından yapılan işler. galebe.b. o-yunlar. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler. (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. yağa benzer. Kâse-i deryûze deryûze-ger deryûze-gerân deryûze-gî derz . oyunlar. üslûp.i.f.) zincirde. anat. dest ü pa el ve ayak. Hurşîd. zincire vurulu. ve s.b. desîse-kârâne (a. mevki. dessâm (a. tarz.i. desîse-kâr (a. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat.s. valvule tricuspide.) hîle eden. hîleci. (f.) ele alıştırılmış. valvule. kuvvet.) dilenciler. dessâme (a.i. desemî.i.) dikiş ile yiv yapan.) kapakçık. menfaat.) 1. (bkz: sâil). yağ ile ilgili şeyler. dessâmât-ı sîniyye biy. fr. hîleci. dest-i ra'şedâr titrek el.i. teskere. (bkz: desîse-kâr). destan) 1. düşüm) yağ. derz-i lâmî biy. aldatıcı.zf.c.) dilencilik. oyuncu. dikiş yivi.s.). desâis) hîle. bulaşık el.f.s.) bulaşmış. (bkz: destgâre). istibdad'ın verdiği azap. (bkz. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak. kapakçık. Mihr. dest-i istibdâd istibdad'ın eli. desâis (a.i. çekişmek. oyuncu.i. desâtîr (a. dürûz) 1.i.) hileler. desem (a. der-zengîr (f. yiv. desemiyye (a. üçlü kapacık. valvule ilecocoecal. fr. başarılı el.s.b. f r. yavrudan beslenip alıştırılmış.) desîse eden. lâmbda dikiş.) eller. desîse'nin c.dilenci çanağı.) eş. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat.b.) anat.s. kuvvet. valvule mitrale.i. (bkz: menend). 4.f. des (f. sigma kapacıkları. dessas (a. fayda. dest-i âhenîn "demir el". kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. derzi (f. desîse-bâz (a.i.) desîse edene yakışacak surette. el altından yapılan iş.düstûr). fr.s.

b. . (f. (f. 3.) 1.zf.) eli göğsünde. (f. (f. (f-i. (f.b. (f. 2.destan destân-ger destân-serâ destân-zen destâr destâr-ı hümâyûn destâr-ı şerif destâr-ı Yusûfi destârân destâr-behâ destâr-bend destâr-bendân destâr-çe destâr-hân Destârî destâr-pûş destâ-seng dest-âvîz dest-azmâ dest-bâ-dest dest-bâz dest-be-dest dest-be-dehân dest-bend dest-ber dest-ber-bâlâ-yı dest dest-ber-sîne dest-be-ser dest. şaşkın. el uzatma. dâstân). incik boncuktan yapılan kol bileziği.) eli başında. 2 . bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak.s. elcik. g.) tohum gibi saçılan şeyler.) sank saranlar. b. sınama. Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank.) el öpmeklik.) sarık saran.i. (f.s. dest-bûye dest-bürd dest-çâlâk dest-dırâz deste deste-çûb dest-efşân destek (f. el elden üstündür. (f. 2 .) 1. zulmeden.i. el öpme töreni.s.i.) elele.) 1.s. (f.) hîlekâr. (f. 2. küçük el.) kuvvet. satranç.) 1. on yapraklık altın varak defteri. zafer.b.) üstünlük.b. 3. 2. elden ele. s .i. kıssa. (f. elele tutuşup oynanılan bir oyun. (f. tezvîr. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet. (f. sarıklı. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir].s. el kavuşturmuş. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu. (bkz: imame). üstünlük. (f. (f. tutacak yer. tülbent.s. tülbentler. 2.b. sopa. (f. bahşişler.s. ve i. dubaracı.) 1.i. (f-b-i-) değnek. (f. tutam.s.b. (f.beste dest-bûs dest-bûsî dest-bûy. kuvvetlilik. raks.b. (f. el bağlamış.i. (f-b. işe hazır. [maneviyatta da kullanılır].b. destar yapan.) destan okuyan.) hîleci.) deneme.s. masa örtüsü. epopee . (f. 3. hîle. ne yapacağını şaşırmış.b. s. kabza.b.i.) ufak hediye. Rüstem'in babasının lâkabı.) sank. (f. peşin satış. dest-be-dest).b.) sank parası.b. (f. demet. atik.) eline çabuk.) 1. 2 .) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde. 3.) elele.) sapan ["dest-seng" de denilir].) mendil. (f. (f. yağlık. sanklar. takım. insan veya hayvandan meydana gelen halka.s.s.b. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi].s.b. (f. (bkz. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek.i.i.) destâr-bend'in c.b. hokkabaz.b.b. dalgın. 2. el uzatan. mekr. (f.zf.) eli bağlı. (f. ücretler.) el öpme. sarkıntılık.b.i. (f. (bkz.i. (f.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse. pâdişâh sarığı. destarla ilgili. dayanak.) 1. (f.) parmağı ağızında. sanklılar sınıfı.i. destâr'ın c. hikâye.i.i.b. meddah.i. (f.b. 2.) 1.i.b. küçükten büyüğe verilen hediye.b.b.i. iğ.s.) 1.s. f r. sultanların sardığı bir çeşit sarık.

kimse olmasın. el ile yapılan iş.i. dilenci. dest-erre deste-seng dest-gâh dest-gâh-dâr destgâre dest-geh dest-gîr dest-girây dest-güşâyî dest-güşâ dest-güzâr dest-güzîn dest-hatt dest-hûş destî destî-bâz destine dest-kâr dest-keş dest-lâf dest-mâl dest-mâye dest-Mûsî dest-mûze dest-müzd dest-nemâz dest-nişân dest-pâk dest-peymân dest-renc dest-res dest-res olmak dest-seng dest-sûz dest-sûze dest-şikeste dest-teng destur destûr-i edviye (f. kuvvetsiz. çelimsiz.b. elde etmek.b. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı.) 1.) ele geçirmek. iş.b. i. el emeği.) eli yakan. testere. 5. [bkz. dindar.) oyuncak.b. (f. avuç açan. g. (bkz.) l . Hûrşîd.b. (f.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse. (f.b.) 1. (f. (f. (f.i. (f. 2. deskere).i.) elde bulunan şey. Güneş.m. (f. müsâade. (f.s. 2. (f. atölye. kodeks.) 1. (f. el bileziği. mektubun sonuna konan imza veya tarih.) el işi. 4. pâdişâh fermanı. yoksul.i.b. (f. el bıçkısı. kanun. (f.i. 2. (f. 2.) el yazısı. kazanç.) elinden tutan. 5.) 1.s.b. (f. (f.i.i. 4.i.) 1. 6. erişmek. (f. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren. usta. s.) teskere.s. hasta.) hediye.) zayıf.i.b. el uzatan.b.i.) 1. fakir.) el atıcı.s.) el açan. kuvvet ve zenginlik. müsâade edin.s. (f. yedek at. yankesici.a. (f. i. ilâç yapma konularıyla ilgili kitap. (f. 3. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey. .b. izin.b. mahkeme ilâmı. (f. el çeken.b.i.b. 2.) yardımcı. açılın. 6.) ezme işinde kullanılan.i.b.) abdest.i. i.) kendi eliyle dikilen fidan. zenginlik. yardımcı.) testi ile oyun yapan hokkabaz.i. (bkz: bâzîçe). (f.) pazarlık. 2. (bkz: mehr-i muaccel). ayakteri.) elerme. 4.b.b. ücret. izin verin geçelim.b.) sapan.b.s.b. (f. Şems).i. bir işten vazgeçen.dest-endâz destere.s. bir örgü motifi. sermâye. (f. 3. [toplantıda] baş köşede oturan.).b. Âftâb.) elbezi. 2 . 2.i.i. müsâade et. kazanç. yardım. 2. dokuma âleti.i.i. (f. (f. avuç açıcılık. yakıcı.b. kol-bağı.b. töre. el ile yazılan mektup.) 1. (bkz: dest-gâh).b. (f. (f. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse.b.b.b. bilezik. 5.i.) nişanlı kız. fakir.) damadın geline verdiği ağırlık.b.) el açıcılık.) amele başı. (f. tezgâhtar.b. 3.s. armağan. (f. ruhsat.) bahşiş. (f. imdada yetişen.) 1.b. taş ve sâire nakline yarayan tahta.i.i. i.b. (f. billur veya mermerden yapılmış âlet. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz. 3. kalfa.t.i. (f.b.s. (f.s. (f. (f.Mihr. (f.s. 3. testi.s.b.i. mendil. tezgâh. elinden tutma.) eli dar.b. savulun!.i.

(a.i. (f.) 1. (f.i.) musibetler.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller. terementi. belediye dâireleri.) içler. İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge.s.) hançer. (a. yatıştırıcı ilâç. hayat çölü. zift. çâre.) çöllük. tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. (f. evde gezen.t.) savaşta giyilen demir eldiven. ovalık. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. (bkz: dellak). çoban değneği. mürdesenk. el bileziği.) bozkır.b. Dinyester ile İrtiş arası geniş step. devlet dâireleri. ilâçla ilgili olan nesneler.) yük ve binek hayvanları.i. Lâr diyârına mahsus hançer.i. (f. tutunma. deşt-peymâ).i. dâhiye'nin c.) 1.i. büyük belâlar.) yardım. zafer. 3.i.) yardımcı. muavenet. (a. b. ele benzer.) 1.s. vahşî. (bkz: deşt-gerd. (bkz: deşt-neverd. 2. (f. ilâçlara ait. dâiye'nin c.) şifâsı imkânsız olan. (f. 2.b.i. dâhile'nin c. ilâç. meclisin baş tarafı.b.i.b. (bkz: deşt-gerd.) 1. baston. balmumu.) hamam natın. acı giderici. 2. dünyâ halleri.b. dâire'nin c. 2. (f. el uzatma. (f. ova. fânilik ovası. iltiyâm-nâpezîr). yedi deva.i.i.) desturla ilgili.s. günlük. kırda. evde gezen. güzel kokulu bir çeşit şeker helvası. felâketler. (f. (f.s. kırda. evde gezen.i. tedbir. 2.i. öküzödü]. askerî dâireler.c. kırda. Hz. 2. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır. arka.b.) çölde. yedi ilâç[üstübeç.i. çölle ilgili. (a. .i dâbbe'nin c. edviye) 1.zf. ilâcı olmayan.) bâzı kimselerce. (bkz. bilezik.) dâireler.i. deştneverd). dâhine'nin c. (f. (f. fırsat.) duman çıkaran bacalar.) çölde.destûr-i riyazi destûrî desturun destvân dest-vâne dest-vâr. kır.i. (f. (f. (a.s. yabanî. deştpeymâ). (f. (a-s. devâiyye devâir devâir-i askeriyye devâir-i belediyye devâir-i devlet matematik formülü.) çölde. (f.b.b. el kadar. müzahir). el gibi. 3. (bkz: muîn. (f. dest-vâre dest-yâb dest-yâr dest-yârî dest-zen deşne deşne-i -Lârî deşne-i subh dest deşt-i fena deşt-i hayât deşt-i kebîr deşt-i Kerbelâ deşt-i Kıpçak deşt-gerd deştî deşt-neverd deşt-peymâ deşt-zâr deva' devâ-i seb'a devâ-nâ-pezîr devâ-yi misk devâ-yi müsekkin devâbb devâc devâhî devâhil devâhin devâî devâi-d-dehr devâî. (f.b. dünyâ.) 1. 2. (a.) üste örtünecek şey. üstünlük.s. (a.s. yorgan. çöl.

2.s. s.dîvân'ın c.) 1.s. Esb-i devan koşucu. devâr.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli.s. devâir-i müttehidül-merâkiz geo. (bkz.s. fr. 2. devât (a.) büyük.) ilâcı. hızlı yürüyen. deverân-ı lenf biy. bir dirhemin dörtte birleri.i. ulu ağaç.) koşa koşa. devâlîb (a. .i.i. devan devan (f.i. çâresi olmayan. circulation. devâir-i uruz coğr . Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim. mangırlar. hızla. devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet.i.s.f. hızlı giden at. devlet-i âl-i Osman tar. deverân-ı kebîr biy. (bkz: devît).i. Osmanlı imparatorluğu.i. (bkz.i. düvel) 1. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz. patırtılar. düzen dolapları. devlet-i ebed saltanatı ebedî.devâir-i husûsiyye özel dâireler. deviyy (a.c. Osmanlı imparatorluğu. 3. dâim olma. devâvîn (a-i.i.f. devânikî (a.) 1. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları.) ilâç tertibeden. kan dolaşımı. dolâb).i. sürme. duvar (a. rotatoire. deveran (a. seğirten. devît (f. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. devan (f. z f. (bkz.) mat. devle (a. dönel. bir me'-mûriyete gidip gelme.i. divitdâr. koşan. gürültüler. damar hastalığı. hızla. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet.) dev gibi. bir işe. fr. devât-dâr (a. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk. deveranı (a. devlet-i aliyye-i Osmâniyye). devende (f.). sürekli olan devlet. devam (a.) gezen. devâlî (a. dolanma. yazı takımlarına bakan kimse. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar.zf. dolâb'ın c. (bkz: dîvân2). büyük dolaşım. koşarak. devânik (a. çâre bulan.) anlaşılmayan.b.f. devlet (a.) 1.s.) şâir dîvanları.b. dânik'ın c. dönüp dolaşan. dev-âsâ (f. deverân-ı dem biy.) hek. devha (a. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet. (bkz: devât). devlet-i müebbed). varice.) divit. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı. devâir-i mütevâziye geo. baş dönmesi hastalığı.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler.b. nerden geldiği belli olmayan sesler.s. 2. bir halde bulunma. sür'atle.) divit. sebat.) dönüp dolaşma. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. devâ-nâ-pezîr (a.) hek. devâ-sâz (a. fr.s. 2.) 1. yazıcı. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. lenf (akkan) dolaşımı.

şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan. kader. kapı kapı gezip dolaşma. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır. mevki. (a. biri. muz. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. saadet ve nîmet sahibi. müşirlere. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri. mant. 7. gönlü hoş eden devir. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür. 9.i. zaman. Bu makamın 7/8.i. tar.b.f. (a. mutlu.s. konak.s. tas. (a.) devletin. (bkz: devlet-yâb). 4. durmamacasına dönüp dolaşma.c. kısırdöngü. 2. mutluluk. güle güle.) [eskiden] refah.b.f.b. dünyâ gezisi. hükümdar. kut.b. ululuk.b. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı]. musibet.) g. talih. . 2.]. baştan sonuna kadar okuma.f. (a. edvar) 1. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli. 3 baht. muz. mitoloji çağı. döner delilik. büyüklük ve iyi talih. (bkz. [tezhip.s. mutlu. şehitlik devleti.b.f. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir. dün yâya gelme.b. (a. cercle vicieux.]. Türk müziğinin küçük usullerindendir. birini uğurlama sözü. (bkz: devlet-iktirân). hat. bir şeyi başkasına teslim etme. gerileme dönemi.b.devlet-i müebbed devlet-i şehâdet devlet ü ikbâl devlet ü ikbâl ile devlet-âbâdî devlet-hâh devlet-hâne devlet-iktirân devletli. nakil. (a. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer.t. Mekke şerifine verilen unvan. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. dönme. bir şeyin etrafını dolaşma. 8. zaman. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi.i. refah içinde. belâ günleri. 6.f. büyük saadet. zenginlik.b. 3. fels. (a. [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. aktarma. şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan. (a. devlet zamanı. dönüp dolaşma.s. fr.) ev. 7 zamanlı ve 5 darblıdır. minyatür v. 5.i. s.b.). vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan. sarayın kızlar ağasına verilen unvan. gül mevsimi. saadet nöbeti.-lü devletli! inâyetlü devletlü necâbetlü devletlü re'fetlü devletlü semâhatli devletlü siyâdetlü devletlü utûfetlü devlet-meâb devlet-medâr devlet-mend devlet-yâb devr devr ü teslim devr-i âlem devr-i bâtıl devr-i cünûn devr-i dâim devr-i devlet devr-i dil-ârâ devr-i ebvâb devr-i esatir devr-i felek devr-i gusmâ devr-i gül devr-i hindî devr-i ikbâl devr-i inhitat (bkz: devlet-i ebed). çağ. büyük rütbe. vezirlere. 4. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır. dünyâ seyahati.) mevki ve zenginlik düşkünü. pâdişâh damatlarına verilen unvan.) refah içinde. talih. fr. devletli). en hoş zaman.s. folie carculaire. mutluluk günleri. (a. durmadan.

s. Muhammed'in yaşadığı Çağ. âhır zaman (Hz. şarap kadehi. zaman. tevşîhler. (a. kuluçka devri. z f. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında .f. (a. kenarı. yıl dönümü. geçmiş dersleri hatırlama. pâdişâh devri. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri. besteler. 2. 14 zamanlı ve 6 darblıdır. * dönem. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. devrât) 1.) devrederek. fr. muz. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. devriyye Sene-i devriyye devriyye on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir. [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan. ay devri. Türkü. bülbül. 2. muz. (a. eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan. talih. tar. lâle mevsimi. devir suretiyle. kavs-i urûc. fiz. Peygamber'in devri). 7 zamanlı ve 3 darblıdır. dönemli yel. tevşîh.c. 2.i.b.) l. bir şeyin fırdolayı etrafı. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. bir önceki hükümet. gezici karakol. [Bektaşi tâbirlerindendir]. devir. 3. b i y.devr-i isnâ-aşerî devr-i istibdâd devr-i kamer devr-i kamerî devr-i kebîr devr-i lâle devr-i mihnet devr-i râbi' devr-i revân devrî rüzgâr devr-i saadet devr-i sabık devr-i saltanat devr-i tefrih devr-i terakki devr-i tezâyüd devr-i turan devr-i Veledi devr devrân devre devre-i âliye devre-i arşiyye devre-i ferşiyye devre-i ibtidâiyye devre-i kasire devre-i mutavassıta devren devr-hân devrî.) 1. terakki.i. (a. ilerleme dönemi. (a. kısa devre. Türk müziğinin küçük usullerindendir.i. hastalığın ilerleme dönemi. hek. felek. 2. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. casus. devir ile. (a-i-) dünyâ. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. 3. muz. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi. dünyâ. bir ay içinde ayın dolaşması.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. Bu usul ile âyîn-i şerifler. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir. eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür.) 1. Türk müziğinin küçük usullerindendir. vent periodique. dönüş. 3. Hz. coğr. karatavuk. lâle devri. zaman zaman. Bu usul ile kâr. devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları.s. Türk müziğinin büyük usullerindendir. (f. dönme. devrân ile ilgili. mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur]. hafiye. geceleri dolaşan kol takımı.zf. kader. şarkılar. peşrevler ölçülmüştür. kârlar. ilâhiler. eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. II.

Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi.s. meyhane. (a. karanlık gece. hüzünlü. süregelme. usul âdet. (f. . zalâm. Irak'ta Bağdat'ın 55 km. Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır.) deylemliler. meç. huk. Irak'da Küfe yakınında bir yer. deycûr'un c. (a. bir melek adı.h. kış. deyâcîr) çok karanlık. (a. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. Kûfe'ye 42 km. (a.i. edyâr) 1. Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. i.devriyye mevleviyyeti devvâr Çerh-i devvâr Felek-i devvâr devvâre dey deyâcîr deybâdîn Deyâlime deybâvend deybâzer deycûr Şeb-i deycûr deyden. şitâ). Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı. 2. (f. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır. (a. huk. 3.h. gelenek. insanlık âlemi.i. Bağdat'ın 90 km. ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı. (a.c.h. (a. uzaklıkta bulunan bir manastır.i.) kış ayı. i. eski usul.) karanlıklar. tasalı dünyâ. deylem'in c.b. [bu] dünyâ. Fırat'ın batısındaki bir manastır. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8.) Tehmûres'in lâkabı.i.i. 3. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek.i.s. devam. (dar kilise) meç. ve onu idareye me'mur sayılan melek. zulmet). Irak'ta Kûfe'ye 42 km.) 1. düyûnât) borç.) dâimlik. 2. huk. 3. 2. uzaklıkta.i. duyûn.) 1. deydene deydene-i dîrîne dey-mâh deymûmet deyn deyn-i gayr-i sahîh deyn-i hâl deyn-i lâzım-ı sahîh deyr deyr-i Abdurrahmân deyr-i kunna deyr-i kurrâ' deyr-i mihnet deyr-i mugan deyr-i mürrân deyr-i semân deyr-i teng deyr-ül-âkul deyr-ül-aver deyr-ül-bahrî deyr-ül-Caslîk deyr-ül-cemâcim istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan. Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. meyhane. Güneş yılının onuncu ayı. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç. (f.) pergel denilen geometri âleti. (a.i. Cenâbıhak.i. bu dünyâ. mecusî mabedi. (bkz. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. devr'den) devreden.c. kilise. her Güneş ayının 23 üncü günü. çok dönen.c. Güneş aylannın sekizinci günü. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır. manastır.i. (f. âdet. (bkz. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç. Dünyâ. Dünyâ.

(a. (bkz: diraht).) zool. 2 . (a.) gülme. her şeyin ufalmışı. (a.i. gazanfer.i.) el uzunluğu. adla') 1. anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği. mat. cevşen). Nil'in batı yakasında.i.) zool. (a.c. (bkz: zıbâbiyye). Mardin ilinin güneydoğusunda. dikkenar.s. kurumsak. (a.c.deyr-ül-gebrevî deyr-ül-Kamer deyr-ül-Medîne deyr-üz-zaferân deyr-üz-zûr deyrânî deyr-hâne deyrî deyyân deyyâr deyyus dıbâbiyye dıbkıyye dıfda' dıfdaiyye Dıhâm dıhk dıhk-âver dıkak dıbk dıkk dıl' dıl'-ı kaim dıl'-ı kâzib dıl'-ı mücessem dıl'-ı sahîh Dımışk Dımışki dır' dıraht dırâk dırâz dırâz-dest dırâz-gûş dırâzî dırgam dırgame dırra dırs dırsî. Tanrı. (f.s.) 1. Teb'de bir yer.i.) uzunluk. 2. 1.b. azı dişi ile ilgili. kurbağagiller.s.i. dün ve yarın. anat. biri. (a.i. şîr). a. esed.' (a.) ince ağrı. savaşta giyilen zırh.s. şirden denilen bağırsak.i. (a.) Şam.c.i.i. (a. kırıntısı. Lübnan'da bir kasaba. . defâdı') kurbağa. (f. güldüren. incesi. Eskikale köyünde bir manastır.).) iri. darâgım) arslan. ayrıt. destek.) manastır. (a. kilise. 2.c. ("ga" uzun okunur. duru') cenkte.i.) arslan. baş.i. kırbaç. (f.i.b.s. 2. XII. fr. el uzatan.). (a.) deriden yapılmış kalkanlar. dahm'ın c.) mükâfatlandıran veya cezalandıran. (a.s. adrâs) azı dişi. daraka'nın c. tura.c. (f.) kulağı uzun. (a.f.i. s. geo.h. derâre). (a. (a. (f. 2. binaya vurulan direk.s. (bkz.) azı dişine ait.) 1. (a.i. manastır ile ilgili. haydar.) 1.i. kenar. dünkü gün.s. (a. güldürücü (a. (bkz:çağz) (a.) pek dar. (a. manastır sahibi.f.) bot. bir fert. (bkz. kaburga kemiği.) manastırla ilgili. pek dar yer.b.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse. deyr'den) manastıra mensup. hâkim. dırâ'. yüzyıldan kalma kral mezarları. bir kimse.b. (a. (a. diâmet yukarı Mısır'da M. (a.i. ökseotugiller. manastır adamı.Ö. erime hastalığı.i. (a. dırsıyye dıyyık Mekân-ı dıyyık dî dî ve ferda diâm. anat. Dimişki). (a. (bkz. geo. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği.i. [aslı "derâz" dır].i. Suriye'de bir şehir.) dün.) ökse. (bkz.i. (a.s. kalın olan şeyler.c.) insanın güleceğini getiren. (f.i. (a. ileri gelen. (bkz: tâziyâne).i. payanda.s. tavşan.i.) uzun. arete.

(a. sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli. görme. dîde-gân) 1.b. 2. çiçekli bir çeşit ipek kumaş. kanlı yaş döken.s. görüşme. (a. süslü bir ipekli kumaş.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş. nöbetçiler. (f. meydanda.b.i.b. canfes kumaş. bir yazı sitili.b. (bkz: Aftâb. (a. kolcu. (f. (bkz: decâce.) "gözü yolda" bekleyen.c. (f. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. s.c. gözbebeği.b.) sepicilik. Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş. gözcü.b. dücâce). i. 3. (a. (f.) l.) başlangıç.yüz.) 1. açık. kan ağlayan.s.i. Mihr. bağırsak kurtlan. ağlayan göz.i. g. astr. kolcular. (f. 2.) dîde-bân'ın c. Zühal (Satürn) gezegeni. dücüc) tavuk. kan saçan göz.b. kadın adı.b. çehre. 2. 2. gözleyiciler. (bkz: dîde-bân). (f. lütuf görmüşler. hürriyetin güzel yüzü.) görmüşler. yedi gezegen. [evvelce] gümrük kolcuları.s.s.s. mahmur (bakışlı) göz.dîbâ dîbâ-yi frenk dîbâ-yi Hindi dîbâ-yi münakkaş dîbâ-bâf dîbâc dibace dibâgat dicâc dicâce dîdân dîdân-ı em'a dîdân-ı haytiyye dîdân-ı şerîtiyye dîdâr dîdâr-ı hürriyyet dîdâr-ı pak dîdâr-ı yâr dîde Nûr-i dîde dîde-i bînâ dîde-i gâv dîde-i giryân dîde-i hakk-bîn dîde-i hûn-bâr dîde-i hurûs dîde-i mahmur dîde-i siyah -dîde Lûtuf-dîde Zarar-dî-de dîde-bân dîde-bân-ân dîdebân-ân-ı âlem dîdebân-ân-ı çihârüm dîde-bân-ı felek dîde-be-râh dîde-bî-dâr dîde-dâr dîde-fürûz dîde-gâh -dîde-gân Lûtuf-dîde-gân (f.s.) göz aydınlatan. yaşlı göz. 5.) gözüne uyku girmeyen. dîbâ. dücâc). gören göz. frenk canfesi. kurtçağızlar. dallı. (f. Güneş. (a.i. (f.i.i. dücüc) bkz: decâc. önsöz. (horoz gözü) meç. 4. gözucu. gözcüler.) ipekli kumaş dokuyan. 3. (f. Hûrşid.) gözetici. görülmüş. (f.c.c. görüş kuvveti." (f.) 1. (bkz: ayn. nöbetçi. canfes. doğruluğu gören göz. bekçiler.i. (bkz: mukaddeme). dûd'un c.c. (f. zool.i. kırmızı şarap. bekçi.i. -dîde'nin c. (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek. göz. göz. [evvelce] gümrük kolcusu. sevgilinin yüzü. çeşm). gözün nuru. dîde-gân) görmüş. lütuf görmüş.i. temiz yüz. doğruyu. .i. debâbîc) 1. meç. gözcü.) ufak solucanlar. 2) bir çeşit üzüm.) gözcünün bulunduğu yer. kara göz. şeritler. (bkz: çeşm-i siyah). (a. Şems). zarar görmüş. s. gözleyici. gözcü. 4. 2. gezegenler.s.i. şeritler.

s.).h.) başkalarını düşünen. efser.s. "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek.i. öteki. (f.s. değişmiş.dîdeler-rûşen dîde-nümâ dîde-pûş dîde-rübâ dîde-ver dîg dîg-i cûşân dîg-i sevda diğer. 2. (bkz. dakik'in c. (bkz.) köylü. a. taşkın. (f.) çömlek. işten anlar. (f-b. (f.i. (a. (f.) bir kimsenin sevincini. çiftçilik.) Esterâbâd denilen kasaba.) 1.b. (f. (f.i.b.b.i. aşk tenceresi. veriş.i. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. tıknefes.i. muhabbet kazanı. (f. kalb. (dühn'ün c. dih-dâr).) sürünülecek yağlar. 2. utanç verici. (f. toprak tencere.i. a. (f. meç. bozuk. (bkz: dahîm.b. 2.i. (a.) 1. küçük köy. (f. (a.) çatal ibikli horoz.i.) verme. köylü. (f. dihât) 1.b. verici.c. (f. fr. dâhim. diyeke.) "gözü kapayan" rüşvet.zf.i. nefes darlığı.) göz gibi.) iyi gören.) başka defa.) köy.i.) taç.) köye mensup.*j dihât oUj dih-çe dih-dâr dih-gân dih-hüdâ dihî dîhîm Dihistân di his dihkan dihkanî dihlîz dîk dîk-i ebyâz dîk-ül-arş dîk dîk-ı nefes dikak dîk-efrak dikkat dikkat-i nazar dil dil-i âvâre (f.i.s.b.c. köy. altruiste.i.i.b. (f. incelik. ufalmışlar.) göz alıcı. (bkz: dihkan).i.s. ehemmiyet verme.) köyler. kırmızı sahtiyan. edyâk) horoz. (a.b. köylülük. ("ka" uzun okunur. (f.s. bakış inceliği.) 1. bağışlama. ihsan. s. yürek.t. atiyye).) başka gün.) dakiklik. (f.b. karye. başka zaman. ikîîl).s. köy ağası. (f. göze benzeyen.) veren. (a. çiftçi. karye. ("ka" uzun okunur. (a. dîh'in c. başka. dîger dîger. utandırıcı. 2. [bkz: dîger-bîn).) 1.) 1.i. g.i.s. (f.b.i.) incelenmiş. f. (f.s.) köy ağası. darlık.) diğer. Cennet'te bir kuş. taşmış. 2. (bkz. ince eleme.b.b. rahatlık veren. ince arama. serseri gönül.s. doğruluk. taşan tencere. (bkz: dîh). . ekinci. (f.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan.i. köylü. ("ka" uzun okunur.) rençberlik. köy kâhyası. [aslı Farsça "dih-gân" dır]. dehlîz). başkalaşmış. bâr dîger-bin dîger-gûn dîger-kâm dîger-rûz dih -dih Ârâm-dih Haclet-dih dîh dihân . gönül.i. ölmüş.i. (f. (f. (f.) dar olma. başkaları için yaşayan kimse.s. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek. çiftçi. köylü.) köy ağası.s.b. (bkz: dihhudâ). (f.

b. ateşli gönül.s. merhametsiz. 3. 3. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri.b. yıkık. kederli. yüreği sıkan. yanık. sevgiliye yakışır surette. (f. orta.s. tek parçadan yapılı gönül.s. i. akıllı. (f.s. merhametsiz yürek. gamlı gönül. güzellik.zf. inleyen gönül. harap gönül. (f. dil-âver'in c. deli gönül.s. 2. gönüle asılan. i. gönülü karıştıran.) gönül eğlendiren. yaralı gönül. (f. yüz parça. (f. 2. bilgin. yiğit. avutan. (f. (f.) yiğitler.b. gönül alan. dilber'in c. gönüle sıkıntı veren.b.) gönül bağlayan.b.s. muz. kalbi kırık. dil-ârûm dil-âsâ dil-âsûde dil-âşûb dil-âşüfte dil-âver dil-âverân dil-âvîz dil-âzâd dil-âzâr dil-âzürde dil-bâz dil-bend dil-ber dil-berân bil-berâne dil-berî kararsız gönül. dil-berân) 1. güzeller. kadın adı. mandıra. zavallı gönül. dil-i nizâr dil-i zinde dil ü can dil-i zar dil-i derya dil-i şeb dîl dil-âgâh dil-ârâ. yan.c. (f. gönül ve ruh. paramparça olmuş gönül.s.b.s. güzel. gönül çeken.s.) dilberler. i. dilâverân) 1. diri ve uyanık gönül.b. parça parça. ırmakların gönlü. mezar.s. gece yansı. muz. ağıl. kalbi meftun eden [güzel].) gönülden vurgun olan.) 1. 2.) 1. yürekli.) dilberlik. güzel. (f. (f. kız adı.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. (f.) gönlü rahat. denizin ortası. dertli gönül.b. gönlü alıp götüren. (f.b. 2. nokta. 2. 2.s. zavallı gönül. sevdalı gönül.) 1. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. (f. (f.b.b. yürekliler. gönül kapan. gönül.s. ateşli gönül. gönlü dinlendiren.) 1. gönlü rahat. kalb.dil-i bî-karâr dil-i bî-mâr dil-i dîvâne dil-i inhâr dil-i hâk dil-i mecruh dil-i nâlân dil-i nâ-mihribân dil-i nâ-şâd dil-i pak dil-i pare pare dil-i pür-âteş dil-i sâd-pâre dil-i sengîn dil-i sevdâ-nihâd dil-i sevdâ-nişân dil-i sûzân dil-i şeydâ dil-i vîrân dil-i yek-vücûd dil-i zar. paramparça olmuş gönül. (f. güzele.) gönül anlar. 2. hatır kıran.b. gönül okşayan. (f. taş yürekli.b. erkek adı.s. sevdalı gönül. güzel söz söyleyen. cazip. deli gönül. kalp kıran.b. (f.) gönlü incinmiş.s. . kalbi uyanık.b.bs. kederli gönül.c. (f. i. hasta gönül. (f. toprağın aln.) gönlü rahatlandıran.s.b. meftun olan. temiz gönül.i.s.i.) gönül inciten. göze hoş görünen.) dilbere.

yüreği ölü. muz.) gönlü kızmış.s. gönül dileği. (f.s. âşık.) yürek parçalayan.b.s.s. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil.b.b. (bkz: dil-dâde).i. dil-hâh).s. (f.) heyecanlı. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam. yiğitler. (f. (f.) gönlü hasta.b. ve i.s. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur. (bkz: dil-efrûz).b. (bkz: dil). muz.) 1. (f. ıztırap çekenler.b.) muz. dilîr'in c.b.b.zf.s.s. yüreklilik. dilîrân) yürekli. Bu makam.) yiğitcesine.b. kalbe sıkıntı veren.s. gönül vermiş. (bkz: dil-beste). gönül.) gönlü yaralı olan.) gönlü yıkılmış. (f. yüreği sevinçli. dil-figâr dil-efrûz dil-efzâ dil-ferâh dil-figâr dil-firîb dil-fürûz dil-germ dil-gîr dil-güdâz dil-güşâ dil-güşâde dil-güşte dil-hâh dil-harâb dil-hâste dil-haste dil-hırâş dil-hûn dil-hurrem dil-hûş dilîr dilîrân dilîrân-ı nîzedâr dilîr-âne dilîrî dil-keş dilkeş-hâverân (f. (f.b. (f. cesur.) içi kan ağlayan.c.) !.) gönlü yaralı. (f.) gönül çalan.i.s.s. yiğit.b.) 1. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır.) iç açıcı.dil-beste dil-cû[y] dil-çâlâk dil-dâde dil-dâr dildil dildil-künân dil-dûz dil-düzd dile dil-efgâr.s. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].s. (f.) gönlü geniş.s. (f.s.b. (bkz: mecrûh-ül-fuâd). (f.b. 2. (f. gönül çekici. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır. i. muz.s. (bkz: dil-fürûz).hüseynî ve ikinci . (f.b. (f.b. (f.) gönlü ölmüş.) gönül aldatan. (f.s.b. (f. 2.) yürek eriten. gönül açan. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam. cesurlar.s. yüreği rahat.i.) gönül isteği. gönül çeken. tırmalayan. gönüle ferahlık veren. kalbe ferahlık veren. (bkz.) gönlü ferah. öfkelenmiş. i.b.b.) yiğitlik.s.) 1. kırgın.) gönül arayan.b. (f. muz. (f. âşık. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir.) gönlü şen.b. (f.b. iç a-çan.) 1. âşık. mertlik.b.s. gönüle eziyet veren. inleyenler.b. (f.b. mertce-sine. (bkz: cân-hırâş). Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan.s. inleyiciler. kalbe batan. gücenik. (f.b. 2. kırılmış. (f-b. alımlı. (f. mızraklı yiğitler.s.) gönül delen. (f. 2. sevinçli. (f. (f.s. âşık.s.b. (f. sevgili. sevindiren.b. 2.s.i.) 1.) gönül aydınlatan.i.) yürekliler. (f.s.i. (f.a.s.s.) gönül tutan. (f. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. gönül sahibi. 2.).s. (f.) gönlü hoş. (f. cazibeli.s.) gönül bağlamış.c. hasta gönüllü. ıstırap. 2. birinin gönlünü almış. (f.) inilti.b.b.) 1. (f.b. sıkıntı. yüreği rahat.

çok acıklı. si için küçük mücenneb bemolü ve do için bakıyye diyezi ilâve olunur.) gönlü kırık. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır.b. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir. gönül kapan. (f.s. âşık.s.) gönül okşar-casına. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır. gönül yakan. muz.b. (f.) gönlü gitmiş.b. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.dil-keşîde dil-kûb dil-küşte dil-nıürde dil-nişîn dil-nüvâz dil-nüvâzâne dil-pesend. (bkz: dil-teng). (f. âşık.) gönlü açılmış.s. (f. (f.b.b. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî. 2.s. i. duygusuz.b.) 1. . (f. 2. (f. muz. (f.b. Güçlüler. (f.) 1. (f. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.b. (bkz.b. kendine meftun eden.). birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh. (f.s. Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır.b.b.) gönül yapan.s. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır. dil-sûhte).) gönlü ölmüş. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan. hoş lâtif.) gönlü kara. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak. (f.) yüreği yaralı. i. sıkıntılı. (f.b.) gönlü zedeleyen.b.b. hüzünlü. kınk gönüllü.b. (f. b.s.b.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür.) gönlünü kaptırmış. kederli. (f. gönlü yaralı derviş. (f.s.s. (f. (f. (f. Umumiyetle inicidir. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.s.s. tahminen iki asırlık bir makamdır. muz.) muz.s.s. (f. 2. vurgun.) gönüle hoş gelen.) gönül alan ve zapteden güzel.i. gönlü ölmüş. gönül okşayana yaraşır yolda.s.).s. gönül alan. dil-pezîr dil-rîş Dervîş-i dil-rîş dil-rübâ dil-rübûde dil-sâz dil-sîr dil-sitân dil-siyâh dil-sûhte dil-sûz dil-şâd i dil-şikâf dil-şikâr dil-şiken dil-şikeste dil-şüde dil-şüküfte dil-teng derecede -hüseynî'nin durağı olan. gönlün beğendiği.b.b. (bkz: dil-zede). (f.s.) 1. (f.b.) yüreği yanık.i.s. A. A. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. [aslı "dil-nevâz" dır].) yüreği dar. yürek yakıcı. vuran.) gönül avlayan. i.b.s.s.) gönül okşayan. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur.) gönül kinci. (f.b. sevinmiş. (f.) kalbi. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere. kederli.s. her şeyden elini eteğini çekmiş.b.s. dokunaklı. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup.) gönlü hoş. Bu makam. (f. dertli.) yürek delen.s. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.b.) gözü gönlü tok. gönülde yer tutan.b.s.

i. (a.f.b. dîni koruyan.zf.) dîne hizmet ve yardım eden. (a. akıl. uzun uzadıya.i.b. (bkz: dil-rübûde).i. eski. parlayan Güneş.s. fikrî.c.) dîni kıran. zihnî. 2. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma.) dince.) vurgun. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası. 2.s.fz. kan dökücülük.h.i. (f.) anat.f. mahv. dimen) süprüntülük.) helak. çehre.s.i. din bakımından.c. (f. geç ve çabuk. bir Fransız frangına denk olan sırp parası. (f.s. (a.].s. ışık. edmiga) 1. dîne karşı koyan. parlak. çoktan. . gönül darlığı.) parlak.s.) nur.) iki yüzlü. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup.zf. 3. dîni arkalayan. âşık. (a. dîne zarar verecek surette.b. (bkz: mağz).) dindarlık. yüz. (a.) yanak. canlanmış. (h. parıltı.s. s. (f.) 1. dîne destek olan pâdişâh.) 1. (f. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya. dimne'nin c.i.f.) 1.i. (a. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. i. (din bilgileri) din dersleri.i. 2.) 1.b.i. (a.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse. pek istekli. 2. güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt. dîne zararlı olacak şekilde sözler. bilgin.s.i. (a.c.) süprüntülükler.s.) gönlü susamış. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur. (a. (bkz: dür).b. 2. (a.f. uzak.i. [tezhip. (a. beyin.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde. parlayan. minyatür v. ziya. (a. dîne destek olan.zf.f.) iç sıkıntısı.f. her Güneş ayının 24 üncü günü. (f. 2. hat. dimâgiyye dimâr dimen ı Dimişk Dimişki Dimne dimne dîn dîn dînâr dîn-dâr dîn-dârâne dîn-dârî dînen dîn-fürûş dînî.b.) gönlü ditilmiş. (a.) kanlar.) çakal adı.) dinle ilgili olan.c. Şam'la ilgili. (din inanışları) din dersleri. uzun müddet. dimağ ile ilgili. (a. (a. (f. [aslı "durahşân" dır].b. (a.b. mürâî).s.i. beyincik.s.b.f.i.s. geç. (bkz.) dîni koruyan. (a. dimağa mensup. (bkz: Şâmî). dem'in c.) dîni kıracak. (bkz: huş). Şam'a ait.f.f.b.i. (a. (a.b. (a. (f.i. dîniyye Ulûm-i dîniyye Akaid-i dîniyye dîn-penâh Pâdişâh-ı dîn-penâh dîn-perver dîn-şiken dîn-şikenâne Akvâl-i dîn--şikenâne dîr dîr ü dırâz dîr ü zud dirahş dirahşân Mîr-i dirahşân (f. şuur. denânîr) 1.b. (a.dil-tengî dil-teşne dil-zede dil-zinde dîm dimâ Sefk-i dinin' dimağ dimağ-çe dimâgî.) Şam.

(f. bozuk. 70 tane arpanın ağırlığı.dirahşânî dirahşende dirahşendegî diraht diraht-i Meryem diraht-i meyve-dâr diraht-ı Vakvak dirahtân dirahtistân dîrân dirayet dirâyet-kâr dirâyet-kârâne dirayetli dirâyet-mend dirâyet-mendâne dîr-bâz direfş direfş-i Gâvyânî direfşân Dürr-i direfşân direm-güzîn direm direm-hırîde direm-serâ direng direv direv-ger dirhem dirhem-i ceyyid dirhem-i hâlis dirhem-i mağşuş dirhem-i örfî dirhem-i rayiç dirhem-i şer'î dirhem-i züyûf dirhem ü dinar dirîg dirîga dîrîn.zf. (f. (bkz: aram).b.) ışıldayan. men'etme. parıl-dayıcılık. başka mâdenlerden oluşmuş. bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke.) evler.b. önleme. 2.s. ve zf. esirgeme. (f. eyvahlar olsun! eski kadîm. (a.b.) ağaç. (a. [aslı "durahşânî" dir]. halk arasında alınıp verilen dirhem.) 1. üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç. parlaklık.) zekâ.) ekin biçme. (f.i.zf. 2.) parlaklık.b.s.i.b. (f. akça.) ağaçlar.) dirayetli.i.i. kavrayışlı. (a. (a. şerîata göre. zekî. 2. dirâyetkâr olana yakışır yolda. (a. bilgili. ondört kırattan ibaret dirhem. diyette. (f. 3.) ekin biçen. hasat.s.f. (bkz: dirâyet-mendâne). (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak].) ağaçlık yer.) zekî. ışıklı.c. eyvah. (f.s.i. [zekâtta .) darphâne.i. 2. orta boyda olan. (bkz: dirâyet-kârâne).) bekleme.f. saf gümüşten ibaret olup.) ışıldayan.s. dirhem. (f. 3. eski okkanın dörtyüzde biri. eski töre. diş.i. Meryem'in altında oturduğu ağaç. karışık olmayan dirhem [gümüş para]. orakçı.i.t. gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun. uzun müddet. aman.zf. (f. ("ga" uzun okunur.i. yemiş veren. . kavrayış. (bkz: durahşân).dâr'ın c.b. diyer).) 1. gümüş para. dîrîne Âyîn-i dîrîn (f.) dirayetli bir şekilde. para basılan yer. (f. (f. gümüş para. bilgi.b.) dirâyet-lilikle. 1. karışık dirhem. mehirde. (f. kavrayışlı.) para ile alınmış.i. e. sancak. onaln kırattan ibaret dirhem. bilgili. (a-i. (bkz.) yazık.i. f. parıldayan.) dirayetli. (bkz: seçer).f. (a. (f. (a. parıldayan. para. (f. yemişli ağaç. yazık. bilgili.) bayrak. (f.i.s. nurlu. ah.i. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir].b. tutma.f.i. derâhim) 1. parlayan inci. kavrayışlı.) . gümüş ve altın para.s. 3.) uzun. gecikme. diraht'ın c. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem. (f.s.) sarraf. istirahat.

i. kapak. şişe kapağı.i. pâdişâhın başkanlık ettiği meclis. anat.b.f. (a. kişi. yüce divan.) divanelik.b.) deli. .s. [bu mecliste. 2.i.b. dev. (a. sadrâzam. (f.) devler. mantar gibi şeyler.) delicesine hareket eden. 2. kazaskerler. Askerî Yargıtay.f. alık. halkın katıldığı meclis. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur]. (a. harp dîvânı.s. cin. çılgın. âhiretteki hesap günü. Fuzûlî'nin dîvânı. (a. şeytan. yatak çarşafı.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu. (bkz: dîvân kâtibi). (a. şeyhülislâm. (f. büyük meclis. 2. (a.i.i. çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. askerî mahkeme.b. üste giyilen kaftan. (a. sıkıyönetim mahkemesi. (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri.i.) dün.t.b. çok merhametli. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi.) huk.) delicesine hareket eden. (f. (f. devâvîn) 1. 3. budala. (f. (f. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu].s. Hâkanî'nin dîvânı.i. *yargıtay.c.i.i.i.Bende-i dîrîne dîrûz disâm -disâr Merhamet-disâr disâr dîse dî-şeb dîv-i âhenîn-beden dîvân dîvân ö dîvân-ı ahkânı-ı adliyye dîvân-ı âm dîvân-ı âlî dîvân-ı deâvî nezâreti dîvân-ı harb dîvân-ı harb-i örfî dîvân-ı hâss dîvân-ı haysiyyet dîvân-ı hümâyun dîvân-ı riyaset dîvân-ı temyîz-i askerî dîvân-ı ilâhî dîvân-ı Fuzûlî dîvân-ı Hakanı dîvân-ı kebîr dîvân-çe dîvâne dîvân efendisi dîvâne-gî dîvâne-res dîvâne-rev dîvâne. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi]. (a. düşür) 1. elbise. (a.b. (f.) geniş sofa salon.i) huk.s. kapacık.b.b.i. onur *kurulu.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur.) 1. demir gövdeli dev. delilik.) 1. (bkz: Şems-ül--Hakayık). 2. başkanlık kurulu.c. (dîv'in c.) şahıs. (a.f. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru.hâne eski kul. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua.) küçük şiir mecmuası.i.) eklendiği kelimeye çokluk. bolluk mânâsını verir.

i. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz. şiddetli rüzgâr.b. din duygusu.i. hıkka ve cezea denilen develerdir]. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki). korkunç tabiatlı.f.i. cin çarpmış. arka kaşağısı.i.) horozlar. [Farsçası "dûlâb"dır].) kale muhafızı. (bkz: mecenne).s.) ağaç kurdu. (f. kasırga.i. (bkz.) Tehmûres'in lâkabı. muhasebat dîvânı. (bkz: dîrân).i. bot. dîvan kalemin deki me'murluklar.s. (f.) 1. (a.i. huk.s. dâr'ın c.) diyanetle ilgili. Osmanlı ülkesi.b.b.i.s.ahar diyar-ı gurbet diyar-ı küfr diyar-ı Rûm diyar-ı tahassür diyât diyeke diyer diyet diyet-i kâmile diyet-i mugailâza dîz. memleket. delilik. (a. (f. dîk'in c. devâlîb) 1. huk. özlem diyarı. kötü. (a.) renk. 3. sülük. yabancı haneler.i. 2. murakabe altında bulunduran yüksek kurul. (f.) 1.i. 2 .) ev sahibi. (a.) deve ait.i. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark.s. 4. dek. (a.c.) ipekböceği. 5. dîze diz diz-dâr dolâb Sayıştay. sur. başka memleket.i. (bkz: edyâk).b.i. 4. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir.) duvarcı. 2. (bkz.). devle ilgili. (bkz: dîv-çe1) .i. iri yan. dîvân efendisi).) 1. güve.s. (f.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi. 2.) diyetler. gurbet ili. Mahmûd [Kâşgarlı-J ).b.) cin tutmuş.i. 2. ülke. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir.i.b. dîvanla ilgili. cinnet. b. (f. cinci. (bkz: levn).h.) duvar.b. .).) dîvâna ait. (a.b. evler.b. zool. dubara. (f. bint-i lebun.c. (f.b.) dindarlıkta gayretli olan. diyât) kan bahası. dâr'ın c. (f.) l. hîle. dîvâniyye Hatt-ı dîvânî Menâsib-i dîvâniyye Dîvânü Lûgat-it-Türk dîvâr dîvâr-ger dîv-âsâ dîv-bâd dîv-beçe dîv-bend dîv-câme dîv-çe dîve dîvek dîver dîv-gîr dîvî dîv-lâh dîv-sâz diyanet diyânet-kâr diyânî diyar diyar. (a.s. din.i.) 1. (f.) kale.) dev yavrusu. [bu neviler bint-i mehad. (f. dönen. (a.i. s.) .) evler. (a.i. (f.i.b. Anadolu.dîvân-ı muhasebat dîvân kâtibi dîvânî. diyet'in c. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. özlenen ülke. (f.i. islâm ülkelerinden gayri yerler. ağaç kurdu. (f. 3. güve.i. (f. (a. (a.i. (a. devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol. (f.t. dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı. devreden.) dev gibi. (f. (f. dindarlık. dev gibi. 2.

yürek darlığı. bir yere gönderme. zool. 2. yakalanmış. gurur. domuz şeridi. zool. yürekten kopan ah.) dostlar. yuvarlak solucan. (a.i. trişin. (f.f. tas.i. nikâhsız kan veya koca. yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman. 2. kibir. (a. (bkz: zucret-ver).) tutulmuş. lâmba isi. (bkz: dûd-i harîr). (f.i. fr. zool. dua okuyucu.i. 3.) dostluk.) dost meramlı. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan. dua edicilik. hakîkî sevgili. Allah'a yalvarma.s. zool.i. sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. 2. zool. elde hiç bir numunesi bulunmayan.b. davet edenler.i.c. fr. zool. 2. sevişen kimse.b. niyaz. (f. keseli kurt. (a.) muz. dostân) 1. (f.b.b.f.i. kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt.b.s. (a.b. ed'iye) 1. zool.f. zool. büyük kadeh. (bkz. tenya.c.b. Tann. (f.) l . (a. metres. sığır şeridi. (a.) 1. chrysalide. (bkz: zucret). birini çağırma.s. kırmızı renk elde edilen böcek. zool. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt. kelebek. (a.b. (bkz: giriftar). zool. büyük kadeh.b. (a.i.s. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme. zool.c. (bkz: dûde). meramı dostun meramına uygun olan. duacı.) dost tutan. (bkz: dost-kâm). (f. yürekten çıkan ah.systicerque. iplik gibi ince uzun bir kurt. (f. .s. (a.f.i.s.) dua okuyuculuk. zool. sevgilisi olan. (f.s. uğramış. hayırlı dua. dua edenler.f. kırmızı kurt. (a. zool. zû').zf. zool. inilti.) dua okuyan.i. sevilen kimse. (f. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap. dîdân) kurt.) 1. kabul edilen dua.) iç sıkıntısı. krizalit. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır.) dostlukla.b. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan. 3. sivri kuyruk.dost dostân dost-âne dost-dâr dost-gâhî dostî dost-kâm dost-kân dost-kânî dû' dua' duâ-yı hayr duâ-yı müstecâb duâ-gû duâ-gûyî duâ-hân duâ-hânî duât ducret ducret-ver duçar dûçâr-ı hayret ü ıztırâb dûd dûd-i ciğer dûd-i çerağ dûd-i dil dûd-i dimağ dûd-i hadîs dûd-i ham dûd-i harîr dûd-i ibrişim dûd-i mükeyyes dûd-i müsellâh dûd-i müstakim dûd-i remel dûd-i sabbaga dûd-i şa'rî dûd-i şeridi dûd-i üstüvânî dûd-i vâhid dûd-ül-kebed dûd-ül-kilye dûd-ül-Medîne (f.s. ipekböceği.i. dostça.) sıkıntılı. zool. dost'un c. 2. böcek.) duâcılık. büyüklük. dâî'nin c.).) dua eden.

(bkz. tasa.) 1. kerime.) duman yeri. duman). 2.b. iğne ile dikilmiş. Mekke'de nazil olmuştur. 2) Yeniçeri ocağı.) kim. (a. sağılmış. (bkz: arûs).) hanedan.i.cli. (f. (a. soysop.i. ocak. gam. mürekkep yapılan çıra isi.) tütün içen. kız çocuklar. dûd-mân). dûd-geh dûd-hâne dûd-hâr dûdî. (f. (f. tüysüz.i.) kızlar. 2.i.) tütün satan. onlarla ilgili. iribaş.s.i. külhancı. (f. (f.s. aşçı.) içeri girme. (f.) gelin.) 1.b.) "is sıvayıcı" kara calici. (f. (bkz: duht. darı. (a.i.) 1. ateş dumanı. ocak.) 1. tar. (f. (bkz: dûd-hâne. böceğe ait. (a. (bkz: duh.) zool. (f-b.) 1. 11 âyettir. beddua. fr. (bkz: dahve). 1) Bektaşi ocağı. tohum tanesi. kerîme.i. (a.i. şarap. (a.dûd dûd-i dil-i pür-âteş dûd-i âh dûd-âlûd dûde dûde dûd-efgen dûd-endûd dûd-gâh. (küp kızı) meç.) kaba kuşluk vakti. (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875). 2.s. çıplak arazî. (f. tek tane.) ayran.) dumanlı. kabîle. (a. Kur'ân'ın 44 üncü sûresi.i.) kız. havâi fişek. (asma kızı) şarap. ateşli gönlün dumanı. iftiracı. (bkz: dûde. hasır otu.i. 4.i. Sûre-i Kur'ân'ın 93 üncü sûresi. Osmanlı hanedanı. fumant.) 1.b. (f. hasır sazı. (asma kızı) şarap. (f.b. duman. 2. yapraksız ve meyvasız ağaç. 3. sabah namazı. Mekke'de nazil olmuştur. bekârlık. (bkz: duht.i. (f.i. 2. tetard. duhter'in c. böcek. 4. ilenç.s. 2. 3. (f. kız. 59 âyettir.s. kadın esirlerinin bir nev'i. dumanlı. dûd-hâne). tütün. hasırotu. silsile. (f. 2. dünyâ olayları.b.i.b.s. çıplak baş ve yüz. duhter).i. tömbeki içen kimse. (f. ocak. duhter).) kurtçağız. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı. baca. (f. soysop. kelebek.i. şarap.b. (f. dûd). . küçük solucan. (f.b.) 1. yer.i.) kız. (f.) soysop.b. (a. kabîle.) kızlık.i.) sihirbazların üzerlik. bot. (f. içine girme.) kızlık.i.) 1. keder. 2. dûdiyye Dûdmân dûd-mân-ı Bektâşiyye dûd-mân-ı Osmânî dufayda dûg dugd duh dûh duhâ Salât-ı duhâ duhâ duhân Sûre--i duhân duhân-ı âteş duhân aşam duhân-furûş duhânî duhân-nûş duhne duht duht-i rez dûhte duht-ender duhter duhter-i âftâb Duhter-i Hindu duhter-i hum duhter-i rez duhter-i rüzgâr duhterân duhtere duhterî duhûl (f.) "duman yutan" tütün içen.s. (f.) kurda. 2.) 1.s.s. hâher).i. kabîle. tütün. duman. fr.i. 3. üveyi kız. (güneşin kızı) meç.i. otsuz. (bkz. bekârlık.

zelillik. aşağılık.zf. ilerisini görürlük.) döğmeler. düş (f. 3. geleceği gören.) 1. dûr-endîşî (f.) ilerisini düşünme. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi.i. 2. dussûkıyye (a. (a.s. dün gece. i. duhûl-i muzafferâne duhûl ü huruç duhûliyye duhûr duhûr duhye dulû' dumû' dumûr .) hakirlik. dûr-nüvîs (f.s. i. dûr-bâş (f. kovma.i. dûr-bîn (f. 2) i. dürbün. (a.i. (bkz. dûr-şenîd (f. soysuz kimse. ilerisini.s. omuz.) erişilmesi güç şey. telgraf. dûr-bîn 1) uzağı gören.b.) kuşluk vakti kesilen kurban.) uzak. dumur (a. duru (a. onlann ilerlemesine yardım eden.b. (bkz: dîr).) çok uzun. değnek. uzun uzadıya. düş be düş omuz omuza.b. yasakçılar. vurmalar.s.) uzağı. dûn-perver (f-b.s. dem'in c. dûr (a.) bir yere girmek için verilen ücret.) uzağı yazan.) dûnlar. zillet. tedbirli.i.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar. dür ü dırâz uzun uzadıya. uzaktan zağa. durahşân (f. uzun.s.) uzak işitir.b. telefon.b. dayanma. çarpmalar.) göz yaşlan. darb'ın c. durûb-i emsal darbımeseller.i. dûr-bâşân (f. altta. dayanma omuzu) katlanma. aşağılık. "uzak ol!" mânâsına bir emir. bölgeler.).) uzağı gösteren. dûn (a. aşağıda.).(bkz. alçaklar.zf.dıl'ın c. uzağı. dır'ın c.i.) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması. dûr-dest (f. dûn-ân (dûn'un c. (bkz: adla'). (a. dûst (f.i. dûrû-dirâz (f. ileriyi. tedbirli olma. körelme. aşağılık kimseler. geleceği görerek.i. dirahşân).) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat.i. 2. 2.s.) 1. uzak.) uzak uzak. dürbün. evler.b. (a-i. alçak kimseleri koruyan.muzafferce giriş. 2.) hastalıktan âza kuruma.) 1. alçak.s. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ.i. 3.s.b. dûr-endîş (f.b. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri. dûr-bînâne (f. akıllılık.) kötü.) uzaklık. 2 . dûrâ-dûr (f. dûr (f.i. dûr-bînî (f. düş ber düş omuz omuza. aşağı.) dûr-bâş! Diye bağıranlar.) ilerisini düşünen. (a. (a. 2.i. dâr'ın c.i. dûrî (f. akıllı.b. durûb (a.i. dost).i. Baht-ı dûn alçak talih.b. dûr-nümâ (f. içeri girip çıkma.) ilerisini. rüya.) defetme.i. asa.i) 1.b. atasözleri.) 1.i.fı. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret. uzaklaştırma (a.).s.

) l. alplıa Ursus majoris.s. (f. oyun. Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri. dûzah-mekân). Ursus nıinoris (= Küçükayı).dubara. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu. 2. (a.s.i. bir işin sonu. makat.i. (f. (a. dûşîze-gân) kız. lât.) kızoğlan kızlar.a. I (i.) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret). (a.s. Big Dipper. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. Grand Ours.i. Great Bear.) iki. yalan. dübr diicâ' dücâc rüya görürken kirlenmek.ool. kızoğlan kız.s.s.b. zebânî. iki ayaklı.) karanlık.i.) cehenneme mensup.s. dûşîze'nin c. (bkz: dûzahmakarr. fr. dü-bâre dü-bârâ dübb dübb-i asgar dübb-i ekber dübb-i şimalî Dübbe dübbiyye dü-beyt dübür. (bkz: ihtilâm olmak).c.i. (f. (f.b.i. (bkz: bekâret).i.i. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur.i.c. (bkz: dûzah-mekân. ing. lat. Küçükayı. (f.) sevgilinin iki dudağı. el değmemiş.) üzüm ve hurma pekmezi. (f. 2.c.) ayı. düngece ile ilgili.b. iki dünyâ (dünyâ ve âhiret). (f.i. diken.i. (bkz: dûzah-makarr. bakire).c.i.b.) 1. astr. (bkz: zulmet). iki cihan (dünyâ ve âhiret). çuval dikmeye mahsus iğne. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi. (f. hîle.i. astr.) durağı cehennem olan.a. (f. dûzâhiyân) cehennem. kâfir. kıç.i. (f.b. Yedigen.) oturduğu yer cehennem olan. (f. 2. dolan. fr. (a. şimal ayısı.) kızlık. (f.) ed. (f. (f.) iki kat etme.i. sevgilinin iki dudağı. Duphe. dün geceki. çuvaldız. zebaniler. dicâc). sırma dikici.b. arkası. ce-hennemî. (bkz: hirs). Ursus majoris.a. bir şeyin gerisi. iki yüzlü. ing. nîrân). astr. dücüc). (bkz: dâr-üs-saîr. Little Bear. (a.i. fr. (f. (f. dû-zah-nişîn).a.b. dûzah'ın c.) iki kat.) mekânı cehennem olan. dübbe]. 3. tamu. sırmalı. dûşîne dûşize dûşize-gân dûşîze-gî düz Cüvâl-dûz Zer-dûz dûzah dûzahî dûzâhiyân dûzah-makarr dûzah-mekân dûzah-nişîn düzene dü dü-âlem dü-âteş dü-cihân dü-pâ dü-rû dü-âlem dü-âteş dü-bâlâ dü-bâr. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır]. kızoğlan kız olma hâli. pekmez. an gibi şeylerin iğnesi. (bkz: decâc. kâfir.b. ayıgiller. (a.s. lât. dişi ayı.b. (f. Büyükayı.) 1. .) azap melâikeleri. dûzah-nişîn).) dikici. Petit Oıırs. (bkz.) y. Little Dipper. ing. (f.) sivrisinek.s.düş azmak dûşâb dûşîn. [müen. kâfir. katmerleme..

dücâce

dücâciyye dücce dücce-i lücce dücî dü-cîhân dücne dücüc dücünne dücür dücye dü-dîde dü-dil, dü-dile dü-dilî düfûf dügâh

dügâh-ı acem dügâh-hicâz dügâh-ı kadîm dügâh-pûselik

dü-gâne Salât-ı dü-gâne dühât dühenî dühn

(a.i.c. dücüc) 1. tavuk, (bkz: decâce, dicâce). 2. astr. kuğu burcu, semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç, lât. Cygnus; fr. Cygne. (a.i.) zool. tavukgiller. (a.s.) çok karanlık. denizin engin karanlığı. (a.i. dücye'nin c.) karanlıklar, (bkz: zulümât). (f.b.i.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-kevn). (a.i.c. dücen, dücünât). karanlık, kapalı hava. (bkz. dücünne). (a.i. decâc, dicâc, dücâc'ın c.) tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri. (a.i.c. dücünnât) 1. bulut, kat kat olma; karanlık. 2 . yağmur yağma. (a.i.) bot. böğrülce. (a.i.c. dücî) karanlık, (bkz: zulmet). (f.b.i.) iki göz. (f.b.s.) iki gönüllü, iki tarafta sevgisi olan; münafık. (f.b.i.) tereddüt, kararsızlık. (a.i. deffin c.) tefler. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. Bu makam, sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. Durak perdesi, makama ismini vermiş olan- dügâhtır ki, sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. Dügâh makamının güçlüsü, birinci derecede, sabânın güçlüsü olan çargâhtır, ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. Donanıma -sabânın ki gibi- si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur; sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. muz. en az, beş altı asırlık bir mürekkep makam olup, elde bir numunesi yoktur. muz. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. muz. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. Bu makam, dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir; bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü, sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. Makam, dügâh gibi donanır ve değiştirilir; aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. (f.b.s.) 1. çift, ikiz, iki tane. 2. rekât namaz. iki rekât namaz. (a.s. dâhî'nin c.) dehâ sahibi, son derece zekî, anlayışlı ve uyanık olanlar. (a.s.) kim. kaypak, fr. onc-tueux. [aslı "dühnî" dir]. (a.i.c. dihân, edhân) sürünecek yağ.

dühnî, dühniyye dühür duhûl Âvâz-ı duhûl duhûl -bâ dühül-derîde dü-kevn dükkân dükkân-çe dükkânçe-i sahhâf dülbend dülbend-dâr düldül dülûk dülûk-i şems düm düm-i gürg dümbâl, dümbâle düm-bürîde düm-çe düm-dâr dııınel, dümmel düm-gâh, düm-geh dü-mûy dünb, dünbe dünbâl, dünbâle dünbâle-dâr Necm-i dünbâle-dâr dünbâle-rev dünbek dünbüre, dünbûre dü-nîm, dü-nîme dünyâ dünyâ-yi dûn dünyâ-dâr dünyalık dünyâ-perest dünyevî, dünyeviyye Alâka-i dünyeviyye dü-pâ Har-ı dü-pâ dür dürc, dürce dürc-i dür dürc-i teng dürc-i zer

(a.s.) sürünecek yağ ile ilgili. (a.i. dehr'in c.) 1. dünyâlar. 2. zamanlar; devirler. (f.i.) davul. davul sesi. (f.b.i.) 1. davulcu. 2. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. (f.b.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış, rezil, rüsvâ. iki âlem (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-cihân). (a.i.c. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda, yer. [Farsça'sı "dukan" dır]. (a.i.) küçük dükkân,dükkâncık, kitapçı dükkâncığı, küçük kitapçı dükkânı. (f.i.) tülbend. (f.b.i.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse, içoğlanı, bunların başı, tülbent ağası. (a.i.) Hz. Muhammed'in Hz.Ali'ye verdiği kır katır. 2 . kirpi. (a.i.) Güneş batması, (bkz: gurûb). Güneşin batması. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâl, dünbâle). (kurt kuyruğu) sabahın erken saati, alaca karanlık. (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dünbâl, dünbâle). (f.b.s.) kuyruğu kesik. (f.b.i.) kuyrukçuk, kısa kuyruk. (f.b.i.) aşk. kuyruk tutan, ordunun arkasındaki kuvvet, artçı. (a.i.) büyük kan çıbanı. (f.b.i.) kuyruk yeri. saçına sakalına kır düşmüş [adam]. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâle). (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dümbâl, dümbâle, dünb, dünbe). (f.b.i.) kuyruklu. kuyruklu yıldız. (f.b.s.) kuyruktan, arkadan giden, arkası sıra giden, uyan. (f.i.) 1. bekçi davulu. 2. dümbelek. tambura denilen çalgı. (f.s.) iki parça, ikiye aynlmış, bölünmüş. (a.i.) 1. içinde yaşadığımız âlem, yer yuvarlağı. alçak, sefil dünyâ. 2. küre. 3. elgün, herkes. (a.f.b.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (a.t.b.i.) para, mal ve zenginlik. (a.f.b.s.) dünyâya tapan, tamahlı, hırslı kimse. (a. s.) dünyâya mensup, dünyâya ait, dünyâ ile ilgili. dünyâ işleriyle olan ilgi. , (f.b.s.) iki ayaklı. (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. (a.i.). (bkz. dürr). (a.i.) kutu, kutu-cuk; hokka. 2. sandık, cevahir kutusu. 3. hokka gibi olan ağız. inci kutusu. sevgili'nin ağzından kinaye. altın kutusu.

dürd, dürde dür-dâne dürdâriyye dürd-âşânı dürd-hâr, dürd-hor dürdî dürdîriyye-i halvetiyye dürd-keş dürece dürer dürer-bâr dürger Dürr dürr-i Aden dürr-i girân-mâye dürr-i güftâr dürr-i hoş-âb dürr-i istifa dürr-i meknûn dürr-i nâb dürr-i nâzım dürr-i nâ süfte dürr-i nefîd dürr-i sadef-nişîn dürr-i semîn dürr-i sirâb dürr-i şah-vâr, -şeh-vâr dürr-i yegâne dürr-i yek-dâne dürr-i yekta dürr-i yetîm dürrâa dürrâc, dürrâce dürrât dürr-çîn dürre dürr-efşân dürrî, dürriyye Kevkeb-i dürrî dü-rû duru dürûd

(f.i.) tortu, çöküntü. (f.b.i.) 1. inci tanesi. 2. sevgili, kıymetli. 3. kadın adı. (a.i.) bot. karaağaçgiller, fr. ulmacees. ((f.b.s.) şarabın tortusunu içen, kalender, (bkz: dürd-keş). (f.b.s.) şarap içen, şarabı son damlasına kadar içen. (bkz. dürd-âşâm, dürd-keş). (f.i.) tortu, çöküntü, (bkz: dürd,dürde, rüsûb). Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. (f.b.s.) şarabın tortusunu içen. (bkz: dürd-âşâm). (a.i.) merdiven, (bkz: süllem). (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri. (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen. (f.i.) dülger, bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. (bkz. dürûger, neccâr). (a.i.) inci. Aden incisi. kıymetli iri inci. söz incisi. iyi inci. seçilmiş inci, seçkinlik incisi (Hz. Muhammed). muhafazalı parlak inci. parlak, beyaz inci. dizilmiş inci. delinmemiş inci; mec. kızoğlan kız. dizi inci, inci dizisi. sedefinden çıkmamış inci kıymetli inci. iri inci. (pâdişâha lâyık) iri inci. eşi bulunmayan, tek inci. iri taneli inci. eşsiz inci. sedefinde tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Hz. Muhammed, [Farsçası "dür" dür]. (a.i.) üste giyilen önü açık bir elbise; ferace. (a.i.) zool.eti gevrek, keklik cinsinden bir kuş, çil kuşu,turaç kuşu. (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri, (bkz; dürer). (a.f.b.s.) inci toplayan. (a.i.c. dürer, dürrât) büyük inci tanesi. (a.f.b.s.) inci serpen; inci gibi söz söyleyen ağız. (a.s.) inci gibi parlayan, parlak, panltılı. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. parlak yıldız. (f.b.s.) iki yüzlü. (a.i. dır'ın c.) zırh gömlekler. (f.i.) 1. dua, medih; selâm. 2. ekin biçme. 3. yontulmuş ağaç, kereste.

dürûg dürûg-ı bî-fürûg dürûg-ı maslahat-âmîz dürûger dürûgerî dürûgî dürûg-zen dürûg-zenî dürûs dürûs-i nâfia dürüst dürüst-hân dürûz dü-rûz, dü-rûze dürüst-ayâr dürüstî dürüşt dürüştî Dürzî Dü-se düstûr düstûr-i mükerrem düstûr-ül-amel düstûr-ül-edviye düstûrî Düstûr-nâme-i Enverî düşüm düşür düsûr-ün-nefs düsür dü-şâh, dü-şâhî dü-şakk düşenbih düşeş düşîn, düşîne düşman, düşmen düşmenân düşnâm düşvâr Emr-i düşvâr düşvâr-ger düşvârî düşvâr-pesend dü-tâ

(f.i.) yalan, gerçek olmayan söz. (bkz. kizb). adî yalan. iş bitiren yalan. (f.i.). (bkz ; dürger). (f.i.) marangozluk, (bkz: sifânet). (f.s.) yalanla ilgili. (f.b.s.) yalancı. (f.b.i.) yalancılık, (a.i. ders'in c.) dersler, (bkz ders). faydalı dersler. (f.b.s.) doğru, düzgün; sağlam, bütün, tam (f.b.s.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. (a.h.i. dürzî'nin c.) dürzîler. iki günlük, kısa [zaman]. mükemmel doğruluk. doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (f.s.) kaba, sert, katı, kalın. (f.i.) kabalık, sertlik, katılık, kalınlık. (a.h.i.) Lübnanlı. (f.s.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (a.i.c. desâtîr) 1. kanun, kaide, kural. 2. vezir; müşîr. 3. büyük defter. 4. esaslı kaide. S. devlet kanunlarını içine alan kitap. (kanun, nizam üzere hareket eden) vezir; sadrâzamlarla vezirlere tazim makamında verilen unvan. gereği gibi uygulanacak olan kanun. kodeks, fr. codex. (a.s.) düstûra ait, düstur ile ilgili, kurala uygun olan. Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. (a.i. desem'in c.) yağlar. (a.i.) mahvolma, eseri kalmama. her şeyi çabuk unutma hâli. (a.i. disâr'ın c.) 1. üste giyilen kaftanlar, elbiseler. 2. yatak çarşafları. (f.b.i.) 1. çatal ağaç; tomruk. 2. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (f.a.b.i.) ikiye ayrılma, ikiye bölünüş. (f.i.) pazartesi günü. (f.i.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi; meç. rastgelme, iyi tesadüf, beklenmedik kazanç. (f.zf.) dün gece. (f.s.) düşman, yağı. (bkz: adû, adüvv, hasm). düşmanlar, yağılar. (f.b.i.) sövme, sövüp sayma, (bkz: şetm). (f.s.) güç, zor. güç iş. (f.b.i.) dağ, dağlık. (f.i.) güçlük, zorluk, (bkz: bkz. suûbet) (bkz: müşkül-pesend). (f.b.s.) 1. iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış.

Kad-i dû-tâ

düvâl düvâzdeh düvâzdehüm düvâzdeh-imâm düvel düvel-i muazzama düvel-i mü'telife düvel-i müttefika

düvel-i sâire düveli, düveliyye Münâsebât-ı düveliyye dü-vîst dü-vüm, dü-vümîn düyek

duyûn düyûn-ı umûmiyye

düyûn-ı dâime düyûn-ı muhkeme düyûn-ı mütemevvice Düyûn-ı Umûmiyye düyûnât düyûnât-ı atîka düzd j düzdân düzd-âne düzdî düzdîde Dürr-i düzdîde dü-zebân

iki büklüm olmuş boy. 2. ed. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. (f.i.) kayış; tasma. (f.b.s.) on iki. (f.b.s.) on ikinci on ikide bir on iki imam. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). (a.i. devlet'in c.) devletler. büyük devletler. [İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, Rusya, italya]. uyuşmuş, anlaşmış devletler. [birinci umûmî harpte"ingiltere, Fransa, Rusya, italya" idi]. ittifak etmiş, birleşmiş devletler, birleşik devletler, [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu, Almanya, AvusturyaMacaristan" idi]. düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. (a.s.) devletlerle ilgili. devlet münâsebetleri. (f.b.s.) iki yüz. ikinci, (bkz: sânî). (f.b.i.) muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. Bu güzel usûl, ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup, âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında, tevşîh, peşrev, kâr, beste, oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir, 8/4 ağır dü yek mertebesi de sık kullanılır. Düyek, iki adet sof-yandan mürekkeptir. (a. i- deyn'in c.) borçlar. (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. eko. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eko. l ) tediye edilmeyen borçlar; 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler; 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar; devam eden borçlar. eko. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı; 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. eko. devlet borçları. (a.i. deyn'in c. olan dü-yûn'un c.) borçlar. eski borçlar. (f-s- düzd'ün c.) hırsızlar. hırsız gibi, hırsızca, (f.s.c. düzdân) hırsız, uğru. (bkz. sürrak). (f.zf.)hırsıza yakışır yolda. (f.i.) hırsızlık. (f.s.) çalınmış [şey]. çalınmış inci. (f.b.s.) iki dilli.

E
e -e eâcîb eâcib-i dehr Eâcim eâdî Dest-i eâdî eâlî eamm Eârîb eârîz (ha.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. (a.e.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza; sâlih = sâliha; âdil = âdile., gibi. (a.s. u'cûbe'nin c.) 1. taaccüp olunacak, şaşılacak şeyler. 2. vücuttaki garip, anormal yaradılışlar. dünyânın çok şaşılacak şeyleri. (a.i. A'cem'in ve Acem'in c. olan "A'câm"ın c.) Arap olmayanlar, iranlılar, Acemler, (bkz: A'câm). (a.s. adüvv'ün c. olan a'dâ'nın c.) düşmanlar, hasımlar, yağılar. düşmanların eli. (a..s. a'la'nın c.) pek yüksek olanlar, şeref sahibi olan büyük kimseler. (a.s.) en umûmî, pek şümullü. (a.i. A'râbî'nin c.) çölde yaşayan Araplar. (a.i. arûz'un c.) 1. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. 2. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır], (bkz: aruz). (a.i. i'sâr'ın c.) şiddetli rüzgârlar, kasırgalar. (a.s. a'zam'ın c.) pek büyük olanlar, büyük adamlar, [eşyada kullanılmaz]. millet büyükleri. devlet adamlarının en büyükleri. edebiyatçıların en büyükleri. (a.s.) en azîz, pek muhterem, çok sayın. dostların en azîzi. Allah azîz etsin! (a.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. (a.i.c. âba) baba, ata. (bkz: ebî, ebû, peder). şefkatli baba. (a.i. müfretsiz "tekilsiz" c.) 1. dağ kırlangıcı. 2. "keçisağan" denilen bir kuş.3. sürüler, bölükler. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. (a.s. ba'd'den) daha (en, pek, çok) uzak. ihtimâllerin pek uzağı. (a.i. bu'd'un c.) uzaklıklar, uzunluklar. sonsuz uzaklıklar. (üç uzaklık) 1. en. 2. boy. 3. yükseklik (veya =derinlik). (a.s.) müteferrik, dağınık. (bkz: eben-an-cedd, eben-an-ceddin). (a.i.c. âba) 1. kamışlık [yer]. 2. kamış. (a.s. eb'ad'ın c.) 1. en uzak [yerler]. 2. yakın olmayan [hısım ve akraba], [müfredi başka mânâda kullanılır]. (a.i. iblîs'in c.) iblisler, şeytanlar.

eâsîr eâzım eâzım-ı millet eâzım-ı rical eâzım-ı üdebâ eazz eazz-i ehibbâ eazz-Allah eazze eb eb-i müşfik ebabil

eb'ad eb'ad-i ihtimâlât eb'âd eb'âd-i bî-nihâye eb'âd-i selâse ebâdîd ebâ-en-cedd ebâet ebâid ebâlîs, ebâlise

ebânet ebârik ebârîk

(o.i.) ibnelik. (a.s.) 1. kumlu, balçıklı [yer]. 2. (ebrak'ın c.) alaca atlar. (a.i. ibrîk'ın c.) ibrikler, su kapları [müfredi çok, cem'i az kullanılır]. ebâtıl (a.i. ibtal'in c.) böğürler, yanlar, yan taraflar. ebâtîh (a.i. ebtah'ın c.) kumlu dereler ve ırmaklar, (bkz: bathâ'). ebâtîl (a.s. ubtûle'nin c.) boş, faydasız, esassız olan şeyler, sözler, boş inanışlar, [müfredi kullanılmaz]. ebâzîr (a.i. bezr'in c. olan ebzâr'ın c.) yemeklere konulan kurumuş kekikler, baharlar. ebb (a.i.c. âbâb) 1. mer'a, otlak. 2. taze veya kuru ot. ebbâl (a.i.) deve çobanı, (bkz: ibil). ebbâle (a.i.) 1. bir yük odun. 2. bir kısım halk, cemâat. ebbâr (a.i.) iğne yapan ve satan, iğneci. ebbâz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. sıçrayıp atlayan karaca, (bkz: remîde). ebbed-Allah (a.cü.) "Allah, ebedî, dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. ebced (a.i.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. ebced-hân (a.f.b.s.) ebced okuyan, mektebe yeni başlayan, acemi, [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi, daha başlangıçta" terkibinde geçer]. ebcel (a.s.) iri yapılı adam. ebcer (a.s.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. ebda (a.s. bed'den.) en bedi', en acîp, en göze çarpan, en harikulade, tansuk. ebdâl (a.i. ve s.) 1. dünyâ ile ilgisini kesip, Tann'ya bağlanmış olan derviş, [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır. Efganistan'da bir Türk topluluğunun, Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri", büyüklerine de "dede" derlerdi]. 2. aptal, şaşkın, alık, ahmak, budala [kelime, müfred gibi kullanılır; aslında "bedii" in cemidir]. ebdâlî (a.i.) 1. Allaha bağlanmış olma, dervişlik. 2. aptallık, şaşkınlık, alıklık, ahmaklık, budalalık. ebdân (f.i.) 1. kavim, kabîle. 2. s. lâyık, (bkz: çespân, şâyeste). ebdân (a.i.beden'in c.) cisimler, vücutlar, gövdeler, tenler. İlm-ül-ebdân 1) hek. beden bilgisi, fr. anatomie; 2) jimnastik. ebece (a.s.) patlak gözlü [adam]. ebed (a.i.) sonu olmayan gelecek zaman. ebedâ, ebeden (a.zf.) asla, hiçbir zaman, katiyen. ebed-âbâd, ebed-el-âbâd (a.f.b.zf.) 1. hiçbir zaman, asla. 2. sonsuz dünyâ. ebed-Allah (a.e.) Allah dâim eylesin!

ebed-el-ebed ebed-gâh ebed-hâne ebedî, ebediyye ebedi-yy-üd-devâm ebediyyen ebediyyet ebed-kıyâm ebed-müddet eben an cedd eberr l ebes ebeveyn Hukuk-i ebeveyn ebgaz ebhal Şahs-ı ebhal ebhâr ebhâr-i vâsia ebhar ebhâs ebhâs-ı arnika ebhâs-ı cedide ebhâs-ı müşkile ebhem ebher Ebheriyye

ebhire ebhur ebî ebir ebkâr ebkâr-ı efkâr ebkâr-ı maânî ebkâr-ı nüket ebkem Zulmet-i ebkem ebkemî ebkemiyyet ebkemiyyet-i mutlaka eblag eblak

(a.b.zf.). (bkz. ebed--âbâd, ebed-el-âbâd). (a.f.b.i.) mezar. (a.f.b.s.) mezar. (a.s.) ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan, (bkz. sermedî). sonsuz olarak devam edecek olan. (a.zf.) ebedî olarak; hiç bir daha, hiç bir vakit, hiç bir zaman, (bkz. ile-1-ebed). (a.i) ebedîlik, sonsuzluk, dâimîlik, sonu olmayan zaman, (bkz. cavidânî). (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.zf.) babadan, büyük babadan, 'dededen, kuşaktan kuşağa. (a.s.) hayırlı, şerefli ve faziletli [olan]. (a.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş. ana baba (bkz: vâli-deyn). ana baba hakları. (a.s.) pek çok buğzedilen, hiç sevilmeyen. (a.s. buhl'den) daha (en, pek) hasîs. pek cimri kişi. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhur). geniş denizler. (a.s.) ağzı, nefesi fena kokan [adam]. (a.i. bahs'ın c.), (bkz. bahis, bahs). derin bahisler. yeni bahisler. zor bahisler. (a.s.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. (a.s.) 1. daha (en, pek) parlak. 2. 1. anat. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana- damar, atardamar. (a.i.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. [ölümü 573 (1177)]. (a.i. buhâr'ın c.) buğular, dumanlar. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhâr). (a.i.) baba. (bkz: eb, peder, ebû). (f.i.). (bkz. ebr). (a.i. bikr'in c.) 1. kızoğlan kızlar. 2. birinci defa söylenmiş mazmunlar, evvelce söylenmemiş olan fikirler. evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler. (a.s. bükm'den c. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz, ağızsız), [adam, nesne]. dilsiz, karanlık, (bkz: ahras). (a.f.i.) dilsizlik, (bkz: ebke-miyyet). (a.i.) dilsizlik, (bkz: ebkemî, hares). mutlak, tam dilsizlik. (a.s. beliğ'den) daha (en, pek) beliğ, en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (a.s. balık'dan) 1. alaca, bulaca. 2. rengârenk. 3. alabacak [at].

(a.f.b.s.) alaca ata binmiş [kişi], meç. savaşçı yiğit. (a.s.) 1. açık kaşlı. 2. meç. vu-zuhlu, nurlu, parlak. (a.s.) pek kalın kafalı, kaba zihinli, ahmak, (bkz: ebleh). (a.s. belâhet'den) pek akılsız, ahmak, bön, alık. (a.f.zf.) akılsızcasına, ah-makçasına. (a.f.b.s.) aptal aldatan, avlayan. (a.f.zf.) aptal aldatırcasma. (a.f.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehiyyet). (a.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehi). (f.s.) alacalı [renk], (bkz: eblak). (bkz: eblek-i eyyam). meç. gece ve gündüz dolayısı yla Dünyâ ve zaman. (bkz: eblek-i eyyam). (a.s.) kalın dudaklı [adam]. (a.i.) bot. sıcak memleketlerde yetişir, bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot. eblûç (f-s.) ezilmiş toz şekeri; nebat şekeri. eblûk (f.s.) 1. münafık, iki yüzlü [adam]. 2. şarlatan. ebnâ' (a.i. ibn'in c.) oğullar. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. ebnâ-yi beşer insan oğulları , insanlar. (bkz: benî beşer). ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. ebnâ-yi dehr zamane adamları. ebnâ-yi hilkat insanlar. ebnâ-yi sebil yolcular. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. sipahi askerleri. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebniye (a.i.binâ'nın c.) binalar, yapılar. ebniye-i âliye yüksek binalar, (bkz: ebniye-i mürtefıa). ebniye-i atîka eski binalar. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebniye-i mîriyye beylik binalar. ebniye-i mürtefia yüksek binalar, yüksek yapılar. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebr (f.i.) bulut, (bkz: ebir, gamam, sehâb). ebr-i bahar bahar bulutu. ebr- baran yağmur bulutu. ebr- ihsan ihsan, lütuf bulutu. ebr- kühen sünger. ebr- mürde sünger. ebr- nisan nisan bulutu. ebr- rahmet rahmet bulutu. ebr- seher sabah bulutu. ebrâc (a.i. burc'un c.) kaleler, kale burçları, (bkz. burç, burûc). ebrak (a.s.) 1. kumlu, taşlı, balçıklı [yer]. 2. iki renkli, lekeli şey. 3. alacalı [at]. 4. fazla parıltılı. ebr-âlûd (f.b.s.) bulutlu, (bkz: sehâb-âlûd). eblak-süvâr eblec ebled ebleh ebleh-âne ebleh-firîb ebleh-firîbâne eblehi eblehiyyet eblek eblek-i cihântâz eblek-i eyyam eblek-i şerh eblem ebleme

ebrâr Şeş-ebrâr ebrâr-ı ümmet ebras ebrec ebred Kelâm-ı ebred Ebrehe ebrencen ebrencen-i dest ebreş ebrî ebrikühen ebrimürde ebrîşüm ebr-kâr

ebru ebrû-yi dilfirîb

ebrû-yi sanem ebrû-yi zâl-i zer ebrû-ferâh ebrû-ferâhî ebrûmîg ebruvân ebr-veş ebsâr ebtah ebtal ebtâl ebter Ester-i ebter Şahs-ı ebter Emr-i ebter ebtine ebû Ebû-Bekr

(a.s. berr'in c.) hayır sahipleri, iyiler; dindarlar, özü sözü doğru olanlar. (altı hayır sahibi) Hz. Ebû Bekir; Hz. Ömer; Hz. Osman; Hz. Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin. ümmetin hayırlı insanları. (a.s.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan, yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam, ebraş, sam lekesi. (a.s.) gözünün akı çok, fakat güzel gözlü [kimse]. (a.s.) 1. daha (en, pek) soğuk. pek soğuk kaçan söz. 2. i. dolu yağdıran fırtına bulutu. (f.s.) 1. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı, 2. (a.i.) "ebabil" denilen kuş, dağ kırlangıcı. (f.i.) bilezik, (bkz: sivâr). el bileziği, (bkz: halhal). (a.s.) 1. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. 2. alaca benekli [at], abraş. (f.i.) zool. sünger. (f.i.) zool. sünger. (f.b.i.). (bkz: ebrikühen). (f.i.) ibrişim, bükülmüş ipek. (f.b.s.) şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen (adam), [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. (f.i.c. ebrû-vân) 1. kaş. (bkz: hâcib). cazip, güzel kaş. 2. g. s. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. 3. g. s. kitap ciltlerinin iç kapaklarında, tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan, hareli, motifli boyama usulü, [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. bot. kan kurutan otu. meç. yeni ay, hilâl. (f.b.s.) güler yüzlü [kimse], (bkz. besîm, beşuş). (f.b.i.) güler yüzlülük, şen olmak, (bkz: besâmet, beşâşet). (f.i.) kara bulut, kasırga bulutu. (f.i. ebrû'nun c.) kaşlar. (f.b.s.) bulut gibi. (a.i. basar'ın c.) gözler, görme hassaları, (bkz. basar). (a.i.c. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. (a.s.c. ebâtıl) en boş, beyhude. (a.s. battâl'ın c.) yiğitler, doğuşken erler. (a.s.) 1. kuyruğu kesik [hayvan]. kuyruksuz katır. 2. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. evlâtsız adam. 3. faydasız şey. faydasız, neticesiz iş. (a.i. bâtın'ın c.) çukur, kuytu yer. (a.i.) baba, ata. (bkz: eb, ebî, peder). ' (Bekir'in babası) (a.h.i.) ilk halîfe Hz. Ebûbekir. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].

Ebû-cehl Ebû Fırâs-il Hamdânî

Ebû-hamîd, ebû-hûmid Ebû Hafs Ebû-Hanife

ebuk ebû kalemûn Ebû-Ieheb

Ebû-Muse-1-Eş'arî Ebû-Nüvâs Ebû-Süfyân

Ebû-Tâlib Ebû-Türâb Ebû-Yahyâ ebü-l-aceb Ebü-l-Alâ' ebü-l-beşer Ebü-1-enbiyâ' ebü'1-feth Ebü-1-heves Ebü-1-hevl ebü-l-iber ebü-n-nevm ebürrebî' ebü-z-zeheb ebvâb ebvâb-ı irtikâb ebvâb-ı müzehheb ebvâb-ı rahmet ebyân

(a.h.i.) asıl adı Ömer olup Hz. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. (a. h.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup, Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. [d. ö. 932 - 968]. (a.i.) zool. ayı. (bkz: dübb, hirs). Halîfe Hz. Ömer'in lâkabı. (a.h.i.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. [İslâm Ânsiklopedisi'nde "....Fars, Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de, Arap olmadığı, fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır." denilmektedir. (a.s.) kaçmış, kaçan [köle], (bkz: âbık). " bukalemun. (a.h.i.) "alev babası" Hz. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur, islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin..." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi, bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır], (a. h.i.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında, Imâm-ı Alî'nin hakemi. (a.h.i.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (a.h.i.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi, Muâviye'nin babasıdır. Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.[597-653]. 1. Hz. Alî'nin babasının adı. 2. dilenci. (a.b.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. Alî'nin lâkaplarından biri. Azrail. 1. sihirbaz, hokkabaz. 2. talih, baht, şans. (a.h.i.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. (a.b.i.) "insanların babası" Hz. Âdem. Hz. ibrahim. (a.b.i.) "fâtihler babası" II. Mehmed'in lâkabı. (a.b.i.). (bkz. bü-1--heves). (a.b.i.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında, insan başı şeklindeki korkunç bir taş, sfenks. (a.b.i.) edepsiz, utanmaz (adam]. (a.b.i.) "uyku babası" bot. haşhaş. (a.b.i.) çavuşkuşu, ibibik, (bkz: hîidhüd)! (a.b.i.) altın babası, çok zengin adam. (a.i. bâb'ın c.) 1. kapılar. 2. kısımlar, bölümler. irtikâp kapılan. yaldızlı kapılar. rahmet kapılan. (a.s.) l. cömert, eli açık [kimse]. 2. yemekten tiksinen [adam],

(a.i. beyt'in c.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler, [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. ebyaz (a.s. beyâz'dan) pek ak, pek beyaz. Mevt-i ebyaz anî ölüm. ebz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. birden ölme. ebzâr (a.i. bezr'in c.) yemeklere konulan kekikler, baharat. ebzün (a.i.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz. 2. banyo, küvet. ecâhil (a.s. echel'in c.) en (çok, pek) câhil, bilgisiz olanlar. ecâmire (a.i.c.) taifeler, insan takımları. ecânib (a.i. ecnebî'nin c.) yabancılar, başka memleketlere mensûbolanlar. ecbe (a.s.) alnı geniş adam. ecdâd (a.i. cedd'in c.) dedeler, büyük babalar, atalar. ecdâs (a.i. cedes'in c.) kabirler, mezarlar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ecder (a.s.) daha (en, pek, çok) lâyık. (bkz: ciyak). ecel (a.i.c. âcâl) muayyen olan vâde, ömrün sonu, hayâtın son demi. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle, tesadüfi olarak gelen ecel. ecel-i mev'ûd, tabiî olarak gelen ecel. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen, anî ölüm. ecel-giyâ (f.b.i.) bot. zehirli bir bitkinin kökü, bıldırcın otu. eceli (a.s. celîl'den) daha (en, pek) celîl, çok büyük, en ulu. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. ecemme (a.i.) 1. etli kemik. 2. mızraksız adam. 3. boynuzsuz koç. ecfân 1. göz kapaklan. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. 2. kirpikler. 3. asma çubuklan. ecfün (a.i. cefn'in c.).(bkz: ecfân, cüfûn). echel (a.s. câhil'den) 1. daha (en, pek) câhil. 2. nadan, aksi [kimse]. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. echer (a.s.) 1. son derece güzel [kadın]. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. echere (f.i.) pıtırak dikeni. ecîl (a.s.) 1. işini sonraya, geriye bırakan. 2. geciktirilen şey. ecille (a.s. celîl'in c.) bilgi, fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. ecim (a.i.) 1.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. 2. birini, istemediği hâle uğratma. 3. su -temizliğini kaybedipbozulma. ecinne (a.i. cenîn'in c.) ana karnındaki çocuklar. ecinni (a.i.) cin taifesinden bir fert. ecir j.1 (a.i. c. uçur), (bkz: ecr). ecîr j '-1 (a.s. ecr'den) ücretle çalışan, ücretle tutulan, gündelikçi. ecl Ja.1 (a.i.) sebep, illet. O ecilden o sebepten. ecla' İ.I (a.s.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. eclâ (a.s. celî'den) en celî, pek belli, çok aşikâr. eclâd (a.i. cild'in c.) hayvan derileri. eclâf (a.s. cilfin c.) ayak takımlan, rezil kimseler, baldın çıplaklar. ebyât

(a.s.) 1. başı kel [adam]. 2. i. üstü düz araba veya devenin üstüne yapılan küçük kulübe, mahfel. eclef (a.s. cilfden) daha (en, pek) edepsiz. ecma' (a.s. cem'den) en toplu, çok birleşmiş ve biriken. ecmaîn (a.zf.) hepsi, cümlesi, topu. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. ecmâl (a.i. ecmel'in c.) erkek develer. ecmât (a.i. ecme'nin c.) sık ağaçlı yerler, ormanlar. ecme (a.i.c. ücem, ecmât) sık ağaçlı yer, orman, (bkz: ücem). ecmel (a.s. cemâl'den) 1. en (daha, pek, çok) güzel, yakışıklı, (bkz. ahsen). 2. i. erkek ve kadın adı. ecmûd (f.i.) bot. kereviz. ecnâb (a.i. cenb'in c.) yan taraflar. ecnâd (a.i. cünd'ün c.) askerler, taburlar, (bkz: cünûd). ecnâs (a.i. cins'in c.) cinsler, nevîler, çeşitler, türlüler, soylar. ecnâs-ı muhtelife türlü, çeşitli cinsler. ecneb (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başİı [at]. ecnebi, ecnebiyye (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ecnebiyyet (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. ecnef (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. ecniha (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. ecr (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. ecr-i misi huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecrâm (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri, yıldızlar. ecrâm-ı ulviyye astr. yıldızlar. ecrâs (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. ecreb (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. ecred (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecribe (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. ecsâd (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. ecsâm (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri, yıldızlar. ecsâm-ı sâbiha fiz. yüzen cisimler. ecsâm-ı semâviyye coğr. gök cisimleri. ecvâd açıklıklar luklar, içler, kovuklar. eclah

ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk l ecnâs-ı muhtelife ecneb ecnebi, ecnebiyye Memâlik-i ecnebiyye ecnebiyyet ecnef ecniha ecr ecr-i misl

(a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (sav m); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabileler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam]. (a.i. cüz'Un c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i.cizl'in c.) ağaç kökleri, tomruklan. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam]. (a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz. işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5. kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. türlü, çeşitli cinsler. (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başlı [at]. (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. yabancı ülkeler. (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri

ecr-i müsemmâ

ecrâm ecrâm-ı semâviyye ecrâm-ı ulviyye ecrâs ecreb ecred Tıfl-ı ecred Arz-ı ecred ecribe ecsâd I ecsâd-ı seb'a ecsâm ecsâm-ı felekiyye ecsâm-ı sâbiha ecsâm-ı semâviyye ecsem ecûc ecvâd ecvâf ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem

o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. gök cisimleri, yıldızlar. astr. yıldızlar. (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. otsuz toprak. (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). gök cisimleri, yıldızlar. fiz. yüzen cisimler. coğr. gök cisimleri. (a.s.) pek iri, gövdesi büyük olan. (a.s.) ışık veren, parlayan şey. (a.i. cûd'un c.) cömertlikler, ela-çıklıklan. (a.i. cevfin c.) oyuklar, boşluklar, içler, kovuklar. (a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (savm); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabîleler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam], (a.i. cüz'ün c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i. cizl'in c.) ağaç kökleri, tomrukları. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam].

eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk edakk-ı umur edânî edat edât-ı haber e-d-dâî

E-d-deberân edeb edeb erkân edeb-i kelâm edeb-i san'at edeb-ül-bahs edeb-âmûz edeb-hâne edebî, edebiyye edebiyyât Edebiyyât-ı Cedide edebiyyât-ı Osmâniyye edebiyyât yapmak edebiyyûn eder ederfen edevat edevât-ı kitabet edevât-ı lahika edevât-ı rabtiyye edeyân edfâ, edfak edfân

(a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz: işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5 . kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. işlerin en mühimi, (a.i. ednâ'mn c.) en alçak, pek bayağı, aşağılık kimseler. (a.i.c. edevat) 1. âlet. 2. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. gr. *koşaç, fr. copule. (a.i.) dua eden, duacı; [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız, hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. (a.h.i.) astr. (bkz: Ayn-Us-sevr). (a.i.c. âdâb) 1. iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik. yol yordam. 1) söz zarifliği, güzelliği; 2) ed. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması, (bkz: asalet). kusursuz, fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. 2. haya, utanma. 3. edebiyat bilgisi. bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı. (f.b.s.) edep öğretici, muallim. (a.f.b.i.) ayak yolu, ap-tesâne. (a.s. edeb'-den) edebiyata, terbiye ve nezâkete mensup. (a.i.) 1. nazımlı, nesirli, güzel sözler. 2. bu sözlerden bahseden ilim. (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret, Hâlit Ziya Uşakhgil, Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. Osmanlı edebiyatı. meç. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak. (a.i.c.) edebiyat ile uğraşanlar, (bkz: Udebâ). (a.s.) kasığı yarık [adam]. (f.i.) hek. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. (a.i. edât'ın c.) 1. gr. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. 2. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler, avadanlıklar yazı vâsıtaları. gr. son takılar. gr. bağlama edatları. Çok koşan [hayvan]. (a.s.) beli bükülmüş [adam]. (a.i. defîn'in c.) defineler, gizli, gömülü şeyler.

edfer edhân edhem edhemiyye

edhine edhine-i mütekâsife edî edîb, edîbe Tıfl-ı edîb edîb-i bî-müdânî edîb-âne edille edille-i akliyye edille-i asliyye edille-i erbaa edille-i kaviyye edille-i şer'iyye edille-i erbaa edille-i tâliye

edîm edîm-i arz edimme edimme-i dahilî ed'iye ed'iye-i hayriyye ed'iye-i me'sûre edlem edm edinen edmiga edmu' ednâ ednâs edra' edred Şahs-ı edred edrek edrem

(a.s.) iğrenilen, tiksinilen, çok kokan şey. (a.i. duhn'ün c.) sürülecek güzel kokulu yağlar. (a.i.) 1. karayağız at. 2. erkek adı. (İbrâhîm-i Edhem). (a.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. [tarikat, "efkârın defi, mâsivâ-ullah'ın terki, ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. (a.i. duhân'ın c.) dumanlar. kesafet peyda eden, kalınlaşan dumanlar. (a.i.) 1. küçük kap. 2. s. küçük ve şerir [adam]. (a.s. edeb'den) 1. edepli, terbiyeli, zarif, nâzik [kimse]. terbiyeli çocuk. 2. edebiyatla uğraşan [kimse]. eşsiz edebiyatçı. 3. i. erkek ve kadın adı. (a.f.zf.) edepli, terbiyeli, zarif, nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. (a.i. delîl'in c.) l . işaretler, kılavuzlar, rehberler. 2. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler, (bkz: delâil). kanunî deliller. fık. kitap, sünnet, icmâ, kıyastır, [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. (dört delil), (bkz. edille-i şer'-iyye). sağlam deliller. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. huk. örf, âdet, teamül, istis-hap, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. (a.i.) 1. tabaklanmış deri. 2. satıh, yüz. yeryüzü. (a.i.) derinin ikinci tabakası. bot. içderi. (a.i. duâ'nın c.) yalvarmalar, niyazlar. hayırlı dualar. eser'de, yâni hadiste geçen dualar. (a.s.) karayağız, siyah adam. (a.i.) iki nokta, iki şey arasını birleştirme. (f.i.) hâlis misk. (a.i. dimâğ'ın c.) beyinler. (a.i. dem'in c.) göşyaşlan. (bkz: dümû'). (a.s. denî'den. c. edânî) 1. pek aşağı, en bayağı, çok alçak. 2. az, pek az. (a.i. denes'in c.) 1. pislikler, murdarlıklar, kirler. 2. s. çapkınlar, en aşağılık adamlar. (a.s.) 1. başı kara, vücudu beyaz [hayvan]. 2. hecin. (a.s.) dişsiz. dişsiz adam. (f.i.) taze zencefil. (f.i.) teğelti, eğerin altına konulan

keçe. edrem edreng edsak edsem edser edvâ' edvar edvâr-ı sabıka

edveş edviye edviye-i müessire Edviye-i Müfrede edyâk edyân edyâr ef'â efâdıl efâhim efâhîs efâî Dıhk-ül-efâî efâik efâîl ü tefâîl

efâkil ef'âl ef'âl-i basene ef'âl-i seyyie efânîn efârît efâtîh efâvîc efâvîk efâviye efâyik

(a.s.) 1. dişleri dökülmüş [adam]. 2. dümdüz şey. (f.i.) sıkıntı ve musîbet. (a.s.) ağzı büyük [adam], (bkz: efvag, efveh). (a.s.) pek yağlı [şey]. (a.s.) gaflette bulunan [adam]. (a.i. dâ'ın c.) illetler, dertler, hastalıklar. (a.i. devr'in c.) 1. devirler, zamanlar, asırlar. geçen zamanlar. 2. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 3. muz. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. Şarklıların Arap, Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında, mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. (a.s.) gözü dumanlı adam. (a.i. devâ'nın c.) ilâçlar. te'sirli ilâçlar. (basit ilâçlar) XIV. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. (a.i. dîk'in c.) horozlar. (a.i. dîn'in c.), (bkz. dîn). (a.i. deyr'in c.) manastırlar, kiliseler. (a.i.) 1. engerek yılanı, (bkz: efî). 2. s. meç. fena tabiatlı [adam]. (a.s. efdal'ın c.), (bkz. efâzıl). (a.s. efham'ın c.) en ulu, pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. (a.i. ufhûs'un c.) taş arasında, kayalıkta bulunan kuş yuvalan. (a.i. efa'nın c.) engerek yılanları. acı acı, hâincesine gülüş. (a.s. efîke'nin c.) yalanlar, dolanlar, düzme sözler; iftiralar. (a.i.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün, fâilün, fâilâtün, müs-tefilün, mefâîlün, mütefâilün, müfâaletün, mefûlat] kelimeleri ki, bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile, ikisine birden efâîl, yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile, altısına birden tefâîl adı verilir. (a.s. efkel'in c.) titreyenler, titrekler. (a.i. fi'l'in c.) işler, ameller, (bkz: a'mâl, efâîl, fıâl, fiil). iyi işler. kötü işler, hareketler. (ü. i. üfnûn'un c.) 1. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. 2. değişiklikler; işler, haller, şartlar. (a.s. ifrît'in c.) 1. hîlekârlar, kurnazlar, cüretliler. 2. şeytanlar. 3. son derece hâin olan cinler. (a.i.) mantar ve benzerleri gibi nebat, (bitki). (a.i. fevc'in c. olan efvâc'ın c.) bölükler, kısımlar, takımlar. (a.i, fuvâk'ın c.) hıçkırıklar. (a.i.c.) yemeğe konulan baharat. (a.s. efîke'nin c.) uydurma, düzme, asılsız, yalan [sözler].

efâzıl efâzıl-ı ukalâ efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm efdah efdal efdâl efdaliyyet efder, evder eferr effâf effak effâk efgan efgâne -efgâr efgâr-ı mey -efgen efgende efgendegî efhâ' efhâm efham efhâs efhâz efhem ef'î ef'î-i mücelcel ef'î-i münakkaş efid, eftid ef'ide ef'ide-i hâlise efika efîke isnâd-ı efîke efîn efjûl efkar efkar-i fukara'

(a.s. efdal'ın c.) pek mümtaz olanlar, çok bilgililer, (bkz. efâdıl). akıllılann en ileri gelenleri. büyük vekillerin bilgilileri. (a.s. fadîh'den) daha (pek, en) rezil, (bkz. efzah). (a.s. f âdil, fâzıl'dan) 1. daha (en, pek) fazîletli. 2 . en âlâ, üstün. (a.i. fazl'ın c.) 1. ziyâdeler, fazlalar. 2 . ihsanlar, meziyetler, lûtuflar, iyilikler. (a.i.) efdallik, fazîlet-lilik, meziyetlilik, üstünlük. (f.i.) 1. amca, babanın erkek kardeşi. 2. yeğen, amca, hala, teyze çocukları. (a.s.) pek kaçıcı, çok koşucu. (a.s.) çok of çeken, sıkıntılı, kederli [adam]. (a.s.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. (a.s. ifk'den) fazla iftira eden. (bkz: efvek). (f.i.) ıztırap ile haykırma, bağınp çağırma; inleme, bağnşma. (bkz: figan). (f.s.) düşük [ana rahminden düşen çocuk], (bkz: cenîn-i sakıt). (f.s.) yaralı, sakat; kötürüm. (bkz: mecruh), [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. içkiden dolayı ağırlaşmış, çok sarhoş. (f.s.) düşüren, yıkan, yere atan; atıcı, yıkıcı, düşürücü, (bkz: fıgen). (f.s.) 1. yıkılmış, yıkık, düşürülmüş, yere atılmış. 2. düşkün, biçâre, (bkz: figende). (f.i.) düşkünlük. (a.i. fehâ'nın c.) soğan veya yemeklere konulan nane, kekik, somak ve benzerleri gibi kuru otlar. (a.i. fehm'in c.) zihinler, anlamalar, idrâkler, (bkz: fuhûm). (a.s. fehîm'den) daha (en, pek) fehâmetli, çok şeref sahibi, en ulu. (a.s. fahs'ın c.) her şeyin içleri, boşlukları. (a.i. fahz'ın c.) yakın hısımlar, akrabalar. (a.s. fehm'den) çok fehîm olan, pek çabuk anlayan, zihni son derece açık ve zeyrek olan. (bkz. ef â). zoo. çıngıraklı yılan. alaca derili engerek yılanı. (f.s.) 1. medhedici; vasfedici. 2. şaşılacak şey. (a.i. fuâd'ın c.) yürekler, kalpler, gönüller. saf, temiz, bozulmamış kalpler. (a.s.) fena, kötü [şey]. (a.s.c. efâik) yalan, dolan, iftira. yalan isnâd etme. (bkz: ifk). (a.s.) 1. boş kafalı [adam]. 2. çürük [ceviz]. (f.i.) 1. kışkırtma, kandırma. 2. s. perakende, dağınık. (a.s.) daha (en, pek) fakir ve muhtaç. fakirlerin fakiri.

(a.i. fikr'in c.) 1. düşünceler, (bkz: fıkr). yüksek fikirler, düşünceler. doğru düşünceler. halkın, umûmun düşüncesi. 2. düşünme, endîşe, vesvese, kuruntu, niyet, maksat; rey'. eflah (a.s.) daha (en, pek, çok) felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan, bahtına, nasî-bine, nîmetine kavuşan. eflâk (a.i. felek'in c.) 1. semâlar, felekler, gökler, küreler; zamanlar. 2. bahtlar, talihler, kaderler. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Kamer (Ay), Utarit, Zühre, Şems (Güneş), Merih, Müşteri, Zuhal. eflâk (a.h.i.) Osmanlı imparatorluğu zamanında, merkezi Bükreş olan, "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. eflâkî (f.s.c. eflâkiyân) gökte oturan, melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. eflâkiyân (f.i. eflâkî'nin c.) gökte oturanlar, melekler. Eflâtun (a.h.i.) Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu, (m.ö. 429 - 347). (a.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait, onunla ilgili, f r. eflâtûnî platonique. eflec (a.s.) 1. seyrek [diş]. eflec-ül-esnân seyrek dişli. 2. omuzlan geniş, kollarının arası açık [adam]. efles (a.s.) daha (en, pek) müflis, züğürt. efles-i nâs insanların en züğürdü. eflûd (a.s.) yetişkin, güzel ve gürbüz [çocuk]. efnâd (a.s. fened ve fenid'in c.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar, bunaklar. efnân (a.i. fenn'in c.) cinsler, neviler, çeşitler. efnân-ı elvan renk çeşitleri, [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efniye (a.i. fınâ'nın c.) avlular. efra' (a.s.) 1. vesveseli, kuruntulu [adam]. 2. işi gücü olmayan [adam]. efrâd (a.i. ferd'in c.) 1. tek olanlar, birler. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâd-ı millet milletin bireyleri. nâs halk, avam. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2. askerler, erler. efrâd- askeriyye askerî erler. muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efrâd- müstebdele efrâd-ı redife tar. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan, eksiksiz ve fazlasız. efrâh (a.i. ferh'in c.) 1. piliçler. 2. piçler [insan ve nebat hakkında]. efrâh (a.i. ferah'ın c.) iç açıklıkları, sevinmeler. efrâhte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâşte). efrak (a.s.) pek ayrık, çatal [şey]. efkâr efkâr-ı âliye efkâr-ı sahîha efkâr-ı umûmiyye

(a.s.) neşeli, keyifli, sevinçli olan [kimse]. (a.i. feres'in c.) atlar, beygirler; kısraklar. (f.h.i.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit, Alp Er Tunga. efrâşte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâhte). -efrâz (f.s.) kaldıran, yükselten, [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. Ser-efrâz, - firâz baş yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, mâruf. efrenc (a.i.) frenk, Avrupalı. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. Tâife-i efrenc frenkler, Avrupalılar. efrencî, efrenciyye (a.s.) 1. frenklere, Avrupalılara mahsus, onlarla ilgili. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Târih-i efrenc Mîlât târihi. 2. fırengi illetiyle ilgili. efrenciyyûn (a.i.c.) Avrupalılar. efrenc-müşg (f.b.i.) bot. reyhan, fesleğen. efrend (f.i.) süs, bezek, şan, debdebe. efrez (a.s.) arkası kamburumsu olan [adam]. Efrîdûn (f.i.) Cemşid soyundan, anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır], (bkz: Feridun). efrûg (f.i.) ziya, ışık, nur. (bkz: pertev, şua', şû'le). efrûhte (f.s.) yanmış, tutuşmuş, parlamış, ışıklanmış, aydınlanmış. Dil-efrûhte gönlü yanık. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: afrûşe). efrûz (f.i.) 1. şule, panltı. 2. kadın adı. -efrûz (f.s.) 1. aydınlatan, parlatan. Âlem-efrûz, Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. 2. tutuşturan, yakan, (bkz: fürûz). efsâ (f.i.) efsuncu, büyücü. efsah (a.s.) daha (en, pek) fasih, uzdilli. efsah-ül-Arab, Hz. Muhammed. efsah-ül-Kureyş Hz. Muhammed. (a.s.) en fâsık, pek edepsiz. efsak efsâl (a.s. fesl'in c.) alçak, aşağılık kimseler. efsâne (f.i.) 1. asılsız hikâye, masal, boş söz, saçmasapan lâkırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. efsâne cû[y] (f.b.s.) efsâne arayan veya arayıcı, boş vakit geçirmek isteyen. efsâne-cûyî (f.b.i.) efsâne arayıcılık. efsâne-gû[y] (f.b.s.) masal söyleyen, saçmasapan söyleyen. efsâne-gûyân (f.b.s. efsâne-gû [y] un c.) efsâne, masal, fıkra anlatanlar. efsâne-gûyî (f.b.i.) efsâne söyleyicilik. efsâne-nüvîs (f.b.s.) masal yazan. efsâne-perdâz (f.b.s.) masal uyduran, yazan, adî romancı, meddah. efsâne-perdâzî (f.b.i.) masal uyduruculuk, adî romancılık. efsânevî (f.s.) efsâneye ait, efsâne ile ilgili. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü; 2)meç. boş laf. efsâr (f.i.) yular, (bkz: mikvad, inan, zimâm). efrân efrâs Efrâsiyâb

efsâr-dûzân efsâr-dûzân-ı hassa efsed efser efser-dih efsun efsûn-ger efsûn-gerî efsûn-kâr efsûn-perdâz efsûs! efsürde efsürde-dil efsürde-dilî efsürde-dimâğ efsürde-dimâğî efsürde-gân efsürde-gî efsürde-mağz efsürde-mağzî efsürde-mizâc efşâl -efşân Zer-efşân Dâmen-ef-şân efşâr efşe efsun efşürde efşüre efşüre-i engûr eftân eftâr efûr efvâc efvâf efvag efvâh efvâh-ı nâriyye efvâh-ı nâs efvâhî efveh efvek efyâl efyûn

(f.b.s.c.) yularcılar, yular yapanlar. tar. saray atlarının yularlarını yapanlar. (a.s.) pek fena, çok bozuk. (f.i.) tâc. (bkz: dîhîm, iklîl). (f.b.s.) taç giydiren. (f.i.) afsun, büyü, sihir, gözbağcılık, arpağ. (bkz: füsun, rukye) (f.b.s.) büyücü, üfürükçü. (bkz: sâhir). (f.b.i.) büyücülük, (f.b.s.) büyülü, sihirli. (f.b.s.). (bkz: üfürükçülük. (f.e.) yazık, eyvah! gibi bir teessür edatı, (bkz. derîg, hayf). (f.s.c. efsürde-gân) donmuş; donuk; meç. kansız, gayretsiz, duygusuz. (bkz: füsürde). (f.b.s.) 1. yüreği donuk, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz. 2. bezgin, kalbi kırık. (f.b.i.) yürek donukluğu, duygusuzluk. (f.a.b.s.) beyni donmuş, kabiliyetsiz, (bkz. efsürde-mağz). (f.a.b.i.) beyin donukluğu, kabiliyetsizlik. (f.b.s. efsürde'nin c.) gayretsiz, duygusuz, kansız adamlar. (f.b.i.) donukluk, gayretsizlik, duygusuzluk. (f.b.s.). (bkz: efsürde-dimâğ). (f.b.i.). (bkz. efsürde-dimâğî). (f.a.b.s.) mizacı soğuk, kanı soğuk [adam]. (a.s. feşil'in c.) cesaretsizler, korkaklar, yüreksizler. (f.s.) saçan, serpen, dağıtan, silken. altın serpen. etek silken, vazgeçen, [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (f.s.) 1. sıkma, sıkılmış, [meyva suyu gibi şeyler]. 2. i. çimdikleme. (f.i.) bulgur. (f.i.) zir. yaba. (f.s.) sıkılmış, posası çıkarılmış [şey]. (f.i.) usare, öz. üzüm suyu. (f-s) düşen; düşerek, (bkz: futan). (a.i. fıtr'in c.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. (a.i.) sıçrayıp seğirtme. (a.i. fevc'in c.) bölükler, takımlar, kısımlar. (a.i) ince, nâzik kumaşlar. (a.s.) büyük ağızlı [adam], (bkz: edsak, efveh). (a.i. fem ve fevh'in c.) ağızlar; menfezler, ağıza benzeyen her türlü delikler. ateşli silâhlar, [top, tüfek]. halkın ağzı, lisanı. (a.f.s.) halk sözü, asılsız, ehemmiyetsiz. (a.s.) ağzı büyük, ön dişleri uzun [adam], (bkz. edsak, efvag). (a.s.) yalancı, (bkz: eflâk). (a.i. fîl'in c.) filler, [bilinen büyük hayvan (lar)]. (a.f.i.) afyon, haşhaştan çıkan uyutucu bir madde.

(f.s.). (bkz. efyûn-keş). (a.f.b.s.) afyon kullanmaya alışmış olan, afyon tiryakisi. (f.s.) arttıran, çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. ömür arttıran. pek çok zînet bahşeden. (a.i. fezâ'm c.) korku ile bağırıp çağırmalar. (a.s. fazîh'den.). (bkz. efdah). (f.i.) ayakkabı, kundura. 2. gemi yelkeni. 3. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 4. yemeğe konulan bahar, (bkz: evzâr). efzâyiş (f.i.) artma, çoğalma, (bkz: tekessür, tezâyüd). -efzûd (f.s.) çoğalan, artan; çoğaltan, arttıran, arttırıcı. efzûn fazla, çok, yukarı, aşkın. efzûnî (f.i.) ziyâdelik, çokluk, (bkz: kesret). efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efzûn-ter (f.b.s.) daha çok, daha fazla. egalît ("ga" uzun okunur, a.i. uglû-te'nin c.) inşam yanıltacak hatalı sözler, *ya-nıltmaçlar. eganî ("ga" uzun okunur, a.i. ugniyye'-nin c.) şarkılar, nağmeler, havalar, âhenkler. egann (a.s.) burnundan konuşan, hımhım, (bkz: ehann). egare ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, kandırma, (bkz: igrâ', teşvik). egarib ("ga" uzun okunur, a.i.) ayrılış zamanı, savaş zamanı. Yevm-ül-egarib savaş, muharebe günü. eğer (f.e.) şart edatıdır; eğer, şayet manasınadır, ["ise, -iseler, isen, -iseniz, -isem, -isek" kelimelerinden önce gelir; bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. eğerçi (f.e.) her ne kadar..., olsa da, ise de. (bkz: gerçi). egniş (f.i.) bina yapma, yapı meydana getirme, inşâ etme. egul (f.i.) öfke ile yan yan bakma. egvâl (a.i. gul'ün c.) 1. büyük felâketler, kazalar. 2. şeytanlar; türlü şekil alan periler. 3. gulyabâniler, vücûdu olmayan hayvanlar. egvâr (a.i. gavr'in c.) dipler, çukurlar; nihayetler, sonlar. ehabb (a.s. habîb'den) daha, en, çok sevilen, pek sevgili. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. ehabb-ı emval malların çok sevileni. ehacc (a.s.) pek katı, sert şey. ehâcî (a.i. uhcüvve'nin c.) bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. ehad (a.s.) tek, bir, ilk sayı. (bkz: vâhid, yek). Yevm-ül-ehad pazar günü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. ehadd (a.s. hadd' den) daha (en, pek) keskin. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâdîs (a.i. hadîs'in c.) 1. Peygamberimizin sözleri. 2. haberler, sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. peygambere, meali Allah'a ait olan, yânî, ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. efyûnî efyûn-keş -efzâ Ruh-efzâ Zînet-efzâ efzâ1 efzah efzâr

ehâdîs-i mevzua ehâdîs-i sahîha ehadiyyet ehadiyyet-i rabbâniyye ehadiyyet-ül-ayn ehadiyyet-ül-cem' ehadiyyet-ül-kesret ehadü hümâ ehad-ül-âhâd ehad-ül-uhadeyn ehaff ehaff-i mücâzât ehakk ehâlî

ehâlî-i fazl ehâlîl ehann ehâsin ehâsin-i ahlâk ehass Dünyâ-yi ehass ehass ehass-ı amal ehibbâ ehdâb ,l ehdâb-ı mühtezze ehdâf ehdeb Ehdeliyye ehemm Takdîm-ül ehemm ehemmiyyet ehibbâ' ehil ehille ehl

ehl-i aba ehl-i âhiret ehl-i âlem

Hz. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. Hz. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. (a.i.) birlik, Allah'ın birliği, (bkz: vahdâniyyet). Allah'ın birliği. 1) görünüş birliği. 2) ıtlakdan, esmadan müstağni olan. 1) birlikte çokluk. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. l) kesretin ehadiyyeti. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. (a.b.i.) ikiden biri. (a.b.s.) teklerin teki; emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-uhadeyn). (a.b.s.) teklerin teki, emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-âhâd). (a.i. hafif den) 1. daha (en, çok, pek) hafif. cezaların en hafifi. 2. meç. pek şen ve sevimli. (a.s. hakik'den) daha (en, pek) lâyık, müstahak, (bkz: ecder, elyak). (a.i. ehl'in c.) 1. bir memlekette, bir kasabada, bir köyde, bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar, ahâli. 2. halk, umûm. fazilet sahipleri. (a.i. ihlîl'in c.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. (a.s.) genizden konuşan [adam], hımhım, (bkz: egann). (a.s. ahsen'in c.) daha (pek, en) güzel olan şeyler. ahlâkın en iyisi, en güzel olan şeyleri. (a.s. hasis'den) 1. daha (en, pek) hasîs, çok pinti. 2. çok, en bayağı [nesne, kimse]. en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. (a.s. hâss'dan) 1. en husûsî. 2. z f. başlıca. dileklerin en husûsîsi, ehass-ı tanıdıkların en başlıcası. 3. farklı, şümullü. (a.i. hüdb'ün c.) kirpikler, (bkz: müjgân). titrek kirpikler. (a.i. hedefin c.) 1. nişan alınan yerler. 2. meramlar, istekler, maksatlar, kasit-ler, gayeler. 3. yüksek şeyler. (a.s.) sık ve uzun kirpikli [adam]. (a.i.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. (a.s. mühimm'den) daha (en, pek) mühim, çok ehemmiyetli. iki işten en mühimini öne alma. (o.i.) 1. pek mühim olma, değerlilik, önem. 2. dikkat nazarını çekiş. 3. kıymet, değer. (a.s. habîb'in c.) dostlar, sevgililer, tanıdıklar, bildikler, (bkz: ahbâb). (a.s.). (bkz. ehl). (a.i. hilâl'in c.) yeni aylar, hilâl şeklinde olan şeyler. (a.s.c. ehâlî) 1. sahip, mâlik, mutasarrıf olan. 2 maharetli, usta, kabiliyetli, becerikli. 3. bir yerde oturan. 4. kankocadan herbi-ri. (bkz: ehil). Hz. Muhammed ve ailesi. ölüler. insanlar.

ehl-i aruz ehl-i arz ehl-i bâdiye ehl-i bagy ehl-i beyt ehl-i bid'at ehl-i büyûtât ehl-i cehennem ehl-i cehl ehl-i cennet ehl-i cihâd ehl-i dikkat ehl-i dil ehl-i dîvan ehl-i dünyâ ehl-i ehvâ ehl-i emsâr ehl-i hakk ehl-i hakikat ehl-i hâl

ehl-i hârâbat ehl-i hevâ ehl-i hey'et ehl-i hıref ehl-i hibre ehl-i hikmet ehl-i hükümet ehl-i hüner ehl-i ırz, ehl-i iffet ehl-i idrâk ehl-i ilm ehl-i îmân ehl-i irfan ehl-i İslâm ehl-i ittika ehl-i kıble ehl-i kal ehl-i kalem ehl-i kanaat ehl-i kelâm ehl-i kerem ehl-i keyf ehl-i kıyam ehl-i kitâb ehl-i kubur ehl-i mahşer

ed. şiir kurallarından anlayanlar. cin, peri, şeytan. bedeviler, çöl halkı. bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. hâne halkı, familya, aile; Hz. Pey-gamber'in yakın akrabası. islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. ünlü kabilelere mensubolan-lar. cehennemlik, günahkâr. câhiller, bilgisizler. cennetlik olanlar, günahkâr olmayanlar. din uğruna savaşanlar. dikkat sahipleri. gönül adamı, gönül dilinden anlayan [kimse], kalender. dîvan kaleminde çalışanlar. dünyâ adamı, Ahireti düşünmeyen. dinde mezhep ayrılığı yaratan. şehir, kasaba halkı. kendini Tann'ya vermiş kimseler, doğruluk sahipleri, îmânı bütün, doğru kimseler. doğru yol adamı. tarîkatte, tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren, Allah adamı, cezbeye tutulan, vecde gelen kimse. meyhane adamları. haylaz. astronomi ile uğraşanlar. kumaş dokuyan sanatkârlar. bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi, (bkz: ehl-i vukuf). filozoflar. hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler. hünerli, sanattan anlayan kimseler. doğru, dürüst, saygıdeğer kimse. düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler. ilim adamları, âlimler, bilginler. îman etmişler, îman sahipleri, inanmışlar, (bkz: mü'min). irfan sahibi, bilgili. islâm topluluğu. dindar, sofu. Müslüman. ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. yazı işleriyle uğraşan. kanaatkar olan. iyi konuşan. cömert, eli açık. keyfe, eğlenceye düşkün. camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. dört kitaptan birine inanan. ölüler. kıyamet günü dirilecek olanlar.

ehl-i mansıb ehl-i ma'rifet ehl-i merâkib ehl-i muhasebe ehl-i naîm ehl-i namus ehl-i nâr ehl-i nifak ehl-i nücûm ehl-i örf

ehl-i perde ehl-i re'y ehl-i Rum ehl-i sabıka ehl-i safa ehl-i salâh ehl-i salîb ehl-i servet ehl-i suffe

ehl-i sûk ehl-i sülük ehl-i sünnet ehl-i şeka ehl-i şer ehl-i şîa ehl-i şikem ehl-i tahkik ekl-i ta'kîb ehl-i takva ehl-i tarîk ehl-i tasavvuf ehl-i tedbîr ehl-i tertîb ehl-i tevârîh ehl-i tevhîd ehl-i ukubet ehl-i vezâif

ehl-i vukuf ehl-i vücûd

mevki', orun sahibi. kabiliyetli kimseler. bir şeye binerek seyahat edenler. muhasebeci, sayman. cennette bulunacak kimseler. namuslu, doğru insanlar. kötü ruhlu, cehennemlik insanlar. ortaya nifak sokan, ayrılık yaratan kimseler. müneccimler. 1) huk. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı; 2) tar. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat bilginleri (kadılar, şeyhülislâmlar, müderrisler, kazaskerler., gibi). örtülü, peçeli kadın. hâkimlik eden. Osmanlılar. ilk Müslümanlar. kalbi temiz. huk. hâli mestur, namuslu, doğru olan kimse, [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazl da denir]. haçlılar, Hristiyanlar. servet sahibi, zengin. Hz. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. çarşı halkı, esnaf. bir mezhebe mensup olan. Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. şakîler, soyguncular, vurguncular. fenalık sahibi. Hz. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. işkembesine düşkün olanlar, sırf boğazını düşünenler, (bkz. erbâb-ı şikem). araştırmacı kimseler. takîbedenler, peşinden gidenler. dîne bağlı kimseler. bir tarîkata mensup [olan], derviş. tasavvufla uğraşan. tedbirli, akıllı, idareci kimse. f ı k. farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. tarihçiler. Müslüman. huk. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler. huk. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler, [camiin, imam, müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. iyi bilgisi olan, bilirkişi, (bkz: ehl-i hibre). varlık sahipleri, insanlar.

ehl-i zimmet

bir islâm devletine tâbi olan, vergi veren, korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. ehl ü iyâl aile, çoluk çocuk. ehl-ül-farz fık. birinci derecedeki vâris. ehl-ül-kisâ Hz. Muhammed ve ailesi, (bkz: ehl-i beyt). ehlî, ehliyye (a.s. ehl'den) alışık olan, alışmış, alışkın, vahşî olmayan, insandan kaçmayan, adamcıl, (bkz: munis). ehliyyet (a.i.) 1. işe yarar halde bulunuş, bir işi hak edebilecek durumda bulunuş, salâhiyet, yetki. 2. mâhirlik, iktidar, liyâkat kabiliyet, kifayet, mensubiyet, akrabalık. 3. iktidar, liyâkat ve kabiliyet vesikası. 4. kadın adı. ehliyyet-nâme (a.f.b.i.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. ehl-perver (a.f.b.s.) ehlini yetiş tiren, değer sahiplerini koruyan. ehl-ullah (a.b.i.) Tanrı adamı, velî, evliya. ehme (f.s.) 1. noksan, eksik. 2. i. bulunuş. ehnâme (f.i.) 1. aşk ve sevda. 2. kendine çekidüzen verme. ehram (a.i. herem'in c.) 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binalar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş şekil. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. düzgün olmayan piramit. ehrâm-ı kaim geo. dik piramit. ehrâm-ı mail geo. eğik piramit. ehrâm-ı muntazama geo. düzgün olan piramit. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. ehrâmen (f.i.) 1. şeytan. 2. dev. (bkz: ehremen, ehrem, ehrime, ehrimen). ehrâmî (a.s.) geo. ehram biçiminde, fr. pyraınidal. ehrâmî kavak bot. piramit kavak. ehred (a.s.) yırtık şey. [üstbaş hakkında]. ehremen (f.i.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı; şeytan, dev. (bkz: ehrâmen, ehren, ehrime, ehrimen). ehren (f.i.)- (bkz. ehrâmen, ehremen, ehrime, ehrimen). ehrime (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrimen). ehrimen (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrime). ehsâ' (a.s.) şaşmış, şaşakalmış olan [kimseler]. ehsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık, delik. ehvâ' (a.i. hevâ'nın c.) arzular, istekler; şehvetler, hevesler, meyiller. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan, arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehvâl (a.i. hevl'in c.) korkular, dehşetler. eh var (f.s.) şaşkın, sersem, alık [adam].

ehvec ehvel ehvel-i heyâkil ehven ehven-i şerr ehven-i şerreyn ehveniyyet ehver ehviye ehviye-i lâtife ehyeb ehyef ehzâb eimme eimme-i dîn

eimme-i isnâ-aşer

eimme-i mahallât eimme-i nuhât eimmet-ül-esmâ

einne eizze eizze-i nasârâ ejah ejdef ejder, ejderhâ, ejdehâ ejder-i münakkaş

ejder-dehân ejeh ejgân, ejgehân ejhân ejîr ekabb ekâbir

(a.s.) uzun boylu ahmak [adam]. (a.s. hevl'den) daha (en, pek) korkunç. heykellerin en korkuncu. (a.s.) 1. en zararsız. 2. pek ucuz. 3. daha hafif; kolay, (bkz: rahîs iki şerrin en zararlısı, kolayı. iki şerrin en zararlısı, kolayı. (a.i.) ehvenlik, ucuzluk [zıddı "gala"]. (f.i.) sevgili. (a.i. hevâ'nın c.), (bkz. hevâ). lâtif müzik havalan. (a.s.) daha (en, pek) mehîb, çok heybetli. (a.s.) 1. ince belli, yakışıklı [genç]. 2. çelimli at. (a.i. hizb'in c.) taifeler, kısımlar; bölümler, bölükler; insan kümeleri. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. (a.i. imâm'ın c.), (bkz. imâm). din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden, en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe; Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî; Mâlik bin Enes; Ahmed bin Hanbel]. [Şîîlerde Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. [Hz.Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin; Hz. Zeyn--ülÂbidîn; Hz. Imâm-ı Bakır; Hz. Ca'fer-üs--Sâdık; Hz. Musa Kâzım; Hz. Alî bin Musa; Hz. Muhammed-ün-Nakî; Hz. Aliyy-üt-Taki; Hz. Hasan-Ul-Askerî; Hz. İmâm-ı Mehdî]. mahalle imamları. nahiv (sintaks) âlimleri. "esmâ'mn başı" tas. hay, alîm, münif, kadir, semi', basîr, müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. (a.i. inân'ın c.) dizginler, yularlar. (a.s. azîz'in c.) 1. erenler. 2. muhterem, azîz kimseler. Hıristiyan evliyası. (f.i.) vücutta, en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar, siğil, (bkz: ejeh). (f.i.) kızılcık denilen meyva, alıç. (f.i.) 1. büyük yılan, (bkz: bürsân, su'bân). 2. korkunç ve hayalî bir hayvan. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. nakışlı ejderha; alaca derili büyük yılan. 3. meç. hiddetli, şiddetli, cesur ve merhametsiz [adam], ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. (f.b.s.) (dev ağızlı) meç. ağır toplara verilen bir isim. (f.i.) sivilce, (bkz: ejah). tenbel. (bkz: ejhân). (f-s.) tembel, (bkz: ejgehân). (f.s.) akıllı, uyanık [adam], (a.s.) beli ince olan. (a.s. ekber'in c.) rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali, (bkz. büzür-gân).

ekâbir-i şuarâ-yi Arab ekadîh ekahî ekalîm

ekâlîm-i hârre ekalîm-i seb'a ekall l ekall-i murabbaât

ekalliyyet Ekanîm ekanîm-i selâse ekarib ekârim ekâris ekasır ekasî ekasî-i bilâd ekasîm ekâsire ekâsire-i Acem ekatî ekavîl ekavîl-i bâtıla ekavîl-i kâzibe ekâzib ekbâ' ekbâ-yi etrika ekbâ-yı matbah ekbâd İltihâb-ı ekbâd ekber

Arap şâirlerinin en büyükleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kıdh'ın c.) oklar. ("ka" uzun okunur, a.i. uk-huvân'ın c.) papatya çiçekleri. ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) dünyânın mıntıkaları, memleketler, diyarlar. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler, memleketler. sıcak iklimler. yedi iklim. (a.s.) en az, en aşağı, (bkz: akall). mat., astr. en küçük kareler metodu, meşhur riyaziyeci v e fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi, [italyan astronomu Giuseppa Piazzi, seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres, onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu.]. (a.i.). (bkz. akalliyyet). ("ka" uzun okunur, a.i. uknûm'-un c.) asıllar, zatlar, rükünler. Hıristiyanlığın baba, oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. ("ka uzun okunur, a.s. akreb'in c.) yakın akraba, hısımlar. (a.s. ekrem'in c.) en necip, pek âlicenap, çok sahâvetli, cömert ve eliaçık olanlar. (f.i.) bot. yenilen mantar. ("ka" uzun okunur, a.s. akser'in c.) daha (pek, en) kısalar. ("ka" uzun okunur, a.s. aksâ'mın c.) daha (en, pek, çok) uzaklar. en uzak şehirler. ("ka" uzun okunur, a.i. kısm'ın c. olan aksâm'ın c.) 1. (bkz: aksam, kısım). 2. kısmetler, nasipler, paylar. (a.i. kisrâ'nın c.) eski Acem pâdişâhları. Acem hükümdarları. ("ka" uzun okunur, a.i. katî'in c.) koyun sürüleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kavl'in c. olan akvâl'in c.) sözler, lakırdılar, kelimeler. bâtıl sözler. yalan, uydurma sözler. (a.s. ükzûbe'nin c.) asılsız, yalan, uydurma sözler. (a.i. kibâ'ın c.) süprüntüler. sokakların süprüntüleri. mutfak süprüntüleri. (a.i. kebed ve kebid'in c.) kebet-ler, karaciğerler, (bkz: kübûd). hek. ciğerlerin iltihaplanması. (a.s. kebîr'den. c. ekâbir) 1. daha (en, pek) büyük.

Cihâd-ı ekber, Gazayı ekber en büyük savaş. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. 2. i. erkek adı. Ekberiyye (a.h.i.) tas. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. ekber-nâme (a.f.b.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. ekdar (a.i. keder'in c.) 1. kederler, kasavetler, gamlar, tasalar, kaygılar. ekdâr ü âlâm kederler, acılar. 2. bulanıklıklar. ekdâs (a.i. küds'ün c.) hurmalar. ekele (a.s. âkil'in c.) çok yiyenler, yiyiciler, oburlar. ekeme (a.i.) yüksek taşlık tepe, bayır. ekfâ (a.s. küfv'ün c.) eşler, benzerler, denkler, uygunlar, müsaviler, eşitler, muâdiller. ekfâl (a.i. kifl'in c.) 1. nasipler, paylar. 2. zayıflık halleri. 3. kilim parçalan. 4. (kefel'in c.) her şeyin gerileri. ekfân (a.i. kefen'in c.) ölüleri sardıkları bezler. ekhâl (a.i. kühl'ün c.) göze çekilen sürmeler. ekhel (a.s.) çok sürme kullanan; gözü kudretten sürmeli [adam]. ekîd, ekîde (a.s.) te'kidli, kuvvetli, sarih, kat'î, sağlam, muhakkak. Emr-i ekîd kat'î, kesin emir. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli, kat'î tenbihler. ekîden (a.zf.) 1. te'kidli, kuvvetli olarak, muhakkak, sarih ve kat'î olarak. 2. mü-kerreren, tekrar olarak. ekîle (a.s.) yenmiş, yenilmiş [şey, yemek]. ekinne (a.i. kinn'in c.), (bkz. eknân). ekkâf (a.i.) semerci, eğerci. ekkâl (a.s. ekl'den) 1. çok ekleden, yiyen, obur. (bkz: bu'le, ekûl). ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. 2. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara], (bkz: âkile). 3. kim. aşındırma, fr. corrosif. eki (a.i.) bir şey yeme[k], yenilme. eki ü şurb yeme içme. eklef (a.s.) 1. yüzü çilli [adam]. 2. i. koyu renkli arslan. ekmâm (a.i. kümm'ün c.) 1. elbisenin yenleri, kol ağızlan. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan, tomurcuklan. ekmen (a.s.) anadan doğma kör. (bkz: darîr). ekmehiyyet (a.i.) ekmehlik, anadan doğma körlük. ekmel (a.s. kâmil'den) 1. daha (en, pek) kâmil, mükemmel ve kusursuz olan, en uygun, en eksiksiz. ekmel-i enbiyâ Hz. Muhammed. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. 2. i. erkek adı. ekmel-âne (a.zf.) ekmel olana yakışacak surette. ekmeliyyet (a.i.) mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık, eksiksizlik. eknâf (a.i. kenefin c.) canipler, yanlar, nahiyeler, taraflar, sığınacak yerler, evin ortalan, [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. eknân (a.i. kinân'ın c.) l. mahfazalar, perdeler. 2. evler, odalar; çadırlar, (bkz: ekinne). eknûn (f-zf-) şimdi, el'an, hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır].

ekrâd ekreh ekreh-i mahlûkât ekrem ekrem-ül-ekremîn ekrem-ül-ümem ekrem-âne ekremî ekremiyyet eksâ eksâ min-el-basal eksem ekser ekseri ekseriyyâ ekseriyyet ekseriyyet-i ârâ ekseriyyet-i mutlaka eksibe eksibe-i bahriyye eksibe-i berriyye eksiyye ekşem

ektâd ektâf ektâr ektâr ektem ekûl ekûl-âne ekûlî ekvâb ekvâb-ı şerâb ekvâh ekvarn ekvâm-ı büzeyriyye ekvân Hâlik-ı ekvân

(a.i. kürd'ün c.) kürtler. (a.s.) en kerih, çok iğrenç. mahlûklann en iğrenci. (a.s.) 1. daha (en, pek) kerîm; çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. 2. i. erkek adı. (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. Hz. Muhammed'in ümmeti. (a.zf.) ekrem olana yakışacak surette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyla. (a.f.s.) ekreme mensup, lütuf ve kerem sahibi olana mensup. (a.i.) ekremlik, ekrem olma. (bkz: ekrem). (a.s.) üstüste pek çok giyinen [adam]. "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. (a.s.) büyük karınlı şişman [adam]. (a.s. kesîr'den) en çok, daha ziyâde. (a.f.zf.) eksere mensup, çok defa, çoğu. (a.zf.) çok defa olarak, çok zaman; sık sık. (a.i.) ekser olma hâli, pek çok olma; çokluk; en büyük kısım; yansından çoğu. reylerin oyların çokluğu, hiç olmazsa yandan bir fazlası. bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk), çokluk. (a.i. kesîb'in c.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. jeol. karasal, kumul. (f.i.) boza. (bkz: ahsuma, nebîz). (a.s.) 1. doğuşunda kusurlu olan, burnu, kulağı kesik veya noksan olan [adam]. 2. i. pars denilen yırtıcı hayvan. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. (a.i.) 1. cemaatler, kalabalıklar, bölükler, takımlar. 2. misâller, örnekler. (a.i. ketif ve kitfin c.) omuzlar; omuz kemikleri, arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. (a.i. keter'in c.) haysiyetler, şerefler; hasepler, nesepler, mertebeler, dereceler. (a.i. kutr'un c.), (bkz. aktar). (a.s.) 1. daha (en, pek) çok sır saklayan. 2. karnı büyük [adam]. (a.s. ekl'den) çok yemek yiyen, obur; pisboğaz, (bkz: bu'le, ekkâl). (a.f.zf.) oburcasına. (a.i.) oburluk. (a.i. kûb'un c.) küpler, büyük su kaplan. şarap küpleri. (a.i. kûh'un c.) kamıştan yapıl-.mış penceresiz kulübeler. (a.i. kûme'nin c.) kümeler, (bkz: küvem). anat. domalan, fr. soredie. (kevn'in c.) varlıklar; âlemler, dünyâlar. dünyâların, varlıklann yaratıcısı, Allah.

ekvar ekvâs ekvâz ekyâl ekyâs ekyes ekzeb el-

ela ela ey! el-aceb el-adlü esâs-ül-mülk el-amân

el-amân-hâh el'ân el-anyâsiyye elâstikî elâstikiyyet el-Avvâ

elbâb Ulül-elbâb el-bâdî azlam el-basîr elbet, elbette elbise elbise-i resmiyye Elbürz elbüz el-câ-i âlâ rütbetihi

el-câsî el-Cebbâr

(a.i. kevr'in c.) 1. devirler, dönmeler. 2. bir şeyi sarmalar. 3. (küvâre'nin c.) an kovanlan. 4. demirci ve kalaycı ocaklan. (a.i. kevs'in c.) yaşmaklar. (a.i. kûz'un c.) kadehler; kâseler; bardaklar. (a.i. keyl'in c.) kileler, hububat ölçüleri, ölçekler. (a.i. kîs'in c.) para keseleri, torbalar. (a.s.) pek kiyâsetli, zekî, zeyrek, maharetli, becerikli [adam]. (a.s.) büyük yalan, pek büyük uydurma. (a.h.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. Arapçadaki terkiplerde, has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi. (bkz: hurûf-i şemsiyye). (a.e.) başlama ve tenbih edatıdır; nazımda ve sözün başında kullanılır; bundan sonra "ey!" nidası gelir. şimdi, bilmiş ol ki! (a.n.) tuhaf, acayip, şaşılacak şey! (a. cü.) adalet mülkün temelidir. (a.e.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman, medet" manasınadır; "bıktım artık, illallah!, usandım, kâfi, yeter, sus" gibi mânâlarda da kullanılır. (a.f.b.s.) el aman dileyen, yaka silken. (a.zf.) şimdi, şimdiki halde; henüz, hâlâ, daha, bu âna kadar, şu anda. (a.i.) bot. iğdegiller. (fr.s.) esnek. (fr.a.i.) esneklik. (a.h.i.) astr. sığırtmaç, semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme, lât. Boötes, fr.Bouvier. (a.i. lübb'Un c.) akıllar; akıllı kimseler. akıl sahipleri. başlayan, yol açan haksızdır. (a.s.) her şeyi gören. [Tanrı adlarından]. (a.zf.) kat'î olarak, mutlaka, behemehal; akıbet, nihayet, eninde sonunda. (a.i. libâs'ın c.) esvaplar, libaslar, [kelime bizde müfret gibi kullanılır], (bkz: câme]. resmî elbise[ler]. (f.h.i.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği. 2. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. 3. s. uzun boylu, yakışıklı kimse. (a.s.) 1. bâlâ, yüce, yüksek. 2. i. Kafkas dağının tepesi. (a. h. i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında, ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. (a.h.i.) astr. Herkül, tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi, lât. Hercules. (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak

yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). Elcezîre (a.h.i.) Mezopotamya, "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. elcime (a.i. licâm'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. el-cünûnü fünûn (a.dey.) "dîvânelik türlü türlüdür", "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. eledd (a.s.) hak kabul etmeyen, inatçı [adam], Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkî (fr.s.) ; elektrikle ilgili, elektrik niteliğinde. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı, akımı. elektrîkiyyet (fr.a.i.) eletrikleştirme, elektrikleşme. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektromagnetizma. elektrîkiyyet-i sakine fiz. elektrostatik. elektrik-nümâ (fr.f.b.s.) fiz. elektroskop. elem (a.i.c. âlâm); 1. ağrı, acı, sızı, sancı; keder, dert, maddî ve manevî ıztırap. elem-hek. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. bekleme elemi, sıkıntısı. 2. Fransızca'nın "-algie" sonekini elem-i intizâr karşılar. elem-i asabi bek. sinir ağrısı, fr.nevralgie. elem-i kalb gönül ıztırabı. elem-i mafsal hek., fr. arthralgie... el-emrü emrüküm (a.cü.) emir, sizin emrinizdir; emriniz bâşüstüne. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. Elemût (f.h.i.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. [elüh (=karakuş), mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. Bu kale, yükseklikte; yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elem-zede (a.f.b.s.c. elem-zede-gân) eleme uğramış, elemli, kederli, dertli. elem-zede-gân (a.f.b.s. elemzede'-nin c.) elemliler, dertliler, kederliler. eleng (f.i.) 1. sur, duvar, siper. 2. kale ve istihkâm askeri. elest (a.i.) Allah'ın, ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman, insanların yaradılış başlangıcı, [elestü = değil miyim]. elezz (a.s. lezîz'den) daha (en, pek) lezzetli. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf (a.s.c. âlâf, ülûf) bin [sayı], (bkz: hezâr). elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl. elfâf (a.i. lifin c.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar; birbirine dolaşık fidanlar. el-Fâris (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç, lât. Perseus; fr. Persee. el-fâtiha (a.n.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida.

(a.i. lafz'ın c.) kelimeler, sözler. güzel sözler. kaba küfürler. l) birçok anlamı olan kelimeler, 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler, sinonim (synonyme) kelimeler. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. el-firâk (a.i.) ayrılma, ayrılık sözü, esenleşme, (bkz: el-vidâ). elfiyye (a.i.) ed. bin beyitlik kasîde, şiir. el-garaz (a.cü.) "maksadım şu ki; şunu demek isterim ki; gelelim maksada, sözün kısası" mânâlarına kullanılır. el-gaz bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. el-gıbta (a.cü.) gıbta olunur, gıbta ederim. elhâb (a.i. lihb'in c.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar, dar geçitler, (bkz: lihâb, lühûb). el-hâc (a.s.) hacı; islâm dîninin bir îcâbı olarak, usûlüne göre, "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. el-hakk (a.zf.) hakîkaten, doğrusu, doğrusu ya. el-hâl (a.zf.) şimdi, şimdiki halde, hâlâ, henüz. el-hâletü hâzihi (a.zf.) henüz, şimdi, hâlâ, bugün, bugünkü günde, şimdiki zamanda, şimdiye kadar, (bkz: el-yevm). el-hamdulillâhi teâlâ (a. cü.) Allah'a hamdolsun, Allah'a şükür. elhân nağmeler, ezgiler. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri; 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. el-hased (a.zf.) "hased olunur" mânâsına kullanılır. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. el-hâsıl (a.zf.) hâsılı, netice îtibâ-nyla, sözün kısası, uzatmayalım, kısa söyleyelim, kısacası, (bkz: ve-1-hâsıl). el-Hayye (a.h.i.) astr. Yılan. elhâz (a.i.lâhz'ın c.) göz ucu ile bakışlar. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına, cazibeli, alımlı bakışlar. el-hazer (a.zf.) "sakın, sakınalım, sakınınız," mânâsına kullanılır. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. el-Hevâ (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi, lât. Ophiucus. el-hükmü-li-1-galib all (a.cii.) hüküm galibindir, hak kuvvetlinindir, (bkz: el-hükmü limen-galeb). el-hükmü li-llâh (a.cü.) "hüküm Allah'ındır, kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. el-hükmü li-men galeb (a. cü.) hüküm galip gelenindir, (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). el-ıyazü bi-llâh (a.c.) Allah'a sığındık, Allah'a sığınırım, yahut, sığınırız, Allah esirgesin, Allah korusun!... (bkz: maâz-Allah). elibbâ (a.s. lebîb'in c.) akıllı, kâmil, olgun [kimseler]. elif (a. ha.) 1. Arap alfabesinin ilk harfi. 2. i . kadın adı. elfâz elfâz-ı cemile elfâz-ı galize elfâz-ı müştereke

elif-i iklîm elif-i kâfîyân elif-i maksure

yedi iklimin ilki, ekvator. kûfî yazısıyla yazılan elif. bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. f Mustafa, dâva gibi]. elif-i memdûde uzun okunan elif. elîf (a.s. ülfet'den) 1. ülfet olunan, istenilen, alışılan şey. 2. alışmış, alışkın, alışık. (bkz. me'lûf). elifba, elifbe (a.i.) 1. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. bir şeyin başlangıcı. 3. g. s. bir örgü motifi. elifi (a.i.) g. s. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. el-ihsân bi-t-temâm (a. cü.) bir şey verilince tam verilmeli; bir iyilik edilince tam edilmeli. elîm, elime (a.s. elem'den) çok dert ve keder veren, acıklı; ağrı ve sancıyı hissettiren, sızlatan, pek ağrıtan, acıtan. Azâb-ı elîm çok acı veren azap. el-insâf (a.n.) ; insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. eliyy (a.s.) çok yemin eden [adam]. elîz (f.i.) çifte, tekme; sıçrama. elkâb (a.i. lakab'ın c.) 1. unvanlar, soyadları. 2. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar, [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü; sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü; seraskere devletlü re'fetlü; Mekke şerifine devletlü siyâdetlü; müşirlerle, pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü; saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü; sarıklılara mekrümetlü; fazîletlü; semâhatlü yazılırdı. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a.cü.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elken (a.s.) dilinde pek lüknet, tutukluk olan, güçlükle meramını anlatan, peltek.kekeme. El-Keşşaf (a.i.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. el-kıssa (a.zf.) hulâsa, hâsılı, sözün kısası, sözden anlaşıldığına göre. el-Kusvâ (a.h.i.) Hz. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. Ebûbekir'den satın almıştır], (bkz: Kusvâ). elma', elmaî (a.s.) pek zekî, çok anlayışlı [adam]. elmalı, elmahî (a.s.) her gördüğü şeyi tetkike, araştırmaya meraklı [adam]. elmas (yun.i.) 1. bilinen kıymetli taş. 2. s. meç. pek sevgili ve kıymetli. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. elmâs-pâre (yun.f.b.i.) 1. elmas parçası. 2. meç. çok güzel. elmâs-rîze (yun.f.b.i.) elmas kırıntısı, döküntüsü. elmâs-tırâş (yun.f.b.i.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam, billur, kristal. el-minnetü li-llâh[i] (a.cü.) "Allah'a minnet, minnet ancak Allah için" manasınadır. elsen (a.s.) fasîh, düzgün konuşan. elsine , elsün (a.i. lisân'ın c.) diller, (bkz: lüsn). elsine-i garbiyye batı dilleri. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe, Arapça, Farsça. elsine-i şarkiyye doğu dilleri. eltaf (a.s. latîfden) daha (en, pek) lâtif, güzel, hoş [olan].

2. 2. son derece lâzım olma. (a. el-vedâ').) bağırsaklar. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler.) 1.) göz pınarlan.) elzemlik. mekân'ın c. lâzım'dan) daha (en. liber. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale.i. bayraklar. tablolar. iyilikseverlikler.) mahaller. renkler.h.s. . Samsun. Antalya. kıçı meydana getiren kaba etler. Kartal burcu. (a. kasem). levz ve levze'nin c. çeşitler. levh ve levha'nın c. yerler. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler.) Allah'a ısmarladık. tavşancıl. livâ'nın c. (a.) iyi muameleler. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır]. (a.i. (a.) yemin.eltâf elûf elûh elûk el-Ukab elûke el vah elvâh-ı kışr elvan elvâz el-vedâ' el-vida' elviye elviye-i müstakille elviye-i mütemevvice elviye-i selâse elyaf elyak elye elyevî el-yevm elzem elzemiyyet em'â em'â-i galîza em'â-i rakîka emâcid em'âk emâkin (a. astr. pek) lâzım.). (a. (bkz. Muğla gibi livalar. kartal. henüz. s. alacalı. portreler. [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp. hâlâ. yağlı koyun kuyruğu.i. fr. ağacın odun kısmındaki lifler. (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars. dalgalanan bayraklar. (a. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı.i.cü. ince bağırsaklar.) kıça ait. yanaklar. şimdiki zamanda. (a.) 1. 2.s.i. lüzumlu. Ardahan. 2. pek) lâyık. Aquila.) 1. karakuş. 3. esen kalın! (bkz: el--firâk).i. l'Aigle.) bademler. (a. iplik biçimindeki şeyler.i. (a. büyükelçi. liyakatli.) ülfeti çok. lîfin c. (a. [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır.) bugün. (a. olan "emki-ne'nin c. lât.) sancaklar. (a. miâ'nın c.i.i.i. (a. (bkz: el-hâletü hâzihi). kıç ile ilgili. kalın bağırsaklar. rengârenk.i. levn'in c. soymuk damar (-demeti). Allah'a emânet olun. el-firâk. izmit.) sefir. bot.) elçinin götürdüğü itimatname. (a.s. fr. Artvin. mevzîler. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur].i. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam].i. okşamalar. ehakk). şu anda. gereklik.s.i.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. (a. (a. şimdi.) 1. iyilikler. (bkz: ecder. and. (bkz: emkine). emced'in c. lütfün c. (bkz: half. (a. (a.zf. çok yakışır. meak ve meûk'un c. mevkiler.) daha (en. (a. (a.s. (bkz: liva). bugünkü günde.i. nezâketler.i.) düz satıhlar. (a.

emr'den) 1. istekler. emânetler. (a. emânet'in c. (a. eser. beylik. imlîs ve imlîse'nin c. gibi]. fidanlar. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet.) kendisine emânet edilen.s.) emanetçilik. özel maksatlar.c. millet. alâmetler. emanetçi. ipucu. 3. ummalar.) emânet olarak.i. b. nişan. 2. rüsumat emâneti = vergi emâneti. huk. en çok benzeyenler. iyilik alâmeti.s.b.i.) aman dileyen. arzular. eserler.) 1. 2. huk. (a. (a. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup.) 1.) . "Hırka-i Saadet. 2 . emeller. sulh yapma. emirlik. i. 2. maksatlar. yardım isteme. emir'in hâli ve sıfatı. bu bir müsâlaha" demektir..). prenslik. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki.i. deliller.i.) 1. aman dileme. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki. emârât) alâmet. huk. 2. rica. eşler. emred'in c. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu. akranlar. ["geliniz!" denilmesi gibi].i. (a. emânât) 1. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki. şikâyet. eminlik.b.).) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar.i.f. (a. emniyet edilen kimseye bırakılan şey. emânı. (a. iyi alâmetler. bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki. "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman.) otsuz ve susuz sahralar. huk. kuddâm. (a. aman isteyen. kanunî ve fiilî himaye. belirti. karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman.f.s. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur]..i. itibarlı kimseler.emâkin-i mukaddese emâlîc emâlîs emâm emân emân hakkı eınân bi-1-kinâye emân bi-1-kitâbe emân-ı âmin emân-ı hâss emân-ı muvakkat emân-ı müebbed emân-ı sarîh emânât emânât-ı mukaddese emânât-ı şerife emânet emânet-dâr emânet-dârî emaneten emân-hâh emânî emânî-yi mahsûsa emânet-ullah emârât emârât-ı hasene emare emâre-i hasene emaret emârid enıâsil emâzir kutsal yerler. mezîr'in c. (bkz: emânât-ı mukaddese). (a. (a. Sakal-ı Şerif. (a. (a. sözle verilen eman gibidir. emânet suretiyle.b.) bıyıklan terlememiş gençler.. (a. ümlûc'ün c. ümniyye'nin c. buna riâyet olunur. niyetler. (a. (a. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. emâre'nin c. (a.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk.i. c.) arzular.i. eşya veya kimse. (bkz. emsel'in c. gayeler. korkusuzluk. nişanlar. huk. huk.i.zf.i. çöller. gibi. meramlar.f.i. aman diyen. pîş). huk. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer. husûsî. (a. 4. . (a.) uzun yapraklı otlar.i.

) 1. kendisine güvenilen [kimse.h. (a. şey]. 4. (t. bir çeşit ot.) son.f.) donuk beyaz. birine emniyet eden.s.) taylar. c. (a. haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. korkusuz.i. şüphe etmeyen. (bkz: mihâr). dokunan.) mehiller. Muhammed.) pek fazla messeden. veznedar. kadına verilecek. i.i. 2. 2. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz].) koyunlarda meydana gelen uyuzluk. onur ve haysiyet sahibi olanlar.) 1. ilâçlann en acısı. emniyet sahibi. nihayet. ilk islâm hükümeti. bir şehrin başı. (bkz. güvenen.b. medd'den) daha (en. i. (a. beği.i. tamah. kadın adı. çok sürekli.i. mehr'in c. mehl'in c. (a. Hızır. en çok temas eden. kuruntular. mecîd'den. erkek adı. erkek adı. (a.c. i.) bir işte emeği çok geçmiş olan.i.i. c. mühletler. hırs-ı pîrî. Hz. 2. (a. (a. Hz.i. (a.i. Cebrail. uzun.c. Hz. ümerâ) 1. demirci çekici. zamanlar.i. pek) mecid.s. emâcid) 1.) islâm arasında kurulan ilk devlet. mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse.s. (a. arzu. emr'den.s. Şeh-remânetinin reisi.c. at yavruları. (bkz: hırs-ı câh. hırs. eski ve sâdık hizmetçi.s. insan ömrünün yetmeyeceği hülyalar. pek) medîd. çok şeref. mühr'ün c.emcâd emced Cedd-i emced emced-i emâcid emed emedd emedd-i a'mâr emek-dâr emel Tûl-i emel emerr emerr-i edviye emess Emeviyye emhak emhâl emhâr emhâr-ı zevcât emhâr emîhe emîme emîn Fetva emîni Sandık emîni Şehr-emîni Yed-i emîn emîn-i cev emîn-i rahmet Emîn-i vahy Emîn-i vahy-ullah emîne emir emîr emîr-i âb-hayvân (a. Muhammed'-in lâkabı. bir kavmin.) şeref. (a. çok ulu ata. (a. emniyetli. korkusuz [yer]. hırs-ı nukûd). aynlma hâlinde.) nikâh bedelleri. ümenâ) 1. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar.s. 2. pek) acı. büyük bir hanedana mensup kimse. (a. ["emîn" kelimesinin müennesi]. [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur. (a. 3.s.i. daha (en. şereflilerin şereflisi. amal) ümit. mecîd'in c. vâdeler.) daha (en. (a. umma. ömürlerin en uzunu. zevcelerin nikâh bedelleri. (a. (bkz: emîn). onur ve haysiyet sahibi olan. 2. Muhammed. (a.i.s. (a. emr). Emevî devleti. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler. saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur. evâmir). .

(bkz: ıneh-mâ emken). başkumandan .emîr-i cân-dâr emîn-i çeşnigîr emîr-i dâd emîr-i devât emîr-i meclis emîr-i Mekke emîr-i nahl emîr-i silâh emîr-i şikâr emîr-ül-alem emîr-ül-bahr emîr-ül-ceyş emîr-ül-Hâcc emîr-ül-mâ' emîr-ül-mü'minîn emîr-i zünbûrân emîr-ül-müslimîn emîr-ül-ümerâ' emîr-âhûr emîr-âne emîre emir-nâme emir-nâme-i sâmî emîr-zâde emken emkiııe cmkine-i cedide emlâ' emlah Eınlah-ül-Arab emlâh enılâh-ı bahriyye emlâk muhafız kumandanı. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. Mekke emîri. arıbeyi. Hz.i. serdar. melâ'ın c. Ali'nin lâkabı.) emîrcesine. (bkz: emâkin). ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse.i.i.i. Muhammed.b. (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse. (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar. [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı.e. mü'minlerin emîri. melîh'den) en melâhatli.) amiral. (Arabın en güzeli) Hz.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer.b. âmirden me'mura yazılan kâğıt. buyrultu. kalabalıklar. (bkz: emr-nâme.) imrahur.f. (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. ferman). Ömer'e verilmiştir]. [bu unvan ilk evvel Hz.i.) tuzlar.) ev. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli bulunan zat.) kumandanın oğlu. Hacılar emîri. (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti. (a. .i. (a. Istabl nâzın.) kadın emîr. (a.) mahaller. (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının.b. mekân'ın c. ahır beyi.f.i. (Müslümanların emîri). milh'in c. (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. (bkz. yeni evler.f.i. tarla. zool. (a. Hz. pek melîh. haneler. (a. (a. yerler.zf. (a. Hz. evler.) sancak emîri. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse.i. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse.i. (bkz: emîr-ül-mâ'). (a.) cemâatler. amiral. milk ve mülk'ün c. emîr-ül-mü'minîn). (a. serasker. ahır müdürü.) emir kâğıdı.b. mevkiler. (a. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk.s. (a.b. (a. deniz tuzları. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. bölükler. çeşnigir başı. (pâdişâh). bağ. Muhammed'in halîfesi. son derece güzel. (a. emîr olana yakışacak surette.

(bkz: asayiş. polis teşkilâtı. ilk iş olarak. çok. gr.emlâk-i emîriyye emlâk-i hâssa emlâk-i hümâyûn emlâk-i mazbuta emlâk-i mevkufe emlâk-i milliyye emlâk-i mîriyye emled emles Hacer-i emles emmâre Nefs-i emmâre emn emn ü asayiş emn ü emân emnâ' Emn-âbâd emniyye emniyyet emniyyet-i âmme emniyyet-i umûmiyye emniyyet-i tâmme Emniyeti su'-i isti'mâl emniyyet-bahş emr Evvel-i emr Nefs-ül-emr emr bi-1-ma'rûf emr-i âlî emr. güveni kötüye kullanma. üçüncü şahsa verilen emir. iş buyurma.f. beylik malları. rahatlık. güvenlik. bu işin aslı. 4. korkusuzluk. düz taş. gr.azim emr. kamusal güven. meldâ]. 2. tuhaf şey. eminlik.hâzır emr. "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem. inanma.c. âsûdegî). güvenlik. (a.i. (a. kollama [askerlikte].s. emredici. (bkz: emir). evâmir) 1. cilâlı. [ağızdan veya yazı ile]. en.i'tibârî görünüşte olan iş. cebreden [şehvani hallerde. en) sarp.b. pek çok) genç. (Allah'ın emri) ölüm. insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. (a. (Allah'ın emri) ölüm. (bkz: i'timâd).) güven veren. pürüzsüz. (a. apaçık. jeol. genel polis teşkilâtı.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı. . devlete ait mallar. emâlis) düz. (a.i. (a. [Ben gizli bir hazîne idim. millî mallar. en başta.f.garîb emr. korkusuzluk. gerçekleştirmesi imkânsız olan emir.s. şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. "ol!" emri.s. günah ve suç işlemede]. büyük. (bkz: emlâk-i hümâyûn). el konulmuş mallar. buyrultu. [tas. husus. 3. eminlik ve rahatlık. genel güvenlik.s. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. şey. (bkz: asayiş). emr'den) emreden. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım]. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. emr. önemli iş. güvenme.ilâhî emr. aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse]. pâdişâh mallan. bağışlanmış mallar. körpe ve nâzik (vücut veya dal). korkusuzluk.) daha (pek.i. [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir]. metin. korkusuzluk. halk güvenliği.kavlî emr-i kün emr-i ma'ruf emr-i muhal emr-i mübîn (bkz: emlâk-i mîriyye).gaib emr. tam bir güvenlik. (a. hâdise. (a. vakfedilmiş. buyruk. eminlik.s.) eminlik. (o.) 1. [müennesi . pürüzsüz.hakk emr.i. [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. 2.i. (a.) (daha. özü. meydanda durum. c.b.) emniyet. 2. ikinci şahsa verilen emir. 1. Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan. iş. vakıa. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi.

iç hastalıkları. emir--nâme.b.i. eş. misl'in c. emr-i nıüşkil zor iş.i. dış hastalıkları. hastalıklar. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er. eşler.emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri. refraction. emsâl-i kesîre bol örnekler. emrî. atalar sözü. kıl bulunmayan genç. contagieuses. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy.b.) 1.) kıssalar. hayvan derileri.i-. hikâyeler. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. emrâz-ı cildiyye hek.l (a. emir alan. numuneler. emrâz-ı efrenciyye hek.) kürkler. emrâz-ı hâriciyye hek.venüs hastalıkları. maraz'ın c.) emir götüren. kaç misli alınacağını bildiren sayı.i.i.i. deri hastalıkları. emsâl-i zâviyeviyye mat. emriyye (a.) emre ait. emrâz-ı sâriyye hek. fr. mikroplu. mısr'ın c. emrâz-ı müstevliyye hek. çok benzeyen. emir kipi. 2. benzerler. emrâz-ı akliyye hek. misâller. atasözleri.). emrâz-ı dâhiliyye hek. Sîga-i emriyye emir sîgası. . kadın hastalıkları.. örnekler. emr-i vâki' beklenmedik emir. emrâz-ı mühiike hek.c.i.f. emred (a. 3.s. salgın hastalıklar. fr. 4. emsal (a. açısal 'katsayı. fr. öldürücü hastalıklar. emir eri. katsayı. mat. emrâz-ı intâniyye hek. epidemiques. emsâr ü bilâd büyük şehirler. Süleyman'ın vecî-zeleri. emsel (a. emsal (a. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. emsâl-i Süleyman Hz. bulaşıcı hastalıklar. ferman). misl'den) pek müşabih olan. kasabalar.s. emsali misillû aynı biçimde. mern'in c. frengi ve bel soğukluğu gibi. beldeler.i. memleketler. emrâz-ı zühreviyye biy.) büyük şehirler. benzer. emraz j. emsâl-i inkisar astr. emrâz-ı asabiyye hek. emrâz-ı bevliyye hek. emr ü ferman buyruk ve ferman. emr-ber (a.) illetler. emrûd (f. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname. jeod.f.i. (bkz: ermûd). emsâr (a. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. Durûb-ı emsal darbımeseller.) armut. sinir hastalıkları. ateşli hastalıklar. emrâz-ı nisâiyye hek. benzeri durumlarda olduğu gibi. akıl hastalıkları. emr-nâme (a. sidik yolu hastalıkları. frengi ve benzeri hastalıkları. destanlar. (bkz. emr-i tabîî tabîîiş. emrân (a.) armut biçiminde olan. cilt.s. emirle ilgili. emrâz-ı ayniyye hek. Şâbb-ı emred tüysüz genç. göz hastalıkları. mesel'in c. emrûdî (f-s.

hükmü çok yürüyen.i. örnekler. masdar-ı mîmî. sahipleri bilinmeyen mallar.) sular. metâ'ın c. yetimlerin mallan. para ve eşya gibi beylik mallar. masa. ism-i tafdîl.) 1.) yağmurlar. mallar. kat'î. muşt ve mışt'ın c.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler.) 1. gibi]. (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. terkedilmiş. nehy-i gaib. mevc'in c. mal) gibi şeyler].) 1. meyyit'in c. matar'ın c. çeşitli mallar. eko. (bkz: mîl). akşam vakitleri. çok dayanıklı. zulüm dalgası.emsile emsile-i muhtelife emsiye emşâ muşt-ül-kadem emtâr Sahâib-i emtâr emtâr-ı kesîre emten emtia emtia-i ecnebiyye emtia-i gûnâ-gûn emtia-i ticâriyye emvâc emvâc-ı bahr emvâc-ı kahr emvâh emval Bezl-i emval emvâl-i âdiyye emvâl-i âmme emvâl-i bâtına emvâl-i emîriyye emvâl-i eytâm emvâl-i ganâim emvâl-i gayr-ı menkule emvâl-i menkule emvâl-i metruke emvâl-i umûmiyye emvâl-i zahire emvât Defn--i emvât İhyâ-yi emvât emyâ. para ile alınan şeyler. ism-i mekân. 2. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar. (a. emyân emyâh emyâl emyâl-i bahriyye emyûs emzâ (a. gibi]. kumaşlar. (a. bırakılmış mallar. muhâtab ve gaib şekilleri.) taraklar ayağın üzerindeki ufak kemikler]. saklanması mümkün olmayan mallar. ism-i fail. deniz milleri. (a. [emlâk. kanepe. mîl'in c. cahd-ı mutlak. çok te'sirli olan. 3.. ölülere can verme. nefy-i mâzî.i. vilâyet ve belediyelere ait mallar. (a. (f-i-) Para kesesi. 2. gibi]. emr-i hâzır. [altın. tarla. bol yağmurlar. a.i. ekinler. emr-i gaib. para. gümüş.) dalgalar. ölülerin gömülmesi. para çantası. mâ'ın c.i. tüccar mallan. [dükkân.) pek metin.i.) ölüler. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi. devlet mallan.. ism-i mensûb. denizin dalgalan. (a. mâl'in c. kınlmamış büyük tuz parçalan.) sular. ism-i mef'ûl. masdar. mesâ'ın c. mevâşî (davar. gr. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. taşınmaz mallar. kamuya ait mallar. misâl'in c. (a. nefy-i hâl.i. Devlet.i. satılacak şeyler. tesniye cemi hallerindeki mütekellim. ev. (bkz: miyâh).i.i.) tuz taşı. .s. [çakı. (a.s. cahd-ı mustağrak.i. mübalağa ile fail. olan miyâh'ın c. nehy-i hâzır.) mülkler. ism-i zeman. muzârî. mâ'ın c. eko. gibi birer misâlle gösterilen şekli].) akşamlar. ağaçlardaki meyva-lar. (a. yabancı memleket mallan. taşınabilen mallar. (bkz: hemyân). (a.i. binâ-i merre. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. (a. yağmur bulutlan. saklanması mümkün olan mallar. (a. (a. (a. z f. hediye gibi şeyler dağıtma. numuneler. 2. ganimet mallar.i.

) inbikler. dağarcık denilen deri çanta. bencilik. inbik'in c. anat.i. (f. enfes'in c. huylar.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden. (a. (f.s. Markus. Yuhanna]. bütün mahlûkların Tanrısı. (f. 2. küme. takma adlar. eneiyyet.i.i.(bkz. dolu. (a. muhtelif. i. en değerlileri. eş.) doldurulmuş.) inciller.) nar [meyva]. at. edebî eserlerin en nefisleri. sığır ve.) 1. sağlam.i. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır].) yerden çıkanlan otun kökü. gübre. deve. eneiyyet). (a. (bkz: şerîk). 4.i. anbar. nebî'nin c. kalbur damarlan. anbara koymak. gibi. (a. 3. 2. (bkz: nâhîd).) en nefis olan şeyler. (a. i..). yaratılmış olan canlılar.) peygamberler.) Zühre (Venüs) gezegeni. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ.i. ünbûbe'nin c. hazım (sindirim) boruları. dağınık şeyler. (halkın ulu'su) Hz.s. perakende.) kendini beğenme. yığın. soyadları.i.i.i.) 1. hakîkaten.) boğum boğum olan şeyler. mizâc'ın c.) 1.e.s. hayvan gibi kimseler. (a.) 1. halk arasında. (bkz: enbûşe). borular. enmele'nin c. (a. tıkanmış.i. (bkz: rümmân). (f.) lâkaplar.i. enâ-niyyet).) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek. heybe. Hz.s.) perişan. ortaklık. ufak heybe. (bkz: enâiyyet. (a. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. .s. yıkılmış. nibr'in c.i.i. türlü tabiatlar.) parmak uçları. (a. (a. (a. (a. (f. (a. kuma. huylar. (a. (f. 2 . şeriklik.i.) küçük dağarcık. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp.i. (f. i. enbâne enbânçe enbâr enbâr Der-enbâr etmek enbârde enbâşte enbâz Bî-enbâz enbâz enbâzî (a. (f. teslim etmek. yiyecek çantası.cü. şeriki olmayan. 2.i. (a. na'm'ın c.i. (a. bütün mahlûklar.) anbarlar.emzice emzice-i muhtelife -en enâbîb enâbîb-i gırbâliyye enâbîb-i hazmiyye enâbîk enâbîş enâcîl enâcîl-i erbaa enâdîd enâfis enâfis-i âsâr-ı edebiyye enâhîd enâiyyet enam Beynel-enâm Rabb-ül-enâm Seyyid-ül-enâm en'âm enâmil enâniyyet enâr enâr-Allahü kabrehû enbâ enbâg enbâhûn enbân. koyun gibi hayvanlar. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı. nebez'in c. halk. Luka. Muhammed. çanta. eşsiz.) ortak kadın. (f. kamış gibi içi boş olan fen âletleri. s. hisar.) tabîatler.) 1. tahkîm edilmiş yer. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.i.) ortak. kale. incil'in c. meşrepler. insanlar. inâyeten.

) istif edilmiş. devşiril-miş. 4.zf. (a. (a. patates gibi yerden çıkarılan şeyler. dere.i.) asıl.s.s. i. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl].) gemi direği.i.i. 3.) ödağacı. i. ısırgan otu. necâib.s. koku. [Anadolu'da "eğsi. izdiham). fercâm).i. hek. döşeme. son.i. i. enbüh enbele enberût enbeste enbeste-dem enbîk enbîr enbîre enbiyâ enbiyâ-yi kibar enbûb enbûbe enbûbe-i bevliyye enbûbe-i gırbâliyye enbûbî enbûde enbûh Leşker-i enbûh enbûşe enbûy enbûzen enbûzen-i inşân enbür enbüre encâb encâd encam encâm-ı kâr encâm-pezîr encâs encel encer encere encidân encîn encîr. (f.) incir. kıyma kıyma. (bkz: âhir-ül-emr). (bkz: ünbûbe-i bevliyye). işkembe.i. (a.i. anat. ufak ufak. nücebâ).) 1. 2.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet.) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz. (bkz: emrûd). (f. 5. (f. 2. ulu. hamından turşu yapılan. madde. (a.) bot. (f. nebî'nin c. çekirdeği büyük. toprak [insanın asıl maddesi olduğu için]. 1. (f. (a.i. uyuşmuş [nesne].i. tane tane. (f. (bkz: enâbîş).i. demir hindi. (bkz. talaş.) 1. hayvan]. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. (f-i.s. anat. yer elması.) biy.i. (f. (f.) armut. meyvasınm kabuğu kalın. hatmi çiçeği.) Hint hurması. (f. (bkz: ünbûbe-I (a. (f.) yaş ve kuru çamur.) 1. encîre encûc encûg (f. (bkz. yoğun. (f.s. (f. kalın. (bkz: encûc). sıvacı.b.) koyulaşmış. tüyü dökülmüş [şey. (bkz: cemâat. en çok deve.).s.s. (bkz: lenger). eğsiran v.i. endâyiş-ger). işin sonu. (f. (bkz: ünbûbe). (f.i. (bkz: akıbet. (f. dolap beygiri.) pislikler.) tenbel.enbeh. 3. meclis. biten. kalabalık asker.) 1. (a.) minder.i.i. necd'in c. 2. çokluk. ağaç kökleri.i. (bkz: tîn). 1. 2. çok.f.) bot. eksi. (a.) bot." gibi karşılıkları vardır]. gayretsiz [kimse]. (a.s. (a. (f. i. kalabalık. miskin. duvarın yıkılıp dökülmesi. 2. i. çalı çırpı. (a. (bkz: encüre). (f.) koklama.i. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. ödağacı. (bkz: resul).i. yüce peygamberler. yüce yerler. döşek. 2. kurdeşen.) yüksek yerler.b. yonga gibi şeyler. 4.) nihayet. katılaşmış. ürtiker. (bkz: encûg). (bkz: ünbûbî).i.b.) inbik. .) bot. necîb'in c. yalvaçlar. (a.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde.i. necs'in c. ocak. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler. i.s.i. ["encîden" mastarından]. (f.). başka.) son bulan.

2.b. (f.) 1. cisim. eşler. (f.) . ölçek. (f. 2.) şebnemler. içinde". bot. nazîrler. (bkz: kevâkib. atılmış.i. nücûm.s. yaşı küçük. (a. (f. yaldızcı. az.) sıvama.i. çok seyrek ve az bulunan. (f. (f. çalgı çalan. (f. 2. deniz ısırganları. tahmîn. pek) nâdir. [encûhîden ve encûgîden mastarından]. cihan içinde cihan.) 1. s. okuyucu. 2.i. mertebe.s. ok atan. boy göstermek. meclis. biçimli elbise. nadad'ın c. er. muhasebeci (sayman).) bot. (a.) 1. (bkz: vakıa.i.. (f. (f.i. çiyler. atış. siyâsî encümen.zf. boy. solmuş. (f. nedâ'nın c. atılma. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır].b. eşbâh. unutma köşesine atılmış.) cemiyet.s. (f. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.i.).) den. ısırgangiller. gibi. (f. zorluk içinde zorluk. (f. ısırgan otu.i. parça parça. 3. bir tarafa bırakılmış. boşaltma. (bkz: endiye). yaşı küçük çocuk.i.i.) hikâye.b.encûh.) 1. (a. enzâd). buruşmuş (meyva). düzgün endam.i.i. silâh atan.) 1.) meclis. (a. sitâre-gân). atma. utanmış.b. (bkz. 2.zf. 2. .f.) 1. azıcık. (f.) yaşı küçük.i. 2. (f. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâmî endâr endâve. sıvacı malası. zool. (a.i. şikâyet. benzeyenler. unutulup gitmiş.b.i. 2.i. necm'in c. mektup.s.) vücut. boğum boğum. takım. (bkz. politika kulübü.b.i. (f. düzgün beden. (f. benzerler ve zıtlar.) misiller.) yıldız saçan.) 1. 2. (a. insanın âzası. akademi. mühendis.i. derece. cel (a. öğüt.i.i. isilik. boy bos. ser-güzeşt). nâdir'den) "-de.s.) hararet kabarcıkları. (bkz: encere. (bkz: encîn).i.) ısırgan otu. yaldızlama.) daha (en. silâh atma. (a. (f. 4. 2.i.s.) 1. (a. beden. baştan geçen şey. nasihat. biçim. vasiyet. atıcı. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. mahcup. şûra.) 1. 3.) bedene uygun. nidd'in c. hek.) yıldızlar. altmış santimetrelik bir ölçü.s. (f. komisyon. (f. nazâir).) geçmiş sıkıntıları hatırlama. nefer.) sıvacı. atmış. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze endâze-gîr endâze-hâne end-bend Saz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez (f-i-) lkıvrım. matematikçi. takdir. (a.

2. atılma. 2. ufak ufak. (a. boy. (f.i. tahmîn. (a. 2. düzgün endam.) kalın ip. 2. benzeyenler.b.b.) atılmış. kalb. (f. (bkz. (f. solmuş. benzerler ve zıtlar.i. 2. nazîrler.i. (f. necm'in c.b.i.i. sıvacı malası. beden. nefer. (bkz: kevâkib. eşbâh. (f. hek. ocak.) 1. silâh atma.b.) gemi direği. er.i.) hararet kabarcıkları.) ısırgan otu.i. biçim. eşler. baştan geçen şey. encîre encûc encûg encûh.) misiller. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâr endâve.i. ok atan. nadad'ın c. (bkz: encîn (f. içyüz. mertebe.) cemiyet.) yıldızlar. enzâd).s.s. derece. [evvel (a. ısırgan otu. altmış santimetrelik bir ölçü. silâh atan.) pislikler.i.) 1. cemiyet yeri. boy bos.) şebnemler. hek.s. 3.i. atma.) meclis. 2. çiyler.i. necs'in c. deniz ısırganları. (f. (f. yaldızlama.i.) hek. (f. endûc enderûn encâs encel encer encere encidân encîn encîr. (f. (a.i. boy göstermek. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. 2. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı.) hikâye.i.i. 1. atıcı. isilik. (f. tane tane. ölçek.i. (f.enderi enderûb. siyâsî encümen. dâhili.i. takdir. buruşmuş (meyva). (f. atmış. 4.i. unutma köşesine atılmış. (f.) 1.i. (bkz: encûg). nidd'in c.) vücut. sıvacı. (a. i.i. (bkz: endâyiş-ger).) 1. (bkz: endiye).). (f. (bkz: encere. 2.) bot. ısırgangiller. cisim. temriye denilen cilt hastalığı. kıvrım. boşaltma.f.s. (bkz: encûc). ürtiker. (a. bot. politika kulübü. (a. . (bkz: lenger). ser-güzeşt). sıvama. (a. bir şeyin iç tarafı.) bot. yaldızcı.) bot. (a. unutulup gitmiş. atış.s.) 1. düzgün beden.) incir.) yıldız saçan.i. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından]. 2. komisyon. bir tarafa bırakılmış. (a.i. şûra. şikâyet. halat. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç.) sıvacı. (bkz.) 1.) 1. kurdeşen. (f. ["encîden" mastarından]. nazâir). kıyma kıyma. sitâre-gân). 2. nedâ'nın c.) 1. ısırgan otu. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze (a. akademi. takım. (f. vakıa. s. insanın âzası. ödağacı. 3.i.i. (f. hatmi çiçeği. (a.) . (bkz: encüre). (bkz. nücûm.i.i.) bot.zf.) ödağacı.i. (f. (f.) 1. meclis. (a. endûb. zool. harem dâiresi.

i. içyüz. sonunu düşünüş. her şeyi evvelden düşünüş. tasalı. harem dâiresi. merak. sıkıntılı. gam.) kederi. (f. endüh-gîn). (f. sıvamak.b. keder. (f. endüh-nâk (f. ölçülü davranan.) düşünceli. (f. yaldızlı. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray]. içinde". utanmış.) daha (en. geçim sıkıntısı.s.) gamlı. (f. sonsuz keder. 2.) 1.s.i. mühendis.s. 2.i. altın sıva.) 1. geçim derdi.e. cihan içinde cihan. dâhili. kederli. gamlı. 2.i.) 1. (f.s. 2.) yaşı küçük. (f.s. okuyucu. azıcık.b. tedbirli. (f. korku. endûc Enderûn enderûn-i hümâyûn enderûn ü bî-rûn endîş Âkıbet-endîş Bed-endîş Dûr-endîş endîşe endîşe-i ferda endîşe-i maişet endîşe-kâr endîşî Akıbet-endîşî Dûr-endîşî endîş-nâk endiye endûd Zer-endûd endûh. yaşı küçük çocuk. matematikçi. uzağı düşünen. parça parça. şüphe. yarının düşüncesi.i. tasalı. muhasebeci (*sayman). (f.) gam. (f.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. kaygı. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva". (f.) Farsça partisip eki çalgı çalan. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.) düşünen. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. sıkıntılı. halat. fena düşünen. (f. sonunu düşünen.zf. düşünceli. 3. (f-b.b. (f. temriye denilen cilt hastalığı. (f. sıkıntı. Ula etmek. mahcup.) şebnemler. (a.b. (bkz: endûh-gîn.i.) sürmek. nasihat.b. (f. görüş. sıkıntıyı gideren. gibi. iç ve dış.i. çiyler. tasa. (bkz: endûh-nâk.b. (f. "sıva" manasınadır. gamı. zorluk içinde zorluk. endûb. yaşı küçük. saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât. keder gideren. (a.s. 3.i.i. derin.s.) 1.) gam.) kalın ip.b. bir şeyin iç tarafı.b. öğüt.i. pek) nâdir. 2. keder.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir. (f.) düşünce. vasiyet. çok seyrek ve az bulunan.) hek.) 1. mektup. nâdir'den) "-de. (bkz: endâ'). kaygı.endâze-gîr endâze-hâne end-bend ende Sâz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez enderi enderûb.i. üzüntü. (f. boğum boğum. vesvese. . (a. (f.zf.) den.) endişeli.) kederli.b. . üzüntü.i. kalb. nedâ'nın c. endüh endûh-i bî-pâyân endûh-fersâ endûh-gîn endûh-güsâr endûh-nâk. (f.s. az.s. endüh-nâk). kederli.s.

cü. nefes).i. utanarak geri geri çekilme. Hz.) burun.s.) fels. (a. kalabalıklar. sub-jectivisme. (f. en değerlisi. yaşayanlar. pek) nefis. çok) faydalı. taslak.i. 3. tamamlanmayan iş.) ruhlar. (f. (bkz. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan.i. XV. ferdî zihne ait bulunan. hazırlanmış. emeksiz kazançlar. (f. subjectif. 2. (f. 4. eserlerin en nefisi. (bkz: asel).) 1. objectifdir]. ölüleri dirilten nefesleri. kazanılmış.s. soluklar.) bencilik.i. (bkz: nefir). öznel.i.i. hayırlı nefesler. kendini beğenmişlik. biriktirmiş. şüphelenme.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet. her şeyin ön kısmı. (f.s. isa'nın. burnunu kırma. (a.) 1. hikâye. toplanma yeri. tasavvur.i. sanma.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu.i.zm. 5. nâfi'den) en nâfi'.s.) fels. (a. savaş yeri. koca burunlu. ganimetler.i. (a. (bkz: hengâm).i.) 1.s. uç. (a. düşmandan alınan mallar. canlar. enâiyyet. solipsisme. hayat sahipleri. nefesler. nefes'in c. kazanmış.i. . mevsim.i. (f.) buruna mensup. 2.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H. nefel'in c. (a.) nefiste meydana gelen. oyuncular derneği. (a. nefis ve dışı.) 1. fr. (a. kibrini kırma. hikmet kazanan. daha (pek. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.) öznelcilik. biriktirilmiş. fr. hesap defteri. (a. efsâne. çok değerli ve lezzetli [olan]. ben. sayılı nefesler. kibirli. nefs'in c.s. mağrur. düşünülmüş şeye nispetle düşünene. nefîs'den) daha (en. 3. halk. fr. (bkz. topluluk. fr.i. enâniyyet).endûhte Hik-met-endûz Tarâb-endûz ene eneiyye eneiyyet ene-l-hakk enf Ebü-1-enf Kesr-i enf enfa' enfâl enfâr enfas enfâs-ı hayriyye enfâs-ı ma'dûde enfâs-ı Mesîh enfes enfes-i asar enfes-i et'ime Enfes-ül-cevâhir enfî enfiyye enfüs enfüs ü âfâk enfüsî enfüsiyye engânı engâme engâr engare engâz engebîn (f.) 1.i. [uydurma kelimedir]. tekbencilik.) cemâatler. [zıddı afakî = fr. yemeklerin en lezzetlisi. ödenmiş. tamamlanmayan iş ve nakış. (a. (a. 2. (a. (a.) bal. (a. ahenk kazanan.) vakit. nefîr'in c. 2. moi. 2. 2. insan hayâtı. zan. (a. burunla ilgili. burun otu.) 1.

i. engüşt-i sütürg baş parmak.) koparan. (bkz: er-jeng. engüşt-nümâ (f. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak. 2. ekincilerin harman savurduktan âlet. yaba.) dikiş yüksüğü.) parmağı alın üzerine koymak. 3. engüşt ber leb-zeden (f. engûr (f. enhâ' (a.engel. Macar. engüşt hâlden (f. çöl tarafları.) . neşe yaratan. engüşt ber-cebîn nihâden (f. engele. engîl. (bkz: engüştene). meç. engüjed (f. engüşter-i pâ ayak yüzüğü.) kopanlmış. engîr (f.) zir. engûr). hayran olmak. (bkz: ineb). parmakla göstermek. engüşt ber-dehân (f. yedi renkli.i. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap. engüşt bürek (f. engiştâl (f.). engüşt-i kihîn serçe parmak. şaşmak. engüşt-i nîl fakirlik. engele. oynatılmış.) iyiliğe karşı kemlik etmek.i.) 1. karıştırılmış.) 1.e. engûje (f. dermansız [kimse]. Fitne-engîz fitne koparan. engüştâne).i. söyletmek. yollar. 2. engîl. engîle). (bkz: ha-deka). -engîz (f. zayıf.dey. engüjed (f.) üzüm.köstebek.).) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç. fesat karıştıran. (bkz. engüştâne (f. engüşt-i muhannâ kınalı parmak. şaşakalan. engüşte (f.dey.dey.i.) 1. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı). engişt (f. 2. ilik.dey. Engürûs (h.) 1. (bkz. s. (bkz. (bkz. yemin etmek.i.b. (bkz: hılrît).) parmak. işlemeli bir çeşit kumaş.) zool. engûl.b. engüjed). selâm vermek. taraflar.) terzi veya yorgancı yüksüğü. engîle (f.) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda]. engûle (f. engüje.) 1. engüşterî (f. cihetler.) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. dey) dudağa parmak vurmak.s. nahv'in c. engüşt ber-nemek sûden (f. söz vermek. karıştıran. incil. yükseltilmiş. mahvetmek. engüşter. susturmak.b.i.i. engüşt-i büzürg baş parmak.i. enhâ-yi sahra . ["engebîn" şeklinde de kullanılır].) parmağa süs için takılan yüzük.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu.i. Kıymetsiz ve itibarsız şey.) gözbebeği.) parmağını tuza sürmek.i. engîhte (f. (bkz. 2. engüşt (f. kömür. 2.i. ağız aramak. engûrek (f. taaccübeden. dep-reten.) parmağı ağzında [olan].s. engübîn (f-i-) bal. yanlar. engüşt-ber-dehân nihâden (f. düğme.s.i.i. engüj (f.dey. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse. 2. Engelyûn (f.i.i. (bkz: engûje).i.i. engûle). engüşt-i mi hin orta parmak. engüştene (f. Macaristan. (bkz: engûl.) 1.i. erteng).). fahm). engüje.i. Safâ-engîz safa koparan.) hasta. 3. engel. yok farzetmek. (bkz: asel). engüşt der çeşm kerden (f.

[kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır]. şirin şey.) 1.i. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir. ("ka" uzun okunur.i.i. casus. enîse enîs-i dil Enîs-ül-Ârifîn Enîs-ül-Guzât Enîs-ül-Kalb enîsân enîse enîşe eniyyet enkas enkaz enkaz-ı beşer enkaz-ı remîme enkaz-ı ümmîd enker enker-ül-esvât enkiha enmele enmâr enmûzec enmûzec-i âlem enmûzec-i evvel enne en-necâtü fi-s-sıdk en-Nehr ensâ ensâb (a. (f.i. od.i. (a.) güzel.s. (bkz: eş'em].i. gizli inilti. nimr'in c. yar. nümûr). (a.i.) numune.i.) 1. (bkz: nâlân). (a. arkadaş. üns'den) 1. yıkıntı moloz. (a. çaylar. yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça aslından Türkçeye çevirerek II.) donmuş.s. (f. cü. (a. âlemin örneği. [ikincisi] kadın adı. dost.) daha (en. XVI.) fels.) inilti. pek uğursuz. çaylar. eski hayvanların bakiyeleri.i.). (f. çok) noksan. soylar.s. 2. hafiye. nahs'dan) en nuhûsetli. çok şom [meş'um]. fena tabiat. (a.) ateş. pek. (a. boş. 3. per-sonnalite.i. (a.) çirkin huy.i.h.i. (a.) kaplanlar. inleme. baba tarafından hısımlar.c. nikâh'ın c. yalan. a. anırtı. (a. sevimli. pek fena. nesy'in c. nikâh). 1526 (H. bina yıkıntıları. [birincisi] erkek. [fasihi "nümûzeç" dir]. enâmil) parmak ucu.) çok inleyen.) astr. ilk örnek. pekişmiş [nesne]. (bkz: nimâr. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. (bkz: kizb). (bkz: enhâr). (bkz: müdâhin). (a. . nukz'un c. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır. seslerin en çirkini. örnek. eksik.i. (bkz: nâr). enîka enîn enîn-i hafi enîn-i kalb enîr enîs. s.i.s.i. mostra. neseb'in c. kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları. nehr'in c. 2. dalkavuk. (a. (bkz. [bu eser. hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler.) ırmaklar.) unutmalar. nehr'in c.) 1. (a.enhâr enhâr-ı arnika enhâr-ı âmme enhas enhür enîk. ümit yıkıntısı. (a.) kurtuluş doğruluktadır. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri. tip. 2.) en çirkin.i. sevgili. gönül dostu. (a. ırmaklar.i. (bkz: enhür).) 1. insan yıkılmaları.s. (a. kalpten acı çekip inleme. (f. 2. (a.) ırmaklar. kalbin inlemesi. fr. Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir. mânâsız söz.s. derin nehirler. 'kişilik. (ariflerin dostu) XVI. (a.

mümâs (tangent). çok ve pek parlak. ağıt yakanlar. noksanlık-lann türlüsü. (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi.) çeşitler. ni'met'in c. (a.h°5 ne kadar hoş. histologie. pek) münâsip. tamam katı' (cosequence)]. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur].i. esnafın en insaflısı.i. nesr'in c. lûtuflar. bot. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup. 4.ilm-i ensâb ensâb ensâbiyyât ensâc ensâf ensaf ensaf-ı esnaf ensâl ensâr ensârî ensâr-ullah enseb ensice ensice-i müşekkile ensür entak entarûn enûk enûşâ enûşe en'üm enva' envâ'-i kesîre envâ'-i nekayıs en vah envâr Envâr-ı Şarkıyye Envâr-ül-Aşıkîn enver nesepleri inceleyen ilim. Medine'de bir yer adı. katı' (sequence).) zool. Muham-med'e yardım edenler. (a. ışıklar. nesc'in c.i.) 1.i. dokumalar. mes'ut. teceyb (cosinus). nev'in c. pek) nurlu. (a.) 1. nesc'in c. (a. nesîb'den) daha (en. Hicretten sonra.i. müdâfîler. nısfın c. . çok. 3. çok yerinde. fr. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri.) yarımlar.) tıpta kullanılan bir ot.s. tamam mümâs (cotangent). (a. Hz. koruyucular. 2. erkek adı. (bkz. (a. [bu kelime Arapça bir kalıba sokularak uydurulmuştur].i. iyilikler. (bkz: naşirin). ve i.i. (o. yanlar.i. (bkz: nesi). nevr'den) 1. sülâleler. 2.) hek. ihsanlar. türlüler. örmeler.s. muavinler. Allah yolunda Hz. kumaşlar. i. mecûsî mezhebi. *sürgendoku. (a. parlaklıklar. soylar. sevinç.) ensârdan olan kimse. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs). nesl'in c.) yardımcılar.s. en) iyi söz söyleyen. (a. adalet. (a. çok güzel.) 1. (a. zürriyetler. nevh'in c. (a. serler. Şâpur Şâh'ın halası. İlm-ül-cnsâc dokubilim. aydınlıklar. uygun. nesicler. (a. (bkz: esnam). (f. putlar. pek) insaflı. nüsûr). nusub'un c. (a. çok çeşitler. insaf dan) daha (en. 2.i.i. (a. 2. kantaron.) evlâtlar. eksikliklerin.). şarap.s. dokular. nutk'dan) daha (pek. i.s. döller. belâlar. bâzı. nimetler. daha (en. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler. (a. heykeller. (a.) ölüye ağlayan kadınlar. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler].) nesep ilmi. âdillik.i.) 1. h.c. 2. genç pâdişâh. [ensâc kelimesi. meristeme. (a. fr. (f-'-) l. 3.s. (a. (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. ekmekler. kartal [kuş].i. 2.i.) ziyalar. ta-savvufî eser. (bkz: niam). 2. nûr'un c. nâsır'ın c.

kasideler. sol. nazad'ın c. 2. kış. (a. (f.s.i. hava.i. dullar. erâmile Eytâm ve erâmil erâmil-i askeriyye er'an erânib erâzil erâzil-i nâs erbaa' erbaa Ahlât-ı erbaa Anâsır-ı erbaa Cihât-ı erbaa Etrâf-ı erbaa Füsûl-i erbaa Yevm-ül-erbaa erbaa-i mütenâsibe erbâb erbâb erbâb-ı câh erbâb-ı denâet erbâb-ı dil erbâb-ı dîvân (a. sünepe. 1. kâğıtların veya yaprakların en incesi. asker dulları. dul kadınlar. (a. şaşkın. toprak.enyâb enyâr enzâd enzâl enzâm enzâr enzâr-ı ecnebiyye enzâr-ı ta'ziye enzâr-ı umûmiyye enzâr-ı ümmet Epiküriyye epsân epürnâk er erâbet erâcîf erâcif ve ekâzîb erâcîh erâcîz erâciz-i şuarâ erâik erakk erakk-ı evrak erâmil. yalan ve uydurma sözler.) fels.s. pek bayağıları. Epicurisme. safra. meclis üyeleri.s. (bkz: fesân).s.) eğer. ermele' nin c. namussuzlar. pek. halkın bakışları. uydurmalar. yetimler ve dullar.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri. bakmalar. ["eğer" in hafifletilmişi].) çarşamba günü.) bön. tâziyet bakışları. devlet dâiresi 'görevlileri. (a. ön. [müfret olarak kullanılır] ehil.i. (dörtunsur) ateş. toprak tabakaları.i. ince. mâlikler.i. (a. (f. (a.) 1. (yun.i. nezl ve nezîl'in c.s. (a.) salıncaklar. (bkz: esnân-ı katıa). kuzey.) ulu. su. olur ise. reis. (a. zenginler. düzmeler.) daha (en.i.i.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş.1ar.i.i. (a. (bkz: şâbb). sahipler. (f. sonbahar. şâirlerin kısa vezinli şiirleri.) akıllı. (dört taraf) doğu. zeyrek. itibarlı.) yalan sözler.a. şerefli ve tertipli kimseler. fr. (a. uslu olma. gönül adamları. (dört mevsim) ilkbahar. nazar'ın c. rabb'in c. (a. (bkz: ehl-i dil). ürcûze'nin c. lâyık. ahmak. sevda. yaz. erîke'nin c. nîr'in c. arka.) reziller. kısa vezinli şiirler.) 1. 2. erzel'in c. başkan. batı.) delikanlı. ise.) bakışlar. (dördüncü gün) çarşamba. (a. (a-i.ürcûha'nın c.) bekârlar.s. ürcûfe'nin c. (a. Epikürcülük. kansızlar. becerikli. çok) rakik.) boyunduruklar. (dört taraf) sağ.) zool.) mısraları kafiyeli. sıyrıklar.i.) şahane tahtlar. olsa.) bileği taşı. alçak kimseler.) dört. [eskiden] selâse kaidesi. dem. yabancı bakışlar. güney. (f. (a. herkesin gözü önü. halkın en rezilleri.i. muktedir. (bkz: endâd). erneb'in c. deli. alçaklar. kasideleri. mat. (a. aşağılık adamlar.e. balgam.) soysuz-. çılgın. tavşanlar. mevki sahibi kimseler. yüzsüzler. (a. . 2.i. (a.s. nâb'ın c.i. (a.

i. 2. ilimle uğraşanlar. anlayışlı. (bkz: erbaîn). l. birşey yapmak isteyenler. işkembesini düşünenler. saygın kişiler.) su çekirgesi. sağduyu sahipleri. ticâretle uğraşanlar. basiretli. himmet sahipleri. fen adamları.) kırk. gergedan. (bkz: emrûd). arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün. üstün çıkanlar.) taraflar. vefa sahipleri. temkinli kişiler. . (bkz. kırkıncı [sırada]. güzel ve zarif kimseler. hüner sahipleri. eshâb-ı mesâlih).) 1. 2. kadir ve kıymet. 4. 3. inanılır. akıllı. galip gelenler. okuyanlar. (bkz: erbâb-ı hıref)zenginler. (bkz: ehl-i şikem).) faydalar. tabiat sahipleri. ribh'in c. din işleriyle uğraşanlar. askerler. şeriatçılar. kötü niyetliler. yazarlar. işi olanlar.i. (f. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet.i. yıldızlara bakıp da talih bildirenler. bilirkişiler. (a.b. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. yönler. muktedir. (f.s. vefalı kimseler. faizler. sırf boğazını düşünenler. fen adamları. zanaatkarlar. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). iş tâkibedenler. kılıçla uğraşanlar. (a. recâ'nın c. sanatkârlar. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır]. astrologlar. güvenilir kimseler. îman sahibi kimseler. [sayı]. ancak dış yüzüyle görenler.i.i. kazançlar. (a. garaz sahipleri. dindar kişiler. namuslular. (f. halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. (bkz: erbeûn). [sayı]. iyi konuşan kimseler.) armut. (f.i.kırk. dindar kişiler. zool. itibarlı. kâinatın mâhiyetini. iktidarlı kimseler. iyi yaratılıştı kimseler. karakış. kalbi temiz.) armut ağacı. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün].erbâb-ı fenn erbâb-ı fünûn erbâb-ı garaz erbâb-ı hâcât erbâb-ı hıred erbâb-ı hıref erbâb-ı himmet erbâb-ı hüner erbâb-ı iktidar erbâb-ı kalem erbâb-ı maâlî erbâb-ı ma'nâ erbâb-ı mesâlih erbâb-ı mütâlâa erbâb-ı namus erbâb-ı nücûm erbâb-ı sabâhat ü zarafet erbâb-ı safâ-yı bâtın erbâb-ı san'at erbâb-ı servet erbâb-ı seyf erbâb-ı sika erbâb-ı sunan erbâb-ı sülük erbâb-ı şikem erbâb-ı tab' erbâb-ı tagallüb erbâb-ı temkin erbâb-ı temyiz erbâb-ı ticâret erbâb-ı vefa erbâb-ı vukuf erbâb-ı zahir erbâh erbain erbaîn-i âşûra erbaûn erbiyân erbû erbû-dâr ere ercâ fen ile uğraşanlar. boğazına düşkün olanlar.

) usta gemici. (bkz: ercmend). muhterem. akasma.i. (f. çok) rica edilen.i.i. erkek adı. koca yarpuzu denilen hoş kokulu. 2.) çürük şey. (f. cenk eri. un.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı.) peltek [adam]. 2. haysiyetli. râcih'den) daha (en.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime.) başı büyük.i. acıbadem ağacı. (a.i. (f. ridâ'nın c.i.i.b. kahır.s. 2.) bot. (a. anber. kocakafa. yüce. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler.s. (a. seçkin. muhterem.i. (a.b.) ayaklar. kükremiş cenk ars-lanı. sonraya bırakılan şey. sarmaşık nevinden ören gülü.b. misk. üstün. sof. (a. erteng).e. (a.) daha (en.ercâ ercah ercahiyyet ercâl ercâlûn ercen erceng ercîl erciye ercmend ercmend-âne ercmendî ercümend ercül ercül-i kâzib ercüvân erd erda erdâne erdeb erdeb Erdebiliyye erdeh erdem erdiye erdiye-i nisvân erd-şîr erdşîr-i ceng erdşîrân. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu.i. üstünlük. en ziyâde yumuşak.) boz. (a. (bkz: ak-dâm. aksarmaşık denilen nebat (bitki).) ayaklar.) şerefli.zf. (bkz: erjen).s.i. (f.s. kızıl şey. (a. (a. itibarlı.) bot. 2. 2.) baş örtüleri.s. s. yabani şebboy.) 1.). (a.i. (bkz: ervâne). cidal. istenilen. (a. perhâş. (f. uygun. (bkz: ergavân).s.s. (bkz: kermet-ül-beyzâ). (bkz: eric). (a. pek) râcih. harb).) bot. erdşîrdârû erec erenbânî erendân er'es erett erez erfa erfa'-ı derecât erfak erfeş (a. (bkz: ertel). ve i.) güzel koku. (f.i. pek) yüksek. (a.) daha (en. ricl'in c.) bot. (f. itibarlı. (bkz: ercümend).) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek. şerefli bir kimseye yaraşır yolda. seçkin olma. tadı acı bir nebat (bitki).) bot. 3.) bot. (a.) arkaya. ercâl).i. pek.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. (bkz: akdâm. öfke. derecelerin en yükseği. (f. anat.i.) ağaç kurdu. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir].i.i.s. (f. yalancı ayaklar.i. savaş. refî'den) daha (en. tercihe şayan.) itibarlı. koyu renk şal.erguvan çiçeği.s. (bkz. (a. ricl'in c. (f. pek) râcih olma. nefsî isteklerine düşkün olan. (f. (a. hindistan cevizi. yoldaş olmaya en çok lâyık. şerefli.i. kulakları kaba ve uzun [adam].s. (bkz: ceng.) 1. [kelimenin aslı "irdeb" dir].i. (f.) 1. (a. kadın böşörtüleri. kırmızı kadife. ercül). haysiyetli. (i-) l.).) 1. (f. (a.) muharebe. (a. (a. acıbadem ağacı.i.i. .s.

anber.i. (a. rakam'ın c.) 1. akrabalar. (a.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek.b. uykusuzluk hastalığı. haykırış.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. pek. [kilisede] papazların sığındıkları. a.i. a.) 1. sayılar.s. (bkz. en ferahlı yaşayış.erga.) muz. (a. öfkeli bakış. (bkz: haris). (bkz: erec). (f.s. (a.i. f.s. ["ergenûn" un muhaffefi]. rahm'in c.s. 2.) tahtta oturan.) 1.s. endaze.) pek yüksek. acıbadem ağacı. hırslı. erîbe erîb ü edîb erîc erîke erîke-ârâ erîke-nişîn erîke-pîrâ erîr erîs erîs. (f. (f. uslu. rahîm'den) daha (en. 2.) çiftçi. ergavânî). (bkz: serîr). . ("ka" uzun okunur. olgun [adam]. (f. ergav ergad ergande erganun ergavân ergavânî Şarâb-ı ergavânî ergide ergîde-nigâh ergun enguvân erguvânî erhâ erham erham-ür-râhimîn erhâm erhas erhas-ı es'âr erîb . (a. merhametli. su akıtmak üzere açılan yol. (f.i. birden dokuza kadar olan sayılar.i. bot. (f. akıllı fikirli ve edepli [kimse].) tahtı süsleyen [pâdişâh]. ekinci. 2. (a.) zekî.) boynu kalın [adam. resimler.b.s. arslan].i. Arap rakamları. taht. (f.) erguvan çiçeği renginde. bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. şaraba düşkün olan sarhoş. bilek.) el değirmenleri.s. çok) rahîm.) hâli vakti çok iyi olma. (f.s. öfkeli. (bkz.c. ses. (f. zekî.) yazılar.i. ark. oynak ve hızlı giden at. (bkz: erteng).i.) hek.i. (f.) sığınılacak yerler.) hiddetlenmiş. satılan eşyanın en ucuzu. kızmış.) sert başlı.s. irb'den) akıllı. (a.i. bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar.i. rükh'ünc. arşın.s. (a.s. döl yatakları. (bkz'erîke-ârâ).b.i. rehâ'nın c. dere. 2. org. misk. oturdukları yerler. (a. ebced hesabı.s. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara.i. uyanık. (a. çok) ucuz.) l. en.i-). (f.) 1. (f. en yukan. engavân). (bkz: erîke-pîrâ).) güzel koku. rahîs'den) daha (pek. (f.i. ("ka" uzun okunur.s. (a. sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar.s. (bkz: rusug). ergab.) erguvan renginde olan.(bkz. (a.b.i. (f.s. Allah. akıllı. öfkelenmiş. güzel ve parlak kızıl. zeyrek.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua. (a. erâik). 2. erguvan renginde kırmızı şarap. erîsî eriş erjen erjeng erk erka erkab erkâh erkâh-ı rehâbîn erkam erkam-ı arabiyye erkam-ı aşere erkam-ı cümel erkam-ı dâlle erkam-ı dîvâniyye erkam-ı gubâriyye ("ga"lar uzun okunur. ırmak.s. (f. (f.) hiddetli. hısımlar.) ercen). merhametlilerin en merhametlisi.

i. (bkz: arbûn). vuruşlar. âdâb.)].) bıçkı.) mızraklar. müzevir. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed. ermele (a. 2. erâmile) dul kadın. erkam-ı Hindiyye . 2.) armut.) yerinen. remh'in c.i. burun ucu.islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı.i.c. pişman olma. sakin.i. esaslar. arzu.i. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir.) 1. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime].) Keykubât'ın dördüncü oğlu.) çürük kemikler. 2.) ateş külü. genelkurmay. ermâ' (a. (bkz: bergüzâr. remes'in c. 2. direkler.s. ermûn (f. remî'nin c. ermed (a.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. destere]. subaylar grubu. errâc (a. ermagan (f. usûl. ermân-hâr (f.) 1. (bkz: minşâr). 3 yol. ermâm (a. ernebiyye (a. hediye.c. "erâmil" kullanılır]. destekler. erre (f. 1) müşebbeh [benzeyen]. erâmil. kurmay subay. ermâh (a. hediye). reisler.i. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır.) dolu yağdıran kasırga bulutlan.i.s. (bkz: emrûd). erkân (a. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil].i.i. (Zeyçlerde kullanılırdı. ermedâ (a.i.s. erânib) zool. tavşan.) gündelikçiye peşin verilen ücret.i. ermîde (f. yalancı [adam]. sütunlar.s.) armağan.b. süngüler. en çok Yemen'de yetişir].) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler. erneb (a. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam.) fesatçı. gözü ağrıyan [adam]. ernıân (f.s. 1) müsteâr [kendine benzetilen]. yerinme. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli]. rimme'nin c.i. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. [dâima c.c. tavşangiller. 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı]. ermûd (f. erkân-ı salât namazın rükünleri. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler].) durmuş. darbeler. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler. destere. kül rengi. [dest-erre = el bıçkısı.i. Ernevâz (f.h. erânîb) anat.) misvak ağacı. rükn'ün c.i.h.i. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen].s.) 1. ermâs (a. gri. Ermîn (f. pişman olan. erke (a. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri. ermiye (a.) zool. istek.i. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı.) 1. subaylar. [sıcak memleketlerde.) sallar. (rumh'un c. yöntem. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler.i. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı]. ernebe (a.

değerinden indirilen para.i. oylukları etsiz.i.cü. gözlemeler. (a.c. (a.) yoğun.h.) 1. (bkz: dem'). erûm) kök. ıztıraplı [gün].i. iyi ruhlar. ar-vana. ergin olan. fık.i. büyük sarık. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet. (bkz: erett).i. perdeler.) eski zamanda kullanılan kavuk.s. (f. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç. 2.s. müzik makamlarının ruhları. çok güzel [genç]. zayıf [adam]. fık. kutsal ruhlar. (a. (a. zool. hızar.) kumaş.i. (a. miktarı muayyen olan diyet. meta.) bot. (a. (a. (a. kötü ruhlar.dik [ses]. hayâtın cevherleri. çadırlar. rûmî'nin c. gözetlemeler.i.) ruhlar âlemine mensup olanlar.i. (f.b.) l. kan pahası. dergi. (a. melâikeden kinaye olan bir deyim.) tabakların.erre-hâne erre-keş er-rızku al-Allah ers ersâd ersah ersen ersûsa erş erş-i gayr-i mukadder erş-mukadder erşah erşed erşed-i evlâd ersem i ertâ ertel erteng erûm erûme erûs erva ervah ervâh-ı habise ervâh-ı latife ervâh-ı makamât ervâh-ı mukaddese ervâh-ı tayyibe ervahı ervâhiyye ervâk ervâm ervâne erveb ervenân (f. (a. kusuru dolayısıyla. mecmua.) canlar. (bkz: erdâne). (a. Roma'lı-lar. (a.s.c.) rasatlar. 2. pek) reşîd.) meclis. (a. canlıcılık. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam].i. 2. fık. anakök.b. satılık malın. 2.i. hareket hattı daha iyi olan.i. bir cins dişi deve. (a. kurultay.) bıçkıcı.) 1.) peltek [adam].) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon. revk'ın c. . (f. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam]. doğru yola daha yakın. kurt.i. köksap [lar]. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim]. sâk-ı cezri. (a.) cin fikirli [adam]. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç. yabani şebboy. (f. (f. s. Arap diyarının dışında bulunanlar. (a.) 1. (bkz: düğ). urûş) 1. l.) 1. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet.bot.s. (a.i.s.) gözyaşı. animisme.i. (bkz: mücevveze).) bıçkı yeri. (bkz: engelyun. son derece cesur ve yiğit [adam]. (a. kongre. rûh'un c.) l.i.i. çocukların en ergini. (f. (a. Rûmîler. rasad'ın c. sıkıntılı.i. 2.i. c. 2.i. 2. 2. reşîd'den) daha (en.i. f r. erûme'nin c. erjeng).) fels.) nzkı veren Allah'dır. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus.

b.) üzengi kayışı. ilâç. erzel (a.) hayır ve iyilikler.s. sınama.i. pek) güç. 2. rezîl'den) 1. (f. esfel'in c. erzel-i nâs insanların en fenası.i. rezîl'in c. ekvatora yakın olan mıntıka. erzâl (a.i.). eshece'nin c. lâyık. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları. metropolitler. yenilecek.) dan [hububattan]. 2.b. saîd'den. esâbi' (a. mer-yemana eli denilen bir kök. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu.i. 3.) merhem. erzîz (f.) yiyecek. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm]. ervend').i. esâbi'-ül-azârî (a. içilecek şeyler.s. esâkıf (a. düz ve ekini bol olan yerler. 2.s. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen.) pek saîd. erze (f. esâbi'-sukur (a. çok) rezil. baha.f.) dan ekmeği. (a. bot.i.) parmaklar.(f.s. daha saâdetli. bunaklık günleri.b. yânî yedi parçadan birinci iklim.i. fasihi "erüz" dür. erze-ger (f.) bot. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık. (bkz: rüzelâ).i. erziş erz erzak .s. deneme.s.i.i.) çam ağacı. sa'b'dan) daha (en. çok hayırlı. es'ab (a. azıklar.s.) 1. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç. lâyık görülme. esâfil-i nâs halkın en aşağı.) ma'mur.) türlü türlü yürüyüşler.) pahası kesilmiş. şeref ve itibar. alçak. (f-i-) kıymet. samanlı sıva çamuru.i. erzâniş (f. doğru. ucuzluk. erzen (f. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen.ucuz. yüzsüzler. ısbı'ın c.) pek aşağı ve bayağı olanlar. erzân (f--) l. f r. esâhic (a. kadir ve itibar. çamdan çıkarılan zift. es'abî (a.i.i.) sıvacı.) pirinç [hububattan].i. yıldızlar. esâbî (a. daha [en.i. ervend ervîn eryâf erz. değer. esâfil (a. es'ad (a.) gayet güzel ve beyaz göz.i. rîfin c. esahh (a. liyâkat. erze (a. ele hürmetle alınan.s. zor.) 1. meç. tecrübe. erzân-bahâ (a.) ucuz fiyatlı. soysuz.) kalay. en mutlu. halkın en aşağı tabakası. (a. (a. erzîde (f. erzenîn (f. esâ (a. uygun. çam. erzânî (f. esâfil-i Şark paryalar.i.i.b. nzk'ın c.i. biçilmiş [şey]. verimli.i.) parmak üzümü. 4.s. üsbû'un c.) alçaklar. (bkz. 2. en bayağı takımı. yerinde. pin. pek) sahih. pek. içecek. esâka (a.) piskoposlar. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler.i. es'ab-ı umur işlerin en zoru. 2.) haftalar. üsküfün c.) 1. sahih'den) daha (en. soysuzlar.

Anayasa. esâsât) 1. (a. hüküm altında bulunma.c. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. namlar.) göz ucu ile bakma.t. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem. 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi. olan esrâr'ın c.i. ev eşyası. tarzlar. (a. eko. (bkz: üserâ). eskefin c. esâs'ın c.].) satılan şeylerin bilinen fiyatları. tahsisat.). isnâd). yalanlar.) asıl ve temele mensup.i.) esaslar.) eskiciler. üstûre'nin c. kök. kulluk. (a. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. kunduracılar.). esirlik altında. (a.) uydurma hikâyeler. olan esmâ'ın c. . (bilginlerin) ileri gelenleri. esasla ilgili. (a. masal nevinden şeyler. (a.) döşeme. üslûb'un c. (a. köşkerler. temel. 2. 2. eko. avuç ve alındaki çizgiler. harp esirliği. narhlar.i. (a. (a. (f. üstüvaneler.i. direkt maliyet. (bkz: hakîkî.) sağlam. (a.) 1. Anayasa. (bkz: esma'). isnâd'ın c. kölelik.s. (bkz. [müfredi bu mânâda kullanılmaz.) usuller. asıl. (a.i.) esirler. yüz güzelliği. su'r'un c. ifâde şekilleri.i. 2) eko.i. esâsiyye Kanûn-ı esâsî Teşkilât-ı esâsiyye esaslı esâtîn esâtîn-i ulemâ esâtîr esâtîr-i îrâniyye esâtîr-i Yûnâniyye esâtîr-ül-evvelîn (a.) esâsından. (a. temelinden. esîr'in c. (bkz: zâten).i. bir takımın.i.) 1. ikramiye. kendiliğinden. îran mitolojileri. fiatlara esas olarak alınan unsur. ism'in c. eko.i. tutsaklık. (bkz. esirlik. fiat-lann yüksekliği. aslından. Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri. sırr'ın c.zf. 2. köleler.i. gerçek.) yeniçerilerin kaydı. (a. sı'r'ın c.i. vicdan esirliği. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet. bir hey'etin ileri gelenleri. Yunan mitolojileri. doğruluk. esre).i.i.s. üstüvâne'nin c. sahîh). 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. ulufe defteri.esâkit esâlîb esâme esâmi esânîd es'âr Galâ-yi es'âr es'âr esârâ esâre esaret Taht-ı esaret esâret-i vicdâniyye esârîr esâs esâs-ı beyt esâs esâs devre esâs fıat esâs mâliyyet esâs mevduat esâs sermâye esâs ücret esâsât esâse esasen esâsî. eko.).i. 2.) 1. minder gibi ev eşyası. eko. adlar. doğru. dip. (a. mitoloji. (a.) yiyecek içecek artığı.s. yollar. âlimlerin. (a. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. (a. eko. (a.i. esîre. ilk zamanlara ait masallar. ilâve.

at koşusu.i. .s. "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır]. huk.) 1. büyük işler ve sebepler.) vâsıtalar.b.b. her şemsî ayın 18 inci günü. beygirler. sivâr'ın c. huk. esâvire esâvire-i murassaa esâvir-i nisvân esb esb-i sabâ-reftâr esb-i tâzî esbâb esbâb-ı cefâ esbâb-ı feshiyye esbâb-ı hakikiyye esbâb-ı matlub esbâb-ı mucibe esbâb-ı muhaffife esbâb-ı mücbire esbâb-ı müşeddide esbâb-ı nakziyye esbâb-ı sahîha esbâb ü efâil-i a/.) üstatlar. (a.) at süren. huzurlar. geçmişten önceki. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. sebt'in c. pırlantan bilezikler.) siyahlıklar. 2 .s.) at.i. (f. 2. bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler.b. 2. kadın bilezikleri.i.i.b. 1. (a. sebeb'in c. gerekçe.) 1. (a. olan "esvire"nin c.) atlar. (f. 2.i. mücevherli.i. kuvvetli.esâtîz. cenk eri. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler. müzik üstatları. işlenen cürmü hafifletici sebepler. öncekinden daha önceki. icbar eden sebepler. (bkz. 2 . (a. ustalar.s.s. karalıklar. İsrâiloğullan. yel gibi seyirten at.) karnıyarık denilen tohum. 2.) mahmuz. (f.i. sıbt'ın c. mûsiki. (elhan üstadları) mûsiki üstatları.) 1.i. (a. üstâz'ın c. (f. cefâ sebepleri.) 1. cumartesiler. savaş meydanı.) at hırsızı. (f. (a. gerçek sebepler. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu. hakiki. (f.s. 3. ["gül" kulak manasınadır.i. Arap atı. (f. doğru sebebler. [Yahudiler].) kadın bilezikleri. ustaları.b.) uzun bıyıklı [adam].i.b. çok daha evvel olan. (f.i. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. peçe.i.îme esbak esbân esbân esbât esbât esbât-ı benî isrâil esb-efgen esbel esb-engîz esbgul esbîl esb-rân esb-rîz. sâbık'dan) 1.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit. esb'in c. Arttırıcı.) ata binmiş. (a. (bkz: feres). (a. güçlü. huk. (f. at koşturan. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler. kadınların yüzlerini kapadıkları tül. -rîs esb-süvâr esb-tâz (a. evlât ve torunlar. zorlayan. (f. at koşturucu. sevâd'ın c. lâzı-malar.) 1.s. mızmar).b.i. esâtize esâtize-i elhân esâtize-i mûsiki esâvid esâvir. daha eski. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. beygir. rahatlar. at koşturacak meydan. kuvvetlendirici sebepler.

arslangiller.i. bir kimsenin meydana getirdiği şey. eserî esfâ esfâr esfâr-ı bahriyye esfâr-ı baîde esfâr-ı bihâr esfâr-ı haşire esfâr esfât esfel esfel-i sâfilîn esfeliyyet (a.) ed.) sedefler. s. sukamışıgiller. hüzün. eslâl.i. sifr'in c. fr. (a.s. deniz seferleri. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç. (a. astr. Lât. (bkz: esfâr-ı bahriyye). typhacees. hayırlı iş.) 1. sefer'in c. 6.i.) büyük kitaplar. en temiz. (a. alâmet. (a. 5.i.i. acıyan. gam.) 1. uzak seferler.) acıma. secel'in c.) 1. 2.i. . (a.c. en sefil.i. pek. 2. deniz seferleri. doğru. 2. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. keder. yola gidişler. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz. çok) sâdık. (a. hizerb. nişan. Ali. vakayi kitabı. hüzünlü. çok) yaşlı. sedefin c.i. basılmış kitap. (Allah'ın galip arslanı) Hz.) 1. çalışarak meydana getirilen eser. üsel) bot. yolculuklar.s. 2. düşmana karşı gidişler.i. içdenizlerde yapılan seferler.) içi su dolu kovalar. şîr).) acıklı. sefet'in c.i. te'sir.) 1.s. objet d'art. canlılık alâmeti.) esef eden.i.) aşağılık. (a. [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı. (a. aşağı [taraf]. makat. zool.) daha (en. le Lion. iz. Alî. (bkz: usfûr). (bkz: esi). inci kabuklan. 3. mevzun nesirler.i. arslan. hizber. candan [kimse]. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse]. 4. leys.) daha (en. gazanfer. (a. sec'in c. hayat.c. netîcesi. pek.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası.f. (a. (bkz: dırgam.i.) serçe kuşu. pek aşağı. ciltler. asar) 1. f r.f.i. 2. Güneş'in. haydar.b. yaşlıların en yaşlısı. tasa. icat mahsûlü. kıç. hadîs-i şerif. (a. şaşkınlık belirtisi. f r. çok bayağı. (a. (a. telaş belirtisi.s. san'at eseri. (a. l. bot. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları.b. te'lif.i. târih.) en saf. cehennem.s. (a. 2. (a.) sepetler. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır].s. (a. Leo.escâ escâl esdâf esdak esed esed-ullah-il-galib esedî esediyye esef esef-hân esef-nâk eşele esen esenn-i şüyûh eser eser eser-i cedîd eser-i hayât eser-i hayr eser-i hayret eser-i îcâd eser-i mesaî eser-i san'at eser-i telâş esere. (a. (a. 3. (a. yolculuklar.

eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler. [bunların bâzı kaynaklara göre 305. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. eshâb. Şâzenûş. zenginler. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. becerikli kimseler. eshâb-ı kiram Hz. sâhib ve sahb'ın c.c.kalem me'murlar. Muhammed'in sahabeleri. hırslı kimseler.s. Yahudi kavmi. Debernûş. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor]. pek. çok) sahi. eshâb. eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler. eshâb-ı akar gelir sahipleri. eshâb-ı amal aç gözlü. arkadaşları. eshâb-ı kibar Hz. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. Mekselînâ. eshâb-ı matlûb alacaklılar. eshâ' (a. (bkz: râvî. devlet 1) servet sahipleri. eshâb (a.idare idare adamları.s. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. eshâb. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. değerli dostları. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. 2) i eri gelenler. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese. cömert. Muhammed'in seçkin. eshâb-ı câh rütbe sahipleri.s. eshâb-ı kubur ölüler. 2. (bkz: sâhib). mâlik ve mutasarrıf olanlar.) rengârenk. eshâ' . [Yemlîha. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. cennet Cennete gidebilecek olanlar. îtibarh kimseler. (bkz: gûnâ-gûn). ruvât). cahîm Cehennemlikler. sahipler. Mislînâ. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba). eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. Kıtmîr (köpekleri)]. eshâb.hayr hayır sahipleri.i'tibâr itibar gören kimseler. [müfretsiz cemidir].) 1. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. Kefeştatayyuş. emlâk mal. zebaniler. eshâb. cumartesiye bağlı olanlar".güzîn Hz. (bkz: Sebtiy-yûn). eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. sahî'den) daha (en. Hıristiyan askerler.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. Muhammed'in yakınları. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. Mernûş.(a. eshâb-ı servet servet sahipleri. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. mülk sahibi olan kimseler.inziva inzivaya çekilenler. eshâb-ı rivayet rivâyetçiler. eshâb. türlü türlü. ferâiz huk. eshâb. eli açık [kimse]. zengineshâb-eshâb-eshâbler.

özürsüz olanlar. sahîh'in c. uzun. sihâ'nın c. idareciler.i. 3.) sabahlar. sabah vakitleri. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. 2. pek) kolay. bahar sabahlan. içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler.eshâb-ı Suffa eshâb-ı süyûf eshâb-ı tahrîc eshâb-ı tedbîr eshâb-ı temyiz eshâb-ı tercih eshâb-ı tevârîh eshâb-ı timâr eshâb-ı yemîn eshâb-ı zeamet eshâb-ür-re'y eshâb-ür-rakîm esham eshâm-ı umûmiyye esham ve tahvilât eshâr Nesîm-i eshâr eshâr-ı bahar eshed eshel eshel-i tarîk eshel-i umur eshıyâ eshiye esîf esihhâ esîl Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar. (a.) 1. beyin zarlan. dolgun ve parlak [yüz]. gamlı. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. (o. oklar. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. târih yazarları.) esefli.s. açıkgöz [adam]. "kılıç adamları"askerler. 2 doğru şey. bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. kehfin bulunduğu dağın. eli açık olanlar.) vücûdu sıhhatte bulunanlar. halka borç karşılığı olarak. (a. (a. sahî'nin c. verdiği senetler. . tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler.i. mübarek. fr. (a. huk. (a. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler.s. paylar. Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. borç alınan paraya karşılık senetler. nasipler.) becerikli. sehl'den) daha (en. tedbirli kişiler. tımar ve zeamet sahipleri. işlerin en kolayı. 2. tar. actions.) 1. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır]. kederli. sabahlan esen rüzgâr. (a.s. isimleri ve nesepleri yazılan levha sahipleri. hisse senetleri ve tahvilleri. (a. en kestirme. [bir tefsire göre de "rakîm". sehm'in c. Tanzimat sıralarında devletin.i. tarihçiler.s. ince deriler. hisseler. en çıkar yol.s.s.) 1. büyük tımar sahipleri.) cömertler. (a. seher'in c. kutsal kişiler.

i. eşele). oturacak yerler.) eşik. a. kapının basamağı.i.s.i.) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen.) 1.i. silâh'ın c. aşkın esiri.) hastalıklar.s. tartısız.s. en doğru. atebe.) şerefli ve otoriter [adam].i.s. tutsaklık. sakam'm c.s. (a. (bkz. aşka tutulmuş.i.i. 2. (a.esîl es'ile esîm esîne esinne esîr esîr esîr-i aşk esîr-i fırâş esîr-i harb esîr-i hizmet esîr-i sâfiyyet esîr-i turra-i canan esîre esîrî esîrî esirre esîr-ül-Hind esîs eskal eşkal eskam eskam-ı demeviyye eskef eskefe esi eslâf eslah eslaha-k'Allah eslâl eslâs esleb eslem eslem-i turuk eslenc esliha atîka câriha esliha-i cedîde esliha-i hafife esliha-i nâriyye (a. düşkün.) esirle ilgili.) ağır yükler. moloz. en çirkin. selefin c. 2.) üçtebirler. 2. kama ve şâire gibi]. kaba. üçtebir parçalar. (a. bileği taşlan. yerde sürünerek açılan yonca. süprüntü. dertler. (bkz: emraz). 2.) bot. ("ka" uzun okunur. (a. sevgilinin perçeminin esîri (a. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. esele'nin c. yatalak. şarlatan [kimse]. harp esiri. ağır şeyler. hizmet esiri. vurgun.i.s. (a.).) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden. (a. Allah seni ıslâh etsin. yeni silâhlar.) esirlik. süngüler. yolların en selâmetlisi. tutkunluk. asıl. sinân'ın c. silâh). pek) sâlih.i. (bkz: esâre. çerçöp.) 1. fizy. (a. karaılgın ağacı. süls'ün c. kirişin bir katı. köşker. daha (en. suçlu [kimse].i. en ağır. en emîni.i. ("ka" uzun okunur. (bkz. kulluk. saflık esiri. südde). iyi. a.) bot. (a. tüfek ateşli silâhlar. (a. (a. hançer. yalancı. en emin.) bot. kan bozuklukları. yerlerine geçilen kimseler. hâl). esâkif) eskici. kabahatli. pek) sakil. sâlih'den) daha (en. (a. fizikçilere ışık. yalın kat tasma. en doğru yol. 3. kunduracı.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar. (bkz. (a. (a. ulama yonca.) 1. (a. geçmişler. uçacak gibi hafif. savaşta düşman eline düşen kimse.i. (a.) tahtlar. (a.s. kılıçlar.i. (a. sâlim'den) en selâmetli.i. kölelik. (a.) 1. en sağlam. serîr'in c. sıkal'ın c. 3.) sorulan şeyler. kul. cerh edici. esre).).i. (a. yaralayıcı silâheslihalar. illetler. "tutsak.i. (a. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].c. armağan olarak verilen şey. suâl'in c. .) günahkâr. köle. üserâ) 1.i. karaılgın ağaçları. 2. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben.c. [kılıç. (a. 2.s.i. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan.i. (bkz.b. eski silâhlar. can sıkıcı. 3. hafif silâhlar [tabanca. sakil'den) 1. (a. (f. esl'in c.

Bakî. hîn).) "efdal" gibi "bülent. sınfın c.) en semahatli. Vekîl. esma' (a. Semî'. Basîr. Vâcid. Kuddüs. Cami'. Şehîd. esna (a. esmer (a. esmâr-ı gayr-i münferice bot. Hamîd. açılır yemiş. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. Ehad. Ra'ûf. Mâlikü'1Mülk. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. sürmetaşı. Hâfid. Musavvir. Şekûr. [top gibi].) kaba tutya. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse]. Kerîm. Muhsî.i. esmâr (f. sem'in c. Aliyy. Hakk. nevîler. yürürken.) bot. Mübdî'.i. Afüvv. Hayy. Muzill. Hasîb. Samed. Hafız. esnaf (a. kadîr. Vehhâb. esman (a. alîm. kulak esmah -J (a. Alîm. Sabûr. Bâis. simer'in c. mürîf. aralık. Mecîd. 3. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an. Mütekebbir. Mukad-dim. Müheymin. Gafur. Zahir. Kayyûm. Muktedir. mersin ağacı. Bedî'. esnâ-yi râh yolda giderken.l (a. Muhyî. Mâni'. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. Nur.s. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan. Esmâ-yi Hüsnâ. çeşitler. Vedûd. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar. semî'. değer(ler). (yedi ad) [hayy. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. Rakîb. zümreler. müfret gibi kullanılır]. Metîn. Ganiyy. savaş zamanı. Hâdî. çeşitli meyvalar. Gaffar.) buğday renkli. Bâtın. Azîz. Rahman. Mukıyt. çok eli açık. Mâcid.i. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm.i. çarpışma zamanı.) gece masalları. esnâ-yi tesâdüm aşk. Rahîm. antimon. Halik. esmâr-ı münferice bot. sıra.]. 2.) [bizde kullanılmaz] ara.) balıklar. malacoplervgiens . aşüfte.i. Evvel. Râfi'.) 1. açılmaz yemiş. Muksit. vakit. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. Celîl. Azîm. Fettâh. Berr. fr. Hakem. Müteâlî.) meyvalar. Muizz. müsademe sırası. siny'in c. Muîd.i. (bkz: âlüfte. esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. yüksek" [şey]. Vâhid. Âhir. Kabız ("ka" uzun okunur).i. Mucîb. Cebbar. kıymet(Ier). yumuşak yüzgeçliler. Muahhir.) bedel(ler). uygunsuz. [bizde. Basit. esmed (a. esna' (a. Melik. Vâris. Bârî. Mümît. Nâfi'. Halîm. Veliyy. esliha-i sakile esmâ-i seb'a . semek'in c. esmâr (a. fahişe. Selâm. Kadir ("ka" uzun okunur). esnâ-yi harb aşk. zâniye). Reşîd. Rezzak. Vâlî. kemikli balıklar. Müntekim. yemişler. basîr. Kaviyy. namussuz kadın. karayağız. Habîr. semen'in c. hikâyeler. Lâtif.s. kategoriler. Mugnîy. Dârr. mütekellim] yerine kullanılan deyim. esmâr (a. Hakîm.(bkz: hengâm. esmer-ül-levn karayağız.ağır silâhlar. kıssalar.) kulaklar. Kebîr. esmâk-i azmiyye zool. cinsler. Tevvâb.s.i. Mü'min. esmâk dlu. semer'in c. Kahhâr.i. Vâsi'. savaş sırası.

akciğer petekleri. (a. (a. (a. (a. (a.b. (bkz: bagl). seri'den) daha (en. (a.) üstübü denilen keten tarantısı. sırr'ın c. dişleri dökük kimse.cü. puta tapanlar. bir şey değil" mânâlarına kullanılır.s. sabır.) selâmlar.) putlar. kitap satırları. hayırdualar olsun. (bkz: Yesrib). müfret olarak kullanılır]. rica ederim.i.s. 2.zf. sitr'in c. (bkz: heste).) yazı sıralan. uyunacak ve istirahat edilecek yer.) sırlı. anat.b.) 1. anat.) dişi kınk. esrar kullanan.i. sitayişler. 2. övmeler.i.s.) katır. (a.f. başkalanndan gizli tutulan. sanem'in c.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim. senâ'nın c. (f. esâre).i. çabuk. mahcûbediyorsunuz. yaşlar.i. hiç bir zaman. dişler. akıl dişi. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler. yaratılış gününün sırlan. çürümüş ağaç kökleri.i.) örtüler. yirmi yaş dişi.i.h. sinh'in c. kısır kadın. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır.) esrarlı.i.s. Hint kenevirinden çıkarılan. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan]. hâşâ. (bkz: Elest).i. (a. kemik.s. (a.) esirlik. . (a. (bkz: esîre.esnâh esnâh-ı rieviyye esnam esnâm-perestân esnan esnân-ı hilm esnân-ı katıa esnân-ı askeriyye esnân-ı nâbiyye esniye esniye-i seniyye esr Kayd--ı esr esra' esrar esrâr-ı derûn esrâr-ı Elest esrâr-ı hafiyye esrâr-ı hüsn ü ân esrâr-âlûd esrâr-engîz esrâr-keş Esrâr-nâme esre esrem Esrib es-sabru miftâh-ül-ferec e-s-salâ e-s-selâm esta' esta be estağfiruilah estân. suretler. kurra seneleri.b.) esrar çeken. (bkz: sütûr). (a. perdeler.f. kesici dişler. (a. (a. 2. küçük azıdişleri.) l çekirdek. gizli sırlar. Hıristiyanların taptıktan heykeller.s. güzelliğin sırlan. tutsaklık.) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri.i. satr'ın c. (a.cü. (a. (a.) 1.) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi. pek. esirliğe düşme. (a.s.) asıllar.) medihler. kökler. bir adamın.) kara günlük ağacının zamkı. (f. esrar tiryakisi. sinn'in c.f.b. dizileri.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler. çok) serî.i. estâne estâr estâr estâr-ı kitâb estarek esteh ester ester esterven (a. (bkz: ensâb2). uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir. saklanan sırlar.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır. kulluk. ["sütûr" daha çok kullanılır]. (a. pâdişâhı medhetmeler. [sulh ve selâmet]. Elest gününün.b. gizli. anat.i. (a. (bkz: sütûr). (f.i.i. aklın eremiyeceği işler. (a. [kelime.f. 3.

s. (a.) dinde meşhur.i. (a. kederli.s.) 1.) ri.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey.s. 2. sûfun c. ölçekler.) gamlar. hi (a. (a.esûf esûnı esvâ esvâb esvâf esvâk esvâr esvât esvât-ı hayvanât esved esvedeyn esved-ül-kalb esvef esvide esyâf esyâh eşyan Eş'ab eşâib eşâim eşâire eşâm eş'âr eş'âr-ı guddeviyye eş'âr-ı mümisse eş'ar eş'ar-ı nâs eş'ar-ı zentân eş'arî eşbâh eşbâh eşbâl eşbeh eşbû eşca eşcân (a. esûf). hayaller. (a.c.) kılıçlar. seyh'in c. (f.i.) giyimler.).) pek çabuk eseflenen. (a. en şomlar. karaltılar. (a. 2.) pek yalancı ve günahkâr [adam].s. (a. şecî'den) daha (en. sevâd'dan) siyah.i. (bkz: Mâtürîdiyye). (a. (a. yüreği yufka. şecen'in c. kederler. elemler. en cesur ve yiğit. üşâbe'nin c. şibl'in c.) 1. en güzel. çok mal[lar]. (a. (a.) [halk "sof" der].i. siyahlıklar. büyük kapılar. şibh ve şebîh'in c. emici kıllar. 3.h. (a. 2. karalıklar.) 1. bot. üzüntülü [adam].i.s. si'r'in c. kömür konulacak yer. (bkz: süyûf). Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri. gövdeler. zamanın en iyi şiir söyleyeni. (a.s. 2.i. (bkz. 2.) kömürlük. cins bozukluklan. (bkz: süyûh). 2.) arslan yavruları.i. hayvan[lann] sesleri.) hüzünlü. karaltılar. eş'em'in c. şahıslar. ziyafetler. (bkz: nazm).) şarlar. en müşabih. 3. seyfin c. (bkz: eşâire).s. (bkz: esvef). (a.s. (bkz. bot.i.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. çukur yerler. benzeyenler. bez tüyler. eş'arî'nin c.) "iki siyah"yılanla akrep. şebâh'ın c. şebîhden) 1. cisimler.i.i.i. 2. (a.) kıllar.s. kaleler. (a. sevb'in c. kara.c. vücutlar.s. (a. misiller.s.s. (a.(Lâtifi)]. (şa'r'ın c. en iyi.) 1. uzaktan görünen şeyler. kederlenen. nazîrler. şarap kadehleri.) 1.i. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. şâir'den) en.i. 2. sıkıntılar. sûk'un c. alışveriş yerle1. vezinli ve kafiyeli sözler.i.i. çizgili elbiseler.[bizde "süyûf daha çok kullanılır].i.". (bkz: âşâm.) en uğursuzlar. sü-veydâ-ül-kalb). (a. (a. (a. eşâire).) 1. daha güzel şiir söyleyen. akar sular. sâ'ın c. . sadâlar. (a. (f. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. koyun yünleri. pek benzeyen. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar. giyecek şeyler. (a. sevâd'ın c.b.) kanşıklıklar. (a. (a. çarşılar. imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar. sûr'un c. (a.i. tasalar. savt'ın c. eşler. kut-i lâ-yemût). (bkz: en-dâd).i. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. pazarlar.s. halkın en iyi şiir söyleyeni. (a. pek) şecâatli.).) sesler.

i. soğuk [gün].s.) göz kapağının kenarları. şom. pek) şefkatli. pek) meşgul. (en. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle. eşerr (a. ela gözlü [adam]. şahs'ın c. istekle yenilen [şey]. pek) uğursuz. "şehlâ" dır]. eşhedü (a. 2. tanınmış kimseler. fazla tered-düdeden.i. dırgam). şîr.s. eşâim) daha (en. eşfâr (a. (bkz. s. eşhür-ül-hacc (a. [müfredi.i. pek.). i. pek) şiddetli.s. pek fazla sevilip beğenilen. eşheb (a. eşgal (a. şühûd).i. eşhas (a. kırmızı ile kanşık koyu mavi.) koyun gözlü. kır at. eşfâk (a.s.s. pek meşhur. bahçenin ağaçlan.) aylar.s. erkek adı.) çolak [kimse]. Muharrem ve Receb" aylan. eşhür-ül-hurum (a. nisadır.) l .) adamlar. kirpik yerleri. c. 3.) çok şek sahibi. 4. cem'an 70 gündür].i. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen. güç iş. çok işi olan. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. kelek. (bkz: besûs). ela [müen. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler.) islâm'dan evvel. gazanfer. çok) şerir. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler. şehr'in c. 2. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. en zorlu ihtiyaç. şehî'den) en çok. şerli.s. çok iyi tanınmış. daha. şehâdet'den) "şahitlik. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de. merhametler. eşfâ (a. eşher (a. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev.s. (f. 2. eşfak (a. acımalar. kimseler. eşhâr (f. eşhürün ma'lûmât (a.i. beyaz. kişiler. eşhel (a.s.s. şevâhid. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c.b. çok merhametli. şâhid'in c. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı].) doğru söz söyleyen. çetin ve sert. şedîd'den) daha.i. . Besûs'tan daha uğursuz.s.c. meyva ağaçlan.) şefkatler. şüfr'ün c. şerîr'den) daha (en.s. en şiddetli ceza. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri. eşhâ (a. (a.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval. (a. şehîr'den) en şöhretli. şecer'in c. kalye taşı denilen radyom hamızı. (en. (a. şefîk'den) 1.i.b. (a.b. eşhâd (a. (bkz. esed.).eşcâr eşcâr-ı bâg eşcâr-ı müsmire eşdak eşedd eşedd-i ihtiyâç eşedd-i mücâzât eşekk eşell eş'em eş'emü min Besûs eşen (a. 2. bu mânâda kullanılmaz].s. Zilhicce.) 1.i. arslan. meşgul'den) daha (en.) 1. (a.i.) en şifalı [şey].i. [Arap atasözü]. ters giyilmiş elbise.) ağaçlar. n. eşhür (a. kavun ve karpuzun hamı. eşhür-ül-hacc). tanıklık ediyorum" mânâsına. (bkz.

çok ağlayan. (f.i. aynlıktan dolayı akan gözyaşı sevinç ile ağlayış. dökülmüş gözyaşı.s.i.b.b. (f.) gözyaşı yağdıran. savaşan yiğitler. (f. şedîd'in c.) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi. (f. 2.h.) azılılar. şuâ'ın c.eşi'a eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb eşi'a-yi hûrşîd eşi'a-yi muhiyye eşi'a-pâş eşiddâ' eşiddâ-yi mücâhidin eşîha esir eşirrâ. (a.) biçimler. (a. (f. (f. (a. (f.) yaş döken. haydutlar. . edepsizler. eşk-efşânî.) ağlayıcılık.) daha (en. tahassürden. (f.s.i.) gözü yaşlı. ağlayış.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep.s. suretler.) ağlayıcılık. Güneşin ışıklan.) 1.) gözyaşı.s. eşrar eşk eşk-i mescûm eşk-i sürür eşk-i şâdî eşk-i şîrîn eşk-i şekkerîn eşk-i tahassür eşk-i tarab eşk-i teessür eşk-i telli eşka eşkah eşkâl eşkâl-i hayât eşkâl-i hendesiyye eşkâl-i müteşâbihe eşkâl-ı nazm Eşkâl-i Zemân eşk-âlûd eşkar eşk-bâr eşk-bârî eşk-efşân. kaygı.s.i.s. (bkz. ağlayıcı. sevinç gözyaşı. sevinçten dökülen gözyaşı.f. bot. (bkz: eşkah). hayâtın şekilleri. ed. (bkz: eşk-bârî). (bkz: dem'. ("ka" uzun okunur. 3. (a. sevinçle ağlayış. (a.) at kişnemesi. tasadan doğan gözyaşı. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler. sevinçten dökülen gözyaşı. al renkli [at].) gözyaşı dökü-cülük.i. öz nşınlar. (f.) gözyaşı döken. haşarılar.b.i.s. tabaka. (a. rayons medullaires. fesat karıştıranlar. kızıl donlu [hayvan]. (a. (bkz: eşk-bâr).s.b. 2. benzer şekiller. (bkz: sahîl). geometri şekilleri. fr.s. deneme. çok ağlayan.b. ışık dağıtan. (a.b. (a.) 1.) gözyaşı döken.s. Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan. kat. pertev.i.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam].b.b.) pek sevinçli. sevinçle ağlayış. tarzlar. kırmızı yüzlü [adam]. şerir'in c. 2.s. haydut. eşkar).) dağ hırsızlan. (a. (bkz. keder. ışıklar. (f.) şiddetli davranan yiğitler. (f. şekl'in c. şakî'nin c.) saçına. sevinç gözyaşı. pek) şakî.i. aydınlık veren.s. (f. ağlayan.i. hasretten.s. kızıl donlu [hayvan].b. (f. -feşânî eşkel eşkel-ül-ayneyn Eşkeş eşkıya eşk-rîz eşk-rîzî eşkû. (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. ağlayıcı. teessürden akan gözyaşı.s. kötülük edenler. eşk-rîz). (bkz. al renkli [at]. sirişk).) nur. mat. ziya'). (bkz: eşk-rîzî). sevinç ile dökülen gözyaşı. tavan.s. 3. kırmızı yüzlü [adam]. sakalına kır düşmüş olan. a.) aydınlıklar. nazım şekilleri. iki gözünün akı kızıl olan.) 1. cehdeden.s. eşkûb eşk-ver eşkyûd eşmat (a. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri.

ilimlerin nevileri.i. memleketin ileri gelenleri. (a.h. (a. 2. çok şümullü olan. 2. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. fırkalar.h. 2.) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı. (a.i şavt'ın c. (a. Deccâl.i. burnu kesik [kimse]. 3. çeşitler.) l.i.s. şenî'den) daha (en. (a. ileri gelenler. (f. kıyamet alâmetleri. (a.) takımlar. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür.s. (a.i. arkadaşlar. şerefli.) alâmetler. neviler. yüzücü. (bkz: eşirrâ).) şiddetli arzular. şâmil'den) daha (en. (a. hek. istekler.i.i. (mahlûkların en şereflisi) insan. (a. şerifin c. (a. (a. neşveler. şevk'in c. şevk'in c.i.) güneş ayının yirmi altıncı günü. (a. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir]. kötü ve çirkin. fena. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç.) 1. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz]. kemiklerin uzamaları. yüzgeç. (d. fr.) l koşmalar. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı. uğurlu ve mesut saat. şerâb'ın c. .) ağaç yosunu.s. sıçrayışlar. Eserleri Hasbihal. şarat'ın c. istimdat. şerîr'in c. Hydra. kötülük edenler. daha (en. dikenler [bitki]. çok) şeni'. (a. o güne me'mur sayılan melek. sınıflar. (a. Külliyât-ı Eş'âr. (a. çok kıymetli mücevher. kaplayan. ö. soğuk içkiler.s.) şeref ve îtibar sahibi kimseler.i. (f. 1911). lât. pek) şerefli. Hydre. (a. (a. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur.) burunsuz.s.) eşrefe ait. i.eşmel esna esna esne eşneb eşraf eşrâf-ı belde eşrâk esrar eşrât eşrât-ı saat eşref il eşref-i mahluka eşref-i saat Eşref eşrefi eşrefiyye esrem eşria eşria-i süfün eşribe eşribe-i bâride eş-Şücâ eştâd eştât eştât-ı ulûm eşvâk eşvâk eşvât (a. şerîfden) 1. içkiler. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. pek. şirâ'ın c. bot. fesat karıştıranlar. beyaz dişli [adam]. azılılar.s. eşrefle ilgili. şetît'in c.h. 2. (a. gemilerin yelkenleri. (a.s.s.s. erkek adı.) şerirler.i.) ortaklar. Iranda Yangın Var. 2.) içilecek şeyler. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur.) astr. pek) şâmil.i.i. 1846. onurlu. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır].) yelkenler. edepsizler.) inci gibi. şerîk'in c.s. çeşitleri.

evin masası.gelen.i.i. her iki el.s.) bölükler. (a. taraflılar ve hizmet edenler. kederler. sakalı ağarmış ihtiyar [adam]. 2. mevcut olan şeyler.) 1. 2.) bot. katlar. (f.s. levazım.c. tâbi'nin c.s. kaygılar.s.) gamlar. (a.) ihtiyarlar.i. (a.) hekimler.) akranlar. doktorlar. (a.s. çiçekler. anat.i. yardımcılar. eksiksiz.i. dişi eşek. kabileler.) çocuk bilgisi.) yanlar. her iki ayak. çamaşır. (a.i. etrâf-ı kuddâmiyye etrâf-ı süfliyye etrâf-ı ulviyye etrâf-ül-beden etraf etrâh etrâh-ı kalb Etrâk etrâs (a. anat. (a. tirb'in c.) 1. a.) telidler. anat. tabakat). (a.) nesneler. aşlar.eşya' eşyâ-yi beytiyye eşya' eşyâh eşyeb eşyem etâ etân etâve etâyib etbâ' etbâ ü hadem etbâk etemm etfâl etfâl-i mekâtib etfâl-i bâg etfâl-i behâr etfâliyyât etıbba. mektep çocukları. baş. perdesi ve benzerleri gibi nesneler. kapaklar. (a. etıbbe etıbbâ-yi hâssa et'ime et'ime-i lezize et'ime-i nefise etka etkıyâ etlâd etra etrâb etraf etrâf-ı halfiyyeıanat.s. türfe'nin c. (a.s.i. pek) tam.s. örtüler. şeyh'in c.) 1. mesleğine uyanlar. uşaklar. bir kısmı dışında kalan kaya. 2. zarif ve nâzik şeyler. mertebeler. anat. (bkz: siya'). hizmetçiler. takî'den) pek takî. taâm'ın c. bir kısmı suyun içinde. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir]. (bkz. (a. terah'ın c. 2. çıkını. yaşlılar. yeni yetişen. garip. yemek tepsisi veya tahtaları. 3. (a. türs'ün c.) dere gibi akan su.i. seçme nesneler. uçlar.) gelmiş.s. büyük sahanlar. çocuklar. yolcunun sandığı. kıyılar. takî'nin c.) 1. fr. günah işlemekten çok çekinen. tabak ve tabaka'nın c.i. 2. lezzetli yemekler. şey'in c. çiçekler. yosunlu taş. . sepeti.) Türkler. tamm'dan) daha. hayvanın iki art ayağı. (a. misafir.şeyb'den) saçı.i. işine. bavulu. tıfl'ın c. bir yaşda olanlar. (a. (a. (a. ziyâde perhizkâr. hayvanın iki ön ayağı.i. birinin sözüne. (a. kusursuz. elbise. (a. tıp ilmini bilenler. kavak ağacı.) kalkanlar [harp âleti]. (a. (f. pedologie. evde doğan kul ve cariyeler. tasalar. etyab'ın c.i. (en. (a.) yemekler. (bkz: şüyûh). güzel yemekler.i. çok güzel yemekler.s. ev eşyası. dereceler. gönül sıkıntıları. (a. körpe fidanlar.) 1. koltuğu. (a. tabîb'in c. ayaklar. kanapesi. Türk'ün c. taze fidanlar.i. ("ka" uzun okunur.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. (bkz: hâldâr). şîa'nın c. tarafın c. cemâatler. (a. eller.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. haller.i. taze çimenler.i. saray doktorları.) seçkin.

fr. nefsin yedi derecesine göre değişen haller. âhir'in c.) kapkacaklar. aşağılık kimse. evâre evârîn evâsıt . evvel'in c. buyrultular.s.) ayakta-kımları.) astr. tavr'ın c. (a. su akıtılacak yerler. tüm).i. (a. evvel zamanlar. yutuş. iyvân'ın c. (bkz: turuk).) sonlar. aşağılık kimseler. (a.) geleceğe hâtıra kalan eserler. salonlar. evsat'ın c. şirzime.i. (a.i.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter.i.i. (a. (bkz: deyn). tarîkatler. orta-dakiler. başlangıçlar. geçinmek üzere tutulan yollar.) 1.i. geçmiş zamanlar.) hamam külhanı. mes-leklek. saltanatın sonlan. orta zamanlar. leş dix commandcments.i. köşkler. şaşkınca tavırlar. (bkz: evkâş. (f. (bkz. (a. 2. tas.i. emirler ve yasaklar. (a. uygunsuz hareketler. vebeş'in c.) hal ve hareketler. kelimelerin ortalan.f. (bkz: hazele. (bkz: levn). (a.i.) çirkin.i. orta günler. bahçe. vâsıtalar. gençlik çağı. (a. doruk.) ayak takımı. kelimelerin evvelleri. evâsıt-ı kelimât evâvîn evâzıh evb ı evbâr evbâş evbâşân evbâş-âne evc (a. sebepler.i. emr'in c.s. tâûs'un c.i. 2. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar. evbâş'ın c. [zıddı "evâhir" dir].) tavus kuşları. ediplerin eserleri.i. evcât) 1.) ortalar. çağ. âgiye'nin c. aşağılık kimseye yakışacak surette. ortada bulunanlar. kaplar. (a. rüzelâ).) taraf.) büyük sofalar. her arabî ayının ön üç. imaret. 3. altın ve gümüş kapkacak. [kelime müfret gibi kullanılır]. (a. ödünç.i. tarzlar.i. (bkz: hen-gâm). (a. yüksek.i.) yutma. (a. (f.) buyruklar. 2. eski. yön.i. (a. cihet. kadın gerdanlıkları. (a. vesileler. Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. boya. iptidalar. (bkz: âbidât). (a. renk. âbide'nin c. âvine) vakit. (a.) mehtaplı geceler. tavk'ın c.i. (a. (a.zf. yollar. [zıddı "evâil" dir]. (f. gr. caddeler. yüce.) topraklar. borç.i. inâ'nın c. c.i. türâb'ın c. (bkz: nesr-üt-tâir).c.) terbiyesize.) ilk vakitler. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır. (f.i. işler. bir şeyin en yüksek noktası. önceler.) bağ.) 1. tarîk'in c. (a.etribe etrika E-t-tâir ettûn etvâk etvâr etvâr-ı mütehayyirâne etvâr-ı nâ-lâyıka etvâr-ı seb'a etvâs evâbid evâbid-i üdebâ evâgî evâhir evâhir-i saltanat evâil evâil-i kelimât evâm evâmir evâmir-i aşere evâmir ü nevâhî evân evân-ı şebâb evânî evânî-i sim ü zer evâr. (bkz: eyâr). [zıddı "hazîz"]. evşâb. (bkz: şahika). eyyâm-ı bîd).i. ayın son günleri.i. (a.) 1. Hindistan cevizinin sütü. gr. 2. . terbiyesiz. zaman.

Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır.s. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam. son notası.s. vecâ'ın c. Evc-hûzî. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. beşinci derecede olan nim hicazdır. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. karın ağrıları. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. Selim'in adlandırdığı bir makamdır. rast. sancılar. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) kullanmışlardır. iki asırlık bir mürekkep makamdır. muz. çok gerekli. eski makamlardandır. III. acem. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). 2. astr.*günöte doğrusu. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. (a. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. sızılar.b.) muz. çok uygun. o perdede kaldığını bildirmektedir. tahminen iki asırlık veya daha eski. yüksekliğin tepesi. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. Bu makam ırak makamının inici şeklidir. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. en üst derece. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır. lüzumluların lüzumlusu. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. pek münâsebetti. (f. siperler. sözlerin en münâsebetlisi.) çok çekingen [kimse]. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. muz. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. astr.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar. segah. eviç.rif at evc ve haziz hattı evc evc-i hûzî evc-i nihavendi evc-i pûselik evc-aşîrân evc-maklûb evcâ' evcâ'-ı batn evcâ'-ı şedide evcâr evc-ârâ evceb evceb-i vecâib evceh evceh-i akvâl evcel evcer l göğün en yüksek kısmı. nîm hicaz. (a. vâcib'den) en vacip. Donanımına fa.s. 'günberi. muz.) çok korkak [adam]. (f.) muz. (a. Güçlü. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir. terkibinde eviç olduğunu değil.i. inici bir şekilde ırak'da karar verir. şiddetli sancılar. pek lüzumlu. (a. (a.s. Sengin semaî. en yüksek taba yükselişin en son noktası. do.) en vecihli. muz. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. . kürdî.Evc-i asman Evc-i bâlâ Evc-i hevâ evc-i ikbâl eve. acılar. neva. muz.) ağrılar. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi. (a. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. havanın üstü.i.i.

anat. yükselen. çok vahşetli. 2.s.) dereler. küme.s. açık damarlar. vecâr ve vicâr'ın c. kan damarları. evüdd). (a. vücür).) pişmanlık. pek) vefalı.) 1.b. sıvalar. (bkz: nedamet).) yüksekte uçan. anat.) yükseğe çıkan. (a.s. (a. siyah kan damarları.) ahmaklar. damarlar. bot.s.) daha (en. 2.s. ("ga" uzun okunur. vahşî'den) daha (en. (a. anat. (bkz: vâdî). (f. dağlar arasındaki yerler.f. yığın. eviddâ'. (a. daha (en. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar. vehm'in c.) zanlar. anat. vahal'ın c. pek) vahşî. a. evüdd).evc-gîr evcire l evc-pervâz evcümend evdâd evdiye evend evfâ' evfak evfer evgad evgenc evhad evhâl evham evhaş evhaş-i efâî evhen evhen-i büyüt evic-aşîrân evic-gerdâniyye eviddâ' eviddâ-yi kadîme evind ev'iye ev'iye-i demeviyye ev'iye-i halezöniyye ev'iye-i halkaviyye ev'iye-i haşebiyye ev'iye-i hevâiyye ev'iye-i lebeniyye ev'iye-i lenfâviyye ev'iye-i meftuna ev'iye-i münakkata ev'iye-i nâkile ev'iye-i süllemiyye ev'iye-i şa'riyye ev'iye-i şebekiyye ev'iye-i şiryâniyye ev'iye-i verîdiyye (a. (bkz: evdâd. lenf damarları. pek. anat. vâdî'nin c. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. (f. (bkz: hud'a). yetkin. pek) vâ-fır. bot. yerler.s. (a. vâfir'den) daha (en. cana yakın.b. vâhid'den) yegâne. pek) zayıf. iletken damarlar.s. mekânlar. (a. (a. (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası. anat. çok) muvafık. s. (bkz: vehen). basamaklı damarlar. akılsızlar. sevgililer.i. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar. viâ'nın c. (a. odun damarları. top. aldatma. kaplar.). süt kıvamında beyaz. (f. sayıca daha bol. sözünde duran.) ahbaplar. san. (a.i. kuruntular. biricik. 2. evini iyi bir halde bulunduran. i.i.i. mahfazalar. gevşek. bot. vefîk'den) daha (en.). pek uygun. (f. pek tamam.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır. kuşkular.s. vefâ'dan) 1.s. dayanıksız.) kap kaçak. kırmızı kan taşıyan nabız damarları.) 1.b. . yeşilimsi.s. (a. (bkz. (bkz.i. (bkz: evc-i hûzî). (f. pek çok [olan]. (f. oyun. en çok. vedîd'in c. anat. vedîd'in c. a.i.). balçıklar. tek.) hîle. esassız şeyler.i. bir tane.f. (a. eski dostlar.i. hakiki dostlar. vagd'ın c. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. (a. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir.b. yılanların en vahşîsi. bot. 2 .) 1.i. noktalı damarlar. turuncu. idareli. kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. bot.i. bot.i. bot. içi hava ile dolu olan damarlar. anat.

çocuklar. [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. akşam. sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede". [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet. evlâtlık. a. ("ka" uzun okunur. Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar.s. nesil. sülâle. ikindi. (a. dördü farz. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları.s. gelirleri yok olmuş vakıflar. medrese. dördü farz).evk evkaf evkaf-ı celâliyye evkaf-ı hümâyun evkaf-ı mazbûte evkaf-ı mülhakka evkaf-ı münderise evkaf-ı selâtîn evkâr evkâr-ı tuyûr evkaş evkat evkat-ı hamse öğle namazı ikindi namazı akşam namazı yatsı namazı evkat-ı muayyene evkat-ı salât evkat-güzâr evked evked-i evâmir evkes evlâ' evlâd evlâd-ı bütün evlâd-ı fatihan evlâd-ı inâs evlâd-ı ümm evlâd-ı vatan evlâd-ı zuhur evlâd-ı zükûr evlâd ü iyal evlâdiyye (a. yatsı namazlannın kılındığı vakitler. cami. tar.) l . 2. (bkz: evbâş. 2. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede".)t vakit geçiren. vakıflar umum müdürlüğü. pek) tekitli. emirlerin en kuvvetlisi. ağırlık.i. 2. Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. (bkz. zamanlar.) daha (en. huk. evlâda mahsus. (a. terbiyesiz. . vatan çocukları. vakt'in c.) soysuz ve pinti [adam].s.) 1. ikisi son sünnet). erkek çocuklar. daha uygun.) yük. onüç rekât (dördü sünnet. tar. çok sağlam ve dayanıklı [ev. 2. (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). (a.i. dördü farz.) 1. aşağılık kimse. on rekât (dördü sünnet. eşya]. huk.b. kız.) ayak takımı. a.] belli zamanlar.) kuş yuvaları. (a. 3. (bkz: lyâl). vakfın c. meç. vekr ve vekre'nin c. çağlar. Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. ikisi sünnet). öğle. daha iyi. ikisi farz).s. beş rekât (üçü farz. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan. bina ve şâire. daha lâyık.) l.s. (a. çocuk. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî.f. ("ka" uzun okunur. (a. ("ka" uzun okunur.i. namaz vakitleri.i. evkaf-ı hümâyûn). üçü vitir namazı). a. evşâb). (a.s.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. kuvvetli. ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri. hükümet tarafından idare olunan vakıflar. kuş yuvaları. kız çocuklan. Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. üstün.i.) 1. veled'in c.

bot. yakışıklılık. Kafkasya. i. dîhîm. himaye edenler. Polonya. Hollanda.i. çocukların velîleri. 4.i.) kadın bileziği. gazeteler. 2. Aslen Kütah-ya'lıdır. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler. karşılıklı yapraklar. kuş tüyü şeklinde olan yapraklar. şan. (a. Almanya. şeref.i. yumrular. 4. Avusturya. (f. dîhîm. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri. verem'in c. 2. arşiv. (f.i.i.) vücûtta peyda olan şişler.) tahtta oturan. hîle. Irak. 4.) 1. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. (f. (a. süs.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. eko.) 1. keramet sahibi olanlar. hud'a). iş başında bulunan kimseler.i. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. vird'in c. evlâtlık. hükümdar. velî'nin c. bot. (f. 3. ağaç kurdu. kâğıt para[lar]. (bkz: erîke. Rusya'nın güneyi. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası. almaşık yapraklar. koruyanlar. (f. akıl ve irfan. 5. (a. taht. (a. hâlin hoşluğu.i. şeref.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. yapraklar.) l.h. basılı kâğıtlar. (bkz: erîke. diyecek kalmama.i. şerir). evlilik.i. bot. arşiv.) esvabın. 6.b.) 1.) 1.fortiori.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. hîle. kâğıtlar. elbisenin dış yüzü. . Derviş Mehmed Zıllî'dir. 7. fr. okunması âdet olunan dînî dualar.i. İran'ın bir parçası. 2.) hisar. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler.) 1. (a. eko. üstün tutulmaya lâyık olma. (f. 3. 3. (a.s. erenler. 2. emir sahibi bulunanlar. varak'ın c. Macaristan. Dalmaçya. 2. (bkz: ezkâr).i. (bkz: ebrencen). Allah'a daha yakın bulunanlar. Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî. (bkz. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. Suriye. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar. taht. (bkz: desîse.) evlâda mahsus. haydi haydi. evrencîn evrend evreng evreng-nişîn (a. şerir). evlevîlik. 2. (f.evlâdiyyet evleviyyet evleviyyetle evliya' evliyâ-yı umur evliyâ-yı etfâl Evliya Çelebi evrâ evrâd evrak evrâk-ı halkaviyye evrâk-ı havadis evrâk-ı mahzeni evrâk-ı matbua evrâk-ı müsbite evrâk-ı müteakibe evrâk-ı mütekabile evrâk-ı nakdiyye Evrâk-ı Perişan evrâk-ı rîşiyye evrâm evre evrek evrencen. mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır. Babasının adı.i.

) ince ip. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler.i. (a.) ayıplar. [müfredi. hayalar. 2 sofyan'dan mürekkeptir. sırasıyla l Türk aksağı. vatanlarından ayrılma.) Allah'a sımsıkı bağlı. ortadaki.). beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır.b. şekiller veya yazılan yazılar. yaya gerilmiş ipler.c. bu mânâda kullanılmaz].) ağaç veya demir kazıklar. vasl'ın c. (a. s. muz. kaliteler.) tahtı süsleyen hükümdar. 2. büyükler ve başta gelenler. yardımcılar. beğenilen nitelikler. (bkz: evşâz3). (bkz. en çok güvenilir olan. ona halli. evâsit) 1. hüzün ve ilham telleri. (vatan'in c. (a. (a. veşl'in c.s. acele ihtiyaçlar. (f. döğmeler.) sıfatlar.) putlar. güzel vasıflar.evreng-zîb evride evsa' evsâf evsâf-ı cemile evsâf-ı hamide evsâh İzâle-i evsâh evsak evsâl evsâm evsâm evsân evsât evsat evşâb evşâl evşâz evsen evşeng evtâd evtâd-ül-arz evtâd-ül-bilâd evtâd-ül-fem evtân Terk-i evtân evtân-ı muhacirin evtâr evtâr-ı âcile evtâr evtâr-ı hüzn ü ilham evüdd evvâb (f. Evsat. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür.s. Aynca peşrev. damla damla akan su. vasfın c. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. bir şeyin ortası. 2. 2. bayağı. vücuttaki oynak yerler. (a.) ortalar.i.s. oynaklar.s. (a. sofu.) 1. 2.) dalkavuk. Usûl.i. 3.i.i. 2. (a. vesah'ın c. 3. vedîd'in c. haçlar. evkâş).) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler.i.) 1. uğrunda ölünen topraklar. (bkz: esnam). evdâd). övülen. (a. çok muhkem.i. pislikler. kirişler. aşağılık kimseler.) ihtiyaçlar. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. kirlerin giderilmesi. (a.i. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. arlar. lüzumlu olan şeyler. mütahallik). göçmenlerin vatanları. taraflılar. dağlar. veted'in c. 4. (bkz: veşm). teller. utanmalar.i. toplardamarlar.) ayak takımı.) vücuttaki mafsallar. vatar'ın c. eviddâ'. (bkz: vasf). verid'in c. 5. yüksek ile alçak arası. sicim.s. (a. direkler. zâhid. Beste devr i revân adı verilen usûl.s. 2. veter'in c. aşağılık kimse. (a-i. (a. vasat'ın c. vasm'ın c.i.i. boyunun iki tarafında olan damarlar. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır. dişler. anat. (a.s.vesen'in c. (a. (bkz: verîd). (a. (a. vesm'in c. vâsî'den) daha (en. (a.) 1. inanılan. (a. orta.) 1.s. . i.i. (bkz. murdarlıklar. (a.i. pek sağlam. siyah kan damarları. pek) vâsi' ye geniş. evbâş. (bkz: müdâhin. (a.) 1.) kirler. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir. (bkz: evsâl). s.

(a. ilkönce. eski tartılar. evveliyye Tahkîkat-ı evveliyye evvelin evvelin ü âhirin evveliyyât evveliyyet evvelki evvelûn -' evvel-ül-evâil evzâ' evzâ-ı dil-bâzâne evzâ-ı garibe evzah evzân evzân-ı arûziyye evzân-ı atîka evzân-ı şi'riyye evzâr evzâr evzâr evzâyiş Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz.) daha evvel. 2. dünyânın asıl desteği.) evvellerin evveli. sırada üstünlük.t. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. soruşturmalar. tavırlar. (bkz: evvelâ). [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır]. galebeler. rebî1). ed. Haziran başlangıcından.) önce Allah'ın yardımıyla. aruz vezinleri. eski.zf. (a. (a.s. (bkz: cibâl).zf.) 1. îmânı sağlam.) birinci.) her şeyden evvel. duruşlar. dağlar. 5.b.s. eski.) evvelkiler. kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. öncelik. 2.zf. ibrahim vasıflandırılmıştır]. vezer'in c.zf. ilk. fels. gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. ilk ağızda yapılan tahkikler. geçmiş. . vâzıh'dan) daha (en.s. tuhaf haller. (a. (bkz.i.i.t.i. ilkbahar. vizr'in c. çok açık. (a.) her şeyden evvel. yükler.i. (a. ibtidâ.) başlangıç.i. çok âh eden. başmanlık.) 1. vaz'ın c. eski adamlar. geçmiş zamanda. (a. pek) vazıh. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli. (a. (a. Muhammed. eninde sonunda. hamuleler. efzâr3).s. önce. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır.zf. ilk olarak. hisarlar. (birincilerin birincisi) Allah.b. (a. 2. (a. şiirin ölçüleri. ilk zamanlarla ilgili. işin başlangıcında.zf.) 1. (bkz: evvelen). ergeç. sıra üstünlüğü.i. evvel gelen insanlar. (a. her şeyden önce. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir]. birinci. (a. birinci. din bilgisi çok geniş olan [kimse]. 3. 2.) en evvel. çok dua eden.s. (f-i-) çoğalış.) 1. (ilk yaratılan) Hz.) 1.) birinci olarak. 4. garip. 3. (a. bunu huş fırtınası tâkibeder]. 2. (a.i. hâdiselerin başlangıcı. z f. primaute. ed. ağırlıklar.s. (a. hatâlar.i. sığınacak yerler. günâhlar. (bkz: nev-bahâr. (bkz: efzâyiş). besbelli.) tartılar. ilk.). başlangıç. 2. (bkz: vezn).t. vaziyetler. fr. 9 Mana rastlar.c. merhametli. önce.i. (a. (vezn'in c. (a. kaleler.c. en önce olan. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. evâil) 1. üstünlükler. cinayetler. (f.evvâbîn namazı evvâh evvel evvel-bahâr evvel-i berd-el-acûz evvel-i mâ-halak evvel-i riyâh-ı bevârih evvel ve âhir evvel-ül-evvelîn evvelâ evvel-Allah evvel-be-evvel evvelce evvel-emirde evvelen evveli. ölçüler.) önceki insanlar.) haller. (a. eski zaman adamları eskiler ve yeniler.

(a. kötü yeminler. aldırış etmeyen. kutlu.n. (bkz. yemîn'in c. oturacak yüksek yer. 2. sağ taraflar. bahtlar.c. yevm'in c. (a. hayırlı. eymân (a. an. 4.ey eyâ eyâdî eyâdîm eyâg eyâlât eyâlât-ı mümtâze eyâlet eyâlet-gâh eyâmin eyâmin-i eyyam eyâzî.). an-diçmeler.) eller.n. teşekkür ederim.i eyâlet'in c.s. 2. olan eydî'nin c.i. sol taraftaki.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler. tatil ve sayılı günlerden başka günler.i. (f.s.) ayaklı kadeh. (a.i.i.i. 3. en kutlu olanlar.) 1. Allah'a ısmarladık. Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray. sağ taraftaki. öyle olsun.) eyâlet merkezi olan şehir. (a.zf. en kutlu. yahu. bana bak!" gibi mânâlara gelir. [evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. yed'in c.f. zeminler. yalnız kalmış küçük çocuklar. yemîn'in c. imtiyazlı. kemerli yüksek bina.) bot. eyâsî eydî eyger eymân eymân-ı galize eymân-ı kâzibe eymân-ı sâdıka eymen Vâdî--i Eymen eymen-ül-yemîn eymün eyn eyn-el-meferr eyser eytâm eytâm ve erânıil eyvah ey-v-AIlah eyvan eyvân-ı kisrâ eyvân-ı sîmâbî eyvân-ı zerkârî eyyam eyyâm-ı âdiyye (a. eymen'in c. (bkz: eyâdî). talihler. büyük yeminler. andlar.i.b. (a. "hey. gündüzler. yalan yeminler. (bkz: hîn). (a. 4.zf. günlerin en kutlusu.i. s. şarap kupası. (f. (f. yetîm'in c. 3. salon. (a. divanhane. fena. yetimler ve dullar. köşk. yed'in c. ["eydî" çok kullanılmaz]. yorgunluk.s.i. örtü.i. . gökyüzü. zaman.c. 2. s. gökyüzü. (a. (a. (bkz: piyâle). (a. pek kolay. mutluluklar. (a. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket.) "ey.) 1.) 1. 3. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır]. evet. kaçacak yer yok mu? (a. ["eyâdî" çok kullanılır]. 3.) eller.büyük sofa. 2. çardak.i. [Arapçası "iyvân" dır]. (f-i-) l. doğru yeminler. 2. talihli. günler. Musa Peygamberin Tur dağında.i. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. "enir" denilen bir cins yaban mersini.) 1. (bkz: eymün). öksüzler.) en yümünlü. en yümünlü. ["İranlılar "iy" de derler]. (a.) yazık. e. en yümünlü. yümn'den) 1. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. sağ eller. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer.t.f.) 1.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır. 2.) anası babası ölmüş. nerede. (bkz: eydî).n. (bkz: vilâyât). husûsî idareli eyâletler. (a.) yer yüzleri. kuvvetler. (a. heyhat. kudretler. pekî.

(bkz: cefâ.i.) dul. matem günleri. çocukluk devresi. on üçüncü. 3. cevr). değişen zaman. kuvvetsiz. can ve gönülden.) "ya. 2. (a. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr.e.) kuvvetli. pek) zayıf. eyyam ola eyyam reisi eyyâm-ı resmiyye eyyâm-ı sahavet eyyâm-ı ta'tîliyye eyyâm-ı tercil eyyâm-ı ma'dûdât. birkaç günlük kısa zaman.h. (a. iktidar.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. (bkz: hengâm). zaîfden) daha (en. zaman. ömrün günleri. kurban bayramının ilk üç günü. sağlam. dinlenme günleri. (bkz: hengâm). sayılı günler. bu arada.) incinme. yeni baştan. gönülden. kurban bayramının ilk üç günü. iç incinmesi. (a. Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün. ey!" gibi hitap edatı. (f. zamana göre hareket eden [adam]. fi. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. 2. şimdiki günler. eziyet. zaman. incitme. ey içki sunan! ey mal ve mülk sahipleri! ey Müslümanlar! (a.eyyâm-ı bâhur eyyâm-ı bukalemun eyyâm-ı cem' eyyâm-ı devlet eyyâm-ı eza eyyâm-ı hayât eyyâm-ı hâzıra eyyâm-ı kalîle eyyâm-ı ma'dûde eyyâm-ı mâziyye eyyâm-ı ömr. her arabî ayının on ikinci.zf. 4. din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey.i. s. s. muktedir. başlıca. öteki gibi. kazara. özellikle. on dördüncü ve on beşinci günleri. 4. (a. Allah kuvvet versin! (a. 3. iktidar. (bkz: eyyâm-ı hayât). kuvvetlendirsin.) yine öyle.) "den. kurban bayramının ilk üç günü. nüfuz. (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. nüfuz. (a. .e. o cümleden olarak. tatil günleri. bir kararda kalmayan zaman. "heyamola" nın aslıdır.s. geçmiş günler. saltanat süresi. (a. dan" mânâsına gelir. eyyâm-üt-teşrîk eyyâm-ül-bîz eyyede ey y id l eyyid-Allahü eyyim Eyyûb eyyühâ Yâ eyyühessâkî eyyüh-el-ashâb eyyüh-el-islâm ey zan ez ez-an-cümle ez-cümle ez-dil ez dil ü can ez her cihet ez kaza ez ser-i nev eza ezâ-yi derûn ez'af ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler. bu dahî. her yönden. te'yîd'den) sürdürsün. keza. dermansız. resmî günler. bekâr. can yakma. her bakımdan.

ez'af-ı ibâd ez'af-ı nâs ez'af ez'âf-ı muzâafa ezâfîr ez'akî ezâmîm ezan ezânî ezânî saat ez'ar ezbâd ez-ber ezberm ezdâd Cem'-i ezdâd ezder ez-dil ez-dil ü can ezebb ezecc ezecc-ül-hâcibîn ezel el ezel Tâ ezel ezelî. Hayya-al-esselâ. çok eskiden. tırnaklar. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah.) karşı olan şeyler. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku. (a.i. çespân. en zelîl ve aşağılık adam. 2.) gaddar ve zâlim [adam]. (f. Hayya-al-esselâ. 3. kısa boylu. . 2. paslar.) zihinde tutma. yaraşık. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. ezeliyye İlm-i ezelî Kudret-i ezeliyye ezelî ve ebedî ezeliyyet ezeli ezell-i nâs ezfâr halkın en zayıfı.s. (ezanı ilk kuyan zât Hz. (bkz: min-el-kadîm). ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır].b.) lâyık.b. ızmâme'nin c. olan ezfâr'ın c. birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama.) ince ve uzun kaşlı. ezelden beri. (a. (a.i. 3. "ber göğüs". (a. La ilahe il-1'Allah]. şâyeste).) ezelîlik. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. katlar. ezfâr). (a. zufr'un c.i. bkz: ezâfîr).i. ince ve uzun kaşlı. kısa boylu ve kötü huylu [adam]. alçak [kimse]. unutmamaya çalışma.s.s.s.) ezele mensup. 2. kat kat. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. (a. zelîl'den) daha (en. (f.) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam]. (a.) 1. Tanrı gücü. pek çok. (a.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman.i.) cemaatler. [Allâhü ekber Allâhü ekber. öncesizlik. (a. zebed'in c. (a. Güneşin battığı zaman 12 olan saat.i.i. Allâhü ekber Allâhü ekber.) tırnaklar. köpükler. can ve gönülden. 3.) 1. kötülük eden [kimse]. başlangıçsızlık. Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar. 2. (a. [ez den. çok) zelîl.) ezber. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. zı'fın c. yüksek sesle yapılan davet. karşıtlar. Allâhü ekber Allâhü ekber.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. zufr'un c. Bilâl-i Habeşî'dir). Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah.i. ezel ile ilgili. Tanrı bilgisi. (a. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı].i. (bkz. (f.s.) 1. pek. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle.s. başlangıcı ve sonu olmayan. (f. öncesiz. kalem kaşlı. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden.s.s. (a. (a. münâsip. (f.s. başlangıçsız.) 1. zıdd'ın c. aşağılık [kimse]. (a. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm). insanların en zayıfı. çeyrekler.i.s.) ezan ile ilgili. (bkz: bercâ.) gönülden.

[Hz.s.s. ezhâr (a.) 1.) çiçekler. bölük. pek. (bkz: zikr).) 1. anmalar.s.i. (a. iyilikle yâd etmeler. ezîz (a.) eskiden beri. güzel ve parlak. cefâ. (a.) daha (en.) 1. yumurta sarıları. ezherân. ez-kadîm (f.s.) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı. Muhammed'in vasıflarından biri]. söylemeler. çok zekî. binek hayvanının sırtları. menekşe. zekî'nin c.i.s. 2. ezîb (a. ezhân-ı nâs halkın zihni. yanlışlıkla. zekâ. yularlar. zehre ve zehere'nin c. zikr'in c. ez-kazâ (f. satıhlar. zimâm'ın c.a. 2. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi. hatırlamalar.i. ezhâr (a.) kazara. ezimme-i umur işlerin idaresi. meç. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci.) güzel kokulu [şey].) keskin fikirliler.zf. eziyyet (a.) eziyet. ezher (a. ezfelî ezgehân ezhâb ezhân (a. soğuk. ezkiyâ' (a. 2. aşağılık [adam]. yüzler. gelincik" çiçekleri. 2. (f.) 1. soğuk [şey].i.s. (bkz: azar.) Ay ve Güneş.s. 2.) alçaklar. ezkât (f. çok) hâlis. ezkiyâ' (a. ezîr (f. hafıza. zelîl'in c. meşakkat. ezikka (a. 2. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah).s. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri.i. çok gaflette bulunan. s. hâlisler. incinecek. ezimme (a. ezkâ (a. hatmi.i. ezkâ (a. dizginler. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri.zf. kıble rüzgârı. ezhel (a.a. zihn'in c.i.) haykırma. altınlar. aşağılıklar. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar. cemaat. incitme.i.i.i. faziletli.) sokaklar. zekî'nin c. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme. temiz. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi.s. idare.) pek beyaz.) güruh. ezkâr (a. (a.s. bildirmeler. . ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. i.) kötü düşünceli [kimse]. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-Züvâvîül-Ezherî'dir]. fikir.) 1. sırtlar. anmalar. zukak'ın c. ezheriyye (a. adîler. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri.) daha (en. anlayışlılar. pek) anlayışlı. (bkz: zuhur). arkalar. zeheb'in c. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese. lekesiz. zahr'ın c. zahmet.) 1.i. anlayış. alçak. yollar. ezille (a.i. ezher-ül-levn parlak yüzlü. zikirler.) işsiz güçsüz. faziletliler. ezhereyn (a-ic. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu.) lekesizler. (bkz: evrâd). ezkâr-ı cemile medih ile.) insanda akıl. incitecek hal. renciş).) pek dalgın ve unutkan. tembel [adam].s.ezfer ezfile. kavrayış kudretleri.

) 1. dal tepelerindeki tomurcuklar. esvap düğmeleri. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri. zelem ve zelm'in c. kılıç v. uzun şey. ezmine-i kadîme-i hayât j eol.b. ezûz (a.s. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). ezlâl (a. 2.) zool. (a. zenb'in c. Zeyneb bintü Cahş.i.) iri. ezmine-i selâse üç zaman. bot.) kuyruklar. Zeyneb bintü Huzey-me. ezlagî ezlaî ezlak .i. Kelb-i ezûm ısırıcı.] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç. çatal tırnaklar [hayvanlarda]. ezrâr-ı ıbtıyye bot. ezmine-i cedide yeni zamanlar. il eznâb (a. A'işe bintü Ebî-Bekr.i. çiçek tomurcuklan. zılâl). ezmân (a.i.) ısıran. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır]. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye). ezlâm (a. ezûc (a. (bkz: ezmân).) 1. Şevde bintü Zem'a.) Azerbaycan'ın Arapça adı.i. (bkz: azlâl. ["zevce" nin c.i. vakitler.s.) kocalar.i. ısırıcı.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları. ezrâr-ı ârızıyye bot. (bkz: ezmine).i. ezrâr-ı lahmiyye hek. ezûm (a. keskin şey.) vakitler. kadının veya kocanın eşleri.[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı).) bahâdırlar. ezrâr-ı zühreviyye bot. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar.) gölgeler. 2. paleozoik. edepsiz [adam]. (bkz: bürrân).) tenasül âleti.s. kahramanlar. ezvâc-ı tâhirât Hz.i. ezmâr (a. ezmine-i mutavassıta ortaçağ. zırr'ın c. ezmine-i kadîme eski zamanlar.(a.i. günahlar. zamân'ın c. zılfın c.) anlar. Şahs-ı ezra' fasih. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar. çiftler. zıll'ın c. kozalak. ısıran köpek. sinir çiftleri. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar. (a. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş). ezrâr-ı intihâiyye bot. Ezrebî (a. Muhammed'in ismetli zevceleri. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı). çağlar [dilimizde az kullanılır] . anlar. ezvâc-ı asabiyye anat. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları. 2. ezmine (a. ezvâc (a. sözü düzgün ezrâr (a.) 1. çağlar. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. başı sert [at]. ezrâr-ı şahmiyye bot.s. zevç ve zevce'nin c.i. zimr ve zemîr'in c. aleyhte söz söyleyen [adam]. eşler. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar. zamân'ın c. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. yiğitler.) 1. suç-zünûb). dil uzatan.) pek keskin olan [hançer. ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. (zenb'in c. ezlâf ezlag. (a.s. 2. Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk.

Muhammed on bir nikâhlı evlilik yapmış. 2. (f. (a. fadîha fağfur (a. c. etkinci okul.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir. 4. kim. şirkette faal bir iş gören hissedar. (o. zeyl'in c.s. (a. (a. fecere. i. etkinlik. dâima harekette bulunan. keder veren.s.b. (bkz.) facia yazan.i. eco-le active. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır. . neşeler. 2. (bkz: fâzıl). eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir. (a.c. (a. 5.i. activite. kim. zevk'ın c.ha.s. şerir. (a.s. (bkz: fâdıl).s.).f. içtimaî bir dergi.) çok acıklı. (f. gayretli. fr. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. sefih. çalışır durumda olan ticarî kuruluş. yalancı. erkek adı. ayyaş.s. şakî. lezzetler. (bkz: fecî')". ["fâdıl" kelimesinin müen. fudalâ) 1. drame.c. acıklı şeyler. fa'âl olana yakışacak surette. ekler. yapanlar.s.) 1. etkin.i. (a. f r.b. kadına düşkün erkek. eko. trajedi üstadı. fazîha). habîs.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç. kadın adı. Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî.]. gayret. çalışma. F f fa'âl fa'âl hissedar fa'âl şirket fa'âlün limâ yürîd faale fa'âl-âne fa'âliyyet fa'âl mekteb fâci' facia fâcia-engîz fâcia-nüvîs fâciât fâcir.) boynu eğri [kimse].i.) l. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). (bkz: fecîa). ilâveler. Hz. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu. (f. pâdişâhlara yakışır zevkler.i. fâcire fâdıl fâdıla fadîh.s.s. 2.) 1.]. ["fâci" in müennesi]. fr.) tatlar. erkeğe düşkün kadın. (a. eko. fels. çalışkancasına. hareket. zîk'dan) pek dar. fevâci') insanı dertli eden. (a. (a. Allah. (a. çalışkan.s.) fa'alcasına. fi'l'den) 1.i. günahkâr. (a. (bkz: zuyûf). rezîl. fels.c. fazîh. (a. fücûr'dan. actif. fücur sahibi. 2. âfet.f. (a. kuyruklar. acıklı.i. füccâr) 1.) failler. felsefî.) misafirler.. 2.b. (a. ped. 3. davetliler.f. i.s. fena huylu. Çin'de porselenden yapılan kapkacak.s. (a.) 1. sıkıntılı.) musibetler. fr. 2. konuklar. dilediği işi yapan.zf. hazlar. musibet. (a. fâil'in c.) etekler.) l.i. 2. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir). 3.ezvâk ezvâk-ı pâdişâh-âne ezver ezverî ezyâf ez-yah ezyak ezyâl Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi). hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. çok işleyen.. zayfin c.

fuhûl) 1. erkek.) kömürcü. çini. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap. 2. ulu. bitkisel kömür. övüngen. Muhammed. fahmî. fahr'den) t 1.s. çok kuvvetli.i. charbon aninıal. kim. aşın. fahm-i sânî-i alüminyum kim. çok övünen.) kömürle ilgili. büyüklük. fahh (a. fahîme (a. değer. çanak. akıllı ve zekî [adam].s. taşkın. erkek ve kadın adı. s.zf.) 1. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. fahm (a. büyük. kahpe. insafsızca.fagfûr-i Çîn fagfûrî fahâmet fahâmet-lü Çin fağfuru.i.i.) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. 2. fazîlet. ün. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr. (f. mübalâğalı. çömlek. (bkz: azîm. toprak testi. fahmiyyet (a. fahiş fiat eko. fahiş (a. fahm'-den. cesîm. iri. fahr-i âlem. fahl (a. onurlu. kıymetli. fahimlik. 2. fahm-i madenî mâden kömürü. Çin işi. kendini medheden. fahhâm (a. fahm (a. karpit. kadın adı. fahâmetli. c. ahlâksız kadın. fahm-i billûrî elmas. fahişe (a.) yegâne başvurulacak en büyük makam. kıvanç. fahreden.) 1. îtibar. Kavl-i fahiş çirkin söz. 4. 3. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. 3.c. îtibar ve nüfuz sahibi olan.s.) 1. 3. ahlâka aykırı. ululuk.) [evvelce] sadrâzam. pinti. fihâm) büyük. mükemmel. şöhret. 2. fahş'dan) 1.i. ar. beyitler. i. (bkz: hamam). fahm-i fa'al kim. kömürümsü.) fahîm olana yakışacak surette.) kim. 4.f. 3. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse]. kısmık [adam]. tuzak. aygır. şeref. tamahkâr. kebîr). büyüklenme. değerli.s. saksı. şerefli. [bkz: âlüfte. 3.f. fahhâş (a. fak. çirkin.i.i. ululuk.s. fâhite (a. fahâmet'den. fehm'-den) anlayışlı. akıllı. müf tehir). c.i. fahîm-âne (a. (bkz. 3.s.) fağfura mensup.s. hakkaniyete.s. böbürlenme. şanlı. fevâhit) yabani güvercin. ayıp. aşüfte. actif kömür. 4.s.b. 2.s. 2. kıymet. karbonat. fahm-i sânî-i kalsiyum kim. c. fûhime (a. fahâmet-penâh (a.s. günah. fahm-i hasebi coğr. üveyik.c. Kalsiyum karbür. fahmiyye (a. fahm-i tabîî kim. (a. fahm-i türabı huy kömürü. 2. övünme. fahr (a.s. erdem.) kapan. fuhş'den.i. . (a. fahr-i kâinat Hz. fahhâr (a. fâhim. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış.t. 4. zâniye). fâhire (a. alüminyum karbür. S. (bkz: engist). fahîm. odun kömürü. fâhir. kabahat. fahh-ül-fâr fare kapanı.) kömür. onur. ahlâksız. fevâhiş) 1. fihâm) fahâmetli. ağ. *doğal kömür. fahm-i nebatî nebatî. pek kötü. Havza-i fahmiyye kömür havzası.

fevâid) 1. (a.) fahrîlik.b. i. 3. uyluk kemiği. (bkz: fahrî'). işe yarama. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır. erkek ve kadın adı. Fahr-i kâinat). ümit.i. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir. 3. üveyik kuşu. arama. aylıksız.i.s.zf.s. kazanç. fahriyyât) 1. fâik'in c. ilerde olanlar. 2 . kalça ile baldır arasındaki kısım. kendini medhetmek itiyadında olan. bilginlerin en büyüğü. fahriyye'nin c. Hz.) bir şeyin iç yüzünü araştırma. (a. kâr.) 1. a'lâ. kendini medhederek. şeref. hayır. fayda. (f. bir işin hakikatine varma faydası. akranlarından üstün. (f. menfaat. ücretsiz görülen [iş]. en büyük bilgin. en değerlisi. boşuna. üstünler. parasız ve menfaatsiz. fahr'den) çok fahreden.) ed. (a. kadın adı. meşru olmayan şehvanî haller.i. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. s. onur için. övünen. faika İhtirâmât-ı faika fâik-ül-akrân fâik-ül-emâsil fâikat dön terekli taç. ediplerin en büyüğü. beste ve ilâhiler ölçülmüştür.) 1. kazanç. maaşsız. târihî fayda. çıkar gözeten.i. kurularak. ed. (a. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur.b. fevkinde bulunan. i.i. erkek adı. (a. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. mütemâcid. kârlı. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler. 3. mütemeddih). parasız.c.s. fuhuş. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte. "fâyih" şeklinde de kullanılır].i. Peşrev. (a. manevî olarak üstünde olan üstün saygılar. on iki terekli taç. (a. akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. (bkz: Fahr-i âlem.fahr-i edhemî fahr-i hüseynî fahr-ül-mürselîn fahr-ül-üdebâ fahr-ül-ulemâ fahr-ül-vüzerâ fahrî fahriyyât fahriyye fahriyyen fahriyyet fahs fahşâ' fâhte fahur fahûr-âne fahz Azm-i fahz fâide dili Bî-fâide Çi-fâide fâide-i hiber fâide-i târihiyye fâide-cû fâide-mend fâih faik. faydasız.) menfaat elde eden. (a.s. fıkra. 3. faydalı olan bend. 2. . eski şâirlerin. (a. zina. verilen zekâttaki tamahkârlık. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. fevâih) çiçek ve meyva kokusu. 2.) lâikler.c.f.i.) fahrî olarak. c.f. 2. (a. (a. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri.s. öğünerek. onur için.) fahûrcasına. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. neye yarar. fevk'den) 1. 2. 2. (a. muz. vezirlerin övünüleni. ed. (bkz.zf.) fayda arayan. (a. efhâz) uyluk.) 1.c. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi.i. eski şâirlerin. (a. (a. benzerlerinden daha üstün durumda olan. Muhammed.

bir şeyi bizzat yapan kimse. (a. a. 3. zekî. uyluk.) yokluk. Phecda. taşkınlık. (a.) esneme. işleyicilik. 3. huk. fakihlerin fakîhi. taşan.] .s.i. istediğini yapmakta serbest olan. bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz.) 1. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş. fevâil. 2. 2. 3. bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz.c. 2. bolluk.i. lâkin. fevz bulan. andropogon muricatus denilen bir çiçek.i. (a.s. (a. (f. feyezan eden. bir basan kazanan. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma.i. gr. [yapma kelimelerdendir].i. meyva. işleyen ve yapanın hâli.e. fels. nur bolluğu. yoksulluk. bir fı'lin anlattığı işi yapan.c. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız. fevâiz) 1. fukahâ) 1. fâje faka Fakr ü faka fâka-yı şedide fakahet fakahetli fakat fakd fakd-i nakd fakha fakîd fakîh fakîh-ül-fukahâ fâkihe (a.) nâdir bulunan [nesne].i. makat. Gamma Ursus Majoris. te'sir. astr. en büyük fakih.s.fâikıyyet Esbâb-ı fâikıyyet fail fâil-i hakiki fâil-i hayr fâil-i muhtar fâil-i mübaşir fâil-i müstakil fâil-i müşterek fâil-i şerr fâiliyyet faiz. fâillik. çokluk. üstünlük sebepleri. kâr. ancak. (bkz: fıkdan). bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. erkek ve kadın adı. muradına ulaşan. ribâ). anüs. sujet.) fa-kihlik. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. (a. nema. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr. (a. ihtiyaç.) yalnız. kim. ing. kötülük işleyen. huk. (bkz: güzeşte. 2.i. işlenen bir suçta parmağı olan. activite. (a. faale) 1. suç ortağı. fr. fevâkih) yemiş. ama. c.i. şiddetli ihtiyaç. fevz'den) 1. fıkâh) 1. fıkıh (din. fıkh'dan c.) fakirlik. te'sirli. şeriat) ilminin üstadı.) üstünlük. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır. ("ka" uzun okunur. 2. faize faiz fâiz-i basît fâiz-i cüz'î fâiz-i külli fâiz-i mürekkeb fâiz-ün-nûr fâj. fr. hayır işleyen. (a. lât. bulunmama. (gerçek yapıcı) Allah. (bkz: feh-hâm). (a. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır]. s. müessirlik. fr. 2. (a. Phegda. yapan. ("ka" uzun okunur. para yokluğu.c. anlayışlı [kimse]. huk. a. yoksulluk. bir paranın getirdiği faiz. işleyen. fevz'den. (a.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz.s. şu kadar var ki. anat.s.i..

fal (a.s.] (bkz: ffflic). fukara') 1.f.i. 3. muvakkat. fâlik fâl-nâme (a. Zer-fâm altın renkli v. fâl-gîr (f. Fakr-nâme (a. fâniyyet (a. 5. ölümlülük. fâl-gû (f. 4. fakr (a.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi. Gül-fâm gül renkli. tomruk. falaka (a. sabah aydınlığı.i. fâl-zen (f.b. 4. Sebz-fâm yeşil renkli. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse.b. fenâ'dan) 1.) 1. erkek adı.i. Pîr-i fânî pek yaşlı olan.i.f. fala bakan. fâlih (a. (bkz: nısf-ı nüzul). züğürt.) uğur. iyi alâmet. fena alâmet. c.) 1.b. yoksul. 2.b. talih deneme. züğürtlük. fâlik (a.b. fâlic (a.) 1. fâl-i bed fena hal.zf.) 1.s. (bkz: sâil). faka). fâlic (f. zavallı. falaka. bîçare.ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa. fâl-i hayr iyi hal. (bkz: fâl-gîr). 2. çift atlı yük arabalarında. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. i. eken. Alem-i fânî fânî dünyâ. geçici ["baki" zıddı]. ölümlü. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. 3. fakr-üd-dem kansızlık.i.i. iki ucu bir yere bağlı olan halat. fâlik-ün-nevâ Allah.) ikiye bölen.i.i. yoksulluk. falak (a.s.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi.(a. kahve fincanına. (a.f. felc'den) yarım inme.s. ayıran. muzaffer.i.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere. uğur sayma.) fal kitabı. toprağı süren. fr.) renk.i. fâlice (a. 3.) ["fâlic" kelimesinin müen.) fânilik. fakîr . fakr u faka (bkz.) fal söyleyen. zengin olmayan. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç. vücudun yansına inen inme. âciz. 3. fakr u sefalet büyük yoksulluk. 2. 2. yaşlı. – fam (f. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler. fakir-i mu'temil huk. (bkz: levn). nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. anemie.s. fakîr-âne (a. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç.) fakirlik. falcı. fakîr-hâne (a.b. 3. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir.) memeleri henüz arşaklanmış [kız].s. muvaffak ve mes'ud [kimse]. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi. 2.i. ihtiyar.b. fakirlik. fakircesine.) fala bakan.i. fakr'den. parasız. fânî (a.) galip.i.s. 2.) falcı. (bkz: âcizane).f. dilenci. fakire yakışacak surette. muhtaçlık. taneyi ikiye yaran.

3. 2. Farsça.c. fârig-ül-bâl başı dinç. huk. camlı mahfaza. fark olunmasına. Fârâbî (t.) sıçan. abajur.h. vacip. ferâğ'dan) 1. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri.s. içinde mum yakılan büyük fener. taşkın. 2. başın tepesi. işini bitirmiş. i. 2. kullanma hakkını başkasına terk eden. farz.).f. Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. fevânîs) 1. tasarruf. farza farazi (a. fariğ (a. fark-ı sühunet coğr. (bkz: farzî) faraziyye (a. 4. Acemce. ayırma. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse. 2. rahat. fânûs-i hayâl hayalî fener. fârise (a. (bkz. fârisân (a.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur. ata binmekte jnahâ-retli. fr. fark j (a. asude. fariza (a. Kendisine Garplılar Alfarabius derler.i. fare. aşkın.) 1. fart (a. fârisiyye (a. muş). küre veya silindir şeklinde cam kapak.). başkalık. [birincisi] erkek. 2. (bkz: süvari).i. Allah'ın emri.i. h. sıcaklık farkı. fark eden. gerek.c. Babasının adı Muhammed'dir.i. atlı. aşırılık.s. Iran dili. fârisî. fârisiyyât (a.i. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan. (bkz: far. ferâiz).i.i. boş kalmış. fare (a. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. aynlma. boş. fanus . farika (a. ferasetli. Pers takımyıldızı. binici. vazife.) sıçan.s. lâzım. fevkalâdelik. fark'dan) 1. [ikincisi] kadın adı. 4. i. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. 3.(a.s. furûk) 1. 4.i. faraziyyât farziyye). iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan.) Iran. aynlmasına sebebolan. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir.) 1. fâris. fark-ı fahiş çok aykm fark. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. far (a. (bkz: muş).i. S. fark-ı tâmm tas. borç. ferâiz) 1.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. 3. faraza (a. amplitude.) îran edebiyatı. gönlü rahat. anlayışlı. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti. fârık. pay.h. çekilmiş. Fars cümle-i kevkebiyesi astr. sahip olma. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener. fr. fâris'in c. işsiz. aşkınlık. Fars (a. 2. farîza-i zimmet boyun borcu. (bkz. bir mülkün. constellation de Persee.zf. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık. ayrılık. baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer.c. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur.c. seçilme. 3.c. 2. ayıran.) aşın.s.i. vazgeçmiş. taşkınlık. Kanun dediğimiz çalgının mucididir.

(bkz. varsayımlı. hypermnesie. diğerlerinden sakıt olan emirleri. tutalım ki. fasâhât (a. [Hz. egotisme. sevgide aşırılık şişmanlık aşırılığı. 4.) fârûk olana yakışır surette. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri. farz.s. fi-1-mesel). farz (a.s. ["farazi" yanlıştır]. farziyye (a.f. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı. hyperesthesie. zf. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan. terki günah olan emirleri. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin". Bil-farz diyelim ki. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler. fr. farz-ı kifâye Allah'ın. 3. hypothese. Allah'ın. (a.zf.i.c.i. [namaz. Ömer'in lâkabı. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer. farziyyât (a. 2. ola ki ["faraza" yanlıştır].etmek saymak. (bkz: pâryâb). şöylece düşünelim. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. zekât gibi].i. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". fâryâb (f.) diyelim ki. i. suralimentation. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu. farziyye'nin c. zarurî. aşırı duygu. sayma. farzen farzı (a.zf.fart-ı cünûn fart-ı enâniyyet fart-ı gayret fart-ı hassâsiyyet fart-ı hıfz fart-ı mahabbet fart-ı semâne fart-ı tağdiye fart-ı zekâ fârûk aşırı delilik. aşırı besi. 2. fr. (a. farz-ı ayn Allah'ın. furûz) 1.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir.). [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. fr.) güzel ve açık konuşma. a. fârûk-ane ("ka" uzun okunur. varsayım. fark'dan) 1. c.) Hz. tutma. fârûkî (a. (h. uzdillilik. iyi söz söyleme kabiliyeti. fr. (bkz. farz ve takdire bağlı bulunan mesele. ["faraziyye" yanlıştır]. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan. farza (a. Ömer gibi].) farzedelim ki. zekâ taşkınlığı. s. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. hypothetique. psik.) farz. (bkz. aşın heyecan. keskin. aşın bellem. tutalım ki. 2. Hz. farza). hac. tutmak. takdir ve tahmin usûlüne dayanan. psik. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma. diyelim ki. 3. duyguda aşınhk. gayrette aşmlık. erkek adı. biy. [cenaze namazı kılmak gibi].i. tutalım ki. fr.i. lüzumlu. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme.i. farziyye).) 1. oruç. . bi-1-farz. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle.i. Ömer ve adaletine mensup. benlikçilik.

fesatçı. fasl'dan) fasleden. (a. (bkz: talik). bakla fasilesi.s. (a. fr. 2.i. ara. neticelendirme. 2. 5. faside Bey '-i fâsid fâsid dâire fâsid-ül-mizâc fâsidât fasih fâsih-i şirket fasîh Kelâm-ı fasîh fasîh-ül-lisân fasîh-âne fasile fasîle-i bakliyye fasîle-i ceresiyye fasîle-i karanfüliyye fasîle-i kibrîtiyye fasîle-i lahmiyye fasîle-i sabbâriyye fasîle-i salibiyye fasîle-i sanevberiyye fasîle-i sencâriyye fasîle-i şefeviyye fasîle-i zeytûniyye fasl (a. kısır döngü. Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman.c. çürüten. bölen. fesede) 1. (a. güzel. şirket fesheden. 3. (a. zeytingiller. aleyhte bulunma.f. kesme. fesâd'dan. gr. 4. fusûl) 1. (bkz: fasıl2). fusûl) 1. fâsid'in c. 3. fusahâ) 1. bot. (bkz: fasl). gr. c. düzgün ve açık konuşan. ayırma. fasâil) 1.c. bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. çançiçeğigiller. bot. bozan. (a. iki şeyin arasındaki bölme. 7. anababa. düzgün söz. aşikâr.fasâhat-perdâz fasd fâsık fâsık-ı mahrum fasıl fasıl Hatt-ı fasıl fasıla fâsıla-yı kübrâ fâsıla-yı saltanat fâsıla-yı sugrâ fâsid. (a.i. muz. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi. (a. düzgün söz söyleyen. kozalaklılar. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. 6. ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. (vatanımız) gibi. ayrıntı. günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. (a. sapkın. turpgiller. kesinti. uzdilli. iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. ed. bir defada çalınan peşrev.s. 2. yanlış. *karanfilgi ler. tiyatro . aralık. aile.s. muz. ayıran şey. ayrılma.) fasâhatli. fena. 2.f. 2. kötü. günah işleyen. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. familya. hacâmet). şarkı vesâirenin hepsi. (a. (a.s.) bozucu şeyler. fevâsıl) 1. kelimeler. feseka. etli bitkiler. huk.c.b.c. karanfil fasilesi. (a. kibritotları. uzdilli.) güzel ve açık konuşan. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi.s. bölüm. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse]. adam çekiştirme.s.i. ayıran. 2. münafık. (bkz: idma'.i. (a. fesat çıkaran. fasîh olana yakışacak bir tarzda. c. baklagiller.i. hodangiller. halletme. ballıbabagiller. fısk'dan. 3. fesh'den) fesheden. sarih. açık. muz.zf.) kan alma. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri. damkoruğugiller. bot. c. s. kötülük eden. bozuk. iptal eden.

(a.i. (a. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur. bahar mevsimi. Ümmü Külsûm. Tanrı. zihin açıklığı. ["fâşetmek" meydana çıkarmak. geo.) meydana çıkmış. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek).) fatinlik. güz mevsimi. hurma ağacının fidanı. diffe-rance. [diğerleri Zeyneb. ayırım. kemiğin oynak yeri. fena huylu.h. güz.i.) meydana çıkma. gözbebeği.c. Hasan ve Hüseyin'in. dedikoducu. meç. (a. (bkz: fasıl). . gökleri yaratan. gül mevsimi. (a. yüzük taşı. (bkz: fıtnet). Ümmü Külsûm'dur]. dedikoducu. Hadîce'den dünyâya gelen.s. hicretten 11 yıl sonra. fusûs) 1. b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. 11. 3. fasalât) 1. geo. 2. 18 yaşında Hz. Ru-kiyye. ilkbahar. 9.fasl-ı bahar. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır. anat. hacamatçı cerrah. Hakk'ın yaratma kudreti. (bkz: Halik). Ali ile evlenmiş. fasl-ı rebî fasl-ı gül fasl-ı harîf fasl-ı hazân fasl-ı karîb fasl-ı mudhik fasl-ı müşterek fasl-ı sayf fasl-ı şitâ fasl-ül-cesed fasla fass fass-ı nigîn fassâd fassâl fassâl-i bed-hısâl faş fâşî fatânet Fatıma fâtır fâtıra Kudret-i fâtıra fâtır-üs-semâvât Kudret-i fâtıra fâtih oyununun başlıca kısımlarından herbiri. 8. fetheden.s. ablalarının adını vermiştir]. oynak yerleri. vücûdun mafsalları. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî.s. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden. mafsal. zeyreklik. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş. dile vermek. kan alan.c. feth'den) 1.) yaratan. açığa vurmak. dört kızının en küçüğüdür. arakesit. (bkz: fasıl2) 10. duyulup yayılmış. (a. sonbahar.i.i. vücûdun oynak yerleri. (a. yaratıcı.s. dört mevsimden herbiri. duyulma.s. 4. anat. (a. fark. Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. dile verme.) Hz. Peygamberin ilk zevceleri Hz. 2. Lâkabı Zehra'dır. 632 de Medine'de vefat etmiştir. fr. yaz mevsimi. fasd'dan) kan alıcı. (bkz: fâtır). Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına. abscisse]. fr. yüzük taşı.]. (f. kış mevsimi.) ["fâtır" kelimesinin müen. açan. sayıp döken. (a. duyurmak]. Tann'nın yaratma gücü. (a. badem gibi mey-vaların içi. mant.i. Hz.i. (a. Hz. açığa vurma.

güzel kokulu nesne.) bir hüküm kabul eden. 2. bot. kapıların açıcısı. sözün başlangıcı. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap.f. [ikincisi] kadın adı. çatlatma. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir]. ahlâk faziletleri. keskin kılıç. az sıcak. utanılacak tarzda söz söyleyiş. vertus cardinales. II.) sütten kesilmiş [çocuk]. gevşek.i. uyanık. hal ve fasl olunabilen. (bkz: seb'ül-mesânî). (a.) kabalık. giriş. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi. kesîn hüküm.c.c. (a. necasetler.f. (bkz. 1. h. (a. fevâyih) 1. zâti faziletler. methal. erkek adı. mayasız saç ekmeği.) fâtihler. yüksek faziletler. füturlu. çiçek ve mey-va kokusu. f r. "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık. (a.s. 2. (a.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar.s. iyi faziletler. i. 2.) oruç bozacak şey.) 1.i.c. 2. (a. 4. (a. nihayet bulan.) birinin ruhuna fatiha okuyan. akıllı.i. fıtnat'dan) 1. güzel vasıflar.) kazuratlar. ılık olan. 2. (a. pislikler. fazîha). 3. (a. (a.) kendiliğinden dağılan güzel koku.c.s. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. bazlama. 2. (bkz: tîg-i bürrân). (a. (bkz: fazîha). fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. durgun. (a. fitne'den) fitneci.i. zekî.s. fütur) 1. (a. fazâyih) edepsizlik. murdarlıklar. s.c. 3. yarık. bir çeşit pasta. ayırma. (a. (bkz: fazilet). yarma.s. (a. fazla c. 3.i. Tanrı. elbisenin dikişlerini sökme. fazîlet'in c.) 1. başlangıç. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre].s. (a. (a.i. çatlak. fazîha'nın c.fâtih-i bilâd fâtih-ül-ebvâb fatiha fâtiha-i fikret fâtiha-i kelâm fâtihatü-1-kitâb fâtiha-hân fatihan fâtik fâtike fatîm fatîn. şehirler fetheden. 2. erdemler. (a.b.i. [birincisi] erkek. hâkim. fethedenler.). işleri düzeltme.) . . (a. derecesini bulmamış şey. (bkz: fâti-ha-i kelâm). fatîne fâtin fâtir fatîr fatk fatk u ratk-ı umur fatr fatûr fâyih fâyiha faysal faysal-pezîr fazâhat fazâhat-i lisâniyye fazâil fazâil-i ahlâk fazâil-i âliye fazâil-i asiiyye fazâil-i cemile fazâil-i insâniyye fazâil-i zâtiyye fazalât fazâyih fazâzet beldeler.s. 2.i. alçaklık.i. (a. kötü sözlülük. bir memleket zapteden. s.i.f. sözün başlangıcı. kadın]. 2. insanlık faziletleri.s. mukaddime. erdemler. temel faziletleri.i. mantar.) 1. (a.c. kavrayışlı.b. anlayışlı.i. (a. karar. sertlik. olmamış. dîbâce. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. 3. yoluna koyma.c. kırma.s. fevâtih) 1.

) tar. (a. 4.) 1. faza-lât) kazurat. (bkz. kötü sözlü.s. i. kaba [adam]. i. ileri. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat.s. utanmaz. (a. fecîa'nın c. çok. erdemli.c.) fa-zîletsever.) ne âlâ. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. 2. huk.i. lüzumsuz.c.c.s. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir. i. fazilet sahibi. erdem.f. öyle olsun! (a. (a.. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş. ziyâde. (a.i. ne güzel. . mat.s. iki sayının birbirinden olan farkları. şey.s. erdemli. (a.) faziletli.c. faziletli. (a. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. Ali'nin vasıflarım ve Hz.) fazilet.zf.s. çirkin.).) acıklılık. eko.s.b. (a. fazîha Kavl-i fazîh fazîha fazîhet fazilet fazîlet-kâr fazîletlü fazîlet-mend Fazîlet-nâme fazîlet-perver fazl fazl-ı hakk fazl-ı kürevî fazl-ı müşterek fazl tarîki fazla fazla mesaî fazliyye fazz febihâ fecaat fecâyi' (a.i. [yapma kelimelerdendir]. 4. iyilik.i. (a. fazilet.) huysuz. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. üstün.s. güzel vasıf.s. artan. (a. ortak fark. erdem sahibi olan kadınlar. fuzalâ) 1. Rufâî tarikatı kollarından biri. mat.b.) 1. erdemli.b.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz. fazâhat). Muhammed'in ve Hz.) tas. yürekler acısı. fena. insanın yaradılışındaki iyilik. kadın adı. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir. fazilet sahibi. fazâyih) edepsizliği. (a.s. (a.f. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. lütuf.i. "fâzıla" dır]. artık.t. ziyâde. üstünlük. (ile) Tanrı'nın inayeti (ile). fâdıl). 3. pislik. [müen. 2.].i. 2. artık. (a. (bkz: fâzıl). (bkz. fazla. 2. 1. 3. 2. (bkz: fazâhat). 2. (a.c.f. alçaklığı gerektiren iş.) 1. (a. fuzûl) 1. fazâil) 1. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. (a. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. 2. rezil.) faziletli. faik. (i. c.i. erdem. (a. fazlalık. (a. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde. öfkeler.b. gereksiz. belâlar. görevliyi. çirkin. baki. ["fâzıl" kelimesinin müen. iyi huy. kadın adı.) musibetler.fâzıl fâzıla fâzılât fazîh. fena söz.i. astr. erkek adı.f.

) kaldı ki. mefhumlar.].).). fedâdîn) 1. anlayışlı. (a. [kelimenin aslı "fıdâ" dır]. cömert. 4.) fedakâr olana yakışacak surette. en çok anlayan.) 1.i. (a.) fedakâr olanın hâli. fakîh2. canını verme. 3. (f. (a.s.i. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. avlu. (a. (a. kurban. fecr). fühûd) zool.s ) pek.i. türlü renkte görünen ışıklar.s. canını feda1 edercesine. "gelecek zamanın 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında. sefiller. . (bkz. (bkz. boğaz. korkunç. (a. 2. keder ve ıztırap veren.) sabaha karşı.i.f. şerirler.i. (bkz: fehhâm).i. canını feda etme. (a. canın menfaatini feda etme. fehvâ'nın c. (a.) düşük [çocuk]. akıllı [kimse]. feda eden.c. (bkz.c.s.i.s.i. (a. fedâkârlık. (a.f. açıklık. 2. fehm'den) 1. gelince.) canını esirgemeyen.i.) iki dağ arasındaki yol.b. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme.i. amûdî şekilde görünen aydınlık. eşkıya.c.f. fihris'in c. (bkz: facia). fena huylular. [aslı "fıdâkâr-âne" dir]. 3.i. (bkz: sıkt). fedâkâr'ın c. günahkârlar. ayyaşlar. [aslı "fidâ-kâri" dir]. reziller. (a. (bkz: berzah).f. [aslı "fidâkârân" dır]. pek zekî. âfet. [aslı "fidâ-kâr" dır].s. bir çift öküz.) ["fehhâm" kelimesinin müen. kalın kafalı. anlayışlı. (a. gözden çıkarma. cenneti feda etme. (a.s.f. zekî. (a. (a.s.i.bağ. fecâyi') musîbet.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır].) mânâlar.) fedâyî takımı. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde]. (a. (a. (a. 2. (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad. ed.]. [aslı "fidâî" dir]. anlamlar. boyun.fecc fecere fecî fecîa fecir fecr fecr-i atî fecri" fecr-i kâzib fecr-i mübtesim fecr-i şimalî fecve feda' fedâ-yı can fedâ-yi cennet fedaî fedâi-yân fedakâr fedâ-kârân fedâ-kârân-ı millet fedâkâr-âne fedâ-kârî fedâviyye feddân fedm fe-emmâ fegâne fehâris fehâvî fehd fehhâm fehhâme fehîm (a. fehhâm). 2.) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. pars. fücur sahipleri. acıklı. yalancılar. (a. (a. fıhris).zf. kavramlar. (a. Güneş doğmadan önce. tan yerinin ağarması. fâcir'in c. (a. (a. dehşetli. elem. eli açık.) fedakârlar. 2. ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı. [bkz: fakîk2.) 1. [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer. gülümseyen fecr. uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan. millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler.) 1.b. belâ). uğruna verme.i. fedâî'nin c. fehîm1).) budala.) 1. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak.

i. fekkiyye felâ fe-lâ cerm felah felah felah-ı vatan felâhan.) 1. musîbet. alt çene. musîbet görmüş. 2) tar. (a. şüphesiz. (a.) 1. colonne vertebrale.) felah bulan. onma. (a. musibet görmüşler. kaygısız. ilgiyi kesme.b. (a. (bkz: feylesof)- .s.) 1.) omurga kemiği ile ilgili olan. felâ-ket-dîde'nin c.f. kurtuluş.zf. bot. 2. felâket--dîde-gân) belâya uğramış. (bkz: filâhat). i.) anat. düşüncesiz. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup. fehâvî) mânâ. mühürü bozma.s.f.) 1. anat. vertebres.c.c. (a.t.) f. selâmet.b.b. sapan taşı.s. o zaman. memlûkü veya cariyeyi azâ-detme. (a. (a.) zool. çenek.zf. söz söyleme. bağı koparma.). (a.) belâya uğramış olanlar.) felâket yeri.s. olunmak" masdarlanyla kullanılır]. (a.) belâya uğramışlar.) o halde. (a. kurtarma. (a. 4. omurgalılar. rahat yaşayanlar.b. feylesofun c. mutluluk.f.) iki çene [alt ve üst]. (a.) iptida. anat. sapan.) uyarınca. feshetme. bozma. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri. 3.) akla yatkın. omurga.c.i. filozoflar. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme. 2.i. (bkz: dâhiye). falak). musîbet görmüşler.i. dinsizler. (a. (bkz.) zool. (a. koparma.i.fehm fehmî fehm-sâz fehva fehvasınca fe-illâ fekâhet fekar Zülfekar fekarî Amûd-i fekarî fekariyye fekçe fe-keyfe fekk fekk-i mühür fekk-i rabıta fekk-i rakabe fekk-i rehn fekk-i a'la fekk-i esfel fekkeyn fekki. (a. kavram. başlangıç.c. âlimler. fekare'nin c.i. (a. belâ.) muhakkak.f. (a. anat.i) anlama. (a. kurtuluşu.) [aslı "filâhat" dir]. (a. bilginler.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir. (a. (a. çeneye ait. rehini kurtarma. (bkz: mebde). kutluluk. fehme mensup. [ağız hakkında] açma. ayırdetme. çene kemiği.zf.i. felâhan Seng-i felâhan felâhat felâh-yâb felak felâket felâket-dîde felâket-dîdegân felâket-gâh felâket-zede felâket-zedegân felâsife (a.s. hoşmizaçlık. felâ-ket-zede'nin c. 1) vatanın selâmeti. çene ile ilgili. fehm ile ilgili. (a. (f. akıllı kimseler.) lâtîfecilik. Ali'ye hediye ettiği kılıç. fr. ["etmek.i. anlayış.) anat. (f. omurgalar.i.i. olmazsa. sözü gereğince.i. Peygamberimizin Hz. erkek adı. üst çene. (a.s. bahtsızlık. kurtuluşa eren. musibete uğramış. (a. ayırma. zoru halletme.b. fr. 2.f.) taş atmaya mahsus âlet.s.f. mefhum.zf.s. 2. felâket--zedegân) belâya uğramış. anlaşılır.i.i. (o.) olmadığı halde.. anlam. çözme. kesme.zf.s. felsefe ile uğraşanlar.b. 6. (a.i.f. (a. 2.i.b. 5. 3.

felsefî. cefâdan hâzeden. felek-meşreb (a. kader. 2.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. yürüyemez olmak. 4. (a. çok itibarlı. felekiyye (a. felsefe ile ilgili. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. yedincisi Zuhal (Satürn). felekiyyûn (a. nüzul).c. (bkz: bâdiye). felek-zede (a.) Sokrat'ın talebesi.i. felek (a.b. felç (a. astronome'lar. her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. inrne. 2. eflâk.i. (bkz: harrâs.) meç. fr.) felsefeye mensup. felek-i cev-zehr hâle.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler. felek-seyr (f. (yun.zf. felâhat'dan) 1. felâkete sabretme. zencî. kimine yâr olur. felât'ın c. felsefe-i dîniyye din felsefesi. musibete.i. gökyüzü. astronomie. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi. 6.Mezâhib-i felâsife felâsife-i Yunan felât Felâtun feylesofların okulları. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek. fellâh (a. yarım felç. astronomik. siyah Arap.) "felek şöhretli" derecesi. fülük) 1. inme inmek. [sekizincisi felek-i sâmin. rahatlık. imdi. dünyâ. tabiat. talihsiz.f.h. felekiyyât (a. mertebesi yüksek olan. ekin eken ve biçen. âlem. Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. fr.i.i.c. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse.c.b.s. 2. felekî. baht. 3. 2) yarım kalmak [bir iş]. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme. felsefe (a. i.b.) susuz çöller.s. birincisi Kamer (Ay)]. feleğe. hikmet bilgisi. (bkz.f.) şunun için. felevât (a.) felek mertebeli. Plâton'dan bozma a.) feleğin kahrına uğramış. felek-ül-eflâk evvelce. 6.s. . çiftçi. dördüncüsü Şems (Güneş). ayın çevresinde görülen parlak halka. 3.b. felsefe-i târihiyye târih felsefesi.i. fe-li-zâlike (a. b. talih.i.i. filozo-fi.b. ekinci.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi.i. S. kimine olmaz. dönek.c. felek-i esfel birinci gök. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. Yunan feylesofları. ikincisi Utarid (Merkür). felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması. zari'). Felek-nâme (a.i. hikmet ve marifet sevgisi.b. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. kızak. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök.f. 5. altıncısı Müşteri (Jüpiter).s. gök bilgisine mensup. bir ilmin esaslı düsturları.) hikmet bilgileri. felsefiyye (a. beşinci Merih (Mars). askerî müzikte bir zilli âlet. felek-ül-a'zam. eskilerin inanışına göre. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. Çoban-yıldızı).i.a. Üçüncüsü Zühre (Venüs. yuvarlak kütük.i.) 1. felek-câh (a. felek-âvâze (f. felevât) susuz çöl. semâ. sözünde durmaz. 2. (bkz. felsefiyyât (a.s. asman). rütbesi gök kadar yüksek olan. 4. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi. huy ve mizaç sakinliği. fe-li-hâzâ.c.) 1.

(a. tabaka. hüner.) fena bulan.s.) fen vasıtasıyla. "beka" mn zıddı.c.s. (a. [aslı "fevh" dir. fena söz. a. nevi. fen ile.s. fenâ-yâb fenâriyye fend fend-bâz fend feng fenn fenn. çeşit.h. (f.terbiye-i etfâl fenn. yalnız Arapçada kullanılır. gonca gibi küçük ağızlı. sınıf.) bot. menfez.tabakat-ül-arz fenn.s. muhabere].ma'deniyyât fenn. dehen).) ağızamensup. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri.) hîle.) büyük dağ. (a. ağzı gül gibi olan. fena adam. (a. yok olma yeri. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma].fem Gonce-fem Gül-fem fem-i lâtif fem-i nehr fem-ül-hût femî fena Kişver-i fena fenâ-fi-1-aşk fenâ-fi-llah fenâ-fi-1-pîr fenâ-fi-r-resûl fenâ-gâh Fenâiyye fenâ-pezîr. marifet.saydelânî fenn. türlü. 2. fr. acı hıyar.mesâha-i arazî fenn. fen ile ilgili olan.) hilekâr. mineraloji.derya fenn. dilimizde bu mânâda. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır]. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir]. güzel ağız. fizyoloji. teknik terim. astr. jeoloji. iyi olmayan.i. tas. efmâm [kullanılmaz]) 1.b.c. aşk içinde yok olma. anatomi bilgisi.b. fenniyye Mebâhis-i fenniyye Kıtâat-ı fenniyye fennî ıstılah (a. yok olma. bütün varlığını Hz.) Rufâî tarikatı kollarından biri. (a. uygunsuz [olan] fena şey. aşk. bu dünyâ. yazı yazma sanatı. Allah'ın varlığı içinde yok olma.kimya fenn. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme. kimya ilmi. Fomalhuut. s.i.i. yok olan.i. fen ile ilgili bahisler. ilim. geodesie. efvâh]. fen kıt'alan [istihkâm. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır]. (f.menâfi'-ül-a'zâ fenn. yokluk.i. [kelimenin hîle mânâsı. ağız ile ilgili. (bkz: hanzal). kötü. jeod.) fene mensup. harp. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme. (a.zf. ağız. (yun. 2. (f. fr.inşâ' fenn. dünyâ. yer ölçme bilgisi.) fânilik yeri. denizcilik. fenne uygun olarak. f. (a. (bkz: dehân. (f.teşrih fenn. ziraat. fünûn) 1. 3. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır]. dek. fence.zirâat fennen fennî. savaş tekniği. pedagoji.) 1.i.i.harb fenn. nehir ağzı. (a. ebûcehil karpuzu. (bkz: desîse). ekincilik bilgisi. nehir ağzı.b. c. sahtekâr. tas. tas. çay. tas. eczacılık. sanat. .i.

vazgeçecek kadar zengin olma. (o. vak. 4. 2. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. vak. nüfuz. huk.) sevinçle. budak. (a. (a. vak. vak. süs. 3. sevinme. (a. huk. uçmaklar. bir mülkün tasarruf.i. bol. 3. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. 3. dinlenme. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. huk.) 1.f. aydınlık. açık. bir aslın neticesi. huk. iktidar. (bkz: istiğna').b. dinlenme. (a. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ. (bkz. kayıt ve şartsız yapılan ferağ. (bkz: fu-râğ. tomurcuk. savruk. sevinç getiren.i. istirahat.c.b.i.f. [maddî manevî].) feragat sahibi. (a. bırakıp terket-me. geniş. parlaklık. neşe ile. sevindiren. bitkinin dibinden süren filiz.) 1.zf. (f. kuvvet.) teknoloji.) tek tek.) l. bot. (a. 2.zf. 5.i. istirahat etme. 2. (f. başkasının arazîsini.s. huk.i. zînet.i. rahat etme.b. vazgeçme. (f. 2. 3. gönül rahatı. . bahçeler. teker teker. (o. fariğin. sahip olma hakkını başkasına terketme. kendini feda etme. sürgün.) ferah getiren. vazgeçme. kuvveti. civânmerd.fennî ta'bîr fenniyyât fer fer-i devlet fer fer'-i fiil fer'-i talî ferâde ferâde ferâdîs ferâdîs-i cennet ferağ ferağ ferağ an-il-cihât ferağ bi-l-vefâ ferâğ-bi-l-istiglâl ferağ bi-1-muvâzaa ferâğ-ı bal Kûşe-i ferağ ferâğ-ı bâtıl ferâğ-ı fâsid ferâğ-ı fuzûlî ferâğ-ı kat'î ferağ ü intikal feragat ferâgat-i nefs ferâgat-kâr ferah ferah Hesâb-ı ferah ferâhan ferâh-âstîn ferah-âver teknik terim.c. 2. ortaç. dal.i. devlet nüfuzu. s. (a. cennet bahçeleri. hakkından vaz geçen.) "yeni bol" cömert. sevinç. 4. (f. fr.i.) gönül açıklığı.s. alım satımda tapu muameleleri. gr. cennetler. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme. (a. sefih. şube. yayvan. fürû) 1. bezek. firdevs'in c. tech-nologie .) 1.) serin rüzgâr. 2. hiç bir işle meşgul olmama.s. el çekme. rahatlık köşesi.s.) 1. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. geniş tutulan hesap. nur. ziya). sahî). müsrif. (bkz: ale-1-infirâd).

Bu diziler kullanılırken.i. (f. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. devşirili.si küçük mücenneb bemolü konur.s. iç açıcı.) bol bol. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur.s.i.) bolluk.i. -feşân ferah-efzâ.) 1.b. 3.) ferah saçan. bolluk.b. şad). s. 2.i. nevâ'da rast beşlisi. (bkz: mes'ûd. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur.) ferah artıran. toplu etek. geveze.) 1. ferah arttıran.dügâhtır. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir. (f. muz. muz. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. çalçene. (f.) 1. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza. genişlik. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. Bu makam. biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır. sevinç veren. sevinç veren. şen ve hafif mevzular. (f.) güler yüzlü. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları. cömertlik.Acem. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir. dügâh'da rast beşlisi. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan.s. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını.b. (f. Makam umumiyetle inicidir. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır. toplu.i. (a. safâlı. gönüle açıklık veren. ucuzluk. se-gâh'da ferahnak beşlisi.) el açıklığı.) eli açık. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. fetâ). 2. (f.b. Makamın seyrinde. ekseriya karışık bir surette kullanılır.çargâh.f. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan.s.s. geniş geniş.s. Şuh.) 1. (f. meşhur bir çeşit lâle.b. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir.) ağzı geniş. sevinçli.i.) şan ve şeref. toplanma.b. Bu diziler.s.) ferah bağışlayan. (bkz: tahaşşüd). Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir. 2.f. sevinci artıran. el genişliği. (f. eli geniş.b.i.) mes'ut.f.b.f. geniş yer. (a.) meşhur bir çeşit lâle.b. 2. Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur. Bununla .b. (f. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir. geniş ağızlı.f.ferah-bahş ferâh-dehen ferâh-dest ferâh-destî ferâh-ebrû ferah-efşân. (f. mutlu. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). [bkz. kutlu. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. (a. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder. cömert. nota içerisinde geçen yerlere konur.-fezâ ferâhem Dâ-men-ferâhem ferâhet ferâh-engîz ferah ferah ferah-fezâ ferâh-gâm ferâhî ferâhnâ ferah-nâk (a. (f. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır.s. genişlik.s. birikme.b. (a. bahtiyar .b.

Mısır'ın eski hükümdarları. (a. (a. (a.) bereketli yıl. (a.rast'tır.i.b.) "ferâmûş" un hafifletilmişi. (a. 2 . aralık.i. Mısır Firaunları.f. (bkz: nisyân).) 1. şer'î miras ilmi. faydasız. hatırdan çıkma.i. (bkz: çespan. (f. fir'avn'ın c. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur].) acele ve geniş adımlarla yürüyen. toplu. fayda.bir mürekkep makamıdır ki. (f. (f. sonu kötü. ellilik. (a.) 1. Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat.) 1.b.s. dügâh. (a. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir. avret. [kelime.b. meç.i. (f. . (f. (a. Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi.i.i. ferâh-ebrû). mirasçılar. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur. 1) sonsuz.) anlayışlılık. fermân'ın c. Güçlü -dördüncü derecede olan.) münâsip. menfaat.i. buyruklar. (bkz fariza). rast. yataklar. unutma. çardak. çargâh. ut yeri.). (a. dişilerde tenasül âleti.i. 2) faydasız.s. (f. gururlular. Dizisi umumiyetle inicidir.s. sütleğengiller. dînin farzları.) ikinci dereceden olarak. (a. oda hizmetçileri. uğursuz.) Türk müziğinin şed makamlanndandır.i. 2. akıbet.i.f. Firaunlar.) pervane [gece kelebeği]. ferîd. topluluk. besili. Acem-aşîrân. çatlak.) bot. 2. yaramaz.) .s. şâyeste). (bkz. fermanlar. fürûc) 1. 2. kibirliler.i. (a. 2. nîm hisar. [aslı "firâset" dir]. yarık. elde hiçbir numunesi yoktur. ferş'in c.) semiz.c. denizanası. feride). neva. 2. (bkz. (f. ferîd ve ferîde'nin c. (f.i. döşemeler. (f.). etli.) 1. zool. (a. odalıklar. ürünü bol olan yıl. farîza'nın c.s. (f. 1910'da H.i. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh. (a.ferah-nümâ ferâh-rev ferâh-rû ferâh-sâl ferâhûr ferah-zâr ferâid Ferâine Ferâine-i Mısriyye ferâiş ferâiz ferâiz-i dîniyye Eshâb-ı ferâiz ferâmîn ferâmûş ferâmûşî ferâmûş fer'an feraset ferâşe Feraset ferâşet-i şerife beratı ferâşet-i şerife vekili ferbâl.i. kürdî.) âlim ve fâzıl [kimse].i.) semizlik.s.i. uygun.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş.) Kabe süpürücüsünün hizmeti. (bkz: encam). (bkz: firâset).i.) etrafı pencereli yaz köşkü. çabuk seziş. (bkz: mülahham).) 1.i. erkek adı. ferbâle ferbih ferbihî ferbiyûn ferbiyûniyye ferc ferc-ül-bahr fercâd fercâm Bed-fercâm Bî-fercâm Nâ-fercâm beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır.i. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir. edep yeri. son.) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk.b. (f. (f. (a.b.zf.) unutma.

s. şahıs. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir. günün ertesi. aslen Basra'lıdır. (f. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. (a. fr. altı. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit. sah. kederden. âhiret. edebî bir gazete. gam. zafer. yalnız olan şey. 3. yarını düşünme. 5. h. fertle ilgisi olan. teselli. efrâs) at. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi. (bkz: ferden-ferdâ). (a. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç.) 1. öbür dünyâ. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe. (a. çift olmayan.) birlik. kıyametten sonra.s.f.) fert fert. 2. Seri III.i. tasa ve sıkıntıdan kurtulma. 2. sekizi Arapça. tek.) zühre. at cinsinin ıslahı. darlıktan sonra gelen sevinç. ed. babası.) 1. 2.b. astr. (bkz: hayliyye). (a. (a. tek beyit.) 1. tekparmaklılar. Sayı 4-5. kadın adı.i. i. 2. 1) zorluktan sonra gelen kolaylık.i. .i. (a. beygir. [ikincisi] kadın adı. 3. 3.zf. (a. [birincisi] erkek. kıyamete kadar.fercâm-gâh ferd j ferd-i âferîde ferd-ül-ferd ferda ferdâ-yi kıyamet En-dîşe-i ferda Tâ-be-fer-dâ ferd-â-ferd ferdâniyye ferdâniyyet ferden-ferdâ ferdî. (a. in-dividualite.s. fr. 2. zool. individuel. (a. sin. yarınki gün. tek tek.) Cebrail'in atı. hipopotam. (bkz: müfred). satranç oyununda at. (a.c. kederden. Sa'saa oğlu Galib'dir. (Türk Dili Belleten.) teklik. geveze. ikiye bölünemeyen sayı. 2. bireycilik. akıbet yeri" mezar.i. ferdiyye ferdiyy-ül-esâbi ferdiyyet ferec Ferec Ba'd-eş-Şidde Ferengîs feres feres Islâh-ı nefs-i feres Feres-i a'zam Feres-i asgar Feres-i ekber feres-ül-bahr feres-ül-hayât feresiyye Ferezdak ferfâr (f. hiç kimse. Asıl adı "Hemmâm" dır. su aygırı.i. (f. 4. siyasî. tek şey. tek olan sayı.i. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni. atgiller.b.c. (a.zf.) farfara. gelecek zaman. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. 4.) 1. [Allah'ın vasıflarındandır]. üstü olmayan. yarın. darlıktan sonra gelen sevinç. ertesi gün. teklik. lât.i.i. oyun. (a.h. Car-ree de Pegase. öbürgün. Tay. (a. fr. fr.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. Hz. astr. eşsizlik. atî.) fert fert. (bkz: vahdâniyyet).) zool.i.) "son. kıyamet. fr. birlik.i. Pegasus. fr. yıl 1945. (bkz: esb). individualisme.) fels. kişi. 353). (bkz: Feres-i a'zam). perissodactyles. kabir. (f. çalçene. individualisme.i. eşi bulunmayan. tek tek. ilmî. astr. efrâd) 1. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa olmak üzere yayımlanmış. (bkz: ferd-â-ferd). (bkz: vahdâniyyet).

şen. 2. s.s. ferhunde-gî (f. fergande (f. büyü.) 1. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. ayrıntılı. 3. (Gencîne-i Güftar). bilgi.) zamanında tek olan. s. uğurlu. zamanın bir tanesi. s.i) 1. ölçüsüz. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. Lâkabı Ferruh'dur. gürültücü.) savaş. Ferhâd (f. ferhunde-pâ[y] (f.b. ağzı kalabalık. mes'ut. Ferîdûn-fer (f. 2. erkek adı. neşe.s. kadın adı.) sevinç. (bkz: ferîd-üd-dehr).b.i. 2. [bkz: feleki sâmin). ferhâş (f. zamanının bir tanesi. fer'e mensup olan. hüner. kokmuş. ferîd (f. 2. memnun. erkek adı. mutlu. akılsızlık. feride (f. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati. neşeli. ferîd-üd-dehr (a. katılaşmış [şey]. marifet.) 1.) 1. kutlu.i. 2.b. ferfere . fergand. ferhunde-re'y (f. Feridun (f-h-i-) l.) 1. uğurlu olan. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk. kıyas kabul etmez. kavga. eşsiz. eşi bulunmayan. kutlu. ferîd-üz-zemân asrın.i. 2. i. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. sevinçli. Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un. sekizinci gök.s. feride (a. i.) sihir. ferhân (a. 2. sihirbazlık. akıl. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. fer'î. farfara. hafif meşreplik.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. mes'ut. ferîd-ül-asr. (bkz: perhâş).b. çok değerli inci. kibirli.) reyi mübarek.) 1. fer'î zil-yed huk.) falı kutlu. Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır. fena koku. (bkz: gîsû). ["vakar" zıddı].) mübâreklik.s.a.s. fer'iyye asılla ilgili olmayıp.) 1.s. üstün.) kendi reyiyle hareket eden. ferhunde-tâli' yaver. (bkz: ferih). 2. patırtıcı.i. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin.b. ferhunde (f. kutlu. donmuş. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati.i.(a. ferd'den c. Farsça lügat kitabı. erkek adı. tek. temkin. ferhat (a. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat. gururlu [kimse]. kutluluk.) Feridun gibi şanlı. 2. edep.s. ferâid) l. meymenetli. eşi olmayan. uğurluluk.Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. [birincisi] erkek. [ikincisi] kadın adı.i. ferheng (f.i. 3.b. dizilmiş inci.h. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse. avcı kuş. ferîd.s.a. ferhâl (f. ferhunde-fâl (f. ferhest (f.i. mübarek. ferhunde-sâl kutlu yıl.) ayağı uğurlu [olan]. 2.i.

şerefe.) mevki ve şeref sahibi kimse.i.) 1. ısmarlama. (bkz: ferhân). Hükürn-fermâ hükmeden.s. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. emri yürüyen. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup.) 1.b.s. kadri ulu olanın fermanı) meç. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu. fermana uyarlık. fermend (f. emir. hükmü geçen. fermân-ı âlî.i. pâdişâh.) fermanı. üstünlüğe erişenin fermanı) meç. cemâat. ferîk-i evvel korgeneral. fermâyiş (f. a. emretme. fermân-fermâ (f. nişan).) [aslı "fırişte" dir]. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. buyruğu.c.) iki askerî fırka. Ferkadân (a. pâdişâh fermanı. ferişte (f. ferîk-i sânî tümgeneral. buyrultu.i. buyuran. (bkz: firişte).s. emreden. hüküm süren.i. 2. pâdişâh fermanı. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri.i. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu. âmir. ferkad (a.) fermana uyan. buyuran. ferih fahur iftihar ederek. pâdişâh fermanı. (bkz. 2. buyruğu. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir]. (bkz: tevki'. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır].) emri kabul edilen. berat. ferîk (a.b. ferma (f. buyruk. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi. ferman-dih (f. öğütülecek hâle gelmişi.i. hükümdar fermanı. fermân-dih). Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. tümgeneral. buyurma. süren. bulundukları yerden doğup batarlar. [birince ferîk = korgeneral.). pâdişâh fermanı. ferîkan ("ka" uzun okunur.s.i.) astr. insan topluluğu. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç.) aldığı emri yerine getiren.) emir veren. Fermân-fermâ hüküm süren.) astr.b. emreden. fermân-revâ).i.i.) topluluklar. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç.) buğday tanesinin olgunu.s.) fermanberlik.) l askerî kolordu kumandanı. pâdişâh fermanı. fermân-berdârî. fermân-ber (f. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi. sipariş. ferman (f-i-) emir. (bkz: fermân-dih). 2.i. ferik (a. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç. sevinçli olarak.b.c. fermâyiş-i şal şal siparişi.b.(a. fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. korgeneral. buyruğu.b. pâdişâh fermanı.s. fermâyende (f.s. ikinci ferîk = tümgeneral]. fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu. buyruğu. emir buyuran.s. (bkz: fermânfermâ. ferîkayn l' (a. fermân-revâ (f. iki taraf. fermân-berdâ (f. buyruğu. kıymeti. buyruğu. -beri (f.) sevinçli. ferih j .

) 1. döşeyen.).) 1. fertûte fertût-âne fertûtî ferve ferve-i beyzâ ferve-i murabba' ferve-i semmûr ferverdîn feryâd (f. uğurluluk. (a. uğurlu.) ümmet.fermûde Bermû-de-i fermûde fernâs fernûd ferr Kerr ü ferr ferrâş ferrâşî ferruh ferruh-fâl ferruhî u ferruh-kadem ferruh-zâd -fersâ Taharnmül-fersâ Tâkat-fersâ fersah fersah fersah fersân fersendâc ferseng fersûd. makbul hayvanların postu. ferman. 3. aşınmış. 2. kabı atlas. (a.) 1. kürk kaplı elbise. döşemeci. bu-yurulmuş. 4. hayırlı. hüccet.i. eskimiş. (bkz.) 1. halî'-ül-izâr).zf. tahammül bırakmayan.) pîrlik.i. takat bırakmayan.s. (f.i.) ferraşlık.i.) meymenet. halı. şaşkın. 2.b.i. 3. şikâyet. düğmeleri murassa' olan kapaniçe.s. süpürücülük. hizmetçi. (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı.) döşemecilikte kullanılan malzeme.) 1.a. Mecûsîlerin melâikesi. yaygara. 2. (f. kaçma. 2.b. yoran. 2. (bkz: ferseng). hasır. (f. mahveden. halı. bol bol. bahtı açık. (f.) talihi uğurlu. pîrezen).) fersûdelik.i. uğurlu evlât. furûş. emrolunmuş.i.) 1.i. yeryüzü.b. bahar mevsiminin ilk ayı. (f.i. erkek adı. fürüş) yayılan şey. taş ve şâire döşetme. bunaklık. şilte. sızlanma. emrolunan nesne. mübarek. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ). gafil. eskilik. kocamış. (bkz: ma'tuh. yaygı. (f. (çok eski. gürültü. (f. çok eski. gaflet. fersude Câme-i fersude fersûde-gî fersûde-pîşânî ferş Min-el-ferşi il-el-arş (ferş-i) sâl-hurd ferşiyye ferşiyyât fertût. (a.) 1. (f.a. 2.) döşeme işleri.döşeme.i.i. sahra.s. eski. s. (f. i. .i.i.s. (f. çaprazları mücevherli. 2.i) firar. (f-S-) pek ihtiyar. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü. (a. bunak. Kâbeyi süpüren.i. çağrışma. samur kürk. 2.) yıpranmış. (bkz: figan). (bkz: mübarek). takatsiz düşüren. pîr.) 1. kır. yıpranış. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses. pek çok.i.) fersah.b.i. eskimiş.s. (f. (f.) delil. çok yaşlı. (f.s. irâde.) aşındıran. yıpranmış elbise. 2. [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi]. kutlu. 3.i. (a. (f. kutlu çocuk.i. (f. bağrışma. kürkü tilki. (a. saldırma ve çekilme [savaşta]. (f. yırtık. yayma. (c. üç millik bir mesafe [denizde].s.) kürk. (f.) bunakçasına. (f.) ayağı uğurlu. fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme. emir. beyaz kürk. şaşkınlık. kutlu olan. seccade. (a.i) 1. ferş'den.

bir cümlede tertibin. 2.) fesatlar.i. ötmesi. fitne. fesâdât) 1. (a. ahlâk bozukluğu.b.c.i. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad.) 1.i. (a. masal. ed. (f. (f.) feryâdet-tiren.b. alıngan.i.) masal ve hikâye düzen. (f. fıskıyye'nin c.i.feryâd-ı andelîb feryâd-bahşâ feryâd-hân feryâd-nâk feryâd-nâme feryâd-res ferz ferzân ferzâne ferzâne-gân ferzâne-gî ferzend ferzend-i âb ferzend-i âftâb ferzend-i bevvâb ferzend-i çavuş ferzend-i ercmend ferzend-i hâver ferzend-i sipahi ferzendân ferzend-âne L ferzin ji f e' s uli fesâd -j fesâd-ı ahlâk fesâd-ı mi'de Erbâb-ı fesâd fesâd-ı dimağ fesâd-ı te'lîf fesâd-âmîz fesâdât fesâd-engîz fesâkî fesân fesâne fesâne-perdâz fesâr fesede feseka 1) bülbülün feryadı. (f. füûs) iki yüzlü balta.i.i. 2. efsâne). veled. (bkz.b. hava kabarcığı. masal. 2. bozulma. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına. bilginler. (f. (f. (f. gürültülü.s) fesat karıştıran. (bkz: efsâne). üstünlük. (f.zf. 2. çürüklük.) ilim ve hikmet. (f.) 1. fâsık'ın c. fesâd'ın c.) yardım isteyen. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad. (bkz: mahdum. arabozanlık. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş.) 1. çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar. . aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. fenalık. (a. suyu. fâsid). (f. zararı icâbettiren. bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları. tas. ferzâne'nin c. yazı.) günah işleyenler.s. ibn). (f.) âlimler.s. sapkınlar. S.b. yakut. (a. (bkz: fesâne. (f. (a. eşkıya.i.) asılsız hikâye.) satranç oyununda şahın müşaviri. bozukluk. tar. (f.). feylesof.s. asılsız şeyler söyleyen.) fesatla karışık. (bk ferz).s.c. Tar.) patırtılı. 4.i.s. hikâye. anlaşmazlık.c. (f.b.i. mîde bozukluğu. (f.i.i.s. (bkz: efsâr). bilgili [kimse].s.) yular. fâsid'in c. şerefli çocuk. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. vezîri suretinde kullanılan bir taş. kötülük. oyunbozanlık eden. ferzend'in c.b. bileği taşı (seng-i fe-sân).b. (f. hakîm. (f. 3.) bilgi. (a. ferzendân) oğul. suda yaşayan hayvanlar.) oğula yakışacak surette. (f.s.i.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup.i.b.s.) çocuklar.). çocuk.) feryâdedenin imdadına yetişen. delilik. çürüme. (f. yakut. (f.b.

sübhân-Allah). genç. delikanlı. ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi. açık sahra.i.i. söze başlama. e okutan üstün. (bkz: bed'). (a. (f. huk. cömert. fısırtı. anlaşmanın bozulması. (a. fetâvî fetâvâ-yi âlemgîrî fetehât feterât feth sûre-i feth feth-i bâb feth-i İslâm feth-i Konstantiniyye feth-i meyyit feth ü kıraat feth-i nıübîn feth-i müşkilât feth-i kelâm feth-i bilâd fetha fetha-i hafife (a. denizin fısırtısı. dağılma. açık.) hışmı. fütuhat) 1.c. (f. dağıtma. . aşikâr zafer. 2. (a. [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma.s.i. 2. fısırtı. başlama. (bkz: ferâh-dest. atılan okun havada çıkardığı ses. (a-'. yiğit. (a. (a. şirketin dağılması.s.) hışırtı.s.). fisâl) zir. mert. zaptetme. geniş.) saçan. çürütmesi.) müftünün verdiği şer'î cevaplar. altın saçan. açma. (a. açılma.s. (a. [feth-i lam ile = lamın fethiyle. ateş saçan. ["efşân" muhaffefi].c. (f. îlâmı hükümsüz bırakma. (bkz. (f. geniş meydan. [e] olarak okunması.i.c. fetret). (f. eteğin hışırtısı. fetret'in c. 4. Ali'den başka yiğit yoktur.s. 2. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması. bütün âleme yayılan fetvalar. bir mahkemenin verdiği karan. serpen. okun sesi.c.) sıkıcı. fısırtı. fetehât) 1.s.i. c. Mehmet tarafından fethi. eli açık. vınlama çıkaran. füshat'den) geniş.fetvâ'nın c. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. sahî).) l.c.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri. fütûh. açık. şıpırtı.b. (bkz: küşâd). 3. otopsi. kuşatma. fityân) 1. (bkz. şehirlerin istilâsı.i. (a.) 1. saçıcı.fesh fesh-i ihbar fesh-i mukavele fesh-i şirket fesh-i i'lam fesîh Sahrâ-yı fesîh Meydân-ı fesîh fesi fe-sübhân-Allah faşâfeş feşâfeş-i tîr feşâfeş-i derya feşâfeş-i daman feşâfeş-kâr -feşân Âteş-feşân Zer-feşân feşâr feşfeşe feşil fetâ Lâ-fetâ illâ Alî fetâvâ. (bkz: efşân).). bozma. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti. (a. bir harfin üstün. hışıltı. hükümsüz bırakması. Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı. fetha'nın c. efsâl. yüreksiz.c. korkak. sıkan. mukavelenin. zorluklan çözme.i. efşâl) cesaretsiz. 2. eko. üstün "e" okunmasıyla]. [ innâ fetahnâ-leke sûresi]. bozulma.c. huk. istanbul'un II.i. zaptı. kapının açılması.

dağ keteni. mehek (mehenk.). i. (a. reft). kanlı katil. 2. 4. (bkz: zafer-nâme).t. 2.i. erkek adı. 3.c.i. fetheden. (a.i. mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi. (a. fetva odası.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza.i.s. 2. fitne'den) 1. mihenk) taşı.s. gibi]. [pusla odası. (a. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi. uyuşukluk.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm. (bkz: fâhir. lâmba fitili. Cenâbıhak. müftünün bulunduğu resmî dâire. fâhire). oynak [kadın!.) 1.). (a.s. kullarının kapalı işlerini açan. yaralara konulan tiftik. fetret devri. 2.s. 2. müftülük. örgü.s.) l. feth'den) 1. (a.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı. fetâvâ. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn). (a. (a.b. kahbeler. bot. feveran. fâhişe'nin c. i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti]. feterât) 1. fetih hakkında yazılan kasîde.c. 2. fahişe).f.i. (a. fitne ve fesada teşvik eden. fâci'in c. fethe mensup.) 1. iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman. 4. za'f.s. ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. ayarlan. cazibeli. (bkz. (a.b. iki vak'a arasındaki zaman. . (nur açan) Allah. (bkz: bâb-ı fetva). (bkz.i. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman. 3.) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş.f. açan.b. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar. fethiyye feth-nâme fetîl..) ahlâksız kadınlar.. (a.i) apansızın adam öldürme. (bkz: fâci').). (bkz: fitret).i.i. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse. 3. (a. fenalık yapan. fâhire'nin c. erkek ve kadın adı. delik. fetîle fetîle-i giysû fetîle-i hacer fetk fetret Devr-i fetret fett fettâh fettâh-ı nur fettâh-ı kerîm fettâk fettan fettâne fetva Bâb-ı fetva.c. 3.) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale. 4. gönül alıcı. [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet]. zafer kazanmış. (bkz: mısdak). umumhane (genel ev). Şeyhülislâm kapısı. saç örgüsü. (a.i. kerem sahibi olan Cenâbıhak. (a. (a. fetvâ-emîni fetvâ-hâne fetvâhâne-i âlî fetvâ-penâh fevâci fevâhir fevâhiş Dâr-ül-fevâhiş a okutan üstün.f. 2. hek.s. (a. üstün gelmiş.fetha-i sakile fethateyn fethî. zamanı.b.i. (a. iyilik etmesini seven. (a.

) âdetin üstün de. (a. derhal. altlı. i. [hiddetle] köpürme.b. i. akın akın. takım takım. [su] fışkırma. faydalar. fevha'nın c. fâyiha'nın c. fevehân) güzel koku. 2.zf.b.c.) atlılar.) 1. çarçabuk. fevh'in c. 2. 4. (a. göğe ait. (a. yukarı [maddî. fâris'in c. pek çok.) toprak üstü. (a. kârlar. duyulmadık. bölük bölük. aşmerime. (a.fevâid fevâid-i me'mûle fevâih fevâiz fevâkih fevâkih-i lezize fevânîs fevâris fevâsıl fevâtih fevâyih fevâzıl fevc fevc-â-fevc fevc fevc fevehân fevehât fevh fevha feveran feverân-ı âb feverân-ı dem feverân-ı gazeb feverân-ı zaman fevk fevk-al-me'mûl fevk-i işba' fevk-i zeveban fevk-al-âde fevk-al-âde bütçe fevk-al-arz fevk-al-beşer fevk-al-gaye fevk-al-hadd fevk-al-me'mûl fevk-al-mu'tâd fevkani fevkani tahtani fevk-as-serâ fevk-at-tabîa fevr Ale-l-fevr fevren (a. fevehât) güzel koku. fevâih). takım.(bkz: fanus).i. fâide'nin c.) .(bkz.i. (bkz: fatiha).) 1. görülmedik.i. ("ga" uzun okunur.) çiçek ve meyva kokulan.) hadden aşkın. (bkz: fâide).i. l. manevî]. birdenbire. tatlı meyvalar. ("ka" uzun okunur.b.s. kan fışkırması. üstte olan. (a. fânûs'un c. fâih'in c.s. (a.) 1.) meyvalar.s. derhal. fâkihe'nin c. her zamankinden başka. alışılmıştan.) tabiat üstü. (a.i. yemişler. kızgınlığın patlak vermesi. (a. birdenbire.c. efvâc) bölük. zamanın taşkınlığı.it. aşın doyma. (bkz: fâris).c. [müen. (a. fiz.i. fâiz'in c. (bkz.). yer yüzü. (a. olağanüstü. umulan faydalar. (a. [damar] vurma. kazançlar. (a. fasıla). a. (a.i. umulandan çok. fiz.b. üstlü. lezzetli. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde).i. (a. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî.f.zf.i. cemaat.) güzel kokular. su fışkırması.) umulanın üstünde.).). (a. 3. fâzıla'nın c. fuzalâ). fâtiha'nın c.s. (a. faiz). 2. insanüstü. arzın.) acele. üstünde. (bkz.i.i. fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe. (a. biniciler.) fatihalar. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır]. "fevkiyye"]. fennî bir dergi.i.kaynama.s. galeyan etme. (a. toprağın üzerinde.) çarçabuk.i.) üst. (a.zf. . (a. hemen. üst insan.b. fâsıla'nın c. yukarıda bulunan.i. menfaatler.) güzel kokular. haddinden fazla. (bkz. 2. (a. üst taraf. a. ümîdin dışında.i.zf.) son derecede.).

s. 2. verimlilik. suyun taşıp akması.i. ilim. zafer. feyfâ'nın c. çok cömert [kimse].) feyiz getiren. çok cömert [kimse]. (bkz" fîl-bân).s.) feyz ile dolu olan. geniş olan. (a. erkek adı. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında.s. 3. Feyz-i atî (geleceğin feyzi. 4. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı. (bkz: kafr). kurtuluş. 4. ansızın ölüm. Allah.s. (a. [füyûzât. ebedî feyiz.i. (a. 3.) 1.s. erkek adı. (a. neşenin feyzi. gürlüğü) İstanbul'da. (a. kalender kimse.s.) zayıf hüküm. felsefe ile uğraşan.i. akıllı kimse. 2. zafer. bolluk.i. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II. ilerleme. (a. çokluk. bolluk.) birdenbire. sahralar. feyz'in c. enginlikler. (a. irfan. gürlük. (a. yol alan. rahat yaşayan. felâsife) 1.i. (a. feyâfî) düz.i. dinsiz. fıskiye. (bkz: dehrî). bir daha ele geçmemek üzere kaybetme. 2.) kargaşalık. (bkz: mevt). feyiz. 2. (a. (bkz: feyz). feyiz. üstünlük.) 1. utku. (a. (a. bolluğu. abıhayat fıskiyesi. istidatlarına göre. (a. i.b. (a.) fels.) 1.fevri. fazlalık. çöl yolcusu. . taşan [sel]. bereket ve bolluk veren.i.f.c. yükseklik. ilerleme.i. kurtuluşla ilgili. fr. içi çok temiz.i. (a. suyun taşması. coşması. anar-chique. feyhâ'nın c. s. fil çobanı. engin.) büyük. 3. bolluk. i.) file bakan kimse.i.f. susuz kumlu çöl. kaçırma. 2. (a. taşan [sel].) boşluklar. Allah. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. (a. düşünmeden yapılan [hareket]. kaygısız.) içinden su fışkıran şey. (a.s.c.s.) çöllerde ilerleyen. neşe verici bolluk. füyûz).s.].i. olan füyûz'un c. (a. büyük sahra.) susuz çöller.i.c. içi çok temiz. a'yân'ı sabitenin. 3. Allah.) galiplik. güzellikler fıskiyesi. anarşist. Nil'in taşması. âlim. 2.c. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî. fırsat kaçırma. devamlı bereket. filozof. fazlalık. ölüm.i. selâmet.b. anarşi. tabîî olan bereket. safânın. çoğalma. fevriyye fevt fevt-i fursat fevt-i nâgehânî fevvâre i fevvâre-i bedâyi' fevvâre-i âb-ı hayât fevz i fevz u nusret fevzâ fevzâî fevzâviyyet fevzî fevziyye feyâfî feyâyih feyezan feyezân-ı Nîl feyfâ' feyfâ-neverd feyhâ feyiz feylesof feyyâl feyyaz feyyâz-ı kudret feyyâz-ı mutlak feyyil feyz feyz-i câvidân feyz-i mukaddes feyz-i neş'e bahşâ feyz-i safa feyz-i tabîî feyz ü rif'at feyzâ-feyz feyz-âver (a. elden çıkarma. füyûz). (a. verimliliği.) zaferle.) 1. (a.) kargaşalıkla ilgili.i. genişlikler. 1. (a. tar.b. kadın adı. bolluk.

4. fezleke (a. feza ile ilgili. fekariyye). çok.i. fezâ-neverd i (a. çoğaltan. 2. kısımlar. vatanın uçsuz. fezleke-i târih târih hulâsası. feyiz alanı. sırt omurları. 3. fezleke'nin c. fezada dolaşan.) artıran. fezâyişte (f. fıkarât-ı rakabiyye anat. fıkarât-ı kataniyye anat.s. fıkdân-ı dem fizy. ferah artıran.f. 2.) gümüş. kıssalar. 2. (bkz: fıkra).b. fıkarât-ı arziyye anat.f. (bkz: efzâ). ümitsizlik.s. sağrı omurları. feyiz.s.s.(a.) feyizli. (a.i) 1. 4. fezâî (a. fıkarât-ı zahriyye anat. fıkarât-ı lâtife lâtif. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf. muhtasar.s.i. inleyip sızlanma. netice.b. fıkariyye ıü (a.i. fasıllar. 3.s. (bkz: fakr-üd-dem). fezâlik (a.f.i.f. 2. [aslı "fekariyye"dir]. kansızlık. darlık.i. hoş hikâyeler.b. hayret artıran.s. bereket veren. (bkz. bölümler. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. (f-s. fezâ-yı ferda yarının boşluğu. fıkarât-ı us'ûsiyye anat.f.b. fıkariyye-i âliyye zool. bağırıp çağırma.) yokluk. fr. 4. dayanamama.) fezada giden. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş. yüksek omurgalılar. bereketli.) feyiz eriştiren.f.) [aslı "fekarî" dir].b. 2. fıkdân-ı hassâsiyyet psik.b. duyumsamazlık. dünyânın sonsuz olan genişliği. (a. uzaysal. (a.i. omurga kemiklerinin boğumlan. bulun-mazlık. aşağı omurgalılar. küçük hikâyeler. bel omurları. korkma. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa. özeti. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı.i.f. özet. cümleler. feyz-bahş feyzdâr feyz-efzâ feyz-nâk u feyz-resân feyz-yâb fezâ[y] Ferah-fezâ Hayret-fezâ feza' ji .) feyiz arttıran.) feyizli. fıdda (a. fıkdân-ı elem acı yitimi. (a. (a. paragraflar. bucaksız gökleri. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. hulâsa. fıkarî (ü (a. (bkz: fakd). huk. fıkarât-ı acziyye anat. fıkarât cıü (a. alan. boyun omurları. yer. hayret veren. fıkariyye-i süfliyye zool. fezâ-yı feyz feyiz sahası. kuyruk omurları. özetler. fr. bereket ve bolluk getiren. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar. fezâ-yı vatan vatanın fezası. ucu bucağı bulunmayan boşluk. fazla. geniş ova. (bkz: fekarî).s. fıkdan (ii (a.) fezlekeler. nukra). fezaya ait.) 1. geniş saha. icmaller.) 1. hulâsalar.b. fıkra'nın c.) 1. sağrı omurları. (bkz: sîm. kıtlık.) [aslı "fekariyye" dir]. "uzay. feyiz bulucu. [aslı "fekariyye"dir].) feyiz bulan. apathie. feza (a.) feyiz bağışlayan.anemie. (a.) ziyâde.s.s. gür. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. fezleke resmi [evvelce] huk.) 1.

fıtnat (a. bölükler.) kan alma.b. takımlar. fırsâd (a. tümenler.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. 2.i. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. fr. fıtra (a.fıkdân-ı imkân imkânsızlık. hainlik. fıkıhla ilgili. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak. (bkz.i. cennetler.i. söyleyen. fr. 2.i. 3. omurga kemiklerinden bir boğum.) ["fıkhî" kelimesinin müen.i.). fa-tânet). hak yolundan veya hak yoldan çıkma. 3.) 1. 3) kuru üzüm.f. şeriatın usul ve hükümleri. zihnin her şeyi çabuk anlayışı. 7.i. (bkz. zihin açıklığı. bölüm. fırka-i askeriyye tümen.s.) karadut. tümen.i. fıkra (a. firak (a. sapıtmış. kısım. (bkz: fatk). omur.i. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka. grubu.) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. tanısızlık. insan kalabalığı. fesâkî) suyu. 2. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. 5.) 1. fıkra-hân (a. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyyepsik.) hikâye okuyan. fısk (a. îman etmeyen fırkalar. fıkıh. aboulie. fırak-ı siyâsiyye siyâset. 2) arpa. 6. [kitap veya eserde]. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. fıkhiyye (a. [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i . yavruyu sütten kesme. fıkdân-ı nukud para darlığı. [adam].s. kalabalıklar. fursat).i. damardan kan çıkarma. (bkz: sada-ka-i fıtr). agnosi. 3.c. fıtık (a. ["gabâvet" in zıddı].i. (bkz: fücur). politika partileri. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. yazılmış kısa bir haber. fısâd (a. fıkarât) 1.) fıkıha ait.c. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. fıtâm (a.c. şeker bayramı.) 1. alaylar. ahlâksızlık. fırsat (a. (bkz: fasd). fıkdân-ı temyiz fels. chronique. fasıl. 2. Allah'a karşı isyan etme. şerîat ilmi. siyâset partisi. sefahate dalma.i. fıkıh (a. 2. firkateyn (a. fırka'nın c. fıkdân-ı nakd para darlığı. (bkz. îd-i fıtr ramazan bayramı. fıtr (a. fıkh (a.f. fıkhî i (a.c. aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı. masal.]. fıkh). kısa hikâye. bend. 2. dinsizlik.i). firak) 1. gazetelerde.i. zeyreklik. paragraf. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. madde.) oruç bozan.i. kadın adı.i) çocuğu. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. 2. fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı. (bkz: fıkhî). fırka (a. 4.i. Müslüman grupu. 4. fıskıyye (a.). gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi. amelî ve şer'î meseleler bilgisi. 3. partiler.s. zihin darlığı. Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. fusuk) 1. aşk. kıssa.

bağırtan. kıymet. (a. 20 Ekimde. ve e. değer. Hanbelî) göre.) yara. tabîat. fidye. arzunun yüksek feryadı. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. yaradılıştaki.) fels. can kurtarma akçesi. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır]. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri. (bkz. şimdiki zaman içinde. Allah kerîm. "arpa.i. (a.i.i.s.) yaradılış.) zamanımızda. üstün kimseler.) ansızın. [evvelce] târihin başına konurdu. mizaç.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. fr. değerler. bölük.cü. huy.i.s. birdenbire. güruh.). (bkz: fücâ).i. fedaî). yıkıcı.) 1.c. [yapma kelimelerdendir]. (bkz: efgende). (a. müteessir.) işler. (a.i. a. büyükler. (a.) çok kuvvetli. f. (a.) ıztırap ile bağırıp çağırma. asıl değer.) itibarlı.i.i.c. yıkık. fıtriyye fıtriyye fî fî-i aslî fî-i carî fî-i kat'î fî-i maktu fî fi 20 Teşrîn-i evvel fi zemâninâ fiâl Bed-fiâl fî-emân-illâh fiat ficâ fidâ fidâî fidye fidye-i necat fie fie-i kalîle figan figan-ı tîz figan-ı tîz-i heves figan-perver figâr -figâr Dil-figâr -figen -figende -fîh Mâ nahnü fîh Mü-nâziun fîh Mef'ûlün fîh Fîhi Mâfih fihâl fihâm sünnet mezhebine (Şafiî. (bkz: feryad). (bkz: ef'âl).zf. içinde" mânâsını verir. (a. nüfuz ve itibar sahibi kimseler. yüreği yaralı. düşkün.) yıkılmış. takım. kıymetler. 2. (a. (bkz: seciyye. kurtulmalık. (bkz: cerîha). (f.i. (bkz: efgen).zf.fıtrat fıtraten fıtrî. tînet). (a. (f.i. son fiat.) yaralı. fiat) fiat. (a.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde.) tabîî. figan ettiren.zf. fiat) taife. fi'l'in c. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi]. (a.) bahalar. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir]. Mâlikî.s.) " onda.s. ("ga" uzun okunur. "-de" hâli. hakkında münâkaşa. kötü işler işleyen kimse. fî'nin c. biçilmiş kıymet. .s. kârlar. (f. olacağı. ulular. (a. yaradılıştan. çekişme olan. (f. (bkz: efgâr). ameller. (a. yüksek feryad.i. (a.zf.s. (a. içinde. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır]. fahîm ve fahm'ın c.e. baha. cemâat. (bkz: feda). az cemâat. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi]. (f. geçer değer. inleme. düşürücü. fahl'in c.) fıtrî olarak.) atıcı.) bir esiri kurtarmak için verilen şey. incinmiş. doğuştancılık. konuştuğumuz. kavgalı. (o şey ki onun içinde) Hz. nativûisme (a.

düşünce.. (a. gibi]. okumuş idi. .. efal. (a. idee fixe. düşünce hayâtı. -e sin. (f. fikir. kutsal düşünce.c. mensup. sona erdirme. saplantı. fihris)..zf. (bkz: fikr). zan. hatır. geçmiş zamanda olmuş. iş'den işlemek. gr. fikret). faili.fihris fihrist fikir fikr fikr-i amiyane fikr-i âteşin fikr-i fâsid fikr-i ferda fikr-i galat fikr-i garâib-perver fikr-i mukaddes fıkr-i muzmar fikr-i sabit fikr-i takib fikr-i vatan fikren fikret fikrî. gr. alelade.c. intiha fiili. amel. gr. bozucu fikir. efyâl. gelmek. (a. zihin tasavvuru. yanlış bir şeyi düşünme. -e siniz" katılarak yapılan fiil. gitmek.i.. mukaddes fikir. 3. içmek. inanma. gr. zihin. gülme.) 1. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. yeresiniz. ateşli fikir. düşünce. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. (a. basit fiil. ayıplanmayı gerektiren davranış. efâîl) iş.c.. peşini bırakmama.c. gizli fikir. yardımcı fiil [idi. garip şeyler icâdeden fikir. (a. gibi]..). c. sürerlik fiili [gide durmak. efkâr) 1. verbe accompli. rey. 2. kuruntu. 4. tek kökten yapılan fiil [olmak. düşünce âlemi. zihnen. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]. (a. intransitif. gr. 6. fr.. düşünerek meydana getirilen [şey]. füyûl) bilinen büyük hayvan. fehâris) 1. yanlış düşünce. bozuk. 2. vatan fikri. fikirle ilgili. 2. indeks. c. gibi]. kâr. bakakalmak. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. gr. zf. erkek ve kadın adı. gr. düşüncesi. [ikincisi] kadın adı. efkâr). kaideli. (a. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime. iyi iş. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil.i. öznesi bilinen fiil. imiş.c. fr.. yarının fikri. (bkz. gr. gibi]. gibi]. düşünerek. oturmak. ise. "-i hâli" almayan fiil.i. gr. geçişsiz fiil. *etgen fiil [yemek. gr. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. niyet.) fikir ile.i. [yazmış idi. kuralsız fiil [yemek.c. fikriyye Hayât-ı fikriyye fikriyyât fikriyyen fîl fil fi'l-i basît fi'l-i cevheri fi'l-i gayr-ı kıyâsı fi'l-i gayr-i müteaddî fi'l-i hayr fi'l-i hikâye fi'l-i iane fi'l-i iktidarı fi'l-i iltizâm fi'l-i intihal fi'l-i istimrarı fi'l-i kıyâsî fi'l-i lâzım fi'l-i ma'lûm fi'l-i rnâ'yûb (a. *eylem. 2. gibi]. 5. gibi]. (bkz. g r. düşünce ile olan işler. emir sîgasının sonuna "-elim. [birincisi] erkek. içmek. akıl. gr. (bkz: fikr). ya sonuna konulan cetvel. maksat.) fikir. gibi]. fiâl..i. (a.. koşabildim.i. idrâk. murad. dışarı vurulmamış. düşünce bakımından. kaidesiz. çekesin. düşünce. gr. eşyanın adlarını gösteren defter. 7. gibi]. düşünce. fr.i.) fikir. dileme kipi [sevelim. oy.i. [uyumak. bayağı fikir. i. vatan düşüncesi.. gibi].

(bkz. eko. etkincilik. işteşlik fiili [koşuşmak. gibi]. zirâat). gr.s. çiftçilik. olumlu fiil. kip. "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım. kötü iş. fi'liyye Cümle-i fi'liyye Hizmet-i fi'liyye fi'lî tedavül fi'lî zaman fi'liyyât fi'liyye gr... gerçekten. açılmak. . olumsuz fiil. dönüşlü fiil. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş. hemen.e. i. (a. yüklemi fiil olan cümle. öznesi bilinmeyen fiil. tepke. (a. "-i hâli" alan geçişli fiil.. (a. l ) tedavülde fi'len mevcut olan para. gibi]. vereceks e. .) hakikatte. 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı. ilk askerlik vazifesi. gibi]. gibi]. gibi].. işleyerek. zina ve livâta. geçmiş zamanda olmuş. (a. kip ki. gr. morfemi ile yapılır [geleceks e.zf. reflexite. gibi]. faili. gr. (a. (a.b. hem hâle. hakikaten.zf. gibi]. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga. niyet fiili. kötü iş. gr. gr. gr. zf. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. gr.zf.i. (a. (bkz. gr. gr. gr.) fels.s. fiil-cümlesi. (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına gelmez]. davranma fiili. (a.) gerçekten işlenilen işler.) hayırlı iş. sonunda. huk. eko. feyyâl). görevi. gereklik kipi [girmeliyim. şimdi. iş görerek karışmış [kimse]. gibi]. (a. gr. (a. fi'lî'nin c. ) aslında. f r.zf.) ekincilik. koşabilmek. birleşik fiil [yazabilmek. gr. gerçekten yapılan iş. fena iş. verbe intentionnel. (bkz: bi-1-fi'l).b. gr.i. sevişmek. aç-tivisme. dilek-şart kipi. kendisinde nefı edatı bulunan fiil. gerçekten. içmek. doğrusu. gibi]. emrihâzınn sonuna "meli" sözü katılarak meydana getirilen sîga.b. yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga. sevmiş imiş. fena.c.) hakikatte.).) nihayette. (a. sevmeliyim. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim. gr. fi'liyyât) fiille ilgili. giderim.fi'l-i mazi fi'l-i meçhul fi'l-i menfî fi'l-i mezmûm fi'l-i mukarebe fi'l-i mutavaat fi'l-i muzâri' fi'l-i mün'akis fi'l-i mürekkeb fi'l-i müsbet fi'l-i müşareket fi'l-i müteaddî fi'l-i niyyet fi'l-i rivayet fi'l-i şartî fi'l-i şenî fi'l-i şerr fi'l-i ta'cîlî fi'l-i temenni fi'l-i vücûbî filâhat fîl-bân fi-l-asl fi-1-cümle fi'len fi'len zî-medhal fi-1-hakika fi-l-hâl fi-l-hayr fi'lî.. fr. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. harâset. edilgen fiil [yazılmak. nesne tümleci alan fiil [yemek.. gr.) bu anda. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre. gr. gr. fr. gibi].. alıverdim.f..

2. fazla.zf. (a. halı. gümüş.zf. sevi-şenlerin ayrılığı. (a. firaun. gussa). Musa'nın mücâdele ettiği Mısır hükümdarı. efniye) 1.zf. 2. . aşın. coğr.c.i.c. meydana gelecek çocuk vâris sayılır. (a.) bolluk. gümüş. evin ve şehrin önü. mâden filizi. (a. savuşma. ayrılık.i. ferd'in c. tohumda cücüğü kaplayan etli kısım.) sevgilisinden ayrılan bir kimsenin duyduğu ıstırabı belirtmek üzere yazdığı veya söylediği manzume. [firâriyân şeklinde c. zevce. ayrılık gecesi. erimiş bakır.) meselâ. (a.i.i. izinsiz veya nizamsız olarak ortadan kaybolma. (bkz: hicran). binicilik. evli kadının fırâşı. (a. açık yeşil.) ham mâdenler. mâden cevheri.f.i. ümm-i veled'in fırâşı. külçe. (a. ham külçeler. rahat döşeği.s.) 1. kesîr. 2. (a.) fertler. hüzün. bol.) 1.zf. yataktan kalkamayan hasta. misâldeki gibi.) kaçma. (bkz: farza). firavuniyyet" şeklinde de geçer]. yiğitlik. 2. (bkz: kesret). fık. Ancak cariyeyi istifraşta husule gelen çocuğun kendisinden olduğunu müstefrişin söylemesi gerekir]. cıva. s. gerçekte. hakikaten. (bkz: fürûsiyyet). sıkıntı.s. (a. 2. cariyenin fırâşı. mertlik. şilte.i. bir daha. demir. fık.i. (a. (a. (f. (bkz: feraset).s. pek kibirli. vâfir).i. [bilâ davet nesep sahîh olmaz]. de kullanılmıştır]. firaunluk. bundan böyle. fürüş) 1. fık.) vakıa. çok ömür. 3. döşek.) filîzî. hasır. filizzât-ı seb'a (7 ham mâden) altın. avlu. (a. yaygı. iç yatağı. içteki yatak. gerçekten. (a. (a.i. bir kimsenin temellükünde bulunan câriyedir. kaçkın.) bundan sonra.filizz filizz-i ma'denî filizzât filizzât-ı ma'deniyye filizzî filka fi-1-mesel fi-1-vâki fî-mâba'd finâ fî-nefs-il-emr firâd firak Leyl-i firak Firâkıyye firar firari firâset firâş Esîr-i firâş Hem-firâş Sâhib-firâş firâş-ı derûn firâş-ı istirahat firâş-ı kavi firâş-ı mutavassıt firâş-ı sahîh firâş-ı zaif firâvân Nakd-i firâvân Ömr-i firâvân firâvânî Fir'avn fir'avnî (a.) bot. hasta. para bolluğu. kurşun filizleri. yatak.) hakî-katte. bu bakımdan bu iki şarta dayanan istifraştan. eski zamanlarda Mısır hükümdarlarına verilen unva