A
â (ha.) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât).

âb-ı zindegî âb-ı beste âb-ı bün âb-ı ciğer âb-ı ciğer-hûn âb-ı çeşm âb-ı dehân, âb-ı dehen âb-ı dendân âb-ı dîde âb-ı dîde-i câm âb-ı engûr âb-ı eyyâm âb-ı füsürde âb-ı gerdende âb-ı gûşt âb-ı güşâde âb-ı güvârâ âb-ı haclet âb-ı harâbât âb-ı harâm âb-ı hasret âb-ı hâtır âb-ı hayât âb-ı hayât-ı la'l âb-ı hayât-ı tesliyet âb-ı hazân âb-ı hufte âb-ı hurdenî âb-ı hûrşîd âb-ı huşk âb-ı iskender âb-ı işret âb-ı kâr âb-ı kebûd âb-ı kevser âb-ı la'lî âb-ı lûtf âb-ı meleh

nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. göz yaşı. ağız suyu, salya. 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. (üzüm suyu) şıra, şarap. (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. (dönen billur) gök kubbesi. et suyu. (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. hazmı kolay, içimi güzel su. utanma teri. (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. (yasak su) şarap. kederden dökülen göz yaşı. (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. teselli âb-ı hayâtı. (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. içilir su, içme suyu. (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. (bkz: âb-ı hayât). (işret suyu) şarap. (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. (mavi su) Çin denizi. 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan).

âb-ı Meryem âb-ı meygûn âb-ı muallâk âb-ı musaffa âb-ı mün'akid âb-ı müncemid âb-ı mürde âb-ı mürgan

âb-ı mürvârîd âb-ı nâb âb-ı nâfî' âb-ı nâr âb-ı nârdân âb-ı neşât âb-ı puhte âb-ı püşt âb-ı rengîn âb-ı revân âb-ı rez, âb-ı rezân âb-ı rû (y) âb-ı rûşen âb-ı sebük âb-ı siyâh âb-ı surh âb-ı sükûn âb-ı şakayık âb-ı şeng âb-ı şengerfî âb-ı şîrîn âb-ı şor âb-ı tarab

1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) gök; 2) güzellerin çenesi. tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. donuk, akmayan su. 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık. (saf su) şarap. (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). (ateşin suyu) kırmızı şarap. 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. (neşe suyu) menî, mezî. 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. 1) akar su; 2) meç. hayat. (asma kütüğünün suyu) şarap. 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. l)kırmızı su; 2) şarap. iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. (bkz: âbzen). 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. tatlı su, şerbet. l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci.

âb-ı Teberistan âb-ı Teberiyye âb-ı telh âb-ı tîg âb-ı yâkut âb-ı yeh âb-ı zehre âb-ı zer âb-ı zerd âb-ı zindegânî âb-ı zindegî âb-ı zîr-i kah âb-ı zülâl âb ü dâne âb ü kil âb ü tâb âb abâ

âbâ âbâ-i kenîsâiyye âbâ-i ulviyye âbâ ve ecdâd a'bâ ab'âb âbâb ab-âbiyyet âbâd âbâd Şems-âbâd Feyz-âbâd â'bâd âbâdân âbâdânî âbâdî abâdile

Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. 1) |acı su] şarap; 2) göz yaşı. kılıcın suyu. (yakut gibi su) kırmızı şarap. l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. (bkz: âb-ı hayât). (bkz: âb-ı hayât). l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. l) berrak su; 2) billur; 3) cam. su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. kilise ileri gelenleri. yüksek babalar. atalar, babalar ve dedeler. (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe. (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. güneşi bol olan yer. feyizle dolu olan yer. (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı].

Harb-ül-Abâdile âbâft âbâl âbâm âbân

âbân-gâh

abâ-pûş âbâr âbâr âbâr-gîr âbât abb abbâs Abbâsî

Abbâsiyân âb-bâz âb-berîn âb-câme âb-çerâ âb-çîn abd abd-i âsim abd-i müşterâ abd-ül-kadir âb-dâde abdâl abdâlân âb-dân âb-dâr âb-dendân âb-dest

(Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). (a.i. İbil'in c.) develer. (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. (f.i.) hesap defteri. (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. ışık. (bkz: nûr, ziyâ') (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. (f.b.s.) su cambazı. (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. (f.b.i.) su kabı. (f.b.i.) kahvaltı. (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). günahkâr, suçlu kul. para ile satın alınmış köle. 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz: mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3.

gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç.

âbîd abîd âbid âbid-âne âbidât âbidât-ı islâmiyye âbidât-ı kadîme âbidât âbide a'bide âbidevî âbidîn âbil âbile âbile-i pistân âbile-i rûh-i felek âbile-i rûz âbir abîr

âbirîn , âbirûn âbis âbis âbist âbistân âbiste âbisten âbisten-gâh âbistenî âbişhor âbişten-gâh âbişt-gâh, âbişt-geh âbiye âbiye âbkâme

âbkâr abkarî

(f.i.) kıvılcım. (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. islâm medeniyeti anıtları. ilk çağlardan kalma anıtlar. (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. (a.i. abd'in c.) köleler. (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. meme düğmesi, ucu. astr . yıldızlar. Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). (a.s.) alaycı, saygısız. (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. hâmile.2. dişi. (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. (f.i.) gebelik. (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh,âbişt-geh). (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında

âb-kend âb-keş âb-kûr âblîse âblûc, âblûk âb-nâk âb-nâme âbnûs abnûsî abnûsiyye âb-râh, âb-râhe âb-râne abrâş abre âb-rîz âbrûd absâl, âbsâlân âb-seyr âb-süvâr âb-süvârân âb-şâr âb-şîb âb-şinâs abt âb-tâb âb-tâbe âbû abûs abûs-ül vech âb-vend âb-verz âb-yâr âb-yârî âb-yârî-i himmet âbzen âb-zih âb-zürüft âc âc acâc

bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. aba(f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3. vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. (f.b.i.) sünbül; nilüfer. (f.i.) bahçe, park, koru. (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). (f.i.) nilüfer çiçeği. (a.s. ubûset'den) somurtkan. suratı asık, asık suratlı. (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. himmet yardımı. (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. (a.i.) fildişi, bağa. (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. (a.i.) 1. bulut. 2. duman.

acâfet acâib acâib-i seb'a-i âlem

Acâib-ül-Mahlûkat

acâibât

acâiz âcâk âcâl acâle acâlet acâleten âcâm a'câm âcân âcâr acc âcc accâc âce aceb a'ceb a'ceb-ül-acâib acebâ a'cef a'cel acele aceleten acem Acem A'cem acem-âne acem-aşîrân (makamı)

acem-aşîrân (perdesi)

(a.i.) zayıflık, çelimsizlik. (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. (f.i.) toprak, (bkz: hâk). (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). (f.i.) polis. (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. (a.i.) bağırma, na're. (a.s. müen. âcce) kalabalık. (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. (a.s.) bir tane fildişi. (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). (a.s.) ince, zayıf. (a.s.) pek acul, çok acele eden. (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) (a.i.) harflere nokta koyma. (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı.

acemî a'cemî acem-ırak acem-istân acemiyân acem-kürdî

acem-perestî acem-pûselik

acem-rast acern-uşşak acem-zirkeşîde Âcer âcer, âcir, âcürr a'cez aceze âcî acîb acîb-ül-kıyâfe âcib acîbe acîbe-i hilkat âcil âcil âcil-âne âcilen âcilen veya âcilen âcilen âcin acîn

(a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. (a.f.b.i.) iran ülkesi. (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). (a.i.) tuğla, kiremit. (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. (a.s. aceb'den) tuhaf. kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). (a.s. aceb'den) şaşılacak şey. (a.i.) şaşılacak şey. hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. er veya geç. (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun.

Lahm-i acîn acînî acîniyyet âcir âcîş aciz âciz âcizân âciz-âne âcizî âcizî âciziyyet acmiyy acn acûl acûl-âne acûz, acûze âcül âcür âcürî âc-üs-sinn acz

acz-i ikdâm âçâr

Âd

âd a'dâ a'dâ' a'dâ-yı dîn âdâb âdâb-ı asr âdâb-ı muâşeret âdâb-ı mutâvaat âdâb-ı münâzara âdâb-ı umûmiyye âdâb ve erkân a'dâd a'dâd-ı asliyye a'dâd-ı kesriyye

yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. (f.i.) üşüme. (a.i.). (bkz. acz). (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. (a.s. âciz'in c.) âcizler. (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. (a.i.) yoğurma. (a.s.) aceleci, içi dar. (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). (f.i.) geğirme. (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. (a.i.c.) âdetler. (a.s.) en zâlim, pek gaddar. (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. din düşmanları. (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. zamanın usulleri. içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri itaat usulleri. konuşma kaideleri. umûmî ahlâk kaideleri. yol iz, yöntem, sıra saygı. (a.i. aded'in c.) sayılar. gr. asal sayılar. gr. kesir sayıları.

mat. asal sayılar (aralarında). gr. sıra sayıları. gr. üleştirme sayıları. (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâseanat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili.

a'dâd-ı mütebâyine a'dâd-ı rütbiyye a'dâd-ı tevzîiyye a'dâd

adall

adâmet adarr adarr-ı müskirât a'dâs âdât âdât-ı medeniyyet âdât ü ahlâk adâvet add add etmek âde addâr aded aded-i âsam aded-i aslî aded-i âşârî aded-i ferd aded-i gayr-i muntak aded-i hakikî aded-i kesrî aded-i menfî aded-i mevhûm aded-i muntak aded-i müretteb aded-i müsbet aded-i rütbî aded-i rüûs aded-i silsile-i ale-l-vilâ aded-i tâmm aded-i tevziî adeden adedî, adediyye adediyyât adediyyât-ı mütefâvite adediyyât-ı mütekaribe a'del a'del-ül-âdilîn Âdem adem adem-i basîret adem-i dikkat

(a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). içkilerin en zararlısı. (a.i. ades'in c.) mercimekler. (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. medeniyet âdetleri, usulleri. sosy. töre, fr. moeurs. (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. 1) saymak; 2) itibâr etmek. (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. (a.i.) denizci, gemici taifesi. (a.i.c. a'dâd) sayı. mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. mat. asıl sayılar, mat. ondalık sayılar. mat. tek sayı. mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. mat. gerçek sayı. mat. kesir sayılan. mat. negatif sayı. mat. -sanal sayı. mat. rasyonel sayı. sosy. tamsayı. mat. pozitif sayı. mat. sıra sayılan. fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] mat. aritmetik dizi. mat. tamsayı. mat. üleştirme sayıları. (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. (âdillerin en adaletlisi) Allah. (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) (a.i.) yokluk, bulunmama. basiretsizlik, görüşsüzlük. dikkatsizlik.

adem-i emniyet adem-i ifâ adem-i ihtimâl adem-i iktidâr adem-i imkân adem-imtizâc adem-i inkıtâ adem-i inzibât adem-i irtibât adem-i istikrâr adem-i istimâ' adem-i iştihâ adem-i itâat adem-i ihtilâf adem-i i'timâd adem-i kabûl adem-i kifâyet adem-i levn adem-i lüzûm adem-i merkeziyyet adem-i mes'ûliyyet adem-i mevcûdiyyet adem-i mutâbakat adem-i muvâfakat adem-i muvaffakiyyet adem-i müdâhale adem-i müsâade adem-i müsâvât adem-i nezâfet adem-i riâyet adem-i salâhiyyet adem-i sebât adem-i tâbiiyyet adem-i ta'kip adem-i tecâvüz adem-i te'diye adem-i tenâzur adem-i temyîz-ül-elvân adem-i teslîm adem-âbâd âdemân âdem-hâr âdemî ademî, ademiyye âdemiyân âdemiyâne

güvensizlik. yerine getirememe, yapamama. olamamazlık. 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. imkânsızlık, olamazlık. birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. kesilmezlik. yasavsızlık. mant. ayrıklık, fr. disjonction bir halde durmazlık. huk.dâvanın dinlenmemesi. iştahsızlık. itaatsizlik. anlaşmazlık, uyuşmazlık. güvensizlik. kabul etmeme. yetmezlik. biy. akçınlık, fr. albinisme. gereksizlik. bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. yokluk. uymazlık, uyuşmazlık. razı olmayış. muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. karışmamazlık. müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. -eşitsizlik. pislik, kirlilik. riayetsizlik, saygısızlık. -yetkisizlik. sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. sosy. -bağımsızlık. huk. -kovuşturmazlık. saldırmazlık. ödememe. kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. astr. renk indisi,fr. indice de couleur. eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. (a.f.b.s.) insan yiyici. (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca

âdemiyyet âdem-küş âdem-pîrâ âder âder ades adese adese-i ayniyye adese-i mer'iyye adese-i mütekarib adesî âdet âdet-i ağnâm âdet-i gulâmiyye âdet-ullâh âdetâ âdeten adevân, adv adgâs adgâs ü ahlâm adhâ îd-i adhâ adham âdî adîd, adîde emsâl-i adîde adîd âdil, âdile Şâhid-i âdil Âdil-şâhî Hükûmet-i âdile adîl âdil-âne âdilî adîm adîm-ül-imkân adîm ü heder (eylemek) adîmet-ül-cenâh adîmet-ül-ercül adîmet-üt-tüveyc adîm-ün-nazîr âdîne âdîş

(a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. (a.f.b.s.) adam öldüren. (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. (a.s.) kasığı çıkık [adam]. (f.i.) ateş. (bkz: âzer). (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. koyun ve keçiden alınan resim. işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. Tanrı töresi. (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. (a.i.) hızla koşma. (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, karışık rüyalar tarzında kullanılır (a.i.c.) kurbanlar, Kurban bayramı. (a.s.) iri yapılı [adam]. (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. (a.s.) çok, bir çok. bir çok benzerler. (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım. (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). adaletli, doğru şahit, tanık. g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. (a.f.i.) adalet, doğruluk. (a.s. adem'den) yok olan. imkânsız, olamaz. yok etmek, ziyan etmek. zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. zool. ayaksızlar, fr. apodes. bot. -taçsızlar, fr. apetales. (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. (a.i.) cuma günü. (f.i.) ateş.

(a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. günlük, ufaktefek, değersiz işler. 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış. âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. âdiyât âdiyât-ı umûr âdiyen âdiyye Eyyâm-ı âdiyye

afen âfend âfendâk

(a.i.) çürüme. (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz.

âftâb-ı mağribî âf-tâbe âftâb-gerdan âftâb-gerdek âftâb-gerdiş âftâb-gîr âftâbî âftâb-iştihâr âftâb-perest âftâb-rû[y] âftâb-ruh âftâb-süvâr âftâve âfûr afüvv afv afv an-il-cerâha

afv an-il-cinâye

afv an-il-kat' afv an-il-kısas afv an-il-şecce

âgâh, âgeh âgâh-ân âgâhî, âgehî âgal âgaliş âgande âganî agarr

agarr-ül-eyyâm

kılıç. (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âb-tâbe2). (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). (a.i.) belâ kasırgası. (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. en sıcak gün.

âgaşte agavât agayân âgaz âgaz-ı zenbûr âgaze âgaze-i Kâbilî âgaz-gâh agbâ agber agbes agbiyâ agdiye âgen âgene âgende âgende-gûş âgeste , âgeşte agfer agfer-ül-gafirîn agırrâ âgıye âgîl âgîn -âgîn Vahşet-âgîn âgiste âgîş aglâk aglâl aglâl ağlât agleb agleb-i ihtimâl aglef aglez aglime agmâd agmâd-ı süyûf agmâr agmâz agnâ Ağnâm

(f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. (a.s.) çok tozlu. (a.s.) kül rengi. (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). (f.i.). (bkz: âgande1) (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. affedenlerden en çok affeden, Tanrı. (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. (f.i.). (bkz. âgul). (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. büyük bir ihtimâl. (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. kılıçların kınları. (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. (a.i. ganem'in c.) koyunlar.

ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek], (bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır.

âh ah, ahâ ah li-ümm ahabb ahâbir ahâbiş ahad âhâd-i nâs ahad-ül-ahadeyn âhâd ahadd ahâdîd ahâdîs ahâdiyyet ahadü-hüma ahaff ahâil ahakk âhâl ahâlî

ahâlî-yi asliyye âhâr aharr ahâsîf ahâsin ahass ahavât ahaveyn

ahazz ahbâ ahbâb ahbâr

ahbârî ahbâs

ahbâz ahbel ahbel ahben

(müşterek) ah, yazık. (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). baba ayrı, ana bir kardeş. (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. (bkz: avâm). emsalsiz, eşsiz (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). (a.b.zf.) ikiden biri. a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. asıl sahipler, otokton (yerli) halk. (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer şeyler. (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. (a.s.) rivâyetçi. (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. (a.i. hubz'un c.) ekmekler. (a.i.) böğrülce tanesi. (a.s.) divâne, deli, kaçık. (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse.

ahbes ahbeseyn ahbeş ahbiye ahcâl ahcâr ahcâr-ı dalle ahcen ahceste ahd Ahd-i atîk ahd-i cedîd ahd-i karîb ahd ü peymân ahda' ahda ahdâk ahdân ahdar ahdâs ahdeb ahdeb ahdebiyyet ahder ahder ahderiyy ahdî ahd-nâme âhek âhek-i siyâh âhek-i tefte âhen âhen-i cüft, âhen-i gâv âhen-âşiyân âhenbe

âhen-câme âhen-cân âhen-dest âhen-destâne âhen-dil âhene

(a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). (a.i.) Habeş, Habeşî. (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. (a.i. hacer'in c.) taşlar. coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. yakın zaman, evvelki zaman. yemin, and. (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. (a.s.) kambur. (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. (a.i.) kamburluk. (a.s.) şaşı adam. (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. (a.i.) yaban eşeği. (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). (f.i.) kireç. rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. sönmemiş kireç. (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. saban demiri. (f.b.i.) dikiş yüksüğü. (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber" de denilir]. (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). (f.i.) demir halka.

âheng âheng-i esvât

âheng-i ezelî âheng-i savâit âheng-i selâset âheng-i taklîdî

âheng-i tarab âheng-i tasîrî

âheng-dâr âhen-ger âhenger-i gayret âhengerî âhen-hâ[y] âhenî, âhenîn âhenîn-ciger âhenîn-dil âhenîn-reg âhen-keş âhen-pûş âhen-reg âhen-rübâ âhen-sâ, âhen-sây âher âher-ün-nehr âheste âhestegî âheste-rev ahfâ ahfâd ahfâs ahfaz ahfeş

ahfiye

(f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. gr. sesli, uyumu. ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. (f.b.i.) demirci. gayret demircisi. (f.b.i.) demircilik. (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. (f.b.s.) cesur, dayanıklı. (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. (a.s.) başka, diğer, gayrı. ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar.

ahger ahger-i sûzân ahgül ahibbâ ahid ahid-nâme ahid-şiken ahîha âhîhte ahillâ ahille ahîr âhir âhir-kâr âhir-ül-emr âhir-bîn âhire âhire âhiren ahîren âhiret âhiretlik âhirîn âhirûn âhir-zamân ahissâ âhiyâne âhiyye ahîz âhiz ahiz âhize ahkab ahkad ahkaf ahkâm ahkâm-ı adâlet ahkâm-ı adliyye ahkâm-ı âmire ahkâm-ı asr ahkâm-ı nâhiye

(f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. yakıcı kor. (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal. (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). (a.i.) (bkz. ahd.) (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. (a.i.) bulamaç denilen yemek. (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. (a. zf.) nihayet, son olarak. (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. en nihâyet, sonunda. (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. (a.s. âhir‘in müennesi). son. (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. (a.zf.) sonradan. (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. (―kab‖ uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. (―kad‖ uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). adalet hükümleri. 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. huk. emredici hukuk kuralları. asrın hükümleri. huk. yasaklayıcı hukuk kuralları.

ahkâm-ı nusret ahkâm-ı şahsiyye ahkâm-ı şer'iyye ahkar ahkem ahkem-ül-hâkimîn ahker ahkûk ahlâ ahlâb ahlâf ahlâf ahlâk ahlâk-ı fâzıla ahlâk-ı hamîde ahlâk-ı hasene ahlâk-ı umumiyye ahlâk-ı zemîme ahlâkıyyât ahlâkıyyet ahlâkıyyûn ahlâl ahlâm

ahlas ahlât ahlât-ı fâside ahlât-ı mahmûde ahlat ahlef ahles ahliyâ ahmâ anmâ ahmak ahmak-âne ahmakî ahmakiyyet ahmâl ahmâl ve eskal

1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. huk. şahsî statü, fr.statut personnel. huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. (a.i.) ateş koru. (f.i.) ham zerdali. (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler. (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. faziletli huylar, iyi ahlâk. övülecek huylar. güzel huylar. (bkz: âdâb-ı umumiyye). kötülenecek huylar, kötü (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. bozuk usareler. normal durumdaki usareler. (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. (a.s.) solak [adam]. (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ağır yükler.

ahmâs ahmâs-ül-kadem ahmed Ahmed-i Muhtar âhmend ahmer Mevt-i ahmer ahmer-i safrâ ahmerân ahmes ahmez ahnâ' ahnâ' ahnâs ahnâsiyye ahnef ahnes âhond ahrâ ahrab ahrâc ahrad ahrak ahrâm

ahrâr ahrâr-âne ahras ahrâs ahraz ahre Ahreb

ahrec Ahrem

ahremî ahres ahreş ahret ahretlik ahriyân ahruf

(a.s. humus'un c.) beşte birler. anat. ayak tabam. (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Hz. Muhammed. (f.s.) yalancı hîlekâr. (a.s.) kırmızı, kızıl. kanlı ölüm. biy. öd şansı, fr. billirubine. (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. (a.s.) basık ve sivri burunlu (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. (a.s.) daha lâyık, münâsip, (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar. (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. (a.i.) veresiye. (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). (a.s.) [at v.b.] alacalı. (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. eski [şey]. (a.s.) sert, katı [şey]. (a.i.) (bkz: âhiret). (a.i.). (bkz. âhiretlik). (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler.

ahsâ ahsar Kelâm-ı ahsar ahsâs ahseb ahsem

ahsen ahsen-i takvîm ahsen-ül-hâlikîn ahsen-el-kasas ahsüme ahşâ ahşâ' Ahşâb ahşâm ahşef ahşen âhşîc, âhşîg âhşîcân âhşîg âhşîgân ahşîşân âhşüme Ahşâ ahşâ' ahtâb ahtal ahtam ahtâr âhte

Ahtem ahter ahter-i dün-bâle-dâr Ahterân ahterbîn ahter-gû Ahterî-i Kebîr ahter-sûhte

(a.i.) çok kumlu, taşlı yer. (a.s.) en kısa, pek kısa. en kısa söz. (a.i. hiss'in c.) duygular. (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. (a.s.) uyuz [adam]. (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. (f.i.) zıt ve uygunsuz. (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. (a.i. hatab'ın c.) odunlar. (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı]. (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. (a.s.) siyah şey. (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). kuyruklu yıldız. (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz.

ahter-şinâs ahter-şümâr ahû âhû âhû-yi âteşîn-dem âhû-yi çîn âhû-yi bezm âhû-yi Çîn âhû-yi dünbâle-dâr âhû-yi dünbâle-keşîde âhû-yi felek âhû-yi harem

âhû-yi hâveri âhû-yi leng giriften âhû-yi ner âhû-yi sifîd âhû-yi simîn âhû-yi şîr-efgen, âhû-yi şîr-gîr âhû-yi tatar âhû-yi zerîn âhû-beçe âhû-bere âhû-bere-i felek âhû-çerende âhû-dil âhû-güzeşt âhû-mâde âhûn âhûn-ber âhûn-bür âhû-nigâh âhû-pâ âhûr âhûr-i çerp âhûrî âhuvân âhuvâne âh u zâr ahvâl ahvâl-i âlem ahvâli askeriyye ahvâl-i hâzıra

(f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. Güneş. Güneş. bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. güzelin sihirli gözü. kenarı sürme ile genişletilmiş göz. Güneş. 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. Güneş. (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. erkek ceylan. seçkin dilber. sâkî; 2) sevgili. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. Tataristan'ın mis karacası. 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. (f.b.i.) ceylan yavrusu. Güneş. (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. (f.b.i.) dişi ceylan. (f.i.) delik, yarık, lâğım. (f.b.s.) kara hırsızı. (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. (f.i.) ahır, dam. yiyip içme bolluğundan kinaye. (f.i.) hardal. ceylanlar, karacalar. (f.zf.) ahuca, âhucasına. (f.b.i.) ağlayıp inleme. (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. dünyanın gidişi. askerî durumlar. zamanın şartları.

gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk.

ahvâl-i ism

ahz ü sirkat ahz ü siyâset ahzâ ahzâb

ahzad ahzân ahzâr ahzar ahzeka ahzel ahzem ahzen ahzer âib Âid âidât âidât-ı ticâriyye

âide âidiyyet âik, âyik âika âil, âyil âile âile-perver ailevî âilî ainne âiş âiz aizze âj âjeh âjende âjeng âjig âjîh

ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). yakalama ve öldürme. (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. (a.s.) beli kırılmış [adam]. (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. (a.i.) ait olma, ilişkinlik. (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). (f.i.) çamur, harç [binalarda]. (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. (f.i.). (bkz. ârîğ). (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak.

âjîne âjîr

âjirâk âjüg â'kab akab Akabinde akab-ı leşker akabât akabe akab-gîr akab-gîrân akabî akab-rev akade akaid akaid-i dîniyye akaik akaim ak'ak akakir a'kal âkal Akalim akall akall-i kalîl akalliyyet

akam akam akamet akar Akarât akaret akarib akarib akas akasî akasır

(f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. arkası sıra; derhal. bir asker kolu veya kıtasının gerisi. (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire). (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. (a.s.) önceye ait. (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). (a.i.) saksağan. (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). azın azı, en aşağı. (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). (a.i.) pis kokulu olma. ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır).

Akasîm Akavîl akbeh akbel akbiye akd

("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik. akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören.

âkıbet-bînî âkıbet-endîş akıl âkıl âkıl-ül-ukalâ âkılân âkılâne âkılât âkıle âkım âkır akıs âkı âkıs akîb âkib Akib akid âkid akîde âkideyn âkif akîk akîk-i Yemânî akîk akika âkil âkil-ül-beşer âkil-ül-cerrâd âkil-ül-esmâk âkil-ül-haşâyiş âkil-ül-haşerât âkil-ül-hevâm âkil-ül-hubûbât âkil-ül-lühûm âkilet-ül-ekbâd âkil-ül-küll âkil-ül-lahm âkil-ün-nebât âkil-ün-nemel âkil-üs-semek âkile Akim

(a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. (a.f.b.s.) sonunu düşünen. (a.i.). (bkz. akl). (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. akıllıların akıllısı, çok akıllı. (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). (a.f.zf.) akıllıcasına. (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). (a.s.) inatçı. ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. (a.s.) pis kokulu. (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). (a.zf.) önce. (bkz: akeb). (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. Yemen akîki. (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], insan eti yiyen [adam]. çekirge ile beslenen. zool. balıkçıl, fr. piscivore. zool. otçul, fr. herbi-vore. zool. böcekçil, fr. in-sectivore . haşaratla beslenen. zool. tanecil, fr. grani-vore. zool. etçil, fr. carni-vore. (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. her şeyi yiyen. et yiyen, etçil.. otla beslenen, otçul. zool. karınca yiyen. balıkla beslenen. (a.i.) hek. yenirce denilen yara. (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr.

âkinc akir âkis akis âkise akk akk akkâm akl akl-ı bâliğ akl-ı beşer akl-ı evvel akl-ı fa'âl akl-ı hayvânî akl-ı ilâhî akl-ı insânî akl-ı küll akl-ı maad akl-ı maaş akl-ı nefsânî akl-ı selîm akl-ı şeytânî aklâm aklâm-ı devlet aklâm-ı sitte aklen aklen ve naklen aklî aklî ma'lûliyyet aklî muvâzene akliyyât akliyye akliyyûn akm akmâr akmed akmer akmî akmise akmişe aknâ akna' aknân akrâ'

(f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. (a.i.) . (bkz. aks). (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). (a.s.) serkeş, inatçı. (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. (a.i.c. ukul) akıl, us. ergin kimsenin hâli. insan aklı. 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. tanrı zekâsı. insan kavrayışı. tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. geleceği kavrayan akıl. geçim fikri. kendini koruma içgüdüsü. sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). şeytanî zekâ. (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. resmî dâireler. [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. (a.zf.) akıl ile, akıldan. akıl ve nakil yoluyla. (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. akıldan hasta olma. zihnî denge. (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. (a.s.) ensesi uzun ve kalın. (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış bezler, dokumalar. (a.s.) ince ince yumru burunlu (a.s.) en çok kanaat eden [adam]. (a.i. kınn'ın c.) kullar, köleler. (a.i. kara'nın c.) arkalar (sırt [adam] mânâsına).

) 1. mefkure. saatin kısa ibresi. ukûs) çarpma.i.) çatık kaşlı [adam].) dişi akrep. uzak. sonra çocuklarına şart etse.) 1. çarpıp geri dönme.i.i. (a. yaşdaşlar. (a. insanı akrep gibi sokan kimse. akranlık. başının saçı dökülmüş olan. (a.s. akarîb) 1.i.i.) yuvarlaklar. (a. tepki. (bkz. kurs'un c. pek) yakın.i. ağaçsız tarla. (a. fr. kısm'ın c. reaksiyon. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. en sol. (a. scorpionides. (a. (a. kusvâ). (a. dâireler. (a. (bkz.i. (a.i.s. (a. (a. 2. (a. sonra oğlu A ya.) akrebe ait. zehirli ve tehlikeli hayvancık. 3. (a.c. en son.) parçalar. temiz su. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır.) alnı beyaz at.i. (a.i. karşısav.s. ekasî) son. (bkz: akraba). arzuların son haddi.i. akribâ). 4. fr. astr. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur]. çevik. 2. . (a. küçük akrep. (a. 2.i. rütbelerin en ilerisi.s.c. rütbelerin en büyüğü.s.) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan.) eş ve benzer olanlar. (a. (a.c. scorpion.) erkek akrep. scorpius.i. [aslı akribâ' dır]. uzak doğu. 4. saatin kısa ibresi. mec. çıplak [dağ]. karîb'den) (en. karîb'in c.) 1. Çin. çemberler.) büyük bağırsaklar. zıt teorem. 3. en sağ. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca. akrep şeklinde.s.) kırık şey. lât. ideal. Japonya.) kısırlık.) aralannda soy yakınlığı olanlar. huk. renkli akis. çatışkı. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine. boydaşlık. fr. 1. 2.) akran oluş. (a.s. karah'ın c.i. dazlak. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme.akra' akrabâ akrah akrân akrâniyyet akrâs akre akreb akreb akreb-i mekniyyât akrebâ akrebe akrebek Akrebî akrebiyye Akren akret akribâ akriha akrubân aks aks-i da'vâ aks-i müddeâ aks-i mülevven aks-i sedâ aks-ül-amel aksâ aksâ-yı emel aksâ-yı garb aksâ-yı merâm aksâ-yı merâtib aksâ-yı şark aksâ-yı yemîn aksâ-yı yesar aksâ-l-merâtib aksâb aksâd aksâm (a.f. yankı. daha. zekî bir câriye. (a.) zool.) karîn'in c. uzak batı. (a.i. ülkü.i. kusb'un c.s. 2.). 2.) 1. bölümler. ed. yaşıtlar. ayakkabı bağı. akrepler. dişi akrep.

dönemeçler. gebe [hayvan].i. lefîf. kut'un c. yegâne arzu. (a.i. avlu.) 1. akser).) çarpıp duran.s. en son.b. (a. ulular. kuru ayaklı hayvan. nasipler.) yemekler. çok kuvvetli. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam]. (a. (a. kutb'un c. (a.s. terakkinin son basamağı. uğursuz. (yedi kısım) Arap gr. contraposition. kesmeler. ve s. kuduzcasına. anasına babasına itaat etmeyen. (a. (a.c. (üç kısım) Arap gr. yolların en kısası. fiz. viraar. kavim'den) en (daha. yaylar.s.s.s. (bkz.. kutr'un c. gecenin son demleri. 2. i. tepki.s.i. lâkırdılar. 2. (a. insan kavimleri. kıst'ın c. kutn'un c. (a. fr.) 1. en kısa yol. (a. azîzler.i. 2.i. azgın.i. geçimsiz.i. (bkz: gubâr). kavl'in c. (a.). pek. beylik arazîler. pek doğru şey. (a. "isim. pek) kısa. (a. azıklar. (bkz: kutub). fr.s.i. (a. tersevirme. (a. huysuz.) büyük belâlar.) 1.s.) tararlar.s. kuduz [hayvan]. (a. (a. kavisler. sıkıntılı vakit. i. (a. paylar.i. kim.) milletler. akverîn akves akviyâ' gr.zf. efendiler.) evin önündeki açık meydanlık. (a. mant.) baykuş.i. ısıran. (a. kızıl çehreli [adam].) yaralayan.i. çok) doğru. kırılmalar.) 1. kavî'nin c.i. ters. kavm'in c. yanlar. filozofça sözler.) sahipler.) 1. (a. (a.) kırmızı yüzlü.) pamuklar.) eli kesik [adam]. büklümler. (a. günlerin en kısası. mehmûz. 3.i. tarikat kurucuları. bir memleketin hudut bölgeleri. (a. kasîr'den. ecvef' bölümleri. akasır) en (daha. inatçı. nakıs. kavî'den) en kavı. (a. zıt. ilgiyi kesmeler.) sağlam ve kuvvetli olanlar. . (f.s.i. 2. yenilecek şeyler. ters. reaction. günlük yiyecekler. (a. c. söz bölükleri. muzâaf. kavs'in c. kelimelerin " sahîh. harf" bölümleri.s. uluslar.) vaktin tesbîti. en son gaye. 2. fiil.) kum tepeleri. (a.) sözler. misâl. kavz'in c. geçim.aksâm-ı kelâm aksâm-ı seb'a aksâm-ı selâse aksar aksat aksât aksâ-yı bilâd aksâ-yı murâd aksâ-yı şeb aksâ-yı terakkî aks-el-gâye aks-endâz akser akser-i eyyâm akser-i turuk aksî aks-i mürekkep aks-i te'sir akşer akt akta' aktâ' aktâb aktân aktâr âkû akûb akuk akur Kelb-i akur akur-âne akvâ akvâl akvâl-i hakîmâne akvâm akvâm-ı beşer Akvâs akvât akvât-ı yevmiyye akvâz akve akvem akveriyyât.s. (a.i.f.) hisseler. 2. 'tepkime.f.) toz.) 1. kuduz köpek. 3. puhu kuşu.) kudurmuşcasma.

kazî.s.) "ilgiler. alâim (a. alâik.zf.s. iddiasına göre. (bkz: münâsebet). alâkat) l.f.s.zf. âlâ (a. alâka-dâr'ın c.) hükümler. alaki (a.zf. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak.zf. alâim-i semâ. ilişikli. c. a'lâf (a. en. evlât.b. (bkz: bi-eyy-i hâl). kadî'den) fıkıhda (daha. meteor. (bkz.i. kıyâs'ın c. alâ kadr-it-tâka (a.) birinin sözüne.) güç yettiği kadar.) elden geldiği kadar.s. 2. her nasıl olsa.c.(a. alâka (a.) hîle. tek başına. alâ külli hâl (a. otlar.) iki takdirden herbirine göre. hirudinees.) üst. üzere. 2.b.s. alâka'mn c. âdyende. bâlâ). alak (a.) 1. alâka-dâr (a. torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi.zf. damadı Ali. güç yettiği kadar.zf.i.).s.) ihsanlar.) 1. alâ kavlin (a. âl-i kadir kadri.) zool.s. alâkavî (a. yüksek. kazâ'nın c. (a. (bkz.s. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi].zf. "ilişki.i. pıh-tımsı.) 1.f.i. 3. elfin c. âlâ (f. alâ kadr-il-imkân alâ kadr-il-istitâa (a.s. alâka-bahş (a. âl-ül-âl pek yüksek. kavs-i kuzah). fr. olduğu kadar. "ilişkiler. akyise akzâ akzel akziye âl âl âl-i abâ . (a. (bkz: alâmât).) pek aksak. şeref. a'lâ (a.) binler.) ayrıca. alakiyye]. düzen. alâim-i cevviyye astr. (bkz: âlî.s.i.i. alâka-dârân) ilgili.i. (a.*ilgi. alâ-hide (a.) olabildiği kadar. alâka-dârân (a. sülük. ilgililer.) her halde. alâ-eyyi-hâl (a. sülük nevinden [müen. zf. alâ hâlihi (a. sempatik. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. (a. samanlar. 2. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir. âlâ cery-il-âde (a. 2.i. şan. 2. ulûfe'nin c.i.) 1. alâ kil-et-takdîreyn (a.) ilgilendiren.) (daha.i. (a.) alâkalılar. âlâ.) âdetin cereyanı üzere.zf. alak-ı dem kan pıhtısı.) sakız. alâif (a. i. dek. ale (a. bahşişler.zf.b. en. çok topal. Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme. ulüvv'den) yüce.) anat. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin.i. âl (a. eyl'in c. alefin c.s.i. pek) bilgin. sülâle. pıhtılaşmış kan. alâkiyye (a. büyüklük. sülükgiller. (bkz: ulufe).) şöyle böyle. aile.) olduğu gibi.) rütbece yükseklik.).f. hayvan yemleri. pıhtı kabilinden olan. e d. kıymeti yüksek olan. pek) yüksek. (a.) nişanlar.s. alâmet'in c. alâ (a. âlâf (a.zf.) kirleten. alâk (a. belgeler. alâik (a. kıyâs).

i.i. (bkz.i. (bkz: ale--dderecât).) 1. gözle ilgili dürbün.) eğlence yoluyla.i. (a.zf. yal. nişan. alay suretiyle. ün.zf. herkesin önünde.) alay. alenilik.zf.) izler.) Allah'ın farzettiği üzere. (a. takımlar.zf. astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. (bkz: alenen).) yüksek yer. (a.zf. (a. sebepler.zf.) kederler. âlâve alâ-vechi alâ vech-il-isti'câl alâ vech-il-ihâta alâ-vech-it-tafsîl alâ vefk alâ vefk-il-matlûb alâvî âlây âlây-ı vâlâ alâye (a. hep birlikte. açık.) alev.) gözö-nünde. yaralayıcı âletler. 2.zf.) her şeye gücü yeten. şöhret. damga. sırasıyla.) odun kömürü. ahzân).zf. alâmât.) şahitlik yoluyla.c. istenilene uygun olarak. 3. (a.) rivayet edildiğine göre. cümbür cemaat. 3.) bu nimetler karşılığı üzere. kederleri. (a.) açıkça. nişanlar.) nöbet yoluyla. hezl yoluyla gibi.) 1.) ilâveler.zf. (a. yüksek dağlar. kocaman. iri. alem'in c. (a. 2. elemler. 5 .i. nöbetleşe. kabîle başkanlan. illet'in c. (a. ilâve'nin c. acılar. arma. fr. yükseklik. ışık araçları.zf. bir şeyin dış yüzü. (a. ışık vâsıtaları. (a. söylenenlere bakılırsa. 2.) şahit.zf. alâim) l.zf. bayraklar. kesici âletler.) üzere mânâsına acele üzere. (a.i.) 1. zf.) kısaca.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır. 2. (a.inceden inceye.i. belge. avadanlık. fikrin elemleri. (a. vatandan uzak kalma acılan. aygıtlar. iz. herkesin önünde. (a. âlet'in c.i. herkesin gözü önünde. içine almak üzere. (a. has isimler.) kıyâs yoluyla. ayırıcı işaret. alâmet'in c. (a.) vâsıtalar. (a. gurbet elemleri.zf. . (a. (bkz: alâim). sızılar.) rütbelerine ve derecelerine göre.elem'in c. tanık göstererek.zf. baskı âletleri. sınır işaretleri.zf. hastalıklar. (a. (f. hep beraber. fiz. tafsîl üzere.alâ külli şey'in kadîr a'lâl âlâm âlâm-ı fikr âlâm-ı gurbet âlâm u askam a'lâm âlâ mâ-faraz-Allah alâmât alâ melei-n-nâs alâ merâtibihim alâmet alâmet-i fârika alânî alâniyet alâniyeten alâ-rivâyetin âlâs âlât âlât-ı basariyye âlât-ı câriha âlât-ı katıa âlât-ı nâriyye âlât-ı rasadiyye âlât-ı tab'iyye âlât-ı ziyâiyye âlât ve edevât âlâ tarîkın alâ tarîk-ilhezl alâ-tarîk-il-hezl alâ-tarîk-il-icmâl alâ-tarîk-il-istişhâd alâ-tarîk-il-kıyâs alâ-tarîk-il-münâvebe alâ-tarîk-iş-şehâde alâ-tilk-en-niam âlâv. işaret.i. üzüntüler ve hastalıklar. s. sancaklar. gözlük gibi optik âletler. (a.i.) açıkta.i. alenen. (f.i. instrument d'optique. ateşli silahlar. meydanda. (f. (a. (a. (a.cü. (a. 4.

tantana. basbayağı. bayrak. bulaşma. (a.i. (bkz. 1. sarıgın altın teli.i. capsulaire. gösteriş. epiphenomene. capsules.i. çokluk. genel olarak. (a. fr. yemiş kapçığı. alûfe [ulufe olarak da kullanılır]. defaten.) 1. pek.c.zf. bilginlerin bilgini. 2. sancak. (a. 7.) körü körüne.zf. . fr. (a. fr. (a.s. 3. (bkz: ekseriyyâ).) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. (a. dudaktaki çatlaklık.i. (a. (a. (a. pıhtımsı (kan). rastgele. minare tepesi.) 1. (bkz. (bkz: garîb).c. (a.) daimî surette. sünbül-i asâfir).) uzun boylu. a. 4 yüksek dağ. fr. dehr). boş bulunarak.) aralıksız.) hele. (f. (a. (a.âlâyiş Alcem âle âle alebât alebe alebî.) 1.zf. (a.) 1. birlikte.s. 2. (o. kan pıhtısı.) bot. ("ka" uzun okunur. a. alebe'nin c. âlenıîn. epiphenomenisme. (f. uzun. sünbül-i asâfir). ayrı ayrı. sülük. (a. bilgin. sınır işareti. cana yakın.zf. çamur. ale-1-amyâ). husûsiyle. âlimlerin âlimi.zf. (a. şaşılacak şey.) gölge hâdisecilik. yetecek kadar.) kaideye kurala göre. hayvan yemi.c. 2. nişan.) yemiş kapçıkları.körlemeden. o.) I.) hesaba sayarak. sülü-ğümsü.) aralarında fasıla olmadan. (bkz: ale-1-ımıyâ). çanaklar. 2. alâmet. 6. yulaf. (a. fakirlik.zf. 5.s. capsules.) çok veya en teklifsiz. (f. (a.zf. (a. bulaşıklık. (a. çarçabuk. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir].c.) çabucak. (a.i. (a.) umumiyet üzere. [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. sürekli olarak. alebiyye ale-d-derecât ale-d-devâm alef âlef âlek âlek aleka alekî alekıyye ale-l-acâib ale-l-acele ale-1-âde ale-l-amyâ ale-l-ekser ale-1-fevr ale-l-gafle ale-1-hâdise ale-1-hâdisiyye ale-l-hesâb ale-l-husûs ale-1-ımıyâ ale-l-ıtlak ale-1-icmâl ale-l-infirâd ale-1-istimrâr ale-l-iştirâk ale-l-ittisâl ale-l-kaide ale-l-kifâye ale-l-umûm ale-l-usûl alem a'lem a'lem-ül-ulemâ âlem (f. genel olarak. çok) bilen.zf.s. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak.) körü körüne. teker teker.) birer birer. kan pıhtısı.i.zf.) müştereken. ot.) zool. a'lâf. sırasıyla.) topluca. 2. âlim'den) en (daha. (bkz: âle.s.b.i. 2. âdet olduğu üzere. (bkz: alâ-merâtibihim). 2.) çok vakit. avalim) 1. (a. (a. dalgınlığa getirerek. (a.zf. (a.) gölge hâdise. boyuna. saman. çanaklar. alekat) 1. ençok.i. i.) derecelerine göre.zf. (a. has isim.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. bayağı. toplu olarak.zf.) dalgınlığa gelerek. çanak ile ilgili. dünyâ.zf. (a.zf. yapışkan balçık. yemiş kapçıkları.) yeter derecede.) yol yordam gereğince. (a. (bkz: âlek. a'lâm) 1.zf.zf. (a.zf. âlemûn. (a.s.zf. sülükgiller. (a. birbiri ardınca. körlemeden. (a. cihan. 8.i. (a.) umumiyetle.zf.zf. depdebe.i. mutlaka. fr. (bkz: aceleten). nasıl olursa olsun. 2.i. birden.zf.) tuhaf.zf. alebât) bot.) derhal.

Tanrının bulunduğu dünyâ. âlem-i hiss.f. insan. âlem-i istiğrak iç dünyâ.) bayrağı kaldırmış. var olma dünyâsı.s. yükseltmiş. âlem-i ma'nâ rüya âlemi. âlemîn (a.f. mânâ. âlem-i lâhut Tanrı âlemi. halk.f. âlemiyân) cihâna mensup. alemî (a. 4.) bayrak çeken. âbâd). âlem-i nâr ateş dünyâsı. yaradılışın dördüncü basamağı.s. âlem-i siyâset siyâset âlemi. bütün âleme ışık saçan. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî. [dünyâ ile âhiret |.f.) âlemi.b.zf. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır. kişinin kendinden geçip daldığı âlem. âlem-i şahâdet tas.f. bayrak kaldıran. insanlar.) cihanı parlatan. bayrak taşıyan. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. bu dünyâ. âlem-i menâm.b. alemiyyet (a.i. (bkz: âlemûn. âlem-i kudsî Tanrı âlemi.i.s. orta ait. alem-efrâz (a.i. 1.b. fânî dünyânın dışında olan âlem. âlemâne (a. dünyâyı süsleyen. âlem-i mevâlid" de derler]. alem'den) has isimle ilgili. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı.) insanoğluna ya-kışırcasına. 2. alem-dârî (a.b.s. bütün âleme yayılan. âlemî (a. (bkz: sancak-dâr). âlem-i kitmân saklı âlem. alem-efrahte (a.b.f.f. âlem-gîr (a. eğlence. âlem-i âb âlem-i âhiret âlem-i berzah âlem-i berîn âlem-i ceberût . (bkz: mânend.b. âlem-i esbâb madde âlemi.içki âlemi.c. öteki dünyâ. dünyâyı zapteden. 3. âlem-i ervâh ruhlar âlemi.b. âlem-i nâsût.s. siyâset dünyâsı.i. rüya âlemi. öteki dünyâ. âlem-i misâl uyku. c. âlem'den. fânî dünyâ. âlem-i anâsır. âlem-i gayb görünmez âlem.) bayraktarlık.) iki âlem.) dünyâya ait.s. alem-dâr (a. âlem-i eflâk ü encüm. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem. âlem-ârâ (a. âlem'in c. âlem-i kevn varlık âlemi.f. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir. bu dünyâ.) 1. dünyevî. âlemeyn (a. [Buna "âlem-i mülk. 2.) âleme mensup olanlar.s. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı. lüzum. en yüksek âlem. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. âlem-i hâb uyku âlemi.s. avalim). âlemi-yâne (a. âlem-i şems Güneş ve peykleri.) dünyâlar. insanlar. içkili eğlence. âlemiyân (alemî'nin c.f. âlem-i ulvî ruhlar âlemi. âlem-efrûz (a.s. âlem-i fânî fânî âlem.) cihanı tutan. meç.

avadanlık. peki. siper.) alevden fırlayan.e.s.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde.) arası kesilmeksizin. dessiccateur.zf.f. (a. kurutaç.f. (t.) karşı. (a.) alevlenen. saldıran asker. (a. (a.i. (a. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse. (a.c. 2.) seherleyin.zf. (a.i. (a.zf.) aşağı yukarı. gizli olmayan.âlem'in c.s.c.t. (a. zf.f. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi.) onun üzerine.f. (a. şey]. (a. (bkz: cihân-şümûl). (bkz: edevat). parlayan.i.s.) alevlenen. (bkz: alâniyeten).zf. seher vakti.)hususî olarak.) rağmen.s.f. (a. fr. (a.b. (a. (a. s.) aşikâr.zf.) sırasıyla.) "baş ve göz üstüne" başüstüne. meydanda olma.c. (a.b.) cihanı yakan.f. göz önünde. kızılbaş.b. makine. (a. karşıt.b.b. (a. birbiri ardınca.) dünyâlar.b. mikrofon.) senin üzerine. kararlamadan.) onun üzerine olsun.) gözönünde olma. (a. (a.zf. 3.) sabahleyin. (a. uzun uzadıya. (a. (t. (a. istihkâm. (a. (a.s.e.s.) dünyâyı parlatan. aydınlatan. besbelli. aleyhimâ aleyh-is-selâm aleyke (a.s.zf. (t.zf.) dünyâyı gösteren. gün doğmadan evvel. en çok.) alenî. zıt. açık.zf.s.f.f. (a. (a. (a. (a.) âlemi süsleyen.b.c. (t. bir boyda.s.) âlemin sığınacağı yer.) alevlenmiş.c.i.f.) 1.s.f.) açık.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz. (a.b.b.) mufassal olarak.f.s. açık artırma. 2. .i.âlemli âlem-nümâ âlem-penâh âlem-pesend âlem-pîrâ âlem-sûz âlem-şümûl âlem-tâb Âlemûn alen alenen âleng alenî aleniyye Müzâyede-i aleniyye Müzâkere-i aleniyye aleniyyet ale-r-rağm ale-r-re'si ve-l-ayn ale-s-sabah ale-s-seher ale-s-seviyye âlet âlet-i musavvat âlet-i tecfîf ale-t-tafsîl ale-t-tahkik ale-t-tevâlî ale-t-tahmîn ale-t-tahsis ale-t-tertîb alevgîr alev-hîz Alevî alev-keş alev-rîz aley aleyh aleyhâ aleyh-dâr aleyhi aleyh-il-la'ne aleyhim. aygıt. (a.) cihanı saran.e. erkenden. (a.b. açıktan açığa. (bkz: âlemin. bir düzen üzere.zf. (bkz.s.i.) açıkça. vâsıta.b. açık müzâkere.) 1. âlât) 1. (a.f. (bkz: alâniyet).i. muhakkak).b. 2.) karşı. (f.i.) 1. göz önünde.s.b. fız. (a. avalim).) muhakkak surette. (a-i.zf.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz. hele.) herkesin beğendiği [yer.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli. arka arkaya. 2. müsavat üzere.

okullar. alîn (a. ("gu" uzun okunur.) yüksek rütbeli.) (bkz: civân-merd-âne). meşhur. âlî. âlî-güher (a. bilgin. âlî-himmet (a. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. f. mabut. ilm'den) çok bilen.it. sakat.) himmeti yüksek olan. alî (a. âletle ilgili.s. 2.b.s.b. âlî tebâr (a. [ikincisi] kadın adı.s.b.].(a. cömert. allık. 3. âlim'in c. pusarık.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve amcazadesi.) âlime yakışacak surette.) 1. âlim-âne (a. alîk-üd-devâb yem torbası. hasta.) yem torbası. meşhur bir çeşit lâle. ıztırap çeken. âliye (a. yemin edici.) bir şeyin en yukarısı.f. 2. 2.b.) âlimler.) âlete mensup. 2 . âliyye (a.b.s.) sizin üzerinize. çok kıymetli.e. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün.b.b. ulüvv'den) 1.f. âlim (a. âlih (a. âlim (a.s.zf. ulu. Aleyküm aleynâ âlgûn âlgune . âlî.i. şerefli. ulemâ') çok okumuş. âlim-ül-guyûb (a. meşhur bir çeşit lâle. c. eden.s. tepesi. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir. büyük.b.) 1.) hayvana bir defada verilen yem.b.) Allah. alîl (a.s. âlî-makam (a. tanrılar.) al renginde. Âliye (a. âlî-şân (a. 2.f.s.) 1. alîk (a.) makamı yüksek.i. âlihât) tapınılan şey.c.) yüksek. çok takdir edilen.) bahtı yüksek. âlih'in c. âliye (a. âlihât (a.b.f. âlî-cenâb-âne (a. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir]. koyu ve parlak pembe. ilâh'ın c. şan ve şerefi büyük olan.s. âlihe (a. (a. âlete mensup. âlî-baht (a. kör. âlî-mekân (a. i.h. (f-s. kederli. yüce. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen.b. necip.s. 2.i.f.zf.) alenî.s. alîf (a. âlih (a.i. haysiyetli kimse. 2.f. 2.s. aliyy (a. âlî-cenâb (a. (bkz. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler. ilm'den.i. dördüncü halîfe. âlî kadr (a.s. âlim-ül-gayb (a. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim.i.s. çok talihli. serap.f. mabutlar. alîm (a. âlî-fıtrat (a. âlimân (a. [birincisi] erkek.i.s. illet'den) l. yüksek kıymette olan.) soyu yüksek ve temiz olan. alimallah (a. [Allah'ın sıfatlanndandır. âlî-câh (a.b. derecesi yüksek olan. çok saygıdeğer. ünlü.it.s. (bkz: a'mâ).) Allah.) hafif mizaçlı.s.e.zf.) elemli.) ilâhlar.s.) Allah bilir ki.) tapınılan şeyler.) yüksek yara dılışta olan.b.) mayası yüce olan.) 1. âlet'den) 1. i. râzık-ül-verâ).s. Tanrı.s.i.s. bilginler.i.) yeri.) bizim üzerimize olsun.

2. [Allâm. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir.f. Zerd-âlû [canerik] zerdali. 1) tasdik işareti. . allak (o.c. âm (a. meç. alyâ (a.) acı hıyar. (a.) nazlanarak göz ucu ile bakan.) kıç atma. s. tuğla fırını. âlûsî (f. allâm. s. âlûde (f.i. Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim.s. 2. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir]. en üstün.b. a'vâm) sene. âlufte-gân) 1. suçlular. bilgisizlik. iffetsiz.s. Halik. âlüfte-gân (f. 2. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur. 2.i. görmezlik.) sakızcı. erik. acılık. [Hrisriyanlann "Pederoğul-Ruhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir].c. âlüğde (f.s.i. ermişler.) 1. (bkz: aşüfte).b. en a'lâ.s.i.) şiddetle saldıran.) en yüce. şeftali. âlûde-gî (f.i.i. veliyy-ullahlar. âlûde'nin c. Allâhî (a.i. ahşkan. a'mâ (a. câhil. Allah'ın sıfatıdır]. 2) yemin. allame (a. Hûda). amâ (a. âlüfte (f. âlûde-dâmânî. [Farsça "âlîzîden" mastarından].) Tanrı. bulaşıklık.Ulûm-ı âliyye aliyy-ül-a'lâ âlîz âlîzende alkam alkame Allah Allah-Muhammed-Alî teknik bilgiler. âlûde-dâmen (f.i. sözünde durmaz. (a.s.) 1. âlüfte'nin c. çifte. saldırıcı. 2. ilm'den) çok bilgin.i.i.s. manevî körlük. âm-ı mukabil gelecek sene. Allah adamları. yükseklik. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].) Allah adamları. âm-ı kâbil.) 1. 2. önümüzdeki yıl.) en iyi. iffetsiz [kadın].i.) Allâhîler. Rabb.) can eriği.) 1. garkolmuş.c. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan.c.) günahkârlık.) 1. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan.i. âm-ül-fîl (a. acı hıyar. (f. 2.i.s.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma. Allâhiyân) Allah adamı. (bkz.s. yücelerin yücesi. bulaşık. âlû-bâlû (f. (a.) 1.) 1.) fil yılı. bulaşmışlar. âlûde-gân) bulaşmış.c.i. âlû-gürde (f.i.b. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen. (f.Allâhî'nin c. (a.i.) namussuz kadınlar.) 1. gök.b. dalmış. Allâhiyân (a-i. allâk (a.zf. âlûs (f.) çifteli [at]. Allâhân (a.i. yıl. âlû-yi Buhârâ 1. tüylü erik.zf. âlû (f. kör. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. 2. yüksek yer. ulüfün c. (bkz.s. âlûde-dâmenî (f. körlük.i. Allah. namussuz kadın.i. fahişe. veliyy-ullah). ulufe).b. dönek. âlûde-gân (f. yağmur bulutlan. alûfe (a. Türkistan eriği. alışık. kendisine güvenilmesi caiz olmayan [kimse].) eteği bulaşık. bulaşıklar.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır]. 2. acı tat. âl-ül-âl (a.) vişne. âlûde-dâmân. âlûd.

istekler. âhen-i gâv). hazırlık. niyet. (bkz: kasden).i.) isteyerek ve bilerek. mat. inceleme. (f. yer derinlikleri.) 1. âmâh). (f. psik. işlev yitimi.âmâc âmâc-gâh. (bkz: imaret). ömr'ün c. (a.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim. metalürji.) sarıklar. (a. yaşlar.i. mat.i. 2. 3. zahmetli işler. çarpma. (a.i.i.i. 2.) divit.s. ıstıraplı. geldi-gitti.) ummalar. edi yitimi. – (f.i.i. (a. hazırcevap [kimse]. geliş-gidiş. imâme'nin c.) âmâdelik. amâyir amâir-i hayriyye âmâk a'mâk a'mâk-ı zemîn amâkat a'mâl a'mâl-i erbaa a'mâl-i hasene a'mâl-i mürekkebe a'mâl-ül-ma'den a'mâl-i şakka âmâl âmâl-i kavm âmâl-i ma'sûmâne Amalika a'mâm amân.) 1. hayatlar. (bkz: umk). (f.) 1.i. imâret'in c. karışık işlem. nişan atılacak yer.b. varıp-gelme.fr. ümitler. garip şeyler. hazırlanmış. hoşa gidecek tuhaf. apraksi. (f.t. (a. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar. say man.s.i. bölme]. . 1. (a. b. (f.i. ma'sumcasına emeller. yazı hokkası.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse.) kast. (f. 4. hesap.b. (a. (bkz: âhen-i cüft. geliş.i. amel'in c. (a.i. korkusuzluk. sinler.) derinlikler. eziyetli. âmâre âmâre-gîr amâs -âmây a'mâ-yı elvân a'mâ-ül-eşkâl amd amden âme âmed âmed ü reft âmed ü şüd âmedci âmede-gû âmeden-gâh (f.i. hayır müesseseleri.i.i. (f.j-I (f.) amcalar.i. emân amân-nâme a'mâr âmâr.h.) işler. (bkz. karında su birikme hastalığı. (f.) dolduran. nişan tahtası. (a. eminlik. baş zırhlan. güzel işler.) derinlik. 2. (a. dört işlem. umk'un c.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık. 2.i.b.) muhasebeci.zf. bayındırlıklar. (f. (f. emel'in c.) göz pınarları. [toplama. kavmin emelleri.i.) nişan yeri. bağış.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi.) gelme.i. renk körlüğü.b. (a. yaşayışlar. dilekler. yaşanılan müddetler.) herkesin girebildiği umûmî yer.i. hedef. amm'ın c. çıkarma.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı. şiş (bkz: âmâs). operation composee. mathematique. âmâc-geh âmâde âmâde-gî âmâh amâim amâir. bağışlama. (bkz: şüd). (a. maak ve mauk'un c. geliş-gidiş. saban demiri. geldi -gitti.s. psik. 3. (f.) 1. (f.i.) 1. akromatopsi. (a.) kabarcık. başa sarılan şeyler. fr. 2. ma'mûreler.i.) hazır. süsleyen. karar. (a.f.i.

amûd'un c. iki bacak. şaşakalmış.) 1.s. yılda.) fiilen.b. c. (bkz: âmîze). (a. (bkz: âmenna).) Kur'an'da.) inandık. âmihe]. (a.s.s. (a. (bkz: fiil). 2.i. tecrübeler. elemansal iş. 2. (a. (a.i. (f.f. 2.) direkler. (a.) işçi.. amel'den. âmîge âmîgî âmih âmîhte âmîhte-gî âmîje amîk Bahr-i amîk Fikr-i amîk âmil âmil âmile âmiletân amîm (f.i.) çok veya en emin. (a. içsürmesi. karışık.) iş yapmaktan kalmış. isteyen.s.cü. derin deniz. ayak. geliş. iş göremez durumda olan. [yapma kelimedir].f. avâmil) bacak. 2.f.i. (a. ırgat. amel'den. fr. umûm'dan) umûma ait. katkılı. hakikat.) karışmış. iki ayak.) hakikî [mecazî karşılığı]. karışmış. pratik. (a. operasyon.tar. (f. (a. işleyen.i. vâlî. (a. (f. âmil'in c.s. i. 2. önder. (f. 4.) uzun ömürlü. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî.i.zf.s.b. sebep.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz. vergi tahsiline me'mur kimse. başlıca nokta.) Diyarbakır'ın eski adı. umûmî.zf. (a.b. meç.s.s.cü. bir işi yapan. karışık olan. 2. diyecek yok!" anlamına gelir.i. travail elementaire.b. 3. derin düşünce. (f.) 1.) emeli olan. çiftleşme.b. 3. i. kim. 3. avâmil).) işleme suretiyle.s. çalışarak. işleyerek. (a. komutan. (a. (a. inandık ve tasdik ettik.i.) 1. güvenilir.) 1. (a. .s.) vergi tahsildarı. leyleklerin gelmesi.s. aşk hastası. (a. (bkz : amiyy).s.) 1. şâir. (a. şef. zayıf gözlülük.s.senevî.h. (a.i.b. (a.umk'dan) derin.) (bkz: âmed ü şüd). (f. niyet. berat. 4. (a.) şaşkın. karışık. mütesellim.) 1. 1. pek yaşlı. gözü zayıf olma. işleyerek yapılan şeyler. ergographe. sürgün.s. mütevelli. gelen.) işyazar. 2.f. (a. genel. [müen.s. diyecek yok.s. (bkz. (bkz: âmedci). (f.s.). 3.) yetki belgesi.âmedenî âmeden-i laklak âmedî âmediyye âmed-şüd amel amel-dâr amele amelehu amelen amelî amel-i cüz'î ameliyyât ameliyyât-hâne ameliyye amel-mânde amel-nâme amel-nüvîs âmen âmennâ âmennâ ve saddaknâ âmentü a'mer ameş Âmî amîd Âmid a'mide âmîg. (f. yaygın.. amelî)." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık.) karışmış olma. (a. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi.f. (a.i.i. c. amele. (a. yıllık. (a. 2. mahlut.) 1.s.s.) gümrük vergisi. fr.i. meydana getiren. iş. kolonlar.) hastaların ameliyat yapıldığı yer. çok hasta.i. 2. sütunlar.) 1.

3. kır sakallı olma. emin olarak. (a. bayağı.) kır saçlı. (bkz: âmîje').i. mâmur eden.. (a. o kadar ki. (f. îmâr olunmuş. buyuran.s.s.f. çokluk bildirir Amma yaptın ha.s. (a.) bundan sonra.yi içine alan. devlete ait.zf. yâ Rab duamızı kabul eyle! [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören.c.) saçı sakalı kırlaşmış adam. âmin-hân'ın c.) umûmi. emn'den) gönlü emin.c. kalbinde korku olmayan. (a.. bağışlayan.b. "âmire"]. (a. herkese ait. (a.) görmeyerek. . (a.s. (a. (a. 2. öyle ki. bağışlama. âmin diyenler. affeden.) hala. genel olarak. (a.i. ammât) amca.s.amîm-ül-ihsân âmîn âmin alayı âmin Âmine âminen âmîn-hân âmîn-hânân amir âmir âmir âmir-i mücbir âmir-i i'tâ âmir-âne âmiriyyet âmirziş âmirz-kâr âmiyâne âmiyy amiyyâ -âmîz âmîze âmîze-mu[y] âmîze-mûyî âmîz-gâr âmîziş amm âmm ammâ ammâ ba'dü ammâl ammâr ammât âmme.b.) amirlik. 2. âmin diyen. ancak.b.i. (a. âmir olana yakışacak surette. 2. emrederek. ama.s. şenlendiren. 2.) yaraşan.h. (f.) .s.).) öyle olsun. (a.s.s. resmî.. bağışı umûmî olan.) 1.) âminciler.s. (bkz: salimen). âmîn-hâ-nân).) geçiniş.i. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs.i.) âmircesine. affetme.zf. fakat.) umûma mahsus olan. eko.i. tanrı bağışı. amın'ın c.c.i. korkusuzca. [bkz.f.s. (a.i. (a. 2.i.) 1. umûm'dan) umûmî.s. (a. huk. 2.s.) amcalar. (a. bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse. şâmil]. (bkz: ammâr). buyuruculuk. uygun. (a. Muhammed'in annesi. (a.) Ankara şehri. (a. (a.) 1. (a. şu kadar ki. karışmış.) avama mahsus.s. s. (a.) Hz.) adîce. (a. Amma sıkıntı çektik ha.zf. (bkz: âmir). âminci.zf.f.le karışık. avamca.s. (a.. umrân'dan) 1.zf. ammete âmme âmmeten âmmî Ammûriyye ihsanı. (f.i. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse.) 1.b. [müen. bayındırlaştıran. (f. (a. esenlikle. (f.zf.b. emreden. (f. (f. uysallık.f. bir memurun vazife bakımından büyüğü. (bkz: âmm). affeden.) karışık.s.e. bayırdır. ümerâ) 1. lâkin. düşünmeyerek. genel. (bkz: âmürziş). (bkz: imtizaç). emn'den) sağlıkla. 3. mahlut. 2. . bahşişi. emr'den c. ammî.n. (a. (f. devlet idare adamları.) mamureden.) 1. gelelim maksadımıza. yapıcılar. Tanrı.

muallim. ammeyyâ. nurdan sütün. ortak. âmürzâ (f.b.i. (bkz: afi. minhâ şundan bundan. 2.i. günâhları affeden Tann. 2. çok geçmeden. an-küm sizden.amû amûd amûd-i fekarî amûd-i nûrânî âmûde amûden amûdî âmûg âmûhte âmûhte-gân âmûhte-gân-ı ezel amûl (a. ânât. âmût (f. 3.) 1. 2. uzun boylu [adam].) bilen. an-cehlin bilmeyerek.) affeden. kıymet. bel kemiği. âmûz-gârî (f. (f. (bkz: âmm). öğretme. düşünmeyerek ımiyyâ.s. öğrenme.) affeden.b.) hocalık.) 1. kader.i. anhüm onlardan. âmürz.) öğreticilik. âmirziş). menfaat.i.i. sütün. öğrenmiş. dizi. ân (f. kaimen). fayda.i. anh ondan (müzekker). amyâ (a.vakar.i. kendisi yokken. öğretmenlik. âmûzende (f. pek az bir zaman.zf) görmeyerek. Ammiyâ (a.zf) görmeyerek.) yukarıdan aşağı.b. evân) lâhza. kuma. bağışlayan. meyva. an-asl aslından.) öğretmenler. muallimlik. (bkz: afi. an-samîm-il-kalb can ve gönülden.) âmürzende (f. öğrenmiş.i.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri.s. öğretmenlik mesleği. âmûzî (f. çalışkan.) affeden.) 1. Edeb-âmûz edep öğreten.i.zf. (bkz.s. düşünmeyerek. amel'den) 1.i. anhâ. ummiyyâ (a. anhâ ondan (müennes).e. düşünmeyerek an (a. güzellik cazibesi. anan) şu. 2.) dizilmiş. şöyle böyle ederek. *dikey. an-karîb yakından. öz yürekten. 2. (bkz: bi-l-iltizam). -âmûz (f. 4.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası.) okumuş. afüvv. bu.i.i.i. 5.) amca. (f. düşünmeyerek ımyâ (a. zahire.i. c. az bir pay.) affeden. an-kümâ ikinizden. an-kasdin bile bile. boyuna. yavaş yavaş. çok çalışan. öğreten. (f.b. âmûsnî (f.zf) görmeyerek. bilmezlikle. âmürziş (f. öğretim. 2.s. s.) dik olarak. (f. öğrenci. âmürg (f. 2.i. bağışlayan.) 1. hülâsa. (a. direk. (f.s. . nebîler ve velîler.s.) -dan ve -den. asıl. yukarıdan aşağı dik inen çizgi. anhümâ o ikiden.i.) öğretici. ân-be-ân gittikçe. öğretmen.zf) görmeyerek.i.c. öğretmen.) 1. âmûziş (f. (a. kalifiye işçi. âmürz-gâr (f. işçi. (a. (a. alım. dikey olarak. bir miktar. ân (a. an-il-gıyab arkadan. âmûz-gâr (f.s.) l. şu bu ve öteberi. iyi.

i. (a. zamanlar.zf.i.i. anber-nisâr). (a.) 1. yayla çiçeği. 2.i. bot.) gitgide. (a. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat.i. an'anât) 1. 2. gelenek. 1.) bülbüller. an'ane'nin c. muvaffakiyetsizlik. (f. fr. (a. rakı. bir bulut.s.i. sıfat edatı.i. (a. cemi. (a. (a. (a.s.i. fr. insanın toprak.ân-ı vâhid -ân Şâh-an Zen-ân Hiras-ân Gûy-an anâ' ânâ' anâ-ül-leyl a'nâ' a'nâb anâdil ânâf anâfet ânak a'nâk a'nâk anâkat anâkib ânân anân a'nân an'anât anâne an'ane anânet an'anevî an'aneviyye anâsır anâsır-ı erbaa anâsır-ı hisâbiyye an-asl ânât ân-be-ân anber anber-bâr anber-bu[y] anber-efşân anberî. (a.b. unsur'un c. kül renginde bir madde. (f.e. (a. 3. meç. ineb'in c. bir an. iri taneli Hint pirinci. taraflar. andelîb'in c. güzel kokulu bir ilaç.) gece yarısı vakitleri. çoğul edatı.) anber kokulu. (a.) 1. (a.i. enf in c. ân'ın c.) boynu uzun [adam]. 2. 3. . traditionalisme.b. korkak. en zarif. impuissance. (a.c. güzel koku saçan.) 1. (a. kadınlar.) rivayetler. (a. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam.) bulutlar.i. (dört unsur) 1) ateş. inv'in c. (a. (a. gittikçe. 3.) onlar. 2) XV. 2. kelimeyi zarf yapar. 2.i. rüzgârla kalkan toz bulutu.). meşakkat.) ümîdi boşa çıkma.) yaş ve taze üzümler. 2. muz.) zahmet. ân'ın c.nuanccs.b. gece yanlan.) aslından.b. pek kısa bir süre. geleneksel.) örümcekler. anberîn anberiyye pek az.) gelenekçilik. gerdanlar.f. 3.f. (a. su.) nahiyeler. (a. anber saçan.zf. (a. güçlük.) sertlik. tafsîlât.) an'ane ile. (a. anâne'nin c.) çok zarif.) burunlar. f.z. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak.s. rivayet. (a.i. su. toprak. söyleyerek. yapışkan ve miskgibi kokan.s. 2. başansızlık. ankebût'un c.i.s.) 1.) elemanlar. (f. öğeler.b. fr.b. hava.i.i.i. [insanda]. aslında.f.s.i.) anber yağdıran. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. şahlar.) . ufuklar. vakit ilerledikçe. kabalık. yaprak saplan. (a. gelenekle ilgili.s. unk'un c. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri. (bkz. ânî'nin c.s.) anlar. mat. güzel koku. boyunlar.) cinsî muamelede iktidarsızlık. güzellerin saçı. ağacın ucu.i. (a. (a. (a. gelenekler.) anber kokulu. güçsüzlük.i. (a.) 1.s. (a. (a.

kemâle ermiş.c. unfdan) 1.i. i.) anber kokan. 5.f. (a.s.) bir an içinde. alçak gönüllü. ihtiyar kız.zf. e.) cana yakın kız ve kadın. cedî (keçi) burcundaki v.s.) demincek.) kaplar.s. (a.s.zf.s. (f. 3.) yâni. (a. yıldızları. Fakirane. gece. (a. kasık.zf. kaba muamele eden.i. ismi zarf yapan bir ek Fakir. dişi ve yabani eşek.e.zf. 3. ondan sonra. (a.) ondan [müen. sıkı bağlı şey. şöyle böyle ederek. i. inatçı [kimse]. (a.) hek. 2. (a. 3.zf.) büyük burunlu [adam]. 5.s. (f. [müen. (a.s. şu bu.i. biraz evvel. ânât. derhal. unât) 1. inâd'dan) çok inatçı (a.f. Tıfl. (a. (bkz.) pek yakında geçen. anat. köle. işçi.) onlardan. (a. garip [Şey].) den. 4. bilmezlikle. . 2.i. (a. evânî).zf. (a. (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. (a.i. hezârân). bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka.b. fasılasız.) güzel. muztarip. bildirilen.zf. (bkz.c. (a. s.) olmuş. hemencecik. anber-efşân). büyük ve şişman [deve].i. (a.) sıfatı.) bir anda. zarif. 2. mütevâzi. (a. güzellerin benleri ve zülüfleri.) 1. s. inâ'nın c.) o ikiden.f. (a. (a. i.) anber gibi.) çok inatçılar. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler]. n.i. anhâ]. 6.s.zf. biraz evvel bildirilen. 2. sürekli. tahsildar. hemen. ı. anadil) bülbül. (a.) bilmeyerek. ihtiyar bekâr.) gençlik çağının başlangıcı. s.) yakından. (a. sert. (a. şiddetli.b.c.s.b. (bkz: hezâr).anber-nisâr anber-sirişt anber-şemîm anber-ter an-cehlin andelîb andelîb-ân andem âne -âne a'neb anede Anele ânen ânen fe-ânen ângâh. yabani eşek sürüsü.) . 7. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi. 4.zf. 2. demincek beyân olunan. i.) ense. kasık kılı. (a. 1. meşgul.s. (a. 6. (bkz. aniye]. ângeh anh anhâ minhâ an-hüm an-hümâ ânî ânî anî Esmâr-ı âniye a'nî Ânid Anîd anîf ânif ânif-ül-beyân ânif-üz-zikr ânife Ânifen anîk anîk ânîn Ânis Ânîse ânise âniye anîz an-karîb anber saçan. (a.f.) ıztıraplı. (a. çok geçmeden.) bülbüller.zf. tuhaf.) şundan bundan. (a. kaçaklar. v. (a. yukarıda.) o vakit. 2.s. olmuş meyvalar. (a.) inat eden. (a. (a.c.f.) 1. meç. öteberi. muztarip.) devamlı.i.s. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine.s. 2.e. (a. o anda.i.b.s. koyulaşmış.) 1. (a. müfettiş.b. (a. Tıflâne gibi.b.i. (f.zf.

öz yürekten. (a. cismi olmayan bir kuş. a'rab veya urban ve urub) Irak. (bkz: anîd).i.s.i.) "oylar. (a. (bkz. . ("ka" uzun okunur. anâkib) örümcek. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad. kahren). ismi olup cismi olmayan nesne. 3. (a. Zümrüdüanka kuşunun bir adı. Arab'ın c. re'y'in c.) örümcek.i. (a. hileler. (bkz: sîmurg). [Anadolu'ya işarettir. kuvvet. 2.) utanma. mıntaka. çıplaklık.zf. dekler. (a.b.i. a. (a. (f. (a. (a. Ceziret-ül-Arab. utanmaz. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı.) 1. (a. (a.i. inâd'dan) inatçı.) 1. 2. (a.) zorlama.i. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.) "mim'den geldi" aşk. fr. tar. (a. hacetler. 5.) örümcekler.cü. (bkz: arat2).) isyancı.i.cü.) nakit para olarak. (a. (a. zorluk.) 1. (a. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.i.f.) ikinizden.i.) tar.) üzümcü. zekâlar.i. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti].zf. kavgacı. (a. 3. zümrüdüanka kuşu.f. Dil-ârâ.) örümcekimsi.i. (bkz: bi-1-iltizam).c. . örümceksi.i. utanma ve namus. (bkz: bi-âr). (a. (a. . güçlük. tar. -arachnides. (a.) "ti 'dan geldi" aşk.). (a.zf.s. tas. ismi olup.an-karîb-iz-zamân an-kasdin anka' anka-yı lâ mekân anka-yı mağrib ankebût ankebûtî ankebûtiyye ankût an-küm an-kümâ an mim âmed an tı âmed annâb an-nakdin an-samîm an-samim-il-kalb anûd anûn anve anveten anye an zeâmet âr âr-sız ar ü nâmus arâ' ârâ' ârâ-yi umûmiyye -ârâ Arab ârâb A'râb yakın vakitten. Şam. 2. bezeyen. çıplak arazi.b.) süsleyen. cebren.) çöl Arapları.s.) içinden.].zf.s. [Rumeli'ye işarettir].c. oyunlar. zor. (a. Hicaz. özünden.zf.zf. 4.i. geniş.) bile bile. (a.) sizden. ireb ve irbe'nin c. bölge. (a.i. (a. akıllar. Meclis-ârâ. (a. komşuluk. *genel oylar. Allah.) can ve gönülden.) meşakkat. avlu.zf.

2.b.) rakı içen. (a. .s.b. Arapça. itiyatlar.i. arabiyyet'in c.) terli. (a.i.s. (a. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik). neva perdesinde kalır. çok) ince.c. pek.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah.s.) Arap ülkesi.) Arapça ile ilgili olan [ilim.f. 2.) rakı.) âdetler. mi bakıyye bemolü.) a'raftakiler.i.f.i. adı XIX.) muz. (a. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil.i. (a. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto.) 1. Arap edebiyatı. (a. ter.i. sırt.) kavuk altına giyilen takke.s. muz.b. tepe. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba. cennet ile cehennem arasındaki bir yer. arîza'nın c.i. eârîb) çölde yaşayan Arap.b. usuller. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları. (f. 2.b.) arz olunan hususlar. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. kitap.) gelinler.b.) (daha. (a. (a. 2.f. (a. ter içinde kalmış. küçükten büyüğe yazılan yazılar.f.) 1. (a. arefe'nin c. (a.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir.c. arûs'un c.arabân arabân-bûselik arabân-ı cedîd arabân-kürdî arabân-nigâr arâbe arabî a'râbî Arabistan arabiyyât arabiyye arabiyyet ârâd a'raf Arafât a'râfiyân Arâis arâiz a'râk a'râk arak arak-çîn arak-dâr arakıyye arakî arakk arak-nâk arak-nûş (a. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı.) tere mensup. arabât) 1. (a. 3.) l.Arapların yaşadığı memleket. duht-i rez. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir. rakı.c. lâ-dügâh perdesinde durur.i.f. fikir).i. (bkz: bâdiye-nişîn).i. en. Arap kavmine mensup. örfün c. duhter-i rez). (a. (a. (a. açık saçık konuşma. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur. (a.i. muz. arabiyyât) Araplarla ilgili. (a.) kökler. (a.i. (a.i. 2.b.) muz. fa bakıyye diyezi ile donanır. (a.s. damarlar. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam. yy.f. (bkz: bint-ül--ineb.) terlemiş. Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır. ırk'ın c.i. terle ilgili.i.) Arap edebiyatı.s. (a. (a. (a. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi.i.s.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile.i. muz. Arap dili. (a. başında yazılmış bir dergide geçen makam.i.i.

i. çatılar.s. (a.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. (a. 2. meç. yerleşen.) 1. direkler. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet.b. gönül rahatı. tesadüf. (f.i. (f. . bölge. dikenli ardıç ağacı. 3. 1630 yılında istanbul'da ölmüştür. (a. (f. çölde mahsus konulan nişan. güzeldeki boy bos. (bkz: ârem-gâh). karar kılma.) oturan.s.i. hastalık alâmetleri. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir. 2. (bkz: ara3). (bkz: ârâmrübâ).i. bozan. a'râz) 1. ırza geçmeler. 2. felâketler. 2. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir. 2) sevgili.dinlendirici.b.) rahat ve huzuru bozan. rahatlık.i. 2.i.) süsleyicilik.) 1. şiddetli hal ve iş. ârâm-geh ârâm-gâh-ı ebedî ârâm-gâr ârâm-güzîn ârâmî ârâmî ârâmîde ârâmiş aramram ârâm-rübâ ârâm-sâz ârâm-sûz ârân ar'ar a'râs aras a'râs arasât ârâste ârâste-gi a'râş arât ârâyende ârâyî ârâyîş araz a'râz a'râz Hetk-i a'râz (a.i. 2. (f. Bir dîvânı vardır.) 1. dinlendiren. oturan.i.) düzen verici. rahatsızlık veren.) dinlenme. 4. dinlenme yeri.) 1. S.zf.i.i. 2. 4. (bkz: âreste). (a. (a.) sahrada.) l pek çok asker. (bkz: ârmiş). süs-leyici.s. düğünler. istirahat etme.arak-rîz ârâm ârâm ârâm-ı cân ârâm-ı dil ârâm-bahş ârâm-cû ârâm-cûyâne ârâm-cûyî ârâm-gâh.c. 3.) aram verici.) dinlenen. 1) gönül rahatı. 3. dağ servisi. ziynet. sevilen güzel.b. [arâmîden mastarından]. (f.i.i. süslenmiş. (f. (f. rahat olan.) 1.) nikâh törenleri.) arâstelik. (a.i. (bkz: ârâm-sûz).i.i. süsleniş. 2.) dinlenmek isteyene yakışacak surette. yerleşme. avlu. (a. rahatta ve sükûn halinde bulunan.) 1.i.) dinlenen. terleyen.s. süsleme.) dinleniş. kazalar.b.) rahat yaşayan [adam].) arsalar.s. (bkz: âre-mîde). felâket. (bkz: aremrem).) dinlenilecek yer.b. (a.b. süslülük. 3. namuslar.) rahat kaçıran. huzur. (f. eğlenme. kaza.f. süsleyiş. dinlenme. (f. rahat.) ter döken. (f. (urs'un c.b. işaretler.) ırzlar.) ise de "mahşer yeri. sevilen güzel. alâmetler. damlar. kendi kendine vücut bulamayıp. (f.h. ırz'ın c.b. (f. (f.i. mekân. istemeklik. (a. işaret.c. (a. (f.s.) dirsek.) 1. 3.s. dinlenme. (f. süs. araz'ın c.) 1. arş'ın c. (f.s. Ârâmca [semitik dillerden]. (f.i. mıntaka.s.i. boş topraklar. irem'in c. tahtlar. fels.s.i.) bezenmiş. bezek.b. arsa'nın c. (bkz: mirfak). bitkinlik. (a. (f. (f. (f. tesadüfler.i. (f.b. dinlenmek isteyen. (ırs'ın c. 2. durma. pavyonlar.) aram arayan.) evliler. alâmet. yer. (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. 2.s. (a-i-) yorgunluk.

III. arazbâr-pûselik (a. topraklar. arâzî-i mahmiyye huk. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler.) genişlik.i. yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî.zf. 2. Makam. beşlinin son sesi olan mi. arâzî-i emîriyye huk. (a. arâzî-i hâliyye boş.(a. bu arıza. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. arazan arazât arazbâr .i. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk. arz'ın c. mer'a.f. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler.b. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. arâzet (a. iklimler. 1. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. kışlak. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk.b. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. arazbâr-zemzem muz. çayır. [tarla. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. harap. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak. yol. arâzî-i haraciyye huk. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir. Arazbâr-pûselik. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam. dörtlünün bir arızası yoktur. sahipsiz topraklar.) tesadüfen. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir.f. bekar işareti ile değiştirilir.) muz. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. fetholunan arazîyi ülüleınr. koru ve emsalini içine alır]. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır.i. arâzî-i mahlûle huk.i. yaylak. topraklar.) yerler. aynen arazbarda olduğu gibidir.) muz. (tersi arâzî-i âmire'dir]. 3 memleketler. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. arâzî (a.

fetih hakkının taallûk ettiği yerler. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller. patırdı. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. vakfo-lunmuş arazî. (bkz: cidal). kervansaraylar.i. [bunlar. arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı. kavgacı. [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi]. otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler.) hayır ve iyilikte bulunma. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır].b. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır]. çıplak tarla. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî.s. (bkz: arbede-kâr).s. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. arâzî-i öşriyye huk. timar toprağı. (bkz: arbede-sâz).f. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. arâzî-i meftûha . arâzî-i memlûke mülk. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. arbede-cû-yâne (a. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler. arâzî-i met-rûkeden sayılır]. arâzî-i müştereke huk.) ânzî. a'râzî (a. tesadüfi. vergiye tâbi olup. arbede-kâr (a.) kavga. arâzî-i selîhâ huk.) kavga çıkaran. şayian tasarruf olunan yer. ârâziş (f.) kavgacı.) kavga çıkaran. arâzî-i mevât huk. arâzî-i mübâreke Hicaz.f. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir].b. arbede-sâz (a.huk. arâzî-i mevkufe huk.s. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. pırnallık. i. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar. arâzî-i mektûme huk. arbede (a. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. arbede-cû (a. bırakılmış topraklar. yirmi beşte. beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. arâzî-i ukriyye huk.f. vakıf toprak. kavgacı. sadaka verme. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk.b.f. arâzî-i metrûke terkedilmiş. kıraç yerler.s. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. [kaideten. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer]. rastgele.zf. arâzî-i mürfaka huk. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî. (bkz: cidâl-cû).) kavga çıkarmaya yellenerek.

s. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir.) güzel koku. (a. (bkz: ârec. al yanak. bemol.i.s. un eleyici. tarz. gidiş. nevi.b. 5. deneyiş. ârenc). 2. 3. hâkim.s. (bkz: ârec.) topallık. (a.i.s.) dirsek. (a. zan-nolunur ki.i. un eleği. (f.) (daha. (f.) 1. 2. (f.) topal.s. 2. (a. pembe. müen. dînî bayramlardan bir evvelki gün. keder. gül renginde olan yanak. . engebe. aksaklık.) 1. (a. bekar işaretlerinin ortak adı. (a. en. yeleli. (bkz.i. (bkz: ârenç. tarz. anlayışlı ve bilgili. benzer. süzgü. aksak. (a.i. aksak.s. (f.i.f. âret). 4.) topal. 2.s.i. sırtlan. aksama.i.c. (a. (a. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez. buğday ve benzerlerinden öğütülen un. 2. .) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu. arz'dan) 1. tecrübe. ânzât ve avarız) 1.) dirsek. (bkz: leng). (a. i. rahat.) kalabalık ordu.) iki yanak. (a.).) topallık. topal. (a. sırtlan. tesadüfi vak'a. i.s. (a.) bir şey getiren [kimse].) uykusuzluk. bir önceki gün. "öyledir. hîle. (a. (bkz: âraste). 2. arec'in müen. (f.i. yanak. açıkgöz. (a. i.) dinlenen. aksak adamın yürümesi. bozukluk. (f. veya pek) akıllı.arbede-sâzî arec arecân arcâ arcele ârd ârd-bîz ârden ârdhâle ârdîn ardiyye ardtûle.s.i. (a. galiba.) ödünç alınan veya verilen şey.) imtihan.) topallık.-(daha.) 1. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır]. (bkz: aramram). kevgir.) süslenmiş. antrepo. (f. dağ.) 1. müen.) sürü. 2.b. bir notanın. (f. arife. (f.i. "a'raf") 1. mihnet. (f. (bkz: ârâm-gâh).i. (a.i. (a. (f.) 1. aksaklık. (f. muz. 3.i. 2. 2. vâlî. üslûp. 2. pek ma'ruf. i. 6. 3. 2. çok bilinen.) 1. (f. dert. renk. (bkz.) 1. (bkz: ardtûle.) kavgacılık.i. yol. gelen.i. ard-hâle). (f. pek.s.i.). usul. ödünç. çok) arif. tavır.) eşya saklanan yer. arddûle âre âreb ârec arec a'rec arecân a'ref arefe arekiyye a'rem ârem-gâh âremîde aremrem âren ârenc ârende âreng âreste âret arf arfâ argîş arık ârız ârız-ı gülgûn arıza ârızân.) benekli. çeşit. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk.i.i.c.i. 4. dirsek. âret).i. 4. (bkz: ârâmîde). dirsek [vücutta]. sakatlık.) 1.) zinâkâr [kadın]. arddûle).b. bezenmiş.) "bulamaç" denilen yemek. bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey. dubara. ve i.i. (a.i. (f.s. (a. (f. (a. ârızetân (a.i.) "bulamaç" denilen yemek.i. âret). alacalı [şey].i.i. ârenc.

zf.i. 2. urûc'dan) 1. ânz'dan) 1. (a. (a. (bkz.i.) ardıç ağacı. s. kin ve düşmanlık. 2.) 1.f. avarız) 1. (f. semiz. mefhum (kavram). bağış. (bkz. -sız.s. i. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir].) gerdek. arz'dan) geniş. marifeti Allah'a vâsıl olan. 2. (f. topluluk veya kimse. enli.) arifler. .s.i. aksak. (a.i.) mânâ (anlam). 2. ökçe siniri. 2. (a.i. avârî) ödünç. istirhâm-nâme). ters. iyilik.) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. lâtif. urefâ) 1. irfân'dan c. âdet olduğu üzere. eğrice.) .s. bilgililer. (bkz: âjig). uzun uzadıya. arifin müen. sundurma. (a. "ârice". 2. nefret. (f. armağan. belâ). gücenme. 3.i. (a.f.) 1.s. (a. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. noksan. dünyâ.). rastgele.s.i.b.ârızan ârızât ârızî ârî ârî ârî ârib âric arîf ârif ârif bi-llâh ârifân ârif-âne ârifîn ârife ârig ârim arim arîs Aristatâlîs âriş arîş ârişî âriyet âriyet-serây âriyeten âriyetî âriz âriz-i Lübnan arîz arîz arîz ve amîk arîz-ül-cism arîza ârizen arkan arkub arm. platheimintes.s.s. (a. (a.) 1.i. kafa tutma. (a.c.i. (a.h.i. çıplak.) manevî. (a. 2. topal. enli.i. 2. ârıza'nın c.i. (bkz: naam.i. 3. c. ânz'dan c. 3. geçici olarak.) uygunsuz.) ödünç.) evet. eğreti. arifin c. hür. ("ka" uzun okunur. müen. erkek adı. 3. örfene. çıkıp inen. (bkz.i. haset.s. 4. (bkz: takdime.) 1. 3. a. yassısolucanlar. avarız). yalan ve kötü söz. 2.) inatçı. 5. kabiliyetli.e. 2. 2. (a. kafa tutan.zf. kırılma.s. bilen. (a. but. bilgi sahibi. muvakkat. lâyık.s. (a. sonradan çıkan. irfân'dan) 1.i. geniş |şey]. (a. arif olana yakışacak surette. (a. ârifân). hoşa gitmez. eğreti olarak. ortaklaşa.) inatçılık.) Yunan feylesofu Aristo. tesadüfen. 1. meşhur. cömert.s.) 1. samandan yapılmış bir çeşit ev.zf.). (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna. e. velî. nâzik. (a.ool. (a. (a.). (a. (a.) terleme. fr. (f. mütevâzi.) ödünç. (a. irfan sahibi. avârif) 1. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse. arem (a. gelip geçici. (a. asma çardağı.s.c. (a. (a.s. kıskançlık. arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı. ârızan). 2. Lübnan servisi. (a. bilgili. çok tanınmış. y. eğreti. 3. eli-açık.zf.

i. arsa-i târih tarih alanı. arâis. taht.). 5. 2.i.s.s. s. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası.) geğirici. (bkz: ahter-bîn. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası. müteessif. 2. kızgın. ârûde (f. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası. arslânî (f. arasât) yer. ârmânî (f.i. (bkz: arş-ı a'lâ). şimşekli. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası. artaliyyet (a. dünya meydanı. kim.c. Arûbâ (a. ârmiş (f.) benzerlerinden çok daha iri olma. "arrâfe"]. toprak. arrâf (a.) güvene. çatı.i. sıkıntı. Tanrı'nın katı.s. özleme. yıldırım. arş-fersa (a.i. hamelet-ül-arş). pişmanlık. 3.c. arş-üs-simâk astr.) sevinç. ferahlık. çadır. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. Tanrı'nın katı.) kederli.i. arsa-i âlem âlem arsası. güzel ve iyi huylular. teessüf. arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü.i. Tanrı'nın katı.i.b.i. arştan üstün. hamele-i arş.f.) arşı yıpratan. savaş arabası. ârûg-zen (f. zahmet. 3. 2.) öfkeli. geğiren. ars (a. kükürt.c. arşiyân (f.i.) 1. arş (a.(f. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi. arrâdât) tekerlekli mancınık. artal (a. hekim.) benzerlerinden çok daha iri olan. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri. 3. 3.) öfkeli. arş ü ferş. 4.) geğirme. ahter-gû. aruf (a. Tanrı'nın katı.) uzun zaman ıstırap çeken.s.s. ikizler takım yıldızı. (bkz: arş-ı berin). f. kâhin. 4. ârûg (f.i.) 1.i. arrâde (a. hırslı. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası.) yıldınmlı gök gürültüsü. arş-pâye yükselen.i. ârman . Tanrı'nın katı. ars (a. Tanrı'nın katı. cumba. müneccim. pişman. 2.s.) yedinci kat göğün adlarından biri. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri. arûsân) 1.c.i.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü. (bkz. [müen.s. f. ârugde (f. Tanrı'nın katı. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası. 2. Arrâs (a. gürleyen ve şimşek çakan. arşa (a.s. özleyiş. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. arûb (a. arûs (a. kafes. 4. gelin.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. ahter-şinâs. ahter-şümâr1). (bkz. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma. çardak. dam.i.) 1. dokuzuncu gök. arş-ı ınecîd. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri.) arslanlı [eski kuruş para]. arsa (a.b. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası. hoşnutsuz. falcı.) 1. ârâmiş). hasret. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer.

i.c. (bkz: bahr. s. düğün ziyafeti. güzellik gösterme. Güneş. Türk. kudret gösterme. minnet gösterme. bir iş için birinin yanına sokulma. marifet gösterme. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan. istek bildirme. aruzla yazan kimse. 1) "hâlin bildirilmesi". ihtiyâcını meydana koyma. minnet altında bulunduğunu belli etme. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. yeşil ve pembe dalgalı sedef. tarla çiçekleri çimenlik çiçekleri ebediyetin gelinleri. eârîz) 1. düğüne. (f.i. şaşkınlık gösterme.s. azamet.f. asker gösterme. yüz gösterme. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme. . yüz gösterme. (a. (a. (a. yanak.) bir büyüğe sunma. [bu şekil bizde yoktur]. (bkz: arzâ). geline veya güveye ait.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi. (a. 4.) 1. aruz veznine ait olan. 1) dalkavukluk etme. yan. esas Arap nazmında.i.i. 2. usul. 2.Arûs-i cihân Arûs-i çerh Arûs-i felek Arûs-i hâverî Arûs-i Şâm Arûsân Arûsân-ı bâğ Arûsân-ı çemen Arûsân-ı huld Arûs-âne arûsek arûsî arûsiyye arûz arûzî arv arvend arz arz-ı cemâl arz-ı dîdâr arz-ı endâm arz-ı hâcet arz-ı hâl (arzuhal) arz-ı hayret arz-ı hulûs arz-ı hüner arz-ı hürmet arz-ı hüsn arz-ı mâ-fi-zzamîr arz-ı iftikar arz-ı kudret arz-ı leşker arz-ı mazhar arz-ı meveddet arz-ı minnet arz-ı minnettârî Dünyâ. Şam. Askalon. 5. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. Efgan. 2. aruzla ilgili. küçük gelin. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı. önüne koyma. 2. saygı sunma. ne halde bulunduğunu bildirme. boy gösterme. muhabbeti. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. taraf.i. (bkz: arzuhal).c. (a. şeref. ilm-i aruz).i.) 1.i. bir işin görülmesi hakkında. cennet hurileri geline yakışacak şekilde (a. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir.) 1.) gelinler. 6. (a. bildirme. yol. Arap dilcilerinden imam Halil'in. ululuk. sevgiyi belli etme.) 1. muayyen kalıpları. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. gönüldekini söyleme. eski Arap şiirlerini esas tutarak. Güneş. debdebe.) şan. 2. gösterme. (a. Fars. i. 3. teftiş verme. Güneş. dilekçe.i. arûs'un f. 3.

i.) hâtıra.s.f. toprakla ilgili. (f. enliliğine.) istekli. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır). (f. 1.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi.) istek.i. geniş arazî. [tabakaları itibariyle].h. düz yer. s. en ile ilgili. (a. (a. (f. . fr. gösterme. vergi veren memleket.i.b. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir]. (bkz: âriz).b. Dünyâ. (bkz.vergi veren memleket.arz-ı muâhât arz-ı müddeâ arz-ı nefs arz-ı ta'zîmât arz-ı taleb arz-ı ubûdiyyet arz-ı uhuvvet arz arz-ı basît arz-ı gayr-i meskûn arz-ı Ken'ân arz-ı meskûn arz-ı a'şâriye arz-ı harâc arz-ı mev'ûd arz-ı mukaddes arz-ullâhi vâsia ârz arz arz-ı belde arz-ı belde ta'yîni arz-ı cenûbî arz-ı şimâlî arzâ arzan arzânî arz-dâşt arz-gâh arz-hâne arzî arzî arzîn arziyyât arziyye Mahsûlât-ı arziyye arzîz Arzû ârzû ârzû-dâr arzuhal ârzû-keş ârzû-mend kardeşçe bağlılığı bildirme. 2.. kalay. (a. yaşanabilir [yer]. (a.b. mal alma.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için].i. arz'ın c. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi.b. mal satma.i. arz-ı muâhât). toprak. güney enlem. ârzû-keş). hevesli. (a. astr. (f.) ardıç denilen ağaç.f. yaşanmaz [toprak. kendini gösterme [fedakârlık karşısında]. topraktan yetişen. nefsini öne sürme. Filistin. (bkz. arzû-keş.b. (a.s. genişliğine. hâhiş-ger). (a.i.s.i.i.). gösterme. memleket. (f. (a. yer (bkz: arz-ı mev'ûd. (a.i.f. genişlik. heves. ârzû-dâr. ârzû-dâr. (f. (bkz: arz-ı hâl. gösterme. aslanhâne. iklim.) kurşun. astr.c. hâhiş-gâr. (bkz: arz). hevesli.) istekli.) arzlar. istid'â).b. fikrini bildirme. 1. hevesli. arzû-mend). herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme.) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda.) istekli. (a. arz-ı mukaddes). (a. (bkz.) jeoloji.c. ârzû-mend. (f. en. jeol.i.i. öşür -onda bir. astr.) toprakla. (a.zf. (bkz: resâs). 3.zf.s. (a.b. kuzey enlem. arz'dan) ene ait.) sunma. bağlılığım bildirme. andaç. muhtıra. Filistin ve havalisi. saygılarını bildirme. toprak mahsulleri. kulluğunu. (bkz.i. arz'dan) toprağa ait. Allahın yarattığı yer yüzü geniştir. enlem. geologie .) enine.) enine olarak. 2.i.

) alnı üstüne saçı dökülmüş. 2. sinirlilik.e. asab-ı basarî anat. âsâ (f. yaşamak isteği. c.) 1.c. (bkz: asabe). ârzû-mendî ârzû-nâk arzû-şikesten arzû-yi hayât âs Habb-ül-âs âs . asabî). büyük dilaltı siniri. sinir hastalıkları pavyonu. istek kırıklığı. 3. damar devindiren sinirler. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek. (bkz. fr. nerf spinal. a'sâ) 1. asâ (a. 3. kakum denilen bir hayvan. vatan. a'sâb-ı şemme anat. asab-ı alâkavî anat. işitme siniri. Cennet-âsâ cennet gibi. göz siniri.b.) parmaklar.i. a'sâb-ı alâkaviyye anat. sopalar. asabât (a. Asâd (a.i. asab-ı enfî anat. dervişlerin taşıdıkları sopa. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîranat. usbu'un c.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar. veş).s. anat. âsâb (a.i. 2.). akciğer mide siniri. asabiyy-ül-cenâh zool. âsi-yâb). nerf vague. (f. (f. (bkz: âsiyâ.i.) 1. vazomotor(lar).b.i. heves. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri. fr.) 1.) gibi.i. a'sâb) sinir. (a. koklama sinirleri.s. (bkz: manend.i. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse].b.i. motor sinirleri. sinir kanatlılar. sopa. yurtseverlik. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları. gırtlak siniri. âsâ-yi Mûsâ Hz.) bot. 4.) istekli.) 1. bezek. baba tarafından akraba olanlar.i.) esed‘in c. asabe (a. fr. birinin fırkası ve avenesi. sempatik sinir sistemi. asabe'nin c. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti. mersin ağacı. (bkz: esâbi1) asabî (a. deynek. fr. damar.i. asâbi (a. asab-ı rievî-i mî'de anat. esneme. 2. asab'in c. asabânî (a. pseudonevroptees. sinirli. görme siniri. a'sâb-ı muharrike anat. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. -âsâ (f. a'sac (a.s. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik. asab-ı vustâ a'sâb (a. a'sâ (a. 2. kendi akraba. nerf hypoglosse. miras alamayan akraba. asab'dan) sinirli. ortadamar. bir tek sinir.) değnekler.i. asab-ı şevkî anat.) sinirler. asab-ı aynî anat.(f.) arzunun yerine gelmemesi.i.) 1. asab (a. süs.s. asab-ı sem'î anat. asabiyye (a.c. ciddîlik.). asabe ile ilgili. sinir hastalıkları. asab-ı hançerevî anat. 2.s.i. asabât) 1. arslanlar.i. omur siniri. asabe'ye ait. fr. mersin ağacı meyvası.) istek. a'sâbî (a. asâ'nın c. me-diane. 2 vakar. asabiyyet (a. değirmen. eseb'in c.i. şer'an. psik. 2.s. burun siniri. (f.

(a. (a. kuş dili. i.s. tahammül edilmez. usfûr'un c. (a. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil.) şeref ve itibarca küçük olanlar.) 1. soysop temizliği. tasmalar.f. gerdanlıklar. serçegiller. ordu askeri.f.i. (a.) sağırlık.i. cemâatler. sadrâzam buyruğu. 2.s. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması.i. (f. sabah-akşam.b. ısâbe'nin c. asâ-keş (a.i. (a.) erler.i.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. 2.i. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı. asl'dan) 1. başa sarılan nesneler.i. zool. kara askerleri.b.zf. sopa çeken.i. kök. dostlar.) asâletli. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır]. asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar. 2.) vezire mensup.s.s. ikinci devre askerliğini yapan askerler. asker'in c. söz işitmez. 4. (a.zf. kör yedekçisi. asâib (a. askerler [umûmî olarak].) ön ayaklan sekili olan [hayvan]. asâgıre asâgır ve ekâbir asâhib asâhıb asâleten asâletlü asâlet-meâb âsâm a'sâm a'sam asamm asammiyyet . (a.Süleyman Peygamberin veziri.s. asâkir-i muâvine asâkir-i muntazama asâkir-i nizâmiyye asâkir-i redîfe asâkir-i şâhâne âsâl âsâl âsâl Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl asale asâle asâlet yardımcı milis askerleri.s. (a.i.) ahlâk. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı]. vezir.ashâb'ın c. usme'nin c.) temel. 2. sahipler. günâhlar. [îtibar ve mevkice].i. sert. (a. (a. (a. kaşbastılar.f. (a. sağır.) 1. (a. 2. (a. 3. (a. 2. güç.) 1. II.) yolu.i.(a. 2.) bal peteği.i.) 1. Bâb-ı âlî. asâkir-i berriyye asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler. sâhib'in c. asîl'in c.s. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. bahriyeliler. mâlikler. sargılar. (a.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. tayfalar. gr.i.) 1. ed.b.s.) küçükler ve büyükler.) vezire yakışacak surette. asâyib).b. (a. kendi nâmına hareket. (a. efendiler.h. ilk askerlik devresini yapmakta olan asker. serçe kuşları.) 1.) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar.s.s.t. (a. işitmez. (a. (a. 2. (bkz: edeb-i kelâm).) sahipler. 3.) 1. yol arkadaşları. asâkir-i bahriyye deniz askerleri.s.) çok zehirli ve korkunç yılan. (a. Âsaf âsaf-âne âsafî Bâb-ı âsafî Emr-i âsafî asâfir Lisân-ül-asâfîr âsaf-rey âsaf-tedbîr asâgır. ism'in c. kabahatler.i. (bkz. asgar'm c.) kendi nâmına hareket ederek. asâkir (a.) suçlar. duymazlık.

Muhammed'den kalan hırka. nutatio . sakal ve benzeri kutsal emânetler. âsbân (f.i. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri. Asâyib (a. eser'in c. Âsbânî (f. nişaneler. âsâr-ı ulviyye astr.s. alâmetler. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. asiyâ-bân). rahat. -l asâtıb (a. 4.) rahat. gelenekler. fr.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette.) kolay tutulan.). asâib). âsâr-üş-şerîfe Hz. güvenlik.) sayı hesap. toz. (bkz: gubâr).s. ıstabl'ın c. 3 .) kedi otu.) 1. asr'ın c. asbâr (a.b.i.i. âsâr-ı matbûa basılmış eserler.i. âsâyiş-bahş (f.) huzur ve güven veren.) 1. asb (a. (f. 2 . bilimsel eserler. çadır kümeleri. (a.) 1. izler. kolay zaptedilen.) sabahlar.i.s. âsâyiş-cû (f.b. âbideler. 3. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde.) yüzyıllar. 3. bağ.zf. değirmen sahibi.i. (f. cürümler.i. vazifeler. sığınak. (bkz. (bkz.) değirmenci. sıbg'ın c.) asayiş arayan. kabahatler. asbâb (a. 2.b.i. asâr (a. ayrı ayrı küçük insan toplulukları.s. âsâr-ı edebiyye edebî eserler. sarmaşık. huzur. âsâyiş-perver-âne (f. saç.i. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler. asar (a. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri. âsâyiş-perver (f.) boyalar. âsâr (a. çarpık yüzlü âsâre (f.) gibi (bkz: âsâ).kolay.) değirmencilik. beğenilmiş eserler. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler.i. 2.zf.) rahat. sabeb'in c. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler. an'aneler.i. asbâh (a.) 1.s. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette. sıbr'ın c.) 1. âsân âsân-gîr âsânî âsâr . Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış. âsây (f. . rahatını ve huzurunu isteyen. (bkz.) fakirlik. ısr'ın c. 2. a'sâr (a. asrâm'ın c. Âsâr-ı mehdiyye astr.) ahırlar.i.s. sargı. 2.b.i. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar.i. âsârûn (f. yüzyıllar. mendil.U.i.) kolaylık. hikâyeler.) 1.s.i. asârîm (a.) çukur yerler. yükler. huzur ve selâmet taraflısı. subh'un c. âsâyiş (f. melce).) akbulutlar. ısâbe'nin c. âsâr-ı ilmiyye ilmî.) pek kibirli. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi. âsâr-ı cedîde yeni eserler.b. âsâyiş-cûyâne (f-b. asbâg (a. as'ar (a. görevler.i. 2.i.

s.) Hazar denizine verilen bir ad. (a. (a. samîmî dostlar.i.Asced asdâ' asdâf asdâg Asdagân asdâk asdika asdika-yi bende-gân asel asel-i Dâvud asel-i musaffâ Şem-i asel asel-i temr a'sel aselî aseliyyet asemm aser a'ser aserât ases asf asfâd asfâf asfâr asfer Mahbûb-i asfer asfiyâ asga asgar asgar-ı nâmütenâhî asgarân.h. öğrenmeye çok hevesli. . (a. hatlar. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. saffın c.i.) bal hâli. kulaktan hiç işitmeyen [kimse].) sesler.) çok sağır. rüzgârın kuvvetle esmesi. soluk benizli. (a. 2. fr. kızıl.s. (a. dayanılması çok güç.) 1.s.) samimî dostlar. gerçekler. sufûr).) 1. bal.) 1. infinitesimal.s. 3. samîmî. 5. en) küçük. 2. erken olmuş hurmanın koyu usaresi. en az olan.i. s. (a. sadâ'nın c. 3. sıfırlar. (a.) 1. şakaklar. 2. altın. insanın kollarındaki nabız damarları. sudg'un c. ötücü. 2.) sedefler. bir çeşit kına çiçeği. san.i.) 1. haksızlık.i. 2.i. sedefin c. sâdık'ın c. sâhib'in c. pek. (bkz. süzme bal. safî'nin c. değersiz şeyler. 2.i.i. (a. Yahudilerin ayırdedilmek üzere.i.) 1. 2. i. tuttuğu yol doğru olan kimseler. çok. sâdık kullar. 2. ("ka" uzun okunur. boş. saf. (bkz. (a. (a.s.(bkz: deh-dehî). 4. yanılmalar.i. 3.). omuzlarına taktıkları sarı kumaş. (a.s. 2. a. sıfr'ın c. ayak kaymaları.i.) 1. 2.) anat. sıdk'ın c.) solaklık. safed'in c. (a. 2. (a. (a.i. istenilen her değerden daha küçük.i. (a. asgareyn asgarî Âsgûn ashâb Ashame ashar (a. bot. (a. zulüm. hakikatler.) hâlis altın. (a. (a. i.) 1. asre'nin c. sufûf). ıslık calici. gece bekçisi. (a. (a.i. 4.) gece devriye gezen. bot.i. balmumu. (a.) kalb ile dil.s.) 1.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe.) 1. a.i. sagîr'den) (daha. i.) 1. saçı kızıl [adam].i.i) anat. (f. (a.) saflar. doğru ve samîmi olanlar. içi temiz.i. bal renginde olan. (a. eshâb). pek zor ve çetin. azizler. uçuk. (bkz.s.) en küçüklü. cennetteki dört sudan biri.s. (a.i. (a. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş. kırmızı tüylü [adam]. (a. büsbütün boş. can çekişme. sürçmeler. avazlar.i. hükümsüz.) 1. çarpık yüzlü. eğri olan katı şey. solak. (a. 3. sonsuz küçük. infiniment petit.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı.

f. günahkâr.) 1. haydut. karşı gelen. 3.) 1. âsıfât. (bkz: bağı). 2.) bir efsâneyi nakleden. öğleden sonranın son kısmı.s. zor iş. fırtına]. ism'den) günahlı. (bkz: âsîven).i.c. (a.) cibre. karma kanşık. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan. kabahatli. şaşakalmış olma.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları. 2.b. sağlam. zarar veren. asâil) 1. (bkz: secîr). 2. zarar.zf. (a. yanına yaklaşılamayan. âsire asîr asîr asîr Emr-i asîr âsire asîre âsitân âsitân-ı memâlik-sitân âsitân (a.i. 3. (a. ölüm. 2.s.) 1. 2. (f. (a. (f. (a.) 1.) ayağı kayan. kederli. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği.i. asl'dan) 1. çapkın.s.s. Âsime âsî asî asî. (a.) doktor.i. 2.c. usât) 1.i. (a. bulamaç. (a. gündelikçi. 4. istanbul.) mahzun. musibet.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey. 3.i. (a.) asîl olanlara yakışacak surette. günahtan. Sultan sarayı. (f.f.s.s. terbiyeli [adam].i. 2. âfet.s.) ahlâkı bozuk. (a. haramdan çekinen.b. (a. çarpışma. usefâ) para ile tutulan işçi. kayınbiraderler.c.i. bitişik.) Medine şehrinin bir adı.c.i. (a. güveyler. akılsızlık. âsîme-ser âsin âsir âsir.s.h. (a. avâsıf. (bkz: âsim). zahmetli. usret'den) 1. yasak.s. elverişli. (a.i. (bkz: atebe). kadın adı. cerrah. un. zor. (a.) 1.) şırasını veya yağını almak için sıkan. (a. beyinsizlik.s. akılsız. 2. âsıfe âsıfe âsım Âsıma. şaşkın. (a. ölüm.) 1. şaki. (f. 2.b. (ülkeler fethedenin eşiği).s. astan).) eşik. 2.) uygun. öğleden sonranın son kısmı. komşu.) belâya düşüren.) evlenme neticesinde erkek akrabalar. 2.s.s.i. dolaşık. (a. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri].s. avâsıf) 1. taze bamya. c. (f. sıhr'ın c.ashâr âsıf. (a. şiddetli [rüzgâr. ahlâksız. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek.b. asîl-zâde-gân) adam evlâdı. .i. akşam. iffetli. posa.) kafası kanşık.) pis kokulu.) pek sıcak. beyinsiz. sersem.i. asiye âsî âsî âsî asîb âsîb âsib-i rüzgâr âsîb-resân asîde asîf asîl asîl asîl-âne asîle asîl-zâde asîl-zâde-gân âsim Abd-i âsim âsîme âsîme-gî âsîme-sâr. (a.c. kendi adına hareket eden. meç. zamanın belâsı. (f.s. (a. isyân'dan. 2. iyice kökleşmiş.s.s.c.s. (a. şiddetli esen rüzgâr. (a. âsire âsir. (bkz. kızgın. usare.s. akşam. (a. kabahatli kul.f. 3. (f.i. belâ. (a. (a.i. (a. titiz tabiatlı [adam]. kayınpederler.) çok isyancı. (f.s.s.) asilzadeler. ismet'den) 1. güç. günahkâr. âsıfât) sert. edepli. bir şeyin bütünü. (a.

i.). (a. esas. leşker). cimri. uyanık ve gözü açık [adam]. (a.i.s. (a. temelden.) asker kampı. alelhusus.) değirmen taşı dişengisi. as). katı ve düz.) hiç bir vakit.) devredici. değirmenci. s. (a.).) dazlak. seçkin. direk.s.) askerler. (a.i. katı. (a. doğru.i. (bkz: cünd.f. zâten. gerçek.) değirmen yapan.s. hakîkaten. (a. baş.) asla mensup. hasis. sıhhat. (a.) değirmen taşını yontan âlet. nesep.) fikri dağınık. sulpler.) değirmen taşını yontan âlet.b.) 1.i. suk'un c.) kesik kulaklı. (bkz. tamahkâr. sütün.i. temel. 3. 2. safî. (a. (a. başlıca. (f. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam].i. çeşme duvarlarının bölmeleri. esâsında.s. hâlis. aslâb).s. z f. (f. 2. üzüntülü [kadın]. askerle ilgili. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz.b.) dînî inanışlara göre Hz. (bkz: esâsî. bir şeyin belli başlı kısmı. (f. hiç bir vakit. ölen kimsenin babası.zf. kaide. dişengi.).s. (f. (bkz: asker). 2. pinti. (a. âstâne). (bkz. asker'in c. eslah).b.i. 2.) askere ait. vakfedilen mal.) değirmen sahibi.i. soy.) 1.i.b. dip.) hususîlik. âsiyâb âsiyâ-âjen âsiyâ-bân âsiyâ-ger âsi-yân âsiyân-ı rûz-i cezâ âsiyâ-seng âsiyâ-zene âsiye Âsiye âsiye aska' aska' askar asker asker asker-gâh askerî askeriyân askeriyye asl asl-ı meyyit asl-ı vakf asl ü esâs.) 1. esaslı.i. (bkz: mümtâziyyet). başlangıç.) 1. (a.) aslında. kütük. askere askerliğe mensup. (a. soysop.s.i.) 1.s.c. (a. sert.f. (bkz. esasen.) kanarya [kuş].i.) askere mahsus.) su değirmeni. (bkz. karşıgelenier. (a. kökten. kolon.s. (a.h. (bkz: âsîme). asıl. kıyamet gününün âsîleri. asıl me'murluk. babasının babası ve ilâh.b. hakikî.) aslî. (bkz: aslub). kederli. (f. sert. pinti.cü.s.) âsîler. sersem..) değirmen taşı.) beller. (f. şaşkın. yer. s. (f.n.i. (a. bölgeler. dişengi. başkaldıranlar.) üzüm şırası.b. eslah-Allah). sulb'ün c. (a. (a.f. (f. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı.s.s.s. kök. mümtaz). . özellik. asl ü fasl asl ü nesl asla' aslâ aslâ ve kat'â aslâb aslâd aslah aslah-Allah asled aslem aslen aslî asliyye Me'mûriyyet-i asliyye asliyyet aslub asma' (f. kural. husûsî. en ziyâde.jisyancı kadın.b. (a.) 1. hakikat. (a.âsitâne âsîven âsiyâ âsiyâ.s. asâkir) er. (a.b.i.i. (a. (bkz . (f. soyca. sulb'ün c. (a. (o. huk.) ["âsî" kelimesinin müen.i. sâlih'den). seçkinlik..s. 3. (a. keskin [kılıç].zf. 2.i.b. seyyar. (a. âsî'nin c. 2. sald'ın c.

3.) 1. . (a.s.s. Aya mensup.) kulak delikleri.i. (bkz: aşarim). sarfın c.) eski îranlılarca. tahayyüller.i. (a.) saat. moderne. (a.i.) saman yolu.i.b. (bkz. (a.b.s.i. yanılma.i. gündüz. 2. yüzyıl. (a. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse]. dilsiz.s. (f. [meç. ölümlü dünyâ. sanem'in c. 2. (f. (f.i. sımâh'ın c. gündüzün ilk zamanı.i. gece ve gündüz.) Arapların meşhur şâiri.b. fâni dünyâ. s. (a. 2.c. tekye.s.c. ikindi vakti.) müneccim. zelâk). (a. süreyyâ (bkz.i.i.) 1. ikindi namazı vakitleri. hipodrom. hîle ile aldatan. çadır kümeleri. beve). 2.i.) gök.i. papuçluk. şaşkın. 2. f r.i. değişiklikler. 3. 2. sessiz. 2 açık mavi.) yıldırım.) gece. (f. asûr) 1. inandıran.s. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. kulağı sakat. putlar.) bot.) şimşek.) melekler. Güneşe. aşerat) 1. *özsu çıkaran.) iplikçi. âsmânî'nin c. kutlu ve mutlu geçen zaman]. dam. mersin ağacı.b. (a. (f. bal arısı. (f. (bkz.) eğri elli veya eğri bacaklı. 2. (f. (a. bal satan. geçen yüzyıl.) 1.i. hasta. a'sâr. (f. (f. (f. alık. bal peteği.h.) zamana uygun. (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı. (a. Muhammed'in zamanı. (a. geçen yüzyıl. (f.i.b.[bkz: âsitân.) 1. kehkeşân). Hz.f. insan kümeleri. (a. 2. şimdiki çağ. ayak kayma. (f.) 1. göğe.) usare. iki yüzyıl. (bkz.c.) gök mavisi. semâ.) 1. (a.) 1.(bkz: asuman). dergâh.) kovandan bal çıkaran.s. masraflar. (a. atebe.i.b.s. -sânî asrâf asrâm asrân asr-dîde asre asrem asremân asrî âsrîs assâb assâl assâle assâr âstân âstân-i fenâ âstân-ı refi'-mekân (a.i. ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir.i. (f. balcı.s.s.) meydan. pek kahraman (a. sevgililer. 2. (bkz.s. eşik.. 2.i. âsümânî).) tavan.asmâ asmah asmaî âsmân âsmân-ı berîn asman ü rîsmân âsmân-dere âsmân-dırahş âsmâne âsmân-gûn. âsmâniyân) 1. berk.i. (a.i. arş-ı a'lâ). sürçme.) 1.) çok şecâatli.i. samt'dan) konuşamayan.) "asır görmüş" yüzyıllık. saman uğrusu. kubbe. (a. arı kovanı. (f. sırm'ın c. ahceste). (f. âsmân-gûnî âsmânî âsmânî âhen âsmâniyân âsmân-rend âsmân-senc âsmâr âsmende asmet asmıha âsmûg asnâm asr Asr-ı sâbık asr-ı hâzır asr-ı saâdet asr-ı sâbık asr-ı evvel.i.b. at koşturulan meydan. (a.

a.s.b. yiğitler. âsüd (a.) 1. en) doğru. âsümânî (f. âsiyâb). 2. sultan sarayı. asûf (a. 3.s.i. asvef (a.i.i. âsümân (f. (bkz: esed. âstîn (f.i. 2.c.a. hazır. âsûde-dilî (f. âstâne . hazırlanmış.i.i.b. sultan sarayı. huzur. âsûde-hâl (f. asayiş. göğe.i. muharremde pişirilen aşure. (bkz: âsitâne).b. 2.) gönlü rahat. istanbul. merkez. meç.) elbise saklamaya yarayan dolaplar.i. sâib'den) (daha. istanbul. şîr). payitaht. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu. âsûde-nişîn (f. sultan sarayı.). yen. dinç [olan].) astar. istanbul. asvine (a.s.i. asy (a.i. 5. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç. emn). âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce.s. asfdan) çok zulüm ve gadreden. açgözlü.(f. (bkz.). 2. eşik 2. sütûr).i. âstîn-efşân. an beyi. başı dinç. avâsîr) tuzak. semâya mensup.s.) hazırlanmış.) gönül rahatlığı.) yen silken. âsûr (a. (bkz. istanbul. [bu] dünyâ.) yumurta. âstîn-feşân (f. âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç. aş. çok. âsyâb (f. 2. hazırlanan [adam]. âsûde-dilî (f. yemek.(bkz: âstîn-berçîde). sultan sarayı.i. çok şiddetli [rüzgâr].s. gazanfer. âstîn-mâlîde (f. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç. yazı sıralan.) 1. (bkz: âsîne). arslanlar.s. (bkz: ya'sûb). âsüfte. Allah'a yakın kimselerin kabri.s. asûb (a.b. islenmiş [ateşle]. sultan sarayı. âsyâ (f. sultan sarayı. âsûde-dil).) (bkz: asman). -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla.) ayaklanma.) 1. Asûm (a.i.) rahat. esed'in c. mutluluk sahibi olan eşik) meç. istanbul.) 1.s. âstîn berçîde. âsûde-hâtır (f.s. i.).b. âstîne (f.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a.i.) yazı satırları. hızlı yürüyen.) 1. yeri yüksek olan eşik) meç. başbuğ. açık mavi.) yaz mevsimleri.) rahatça oturan.) 1.) rahat. ulu olan eşik) meç.i.) esvap kolu.) hâli rahat olan. (bkz: âsiyâ). asûm (a. astâr (a. âstîn berzede (f. (bkz: âsmânî).s.i. (bkz: âsiyâbân). bey.s.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir.s.) çok yapağılı. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı. satr'ın c.) hazırlanmış. âstâne-i saâdet-meâb (saadet. gardroplar. âsügde (f. âster (f. âsiyâ.b. 2. asveb (a. âsyâbân (f.s. sayfın c. büyük tekke. asyâf (a. istanbul.b. hazırlanan[adam]. sunvân'ın c. âsûde (f. gailesiz. âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç. sultan sarayı. vazgeçen. âsyâb-ı âlem meç.s. pek.) 1.).) obur. âş (f.i.s. (bkz: (bkz. âsûdegî (f. 4. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi.

. (a. 3. içici. halk şâiri.i. (a.i.s. a'şiye) akşam yemeği. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh. "âşıka"). (a. inleyen âşık. istekli âşık. [Hz.s. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât. aşer'in c.) içen. (a.i.s. (a. hazret.b.s. [cümledeki yerine göre] ahbap.s. (a. emre.i. âşâm'ın c.s.zf.s. gözleri dumanlı [adam]. (a. Affân.) âşıklar.) içki içen [kimse]. şarap içen.f.i. mat.) sarmaşık.c. aşîret'in c.) 1. ma'hut. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib. (a. (a.) akşama ait. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe. evvelce ordularda. ed.s.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup. uşb'un c.) ota ait. Sa'd bin Ebî Vakkas]. (bkz.) kabileler.) aşkla ilgili.c.) aşevi. oymaklar.) yenilebilen veya içilebilen. (f.i. (a.) âşık kadın.f. aşî'nin c. Cennetlik oldukları. Abdürrahmân bin Avf.i.) on sayıları. kararsız âşık.i.i. ot gibi olan.s.i. çok arzulu. aşerat) on (a. âşık'ın c. aşebiyye aşer aşerât aşere aşere-i mübeşşere aşevî âş-hâne âşık âşıka âşık-ı bîkarar âşık-ı dîdâr-ı pâk âşık-ı efgende âşık-ı müştak âşık-ı şeydâ âşık-ı zâr âşık-ân âşık-âne âşıkî bot. birine. seninki. i.s. ondalık sayı. aşka ait.) içenler.) yiyecek ve içecek. (f.) yaş ot. temiz yüzün âşıkı. 2.i. ota benzeyen. öşr'ün c. ışk'dan) 1. (f.) akşamlar. (müen. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı. delicesine seven kimse. (a. (a. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse.i. fr.s. seven kadın. Said bin Zeyd. 2.) onlar [sayı]. (a.) otlar (f. Hazret-i Osman bin. bir şeye tutkun. (a.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı. çaresiz.âş-ı halîl aşâ' a'şâ a'şâb a'şâbe âşâm aşâir aşak -âşâm Mey-âşâm âşâmân âşâmânde âşâmîdenî a'şâr a'şârî a'şârî aded aşâvet aşâyâ aşb aşebî. ışâ'). (a. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb. (a. kışlalarda. (f. systeme metrique. mercimek. otla ilgili. (a. (a.s.) mahsullerden alınan onda birler. aşer'in c. (a. mutfak. âşık olana yakışır yolda. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh. (f. akşam.) âşıkça. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm. zavallı âşık.s.) taze otlar. imre.i. (a.

tanıyan. Başkaca bir ânzası yoktur.) 1. kahrolmuş. (f.s.) çok otlu. büyüleyici aşk. [aslı ışk dır].) 1. gönül kuşunun yuvası. aşâyâ) günün batması.b. onuncu.s. tnici'-dir. (a. (f. pûselik-aşîran mürekkebine. mahvolmuş aşk.) muz. aş-pez). i. . Makam. [doğrusu aşna dır]. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam. (a. gidip uzaklaşan [kimse]. 3. ondabir. (f.b.) yuva yapan.) yumurta.) belli. muz. (bkz: ışk).i.) fazla âşık. (bkz.s. (a. (f.) 1. yıkık yuva. (a.) yuva tutan. cinsel arzulara dayanan sevgi. âşkâre dir].c.i. (f. Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır. içten gelen arzu. bilen. (a. bildik. bahir. "âsiye"). 2. platonik aşk.) aşçı.i. (müen. ev. (bkz: sahîl).) 1. mesken. tavuk karasına tutulmuş.) muz. içte olan aşk. (f. maddî aşk. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. yuvalanan. (bkz: aslîne). (f.s. (bkz: ayan.i. sevgisi. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır.) 1. âşkârâ. akşam. (a. (bkz: ahbap). (bkz: pûselik-aşîrân). meydanda. i. maddeci olmayan ideal aşk. akşam. maddeye bağlı olmayan aşk. sihirli. yaradılış âşinâsı. (a.s. (f-b. âşikâre âşinâ âşinâ-yı hilkat âşîne aşîr âşir aşîrân aşîrân-mâye aşîrân-pûselik aşîrân-vefâ-dâr aşîrân-zemzeme âşiren aşîret âşiyân. (a.i.i.s. Tanrı aşkı.zf. (a. ahçı. öğleden sonra.i.) 1. akşam.i. fazilet ve doğruluk aşkı. (bkz. (bkz: aşk-ı sehhâr).) onuncu olarak. akşam yemeği. muz.) sevgi. düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. 3. i. açık.s. muz. akşam yemeği yiyen [kimse]. samîmî dost ve arkadaş. i. celî.âşî aşî âşî aşib aşîb Âşîhe aşîk âşikâr.s. 2.i. 2. ibkâr).) kişneme.s.i. kuş yuvası. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır. 2. (a. (a. tanıdık. gerçek sevgi.s. istek. . (f. 2. (a.c. derinde.) 1.) bol otlu. âşiyâne âşiyân-ı harâb âşiyân-ı mürg-i dil âşiyân-gîr âşiyân-sâz aşiyy aşiyye aşk aşk-ı cismânî aşk-ı derûn aşk-ı Eflâtûnî aşk-ı fazl ü hakk aşk-ı füsûnkâr aşk-ı hakikî aşk-ı ilâhî aşk-ı makhûr aşk-ı marazî (f. 2. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr.s. 2. öşür toplayan. Güçlüler. oymak. aşâir) kabîle. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam. koca.

(f. aşkıyye aşk-perver aş-pez hâne âşkû. koyu al. âşnâ-ger).s. erkek adı [birincisi]. 2.) yüzgeç.b. felek. öşürcü. (f. âşkûb âşnâ âşnâb âşnâ-ger âşnâgerî âşnâh âşnâv âşnâ-ver âşnâ-verî aşnâyân âşnâyî âşnâ-yî âş-pez âş-pezî aşr aşr-ı âhir aşr-ı evsat aşr-ı evvel aşre aşr-hân aşş aşşâb aşşâr Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme. (f. manevî sevgi. (a.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse. 2.f.b. 3. ondalıkçı.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme. (bkz.b. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım.i.s. i. sever görünme.i. i.) kuş yuvası.) aşçı..f.).i.i.i. 2.b. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur. 2. aşşeb'den) nebatları. aşkârâ aşkâr âş-kâre aşk-bâz aşk-bâzî aşk-efzâ aşkî. (f.) ahçı.i.) 1. Güçlüsü dügâh la perdesidir. (a. kat. (bkz: aşna). büyüleyici aşk.) aşçılık.i. . ayın iki on günlük kısmı.s. aşkla ilgili.b. ayın ilk on günü. aşerat) on sayısı. mutfak. yüzücü. vekr). âşnâ-ver).i. yüzme. ahçılık. (a. yalandan âşık görünen.f. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir]. (a. Hiç bir ânzası yoktur.i. yüzücü. (a.i. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H. âş-kâre).f. (f.yüzücülük. doru at. (f. (f. (f.) aşkı besleyen.).aşk-ı mecâzî aşk-ı memnû' aşk-ı mürde aşk-ı rûhânî aşk-ı sehhâr aşkâre. (bkz: âşnâb). sevgiyi artıran. (f. (bkz. (f. on sayıdan birini alma. (f. ayın on günlük son kısmı.) [suda] yüzme.b.b. tavan.i. gökyüzü.i.dostluklar. tabaka.s. (a.) [suda] yüzme. kızıl saçlı adam.b.i. (a. Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı. yüzme.) muz.) aşkla oynayan. (a.) yüzücü. aşk-ı füsûnkâr). (a. dokuza bir ilâve ile on etme. bitmiş aşk. haberdarlıklar (f. yalancı aşk. (f. haberdarlık. âşnâlık dostluk. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir.) aşinalıklar.f.).i.b. muaşşir). ahçı. (bkz: aş-pez). bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin. 2.i. (bkz.) yüzgeç.i.s.i. âşikâre). (f.i. 3. (bkz. âşnâyî'nin c.b.b. S. (bkz.) 1.b. menedilmiş. (bkz: âşiyâne.s. yüzücü.s. (a. (bkz. sihirleyici.i. yasaklanmış aşk.) ezbere aşır okuyan [kimse]. (a. aşka ait. ölmüş. yüzücülük. iane.c. (f. (a.) aşevi.i. (f.) 1. 1. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi. [H. 2. âşikâr.b. (bkz: âşinâ). Allah sevgisi.) 1.) 1.i.) yüzücülük.

atîre'nin c.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı. 2.s. (f.âştî âştî-hûre âştî-perver âştî perver-âne âştî-perverî âştî-sâz âştî-sâzî âşûb aşûb-i gavga âşûb-i restehîz ü kıyamet -âşûb Şehr-âşûb âşûb-engîz âşûb-gâh. (f. çılgınca sevmiş. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar.s. şaşkınlık.b.) karışıklık yeri. s.) gece gözü görmeyen [kadın. (a.i.b.) ne idüğü belirsiz.) gönlü perîşan olmuş. 2.s. âşüfte'nin c.b. 2. atmalar. (f. banşseven.s.i. (a.) aklı perîşan.f.b. -sulhseverlik. atâhiyye atâhet atâhiyyet Atâî atâim atâir atak. yabancı.b. kargaşalık. (f. kargaşa çıkaran. (f. (f.) ocaklar.b. putlara kurban edilen dişi koyunlar.) Bursa'da doğmuştur. (f. meyiller.s.s. sersemlik. izin.i.a. Nebat=nebâtât.) bahşiş veren. (a. aşure (f. atîme'nin c. atfın c.) mahvolma. şefkatler. bütün vücut. karıştırıcı. ölüm. (a.b. karıştırıcı. serseri bilinmeyen.b.) akşam yemeği.) 1.) 1.) sulh taraflısı. atf'dan). aptallık.i.i.) aptallık. Babası.) 1.b.) sulhseven. akşam yemeği.) Arapça'da cemi edatıdır. (a. II. bu yüzden perîşan bir halde. atâkat atal (f.) karıştıran. 2.c. (bkz: ihsan). bahşiş.) azad.s.) sulh taraflısına yakışacak surette. (bkz: atâhiyyet). 2.i. (a.) barış ziyafeti.i. -barışıklık. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür. (f.b.i. (a. (a.i. (a. (a.i. (f. (f. ateh getirme.i. büyük kadeh. çok merhametli [adam]. lüzumlu âletler takımı.) suih.b.i.i. günahkârlık. kız].i.s.) sulh taraftarlığı. âşıklar. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan. meçhul.) 1.s.i.i. (bkz. 2.s. (a.i. iffetsiz kadınlar.. (f. . husûsiyle ense. (f.b. (a. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir. Muradın vezirlerinden idi.zf. 2.s. vücudun örtülü olmayan bir yeri.i.) 1. (f. 2. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır. (bkz: âlüfte-gî).) bağışlama. gürültülü yer. en antetli. akşam karanlığı. âlüfte).) akşam yemeği yiyen. (a.) banşseverlik.) çıldırırcasına seven.) aşüfteler. (a. (f.h. geh Âşûg Âşur.s.i. 3. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır.) 1. kavga kargaşalığı.) aşüfte olmuş gibi. gibi.) 1. (a. (a. (a. kıyamet kargaşalığı. (f. aşifte. (a. banşçı.c.i. âşûrâ' aşüfte âşüfte-dil âşüfte-dimâğ âşüfte-gân âşüfte-gâr âşüfte-gî aşvâ' aşve aşy aşyân -ât atâ' atab atâd atâ-bahş a'taf a'tâf atâhe.i. pek şefkatli. a'tâl) 1.i. Hayvân=hayvânât. bir kişinin güzelliği.) aşiftelik.i.) kargaşalığa sebebiyet veren. banşsever. iffetsiz kadın. (a. (f. (a. şehri karıştıran. budalalık. merhametler.

âtâl atâlet atâlet-i rûhiyye âtâm atânîb ataş atâşâ atâ-ullah atâvil atâyâ' atâyâ-yi ilâhiyye atâyâ-yı seniyye atâyâ-yı tabîat atâyıb atbâ' atba' atbâ atbâk atbâl atbıka âtbîn ateb atebât atebât-ı âliye atebe atebe-i felek-mertebe atebe-i seniyye atebe-i ulyâ ateh Ateh getirmek ateh kabl-el-mîâd ateh-zede ateme Salât-ül-ateme âteş âteş-i âb-perver âteş-i bahâr âteş-i be-cân âteş-i beste âteş-i bî-bâd âteş-i bî-dûd âteş-i bî-zebâne âteş-i câm-ı zîbekî âteş-i derûn âteş-i füsürde âteş-i hecr

(a.i. ıtl'ın c.) 1. koltuk altlan. 2. böğürler. 3. yanlar, kenarlar. (a.i.) işsizlik, tembellik, üşengenlik, durgunluk, hareketsizlik. psik. ruh argınlığı, fr. psychasthenie. (a.i. utum'un c.) yüksek binalar, köşkler, hisarlar. (a.i. ıtnâbe'nin c.) 1. sâye-banlar, pavyonlar. 2. kısa ipler. 3. uzun ipler; sicimler. (a.i.) susama, susuzluk, hararet, (bkz: atş). (a.i. atşân'ın c.) susuz, susamış olanlar. (a.it.) 1. Allah vergisi. 2. i. erkek adı. (a.s. atvel'in c.) 1. uzun boylular. 2. seçkinler. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, armağanlar; bahşişler. Tanrı vergileri. padişah hediyeleri. tabiatın atiyeleri, ihsanları, bahşişleri. (a.s. atyeb'in c.) çok hoş olanlar, en iyiler. (a.i. tıb'ın c.) dereler, kanallar. (a.s.) en pis. (a.i. taby'in c.) meme başlan. (a.i. tabak ve tabaka'nın c.) 1. kapaklar. 2. tabaklar, (bkz. etbâk). (a.i. tabl'ın c.) davullar. (a.i. atbâk'm c.), (bkz: atbâk). (f.b.s.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. (a.i. atebe'nin c.), (bkz. atebât). (a.i. atebe'nin c.) 1. eşikler, basamaklar. 2. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. 3. eşiği öpülen mukaddes yerler. Irak'ta -Necef, kerbelâ, Kâzımiyye gibi- türbeli yerler. (a.i.c. atebât) eşik, basamak. (bkz: âsitân, ahceste). Osmanlı padişahlannın sarayı. (bkz: atebe-i felek-mertebe). (bkz: atebe-i felek-mertebe). (a.i.) bunama, bunaklık. bunamak. erken bunama, fr. de-mence precoce. (a.f.b.s.) bunamış, bunak. (a.i.) 1. atâlet, işsizlik; üşengenlik, tembellik. 2. gecenin ilk üçte biri. akşam namazı. (f.i.) 1. od, hararet, kızgınlık. meç. kılıç, hançer. 1) kırmızı gül; 2) lâle; 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. 1) canda olan ateş; 2) yanıp tutuşma. 1) donmuş ateş; 2) hâlis kırmızı altın, (bkz: asced). 1) şarap; 2) işkence, zulüm. 1) Güneş; 2) hiddet, öfke; 3) şarap. 1) alevsiz ateş; 2) kırmızı akik; 3) şarap. gümüş veya billur kadehte içilen şarap. "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. 1) donmuş ateş; 2) altın, (bkz: âteş-i beste). ayrılık ateşi.

astr. yedi gezegen yıldız. Hint'te yapılan bir kılıç. hamiyyet kanının ateşi. Güneş, (bkz: Af-tâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). kılıç, kama, hançer ve benzeri silahlar. Nemrut'un, Hz. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i parsî 1) hek. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara; 2) cemre; 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç. Üzüm şarabı; 2) kanlı gözyaşı; 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i rûmî tar. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş, (bkz: Aftab, Hûrşîd, mihr, Şems). âteş-i seng lal ve yakut. âteş-i serd 1) şarap; 2) hâlis altın, (bkz: asced). âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş; 2) Güneş.(bkz. âteş-i mûsî, âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. Güneş. âteş-i sûzân yakıcı ateş. âteş-i tak, âteş-i tevbe sûz şarap. âteş-i ter kırmızı şarap. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri; 2) kadeh dolusu şarap; 3) gerdek hâli. âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık. 2. gözyaşı. 3. hastalık. 4. harb, savaş. âteş-bâr (f.b.s.) ateş yağdıran. âteş-bâz (f.b.s. ve i.) ateşle oynayan, hokkabaz, fişekçi. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak. âteş-bâzî (f.b.i.) ateşbazlık, eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-berk (f.b.i.) çakmak [âlet]. âteş-beste (f.b.i.) hâlis, kırmızı altın. âteş-dâm (f.b.i.) 1. ateşlik. 2. ocak. 3. mangal. âteş-dân (f.b.i.) ocak, mangal. âteş-dâr (f.b.s.) "ateş tutan" ateşli. âteş-dem (f.b.s.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. (bkz. âteşîndem). âteş-dîde (f.b.s.) ateş görmüş, ateşten geçmiş. âteş-efrûz (f.b.s.) ateş yakan, ateş tutuşturan. âteş-dil (f.b.s.) 1. her gördüğü güzeli seven. 2 sözü dokunaklı olan. 3. pek zekî adam. âteş-efşân, âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan. âteş-efşânî (f.b.i.) ateş saçma, ateş püskürtme. âteş-ek (f.b.i.) 1. küçük ateş. 2. şimşek. 3. ateş böceği. 4. frengi. âteş-engîz (f.b.s.) 1. dağlama âleti. 2. s. fesatçı, kundakçı. âteş-fâm (f.b.s.) ateş renkli, kırmızı. âteş-feşân (f.b.s.) ateş saçan, ateş püsküren, (bkz: âteş-efşân). âteş-fürûz (f.b.s.). (bkz. âteş-efrûz).

âteş-i heft-mecmer âteş-i Hindî âteş-i hûn-i hamiyyet âteş-i Mûsî âteş-i mücessem âteş-i Nemrûd

âteş-gâh âteş-gede âteş-gede-i behrâm âteş-geh âteş-gîre âteş-gûn âteş-hâne âteş-hâr âteş-hâtır âteş-hirâm âteş-hîz âteş-hulk âteşî âteşîn âteşîn-libâs âteşîn-mâr âteşîn-pençe âteşîn-sadef Âteîn-dem Âteşiyân Âteşîze âteş-kâr âteş-karâr âteş-meşreb âteş-mizâc âteş-nâk âteş-nihâd âteş-nisâr âteş-nümâ âteş-pâ âteş-pâre âteş-perestî âteş-perver âteş-pâş âteş-perest âteş-peyker âteş-reng âteş-suhan âteş-tâb âteş-zâd âteş-zâr âteş-zebân âteş-zede âteş-zen âteş-zene atf, atıf

(f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. astr. hamel burcu. (f.b.i.). (bkz. âteş-gâh). (f.b.i.) 1. maşa, 2. çıra. (f.b.s.) ateş gibi kırmızı. (f.b.i.) mecûsî mabedi, ateşe tapanların ibâdet yeri. (f.b.i.) 1. keklik. 2. s. zâlim, merhametsiz [adam]. (f.b.s.) her güzeli seven, sözü dokunaklı, pek zekî adam. (f.b.s.) sür'atle yürüyen. (f.b.s) ateşleyen, ateş veren. (f.a.b.s.) sert tabiatlı, huysuz. (f.b.s.) 1. ateşli, hararetli; dokunaklı; ateş renginde. 2. öfkeli, hiddetli. 3. i. cehennem zebanisi; (f.s.) 1. ateşten. 2. ateşli, canlı. l) kırmızı elbise; 2) kırmızı elbise giymiş kimse. 1) ateşli yılan; 2) yanık ak; 3) ateş alevi; 4) havâi fişek. bir işte eli çabuk kimse, işinin ehli. Güneş, (bkz: Âftâb, Hûrşîd, Mihr, Şems). (f.b.s.) (bkz. âteş-dem). (f.i.s.) cehennemlik olanlar. (f.i.) ateş böceği, (f.b.s.) 1. külhancı. 2. meç. kızgın, aceleci, merhametsiz [adam]. (f.a.b.s.) "ateşte duran" cehennemlik, günahkâr. (f.a.b.s.) meç. "ateş huylu" huysuz, geçimsiz. (f.b.s.) sert tabiatlı, huysuz, geçimsiz [kimse], (f.b.s.) ateşli. (f.b.s.) "ateş huylu" ateşli, huysuz, huzursuz. (f.b.s.) ateş saçan. meç. çok öfkeli. (f.b.s.) ateş gösteren. (f.b.s.) ateş gibi, çevik, atik. (f.b.s.) 1. ateş parçası, kıvılcım. 2. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. (f.b.i.) ateşperestlik, ateşe tapma. (f.b.i.) suyu iyi verilmiş kılıç. (f.b.s.) ateş saçan. (f.b.i.) ateşe tapan. * (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: âteşîn-sadef). 2. şeytan ve cin taifesi. (f.b.s.) ateş renginde, kızıl. (f.b.s.) dokunaklı, hatır kıracak şekilde söz söyleyen. (f.b.s.) 1. ateş gibi hararetli. 2. ateş yakıcı. (f.b.s.) "ateşten doğma" 1) meç. ateşli; 2.) yakıcı. (f.b.i.) ateşi çok olan yer, çok yakıcı yer. (f.b.s.) ; çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. (f.b.s.) ; yakılmış, yakılan. (f.b.s.) yakıcı, yakan. (f.b.i.) çakmak [âlet]. (a.i.) 1. eğme, meylettirme. 2. bağlama, (bkz: azv). 3. dokunma. 4. gr. bağlaç.

atf-ı beyân atf-ı nigâh „îr atfen atfî athal athâr athar âtıf âtıfe, âtıfet âtıfet-kâr âtıfet-kârâne âtık, âtıka âtıl, âtıla âtıl-âne âtım âtır âtıs atış, atuş âtî âtî-l-beyân, âtî-üz-zikr âtî-yi millet âtî, âtiye atî atîd atîde âtih, âtihe âtik âtik atîk, atîka atîkıyyât âtil âtim, âtime at'ime atîme atîre âtiş, âtişe atît âtiye âtiyen atiyyât

bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı, bağlaç kullanma. göz atma, bakma. gr. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması, [deli dîvâne; sağ salim, gibi]. (a.zf.) birinin adına, birine yükleyerek. (a.s.) 1. bağlamaya ait. 2. şefkate, iyilik severliğe ait. [müen. "atfiyye"]. (a.s.) kül rengi. (a.s. tâhir'in c.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar, ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz], (bkz: tuhr). (a.s.) çok temiz olan. (a.s. atfdan) 1. meyleden, eğilen. 2. bağlayan. 3. şefkatli. (a.i.c. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi, iyilik severlik. (a.f.b.s.) esirgeyip koruyan, gözeten. (a.f.zf.) âtıfetkâr olana yakışacak surette. (a.s.) 1. serbest bırakılmış. 2. ihtiyar. 3.i. genç kız. 4. i. yavru kuş. 5. soyu temiz [at]. 6. eski [şarap v.b.]. (a.s.) 1. tembel, üşengen. 2. boş, faydasız. (a.f.zf.) tembelce, tembelcesine. (a.s.) mahvolan, ölen. (a.s. ıtr'dan) 1. ıtırlı, güzel kokulu. 2. kokuları seven. (a.s.) 1. aksıran. 2. i. şafak. (a.s.). (bkz: atsan). (a.s. ityân'dan) 1. gelecek, gelen [kişi veya şey]. 2. i. gelecek zaman, istikbal. 3. zf. önde, aşağıda. aşağıda zikredilen, aşağıda sözü geçen. milletin yarını, istikbâli. (a.s. utv'dan) isyan eden, kafa tutan. (a.s.) inatçı, kalın kafa. (a.s.) hazır, hazırlanmış. (a.i.) elbise sandığı. (a.s.) isyan eden, kafa tutan. (a.s.c. avâtik) sırtın üst kısmı. (a.s.) berrak, saf; karışmamış; kıymetli. (a.s. ıtk'dan) 1. eski. 2. azatlı, hür. 3. güzel, genç kız. 4. asîl. 5. Hz. Ebu Bekir'in lâkabı. (a.i.c.) eski eserler, arkeoloji. (a.s.) ücretli yardımcı, asistan. (a.s.) ağır, yavaş. (a.i. taam'ın c.) yemekler, (bkz: et'ime). (a.i.c. atâim) ateş yakılan ocak; mangal. (a.i.c. atâir) 1. putlara kurban edilen dişi koyun. 2. eski Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. (a.s.) susuz, susamış, (bkz: teşne). (a.i.) gıcırtı. (a.s.) ["atî" kelimesinin müen.]. (bkz: atî). (a.zf.) 1. ileride, gelecekte. 2. aşağıda. (a.i. atiyye'nin c.) hediyeler, ihsanlar, bahşişler.

atiyye atiyye-i seniyye atlâb atlâl atlas atlas-ı minâ atlâs atles atlesî atliye atmâr atme atnâb atrâb atrâf atrâk atrâr atrâs atreş atruk ats ats-ı subh ats-ı şeb Atse Atse-i anberîn Atse-i kemân Atse-i subh Atse-i şeb Atse-i çah atse-i tîğ atş atşân attâr attaret attârî attâs attaş attât atûb atûf atûfet

(a.i.c. ataya) hediye; bahşiş, (bkz: ihsan). pâdişâh hediyesi. (a.i. tâlib'in c.) 1. arayanlar, talipler; husûsiyle talebeler. 2. (tılb'ın c.) kadın peşinde dolaşanlar, hovardalar, zamparalar. (a.i. talel'in c.) 1. örenler, harabeler. 2. biçimler, şekiller, resimler; kalıplar. (a.i.) 1. üstü ipek, altı pamuk kumaş. 2. s. düz, havsız, tüysüz. 3. büyük harita. 4. Atlas denizi. gökyüzü. (a.i. talas'ın c.) 1. eskitmeler, mahvetmeler. 2. s. eski, aşındırılmış. (a.s.) eski, aşındırılmış, yırtık, eski püskü. (a.s.) 1. atlastan yapılmış, atlas. 2. atlas gibi. (a.i. tılâ'nın c.) merhemler. (a.i. tımr'ın c.) eski püskü elbiseler, paçavralar. (a.i.) ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâv menbaı, krater. (a.i. tınâb'ın c.) 1. çadır ipleri, (bkz: habl-ül-hıyâm). 2. ağaç kökleri. 3. vücuttaki sinirler. (a.i. tarab'ın c.) oyunlar eğlenceler, şenlikler, neşeler, ferahlıklar. (a.i. tarfın c.) gözler. (a.s. târik'in c.) gece gelen; -husûsiyle- gece gelen yaya seyyahlar. (a.i. turra'nın c.) kenarlar, uçlar. (a.i. tırs'ın c.) yazılmış sayfalar, karalama kâğıtları. (a.s.) sağır, işitmez, (bkz: ahras). (a.i. tarîk'ın c.) yollar, (bkz: turuk). (a.i.) 1. aksırık. 2. şafak sökme. (sabahın aksırığı), (gecenin aksırığı) seher vakti. (a.i.) tek aksırık. güzel kokulu nefes. okun çıkardığı ses. şafak. şafak, (bkz: atse-i subh). kuyudaki aks-i seda, yankı. savrulan kılıcın çıkardığı ses. (a.i.) susuzluk, susama. (a.s. atş'dan) susuz, susamış, susayan, (bkz. teşne). susuzluk çekenler. (a.i. ıtr'dan) 1. güzel kokular, iğne iplik vesaire satan; aktar. 2. h. i. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf. (a.i.) attarlık, aktarlık. (a.f.i.) aktarlık, aktar dükkânı. (a.s.) durmadan aksıran. (a.s.) fazla susamış. (a.s.) çok bağırıp çağıran, gürültücü, şamatacı [adam]. (a.s.) inatçı, (bkz: muannid). (a.s. atfdan) 1. birine sevgisi olan. 2. i. erkek adı. (a.i.) şefkat, merhamet.

atûh atûm âtûn âtûs atvâd atvâk atvel atyân atyeb atyeb-i me'kûlât atyer Rûh-i atyer âvâh, âveh avâdî avâid avâik a'vâk avâkıb avâkıb-ı ahvâl avâkıb-ı hasene avâkıb-ı umûr avâkıd avâkır avâlim avâlim-i ulviyye avâm a'vâm avâmil

avâm-firîb avâm-pesend avâm-pesendâne avân avân-ı meftûniyyet a'vân avâr âvâre âvâre-gerd âvâregî âvâre-reviş âvâre-ser

(a.s.) bunak, (bkz: ma'tûh). (a.i.) su kaplumbağası. (f.i.) l. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. 2. ana rahmi, (bkz. meşime). (a.i.) aksırtıcı şey, enfiye. (a.i. tavd'ın c.) dağlar. (a.i. tavk'ın c.) 1. gerdanlıklar. 2. tasmalar. 3. boyundaki halka çizgiler. 4. kuvvetler, takatler. (a.s. tavîl'den) pek uzun. (a.i. tiyn'in c.) balçıklar, çamurlar. (a.s. tıyb'den) (daha. pek, en, çok) güzel. yiyeceklerin en güzeli. (a.s.) pek uçucu, çabuk kaybolan. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. çabuk uçan ruh. (f.e.) l eyvah, yazık! 2. i. nzık, nasip, kısmet. (a.s. âdiye'nin c.) zulmedenler,zâlimler. (a.i. âide'nin c.) iratlar, gelirler. (bkz. aidat). (a.i. âika'nın c.) engeller, müşküller, zor işler. (a.i. avk'm c.) alıkoymalar, durdurmalar, vazgeçirmeler. (a.i. akıbet' in c.) neticeler, sonuçlar, sonlar. hallerin, durumların sonu. iyi son nefesler, işlerin neticesi. (a.i. âkid'in c.), (bkz: âkid). (a.i. âkıra'nın c.) 1. kısırlar, verimsizler. 2. fakirler, yoksullar. 3. kudurmuşlar, (a.i. âlem'in c.) dünyâlar, (bkz: âlemin, âlemûn). dünyâdan gayrı yüksek âlemler, (bkz. melekût). (a.i. âmm'ın c.) herkes, kaba ve câhil halk, ayak takımı, (bkz. âhâd-i nâs). (a.i. âın'in c.) yıllar, seneler, (a.s. âmil'in c.) 1. sebepler. 2. işleyenler. 3. gr. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. 4. valiler. (a.f.b.s.) halkı avlayan, halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden, demagog. (a.f.b.s.) halkça beğenilecek şey. (a.f.zf.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda, âdi ve kaba. (a.i.) vakit, zaman. meftunluk anları. (a.s. avn'ın c.) yardım edenler, yardakçılar. (a.i.) ayıp, kusur, fesat. (f.s.) 1. serseri, boş gezen, işsiz güçsüz, aylak. 2. dağınık, perişan. (f.b.s.) işsiz, güçsüz kimse. (f.b.i.) serserilik, aylaklık, işsiz güçsüzlük. (f.b.s.) âvâre gidişli, başıboş hareketli. (f.b.s.) başıboş.

avârız avârız-ı dîvâniyye avârız-ı müktesebe avârız-ı semâviyye avârî avârif avâsıf avâsım avâsîr avâtıf avâtık av'ave av'ave-yi kilâb avâz âvâz âvâz-ı mûsikî âvâz-ı ra'd ü sâika âvâz-ı zenbûr a'vâz avaz avaz âvâze âvâze-hân avd avdet âven avdetî a'vec a'ved âvend âvendî avene âveng âvengân aver -âver Peyâm-âver

(a.i. ârıza'nın c.) 1. kazalar, belâlar. 2. engeller, engebeler. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde, bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler. cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hatâ, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler. delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. (a.i. âriyyet'in c.) ödünç şeyler. (a.i. ârife'nin c.) 1. iyilikler. 2. armağanlar, bağışlar. 3. s. nâzik, eli açık, cömert kimseler. 4. kabiliyetli, yetenekli kimseler. (a.i. âsıfa'nın c.) sert, şiddetli rüzgârlar, fırtınalar. (a.i. âsıme'nin c.) hudut şehirleri. (a.i. âsûr'un c.) tuzaklar. (a.i. âtıfet'in c.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler, iyilikseverlikler. (a.s. âtık'ın c.) 1. hür olanlar. 2. ihtiyarlar. 3. i. genç kızlar. 4. i. yavru kuşlar. (a.i.) havlama. köpeklerin havlaması. (a.i.) nefret. (f .i.) ses, seda. müzik sesi. gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. muz. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam, (bkz. âgaz-l- zenbûr). (a.i. ivaz'ın c.) bedeller, karşılıklar. (f.zf.) bangır bangır. (f.i.) 1. yüksek ses. 2. şöhret, ün. (f-b.i.) şarkıcı, (bkz: hanende). (a.i.) 1. geri gelme, dönme, lehine veya aleyhine dönme. 2. hasta ziyareti. 3. yoldan sapma. (a.i.) geri gelme, dönme, dönüş. (a.s.) çok veya en sakin. (a.i.) dönme [Yahudiden]. (a.s.) eğri büğrü. (a.s.) daha veya en çok faydalı. (f.i.) 1. sicim, ip. 2. senet, delil. 3.'kapkacak. 4. taht, yüksek mertebe. 5. satranç oyunu. 6. zf. evvel, önce, ilk. (f.i.) şarap fıçısı, kabı. (a.s. avn'in c.) yardakçılar, kafadarlar. (f.i.) hevenk, ipe geçirilmiş ü-züm, kiraz ve benzerlerinin askısı. (f.s.) 1. asılı, asılmış, sarkık. 2. i. çivi. 3. i. çengel. (a.i.) bir gözü kör olma. (f.s.) getiren, taşıyan. (Peygamber) haber getiren.

a'ver âverd âverde âverdenî âverd-gâh, âverd-geh âverdîde avez a'vez âvî, âviye âvîhte âvîhtegî âvîje âvîjgân âvîl âvind âvine âvineten âvîşe, âvîşen âvîz âvîze âvîze-i gûş âvîze-i nücûm âvizgin avk avkeşe avkeşe-i sagîre avl avle avm avn avn-i Hakk avn-i İlâhî avnî avniye avrât avret âvşin avvâc avvâd avz El'-avzü bi-llâh ayâ âyâ

(a.s.) 1. bir gözü kör, tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). 2. anat. körbağırsak. (f.i.) harp, cenk, savaş. (f.s.) naklolunmuş, getirilmiş. (f.i.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. (f. b.i.) savaş meydanı. (f.s.) hücum edilmiş, saldırılmış. (a.i.) fakirlik, sıkıntı. (a.s.) 1. anlaşılması güç şiir. 2. mânâsı anlaşılmaz [şey]. (a.s.) uluyan, hırıldayan. (f.s.) asılı, asılmış [şey]. (f.s.) asılmış olma durumu. (f.s.) 1. has, hâlis, saf, temiz. 2. meç. şarap. (f.i.c.) 1. mahremler, yakınlar. 2. s. gençler, güzeller. (a.i. avl'den) feryat, (bkz: avle). (f.s.) evvel, önce, ilk. (bkz: âvend6). (a.i. evân'ın c.) vakitler, zamanlar, çağlar. (a.zf.) ara sıra, tesadüfen. (f.i.) 1. kekik otu. 2. sarılma, sıyırıp çıkma; saldırma, (bkz: âvşin). (f.s.) asılı bulunan, asılan. (f.i.) mum, lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs. küpe. (bkz: mengûş). yıldız topluluğu. (f.s.) (asılgan, ilişkin) insana balta olan dilenci. (a.i.c. a'vâk) alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, (bkz: te'hîr). (a.i.) zir. yaba, harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek. anat. lâdes kemiği. (a.i.) feryat, acınma, sıkıntı sebebi. (a.i.) feryat, (bkz: avîl). (a.i.) yüzme. (a.i.c. a'vân) 1. yardım. 2. s. yardım eden; yardakçı; kafadar. Allah yardımı. Allah yardımı. (a.s.) 1. yardımla ilgili. 2. i. erkek adı. Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk. (a.i. avret'in c.) kadınlar. (a.i.) 1. insanın, gösterilmesi ayıp olan yeri. 2. kadın; zevce, avrat. (f.i.) kekik otu. (bkz: âvîşen1). (a.i.) fildişi satıcısı veya işçisi. (a.i. ûd'dan) udcu; ud çalan. (a.i.) 1. sığınma. 2. sığınak. Allah'a sığınma. (a.s.) 1. kabiliyetsiz, kudretsiz. 2. tedâvî edilemez, iyileştirilemez. (f.e.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. (bkz: acaba).

a'yâ a'yâd a'yâd-ı Müslimân ayân â'yân

a'yân-ı sâbite âyân ve eşrâf ayânen ayâniyyet ayâr ayâr-dân a'yâr âyât âyât-ı muhkemât âyât-ı müteşâbihât Ayb ayb-ı hâdis ayb-ı kadîm ayb-cû aybe aybet ayb-gû ayb-gûyî ayb-nâk ayb-pûş a'yen âyen âyende âyende-nümâ

âyende ve revende âyet âyet-el-kürsî âyet-i kerîme âyet-i maksûd âyet-i tergîb âyet-i terhîb âyet-ül-hıfz

(a.s.) daha veya en kudretsiz, iktidarı hiç olmayan. (a.i. îd'in c.) bayramlar. Müslüman bayramları. (a.s.) belli, açık, meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: aşikâr, bahir, celî, hüveydâ, iyân). (a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. bir memleketin ileri gelenleri. 3. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup, Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti. 4. Senato üyesi. tas. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. ilerigelenler. (o.zf.) açıkça. (o.i.) açıklık, ortaya çıkma, (bkz: vuzuh). (a.i.) 1. altının, gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. 2. saadete doğru gitme, (bkz. lyâr). (a.f.b.c.) ölçü, değerbilir, (bkz: lyâr-dân). (a.i. ayr'ın c.) eşekler, (bkz: himâr). (a.i.âyet'in c.) Kur'ân'ın cümleleri. açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. icâbında te'vîl edilebilen âyetler. (a.i.c. uyûb) utanılacak şey, kusur, ayıp, leke. (bkz: şeyn). huk. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. huk. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. (a.f.b.s.) insanın ayıbını araştırıp soran. (a.i.) deri çanta, heybe. (a.i) 1. deri çanta, valiz. 2. ayıp, kusur. (a.f.b.s.) dedikoducu. (a.f.b.i.) dedikoduculuk. (a.f.b.s.) kusurlu, noksan. (a.f.b.s.) ayıbı örten. (a.s.) 1. büyük iri gözlü adam. 2. bakılan yer. 3. çok açık, pek belli. (f.i.) demir, (bkz: âhen). (f.s. c. âyendegâh) gelen, gelici. [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. gelen giden. (a.i.c. âyât) 1. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi. 2. alâmet, nişan. (bkz: kürsî). kutsal âyet. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. cennetteki güzellikleri, iyilikleri anlatan âyet. cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. muskaya yazılan âyet.

âyet-ül-mevâris âyet-in-Nûr âyetlik ayın âyib âyid âyij, âyîjek âyil, âyile âyîn âyîn-i cem âyîn-i kadîm

âyîn-i kudemâ âyîn-i Mevlevî âyîn-i şerîf âyîne, âyine âyîne-i âb âyîne-i ârız âyîne-i âsmân âyîne-i çarh âyîne-i hâverî âyîne-i baht âyîne-i gerdân âyîne-i gerdûn âyîne-i in'itâf âyîne-i İskender

âyîne-i kît'ı efrûz âyîne-i maksûd âyîne-i pârtâb âyîne-i pürtâb-ı mücellâ âyîne-i şeş-cihet âyîne-dân âyîne-dâr âyîne-den âyîne-efrûz âyîne-fürûz âyîne-rû âyîne-sâz

Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 (a.t.b.i.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar, uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. (a.i.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır, (bkz: ayn5). (a.s.) geri dönen, dönüp çekilen, (bkz: âib). (a.s.). (bkz. âid). (f.i.) kıvılcım. (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşırı, (bkz: âil, aile). (f.i.) 1. merasim, tören. 2. Alevîlerin içki sohbetleri. 1) ahbapça, tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri. mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları, eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. eskilerin usûlü, tarzı. Mevlevi âyîni, Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin. Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. (f.i.) 1. ayna. 2. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. su aynası, suyun parlak yüzü. yanak aynası, ayna gibi parlak olan yanak, (bkz: âyîne-rû). Güneş. Güneş. Güneş. nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. Güneş. Güneş. bir şeyin aksedip göründüğü ayna. İskender'in aynası. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki, Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. Güneş. Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti. parlak ayna. cilâlı parlak ayna. (altı tarafın aynası) 1) Hz. Muhammed'in gönlü; 2) bir velînin gönlü. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) 1. ayna tutan. 2. i. berber. (f.b.i.) ayna mahfazası. (f.b.s.) ayna cilâsı. (f.b.s.). (bkz. âyîne--efrûz). (f.b.s.) yüzü ayna gibi parlayan. (f.b.i.) aynacı.

âyîne-veş âyîne-zidây âyîn-hân

âyîn-perestî âyiş, âyişe âyişne, âyişte, âyiştene âyiz, âyize ayke aykevî ayn

ayn-el-yakîn ayn-ı betrâ ayn-ı hayât ayn-ı kerâmet ayn-ı mazmûn ayn-ı mevkuf ayn-ı hatâ ayn-ı mürekkeb ayn-ı vâhid ayn-ül-bakar ayn-ül-fiil ayn-ül-kemâl ayn-üs-sevr ayn-üş-şems aynâ aynen ayneynî aynî Emrâz-ı ayniyye ayni aynî ayniyyât ayniyye ayniyyet ayr ayş ayş-i deh-rûz ayş ü dem eylemek ayş ü işret ayş ü nûş ayş ü tarab

(f.b.s.) ayna gibi. ayna silici, cilâcı. (f.b.s.ve i.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse. (f.b.i.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. (a.s.) 1. yaşayan, 2. rahat yaşayan, (bkz: âiş, âişe). (f.i.) 1. casus. 2. s. dalkavuk, (bkz. abiste). (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, (bkz: âiz, âize). (a.i.) sık koruluk. (a.i.) coğ. ormanla ilgili. (a.i.c. a'yân, uyun) 1. göz. 2. aslı, kendisi. 3. bir şeyin eşi, tıpkısı. 4. kaynak, pınar, (bkz: a'yün). 5. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi, (bkz: ayın). gözüyle görmüş gibi, kat'î. (ayın harfinin başı) hemze. (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat). Peygamberlere yakışacak bir kudretle, keramet gibi. huk. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. huk. vakfolunan şey. yanlışın ta kendisi. 1) anat. petekgöz; 2) bileşik göz. tek gözlü, (bkz: yek-çeşm). bot. öküzgözü, fr. arnica. fiil maddesinin ikinci harfi. nazar değme; gözün çok tesirli bakışı. 1) boğa gözü. 2) astr. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı, Ed-deberân, lât. alpha Taurus; fr. Aldebaran; ing. Aldebaran. değerli bir taş. (a.s.c. îyn) iri ve güzel gözlü. (a.zf.) tıpkısı, tamamı, aynı olarak. (a.s.) iki gözle bakan. (a.s.) göze mensup, gözle ilgili. göz hastalıkları. (a.zf.) 1. hep o, başkası değil. 2. tıpkısı. (a.s.) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen. (a.i. ayn'ın c.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler. (a.i.) 1. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler. 2. göz hastalıkları kliniği. (a.i.) bir şeyin aslı gibi, tıpkısı olma. (a.i.c. a'yâr) eşek. (bkz: himâr). (a.i.) yaşama. (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. içki içip keyfetmek, (bkz: îyş). yiyip içme. (bkz: ayş ü nûş). yiyip içme. (bkz: ayş ü tarab). yeme içme, çalgı çengi, eğlence.

a'yün ayyâb ayyân ayyâr ayyârân ayyârî ayyâş ayyâş-ı bed maâş ayyâşân ayyûk

âz a'zâ a'zâ-yi dâhiliyye a'zâ-yi fahriyye a'zâ-yi hariciyye a'zâ-yi mevcûde a'zâ-yı tabiiyye a'zâ-yi tenâsüliyye azâ' azâb azâb-ı cehennem azâb-ı kabr azab azâb-engîz azâd azâd

âzâd-draht âzâde âzâde-dil âzâde-gân âzâde-gî âzâde-hâtır âzâde-hayât âzâde-ser âzâdî azâ-hâne azâhî azâhik

(a.i. ayn'ın c.) 1. gözler. 2. menbâlar, pınarlar, çeşmeler, (bkz: a'yân, uyun). (a.s.) kusur görücü. (a.s.) 1. ne yapacağını bilmeyen. 2. yorgun. (a.s.) 1. hîlekâr, dolandırıcı. 2. zekî, kurnaz. 3. çevik, atik. (ayyâr'ın c.) ayyarlar, aldatanlar. (a.f.i.) dolandırıcılık. (a.s. ayş'dan) çok içki içen. geçimi fena, geçim darlığı çeken; sarhoş. (a.i. ve s. ayyâş'm c.) ayyaşlar. (a.i.) 1. astr. keçi, semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı, (Alpha Avriga) lat. capella; f r. chevre. 2. semânın pek yüksek yeri. (f.i.) aç gözlülük, hırs, tamah. (a.i. uzv'un c.) organlar, üyeler. iç organlar. onursal üyeler. dış üyeler. hazır bulunan üye. tabiî üyeler (bir mecliste). biy. üreme organları. (a.i.) 1. sabır. 2. cenaze alayı. 3. başsağlığı ziyareti. (a.i) işkence, keder. cehennem azabı; meç. büyük sıkıntı. kabir azabı meç. büyük sıkıntı. (a.s.) 1. bekâr, ergen. 2. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri. (a.f.b.s.) azap verici. (a.s.) kısa ve sık sık dikilmiş. (f.s.) 1. kurtulmuş, serbest olan, kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden. 2. ayıpsız, kusursuz. 3. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. (f.b.i.) bot. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç. (f.s.c. âzâdegân) l. hür, serbest. 2. ed. tam bir mânâ anlatan mısra', [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. (f.b.s.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. (f.b.s. âzâde'nin c.) kayıtsız, serbest ve hür olanlar. (f.i.) serbestlik, hürlük, (bkz: serbesti). (f.a.b.s.) gönlü hoş, başı dinç. (f.a.b.s.) hayattan kurtulmuş. (f.b.s.) başında gaile olmayan, başı dinç, rahat, gailesiz. (f.i.) l- hürlük, serbestlik. 2. şükür. (a.f.b.i.) acı gören ev, matem evi. (a.i. ıdhiyye, ızhiyye, udhiyye, uzhiyye'nin c.) kurban bayramında kesilen hayvanlar, (bkz: adâhî). (a.i. udhûke, uzhûke'nin c.) gülünç, güldürücü şeyler, (bkz: adâhîk).

azâim

azâim âzâl azâlîl azam a'zam a'zam-ı esbâb azamet azamet-fürûş a'zamî azâmîm a'zamiyyet azamût âzân a'zâr a'zâr-ı urkubiyye âzâr âzâr azâr-ı dil âzâr-dîde âzârende âzârî âzâriş âzâr-mend âzâr-mendî azarr azarr-ı müskirât âzâr-resân âzâr-resîde azâz azâzet azâzîl azb Lisân-ı azb-ül-beyân azb azbâ' azbu' azd, azıd, azud azd-ud-devle azdâd âzde

(a.i.) 1. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar, tılsımlar. 3. sebatlar, kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.] (a.i. azîme'nin c.) dehşetli hâdiseler, mühim şeyler, ["azayım" şekli yanlıştır]. (a.i. ezel'in c.) ezeller, öncesiz zamanlar. (a.i. uzlûle'nin c.) yanlışlar, yanılmalar. (a.i.c. azamât). 1. kin, husûmet, garaz, kötü niyet. 2. kıskançlık. 3. öfke, hiddet. (a.s. azîm'den c. eâzım) (daha, pek, en, çok) büyük. sebeplerin en büyüğü. (a.i.) 1. büyüklük, ululuk. 2. çalım, kurum. (a.f.b.s.) çalım satan, kurum satan. (a.s.) en büyük, en çok. (a.i. izmâme'nin c.) desteler, kümeler, zümreler. (a.i.) 1. pek büyüklük. 2. mat. bir sayının ötekinden büyük olması. (a.i.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. (a.i. üzn'ün c.) anat. kulaklar. (a.i. özr'ün c.) bahaneler, engeller, özürler. mırın kırın. (f.i.) mart ayı. (bkz: ezar). (f.i.) incitme, kırılma, tekdîr. gönül kırıklığı. (f.b.s.) zulüm görmüş. (f.s.) inciten, kıran, tekdîr eden, azarlayan. (f.i.) 1. muzırlık; küfürbazlık. 2. incitilmiş olma, fenalık görmüş olma. (f.i.) incitme, kırma. (f.b.s.) incitilmiş, zulüm görmüş. (f.b.i.) incitilmiş, kırılmış olma. (a.s. zarar'dan) çok zararlı, (bkz: adarr). içkilerin en zararlısı. (f.b.s.) dert ve kederi îcâbettiren. (f.b.s.) incitilmiş, kırılmış, zarar görmüş. (a.i.) bir lokma. (a.i. izz'den) i'tibar, saygınlık, değer; büyüklük. (a.b.i.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. (a.i.) tatlılık. söylenişinde tatlılık olan dil. (a.i.) 1. kesme. 2. ısırma. 3. şiddetli azarlama. 4. hastalık yüzünden hırpalanma. 5. s. keskin. (a.i. zab‘ın c.) kolun yukarı kısmı. (a.i. zabu'nun c.) sırtlanlar. (a.i.c. a'zâd, a'zûd, a'dûd) 1. kolun üst kısmı. 2. destek. 3. kuvvet, kudret, (bkz. ızd, uzd, uzud). devletin desteği. (a.i. zıdd'ın c.) 1. zıtlar, tezatlar. 2. iki zıt mânâya gelen kelimeler. (f.s.) 1. boyalı, boyanmış. 2. sivri uçlu âlet ile delinmiş.

a'zeb âzeh a'zel âzer Azer-âbâd âzerahş âzer-âyin Âzerbâyigân âzer-asâ âzerbû, âzerbûye âzerd âzer-gûn, âzer-gûne Âzerî âzer-kede âzer-kîş âzerm âzerm-cû âzer-perest âzerşeb âzerşîn âzeryûn azfâr âzfendâk azfer azgan azgas azhâ azhâ azher azherü min-eş-şems azırrâ âzîde âzife, âzifet âzîğ azîhe azik âzil azîl azil azîm, azîme âzim âzimât

(a.s. azb'den) en lezzetli ve tatlı. (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âjeh). (a.s.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. (f.i.) ateş. (f.h.i.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi. (f.i.) yıldırım. (f.b.i.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü. (f.h.i.) Azerbaycan. (f.b.s.) ateş gibi, kızıl. (f.i.) çöven denilen nebatın kökü. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır.]. (f.i.) ; renk, boya. 1. ateş renginde kırmızı. 2. i. ay çiçeği, [şakayık nevinden ortası siyah, kenarları çok kırmızı bir çiçek], (bkz: âzeryûn). (f.i.) 1. Azerbaycanlı, Azerbaycan halkından olan kimse. 2. Azerbaycanlılarla ilgili. (f.b.i.) ateşe tapanların mabedi. (f.b.s.) ateş mezhepli, ateşe tapan, mecûsî. (f.i.) 1. utanma, haya. 2. şefkat 3. haşmet. (f.b.s.) terbiyeli, nâzik. (f.b.s.) ateşe tapan. (f.i.) 1. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan. (bkz. âzerşîn). 2. şimşek. (f.i.) semender denilen bir kuş. (bkz. âzerşeb'). (bkz: âzer-gûn). (a.i.c.) tırnaklar, (bkz: zufr, ezfâr, uzfûr1, ezâfîr). (f.i.) gök kuşağı, (bkz: âdyende, âfendâk). (a.s.) uzun tırnaklı adam. ("ga" uzun okunur, a.i. zıgn'ın c.) kinler, garezler. ("ga" uzun okunur, a.i. zags'ın c.) 1. demetler, desteler. 2. karma karışık rüyalar veya söylentiler, (bkz: adgas). (a.i. zahve'nin c.) göller, su havuzlan. (a.s.) gümüşî, gri. (a.s. zâhir'den) en zahir, pek belli, çok meydanda, besbelli, apaçık. "güneşten bile açık" apaçık, besbelli, gün gibi meydanda. (a.s. zarîr ve darîr'in c.) körler, (bkz: adırrâ). (f.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. (a.i.) kıyamet. (f.i-) nefret, kin; iğrenme, (bkz: ârig). (a.i.) yalan, iftira. (a.s.) hoşa giden. (a.s.c. avâzil, izâl) 1. azarlayan, paylayan, çıkışan. 2. i. kadınlarda aybaşı gelen damar. (a.s.) serkeş, inatçı, ıslah edilemez. (a.i.). (bkz. azl). (a.s. azamet'den) büyük, ulu, iri. (a.s. azmden) niyetli, 'kesin karar veren. (a.i. âzime'nin c.) kıtlık yıllan.

azîme âzime azîmet azîmet-i râh azîmet ve avdet âzîmet-hân azîm-üş-şân Kur'ân-ı azîm-üş-şân âzin âzîn âzîne âzîr azîr azîr âzîş aziyy azîz, azîze Azîz-i Mısr azîz-i zûintikam azîzân azîzî azl azlâf azlâl azlem azm azm-i acz azm-i adesî azm-i adud azm-i akab azm-i âne azm-i atlas azm-i cebhî azm-i cidârî azm-i dıl'î azm-i enfî azm-i fahz azm-i gırbâlî azm-i hanek azm-i harkafa azm-i isfencî azm-i ka'b azm-i kafa azm-i kas azm-i kasaba

(a.i.c. azâim) 1. sebat, kararda kat'îlik. 2. efsun, tılsım. 3. büyük iş; büyük günâh; büyük belâ. (a.i.) 1. kıtlık yılı. 2. azı dişi. (a.i.) gitme, gidiş. yola çıkış. gidip gelme. (a.f.b.s.) afsun okuyan, afsunlayan. (a.b.s.) sânı, ünü, sanı büyük olan. sânı büyük olan yüce Kur'ân. (a.s.) 1. izin veren. 2. i. kapıcı, perdedar. 3. i. kefil. (f.i.) 1. süs, ziynet; donanma [şenlik]. 2. kaide, kanun. 3. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. (f.i.) 1. cuma günü. 2. bayram günü. (f.i.) 1. ağrı, sızı, akıntı, ıstırap. 2. azar. (a.i.) 1. özür. 2. özür dileyen. (a.i.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. (f.i.) 1. eşik tahtası. 2. ağaç ve tahta kınğı, yonga, talaş. (a.i.c. ezâvî) deniz dalgası. (a.s.c. eizze, [Farsça c. azîzân] 1. muhterem, sayın. 2. sevgili. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi]-kadın adı. Hz. Yusuf. intikam alan Tanrı. (a. azîz'in f.c.). (bkz: azîz). (a.i.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. (a.i.) işinden çıkarma, yol verme. (a.i. zılfın c.) zool. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan, (bkz. ezlâf). (a.i. zıll'in c.) gölgeler, (bkz: zılâl). (a.s. zulm'den) 1. en zâlim, pek ziyâde zulmeden. 2. (daha, pek, en, çok) zulmeden. 3. en karanlık. (a.i.c. izam) kemik, (bkz: istihân). anat. sağrı kemiği, anat. mercimek kemiği. anat. pazı kemiği. anat. ökçe kemiği. anat. kasık kemiği. anat. atlas kemiği, fr. atlas, anat. alın kemiği. anat. yan kemiği. anat. eğe kemiği. anat. burun kemiği. anat. uyluk kemiği. anat. kalbur kemiği. anat. damak kemiği. anat. kalça kemiği. anat. *süngersi kemik. anat. aşık kemiği. anat. artkafa kemiği. anat. göğüs kemiği. anat. baldır kemiği.

azm-i kitf azm-i kû'bere azm-i lâmî azm-i mıtraka azm-i mihver azm-i mik'a azm-i remîm azm-i rıdfa azm-i rikâbî azm-i semsemî azm-i senedânî azm-i sudgî azm-i şazye azm-i terkova azm-i us'us azm-i vecenî azm-i vetedî azm-i zend azm-i zevrakî azm-i zıfrî azm azm-i kat'î azm ü cezm âzmâ, âzmây Cenk-azmâ âzmâyî âzmâyîş âzmâyîş-i kalem azme azmen azmen âzmend azmî azmî azmîn azm-kâr azm-kârâne azmûde azmûdegî âzmûn azrâ' âzrahş Azrâil azrâr azref azref-i zürefâ

anat. qmuz kemiği, kürek kemiği, fr. omoplate. anat. önkol kemiği, fr. ra-dius. anat. dil kemiği. anat. çekiç kemiği. anat. eksenkemik, fr. axis. anat. kaşık kemiği. anat. çürümüş kemik. anat. dizkapağı kemiği. anat. üzengi kemiği. anat. susamsı kemik, fr. sesamoîde. anat. örskemiği. anat. şakak kemiği. anat. kaval kemiği. anat. köprücük kemiği, fr. clavicule. anat. kuyruk kemiği. anat. elmacık kemiği. anat. temel kemiği. anat. dirsek kemiği. anat . *kayıksı kemik, fr. naviculaire. (os.). anat. tırnaksı kemik. (a.i.) kasıt, niyet, karar, (bkz: cezm). Kat'î azim, kesin karar. kat'î karar, kesin karar. (f.s.) denemiş, sınamış. cengi denemiş. (f.i.) denemiş, sınamış, sınamış olma. (f.i.) 1. tecrübe, deneme, sınama. 2. tar. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. kalem tecrübesi. (a.i.) 1. karar, niyet. 2. vazife, görev. (a.zf.) karar vererek, niyet ederek. (a.s.) 1. pek çok veya en çok şeyler içine alan. 2. en çok güvenilir. (f.s.) haris, tamahkâr. (a.s.) 1. azimle, kararla ilgili. 2. i. erkek adı. [müen. azmiye]. (a.s.) kemikli, kemikten yapılmış. (a.i.) anat. kemik özü, fr. asteine. (a.f.b.s.) azimli, kararlı, (bkz: sebât-kâr). (a.f.zf.) azimli olarak, kararlı olarak, kararlılıkla. (f.s.) 1. tecrübe etmiş olan. 2. tecrübe olunmuş, sınanmış. (f.i.) görgülülük. (f. i.) tecrübe, sınama, deneme. (a.i.) 1. kızoğlan kız. [Hz. Meryem'in sıfatı]. 2. delinmemiş inci. 3. üzerinde yürünmemiş kum. 4. h. i. Medîne. 5. h. i. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. (f.i.). (bkz. âdrahş). (a.i.) ölüm meleği. (a.i. zarar'ın c.) zararlar 2. kayıplar. (a.s.) 1. en (pek, çok) zarif. çok zekî. zariflerin zarifi.

âzreng azûf âzûg azûl azûmet âzûn âzûr azûz âzüg âzürde âzürde-dil âzürde-gî âzürde-hâtır âzürde-püşt azv azv-i cinnet azvâ' âzver azviyyât azyak âzz, âzze azz azz-i benâm azze azze ensâruh azze nasruh azze ve celle

(f.i.) 1. son derece katı, sert. 2. çok keder, meşakkat, eziyet, (bkz. âzereng). (a.i.) yiyecek, erzak. (f.i.) kir, pas. (a.s.) çok azarlayan, paylayan çıkışan. (a.i.) eğlence. (f.e.) öylece, onun gibi, böylece, bunun gibi. (f. s.), (bkz. âzver). (a.s.) ısırıcı. (f.i.) 1. asma ve ağaç budantısı. 2. hurma lifi. (bkz. âjüğ). (f.s.) incinmiş, kırılmış, gücenmiş. (f.b.s.) gönlü kırılmış, mahzun. (f.b.i.) incitilmiş, gücendirilmiş olma. (f.b.s.) hatırı, gönlü kırılmış. (f.b.s.) 1. beli bükük [ihtiyar]. 2. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]. (a.i.c. azviyyât) birinin üstüne atma, ona yakıştırma, iftira, (bkz. atf). delilik isnadı. (a.i. zav', zû'nun c.) ışıklar, aydınlıklar, parıltılar. (f.s.) haris, tamahkâr, pinti, (bkz: âzûr). (a.i. azv'in c.) iftiralar, isnatlar. (a.s.) (daha, en, pek, çok) dar. (a.s.) ısıran, ısırıcı. (a.i.) ısırma. parmak ısırma. (a.n.) aziz olsun! yardımı bol olsun, [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup, eski fermanlarda geçer]. yardımı bol olsun, [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır, eski paralarla fermanlarda geçer]. aziz ve celîl olan [Allah].

B
b bâ (a.ha.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup, "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır. (a.i.) "b" harfinin Arapça okunuşu, [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. (a.i.c. ebvâ') 1. kulaç. 2. erişme, yetme. 3. kuvvet, kudret, beceriklilik. 4. şeref; kerem, vergili, verimli olma. 1) kısa boylu; 2) beceriksiz; 3) zavallı. 1) uzun kulaçlı; 2) gücü yeter; 3) eli açık; vergili, verimli. (f.e.) ile,...li. tam, mükemmel güzellik. safâlı dostlar. berat ile.

bâ' Kasîr-ül-bâ' Tavîl-ül-bâ' bâ,be Cemâl-i bâ-kemâl Yârân-ı bâ-safâ bâ-berât

sadrâzam emri, fermanı ile. haberli, bilgili. zabıt varakası ile. mazbata ile. posta ile, posta ederek. tahrîrat ile, yazı ile. tapu ile. vakarlı, ağırbaşlı. (f.e.) şu suretle ki, şu şartla ki, onunla ki. (a.i.c. ebvâb) 1. kapı. (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında, istanbul'da sadâret, dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina, mec. Osmanlı hükümeti. bâb-ı adâlet hak kapısı. bâb-ı âsafî tar. sadrâzam konağı. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir]. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı, dâiresi. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. bâb-ı fetvâ-penâhî, bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı; 2) istanbul. (bkz. Astâne, Dâr-üs-saâde). bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb-ı tahkir leng. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz. şeyh-ül-islâm). bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. 2. geçit, boğaz. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. 3. bölüm, (bkz fasl). 4. iş, şekil, mes'ele; yol; mevzu, (bkz husus). 5. tas. tövbe. bâb-ül-hâne (f.b.i.) genelev. (bkz. umûm-hâne). bâb-üs-saâde (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. bâb-üs-selâm (a.b.i.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bâb t. (f.s.) lâyık, uygun; elverişli; hayır, uğur. bâb, bâbâ (f.i.) 1. baba, ata. 2. manevî önder; şeyh. bâbâ-yı âlem Hz. Adem. bâbâ-suhan söz babası. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. bâbâyân (f.i. bâbâ'nın c.) babalar, tarikat babalan, şeyhler; bektâşi şeyhleri. bâbâyâne babayani, dervişçe. bâbet (f.i.) 1. listede "kezâlik, den den". 2. uygun bir şey. 3. bent, fıkra. 4. taallûk, münâsebet. 5. elmas dal [süs]. Bâbil (a.h.i.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı, eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı bâ-emr-i âlî bâ-haber bâ-jurnal bâ-mazbata bâ-posta bâ-tahrîrat bâ-tapu bâ-vekâr bâ-an-ki bâb bâb-ı âlî

bâbûne, bâbûnec bâbûne-i gâv Bâbûr-nâme Bâbûs-ül-vâsıt

bâbük bâb-ül-hâne bâbzen bâc bâc-ı kırtıl bâc-bân, bâc-dâr bâceng bâc-gâh bâc-gîr bâc-güzâr bâd Âferin-bâd Mübârek-bâd Âfiyet-bâd Nûş-bâd bâd bâd-i berîn bâd-i cem bâd-i cenûbî bâd-i hazân bâd-i hevâ bâd-i nevâ bâd-i nev-rûz bâd-i pürgû bâd-i sabâ bâd-i seher-hîz bâd-i semûm bâd-i subh bâd-i şimâlî

bâdâ bâ-dâd bâdâm bâdâm-ı dü-mağz bâdâme bâdâmî bâdâş

geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu, ilkçağdan kalma bir şehir. (f.i.) papatya. bot. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. (f.b.i.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. XVI. asır bilginlerinden olup 1555 (H.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır. (f.s.) ahmak, sersem, alık. [adam]. (f.a.b.i.) 1. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. 2. tembeller yurdu. 3. hırsızlann ocağı. (f.i.) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi. (f.i.) 1. vergi, harç. 2. gümrük vergisi, (bkz: bâj). hayvanlardan alınan resim. (f.b.i.) geçiş vergisi tahsildarı, (bkz: bâc-gîr). (f.i.) 1. küçük pencere, tepe-penceresi. 2. baca. (f.b.i.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. (f.b.i.) baç, vergi toplama memuru, (bkz: bâc-bân, bâc-dâr). (f.b.s.) 1. vergi, haraç veren. 2. geçiş parasına tâbi'. (f.e.) olsun, ola, olaydı. aferin olsun! mübarek, kutlu olsun. afiyet olsun. afiyet olsun. (f.e.) 1. yel, rüzgâr. lâtif hava, sabah rüzgârı. Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. güney rüzgân. sonbahar rüzgân. bedava. ses, nağme; nakarat. bahar rüzgân. mütemadiyen sesler çıkaran, ıslık çalan rüzgâr. 1) doğudan esen hafif, hoş rüzgâr. 2) muz. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam. gün doğusundan esen hafif rüzgâr, tan yeli. sam yeli. sabah rüzgân. kuzey rüzgân. 2. nefes, soluk. 3. ah sesi, ah çekme. 4. tas. Allah'ın yardımı. 5. meç. övme; söz. 6. büyüklük taslama, kibir. 7. şarap, (bkz: bâde). (f.e.) ola, olaydı. (f.b.s.) âdil, doğru, (bkz: dâd--ger). (f.i.) 1. badem . 2. sevgilinin güzel gözü. iki içli badem. (f.i.) 1. ipek kurdu. 2. nazarlık, nazar boncuğu. 3. et beni. 4. zincir halkası. 5. eski püskü hırka. 6. cicili bicili, süslü nesne. (f.s.) badem biçiminde. (f.i.) mükâfat.

(f.b.s.). (bkz. bâd-âverd). (f.b.s. ve i.) 1. rüzgâr tarafından getirilmiş, kolay elde edilmiş. 2. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. 3. Doğu müziğinde bir ses. bâd-âverde (f.b.s.). (bkz. bâd-âver, bâd-âverd). bâd-bân (f.b.i.) 1. yelken. 2. gemi sereni, (bkz: şirâ). bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken, meç. felek, semâ, gökyüzü. bâd-bânî (f.b.i.) tar. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-bân-gûşâ (f.b.s.) yelken açan. yelkenleri açıp yola çıkmak. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak bâd-bâr (f.b.s.) 1. yelpaze. 2. gemilerdeki rüzgârlık, manika. bâd-bâz (f.b.i.) yelpaze. bâd-bedest (f.b.s.) elinde avu-cunda bulunmayan, iflâs etmiş, züğürt. bâd-ber (per) (f.b.i.) 1. uçurtma. 2. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse. bâd-bîz, bâd-bîzen (fb.i.) yelpaze, (bkz: bâd-keş). bâd-dâr (f.b.s.) 1. kibirli. 2. şişman. 3. deli. 4. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. bâd-der-keff (f.a.b.s.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış, aldanmış; şanssız. ba'de (a.zf.) sonra. Min ba'd bundan sonra, bundan böyle. ba'dü bu'din (a.zf.) hayli zaman sonra, neden sonra. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra, meç. iş işten geçtikten sonra. ba'de hazâ bundan sonra, bundan böyle. ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-feth fetihten sonra. ba'de-l-harb harpten, savaştan sonra. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. ba'de-l-îfâ îfâ edildikten, yapıldıktan sonra. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. ba'de-l-istihsâl elde ettikten, sağladıktansonra. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra. ba'de-l-mevt ölümden sonra. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra. ba'de-l-yevm bugünden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. ba'de zemân bir zaman sonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra. ba'de-zâ, ba'de-zâlik (a.e.) ondan sonra. ba'de-zîn (a.e.) bundan sonra. (a p) öğleden sonra. ba'de-z-zuhr bâde (f.i.) 1. şarap; içki. (bkz: bâd). 2. meç. aşk, Allah sevgisi. 3. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.

bâd-âver bâd-âverd

bâde-fersây bâde-hâr bâde-i cân-bahş bâde-i cüvân bâde-i gül-fâm, bâde-i gülgûn, bâde-i gül-reng bâde-i hamrâ bâde-i ikbal bâde-i mest bâde-i nâb bâde-i nûşîn bâde-i pîr bâde-i sad-sâle bâd-efrâ, bâd-efrâh bâde-fürûş bâde-hâr ba'dehû ba'de-hüm bâde-keş ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî ba'de-mâ bâde-nûş bâde-perest bâde-perestân bâdester ba'dezâ, ba'de-zâlik ba'd-ezîn bâd-fürûş bâd-gân bâd-gâne bâd-ger, bâd-ges bâd-gerd bâd-gîr bâd-herze bâdî bâdî ebed-in bâdî-i emirde bâdî-i nazar bâdîy-ür-re'y bâdî bâdîc bâdih bâdihe bâdin

(f.b.s.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. (f.b.i.) şarap içen. (bkz: bâde-keş). can veren şarap. taze şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. gül renkli (kırmızı) şarap. kırmızı şarap. ikbâl şarabı, yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. keskin şarap. hâlis, duru şarap. içimi kolay ve hoş şarap. eski, yıllanmış şarap. "yüz senelik şarap" meç. pek eski şarap. (f. b.i.) 1. ceza. 2. bir nevî fırıldak. (f.b.s.) şarap satan,meyhaneci. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) ondan sonra. (a.zf.) onlardan sonra. (f.b.s.) şarap içen. (a.zf.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) şarap içen. (f.b s.) şaraba tapan, şaraba pek düşkün. (f.b.s. bâde-perest'in c.) şaraba tapanlar, şaraba pek düşkün olanlar. (a.i.) kunduz. (a. zf.) bundan sonra. (a.zf.) bundan sonra, bundan böyle. (f.b.s.) bir kimseyi, soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. (f.b.i.) gözeten, gözetici, bekçi; hazinedar. (f.i.) kafesli pencere. (f.b.i.). (bkz. bâd-gerd). (f.b.i.) kasırga. (f.b.i.) 1. baca, 2. vantilatör. 3. nargile ve semâver başlığı. ' (f.b.i.) 1. afsun, büyü, sihirbazlık. 2. letafet, güzellik. (a.s. ve i. bed'den) 1. sebep, mucip. 2. sebebolan. 3. ilk, başlangıç. 4. fels. sonsal, aposteriyori. her şeyin başı. işin başlangıcında. ilk nazarda, ilk bakışta; ilk görünüşte. ilk fikir, ilk düşünce. (f.s.) 1. rüzgâra veya havaya ait. 2. geçici. (f.i.) potur, tozluk. (a.s.) 1. birdenbire vuku bulan; beklenmedik. 2. i. beklenmedik ziyaret. (a.i.) 1. beklenmedik hâdise. 2. kadın ziyaretçi. 3. tas. anî ilham. (a.s.) şişman, bedenli.

bâdincân bâdinc bâdincânî bâdincâniyye bâdingân bâdir bâdire

bâdiye bâdiye-gul bâdiye-nişîn bâdiye-peymâ Bâdiyet-üş-Şâm

bâd-keş bâd-nümâ bâd-pâ[y] bâd-per bâd-peymâ bâd-reftâr bâd-reng bâd-rengîn bâd-sehâ bâd-sene bâd-ser bâd-serî bâd-seyr bâd-süvâr bâd-vîz bâd-zehr bâd-zen, bâd-zene -bâf Bûriyâ-bâf Zer-bâf bâfende bâf-kâr bâft bâfte bâfte bâğ bâğ-ı bedi'

(a.i.) patlıcan . (bkz: bâdingân). (f.i.) Hindistan cevizi. (f.s.) patlıcan renginde, morumsu. (a.i.) bot. patlıcangiller, fr. aubergine. (f.i.) patlıcan, (bkz: bâdincân). (a.s.) ; 1. hemen yapmak isteyen. 2. birdenbire vuku bulan. 3. dolu [ay]. 4. büyümüş Içocuk]. 5. olgun [meyva]. (a.i.c. bevâdir) 1. musîbet, felâket, (bkz: akabe). 2. zor geçit. 3. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık. 4. kılıcın, namlunun, yaprağın ve her türlü nebatın ucu. 5. külfetsiz, güçlük çekmeden söylenen söz. (a.i.c. bevâdî) çöl, kır. (bkz: bevbât). dünyâ. (a.f.b.s.) çölde oturan. (a.f.b.s.) çölde dolaşan. (a.b.h.i.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. (f.b.i.) yelpaze.(bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen). (f.b.i) 1. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. 2. fırıldak. (f.b.s.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]; sür'atli, tez. (f.b.i.) 1. kâğıttan yapılmış uçurtma. 2. s. kendini beğenen, övünen kimse. 3. kamçı topacı. (f.b.s.) serseri, başıboş, boş gezen. (f.b.s.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk, hızlı giden, sür'atli. (f.b.i.) 1. hıyar; acur; turunç, ağaç kavunu. 2. hızlı giden at. meç. 1) şiir; 2) methiye, övgü. (f.a.b.s.) 1. cömert. 2. i. meç. [bu] dünyâ. (f.s.) kibirli, büyüklük taslayan, kötü niyetli. (f.b.s.) 1. kibirli. 2. âsî. (bkz: ser-keş). 3. mutaassıp. (f.b.i.) 1. kibirlilik. 2. âsî-lik. 3. taassup. (a.f.b.s.) hızlı yürüyen, ayağına çabuk, rüzgâr gibi koşan. (f.b.i.) 1. hızlı yürüyen at, koşu atı. 2. hızlı giden atlı. (f.b.i.) yelpaze, (bkz: mirva-ha, bâd-zen, bâd-zene). (f.b.i.) panzehir. (f-b.i.) yelpaze, (bkz: bâd-bîz, bâd-bîzen, bâd-keş). (f.s.) dokuyan, dokuyucu. hasır ören. sırma dokuyan. (f.i.) dokuyucu. (f.b.i.) dokuyucu, çulha. (f.i.) kumaş. (f.s.) dokunmuş. (f.i.) 1. büyük renkli leke. 2. oyma levha. 3. parça. 4. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri, pafta, [kelime, dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. (f.i.) 1. bağ, büyük bahçe, bostan. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı vesî').

hayvanat bahçesi. meç. cennet, (bkz: bâğ-ı bedî). bahar bahçesi. 2. seyir yeri, gezinti yeri. 3. Dünyâ. dünyâ bahçesi. 4. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. cennet. (a.b.i.) Bağdatlı. (f.b.i.) bağlık, bahçelik. (f.i.) koltuk. koltuk altı. (f.i.) koltuk altından çıkan yumruca, köpek memesi. (f.b.s.) koltuk tutan, koltuğa giren. ("ga" uzun okunur, f.i. bâğ'ın c.) l. bağlar, üzüm bağlan, bahçeler. ("ga" uzun okunur, a.i. bagiyy'in c.) fahişeler. bağayâ bâğ-bân (f.b.i.) bahçıvan, bağcı, (bkz: bâğ-vân). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin, hünerli bahçıvan. bâğ-bânî (f.b.i.) bağcılık, bahçıvanlık, bağ bekçiliği. bâğ-çe (f.b.i.) bahçe, [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır; "küçük bağ" demektir]. bâğ-çe-vân (f.b.s.) bağçivan, bahçıvan. bağdâ' (a.i.) şiddetli nefret, hiç sev-meyiş. bâgel (f.i.) ılık su. baggal (a.i. bagl'den) katırcı. bagıyy (a.i.c. bağaya) fahişe. bâgız (a.s.buğz'dan) buğzeden, nefret eden, tiksinen, (bkz: bagîz). bagi (a.i.) serkeşlik, azgınlık. bâgı (a.s.c. bugat) haksızlık eden serkeş, (bkz: âsî). bâgî (f.s.) aynı bahçede yetişen. bâgî-lik (a.t.b.i.) serkeşlik, âsîlik. bâgî-yâne (a.f.zf.) serkeşlikle. bagîz (a.s. buğz'dan) herkese buğzeden, nefret eden, kimseyi sevmeyen, (bkz: bağız). bagl (a.i.c. bigal) ester, katır. bagle (a.i.) dişi katır. bağrâ f.i.) erkek domuz. bağteten (a.zf.) birdenbire, apansızın. bâgût (a.i.) paskalya. bâğ-vân (f.b.s.) bağcı, bahçıvan, (bkz: bâğ-bân). bagy (a.i.) ileri gitme, azgınlık, serkeşlik. bagza, bagzâ (a.i.) şiddetli nefret, hiç sevmeyiş. bâğ-zâr (f.b.i.) bağlık yer, bağ.

bâğ-ı vahş bâğ-ı vesî' bâğ-ı bahâr bâğ-i cihân, bâğ-i dehr bâğ-i and, bâğ-i behiştî, bâğ-i cinân, bâğ-i firdevs, bâğ-i huld, bâğ-i irem, bâğ-i kuds, bâğ-i naîm, bâğ-i rıdvân, bâğ-i refî' Bağdâdî bâğ-istân bagal Zîr-i bagal bagalek bagal-gîr bâgat

bâh bâh bahâ bahâ' bahâ-pîrâ-yi İsmâil bâhâ, bâha bâ-haber bâ-haber-ân bahâ-dâr bahâdır bahâdır-âne bahâdırî bahâ-gîr bahâî bahak, bahk bahâlık bahâ-lî bahâne bahâne-cû bahâne-perdâz bahâr bahâr-ı hayât bahâr-ı ömür bahâr-ı şevk bahâr

bahârân bahârât bahâret bahârî bahâristân Bahâriyye bahâsıla bahâtir Bahâ-ullâh bahâyim

(f.i.) yol. (bkz: râh, tarîk). (a.i.) şehvet. (a.i.) 1. güzellik, zariflik. 2. parıltı. 3. alışma, dadanma. (f.i.) kıymet, bedel, değer. meşhur bir çeşit lâle. (a.i.) l.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. 2. açık meydan, alan. 3. suyun derin yeri. (f.a.b.s.c. bâ-haber-ân) 1. haberi olan. 2. akıllı, zekî. 3. ihtiyatlı, tedbirli. (f.a.b.s. bâ-haber'in c.) haberi olanlar, haberliler, akıllı, zekî, ihtiyatlı kimseler. (f.b.s.) kıymetli, değerli, (bkz: bahâ-gîr, bahâ-lî). (f.i.c. bahâdırân) cesur, yiğit. (f.zf.) kahramancasına, yiğitçesine. (f.i.) kahramanlık, yiğitlik. (f.b.s.) kıymetli, değerli. (bkz: bahâ-dâr, bahâlî). a.s.) alışkın. (a.i.) göz patlama, göz patlatma. (a.i. behlâk ve behlâka'nın c.) boş, çürük şeyler, sözler. (f.b.s.) pahalı, (bkz: bahâ-dâr, bahâ-gîr). f.i.) 1. vesîle, sebep. 2. kusur, noksan, garaz. 3. yalandan özür. (f.b.s.) bahane arayan, fırsat gözetleyen. (f.b.s.) özür dileyen; sebep bulan. (f.i.c. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la 21 Haziran arası. İlkyaz. hayâtın bahân, gençlik. gençlik. neş'e ve arzu bahân . (a.i.) 1. güzellik. 2. s. güzel. 3. sığırgözü, papatya; sığır papatyası, sarı papatya. 4. put. (bkz: çelîpa, sanem). 5. atılmış pamuk. 6. ölçek. 7. karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler. (f-i-) ilk bahar günleri. (a.i. bahâr'ın c.) karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. (a.i.) üstünlük, seçkinlik. (f.s.) ilkbahara ait, ilkyazla ilgili. (f.i.) 1. ilkbahar mevsimi. 2. yeşil ve çiçekli yer. [bahçe, park, çayır gibi]. 3. Molla Câmi'nin meşhur eseri. (f.i.) l. ed. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde. 2. tar. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık. (a.i. bahsala'nın c.) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu, bodur ve edepsiz kadınlar. 2. sürüp çıkarmalar, uzaklaştırmalar. (a.s. bühter, bühtere'nin c.) kısa boylu kadınlar, bodurlar. (a.h.i.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. (a.i. behîme'nin c.) 1. dört ayaklı hayvanlar; canavarlar. 2. Suriye'de bir sıradağlar.

bahbaha bahdele bâhe bâhek bâ-hem bahhâl bahhâr bahhâs bâhî bâhik bâhika bahîl bâhil bâhile bahir bâhir bâhir bâhir bâhire bâhire bahîre bâ-hired bahis bâhis bahl bâhmân bâhnâme bahr bahr-el-Arab bahr-el-azrak bahr-el-cebel bahr-el-zeraf Bahr-i Ahdar Bahr-i Ahmer Bahr-i Ebyaz Bahr-i Hazer bahr-i kâhil Bahr-i Kulzum Bahr-i Lût bahr-i muhit bahr-i nıuhîtî

(a i) 1. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. 2. çıtırdama; mışıldama. (a.i.) 1. eğilme, kırılma [kürek kemiği hakkında). 2. işte çabukluk gösterme. (f.i.) kaplumbağa, (bkz: sülhafa). (f.i.) işkence, eziyet. (f.b.zf.) birarada, birlikte, beraber, (bkz: be-hem). (a.s. buhl'den) çok bahîl, pek cimri; çok alçak adam. (a.s. bahr'den) denizci, gemici. (a.s. bahs'den) bahsetmeyi seven, çok bahseden. (a.s. bâh'dan) şehvete mensup, şehvetle ilgili. (a.s.) bir gözü kör [adam], (bkz: ayn-ı vâhid, yek-çeşm). (a.s.) görmeyen, kör [göz]. (a.s. buhl'den. c. buhalâ) hasis, cimri, tamahkâr. (a.s.) 1. serseri, başıboş. 2. eli değneksiz çoban. 3. yularsız deve. (a.s.) 1. dul, kocasız kadın. 2. Arap kabilelerinden birinin adı. (a.i.) deniz, (bkz: bahr, derya). (a.s.) yalancı, ahmak, alık [adam]. (a.s.) ekin sulayıcı, sulayan. (a.s.) 1. belli, besbelli, açık, apaçık, (bkz. ayan). 2. ışıklı, parlak; güzel. (a.i.) 1. dikenli ağaç. 2. çok koşan cins deve. (a.i.) vapur, [yapmakelime]. (a.i.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. (f.s.) zekî, akıllı. (a.i.) l konuşulan şey, söz. 2. iddialaşma, (bkz. bahs). (a.s. bahs'den) bahseden; araştıran. (a.i.) cimrilik, (bkz: buhl). (f.s.). (bkz: behmân). (a.f.b.i.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap, mecmua, [muhaffefi "beh-nâme"dir.]. (a.i.c. bihâr, ebhâr, ebhur, buhur) 1. deniz. 2. büyük göl veya nehir. (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak. Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında, Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. Hint Okyanusu. Kızıldeniz, Şap Denizi. iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. Hazer denizi. durgun, sakin su. Şap denizi, Kızıldeniz. Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl. cogr. okyanus. coğr. okyanusal.

Atlas okyanusu. Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu Büyük Okyanus, Pasifik okyanusu. iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i nâzik muz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam. Bahr-i Rûm Akdeniz. Bahr-i Sefid Akdeniz. Bahr-i Siyâh Karadeniz. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût). [sularının son derece kesîf oluşundan, üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz. 3. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a.b.i.) muz. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. Hicaz gibi si bakıyye bemolü, fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü, do bekar, mi koma bemolü, la bakıyye diyezi ilâve edilir. Bahr-ül-Hind coğr. Hint denizi. bahren (a.zf.) denizden, deniz yoluyla. bahreyn (a.s.) 1. "iki deniz", Basra körfezi ile Hint denizi, [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le Akdeniz"]. 2. iki büyük esas, temel şey. bahrî (a.s.) 1. denize ait, denize mensup, denizle ilgili. 2. i. tüyünden kürk olan, patka da denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği. bahriyye (" i) 1. donanmaya ait işler. 2. deniz kaplumbağası. bahriyyûn (a.s.c.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahs (a.s.) 1. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. 2. i. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. 3. i. zulüm, işkence. 4. i. gümrük alma. bahs (a.i), (bkz. bahis). bahsala (a.s.c. bahâsıla) 1. beyaz yüzlü, kısa boylu edepsiz kadın. 2. i. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma, uzaklaştırma. bahsân (f.s.) 1. salına salına yürüyen. 2. soluk, bozuk. 3. pejmürde, kıyafetsiz. bahsere (a.i.) 1. dağıtma. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. 3. kesilip tane tane olma [süt hakkında]. bahset (f.i.) 1. horultu [uykuda], 2. a. uykuda ağırlık basma, (bkz: kâbus).

Bahr-i Muhît-i Atlâsî Bahr-i Muhît-i Kebîr Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Bahr-i Muhît-i Şimâlî

bahsî bahş bahş-i kalenderi -bahş, bahşâ Hayât-bahş Safâ-bahşâ bahşâyende bahşâyiş bahşâyiş-ger bahşende bahşetmek bahşiş bahşiyye-i Halvetiyye bahşûde baht Sahbâ-yi baht baht baht-ı bîdâd baht-ı bîdâr baht-ı hâbîde baht-ı hâb-âlûde baht-ı siyâh bahtâk baht-âver baht-bergeşte bâhte bahte bahtek bâhter bahtere bahterî

baht-hufte bahtî bahtiyâr

bahtiyâr-âne bahtiyârî

(a.s. bahs'den) bahse ait, bahisle ilgili. (f.i.) bağış, ihsan cömertçe dağıtma. (f.s.) bahşeden, bağışlayan, veren; affeden. hayât veren. safa veren. (f.i.) affedici, bağışlayıcı. (f.i.) 1. bağışlayış, veriş, ihsan ediş; afiv. 2. merhamet, şefkat. (f.b.s.) merhametli, şefkatli (Allah). " (f.s.) veren, bağışlayan, affeden, (bkz: rahman). (f.t.b.m.) bağışlamak, vermek. (f.i.) bahşiş, bağış olarak verilen para v.b. (bkz: atıyye, ihsan). (f.b.i.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. (f.s.) 1. verilmiş, bağışlanmış. 2. affedilmiş. (a.i.) öz, hâlis, saf. hâlis şarap. (f.i.) l. talih, kader, kısmet, (bkz: ikbâl). insafsız talih, kötü kader. uyanık, açık talih. kötü talih. kötü talih. kara talih. 2. cet, büyük baba. 3. kargı. (f.i.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık, (bkz. miğfer, serpenâh). (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) "talihi dönmüş" bahtsız, talihsiz, (bkz: bed-baht). (f.s.) oynamış, oyunda yutulmuş (kimse), ["bâhten" mastanndan]. (f.s.) 1. besili, semiz [koyun]. 2. i. burulmuş üç yaşında koç. (f .i.) l. ağırlık basma [uykuda]. (bkz. kâbus). 2. küçük baht, fena talih. (f.i.) 1. [yeni şâirlerde] garp,batı. 2. [eski şâirlerde] şark, doğu. 3. bakma. (a.i.) salına salına güzel yürüyüş, hoş yürüme, (bkz. hirâm). (a.s.) ; 1. salına salına güzel yürüyen, yürüyüşü güzel [adam]. 2. kendini beğenmiş, kibirli. 3. i. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (f.b.s.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz, bahtsız, (bkz: huftebaht). (a.i.) ed. (f.i.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas, takma ad. (f.b.s.) 1. bahtlı, talihli, mes'ut, mutlu, kutlu. 2. muz. Güneydoğu Anadolu, Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. (f.zf.) bahtlı, talihli, mes'ut olanlara yakışacak surette, bahtiyar-casına. (f-i-) ' bahtiyarlık, mutluluk. 2. İran'da meşhur bir kabîle.

bahtiyâr-nâme baht-mend baht-ver bâhûr bahûr bahûr-dân bahûr-dânî bahûr-i Meryem bâ-husûs bahye bahye-dâr bahye-zen bahz baîd Aktâr-ı baîde baîd-i lâzım

baîd-ül-ihtimâl bâika baîm bâin baîr bâir bâire bâis bâis-i bâdî bâis-i beka bâis-i feryâd bâis-i hüzn bâis-i leyl ü nehâr bâis-i meserret bâis-i şekvâ bâisiyyet bâj bâj-bân bâj-dân bâk bâka bakar, bakara bakarî Hayvânât-ı bakariyye bakariyye bakayâ bâkend bâkıa

(f.b.i.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (f.b.s.) bahtlı, talihli. (a.s.) çok sıcak, ziyâde sıcaklık. (a.i.) ödağacı, misk, laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot, tütsü, günlük. (a.f.b.i.) içinde tütsü yakılan kap. (bkz: buhûr-dân). resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse. (a.b.i.) Merye-mana eli denilen bir nebat, bitki. (f.a.b.zf.) husûsiyle, en çok, hele. (f.i.) dikiş, teyel, oyulgalama. (f.b.s.) dikişli, teyelli, oyulgal amali. (f.b.i.) dikişçi, terzi. (a.i.) 1. sıkıntı olma, can sıkma. 2. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. 3.bir adamı çenesinden, sakalından tutup çekme. (a.s.bu'd'dan) uzak, ırak. uzak ülkeler. muz. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. ihtimâlden uzak. (a.i.c. bevâik) belâ, musîbet, felâket. (a.i.) 1. put, heykel. 2. s. câhil, bön [adam]. (a.i.) dibi geniş kuyu, bostan kuyusu, (bkz: beyûn). (a.i.) erkek deve. (a.s.) şaşkın; hâli perişan. (a.i.) sürülmemiş, açılmamış sert, katı toprak, yer. (bkz. bâyir). (a.s.c. bevâis) 1. sebebolan. 2. gönderen. 3. îcâbettiren. aslını, esasını bulan, sebebolan. devamlılık sebebi. şikâyet, sızlanma sebebi. (bkz. bâis-i şekva). üzüntü, sıkıntı sebebi. (gece ve gündüzün sebebi) Allah. sevince sebebolan; sevinme sebebi. şikâyet sebebi. a i) sebebiyet. (f.i.) haraç, gümrük, (bkz: bâc). f.b.i.) haraççı, gümrükçü. (f.b.i.) vergi ve gümrük sandığı. (f.i.) korku; sakınma; kaygı, (bkz: havf).' (a.i.) demet, deste, tutam. (a.i.c. bukur, bu-kar, bukarât) sığır. (a.s.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait, onlarla ilgili. sığır cinsinden olan hayvanlar. (a.i.) zool. sığırlar. (a.i. bakıyye'nin c.) fazla kalan şeyler, kalıntılar. (f.i.) 1. (bkz: bakîde). 2. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. (a.i.) dert, belâ. (bkz: dâhiye).

bâkılâ Bâkır bâkıyât bâkıyât-ı sâlihât bakıyye bakıyye-i bükâ' bakıyye-i matlûb bakıyye-i medeniyyet bakıyyet-üs-selef bakıyyet-üs-seyf bakıyyet-üs-süyûf bakıyyet-ullâh bakıyyevî bakıyyevî sahrâ bâkî

Bâkî

bâkî bâkîde bâkir bâkirân bâkirân-ı behişt bâkire bakiye bâkîye bâkiyen bakka bakkal bakkal-hâne Bakkaliyye bakkam bakkar

(a.i.) bot. bakla. (a.h.i.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. (694-735). [mânâsı 1) geniş; 2) arslan; 3) göz damarı]. (a.i. bâki'nin c.) sürüp giden şeyler. sevabı sürüp giden şeyler. (a.s.c. bekaya) 1. artan, geri kalan, artık. 2. muz. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. ağlamaktan kalan eser. alınacak paranın geri kalan kısmı. medeniyeti, uygarlığı andıran kalıntı. eskiye bağlı, hayırsever, dindar kimse. kılıç artığı. kılıçtan kurtulanlar. meç. arta kalanlar. tas. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş, iyi iş. (a.s.) bakıyyeye ait, bakiye ile ilgili. jeol. kırıntı külte, fr. roche detritique. (a.i. beka'dan c. bevâki) 1. Tanrı. 2. s. daimî, kalıcı, (bkz: câvid, câvidânî, lâyemût, sermedî). 3. alttaraf. 4. zf. artık, artan, fazla, geri kalan; bundan başka. (a.h.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur; babasının adı Mehmed'dir. İstanbul'da doğmuştur. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ, Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır; bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir, (d. 1527 - ö. 1599). (a.s. bükâ'dan) ağlayan, (bkz: gir-yân). (f.i.) 1. yakut [kırmızı, sarı, eflâtun renklerindedir]. 2. (bkz: bâkend). (a.s.) eldeğnıemiş, işlenmemiş [toprak, orman v.b.]. (a.f.i. bakirin c.) bakireler, kızoğlan kızlar. cennet hurileri. (a.s.) kızoğlan kız. (bkz: dûşîze). (a. s. bâkî'nin müen.). (bkz. bakî ' (a.s.) ağlayan kadın, ("bakî" nin müen.]. (bkz. bakî U). (a.zf.) ağlayarak. (a. i.) 1. tahtabiti. 2. sivrisinek. (a.s.) 1. sebzeci. 2. pirinç, şeker, peynir, zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. (a.f.b.i.) bakkal dükkânı. (a. o. i.) 1. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. 2. bakkala verilen ücret. 3. büyük bakkal dükkânı. (a. i.) 1. kırmızı boya ağacı, (bkz: bekkem). 2. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. (a.i.) sığır çobanı, sığırtmaç.

bakl, bakla bakla-yı hamka, bakla-yı beyyine baklîn bakliyyât bakliyye Bâkure bâkûre bâkûret-ül-hayât ba'l bâl Güşâde-bâl bâl Fârig-ül-bâl Ferîh-ül-bâl Hâlis-ül-bâl Mâ-fi-l-bâl Münkesir-ül-bâl Müşevveş-ül-bâl Selîm-ül-bâl bâlâ bâlâ-yı bülend bâlâ-bülend bâlâ-bülendân bâlâ-dest bâlâ-destî bâlû-hân bâlâ-hâne bâlâ-hânî bâlâ-himmet bâlâ-kadd bâlâ keşîde bâlâ-nişîn bâlâ-pervâz bâlâ-pervâz-âne bâlâ-pûş balâr bâlâ-rev bâlâ-ter bâlâterîn bâlâ vü pest ba'le balgam

(a. i. c. bükül) 1. sebze, yeşillik. 2. yeşil kabuklu, iri taneli malûm sebze. semizotu semizotu. (a.i.) legümin. (a.i.) bot. baklagiller. (bkz. bakliyye). (a.i.) bot. baklagiller, (bkz: bakliyyât). ("ku" uzun okunur, a.i.) 1. sığır sürüsü. 2. s. faydayı, zararı ayıramayan sersem, budala. (a.s.) evvel yetişen; turfanda [yemiş]. gençlik. (a.i.) 1. kankocadan her biri. 2. "câhiliyyet" zamanına ait bir put; Güneş tanrısı. (f.i.) 1. kanat. kanadı açmış. 2. kol. (bkz: cenah). 3. boypos. 4. üst, yukarı, (bkz: bâlâ). (a.i.) 1. kalp, yürek, gönül; hatır. kaygısız. gönlü rahat. yüreği rahat, temiz. murat, istek. gücenik. niyeti bozuk. temiz yürekli. 2. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. (f.s.) 1. yüksek, yukarı, üst, yüce. 2. i. boy. 3. azat. 4. i. yedek atı uzun boy.. (f.b.s.) uzun boylu. (f.b.s. bâlâ-bülend'-in c.) uzun boylular. f.b.s.) eli üstün, galip. (f.b.i.) 1. el üstünlüğü, galibiyet. 2. zulüm. (f.b.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren, şişiren. (f.b.i.) evin en üstü, çatı, tavan arası. (f.b.i.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme, şişirme. (f.a.b.s.) himmeti yüksek olan. (f.a.b.s.) uzun boylu. (f.b.s.) boy atmış, uzun boylu. (f.b.s.) üstte, yukanda oturan. (f.b.s.) yüksekten uçan, meç. palavracı. (f.b.zf.) yüksekten konuşarak, atıp tutarak, palavra savurarak. (f.b.s.) üste giyilen şey. [palto, pardesü v.b. gibi]. (f.i.) kiremit altına konulan ince tahta, padavra tahtası. (f.b.s.) yüksekten giden. (f.b.s.) daha yüksek, pek yüksek. (f.b.s.) en yüksek. 1) üst-alt; 2. meç. gök ve yer. (a.i.) zevce, erkeğin karısı. (a.i.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri, fr. phlegme.

balgamî bâl-güşâ bâlî Ebniye-i bâliye bâlîde bâliğ bâliğ, bâlûğ bâligân-mâ-belag bâlîn bâlîn-i istirâhat bâlîn-perest bâliş bâliş-çe bâliş-i çâr-mîn bâliş-i per bâliş-i zer bâl-şikeste bâlû bâlûa bâlûde bâlvâne bâlver bâlzen bâm bâm-ı bedî bâm-ı çeşm bâm-ı ferâh bâm-ı hadrâ bâm-ı Mesîh bâm-ı bülend bâm-ı nühüm bâm-ı refi' bâm-ı revâk-ı bedî' bâm-ı vesî bâm teli bâm-zemâne

bamdâd, bâmdâdân bâmdâdî bâme bâm-gâh bâm-geh -bân Bağ-bân

(a.s.) 1. balgamla ilgili olan; bünyede, balgam üstün olan. 2. meç. soğuk mizaçlı. (f.b.s.) kanat açan, uçan. (a.s.) koca, eski, köhne. köhne binalar. (f.s.) uzamış, büyümüş, gelişmiş, (bkz: bâlûde). (a.s.büluğ'dan) 1.bulûğa eren. (bkz. reşîd). 2. erişmiş, vâsıl olmuş, varan, yetişen. 3. i. yekûn, toplam. 4. son mertebeyi bulan. (f.i.) 1. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. bir kadeh şarap. (a.b.zf.) ziyadesiyle, ferah ferah, bol bol. (f.i.) yastık; koltuk. dinlenme yastığı, koltuğu. (f.b.s.) 1. uykucu, tembel, can besleyen. 2. i. hizmetçi. (f.i.) 1. yastık, yüz yastığı. (f.i.) küçük yastık, yastıkcık. deriden yapılan yastık. 2. nakit ; altın. kuştüyü yastık. sırmalı yastık. (f.b.s.) kanadı kmk. (f.i.) 1. ana baba bir kardeş; birader. 2. siğil.' (a.i.c. belâlı') su dökecek çukur, delikli taş. (f.s.) büyümüş boy atmış. (bkz. bâlîde). ' (f.i.) 1. dan kuşu, orak kuşu. 2. dağ kırlangıcı. (f.b.s.) kanatlı, uçabilen. (f.b.s.) "kanat vuran" uçan. (f.i.) 1. çatı, dam, kubbe. dokuzuncu gök. gözkapağı [üstteki]. "geniş, açık, çatı" gök. (yeşil çatı) gökyüzü. "Mesih'in göğü" dördüncü gök. [efsâneye göre,, Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz. Isa, bu göğe çıkarılmış]. 1) yüksek çatı; 2) gök. meç. dokuzuncu felek. (yüksek çatı) dokuzuncu gök. (bkz: bâm-ı bedî', bâm-ı refî'). geniş çatı, gök. sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri. "zamane çatısı" en aşağı dünyâ, birinci gök. 2. kanun, tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. (bkz. bemm). 3. borç. 4. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. (f.i. ve zf.) sabah, sabahleyin, seher vakti, seher vaktinde, tan yeri. (bkz. bükre). (f.i.) erken; seher vakti. (f.i.) l . uzun, sık ve kaba sakal. 2. s. gür sakallı. (f.i.) 1. seher vakti. 2. zf. seher vaktinde. (f.b.i.) . (bkz. bâm-gâh). (f.e.) ...ci. bağcı.

Nigeh-bân Pâs-bân bân bân bâne bânevâ bâng bâng-i nemâz bâng-i revârev bang-i rihlet bânî bânû bânû-yî maşrık Bânû-yi Mısır bânûc bâr bâr-i Hüdâ bâr-i dil bâr-i girân bâr-i intizâr bâr-i istihfâf bâr-i keder bâr-i mihnet Her bâr -bâr Âteş-bâr Şûle-bâr Hûn-bâr Eşk-bâr bârân Mevsim-i bârân bârân-dîde Gürk-i bârân-dîde bârânî bârân-rîz baras bâr-âver, bâr-ver bâr-ber bâr-berdâr bâr-dân bâr-dâr bâre bârec bârek-Allah bârende bâ-reng

gözcü. bekçi. (f.i.) dam, satıh. (a.i.) 1. sorgun ağacı, bey söğüdü. 2. meç. sevgilinin boyu. (f.i.) kasık. (f.s.) 1. mal, mülk sahibi, zengin. 2. meşhur, ünlü. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. (f.i.) ; ses, seda, haykırma. ezan. israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. ölüm sesi. (a.s. binâ'dan) bina eden, yapan, kuran, kurucu. (f.i.) 1. kadın, hâtûn, hanım. Güneş. 2. gelin. 3. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. Zelîha. (f.i.) salıncak. (f.i.) 1. Tanrı, Allah. Tanrı, 2. yük. gönül yükü, tasa, kaygı, elem, keder, gam. ağır yük. bekleme yükü. küçük görülme yükü. keder yükü. eziyet, elem yükü. 3. defa, kerre. her defa. (bkz: târe). 4. mey-va, yemiş. 5 . izin, müsâade. (f.e.) yağdıran, serpen, saçan, döken. ateş yağdıran. ışık saçan, serpen. kan döken. göz yaşı döken. (f.i.) yağmur. yağmur mevsimi. (f.b.s.) görmüş geçirmiş. eski kurt. (f.s.) 1. yağmurla ilgili. 2. yağmurdan koruyan, yağmurluk. (f.b.s.) 1. yağmur saçan. 2. yağmur döken, serpiştiren. (a.i.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık. (f.b.s.) l. mey vali, meyva veren. 2. faydalı, iyi netice veren. (f.b.i.) yük taşıyan, hamal. (f.b.s.) 1. yük kaldıran. 2. i. hamal. 3. sabırlı, tahammüllü. (f.b.i.) yük kabı [yol için]. (f.b.s.) 1. yüklü, yüklenmiş. 2. gebe. (f.i.) l. defa, kez. (bkz: târe). 2. kale, (bkz: bârû). 3. zülf. 4. at. (f.i.) bot. itüzümü. (a.n.) mübarek ola, Allah mübarek etsin!, hayırlı ve bereketli olsun! (f.s.) yağdıran, yağdırıcı. (bkz: bâr). (f.b.s.) renkli.

bâr-gâh, bâr-geh bâr-gâh-ı kibriyâ bâr-gîr bârhâ bâr-hâne Bâr-Hüdâ Bârî Avn-i bârî Feyz-i bârî bârî bari', bâria bârid Mâ-yi bârid Tavr-ı bârid bâridâne bârih bâriha bârik bârîk Fikr-i bârîk bârika bârika-yi hakîkat Bârika-yı Zafer bârika-nümâ bârik-bîn bârik-ter bârîsiyye bâriş Bârî-Teâlâ bâriyâ' bâriyy bâriyye bâriz bâr-keş bâr-mend bâr-nâme bârrî bâr-senc bârû bârûd bârûd-i siyâh bârûd-hâne bârûdî bâr-ver

(f.b.i.) girmek için izin almak lâzım gelen, girilebilecek yer, çadır, yüksek divan. Tanrı huzuru. (f.b.i.) 1. yük tutan, yük kaldıran. 2. beygir, at. (bkz: esb, feres). (f.zf.) zaman zaman; sık sık; defalarca. (f.b.i.) 1. yüklük. 2. yolcu eşyası indirilecek yer. (f.b.h.i.) 1. Cenabı Hak, Allah. 2. i. odacı. (a.h.i.) yaratan, yaratıcı. Tanrının yardımı. Tanrının feyzi, (bkz: halik). (f.e.) hiç olmazsa, bir kere; hâsılı, hülâsa. (a.s. berâat'ten) mükemmel, güzel; üstün. (a.s. berd'den. c. bevârid) soğuk. soğuk su. soğuk, çirkin davranış. (a.f.zf.) soğukça, soğuk-çasına. (a.i.c. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. (a.i.) 1. evvelki günün gecesi, dünkü gece. 2. dünkü gün. (a.s.) parıldayan. (f.s.) nâzik, dakik, ince. ince düşünce. (a.i.c. bevârik) ; şimşek, yıldırım parıltısı. hakîkat ışığı. Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. (a.f.b.i.) parlak. (f.b.s.) ince gören, bir şeyi iyice gözden geçiren, inceleyen. (f.b.s.) pek ince. () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. (f.i.) l yağmur, (bkz: baran). 2. sağanak. (a.b.h.i.) Allah, Tanrı. (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyy, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyye). (a.i.c. bevârî) hasır, (bkz: bâriyâ, bâriyy). (a.s. bürûz'dan) aşikar, meydanda, açık. (bkz: mütebâriz, hüveydâ, zahir). (f.s.) 1. yük taşıyan. 2. sabırlı, tahammüllü. (f.b.s.) yemiş veren, yemişli [ağaç], (bkz: bâr-ver]. (f.b.i.) eşya, yük pusulası. (a.i.) ince kumaştan örülen hasır. (f.b.s.) yük tartan, dirhem. (f.i.) kale duvarı, hisar burcu, sur; sığınak, siper. (f.i.) barut. güherçileden işlenen barut. (f.b.i.) I. barut imal edilen fabrika veya atölye. 2. barut konulan ve saklanan yer. (f.s.) koyu gri. (f.b.s.) 1. yemişli, yemişi olan. (bkz: bâr-mend). 2. meç. i. menfaat, fayda.

ba's ba's-ü ba'd-el-mevt ba's-i emvât basâir basal basala basala-i sîsâiyye bâ-sâmân basaliyye basar Hadîd-ül-basar Kuvvet-i basar basar-ı ayneynî basar-ı müzdevic basar-ül-hakk basâret basarî bâ-savâb basbasa bâsır bâsıra bâsıt bâsıt-ül-keff bâsıt-ür-rızk bâsıta basîta-i şemsiyye basî bâsia bâsia-i mahbûbe bâsik bâsika bâsil basîle bâsim basîr bâsire basîret

basîret-i kalb basîret-kâr basîret-kârâne basîret-kârî basît

(a.i.) 1. gönderme, gönderilme. 2. yeniden dirilme, diriltme. öldükten sonra dirilme. ölülerin dirilmesi. 3. peygamberlik. (a.i. basîret'in c.) ibretli görünüşler, deliller, ibretler. (a.i.) bot. soğan ve benzeri gibi kökler. (a.i.) hek. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı. anat. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. (f.b.s.) 1. zengin, varlıklı. 2. düzgün, düzenli. (a.i.) bot. soğan. (a.i.c. ebsâr) 1. göz. 2. görme. gözü keskin. gözün iyi görmesi. psik. iki gözle görme, fr. vision binoculaire. hek. çift görme, iki gözle birden görme. Tann'nın algılayıcı gözü. göz açıklığı, inceden inceye etraflı, derin görüş. (a.s. basar'dan) görüşle ilgili olan. (a.zf.) doğrulukla, doğruca. (a.i.) 1. köpeğin yaltaklanması, kuyruğunu sallayıp sokulması. 2. dalkavukların nefret edilecek hâli. (a.s. basar'dan) gören, görücü. (a.i. basar'dan) 1. görmek kuvveti ve hassası, görüş, görme. 2. göz. (bkz: ayn, çeşm). (a.s. bast'dan) 1. yayan, yayıcı. (avuç açan) dilenci. Allah. 2. anat. bir uzvu uzatıp açan [adalel. (a.i.) biy. açan, fr.tenseur. astr. güneş saati, fr. cadran solaire. (a.i.c. busu') ter. (a.i.) çok kırmızı olan dudak. sevgilinin kırmızı dudağı. (a.s.) eli açık, cömert [adam]. (a.i.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. (a.s.) 1. kahraman, yiğit, cesur kimse. 2. haram şey. 3. fena, sert, kötü söz. 4. çirkin kimse. (a.i.) soğan çeşidi. (a.s. besm'den) güler yüzlü, şen adam. (bkz. bessâm). (a.s. basar'dan) görüp, anlayan. (f.i.) ekin. (a.i.) 1. önden görüş, seziş. 2. istanbul'da İ 869- 1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". gönül uyanıklığı. a f h ç) ; basiretli, önden gören, sezişli. (a.f.zf.) önden görene, sezene yakışacak surette. (a.b.i.) önden görmeklik. (a.s. bast'dan) 1. sâde, düz, arızasız, engelsiz. 2. açık, geniş, yayvan, yaygın. 3. sâde, yalın. 4. neşeli, şen, güleryüzlü. 5. i. aruz vezinlerinden biri. (bkz. aruz). 6. kolay, (bkz: asan, sehl).

basît-ül-vech basît-ül-yed bâsita basîte

güleryüzlü, güleç. eliaçık, cömert. (a.i.) uzak yer. (a.i.) 1. döşeme minder. 2. düz yer, arz. 3. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. bast (a.i.) 1. yayma, açma, uzun uzadıya anlatma, (bkz: ityân, serd). bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. Bu; abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder. Onun her şeyde tesîri olur; hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir, [mukabili kabz'dır]. bast-ı bisât halı, kilim, örtü gibi şeyleri sermek. bast-ı cevâb karşılık verme. bast-ı dâ'vâ dâva açma. bast-ı makal söz açma. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. 2. mat. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını, kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. 3. tas. rica hâli. [Kabule, rahmete, ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. bast-ı yed el uzatma, yerine getirme, üzerine alma, baskın çıkmaya çalışma. bast ü beyân açığa vurma, açıklama, ortaya koyma. bâstân (f.s.) 1. mazi, geçmiş, eski. 2. i. târih. bâstân-i bîbaka sonsuz târih, dünyâ. bâstân-şinâs (f.b.s.) târih, geçmiş zaman. bâsûr (a.i.c. bevâsîr) ; hek. mayasıl; kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme, fr. hemorro'ides. bâsûrî (a.s.) basurla ilgili. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. bâş (f.n.) olsun, ola. bâşak (a.i.) zool. bir cins küçük atmaca. bâşâm (f.i.) perde, örtü. bâşâme, bâşûme (f.i.) kadınların örtündükleri yaşmak, bürümcük, tülbent, başörtüsü, namaz bezi. bâşe (f.i.) atmaca [kuş]. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız. bâşed (f.e.) olur, ola. Gah bâşed, gâh ne-bâşed kâh olur, kâh olmaz. bâşeng (f.i.) 1. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. 2. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bâşgûn, bâşgûne (f.s.) 1. ters, başaşağı. 2. şom, uğursuz, (bkz. bâzgûn, bâzgûne, vâjgûn, vâjgûne). bâşir (a.s.) 1. müjdeci. 2. güler, mesut, mutlu.

(a. batş'dan) sertlikle. huyu ağır. bütün). (bkz: batn).i. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. Hasan Sabbah'ın tarikatı. (f. karın. (bkz: dâire). (a. (a. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki. (a. yavaş olan. kazın suya dalışı. . görünmeyen nesne. kahramanlık.i. (a. hafıza. S. içinden olarak.) 1. (a. 4. 2. bitâh) 1. nısfiye ve girift'lerde. kazın ötmesi.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın. (bkz. (a.i. (a. (a.) 1.c.i. (a. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur]. sofiler. butun. hayâl.) keskin. 2. bevâtir) keskin kılıç. (a. batrik'in c.i.c. [fagot. gizli.b. ney. 2. kehli. ebtân) 1. ilâhî sırra ermiş bulunanlar.i. 2. avarelik.s. (bkz: batın).) dahilî.c. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere. cesaret.) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar.) nalbant. (a. 2.i. (a. haksızlık etme. işsizlik. (a. batâet'den) yavaş. 2. fels. ağır davranma.i. baş parçası.s. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil. 2. (a. oburluk. ağırlık.) tef. (a.s.c. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu. davranışı ağır. batâyih) sazlı. muz.zf.i. şiddetle hareket eden. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler.s. hazmı güç. (f.f. sindirimi ağır.) turna kuşu.c. butlân'dan) boş.i. (a. ebtân. tabiatı. içyüzünde.i. 2.i. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz. (bkz: tîg-i bürrân).) içki sürahisi.i.).i.c. (a.i. kamışlı dere. çok yiyicilik. i.s. büyük karınlı.c. (a.i. batt).c. soy. 2.) 1. 4. çürük.i. (a. "hissi müşterek. dağ arasındaki dere. iç.) dâhilen.) yavaşlık.) patrikler. yalan. bevâtın) 1.i. çakıl taşlı büyük dere. (a.) 1.i. içyüzdeki.s. (a. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili]. içteki. (a. büyük kannhhk.) 1. kuytu yer. Tanrı. nesil. (a. (a. (a. (a. 6.s. 3.) 1.bâş-pâre bat batâet Batâlese batâlet batânet batar batarika batbata bâtere bathâ' bâtıl bâtıl i'tikad batın bâtın Ehl-i bâtın Havâss-ı bâtına bâtınen bâtınî bâtıniyye bâtıye batî batî-ül-hareke batî-ül-hazm batî-ül-mizâc Batîh batîha bâtik batîn batîr bâtir bâtir bâtire batîş batn (t.bar gibi maddelerden yapılır. (bkz: bürrân). beyhude.) zengin [adam].) keskin [kılıç]. ebtine) çukur. çok sevinme. boş inanç.s. vehm.i. h. hareketi. kibirlenme 3. boynuz. Mek-ke-i Mükerreme. iç yüz. ağır hareketli. uzak yer. 3.i.

mahvolma. 4.i. (a. s. 7.) 1. satıcı. büyük karın. "baytariyye"]. (bkz: maa-hazâ). tasdik. asrın sonlanyla XV.s. Cenâbı Hak. gerisin geriye. iniş. 9. 3. ayırma. 2. bununla beraber. (a. doğan [kuş]. gerekli. s. canbaz.s. ayırıcı. sancak-dâr). 2. (a. sövme.) çulha.i. 10. yeniden. koruyucu.) baytarlıkla.) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim. hantal. beyzâ'dan) yumurtlayan. (a. dönük. 2.s. (-i-) zor veşiddetle yakalayış. (a. (a. sövüp sayma. açık. başı açık.s. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba.) baytarlık. katı. (f. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı. 8. Hz. şehbaz. (o. kaz şeklindeki sürahi.i. şarap. beyn'den) aralayıcı. (a. (a. cesur. kumar oynayan. kaz. (a.i. kahraman. (a. (f. veteriner.) 1. lâzım. (a. ham toprak. tekrar. 6. veterinerlikle ilgili. (a. rahmin başlangıcındaki et parçası. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü. ateşle oynayan. böbürlene böbürlene salınarak yürüme. acrobate. sen. haraç. 5.b. (f. malı çok olma. geri.) hayvan hekimi.s. (a. pek büyük.s.i. (f. bez ve kumaş dokuyan. (a. 3.) 1. (bkz: beyâtî). (bkz: bazr). geri.) zarurî.s. açılmamış.i. karış. bey'den) satan. (f. 11. bauz bâver bayâtî bâ-vücûd-ki bâyeste bay-gân bâyız bâyi bâyiiyye bâyin Talâk-ı bayin bâyir bâyiste bâyiste-i hestî baykar baykara bayrak bayrak-dâr Bayrâmiyye baytâr baytara baytarî bayzar bâz bâz Ser-bâz Âteş-bâz Cân-bâz Kumar-bâz bâz-ül-Eşheb soydan soya. (a. oynatıcı.) bayrak taşıyan. 2. yine. (f. (f. yan taraf. şahin. 4.) sürülmemiş. (bkz: alem-dâr. (bkz: alem). helak olma.) 1. nesilden nesile. [müen.) 1. sertlikle tutuş. (f. 2. kuşaktan kuşağa. pek doğru. sağlam.i. 12. gerekli.i. fr.) sivrisinek. (a.i.s.) muz. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat.i. işe yaramaz. 13.i. s. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir]. bir kulaç boyu. inanma.s. dilcik.) karına mensup.) bayrak. sancak.s. tekrar. oynayan. canı ile oynayan. 2.) lüzumlu.) l. fark etme.) bekçi. batâlet'den) 1. yumurtlayıcı. (a.a.s. 2.i. (f. sel uğrağı. işsiz.i.zf. .b.i.i.b.i. su kabı.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk.batnen ba'de batnın batn-ı kebîr batnî batş batt battâl battâliyye battâniyye Baûza. 3. karınla ilgili.) böyle iken. hayvan hekimliği. (a. kumarcı.

i.i.) doğancı. yâdkird.) birazı. kuşçu.s. çöküş. uğursuz. dedikoducu. (f. (f. oyun yeri. (f. 2. 2.i. dansöz.i.i.b. (f.i.) oyun yeri. 3. 1.i. bâşgûne). pazar. halvet der encümen. (f. 2. ekici. tekrar. parçası.i. (f. şom.) küçük doğan [kuş].) zekî.i.s.) 1. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. (a. bir kaç.b. 2. kafasız. (f. beğenmeyen. köçek.) vakit vakit.s.b. (bkz: sûk-ı Ukâz). eğlence yeri.b.i. yeniden. çarşı. zayıf ahlâklı kadın. (a. (f.i.s. nigâh-daşt. (f. (f.s. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı. (f. (bkz. eğlence (f. eğlence.s. bütün çarşı.b.b.zf. yüce. pişmanlık. bezirgan. (f. (f. sefer der vatan. avcı.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler. geveze.s.ba'z ba'zân bâzâr Şâhid-i bâzâr bâzâr-ı âlem bâzâr-ı Ukâz bâzâr-gâh bâzârî bâz-bân bâzbe-hazîne bâz-dâr bâzek bâzende bâzende-zebân bâzergân bâzergânî bâz-geşt bâzgûn.) 1. (f. s. ağzıbozuk. pazar yeri.b.s.) 1.) yüce. dilcik.) insandaki ayırdetme kuvveti. tacir. (f. oyuncak.) 1. 3. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi.b. bâzgûne bâzgüşâ bâz-hâne ba'zı bâzıa bâzıh Cibâl-i bâzıha bâzık bâzî bâzî bâzîçe bâyî-gâh bâzî-gede bâzî-ger bâzî-gerî bâzî-gûş bâzî-hâne bâzil bâzir bâz-keşt bâzmânde bâz-nâme bâz-pes bazr bâzû (a.a.bi) oyun. . (f. bir kısım.b.) geri dönme.) geveze. kimi. çarşı. vukuf-ı adedî. [diğerleri hoş derdem. geri.s. vu-kuf-ı zamânî. (f. anlayışlı. 2.) pazarla ilgili. oyunculuk. 1.i. çengi. (f.) şen. (f-b.i.b. yüksek dağlar. (f. güç.) pazar yeri. (a. nazar ber kadem.b.) Nakşî tâbirlerin-dendir.i. (f. pazarda alınıp satılan. (a.zf.b.) tüccarlık. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad. 2. (a.s. (f.) 1. gerileme. eğlence yeri.) oyun. meç.b.) hek.) doğancı.) 1.) köçeklik. 2. rakseden. durmuş.b. (f.i.zf. bir kısmı. pazar. bir takım. küfürbaz. bir miktar.) kuşçuluk. oynayıcı. istihfaf eden.) bir şeyin küçük kısmı. kuvvet ve istidat. alışveriş. 2. dağıtan. (a. derisi kesilmek üzere olan yara.i.) 1. 3. kuşçu.) oyun oynayan. yâd-dâşt. çengilik. (a. yüksek. pazı. lâtîfeci kimse. geri kalmış. (a.) oynayan. 2. boşboğaz. 2.i.s.i.) kadınk nişânesindeki fazla et. ara-sıra.b.i.i. (f. eğlence. eken.b. kuşçubaşı. vukuf-ı kalbî'dir]. başaşağı. bezl'den) bol bol veren. oyun. (a.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer.b. kabiliyetsiz. ters.

s. Allah'ın hükmünce. (a. gündüz. (kanlı yavru) acı gözyaşları. [eski lûgat çiler.) 1.) 1. yol. su ve şarap sızıntısı. .i. gayet büyük. çok aşın. kendi başına. gösterişli.i.) 1. elele. z f. zâlim. yerli ve yersiz.s. kediye benzer.) yerinde. yolu. 4) ateş.i. gerçek.) değişme. (f.i. (a. beçe beççe-i nev beçe-i hor beçe-i hûnîn beçe-i hûrşîd beçe-i tâvus-ı ulvî (f. şişman. (a. 2. bol. yürüyüşü. hokkabazlık.) 1.) çocuk avutmak için yapılan gürültü. (bkz: veled-i gayr-i meşru). 2.zf. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden.i. (f.i. itibarlı. 3. papağanlık. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler]. göbeği çıkık [kadın]. yalan.i. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır. son derece. yeni doğmuş çocuk veya hayvan.i. yüksek [yer. (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. sözü geçer.) "uzun kollu" 1.i. 2.) 1. geniş. azgın bir canavarmış. (bkz: beçe-i hurşîd).b. 2. fr. iftira.c. arpacık [çıban].) dudu.s. bebir bec becâ' Ayn-i becâ' becâ becâ-nâ-becâ becâyiş becbece becce-i kûy bece becel becidd becîl becîr becrâ' beççe. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur. papağan. (a. huk.) birçok.s. (a. nüfuzlu. pazvant (pazıbent). gençlerin tarzı. ağzın içi. tuhaflık. 2) Ay. 4.e.s. üstü yol yol tüylü. muhterem kimse. (bkz: pebga).) kolbağı.i. i. karşılıklı yer değiştirme.) 1. geyik.i. (a. tepe]. 2. bebbân bebbân-ı şübbân bebga bebgaiyye bebr. kaderin hükmüyle. (bkz: behem-zede). (f. büyük. müdahaleci. kanunu koyana göre. (f. beçegân) insan veya hayvan yavrusu. yakaya doğru. üslûp. (bkz: bühtan).) tarz.) 1.) eski kitaplara göre.b. iyi ve kötü. geniş. uygun ve uygunsuz. iri göz. arslanın bile korktuğu. -e kadar mânâsını verir sabaha kadar. gerçekten.s. (a. ciddî. (f. hakkı için. omuzda. dışarı. (a. kelimelere -e hâlini verir.bâzû-bend bâzû-dirâz -be dest-be-dest Tâ-besabâh be-ceyb be-der be-dûş be-gâyet be-hakkı be hakkı Hudâ be-hod be-hem-zede be-hükm-i kader be-hükm-i kadî be-hükm-i li-llâh be-kavl-i şârî' bebân. karaca. psittacisme. 3. kadı kararıyla. (a.) fels. şaşma. (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. (f. Allah hakkı için. (f. cidden. 2. 2. yalnız.) sivilce. uygun. (f. 5) yakut. avurt. (a. 2.

(a. bahtı kara.s.i.a.b. (f.s.i. (f.i. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. evidence.b.i. güzellikten anlayan.i. (f.i. mant. 3.s. fırka. eserlerin güzelleri. hâmile. küçük silâh. yenilik.) "çocukla oynayan" gulâmpâre.) başlangıcı kötü. talihsiz. fenalık öğreten. 2.s. (f. nasip.) fena gören. (a. çirkin. (bkz: bedâyi'-âşinâ) (a. trampa.i.) bahtsız.b.b.) 1. çocuklar. (f. bedîa'nın c.) başlama.s.beçe-bâz beçedân beçe-dâr beçe-gân beçegân-ı dîde beçek bed bed bed'-i besmele bedâat bedâd bed-âgaz bed-ahd bedâhe.) huyu.) birdenbire.f.i. savaşacak akran.) soyu kötü. bedâhet bedâheten bed-ahlâk Bedahş bedahş-i muzâb bed-ahter bed-âhû bedâih bedâih-ül-ukul bedâl bed-amel bed-âmûz bedân bed'an bed-asl bed-âvâz Bedânet Bedâvet bedâvî bedâyi' bedâyi'-i âsâr bedâyî'-i lâfzıyye bedâyi'-i ma'neviyye bedâyi' bedâyi-i âşinâ bed-âyin bedâyi'-pesend bedâyi'-şinâs bedâyi'-perver bed-baht bed-bîn (f. 2.) yavrular.b. (f. (a. (f. gözyaşları. (f.b.s. başlayış. fr. (a. (f. göçebelik. sanatçı.s.b.s.) 1. fenalar.s. düşünmeksizin.) yıldızı. (f.s. f.) işi ve hareketi fena olan.i. bidâa'nın c. bedevî'nin c. "fena" mânâsına c. çölde yaşayanlar. (f. anamallar. fenalık öğrenmiş.) ahdinde durmayan. pessimiste. (f.)sanatkâr. kelime güzellikleri.b. çöl.) 1. beççe ve beçe'nin c.a.) bedeviler.i.s. (a. şarap. (f.i. hisse.b.) rahim. bedî'.b.) başlangıçta.s.b. i. (bkz. dölyatağı. ed.i. değiştirme. yürüklük. apaçıklık. yavrusu olan. tar. mükemmel ve yeni şeyler.) Bedahşan yakutu.) mübadele. göreneği ve âyini kötü olan. (f. semizlik (a.) yağlı. fr. yaramaz. 2. bedân) 1. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme. (f. karakteri bozuk. 2. vefasız. değişme.a. z f. (a. (a. çocuğu.) 1. bi-1-bedâhe). bedîh'in c. (f. (a. i. semiz olma. mânâ güzellikleri.). (f.s. kara bahtlı. yaramazlar. bedevîlik. (a.) sermâyeler. pay.a.b.) fena sesli.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse]. güzellik. 3.s.i. (a.) 1. akıllıca söylenen sözler. f. (a. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi.a. göçebeler. kötülük.s.b. (bkz: bedûat).s. (a. ilkin.zf.zf.f. 2 .b. çirkinler. (a. kulampara.) geleneği. gebe. talihi kötü olan [kimse].s.) güzel sözler. ilkönce.) 1.) bir çeşit kesici âlet. (f. fena. aslı fena (f.) bedülik. 2.f.i.i. şekil. 2.b.s.s. ed.) eşi ve benzeri olmayan güzel.) güzelligi takdir eden. ansızın.b.) güzellik tanıyan.b.i. kötümser. bed'in c. (a. kötü bir şekilde başlanmış. onunla (a. .

zeamet. (a. karşılık.s.) kaprisli.s. (f.) çirkin yüzlü. ( (f.i. (f.) fena yapılı. tar. (a. ilenç.b. askere gitmemek için verilen para.) yerine. ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel.) nezaketsiz. şahsen. 2. kötümserlik. derman. vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler. (a. (f.) biçimsiz. .a.) yüreksiz.i. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. terbiyesiz. aşk. cinsi bozuk.c. tar. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden.b.b.b. (f.a. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey.b. hasetçi. karşılığında. vücutla ilgili.i. bedeniyye beden-kâr beden-nûr (f. (bkz: ivaz).i.s.) bedene mensup.) hiçbir şeyi beğenmeyen. cisim. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para.c. ebdân) gövde.kaba [kimse]. bedelât) 1.b. (f. (bkz: bidde). (a. ten. (f. korkak. çarpık. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık. askerlik bedeli. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi.s.s.a.b.).) bakkal. yâni emsaline uygun peşin para.i. vücutça. tımar sahiplerinin haklarını.s. bed'an).s. 3. Terbiye-i bedeniyye (a.b. bed-çihre).b. (f.b. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi.zf. (f.i.) nazarı değen.c. huk.a. (f. kambur.) '.b. vücut. inatçı. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil.) kötülük düşünen.b. huk. kokan.zf. mukabilinde.s.) inkisar.zf.s. karşı. tar.b.zf. budun) kurbanlık deve.s. (a.) takat. korkak. (a. (a.b. (a. kötümserce.s. tar.) fena kokulu. (bkz.s. sonu kötü. (f. (bkz.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket.bed-bînâne bed-bînî bed-bû bed-bûd bed-bûk bed-cins bed-çehre bed-çeşm bed-çihre beddâl bedde bed-dil bed-dimağ bed-dua bed-edâ bedel bedel-i askerî bedel-i cizye bedel-i hâss bedel mâ-yetehallel bedel-i misl bedel-i nakdî bedel-i öşr bedel-i rakabe bedel-i tımâr bedel-i zeâmet bedelen beden bed'en bed-encâm bed-endâm bed-endîş bedene bedenen bedenî.).b. (f.) samur kaplı bir nevi ceket. Buğdan beyleriyle Dobra. [büyük memurlar giyerdi]. (a.) 1.s. her şeyi fena gören adama yakışacak surette. (f.s. [büyük memurlar giyerdi].) hâin.) fena görürlük. beden ile. f a h y) .i. Has yerine hazîneden verilen para. 2. (f.i.b. güç.f. (a.

2. 2.c. bed-fiâl (f.s. 3. besbelli. bed-gû (f.) bedevîlik. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey.) aleyhte bulunan münafık. bed-hu[y] (f. (f.zf. fr.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı. akla kendiliğinden gelen. fenalık isteyene yakışacak surette.b.s. bed-fercâm (f. çölde yaşayan. tabiatı fena. bedâyi') 1.) meşhur. bedîdâr (f. soysuz.s.b.b. bedîa (a.i.s. bed-fermâ (f. bedi' (a.) l. huylan kötü. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir.) bedîhe. bedîh (a. mayası bozuk. bedîa-zâr (a. bedîhî (a. bedestân (f. bed-kâr). bedevî (a.b.) güzellik yeri. tar. estetik. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime.s.a. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak. 2.s. 2.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler.s.b.f. kötü huy.b.i. bedîd. kötü huylu.) ilk başta.i. yeni.) şan ve şerefi büyük olan.c.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat.s.i. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim.) cevheri fena.s.) 1. birdenbire söylenen güzel söz. bed-hâl (f. sonu fena.(f. bed-gümân (f. şüpheci.i.s. meydanda. bed-güher [gevher] (f.i. mayası bozuk.) 1.b.s. güzel söz söyleyen.s. göçebelik.b. i.) 1. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin. bed-hâh (f. bed-hisâl (f. (bkz: be-ziztân). bed'eten (a. i.f.b. eşsiz ve görülüp işitilmemiş. dedikoducu.s. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü. delilsiz. bedîhe-gû (f.a. söylemeye alışık bulunan kimse. bedeviyyet (a.b.b. kadın adı.) çölde yaşayanlara uygun bir surette.s.i. huysuz. bedîhî'nin c. gün gibi aşikâr hakikat.i. bedîhiyyât be-der be-dergâh .zf.m.i. âşkâr.) hâli kötü. (bkz.b. başlangıç.b. (bkz.t.) fenalık ve ayıp işlemesini emreden. i. ed. 2.).) dışarı. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi. kapıya çıkma.) yaptığı işler kötü olan. eşi ve benzeri olmayan. bed-gevher (f. bedîhe (a. garip. açık. Seyyit Ali'nin oğludur. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan. göçebe.) her şeyden şüphe eden.) başlamak. mükemmel bir şeyi icâdeden. 2. 2. bedîhiyyât) 1. bed'etmek (a. ideal.b. görünür. bed-hâhâne (f.) hasletleri. i.) âkibeti. açık olan.s.) 1. bedevîyâne (a. hüveydâ).) her işin fenalığını isteyen. septik. Bedevî (a. bed-girdâr (f. onun babası Seyyit Mehmed. bed'et (a.b.s.) içi.s.b.b.) kötülük. bedîa-i hayâliyye ülkü. düşkün.zf.a.) başlangıç. düşünmeden.s.

3. (f. bedri). (f. parlak dolunay. bir yazı stili.) soysuz. aslı fena. işi. (f. açık olma. rezil. gidişatı fena olan. (f. kötülüğü metheden.s. kötü damarlı [insan ve hayvan].) fena yola sapan.s. hareketi kötü.s. soyu bozuk. 3. zf.h. sert başlı at.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye. hoş. (f.a.) bedîhî olma. erkek adı. 2. (f.) kötü bakışlı. (f. (a. 2. ayın ondördü. bedevi.) kötü düşünceli. kötü sarhoşluk. bayağı [kimse]. 2. [bedri kelimesinin müen. çirkin suratlı.) iyilik etmeyen. Kemâliyye. 2.b. (f.) hareketi.b. hareketi fena.b.) 1. kötü tabîath. (a.s. koyu arasındaki kirli bir renk. Ahmediyye. bider) 1. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi].) 1. (bkz: bedri). (bkz. (f. (bkz.s.s.) estetik.s.i.b.) aslı kötü.s. i. çapkın [kadın].) soysuz.b. adı kötüye çıkmış.s. (bkz: ivaz). kötülüğü beğenen. (f.b. (a.i.b. h.b.s. (a. 2.i.b. (a.i.s.) 1.b.) Hz. (bkz: bedre2).) işi.) 1. insaniyetsiz. aslı bozuk. güzel. (f.) 1. dâima.) kötü adlı. (f. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. ayın ondördüncü gecesi. (bkz.i.) 1. fena tanınmış.s.s. âsî. kendini bilmeyecek derecede sarhoş. delil. 2. (f. içi altın dolu kese.i. sarhoşluğu kötü.) yaşayışı davranışı iyi olmayan. bezreka).b.b.s. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma.b.) kötü yüzlü.) andında.b. (f.bedîhiyyet bediî bedîî kırâat bedîiyyât bedîl bed-kadem bed-kâr bed-legâm bed-lika bed-maâş bed-mâye bed-meniş bed-mest bed-mestî bed-mihr bed-nâm bed-nesl bed-nigâh bed-nihâd bed-nijad bed-pesend bed-peymân Bedr bedr bedr-i bülend bedr-i kâmil bedr-i münîr bedr ü kemâl bed-râh bed-râm bed-rân bed-rây bedre bed-reftâr bed-reg bedreka bed-reng bedri bedriyye Bedriyye (a. kuzu.s.) aslı. (f. çöl adamı.s. (f. (f.) yol gösteren. . sözünün eri olmayan.]. Necîbiyye'dir]. Bahâiyye. (f. oğlak derisi. sütü bozuk. kademsiz.b.) ayın on dördüncü gecesi. (f. (f. kötü olan. müşkülpesent. (f. (f.i.b. 2.b.i. lâtif. ilm-i bedâyi').) açıkla.i. i.) ayağı uğursuz.c. yakışıklı.) "gem almaz.s.a.) bedmestlik.s. serkeş at"l.s. i. bir şeyin karşılığı. içi altın dolu kese.) 1. 2. (a.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup. besbeüilik.s.) rezil. serkeş. (f. (f.s.b. söz dinlemeyen "kimse.b. kılavuz. bu savaşa "Bedir Gazası" denir.a. süslü. dolunay.s.b. sözünde durmayan.b. ed.b. (f. 2. (a. fena sarhoş. orospu. kadın adı.s. güçbeğenir.) 1.b. (a. 2.s. (f.s. güzellik. huysuz.) kötü huylu. i. işleri kötü idare eden. soysuz.a.

a.6.i.) keder. esenlik. 2.s. karga.) 1.z. Ahmediyye.b.i.) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş. tasa. yuva.i.s. yürük at ve katır.b. bagsân) 1.) tavrı.) tabiatı. 2.i. (a.s. (f.b.i. (f. (f.s. serseri. kartal.c. (f-i-) bahar mevsimi. iç sıkıntısı. (bkz: atş). (f.i. (a. omuz omuza.b. gidişi kötü.i.a.) azamet. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2.) güzellik.s. (a. çok kötü. tabiatı fena olan. behîme). tezgâha mahsus ağaç tarak. güzel yüzlü oluş.4.e. (a.b. (bkz. folluk. ödlek.b. aşın.b.) pek çok.a. bigas.a.c.i. (bkz. lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî.) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime.i.) 1.) eskiden kullanılan zırhlı elbise. (f.8) sayılan da kullanılır. (f.i. yüreksiz. (bkz. (f.a. bedâat). (f. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar.) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri. Kemâliyye. Allah hakkı için.) korkak. (bkz.) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık.b. bayağı adam.s.bedrûd bed-sigâl bed-sîret bed-sirişt bed-sûret bed-şükûn bed-tâli' bed-tedbîr bed-ter bed-tıynet bedûat bedûh be-dûş Abâ-be-dûş Dûş-be-dûş bed-üslûb bed-zebân bed-zehre befm befş beft beftere befterî beganûş begas begayâ begayet begend beğnek Begter behâcet behâim be-hakkı be-hakkı Hudâ Behâiyye behak behâmîn behas behatt (f. ağzı pis. (a.b. (f.) talihi kötü.). ahlâksız.) yaratılışı. Necîbiyye'dir]. abası omuzunda.) uğursuz.) eşkin. (f. pek ziyâde.s. (f. son derecede. kefterî).) kötü huylu. âşyân).s. ("ga" uzun okunur. debdebe. ("ga" uzun okunur.b. (f. esenleme.i. niyeti bozuk. soyu bozuk. . (a.) askerlikte keşif kolu takımı.) omuza. f. ("ga" uzun okunur.b. (f. değersiz kuşlar arasında adı geçer].) sık dişli çulha tarağı. ağzı bozuk. yaradılışı kötü (f. (bkz.) fena istekli. [kelime "befem" şeklinde de kullanılır].zf. tavrı.) hâli. (f. a. (a.).1. kötü dil. beter.b. bidrûdj. (bkz: zer-beft).i.) veda. (f.) hakkı için. (bkz. herkes hakkında kötü söyleyen.i. (a.a. (f.s. (a.) daha kötü.s. (f.i. (bkz: behek).a. omuzda.s.i. .i.a. (bkz: şûr-baht).i. bügas). bed-sîret). (f. talihsiz. süt lapası. (f.i. (f. kümes.i) susama. 2. (f.s. (bkz. Zeyniyye.). biçimi kötü.s.) fena düşünceli. güdük [hayvan].) kuyruğu kesik. [öteki şubeleri Bed-riyye.) sütlâç.

s.) cennet gibi yer. behcet'den) şen. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir]. (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi. hayvanlık. nefret. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam].s. hayvanlık hâli. mutlaka. (f.) cemiyeti dağıtmış. 2.behbûd behc behcet behdel behek behem behem-ber-âmden be-heme-hâl behem-zede beher be-her-hâl beher-mâh behet behhâs behîc behîce behîle behîm behîme Behîmî behîmiyyet behîr behîre behişt behişt-i dünyâ behişt-i gümgeşt behişt-âşiyân behişt-hırâm behiştî behiştî-rû behişt-nişîn behişt-sîmâ behişt-zâr behîte behiyye.zf.b. düz siyah şey. meç.s.) meskeni' cennette olan (= merhum). (f.b.zf. behâim.b. sıhhat. 2. behâyim) dört ayaklı hayvan. (a. (bkz: bâhem). sırtlan yavrusu. birarada. (f. (a. dik. (bkz: adn.) 1.s. hep bir yerde. (f. (f. 2.) güzel ve gösterişli genç [erkek]. (f. şirinlik. (a.) toplu. sağlık.s. (f. sevinç.).) cennet gibi güzel yüzlü.s.) 1.b. 2.) 1. nasıl olursa olsun.i. behîre).s. (a. birikmek. kızmak. behî Hediyye-i behiyye idâre-i behiyye behkele behken behkene behkeşe behl (f.i. (a. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam].b. s. (a.m.) her ay.b. 2. (bkz.b.i.) 1.) cennette oturan. (a. erkek adı. (f.s. toplanmak.b.) iyilik. alacasız hayvan. güleryüzlü [adam]. elbette. bihişt. pürüzsüz ses. şen.i. behkele). (bkz: behîle). bir işi çabuk görme ve tutma. soyu temiz [kadın]. Şam ovası.i. Basra civan v. 2.s. fr. mutlaka.).i.) cennete gitmiş. (a. bahhâs).i. (f.) behişte mensup. az şey.s. (f. 2. (a.). güzel. her biri. uçmak. yalan söz.) 1.i. behâ'dan) güzel. az su. ince ve güzel vücutlu kız.i.a. (a. (f.).) narin.a. kadın adı. cennetlik. (f. (a.) cennet.c. erkeğin memeleri büyük olma. (a.) her. sütlâç. fırdevs). güzel. (bkz. (a. topluluğu bozmuş.) emir ve işte çabukluk. 2. (f. sevgili. her bir. 3.) l. hep bir yere. (a. güleryüzlülük. güleryüzlü [kadın]. (a. güzel idare. (a. 2.b.s.s. hayvanı. hayır ve iyilik seven.b.i. (a. güzellik.i.zf. lanet.) 1. (a. müteessir olmak.) hayvana mensup.i.) iftira.s.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın]. (bkz: behkene).i.i. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. .s. güzel hediye. (a. (f.) kaybolmuş cennet.) keyfi her zaman yerinde olan [adam].s.) huri gibi güzel yüzlü.i. (f. (bkz.) her halde.i. hebetude. behak).) 1. (bkz.a. (f. (f.) her halde.s.s.

(f. bir nevi kırmızı yakut.) l. (f.s.i.) hisse.i. 2. (bkz: bühme). mesafe. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş. 2. 4. yeşil elbise.zf. (bkz: nıatkab. hisseli. kırmızı gül. (f. (a.behle behlel behlûl Behlûl behmân behmâr behme behmen Behmen beh-nâme behnân behnâne behnâne behne behneke behnes behr behrâ behrâm behrâme behrâmec behrâmen behrâm-tel behre behre-ber behre-berî behrec behre-dâr behre-dârî behrek behrem behremân. Acem pehlivanlarından birinin adı.zf. (bkz.) 1. ortaklık. bihâmât) 1.b. arzuya bırakılmış şey. filan. paylı.) behrelilik.) kalın kuşçu eldiveni. 2.b. tedbirli. 2. (a. anlayışlı.s. bühlûl). (bkz: behre-dâr). bühlel). iş. ümidin boşa çıkması.i. bot.c. (f. (bkz: bâhmân). 3. uzaklık. (a. iyi huylu ve dâima gülen adam.) 1. 2. 3.) şerik. (f. ondan dolayı. (f. (bkz: behrâmen).i. 4. behremen behreme behreme behremend behre-mendî (f. c. 2. kısmet.i. saç ve sakalı kına ile boyama.) 1. i.) 1.) sakîl.s.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. (f. Merih yıldızı. (f. (f. nasip. (f. 3. çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür]. (f.s.) 1. faydasız.s. işe yaramaz şey.b.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare.i. (bkz. (a.güleç.i.s. (a. (f.s.) 1.i. çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı.b.) burgu. (a. (f. 3. güler yüzlü.) 1.) şeriklik. Hindlileriıı ibâdeti. bihâm . 3. güler yüzlü. fazla.) behremendlik. 2.) yumuşak [yer]. kırmızı düzgün.i.) 1.b. 3. maymun.) abes.) 1. miskab). pay-hhk. asfur çiçeği. felâket. yaralardan gelen irin.i. hisseli. 2. bâtıl. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı. (f.) 1. (f. behrelilik.i. (f. buzağı. 2.) onun için.) şişmanca ve vücudu güzel kadın.i. 2.) asfur çiçeği. çok gülücü. (f-i-) (bkz: behrâmen). hayır sahibi.) behreli.i. ortak.) 1.h. .s. 1. 2. keçi otu.i. (bkz: behrâmec).) behreli. beyaz pide. [doğrusu pehnâne'dir]. (f.i. oğlak. kadınların kullandıkları allık. kadın adı. (a. çirkin [adam]. (f. (a. kırmızı gül. 2. boş. kaba. kavrayışlı. delice hareketleriyle meşhur olmuştu. (a. iyi huylu ve dâima gülen kadın. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur.b. (a. bühüm. her renkte olan leylâk çiçeği. bâh-nâme).) çok ziyâde. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru . eksik veya ayan bozuk para. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot. beyhude. 2. boşuna. 3. (a. filanca. c. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. 2. (bkz: behre-mend).i. zekî. (f. kuzu.) . (a. (a. erkek adı.i. pay.s. (bkz.b.i.i.i. çok gülen.h.i.s.

kederli.b. .s. şiddetle göğse vurma. (a. rahim ile mahrecinin arası.s. şöhretin bekası. (a.i.) hisse ve nasibini almış.i. genç. 2. ahras. kahraman.a. 2. (a. sofa.s. (a.) 1. (f-i-) l.) dilsiz [adam].b. bikr). (a. (d. (a. muâdil). (a. 5. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik. boğazdan mideye kadar olan aralık.) geçim darlığı. (a. kuyu vesâirede kullanılan çark.i. yer. hüzünlü. a. ? . eş.) hiç evlenmemiş. dökük. köşk.s. (a. 2. be's).zf. (bkz. sözüne göre. 2. yaslı. (f.s.i. göğsün içi. (bkz: nail olmak).s. ileri kakma. (a.) yalan söyleme. 4.). Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur. (f. (a.) maksat ve meramına ulaşan. peksimet. çok içki içen.) dediğine göre. misafir odası. süslü delikanlı. 3. (bkz: bikâmet). içkiye düşkün adam. alalie. (a. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur. ergen [kimscj.) akran. (a.i. 2.i.i.i.i.i. s.s.zf.) katı ekmek. (a.i. [bu iki mânâdaki c.) dilsizlik.) Mekke'nin eski adı. (f. çardak. sebat.) yakışıklı.) erkek görmemiş kızın hâli. (bkz bakkam).i.i. pejmürde. geniş meydan. makara.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire].) 1.i.i. hayranlık.i. kızlık. cür'et. 2. s. (a.b. behve behz beis bejendî bejmân beka beka-yı şöhret bekâm bekâm olmak bekâmet bekâr bekâret be-kavl be-kavl-i âri' be-kef bekîl bekîm Bekke Bekkem bekre bekrevî bekrî Bekriyye-i Halvetiyye beksimat bektâş (f. yiğit [adam].i. 4. (bkz. yırtık.) hisse ve nasîbi olan. Edirneli olup Alî-yür-. (f.ö. (f. çıkrık.) şaşkınlık. pesmet.) 1.i. iyi nâmın kalması. sabah. 3. kazanmak ve maksadına ulaşmak. yalan.) l . (a. şaşakalmak. 5. "ebhâ.i. (a. bâkilik.ûmî'den hilâfet almıştır. yılmamazlık. (bkz.behrever behre-yâb behs behsûs beht behte uğramak behtere Behûriyye-i halvetiyye behût be-hükm behv behv.zf. donakalmak.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. sarhoş. ebkem). (f. bühüvv" gelir]. erken. hükmüyle. (a. 2.f. 3. avuçta. (bkz: mebhût olmak). ("ka" uzun okunur. cumba.) hükmünce.) kırmızı boya ağacı. salon. 1039 (1629/1630)]. fr. yer altında hayvan ağılı. ermek. bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira. [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir. az şey.) 1. b. (f. neşe ve güleryüzle karşılama.c. (bkz: küfv.) el içinde.h.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri.) devam. kanunu koyana göre. evvelki hal üzere kalmak.s.) bir miktar. (bkz: Mekke). (a. (f. (a. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. kızoğlan kızlık.

yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı. (a. yetiştirilen söz. çözük. (f. yakut. kopmuş.b.) vesveseler. emme.f.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse. uzdilli olana yakışacak surette. (a.i. alıklık. eşitlik. bülukka'nın c. bektâşi'nin c. yetiştirme. hayhay. altın. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır].s.) bülbüller.h. 2 .b. düz ovalar. (a. eziyet ve sıkıntı çeken.) izansızhk.) belâ çeken. Bektâşiler. (a. ceza. pekî. (a.) belagat füruşluk. belî).b. 2. akılsızlık.) ilk evlâtlık. [kadınların kullandığı]. Hz. belâdûr belâ-dîde belâg belâg-ul-mübîn belâgat belâgat-fürûş belâgat-fürûşâne belâgat-fürûşî belâgat-perdâz belâhet belak belâ-keş belâ-keşîde belâkîk belâl bel'am müsâvîlik. âfet. (bkz: ârî. tasalar. evet dediler. yaratılış belâsı. (a. güzel. kötü kimse. ıslaklık. fena şey. iki belâ arasında berzah gibi olan yer. kalın kafalılık. apathie. (bkz: bilâ-de). keder. gayet zor iş. 2. (a. belbâl'in c.f. pisboğaz.i. (bkz: beyân).e.) ayaklan alacalı olan at. pürüzsüz söz söyleme.i.i. apansızın gelen belâ. (a. gelin tacı. gevşek. obur. (a. elmas.) 1. sersemlik. (f. musibet. gümüş. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı.b. (a.i. (a.bektaşlık Bektâşî Bektâşiyân bekûrî bekûriyyet be-küsiste bel' bel'-i lokma bel bel belâ Kalû-belâ belâ belâ-yı berzah belâ-yı hilkat belâ-yı nâgâh belâ-yı siyâh belâbil belâbil belâde. (bkz: anadil). (a.b. (a. (a. yutulma. abrutissement.s. müzevir.i.) 1.) 1.s. çözülmüş.s.s. (a.i.) 1.) belâ çekmiş. zümrüt gibi süs eşyası. (a. (a. (a. (bkz: bilâl).b. lokmanın yutulması.f. (a.) ökçe. belâd belâdet belâdır. (a.i.) uzdillilikle.s.i. şey.i. düşük.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen.) 1.) bönlük. sözün düzgün. . (kara belâ) meç. acı olan hâdiseler.i.) 1.) su gibi ıslatan. büyük gaile.) çöller. belâya) gam.) uzdillilik taslayan. aç gözlü. (a.i. 2.i.i. 2. (a. belâ savmak için verilen sadaka. yeniçeriler.s. yutma. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. bülbül'ün c. eriştirme.i.i.zf. ed. 2 . kopuk.f. telâşlar. budalalık.c. (f. ve i. fr.s. uzdillilik.s. belâya çatmış.s.i. terbiyesiz. (f.f. iyi. (a.) ilk doğan çocuk. (a. kuruntular.) evet.) 1.) belki. ıslatış.) belâ görmüş. olaylar.f. kusursuz.f. günahkâr. ilâhî teblîgat.) 1. Kur'ân-ı Kerîm. ilk evlat. 2. (f.e. uzdillilik.b. 2.

belîha (a. belbâl. belesân (f. ölecek halde. 2. olabilir.) faydasız.s. bir çeşit yerli kumaş. belsemî belârek. beledî (a. belâyâ (a.) belâya uğramış. belmâ. bellûa (a. pelesenk ağacı.) alaca. belîd (a.i.) felâketler. fasîh. yer palamudu.) şehir. dağ soğanı. belensem (a. belâlek . yağmurlu. keder. belâ-senc (a. belîg-âne (a.). bilâh) arkası büyük. belvâ). bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire.) ıslatma.zf.) katran. kaba şey. belka' (a.) 1. belme-rîş (f. 5. kuruntu.) 1. zafer.s. belediyye (a.) 1. belîl (a.i.b.) 1. balsama ve bu ağacın yağı. düzgün söz söyleyen. belbûs yabani soğan. belmâ-rîş).s.i.f.b.s.i. (bkz. sar-mısak. belka' ("ka" uzun okunur.) kabasakal. belbâle (a. 4. bülega) 1. ne bilirsin. kederler. yaşlık.s.s.b.i.) 1. tasa. kasavet. mücâdele. beliyye (a. 2.e. bellût (a. belme (f. şehirli. kılıç. a.s. belmâ-rîş (f. tasalar.i.) bönlük. beled (a. ıslanmış şey. sersem. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır]. belâbil) vesvese.) dudakta. beliyye'nin c.) evet. belâgat'den c. pencere çerçevesinin alt tahtası. gamlar.b. 2. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme. harap ve boş [yer]. s. 3. fasîh ve düzgün olarak.s. düzgün [söz veya eser].i. kavga. be-leb (f. ahmaklık.) tenha [çöl]. budala. belendîn (f.) felâketler.) saban [çiftçilikte].s. belde (a. 2. belham (a. cilt bezi. ahmak. memleket. (bkz: ârî. Beled-ullah. tasa.) bot. bön. (bkz: belibil). belâya. memleket. buldan) şehir. ok mahfazası.c. düşkünlük.b. belâ-zede (a. telâş. i. bell (a.zf.s. beliyyât) felâket.i. mihnet.i. iri. belel (a. kasavetler.) 1. umulur. belî (f. 6. (bkz. ıslaklık.c. cevherli. fasîh.) pelit ağacı. bir çeşit haşhaş. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere. (bkz: belend2). memleketli. (bkz: bülend). belki (f. 2. hattâ. (bkz: belendîn). beliyyât (a. pelesenk yağı ile "ilgili.i. hastalıktan iyileşen.c. meşe palamudu. tasalar.i. ahmak. iyi su verilmiş çelik. geniş olan kadın. alaca bacaklı [at].i. kapı pervazı ve çerçevesi.i. beleh (a. kasaba.f.s. serin rüzgâr. bellût-ül-arz bot.s. küçük aptest bozulacak yer.) ihtimâl.e.i. kılıcın cevheri ve menevişi. temreni.c.) belâ tartan.f.) belediye. beliğ (a. beliyye'nin c. gamlar. bir şehrin temizliğine. belend (f.(f. belâ).) beliğcesine. 2. 2. kederler.i. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş. belâdet'den) iz'ansız.i. keder.i. 2.) kapı pervazı. bilâd.s. Can-be-leb canı dudakta.

) [doğrusu bül'ûm'dur].). kuklalar. tambur gibi çalgılara takılan tel. felâket. 3. sûz-i dil. (f. bağlayan. (bkz. palamutlar. su biriktirmek için iki dağ arasında yapılan set.i. rabıta. (f. birini emri altına alma. ticâret iskeleleri.i. bilye). bağlı.) çıkıntı. (a.) namlı. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot. bel'den) çok yiyici. [nazımda bem şeklinde kullanılır]. 7 .) l. madde. 2. terkîb-i bend). (bkz: beng). (a. bunduk'un c. gam. (a.) defa.) 1.) kurtulma. (bkz. 2. (bkz: bülûl).hîle. Alkaid. ekşi elma. (f. (bkz. (a. kan çıbanı. 1.i. 5 . (a. tevazu.i. 3. ilgi. su mecrası için yapılan kemer. fındıklar. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım. baraj.i.i. (f.i.i. kadın kısmı. hastalıktan kurtulma. fr. makale. fr.) 1. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır]. (a. duvardan dışarı çıkan direk ucu. (f. kanun. 2. 2. 2. (f. 2. ünlü. pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir. meşhur.s. s. kızlar. sevgi.) peltek [adam].) parmaklar.s.) 1. boğum.) keder. yalan. (a.i.) iri çıban. ıztırap. muz. "-bülûl" şeklinde kullanılır]. bâm2).) bot. bağlama. bağ. (f. meşe ağacı.) bot. s.i.h. nöbet. 3.) kırlangıç. (bkz: bünbek). alâka. hîleci. e d.i. benetnash.i.) bot. lât.i.s. ing. eta Ursus Majoris. kurşunlar. muz. ekşi şey. (a. 8.i. çitlenbik.i. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı.) nakışsız. (bkz: tercî-i bend. ekin. (a. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır]. [bâzan "el" mânâsına da gelir].belsemiyye beltem belû' Belûcî belûl bel'ûm belûs.) ticâret yerleri. bağ. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası.i. (a. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna . dolan.s. sâde kostüm. 4. balsaminees. 6. (f.b.i. mafsal. bül'ûm).i. (a.) parmak ucu. bender'in c. pes perde. parmak uçları. 2. kadınlar. tasa. (a.) 1.i. bülûs belût belûtiyye belvâ belvâje belvâye belvâz belyâd bemm Zîr ü bemm ben benâbe benâdık benâdir be-nâm benâm benân Müşar-ün-b'il-benân benât benât-ı Havvâ benât-ı na'ş benât-ül-lahm benâver benbek benbel benc bend bend-i âhenîn bend-i dil bend-i hisâr (a.i. 2) astr. (a. (f. 2. bint'in c. bebekler. en ince ve en kalın tel.i. meşe ağacı meyvası. (a. (f. etli. fıkra.i. kınaçiçeğigil-ler. parmakla gösterilir. harman.i. (bkz: ekûl).) "ban otu" denilen. (f. (a. (demir bağ) kelepçe. ["bene".) 1. bağlanmış. beliyye. semiz kızlar.) Belûcistanlı.i.) 1. meşhur. yular. palamut. [kelime "kesb-i belûl" veya. 1) naaş kızları. (f.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. yuvarlak. gönül bağı.

gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü. (f. (f. bendeye mensup. Makam umumiyetle inicidir. 2. meç. (f. (f.b. 2. emir kulu. (f. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır. öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde.s. satın alınmış köle. çâker-hâne). liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale. kulağı halkalı köle. sultânî-yegâh için de sol bekar.) kölesini. 2.b. vurgun kul. şehir.b.i.bend ü belâ bendaka bende bende-i direm harîde bende-i efgende bende-i halka-begûş bendeferman bende-i üfkende bende-i hirîde bende-niz bende-gân bende-gî bende-hâne bendek bendene bende-nuvâz bende-nuvâzâne bende-perver bende-perverâne bende-perverî bender benderek bender-gâh.i. (f.b.) köle çocuğu. 2. kölelik.i.i. bendek). kölenizin evi (= bizim ev). kopça. kul.i.c. (f.) atılmış pamuk yumağı. (f.b. itaatli.zf. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. (f. taraftar. pâdişâh hizmetinde olanlar.b. bendelik.b.) köle besleyicilik. bendeş). kullar. ferman kölesi. (f.) işlek iskele. re bekar.) esir. hiddetli bakma. (f. (f. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir.). para ile satın alınmış köle.c. Pûselik için re bekar.) bende-nuvâzcasına. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek.zf. adam besleyici.) kul. (f. ubûdiyyet). sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır. abd). işlek ticâret iskelesi.) küçük iskele. bende'nin c. bendegân) 1. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi.i. köle.) 1. düşkün köle. (bkz. kulluk. bendîme.i. (f. bender-geh benderz bendeş bende-zâde bendî sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir.i. [eski nezâket dilinde] köleniz. (bkz.i. iyi muamelede bulunma. esir. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı. (bkz. liman.) 1. eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası.) [eski nezâket dilinde] köle evi. (f. bir şeyi fındık gibi ufaklama. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan. bağlı. (bkz.b. köleler. .) 1. köleye ait. sultânî-yegâh icra edilmektedir. kulunu. pûselik'in re şeddi yapılarak. benâdir) ticâret yeri.i. (bkz: bendime.a. (a.i.) çuvaldız. meç. sert bakış. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra. (f.s. (f. bendine).i.i. (f.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme. intisâbeden. Makam. adamını taltif eden.i. köle. mendirek.b.) bende-pervercesine.i. (bkz. köle.

mor.i.) 1.s. İsrail oğulları. (f. bağlanmış.b. benefşî benefşe benefşe-gûn benefşe-zâr benek benek-i büzürg benes benevî benevre beng bengâh bengere bengî benî benî Âdem benî beşer benî Hâşim benî İsrâil benî Ümeyye benîk benîka benîn Beniyye benka bennâ bennâk benne benş benû.) benk tiryakisi. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri.) . temel.i. (bkz. (a. (f.i. bendene.) cetvel. (a.i.i. (f. Hâşim oğulları. menekşegiller.s. küçük çitlen-bik. atın göğsünden yukarı. küme. bağlı. fenalıktan kaçınma.) mor renk. ilik. düğme. (a. esvabın koltuk altındaki parçası.b. (f.i. (a.i.) 1.) 1. 2. çekinme. kanal. esas.i. asıl. benûh (f. fr.) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış. (f. (f.i. (f.i. (a. akıllı. (f.i. [benî kelimesi. gökyüzü. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu. (bkz: benefsec).) bot.s. (a. 2.menekşe tarlası.b. 2. oğul ile ilgili. esrarkeş.) bot. (bkz: menefşe). bendime. oğullar.i. menekşe rengi. 2. Ademoğullan. c. (f.) menekşe renkli.) 1.i.bendîde bendime. palamar.i.) tar. ibn'in c. (bkz.) çok zaman çorap yapılan adî ipek. s.i. esrar. c. burçak nevinden. (f. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak delik. (a. ip. eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı. tembellik. (a. 3. bendîme bendîne bendiş bend-rûg bendukî bene benefsec benefsenciyye benefş. esir.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş.) "Kâ'be-i muazzama".) 1. binâ'dan) yapı yapan. bendine). (f.i. mimar. menekşe. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi].) çocukları uyutmak için söylenen ninni.). (f. [bu resim.) kötülükten.) oğullar. (f. dülger. (bkz. benve). (a. insanlar. Emevîler.s. su bendi. i. s. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur.b. savat.i. Yahudiler.i.) menekşelik. kalfa.) 1. . temkinli [kimse].i. (a.) menekşe. (a i) .) yığın.i. 2. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş.s. benâyık) 1. (f.i. i. (f. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı. bendîme). violacees. 2. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır.) oğula mensup.b.i. (f. (a. (f. insanlar.i.c. 2.) ince urgan. mercimeğe benzer bir mahsûl. (f. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir]. köle olan. keçeden yapılmış Türkmen evi. i.) keten bezinin en iyisi. (bkz: bene). binan) güzel koku. (a. ihmal.

berriyye'nin c. yaratma. iyilik. berâat (a.b. 5. berâat-i istihlâl ed. -ber (f.i. [berg'in hafifletilmişi]. müsâvîlik. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller. [çok zaman silâh hakkında]. 2. berât (a. evin kapısı. h. benû (ibn'in c. berâcim (a. berâbir. berâbire (a. şer'î usul veçhile. bepga ("ga" uzun okunur. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış.i.) oğullar. meyva.) deliller. i. tanıklar.i. ber' (a. Bermekî'nin c. (bkz.i!) 1.) mafsallar. 7.s. olgunluk. benû. göğüs. Dil-ber gönül alan. berârî (a.) fazilet.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri.s.i. bürnüs'ün c. meme. benûh). kucak. buru1).i. berevât) [eskiden] rütbe. (bkz: bürnüs). bir hizada.) dudu. ber (f. aklık. müsâvî. sîne.s.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma. anlık. leke hastalığı. berâet (a. bebga).e.benûn. berâhîhte.) pireler. gönderilmiş. (bkz: bur'. genişlik. kesin deliller.).s.). sahralar. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. f. bir şiirin veya bir makalenin başında. ben-vân (f-b.i. berâh (a. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi. hasta iyiliğe dönme. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren. güzellik. berâberî (f.) çöller. berehmen'in c. farksız.b. bir kitabın. abraşlık.i. berâhîde (f. (bkz. yaprak. berât-ı cibâyet vergi. meziyet. ber-vech-i âtî. 4. berât gecesi Peygamberimize. ekin bekçisi. harman. bürgus'un c.i. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller.i.). berâhîn-i katıa kat'î.) tersine. beras berâsin (a.i. berârende (f. işlenmemiş ve ağaçsız bölge. aklık.)tarla. Semen-ber ak göğüslü. aklanma. yemiş. 6. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi.i. berâhîn (a. bürhân'ın c. Bermek). farksızlık. . aksine. berânis (a. tanıklar. başkanlan. berâhime (a. 8.i. berâhencîde (f. en. 3.e. berâgîs (a. genç kadın.) üste getiren. ber-akis (f.) Berberistan adamları. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman.i.) beraberlik. ber (f.) yola çıkanlmış. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika.i.c. bürsün'ün c. 2. getiren götüren.) l.i.a.) çekilmiş.s. aşağıda olduğu gibi.) açık. Berâmike (a.) birlikte bulunan. boğumlar. üzerine getiren. bir arada. çıkanlmış. yollanılmış. benve (f. (bkz.) üzere.) yırtıcı hayvan pençeleri. ber-nehc-i şer'î huk.i.i bürcüme'nin c. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman.) alan. papağan. berâber (f.

tam. lyre.s. sabit. (f.i. (f.i. 3. (a.s. cinsiyet için. "Müşteri" denilen yıldız. viran.f.b. (f. [bunun dışındakilere reaya denirdi]. harap.) 1. hemcins olması dolayısı yla.i. lir. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse.e.) l. 2. sağlam ve lâtif.s. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli kısmı. erbezi üstü.s. doğru ve münâsip. çardak. fr. uygunsuz. tasdik etmek. (bkz. 3. . (h. halk. f r. gezinti için. seçilmiş şey.i. ayrılmış.s.) 1. (f.) 1. (f.b.) için.s.) gayet yüksek yer veya rütbe. mahlrkat.b.) berber dükkânı.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı.) anat. yaratıklar. tıraş eden. saç kesen kimse. (a.) yerinde. (bkz: cihân-nümâ). 2. hava değişimi için. bırtîl'in c. (bkz: çespân). nezâket. (f. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim.) eteği toplu. (f. 2. 2. (a.i.) Berber kavmine mensup olan.) soğuk. sütü çok olan deve. epi-didyme.i. Türk halısı. 2.) 1.) toplanmış.s. (a. 4. münzevî. beriyye'nin c. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç.i. münasebetsiz. bircîs).) 1.berât-ı terhânî berâtî berâtîl ber-âver berâverde berây berây-ı cinsiyyet berây-i hâtır berây-i isticvâb berây-i istikbâl berây-i ma'lûmat berây-i maslahat berây-i nezâket berây-i tasdîk berây-i tebdîl-i hevâ berây-i tedâvî berây-i tenezzüh berâyâ Reâyâ ve berâyâ ber-bâd berbah berbâr. (f. 3. insanlar.i. kibarlık îcâbı. zahmetsizce hatıra geliveren.b.oturan halktan olan. evin damında bulunan oda.s.b.) fukaraya verilen eski elbise. (a.) Berberler ülkesi. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı. tedâvî için. (a.b. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. hatır için. (f. devşirilmiş. (f. seçme.s. yerinde değil. kameriye.s. (a.b. sundurma. 2. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey. doğrulamak için. (f. pis. kaz göğüslü. ed. sebat edici.i.s.) 1.) yemiş ağacı. 2.) 1. maksadıyla. sorgu maksadıyla. (f. kirli. (f. hediyeler. (f.) rüşvetler. fena.) 1. bütün halk. dünyâdan elini eteğini çekmiş. 2.i. berbâre ber-batt ber-belend ber-bend berber berber-hâne berberî Berberistân ber-câ Nâ-bercâ Pâ-bercâ berced ber-ceste Bercîs berçîde berçîde-dâmen berd gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman. tahtaboş. perişan. 2. kalın kilim. bilgi vermek için.i. (a. i. iş için. halkın. karşılamak için.

Brahma dîninde olan. kâr. Hicaz'da bir dağ adı.) 1. (a.i. (bkz: bü-rehnegî). herek.) hek. asma ve kabak çardağı.) 1. pürüzünü giderme. on iki burçtan biri. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır. (f.b. 3.) puta tapan. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir. omuzda. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç. 2. meymenet.i.s.) 1. bende). 2.) 1.) muz. b. saadetler. 2. keskin hançer.) omuz üzerinde.b. üryan). . meymenetler. (f.) 1. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk].) 1. (f.b. Tanrı kelâmının verdiği feyizler.zf.i.i. kılıcın suyu. 2. 2.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir. 3. düzleme. maslûb).) ' kölelik.i. (a.a. tutsak.i.i. salbedilmiş. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları. (bkz: berd-ül acûz düzeltme. (f. (evi omuzunda) serseri. hayırlar.s.s. (f.) devam üzere. esaret. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. daimî).s.s. (f-s.) 1.) toplayıcı. peşrev. (a.) esir.s. (f. parlatma. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. sivar). (f.) en çok fırtınalı havada yağan dolu. (f.) yükseğe kaldırılmış. 2. kadın bileziği.i. asılmış [insan].s. nakışsız ipek kumaş. devamlı. (f. (a. (f.c. perdaht). 2. (bkz. kılıç. bereketler. mutluluk.s. berhemen berehne berehnegî berehrehe berekât berekât-ı kelâm-ullah bereket berem berencen. (a.) çıplaklık. yükseğe çıkarılmış. (bkz: hamel). karavaş. (bkz. 2. (bkz: ebrencen. bereket'in c.) kuzu. Tanrı vergisi. saadet.s. bir yana atan. 2. pala gibi âletler.i. bolluklar. hamel burcu. (f. köle. Tabiî mertebesi 32/4 dür. (f. Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç. (a. yok eden. (f.) kocakarı soğuğu. (f. (f. cilalama. berencîn berend berendâhte ber-endâz kocakarı soğuğu. bir köy. (bkz.berd-i acûz berdâht berçîn ber-dâr berdâşte berde berde Dâ-ül-berdet berdegî Berdeng ber-devâm berdiyy ber-dûş Hâne ber-dûş berd-ül-acûz bere bere-i felek bered ber-efşân berehmen berehmen. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır.i. dâim. mutluluklar. (bkz: bürehne. Suriye'de iki nehir. (bkz. (a. 2. bolluk. yukarıya kaldırıp atan. esirlik. (a. yükseğe kaldırılmış. mîde dolgunluğu.i. hasır otu.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. mîde dolgunluğu hastalığı. Bu usûl. (f. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki.i. berâhime) 1.) çıplak. i. bolluklar. üste. yemişli.c. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır.i. berekât) 1.

su biriktirilen yer. s.s. (f. 1) söğüt yaprağı.b. işi bozulmuş.) bent.b.) kış yaz karlı olan.) yaprak.i. niyet. (f.) ezberlenmiş. sonbahar.) büyük yılan. düşkün. geçinecek şey. (f.s. berg ü bâr berg ü şâh bergab bergamân bergâşte berg-bîd bergerde bergeşîde bergeşte bergeşte-ahter bergeşte-baht bergeşte-hâl bergeşte-rûz berg-rîz berg-rîzân bergüstvân (bkz: ber-endâz). yaprak dökümü.) yıldızı tersine dönmüş. (bkz: berg--bîd). sonbahar yaprağı. (f. iyilik severler. çekilmiş. s. güzel söz.s. (f. (f.) yüz çevirmiş. yeşil yaprak. (f. (f. haşa.i. nağme.) tersine dönmüş.) ağzın dış kenarı. yük.s.) karsuyu. 1) yeşil yaprak. kuvvet.) buzhane.a. dal budak. (f. pâdişâhlar tarafından verilen beratlar. (f.b.) karlı.s. (f. berr'in c. tartılmış. berg-i bîd).s.i. ters olmuş.s.) kar parçası.i.s. çini veya tezhipte kullanılan.b. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir]. .b.b.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü.s.).b. yüz çevirmiş.) hayır sahibi olan doğru kimseler. ağaç yaprağı. (f.i.) fena talih. gereç. (f.i. asker. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi. hazırlık. nemed-zîn). g. 3.ber-endâze berere berevât berevât-ı şerîfe berf berf-âb berf-âlûd berf-dân berf-dâr berfend berfîn berf-nâk berf-pâre berfûz.i.b. bot. malzeme.s. [kelime Farsçada "azık. (f. (a.) 1. gül yaprağı.i.i.) kara batmış. 2) hediye. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu.) geçimi güçleşmiş. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi. talihsiz.b.s. berfûs berg berg berg-i bîd berg-i çeşm berg-i diraht berg-i gül berg-i hâllkârî berg-i hazân berg-i ıtrî berg-i sebz berg-i ter berg ü nevâ berg ü sâz.i. güz.s.) kardan. takat. (f-b.) kar. set. (bkz: berig).s.s. dudakların çevresi. sonbahar. (f. (a. bot. bot. (f. yiyinti.) günü dönmüş. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki.) su bendi. 2. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar.) yaprak döken. (bkz: sele).b. karlı soğuk su. 2.i. (f.s. mal. karlık. göz kapağı. derin yer. (bkz. sıyrılmış. azm. (f. karı eksik olmayan. (f.) [eskiden] rütbe.b. hatırda tutulmuş. (f. ahenk.s. talihi ters. s. (f. (f.b. ejder.b. (bkz: gaşiye1. (f. berât'ın c. kar içinde. kar ile ilgili. (f.) 1. s.) yaprak döken. g.i. (f.

(a.i.s.s. kaybolmuş. yatak. (f.b.s. temiz. haberciler. (bkz: buruk. (f. pek yüksek. ters. 4. (f-i-) l.i. parça.i. girdap.) un helvası.i. 3.i.) hediye.i.i.i. (a.s. buruk) şimşek. berâet'den) salim. (f.s. (f. (f. sevgilinin habercisi.s.c. (f.s.i. döşek. nasip. (f. çöl.) kalkan. insanlar. kemer. yarık. ulaklar.) berhudar olan. su birikintisi.b. sıçrayan. yaratık. (f.b.i. (bkz: berhüyûn). 2.b. (f. Muhammed. fırın. (f.b.i.) karmakarışık. hâtıra. kadın. 2.s.) eski veya harap bulunan büyük ev. (a. habîsa).c. berâyâ) 1.s. 2.i. az şey. habîs. aklanmış. diri. (f. (f. kurtulmuş.) sabun. onma.bergüzâr ber-güzîde berh berhâbe berhâne berhâste.) ışık. ayaklanmış. (a. haberci. uçurulmuş. (a.çember. 2. (bkz: pertev.) zimmeti temiz olan. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit. kır.(bkz: berîcen). (f. (f. su çevrintisi. tatar. en yüce.) silâh çekilmiş. (f.b. (f. (a.) "çarpışarak" birbirine girmiş.b. minder.) hisse.i.b.) şiddetli kasırga.) postacılar. zaman.).) 1.) içinde ekmek pişirilen ocak.s.b.b. tan zamanı esen yel.s. küçük ev. şimşek. ziya). seçkin. bir müddet için. hisar. altı üstüne getirilmiş.i. (a. Hz.b. (bkz.i.a.) dağarcık.i. bir döşekte beraber yatılan kimse. (a.s. (f. berîdân) postacı. (bkz: berg). yırtık.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili. (f.i. ulak.b.s.) seçme. (a. (f. hisse. onan. bürhûn). (a. andaç. set.) bent. (bkz: beve). 5. sevinme. (f. halk.s.c.) kalkmış.) haber kuşu. atılan. 3. (bkz: bevj).s.b. . (f.) sağ.) saçmasapan söz. (f.) 1.) karmakanşık eden.s. dağınık. yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. (f-i-). torba.) berhudar olma. pay. (f. delik.i. nasîp. sahra. berîd'in c. ortası boş nesne. Satürn gezegeni (Zuhal). dâire. oda. (bkz: semek).a. (bkz.) karışık.) müddet. berhâst ber-hayât berhe berhe min-ez-zemân berhem berhem-hurde berhem-zede berhem-zen ber-hevâ berhîhte berhîz berhûd berhûh berhûn berhûr ber-hurdâr berhur-dârî berhûz berhüyûn berî berîa berîcen berîd berîd-i cânân Berîd-i felek berîd-tayr berîdân berig berîk berîke Berîn Bâd-i berîn berî-üz-zimme beriyye Hayr-ül-beriyye berîzen berj berk (f. 2. (bkz: berhûn). varoş. hamle edilmiş. (f. balık. benzen). ınes'ut olan. altını üstüne getiren. parıltı.) havaya gitmiş.b.b.i.

) zool.b. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır].i. delikanlılık.f. 3.) 1.) 1. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor].b. doruk.b.b. (bkz: şahika.b.) arzusuna kavuşan.i. . zirve).) gençlik.) Çok ince ipek kumaş. delikanlı.) şimşek saçan.) peçe. (f. elektrik.) mükemmel.a. yiğit. miskab).) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit. parlak. dileğine eren. Avrupa.) genç irisi. deniz ve kara. (f. 2.i. küçük horoz.) şimşek gibi yakıcı. (bkz: burna.s.) kara toprak. (a. şimşek gibi. kökünden çıkarılmış. (f. yıkılmamış. Cafer adında dört oğlunun soyadı.s. emredilen şey. (a. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep. (a. ayak üzerinde. tecrübesizlik. bermâhe bermâl Bermek ber-minvâl-i sâbık ber-mûcib bermûde bermûde-i fermûde ber-murâd ber-mû'tâd bernâ Pîr ü bernâ bernâî bernâme bernîk berniş berniye bernûn berpâ berr Bahr ü berr berr-i atîk gök gürültüsü ile şimşek.) parlayıcı.i.i. zarfın üzerine yazılan adres.s. (a. hatırda tutma. ilerletilmiş. Yemen kılıcı. (f. devamlı.) şey.) kararlı.) yuvası şimşek olan. fihrist.) şakıma.f. çekilip meydana getirilmiş. (f.i. kürkü.b.i. (a.i. toyluk. 2.zf.s.s. (bkz: bürka1. i. [bağış.b. çekilmiş. (f. Afrika. uyarına göre. âdet olduğu. sancı. kınından çıkarılmış.a. Yahya. elektrik telgraf haberleri (a. (f. (a.i.s. ihtiyar ve genç.s.Ra'd ü berk berk-ı hâtıf berk-ı şerer-hîz berk-ı Yemânî berkan Berkan ber-karâr berk-âsâ berk-âşiyân berk-efşân ber-kemâl berkend berk-endâz berkende berkeşîde berkıyye Sür'at-berkıyye Seyyâle-i berkıyye Ahbâr-ı berkıyye berkî berku' Berkuk berm bermâh. (a. nesne. çarçabuk. i. ince tül.i. topraklar) Asya. her zaman olduğu üzere. 2. (f. buyurulan. (bkz: matkab.b.zf. (f. (f. 2. (f. kayısı. gereğince. su aygın. (f.i. çarçabuk. (f. (bkz: kemâ-kân).s.) koparılmış. 2. (bkz: unvan). (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu. bürku'). sökülmüş.s.a.) şimşek gibi.) mucibince. (a.zf. (bkz: kal').i.) genç. (f-i. (a.) 1. romatizma sancısı. (f.i. şimşek gibi. (a.a. parıldama.i.b. (f. (f.s. göz kamaştıran şimşek.a.) ayakta. daimî. bürnâk).s.b. (eski karalar. bürnâh. (a.s. büyük küp.) eskisi gibi. mafsal ağrısı.kann ağrısı. yüz örtüsü. meç. pırıldayın.) l. ["berkî'nin müen"]. berânî) 1. zerdali.) ezberleme.) alışıldığı. (f. mektup başlığı.) dağ tepesi. (f.s.s.h.) şeftali. yerli. Fâzıl.) burgu. (f.c. kıvılcım yağdıran şimşek.

(f.berr-i cedîd berr berrâde berrak berrâka berrânî berrât berren berreyn berrî berriyye berriyyet-üş-Şâm berrüste bers ber-sâbık ber-sâm bersiyâh berş berş-i rahîkî berşân bertaft ber-taraf ber-teng berter. (a. hayır işleyen kimse.c. törpü. (a. ebrâr) doğru sözlü. taze. (f. arzu.) gezinti için tertiplenen yemek. bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk.) 1.s. (f. güzelliği birden çarpan kadın. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı.s. (f. karpuz. (f. Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. pleuresıe. (f. bervâre bervâze ber-vech ber-vech-i âtî ber-vech-i peşîn ber-vech-i tafsîl ber-vech-i tahkik ber-vech-i yesîr (yeni karalar. 2. havadar mesken.i. savaş.s. üstün. sahra ve kıra ait. şöyle dursun. berârî) çöl. rezil. (f. incelenerek.a.b. verimli. döndü. s. (bkz: beyaban). çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat. (a. Şam çölü. 2. ümmet.) çukur. karlık.) olduğu gibi. (f. (a.) 1. savaş günü.) sanzambak [çiçek]. isteğine ulaşan. edepsiz. (a. cübbe veya ferace kuşağı. (bkz: müberrid). keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun. faydalı.i. (f. güzel kadın.) daha.i. lâzım değil.zf.s.i. tahkik edilerek. büküş. pek parlak.c. meziyetli. 2. menfaati! olma. bir yana atılan. kolaylıkla. Avustralya. teferruatlı olarak. Zenginliği bertaraf insan adamdı. 3.s.i. at koşumunun sırt kayışı. bitki.i.) 1.s. . bıçkı.) 1. fr. (a.a.b. satlıcan.) 1. 2.i. yabani.) nurlu. duru.) faydalı. berr'den) 1.zf.) 1. (a.) karaya [toprak] ait. berterîn berûmend berûmendî berûz Rûz-i be-rûz bervak bervâr.) 1. önceden.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan. tafsilâtlı.i. (a. çok en yüksek.) su soğutmaya mahsus kap. değerli. alçak adam. sayfiye. (f. 3.i. peşin olarak. şer'î hükümlere riâyet etmeyen. hisseli. evin küçük kapısı. 2. nurlu.s.) dönüş. 2. ova.) 1. topraklar) Amerika.) esmer.b. kavun.c.i. haricî.s.) 1. 2. 3. (f.i.) eskisi gibi. yumuşak yer.a. nasipli. açık. olarak. 3. (f. (a. gönül isteği. soğutmaç. pek.i. 2. (a. parlak. (a. afyon şurubu. 2. köşk. (f.i. a'lâ. z f. çayır. (f.i. 2.f.) kara yoluyla.) kavga. arka kapısı. meç. (f. ne ise ne.i. aşağıda olduğu gibi.i.i.b. kara ile ilgili.) zâtülcenp. (a. (a.

2.) çiftçilik. (f. besende be-ser (bkz: ber-vech-i âtî) anlatıldığı üzere ortaklıkla. ziyan.i. zorluk.) baş üstünde. basitlik. 5. uzun kara parçası. yiğitlik.s.) 1.) ziraat. be-sîmlik. (a. çok. (f. (bkz. (f. şiir kafiyesi. (a. (bkz: fâlih). can sıkıcı yer.i.) 1. (bkz. ince. tencere gibi yayvan kap.s. (a. . (bkz: fılâhat.) 1. dal.b.i.i. (a. budak. fenalık.i.i. s. lâtiflik. (f.i. ipekli kumaş. sahra.) 1. zahmet. yakışıklı. (f. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık.) sofada oturan. güç. kahramanlık. veya şey.) yeter. ekim.i. basît'in c. 3. sebze bahçeleri. 1.i. (s. 2. salon. sâde şeyler. burzag2). 4. nâzik. ziraat. hizmetçi. kâfi. düzlük. köşebaşı.i.i. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti. 4. bir araya getirilmiş. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. azap.) 1. büstân'ın c. (a. yararlık. harâset. (f. 2. s. zafer tacı. zariflik. ed.i. 3.) etine dolgun delikanlı.) nice nice. korku. berz-ger berz-gerî berzîger berzûg bes be's besâ besâit besâk besâlet besâmet besâre besâre-nişîn besâret besât besâtet besâtet-i arz besâtîn besâvend besbâs besbese besek. 2.i. hayli. düz yer. sofa.i.) çift öküzü. zirâat). [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir].) herze. (f. dilde düzgünlük. berz-ger. (f-i-) l. cesurluk. zarar.b. 2. kazan. (a.) basit olanlar. ekin.) dilâverlik. yeter.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. yetişir. (f.) kâfi. serbest söyleyiş. (bkz: şecaat). (f.) güleryüzlülük.s. uşak. yetişir.) ekinci.) 1. yukarıda olduğu gibi.) çok çabuk yürüme. (f.i. 2. (f. 3.e.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz.i.) bostanlar. yer düzlüğü.e.e.) (bkz: berz-gâr. biriktirilmiş. 2. (a.i. içinden çıkılmaz belâ. dar dil [denizde]. ekincilik. (f. (a. 2. derin görüş. (a. 2. s. pesâvend). (f.i.) sazdan. (a. (f. pek çok. bahadırlık.) divanhane. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer.i.b. (a. 4. mahalle.s. (f. tarla sürecek öküz.i. (a.s.) toplanılmış.) göz açıklığı. cadde. besdek besend. esneme.ber-vech-i zîr ber-vech-i meşrûh ber-vech-i iştirâk berz ber-vech-i bâlâ berzah berzah-ı belâ berze berzec herzede berze-gâv herzen Berzenciyye berz-gâr. (f. tamam. şiddet. tamam. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır].) .i. (f. zor.i. saçmasapan [söz].sokak.

nifak. 3. (a. (f.s. (f. (a. kapalı. iftira.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. (a. güleç [adam]. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki.i. dili bağlı.i. (a. (f. (f. sükût eden. besere besere-i habîse bess bess-i şekvâ bessâm Bessâse best beste Dil-beste beste-dehân beste-dem bestegî Dil-bestegî beste-hân beste-hisar beste-ısfahân beste-kâr beste-leb beste-nigâr (baş ve göz üstüne) bâşüstüne. muz. (bkz: besmele-hân). 2. açıklığı. (f. 2. besîm).f. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam.) 1. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. (bkz: vesnıe). s.i. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç.b. bir çeşit yemek. şarkının makam ve ahengi.) muz. compositeur. 3.f. şikâyeti meydana çıkarma.s. (f. (bkz: besmcle-keş).b.i.i. bağlılık. (bkz: bâsim. kaparo. muz. kapalılık. (a. kapalı olma. birçok. birçok. s. 4.) güler yüzlü.) 1. besm'den) güleryüzlü. (a. (a. (bkz: ukde).s.) 1.i. yol azığı.b. karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık. 2.b.) çok.) 1. susan. saçma. (f. hazırlık. çalçene. çenesi düşük. fazlalık. bitiştirilmiş.s. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir. 2. bağlı.) besmele çeken.b.) rastık.i.) dudağı kapalı. (a. (f.) besmele çeken. (a. bağlanmış. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş. yol hazırlığı. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur.) 1.be-ser ü çeşm besgûy besî besîc besîm besîr besîse beskele besmân besme besmele besmele-hân besmele-keş besr.s.s.i. (bkz: merbûtiyyet). sabânın güçlüsüdür.i.) Mekke-i Mükereme.) 1.) beste okuyan. s. (f. 2. kapı sürgüsü. "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. f r. ağız karası.b.s. en eski mürekkep Türk makamlanndandır. Bilhassa kuvvetli hüzün. dağıtma. bessâm).) kapı mandalı.i. dili bağlı. bâsim. başlangıç. Donanımına sabâ gibi si için koma ve re . (a. (bkz. muz. (f.) nefesi tutulmuş.) ağzı kapalı. sefer hazırlığı. (f. ufak çıban.s.b. (f.i.) besteleyen. tutuk. 2. (f.b.s.) l. çok gülen adam.i. meydana çıkarma. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır. yayma. besteci.i. Güçlü.c.i. (f. ziyâdelik.b. kompozitör.i.) düğüm.s. besûr) vücutta çıkan sivilce. donmuş. gönül bağlılığı. şarkıcı. çokluk. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir. (a. 2.) geveze.

) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç.) müjdeci. çiy. Nev'-i beşer insan cinsi. 3. silindirsel epitelyum. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın. beste-rahim (f.) 1.b.i. fr. kederli. besûs (a. şebnem.) 1. Âdem. beşâat (a. beşâret-âver (a. kabahat.i.f. başyazarı Dr.a.i. taraf. 2. beşere-i muhât-ı rasafî anat. küçük çıbanlar. anthro-pologie.s. (bkz: betrâ').) 1. atmaca [kuş]. Eb-ül-beşer Hz.) şu şartla ki. beste-pâ (f. beste-nigâr-ı atîk muz. beşeriyye (a.a.s.) ayağı bağlı.i. 2. cisim. çirkin kıyafet. uç. bot. beşe (f. uzun boy. haberci. güzelliği.i. beşeriyyet (a. parlaklığı ve gençliği. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi. beden.b. beşerlik.c. beşerî. okşadıkça süt veren deve. besr'in c. iki şeyin birbirine sarılması.epithelium pavimenteux. beşâşet (a.) 1.) 1. mahzun. 2. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. (bkz: bişâret). kenar.i. kar. 2. muştu.s. işve. 2.i. anthropologie.) insan.s. naz.i. Seyyid-ül-beşer Hz. yassı epitelyum.b. İlm-ül-beşer antropoloji. balsama ağacı. fr.) antropoloji. . vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü. fr. insan derisinin dış tabakası. Hayr-ül-beşer. iki kimsenin birbiriyle tutuşması. mide sümük zan. yaslı.) zool. beşem beşen (f.) yüz lâtifliği. beşel (f.) güler yüzlülük. besûr (a.) 1. beşâret-nâme (a.zf. 2. 2.i) 1.) 1. yiyinti ve içintilerdeki acılık.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri. beşg (f.) 1. beste-nigâr-ı kadîm muz. muştucu.) beşere.i. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. dolu.i. Muhammed.i.s. be-şartı an ki (f. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. güç hazmolan şey. beşer (a. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam.i. insanlık. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur.b.c. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır].i.i. beşere-i muhâtiyye biy. insana mensup. yeni çıkan garip şey. "asıl. müjde. (f. beşâret (a.için bakıyye bemolü konulur. güler yüz. kütikül.i. beşenc (f. insanî.) sivilceler.f.i. beşere (a. beşâm (a. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir. 2. 2. beste-nigâr-hisârek muz. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat.) kısır kadın.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar. beşeriyyât (a. beşânika (a.

) 1. (bkz: beşîr2).beşî' beşîr beşm beşme beştek. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. 3. (a.) 1.zf. kırlar.i.b. 2.) ok mahfazası. kesme.s. (a. zarf. kulaç. (f.i. (bkz: betîl). (a. (a.) semiz. . 2. bâdiye'nin c. (f. kesme.i. yağlı. 2.i. (bkz: badire). betyâre bev' bevâ' bevâbet bevâbî bevâdî bevâdir bevâh (a. bâdire'nin c.s. beştük beşûş beşûş-âne beşyûn beta' be-tahsîs betât Bey-i betât beter betîl betîle betkîş betr betrâ' betre bett bettâr Seyf-i bettâr bettât betûk betûk betûl betûliyye betyâb betyâr. (f. dinsiz. kâse. (bkz: şebnem).) 1.) kısır kadın. (a. hek.i. kap. bakkal tablası. şeytan. sepeti. müjdeci. (bkz: beşuş).) güleryüzlü. (bkz: beste-rahim). beş parmak da denilen. 2. 3. (a. kulaçlama. (a. beraber oluş.) dert.s. belli.s. Meryem'in lâkapları. (f.s. 4. (f. fr.i.) 1. (a. i. çok keskin kılıç. nehirlerdeki akıntı. müjde getiren. 2. gürgengiller. bot.) oturma [bir yerde].i. (a. güleç [adam].) sahralar. çini saksı. i. kuytu. (f.i. gulyabâni. 3. hele. aşikâr. ifrit. (bkz: ikamet). (a.i. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır]. 2. 3. (a.) salcı. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza. (f.i. atın seyrek basması. mihnet. (f. 2. sıkışık [yer]. görülmesi istenilmeyen şey. tabaklanmamış ham deri. kırağı.i.) dişi eşek. (bkz: bivâbet). ekşi. çok keskin.) daha fena. (a. Hz. kapı bekçiliği.betulinees.) kapıcılık. eksik bırakma. (a. (a. Hz.) kapıcılık. (a.) husûsiyle.) benzer. çok çirkin. şen.s.i. 2. (bkz: hüveydâ). şal yapan ve satan. güleryüzlü. (f. (a. Meryem'in lâkabı. 4. mezhepsiz. salkımları sarkık olan ağaç.b.) 1. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı.) tiftikten yapılmış şal. 3. kat'î satış.i.i.) 1. erkeklerden çekinen namuslu kadın.) 1.) olagelen hâdiseler.i.) kat'î.zf.s.s. (a.i. kusurlu.) ayrılmış hurma fidanı. (a. (bkz: bettâr).) vazo.) 1.s. kayıngiller. okluk.) yuvarlak tabla.i. ayrı kök salan fidan.i. sataşma. besili. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan. tadı fena şey. 3. (bkz: bürrân). Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz. (a.) 1.s. düşman.i. [kelime ebter in müennesidir]. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş. (a. s.) güleryüzlülükle. (bkz: tîrdân).i. beraber.i. 2. (a. sof.) meydanda.s.) çok keskin. (f. (a. (a. çöller.) acı. (bkz: bed-ter). dev. keder.) çok kesen.

s. 2. 2. yıldırım parıltıları. çöl.i.zf.) aşikâr. aşikâr. 2. ilenme. bevvân). 2. çâh. (bkz: berj).) hasırlar.) belâlar. bâriyâ. (bkz: bâdiye).i. 7.) kuyu. çeh).) 1.) belâlar. musibetler [kelime. s. yaramaz şeyler.c.) bâtıl. bâriyye. (a. yalan söz.i. kapalı şeyler.i. şimşek. çakır doğanlar [kuş].i. (a.) l sıkıntı. göz kamaştırıcı şeyler. (bkz: bi'r.) 1. bevâh. müfret gibi kullanılan cemidir].) yumuşak toprak.) 1. 3. zahir.i. deve ayakları. (a-. (bkz: beviç). (a.s. felâket.) farzetme. 2. belâya uğrama. hiddet ve kızgınlığın geçmesi. yemekler.) 1. süs. kılıçların parıltıları. (a. boşboğaz [adam]. bâsûr'un'c.i. 3.i. gerdanın yanında olan etler. oranlama. 2. ateşin sönmesi. (a.i. şiddetli yağmur.i. (f.) kalanlar. sıçrayıp binme. su kaynağını karıştırıp açma. dişi baykuşlar.i. mahvolma. (bkz. 2. gösteriş. parıltılar. [zıddı "zevahir" dir]. 3. (a. bûhe'nin c. ziynet. [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında.) sahra. bârika'nın c. çürüme.) kargaşalık.i. (bkz: berk).s. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir]. üstünlük. (bkz.) galip gelme.i. (a.bevâhe bevâh-en bevâhid bevâik bevâis bevâkî bevân bevânî bevâr Dar-ül-bevâr bevârî bevârid bevârih bevârik bevârik-i süyûf bevâs bevâsîr bevâşe bevâtıl bevâtın bevbât bevâtir bevc bevc bevd bevg bevga' bevh Bevh bevh beviş bevj bevk bevk bevkâ' (a. haykırma. keder. sakat şeyler. debdebe. 3.) gizli. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. baki ve bâkiye'nin c. (a.i. ahmak adamlar.) 1.i. (a. çiftleşme [kadın ve erkek]. 2.) 1. 5.i. (a. 2. çalıp çırpma.i. (a.i. yorulma. 2. 2.s. . lanet etme. meydanda.) 1. soğutulmuş şeyler. (a.) 1. 4. bârih'in c.) şiddetli kasırga. (a.s.i. yok olma. (a. tahmin.) keskin kılıçlar. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. (a. kederlenme.) 1. bâis). bâriyy'in c. (a. (a. ebvine). beddua etme. musibet. keder ve belâ meydana getirme. (a. 6. düşmanlık. bir araya geliş. kır.) 1.) basurlar. (a. karmakarışık olma.i. sövme.c. su çevrintisi. düşünme. haberli olma.) 1. yokluk. âfetler. (a. bâis'in c. (f. cehennem. bâika'nın c. kaburga kemikleri. (a.). bâtıl'ın c. girdap. (a.) 1. bâtın'ın c. büyüklük. (bkz: bi-vân. mayasıllar. 4. (f.) çiftçilerin harman savurduktan yaba. (a. 2. (a. dâim olanlar. (f. (a. hüveydâ).i.i. 3. (a. şimşek. belli olarak. 2.i. s.i. bârid'in c.i. bâtire'nin c. 3. büven. fenalık. (a.i. mu-sîbetler. ince kamıştan örülen hasırlar.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar.i.

bevzek (f. bevvâb'ın c. bevne (a.bevl Habs-i bevl bevle (a.i. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı. bevvâbân (a. devamlı oturuş. bevvâ (a. 2. (bkz: bevvâl). nasip.i.i.) kapıcılar. bevz.. götürü satmak. bevn-i baîd uzak mesafe. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. (bkz: bevân.) 1. bey'-i fâsid eko. bevr (a. bevl'den) çok.c. 2.) çalım. ebvine) çadır direği. biy.c. 1.i.s. sermâye azalma. bahis ve teftiş "etmek". kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz. bey' bi-l-isticrâr huk.m. işeme. sürülmemiş yer. bevn (a.s.) kapıcılar.i. bivân).i. bevvân (a.) kapıcılık. 2. düşme. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi. çiş.i. bey' (a. bey' bi-l-mücâzefe huk. 4. satış.) sidikle ilgili. bey bi-l-istiglâl huk. ileri geçme. bıktırıncaya kadar ısrar etme. (a. bevvâbet (a.i. (bkz: bevle). satılma. dağıtma "k".s. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. kıtlaşma. bevs "etmek" (a.. 3. bevvâb'ın c. bevt (a. kim..i.t. bevş (f. ileri gitme. eşya. kız çocuğu.i. bey'-i bâtıl eko. büven. 2. 3.) hisse.). açıklık. belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit.) küçük kız çocuğu. bir şeyin rengi.i. (a. çok işeyen adam.) 1. 2.) 1. sidik.i. bevvâb (a. ağacın köküne yakın olan yerleri.) 1. bey'-i gayr-i lâzım huk. satın alma. bevvâl bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan]. yoklama. bevlî. 3. iri kıçlı kadın. bevz (a. hükümsüz olan satış. bey'-i bât kat'î satış. mahvolma. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir]. büyü') satma. bevvâbîn (a.c.) 1.) Hindistan cevizi. bevvâbîn. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış.i. 2. debdebe. idrar.i.i. düşkünlük. sık sık işeyen. bevs (a. bevn (f.s. yokolma.) mesafe.i.c. küçük aptesini tutma. eşek ansı. sınama. 2. pay.) zengin iken fakirleşme. bey'-i bi-l-vefâ eko. bevsâ' (a. çok açıklık. 3. gösteriş. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları.) l/acele. 4.i. huk. mal. huk. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi. bey'-i câiz sahih olan satış. bevliyye (a.i. ebvâl) 1. 2.i. .s. üre. bir kimseden kaçıp gizlenme. bevvâbân) kapıcı. iki şey arasındaki uzaklık.

paytaklar.c. tedbir.) 1.i.c. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. (a.s. piyadeler.) nutuk.i. artırma ile satış. s.i.bey'-i lâzım bey'-i mevkuf bey'-i mukayaza bey'-i mün'akid bey'-i nâfiz bey'-i sahih bey'-i teâtî bey' men yezîd bey ü şirâ' beyâ beyâbân beyâbân-ı gam beyâbânî beyâbân-nişîn beyâd beyâdıka. hâli yazı ile bildiren açıklama. bodur olarak yerde yetişen fidan. ed.b. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. hakikat. fâsid. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar]. büyûd. beydak. bîat).) çöl adamı. beyzak'ın c. dolu.. Türk müziğinin en eski makamlarından olup. başkasının iznine bağlı olan satış. ilâç. *demeç.i.i. beyân'ın c. (bkz. (f. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. beyanât) 1.i.i. zâten ve vasfen meşru olan satış akdi. dileğin bildirilmesi.s. fikirleri söyleme. gece iş görme. belagat). *söylev. (a. dolmuş.i. huk.i. beydûdet).).s. (f.) aşîret. sebze ve meyva.) harmanlar.i.b. eko. beyâzıka beyâdir beyâh beyân beyân-ı efkâr beyân-ı hâl beyân-ı matlab beyân-ı zarûret beyânât beyân-nâme beyâre beyâriş beyât bey'at bey'at-ün-nisâ beyâtî huk. (a.i. (bkz. kinaye.) kır. nafiz.i. kapı. (f. huk. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. göçebe. (kadınlar anlaşması) Hz. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. mevkuf kısımlarına ayrılır. 2. (f. teşbîh. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. aynı ayna. büyâh) ufak balık. (o.) 1. (f. hâlini bildirme.) kısa. (a. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi. huk. [satranç oyununda] paytaklar. (a. (f. (a.) bedevî.) çâre. mahvolma. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz.i. alım satım. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih. boysuz. (a. (bkz: bîd. ["biyâh" şeklinde de kullanılır]. anlatma.s.) 1. 2. (f. istenilen şeyin beyân edilmesi. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. bildirge. (a. Bu makam. huk. huk. huk. istiare gibi bahislerini öğreten kısmı.f. bildirme. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha . (bkz: biyâh). (f. açık söyleme. 2. belagat ilminin. anlatma. i. huk.) yok olma. yurtsuz. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı. 2. mecaz. girilecek yer. çöl.b. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır.) muz.c. geceyi iş ile geçirme. gam çölü.) gece uyuma.

i. Uşşak'dan farkı. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. gardâniye. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir. bu arızalar bekar yapılır.b. bu perde. makamın birinci derece güçlüsüdür.) muz.b. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. muhayyer. Beyâtî-arabân. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. Niseb-i şerîfesi 8 dir.) muz.beyâtî-arabân beyâtî-arabân-pûselik ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları. durak. segah. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. makamın yegâne numuneleridir. (f. . tiz perdelerden başlaması. acem. Beyâtî. bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. makamın yapısıyla alâkalı değildir. neva. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi kullanılmağa başlanmıştır. uşşak kadar ruha huzur verici değildir. Terkibindeki beyâtî ile. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.i. (f. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. çargâh. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. Çok eski bir terkip ise de. Esasen güçlü. hüseynî. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh.

i. 2. kadın adı. koparılmış olan şey. uğraşma. boşboğaz. fr. adı anonim bir edvarda geçen makam. 2. anat.) 1. muz.i. parmaklararası. aklık.) kökünden.c. ahâli arasında. pul. biy.i. (a. beygare bey hân beyhen beyhuşt bey'iyye beykem beylek beylem beyn Gurâb-ül-beyn beyn-ed-dıl'î beyn-el-ahâlî beyn-el-akrân beyn-el-bahreyn beyn-el-cinseyn beyn-el-enâm beyn-el-esâbî beyn-el-eviddâ beyn-el-guzât beyn-el-halk beyn-el-havf ve-r-recâ beyn-el-hücrevî muz. iş. harman yeri.i.i. ak. inter-costal. f. aralık. arada. 2 umurta akı. gaziler arasında. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. bot.) berat.i. (a.) 1.) 1. çöl. hüccet. l.i. kazma. 2. açılmamış pamuk kozası.) etine dolgun. 3. in-terrigital. muz. araya. arasında. (f. (a. Mekke ile Medine arasında düz bir yer. hücrelerarası. biy. (a. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı.s.) sert başlı. 2.i. eğeler arası. bir çeşit beyaz çiçek. tekdir. (a. 3. ("ga" uzun okunur. (f. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur.) meşguliyet. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua. tehlikeli yer. haşan at. rende. harmancı.sır saklamayan.) sövme. yazlık köşk. i. başa kakma.i.i.i. ferman. aydınlık. halk arasında. vesîka. . fr.i.) harmana mensup.) yok olma. (a. aklık. 2. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir]. (bkz: bîdah).) sofa ve salon. gerçek dostlar arasında. 4. sahra. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam.i.i. beyâd.s.) 1.) pazar yeri. nefret edilen kimse. in-tercellulaire. (f. yaşıtlar arasında. ara. sığır dili. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir. beydânât) yabani dişi eşek. ekin harmanı.i. cinsarası. çıkışma. dibinden kopmuş. (f. mısır gülü. s. halk arasında. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen. (a. meç. fels. (bkz: bîd.beyâtî-hisâr beyâtî-pûselik beyâvâr beyâz beyâzî beydâ' beydâh beydaha beydak beydâne beyder beydere beyderî beydûdet bey-gâh bey-gar. inter-sexuel. (f.beyazlık. (a. (a. l. (bkz: beyzah). büyûd).) 1. korku ile ümit arası. (a. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir.) ekini harman etme. ayrılık kargası. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri. akranlar. pazar. fr. paytak.i. fr.c. i. iri ve şişmanca kadın. (a. güç. ahbaplar. (a.) eko. 2.i. doğru lügat. (f. i. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır.

beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte.i. elongation. büyüt) 1. fr. kederli ev. karalar arası. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. mesken. beynehümâ (a.) ne iyi ne kötü. 2) dünyâ. chambre anterieure. beyrem (a. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. beyt-üs-sadaka (a. anlaşmazlık. önoda. bir Allah bir kendi bilir.) baytar. kazma [âlet]. beyt-i şerîf Kabe.karanlık oda. oba. beyn-ed-düvel devletlerarası. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. fr.beyn-el-ihvân eş dost arasında. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır. beyt-i iddet huk. gazelin en güzel. fr. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası. aralık. beyt-ül-Makdis). 3. beyt-i musarra' ed. [islâm hukukunda].c. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı. en iyi olan beyti. (bkz: hacle. ardoda. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz. derme çatma ev. *eklemlerarası. beyt-ül-arûs gelin odası. beyn-en-nâs halk arasında.) yardım sandığı. oda. ikisi ortası. hacle-gâh). marangoz rendesi. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). beyârim) 1. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. beynûhet-i a'zamiyye ast. iki şey arasındaki mesafe.b.) onunla Tanrı arasında. intertropical. beyt-i halfî biy. veteriner.i. beyt-ül-kasîd ed. sert ve uzun taş. 2. beyn-el-üdebâ edipler arasında. fr. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası. kasidenin seçilmiş en güzel beyti. beyn-el-ulemâ âlimler arasında.s. beyt-ül-hüzn hüzünlü. interarticulaire. fr. 3.c. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu. ara açıklığı. beynûnet (a. fr. beyt-i ankebût.zf. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. international. chambre posterieure. beyne-hû beyn-Allah (a. meç. beyt-i kuddâmî biy. eritilmiş sürme. beyt-ül-Haram Kabe. beyn-el-mefâsıl anat. yağlı sürme.b. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası. (bkz: Beyt-ullâh). Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). beyt-üz-zifâf gelin odası. astr. Beyt-ül-Mukaddes (bkz.i.i.) 1. ebyât) e d. beyt (a.zf. beyt-ül-gazel ed. ihtilâf. beyt-ül-ma'mûr. elongation. (a.i. gamlı. tropikler arası. beytâr (a. beyn-el-milel (a.) milletlerarası. . beyne beyne (a. fr. interplanetaire. f r. hâne. uzanım.c. 2. 4.) ikisi arasında. beyn-el-medâreyn coğr. 2. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev. beyn-el-kıtaât coğ.c. ev.i. (bkz: beyt-ül-arûs).

c. (a. (bkz: burhan). (a.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu. (bkz: beyt -i mukaddes3).b. celî.h. doğru şahit.b.) "Allah seni sevindirsin.i.) baytarlık.) açık olarak.beytârâ Beyt-i Mukaddes Beyt-Ullah beytûtet beyt-ül-arûs beyt-ül-hikme beyt-ül-kasîd Beyt-ül-Makdis beyt-ül-mâl beyt-ül-ma'mur beyt-üz-zifâf beyû beyûg beyûgânî beyûn beyûn beyûs beyûz Beyyâ' beyyâb beyyâhe beyyâkallah beyyin beyyinât beyyine beyyine-i âdile beyyinen Beyyûmiyye beyz beyzâ' Hilât-ı beyzâ Millet-i beyzâ beyzâ bâz beyzah beyzâr beyzâr. Kudüs camii.) deliller. (bkz: vâzıhan).i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül. (a.i. Kudüs. (f.i. (f. 3.n.) gökte. tanık. beyt'den) geceleme. (a. (a.b.zf. hüveydâ). (a.i. 4. alçak gönüllülük.) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı. (a. (a.).) [eskiden] mâliye hazînesi. bostan kuyusu.h. (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı. kasidenin en iyi beyti.i. (bkz.f.i.) gelin. buyuz) 1.) 1. beyyine'nin c. beyt-i mukaddes).s.i.i.) "Mukaddes ev" 1. (bkz: beyzî). (bkz: ayan.i.i. (a. (bkz: beyt-üz-zifâf). iri yapılı şişmanca [adam].s.i.i. güldürsün.i. afyon. (a. (a. düğün. beyzâ'dan) çok yumurtlayan. sucu.b. . (bkz: arûs). kuşun yumurtlaması. (a.) gelin. bahir. (a.i.c. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur]. tanık.) gelin odası. tanıklar. 3.) 1.b. ((a.) uzun.i. (a. hayvan hekimliği. (bkz: Mescid-i Aksa).) dibi geniş kuyu. 3. büyük sopa. (bkz: bâin). hayvanların. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı olmayan bir gönül.) tenasül âleti. (a. (f. yumurta [umûmî olarak]. (a.) 1. aşikâr. (bkz: Beyt-fŞerîf). (bkz: beyt-ül-hikme). geveze. aşikâr olarak.s.) saka. (a. yaltaklanma. (a. bî-hûde-gû).i. (a.s. çok beyaz. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler.i. (a-s-) açık. gece kalma.h. ve i.) etine dolgun. çalçene. tamah. şahitler.) gelin odası. istek. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif. bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar. 2. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir. (a.i. beyzâre beyzâre beyzavî (a. islâmlar. daha ak. (a. 2. (bkz: beydaha).) "Allah'ın evi" Kabe. beyt-ül-arûs). 2. (a.b. [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir]. (bkz. (bkz.i.i. (bkz: arûs). (a. ümit.) balık ağı. beyyinât) delil.s. (a.i.i.) yumurta şeklinde. (a. şahit.i. (a.) ed.i. i. (a.

pay. mavimsi bir nevî değerli taş.) fakir. (a. bezr). islâm'ın yayıldığı saha. (a. galebe. oval.i.) günahkâr. islâm ülkesi. (a. Güneş. kıyafetsizlik.b.nasip.i. zafer. inci saçma. (a. miskin. (bkz: husyeteyn).s.) 1. (a.) 1. Güneş. keler. (bkz: husye). zorlu kimse. 2. (a.c.) esici. 2. islâm milleti. (bkz: beyzet-ül-İslâm). kaçma.s. (a. ve i.) Hindistan cevizi kabuğu. ve i. kapalı güzel kadın. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından].) gökçil. saçma. (f. keme. esen [rüzgâr]. 3. (a.) l. (f. kısmet. ve i. (a. ve i.it. meç. elinden geldiği kadar çalışma. 2. (a. daralma. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir]. miğfer).b.s.i. (f. (bkz. (a.) tohum. beyze-i subh.) örtülü. cevher dağıtma. 2. kabahat. (a. küçük yakut.it. ve i. beyze-i zer.s. beyze-i zerrîn beyze-i İslâm beyzeteyn beyzet-üd-dîk beyzet-ül-akr beyzet-ül-arz beyzet-ül-beled beyzet-ül-harr beyzet-ül-hıdr beyzet-ül-İslâm beyzî bezâ bezâdî bezaga bezâne bezâzet bezâzet bezbâz bez beze bezbeze beze beze beze-kâr bezekârî bezer bezi' bezîm bezîn bezîr bezîr bezk bezl bezl-i cehd bezl-i güher (a.i. Güneş.i. demir başlık.i. hatâ. 2. islâm'ın hakîkî merkezi.) pejmürdelik.it. yumurta şeklinde bir şey. (bkz. sıkılma. meç. i.) konuşmada açıksaçıklık. beyze-i islâm).i-) hızlı yürüme.s. manifaturacılık. (bkz. (f. (a.s. kuvvetli.i. beyze-i çarh.i.i.beyze beyze-i âftâb beyze-i âteşîn.) hayalar. (a. 2. perişanlık.).it. bulunmaz şey. Güneş.) "yer yumurtası" yer mantarı. (a.i. 3. (a. (a.) bezcilik.) kertenkele. (a. çok nâdir şey. suç.i.) şiddetli sıcaklık. tespihböceği. (a. (bkz. horoz yumurtası. (a.) bol bol verme. şiddetle sarsma. zarif [çocuk].it. haya. 3.) akıllı.) horoz yumurtası.) günahkârlık. (f. yumurta biçiminde olan.i.) zool. suçlu. ve i.) deve kuşu yumurtası. üstünlük.) esici. (a. uslu.) "kısırlık yumurtası" 1.it ve i. 2. (f. .it. suçluluk. bizâz.) 1. domalan [bitki]. Güneş.it.i.) günah. (a. Güneş.) 1.i.) geveze. büzûzet). (f.s.) gevezelik. (a. (bkz. depretme. (f. yumurta. ve i.i.s. beyzavî). ekilecek tane.

(bkz.s.i. dernek. hoşa giden nâzik söz. bezm-i mey içki meclisi. bezr-kâr (f.b.) lâtifeci. şaka tarzında söylenen lâkırdı. bezr-ül-bene (a.) ekinci. bezm (a.) bot. segah. ekinci.b.b. kırma. ahenk ile okunan şiir. bezm-i mey). si koma bemolü.i.) gündüz yenilen bir öğün yemek. şakacı.b.b.) . bezm-i hâss husûsî meclis. bezle-bâz (f.i. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. (f. bezm-i elest tas. esasen bu beşli.f. bezr (f. hayat. yayın kirişini çekip salıverme.parayı bol verme. bezm-i nûşânuş bezm-i safâ safa meclisi.) yol gösteren.i. ziyafetin zevkini arttıran.) 1. bezm-i nûşânuş). (bkz: ziraat). (bkz: bezm-i işret. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an.) 1.i. re bakıyye bemolü.c.) içkili. hicaz.) 1.s. bezm-i işret içki meclisi. (bkz: bezle-gû).i. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi. (bkz: bedreka). büzûr) tohum. para dökme. Nihâvend makamı ile. bezm-efzâ (f.i.i. 3) içki âlemi.) bot. bezr (a. çiftçi. bezm-i cihân cihan. 2. bezr (a. 2) Bektâşilerin içki âlemleri. bezm-i aşk aşk meclisi.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi. 2. diş ucu ile ısırma. Güçlü. i. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar. bezreka (a. dünyâ meclisi. delil. 2 . bezm (f. meclisi süsleyen. bezm-i nûşânuş. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendimeşhur bir çeşit lâle. onun gibi rast perdesinde durur. lâtife. bezm-geh (f. bezm-i fütûh zafer meclisi. bezr-ger (a.b. mi bekar kullanılır.i. bezm-gâh . bezm-i fenâ dünyâ. bezme (f. (bkz.b. (bkz: bezm-i işret. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır.s. bezle-bâz). banotu tohumu.b. eğlenceli meclis. meclis-i mey).). bezm-ârâ (f. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi.) eğlence yeri.s. çargâh.) eğlencenin. bezl-i nükud bezle . bezm-i gam gam meclisi. bezr-ger (f.i. çiçek ve sebze tanesi. kılavuz. bezm-i tarab muz. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh.) ekim. muz.s. (bkz: ibzal). gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. ekilecek tane. (bkz: bezm-i mey. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. bezle-gû (f. bezr-kâr).i.b.i. bezme (a.) tohum saçan. âhiret.

(a. durup dinlenmeyen. ince kumaş. (f.) amansız.b.s.s. ıska).s. (f.i. esnaf çarşısı. bıd'a bıdâa.edatıyla aynı işi görür.. 2.) bot.i. bıdâa.i.s. boş. bidisgan. batâik) pusla kâğıdı.f. (f.i.bezyûn bezz bezzâz bezzâz-istân bezz-istân bıd'.) 1. bıdâat bıdısgan bıdıgan bığza bıka' bılgın bırtîl bıtâ' bıtâka bıtâne bıtn bıtna bıttîh bızâa.. zengin [adam].). (f. rüşvet.i. (a. şekillerini (bi-t-tabi.c. yuvasız. (a. berâtîl) 1.i. (a. (a. rezil. varyoz. 2. 2.) arsız.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma. [aslı "bey'al" dır]. obur [adam]. 2. (a.a. bi-n-. biyâ') kilise.b. bilgi.i. yalnız kendi nefsini düşünen [adam].) -sız. (a. (f.) beyhude.s. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. gizli şey.b.b.) yuvasız. 2.e. (f. bi-ş-.İ. bidüziye. bidişgan.) kabul ve lasdik muamelesi. gizlenilen hal. f. (f. bi-n-netice . sündüs denilen altın işlemeli atlas. i. benzeri olmayan. ("ga" uzun okunur. (a. 2. 2.) âfet. 4. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir]. kumaş satan. (a. (bkz: bağza').) hesapsız. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. (f.a.s.) 1. sıynk.) benzersiz.) şiddetle nefret.) bir parça yer. astar.c. i.şeklini (bi-1-münâsebe).i. ("ka" uzun okunur. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1.) 1. 4. bi--z-. 2. sermâye. (bkz: bedestan). bedesten. çarşı. bedesten. dayanağı olmayan. hiç sevmeyiş.) asılsız. 5.s.s. (a.) . sarmaşık [ot]. bi-t-.) 1. utanmaz. kavun.i.) l. 1. rahatsız. ıska). 3. (f.) sayısız. karpuz.i. gibi) alır. (bkz: bıdısgan. (a.i. ülkeler. utanmaz. bi-s-.) 1. esnaf çarşısı. bodur [adam].s.s. kuru.i. bedesten. (a. (a.f.a. mahrem. bidisgan. bidişgan. manifaturacı. hakkıyla. zf.a. (a. (f.s. musibet. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-. sırdaş.) bedestan. buk'a'nın c.) geceden bir kısım.i. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç. (bkz: bıdısgan. f.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir.i. arsız.s.b.c. (a. bezci. bi-r-.i.i. ağır davranma. merhametsiz. amanver-mez. varaka. 3.i.s.b. bir şehrin ortası. aslı esâsı olmayan.) sarmaşık [ot]. ("ga" uzun okunur. lemelsiz. 3. 2. mîde dolgunluğu. bızâat bızr bîbî-âr Bî-âşiyân biBi-hakkın bîa bî-âb bî-add bî-aded bî-adîl bî-amân bî-âr bî-ârâm bî-asl Bî-asl ü esâs bî-âşiyân bîat (a.) gecikme. şaşkın [adam]. topraklar.) bedestan. hayâsız.) 1. .i. 3. ile. (bkz.) 1. (a. 2. susuz.i. (a. donuk. 3. yafta. (a. bıdâat). anapara. (a.a. felâket.e. (a. (bkz: bedestan). a.b. acımaz.

(f. ruhsuz.) bahtsız. havuzdan dışarıya su akıtan delik.i.) pek küçük ve değersiz [şey]. beydûdet).s.s.i.i.a.s. bilgin. paha biçilemeyecek kadar değerli. korkak. tıpkı. (f. Hz.) 1. (f. 2. 2.) dalsız. (f. bîcâde bîcâde-i müzâb bî-ciğer bicişk bî-cân Bîcen bî-cevâb bicrît bî-çâr.) korkmayan.a.b. doktor. (bkz: Bîjen).b. behresiz. değersiz.b. (a. (a. (f. (f.) çaresiz gibi. 2.b. (bkz: usfûr). tedricen.) 1. 2. emsalsiz. bi-aynihâ bîb bî-bahâ bî-bahâne bî-baht bî-bâk.) fare.) l sayın bayan.) yok olma. kur-luluşsuz. (bkz: safsâf). kırmızı dudak. zavallı gibi.s. olduğu gibi.) cansız. (f.i.) bekasız. zavallılık. aldırış etmeme.a. 2.b.b.s. kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken.) cevapsız.s. serçe kuşu. (a.i. (a. mahrum.b. Allah'ın yardımıyla.) hâlis.b.s. Allah.a.b. anlayışsız.) korkusuzluk. etrafındakileri görmeyen.s. (f.i.s. (f. talihsiz.b. çekinmeyen.) benzersiz. (a.b.a. nasipsiz.) söğüt ağacı. dâva ederek. (f.s. elinde avucunda bir şeyi olmayan.i.). (f. bî-bâkî bî-bâr bî-basîret bî-bedel bî-behre bî-bekâ bî-berâet bî-berg bî-berg ü nevâ bîbî bibr bî-câ Bicâd bîcâd.s.) 1.) hekim.) yüreksiz. (f. (f.) bîçarelik.s. (f.) aynıyla. hakîm.c.b. kör.b. (f. (bkz: lâyüs'elü amma yef al). (f. salkımsöğüdü . ev kadını. meyva vermeyen.s.s. (f.) havuza su akıtan musluk. hatun.s. (f. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır]. (a. (erimiş yakut) kırmızı şarap.b. hanım.).s.s. temiz şey.s. (f. büyûd.s. sebepsiz. (f. 2. (f. zf. yol yol. aba.i. (bkz: bizi şk).) bîçâreler.b. (f. mutlak (Allah).) yersiz. (f.) Arapçadaki b i. sakınmayan. sıçan.bi-avni bi-avni-ilâhi teâlâ bi-aynihî. hala. (f.s. çizgili olarak dokunmuş kilim.) bahânesiz. (bkz: beyâd.) 1.b. eşsiz.b. (a. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar. niçin ve nedensiz.) kuru. havuza gelen suyun yolu. (f. bî-çâre'nin c.) berâetsiz.i.e. (f. f.zf.s. (f.) yardımıyla. bot.s.h. (f. bacası.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse.b. (f.b. Abdullah'ın lâkabı.s. bî-çâre bî-çâregân bî-çâregî bîçâre-vâr biçişk biçîz biçrek bî-çûn bî-çûn u çirâ bîd bid Bi-d-da'vâ Bi-t-tedrîc bîd bîd-i giryân. ağlayan söğüt.) basiretsiz.s. zavallılar. ("ka" uzun okunur. halı. bî-çâre-gân) çaresiz.i.edatının d. sebep sorulmaz. zavallı.) 1. eşsiz.b.

(f. (f. korkak. başta. kalpsiz. (f.b. (a. zavallı.a. huysuz [aygır. gaşûm . salkımsöğüdü. c.i.) sonradan meydana çıkan şeyler.) 1.i.b. uğraşma. sepet örücü.) devlet ve ikbal ile. gönülsüz.i.s. kızılsöğüt.i. (f.zf.i.i. salkımsöğüdü bot. (a.s.b.s.) 1. ilkin [aslı bedâet'dir]. (f. dolaşarak. ağlayan söğüt.i. 3.) başlangıçta. ağlayan söğüt.) zalimlik. 2. düşkün. güçsüz. 2 . bid'at'ın c.s. dikkatlilik.a.zf. derman.) akılsız.) davet ederek.a.b.) sepetçi.b.) zalimlik. 2.) dermansız. (f.b.) dertsiz.zf. gürdâs). (f. (a. pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası. (f. (f. (a. (f.) takat. kunduz. sultanî söğüt.i. 2. bot. acımasız. bîd-i sernigûn bîd-i müşk bîd-i sürh bida' bidâd bî-dâd bî-dâd-ger bî-dâd-gerî bî-dâdî bîdah bidak bidâl bîdâr Baht-ı bîdâr Dil-i bîdâr bîdâr-baht bîdâr-dil bîdâre bid'at bîdârî bid'at-i hasene bid'at-i makbûle bid'at-i merdûde bid'at-i seyyie bidâyet bidâyeten bidâyet mahkemesi bîd-bâf bi-d-da'vâ bi-d-da've bidde bi-d-def'ât bi-d-devletü ve-l-ikbâl bi-d-devr bi-d-duâ' bî-derd bî-dermân bîdester bî-devâ bî-devlet bidh bî-dil bî-dimag bî-dîn bot. 2.b. bida') 1. 2.) zool.) zâlim.s.s. (f.b. ağlayan söğüt. merhametsiz. dinsiz. 3. (a. süiti. salkımsöğüdü bot. hisse. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma.i.s. bîd-i revân.) uyanık.) 1. (f. (a. çaresiz. beyinsiz. uyanıklık.s.zf.s.zf. beğenilen yenilik. (a.) bir şeyi başka bir şeyle değişme. hâin. ağlayan söğüt.a.) dua ederek. (a. makbul olan. nüktesiz.a. bîd-i piyâde. fena yenilikler.b.s. (a.bîd-i mecnûn. uyanık talih uyanık gönül. (bkz: bedde).) 1.s. (f. gaddarlık. (f. sonradan meydana çıkan şey. (f. kedersiz. beydah). 4. işkence. s.) âşık. (f. sert başlı.b. beğenilmeyen yenilik. bîd-i nâlân. (a. trampa etme.i. hainlik. (a. (a. zâlim. mükerreren).b. salkımsöğüdü bot.) dâva ederek.b. uykusuz.zf.b. reddedilen. âşık.) 1. bedel verme.defalarla. (bkz. uyumayan. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey. başlangıç. (a.s.i.i. b. (bkz.) devrederek.) mutsuz. (f. at].) haşarı. (f. (f.) mutlu.) başlama.) devası bulunmayan.) don.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad.s. çabalama.) bir kaç kere.) geniş ova. . (a. gaddar.) uyanık.zf.i. aydın. (a. j beğenilebilir yenilikler. t. zulüm. güç. ağlayan söğüt. kafasız. (f. bot.i. (bkz.i. salkımsöğüdü bot.

Bidpây (f. keyfiyet. bidisgân).b.) aletsiz. bî-gâne'nin c.s.s. kızı olmayan. taraf tutmayan.b.s. bî-duht (f. bi-emr-illâh (a. bî-fâide (f. ilgisizler. 2.) yurt. elbette. bir menzile konma. sıkılgan.) Allah'm emriyle.zf. tanıyıp da tanımazlıktan gelen. bî-gâne-gân (f.) 1. ortaksız. bi-gayr (a. bidist (f.i.) herhalde. -sız. bigas (a.) garezsiz bir surette.b. çok.s. kızsız [kimse]. bid-istân (f.) başkasıyla.b.a. i.zf.b. Zühre (Venüs) yıldızı. bagl'ın c. utangaç.b. bî-gavr (f.b. cümlesi.e. 2. (bkz.a. bıdışgan. selâmet.) 1. bi-eyyi-hâlin (a.) 1.i.s.) dipsiz. bî-gaye'nin c. bidre (f.) gamsız.) hepsi.b. bî-gâne-meşreb (f.i.b.a.a.b. bî-endâze (f. bî-gâh. f. bi-ecmâihim (a.a.s. tarafsız. bî-gaye ("ga" uzun okunur. (bkz: rumh). terbiyesiz. f.s. 2.) bigâneler.) soğuk tabiatlı. (f.) mızrak. bi-esrihi (a.) söğütlük.i. esirgenmeyen. kayıtsızlar. bi-fazl-illah-i teâlâ (a.) sarmaşık [ot]. bî-encâm (f.i. . (bkz. durum.a.) farksız. hal. ("ga" uzun okunur.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu.s.) istemeyerek.i. bî-enbâz (f.) vakitsiz.) sonsuzlar.) kantaşı. nitelik.b. a. yararsız. bî-geh (f. katırlar. ilgisiz.zf. bî-fark (f. begas). bî-edeb-âne (f. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla. bidisgân (f.a.s. bîdvend (f. bîet (a.zf.s.b.b.a. eğlenmeyen. 3.) ağaç kurdu. gayesiz.) kayıtsız tabiatlı.s. esirgemeyen. elinden geleni yapan.a. bî-garez (f.s.) esterler. bî-gayât ("ga" uzun okunur.a.zf. esenlik.bî-direng bî-dirîg (f.i. bigal bîgal ("ga" uzun okunur. aşın.b.s.i.) durmayan.s.b.) yabancılık. bî-gâne (f. çabuk.) Allah'ın fazlıyla. (bkz: bıdısgan.) hep bir arada. 2.b. konak. bî-gamm (f. bî-gâne-hûy (f. kayıtsız. bî-edât (f.) ölçüsüz. tasasız. bî-garez-âne (f. bî-gânegî (f.) karış.zf.) 1.b.i.i.i. bî-edeb (f. sonsuz. bîe (a.s. garezsiz. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var].h. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan. h.) faydasız. bi-gayr-i kasdin (a. bi-eyyi-hâl.zf.). f.) arkadaşsız. 2.b.) 1. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz.zf.) 1. sınırsız. 2.) sonsuz.) edepsiz.i. kargı. tas.s. bidrûd (f.i. mutlaka.s.s.a.s. haksız yere.a.zf. bî-fütûr (f. yabancı.) sağlık.b. b. bilâ-fütûr). sonu olmayanlar.) edepsizcesine.b.s.). f.

s.b. yorgun. sağ. sınırsız. sıhhî [vücut]. nihayetsiz. kök. (f.) 1. (f. usulünce.zf. fr. (f. (a. i. bih'in c. ondan.a.s.s.) erkek kurt. murdarilik daman. samimî.b. (a. âdet olduğu üzere.) gayretsiz.b. (f. onlarla [çok erkek]. 2. (f. onlara. (f. (f.). uyanık.) o. (a.s. vurdumduymaz.) iyi olmaklık. (bkz: bî-âr).i.) ayva tohumu.b. sonsuz. ayva.s. (f. rütbe bakımından.) iyi.) ses kısıklığı.b.zm. (f. duygusuz. sınırsız ve sonsuz. hareketsiz.s. uçsuz bucaksız. onlardan. (f. 2. (f.) nihayetsiz. benzersiz.a.) vakitsiz.s.a. accusatif. asıl.i.s. (f. onlan.b.) eşsiz.a. pek çok.) 1.b. bihâhe bihâk bi-hakkın bi-hamdi lillah bihân bî-hânümân bihâr bihâr-ı baîde bî-hâr bî-hareket bi-haseb bi-haseb-il-merâtib bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe bî-hâsıl bîhaste bî-hayâ bî-hayât bî-hazân bihbûd bihbûdî bih-dâne bih-efgen bî-hemâl bî-hemtâ bî hengâm bî-hesâb bih-güzîn bî-hıred bihî bî-hicâb binim bihimâ bihîn. bakımından. hallaç.) dikensiz.) hilesiz. her zaman bahar.b.s.) habersiz.s.s. (bkz: bî-nazîr). sarraf.b. (f. sayısız.s.b.a. (f.s.zm.) -ce. (a.) sonbaharsız.) o.s. onunla [tek dişi].b. tembel.) Allah'a şükür olsun.zm.b. (f.b.s. 2. (f. (f.i.) cansız. iyilik. onlardan. utanması olmayan.) yersiz yurtsuz. (bkz: bihî). bihîne bî-hiss (f.zf. onlan. (f.s. (a. cansız.i.) uykusuz. ona. (a.b. (f. her zaman taze. (bkz: bî-şekk).s. kafasız. (f.a.zm. rütbece. bahr'in c.bî-gayret bîgerân bî-gışş bî-gümân bî-günâh bih bîh bîh-i kûhî bih Mef'ûl-ü bih bihâ bihâ' bî-hâb bî-haber bî-hadd bî-hadd ü pâyân bihâh.) 1. baldıran kökü. (f.a. onu.) anat.s. kımıldamayan. (f.) o.b. bot. üstünlük. onlara. suçsuz.) âciz. (f. 2. çoluksuz çocuksuz.) günahsız.b. -i.) iyiler.) 1. en iyi. (a. (a.b. iyi adamlar.) hesapsız.i.s. tükenmez. (f. uçsuz.b.b. (bkz: cürsûme). 2.i.s. (f. onlarla [çift erkek]. ondan. tamamıyla. uyumaz.b. (a. onunla [tek erkek].b. (f.i. ona.a. temel. (a.) kökünden söken. bucaksız.) hakkıyla.) denizler.) utanmayan.b.) o.) akılsız.b.) hareketsiz. zavallı. sağlam.s. 2. en iyisini seçen. hâli. verimsiz. (f. i. kaynak. onu.zf.s. ayva. (a. (f.i. uzak denizler. sınırsız.s. iyi. (f. şaşkın. .a. kanşıksız.i.i. (f.a.s.s. yeğ. bilgisiz.) hissiz. iyi.) 1. seçkin.s.s.a.) benzersiz.) şüphesiz. gr. (bkz: bih2). (f.) hadsiz. dağ kökü.

b. (f.) gevezelikle. (f.).)hünersiz.b. (bkz: rûze). (f.s.) huzursuz. anlayışsız. . maharetsiz. (f.a. bî-hüde bî-hûde-gî bî-hûde-gû bî-hûde-kâr bî-hudûd bî-hûş bî-hûşâne bî-hutût bî-huzûr bî-hüdegû bî-hüde-gûyâne bî-hüde-gûyî bî-hüner bih-zâd bî-ibâretihâ bî-idrâk bî-ihtiyâr bî-iktidâr bî-ilâc bî-infisâl bî-insâf bî-intihâ bî-irtiyâb bî-iştibâh bî-i'tibâr bî-i'tidâl bî-ittisâl bi-izn-illâh (f.) geveze. çılgın. (f.a.a. aynıyla.) kendiliğinden.zf.) en iyi. (f. tedirgin.s. pek iyi.s.s.b. bihterek bihterek bihterî bihterîn bî-hûd bî-hûdâne bî-hûde.) idraksiz. (f.b.) şüphesiz.a. (f. geveze. bîilaç" deyiminde geçer. (f.s.)şaşkıncasına. karışık çizgili.) ağız kokusu.b.) beyhudelik.s.b.i. faydasızlık.b. (f.s.s. bey zar). bi-hoş.s.) boşuna çalışan. 2. (f.b. (f.a.i.) Allah'ın izniyle.zf.s.) insafsız. ')iÜ (a.b.i.s.) iktidarsız.) akıllı [kimse].s. (f-b.) ibaresi ibaresine. h.). bayılmış. elde olmayarak.) çizgisiz.b.) nihayetsiz. 2.b. (f. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü. pek iyi.) 1. marifetsiz. XV. (f. acımaz.) kök söken.a.b. (f. kıymetli bir taş. (f.i.) elekten. UI .b.b.s. (f-i-) oruç. rahatsız.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi.s. pek çok.) aynlmasız. 2. (a.s. has ekmek.) i'tidâlsiz. 2. (f.bihişt bîh-ken bihnâne bî-hod bî-hodâne bî-hodi bihr bihrâm bihred bih-rûz. sonsuz.) 1.zf. (bkz: bî-hod).) i'tibarsız.b.zf.b. bih-rûze bîhte bihter.a.) cennet.b.a.a. (bkz.b. (f.s. (f. (f.s. b.a.a. aslı temiz.b. (f. (f. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur].) boşuna gevezelik. boş yere konuşan. kendinden geçmiş olan. [behzâd şeklinde de kullanılır]. güçsüz. karışık.s.) şüphesiz.) en iyi olma.i. kökünden söken. (f. beyhude.a.a.b. deli.) daha.)1. (f. (bkz: be-hişt).s.s. i.i.a. (f. mutlu. (f.) kavuşmasız. s. üstünlük. "günü iyi" iyi günlü.s.s.b.b. çalçene.s. (f.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç. uçmak. en.s. (f.i. boş yere. sersem.s.) beyaz.) 1.b. soyu güzel.a. (f.b.) hadsiz hududsuz.. (a. (f. doğuşu iyi. kendinden geçmişçesine (f. i.zf.s.s. şaşkın.b.i. (itf. erkek adı.) baygınlık. kalburdan geçirilmiş (f.b. (f.s. (f. (f.b. (bkz: bî-hödane).b. 1rj (f. yararsızlık.) baygınlıkla. 3. (f. ölçüsüz (f.s.) boşuna.b.) boşuna.zf.

(a. (f.i.) 1.) 1.b. (a.s.b. kimsesizlik. gevşek.i.) kimsesiz.) -ile mânâsına gelip. (a. kıyafet. tasa. ilgisizlikle. (a.s. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan. iktifa ederek.s.kelimeleri zarf yapar. sırf. (f. değeri. (f.) yararsız.) yerler.zf. tam.bi-izni şer'î bi-izn-illâhi teâlâ bî-izzet bîje Bîjen bijeng bîka bika' bî-kâm bikâmet bî-kâr bî-karâr bî-karârî bî-kayd bî-kaydâne bî-kelimât bî-kem ü kâst bî-kerân bî-kes bî-kesâne bî-kesî bî-kıyâs bî-kıymet bî-mahall bikmâz bikr bikr-i fikr bikr-i hükmî bikr-i mazmûn bikle bikrân bî-kusûr bi-küsiste bîl bilBil-iktifâ bi-l-âfiye bilâBilâ-bedel bilâ-bedel bilâbil (a. 2. bedelsiz. şekil. bi-izn-illah). aldırmaz.c. alâkasız. hâlis. (f. [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır]. çözülmüş.b.zf.zf. (a.) izzeti. (f.b.) 1. (f.b.s. 2. (f. tabiat.b.s.) 1. kız-oğlan kız. topraklar. z f. (f. saf. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız. (bkz ı'belbâl.) kusursuz.) mercimek. 2.e. aldınşsızlıkla. (f. (f.i.i. gübre sepeti. (f.) 1. (f. rahatsız.s.) yersiz. kayıtsızlıkla. kopmuş. (bkz: bekâret). (bkz: ebkâr). (f.i. (a.b. biçim. (a. eksiksiz.i. . değersiz. uçsuz. (bkz: nâ-be-mahall).zf.) kıymetsiz. orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva. buk'a'nın c.) şeriatın emir ve müsaadesiyle (bkz.a. karşılıksız.b.b. (f.s.i.bikr'in c. sâde. yaradılış. bel.. katıksız. [Arapça kelimelerin başına getirilir]. çözük. işsiz [kimse]. (f. (a.i. sağlıkla. ülkeler.s. çapa.a.a.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu. 2.) 1.a. ebkâr) dokunulmamış.) kayıtsız.b.a.) ölçüsüz.a.s.a. (f.s. 2.).e. (f.b. kızlık. (f.i. (a. kılık.) 1. ko puk.a. salt.i.s. gibi.. düşük.s.) kayıtsızca. kıymeti olmayan.zf. (a. şarap içme.) kararsızlık.) -siz. huk. (f.s. sözsüz.) sınırsız. tamam olarak. keder. (f.) kelimesiz.) şarap. (f. ilk olarak söylenen fikir. (bkz: bekâmet).) bedelsiz. sonsuz. (f. husûsiyle. şarap meclisi.s. 2.) bakireler.) eksiksiz olarak.) kimsesizlere yakışır bir halde.) bîkeslik. 3. kenarsız. (a-i.a. kararsız. (f.) kapı anahtarı. belbâle). genç kız. telâş.) afiyetle. elem.i.a.s.b.i. bekâr. 2.

sorup soruşturmadan.) memleketler. araçsız. parasız.).zf. tam tersi. haber vermeden.) seçilmeden. Bağdat. Selanik. (a. (f. 2.) 1.s.b. (a.zf. (a. tersine olarak.) isbatsız. haraca bağlı arazi. (a.b.b.) taksirsiz. Galata. kendiliğinden. kavramadan.zf. (a.s.s. bütün. mâmur beldeler. Trabzon. Diyarbakır. istanbul. seçmeden. 4 şehir [Edirne.) lüzumsuz.s.zf.zf.zf.b. irticalen. aralıksız. a.zf.zf.zf. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. (a.) sapmadan.b. Sofya. doğrudan doğruya.i. Kan-diye. bezmeksizin. Edirne.zf.s. Bosnasaray. Trablusgarp.b. fesatçı. (f. 12 şehir [Adana. düzeltilmeden. Beyrut. kesin olarak. 3. Çankırı].) müzevir. toptan. rüşvet almadan. (a.zf. tersine.b.) fasılasız.bilâd bilâd-ı âmire bilâd-ı aşere bilâd-ı cesîme bilâd-ı erbaa bilâd-ı garbiyye bilâd-ı harâciyye bilâdı-ı isnâ aşer bilâd-ı rûm bilâd-ı selâse bilâde bilâ-fâsıla bilâ-fütûr bilâh bil'âhire bilâ-ihtâr bilâ-ihtiyâr bilâ-inkıtâ' bilâ-intihâb bilâ-intikal bilâ-irtikâb bilâ-isbât bilâ-isticvâb bilâ-istisnâ bilâ-iş'âr bilâ-kayd ü şart bil-akis bilâl bilâ-lüzûm bilâ-sebeb bilâ-tahkîk bilâ-taksîr bilâ-tashîh bilâ-teemmül bilâ-tevakkuf bilâ-udûl bilâ-ücret bilâ-vâsıta bilâ-veled bil-bedâhe bil-cümle bîle (a. 5. hatırlatılmadan. (bkz: cümleten). " iL.) istisnasız.) vasıtasız. sürekli.b. Anadolu. (a. Lârisa].b.b.) aksine.b.s. kayıtsız ve şartsız.b. (a. 2. (a. . [eskiden] 1. (a.) iş'ar etmeden.) ihtar edilmeden. birdenbire. yanak. Bursa.b.b. istanbul'da Üsküdar. (bkz.) tahkik etmeden.) korkusuzca. 10 şehir [izmir. Rusçuk. Bursa.zf.s.b. belâd). belde'nin c.b. yan. gönderi. gereksiz. kusursuz. (a. sonunda. bildirmeden.s.) irtikap etmeden.b.zf.) 1. (a.s. Kudüs. çocuksuz. kayık küreği.s.zf.) elinde olmayarak. (a. belâl). (a.) sormadan. (a. Maraş. (a.b. söyletmeden. kasabalar. büyük memleketler. Eyüp. îmar görmüş. (a.) veletsiz. şehirler.) hep. intikal etmeden. Kahire]. (a. bayındır duruma getirilmiş.zf.b.) düşünmeksizin. ada. (bkz: bedâheten).) sonra. (a. (a. (a.) tashih edil meden. (a.) durmadan. Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler. (a. sonradan.zf. Sivas.b.) arkalan büyük olan kadınlar.zf. (a. ve i.b. (a.b. apansızın.b. geçmeden. 4. An-tep. (bkz: be-lâde. belîha'nın c. (a. (a. Erzurum.) ücretsiz.b.s. aldırmayarak. arasız. Şam.) devamlı.s. bulaşmadan 2.b. dönmeden.zf. şehirler.) sebepsiz.i. Galata ve Eyüp semtleri.) düşünmeksizin. Halep. batı memleketleri.

sınavla.) aynlarak.) göstererek. (a.) hükmünden dolayı. imzalanarak.zf. hele.zf.) infilâk ederek. (a. (a.) çözülerek. ivedilikle.) açılarak.zf. patlayarak. anlaşarak. seçerek.zf.) kandırarak. (a. (a zf) haber alarak. (bkz: faraza). benzer göstererek.e. husûsî olarak.) delil getirerek.zf.) intikal ederek. (a. (bkz: hassaten). z.) donarak. liyakatli olarak. saygıyla. (bkz: an-kasdin).zf.zf.zf. titremeden.zf.) hayırla.zf. (a. (a. öğünerek.zf.) çatal temrenli bir çeşit ok. (a. (a.zf. (a.zf. (a. (a. (a. (a.) neticelenerek.s. (a. (a.) acele ederek.) faydalanarak. (bkz: bi-1iktizâ). uğurlu olarak. (a.zf.zf.) imtihanla. (a. yaparak. yerine getirerek.zf. dikkatle. (a. gelişerek.) uyuşmak. (a.zf. ayartarak.zf. isteğiyle. elde ederek.zf.zf.) iftiharla.zf. (a. tutalım ki.zf.) diyelim ki. ağzını kapatmak için. gösterip öğreterek. gerçekten.) aynlarak.zf. yol göstererek. uyuşarak.) bindirilerek.) hakkı ile. kiralayarak. özenle. (a.zf. bölerek.zf. (a.) özenerek. (a.) dileğiyle.) bile bile. (a.zf.) iddia için. örnek. cevâbını alarak.i. (a. (a. yoldan çıkartmak suretiyle.zf) birine mensup olarak. (a. (a.zf. (a.) husule.) hizmete alarak. (a.) lâzım olduğu için.zf.zf.zf.zf.b. dikkat ederek.) infaz yoluyla. yararlanarak.f) sorup anlayarak.zf.)' kısımlara ayırarak. ayrılarak.bîlek bî-lerziş bi-l-farz bi-l-fi'l bi-l-hâssa bi-l-hayr bi-l-hükmü bi-l-îcâb bi-l-icrâ bi-l-iddiâ bi-l-iftihâr bi-l-ihtimâm bi-l-ihtirâm bi-l-ihtiyâr bi-l-iktidâr bi-l-iktisâb bi-l-iktizâ bi-l-iltizâm bi-l-imlâ bi-l-imtihân bi-l-imtisâl bi-l-imtizâc bi-l-imzâ bi-l-incimâd bi-l-infâz bi-l-infilâk bi-l-infikâk bi-l-infirâd bi-l-infisâl bi-l-inkısâm bi-l-inkişâf bi-l-intâc bi-l-intihâb bi-l-intikal bi-l-intisâb bi-l-irâe bi-l-irkab bi-l-iskât bi-l-isti'câl bi-l-istîcâr bi-l-isticvâb bi-l-istidlâl bi-l-istidlâl bi-l-istihbâr bi-l-istihdâm bi-l-istihkak bi-l-istifâde bi-l-istifsâr bi-l-istihsâl (f.) titremez. (a. aynlıp tek kalarak. kullanarak.zf.) soruşturup. (a.) hakîkî olarak. (a. (a. (a ?f) kazanarak.zf.b. icra marifetiyle. meydana çıkarak.) iktidar ile. dikte ederek. (bkz. bi-1-îcâb). (a.zf. (a. (a.) imza ederek.) söyleyip yazdırarak. (a. yerini bırakıp giderek. birbirinden diğerine geçerek.) mahsus.) misal.) kiraya vererek. (a.zf. keserek.). (a. (a.zf.) saygı duyarak.zf. anlaşmak yoluyla.b. sonuçlanarak.zf. gerekli görüldüğü için.) susturmak. (a. (f. .zf) icra ederek. yaparak.zf. (a. meydana getirerek.

(a.) ortaklaşa.zf. (a.zf. (a. (a. müttehiden).zf.zf. (a. bozmadan.) getirerek.zf. danışarak.) keşfederek.) danışarak.zf. başlıbaşına. (a. kristal [Farsçası bilûr dur]. yüzleştirerek. (a. (a.) değiştirme yoluyla. meydana çıkararak.zf.) yazı ile bildirerek.) Allah için. billur.) vererek.bi-l-istikbâl bi-l-istiklâl bi-l-istilzâm bi-l-istimlâk bi-l-istintâk bi-l-istirar bi-l-istisnâ bi-l-istişâre bi-l-istîzân bi-l-iş'âr bi-l-işgal bi-l-iştirâ bi-l-iştirâk bî-l-i'tâ bi-l-i'tirâf bi-l-itmâm bi-l-ittifâk bi-l-ittihâd bi-l-ityân bi-l-izâfe bi-l-izzi ve-l-ikbâl bi-l-kalb bi-l-kayd bi-l-keşf bi-l-kimyâ bi-l-kuvve bi-l-külliyye billâh.zf. gerekli görerek.zf. (a.s. konuşarak.) lüzumlu.zf.zf.zf.) izzet ve ikbâl ile. ister istemez.) ayırarak. sırasını bularak.) işgal ederek. (a.) görerek.) karşılayarak. (a.) billur gibi.) yüz yüze. (?f) kimyaca. billurdan yapılmış cisimler.zf.) karşılık olarak. konuşarak. adamlarıyla.zf.zf. (a. (bkz.zf. karşı giderek. (a.) istişare yo luyla.s.) istiklâl üzere.i. ayırma ile. (a. (a. (a.zf.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili. (a.). (a. (a.zf. elbirliğiyle. bütün bütün. (a. (a.zf.) izin ile.zf. (a.) kim.zf.zf. konuşarak.zf. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı. (a.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam.) sırası düşünce.) itiraf ederek. billâhi bi-l-lisân billûr billûrî billûrî. (a.) konuşmak suretiyle.zf. düşünce halinde. billurdan.zf. uyuşarak. (a.) büsbütün. (a.zf. bitirerek. billûriyye Ecsâm-ı billûriyye billûrîn bi-l-mâ' bi-l-maiyye bi-l-muhâfaza bi-l-mukabele bi-l-muvâcehe bi-l-münâsebe bi-l-münâvebe bi-l-müşâfehe bi-l-müşâhede bi-l-müşâvere bi-l-müzâkere (a. istimlâk ederek.) beraberce. hakkı teslim ederek. (a.) kim.zf. bir şeyi saklamadan söyleyerek. işgal suretiyle.) müzakere ile. (a.) tasavvurî olarak. oybirliğiyle. birleşerek.zf. (a.zf. i. (a.) sorguya çekerek. izafeten). (a.zf. (a. (a.zf.) satın alarak.zf. sırasında. (a. gerektirerek. (bkz: müttefikan. (a. . sırası gelince. (a.) kaydederek. (a. (a.zf.) konuşarak.) muhafaza ederek. sırasını getirerek.) birleşerek. ruhsat alarak. değişe değişe.zf. (a. verme suretiyle.) istimlâk yoluyla.) nöbetleşe.) maiyyetiyle.zf.) tamamlayarak. (a. (a. açarak.zf.zf.zf.

kötü yaratılıştı.a. (f. tımarhane. 2.s. yüreği katı.s.b. güçsüzlük. yurtsuz.) hastalık.) hesapsız. bed-tıynet).) vâsıta ile. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri. akciğer zan iltihabı. (f. f. (a. hep. hastalıktan yeni kalkan [kimse]. 2. bîmâr'ın c. (f.i.a.) 1. 2. (f. hoppa adama yakışacak surette. (bkz: bî-hemâl. fr. korku ile ümit. (f. bîtâb). 2.) hastabakıcılar. (f. .) mânâsız. eşi benzeri olmayan. (f.s.) 1. (f.) bot. hükümsüz. (a. hasta.b. (bkz: havf). (f. cehennem korkusu. (a. tehlike. sayrı.) yapışkan otu. güçsüz.) 1.s.b. 2.b.s.b.a. saçmasapan [söz]. (f. billur gibi. takatsizlikle. tımarhane. (f.s. (f h s) hastabakıcı. (f.i.s. (a.s.) Allah'ın inâyetiyle. (bkz. bed-sîret.(bkz: bîmâristân2).a. bîmâr-hâne). (bkz. 2. ürküten.b.b.zf. dermansız.s.i. hanımeligiller. sayısız.zf.).) çok sıkıntılı ve üzüntülü. * araç h. yine o anlama.c.) anlamsız.b.s.) zâtülcenp.zf.) billurdan. (a.) yine o mânâya.b.s.a. l. halsizlik.) halsiz.s. hoppa. bitkinlik.s. hastahâne. (f. bî-nazîr). (f. serseri.b. (f. yersiz. (f. (f. f h s) manendi.b.i.b. soğulup sayılma korkusu. akılsız.) akılsız. takatsizlik.i.) güçlükle. (f. bitkinlikle. kararsızlık.s. takatsiz.b.i.s. belvâ).pleuresie.s. sarmaşıkgiller.) 1.) .s.) vekâlet ederek.s. (a. gerek. 2.) [gözü] baygın bakışlı olan. bitkin.f.s. 1. (a.a. can korkusu.b.) bütün.) lüzumsuz.a. (a.b.) korkutan.) riyasız.b. kerem ve inâyetiyle.zf. bîmârân) hasta.b.hastahâne. (f.bilsâm bilsâniyye bilsikâ' bi-l-umûm bilur bilûrîn bi-lutfihî bi-lutfihî teâlâ bî-lüzûm bi-l-vâsıta bilve bi-l-vekâle bi-l-vesîle bi-l-vücûh bîm bîm-i cân bîm-i dûzah bîm-i ta'ne bîm ü ümîd bî-magz bî-magz-âne bî-maksad ü bî-günâh bî-ma'nâ bi-ma'nâhü bî-mânend bîmâr bîmârân bîmâr-ciger bîmâr-çeşm bîmâr-dâr bîmâr-dil bîmâre bîmâr-hâne bîmâr-hîz bîmârî bîmâr-istân bî-mâye bî-meâl bî-mecâl bî-mecâl-âne bî-mecâlî bî-mekân bîm-engîz bî-mer bî-merâ bî-merhamet (a.b.i.) bu vesile ile. (f. (bkz.) merhametsiz. (bkz.) her yönden.) gönlü sıkılmış. korku. (f.) billur.s. azarlanma. (f.) 1. (a. ürkütücü. (a. deliler yurdu.) maksatsız ve günahsız.i. (f. (f. mayası bozuk.) lütuf.s.zf.i.b.zf. zayıf. yeri gelmişken. mânâsız.zf. (f.s. üzüntülü.) beyinsiz. satlıcan. (a. (a.a. yoksul.

başına kalkmayan. beynamaz. (bkz. (bkz: bî-nazîr).). sevgisi olmayan. -de. saygısız. . (a. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu. meçhul (edilgen). 3.s.a.a. gr.b. (f. (f.a.) 1.s. (f. göz.zf. (f. (a. (a.b. uzgören.s.a. (f.i. (f.). (f.a. ebniye) 1. sebepsiz. inşâatı kontrol eden kimse.s.) emsalsiz. kulak memesi.s. talihi kapalı.i.i.) bundan dolayı.s. (f. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar. mürüvvetsiz.çekinmeden.) dikkatsiz. 'önemsiz. tat almaz.e.) .a.s. (bkz. görücülük.zf. Tanrı binası. müteaddî (geçişli). talihsiz.) zevksiz. uzaktan gören.s. 2.c.a. bunun üzerine.b. binâberîn). isnâd).a. mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap. -için. bundan dolayı.b.a. vefası.) bundan dolayı.c.b.s. tuzsuz.) çekinmeksizin. (f. kayıtsız. insaniyetsiz. ev. -den ötürü. i. büyün) bölge.f. (f. nefisle.i.c.b. (a.a.s.) mûcipsiz. eşi bulunmayan. (bkz: binâen-alâ-zâlik).) adsız. (f.) mâni. (f.b. (f.b. (f.f. benzersiz.) 1. yapılarak.) eşsiz. 2. (f.) korkmuş.b. benî) oğul.s.) eşsiz.b.) kurulmuş. basiretli.) -den dolayı.) nasipsiz. dalış.zf.) manevî görüş.b. lâzım (geçişsiz). görücü. görücü. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf]. sansız. bunun üzerine. yok yere. (bkz. gören.zf. lûtufkâr. (f. (bkz: bî-mubâlât) (f. yapısı. (bkz: binâberîn). yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan.s.bî-mezak bî-meze bî-mihr bî-mihr ü vefâ bî-mikdâr bî-minnet bî-misâl bî-mûcib bîm-nâk bî-muâdil bî-mübâlât bî-muhâbâ bi-mübâlût bî-müdânî bî-mürüvvet binBin-netîce Bin-nefs bin bîn -bîn Dûr-bîn binâ' binâ emîni binâ-yi ilâhî bînâ bînâb binâber binâberîn bînâ-dil binâen binâen-alâ-zâlik binâen aleyh binâ-gerde binâgûş bî-nâm bî-nâm ü nişân (olmak) bî-namâz bî-namâzî bî-nasîb binâvend bînâyî (f. benzersiz. (a. adı sanı kalmamış (olmak).i. namazsız. bu sebepten. (f. (a. yapma. (f. sayısız.b.b.b.b.b.s.s.) bunun üzerine. 4. dürbün.) 1. bîpervâ).) şefkatsiz. dayanarak. sevgisiz. hakikati kavrayan.s. 5. engel. (bkz: bi-nevend).s. 2.s.b.) 1. neticede.) kalbi. dayanma.) namazsız. beynamazlık. (a. kurma.) 1.) -e.s. 2.s.i. netîce olarak. kadınların aybaşı hali. mıntaka. yapı. (f.b.s. 2.b.a. (f. gören. 2. (f. (a.s. sakınmadan.) tatsız. (f. (a. namaz kılmayan. kulak tozu [aslı bünâgûş dur].

(a.b. (f.) görürlük.burun.b. muhtaç.s.a. lezzetsizlik. tuzsuzluk.) 1.). (dağın kızı) aksiseda. iki yaşına girmiş dişi deve. tatsız.zf.) 1.) bakımsız. uyanık.s. (a. kendi kendine. . (f.s. (f.) sırasız. işâretsiz.s. akıllı.) 1. (bkz: bi-z-zât). görünmez.) serçe kuşu. (bkz: piyâle). [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir].s.s.b.) nişansız. 2. ayrılığın nasipsizliği.) 1.) iğe sarılmış pamuk ipliği. kendiliğinden.a. (f. vefasızlık. görüş.a.) belirmez. (f.s.b. yüzük parmağı.) ateşle.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek. 3. bir dereceye kadar. (f.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak. sonsuz.) nihayetsiz.i.) tuzsuz.i. yakar-masız. (a.i. fr. çaresiz. (üzümün kızı) şarap. meç. 2. (f. yayın ele alındığı kısmının ucu. 2. (bkz.) yalvarmasız. uzak görüşlülük. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. dağ tepesi. sessizlik. [insanda ve denizde]. uğursuz.) manî. (bkz: hadeka).i. bî-misâl). (f. [Arapçası "fincan" dır. (a. düzensiz. (f. görebilme.) "görme kabiliyeti gitmiş" kör. 2.b.2. uç.i.) nihayetsiz.) nisbetle. kadeh. (f.b. zavallı.i. Osman kızı Ayşe.i. 2. nursuz. benât) kız. (bkz: ebedî).i. sükût. (bkz: bi-nâvend). (f. içinden. sonuç olarak. (f. nasipsizlik. gözbebeği. spontane.) 1.b.) namussuz.) l.s. (a. rezil.i.s. kendi kendisi.) kendisi. (f.zf. (bkz: müstagnî).b. (f-i.) l . lezzetsiz.b.c. 4.b. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası. (a. (f. görücü. fakirlik. (f. (f.b. görmez.s.s.) 1.) nasipsiz. mülakat. (f. (f.) fels. ilerisini düşünen. (f.bînâyî-refte bî-nazîr bincişk bincişk-i züvân bînek bî-nemek bi-nefsihî bî-nemekî bînende bînendegî bîneng bî-nesak bî-nevâ bî-nevâ-yı firâk bî-nevâyî binevend bingân bingere bînî -bînî Âkıbet-bînî bî-nigâh bî-nihâye bî-nihâyet bîniş bî-nişân bî-niyâz bî-niyâzî bi-n-nâr bi-n-nefs bi-n-netîce bi-n-nisbe binsır. fakir. görme kabiliyeti. basîretkâr).s. tas.i. (a. sonu görürlük. tatsızlık. 3. (f. tükenmez. (f. (bkz: usfûr). 2. binsâr bint Ayşe bint-i Osman bint-i ineb bint-i mehâd bint-ül-cebel bî-nûr bî-nümûd (f-b.s.s.zf. (f. (bkz.) zenginlik. engel.b. 2.s. kâse. yoksulluk.zf. tatsızlık. bot.i. sonsuz.b.]. ihtiyaçsız. gören.

) kılıç.i. kardeş. erkek kardeş.s. kardeşlik. münasebetsiz ve kötü yola sapan. birâzvân birbâs Bircîs bîreg bî-reng bî-rengî bi-resm bî-revgen bî-rey bî-reyb birîg birînc birincâsb (a. harap.b. yeğen.) kardeşe mensup. yıldırım. 3. sakınmadan.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. pirinç [hububattan].) resmî olarak. 2. pilav. dostça.s. (f-b-s. 2. bîrâne bîrâste birâz birâz birâzbân. hah.b.b.s.b. (f. dermansız. susuz. (a.s.b. (f.b. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır].i.s. güçsüz [kimse].b.i. âdet olduğu gibi. kanatsız.a. 2. (f. (f. bî-reh bî-râhe bî-râhî bî-rahm bîrân.i.) çekinmeksizin. 2. dökük.b. (bkz. (a.i.) üzüm salkımı.) 1.b. (f.) yıkık. tas.) yağsız. (f. viran. süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar].) az şey. (f. karşı karşıya döğüşme. müzik bilmeyen okuyucu. çok yakın dost.s.) savaşa atılma. 2. (f.) derin kuyu. kilim. örtü gibi şeyler.) üveyi kardeş. aforoz veya sürgün. tükenmez.a. budanmış [ağaç].i.b.) 1. (f.) damarsız. oysuz.) 1.) bot. pîr. (f.) 1.) merhametsiz.) 1.zf.kelimeleri zarf yapar rica ile.) -ile. 3. (bkz: birincâsf).).i. (a. (a.) sonsuz. yolsuz. biraz. (f. (f. reysiz.) 1. başarısız.s.) fazla dallan kesilmiş. seccade.i.i. pirinç [mâden]. utanmaz. meç.i.a.b.s. -ederek mânâsına gelip. (f.i. 2.) kardeş çocuğu. (a.s.i. ahret kardeşi.a. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. âbâr) kuyu.) 1. rakabet ederek. döşek. (f.) şüphesiz.i. renksiz. ilâhî cevher.b.i. bünye). (f.) kardeşçe.) kolsuz. soysuz. 3.s. (f. dost. (f.) 1. kalbsiz. (bkz: bercîs1). (f. yolsuzluk.s. ahret veya din kardeşi. (f. arsız.binye bî-pâyân bî-per ü bâl bî-perde bî-pervâ bir Bi-r-ricâ bi-r-rakabe bi'r bi'r-i muattal bi'r-i zemzem bîr bîrâd birâder birâder-i can-berâber birâder-i mâ'nevî birâder-i rızâî birâder-âne birâder-enger birâder-hande birâderî birâder-zâde bî-râh. yatak. düşüncesini söylemeyen. (f. hanende.i. i.i.e. (f.i. (f. nefiy.[asıl ve mecazî mânâda]. ihtiyar. (f.b.) renksizlik. taslak halinde bulunan resim. (f.s. çıkmaz sokak. (f.c. (f. i.s. (f. körkuyu. (a.) arsız. (bkz: bî-muhâbâ). Mekke'deki zemzem havuzu.) kardeşliğe kabul edilmiş kimse. renksiz..s. (a.zf. 2. 2. yol bulunmayan sapa yer. .) 1.

s. sermayesiz.s. gökzümrüt. tüfek. (kar döşeği) karla kaplı olan yer. . (f. varsam.dışarı. züğürt [kimse]. döşeme. şeytanboku. çimen.b.) 1. (f. yonca. Misk otu. fr. benzersiz.) 1. tava. fr. yüzsüzlük. (f.i-) 1.s.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli. bir benzeri olmayan. minder. ve i.i.) ikincisi olmayan. yaygı. (a.c. dış. (f. yabanî karanfil.i. 2. haricî.) kızartılmış.) firuze. yalansız. 2.a.) bot.s. dışarıda.b.a. göğüs. olmayan şeyi varsayma. busat) kilim. (a. (f. (a. (f. suyoncası denilen.i.) yüzsüz.). (f. büyük havuz.i. bağışta bulunma.s. yeryüzü. Beifuss miskotu" dur].) bot.b.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma. zf. bisât-ı kevn ü mekân). anaya babaya itaat. büyük belâlar.) kısmetsizlik.) cansız.i. fazla.i. (f. değersiz yeşil bir taş. Armoise miskotu. dünyâ. çocuğun ana ve babasına itaatli olması.) kısmetsiz. selâmlık odası.birincâsf birişte birîşüm bî-riyâ birke birkıl birnîs birr birr ü takvâ birsâm birsân birsîm birsîm-i mâ' bî-rû bî-rûh bîrûn bîrûnî bî-rûyî bîrûz bîrûzec bî-rûzî biryân biryân-ı muhallâ bîrzed.i. (f.i.a.) bot. bî-sânî). (f.) . (bkz.) sabırsız.a. (f. [acı ve kokulu bir sakız]. (a. el etek öpme. cehennem. lât.i. güzellik. [hafifletilmişi "birûn" ].b.) selâmlık dâiresi.s.) . hallucination.s. 3. dönek. (bkz . büsre). ne çirkin" mânâsına gelir. kâinat. (a. (f.e) "ne kötü. (a. (a. hâriçte. bisât-ı hâk).s. talihsizlik. satranç tahtası. bîrzî bî-sabr bî-sâmân bî-sân bî-sânî bisâr bisât bisât-ı arz bisât-ı berf bisât-ı felek bisât-ı hâk bisât-ı kevn ü mekân bisât-ı satranç bisât-ı bûsî bî-sâz bi'se Benât-ı bi'se bi'se-l-masîr bî-sebât (f. (f. yeryüzü.s.s. (f. 2. s. (f. büsre'nin c.i. koyun otu. afetler. nane ve piyazlı kebap.) etek öpme.) riyasız. tere. keçe. (bkz.i. (f. (a. (f. (f.a. kasnı. (f.) at kestanesi. yeşillik. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu. (f-i-) l. (bkz: bisât-ı hâk.i. yeryüzü.) sebatsız. bürsen).b.i.s. 2. zümrüte benzer.) hayâsızlık. (a.s. sarı çiçekli bir ot. ne fena.i. "zemberek" denilen bir harp âleti.) gerekli eşyası bulunmayan. (a. gölcük. bot.a. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir]. iyilik. küçük göl. 2. hayır. alm. arsız. yalancı zümrüt.i.) parasız. 3. bîrze.i.) 1.a. (bkz: bisât-ı felek.b.

) gevşek.i.i. sefil ve perişan.s.s.i. kolaylıkla.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu.).) arkadaşı çok olan. yok yere. paha biçilmez.s.i. suhuletle.i. (a.e. 2.a. (bkz: perûş). (f. edepsiz. yirminci. gök.) çıraklara. (bkz: büsut). (f. başsız. i. cılız. (a. (f.zf.) çok.s.s.) küstah.i. eğri.a.i.s. kolaylıkla gibi. (f. (f-b. (bkz: bi'set-i nebeviyye). ziyâde.i. (a.bî-sebeb bî-seher bî-semen bîser.b.b. (a. (bkz: besmele). adıyla. (f.b. Çin'de yetişir zehirli bir ot. değer.b.) sebepsiz. (f. (f. düzensiz.b.) başsız. çarpık.).s.b. . gökyüzü.b.) boğazlanmış. çok tembel. (a.zf.b.f. (f. intizamsız. arsız.zf.s.) kıymet. bîsere bî-ser bî-ser ü bûn bî-ser ü pâ bî-ser ü sâmân bîserâk.) salhane.i. bıldırcın otu denilen.s.) sivilce. boğazlanmış hay (f.i.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır.) vücudu sivilceli olan [kimse].s.) yatak. Peygamberimizin gönderilişleri. (f.) kesilmiş. (f. savruk.s. (f. (f.) yirmi 20 (f.) gönderme. (a. (f.) mercan [taş].s. (f . döşek. (f.) sabahsız. utanmaz [adam].) ["bi+ism" den] ismiyle. bîstümîn bî-sûd bisut bî-sükûn bîsütûn Çetr-i bîsütûn bisyâr bisyâr-ber bisyâr-gû bisyâr-husb bisyârî bisyâr-kes bîş (f.) durmaz. (f.s. bismil-geh bismillâh bismil-şüde bisr bisre bisBi-s-suhûle bism-i şâh bi-s-suhûle bîst bîstâh bistâm bistâr bister bîstgânî bistûh bistüm. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ. bîserek bî-serân bi'set bi'set-i Muhammediyye bi'set-i nebeviyye bism bismil bismil-gâh.) çok konuşkan. ne cesiz.s. (f. ipe sapa gelmez [söz. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret.b. 2. (f. hayvan kesilen yer.) âciz.i.s.. (a.a.b. (a. faydasız.) çokluk.s. beceriksiz. v.s. bol meyveli.) 1. başıboş olanlar.b. çok kimseyi tanıyan.s. hareketten kalmaz. âşık Ferhad'ın.) suhuletle. (a.a. (f. hareket]. (f.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar.) 1. (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.) boş. durmayan. artık. zayıf [adam].

küskü.s.s.e. 3 kuvvetli.s. bişkel.) adı sanı belirsiz. değiştirerek. sabrı tükenmiş. *kesîn. (f.) yüksek fiatlı. akıllı. (f. (f.) 1. pahalı.s. saygıdeğer kişi. bişkele. 2.s. (f.i. saçı. tanzîm ederek. işe düşkün. 2. meşelik.s. sabırsız.b.s.a.kelimeleri zarf yapar. benzersiz.s. (bkz: bî-mecâl). (f. (bkz: bişkel. esir. çevik. (bkz: galî). (f. (f.i. (bkz.) utanmaz. idraksiz. (f. (f. ihtiyatlı. (a. çiçek. (f.b. kim. [eti panzehir olarak kullanılırdı]. 5. Allah.a. fazla ve eksik. sayısız. (f. burgu.a.a. (f. tutuş.a. fr. kıvırcık saç. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı]. bişkene (f. (bkz. 2. becerikli. balyoz. eğri anahtar.i.s. kusursuz. yorgun. 3. meşelik. (f. tanzîm ile. (f. beşaret). i. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap.i. koyu şıra.b.sazlık.b.) perişan.) buruşuksuz.) 1.).zf. heybetli ve muhterem. 3.) 1. h. bişkene). dermansız. kasavet. tasa. bişkele).b.i.s.i. (f.s. (f. gaseyan. (bkz. şekilsiz.i. amorphe. (bkz: bî-gümân).) şüphesiz. (a. (a.). kusma. tedbirli.s. 4. 2. kıymetli.s.) şüphesiz. düşüncesiz.) kuvvet ve iktidar sahibi. varyoz. zool.) 1. 2. 4. s. kendi gelen..) şuursuzca.) daha fazla. benzeri olmayan. uyanık.) bitkin bir halde.a.a.) ormanlık. eksiksiz. i. . (f.) lekesiz. 2. değerli. (f. düşünmeden. 2. (f.b.) 1. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. asalak.s.) sığıntı. (f. gıda.) -ile.b. (f. tutsak.) 1. (f. eksiksiz.i. bişâret bîş-bahâ bîşe bî-şebîh bî-şekk bî-şekl bî-şerm bî-şevâib bîşe-zâr bî-şikîb bişing bîşî bişkel bişkele bişkene bişkûfe bişkûh bişkûl biş-mûş bişpûl biştâm bîş-ter bî-şübhe bî-şümâr bî-şuûr bî-şuûr-âne bitBi-t-tagyîr Bi-t-tanzîm bît bî-tâ bita' bî-taayyün bî-tâb bî-tâb-âne bî-tâbî bot.) takatsizlik.i. 2.) kuvvet. (f-b.) 1. ederek mânâsına gelip. pek çok. kaya koruğu.) kusursuz. (f.a. kazma. halsizlik. sazlık.) şuursuz. (f.zf. (bkz: tufeyli). (f.) fazlalık.b.) 1. (a.b.a. 3.s. i. (bkz: şü-kûfe). (f.b.biş-i behâr bîş-i mûş bîş ü kem bî-şâibe bişâr bişâre. (f. rastık. (f. tutan ve saçılan şey.s.) hadsiz.) bitkin. gümüş kakmalı işlemeler.) orman.s. halsiz. fareye benzer küçük bir hayvan.i.s.).) fels.i. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. 4. bot.e. (f. bıldırcın otu ile beslenen bir fare.i. dağınık. gam. uzun boylu [adam].i. i. altın. daha çok.

*etkileyerek.zf. bi-t-tasmîm (a. (bkz: bevân.) tahkik ile.zf. gecele-yiş.) Allah'ın takdiriyle. bi-t-tedrîc (a.zf.i. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a.cü.) tevkif edilerek. bevvân). bîvâre (f.) güve. geceleme. araştırarak. 2.) te'sir ederek. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a.) hurma çiçeğinin kapçığı. bi-tamâmihâ. garip.) etrafıyla.) güçsüz.a.a.b. (bkz: bîver).a. bîtet). tomurcuğu. bityâr.i.b. uygunsuz.a. bî-vakt (f.s. tahkik ederek.) tedbirsiz. talaş.s.) tarafsız. nâ-bemevsim). .s. tamamen).zf.) kurarak. hakkı ve kanunu çiğneyerek.) takatsiz. sıkıntı. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi. bevâbet). bî-tâk (a.a. uzun uzadıya. ayırma yoluyla.) teşvîk ederek.c.) vakitsiz. bi-t-teşvîk (a. rastgele. zf. zf. takatsiz.zf.zf. günahkâr. bi-t-tarîk (a.zf. bî-tâil (f. tutuklanarak. bi-t-tahrîk (a.) zulüm ile.i. güçsüz.zf.zf.) tecrit. eksiği olmayan.a.zf. teşvik ederek. (bkz: beytûtet. keder.s. bi-tarîk-il-evlâ mant. menfaatsiz.) faydasız.) kusuru. bî-tâkat (f.). bîte (a. bi-t-tahkîk (a.s.i. bî-tarafâne (f. bi-t-tesâdüf (a. bivâbet (a.a. tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına. oynatarak.zf. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın. dayanılmaz.) yoluyla.) geceleme. tasarlayarak. bi-t-te'sîr (a.a. boş.i. (bkz: beytûtet.) tesadüfen. hepsi.s. tabîî olarak.) derece derece.a.s.s. bî-takvâ (f. nâ-be-hengâm. bi-t-teâdî (a. aforti-yori. bi-t-tarîk-it-temsîl (a.) "onbin" sayısı.b. bi-t-tamâm (a.) tarafsızca. ebvine). bi-t-tafsîl (a. gece kalma. büven. bîv (f. bi-t-tav' (a.i. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul.i. (bkz: takat). bitke-i haşeb tahta parçası. bivân (a.) sivrisinek.) ibâdetsiz. hareket ettirerek. bî-taraf (f.s.) tahammülsüz. bi-tamâmihî (a. (bkz: bit-tişvîk). kesilen bir şeyin ufak bitke (a.zf.zf.) 1. işe yaramaz.s. bî-tedbîr (f. (bkz: bi-t-tahrîk2).) âciz. kesinti.) istek ile. biûza (a.bî-tahammül (f.i.) tamamıyla. kışkırtarak. bityâre (f-i-) elem.b. haydi haydi. kimsesiz. azar azar.zf. bîvâr (f.) tabiatıyla. kışkırtarak.b. bî-taksîr (f.) ufak parçalan. bîtet (a. (bkz. bi-t-tevkîf (a.s.) gece kalma.zf. (bkz.) tamamıyla. cü. bitlâb (f. çaresiz. poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde. bi-t-tab' (a.) benzetme yoluyla. (bkz: bi-tamâmihî. bîte). bi-t-tavassut tediye eko. bi-t-tavassut kabûl eko.

eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. (f. . 2.bî-vâye bîvâyegî bîvâz bîve bî-vech bî-vefâ bî-vefâyî bîvegî bî-vend bîver bîve-zen bî-vukuf bî-vücûd biya' biyâet biyâh bizBi-z-ziyâre Bi-z-zikr Bi-z-zarûre -bîz Fitne-bîz bizâ' bî-zâd bîzâr bîzâre bîzâre-i bîdâre bîzârî bi-zâtihi Müteharrik bi-zâtihi bizâz bî-zebân bî-zeneb bî-zer bî-zevâl bizh bizişk bizişkî bî-ziyâ bizlâh bizle bizle bi-z-zarûre bi-z-zât bornûz bostân (f.) 1. tarayan.) -e. (f.) 1.) gündelik elbise.s. bûstân).i. sermedi).zf.) pejmürdelik. kendisi.s.i. (f.) hekim. nasipsiz.s. (f. şaka.) lâtife.b. (bkz.) kollu ve başlıklı hamam havlusu. kabul.b. 2.c. bi-z-zevât) kendi.i.) ziyâsız. sermed.i. câvid. entrikacı.i. (f.) gadir.) zool. altınsız.s. (a. al.) sebebsiz.i.i. (a.a.a. (bkz: beyâh). (f. (a.) zahîresiz. (f. kuyruksuz.) kocasız kadın.i. (a. fitneci.zf) kendiliğinden.) dulluk.zf.b.) 1. anoure. (f. (f. ziyaretle. (f.s.) rahatsız. bîvâr). câvidân. kıyafetsizlik. (f.e. dul.b.b. (bkz: bi-n-nefs). c. perişanlık.s. biyâât) satılık mal. büzûzet)..i.) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara. küskün. (bkz: bi-cişk). kavun karpuz. (bkz: bezâzet.) kiliseler. (a. cerrahlık.). (bkz: bezle). cimri.a.s. ile. (f. (f.) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma. (f.i.b.i. (f. geveze [adam]. bürnüs).a.s. (f.c. vefasızlık. yarasa.) durmayan. âşık hilesi.) zevalsiz.s. (f.b.a. büyâh) ufak balık.i.) hekimlik.a. (a. karanlık. fr. (f. bıkmış.) hîle. (bkz: huffâş).i.b.) . usanmış. hayırsız.a.b.b. doktor.) eleyen. (a.b.a.s. otomatik. -rek mânâsına gelip.s.) dul kadın.b. küskünlük.i. zikrederek. (a. (a.s.s. bî-zebânân) dilsiz. mahrum. (f. (a.) vücutsuz. desîse. hasis.i.s.s. (bkz.b. (a.c.kelimeleri zarf yapar. çenesi düşük. (f.i. sonu olmayan. (f. (a. (f. kendi işler. (f. (a. azıksız. (bkz: savâmi).) bezginlik. zarurî olarak. (a. bîa'nın c.i.i.) vefasızlık. ışıksız.s.) vefasız. (f. dönek. muvafakat. (bkz: ebedî. (f. kalburdan geçiren.s.) ister istemez. (bkz. 2.) behresiz. sebze bahçesi. gibi.) fakirlik.i.b. pinti.

şiddetli sel.i. (f.i.) baba.i. ağır ve pahalı ev döşemesi. uzaklık.i.) kin. (f. bostâniyân bölükât-ı seb'a bû bû buâk bûb bûbürd. (f.) saha.i. turna kuşu. selva). (bkz.) 1. bıldırcın. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını.) koku. fr. elsıkılığı.) 1. (t. (bkz. (f. longueur de tangente.i. çil [kuş]. gidilen yolun uzaklığı. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu.i. râsıdın gözünde meydana gelen açı. şiddetli ses. buğu buhara mensup buğu ile ilgili (a. bostancılar. astr. anat.i. râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında. pintiler. nefret.) cimriler. (a. omuzda. (bkz: bûy). 2.b.geo. (f. ba'hl. (a. fr. 3.b. astr.) orta yer. bâgi'nin c.i.) kucakta. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü. göze arası boşluğu. var yok.b.) insanın bütün malı ve eşyası.i. 2. buhûl). boy u t.) küçük deniz. bahîl'in c. hezâr). varsayılan uzay. alan.) varlık. (bkz: adavet).) ıraklar. uzaklar. göl. (a. 2.) koku satan.a. haykırış.i. eb'âd) 1. (f. mat.) leş yiyen kuşlar. (a. fr. dis-tance polaire.i. espace intercellulaire. tamahkârlar. anlama.) 1. varı yoğu.i.) erkek kurt.i. çakır doğan. kutup uzaklığı.) 1.) 1. fiz. (baîd'in c. avlu. (a. distance zenithale. . sevmeme. fr. 2. (bkz: eb).) bülbül (bkz: andelîb. serkeşler.) haksızlık edenler. (f.i.i.i.i.i. distance focale. *açı uzaklığı.c. başucu uzaklığı.) cimrilik. saha. (a. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı. pintilik. 'teğet uzunluğu. top.i. anat.' (a. meydan. (f.i. âsîler.) semizotu.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı. distance angulaire. (a. fr. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler.) l. odak uzaklığı. (a.i. (a.i. astr. ansızın gelen yağmur. mat. fr.i. 3. aralık. (a.i. erkek baykuş. (a. bûhe buhak buhalâ' buhâr buhârî buhayre buhayre-i dem'iyye buhbûha buhl buhle saray teşkilâtında. (f. gözyaşı pınan. 2. (a. 2.bostâncıyân. can sıkılma. 2. (f. bûbürdek bu'd Bu'd-i mesâfe bu'd-i beyn-el-hücrevî bu'd-i mizvâ bu'd-i mücerred bu'd-i nîreyn usûlü bu'd-i kutb bu'd-i mihrâkî bu'd-i mümass bu'd-i müzevvâ bu'd-i semt-ür-re's bûd bu'd ü nebûd bu'dân bûdene budha budû' bûd ü ne-bûd bû-fürûş bûğ bugas bugat buğrâ buğz bûh.

yaz mevsiminin en sıcak zamanı.s. (bkz.i. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı.) sebzeler. buhrân-ı mahmud buhrân-ı redi' buhrân-ı vükelâ buhran sühûneti buht buht buhte buhtû. 2 . deprem. bağırsak. (f.i. (bkz: bahte). dağınık. bûme bûm-i musîbet bûm bûmbâr. memleket memleket.c. bûmhen). kabine buhranı. baykuş. ebhur). obur. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen. buhl). yalan söz. leke. (bkz: ra'd). (bkz: ferzend. iki hörgüçlü deve. otlar.i. (f. (a.).i. (bkz: bahl. 2.h. (a. tabîat. (a.i.) yer yer. izinde olanlar. fr. ("ku" uzun okunur. kalabalık. büyük yapı. belâ. huy. (f. kıyma. tütsülük.i.) zool. bıka') 1. bürûm.i.i.i.) ses kısıklığı. yurt.i. (a.i. cyclamen. karışık bir hâl alması. fiz. bür'ûme).) 1.) çok yiyen.i. (f.i. (f. sıçan büyüklüğünde bir hayvan. 2. bakl'in c. (a.) 1. toprak. ebhâr. kriz. ülke.f. meç. (a. nöbet.) oğul.) 1.s. yer.i. 2.i.i. düşüncesini. buhtûr Buhtunnasar buhû' buhûh buhûl buhur buhûr buhûr-i meryem buhûr-dân bûjene buk buk'a buk'a buk'a bûkalemûn bukkarî Bukrat bukratî bukratiyyûn bukta bu'kûke bu'kûket-üs-sayf bu'kûket-üş-şitâ' Bukul bu'le bûm.i. 2. siklamen.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda. yeşillikler. 3. bûnbâr bûme bûmehen. yer.) cimrilik.) 1. ("ka" uzun okunur. hastalığın en ağır zamanı.) gök gürültüsü.) 1.i. (a. (bkz: bihâr. kalabalık. tavşankulağı. (a. baykuş. düdük.) 1. güruh. i.zf. (bkz. belâ baykuşu. perişan. mahdum). pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek. (a. (f-i-) 1. a.c.) denizler. . konca. (a.i. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse.) tütsü.buhrân buhrân-ı ceyyid buhrân-ı kâmil. cemâat.i. sürülmemiş tarla.i. (a. koyun bağırsağı. âfet.s.) alçakgönüllülükle hakkını isteme.s.) 1.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar. (a. 3.i. bahr'in c.i. (f. (a.) zool. (a.) izdiham.) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis. yer sarsıntısı. 2. a.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait. (a. meç.) boru. (bkz: ekûl). hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet. henüz açılmamış çiçek. hastalığın fenalaşma nöbeti. toprak. 2. bot. s . (a.h. (bkz: bahûr-dân). (a. 2. tomurcuk. benek.) zool. musibet. bir işin tehlikeli. onunla ilgili. (f. kışın zemherirdeki hali. kritik sıcaklık. bûmehin (a. 2. (f.

öpme ve kucaklama. temizlenmiş koyun bağırsağı. [Seretan. 3. f. kolay.i. burç). uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu. meç. tüfek kurşunu. 2. Yunus. (bkz: ber-zûg). Mizan. etek öpen. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi. Cevza. Sevr. fr. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı.bûmhen bûn bunduk. Esed.) çok cins olan dişi deve. bûmehîn). (f. i. kızıla çalar at.) 1.) 1. 4.h. etine dolgun delikanlı. sülün.s. (a.i. (a. (a. Hz. sulu burç. (a. burûc) 1. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr. 3. (a. astr. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır].) bıyık. (f.i. (a.s. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.i. Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek. (f. auphin. 1) Sünbüle burcu. güzelin ağzı.) bir altın para. Arslan takımyıldızı.i.b.i. Terazi (Aquarius) burcu].) fındık.s. Akrep.s. (f-i-) öpme.) bulgur. ufak ve yuvarlak tane. (a. kuleler. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. bûmehen.i. (a. Hut (Balıklar) burcu]. 2. astr. Esed (Arslan). dip.i. burc'un c. (f.i. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri. çölde çukur biçiminde yapılan ocak. . (bkz. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir.) parmak boğumu.) 1. Delv. hisar çıkıntısı kule.i. Akreb.) Hz.) hasır. 4. Cedy. hedef. (a.i.i. Bağdat şehri.hasırcı. (a.i. öpücük. bunduka bunduk Bundukî bundukiyye bûr bûr Burâk Burak-ı Cem bûrânî burbûr burc burc-i âbî burc-i âteşî. Kavis (Yay) burcu]. 2.) 1. (a. fıstıkî renk.c. Sünbüle. [Cevza (ikizler).i.) yüksekte bulunan nişangâh. haşlanmış buğdayın döğülmüşü. doru. i. nihayet.) 1.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği. (bkz: büste).i. (f. [Hamel. (bkz.i.) öpen. Kavs. yuvarlak bina. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde.s. [Hamel (kuzu). (bkz. çukur. (f. 2) Arslan burcu. delikanlılık çağındaki neşe. 2. zool.) 1. Seretan.i. kale. (Güneş medarının) on iki burcu. burc-i âzerî burc-i bâdî burc-i eşref-ahter mîzân burc-i Delfîn burc-i evliyâ burc-i hûşe burc-i Süreyya Burc-ül-Esed burcâs burcuma bûre bu're burha bûriyâ bûriyâ-bâf burûc burûc-i isnâ aşer burût Burzag bûs. (a. i.i.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse. öpüş.) hasır dokuyan. 2. (a. 3.) Tatar oku. rahim.) . nebat şekeri. (f. teberzed). (f.i.) hisarlar. bûse bûs ü kenâr -bûs Dâmen-bûs (f. ateşli burç. havalı burç.i. 2. i.

toplayan. dal ve yapraklan yerlere yayılan.busat bûse-câ bûse-çîn bûse-gâh.b.) şapırtılı öpüş. bûse-geh bûse-lik bûselik-nevrûz bûsende bûse-rübâ bûse-şikesten buseyle bûse-zen bûs-gâh bûsî Dâmen-bûsî Dest-bûsî bûsîde bûsîden bûsîr bûsiş Busm bûstân bustân-bân bûstân-efrûz bûstân-fürûz bûstânî bûstân-pîrâ bûstân-serâ busu' bu'sûsâ bûş butayn butayn-i eymen butayn-i eyser bûte butha butîmâr butlân butlân-ı da'vâ butu' (a.i. (f. öpme. keçe yaygılar. bûse-çîn).i. bûse-geh).b.i. (f.s. 3. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot. (a. (f.) bostana ait. el öpme. (a.b. sol kanncık. dâvanın esassız. bahçe. sebil v. kuyumcu kalıbı.) öpecek yer.b. hücre. tatarcık. (f. (bkz.m.b. (a. (f. bâtıllık.b. (f. (f.i.) "bahçe süsleyen" bahçıvan. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen.) öpülmüş. soğancık.i. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif. (f.s. (a.i. (f. öpen. (f.) bahçıvan. 2. (f. .i.i. muz.). g.) şapır şupur öpüş.s. döşekler.) öpen. (a.i. s.i.) bot. bûstân).b. boşluk. (f.) öpme. (f. (bkz: bûse-rübâ).) kanncık. kapan.) öpülecek yer.i. (bkz.i. öpücük toplayan.) -öpücü. (f. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip. öpücü.i. pûselik).) zool. (f.b. bûstân-fürûz). etek öpme.b. anat.s.i. alan. (f.s. (f.) terler. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer.b. çürüklük.). boş oluşu.i.i. küçük karın veya göz. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap. (bkz.i. (bkz. çeşme. haksız. sağ kanncık. beyhûdelik.) hastalanan koyun.) buse.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık.) bahçe içinde bulunan köşk. (f. Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri. (bkz.i.) 1. (f. bisât'ın c. (f. (a. busende).) iyi huy. katmerli horozibiği denilen bir çiçek.i.) buse.) 1. (bkz: bûse-gâh. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş.) ufak ve parlak bir böcek. geç kalma. gövdesiz ve kısa saplı nebatlar.) kilimler. (bkz: bostan. öpücük alan.) bot. anat.) bot.b. pota. basî'in c.) gecikme.i.s.i.) öpülecek yer.b.i.i.b. 2. butûl). (a. kökünden çıkar çıkmaz. çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen.i. mezartaşı.) öpmek.i. (f.b. (f. minderler. (f. (f. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden.

2. 2. (a. (f-b. 2.) ağzın iç tarafı. (a. en değerli. (f.) koklamak. pay. 2. 2.) budala.i. 2.) 1.s.) özleme.i. en kıymetli olan şey. (a. nasip. tamah.s.) 1. palazı. karanfil.) 1.i.) 1. (bkz: büdâd. çiçeklerin kokusu. i.) tarçın. tilki hayası. bûzine.i. eşlik. ümit.) oturma [bir yerde]. akılsız.b.i. 2.m.) 1. son. hisse. ayrılma. (a. şer. (f.i.i.) Azrail. bûznîne buzm buzra bü-bü' büc bücâl bücc bücdet bücr bücriyy. son. (a.) kuş yavrusu. (bkz: tebâüd). (f. (bkz: zevce). (bkz: büdde). 4.i.i. (a. (f. ateş koru.) çavuşkuşu. (f. (f. (a. uzaklaşma. 2. batn'ın c. ibibik kuşu. tabiat.) anat. karınlar. pay.) ilim. (f. beyhûdelik.) 1.) bot.s. nihayet.butûl butûn buûle buûlet buus.) âfet.i.) kokululuk. soylar.i.i.i. (f. rûh'un kokusu. bedîl'in c.i. nasip. buûs bûy bûy-i ezhâr bûy-i ruh bûy-i ümîd bûy-i vefâ bûyâ Buyahyâ bûyçe bûy-dân bûy-dâr bûye bûyî bûyîden bûyiş bûy-perest bûysûz bûzâr bûzîdân bûzîne. (f.) 1. çürüklük. nefs.) tuvalet çekmecesi. (f. avurt.i.b. (bkz: tebcîd). (*umut kokusu) ümit belirtisi. 3. (f. eş. hisse. biber. encam). aşık kemiği.i. koku.) bot.i. umma. 5. (bkz: butlan). (f.) anat. vazgeçme. (a. başak. nasip. (a. (f.) boşluk. (f. (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi. .i. beç büd büdâd Büdalâ' büdbüdek büdd büdde (a. bön kimseler [müfret olarak kullanılır. (f.i. bücül bücûs büç . (a. (a. fena. (bkz: büde2).i.s.s. 2.) keçi.) kankocalık. (bkz: zügal). üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası.i. gözbebeği. nesiller. (f.) av köpeği. huy.i. sevgi. 2. (f. (f. sahip. pay.i. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. (a.) kadın.) kokulu. (a.i.) 1.) kokma.i. topuk kemiği. (bkz: hüdhüd).) sövme. bücriyye bücûd bücûl. musibet.b. (a. sersem.) buhurdan. belâ.i.) 1. kötü. (f. kimyon ve benzerleri gibi baharlar. (a. bilgi.i. nihayet.) güzel kokulu.i. kısmet. vazgeçme. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz]. yokluk içinde bulunma. meç.i. 6.) 1.i. (f i) maymun. maşa.i. şaşılacak şey. (bkz: şetm). (a. sarmaşık [ot]. kömür.

(f. (bkz: behlûl). (f. himmeti. (a.) şehirler. bodur. meç. bihâmât). bühüm. yüce.) beliğ olanlar. bühtüre Bühûr bühüt bühüvv büjhân büjmeje büjûl bükâ' bükâ-yı sürûr bükâ-yı şedîd bükâ-alûd bükâ-engîz bükât bükm bükre bükse bü-l-aceb bü-l-acebî bü-l-acebter bülâlet bülbül bülbül-i genc bülbül-i nâlân bülbül-i şeydâ bülbülân bülbüle bülbülî büldân bülega' bülehâ bülend bülend-ahter bülend-âvâz bülend-bâlâ bülend-bîn (f. belâbil) güzel öten mâruf kuş. gözyaşı dökme. çılgın bülbül. (a.) ağlayanlar.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar. aşık kemiği.) 1.) çok acayip. ışıklı. 3.s. belde'nin c.) 1. iller.) yıldızı yüksek.) yaşlık. şarap.) kaya keleri. 2.) 1. (bkz: andelîb. behût'un c. imrenme.s. (bkz: belend).i.i.s. (f.s. bâkî'nin c.i. . talihi uygun.s. iftira. a.i. (a. (a.) hızla geçme. kertenkele. ("ga" uzun okunur.) 1. yalan. yalan.b.) yüksek. ağlayan bülbül. behve'nin c.) ağlatıcı. belagat sahipleri.i. çok hırslı.i.b. ıslaklık. (f.) ahmaklar. belîğ'in c.b. 2. iftira.) yüksek ses. geniş yer. (a.c. renkli deri.i. (bkz: behme). ağaç kavı.) sık sık soluma. (bkz. behv.i. (a. c. bihâm. bir çeşit zerdali.) uzun boylu.s.i.) 1. hezâr).s. hüngür hüngür ağlama. memleketler.b. 2. (a. behlel). (f.) emzikli su kabı. çok tuhaf.s.i. haykırma.c. yer altındaki hayvan ahırları. (a. (a.i.b.) sabah. (a. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar. (f.s. (a.) çok acâiplik.) ağlatıcı. (a.s.b. (a.) kısa. 4.s.s. ileri geçme. (a. saksı. 3.). (a. soluganlık. (a. (a. erken.i. (f. beld.s. 2. misafir odaları.i. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi. (bkz.s.) aydınlık. budalalar. (a. bülbül'ün c.i. çok tuhanık. gayreti büyük. (a. kadeh. [doğrusu "belend" dir].) 1.) topuk kemiği. sevinçten doğan gözyaşı.i. begas). 3. (f. tan yeri. dere içindeki çayırlık ve sazlık. maşa.) ağlama.büde büdün büdûr bügas bühlel bühlûl bühme bühr bühre büht bühtân bühtür. (bkz: bü-lûlet). (a.) bülbüller. bedene'nin c.i.). çok şaşılacak şey. (f.s. (bkz: bâmdâd).i.i. 2. kesik kesik soluyuş. (a.i. baykuş. 2.i.i. (bkz: büd2). (f. ebkem'den) dilsizler. (a. kaydırak.).b.) kurbanlık develer. (a.) son derece şaşılacak şey. 2.i. (a. kiremit parçası. seher.) 1. (a.

Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir]. (f. himmeti. son.b.s. (bkz: bel'ûm).) çok kuvvetli.). (f.b.s. (a.) 1. münasebetsiz söz söyleyen. kök.) yüksekte uçan. isteği çok kimse.) büyük. sapı.b.s. (f. bül'um bül-vefâ bün bün-i bagal bün-i bînî bün-i câh bün-i hisâr bün-i hûşe bün-i nâhûn bün-i rân bün-âver bünbek (f. yaramama. (bkz. çöl.) kavga. (bkz. (f.) yaşlık. i.) daha yüksek. varlık.) her şeye istekli olan. (bkz. 1) tırnak kökü.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün.i. allık.b. maymun iştahlılık. (a.s.s.) boşboğaz. bül-heves). belâkîk) düz ova. (bkz.s.) âciz.s. dip. i. (a. koltuk altı. (a.c. yorgun olma. gayreti. erginlik.i. 2) acele.a. (f.) dangalaklıkla.) esas.s. (bkz. 2.b. (a.b. kendinden büyük işlere karışan [kimse].i.b.) büyüklüğe eğilen.i. (f.) aklına geleni yapmak isteyen.b. yerleşmiş. her şeye istekli. (f. (a. burun ucu. (f.i.i.b.zf. kasık.s. (f.) boyu uzun ve biçimli olan [adam].b. kalenin dibi. (f.) geçinmeye yetecek kadar olan şey. çalışması yüksek olan. ["belûkka" şekli de kullanılır].i.zf. (bkz: bülâlet). (f. beceriksiz. h.s. (a.a. (a. (f.s.) geçinecek kadar şey. boşboğazlıkla. ["benbek" de doğrudur].) maymun iştahlıcasına.) en yüksek. rütbesi yüksek.i.i.b. (bkz: benbek).) hançere.i. bâlâ-pervâz).s.i. .) dangalaklık. kargaşalık. keyfine buyruk.i.) "yüksek uçan" izzetinefis. i. Bülûcistan halkından olan. (f. algune). (f.b.b.) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı. (f.). (a. temel.) sebatsızlık.b.a. (a.i. (f.) köklü. maymun iştahlı. horoz ibiği.s.b.) iyi çalışır. kuyunun dibi. Bülend-bîn). f. ilâçlı hap. ("gu" uzun okunur.b. bülgâme). serv endâm).) çok vefalı. (a. belûl). (f. (f. boşboğazlık. ıslaklık.s. reşîk. üzüm çöpü.s.) payesi. nişan. gırtlak. (bkz.i. 3. (bkz.i.) erkeklik yaşına girme.b.bülend-girây bülend-himmet bülendî bülend-iktidâr bülend-kadd bülend-nazar bülend-pâye bülend-per bülend-pervâz bülend-ter bülend-terîn bü-l-fudûl bü-l-fudûlâne bü-l-fudûlî bülga [Bülgat-ül-ehbâb bülgâk bül-gâme bülgat bülgune bül-heves bül-hevesâne bül-hevesî bülû' bülûc bülûg bülûh bülûkka bülûl bülûlet bül'ûm. (f. onur sahibi.) yücelik. yükseklik. (f. (f.

(f. (a. sabırlı. evlâtlık. . berâcim) parmak boğumu. 2. beden. bot. fr. törpüden çıkan kırıntı. duvar. (a. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata. aba. sağlam yapı.i.s. zulüm yapısı. (a. buru').i. (a. (bkz: bündâd).) bünyeyi kaldıran.i. hoş kokulu bir çeşit kabuk.i. (f. yapılış. vücûdu canlandıran.) uysal. (a. (a. yer.) bünyeye ait.s. tahammüllü. set. çubuklu kumaş. 2.i.b. destek. (a. Hz. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı. duvar . sağlam yapı. destek. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı. bir şeyin aslı.i. (f.) 1. (bkz: ber'. asıl. (a.) büyük bayraklar. 2.) isimlere eklenerek "götürülmüş.) 1. (bkz: bünlâd). birinci yapı. dut ağacı kabuğuna benzer.) içine para.i.) 1. (a. ağırbaşlılık. bina. götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar. bot. 2.) 1. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda. (a. esas. set. payanda.) bir çeşit çubuklu kumaş.. (f.i. sancaklar. ağırbaşlı. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.f. 2.) hek. ikinci yapı. bünye ile ilgili.b. (f.i.b. iç yapı. (bkz: bürûd1). muamma. bot.i. (a. vücut. 2. çizgili. [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır].) 1.s. (a.i. zengin. âşık gibi.) soğuk. temel. structure secondaire.) bilmece. 2.) hastanın iyiliğe yüz tutması. Kâab bin Züheyr'in. structure primaire. bina. fr. esas bina. bulmaca. (a.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. şey. hırka. (f. (f. f r. götürmüş.s. (f.c. (a. Hz. (f.i.s. asîl ve kibirli kimse. (a. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı. yonga. makbul bir Yemen dokuması. (a.i.s. yapı.i.i.i. Hadramut bölgesinde dokunan aba.) sabırlılık. kuruluş [doğrusu "binye" dir].i. hâlisi.) ev bark sahibi. temel. temel. payanda. bend'in c. sıkıntıya katlanan [kimse].) bina yapan. çadır. esas bina. structure interne.i. sıtma hastalığı.i. yapı.) 1. ağaç yongası.) oğulluk.bündâd bündâr büngâh bünk bünlâd bünn bünûd bünüvvet bünyâd bünyâd-ı kavî bünyâd-ı zulm bünyâd-ger bünyân bünyân-ı kavî bünye bünye-i dâhiliyye bünye-i sünâiyye bünye-i ûlâ bünye-hîz bünyevî bür' Bürâ' bürâd bürâye bürcüme bürd bürd-i Hazremî bürd-i muhattat bürd-i Yemânî bürd bürdâ' bürdbâr Bürdbârî bürde Kasîde-i bürde -bürde Dil-bürde (f.) yapı.) 1.

3. bürka'-fiken (a. avlu.i.i. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır]. [ötekiler Sinâniyye.) başıaçık.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. volkan. çember. ("gu" uzun okunur. tümdengelim.) yanardağ. bürku'). bürîdegî (f. bürkân (a.i. (a. örtü atan. bürkâniyyet (a. tül.) şiddetli azap. l.) kadınların örtündükleri peçe.).i. (bkz: hüccet).s. bürîn (f. İsa'nın mucizesi. ["be-rehne" olarak da kullanılır]. bürka').i.b. volkanizm. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı.i.i. kesilmiş ["kesmek. (f.i. kurbağa.i. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından].) müddet.) çıplaklık. yalın.b. tanık. bürka' (a.) boru çalan.) örtü açan. (bkz: berhûb1'2). bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman.s.i.) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil".i.c. 2. .. açıklayıcı. [en çok meyvalarda kullanılır]. bürîde-ser (f. çıplak. 4.b. uzun zaman. bürhe (a.bürdek bürehâ' bürehne bürehne-gî bürehne-pâ[y] bürehne-ser bürehne-sîne bürgu bürgus bürgu-zen Bürhân bürhân-ı katı' (f. duvar. sıkıntı. başıkabak. bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili. bürîde (f. alaca çekirge ["birkan" şeklinde bürkan de kullanılır).b. bürke-i lâcivert gökyüzü. 3. bürhânî ispatlayıcı. (f. (bkz: berku'. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati. (f.) göğsü. bürhân-türsî (a.) başı kesik. 2. s. berâgîs) pire. (f.beyaz tenli adanı.s. ("f.b. zool. Ramazâniyye.) yalınayak. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz.) kesilmişlik.) boru denilen bir müzik âleti.s.i. 2.) küçük bilmece.s. Cerrâhiyye. Bürhâniyye (a.i. f. yaşmak.i. çift. bürhân-ı limni mant. bağrı açık. berâhîn) delîl.b. az konuşan.i.i. Bürhân-ı mesîh Hz.b. volkanik. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz.i.) l. bürku' (a. ev ve kale kapısı. havuz. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra. mâni. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil. l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. (a.s.) jeol. Mıs-riyye].f. ispat. bürhûn (f. yüzörtüsü. martı kuşu. (f. dâire.s.) dilim. ufak göl [Arapçası birke dir]. (bkz: berku'. kemer. bürke (a. Uşşâkıyye. bürkânî yanardağa mensup.) 1. (a.c.) açık. borucu.

(bkz. (f.) 1. sarık.) soğukluk. akgünlük.) bostancı. Arapların üstten giydikleri bir giyecek. burna. 2. (a. 2. kollu ve başlıklı hamam havlusu. tomurcuğu. habîsa). burna.) genç. (bkz.s.i. (a. (a.) buğday. (bkz: bürâd).i. besâtîn. ağacın boylanıp uzaması. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması. bernâ.) el açıklığı. burût). (f. havanın soğukluğu.i.i.mendil. berk'in c. 2. bağ bahçe. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük. genç kız ve oğlan.i. 3. (a. bir çeşit kadın yeldirmesi. (a. (f.) 1. meydanda. yırtıcı hayvan pençesi. yiğit. (a.) 1. besr'in c. her şeyin tazesi.) 1. bürnâh. (f. 2. (a. delikanlı. bıkma. bot. (a. belirme. berânis) 1. bisâr) 1. bürnâh).) fındık.). (f.) genç.i.). (bkz: birsan). (a.) şöhret. bür'ûme bürût bürûz büslet büsr. delikanlı. (f. 3.i. i. akarların ve içilecek şeylerin. (f. (f.i.) mercan [taş]. (a.s. hasta iyiliğe yüz tutma.i. (a. ardıç ağacı meyvası.) 1.) bot.) tehlikeli yer. bürnâk).c.c.) 1. bornoz. büyük yılan.i. soğuk. keskin kılıç. yapılan muamelenin soğukluğu.c. i. 2.i. (bkz: bernâ. (a. (a. 2. birinin akranına üstün olması. (a. (a. aşikâr. bir şey haram olma. (a.i. 2.) küçük küp.f.i. keskin hançer. beddua. (bkz. bahçıvan. (bkz: bernâ.) keskin.i.b. berîke.c. (a. büsûr büsûr büsut (f.i. hüveydâ). hınta. fıstık zamkı. yiğit.) küstah. (bkz: berîk.i. büsre büssed büstâh büstân büstânî büste büstek.i. utanmaz. ağacın henüz açılmamış çiçeği. küpçük. besr). (bkz: gendüm. (f.) şimşekler. berâsin) 1.) çok soğuk.i.) ejderhâ.) lanet.i. (bkz: ber'. işten soğuma. 3.s. (a. (bkz: su'bân). edepsiz. bun-duka).i. yiğit. bilgi. ün.i. 2.i. bürnâk). (bkz: bunduk.s. (a.) genç. besâtûn) bostan.i. (f. i.i. delikanlı. (bkz.i. (a.s. kesici. habîs. bel kuşağı. ortaya çıkma.i. bevâh. 2. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. (a.i. (bkz: büstân). bur'). 3. develere vurulan bir çeşit damga.) bot. (a. civanmertlik. (a.s. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır].i. .) un helvası. ilenme. (a. büstec büstûka büsûk büsûl büsûl. ilenç.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü.s. insan eli. kamh).) 1.bürnâ bürnâh bürnâk bürnüs bürr bürrân Hançer-i bürrân Tîg-i bürrân Bürs bürsân bürsûte bürsün bürüm bürû' bürûd bürûdet bürûdet-i hevâ bürûdet-i muâmele bürûdet-engîz bürûfe bürûk bürûk bür'ûm. her şeyin ucu ve başı. 2.

satın almalar.s.) "keçi yürekli" korkak.i.b.) yok olma.) puta tapma.) 1. satılmalar.i. 2.) tohumlar. 2. f. 2.b. mıntıkalar. karınlar.c. (a.i. (f. (bkz: hurşîd. 2.i.i.i. (bkz: büzgale). bütan) sanem).) bot. (a. satışlar. heykel yapan. (f. büşterî büt büt-i perîneş bütân büteyrâ' büt-hâne büt-kede büt-lâl büt-nigâr büt-perest büt-perestî büt-perîveş büt-şiken büt-şikestî büt-tirâş büt-tirâşî bütû' bütûn büvân büveyz büyû' büyûd büyûn büyût büyûtât büyûz büz büz-i kûhî büzâk büz-bân büzbeçe büz-dil büzeyr büzgale büzîçe büzm büzûg büzûr büzûrât büzûrât-ı müteharrike (f.) peri gibi güzel.b.s. (bkz: heykel-tırâş).) hayran olan.) keçi.b. (a.i. 3. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam. (f.) puthâne. (f.s. ev kümeleri.) bölgeler. (bkz. (f. periye benzeyen güzel. bezr'in c. (a. (f. soylar. kurdeşen. put. (put îmalci.) put kırıcılık (f. sertlik.i. (f.s.) müjde.büş büşkânî büşrâ büşter büşterem. putlar.) küçük keçi. heykel yapıcılık. (a.) yumurtalar. çelîpâ. (f. (f. (f. (bkz. dağ keçisi. (a.) 1. çadır direği ["bivân" şekli de vardır]. s.b.i.) put kıran. Güneş. (a.i. tohumlar. çıkma. büşter).) keçi çobanı.i. 3 . (f.) puta tapan.). kesin karar ve tahammül.i. (bkz: teys). uzaklaşma.) bot. (a. beyâd.s. s. at yelesi. ovule. yumurtacık. (a.i. bey'in c.i. sabah. 2. şaşa kalan. zoospor. 1. eksik. (f. asilzade aileleri.b. (bkz: büzbeçe).) put. beyz'in c.) 1.) putçu. 2. taneler.i.) 1. (bkz: bîd. nesiller. (a.) portreci. fr. salya.) satmalar. (f. (a.i. olan büzûr'un c. büyût'un c.bîn'in c. bezr'in c. (a. (f.i.) 1.) 1.i. beydûdet).i.) oğlak. (a-i. 3. (bkz.) biy. (a i) 1. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık.i.i.) tükrük.b. (f. oğlak. .i. güzel.i. beyt'in c. güzeller.) 1. keçi yavrusu. (a. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak. kâhkül.s.i. s. kuvvet. mebhût). 2.i. bot. (bkz.b. doğmaya başlama. doğru rey.) hek.i. (a. mihr.s. şems). 2. noksan.) put. ebvine) direk.b. asîl kişiler. batn'ın c.).b.c. (f. ("ga" uzun okunur. (a. puta tapanların ibâdet ettikleri yer.b.) puthâne. (bkz: sa-nem-hâne). (f. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri. sevinçli haber. 2. sporcuk.i. beyt).) doğma. (a.i.i. kesilme. taneler.i. (bkz: büzûr).b. (f.i. (a.

saygıdeğer [kimse]. büzürgân) 1. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur.s. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra.i.c.) kabuksuz sümüklü böcek. kebîr). bizâz). pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir. işret yeri. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî.i.b.s. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır. donanım boştur. mekân.) l.) büyük. (f. üstbaş döküklüğü. kıyafetsizlik.) pejmürdelik.b. saygıdeğerlik. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. Güçlü birinci derecede.i. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır. muz.s. büyüklük.) kişioğlu. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur. ulular. muz. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip. pintilik. (bkz: azîm. ulu. muz. büzürg'ün c. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva. 2. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam.) büyükler.i.b. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip. muz.) yüksek fikirli. gönül açıcı yer. C câ câ-yi behiştî câ-yi dil-nişîn câ-yi işret (f. (a. reis. ihtiyar. kıyafet perişanlığı. i.b. (f.) gönlü yüce. (f.i.b. (f. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür.) büyük. başkaca bir arızası yoktur. büyük. (f.) büyüklük.büzûzet büzûzet-i hâl büzürg büzürg-gerdâniyye büzürg-geveşt büzürg-mâye büzürg-nevrûz büzürg-selmek büzürg-şehnâz büzürgân büzürgâne büzürg-dil büzürgî büzürg-meniş büzürg-sâl büzürg-vâr büzürg-vârî büzürg-zâde büzzâka (a. perişanlık. (f. .) ululuk. ululuk. cömert.b. (bkz: bezâzet. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip. (f. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. mevki.i. cennet gibi yer.) yaşlı. yer. ulu. şef. muz. muz. muz. (bkz: azamet).zf.s.s. eli açık. cesîm. ulu kimseye yakışacak yolda. (f. 3. (f. içki içilecek yer.s. (f.

1. işlenmemiş [toprak]. 2. 3. (deve kıvırcığı) meç. s.zf. çâplûs). 2. (a. harap. i.i. cebr'den) 1.) kıvırcık [saç]. tas.i.i. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir. büyücü. 2. (a. . aba. (a. (bkz.) kuvvetli.) 1.) kıvırcıklık.i. (f. sığınılacak yer. (bkz: çâlbûs.i. 2. cadde cadde cadde-i kebîr câdî câdî câdib. (f. câdise câdû câdû-fen câdû-ger tereddüt edilecek nokta.i.s. (a. güzel yazı.i. (bkz şâh-râh). arapsaçı. çalışkan. (kırılan. (f. çok güzel göz.i. (bkz: mücbir). (a. (f.) 1. (bkz.s. (a. 3. (a. 2. 2.câ-yi iştibâh câ-yi mülâhaza câ-yi şübhe câ-yi penâh câ-yi rahat caâdet câb câbe ca'be câ-be-câ câbet câbî Câbilka Câbilsâ câbir câbir-i küll-i kesr câbiye câblûs câblûs-âne cablûsî Câbülka Câbülsâ câcîm ca'd ca'd-i girih-gîr ca'd-i şütür ca'd-i kalem câdd. 2. azimli. s. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde. (f.) kusur görücü. (a.i. tas. eletek öpen. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi. (f. anayol. Câbülka). (f. (a. (a.s.i.) 1.zf. (f.a.) en uzak Batı'da bulunan. (f.) cevap verme.s. cadı. (a. vücudu çok tüylü olan kimse. (bkz. kırıkçı.i. çirkin kocakarı.i. 2. cüdât) dilenci. (f. Câbülsâ). (bkz: müca'ad). yaltaklanan.) 1. yaltaklanma. gürbüz.i. yarım daire. kalemde kalan mürekkep bulaşığı.) büyücü.) dalkavuklara yakışırcasına. (f.) 1. düşünülecek nokta. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse. 1. (f. kırık sancı. (a. acuze. büyük yol. bozulan her şeyi düzelten) Allah. sadak. (f. sihirbaz.) yer yer. 2.) safran.i. rahat edilecek yer.) geniş. cebreden. kurak.b. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. büyücü. câdibe câdil câdis. işkillenecek nokta. s. dalkavuk.) havuz. 2.) ciddî.) bir cevap. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir. vergi tahsildarı. çekirge. vampir. gulyabâni. (bkz: sâil). kıvırcık ve dolaşık saç.i.) sihirbaz. yelek. dalkavukluk. (a. yıkık. kebe gibi kaba bir yün dokuma.i. (a.b.i. zorlayan. 4. hortlak.s. karakoncolos. cibâyet'den) 1. 2.).c.s.i. çorak. cicim. ay kısaltmasında cemâziyel evvel.) yaltaklanıcılık. işlek.). bin kapısı olan efsânevî bir şehir. ce'b). ana cadde.) ok kuburu.i.s. dalkavukluk. yazann kaleminden çıkan güzel sözler. 4. (a.). ve s.

ahlâksız [kadın].) Câhiliyet devri adamları. gözüpek [adam]. câhide]. elinden geldiği kadar çalışan. hüveydâ). söyleyen câhil. câhe (a. Islâmdan evvelki devrin adı. c. ca'ferî (a.b.s. cahd'dan) bilerek inkâr eden. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan.) bile bile inkâr etme.) cefâ eden. Ali'nin kardeşi olup. bevâh.b. genç. câdûyî câdû-zebân cafcaf Ca'fer . 2.s. 2.s. h.zf. ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2). cehd'den) 1. câ-güzîn (f.s. puta tapanlar. câ-gîr (f. câhiye (a. küçük akar su. câhiz (a.) cesaretli. "orun. (f. câh. 3.zf. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman. câdû-gerî câdû-keş câdû-suhen câdû-vâne câdûvî. açık olarak. (f.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı.i.b. (a.s.) 1. cühhâl) 1. câhil (a. 2.) iffetsiz. câhil-âne (a. câhidiyye (a.) kuş kursağı.) büyücülük. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı. câhıyen (a. erkek adı. uzdilli.f.i.(f. Câhiliyye (a.i. hat.s. ca'feriyye (a. (bkz.) sihirlercesine söz söyleyen. câhız (a. minyatür v. (f.) büyülercesine söz söyleyen. i. (bkz: câdû-zebân). 2. câger jiU.s.i. cahillik.) sihirbaz kıran. Hz. lokma gözlü [adam]. sihirbazlık.). cahd (a. uzdilli.s.) patlak gözlü. cühela. aşikâr. Cahîmî (a ) cehennem gibi. câhili.zf. mevki. cefcâf).s.) cehennem.s. (bkz: cây-gîr). tecrübesiz.) îtibar.i.i.) sihirbazlara. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip. i.b.) 1. bilgisizlik.s. câhil-i munsif insaflı. eimme-i isnâ-aşer). [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır]. (bkz. büyücülere yakışacak surette. i. eziyet eden. yırtlaz. cahillikle. câhî.b. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi. câhil-i anûd inatçı câhil. bilgisiz. câdû-suhen). öldürücü. cehl'den.b.) Ca'ferî tarikatı.) câhilce. (f. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi).i. câfî (a. bilmediğini teslim eden. Hz. Hırs-ı câh mevki hırsı. (f.) 1. erkek adı.i. cehdeden. Islâmdan önceki Arap devrine ait. câhid (a. câhiliyyet (a. sihirbaz öldüren. (a.s. büyücülük.s.s.) yer seçen. cahîm (a. câhiliyye (JU.i.s. makam. 2. tamu. cahilliğe ait.b. 2. cahd-ı mutlak.]. toy. (f. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri.) açık. sihirbazlık. (bkz. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür. alenî.) alenen. cebele. bilimsiz. [müen. (bkz. câhid (a. yerleşmek üzere yer beğenen.) 1. i. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık.

) . mağrur). zulmeden. 2.i. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan. 3.s. câlife (a. deri ile eti beraber toparan yara. tahammül. (bkz. avâid. caiz (a. (bkz. bahşiş. olabilir. tuzak. (a. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber. yaratan. İ.i. azık.s.) sahte. oturan. Cenâbıhak. gündüzü gündüz eden. 3. aidat. olur. cevfe (boşluğa) kadar giden yara. içinde dünyâyı seyrettiren kadeh. yapan. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. 2.i. eski şâirlere. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi. c. câl. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi.h. câile (a.) hek. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş. cühûd). (bkz. kadeh.) ["ca'lî" nin müen. 2.Yahudi. 2.c. 2. cevâz'dan. cevr'den) çevreden.s.çiftleşme. (f. diş fırçası vazifesini görürdü]. bardak. naz ve gamze ile salınan güzel. câibe (a. cahûf (a. ca'liyyât) yapmacık. câir (a. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan. ısrarla inkâr eden. zevk ve safa kadehi. c. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh. sırça.i. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. câil (a. câm-ı gîtî-nümâ). cülûs'dan. câlîz (f. düzme. (bkz: cam4). câliş (f-i-) l. arkada.i.) kendini beğenmiş. tahta çıkan. caize (a. s.s. (bkz: câhid.) 1. ihsan. kibirli.) huk.) işleyen. kavun karpuz tarlası. cüllâs) cülûs-eden. câizât (a. bostan. eden.s. yol yiyeceği.(a. sabır.c. atiyye. cahiz.i. armağan. ca'l (a. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan. câliş-ger (f. cevelân'dan) cevelân eden. câm-ı cihân-nümâ).) sebze bahçesi.s. Yahudicesine. câlis (a.s.i. cam (f. karında açılan yaralar câife olabilir]. sıla).c. cahd'dan) 1.b. dönüp dolaşan. câil (a. yapma.i. [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır]. oturucu.i.s.) 1.zf. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi. cevâiz) 1. hediye.f.i. şarap. câiz'in c. ed.) 1. ca'liyye (a. Câlînus (a.) 1. câife (a. câlî (f.i. câm-ı aşk tas. 2. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz. Galen (131-210).i. cahûd-âne (a. câm-ı ayş hayat kadehi.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü.i.) caiz olan şeyler.i.]. cafiz câhsûk cahûd .s.) ilk çağların. ca'liyyât (a. cefâ eden güzel. işe başlama. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece. alma. meydana getirme. cam. çıfıt. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi. yapma olan hususlar. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. Dilber-i câir zulmeden.) çıfıtçasına. ca'lî)" ca'liyyet (a. câm-ı cihân-nümâ.i. câm-ı cem Şark mitolojisinde. orak. [göğüste.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra. câm-ı âlem-nümâ (bkz. naz ve gamze ile salınan.

) elbisesi yırtılmış. (f. (bkz. Horasan'da bir kasaba.i.) yatak.i.b. hacıların giydiği dikişsiz elbise. boş kadeh. 4. tas. (f.) elbise biçen.b. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan.i. Güneş. 4.b. 2) baharda açılan türlü çiçekler. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır. (f.câm-ı fena câm-ı ruşen câm-ı sabûhî câm-ı sahbâ câm-ı seher câm-ı sîm câm-ı şarâb câm-ı şehriyârî câm-ı şîr câm-ı tehî câm-ı zerrin Câmâsb câme câme-i âhiret câme-i fena câme-i guk câme-i hâb câme-i hâssa câme-i hayât câme-i hurşid câme-i îdî câme-i ihram câme-i katran câme-i matem câme-i mûyî câme-i nahcivânî câme-i ' nev-rûzî câme-i seher câme-âlûd câme-dân câme-dâr câme-derîde câme-dûz câme-gâh câmegî câme-hâb câme-hâne câme-kân (fânilik kadehi) ölüm. i. (f. 1) rengârenk elbise.i. dolap. 2. h.) 1.i.) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık.b.) yük. 2.i. (kıllı elbise) meç. şarap kadehi. gardırop. Peygamberimizin sülâlesinden olanların. gecelik.s. (f.b. elbise soyunulacak yer. elbiselik kumaş.) camlık. ücret ve elbise parası. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. vestiyer (f. Güneş. Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. çamaşır odası. soyunup giyinilecek yer. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. Güneş'in ışığı ve yer.i. 1) kırmızı elbise. elbiseyi muhafaza eden kimse. sürahi. (f. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap.b.) çamaşır yeri.) l .) l . (altın kadeh) beyaz şarap.b. 2. câme-i fena). 2.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. (f. terzi. elbise. (gümüş kadeh) meç.h.i. (bkz: câme-i seher). sevgilinin çenesi. (hayat elbisesi) ömür. diken. toz. parlak kadeh. (fânilik elbisesi) kefen.) kirli elbise. . sütlü meme. 2) bahar çiçekleri. duman ve bulut. matem elbisesi. (f. sabah içkisi içilen kadeh.b. büyük kadeh. kırmızı şarap içilen kadeh. yerli dolap. tüfek fitili. (f.i. (f.b. 3. yosun. kürk.s. hizmetkâr. (bkz: câm-ı seher). [doğrusu "câme-ken" dir]. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar. Tann âşığının yüreği.i. (f. çamaşır. hizmetçilere verilen maaş. tar. 3. sade dikilmiş elbise.

b. yüreği katı. (f. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı. a. 2. toplayan.s. Asıl adı Ab-durrahman'dır. gönül.) külhanbeyi. ruh. (a. devrin. f r. donmuş su. cevâmi') 1.i. içinde bulunduran. mülk.) sabah riizgân veya güneş. Lâfzı az. câme-şûy'un c. (f.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. istiare). ağlamak nedir bilmeyen.) başı sert [hayvan].b. beyân tâbirlerindendir. (f.) camcı ustası. (f.) câmi'lik.i.a. c. cevâmîs) manda. mütefekkir ve âlim şâiri.i.i.b.) çamaşır yıkayanlar. XV. büyük manda. (f. XV-XVI. yaşayış. Nâciyye. (f. donuk.) 1.) cam fabrikası. zamanın camii. c. fiz. (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri. Hâlidiyye'dir]. cümûd'-dan.c. toplayıcılık. eli sıkı. toplaç. (a. cansız cisim. [ötekiler Ahrâ-riyye.i. (f. . hayat. çamaşırcı. 2.c. topluluk. Fatih'le muhabere etmiştir. topluluk. cimri. (f. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. (f.i. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu. (a.i. (a. cansız.) İran'ın XV. camide Cism-i câmid Ecsâm-ı camide Mâ-i câmid İsm-i câmid câmid-ül-ayn câmid-ül-keff câmid-ül-mâl câmih câmiiyyet câmiyye câmûs câmûs-ı cesîm can Cân-ı can (f. cevâmid) donmuş. Mazhariyye.gr. toplu olma.i. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. cam yapan sanatkâr. derleyen. güzel vasıflar bulunan. (bkz: gayr-i menkul).s. Kasaniyye.i.câmekiyye câme-seher câme-şûy câme-şûyân câm-ger câmgul câm-hâne Câmî Cami câmi-i devrân câmi-i kebîr cami' câmi-i Kur'ân Câmi'-ül-Fürs câmi'-ül-hurûf câmi'-ül-kelim câmi'-ül-mahâsin Câmi'-ün-Nasâyih Câmi'-ün-Nezâir camia câmid. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf.b. iri. tamahkâr. cemeden. atiyye. kitap yazan.i. câme-şûyân) çamaşır yıkayan.i. can.s. Mecdediyye. Eğridirli Hacı Kemal'in. cem'den) 1. s. Melâmiyye-i Nûriyye. (canın canı) Allah.i. çamaşırcılar.i. 2. (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman.b.h. cansız cisimler. büyük cami. (a. mânâsı çok söz. cem'den. 3. (a. Murâdiyye. içinde cuma namazı kılınan mescit. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil. c. (a. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır. cem'den. su sığırı. taşınmaz mal. (bkz: teşbîh. arazi. içine alan.

). h.s. ey sevgili! (f. Cenâbıhak. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh.) "namaz yeri" seccade. 2. (f. [eski] fedaî atlı asker.b.b.b. yaşayan.s.i. (bkz. (f. . ayın yir-miüçüncü günü. (a. (f. Sabâ makamının pest tarafına.i.b.) can inciten.i.i. tatlı can.b. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh.s.zf. cânâne cân-âver.) can-bazlar.). 2. sevgili. (f. 5. (f. diri. i. zararlı hayvan.b.b.) 1. hüseynî-aşîrân perdesinde durur. (bkz.i. kadın adı.) 1. cân-efşân). 2. (f.b. 2. silâh.) tiryak.b. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile.s. (f. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir). can artıran.) 1. canını tehlikeye koyan.b. i. (f.b. cân-fezâ). i.).s. rast. tas. cana can kalıcı. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır. canbaz. silâh.b. ruh. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. cân-bâz'ın c. ırak.i.b. (f. aldatıcı.) ey can. (bkz: cân-feşân).s. cân-ver cân-âzâr cân-bahş cân-bâz cân-bâzân cân-bâzâne cân-bâz-hâne cân-bâzî cân-beleb. muhafız.n.b. 3.) can dayanamayacak derecede. 3. sevgili. cân-dâr). tepe ile alın arasındaki yer. hayat bağışlayan. Allah. (bkz: câne).s. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur. (f. (f.s. canlı. bıngıldak.b. (f. (f.) 1. ma'şûka. ruh teslim edecek halde bulunan. (f.) candan bağlanmış. i.s. (f. (f. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir.) canbaza yakışacak surette. erkek adı. (bkz.i.b. 2. (f. can dostu.c. (f.b. 3. 4.s.) canbazlık. i.) bir da'vâ uğrunda can verilicik. can. s. can ile oynayan. 2. aşîrân) ilâvesinden ibarettir.) canbazlann oynadıkları.s. Canfeza.s.b. can yakan. (f.) bir da'vâ uğruna canını veren.) 1. canavar.b.b. (f-b. canlı. can veren. (a. 4.s.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır].Gûş-i can Yâr-ı can cân-ı şîrîn can cana cân-âferîn canan. cânn). cân-berleb cân-ciğer cân-dâde candâne cân-dâr cân-dârû câne câne-dâr cân-efşân cân-efşânî cân-efzâ câ-nemâz cân-fedâ cân-fersâ cân-feşân cân-fezâ can kulağı. koruyucu. (f. candan bağlı. (bkz: can"). azık. canbazlıkla. 4. (f.s. 3. (f. muz. (f. (bkz. cana can katan. i.).s.s. (f. 2. 3.) canı dudağında.b. hünerlerini gösterdikleri yer.) çok teklifsiz sevişen [kimse]. domuz.) 1. cân-bâzân) 1.i.b. silâhlı [kimse]. beyin. gönül verilmiş. i.s. (f. gönüle ferahlık verici. i. eziyet eden.) yaratıcı. ikinci derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır.) 1.i. 2. emniyet memuru.

b. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci.) ruh alıcı.b.b. yanda olan. canını harcayan. cereyân'dan) 1. can evi. yana düşen.i.s. cana dokunan.) can avlayıcı. (a. (f. Mekke'ye gidip orada oturan. (a. ruh alıcılık. yaralayıcı.) canını teslîm eden. erkek adı. i. (f. akrabadan olmayan. (a. insana belâ olan. (f.) azîz. 2. (f. (a.s.s. yabancı komşu. dilber. câniha câniha câ-nişin Câniyâne caniye Cânn cân-nisâr cân-perver cân-rübâ cân-sipâr cân-sipârâne cân-sipârî cân-sitân cân-sitânî cân-sûz cân-şikâf cân-şikâr. Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer. güzel.b. iki taraf.) can feda edicilik. (a.cân-figen cân-gâh cân-gezâ cân-gîr cân-güdâz cân-güzâr cân-hırâş cânî. 2.b. iç açan.f.b. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. (f. müşteri.s. sosy. (f.b. örtü.) can ısırıcı. can çıkancılık.i. geçer.i. fr. komşu.) 1.) gönül kapan. (f.zf. eko. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz. (a. cân-şiker). (f. (bkz: cân-şikâr.c. birinin yerine oturan. Azrail. 2. can çıkarıcı. (f. gönül açan. (f. akar su.) birinin yerine geçen.s.s. tehlikeli olan. (bkz: dil-hirâş). suç sahibi olan.) Azrail. bitişik komşu.b. cereyan eden. satış esnasında geçerli olan fiat . (f.) can düşüren. *yanal. can harcayan. (f.) ruh besleyen. (f.) cânî kadın.) cânî gibi. caniye cânî cânib cânib-i rahmet cânib-dâr cânibeyn canibi cânih. canice. çarşaf. (a. iç tırmalayan.) can eritici.) cansitanhk.s.s. (a. candan sevilen [kimse]. (f. Allah'ın nezdi. ve i.i. 2. fedâkârlık. can alıcı. taraf. (f.b. vekil.) candan geçer o-lan.) can yakan. (bkz: sûy). cünha'-dan) suç işlemiş.s. courant.s.s. (a. yürüyen.s. canını feda eden.i.b. (a.b. cirân) 1. (f.s.. öldürücü. geçen ay. jeol.) can sıkıcı.b.s.b.zf. (a. mant. (f. ruh eksil-tici. cenb'den c.b. 2. (f. altıncı veya yedinci kemik olur. (f.i. cihet. eko. yan.s. para piyasasında doğan.b.) iki yan. (a.f.) yürek paralayan.s.f.b.) canını feda edercesine.) can azaltıcı.) can yırtıcı. cevânib) 1. ruh sıkıcı.b.i. (a. cinâyet'den) cinayet işleyen.s.b. acıma uyandıran. yana ait.s.) 1.b. fazla keder ve sıkıntı veren.b. 3. 2.b. câr-ı mülâsık.b.s. cân-şiker cân-şiken car câr-ül-cenb câr-ullah câr-ül-cünüb Cârî Mâ-i carî Şehr-i carî carî faiz haddi carî fiat (f.s. f r.s.) yancı [askerlikte].) cin taifesi. akan.i. geçen.s.s. lateral.) canını feda eden.s.

cârûb-keş (f. Sikke-i câriyye geçer akçe. carî ihtiyat eko. çekici.i. 2.) cerh edenler. câriha (a. Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar. câvîdânî (f. câst (f.) çarşaf. para ile satın alınan halayık. kireç. cârim. cârr. casus (a. ailesinin maişetini kazanan.) kâbus. harf-i cer'ler. 3. gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren. cârşeb (f. cerh'den) 1. cerr'den) cerre-den. câr-ullah (a.s. câvîdâne.b. çöpçü.b.i.s. başpiskopos. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi]. câvîdân . ayak gibi âzası. yırtıcı kuş veya hayvan.i. câvîd . 2.s.i. cârih'in c.c. yaralayan. Mekke'de Kabe'nin. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse. zool. câsûsî (a.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık. çürüten. cesâret'den) cesaret eden. cerheden. cârub (f. câvidânî).s.) hırçın [kadın]. câvid. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı. 2. 2. cevâsîs) 1. düşmanın. câvers (a. câriha (a.i. büyük papaz.i. hizmetçi kız.).(bkz. câsûm (a. kesen.s. göğsü üstüne yatmış kimse. korkunç rüya. câris (a. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü. cevârih) 1. Hurûf-i cârre a. repaçes. kız.i.i. cevârî) 1. alçı taşı. suçlu.) yüzükoyun.s.cerh'den c. üzüm teknesi. carî hâsıla . cârihîn o (a.i. (a. sürükleyen. câsim iU.i. 4. câriye (a. cass (a. cassâs (a. mücrim.) 1. 2.s.[evvelce. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri. câselîk (a. süpürgeyi andıran.) süpürge.s. cârime (a. patrik. hurma toplayan. gr. sıvacı.s.s. yaralayanlar.c. câversî (a. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. câsir (a. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. cârre (a.) Mekke'ye çekilip orada oturan. carî mâliyyet eko.) câri olan. câvidâne. cürm'-den) 1. cârih.s.) üzümün sıkıldığı yer.eko. 2. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. carî nisbet eko.i.i.) kireççi. cârû. çeken. çaşıt. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet. başpapaz.) casusluk. insanın el. cârûb-nümâ (f. (bkz: hesâb-ı carî).) süpürücü. carî masraf eko. hafiye. geçer olan. câriyye (a. belirli bir devre içinde yapılan masraf. 2.i.) katolik. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı. fr. carî hesâb eko.) süpürge gibi. câvidân.s.b.

s. cây-nişîn (f.i. 2. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh. alımlılık. ümit veren şey. zorlayıcılar. 2. Câvidân-hıred . cebâbire (a. câzibe-i arz fiz.b. cây-mend (f. kesen.yerleşmiş. ikamet yeri. cebânet'den) korkak. (bkz: cây-i iltica). câ-güzîn).) birinin yerine geçen.i. cây-i mütalâa mütalâaya.) çevir ve cefâ eden. cây-i rahat rahat yer. (bkz. göbek. Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f. cazibe (a.i. cebân (a. c.c.b. Hint. kestirip atan.) yer tutan. çeken. ce'b (a. cây-ı ümîd 1. câzib. aç olan.b. (bkz: cây-i penan). câyi' (a.i. ciyâ') aç.) 1. alımlı. [bu] dünyâ. arzu edilen nokta. cezbeden. edici.i.i. cây-i behiştî cennet gibi yer. cây-gîr (f. (bkz: câ). câzim r (a.s. cay (f. yer tutan.). cebbâc (f. câzibe-dâr (a. cây-I şekk. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış.s. kırmızı toprak boya. nokta. psik. İran.b. cadı. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk.i. büyücü. mevki. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından. üşenen. cây-i işret içkili eğlence yeri. cazibeli. 2 . Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder. cazibe (a.i. sevimlilik. câzû (f.(f.) 1. cây-i taaccüb şaşılacak şey. (bkz: cübn). 2. zorbalar. s.b. câvidân-serây (f. cây-bâş (f. mezarlık. 2. sığınak.s.s. mesken. cebbâr'ın c.i. rütbe. yerçekimi. cây-geh (f-i-) lyer.) cennet.) cebrediciler.) Kur'ân'ın. Cebânet (a. yurt. duygudaşlı. dinlenme yeri.b. cây-i buse öpülecek yer. câyir (a. ev. 2 .i. (bkz: câ-nişîn). firdevs).) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise.s.s.f. adn.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç. behişt. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh).) oda. cây-i penan sığınma yeri.) korkaklık. cây-güzîn (f. cev 'ân).i. cezb'den) 1. çekim. cây-i iltica sığınma yeri. sympathique. cây-i şübhe). yer çe kimi. sihirbaz. (bkz.i. (bkz. 2. okumaya değer.) 1.b. karar veren. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri. sığınak.i. cây-i karâr durma. acıkmış.) yer.i.) 1. cebâbîn) peynirci. 2. cây-i suâl sorulacak şey.b. fr.b. cây-i iştibâh şüphe noktası. cebbâne (a. yerleşen. alım. sevimli. Câvidân-nâme (f.s. (bkz: cebîn). açık hava ibâdetgâhı.) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser. cây-i iştibâh). yıldızların birbirini çekimi. cây-i mülâhaza düşünülecek yer.b. mekân. Cebbân (a. tembel. alımlı. cezm'den) cezmeden.s.) yerinden kalkmayan. cezb'den) 1. cây-gâh.

S. cebir. Sayyâdiyye. alın. 3. (a.) zincirden veya halkadan örme zırh.) zırh giyen. göbek mıntıkası. (a. 3. Arafat dağı. (f.) 1. Lübnan dağı. (a.b. cebredici. mat.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker.) yoktan yaratma. cebâbire) 1. (bkz: cebân).s. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu.) 1.i.) Rufâiyye. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. 2. cebbara mensup. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. yüreksiz.i.i. Becâniyye. zorbalıkla. cebbâriyyet ce'be cebe cebeci cebe-hâne cebel Şeyh-ül-cebel cebel-i Arafat cebel-i Lübnan cebel-ün-nûr cebelistân cebeli. 2.s. (a. Üzeyriyye. (a. meç.i. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye.i. zorlayıcı. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer.) halkın bir işe hazırlanması.s. ceb-hâne). (bkz: cebhe-sâ [y]). 3. (f.i.s.) yüz süren. yüz. (a.b.) cebbarcasına. aşın büyüklük.cebbar cebbâr-âne cebbarı. (f.c. tüfek mermisi. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. yön. (a.i. Nûriyye. cebr'den c. korkak. (bkz. cebe-hâne).) [evvelce] barut. (a.i.i. zorlayıcıhkla. Kiyâliyye. cibâl) dağ. savaş bölgesi. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.zf. dağlık yer. (a.b.s. top. (a. Cendiyye. (a. (f. barut ve şâire. Alvâniyye-i Hameviyye]. beyaz yüz.c.c. i. tas. birinin karşısında yere alnını koyan. cebeliyye cebe-pûş ceber ceberriyye cebertiyye ceberut Âlem-i ceberut ceb-hâne cebhe cebhe-i sefid cebhe-sa[y] cebin Çîn-i cebin cebîn-fersâ cebîn-sâ[y] cebire cebire cebi cebr cebr-i adî. cibâh) 1. Katnâniyye. cebredicilik. Vâsıtiyye. 2.i.) alın sürücü. Mekke'deki Harra dağı.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar.) anat.t. mezhep. (a f h i ) cephane.i. 4. (a.) dağa ait. i. Allah'ın büyüklüğü. (bkz: cebîn-sâ (cebânet'den) 1. alın.b.i. cebr-i âlâ (a. kurşun.s. aşk. mat. dağ ile ilgili. zor.f. ilâhî kudret. (a. 2. zorlama. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. tamir etme. Fazliyye.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip.i.) alın sürücü. kuvvet ve kudret sahibi. cebir bahisleri. erkek adı. (bkz. 3. (a. (h.i.i.f. 2. (a. zorba. .b. becerikli [kadın]. Allah.f.f. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye. alçak. Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi. taraf. Acelâniyye.b. i. alın kırışığı. (a. düzeltme.b. Zeyniyye. pek ziyâde kibir. (a.) dağlık. 4.) cebbarlık.

) birinin. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir].i.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık.i. cedvel). dudak. (f. (a. (a. (a. goitre. kendini zorlama. bana anne. (a.) münâkaşada cevap veren. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan. (a. ceddât) büyük ana veya babanın anası. ananın veya babanın babası. 2. devletin şahıslara borçlanması. (a. Cebreîl. el veya ayağını kesme. (a.s. meç. (bkz. cebir muadelesi. cedd'den) ataya ait.zf. kısırlık. bol yağmur.i. mat. fr.s. 2. söz yansı yapmak.) l.) hizmetkâr aylığı.s. Cibril). büyük baba.i.) cetveller.b. guşa.i.b.) 1. 2. (a. 3. cebr ile. kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma. dil kavgası.i. (a.) münâkaşayı. Cibril). (a.b. onunla ilgili. (bkz. eksiği tamamlama. münâkaşada. . equation. (a.s.s. zor altında.) atavizm.s. (a. atavisme. (a.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri. f r.) 1.i. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma. atavi'stique.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle. (bkz. babanın anası.i. (a.f. [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere. (bkz . tartışmayı açan. (a. (a. kendini zor tutma. kusur. tartışmada sual soran. (a. (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep.i. mantık yoluyla münâkaşa ilmi. tahvillerle. cebirsel.i. denklem. soylu sayılan kişi.) 1. cedvel'in c.'ılAa. ananın anası.i. sert münâkaşa. münâkaşacı.).cebr-i hatır cebr-i mâfat cebr-i nefs cebr-i noksan cebr ve mukabele Cebrail Cebreîl cebren cebrî cebr-i icra cebrî istikraz cebriyye cebriyye ced ced' cedâ cedâvî cedâvil cedb cedd cedd-i a'lâ cedd-i büzürg-vâr cedd-i fâsid cedd-i sahih ceddanî ceddât cedd be-cedd cedde cedde-i faside cedde-i sahîha cedden cedel İlm-i hilaf ü cedel cedel etmek cedel-gâh cedelî cedelî-mücîb cedelî-sâil cedere oa. mat. ecdâd) dede.) çekişme yeri. 2.). zorla. tartışmaya ait. münâkaşaya. f r. ihsan. (a. burun. eko.zf. cebrî). (a. kavga. hediye. hatırlı. (a. (a. Dünyâ. soy kökü. (a. eko.i. gönül yapma. tartışma.) atalara ait.i.c.ı. fr.) 1. babanın babası.i. anne anne. ceddâniyyet c.) nineler. (a.c. atalarla ilgili olarak.i.) zorla. kulak. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme. 2. annenin babası.) . Cebrail. cedd). gönül alma. kazanç.zf. avantaj. cedde'nin c. (bkz.

i. kabir.) iffetsiz. cedâvil) 1. (a.) astr. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan. (a. Acemlerin kullandıkları bir vezin. (a.i. yeni. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere. incitme. (a. eziyete dayanan. çizelge. sevilen.i.s. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç. hemen. cefr'den) cifirci. çiçek aşısı. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü. (bkz: cafcaf).) cefâ çeken. (bkz: cüderî).) cefâ görmüş.) 1. 3. katlanan. sevgili.) gece ve gündüz.) 1. çespân. kuru. 1) gümüş kanal. münâsip. 2. 2.i.s. (a. çeken mânâsına da gelir]. (bkz: bercâ. (f. g.zf.s.) türlü türlü yol. (a.f. su kanalı.) 1.b. bol yağmur. eziyet eden.) 1.) 1. (a. su arkı. tedbir ve reyler. (a. (a. oylar.s.i. eza). (a. cedîdeyn Cedîr cedvâj cedvâr cedvârî cedvel cedvel-i sîm cedvel-keş cedvel-ül-kevâkib cedy cefâ cefâ-yı yâr cefâ-cû cefâ-dîde cefâf cefâ-kâr cefâ-kârâne cefâ-kârî cefâ-keş cefâ-perver cefâ-pîşe cefâset cefcâf ceffâr ceffe ceff-el-kalem cefîf (a. hediye. cedvâra ait. fildişi. (a.cederî j-ia. (a.. zâlim.f.b. cetvel tahtası. (bkz: edebiyyât). 2.i.s. kütle. cefâ eden. 2. astr.) cefâkârcasına. keçinin erkek yavrusu.s. tas.i. maşuk.) vücutta çıkan çiçek hastalığı. ahlâksız [kadın]. cedvâr-la ilgili.s. kuru olma. gaddar.f.i.) 1. kuruma. sevgilinin cefâsı. 2. on iki burçtan biri. 2. Telkîh-i cederî cederî-i bakarî cederî-i kâzib cedes cedgâre cedî cedîd. birden. [halk dilinde cefâ çekmiş. (a. liste.) mezar. .) cefâ arayan.f.b.f.i.) 1. 2. cefâ çekmiş.) kurumuş. 3.f.s.i. (a.) cefâyı benimseyen kimse. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif. (f. falcı. i.s. (a.) düşünmeksizin.) 1. su çiçeği denilen kabarcıklar.f.) cetvel çeken sanat erbabı.i. (bkz: mücedded).b. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli. (bkz: cevr. cedide Edebiyyât--ı cedide cedîdân. erkek oğlak.c.b.b. kalabalık. uygun. yeni edebiyat. (a. eziyet.s. s.i. (a. (a.i.) cefâcılık. 2. kalabalığın verdiği uğultu. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet. (f.s. kullanılmamış. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması. şâyeste). (a.s. (a.zf. (bkz: cedy).) lâyık. (a. 2.f. (a. (a. oğlak.) bot. Oğlak burcu.b. (a.) hazımsızlık ıstırabı. hek. armağan.b. öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı.b. 4.s.) cefâ eden. (a.

) ses yüksekliği. çalışma.zf. fırlayan.) 1. cehl'den) pek câhil.i.f.i.i. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. cehân (f. cehennemiyyûn (a.) gerçeklerden. dikkate değer.s. cehreten (a.(a. sıçramış. cehîz (f-i.). sıçrayan. cehre (a. çıfıt.i. cehende).i.i.s. bilgisizler.) pek câhilcesine. 2.) 1. nezaketsizlik. cahîm. açıktan. cehennemi sür'at büyük. güzel.s. fırlayan. ayırma. fırlamış. cehd (a.) 1. cehâz (a. cehâret (a.c.i. cefr (a.s. [müfredi hiç kullanılmaz].i.) Yahudi.i. cehâbize (a. göz kapağı.c.) kaba muamele. çok sıcak yer.i. cefr (a.) cefâ. günahkâr kulların gideceği azap yeri. çabalama. 3. (bkz: cehân2). (bkz: cühela. cefv (a.zf. cehende (f. fırlayış. (bkz. 2.) açıkta olan.) yüksek sesle söyleme. (bkz: cifr).) 1. görünen şey. ) cehennemlikler. cihaz). c. cehennem (a.i.) 1. dünyâ. alenen. cehr j (a.) cahillik.i. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan.s. bilgisizlik. hutame.) güya kayıptan haber veren bir ilim. cefve (a.i.) aşikâr olarak. cıhbız'ın c. katmerli cahillik. cehâm (a. cehennemle ilgili. edebî bir dergi. bilmezlik. (bkz: cehalet). himmet. çabuk hareket eden.i. (bkz: echel). 2. asma çubuğu. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet. hakikatlerden haberi olanlar. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses.) cıfıtçasına. cühhâl). (bkz: cihan). cehende-gî (f.) açıktan veya yüksek sesle yapılan. cehennemlik.) bilmezlik. âhirette. açık olarak söylenen.i.i. cehûd (a.).) cehenneme mensup. cehîr (a. saîr. (bkz: gayret. lâzî. cehûlâne (a. cehl ıSf (a. ecfân) 1. cifâr) geniş kuyu. 2.). azar.i. Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî. (bkz. cehren (a. (bkz. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı]. sa'y). cüherâ') 1.c. cehele (a. açıktan açığa. cehriyye (a. cefn . 2.i.) yüksek sesle. tamu. (bkz: cehl). cehûl (a. sesin yüksek olması. 2. aşın hız.s. belli olan. cehri. bıçak ve kılıç kını. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma. içtimaî. 2. cehr'den. yüksek sesle.) memleketten aynlma.i. cehd ü ikdam çok çalışma. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan. sıçrayış.zf.zf. hâviye veya derk-i esfel]. kendini bilmezler. cehd ü gayret. câhil'in c. münasebetsizler. Yedi kattır [cehennem.s. cehennemi (a. cihaz). cehalet (a.i. cefvet (a. sıçrayan. sakar.) yağmur vermeyen bulut.) kabalık. gurbete düşme.i. cehûd-âne (a. celâ' (a.

asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. 2. çağırma kâğıdı [mahkemeye].i. celde (a. feraceler. celâdet (a. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı. zararı istememe.b. . gömlekler. parlak. kendine çekme. Allah'a ait.) 1. sebze.) kamçı ile vurma. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme.) 1. aşikâr.i. celeb (f. celb-i la'net lanet çekme.i. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi. celse'nin c. ilmik. gök gürültüsü. 2.) 1. Allah.) bahadırlık.i.) yiğit mizaçlı. celâl.i.i. kamçı ile vurma.) naneye benzer bir ot. kahraman. sığır. hüveydâ). (bkz. [kelimenin aslı "koyun.i. kızgınlık. celesât (a. çan sesi.) kabalık. koğucu. cilâ'dan c. celâl adlı kimselerle ilgili olan. cilbâb'ın c.) 1. yüceler.f.t.s.i. yontulmamıştık. yazı ile çağırma.zf. kement.i. celbûb (f. celcele (a. celb-nâme (a. celâfet (a. büyüklük. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye". fahişe.) yiğitliksever.i. (a. s. celîle (a.f. 2. 2. celâl'den) 1. ara bozucu. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme. celeb (a. celîle'nin c.i. 2.) büyük olanlar.) oturmalar.s.(f. keçi. büyük kamçı. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar.s.i.cülcül'ün c.i.) salkım. celbiz (f.liyye" şeklinde celâb celâbîb . celî (a.i.i. 2. celb-i kulûb kalpleri kazanma. orospu. ululuk.i. yiğitlik. hicrî XI. gammaz). [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. kahramanlık. celd (a. çiy. s.) küçük çanlar. celbu (f. (bkz: şebnem). başörtüleri. celâdet-şiâr (a. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi.) gül tatlısı. celî-müsennâ g.b. sarmaşık. 3. celalli (a. celb (a. çekme. cilâlı. golgota tepesi. çekiş. 3. (bkz. celîd (a. "a. i. hışım. lanet toplama.) çabuk kızan [kimse]. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar. celi). celâliyâne (a. küpe. s. 2.) kırağı.f.tar.i. 2. ufak çıngıraklar. celiyyât) 1.) bot.s. belli. 2. meydanda. celencebîn (a. 3.f. bir yazı sitili. ulu.s. hatt-ı celî). can.) 1. erkek adı. celîb (a. 4 .i.) 1. (bkz. celâli (a. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. sığır" mânâsına gelir]. celîd (a.) celâlî olana yakışacak surette. satılık esir. esir. oturumlar.s. celîl . 2. celâdet-perver (a. 2.i.) 1. celâdet'den) fazla celâdetli olan.s. "tanrısal. (bkz. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii.b.) 1.i. 3. büyük.) 1. celâlet (a. yiğit.) celp kâğıdı. Zü-l-celâl celâl sahibi. celâcil (a-i. celâil (a.) 1.

şah. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur. yurdunu terketme. cellâdiyye (a. müfredinin şeklini bozmadan. taş. Büyük iskender'in lâkabı.i.i. [ikincisi] kadın adı. 5.i. cellâd jiLa. (bkz: celîl). hayvan ve eşyayı gösteren isim. oturum. yine kalkmak üzere ilişme. celî'in c. 3. yığma.hitâbolunurdu]. cem' (a.) 1.i.i. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup. hükümdar. müslimûn.. şakacı [kimse]. meç. açık. cem'-i müzekker a. kütüb.) cellâtlık. 4. celîs-i enîs cana yakın arkadaş. celse-i aleniyye açık oturum. toplam. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). çoğul. celvet (a. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. bir yazı sitili. cülûs'dan c. kitab. gibi. 2. cem'-i sahîh (salim) a. Bu suretle ki. Celmed (a.i. cülesâ) birlikte oturan.i. 3.b.c. cellatlık ücreti. celse-i hafiyye gizli oturum. müslimat. cellâdî (a. kebap şişi. mat. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. i.) tas. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn..s.) cellata verilen para. celle şânuhû "onun sânı. celse-gâh (a. arkadaş.. a. gr. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği. insanı kesen. meydanda olan şeyler. iki türlüdür cemi müzekker. [doğrusu "cil-se" dir]. yüksekliği. gibi.[birincisi] er kek. celi (a. celle (a. 2.n. birden fazla insan. çok merhametsiz.) büyük. cumû) l . cem'-i müennes gr. ["yerini. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. g.) kaya. gr.. 2.f.b. cem'-i mükesser (kırık cemi) a.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer. gibi. yerini. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı. celîl-üş-şân (a. celle celâ-lühû "onun sânı. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir]. gr. celse (a.) şan ve şerefi pek büyük. celle ve âlâ "onun sânı. tas.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. cem (a. toplama.s. lâtifeci. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. Süleyman Peygamber'in lâkabı. ulu.s.le (I celvetiyye (a. 3. gr. yüksekliği.) 1. asan kimse.) 1.c. yüksekliği. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur.s. Tanrı sıfatlan ile.) aşikâr. cem'ül-cem cem'in cem'i. s.s. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz.i. 4. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı.i. celîs (a. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş. kulun.f. celiyyât (a.i. 2. celû (f. 2. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. . cemi müennes. 2. (a. celesât) oturma.) 1.

2.i. ortaklaşa.) cansızlık. cem'den. ortakçılık. cemâh (a.i.b. (bkz: ma'şer). Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım. cem'den) cümle. cemel-ül-mâ' (a. cemâdiyyet (a. cemâat . insan topluluğu.) baş sertliği. cem'âniyye (a.) 1. c.) cansızlar.) bir çeşit bıçak veya kama. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi.) zool. fr. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi. kusursuzlukla ilgili.i.s.i. Cemâliyye (a. güzel. cemâdât) taş gibi cansız olan şey.h.) ruhu olmayan. cemder (f.i. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar.s. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur.zf. kolektivizm. cemâd'ın c. bütün.b.c. cemâl'den) 1.) cumhurlar. 4. cemel-il-bahr (a. 2. cemâhîr (a. cemedî (a. cemâl (a. donukluk. cemre'nin c.i. cemed (a. cemâd (a. cumhuriyetler. saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi.i. cemiyete ait.) cemreler. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar. 2. erkek adı. hep.(a.i. imamın arkasında namaz kılanlar.i. cemerât (a.b. yüz güzelliği. 2.i.) bir yere toplamak suretiyle.i. 3.) çardak. kar.it. cemâat) 1.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. cemâdiyet cansızlık. kılıçbalığı.i. cemâdât (a. cemâat (a. tekmil. cemâli (a. Arz-ı cemâl yüz gösterme. tar.zf.e. (bkz: cemel-ül-mâ'). insan toplulukları.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire). cem'iyyet'den) 1. kılıç-bahğı.i. buz gibi. devegiller. cem'an (a. balina. balina.s.i.) Allah'ın lütfü. cemed'den) çok soğuk. sosy. cumhûr'un c. 3. 2. cemîl (a.s. cemâl-ullah (a.) güzellikle.) 1. görünme.) 1. (bkz: cemel-ül-bahr). bir mezhepten olan topluca halk. imamın arkasında namaz kılanlar. collectif. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler. cemâzi-yel-âhir (a.) 1. buz. narinlik [atta]. cemî1 (a.i. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. bir kimsenin geçmişi.s. cumhûrluklar. cemî'an (a. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar. bütün.i.b. cemâzi-yel-evvel (a. cem'î (a. 2. cemâat'ın c. cimâl) erkek deve.i. cemel (a. fr. 2. cansız cisim.i. cemeliyye (a. cemâdî (f. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ). çemen (f.c. ruhsuzluk.c.) ahi.) 1.i.i. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddîn-ül Cemâli tarafından kurulmuştur].) hep. 2. cemiyetle ilgili. dondurma.) 1.

[böyle söze "cem'iyyetli" denilir].i. (bkz.) iyiliksever.b. hek.f.f. Süleyman. Cenâb-ı lem-yezel Allah. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a]. 2. "cemmâze" dir]. 2. cem'iyyet-geh (a.i. ed.b.s. cemmâz (a. cemmâz-süvâr (a. Mevlânâ. toplantı yeri. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz. ed. kadın adı. kara kabarcık. i. düğün dernek. kurumlar. (bkz: tenâsüb).) iyilik severlik.i. 5. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu.) iyilik severlik.) hızla giden.) hızlı giden erkek deve. huzur1. cemreviyye (a.i. ateş hâlinde kömür.f. (bkz: cem'iyyet-gâh).) deve sürücüsü. cemmâz (a.) güzel hareketler. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı.) hızlı giden erkek deveye binen. Süleyman. (a. cemerât) 1.b. dernek. cem'iyyet-gâh (a.h. baharlar gibi cemre vesilesiyle. cemre (a. 3) meç.c.i. 2.f.b.zf. Cenâb-ı Kibriya.) büyük sayı.c. 3. topluluk. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır.i. Cenâb-ı Mevlevi Hz. cem'iyyât (a. cem'iyyât) 1. cemâl'den) 1.) Cemşâsb'ın babası.) iyiliksevercesine. 2. iltihaplı bir çıban. cemîlât (a.i. 2) Hz. dernekler. "şeref. deveci. Hz. Cenâb-ı Halik Allah. erkek adı.f. Güneş. hoşa gitmek için yaranma. cemm (a.1) iyilikle anma. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler. yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma. Yunus. cemmâş (f. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. 5. güzel düşünceler.t. cemile (a. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya]. cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme).c. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması.i. kalabalık.) 1.s. kurum.i.f. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz. 2. ufak çakıl taşı. cem'iyyet cj-ua.i. tas.i.i. şubat ayında azar azar artan sıcaklık.) 1.f. hac töreninde bir defa taş atılması. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya]. 4.s.i. Cenâb-ı Kerem Allah. Cemşîd (f.s. Cenâb-ı Hakk.) cemiyetler. hazret.i.). Zikr-i cemîl . cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu.) toplanılacak yer. çokluk. cemmâl (a.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar.i. 4. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh. şütür-bân). cemm-i gafîr insan kalabalığı. cenâb (a. cemîle-kârî (a.b. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun. Cemşîd'in oğlu. [müen. 3.) zampara. cem'iyyet'in c.b. 2. genek "tenasübü". cemîle-kâr (a. cemîle-kârâne (a. cemîle-kârlık (a.i.h. Cemşâsb (f.

c. yürek. meç. cenâiz) insan ölüsü. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür.) yedek hayvanlar. 4. tek. 4.b. baskı.) savaş tecrübesi olan [kimse]. 2.i. 3. ceng-âzmûde (f. cendere (a. dövüşkenlik. . cenabet (a. avlu.i. 4. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur. dövüşken.s.i. savaşçı.i. cenâib. boğaz. cendel (a.b. tazyik.b.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama. 2. ceng-âverâne (f. taraf.) 1.i.i cenâh'dan) iki kanat. cenbî (a.b. tek+düm.) 1. Nûriyye'dir]. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir].) cenkçilik. savaşçılar. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse.) savaş.s.i. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. (bkz: mürâî). cenbiyye (a. 2. vuruşma.) eşya ve elbise gibi şey.s.) cenkçiler. cendâl (f. ceng (f. ceng-âverî (f. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz.c. gönül. cenah (a.) yan. cendere-hâne (a. cenan (a.) kalp. guslü gerektiren durum.i. tek+düm. kuş kanadı. Tabiî mertebesi 10/8 dir. [küfür olarak].) savaş tecrübesi olan kimse. [bkz: cünüb]. ceng-âzmûdegî (f. aşk. ceng-âverân) cenkçi. ceng-âver'in c. Acelâniyye. cenâyib (a-i.i. cenâh-ı semek balık kanadı.) bayağı. Vâsıtıyye. hançer. dövüşkenler. cenâh-ı tâir kuş kanadı. Kiyâliyye. kavgacı.) kahraman. ceng-âver (f. tek+ düm. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen. Der ceng-i evvel ilk ağızda. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı.b. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır. cenb (a. ceng-cû (f. 3.) nehirlerde bulunan büyük kaya. ceng-azmâ (f.i.i.zf. cenaze (a. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu. aşağılık. Uzeyriyye.b. erkek adı.ce-nîbe'nin c. iki yüzlü. pis. oda.i.i. âhi-reti de iyi olan. Allah.) savaşta tecrübe sahibi olma. iki yan. adî [kimse]. ceng-âverân (f.s. kalın oklava. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da. dar dere.f.f.s.b.) cenk arayıcı.) yan tarafa ait.i.s. pazı. kanat.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. [ötekiler Harîriyye. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm. Zeyniyye. yan.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer. 3.) 1.i. cendeliyye (a.b.) cenkçiye. Sayyâdiyye. cenâheyn (a. Cebertiy-ye. binekler. ceng-i harbî muz. cender (f. kol.'ceng-bâz (f.Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli. Katnâniyye.s. tek. dövüşkene yakışacak surette. 3.s. sıkı ve dar yer. kol. Fazliyye.b. âhiret.

4.i. yeryüzü cenneti. uçmaklar.. cennet-nazîr (a. güney yönünden. bot. cennet âsâ (a. cenûb-i garbî coğr. cerabe (a.s. cür'a).) cenup. cennet (a. cer (f. cennân (a.i. dâr-üs-selâm. cenâyib) yedek hayvanı. cenâib. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat. cennât) 1. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek. bahçe.b.s.f. cennet-makam (a. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik. cennet-i kalb. âzası belirmiş olan cenîn.i.) dağarcık. cenîver (f.c. cennât-i adn cennet bahçeleri. güneydoğu.b. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü.) dağarcık.zf.i.) sırat köprüsü.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde.f.b.i. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat.ceng-cûyâne (f-b. cennet-i ruh.s. cengel-istân (f.b. ceng-nâme (f.) bot. 3.s. cenîbe. [aslı jenkâr. cenkârî (f. üreme dağarcığı.) yarık. çatlak. cennet'in c.i. cenîn-i sakıt düşen çocuk.) savaşçıya yakışır yolda. düşük.) karındaki çocuk.i. .s. cengel (f.i.c. cinân.) cenuba mensup. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler. Centiyâniyye (a. Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl.b.) savaş hâlinde bulunan. zenkâr'dır]. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme.) cennet gibi.) cennetler. conceptacle. (bkz: bihişt). cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği.i. bunlara tâbi olanlar. cennet-ün-naim.) orman. husûsiyle yarılmış yer. dış gebelik.b. cennet-ül--adn].b. 2.b. sık ağaçlık. cenîbe-keş (a. cenîbet (a. cennet-makarr (a. cerâb (a. güneyde bulunan. cenûb-i şarkî coğr. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü.i. cengî ' (f. zool.s. bahçeler. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn.) yedek hayvanı çekip götüren.f.) makamı yeri cennet olan.) bahçıvan. cenûb -j'-~ (a. cennet-ül-karar. cennet-üd-dünyâ dünyâ.. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. çok ferah ve havadar yer. cen-net-ül-me'vâ.s.s. fr.i.) suyu yudum yudum içme. (bkz. cer (a.i.s.i.) bakır pası renginde olan. cennet âşiyân (a.) yeri cennet olan.i.i. döl). cenkâr (f.i. kadın adı.) güney.) orman. cennet-ül-huld. cennet-i ef'âl.. torba.i. güneybatı. kavgacı bir şekilde. cennet-i a'lâ).b.) cenneti andıran. cennet-ülfirdevs.) savaş hikâyelerini anlatan kitap. cennet-i a'mâl. cenûben (a. cennet-mekân (a. cerâbe-i hafiyye biy. sekizinci cennet. cenîn (a. uçmak.) yeri cennet olan. cennet-i sıfat. centiyan giller. döl.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz. cennât (a. Cenûbî (a.zf. çıvgar.

i.i. irinler.) 1. hava akımı. (a-b-i-) hek.) zool.i. (a. güzel konuşma. geçme. (a. uyuz böcekleri.i. çıngırak taşıyan. (a. mahrum.) zool. (a.) bot. donu san.i.) cerahatler.i. acariens. (a. 3. kökler. (a. (f. yağmacılar güruhu.) 1. f.) tar. (a.) çan ve zil sesi.i.i. hasta tohumlar. doğru akım. çan. (bkz: cerid). (a.) 1.) hek. çıplak bir hâle getirme. 3.cerâd cerâd-ı münteşir cerâd-ül-bahr cerahat cerahat cerâhor cerâid cerâid-i yevmiyye cerâim cerâim-i cinâiyye cerâim-i müştereke cerâsîm cerâsim-i mütenâsile cerâye cerâyet cerâzet cerbân cerbeze cerbiyye cerd j cerdâ cerdân çerde cereb cerebî cerebiyye cerebiyyet cereb-nâk cereb-ül-ayn cered cered cerem Lâ-cerem cereme cereng ceres ceres-dâr ceres-hay-ı zerrin ceresiyye cereyan cereyân-ı daimî cereyân-ı hevâ (a. (bkz: cirâhat). uyuz olmuş. campanulacees.) oburluk. cerrahlık [aslı cirâhat" dir]. oluş. 2. (bkz: mecruh).c. (a. (a. cerâde'nin c. hayvanın boynuna takılan çıngırak. kuladan açık olan at.i. 4. (f. (f.) 1. çıplak.) uyuz [kimse].c.b. (a. cinayetler.i. zindan. tomurcuklar. (bkz: cerime).s.i. hurma toplarken yere düşenleri yeme. uyuz hastalığına tutulan. 2.s. bot.i. uyuzluk.) vakıf tarafından verilen yiyecek.) gazeteler. cürsûme'nin c. (bkz: cerib).) uyuz hastalığı.f. çekirge. tüysüz. yaralar. kırmızı bir böcek. (o. (a. 4.i. acarides.) cariyelik hâli.i.i. cerîde'nin c. fr.i. cerahat) 1. fr.i. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses. yayılmış yağmacılar.) dilenci çanağı. uyuz.i. cinayet suçlan. 3.s. olma.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız.) 1. altın çı ngıraklar. (a. meç. karıştırılmamış [şarap].) cerîme'nin c. akım.) yaralı. çançiçeğigiller. cerâhat'ın c. çorak.i. günlük gazeteler.) hek. uyuzluk.) 1.s. kurnazlık.) san renkli. (-i-) l. [aslı "cirâhat" dır]. hareket. denizden çıkarılan ve teke denilen ufak. (a. (a. uyuz böcekleri. 3. 2. verimsiz. mutlaka. 2. .i.) suçlar.i. 2. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler. kabahatler. yara. para cezası. 2. başka birinin yaptığı za-ran ödeme.i. hilekârlık. 2. uyuza tutulmuş olan. çerde . (a. tüysüz. (a. (a.i.i. günah. cinayet. irin.) çıplak bir hâle getirme. gidiş. müşterek suçlar.i. ortak. elbette. şüphesiz.) çıngıraklı. s.akma. (a. dazlak. hatâ. (f. mikroplar. huk. gonidies. fr. (a. (a.i. (a. uyuzu olan. 2.) elbisesinden soyma. (a. beceriklilik. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad.) dipler. yeşil yosun hücreleri. dazlak. 2.

cerâim) 1. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme.M. ecrân. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara. ceriha (a. cür'et'den) cesur.c. meç. cerm (a. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh. ceride (f. tutanak. 2. cerib (a. 4.s. 2. tenha. hükümetinin resmî yayın organı. 2.). cürün) hurma kurutma yeri. bir çeşit Arap kayığı. çerim (a. suçlu. cerid. T. (bkz: mecruh). 2. cerha (a. suç ödeme.) 1. cery). cürüm) 1.) yaralı. yürekli.i. ecrine.cereyân-ı müvellidî cereyân-ı mütenâvil cereyân-ı mütemadi cereyân-ı mesâlih Cereyan-ı galvânî cereyân-ı elektrîkî Cergand cerge cerh jeneratör.i. yaralanma. ceride (a. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü. koyun kırkma. cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek.i. tarla ve arazî ölçüsü.) kabahat. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama. cerîde-i feride eşsiz.) yara. tek gazete. cerh-i mushin huk. alternatif akım. us pahası. gazete. (a. cerîde-i resmiyye süvari kolu.c.i.i.M. cerîh-ül-fuâd. 3. yaralama.s. 3. cerh fî-hükm-il-hatâ huk. cerh'den) yaralanmış. cürüm. günâh işleme. suç. kabul etmeme.i. doğru akım. Resmî Gazete. (f. çorak [yer].) 1. ca.s. cerîb (a. cânî.) yalnız. cerh-i mühlik huk. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı. cürm'den.i. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz. bumbar dolması. 2. cerî' (a. cerime (a. işlerin oluşu. (bkz: cerbân). cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete.s.s. cerî.s. uyuz. yaralı. cerdâ3). gözü pek. (bkz. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama. 3.B.s. ışık ve ışık konacak yer.) bir yerde bulunan insan kümesi. yiğit.) uyuz hastalığına tutulan.f. cerîha-dâr (a.) sefer ve misafirlik. 2. . cerh-i hatâ huk. dönüm. (a. cerâid) 1. f iz.i.) kabahatli. c. çerin (a. suç.c. f i z.i. çürütme. cermüze (f.i. (bkz.i. ceride (a. kesme. volt.s. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-).) 1.i. zabıtname. cereme. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü.) yaralı. cerîh (a.b. elektrik akımı. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen. (f. cerîre (a.) verimsiz.

) mihnet. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması.) toprak testi.) cesurluk.) 1. (a. eşya ve şâire çekme.) küçük. 2.) 1. (a. sıçrayış. cerrah'in c. enik. atlamak. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu. (a. i.zf. kurtulmak. irilik. 2.i. 3. 2.) operatörlük [doktorlukta].i.) cereyan.s. (a. i.i.i. (a.i. (f. cesâmet'den) iri.) 1. sıçrayan.s.b. (a.sıçrayarak. kesme. büyük. musibet. 4. 2. (f.i.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap.f.) cerrahlar. Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi].s. 3. soruşturma. (bkz: kıt'a). azar azar. (a.i. çekici.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese. dilenci. (bkz: tedricî). ecsâd) ölü vücut. (a. Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı. kısım kısım. yok etme. (bkz: ekûl). cesîme cesîm-ül-cüsse cesk cess cessâs cessâse cest cestân cestân cestân ceste ceste ceste ceste-gîr cesten cesur (a. operatör doktorlar. öldürme.b. (f.i. sürükleme. (a-i-) bir Şyi kazıma. (a. (a.i. 3. cerrâhî'nin müennesi. (f-fi-) sıçramak.s. yiğit. arkasından sürükleyen.) yavaş yavaş. (a.) sıçraya sıçraya. 3. (a. fırlamış. parça parça.) atlayan. harf-i cerr). 2.zf. para.) obur.) 1. elle yoklama. [eskiden] medrese talebesinin. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. (a.c. dilenci. [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu. (f.i.) l. 2. (f. çıkar sağlama. (a. ufak meyva. yiğitlik.) arsız. san ve zehirli akrep.i. yüreklilik.i.) 1.) 1.f.) merak. atlayış. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu.) operatör [doktor].s. çekme. yürekli.i. ağır bir yükü kaldırma. (f. (a. atlayarak. 3.s. (a. kaçmak.i. iri vücutlu. keder.i.i. sıçrayarak. cism'den) büyüklük. kocaman. (a.i. i. (a.i.) kruvazör. (bkz. (a. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k). (bkz: tecessüs). (a.i.s.) ed. (f. harp gemisi. yırtıcı hayvan yavrusu. cesâret'den) cesaretli.) sıçramış. (a.s. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka. (f. bir şeyin kabuğunu soyma. atılmak. .b. dînî öğütlerde bulunmak.i.cerr cerre çıkma cerr-i eskal cerr-i menfaat cerrah cerrâh-hâne cerrâh-hâne-i âmire cerrahî cerrahîn cerrâhiyye cerrâh-nâme cerrar cerrâre cerre cerş cerşeft cerûz cerv cery cerz cesamet cesaret cesâset cesed cesîm . 2. (a. araştırma.) çok meraklı. gr. çabuk hareket eden.i. [II. hiciv.

elmas alıp satan. cevâbât.i. elmaslar. (a. mayalar. eğlence.) 1. ret cevabı.) sorulan şeylere verilen karşılıklar. 1077) dir]. kıymetli taşlar. (a. karşılık. tarikatının âdabını anlatan. (a. 795) den 1439 (H.) kâtip.i. doğru olmayan karşılık. câize'nin c. eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. doğru cevap. cûd'dan) 1. 1392 (H.nâ-sevâb cevâb-I müskit cevâb kıla.c. mescitler. ziyafet. (f. bir kısmı Farsça olan eser.) arpa.i.zf.) 1. 1666 (H.i. (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın.) cevahirci.b. [istinsahı.cesûrâne ceş ceşn ceşn-i büzürg ceşn-i Meryem cev Dâne-i cev cevâb-ı bâ-savâb cevâb-ı redd cevâb-ı safî cevâb-ı kat'î cevâb. (a. (a. özler.) halk arasında dolaşan haberler. doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram.s.c. yazman. cevherler. Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır.i. i. (a.i. cevaba cevap. eli açık. yüreklice. (a. armağanlar. cevâb ale-1-cevâb cevâbât cevâb-dih cevaben cevabî cevabî cevâb-nâme cevâb-nüvîs cevâd cevâdd cevahir cevâhir-i ulviyye Cevâhir-ül-ahbâr Cevâhir-ül-ebrâr Cevâhir-ül-esdâf Cevâhir-ül-kelimât cevahiri cevâib cevâiz cevâlî cevâmi' (a. büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini. kesin söz. karşılık olarak. câbî'nin c. işlek yollar.) cevap veren. (bkz: ecvibe). .) cevap olarak yazılan yazı.i. cevâb'ın c. arpa tanesi.) cesaretle. (a. sessizce verilen cevap (a. (a.. 2. (a. câdde'nin c. (f. bir kısmı Türkçe. inandırıcı cevap.i. şölen.i. tahsildarlar. toplu şeyler.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar.) cevap.f.s.i. gezegenler. 2. (a.b. (a.c.i. ibâdet yerleri. (a. büyük.s. felekler.i.) cevap. 2.s. 2. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle. (bkz: caize).f. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir. cami' ve câmia'nın c. cevher'in c.) verilen bahşişler. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri. (f. (bkz: şaîr).) caddeler. yazı ile]. erkek adı. cömert.zf. (a.) câbîler.) mavi boncuk. bayram.f.s.i.) 1. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir]. yiğit-çesine. (a-f-b.

cevf-i mi ' de mîde boşluğu. tazelik. acıkmış. 6.) 1.b. 5. savaş yeri. 5.i.c. cevf-i galsamî biy.) tane tane. gövde boşluğu.b. cevâmid cevâmîs cevân cevanan cevânî cev'ân cevânib cevânib-i erbaa cevânih cevârî cevâr-il-Künnes . [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler. üstünlüğü. cüvân). cevdet-i fehm anlayış iyiliği. cev cev (f. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı. cevelân-gerî.) dolaşılan yer. s. câriha).) caiz olma. yanlar. 4. 3.) halayıklar.i. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan. gezinme. (bkz. kendi kendine bir varlığı olup. (a. 3. câriha'nın c. cevârih (a. cevelân.). 4. izin. gezegenler.(a. cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan. 2. cevder (f.i. (bkz: câniha). (bkz. câniha'nın c.i.) cansızlar. Merih (Mars).) mandalar. câmûs'un c. cevlân-gerî (f.i. değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır].i. mu'cem. (f.i. ed. f.i.) 1. (bkz: cevherin. cevaz (a. dört taraf. cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili. (a. yan gece.. koşu. cevf-i fem anat. 3. cevf-i leyi gece yansı. (a. [zıddı "mühmel"].) öküz. câriye'nin c. karın boşluğu. bir yazı sitili. ağız boşluğu. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. maya. dönüp dolaşıcılık. düşünce üslüğü. boşluk. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. Utarit (Merkür). cevf 1. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. civânî) (a. g. s. güzellik. (f-s. hizmetçi kızlar. tazeliği. cevlân-ger (a. erkek adı.s. düşünce tazeliği. Zühre (Venüs). cevher (a. 6. 'gözevi. cevahir) 1. cevelân-geh (a. Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn). civânân). çizgiler.b.) taraflar.i. marifet.zf. dolanma. üstünlüğü. hüner. cevelân-ger.).i. (f. olgunluk. müsâade. (a. cevâsîs (a. iyilik. çok defa manzum olan târih. cevf-i a'lâ anat.orbite. oyuk. casus).s. üstünlüğü. iç. (bkz.f.) cevelângerlik.i. dönüp dolaşma yeri. su sığırları. cevdet-izihn zihnin tazeliği.). (bkz. solungaç kovuğu. cevf-i batnî anat. parça parça. öz. fr. donmuş şeyler. cû'dan) aç. cevf-i hicâbî biy. büyüklük. cevdet-i fikr fikir.) cevelân edici.).i. kalb. cevelân-ı dem kanın cevelânı. dolaşması. (bkz. câmid'in c. fels. atlı.i. menkut).i. (bkz: gâv). 2 . kusursuzluk. 2. 2.). elmas. hayatsız. dolaşıcı. mîdesi boş. cevdet (a. cânib'in c. câsûs'un c. cevlân dolaşma. cevelân edicilik. cevelân-gâh. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk. (bkz: câyi'). cevân'ın c.

i. (bkz: cevsak) (f. anat.c. cevhere. fr.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası.s.) fels. (f.)) örme zırh.s.b. (f. güher-fürûş).) akmadde.i. 2. arpa unu. (f. (bkz.i.).i. arpa torbası. (bkz. mutlak cevher. cefâ. (a.s.) cevher işleyen.) köşk.f. (a. 1) en yüksek cevher.s.b. gadir. (a. (f.) 1. (f-s. anat. cevşîre cevv îlm-i ahvâl-I cevv cevv-i hevâ cevv-i kebûd cevval anat. (a.cevf-i nihâhî cevf-i nuhâî cevf-i sadrî cevher-i ebyâz cevher-i ferd cevher-i küll cevher-i lâsık cevher-i mücerred cevher-i sincabi cevher-i ulvî cevher-dâr cevhere cevher-ebyaz cevher-fürûş cevheri cevherin cevheriyye cevheriyyûn cevher-pâre cevher-tırâş cevî cevlân-gâh.) hava. cevherden.) koşan.b.) zırh giyen. tözcülük. (f.b. bozmadde.i. beyin boşluğu. zırhlı.s.) mücevherden. (a. noktalı [harf]. cevheriyye]. fr. aglütinin. (f.s. cevlân-geh cevîn.i. değerli taş veya inciye ait olan.i.) arpadan yapılmış nesne. ak madde.i. 3) ateş. hava boşluğu.) çorap. kuyumcu. elmaslı. çorap söküğü.b. dolaşan.i. 2. (a. savaş elbisesi.b.) 1. zulüm. köşk. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan. (a. gökyüzü. biy. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç].) 1. biy.b. hareket eden. 1) atom. cevhercilik.i. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey.) zırh delen. 4. (f.i. biy.) cevher satan. çardak. (a. cevelân-geh). sitem. omurilik kovuğu. aslı. [şiirde] sevgili veya onun dudağı. (a. çulha.) bir tane cevher. [müen.) bir arpa ölçüsündeki ağırlık. boşluk.b. (a.f. cevahirci. substantialisme.b.) düğme. eza. cevîne Nân-ı cevîn cevr cevreb Çâk-ı cevreb cevsak cevse cevsek cevşen cevşen-dûz cevşen-güdâz cevşen-güzâr cevşen-hây cevşen-pûş cevşen-şikâf cevşîr. cevherî). vaktiyle giyilen1. (bkz: cevher3).s.i. substance grise. (a. tas. 2. arpa ekmeği.) mücevher parçası. fr. 3.b. 2. substance blanche. meteoroloji. eski tüfeklerden birinin adı.) zırh ören.substantialisme. a. haksızlık.s. (bkz: cevher4).f. madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne. göğüs boşluğu. cevelân-gâh. 2. 2) ruh.b. (a.s. mavi boşluk.b. (a.s.i. konak. cevheri.s.i) 1.f. eziyet.) zırh eriten (f. .s. 2) ed.) zırh paralayıcı.f. (a. (bkz. (a. fr. felekler.) zırh delen (f. evrenin *tözü.

Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri .) elemlenme. 2. cüyûş) 1. ceyb-i sabr sabretme.) servi kozalağı. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu. iyi.i. ses. cevizgiller. cez (a. Ceyyid-i seb'a. ciyâd) taze. c. Ceyyid-i saadet Kanarya adaları. yengeç.) ast.i. cüyûb) 1. leş Ju-meaux.i. ceyş (a. geo. saf hava. cevviyye (a. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi. Havâ-i ceyyide temiz hava.) [ceyyid'in müen. Eş'âr-ı ceyyide ed. cevz-ber-günbed cevziyye (a.s. .s. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. ikizler burcu.) uzun boyunlu kadın.ing. cevz-i mâsil bot. Ceyyid-i hâlidât. Cevza' (a.i. kara alaca ve değerli bir süs taşı. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis. sinüsle ilgili.i. canlı fikir.i. ceza' (a. juglandasees. (f.) küçük hin-distan cevizi.) ağaç kökü. Ceyyid-i garb Cezayir. cevz-üs-serv (a. cez (f. (bkz: cezire). semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş. cevz-ül-kayy (a.s.i. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma. cevz-i bevvâ . hoş.) bot. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti.b. ceybî (a. ceyvâd (f.Fikr-i cevval hareketli. seda.s.i. (bkz: ceyyid).) zool.) ada.b. tatula.) ceviz. mayıs ayında bu burca girer. damarlı akik.].) boş. Sevk-ül-ceyş strateji. ceyl (a. cez'a (a.c. kederlenme. 3.i. fr. Gemini]. 2.i. cevzâk (f. yararsız bir işle uğraşma. cez'. saf. gömleğin açıklığı. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru.i. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. cevvî. ceydâ (a.b. ceyyid (a. cevz-ül-hind bot.) sabırsızlıkla sızlanma. ceyb-i kavs arka sinüs.i.) günahtan sakınma. asker. tam olan [para]. sinüs.) mat. cep. fr. dayanma. Hindistan cevizi.) göz boncuğu denilen.s.i. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. cevz-üd-tıbb (a. Geminus. güzel şiirler. yangı. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi. cevdet'den c. [lât.s. ceyb (a.i.b. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü.i. ceyyide (a. ceyyid-i hevâ iyi hava. ordu..) bot. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili. [bkz: ittika'). cevz (a.

kelime düzgünlüğü.f. işlenen bir şeyin görülen fenalığı. (a.f. yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür].c. (saadet adaları) Kanarya adaları. .i. cezbe'nin c.b. 2. ben de gelirim = ceza" dır]. kekeme veya pepeyi olmayış. gönlü çekme. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması. ed.) kendine çekme.b. (a.). para cezası.) cezbe verici.) havuç. 2. kendinden geçmiş. (a. (a. (bkz: cezbe). şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart.i. Cezayir.) 1.b. (a.c. çekilme. ceza baskısı. çok.zf.f. azap.) bir şeyi ikiye bölme. heyecana gelmesi. Hind-i Çînî adalan. cezebât) 1.) adalar. anat. (a.) 1. (a. (a.i.) 1.f. (a. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli.i. ceza işleriyle ilgili. bol.) cezbeye tutulmuş gibi. coğr. ed.) cezbeli.f. -fegen cezbe-yâb cezbiyye cezebât cezel cezer cezer-üt-türâb cezî' cez'-i adûdî-i re'sî cezîl Ecr-i cezîl cezire cezîre-i bürkâniyye cezîret-ül-Arap (a.) ceza olarak.i. (a. cezbeye düşürücü.i.b. kelime]. peltek. cezl). (a. gönül alma.) bot. kol-baş *anadamarı. cezîre'nin c. ceza ile. yabani havuç. gr.s. çekicilik.) çekme.i.b. 2. 2. peltek ve bozuk olmayan [söz. takım adalar.s. küçük tomurcuk. (a. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti. Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye. rekâketsizlik. coğr. cezâir) ada [denizde]. (bkz. (a.i.ceza' cezaî müeyyide cezâ-yi amel cezâ-yi nakdî cezâ-yi seza cezâ-yi Sinimmâr cezâen cezaî. mânâ düzgünlüğü.zf.i. (a. karşılık [iyi veya kötü].) cezbeye tutulmuş. Ege denizindeki oniki ada. (a. (a.i. cezâiyye cezâir Cezâir-i Bahr-i Sefîd cezâir-i garb cezâir-i hâlidât cezâir-i Hind cezâir-i isnâ aşer cezâir-i müctemia cezâir-i saadet cezâir-i Seb'a cezâlet cezâlet-i lafz cezâlet-i ma'nâ cezb cezb-i kalb cezbe cezbe-dâr cezbe-dârâne cezbe-dârî cezbe-efgen.s. yanardağ adası. Arabistan yanmadası. cezaya ait.i.) cezbeye tutulma hâli.i. Kanarya adaları. (a.s. lyonien adalan. bol sevap. ceza. Akdeniz adaları. lâyık olan ceza.

i. cibâl-i şahika yüksek dağlar.). cezb'den) çok cezbeden. büyük gidim.) 1.(a.i. cezzâr (a. cezm ile ilgili. tomruk. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök. cezr-i nâtık. fr. cezr-i murabba' mat. kökle ilgili.i. tutunma kökü.i.s. kat'î karar ve niyete ait.) 1. zâlim. asit kökü. cezr-i şârî anat. (bkz: azm). keçi v. cîbâ (f. cezzâb (a. ücret. cezûb (a. kesin karar.i.) kasaplık davar [koyun. (bkz: cezü1).zf. 2.b. cezr-i mihver mat.) 1. mat. kılkök. gaddar. cüzûr) 1. gr. cezû' (a.i. cezmen (a. dokuzun cezridir.s. cezr-i aıııııdi mat. cezr-i dereni yumru kök. cezr (a. anakök. cezzâf (a. cezre (a.) 1. radikal. cezmâzec (a.) çok cezbeden. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. cezlân (a. 3. kuvvet ekseni. cezr-i tâmm mat. meç. maaş. ciâle (a. 2. cibâh (a. karekök.) 1.) alınlar. ikincil kök. cezmî (a. erkek adı. gelgit. cezr-i hamız kim.) kestirip atmak suretiyle. kare kök üç. 2.i. fr.) odun.) cebhe'nin c.s. (bkz. 2. cezr-i mükâ'ab küp kare. çetrefil olmayıp. doğru olan. cezriyye (a. sanal kök. cebel'in c. rüşvet olarak verilen hediye. 2. kök. cezr-i mantık. cibâl (a.i.) bot. cezr-i vetedî kazık kök. cübbe'nin c. cibâl-i mubaha huk. radicalisme . fr.) ağ ile balık tutan balıkçı.c. cezl . raci-ne fıxatrice.i. cezr-i mik'ab mat. mortes eaux.) fls. köke ait.]. 2.i. küpkök. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme. (bkz: cezzâb). cezm (a.i. niyet. cezrî (a. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar. Medd ü cezr coğr. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar. cezr-i rîşî saçak kök.s. cezr-i ekmel coğr. cezr-i müsbit bot. çeken. (bkz: cezr-i vetedî).s. inme.) mutlu. cerz-i talî bot. cezr-i aslî bot. köktencilik.) dağlar. kalın odun.) 1. cezr-i muzâaf mat. dürüst. ılgın meyvası. cezûb). asal kök. cübeb). cezr-i asam mat. deve kasabı. [denizde] alçalma. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam.i.i. kanlı. (bkz. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime. 2. cezr-i arızî ek kök. çeken.s. 3.) çok sabırsızlanan. iki kök. cibâb (a.s. asıl.

mühim. leş. merhametsiz. (a.b. bahçe duvarı. (bkz.b. ciğer. (f. çok acıklı. (a.b.i. acı. (a.s.s. evlât.) kavgacı. (f. cibâyet'in c.s. bir işi gerçekten çalışıp işleme.b. (f.s. savaş. (a. (f. t. cüdür. gelir toplamalar. mücâdele).c. 3.) leşle dolu olan yer. (a.f.i.s. (a. (bkz: fıtrat).b. ıztırap veren. zorlu.) 1.c.zf. çelîpâ. hayat mücâdelesi. (a.i. vergi. (f.) gerçekten çalışılacak işler.b. Dünyâ.s. ciğer söken. 2. ağırbaşlı. büyücü. Cebreîl. (a. savaşçı.) Cebrâîl.s. Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu].) evlât.b. b. 2.) ciğer satan. cesaretli. 3. meç. savaş. (f. câbîlik. (a. yaradılış. (bkz: haç. sıkıntılı [kimse].) ciğeri kanlı.) ciğerli.s. (f. arbede-cû). salîb.) 1. cibillî). tabiî.i. zar.f.i.s. (f.s. geçim mücâdelesi.i. (a.i. sütü bozuk.) 1. cefr'in c.) ciğeri delip geçen.) 1.i.i.b. (a. [müen. (a.) ciğer paralayan. (f . hayırsız.) ciğeri yakan. (bkz. (bkz: cefr). (bkz: câbî). (f.b.b. 2. (a. gaddar. falcı. cüyûd) boyun.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili. (a. (a.b. ehemmiyet.) gerçekten. önem.) kederli.i.b.s. ciğer yırtan. i.) soysuz. (a. [doğrusu "cefr" dir].) 1. s. (bkz.) 1. 2.) cifirci. cüdrân) 1.b. "ciddiyye"].c.b. 2.f.) geniş kuyular. . (f. (a. kireç. (bkz.) cifir ile ilgili olan şeyler. (a.) huy. (f. kansız.) ciğerin bulunduğu yer. ciger-pâre). (a.b.i. 3. (a. sanem]. cibilliyet.c.i.cibâyât cibâyet cibillet Cibilletsiz cibillî cibilliyye Cibilliyyet Cibril cibs cibt cîd cidal Ceng ü cidal cidâl-i hayât cidâl-i maişet cidâl-cû cidâl-cûyâne cidâl-gâh cidar cidâr-ı hadîka cidd cidden ciddî ciddiyyât ciddiyyet cifâr cîfe cîfe-gâh cîfe-hâr cifr cifrî cifriyyât ciğer ciger-cûş ciger-dâr ciger-der ciger-dûz ciger-fürûş ciger-gâh ciger-gûşe ciger-güdâz ciger-hâr ciger-hâre ciger-hûn ciger-pâre ciger-sûz (a. 2. 2.s. 3. çok eziyet çeken kimse. (a.s.) kavgacılara yaraşır yolda. alçak [kimse].) ciğer parçası. (a.f. (f. 2.s. (bkz: fıtrî). önemli.i. sıkıntı.i. hararetli konuşma.f.i.) 1.) bağır yakan. meç. yürekli. keder.). (a. ciğerci. (bkz: cibillet). ciyef) iaşe.) mücâdele yeri.i.) yüreği coşturan.) câbîlikler.i. kavga çıkarırcasına.i.i.zf.i.b. ağırbaşlılık.s.s.b.i. hissiz. i. karşılıklı kavga. sevgili.) [cibillî'nin müen]. gerçek. acıklı. ciddîlik. bağır. (a.) yaratılışta olan. ciddîlik.) leş yiyen. (f.) put.c. (a. duvar. avaz.i. i.

i.) meç.) cihanı.i.) acıklı. dünyâyı dolaşan.) hükümdarla ilgili. cihân-geşte (f. cihân-bân (f. s. cihân-bîn (f. hükümdar. cihâdiyye (a.) fâtih.i.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar. bezeyen. çok özleyen.) 1.) cihângir-cesine.b. Dünyâyı gezip görmüş. cihân-âferîn (f. cihân-bânî (f. savaş işleriyle ilgili. cihân-muta' (f.b.ciger-rend (f. 2. cihân-cû[y] (f.s. cihân-ı İslâm islâm âlemi. cihân-âlem (f.b. cihanı gezmiş. cihâniyân (f.b. (bkz: gîtî-sitân).) Dünyâ. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H. ciger-teşne (f. cihândâr-âne (f. i.s. pâdişâh. cihân-key (f. cihân-gîrî (f.b.b.b.i.b.b. öte âlem. cihân-dâr (a. erkek adı.s. cihân-dîde (f-b.s. cihâdı.) cihangirlik.) Dünyâyı gezip görmüş olma. cihân-gîr (f. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri.) 1.c.) herkes.) hükümdarlık. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma. göz.) cihanı dolaşmış.) cihanı. . Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke. âlem. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş. acısı olan.s. padişahlık.) âlemin sığındığı muhafız. cihan (a.) 1.s.s.b.i. cihâd'a mensup. cihân-dârî (f. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır].) cihanı. islâm dünyâsı. (bkz: ber-bâr. huk.i.) cihanın. cihân-güşâ (f.) Dünyâ halkı.s.b. cihâd (a. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar.s. 2. Allah. erkek adı. Dünyâyı zapteden.) cihâna.b.b.b.f. cihân-ı can ruhlar âlemi. cihâniyân) 1.) cihanı.s. (f.b. ciger-tâb (f. cihanı. insan.b.s.zf.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse]. cihân-nümâ (f.a. cihân-gerd (f.s. cihân-penâh (f. II.) 1.) cihanı.) acı veren. Dünyâyı tutan hükümdar.b. cihanı (f. öteki dünyâ. i.b. 2. Dünyâyı yaratan. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar. berbâre4). cihân-ârâ (f.s. cihân-nevred (f.) hüküm-darcasına. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça. 3.b. 2 . dünyevî. Dünyâyı süsleyen. Allah. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır.) 1. cihanı.s. cihanı.b.zf.a.) cihanı. 2.i. Dünyâyı zaptedercesine. i. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı. cihân-dîdegî (a. din uğruna düşmanla savaşma. (f.b.s.s.s. [aslı "cenan" dır].s. pâdişâh. cihânî'nin c. tecrübeli. Dünyâyı gören.b. 2. Dünyâyı parlatan.s. Dünyânın bekçisi olan 1. [bu nüsha 1732 (H. Dünyâ'yı gösteren harita. Dünyâda oturan. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas. cihân-gîrâne (f. 2.) cihanı.b. cihân-efrûz (f-b. Dün-yâ'yı dolaşan.i.i. 3. kendi kalbi içinde.

evkaf maaşı. güney].b. cihet'in c. boşaltım aygıtı. yerler. arka. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy.) padişahlık. cihâz-ı Muharrik biy. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini.s. dünyâ ölçüsünde. görüşler.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. (f.) hükümdarlık. 2. yönler. Cihâz-ı tenasüli anat.i. boy.) 1. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler. cihâz-ı basarî anat. iki yön. [müderrislik. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü).s. üst. dolaşım sistemi. cihân-tâb (f.a.f.) iki cihet.i. her yanı kaplayan. 4.c. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). âlet [doğrusu "cehâz" dır].b. çeyiz. sindirim aygıtı.) cihanı zap-teden. cihân-penâhî cihân-pû cihân-revâ cihân-sâlâr cihân-sitân cihân-sitânî cihân-sûz cihân-şümûl . (bkz: cehâz). (-r1 (f-b. sol. (bkz: âlem-şümûl).[fakirler gibi]. 3. görme aygıtı.s. kuzey.) cihâna yaraşan. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler. hatiplik. ciheteyn (a. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler. batı. hatiplik. anayönler. 2) coğr. (f-b.(f. [mescitlere nazaran imamlık. ilgi.) dünyâyı dolaşan. yön. sebep. delâilül-hayrât vazifeleri gibi].b. sağ. (f. müezzinlik vazifeleri gibi]. cihaz (a. cihât (a. 4. hareket sistemi. cihât-ı selâse üç taraf [en.s..zf. (f.b. şifâ-i şerif. fr. büyüğü olan.i.. 2. müslim.i. bakımlar. systeme locomotrice. [doğu. 3. dünyâda geçer olan. hizmet. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. cihât-ı sitte altı taraf [ön. imamlık. cihet (a. padişahlık. evkaf maaşları.b. takım. cihar (f. cehr'den) açık söyleme veya okuma. yan. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler. cihât-ı erbaa dört taraf. cihar (a. bahane.s. cihar). cihar ü se (bkz: cihar ü se).i.b. yer. taraf. 2. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan. S. pâdişâh. (bkz. apotek cihâz-ı teneffüsî anat. pâdişâh. sinir sistemi.i.a.).s. dört yön. 2. vazîfe. kalınlık]. cihâren (a. (bkz: alenen). (f. cihâz-ı asabi anat. (a.) cihanın başkanı.i. (bkz: şıkkayn). devinim düzeni.) cihanı yakan [Güneş]. yüz.s. üreme sistemi. müezzinlik. kayyumluk gibi]. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler. [bir camide okunması meşrut buhâri.) 1. vesîle. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot. cihâz-ı deverânî anat. cehr'den) apaçık olarak. taraflar.) 1. semtler. dünyâ çapında.s.b. alt]. cihât) 1. cihâz-ı hazmî biy.

2.i. deri duyumları. (a.b.f. s.s. s. parlaklık veren.s.s. (a. kırıtma.f.b. kitap. cülûd. (bkz. deri.f.c.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır.s.f.c.) cilve yapma. kap. sen başlı olma.) cinayet hâli. gömlek. (a. süvari alayı.i. (a. cilve-geh cilve-gâh-ı zuhur cilve-ger cilvegerî cilve-kâr cilve-kün cilve-künân cilve-nümâ cilve-penâh cilve-perdâz cilve-rîz cilve-sâz cilve-sâzî cim cim-i arabî cima' cimâh cimâl cimâr cimrî cin cinai. (a. (a.s. (a. cinn).i. taife.b.) at.s. çarşaf. toplu kabile. ferace. çıkıp görünülen yer.) cilve eden. cennet'in c.b.) cilve eden. meşin.) cennetler.b.f. (a. 2.s.) cilve yapma.) büyük cüzdan. cilt hastalıkları kliniği. evrak çantası. (a. alçak.f.) 1.i. cilâcı. (a. kuşak. (a. (a.s. Allah'ın cilvesi.i. tamahkâr mânâsına kullanılır]. (a.) parlaklık veren. celâbîb) 1. kaderin cilvesi.) cilâlı.) ciltle.) ciltçi.s.) hoş ve güzel olan.b. parlaklık. deri ile ilgili.b.s. parlak. (bkz.) soysuz. (a.f.) cilveli.f.s. 4.s. parlatılmış.) erkek develer.). cilve etme.) parlatma. görünme. (a. (a.) "cilve satan" cilveli. (f.) şa'şaalı.) 1.i.b. fr.s. devirden devire. bahçeler.) cilve ederek.c.i.f. cemel'in c. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan. .f. (a. 3. (a.). cilvelilik.s.i.cîl çilen ba'de çilin cila' cilâ-bahş cilâ-dâde cilâ-dâr cilâ-ger cilânger cilâs cilâ-sâz cilbâb cilbend cild cild-ger cildî. sensations cutanees.b.i.f. millet. cilalanmış.) cila sürülmüş. uçmaklar. (a. (a. cilve yapan.b. (a.b. (a.b.b.) hek.) beraber oturma. hoyrat.) kaba. cilve edecek yer. (a. (f. (a. cilve-sâz). cilve yapan.b. 3. (f. 2.) çilingir.i. ayak takımından. fels.i. (a. (f.i.) cila yapan kimse. (bkz: cilve-ger). fr. 2.) cinayetle ilgili.i. (a. cilveli. (a.f. (a.b. aşîret.s.ha.i.b. (a. cildiyye cildî ihsaslar cildiyye cilf cilve cilve-i ilâhiyye cilve-fürûş cilve-gâh. kırıtkan.b.f.i. nesil. insan güruhu. c sesi. i.f. a.s.b.i. cilve eden. cilve yapan. 2. (f. criminalite. (f. mücellit.) kendini gösterme. ecyâl) 1. dilenci [Türkçede pinti.s. (f.) cilve gösteren.) parlatan. cinâiyye cinâiyyet cinân '- (a. cemâat.f. (a. cem'den) çiftleşme [insan hakkında]. (a.i. eclâd) 1.) cilve yeri.zf.s. tecellî.

türlü. cinsle ilgili. Şam vadisi. cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi]. cinâyet-kârâne (a. 2. 2) Soğdiyana. cinseyn (a. [deme kış yaz. cinâyet-kâr (a.i. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir. gibi]. cinâs-ı darbî ed. çılgınlık. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H. cinâs-ı nakıs ed.(dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla. gr. îmâlı.i. cinâyet-kârî (a.i.f. 899) da istinsah edilmiştir. cinn'den) cin tutma. gözle görünmez. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi. Ebnâ-yi cins insanlar. cinsî cazibe cinsel çekicilik.) cinler diyarı. soy.) ecinli.s. 4. cinâyât (a. pek zekî ve anlayışlı kimse.b. yalnız harflerde beraberlik.) cinayet işleyen. benzeyiş. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır. Semerkand vâdîsi.) 1. s.i. 2.c. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun.) cinayet işleyenlere.i.) münâsebet. ağır suçlar.s. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. [1493 (H. meç.i. (bkz: mücâmaa). [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır]. yaz! gibi]. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek. Telif târihinin 1397 (H.b.) cinayetler. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik.) tabut.f. telmihli söz.i.) cine mensup. (a. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır. cinâs-ı tanım e d. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas. bir cin. cinayet (a. birçok anlamlara yorulabilen söz. ecnâs) 1. lâfızda.. cinn (a. cinâs-ı mefrûk ed. müennes (dişi) oluşu.zf. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). cinnî (a. cinas (a. cinâyet'in c. kelimenin müzekker (erkek). Cinân-ül-cenân II. telaffuzu bir.) cinse mensup.s. çeşit. mürd gibi]. [dem = âdem] gibi. delilik.i.f.) cânîlik. nevi'. cinnet (a. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi. cânîlere yakışacak bir surette. cinân-üd-dünyâ . canilik.c.s.) "iki cins" kadın ve erkek.f.) çeşitli.i.s. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi. cinsî (a. oku. cinnistân (a.b. lastikli söz. cinâs-ı muharref ed. cins ' (a. cins cins (a-b. cinnî (a.800) ile 1446 (H. büyük.c. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. a.i. cinâze (a.

irinler. gövde. 3. 2) meç. astre.i. öldürücü zehir. (bkz.c. güzel kadın veya kız. (a. hacim.c. diaphyse. (a.i. iyi komşular.i. f i z. tabîat.i. (a. (a. kök. 2. 2. (a.) 1.i. mat. fr. (a.) ["cismânî"nin müen]. madde. (a.) saf şarap. menşe.i. (f. billur cisim.i. melekler.s. biy. bileşik cisim. (a. f i z. söz söyleyen cisim. alt. 2. kan. elips cisim. dînî işlerden ayn olan.i. kim. aşağı. (a.) 1. yaralar.) 1. (a.) zool. alışkanlık. börkenek. ruhanî karşılığı. yılan veya sazan balığı. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri. fr. safran.) toprak testiler. yemek ve para. cansız cisim. bonnet.) cerâhatlar.) temel.) 1.i.i.) 1.i. cevher. (a.i. gökcismi. câr'ın c. s. nasırlı cisim. ilk madde. astr. 2. (a. komşular. cinsel eğitim. (bkz: cismânî). 2.i. bir nevî kırmızı boya. (a.) bir cins ile ilgili olma.) havsala. (a.cinsî terbiye cinsiyyet cîr cirâhât cîrân cîrân-ı sâlihîn cirân cîre cîret ciriyyâ cirm cirmân cirrîs cirriyye cirs cirsâm ciryâl ciryâle cirye cisâd cism cism-i azm cism-i basît cism-i beyzî cism-i billûrî cism-i cemâdî cism-i cevheri cism-i eflâtûnî cism-i felekî cism-i gayri muzî cism-i hâil cism-i hevâî cism-i latîf cism-i mürekkeb cism-i müteharrik cism-i muhâmî cism-i nâtık cism-i nizâr cism-i sefenî cism-i semavî cism-i sulb cism-i üryan cismânî cismâniyye fels. gökcismi. anat. delilik. (f. çıplak vücut.i. 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. insan vücudu.i. fr. katı cisim. (a. civarda olan yerler. korkunç cisim. education sexuelle. temiz renk. . biy. 2. zayıf vücut. (a. 3. (bkz: zîr). (a. ışıksız cisim. cereyan. sümüksü cisim.) komşuluk. ecsâm) 1. saf şarap.i. biy. 2. cirâhat'ın c.s. kemik gövdesi. müşteriler. gaz hâlinde olan madde. harekette olan cisim. (a. âdet.i. altının kırmızılığı. bedenle ilgili. fr. kılıç kayışı. ecrâm) cisim. f iz.) 1.i. cerre'nin c. oylum.i. 2. 3. beden.) çırak. mizaç. zâtülcenp.) 1. 2. cerahat). poligon. töz.) azalarla birlikte vücut.) 1. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik. 4. (a.

cismâniyyet cismen cismi cismiyyet cisr cisr-i atîk cisr-i cedîd Cisr-i Ergene cisr-i muallâk cisreyn civan civan kaşı civânân civânâne civân-baht civânî civân-merd civân-merdân-ı millet civân-merdân civân-merdâne civân-merdî civar civârî civâriyyet cîve ciya' ciyâd ciyâdet ciyef ciz' cizâl cizâret cizfe cizm cizmîr cizn cizye cizye-i gebrân cizye-dâr cizye-güzâr cû Cüst ü cû cû -cû (a. genç (bkz: cüvân). (f-'.i.b. (a.) yakınlık.) genç olana yakışacak surette.zf. el açıklığı ile. (f. (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü. (f.b.) gençlik.i. cismânî). vergi ödeyen delikanlı. (a. arayıp sorma.) hurma ağacının kökü. (a.i.c. tazelik. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü. asma köprü. kantara.) köprü.s. (a.b. (f.) arama. (f.) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri]. yücegönüllülükle.s.) iaşeler.) civân-merd'in c. (f.f.i. cîfe'nin c. (a. el açıklığı. (bkz: pul. çay. araştırma. asîl. güzellik.) hurma toplama.s. iyilik. vergi.c. (bkz: zîbek).) 1. (bkz: cûy). (a i ) (bkz. cismâniyyet). leşler. (bkz: âlî-cenâb). (o. ağaç kütüğü.) talihli. civân-merdân) temiz.) cıva. (f.i. (f. (bkz. (a. eli açık olanlar. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif. kök.s. (a. yakınlıkla.) civan-merte yakışır yolda.b. (a.i. . (f. ırmak.) cisim itibarıyla. (f.i. 2. karnı acıkmış olanlar.i.i.s.b.s. vücutça. sırat).) küçük sürü. araştıran. cizye denilen vergiyi alan tahsildar. 2.) ağaç kütüğü. yakın komşu.i.) haraççı.i. (a. 2.) Müslüman olmayan. (f.) iyi eşkin giden soy atlan.s).) gençler. millet fedakârları. (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı.) açlar. (a.i. (a. (a.s. (a. (a. (a.) akarsu. g. câyi'nin c.zf. Unkapanı Köprüsü. Hıristiyanlardan alınan cizye.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. yakın yer.zf.) 1. komşulukla ilgili.) cömertlik.i. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir.f. (bkz: sahavet). araştırma. (a. (bkz: âlî-cenâb-âne). fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye.b.i.) cömertler. cömertlikle. cömert. bedence.b. s.i. yöre.i. (a.i.) "arayan. komşuluk. (a.civân'ın c.i. (f. (a.i.) cisim.) deve kasaplığı.) tayın. porsiyon.i.) 1. vücut.s. çevre.

) cömertlik. cemi'ler.i. cem'in c. Cûdî (a. cemâhîr) halk. cuğd (a. Fursat-cû Çare-cû Cû Def'-i cû cû'-i kelbî . 2.i.) perşembeden sonra gelen günler. b.i. cu'bûb (a.i.. cum'a'nın c. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar. örümcek.i.f. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi.) 1.) işe yaramayan adam. başıboş kalabalık.i.) perşembeden sonra gelen günler. cumhur (a. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer..s. çâre arayan. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete.s. kalender [kimse]. cum'a (a. cüce (f. cumuât (a. cumeât (a.) 1.i.) 1. 2. cûl (f. cumhûrî. gibi.) cumhuriyetçi. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında. örümcek. toplanma. cu'l (a. cuımı' (a.i. cûd-i kerem.) açlık.i. cûleh (f. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz.) civciv. cumuât). [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. çulha.i. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. elaçıklığı.) çaylak. cu-meât. çoğullar. c. karşılık.i.i. cûlâh (f. yığmalar. ayak kirası. toplamalar. halka mahsus.) millete.i. 2. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret.i. cû'dan) aç olarak. cûlehî (f. erkek adı. cumuât). cumhûriyyet (a.i. cum'ât.i. perşembeden sonra gelen gün. (bkz: cumeât. cûd-i sehâ cömertlik.) perşembeden sonra gelen günler. cumuât) 1. cu'bûs (a.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı. cumhurcu. (bkz: cum'ât. cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı. (köpek açlığı) hek.) baykuş. 2. tutulanın. cum'a'nın c. aç kalma. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi.) abalı.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş. cûg (f.i.i. cumeât). küçük dokumacı. açlığı giderme.) aptal. ahâli. cumhûr-i nâs halk kalabalığı. 2. cum'ât (a.s. cumhûriyye (a. cum'a'nın c. cem'den). cumhurluk. (bk cum'ât.) 1. 2. kalabalık. cûd (a.zf. 2. (bkz: çûg). Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi.) öküz boyunduruğu. kebeli.c. cûlâ-hek (f. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık.i.fırsat arayan. cû'an (a. (a. ücret.) 1. cumhûriyyet-perver (a.

çay.) arayıcı. kaynama.i. 2. ayrı düşmüş. (f. (f.) 1.s. coşkunluğu. başkaca.i. arayıcı.i.s. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük.s.) pardesü gibi üste giyilen şeyler.) arayıcılık. (a. (bkz: cûş. (f.) ayrı. (f. ırmakların gönlünün coşması. işaret.i. şekil. (bkz. cübbe'nin c.). çeh).) alınlar. baş sertliği. cûyek cûyende cûyende-gî cübb cübb-i Yûsuf cübbe cübeb cübn cübnî cübün cüda cüdâî cüdât cüdâyî Cüdde cüda cüda cüdâ-gâne cüderâ' cüderî cüderî-i bakarî cüderî-i kâzib (a.i.i. cüdâyî). (a.i. (a.) dokumacı.i.i. c. (bkz: cebânet). cedîr'in c.i. taşma. coşkun akışı.s.zf. (f. (a. dere.b.cumûh cûş cûş-i âb cûş-i dil-i enhâr cûş ü hurûş cûş ü hurûş-i nev-bahâr cûşâcûş cûşâk cûşân cûşânî cûş-âver cûşen cûşîde cûşîde-gî cûşîr. (f-i-) l. ilkbahar neşesi ve ahengi. peynirci.) coşmuş. (bkz: cevşen).i. (a. (f. (bkz: cuşiş. elem.) lâyık olanlar.i. (bkz: iftirâk).s.i. taşkın. (f.) dilenciler. (a.) 1. cûşânî). (f. i.) coşma. (bkz.) 1.s.i. Yusuf peygamberin atıldığı kuyu. cebîn'in c. ırmak. üstlükler. cuşiş).s. (f. korkaklık. hüzün. (f. (f. cûyâ. (bkz: cûş. -cû). cûyân cûy-bâr cûy-çe.). dağ arasındaki yol. (f.b. kaynamış. kaynayış. arayan.) nehir.s. akarsu. uygun olanlar.i. (bkz. inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı. coşma. çizgi. kaynayan. (bkz: cûyende). (a. (bkz: bi'r.coşma. düşüncelerin coşkunluğu.i. cûyân). taşıp coşma. ırmak kenarı. 2 . cûşânî). su çiçeği. tarz. 2. 2. anmanın coşkunluğu. . tek tek. keder coşkunluğu. coşkun. (bkz: cû). peynir. cibâb).) küçük ırmak. gönül coşkunluğu.) atın hamlığı.) coşma. ayrı ayrı.) ayrılık. akarsu.i. c.) çok coşkun.i. ayrıca. (f. cüded) 1. câdî'nin c. cûşîre cuşiş cûşiş-i ahzân cûşiş-i dil cûşiş-i efkâr cûşiş-i yâd cûy cûy-i revân cûy-i sîrişk -cûy cûyâ. kaynama.b. (bkz.b.) kuyu. yakışanlar.) coşturucu. cûşî'den) kaynama. (f. (f. (f.) coşan. ırmak. 2 . (f. (f. (a. 3 .i. peynir hâlinde olan şey. coşkunluk. akarsu. tas. ayrılmış.) ayrı ayrı. (a. araştırıcılık.s. gözyaşı ırmağı. suyun coşması. (f. kaynama. araştırıcı.).i.) çiçek hastalığı. (a.

(bkz: cüllâb).i. eşi olan.i. cehûd). (a. ishal veren şerbet.) astr.i. pellicule.) duvarlar.s. pul. (a. (a. 4. (a. cüfer) çukur.) bilgisizler.s.cüdeyy cüdrân cüdûd cüdür cüfâ' cüfâen cüfâf cüfâl cüff cüfre ia cüft cüft-i betûl cüft-i felek cüfte cüfte-endâz cüft-gâv cühâl cühela cühemiyye cüherâ cühhâl cühûd cehûd-i anûd cül cülâb cülâhek cülâzî cülbe cülcül cülcülân cülcüle Cülesâ Cüleyde cüll cüllâb cüllâh cülleh cüllâs cüllenâr. duvarlar.) 1.i. köpük. 2.i.) çul dokuyan. kocaman ve kuvvetli.i. (bkz: mânend). (a.) 1. tef çevresine dizilen zil.s.i. örümcek. (bkz. (a.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı. (bkz. (a. câhil'in c. (câlis'in c. (a. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır]. tahta çıkma. i. cüll). hizmetkâr. gülsuyu. Güneş ile Ay. (a. (bkz: gül-nâr). 2. cühela'). (a. Fâtıma'nın kocası. (a. i.s. (a.i.) bol. (a.) bilgisizler.). benzer.) 1.zf. (a.i. 2.) hek.) 1. içi boş. Hz. (a. (f. ince deriler. (bkz: cehele.) kişniş. 2. cedd'in c.i. (a.) kurumuş.) çifte atan.) çift.i. i. (a.) at katır gibi hayvanların attığı çifte. (a. (a. (f. (f. su üzerindeki çerçöp. tek olmayan. ufak çıngırak.i.) gülnar.) 1.i. cülnâr cülmûd cülmüd cülnâr Cülûd Cülus (a. cild'in c. s. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı. câhil'in c.). (a.. 2. bilmezler. cehîr). (a. 2 .i.c. (f. oturanlar.i. boşluk.) cülus edenler.i. celîs'in c. Ali. çulha.) sesi kuvvetli olan kimse. fr. kilise veya manastır uşağı. eş. (a. (a. bir çift öküz.i.i.c. dericilik. cidâr'ın c. (bkz: cülâb).) boşuna.i.i.) zehir.i.b. 2.i) 1. (bkz: vâfir). Hz. (bkz: ecdâd. (bkz.) 1.s. (cedr'in c.i. i. niyâgân).) birlikte oturanlar. 2. ikili. dimağa işlemiş olan baş yangı. kof.) kaya. (a.s. (a.) çul.i.). celâcil) küçük çan.) 1. faydasız yere.) hayvan derileri. (a. küçük dokumacı. (f. 3.) gülsuyu.i. 3.i.b. oturma. cehîr'in c. onulan yaranın derisi. (bkz: cehele. 2. (a.s. çok inatçı Yahudi. (a. pullan. (a.). .) çift öküzü. beyhude. narçiçeği. (a. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı.) zool. papaz veya keşiş. hayvan ve insan sağrısı. zarlar.i. (f.i. cühhâl). (a.i.).

emir cümlesi. ikincide 224. büyük sempatik sinir sistemi.i. Meselâ Muhammed birincide 92. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap. cümle-i cezâiyye gr.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi. cümle-i ismiyye gr. cümle'nin c. sinir sistemi. cümcüme (a. bütün. (a. haber cümlesi. cümle-i asliyye gr. temel cümlesi. cümâd-el-âhire (a. (bkz: cümle-i tâbia). cümâne (a.) taş. cuman (a. cümle-i istifhâmiyye gr. cümle-i müfessire gr. cümel-i sagîr ebced hesabı. cümle-i mütevâliyye gr. cümle-i müste'nefe gr.i.i. sistem. cümle-i mütemmeme gr.i. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr. cümle-i lenfâviyye anat. cümel) l.b. fiil cümlesi. fr. cümel (a.) cümleler. birikiş. üçüncüde 1530 eder. Gerçek şart cümleciği. (bkz: cemâzi-yel-âhir). kelime dizileri. parantez içinde bulunan cümle. hep. fr.i.i. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. isim cümlesi.i.) 1. (bkz: cemâzi-yel-evvel). cümle-i iltizâmiyye gr. şart cümlesi.pâdişâhın tahta çıkması. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. cümle-i asabiyye anat. (bkz: cümle). soru cümlesi.) kafatası.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı.c. iki virgül veya iki çizgi. karşıtlı cümlecik. fiil. (bkz cümle-i şartiyye gr. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık. cümâd-el-ûlâ (a. sıra cümlecikler. cümle-i kevkebiyye astr.i. şart cümlesinin ikinci kısmı.i. cümle-i emriyye gr. emir cümlesi. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri. cümle-i inşâiyye gr. cümle (a. cümle-i mu'tarıza gr. cülûs-i hümâyûn cülûsî cülûsiyye .i. proposition juxtaposees. cümel. cümd (a.) iri inci. cümle-i fi'liyye gr. hesaplanması.s. takımyıldız.) tek inci.) arabî aylarının altıncısı. cümle-i şartiyye (f. kümbet. 2.) eğlence yeri. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz. proposition conditionnelle reelle.b.) arabî aylarının beşincisi. takımlar. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle. cümle-i ihbâriyye gr. lenf sistemi. kubbe. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle. istek cümlesi. cümle-i sempati-i kebir anat.i.) tar. cümâde (a. 3. (a. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler.i. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan. başka bir cümleye bağlı olan.b. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. cümmel (a. cümle-i istidrâkiyye gr. cümel-i müntahabe seçme cümleler. (bkz: cümle-i tefsî-riyye). Sözde şart cümleciği. 2.

kımıldanma. (a.i.zf.) günâh. gr. "yâni".i. sarayın büyük kapısı. (a.f.i. (a. (a. iyi binicilere yakışır bir tarzda. yer sarsıntısı. (a. (f. hep birlikte.b.) tahrik edicilik. eski savaş silâhlarından kalkan.s. binici. cünbüz). fr. 1) kaza ve kaderin başlangıcı. cümal cümûd cümûd-ı ayn cümûd-ül-mevt Dâ-ül--cümûd cümûdiyye cümûh cünâb cünâbe cünâh cünbân -cünbân Dünbâle-cünbân Ser-cünbân cünbânî cünbîde cünbiş cünbiş-i evvel cünbiş-i müjgân cünbiş-i yemin cünbiş-i zemîn cünbüde cünbüş cünbüz cünd cündî cündiyâne cünh cünha cünha-dâr cünnâr cünne cünûd gr.) bir araya gelerek tortop olmuş.) ufak cürüm. sallanan. (bk cemâh).f.i. (a. gr. gr.) donukluk.i.cümle-i tâbia cümle-i tâmme cümle-i tefsîriyye cümle-i vasfiyye cümle-i vücûbiyye cümle-i zarfiyye cümle kapısı cümleten cümmâ' cümmâ-ül-keff cümmâ-üs-Süreyyâ cümmâl. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar kuyruk sallayan." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle.) 1. (a. c. sipahi. kümbet. Ülker topu. kirpiklerin hareketi. zevk. kadın başörtüsü.) koruma. (bkz: cümle-i mütemmeme). (a. oynayan. hareket.i.) askerler.).) askerî süvari. (bkz: cünbüş). küçük kabahat. 2) feleğin hareketi. (f. astr. (a. kemer. .i. çok iyi.s. ata iyi binen.) çınar. baş oynatan.) suçlu. (a. deprem. "buzul. küme. katalepsi.) yâdes (lâdes) tutuşma.s. eğlence. (a. gr. yer sarsıntısı. [doğrusu "cünbiş" dir].i. catalepsie. "meselâ. 2. (f-i.i. Ülker yıldız kümesi.) 1. göz donukluğu. bkz. (f. (a. asker topluluğu.i.) l.) cündîcesine. donma. gr. cümle-i müfessire).) ikiz çocuk. sallanmış. ordular. cümbüş. cünûd) asker.) kımıldanan. (f. kümbet. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi. deprem. eğlenti. zarf olarak kullanılan kelime grubu. (a. hareket etmiş. baş sallayan.s. tek başına anlamı tamam olan cümle.s.i. zevk. (dertop olmuş avuç) yumruk.i.) sallayan.. böyle bir tarz takınarak. 2. hareket.i. (f. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu.) glâsiye. (a. (f. cünd'ün c. (a.) kımıldanmış.) çok güzel. (a. (a.zf.i. donuk olma.s. (a.i.s.) kubbe. kımıldatan. hep. (f. kımıldanma.) kubbe. uta benzer madenî bir çalgı. kımıldayan. ölüm titremeleri. gereklilik cümlesi. küçük suç.) bütün. hareket eden. esirgeme.i. (bkz. donma. 3. 2.

i. 2. yiğit. 5. 2. çıldırma. piyâdesiz [süvari]. damla damla döken.i. 2. 2.i.) mâden posası.s. (a. 2. kısa tüylü [at]. demir boku. (a. (a.) içen. hızla uçan ok. zaman zaman gelen delilik. (a.c.i.i. içki kadehinin dibinde kalan kısım. cilt hastası [deve]. cirzân) tarla faresi. karınca yuvası. içim. .b. dudak kadehinin yudumu.b.) içki içenler.) cesurlukla.) sonbaharda dökülen yapraklar. şarap artıklarının döküldüğü kap.s.b. bir çeşit ibrik.i.s.i. tas.c.i. (a. kök.i. (a. (f. ' (a. (bkz.i.) keskin. (a. uçurum.i.f.) yaralar. (a. ilençler. cür'et-kâr).i. (f.zf. uçurum.i. gelip giden akıl bozukluğu. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi. (a. bir damlası.f.i.) 1.b. [kelime Farsçadan geçmedir]. (a.) yudum.f. atlı asker.i. yiğitlikle. (f. 2.s. (a. (a. (a. 3. atılganlık. (a. atılgan. gözüpek. ve ed. (a. ölüm yudumu. (bkz: kabl--el-mîâd).) yar. cerâim) suç. suçlu.) alışkanlık. (bkz: cenabet). içki içen. atılganlık. cür'etkâr. dip. (a. 3.i. cesur.f.i.) 1.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. atılgan. yiğitlik.s.). bir tek yara. (a.s. (a.) fena sözler.b.i.s. kılsız. 4.) cesur. merak hastalığı. (a.) 1. çorak bölge. i. (bkz: bîh). (a.) kabahatli.i. (f. erkek şahin veya akdoğan. kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı.f. aşkın galip gelmesi. (a.i.) 1. (a.i.) tarla kuşu. cürüm. (bkz: gürz). bitki örtüsü olmayan.i. (a. 2. tüysüz.c. erken bunama. (a. atmaca [kuş].f.b. uçan her türlü kuşun erkeği.) yar.i. (a.) cesaret. (a.b.b. çorak [yer]. suçüstü. (a.) verimsiz.c. gözönünde işlenen suç.) cesurluk.b. cürûh) yara. 3.) 1. (a. 2. delilik. cürh'ün c. ağacın kökü. 2.i. çıplak vücut.f. âşıkların çılgınlığı.i.cünûn cünûn-i âhidî cünûn-i devrî cünûn-i ehl-i aşk cünûn-i gayr-i mutbık cünûn-i mutbık cünûn-i şebâb cünüb cür'a cür'a-i cânı-i leb cür'a-i mevt cür'a-dân cür'a-nûş cür'a-nûşân cür'a-rîz cürâz cürd cürde cür'et cür'et-kâr cür'et-kârâne cür'et-kârî cür'et-yâb cürez cürf cürh cürha cürm cürm-i meşhûd cürmâne cürm-nâk cürre cürre-bâz cürsûme cürsûme-i dıraht cürûb cüruf cürûh cürûn cüruf cürüz cürz cüsâd cüsâl cüsâle (a.i.) 1. (f.b. beddualar.) 1.) cesur. s.) 1.) 1.) karın ağrısı.) ceza. yiğitlik.s. delirme.

fr.) çabuk. (a. (f. astr.) küçük cisimler. (f.) cömertlik. ceset. (a. (a.i. irikıyım [kimse]. parça. tam olan parça.) cüsseli. (a. (a.i. eli açık.zf. elifbe. cüseymât) küçük cisim. (f. gerdanlar. parçala-namayan kısım.) bahtı açık.i. cisimcik. cüses) gövde.) cisimcik. kâbus. ağırbasma. .c.).i. cüsse'nin c.) çuval. talihli. (bkz: ceyb). cîd'in c. kısım. (f. fels. bölünemeyen. araştırma. (a.i.i.i.) cömert. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı.) küçük câriye.) tamahkârlık.i. iri yapılı.i. (bkz: ecsâm). corpuscule.b. cisr'in c.i.s. (a. ecza) 1. (f.c. (a.) uykuda gelen ağırlık.) arama.i. (bkz: civan).s.i. ceyb'in c.b.) çuvaldız. c. cism'den. (f.cüsâm cüsâm cüses cüseym cüseymât cüseyme cüsmân cüsse cüsse-dâr cüst cüst ü cû cüst ü çâlâk cüsû cüsûm cüsûr cüşâ' cüvâl cüvâl-dûz cüvân cüvân-baht cüvânî cüvân-merd cüvân-merdâne cüvân-merdî cüveyre cüyûb cüyûd cüyûş cüz' cüz gülü cüz'-i cedd cüz'-i eb cüz'-i ferd cüz'-i ferdî cüz'-i ferdiyye cüz'-i içtimâ' cüz'-i istikbâl cüz'-i la yetecezzâ cüz'-i mütemmem cüz'-i şayi' cüz'-i tam cüzâf (a.) cömertlikle. (a.s. 2.i. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i. beden. ceşy'in c. (a. cism'in c. (f. (a.i.b. cüseym'in c. (a.) cisimler.i. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan]. huk. elaçıklığı. ordular.) gençlik. çelimler. (f.b. bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası. fr. (a.i. (a. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey. elaçıklığıyla. tebâreke. huk. hareketli.) boyunlar. şanslı. câriyecik.i. (f. atomculuk. bölük.) bütün vücut [azalarla birlikte].s. (bkz cüvâl-dûz). bütün. atom.i. astr. celim.) askerler.) gövdeler. çevik. ato-misme. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır]. genç. (a. atomal.i. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı).) büyük. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan. taze delikanlı.) geğirme. cesetler. cisimcikler.b. (f. bedenler. geniş. (a. pintilik.s.) götürü pazar. iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı).) arayıp sorma. araştırma.) köprüler. kalıplar. (a. babanın oğlu ve oğlunun oğlu.i.s.b. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan.i.i. kalıp. (a.

(a. elinde olma. (f.i. mücellit. işlerin ayrıntıları. (f.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır].b.i.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı.i.). elindelik. (a.) kesintiler. (f. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır.) azlık. (a.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. (f.s. kırıntı. (f. (a.zf. maaş defteri. sür'atli giden at. altın kesintileri.i.) 1.i.) eline çabuk [kimse]. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. hakikatte var olan şey. portföy. . (a.b. cüzâzât) kesinti. küçük bir masraf. kök dalı. çâbüksüvâr). götürü satmak. (bkz.i. adacık. astr.s.) götürü-pazar olarak. (a.) çabuk.) çabuk yürüyen.b.ha. 2.c.) adalı. kırıntıları.) dizginine çabuk. (f. (f. 2. (bkz: zûd).i.) mücellitlik.i. adada oturan. 2.i. az miktarda.c. varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey.i. eline çabuk olma. çeviklik.s. (a. (a. pekaz.b. (bkz.b. seri.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe. (f.i.) kökler. (a.f.) elçabukluğu. para çantası.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup. cezr'in c.i.s. çay çabuk çabuk çâbük-dest çâbük-destî çâbük-hırâmân çâbükî çâbük-inân çâbük-pâ çâbük-rev (f.) ayağına çabuk [kimse].b.) ince kök.b. 2. (f-i-) 1.cüzâfen cüzâfen bey' cüzam cüzâm-hâne cüzâzât cüzâzât-ı zeheb cüzâze cüz-bend cüz-bendî cüz-dân cüzeyr cüzeyre cüzeyrevî cüz-hân cüz'î.i. evrak konulan çanta. bir nevî cüzdan.f. çabuk).b. cilbent.s. hafif. çabukluk. (a. (f.s. (f.b. atını hızlı süren. cüzâze'nin c.) cüzamlıların barındığı yer. (a.) 1.) çabuk giden.) küçük ada. (f. (a. (f. 3. (a.i.) 1. cüz'î'nin c.i. Ç çç ça.a. ehemmiyetsiz. cüz'iyye İrâde-i cüz'iyye Masârif-I cüz'iyye cüz'î küsûf cüz'î-yi hakîki cüz'î-yi izafî cüz'iyyât cüz'iyyât-i umur cüz'iyyet cüzûliyye cüzûr (a.i. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir]. ufak tefek şeyler. değersiz.s. güneşin kısmen tutulması.s. kırıntılar. cüz'iyyât) az.i.b.

2) karanlık gece. 2.i.b.) çatlamış. çâçele (f. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı. 2) ten. 3.) ata iyi binen kimseler. çâh. çâder-i ihram meç.) silâh çatışmalarından çıkan ses. çâk-dâr (f. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. kurbağa. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu. 2) i.i. çakacak (f. kadınların başlarına büründükleri örtü. çâbük-süvârân) iyi at süren. çaygiller. çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru.) kuyu kazıcı.b. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı.s. kılıç. çak çak (f.s. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak. postal. yırtılmış. çukur. yarık. 2) çayır ve çimen. 2.b. çâbük-süvâr .) 1. inilti. çâker-âne (f. çeh (f.i.) çarık. mavi ile yeşil arası bir renk. câriye. çâh-ı zenahdân. parçalamak.(f. (bkz: çâbük-inân). çâh-ı pest 1) alçak çukur. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı. nefs. çak çak (etmek).b.s.i. yanaşma. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru. "ben" mânâsına.zf. korku.i. ata iyi binen. çâker (f. (bkz: çekâçâk). çâder-i kûhlî 1) gök. çağz (f.i.b. çâh-ı zekân çene çukuru. ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara. çâiye (a. çâh-sâr (f. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu.s. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. çâder-i Laciverd 1) gök.) 1. çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin. çâh-ken (f. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru.s. kölecesine. köle. 3. çadır. yırtık.) 1. yarılmış. çâh-ı bun kuyu dibi.) kuyusu çok yer.i. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. i.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet. dünyâ. bildirdiklerim. 2.i. (bkz: bende).) gök rengi. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses.s.) kuyu. (bkz: bi'r). 4. çâbük-süvârân (f.) 1. pabuç. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu.i. çâder-nişîn (f. çâder (f.b. çâderî (f. yırtmaç. çâh-yûz (f. sabahın aydınlığı. (bkz: dıfda'). çâh-ı zic rasat çukuru.) 1.) kul. parça parça.b. çok yırtık. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur.b. zm. göçebe. 2.i.i. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü. c. 2. çak (f.) bot. kar. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım.) çadırda oturan.

birleşmeye düşkün.) kul kayırıcılık.b.b. yüksek yer. yaltakçı. (bkz: çemîn). isteme mânâsına].i. çâplûs). (f.i.i. eline ayağına çabuk.t.b.a.) dört göz.i. (f.zf.i. 2.b. (f. eline ayağına çabukluk.s. kuruluk.) kul kayıran. (bkz: cihar). (f.s. (f. (f.) çabukluk. tez canlı olan.b.i-) postacı. savaş.i. birleşme. (f. (f.b. (f. (f.) yarılmış. i. (f.) 1. (f. çevik. (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. sakalı.) 1. insan vücudundaki dört unsur (kan.) dalkavuk.) her taraf. (f. yolkesici.i. karşı durma. çalpara. her yön. (f. tuğla ve çanak çömlek fırını. safra.f. (bkz: câblûs).b. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği.) 1. i.i.i.) köle okşayana. hanende.) 1. 3.s.b. (a.s. meç. dört yan.) çene. (f. (f.b. büyük adam. [siz yerine de kullanılır]. (f. (f.) dört taraf.s.b.s. (f. tabiatteki dört özellik (sıcaklık. (f. (f.i.i. (f. (f. yâni konuşanın çocuğu.m. i.i.) dalkavuk. rutubet). soğukluk. (bkz.) çelik çomak oynayan kimse. (f. salınma. (f. mücâdele. (bkz: câblûs. .) yırtmak.b. sevgiye.i. (f. dört. 4. kula ait. (f.b. yırtılmış. tezcanlılık.s. çâre.).) kölesini okşayan.b.çâker-hâne çâkerî çâker-nevâz çâker-nevâzî çâker-perver çâker-perverâne çâker-perverî çâker-zâde çak etmek çâkîde çâkûç çâlâk çâlâkî çâlbûs çâlîk Li çâlîk-bâz çâliş.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu. eğrilme. köle kayırana yakışır yolda.b. balgam.) 1. çâr-bâlişt çâr-bâliş-i erkân çâr-cihet çâr-cû-yi fıtret çâr-çeşm çâr-çûbe çâr-darb çâr-deh çâr-deh ma'sûm-i pak (f. (f. sidik ve pislik. 2. 2. (f.b. 2.i. (f. kulluk. 3.) 1.i.s.) muz.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili.s.i. [siz mânâsına da gelir].) çekiç. 2. 2. çâlîş çâlîş-ger çâl-pâre çam çâme çâme-gûy çamın çâne çapar çâplûs çar çâr-cihet çâr-âgâzin çâr-aktâr çâr-bâliş. yaltakçı.i. 3.b. (bk çâr-pâre).i.) kul okşa-yıcılık.b.) çelik çomak oyunu. (f.a. kölelik.a. 2.i.) 1.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz.b. adam öldüren hırsız. 2. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte.cü. [candan gönülden bekleme. lenfâ).) Melâmilikte saçı. çiftleşme.s. 2. şâir.) şiir ve gazel. peygamber ve Fâtıme'dir. dolunay. bende-hâne). salınarak yürüyen. dört yön. (f. dört unsur.) çerçeve. on dört. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. dört taraf.) 1.s.

Niseb-i şerife sayısı 9. (f. Ömer. rast. Batlamyos sisteminde dördüncü felek. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği. çakır doğan. kader. (f.) çâre arayana münâsip görülecek surette. Ebûbekir. 3.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç. tekerlek. yardım. (f. Dünyâ. (bkz.) 1. 2.i.b. işret meclisinin kızışması. s. 1) (bkz: çarh-ı devvâr). hüseynî-aşîran. pûselik.zf.b. 4. (f.) çâre buluculuk. Makam çıkıcı olarak seyreder. çâre-cû.) 1. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. kötü talih. 6.) çâre bulan. ok yayı.) çâre bulan. (bkz: çarh-ı nigân). çâr-devâl çâre çâre-i halâs çâre-i hail çâre-i' teennüs çâr-ebru çâre-cû çâre-cû-yâne çâre-ger çâr-emîn çâr-erkân çar erkân-ı cuvânî çâre-hâh çâre-perdâz çâre-sâz çâre-sâzî çâre-yâb çâr-gâh çâr-gâme çâr-gûşe çâr-gûşî çarh çarh-ı âb-kesî çarh-ı âbnûs çarh-ı ahdar çarh-ı âhengerî çarh-ı çep-endâz çarh-ı çihârüm çarh-ı devrân çarh-ı devvâr çarh-ı esir çarh-ı felek çark(h)-ı felek çarh-ı gaddar çarh-ı kîne-sâz (f. (f. acem-aşîran. 1) sihir.s. (f.s. (bkz: çâre-sâz). dügâh. gaddar felek. bunlar has odabaşı. (f. 2.b. mavi gök kubbesi.s. dört taraf [doğu.i. yol. silâhdar. 2) talih. hilekâr dünyâ.) Dünyâ'nın dört tarafı. felek.) çâre arayan.b. Osman. 5.b.b. Me. yegâh.) dört köşeli şarap şişesi. gök. göğün esir tabakası kısmı.) on dördüncü.b. devreden. (f. (f. alışkanlık yolu. güney.s. 2.b. (f. çâre--sâz).s. göğün dokuzuncu katı.) 1. 2. yaka [elbisede]. dört eleman. Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir.b. (f.s. 3) hanımeline benzer bir çiçek. ilâç. (su çeken çark) bostan dolabı. sür'atli giden yorga at. çargâh. (f. çözüm yolu bulan. kısmet.) çâre. 7.i. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh. bir kerre. rikâbdar'dır.) Hz.) 1.i.çâr-dehûm çâr-dîvâr çâr-duvâl. Durağı kaba.i. yânî tamdır. demircilerin kullandığı bileği taşı. Ali.b.h.i.s.) meç. Bu şekilde hiç bir ânza yoktur. çözüm yolu bulan. 5.i.s. kuzey]. kurtuluş çâresi. (f. eski kumaşlarda görülen bir motif şekli. (f. dört taraf. (f.b. Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır. (f. 3.b. (f. batı.b. 4. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn). tef.b.b. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir.b. 2. çark.s. (f. 3.). hâl çâresi.) çâre arayan. zâlim felek. 6.i.) ucu dört dilli kırbaç. dört köşe. . tedbir. çuhadar. talih. (f.i.i. muz. dönen. (bkz: cerh). ayrılık.) 1. gök.

çârümîn bâm.b.i.s.i.) 1. na'ş denilen dört yıldız.a.a.) sert kabuklu yemişlerin içi. s.i.i. oyun havalarında kullanılır.s.s.b.) dört taraf.i. (f.s.) arbalet (oluklu ok) kullanan. eşek. Şafiî. Maükî. süpüren. Osman. 2. çâr-pâ (f. çâr-sû (f. çarh-ı mînâ çarh-ı nigân çarh-ı nühüm çarha . Ebûbekir.s. devreden.i.b.) tekke şeyhi.b. hayatın esasını teşkil eden dört unsur.b.b.b.i.b.i. koyun" hakkında].) dört dost. çâr-nâ-çâr (f. 2. 2. 3. çârüm (f. çâr-şenbih (f.) 1. Dünyâ. 2. çâr-pâre (f.b. (bkz: çehârüm).i. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim. çâr-şeb (f. çâr-tak (f.b. (bkz: dü-beyt.) çarık. süpürge.i. çâr-mâder (f.zf.s.i. ister istemez.) "dönen su" girdap.).) 1. [en çok "katır.) dördüncü. çarh-endâz (f.) dön ayaklı hayvanlar.) dördüncü. (f. [Hz. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki. semavî. deve.) 1. çarh--zen). çârug (f. çârû-keş (f.i.) 1. (bkz. çâr-tekbîr (f.b. Ali]. çârûb-furûş (f.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri.i. çarşamba. dört köşe çadır. çâr-mîh (f.) 1.b. dört telli tambur ve kemence. çârûb-keş (f. çâr-mezheb (f.b. çalpara.i. çârûb (f.) süpürücü.) süpürge satan. çarh-âb (f. dört kısım.b. 2. "dön çivi" çarmık. çâr-mağz (f. süpürgeci. çâr-kûşe (f. dört tarafı olan şey. Çarh-nâme (f. çârmîh-ı hayât vücudun.b.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer. dört unsur. rübâî nazım şeklinin başka bir adı. pazar.) ed.b. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap. salîp. (bkz: çâl-pâre).) dördüncü gün.) g. 2.i. (altüst olmuş) kötü talih.b. çarşı. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı]. dört unsur.s.i. tekke şeyhi. çarhî (a.b. 2.a.) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı.b. 2. muz.) dört mezhep(Sünnî.) 1. çihar-yâr-ı güzîn).i. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli. (bkz: çehârümîn).b. Ömer. (bkz: çâr-yâr Hulefâ-yi Râşidîn).b. ve i.) çaresiz. çarh-gâh (f. terane). çardak.) . dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır. sığır. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği.s.mavi gök kubbe. -felek. kutsal.i.b. dönen.) 1.b. dokuzuncu gök. çârtâ-çârtâre (f. (bkz: çehâr-şenbih). çârümîn (f. çârûb-zen (f.) çarşaf [giyilen].i. çâr-yâr-ı güzîn (bkz. çâr-mısra' (f.s. çarh-zen (f. Hanbelî). dört parça.i.b. kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik.i.b.

(bkz: çâr-şenbih). yüz.b. 2.) dört (bkz: çar. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam. (f. çarşamba.b.s.) 1.) 1.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını.). ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. (f.) çeşni.b.) dördüncü.i. f.s.) aşk. (bkz.i. yüzünü gösteren. şekil. tas. (f. (f.i.) dördüncü. tadımlık.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet.i. [aslı "çihre" dir].i. (f. . (f.b.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse. Hz.) yüzünü açan.) kuyu.s. (f. çiçek hastalığı. Sünnîlik. (f.) bir çeşit çalpara. 2.i. 4. 3. sofracıbaşı. (f.i.s. tad. (f.i.b. (f. (bkz. surat. çâşnî-gîr'in c. (f. çâh). (bkz.) on dört.i. (f.) damlayan. hububat elenen kalbur.i. çâr-yâr). gül. çâh). (f. (f.) muz.) çeyrek.i. (bkz: tu'mz). eğribüğrü. (bkz.e. (bkz: bi'r. (f. kuşluk vakti. çâh-ı zemzem). (f.) kılıç. damlamış.i. kan damlayan. surat asma. (f.) hububat. (bkz: çârüm).i. i. (f.i. hoş renkli bir çeşit gül. lezzet. gül renkli (pembe) yüz. tadına bakan kimse." (f.) dördüncü gün. çakacak). kılıfı' (f. yemeklerin lezzetine. (f.b. Güneş.b. (f.i. (f. hâl).s.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar.b. 2.) 1. (bkz: çârümîn).i.b. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses.b. harman savurdukları yaba.) dört ayaklı hayvan. çâşdân çâvele çavuş çâvûşân -çe çeç çeçek çegale çegane çegâne-bâz çeh çeh çeh çeh-i Bâbil çeh-i zemzem çehân çehâr çehâr-agâzin çehâr-deh çehâr-deh ma'sûm çehârüm çehârümîn çehâr-gâne çehâr-pâ çehâr-şenbih çehâr-yâr çehre çehre-i gülgûn çehre-gû (-başı) çehre-güşâ çehre-nümûd çehre-perdâz çehre-perdâz-ı cihan çekâçâk çekâçâk-ı süyûf çekân Hûn-çekân (f. (bkz.i.c. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir.) dört unsur. s. (f.s.) 1.i.) [saraylarda] satranççı başı. (f.) küçültme edatı.i. çengi tefciği. damlayan.b. (f. 2. yüz açıcı. (bkz. (f.) çağla.b.i.çâr-yârî çâryek çâr-zebân çâsâr çâş çâşnî çâşnî-gîr çaşnı-gıran çâşt çâşt-dân. kuşluk yemeği. çihre). (f. 3.s. (f. (f. dörtte bir. (f-s.b. çavuş.b. (f. tahıl yığını.i.i.) geveze. (bkz. çâvûş'un c.) 1. onbaşıdan sonca gelen erbaş. (f.) ressam. 2.).) çavuşlar. (f. (bkz: çâr-âgâzin). (f-s) damlayıcı. [vücuttaki] ben. (f-b-i. ahçıbaşı. çar. kayser.s.b.) çâryâr'a. çalçene. çâh-ı Bâbil).s.i. Bağ-çe= küçük bağ.b.s. 2.) 1. cihar). ilk dört halîfeye bağlılık.i. kılıçların çarpışmasından doğan ses.) yüz gösterici.

) eşek.) çınar. (f.i.) 1. (f.) l . şarap kadehi.i.) çok konuşan.) 1. çekle çekûç çelenk çelîpâ çeliyye cem ceman çemen. z f.i) sünnet. yemek. bağlılık.) 1.i. (f.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. buhûr-i meryem). 2. naz ile salınarak yürüyen.s. ağaç ve çiçeği olan çayır. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti.) 1. i. her ne kadar. naz ve eda ile salınarak yürüme. (f. (f.) aynı çenberde bulunan noktalar. serpinti. bir müddet (f. suç. çınarağacı. çenâr i. piyâle).i.s. taşçı tarağı. birkaç defa. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış]. lat. (f. 2. yeşil ve kısa otlarla örtülü yer.i. 3. (f-i-) sidik ve pislik. platanus. (f. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka. çemâne çemânî çemen çemen-ârâ çemen-der çemen-istân çemen-pîrâ çemen-soffa çemen-zâr Çemin Çenâg Çenâr çenber Der-çenber çenber-bâz çenber-i gerden çenber-i mînâ çenber-deş çenberî çend Çend-bâr Çend-rûz çendân çendî çend-în çene çeneb çene-bâz çeng çeng-i meryem (f. çenesi düşük. (f. anat.s.) 1. (f. 3. (f.) çimenlik. s. çenber içinde sıkıştırılmış.b. 4. gökyüzü. .b. kavisli. 6. ve i. (f.zf.) bahçede. eğri büğrü.) bahçıvan. (f. süslü.) çanak.) 1. 2.i. (bkz. pastırmaya konulan bir ot. kabahat. (f.e.) küçük sudamlası.i. i. (f. (f. (f.i. topuz. (bkz: hırâmân). kazanılmış. put. 2. (f.çekçâk çekide çekre.i.i. sanem). (f. esirlik.i. 2.b. çekiç. değirmen taşı dişengisi.) içki kadehi. kasnak. (f.i.) 1. bahçe.) çimenlik. (f. şarap kadehi. düzgün. 3. (bkz: çâne).i. (bkz: çekâçâk).) o kadar. meryemeli denilen nebat. boyun kemiği. dik tutularak çalınır bir çeşit saz.) bağ budayıcı.b. toplanılmış.i. (bkz: but. salîb. birkaç gün. 2. el. kanuna benzer. (bkz:çâmîn). çimle kaplı bulunan oturacak yer.) bu kadar.) biraz. (bkz.i. (f. çimen. salıma.s. damlamış.s. z f.i. başa bağlanan yemeni.). kıvrık çizgi. 4.). 3.s. (f. mânâ.b.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç. (f. (f. (f.zf.b.i. sâkî). 3. haç. pençe.b. zf. 5. tâki.) çenber biçiminde olan. (i. 2.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. 3. 3. dişengi. 2. yeşillik. güzellerin kâhkülü.s.b. (bkz. (f. (f. (f.) birkaç. 2. (f.i.b.i. naz edici.b. meç. 3.i.) 1. 2.

zf.i. 2. donanma.b. bölme. (f-i-) otlak (f.i. otlama. (f. (bkz. çerâg-pâye çerâg-perhîz çerâg-vâre çerâ-hâr çerâ-hûr çerâkese çerâm. (f. (f.b.i.i.) eline çabuk. 3. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri. çayır. (f.çeng denilen sazı çalan kimse.b.) hayvan otlatılan yer. (bkz. rpngüi çengâl-i şahin çengâr çengârî çengel çengelistân çengî çengi-nâme çeng-nâme cep cep ü rast çepçâp çep-endâz çep-endâzâne çep-endâzî çeper cep ü rast çerâ çerâ-câ çerâ-çeşm çerâg çerâg-ı çeşm çerâg-ı mugan çerâg-ı seher çerâg-ı sipihr çerâ-gâh. meç. mum.b. (bkz. (f-b. (f-i-) 1. (f. çengel.b.i.s. hîlekârcasına.i.) çayır. (f-b-s-) fener fanusu. (f.) 1.) 1. (f. 2. 2.) 1. eli işe yatkın. çerâmîn -çerâ-zâr çerb çerb ü huşk çerb-âhûr çerbe çerb-dest çerb-gû çerb-güftâr (f.b. oyuncu kız.b.) hilekârlık. (f.i. (f.).i. fazla ve üstün olma. (bkz: çerâg-bere).) öpüş sesi.i. çerkes'in c.) otlak. falso. . 2.b.) Çerkesler.) hîlekâr. yanlış. çengi.(bkz.i.b. (f. (bkz: çerâg-pâ.) sık orman.çengâl. çerâ-geh çerâgân çerâg-bere çerâg-çeşm çerâg-küş çerâg-pâ. (f. bakır pasından yapılan yeşil boya.i. 2. çerb-güftâr.i. semiz ile kuru. sır saklayan. ed. (f. (f.b.s. 2.). (f. mer'a).i.b. fitil. (f.) göz nuru. (f. çerb-zeban). 3. şarap.b. (f. etrafı aydınlatma. yağlı kâğıt.) sır tutan.b. (f-s-) ! semiz.).) bakır pası renginde olan.b. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse. (f. 2. 2) Ay.) şamdan. pençe. (f.i. 2) evlât. şahin pençesi. sokak feneri. (f.i. yağ. 2.s.) 1. 2. otlama. (bkz: çeşm-Çerag).s. (f. otlak.) iki odayı birbirinden ayıran duvar.i. 3) yıldızlar.) 1.s. 2. yengeç. çayır. 2. (a. (f.i.) l. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî. (f. [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence. 1) göz nuru. sokak feneri.b.s. uygun. otlak. 1) Güneş. sağ ve sol. otçul.i. otlak.) hîlekâra yakışır yolda.s.b. pençe. çerb-zebân).) 1.b.) köçekler için yazılan şiir. (f-i-) l.) 1.i. evlât. (f. (f.b.) içinde "çerag" yakılan kap.i. (f. sabah yıldızı. orman. (f.i.b. 2. (f. sol.). çengel. (bkz: çerâ-gâh.s.) şamdan. otlak.b.) sağ ve-sol. şenlik.b.) ot yiyen hayvan. yağlı.) 1. kandil.i.i. çerâ-hâr). zengin ile fakir. (f. çer-gâh). çerâg-pâye). yemi bol olan ahır.i.

tadına bakan.s.i.). cerh (f. çespân). çeşm-i gâv. -çeş (f. çerb-gû.s. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi.s.) lâyık.i. 2.s. topuz. çeşm-i derîde edepsiz. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış.i. şâyeste). dîde). çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. kulplu veya kulpsuz. (bkz: tâ-ziyâne).). yu-ırAışaklik. çeşm-i gazal âhû gözü. tadan. noktalı veya damarlı sırça. çeşm-i âhû ceylân gözü. hayvanın eritilmiş yağı. otlayan. çeşm-i bülbül 1. münâsip. çerm-şîr (f. yakışır. uygun.b. (bkz: çerâ-câ.) gürz. otlak. (bkz. gövdeli.) tatmış. çarh). [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. (bkz.i. çeşm-i gazûb kızgın bakış. otlak. (bkz: çeşm-i derîde. yaltakçı. çeşide (f. çeşmân) göz. çerende (f. çeşm-i gâvmîş bot. çerâ-geh). çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz. tadılmış olan. çespîde (f. çerge (f-i-) sürek avı. hîlekâr. münâsip. semizlik.s. kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek. çesbân (f. üzüm teknesi.) çayır. g. işkence.i. çerb-güftâr).s.c.i. (bkz.s. hayâsız. çerbî . çeşm-i câdû büyüleyen göz. (bkz: çespân.) renk. (bkz: bercâ. 2. (bkz: ayn.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı. (bkz: gamze-i fettan). çeşm (f.'tatlılık.i. çerkeşiyye (f. 2. hapis. Nemek-çeş tuzlu. tatlı dillilik. 2. çerm (f.) lâyık.zindan. çerde (f. çeres (f-i-) l. sıkılmaz.) tadıcı.yağlılık. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya.i. 3. çok güzel göz. çeşm-i bed kem göz. yağız. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.s.) 1.) 1.i.(f-i-) 1. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir. çeşende (f. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük. çeşm-i bî-âb utanmaz. bî-hayâ). çer-gâh (f. 2. çerb-zebân (f-b-s. şâyeste). çespân (f. deneyen.) "sınayan.) fukara torbası. uygun. çeres-dân (f.) insan ve hayvan derisi.) otlayıcı. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey. 5. çerviş (f.b.) kamçı. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu. s. Siyeh-çerde kara yağız. 4. çeşân (f. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü. çerb-pehlû semiz yağlı. meç.

sarhoş göz. (bkz: çeşm-i mahmur).b. (karga gözü) mavi. ay ve yıldızlar. uykulu göz. gönlü aydınlatan gözler.b. terazi kefesi. nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska]. 1) kırmızı şarap. (bkz: çeşm-i mîzân). yüz örtüsü. güzel bakışlı göz. yumuşak bakışlı göz. (bkz: çeşm-i hûn-feşân).i.b. atların yüzüne takılan meşin gözlük.b. çekik göz. terazi kefesi.) "göz oynatan" yalvaran. 1) iğne gözü. uykulu.b. (nergisin taç yapraklan) güzel göz.b. (f. (f. çeşm-i hûn-rîz çeşm-i İsmail çeşm-i keşide çeşm-i mahmur çeşm-i mest çeşm-i meygûn çeşm-i mizan çeşm-i nergis çeşm-i nergis çeşm-i nerm çeşm-i penam çeşm-i pürhumâr çeşm-i pür-mahmûr çeşm-i sepîd çeşm-i sitâre-şümâr çeşm-i siyah çeşm-i süzen çeşm-i şeb çeşm-i şeb-peymâ çeşm-i şehlâ çeşm-i ter çeşm-i terâzû çeşm-i yâr çeşm-i zağ çeşm-i zahm çeşm-i zânû çeşm ü gûş çeşmân çeşmân-ı dil-fürûş çeşm-ârû çeşm-aşina çeşm-âşnâyî çeşm-âvîz çeşm-bâz çeşm-bend çeşm-bendek çeşm.s. peçe.s.) nazar boncuğu. süzük göz. (gecenin gözü) mc. (bkz: çeşm-I horos).beste çeşm-bûs çeşm-bûsî ağlayan göz.) "gözbağcı" büyücü. feri kaçmış. uykusuz göz.i. (kan dökücü göz) zâlim.i.s. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ). mahmur. (f.) gözü bağlı. süzgün göz.) gözler.b. uykusuz göz. kara göz. (f. (bkz: çeşm-i terâzû). baygın. tanıdık. sevimli. baygın.) 1. (f. baygın. kırmızı şarap.i. (f.b. horoz gözü. mutasavvıfın.b. . 2) kırmızı dudak. (beyaz. sevgilinin gözü. (f.s. (f. kadere razı olan göz. süzgün göz.i. 2) çok pintilik. şehla göz.) göz öpen. diz kapağı. gaddar bakışlı göz.) göz öpme.b. (f. (göz ve kulak) dikkat. (f.) göz âşinalığı.i. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). donuk göz.) göz âşinalığı olan.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu. mahmur göz. şarap gibi sarhoş edici göz. ıslak. [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. muska. tanışıklık. (bkz: isâbet-i ayn). (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr). ak göz) .çeşm-i giryân çeşm-i hâb-âlûde çeşm-i ha bide çeşm-i horos çeşm-i hoş-nigâh çeşm-i hûn-feşân çeşm-i hurûs çeşm-i hûn-hâr. çeşm'in c. sulu göz. meç. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu. (f. 2.s. açık mavi nazar değme.

düğün.) gözevi.i. çetr (f.b.).s.) nazar değme. 2. çeşn. (bkz. çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi. görmemezlikten gelme. çeşme-i nûş 1) bengisu. sıkılmaz.).) umma. su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi.i.b. bir an. (bkz çeşm-hurde). çeşme-i rûşen Güneş.s.s.i.s. (bkz: âb-ı hayât). çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş. (bkz: çeşm-hâne). leyi).s.s.b. gölgelik.) gözleyen. çeşm-hâne (f.b. (bkz güzîde).b.b. bayram. çeşme-i tedbîr 1) dimağ.b. (bkz: çeşm -efsâ).) pınarı.b. çeşm-zahm (f.) nazar değmesine afsun eden. çeşm-pîş (f. çadır. (bkz: çeşme-i âteş-feşân.i. çeşm-efsây (f. çeşme-i nûrbahş). şölen.s.) "göz açan" dikkatle bakan. çeşen (f. çeşm-pûşî (f.s.i. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi. (bkz: çeşme-i hayvan. 2. çeşme-i Hızır).) nazar değmiş. nazar boncuğu. çeşme-i vasl kavuşma pınarı.) çeşmesi bol olan yer.)göz yumma.s. bakmayan.s. çetr-i anberîn karanlık gece.b. 2.) 1.b. bengisu'yun çeşmesi. çeşm-zed (f.s.s. 2) sevilen erkeğin ağzı.) "gözü sulu" çok ağlayan.s. çeşm-daşt (f.) göz dolduran.) utangaç.s. çeşme-i sîm-âb Ay. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı.) seçkin. çeşme (f.b. çetr-i âb-gûn (gök cadın. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f.) 1. gece. çeşm-dâr (f.s.) 1.) utanmaz.) musluklu su haznesi pınar.çeşm-çerâğ (f. çeşme-i nûr-bahş Güneş. çeşm-nişîn (f. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi. çeşm-resîde (f.i. .b. mavi çadır) gök yüzü.b.b. (bkz: kamer. çeşmesi çok olan yer. çeşm-hurde (f. affetme. 3. çeşm-dûz (f. çeşme-i âteş-feşân Güneş. çeşm-efsâ (f.s.b. çeşme-sâr (f. çeşme-i süzen (bkz: çeşm).) bir şeye göz dikmiş olan. kısa bir zaman. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun. çeşme-i hâverî. bekleyen. beyin. çeşme-i tîre-gûn gece. çeşm-dân (f. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök.i. çeşmesi çok olan yer.) gözü kapalı.b.i. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f.) pınarı. her zaman görülebilen.b.) gözevi.b.b.b. çetr-i bî-sütûn gök. 2) düşünme kuvveti.b. çeşm-pûş (f. çeşm-derîde (f. ziyafet. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi. 2. bağışlama. mâh).i. çeşme-i germ).b. çeşme-sâr (f. çeşm-ter (f.

nicelik. [zar oyununda]. çihâr-ı yâr-ı güzîn). erbain.) toplanmış.b. (bkz: çihil). değnek.c.s.i. ibrişim. kırk. (bkz: çar1.i. çetr-i seher çetr-i rûz çetıvi sîmâbî. (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek.) 1. (f.) 1. Hz.i. (bkz: çihâr-dost).). çile dolduran.i. (f. bir çeşit tatlı kavun. (f-b. eziyet. zemherir. Ali.i. kesilmiş çimenli yerler. (f.) perde.) "dört dost" Hz. [zar oyununda]. sopa sallayan. tas. (f. Ay.) dervişlerin çile doldurdukları yer. (bkz.) kırk.i. sevgilinin saçı.s. 2. yün ve şâire demeti.) kırk hadis.b. çihâ) ne. (f.s. (bkz: çehre.b.) çevgân taşıyan uşak. (f.gı'ınpgî cihar çihârâ-gazeyn çihâr-ı yâr-ı güzîn çihâr-dost cihar ü dû cihar ü se cihar ü yek çihil J çihil-çerâğ çihil hadîs çihil-pâ çihil-sâl çihr çihre çihre-perdâz çil çile. (f. Hz.s. ne türlü. (f. çevgân ile oynayan. Allah'ın ezeldeki takdiri. yay kirişi. çevgen.) hücrede oturan. (bkz: çenâr). (f. kırkayak denilen hayvan. (bkz: çehre).i. (f. 4. çevgân--zenân) çevgân vuran. dolunay. çehâr).) resim ve nakış yapan. çile çekmiş. (ciharıdü) dört (ile) iki. cirit oyununa alışık at.b.s.s.) nasıl.) zool. ahmak.a. çile dolduran.) çevgân ile oynayan. çetr-i sîmîn çetû çetûk çevgân çevgân-ı sünbül çevgân-bâzû çevgân-dâr çevgânî çevgân-zen çevgen çınar çiçi-fâide -çîde Ber--çîde çi-gûne ri. meç. 2. Hz.) dört. (bkz: çetr-i nur.s. sıkıntı. (f. 2.b. (f. (bkz: usfûr). çihre). zevk ve sefadan el çekerek.) 1.i. . [zar oyununda]. (f.çetr-i nur.). (f.b. çemen).b.s. ne türlülük.i. Ebûbekir. (ciharıyek) dört (ile) bir. (f.i.e. ne fayda var. bir yerde 40 günlük ibâdet. 2.) çile çeken.s. 2.). devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar çekilip toplanmış. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam. çetr-i seher).) çok kollu büyük avize. (f. muz. (bkz. 2. (bkz: çil). [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir].c.i. ressam. (f. kaç para eder. (f. (f. baston.i. (f-b. çille çile-hâne çille-i büzürg çile-keş çille-nişîn çim çimen Güneş.) kırk yaşında.i. (f. (f.b. (bkz: çevgân].e. Ömer. (f. ucu eğri değnek. örtü.Osman. (f.) [doğrusu "çenâr" dır]. (fi ) nasıllık.) serçe kuşu.) 1. (f-b.i.b. 3. (ciharıse) dört (ile) üç. 3.s.) 1. (f. (f.i. rutubetten meydana gelen yosun. çok.s.

nasıl. çuha.) 1. nesne. maharetli. papaz feracesi. (f.) çini.) nasıl. 4.) 1. (f-h. yün kumaş.s.) oklava. pis.s. mum. pas.s.) güzel konuşan.i.b.) kuş kursağı. (f.b. güzel olmayan.) ağaçtan yapma şey. (f.b. su arkı. 2.b.b.e.çîn çîn-i cebin çîn-i ebru -çîn Hurde-çîn Hûşe-çîn çîne çîne-dân çînende çîne-rîz çînî çin-seher çirâ Çûn ü çirâ Çirâ çîre çîre-dest çîre-destî çîregî çîre-kâr çîrezebân çirk çirk-âb çirk-âlûd çirkin çîstân çiz çû çûb çûbân çûbe çûbek çûb-hâr çûbîn. becerikli. cesur ve anlayışlı. me'mur.i.) yem döken. mademki.) çamçak denilen ağaç çanak. (bkz: çûb).) uzellilik.b.i. (bkz: nâsiye). kaş çatıklığı.) böyle. (f-i. 2. tekaüt. (f. kap. misilli. kıvrım. 3.s.) gibi. becerikli. (f. (f. kanlı.) 1.) nasıl ve nîçin. çoban.i. (f-e) öyle böyle. irinli yara ve çıban.e.i. (bkz: çûbek).) 1. sopa.) 1. dökücü. büklüm. (f. (f. (f. (f.. kahramanlık 2. yiğitlik. (f.i. (f. sığırtmaç. çünkü.) çirkef. niçin ve neden. kir. (bkz: râî. öğrenci.) 1.b.i. yiğit. (f. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar. (f.e.) kirli. 3. (f.) ağaç değnek. başak toplayan. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı. (f-s. nîçin. -ı. sırlı kap. (f.b. (f. kapıcı.i. (f. (bkz. (f. eliuz.) alın.i. (f. alın buruşukluğu. (bkz: çûn).). 2. sopa.tatlı dilli. 2.b. (f. çırak. odun.i. boyunduruk.e.b. ağaç kurdu. kırıntı toplayan.s. (f.b. çatıklık.i.) bilmece. fitil.) eline çabuk. ustalık. değnek.s. (f.i. (bkz: bahâdır).s. (f.) 1.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan.b.) "toplayan. devşirici.s. çûn). pek kirli. bunun gibi. bulaşık. yarada olan kan ve irin.) alacakaranlık. (f. emekli. murdar.b.a.) eli işe yakışan. .b. çomak. (bkz: çirâ). çöp. ustalık. (f.i.b. çûbîne Çûbîn cûg çuha çûha-dâr çumâçum çumçuma çûn çûnân çûnîn çûn ü çirâ (f-i. talebe. oklağı. 2. hizmetçi.) davul tokmağı. (f.i. (f.s.s. (f.i. 2. Çin.i. 2. kandil.e. s. buruşukluk.) şey.i.i.) 1. pis su. şûbân).) zool. 2. (a. (f.) toplayıcı.) 1. (bkz: cûg). (f. i. kahraman.) kuş yemi. değnek gibi kuru nesne. (f. (f. nice.i.

D da' dâ-i merak dâ'-i Dalton dâ'-i ezrak dâ'-i hadır dâ-i udâl daavât daavât-ı hayriyye dâb dabb dâbbe dâbbe-süvâr dâbbet-ül-arz dabu' dâd dâd-ı hakk dâd-ı Hûda dâd ü diniş dâd ü sited dâd ü feryâd dad dada dâd-âferîn dâdâr dâd-âver dâd-bahş dâd-dih -dâde Karâr-dâde (a. sırtlan. nasip. (f.) çeviklik. doğru.i.s.) gibi.) kertenkele.s. (bkz: cüvâl-dûz).) çuvaldız. yanıp yakılma. hayırlı dualar. (f. (a. bağış. feryâd. çevik.) çuval.s. (f. diba') zool. (bkz: illet. alışveriş. fr. gibi.) şan ve şeref. nice. binici. eyvah.e. adalet. perende atma.i.i.) 1. renk körlüğü.b. 2. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı. hek. doğruluk. çabuk hareketli. . doğru.) hastalık. 3.i. (bkz: çûn).) "dua" mânâsına gelen cemî şekli. 2. (f.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı.çü çûn çünân çünbek çünbek-zen çünki çüst çüstî çuval çüvâl-dûz (f.b. adaletli.c. kısmet. 2. (f. hypocondrie.) şundan dolayı ki.) hakkı yerine getiren. maraz). sıkı. (f. Allah. meç. c.f.zf.e. (f. 5. mademki.) perende atan. (f. (a. 2. doğru. 3. vergi. Allah vergisi. tedavi edilemeyen müzmin hastalık. (a.ha. 6.i.i. çocukları büyüten dadı. zîrâ.i.s. (bkz: ihkak-ı hakk). doğru. (f. şu sebepten ki. da'vet'in c. satış. (a.i. Daltonizm.it. vergi. (a. figan. dar. dert.e. taklak atan. 3. karar verilmiş. (bkz: âdil). ihsan. muntazam. (f.b.) bunun gibi. (bkz: âdil). (f. (f. hek.b. hek. adaletli.) adaletli. sızlanma. (f. cildin mor.i. 4.i.b. (f. 7. doğru olan hükümdar. (f.) 1.) halayık. veriş. (a. (bkz: tazallüm). (bkz: adi). (f. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık.i. (bkz: zabu').) 1.) adaletli.s.i. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. düzgün.b. Allah. (bkz: çû).s. (f. devâbb) yük ve binek hayvanı.s.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır. bu şekilde.) verilmiş. nasıl. (bkz: âdil). çünkü. feryâd. yakışıklı. (f. Allah'ın ihsanı.b.s.) adaletli. (a.i.) sıçrama.) hayvana binen.) 1. atlama. karasevda. Tanrı vergisi.

b. adaletlilik. elem yanığı.b.) [dâfik'in müen. (f. 2. (bkz: müzâd-ı taaffün). (f. itici.) insaflı. (f.]. 2. yardıma yetişen. (a. 4. zafîr). (bkz.) adalet yeri. doğru. adaletli. hîleci.) vermek. defedici kuvvet.s.) hîle arayan. (f.b. pis kokuyu defeden.s.zf. i. münafık.b. sel gibi şeyler]. intikam alan. 3.s. doğru.s. 2.s. mahkeme dîvânı.) 1.b. (bkz: âdil).e.b. doğru. (f. (bkz: âdil). 2. yardımcı. dâd-hâhân) hak.) kardeş.i. (bkz: ahz ü i'tâ). bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle.b.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü. (bkz: birader).i. imdada yetişen. (f. (f. adalet isteyen. Tanrı. dâd-rast).) adaleti yayan. Cenâbıhak.) 1. feryat.s. doğru. savan. (f.) eyvah. şikâyetçi olarak. (bkz: dâfik]. yardımcı.) gönlü üzgün. hâkim. (a. (f. (f. doğru.s.) [dâfi'in müen].s.s. i. dad ü sited dad ü sitâd-ı dehr dâd-ver dâfi' Yâ dâfi'! dâfi'-i beliyyât dâfi'-i humma dâfi'-i taaffün dâfia kuvve-i dâfia dâfik Mâ-i dâfik dâfika dafire dâg dâg-ı derûn dâg-ı dil dâg-ı elem dagal dagal-bâz dagal-dâr dâg-ber-dâg dâg-ber-dil Allah vergisi.) adaleti yayı-cılık. iç yarası.) alış veriş. (f. fetva. yardım eden. ateş düşürücü.) 1.b.s. i. (a. bir işe ortak olma.b. (f. (f.m. şikâyetçi.) 1.s.b. gönül acısı. menî.i.s. (f.i.i. işaret.) üvey kardeş.) fırlayarak dökülen [su.) 1. (f.b.zf.b.) hîleci.b.) üvey kardeş [erkek]. insâfeden. geçmez akçe. çerçöp. ey Al-lahım! belâları savuşturan. (f.b.s.s. elem yarası. (f. dubara. (f. yanık yarası. 2.) adaletli buyuran. [Tanrı ve meç.c. (f. hayat. savuşturan. (bkz: dâfi').i. gönül yarası.) Cenâbıhak. 3.) adaletli.) kardeşçe. dubaracı. . bir işe razı olma.) adaletli.).) adaletli. im. (f.i.b.b.) lala. s. (f.) 1. yargıç. hayatta olan biten şeyler.zf.).) adalet isteyerek. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga. (f. defeden.b. (a.s. fr.b. dünyâ alış verişi. hek.b. (f. (bkz.b. (f.i.s. ' (f. 2.i.dâde-i Hûda dâden dâdender dâder dâderâne dâder-ender dâd-fermâ dâd-gâh dâd-ger dâd-gîr dâd-güster dâd-güsterî dâd-hâh dâd-hâhâne dâdistân dâdrâd dâd-rân dâd-rast dâd-res dâd-sitân dâdû dad ü feryâd dad ü sitâd. pâdişâh]. (bkz: âdil). (bkz: dega).i. antiseptique.s. iten. (f. (f. hummayı gideren.s. (bkz: âdil). (f. (a. (f.i. hîle.

i. sığınan. dâhilen mersûm dâire geo. dahâmet (a.i. cercle inscrit. fr. içeri. dâhilen (a. hileci.s. dahhâk (a.s. kalınlık.h. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur]. patırdı. karaciğerin büyümesi. içeri girmiş. içe. dâhî-ce (a. adgas) rüya karışıklığı.) gülen.dagal-perdâz dağdağa dağdağa-i âlem dağdağa-fermâ dâg-dâr (f. bir şeyin içyüzü.i. dâğıstan (f.i. alçak.s. dâhil (a. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek.zf. duhât) 1. dahiyye'nin c. Umûr-i dâhiliyye iç işler. hizmetçi. dünyâ telâşı ve ıznrâbı. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece. pek müteessir.) kurbanlık hayvanlar. dâhile (a. dags (a.s. dâh (f. devâhik) azı dişlerden her biri.) içeriden. 2. devâhil) 1. dâhike (a. dâhilen mütebâdil geo. 3. dahilî. s. dehalet).s.) dağlık yer.) kaba kuşluk vakti.) gürültü buyuran. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler. sığınmış. dutumıc (a. çok üzgün. yaralı. damga vuran.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi. fr.b.s. (f. içi. yalvarırım.zf. sığıntı. içten. düzen. başkaldıran. premisses. mu-sîbet. dağı. on [sayı[.) dahîye yaraşır yolda. daha (a. . dâgıyye (a.i. dâg-zen (f-b.) gürültü. Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. gönül kıran. beyhude telâş ve ıztırap. kalınlığı. fr.) nişan. kalp.). hy-purtrophie. gülücü. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı.i.) iç. 2. dâhilen mersûm mudalla geo.s.) biy.s. dühûl'den) yabancı.i.) azgın.b.i.c.) dolandırıcı. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince. oyun. [hek.i.b.s. önek. dehâ sahibi.c. 2. dahâlet (a. meç. içeriye mensup. dahî (a. içdaire. dahîl (a. sana sığınırım. son derece zekî. (bkz.cü) rica ederim.c.s. belâ. şişkinlik.) 1. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç. polygon inscrit.) hîle.b. pıtırdı uyandıran. dâhiliyye (a.) iç ile ilgili.c. (bkz: deh). dahîluk (a. dağlı.i. çok gülücü. iç çokgen. Dahhâk (f. dahâyâ (a. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği.s. içters [açı].s.) irilik. aşağılık j kimse]. (a.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge. fr.i. kabalık.i. iç düşüncesi. korkak. s. câriye. anlayışlı ve uyanık. Dağıstan (h. (f.i. 2. kızgın demirle nişanlanmış. dâhik (a. irileşme.) 1. dıhk'den) çok gülen. dâgul (f. kocamanlık. içinde.

(da'vet'den c. s.) devamlılık. (f. (a.st. gelir ve gider. dua eden.) 1.i. 2. te'sir. kabir. fels. kuşluk vakti kesilen koyun.i. devamlı.b.b. esfer.s.) bilmek.s.i. donanma geceleri havaya atılan fişek.) dahîce. türbe. dahâmet'den. (a.) hek. işe karışma.c. (bkz: dîhîm. geo. 2. fikir.s. parmağın uçlarında. içtüzük. her gün. musibet. 2. 3.s. niyet. devamlı encümen.zf. (f. devam'dan) devamlı. dokunma. 2. yurt içinde yapılan ticâret. şüphe uyandıran şey. dâhim dâhim dahîm dâhine dâhis dâhiyan dâhiye dahiyye dahi dahi ü hare dahi ü ta'rîz dahm dehm-ül-izâm dahme dahme-endâz dahme-güşâ dahm-ül-izâm dahme-feşân dâhül.s.i. i. (a. dâhiye yakışır bir yolda. (bkz: ber-devâm). duhâ). saçan. (a.i. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük. devâhin) duman çıkan baca. (a.i.b. dâiyân) 1. (a. (a.f. lahit. mezar. (o. etyaran. c. (a.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman. (f.) bostan korkuluğu. tırnak diplerinde çıkan dolama. sebebolan.b.s. (a. kaba kuşluk. sürekli. girme. (f.) lağım saçıcı. 1. ilk kuşluk vakti. devam'dan).) iri kemikli.i. fr.s.s. 2. çok kurnaz adam. duât) davet eden. (a.i.) çukur açan.s. 2. sürekli dostluk. duacı. yoğun. felâket. (a. iri yapılı [kimse]. deyn'den). (bkz. dahâmet'den) fazla kalın olan. (a. (f. dehâya) kurbanlık hayvan.i. her vakit. iklîl). zarar getiren şey.zf. (f. eski duacı.) 1.) 1. mezarcı. (a. . her vakit.s. (bkz: dem-be-dem). Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili.i. nüfuz. dıhâm) iri. iri kemikli. duâ'dan c. Dalton hastalığı. (f.m.) nasip ve rızk. karışma. devam edicilik.) alkolik. (bkz: udhiye). (a. içaçı.i. (a. kalın.) taç. [birincisi] erkek adı.) 1. (bkz. (a.dahilî istihale dahilî nizâm-nâme dahilî ticâret dahilî zâviye dahîm. devam'dan) bir düziye. dâhûl dahve dâhten dahve-i kübrâ dahye dâî' dâ-i Dalton dâî-i dîrîne dâî-i mazarrat dâî-i şübhe -dâim. (a.) lâğım ve fişek atan. dâyin).i.c. Dal-tonisme. dâime Meveddet-i dâime dâim-ül-evkat dâim-ül-eyyâm dâima daimî Encümen-i daimî dâimiyyet dâim-ül-hamr dâin dâinler vekili bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. (f.

dönen.) astr. dâire-i tenvir astr. sınır içi. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer]. devâir) 1.) dua edenler. [istanbul'da. pericycle. hükümet dâiresi. dairevî (a. dâire-i resmiyye resmî dâire.) tef çalan.s. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. dâiyân (a-s.) çepeçevre. ait. boylam. dâiren (a.i. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler. iç-*teğet daire. yengeç dönencesi. devr'den) 1. ev ve apartman bölüntüsü. 4. dâire-zen (a.i. dâiret-ül-burûc (a. dâire'den) değirmi. 6. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. 'kısırdöngü. dâir . dâire-i evvel-is-sümût astr. bakanlık. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. dâire-i mestevî astr. dâire-i arz astr. duacılar. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta.c.) 1.) dönerek. dâire-i faside fasit daire.i. dâire-i sagîre astr. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. iç-daire. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. dâire-i sadâret sadaret dâiresi. dâire-i imkân imkân dâhili.s. 3. vekâlet. istiklâl arzu-zu. dâire (a. dâiye (a. devreden. çember. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti. dâire-i dâhilî mat. fr. 2) den. dâire-i küsûf astr.zf.b. dâire-i azîme 1) astr. dakayık ("ka" uzun okunur. S. dâire-i sıa astr. ilgili. dâire-i şakulî astr. zilli tef. 2. dâire-i inkılâb astr. dâire-i aide ait olduğu resmî makam.zf. dakî-ka'nın c. 2. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal. dâire-i irtifa' astr. cerc-le vertical. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. arzın merkezinden geçmeyen boylam. düşey dâire. fırdolayı. yörünge düzlemi. dâire-i tül astr. dâire-i muhîtiyye bot. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet.c. dâire-i husuf astr. tutulma dairesi. dâiren-mâdâr (a.i. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi.(a.dâî'nin c. aydınlık dairesi. a. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire.s. sıfır dereceli baş boylam. me'-murun çalıştığı yer. çevreteker.f.b. vazife. fr. paralel.

bilen.i. düğümlü tuzak. (bkz: dâliyye). ince düşünce. 3. aber-ration. geometriye ait incelikler. işaret eden.s. edebiyatın incelikleri. (a.ha.) incelikleri gören. has un. deltoîde.i. duyulmaz. tutulmaz. (a.) anlaşılması güç olan şeyi bilen. ince. ölçülü davranan kimse.i.b.s. ince noktalar. ufak. ağ.s. 2.f. bir saatlik zamanın altmışta biri.s. fennin incelikleri. tuzak.b. (a. 2. çok gezen. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir]. (a.) doğru yoldan çok çıkmış olan. sapınç.i. 1. fr.) çalma. (a. dakikalar.s.) anat deltamsı. dakayık) l. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış. iki kat olmuş.f. dâlle Fırak-ı dâlle dâlle dallın dam dâm-ı ankebût dâm-ı belâ dâm-ı girihgîr ed. kanbur. delâlet'den) delâlet eden. örümcek ağı. toz hâline getirilmiş şey. (a-s.i. sapıtmış.) yanlış. günaha girmiş.) 1. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler.b. delâlet'den) mat. gösteren.f. 2.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates. ince düşünce. (a. dakikiyye dakk dakk-i bâb dakkak dal Kamet-i dal dalâl.b. s.) 1. kapı çalan. 2. (a.) .c. (a.i. vurma. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir. dakk'dan) 1.s.f. dakka. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır. dalâlet'den) 1. (a.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma.b. vurulma.i. 2. fasulye gibi şeyler]. belirten. nâzik.s. (a. (a. fr. (f. . kapı çalma.s. determinant (a. (a. doğru yoldan sapma. çok sapan. (a. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir.s. (a. (a. belâ tuzağı. doğru yoldan ayrılmış. doğru yoldan büsbütün uzaklaşma. dalâlet dalâl-i baîd dalâlet-şiâr dâlî dalîl dâliyye dâlî dâlî. fr. kapı aşındıran. günaha girmiş. iki büklüm olmuş boy. işlerin ince noktalan. fels.s. dikkatli. un. kapı kapı dolaşan. (a.s. 2.) güç şeylere akıl erdiren. 2. (a. anat. sakat iş yapan. dakkalar. (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H. 2. doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları.dakayık-ı edebiyye dakayık-ı fenniyye dakayık-ı hendesiyye dakayık-ı umur Dakayık-ül-hakayık dakik Fikr-i dakik dakik-i hâss dakika dakika-bîn dakika-dân dakika-senc dakika-şinâ dakiki. dikkat'dan) 1. hatâya düşmüş.

Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse. naz eden. dâm-geh (f. bir işe canla başla girişmek.) . dâme maalihû [eskiden] "şerefle i.s. kulyabani.i. (f. dâmen (f.i.s. etek öpme töreni. etek bulaştklığı. dâm-gâh-ı dîv meç. namuslu kadın.i. dâmen-der-meyân-ı gayret ol dâmene (f. hasım.) etek ile yelpazeleme.s. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâmen-zenî (f. zülfün tuzağı. konuşulan kişi. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti.) 1. (bkz: daman).zf. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. 2. dâmen-i afv ile setr affedilmek.i. bir işe karışmayan. işe hazır. iffetsiz.) etek. dâmen-keş (f. dâmen-huşk (f.i. dâmen-i canan sevgilinin eteği. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir.) tuzak kurulan yer. (a.) 1. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü.b. dâmen-derâz (f. dâmen-i sahra kırın eteği. dâmen dâme.b.b.b. dâm-gâh. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü. bahtı devam etsin. .b. iffetsizlik.b.s.b. dâmgul (f. dâmen-gîr (f.s.s. dâmen-der-meyân (f.) etek sallayan. eteklik.) elini eteğini çeken.i. çevresi. dâmen-bûsî (f. 2. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir.i. etek [elbisenin. davacı.i.b. görüşüp.s. etek tutan.b. dâmen-zen (f. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü. dâmen-âlûde-gî (f.b.) etek öpen.i. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir. 2.dâm-ı tezvir dâm-ı zülf dâmâd dâmâd-ı hazret-i şehriyârî daman.) 1.) dağ eteği. dâmen-bûs (f. ovanın bir yanı. ahmak.) "eteği uzun" meç. dâmet tezvîr. dâmen-çîn (f.) 1.) eteği bulaşık. dağın]. 2. eteğe yapışan. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir. şikâyetçi.b.i.s.) etek öpme. vücutta peyda olan ur.) "eteği kuru" meç. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli.b. [bu] dünyâ. dâmenî (f. 2) güneşin parıltısı.s. kadın başörtüsü. dâmen-âlûde (f. 2.) güveyi. yırtıcı olmayan vahşî hayvan.) eteği belinde. (f.) "etek toplayan" nazlanan. yalan tuzağı.b.

tohum atılmış tarla.i. 4.b. 2.i. kalemlik. bilen.) tane. âlimlik. tohum serpen (f. bilgililer. dâniş-geh (a. f.) bilmek.) bilgi yeri. bilici.e.) mercimek.s.i.) bilgiçlik taslayan. (f.) . dâmvez dâm-yâr -dan İğne-dân Kalem-dân Nemek-dân Sürme-dân Ateş-dân Suhan-dân Nâ-dân Nükte-dân dan dana Dil-i dana Mürg-i dana dânâ-yi Tûs dânâ-yi Yunan dânâ-dil dânâ-yân dânak.) bilenler. 2. 2. öğretici. bir dirhemin (f.i.b. 3. bilgiçlik.. devşiren. dânâ-yân) bilen. 3. câhil. kıvılcım tanesi. dânâ'nın c.b. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara. dânâk dânâyî dân-çe dâne dâne-i hâl dâne-i hardal dâne-i şirâre dâne-çîn dâne-dân dânek dânende dânende-i serâir dâne-rîz dang dânik dânisten dâniş Ehl-i dâniş Encümen-i dâniş dâniş ve bîniş dâniş-âmûz dâniş-fürûş dâniş-gâh.b.) öğrenici. ambar.) tane toplayan.s. tane. tuzluk. iğnelik. (f. gülle.s.c. s.) bilen. çekirdek.) hek. (f. (bkz: âlim). i. (f. sözbilir.b. kanı akan yara.i. bilgin.i.) tane döken. erkek adı.) tane. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan. mahfaza. (f. (f.i.b. ilim. tohum. (bkz: dan). üniversite. 2. ateşlik gibi. damla damla kan sızdıran yara. dağınık.) 1. (f. biliş.i. (f. (f. (f.) gönlüyle anlayan. (f. (f.b. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. sürmelik. mektep.i. (f.c. 2.) l mangır. yapar. 1. gönlü çok aydınlık.s.i. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer. gibi. dudu. (a. (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü. tane tane. bilgi.) bir dirhemin altıda biri. s.) yavaş yavaş. (f.) 1. bilgiç.i. . haberli. (Tus'lu) Firdevsî.i. fr.i. (a.) 1. içindeki sun bilen. tek ben.s. didactique. kurşun.b. bilir gönül. 2. dâmî). (f. nükte bilir. tohumluk.i. Arapça. (f-i. kab mânâsına kelimeler meydana gelir.b.dâmıga dâmî dâmia damiye dâmûz. bilgi sahipleri. tuzakçı. devânık.b.i. konuşan papağan. (bkz: dânek).s. bilir.s.) 1. Farsça. hardal tanesi. (f. (bkz: dânük). (a. Eflâtun. (a. (f. akademi. (bkz. avcı.m.) bilicilik.) hek.) büyük gübre küfesi.

(f. dânişî).) bilgin. (bkz: dâniş-ger. üzüntü evi) Hz.b.) bilgin. bilimi seven (f. aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba. dâniş-mend'in c. 3.i. Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler. yurt.b. [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir]. dâniş-gede). dânişî).b.b. dâr-ı ibtilâ. dirân) l. (f. (bkz: dâr-ı gurur. (a. (bkz: dâr-ı fülfül). dâr-ül-emkân. dâr-ı şeşper. dâniş-gâh. dünyâ. dâr-ı hüzn. dâniş-geh. (bkz. dünyâ.s. Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi. âlim. (bkz: dâr-ı dünyâ). dânişverân) âlim. dâr-ül--imtihân).s. Tanzimat'tan önce. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. dâr-ülemkân. Cennet.b. âlimler.s. dünyâ.b. (f.i. 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. yer. çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı. [1296 yılında lağvolunmuştur].). ahret.) üniversite. Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi. c. dâr-ı hüzn. 2. (f. dâr-ı ibtilâ.b.) bilgili. (bkz: dâr-ı ibtilâ.dâniş-gede dâniş-ger dânişî dâniş-mend dâniş-mendân dâniş-nâme dâniş-perest dâniş-pezîr dâniş-sâr dâniş-ver dâniş-verân Dânük dar dâr-ı âhiret Dâr-ı ahzân dar-ı beka dâr-ı cihan dar-ı dünyâ dar-ı emân dâr-ı fena dâr-ı gurur dâr-ı harb dâr-ı hüzn dâr-ı ibtilâ dâr-ı islâm dâr-ı naîm dâr-ı pilpil dâr-ı ridde dâr-ı şeşder dâr-ı şeş-per dâr-ı şûrâ-yı askerî dâr-ı ukbâ. dünyâ. (bkz: dâr-ı hüzn. [bu] dünyâ. dâr-ı şeş-per. dâr-ı dünyâ). (bkz: dânâk). dâr-ı gurur. (f. 2. dünyâ. dünyâ. Yakub'un evi. öbür dünyâ.c.i.) şahadetname. (f. (dânişver"in c.s. (bkz: dânişger.i. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır]. (f. (bkz: dâr-ı cihan. ahret. âlim. dâr-ül--imtihân). ahiret. Müslümanların ahit ve emânını. dâr-ülemkân.) 'bilginler. (hüzün.c. himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler.b. . bilgin. bilgili. (bkz: dâr-ı cihan. dâniş-men-dân) 1. dâr-ı şeş-per. öbür dünyâ.i. dâr-ül-emkân. ev.) ilimi.b. dâr-ül-ukbâ dâr-ı zimmet (f. (f. dâr-ülimtihân].s.) dânişmentler. dâr-ül-imtihân). (bkz: dânişver. dâniş-ver).s. kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse.

[dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır).i. dâr-ı şeş-per. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. darâat (a. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası. vuru. vurma. ağaç. 2. sahip. darb (a. Alâka-dâr alâkalı. dârât (f. vurma. edrâk. darabân-ı şedîd hek. dar (f. sahip olma. gibi. miskinlik gösterme. darb-ı mesel atalar sözü. Dara (f.) yazarının kendisini küçülterek. darb-ı dest el. çarpmalar.c. dâr-ül-imtihân). hükümdar. dâr-ül-cezâ dâr-ül-cihâd . (bkz: dâr-ı cihan. darb-ı feth muz. ed. 2. kendini küçültme. dırâk).) arslanlar. darabât (a. mâlik. çarpıntı. dârâyî (f.) vuruşlar. Alem-dâr bayrak tutan. daraban (a.i. 3. (bkz: zarâat).i. dâr-ül-imtihân dünyâ. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı.i.i. darâat-nâme (a. dar ü gîr kavga.) l. Cenâbı hakk'ın bir adı. direk. dâr-ı gurur.) ortak kadınlar.. darağacı. -dar ( f. 1. küp dibinde kalan tortu. İslâm sınırları dışındaki ülkeler. (bkz: dâr-ı cihan. dâr-ı şeş-per. derk. dövme.) 1.i. çarpma. vuruş. dar (a. ata sözleri. 2. tutan. büyük gösteriş. 4. vurmalar. darâir (a. çarpış. darabân-ı dehr zamanın değişkenliği.li. deriden yapılmış kalkan. Bayrak-dâr bayrak tutan. 2. dar (f. biy. alçalma. (bkz: zarâgım). dâr-ül-emkân). hükme mâlik.).f.i.i. batte-ment.i. savaş. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. . kumalar. 2. dâr-ı gurur. daraka (a. Keykubad. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. dâr-ı hüzn. (bkz: darb-ül-yed).i. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi. (bkz: tezellül). dırgam'ın c. dâr-ı ibtilâ. (bkz. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup.) 1. 2. dâr-ı hüzn. şiddetli çarpıntı. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi. kalp çarpıntısı. 3. 2. darr). darre'nin c.i.ahret. darbe'nin c. (bkz: dârû-berd).. darb-ı hiyâm çadır kurma.b.c. dâr-ül-emkân dünyâ. durûb) 1.) 1. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler. darabân-ı kalb kalbin vuruşu.) savaş. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı.) 1.s.i.) debdebe. bir çeşit kumaş. Hükümdar hükme sahip.) 1. Defter-dâr defter tutan. darâgım (a. 3. şan. hüküm sürme. ilgili.i. fr. 2.i. Hisse-dâr hisseli. kol kuvveti. dâr-ı ibtilâ.

) tarçın renginde olan.b. darbe-i şedîd şiddetli vuruş. içine girme. muz. darbe-i hükümet hükümet darbesi.i.i. darbî (a. dâr-i fülfül (f. zarb-hâne). dârende-i menşur ferman almış. (bkz: darb-ı dest).dilin gücü.i.b. vuruş. para basma.i. dâre (f. Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür. kabir. dâreyn (a. madenî levha üzerine kabartma darb-zen nakışlar yapan.) 1. tutan. dârib (darb'dan) darbeden. ata sözleri. zarb). darb ü cerh vurma ve yaralama. darb-hâne (a. dâire. dâr-bâz (f. (bkz. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer.a. mat. darbımesel (a. darb-ül-lisân dilin gücü. döven. 5. direk.c. (bkz.) atalar sözü.i. darbeyn (a.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. (bkz: darb-ı nutk).s. dere 'den) yazılma.s. (bkz: darb-ı unk). ortak çarpan. (bkz: darb-ül-lisân). keyif verici bir içki olarak kullanılırdı].i. fr. darb-ı unk boyun vurma. getiren ulaştıran.i.) l. dârib-i müşterek mat. 6. 3. 2. darbe (a. döğerek. kuvvet.) darba ait. darb-ı nutk darb-ı rikâb darb-ı sikke darb-ı Türkî . darb-ı mesel).i. çarpan. 3.) karabibere benzer uzun taneli baharat. dâric (a. dârçînî (f. 2) kadınların yüzünü örtmesi.) aynı ölçüde olan iki vuruş. dârende-i ferman. caup d'etat. kurma. (bkz: zarîh). dârçîn (f-i-) tarçın. (bkz: derem-serâ. 2. 2.) kiriş.i. vurarak. 2. darîr (a.) 1. darbe-i hasar zarar darbesi. darb-ül-yed el. dârib-i müşterek-i ekber mat. darbe-i cenah kanat vuruşu. dârib-i müşterek-i asgar mat. ferman almış. musibet. darben (a.s.f. kol kuvveti. çarpma.) mezar. darb ile ilgili.zf. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti.i. kale döven. vurma. vazife. belâ. dârende (f. 4. ay ağılı.) ) para basılan yer. darbe-i kahr ezici darbe.i.c. adırrâ) anadan doğma kör. saklayan.) canbaz. darabât) 1.i. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir. darîh (a.b. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı. dârbâm (f.c. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü. dikme. darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı. 2.f. Tarçın suyu.s.) 1. çarparak. güç. değirmi. (a.c. para basma. darbe-i serd soğuk vuruş. çarpma. darbe-i himmet himmet vuruşu.b.b.

) zarar.b. Cennet.) yoksullar yurdu.b.) "asîler yeri" Haleb'in eski adı. darr (a. dâr-üş-şifâ). dârû-furûş (f. h. darrâ' (a. darsînî dâr-çînî darr (a.b.) ilâç satan. dâr-ül-emâre (a.b.b.i. i.) dîvan şâirlerinin.) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur.i. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur].) zararlı.) yer ve yurt. savaş.b.) beka evi.b. dâr-ül-celâl (a.i.i.i.i.i.b. dâr-ül-cihâd (bkz. f.b.i. sığınılacak yer. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler.) Cehennem.i.i.i.) sıkıntı.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad.i. dârû-hâne (f. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu).b.) ihtişam.b.b.a. dâr-ül-fünûn (a. dâr-ül-bâb (a.b.i. dâr-ül-akakir (f.) konservatuar'ın eski adı. istanbul.i.b.s.) Âhiret.(f. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur. dâr-ül-fahr (a.) hafız yetiştirme yurdu. dâr-ül-azâb (f. dâr-ül-âfiye (a.b.i. dâr-ül-bedâyi' (a.) emaret dâiresi.b.i. 2. kavga meydanı. dâr-ül-elhân (a.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı. (bkz.i.i.) ecza saklanılan yer.i.i.i.i.) ortak kadın kuma dârr (a.b.) Cehennem.b.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı.b.i.) mihnet.) üniversite.i. i.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı.i. (bkz.eczacı.) 1. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç.i. dâr-ül-huld (a.b.) korunulacak. yoksullar yurdu. dâr-ül-huffâz (f. dâr-ül-fenâ (f. b.) Dünyâ. belâ. üstünlük yeri" Harput'un eski adı.i. keder.b. şiddet. dârât).) hilâfet merkezi. hükümet konağı. dâr-ül-beyzâ (a.b. dâr-ül-bugat (a. dâr-ül-harb (a. rahatlık ve sıkıntı. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi').a.i. dâr-ül-fevz (a.) eczâhâne. dar ü diyar (f. belâ.).) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı. dâr-ül-bevâr (a.i. her zaman harp sahası olabilecek yer.b.i.) ilâç.b. dâr-ül-harb). u dârû (f.b.b.a. dâr-ül-âmân (a. dâr-ül-hadîs (a.i. dâriyye . dâr-ül-feth (a.) "zafer. dâr-ül-aceze (a. dârû-berd (f. yazdıktan manzume. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir. darre (a. dâr-ül-hilâfe (f. debdebe.i.

(a.) kız öğretmen okulu. okuma salonu. Kureyş reislerinin.i.b. (kıyamet evi) öteki dünyâ. (a. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır].i.) Cennet. [ilk adı "Valde Mektebi" idi]. (f. (a.b.a.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı. doğumevi. b.i.i.) üniversite. (a. (a. dâr-üş-şifâ').) kitabevi. (a.) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın. başkent.) saadet yeri. (bkz. (a. (a.i.i.i.i.b. (a. (a.a.i). okul.) imaret.) islâm ülkesi. .b.b. dâr-ül-cihâd). (a.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad.b. (bkz: dâr-ül-fünûn). (a. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı.b. (a.b.i.a.i.i. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur]. (f.b.).) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı. İstanbul.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı.b. bilginler yeri" Sivas'ın eski adı.i.b. (a. Fâtih civarında kurulmuştur].i. (bkz. sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası.) "âlimler.a.i. (olgunluk evi) İstanbul şehri.) kıyametten sonra kalınacak yer.i. (a. (f.b. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı.b.i. (a.) "pehlivanlık.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı. (a.b.i. Hz.i.) "secde yeri‖ Kemah'ın eski adı. (m h i ) laboratuvar.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı.i. (a. (f.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı.f.) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı.i.i.b. çalışma yeri. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur.i. (a. İstanbul'da.) 1.b.i.b.b. (a.b. atölye.b.dâr-ül-ilm dâr-ül-İslâm dâr-ül-istihzâr dâr-ül-it'âm dâr-ül-izz dâr-ül-kadî dâr-ül-karâr dâr-ül-kemâl dâr-ül-kıyâm dâr-ül-kurrâ' dâr-ül-kütüb dâr-ül-maârif dâr-ül-mecanîn dâr-ül-mescid dâr-ül-mesâî dâr-ül-mesnevî dâr-ül-muallimât dâr-ül-muallimîn dâr-ül-muallimîn-i âliye dâr-ül-mûsikî-i Osmânî dâr-ül-mülk dâr-ül-mülk-i Osmânî dâr-ül-pehlevâniyye dâr-ül-ulemâ dâr-ül-ulûm dâr-ül-vilâde dâr-ün-naîm dâr-ün-nasr dâr-ün-necât dâr-ün-nedve dâr-ün-nusrâ dâr-ün-nüzhe dâr-ür-râhe dâr-ür-ridge dâr-ür-rif'a dâr-üs-saâde dâr-üs-saâde ağası (a. saray. (a. (Sonraları.) mahkeme.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel.i.) akıl hastahânesi. 2.b. İstanbul'da.b. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep.i.b. (a.b.) başşehir.i.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep.b. (a.b.i. â h i ret.b.i.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne. yüksek öğretmen okulu. [1848 de Sultan Mecit devrinde. (bkz: dâr-ı naîm). kütüphane.b. (a.i.) erkek öğretmen okulu.b. (a.i.b. (a.

b.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı.i.i.) 1. Bağdat'ın eski adı. 3.m. 2. (a. (f.b. dâr-ülIslâm).) hek. Selim zamanında. (a.i.b. (a. (f.) 1. Cennet. (bkz: dûzah. simsar. (a.b. tuzak. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık.b. 2.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul.i. eskimek. (a.i.b. 4.b.) 1865'te istanbul'da.i.) hek.) hek.i.i. Edirne. (a. sinir hastalığı. yıpranmış. (a.i.b.) 1.b. nefes darlığı. (bkz: dîk-ı nefes).i. (bkz: dâ'--ül-fîl).b. 5. şöhret.) 1. .i. firengi hastalığı. destan.i.) "saltanat yeri" Bursa.) hek. (f.) şifâ yurdu. tımarhane. destancı.) III.b. (a.b. mâlik olmak. epique.i.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu. tutmak.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad.a.i. (a. mâlik ve sahip olmuş.b. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası. (a.i. (f. (f.) hek.i.b. 3. (a. meç. tahra. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. (f. orak.s.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi.b.i.) tellâl.b. (a.) destan okuyan. (a. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık.i. destan ile ilgili.s. zaptetmek. 2.ü dâr-üt-tedrîs dâr-üt-tıbâat-il-âmire dâr-üt-tıbb dâr-üt-tırâz dâr-üz-zafer dâs | dâs-ı zerrin dâsâr. yeni ay.b. fr. 2. orakcık.i. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı. hikâye.i. görüp gözetlemek. simsar. (f. altın orak. destan kahramanlarına yakışacak surette. eskimiş. (f. elde etmek.a. (a. meç. (f.b.) hek.b.) hastahâne. (f.b.b. İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad. (a. sağlık yurdu. nîrân). (a. köhne.i.i.) sanatyeri.b. (a.) hek. (bkz.i.i.dâr-üs-saîr dâr-üs-saltana dâr-üs-sanâ'a dâr-üs-selâm dâr-üs-sıhha dâr-üs-sugr dâr-üs-sulh dâr-üş-şafaka dâr-üş-şifâ' dâr-üt-ta'lîm dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî dâr-üt-tedâvî.b.) Cehennem.i.i. ün. (a. dâstâr dâse dâstân dâstânî dâstân-serâ dâstâr dâs dâşte dâşten dâ'-ül-alîk dâ'-ül-asab dâ'-ül-behr dâ'-ül-câversiyye dâ'-ül-cev dâ'-ül-cümûd dâ'-ül-efrenc dâ'-ül-esâbi' dâ'-ül-esed dâ'-ül-fecl (a. 2. epope.b.b.a. (f.) hek.i.b.s. 2.i. 4.) çanak çömlek ve kireç ocağı.i.) hek. (bkz: dâs). (bkz: matbaa-i âmire).i.) orak.i.) 1.). (a.) hek.b. (a. (f.) tellâl.) hastahâne. bir cilt hastalığı.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer. (a. (a. masal.i.i.) 1. kahramanca.b. meç. (f. sedef otu. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık. bot. (bkz: dâ'üs-sebât). atlarda görülen sinir hastalığı. (a.

) hek.b.i.) hek. alkolizm. doğru.b. şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma. (a. alcolisme.) hek.b.i.b. mat.) ey dâver! [hükümdar. hâkim]. kurt hastalığı denilen açlık.i. sıraca hastalığı.) hek. 4. (a.b.) hek. vezir. deâvî) 1. (a. sedef hastalığı.i. (a. melankoli. oyunda sürülen para. karasevda.) hek.) hek. sövme.b. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.b. dama. dâva. mesele. duvar sırası. davetler. teşhircilik. 5.) hek.) hek.) saç ve sakal ağarması hastalığı.b.b. erkek adı.i.b. (f. (a. havlar gibi sesler çıkarıp soluma. 3. peygamberlik iddiası.i.) yurdunu arama.) hek.) hek. (a.i.) hek.b. (a.) hek. (a.b.c.) 1. (bkz: dâ'-ül-efrenc).) 1.) hek.i. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı.b. bir cilt hastalığı. yurdu özleme.i.) dâva açan kimse.i.b.i.i. 3. 3.i. havlama hastalığı.i.i) hek. 2. . uyku hastalığı. (a.) hek. fr.b. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra. doğruluğu seven bir büyüğe yakışacak surette. (a. yurtsama.b. hâkim ve vezirle ilgili olan. (a. (a. [cemî şeklinde] dualar. geviş getirme hastalığı.i. (a.s. saçma iddia.) hek.i.i. 2. saçkıran.i.n. (a.i.i. (a. ayıp yerlerini gösterme hastalığı.i.i. saç döken hastalığı.i. utaçıcılık.) hek. (a.b. doymazlık hastalığı. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık.i. (bkz: dâ'-ül-cümûd). (a. (a. kuduz hastalığı. (a. satranç. dâ'vet'in c. gut hastalığı.zf. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık. (a.i. (a. 4.) 1.) hek. (a.dâ'-ül-ferfîr dâ'-ül-fîl dâ'-ül-gussa dâ'-ül-hader dâ'-ül-hanâzîr dâ'-ül-hanes dâ'-ül-kalb dâ'-ül-kelb dâ'-ül-küûl dâ'-ül-merak dâ'-ül-mücterr dâ'-ül-nıülûk dâ'-ün-nibâh dâ'-ür-raks dâ'-üs-sahrâ' dâ'-üs-sa'leb dâ'-üs-sebât dû'-üs-sedef dâ'-üs-sevâd dâ'-iis-sıla dâ'üş-şa'r dâ'-üş-şeyb dâ'-üt-teşhîr dâ'-üz-zehr dâ'-üz-zi'b dav da'vâ da'vâ-yi bî-ma'nâ da'vâ-yi nübüvvet da'vâcı da'vât da'vâ vekili dâver dâverâ dâver-âne (a.b.) 1.) hek. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık. (f. teorem. 2.b.) yürek çarpması. (f. hypocondrie. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık.b. (a.) uyuşukluk. insaflı olan hükümdar.b. 2. (a. nöbet. Cenâbıhakk'ın adı.b.t.i. çağırmalar. (a. 2.i.) hek.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma. (f.b.b.i. (a. iddia.b.i. fr.b. vezir veya hâkim. (a.b. (a. karasevda.

hükümdarlık. (f.) mektepli.i. çocuğa bakan dadı.i.) 1.h. (a.s. ululuk.i. pa-yandalar. Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti. (a. astr.i. (f-i.b. 2.) topuzlar.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses. 2.i. müsteşar.) tabak.) bir kimsenin hakkını araması. (Merkür) gezegeni. sepici.debîr'in c. müdâfaa edilen fikirler. çiçekli ipek kumaşlar.i. debâbîs) topuz. müsteşarlar. 2. dâva ve mahkeme.) borç veren. (a. (a.s. dibâgat). 4. Sesi güzel ve şâirdi. (a.i. bir kimseye hâlinden şikâyet etme. 2. (a. (a. (f. dâvalar.f. (f.i. sepilendiği yer. (bkz: da'vâ). (a. (f. büyük bir gösteriş.i. 1.) 1.) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir. eski âdet.i.) destekler.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti.) dallı.i.) dayalık.) âdet. debîr-i felek). (bkz: dârât). sepileme. (f. büro.dâverî dâverî-gâh da'vet da'vet-i mesâib da'vetiyye da'vî Dâvud davudi Zırh-ı Davudi dây day'a dâye dâye-gî dâyin dayyık deâim deâvî Deâvî nezâreti de'b de'b-i dîrîn de'b-i kadîm debâbîc debâbîs debagat debâle debbâbe debbâğ debbâğ-hâne debbûs debbûs-i âhenîn debdâb debdâb debdebe Deberân debg debîr debîr-i asman debîr-i çarh debîr-i felek debîrân debîr-istân debistân debistânî (f.) 1. (f.b. kaide. Utarit. 5. (f.i. mahkeme.i.) 1. ziyafet. s. (bkz. (f. tantana.) duvar sırası. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur]. gök cismi. (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni. dua. tarz. Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi. savaş meydanı. okullu. da'vâ'nın c.c. yazıcı.) deriyi terbiye etme. (a.i.i. ayın dördüncü durağı.) çağırma.i. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi. 2.s.s. (f.s. astr.) ağaç kavunu. kavga. usul. iyi ile kötüyü ayır-detme.).i.i. (a.) mahkemeye başvurmalar.i. Utarit. kâtipler. kâtip.i.i. alacaklı.) şöhret.i. (a. dadılık. (f.i. (a. hâkimlik. deri terbiye eden kimse.). haşmet. gürültü. patırdı.b. (a. . yazıcılar. sütnine. (a.) demir topuz.f. (bkz: debûs).b. Merkür.i. (bkz.) pek dar.i. eski âdet. dîbac'ın c. zay'a). çağrı.i. dıâme'nin c. (a. okul. belâları davet etme. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı. [adliye nezâretinden öncedir]. 2.) kalem odası. eski usul.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu. (a. (a.) 1.i. meseleler.i.) 1. azamet. (a. (a. kur. (f. 2.) taya. (a.) davul. gelenek.) mektep.) astr. (bkz. (a. 3. debbûs'un c.i. (a.

yüz. bol yağmur. (a. birinci defa.i. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı. yalancı. deffâfe deffâfe-i felek deffe (a. tavuk.) iki defa. (a. (a. defîne'nin c. kaldırma. aptes bozma. kez. tekrar tekrar bir çok defalar. Zühre yıldızı. 2. (a. yan. (a. huk.i. gamı.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler.i. hek.debûr debûs decâc decâce decâce-i Hindi decâciyye deccâl decn ded ded deeb deb-i dîrîn def def def'-i belâ def'-i dem def'-i gamm def'-i hacet def'-i hararet def'-i mazarrat def'-i meclis def'-i şübhe def'-i taaffün def ü ref def ü tard defa def'a-i ûlâ defaât defâdı' defâin defaten defaten ba'de uhrâ defateyn defâtir defâtir-i atîka defâtir-i resmiyye deff deffâf. (bkz: def-zen). ilk defa. (a. defter'in c. ortadan kaldırma.zf. yalancı Mesih. 2. (f. defaât) kere.) kereler. (bkz: debbûs).i. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi.i.) tef. 3. kezler. (a. kederi. horoz ve piliç cinsi. hindi. bir yerde oturma. (a.i. (a.) kurbağalar. savma. astr.i. savulma.s. kaz. gömüler. mizahî bir dergi. kuşkuyu giderme. sıkıntıyı giderme. 3. dıfda'ın c. Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî.) et yiyen yabani hayvan. (bkz: deff).i. s. yollar.) âdet. dücüc) 1. (fa. eski âdet. 3. edebî.) l. (a. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. (a.c.c. eski defterler. toplantıya son verme.) l.i. (f.c. zararlı şeyleri yok etme. belâyı. dâire. dücâce).i. 4. Hint tavuğu.) tef. öteye itme. (bkz. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı. birden. (bkz: izâle-i taaffün).i. defa'nın c. tehlikeyi savma. batı tarafından esel yel. (f. savma.) tavuk. hek.i. 2. (a. (a.) 1. birlikte dikilmiş kâğıtlar. (a.) topuz. (a.i. dücüc). askerlikten ihraç. dücâc).) defterler. havanın bulutlanması.i.i. giderme. . 2. (a. kitap cildinin iki yanından her biri. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz.i.i.b. şüpheyi. verme. yol.) batı rüzgârı. resmî defterler.) tef çalan.) bir defada.) 1. (bkz: dicâc. 2. ateşi düşürme.zf. tasayı giderme.i. tavuk. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva. sahtekâr. dicâce. Dâd ü [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar.

fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı.i. 2. fırın ağzı.s. alaycı söz.) on [sayı].) ağzını açan. çiftçiler.b. (a. ve s. (bkz: dehen).b.f.s. (bkz: dehene). ölünün gömülmesi. dehâ sahibi olma. (bkz. susmuş. kıymet ve değeri olan kimse veya mal. (a.i. dâh).) birinin merhametine ve himayesine sığınma. geveze. (bkz. (bkz: defter-hâne). 2.) gömme. iyi. (alay ağzı) alay eden.f. (f. tefci. küp. defterci. (bkz: medfûn).).b. dehâ sahibi.i.f.s. (a. çatlak. (f. kurumuş ağız.i.i. nimetin kadrini bilmezliğin. köy ağalan. (f. fr. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası. günlük defter. iyiliği inkâr edenlerin ağzı. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi.) dehâlı.s. i.b. (bkz: as-ced).i.f. (f. habîs. saf. hîle.) ağız. defter-i Hâkanî). (a. (f.i. (bkz: aşr.) 1. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi.b. defn'den) gömülmüş. dagal). i. (a. yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter.) hâlis altın.) 1.i. tabur. 2. 3. feryat. (f. ölü (leri) gömme. (f. gömülme.c. (bkz: levha-teyn).i. (a. (a. "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri.s. (f.c.s.) dâhîlik. sıra.i. dihkan'ın c. Grekçe'den gelmedir].) holler. 3.f. dehlîz'in c.b. (a. kovuk.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad. 2. devletin mal. defâin) 1. (f.i. habislik. (o.deffeteyn defin defîn-i hâk-i ıtırnâk define defn defn-i emvât defn-i meyyit defter defter-i a'mâl defter-i Hâkanî defter-i kebîr defter-i yevmî defter-dâr defter-hâne defterî def-zen dega deh deh dehâ dehâet dehâ-kâr dehâkîn dehalet dehâlîz dehân dehân-ı istihza dehân-ı hadîd dehân-ı küfrân dehân-ı safa dehân-ı teng dehân-beste dehâne dehâne-i küb dehâne-i tennîir dehân-güşâ dehâ-perver dehâr dehâz deh-dehî (a.s. (a.i.i. hîlekâr. küp ağzı. (a.i. köylüler. (a. kalp [para].) tef çalan. safa ağzı. koridorlar. gömülü.b.s. tapu ve kadastro.) nâre.) zekîliğin.) kapanmış ağız. [Farsçası da "defter" dir.i. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse. genie. 2. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan. güzel. (a.i.) 1. güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında].c.) dağ mağarası.i. (f. (bkz: deffâf).) 1. .) testi. (a. ufak ağız. dar.) dehâ yetiştiren.) deftere mensup.s.b. (a.

f. geçici dünyâ. (bkz. devir.) ağız. (f. (bkz.s. deh-riyyun) 1. (a. koridor. dehrî'nin c. kargaşalıklara yol açan [güzel]. (f.) hîlekâr. (bkz: öşr).i. i.i. (a.) korku ve dehşet saçan.s. musibet. (f.b. korkutan.deh-dile dehen dehen-bâz dehen-güşâ dehene dehen-şûy deheş dehhâş dehişt dehliz dehnâ dehr dehr-i âşûb dehr-i bî-direng dehr-i bî-sebât dehr-i dûn dehr-i fâni dehr sûresi dehre dehrî.i. ürkme. (bkz: dehâne). kalpte kulakçık kapakçığı. hatırlama. söylemeye hazırlanan. akla şaşkınlık verecek surette korkma.i.s. ürkütücü. (a.) deh-rîler.b. dükkân'ın c.s.b. kararsız dünyâ. (f. (a. (a. hek. 2. oyun.b. s.b. (f. (bkz: dehân). (f. (a. (f.) onda bir.f. (a. 2. bulanıklık. (a. dünyâyı karıştıran.c.i. bir tarzda hareket.s. şaşma. dilencilik. (a.i.b. 3.dehşet-bahş). hol.) astr.i.) korkunç.b.f. 4.) korku ile karışık.) birlik. çatma.i.) on gönlü olan.) korku veren. (bkz.s.s. materialiste.b. çok korkutan. sebatsız dünyâ.i.b.) ağız yıkama. (bkz: desise).b.) onuncu.c. (a. on yaşında. harcâî. gezegen yıldız.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır.i. dünyâ. 2.) dehşet saçan. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden.s. . (a. dehşet). çok korku veren. materialisme. 2. karanlık. fr.b. muhkem. çöl.b. (a. oyuncu. (f. bir işe başlama. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan.) 1.f.s. fr.s.) 1.) on yıllık.i. (a.s. (f. hile. çok büyük belâ.b.i. 2. (a. (f. sağlam.s.) 1. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak. dülıûr) 1. korkulu. 2.s.f.f. (f. erkek adı. (bkz: âlem. tokuşma.s. (a. ağız temizleme. korku.c.) dükkânlar.) dehşet veren. dilenci.s. zaman. vefasız.) tahra. Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir. (f-i-) ezber okuma. aşağılık dünyâ.s.s.b. (f. s. dehriyye dehriyye dehriyyûn deh-sâl deh-sâle dehş dehşet dehşet-âgîn dehşet-âver dehşet-bahş dehşet-efşân dehşet-endâz dehşet-engîz dehşet-nâk dehşet-nisâr dehûn deh-üm dehvâ' dehyâ' Dâhiye-i dehyâ deh-yek dek dekâkîn dek-bâz (f.i.b.i. (bkz: dehrî).f. (a. korkunç.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu. (a. (bkz: seyyare).).s. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre].b.) çok dehşetli. 3.s. korku ve telâş gösterme.). cihûn).) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. (a. dehân-güşâ). korkunç. (f. Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur. (a.s. sahra. (f. ittihat. 5.).f. (bkz: dihlîz). yıldıran.) ürkütücü.) ağız oynatan. dehâlîz) 1.). (a.i) geniş ve susuz ova. ittifak.

destvân). durum. düşünülerek bulunan delil. târihî deliller. (a.i.) zool. kesin kanıt. kılavuz. sağlam deliller.) yol göstermeler. astr.delâil delâil-i kaviyye delâil-i târihiyye delâl delâlât delâlet delbiyye delik delîl delîl-i aklî delîl-i cedelî delîl-i ilzâmî delîl-i kat'î delîl-i nakli delîl-ül-ibâd delk delk delk bi-l-mesfere delk-i istimna' delk-i şedîd delk ü temas Delkıyye delk-pûş deli dellâk dellâl dellâle dellâliyye delv dem İrâka-i dem İ'tidâl-i dem Kay'-üd-dem Tebevvül-üd--dem dem-i musaffar dem-i şiryanı (a. su kovası. Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H.) naz. işaret. (bkz: delil).i. (a.i. ovuşturulma.) delâlet eden şeyler. 2. sansargiller. Güneş. kanıtlar. kanıt. alâmet olmalar. üstad delili. (f. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın.s.i. (f. 2. (a. el ile bel getirme. kan işeme. (a. ovuşturma.) fındıkçılık.i.c.i. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. (a. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse. (f. (a.i. işve. huk. insana güzel. münâkaşa neticesinde bulunan delil. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur].) eski aba veya hırka giyen.i. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri.i.i. dimâ') kan. on iki burçtan birinin adı olup. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir. (a. tellâl. edille) 1. fakir.c delâil. yol gösteren. (a. (a. burhan). şahit.i.) el ile ovma. cilve. . inandırıcı delil.i. (bkz. soğukkanlılık. sürtme. 2. delâlet'in c. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse. delîl'in c. kılavuzluk. kesin delil. tellâk. sevimli görünecek hal. gösterme. satılacak şeyi satan. (bkz: beyyine. (a. riyakâr adam. alâmet olma.) eski elbise. biy. delâlet'den) 1. sert ve şiddetli ovuşturma. iz.i. sürtme ve dokunma.) tellâllık parası. sansargiller. kan kusma. konuşma.i.i. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe.) gül tohumu. (a. (a. 2. yol gösterme. temiz kan.).b. hek. fizy. kanıtlar. kılavuzluklar.) 1. (a.c. belge. tanık.i.i. (a. yamalı dilenci hırkası. zool. kan dökmek. koketlik. içine safra karışmış kan. delâlât) 1.

bıçak.i. kibir.) 1.b. telef.i. zaman.s. bağırıp çağırma. kılıç]. 2) susma. demân 4. sert ve ümit vermeyen söz.s. davul. heyecanlı. kirli kan. hiddet. 3. dem'a-rîz (a.s. dem-i bahar bahar nefesi.c. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı. 2) yakıcı ân. 9. okşayıcı nefes. 5. küfür. üstünlük. dem-i vâ-pesîn son nefes.f. dem-i teslim ölüm â u. demevî. dem-bestegî (f. şöhret.) 1.s. 2) hararetli. içki. dem-i serd soğuk nefes. ruhu teslim edecek zaman. 4. vakit. asabî. büyüklük taslayan. isa'nın nefesi. gurur.i. 3. dem-beste (f. (f. dem-i teslim . hîle. dem-i verîdî biy. dem-i zehre bot. gün açımı. 3.) bir damla gözyaşı. dâima. âh. öfke. dem-i seher. dem-i civânî gençlik zamanı. gıcırtısı. demâg-dâr (f. saat.i. 2. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz. dem-i şâm akşam vakti. 2. soluk.i. 2) can bağışlayan soluk. hakaret.b. demdeme (a. emre itaat etme.i. dem'ân (a. kırıp geçirme. dem-i kalem kalem ucu. demâr-âver (f. kalem ucunun sesi. boyun eğme. hîle.) sessizlik.s. aldatma. büyüklük. dem-i germ 1) sıcak nefes. demdeme (f. hiddetle çıkışma. 10. susmuş. demânkeş (f. azarlama.) vakit. dem (f. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer.) içi pek dolu. susmuşluk.) nefesi bağlanmış. deme (f.s. bahar gibi güzel kokan nefes.i. zaman. koku. 2. i. 4.) ateş körüğü. 2. soluk. cehennem. üfleyen. ateş. 5. tehlikeli ağız. dem-â-dem (f. ağlayan. tatlı söz. dem-i subh seher vakti. 2. şiirin vezni.) 1. nefes. gözyaşı dökme. 2. dem'a (a. kanlı. sinirli. an. hiddetli.) kibirli. dem-i ejderhâ ejderha ağzı. (bkz: muttasıl). dem-i âteşin 1) yakıcı nefes.b. (bkz: müntakim). suskunluk. demendân (f. keskin tarafı.) helak eden. müddet. intikam alan.b.b. dumû') gözyaşı. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot. akşam üzeri.zf.s.) helak.zf. soluğu kesilmiş. meç.) 1.s. kükremiş. 8. zaman. ağız [insan.) 1. mahv.l) meç.i. vakit. dem" (a.) 1. dem-i nerm yumuşak. ağlama. 3) söz dinleme. demende (f.b.i. heybetli.) 1. saldırıp kükreyen.) her vakit. demâr (f. 3. dem-i tîg kılıcın ucu. "zamanı iyi değerlendirin. kuyumcu ve demirci körüğü. ateşli sözler. dem bu demdir. zorlu. 6. demeviyye (a. 4. gözyaşı damlası.) gözyaşı döken. ölüm. kanla ilgili.i. sık sık. kavga. 2. ün. n. aldatma. dem-be-dem (f.) vakit vakit. 7. fırsatları kaçırmayın" anlamına. ağız ağıza dolu [kap].

s.i. (a. yaşayan. s. (f.b.) arkadaş.i. homurdanma. c. dudak kıpırtısıyla söylenen söz. s.) sözü açık söyleme. tempo tutan.demeviyyet demevi-yy-ül-mizâc dem-gâh dem-gîr dem-girifte dem-güzâr dem-güzârî dem'î.s. (a. sebze v. mırıltı. (f. 2. gözyaşı bezi. (a. murdarlık. (f. dendân3). (f. bâzı kuşların.b.s. kafadar.b.i. (bkz.i.) 1. (a. tarak. kardeş kanı.i. g.) 1. soluk çeken. esvap kirliliği. (f. 3.s.b. bülbül gibi. tamah ve ümit. külhan.i. sırdaşlık. 2. (f h i ) . yetişmiş [çiçek. adîlik.) fırın ve ocak bacası.) 1.) bitmiş. paslılık. dostluk. (f.s.) göz yaşı ile ilgili. 3. asabî. dâima öten bir cins güvercin.b. (f. dînâr'ın c. dem-ül-ahaveyn).) 1.i. (f. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler. ısırgan otu.b. (a. (bkz: fazâhat).) alevlenmiş. çark. ednâs) kir.b. pislik. ney. (f. dem'iyye Gudde-i dem'iyye demide dem-kâr dem-keş dem-keşîde demne demne-dânî dem-sâz dem-sâzî dem-serdî demşinâs dem-ül-ahaveyn dem-üs-su'bân denâet denâet-i tab' denâet-kâr denâet-kârâne denânîr denânîr-i mevcûde denâset denâset-i ahlâk denâset-i libâs dendân dendân-ı bulûğ dendân-ı saadet dendân-behâ dendâne dendân-gîr dendân-müzd dendene dendene denes (a.) alçaklık.i.) 1. (f. 2.) soğuk nefeslilik.) tempo tutan.s.s.i. mevcut altınlar. (f. tabiatı demevî olan. i. (f.b. dost.i. sinirlilik. (a.) bot.s. diş kirası.) muz.) vakit geçiren.s. şarap içen. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri. (f.) alçakça.b. uzun uzun ötenleri. asabiyyet).) hakîm.i. çıkmış. akıl dişi.) 1.i.) arkadaşlık. (a. diş tanesi. (f. (f.) bot. kardeşkanı.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi.i.f. akıllı.b. (f. diş [ağızda bulunan]. ahlâk kirliliği.b. eşlik eden.s. sürmüş.b. (bkz. alçakçasına. .) kirlilik. (a.i. (bkz. kokmuş.i. 2.b. (f.i. kanlı canlılık. nefes. dem-üs-su'bân). 3.b. kürdan. g.b. i.i.]. 4.zf. pas. sırdaş.i.b.i. 2. sinirli. (a.) denî ve alçak tabîath. tabîat adîliği. 3.) vakit geçirme.) ağır ağır.b. (f. (f. nefes alacak yer.f. (f. bol kanlılık.) arkadaş.) altınlar.) diş kirası. destere gibi şeylerin dişi. (bkz. kuyumcu veya demirci ocağı.b. (a.i. Hz. 5.b. 2.

i. denîe (a. renkli şeyler. güzel söz söyleyen kimse. kısım. şaşkın. dili uzun. der-bâr (f. hayran. edepsiz.) kapıcı. der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı. rezil. 2. demirci çekici. okkanın dörtyüzde birleri. çeşit.s. deniş (a.) ev kapısı. derâ-yi kenîse kilise çanı. 4. -derâ. (bkz: dırâz). der-âguş (f.) çançan eden. soysuz. derâz-nefes (f. i. kapı yeri. der-ân (f.i.) kapı yavrusu. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli. s.) 1. kapı. 3. der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. deng . 2 . 2. serseri. der-i ümmîd umut kapısı. der-bân-felek Güneş ve Ay.) 1.) parlak.i. der-i bâr dîvan kapısı. 2.e. kapıya bakan. mağara. i. Perde-der perde yırtıcı. 3.i. akçeler. boğaz.) 1. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). der-beçe (f.s.a. alma(k).zf. geveze. hemen. (bkz.s. kere.) küp. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr.b.i.) kucaklama.b.b.s.i. Ciger-der ciğer delen. –der (f.i.s. 2. derârî (a.b. cins. nakîsa. eli dolu (gelme). i. yaran.(f. dürrî'nin c. der-i aliyye.s.) uzun.i. derâhim (a. 2.) "durmadan söylenen. paslı.s.) çıngırak. derây (f. büyük küp. kazanma(k). i. derâ (f. pergel noktası. 2. sıra yaran. derâz-zebân (f. dirhem'in c. der (f. derâz (f. i. içinde. kehf).) 1. i.b. lâklakacı.zf. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen.b. çirkin görülen hal.) ayıp. der-bend (f. Der-enbâr anbarda.) 1. yırtıcı.) 1.) derhal. [ençok "yıldız" hakkında söylenir]. (bkz. deyyus). defa. derâre (f.s. 5. dağınık.i.s. sersem. Herze-derây. derây (f.s. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul.) 1. der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul.) "yırtan. meç.i. (bkz: bevvâb).) 1.) karısının kötü hâline göz yuman kimse. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses.) kirli. o anda. çan. der-bân (f. der-beder (f. derâ-yi deyr kilise çam. derâyende (f. ahmak. küçük kapı. Sâf-der saf yaran.) hemen arkasından.) "uzun soluklu"meç.b. sarma.) alçak. der-akab (f. dar geçit. gelir.i. denî (a. der-âmed (f. dırlanan" mânâsına sıfat yapar. denn (a. kapı kapı gezen.i. -de. çıngırak. perişan. Der-hâtır hatırda. paralar. nevi. kavgacı.

biriktirme.derûn derd. vah vah! (f. (bkz: derd-mend.s. üzüntülü. (f. kim. ısı derecesi.i. 5. derd-perver). derbend'in c.b. yedi gezegen. gr.s.tafdîl derece-i ûlâ derece-i arz derece-i tül derece-i hâmıziyyet derece-i hararet derece-i inhilâl derece-i intizâ' [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. kasavet.şer derd. enlem.s. dertlenen. 2. tutma.i. 3. (f. (f. 2. (f. gönül kaygısı. gam. keder. tabakaları. fr. 2. [Farsçada.hired derd. 2.a.i. ayrılıktan doğan üzüntü. (f.kâfiyye derece. kim.b.müsavat derece. mihnet görmüş olan. kâfi.i. eşitlik derecesi.b. derece).süllem derece. (f. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir. 4. dert çeken. derd-nâk). degre de dispersite. derd-mendân) dert sahibi. kaygılı. 2. kapalı kapı. sevgiden dolayı çekilen aşk. yapılmakta olan.) yazık. (f. son derece. (f. kapıbağı. kaygılı.) 1. asitlik derecesi.b. kann ağnsı. (a.b. 4.) acı. zaman zaman gelen dert. 5. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri.s.) dertli. miktar. 3.b. (f. akıl derdi.s.b.b. (f. hek.i. sıkıcı.) derbentler. 2) üstünlük derecesi.n.s. türlü mahkeme dereceleri.dil derd.b.s. dar geçiüer. (bkz. kaygı.) üzücü. . sıkıntı. toplama. (f. (bkz: derd-keş). birinci derece.c. çözüşme derecesi. (a. tasa. gönül tasası. boylam.b. gizli üzüntü. tasalı. baş derdi. dağılım derecesi. ağn. (bkz. keder.nihâye derece.nihân derd. basamak.) 1. merdiven basamağı.i) 1. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. sızı. acı.). hafiflik ve kalınlık derecesi. derece'nin c. elde etme.) 1.c.hicran derd. 2. kapanmış. tasalılar. s. arasına sıkıştırma. tasalı.der-bend ağası der-bend-ât der-best.şikem derdâ derd-âşinâ derdeme derd-engîz der-dest derd-keş derd-mend derd-mendân derd-nâk derd-nâme derd-perver derd-zede derecât derecât-ı cennet derecât-ı mahâkim derece derece-i gılzet ve hiffet derece. boğazlar.i.) dert sahipleri. (f.) şikâyet mektubu. 1) karşılaştırma derecesi. dâirenin 360 parçasından herbiri.mirkad derece.s. kapalı. rütbe. gazeteye yazma. elde olan. kaygılı. s. (a. cennetin katlan. dert. derecât) 1.) dert.) acı çeken. (f. sokma. yeter derece. memleket sının.b. (f. kim. kerte. gr. 3.i. der-beste dere derd j derd-i aşk veya -ışk derddemâdem derd. merdiven basamağı. 4. ikinci derece. kaygılılar.b.saniye derece. hattatların yazdıkları meşk tomarı. susmuş. sınır kalesi.) dertli.) astr.

) lâyık.) yırtılmış. (bkz: derîde-dehân). (f. der-geh dergâh-ı mevlevî dergâh-ı Mevlânâ dergâh-ı âlî dergâh-ı ilâhî dergâh-ı izzet dergâh-ı muallâ dergâh-ı şerîf dergîş derhâl der-hâst der-hâtır derhem derhem-berhem derhişte derhör der-hûr derhûş derî derîçe deride derîde-dehân derîde-dehen derîde-per derk derk-i dekayık derk-i netâyic derk-i esfel-i cehennem der-kafa der-kâr (a. (f. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi.s.) boşboğaz. (a. (f. dilekçe. dip. ele geçirme. (f. dik sözlü. (f. saray.i. yırtan. (f. havası iyi. (bkz: çespân. anlama. ["derek" şekliyle de kullanılır]. (bkz: revzen).) 1.) ur. sahihi. tekke. dereniyye der-gâh. 2.i. ince şeyleri anlama.) karmakarışık. (f. (f.b. aşikâr. iyice kavrama.i. (f. (f. 2. i. (f.s.s. oyma kapı.s. çok kalabalık.b. derhör. derekât) 1. (f.s.i. kapı önü. kapı yeri. o anda.i.s. Cehennem'in en dibi. 3. (f.) hemen arkasında olan. 2. incinme.s. 2.) pencere. (f.) ur ile.) para basılan yer. verem. muztarip. iyice kavrama. "bulaşma" manasınadır]. işde.s.s. (bkz: sahavet). (bkz: çespân.s. 3.a. (f.) sarraf. malûm. (f. izdiham. (a.i. (f. en aşağı kat. aşağı inilecek basamak.) 1. (a. yeşilliği bol olan dağ eteği. (a. yakalama. 2. (bkz: çespân).b.) lâyık.i.derece derece derekât derekât-ı Cehennem dereke dereke-i mirkat derekî derem derem-güzîn derem-serâ deren derende Şîr-i derende dereni. yırtık.) 1. derhûş. seza. karmakarışık.zf. (bkz: idrâk). mevlevî tekkesi. . mevlevî tekkesi.) istek. Cehennem katlan. yırtıcı arslan. lâyık.zf. dilek. seza. pâdişâh kapısı. kapı önü.) 1. boşboğaz.a. 2. (f.i.) 1. (a.c. uygun. kapı yeri. Tanrı kaü. şâyeste). iş üzerinde bulunan.b.) uygun. merdivenin en aşağıdaki basamağı. şimdi.) hatırda. bilinen. elaçıklığı.i. şâyeste). karışık.s. neticeleri anlama.s. (f. 3. (f.b. 2. Tanrı katı. belli. [aslı "kirlenme".) para.i.b. basamaklar.) 1. 2.i. en aşağı kadar. dereke'nin c.) cömertlik.) yırtıcı.) hemen. bir çeşit zerdali. (a.) kanadı kırık. küçük kapı.b.s.b. (f. (f. "büyük kapı" meç.) gerileme. şişle ilgili. münâsip. tekke. (bkz: darb-hâne).s.b. regression. birer parça.i. [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir].i. (f.b. f r. kavrama.) 1. münâsip.zf. 2. tabakaları.) ağzı yırtık. Farsça'nın fasîhi.) yavaş yavaş. akçe. en aşağı kat.

"için ateşi". güzel iş. 2. dürrî ders Sana kim ders verdi ders-i âm ders-i ibret ders vekâleti Der-saâdet dcrs-hân ders-hâne dersî.) pusuda. yüklenme. takat. (a. (f. kuvvet.i.i. dâhil. düşkünlük. 2. çıkma yazı. iç. söylemek.i. (a.i. gönül. ortaya koymak. (bkz.) kında. düşkünler. beceriksizler. (f. (f. tâlîmat. ders vermeye mahsus yer. zavallılar. us payı.) bîçarelik.s.s. iç ve dış.s. dermân-de'nin c. mükâfatını Tanrı versin! (a.b. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse. (a.i.) en önde. zavallı.a. (f. münafık. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet.) üstüne alma. Samanyolu. şehir içi. anlatmak.zf.c. 2.) bîçâreler.c. velospit. kişi.i. ev içi.) ortada. dere derre-i asman derrî.b. bisiklet. 3.i.i.s.der-kemîn der-kenâr derman dermân-de dermândegân dermân-degî der-miyân der-miyân etmek der-niyâm der-pey der-pîş der-pîş etmek derr Lillâhi derrühû derrâce derrâce-süvâr derrâk derre.) dere. gönülden.s. (f. sınıf. (f.) derse ait.b. güç.) ardı sıra. beceriksizlik.s. saman uğrusu.f.s. (a. [evvelce] Şeyhülislâm kapısında.f.) içten. gözönünde bulundurmak. (a.) 1. anlayışlı.İâç. "öğrenci.b.zf.b. 3. (f. .zf. kılıfta. kına sokulmuş. (a.s. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife. acizlik. (f. tenbih. dürûs) 1.) ders okuyan. (f. derûn).s. (f.) insanın boğaz. telkin. kucağa alma. gönülden.f.i. gönül derdi. (ibret dersi) göz açacak şey.) içten pazarlıklı.h.b. kucaklama.b. içeri.a. cami hocası.) bisiklete binmiş olan kimse. sana kim akıl verdi. âciz. ders yılı. kalb. gözönünde bulunan. güzel eser. ileri sürmek. (bkz: derûne).s. kenara yazılmış olan yazı. direktif. (f.b. akıl. kimse. eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü.) ders yeri. dersle ilgili. (a. fr. (f. âcizler.) parlak.b. ışıldayan.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul].) 1.) 1. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti.b. 2. (a.i.) 1. (f.s.s. pusu bekleyen. öne sürmek. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire. (f.b. s. 2. dersiyye Sene-i dersiyye der-uhde derûn Derd-i derûn Ateş-i derûn derûn-i hâne derûn-i dilden derûn-i şehr derûn ü bîrûn derûn-bîn derûn-dâr derûne derûnî (f. dermândegân) bîçâre. (bkz: kehkeşân). endoscope. [evvelce] talebeye. çâre.). yürek. kin besleyen.b. 2. (f. beceriksiz. arada.i. gönül yanıklığı. (f. derk'den) çabuk anlayan. öğretim yılı. l.b.a.

Karadeniz. 6. havsalası geniş. sertlik. yeşil deniz.i. sağlam.s.Âh-ı derûnî derûnî murakabe derûn-nişîn derûn-perver dervâ.b. Şap denizi. 2.) yalnız kalmayı seven. meç.b.s. lâzım.b. (f.) denizde gezen.s. cesaret. (f. (f. gökyüzü. meç. coğr. (f. Kızıldeniz. alçak gönüllü kimse. deniz gibi.s.) bahşişi deniz gibi çok olan. (f.i. int-rospection. gemi yapılan veya tamir edilen yer. (f. dervîş'in c. dervâh dervâh dervâze dervâze-i gûş dervâze-i nûş dervâze-bân dervâze-hezâr-gâm derviş dervîş-i abâ-pûş dervîş-i dil-rîş dervîşân dervîş-âne dervîş-nihâd derya deryâ-yı adem deryâ-yı ahder deryâ-yı ebyaz deryâ-yı esved deryâ-yı hâmile deryâ-yı Hind deryâ-yı kulzum deryâ-yı la'l deryâ-yı nur deryâ-yı rahmet deryâ-yı Rûm deryâyı-ummân deryâb deryâ-bâr deryâ-bend deryâce deryâ-dil deryâ-feyz deryâ-keş deryâ-misâl deryâ-nevâl deryâ-neverd deryâ-nûş deryûz. . gardiyan. doğru. (f. meç. 2. coğr.i.) deniz gibi coşan. hiçlik denizi. gönlü büyük. ağız. anlayışlı. meç. (f.) 1. i. şarap fıçjsı. göl. (f. ayıp.) akıllı. 2.b.a. 2. (f. utanma. ters.i.) dilencilik. (bkz: deryâ-nûş). kabalık.b. deryûze içten.i. zarurî.b. meç.) 1. (f. içebakış. Bahr-i ahmer.) denizi andıran.) 1. (f.s.s. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 4.) kapı.s. başaşağı asılmış. gönülden gelen ah. açık deniz. inci çıkarılan deniz.) 1.) kalbideniz gibi geniş olan. semâ. kulak deliği. 3.) 1. i. şehir kapısı. (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti. (f. (f.) dervişler. Akdeniz. (f-b. muhkem. dervişcesine. liman. fr. (f.s.s. iyi huylu [kimse]. (f. umman denizi.) bin adımda bir dikilmiş taş.) küçük deniz. 2. Akdeniz. 3.b.) derviş olana yakışacak surette. fakir ve ihtiyaçlı kimse.b. Hint okyanusu.i.s.) çok içki içen.) deniz. i. (f. kale kapısı. (f.b. gönlü yaralı derviş. gerçek. himmeti büyük.b. fels. (f-s. (f. şecaat.a.b.zf. hayran. (f-b.) derviş ruhlu. dolaşan.s. gönül yapıcı.b.) feyzi deniz gibi sonsuz. 5.) muhafız.s. okyanus.a. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. şaşkın. aba giymiş derviş.i. yokluk.) çok içki içen. (bkz: deryâ-keş).b.s. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. (f.s. (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır. i. (f.

üslûp. derzen (f. (bkz: sâil). başarılı el. mevki. desîse-kârâne (a. f r. valvule mitrale. (bkz: destgâre). istibdad'ın verdiği azap. (bkz: menend). oyun.) iğne. (bkz: desîse-kâr). oyuncu. zafer. oyuncu. menfaat. terzi. valvule tricuspide.i. fr. kuvvet. o-yuncu. des (f. benzer. kapakçık.c. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak.f. desâtîr (a. valvule ilecocoecal. güç.s. o-yunlar.c.zf.i. fr. düşüm) yağ. dest (f. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat.b. el altından yapılan iş. yüksek yer.) dilenciler.) desîse eden. der-zengîr (f.) dilencilik. (bkz.i. dest-i Hakk Allah'ın eli. dest-i üstâdâne becerikli. destan (f. yağ ile ilgili şeyler. desem (a. sigma kapacıkları.i.) dikiş ile yiv yapan. fr. yavrudan beslenip alıştırılmış. desemiyye (a. 5.) yağa mensup.i. üçlü kapacık. zincire vurulu. dessâmât-ı sîniyye biy.i. dest-i billur billur gibi el.s. Şems). derz-i lâmî biy.) bulaşmış. valvule.b. üstünlük.i. dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. desâis (a.).) eller. desîse-bâz (a. (f.i.dilenci çanağı. kapacık.) desîse edene yakışacak surette.düstûr).s.b. desîse-kâr (a. kuvvet. ikili kapacık. tarz. desîse'nin c. yiv. Hurşîd. lâmbda dikiş. dest-i ra'şedâr titrek el. aldatıcı. yağa benzer. 6. dürûz) 1. desîse (a. güç.f.s.) hîle eden..) anat.) dilenci.s. şehir ve kasaba. dessâm-ı iklilî anat. (f-b. (f.i. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler. teskere.b.i. bulaşık el. düstûr'un c. el altından yapılan işler. dikiş yivi. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta.f. 2.c. desemî.) eş. kör-ince kapacığı. dessâm (a.c. 4.) hileler. dest ü pa el ve ayak. dest'in c. hasta. hîleci. (bkz: hayyât).s. lambdo'ide. başarılı el.s.s. el. ve s. galebe.b. (a. derzi (f.b. dest-i istibdâd istibdad'ın eli.i.s. (bkz: Âftâb. fayda.) hîleci. dest-âmûz (f. destan) 1. dest-i âhenîn "demir el". fr. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. desâis) hîle. Kâse-i deryûze deryûze-ger deryûze-gerân deryûze-gî derz . dest-i dil gönül eli. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak.) zincirde.) ele alıştırılmış. Mihr. 2. anat. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat. 2. (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. (bkz: dek). dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş. dest-âlây (f. deskere (f. hîleci.i.i.) 1. dessas (a.i. dessâme (a. dekler. çekişmek. deryûze-ger'in c.) kapakçık. 3. oyunlar.

el kavuşturmuş.i.i. (f.b.beste dest-bûs dest-bûsî dest-bûy.s. (f.i. (f.i. destar yapan. hîle.b.b. iğ. (f. (f.) 1.b. ve i.) 1.b. el uzatan.b. dest-be-dest). (f. on yapraklık altın varak defteri.b. (f. g.) el öpme. satranç. elcik. kıssa. el elden üstündür.) sank parası.) parmağı ağızında. (f. tülbentler.) sapan ["dest-seng" de denilir]. elele tutuşup oynanılan bir oyun. (f. (bkz: imame). dalgın.s. meddah.i. 2. şaşkın.b.b. (f-b-i-) değnek.) eli bağlı.s.i. sopa. tutacak yer. zulmeden. (f. 2. s.s. (f. işe hazır. sanklılar sınıfı. (f.b.b.) eli göğsünde.) destâr-bend'in c. f r. dayanak. (f.) sarık saran. (f. atik.b.s. (f.) 1. sanklar. b. 2 . (f.) elele.zf. .) kuvvet. tezvîr. epopee . (f.s. zafer.) 1. (f. (f-b. tutam.i.i. (f.b.s. (f.i. 2 .) deneme.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde. sarıklı. ne yapacağını şaşırmış.destan destân-ger destân-serâ destân-zen destâr destâr-ı hümâyûn destâr-ı şerif destâr-ı Yusûfi destârân destâr-behâ destâr-bend destâr-bendân destâr-çe destâr-hân Destârî destâr-pûş destâ-seng dest-âvîz dest-azmâ dest-bâ-dest dest-bâz dest-be-dest dest-be-dehân dest-bend dest-ber dest-ber-bâlâ-yı dest dest-ber-sîne dest-be-ser dest. (f. kabza. küçük el.b. yağlık. (f. dest-bûye dest-bürd dest-çâlâk dest-dırâz deste deste-çûb dest-efşân destek (f. 3.) üstünlük. dubaracı.) 1.i. destarla ilgili. insan veya hayvandan meydana gelen halka. 3. masa örtüsü. hokkabaz. (f. (f.i. (f.b.s.) 1. tülbent. [maneviyatta da kullanılır].) hîlekâr.) 1. dâstân). el bağlamış. 2 .b.) tohum gibi saçılan şeyler. (f. (f. demet. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi]. hikâye. 2.b.i.zf.s. destâr'ın c. raks. Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank. mekr.) eline çabuk.s. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet.) 1. takım. sultanların sardığı bir çeşit sarık. s . 3.) 1. 2.) sank.) ufak hediye. pâdişâh sarığı.) eli başında. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir].s. peşin satış. küçükten büyüğe verilen hediye. el öpme töreni.) elele.b.i. el uzatma. Rüstem'in babasının lâkabı. sarkıntılık. (f. incik boncuktan yapılan kol bileziği.b. kuvvetlilik. (bkz. (bkz. bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak.s. 3.i.) el öpmeklik. (f-i. bahşişler.b.b.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse.i.) hîleci. ücretler.) destan okuyan.i.s.s. üstünlük.b. (f.) sank saranlar.) mendil. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek. sınama.i. 2. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu. (f. 2. elden ele.b. (f.

b. 4. (f.) 1. (f. el ile yapılan iş.b.i. ücret. testi.) eli dar. 5.) 1. 2.b. (f. deskere). Hûrşîd. g. kanun. [toplantıda] baş köşede oturan. bir işten vazgeçen.i. pâdişâh fermanı.i. (f. iş.a. izin.s.i. 2. (f. ilâç yapma konularıyla ilgili kitap. imdada yetişen. (f. usta. kuvvet ve zenginlik. kalfa. bir örgü motifi. (bkz: dest-gâh).i. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı. sermâye.) el açan.b. (f.b.s. el emeği. kodeks.) kendi eliyle dikilen fidan. (f.b.) damadın geline verdiği ağırlık. armağan. dilenci. kuvvetsiz. (bkz. (f. billur veya mermerden yapılmış âlet.). yardım.i. (f.) 1.b. 3. i. taş ve sâire nakline yarayan tahta.i.b. i. izin verin geçelim. (f.b. yedek at. [bkz.) 1.) el açıcılık.s.b.b. (f. el ile yazılan mektup.) elbezi. (f.i. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz. (f. dest-erre deste-seng dest-gâh dest-gâh-dâr destgâre dest-geh dest-gîr dest-girây dest-güşâyî dest-güşâ dest-güzâr dest-güzîn dest-hatt dest-hûş destî destî-bâz destine dest-kâr dest-keş dest-lâf dest-mâl dest-mâye dest-Mûsî dest-mûze dest-müzd dest-nemâz dest-nişân dest-pâk dest-peymân dest-renc dest-res dest-res olmak dest-seng dest-sûz dest-sûze dest-şikeste dest-teng destur destûr-i edviye (f.i. zenginlik.i.s. kazanç. (f.i.m.i. avuç açıcılık.) hediye. el çeken.i. (f.i.) 1.) abdest. 2. ayakteri.) elerme.b. (f. müsâade.) eli yakan.b.) 1.b. (f. (bkz: mehr-i muaccel). (f. yoksul.i. 6. (f. (f.) zayıf.t.b. el bileziği.b.dest-endâz destere. (f. (f. 2.) 1.b.i. 4. (f. (f.s. müsâade edin.i.b. erişmek. (f. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren. (f. Şems).) testi ile oyun yapan hokkabaz.s. töre. (f.i.i.) ele geçirmek. (f.) elde bulunan şey.s.) sapan. (f. 6. (bkz: bâzîçe). avuç açan. 3. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey.s.b. i.i.b. (f. Güneş. 2. tezgâhtar. (f. tezgâh. (f.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse.s. bilezik.b. elde etmek.b. çelimsiz. ruhsat.b.Mihr.) yardımcı.b.b. 2 . kol-bağı.) elinden tutan. testere.) teskere.b.) bahşiş.i. (f.) nişanlı kız. 3.) ezme işinde kullanılan.b.) el işi.s. .b. yakıcı. mektubun sonuna konan imza veya tarih.i.i. mahkeme ilâmı. (f. kazanç.) 1. açılın.i. s. (f.) el yazısı. fakir. 3. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse. mendil.b.) oyuncak.i.b.b. i.b.s.) l . dokuma âleti. yardımcı. Âftâb. 4. savulun!. el uzatan. 2. 2. 5.) pazarlık. 3.) el atıcı. 2.) amele başı. elinden tutma. kimse olmasın. fakir. (f. müsâade et.s. atölye. yankesici. hasta. el bıçkısı.b.b. dindar. 5.

s.i. felâketler. . 2.i.) 1. evde gezen. ovalık. bilezik. ele benzer. (a. tedbir.) hamam natın. yorgan. 2. 3. ilâçlara ait. (a.) yardımcı. (f. çölle ilgili. (bkz: deşt-gerd. muavenet. yatıştırıcı ilâç. hayat çölü. (bkz. fırsat.c. evde gezen. tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. 2. (f. İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge. b. el gibi.i.s.i.i dâbbe'nin c.i. (f.zf.) şifâsı imkânsız olan. deşt-peymâ).b.) desturla ilgili. müzahir). meclisin baş tarafı. dünyâ halleri. (a.) çöllük. çoban değneği. (a-s. öküzödü]. (f. evde gezen.) yük ve binek hayvanları. edviye) 1. el bileziği. yedi ilâç[üstübeç. Hz.) çölde.) bâzı kimselerce. dâhine'nin c.) 1. (f. ilâcı olmayan. dünyâ.i. büyük belâlar. dâire'nin c.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller.i. kırda. 2.s. balmumu. dâhiye'nin c. (f.) çölde. arka. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır. zafer. ova. 2. (f. (bkz: muîn. fânilik ovası. vahşî. 2.s.i.b.) yardım. deştneverd).b.) duman çıkaran bacalar.destûr-i riyazi destûrî desturun destvân dest-vâne dest-vâr. devâiyye devâir devâir-i askeriyye devâir-i belediyye devâir-i devlet matematik formülü. güzel kokulu bir çeşit şeker helvası.) hançer. zift. dest-vâre dest-yâb dest-yâr dest-yârî dest-zen deşne deşne-i -Lârî deşne-i subh dest deşt-i fena deşt-i hayât deşt-i kebîr deşt-i Kerbelâ deşt-i Kıpçak deşt-gerd deştî deşt-neverd deşt-peymâ deşt-zâr deva' devâ-i seb'a devâ-nâ-pezîr devâ-yi misk devâ-yi müsekkin devâbb devâc devâhî devâhil devâhin devâî devâi-d-dehr devâî.) 1. (bkz: deşt-neverd.) bozkır. ilâç. (f. kırda. (a. ilâçla ilgili olan nesneler. Lâr diyârına mahsus hançer. yabanî. çâre.i.i.i.) çölde. (f.i. (f.t. el kadar. belediye dâireleri.s. deştpeymâ). el uzatma. (bkz: deşt-gerd.i.) içler. devlet dâireleri. (f.) musibetler. tutunma. günlük.b. Dinyester ile İrtiş arası geniş step.b. (f. (f.) dâireler.) savaşta giyilen demir eldiven.s. askerî dâireler. üstünlük. (bkz: dellak). 3. (f. (a. terementi. mürdesenk. (f. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. yedi deva. (a.b. (f.b.b. dâhile'nin c. çöl.i.i.b. (f. acı giderici.) 1. kır. kırda. 2.) üste örtünecek şey.) 1. (a. dâiye'nin c.s. iltiyâm-nâpezîr). (f.i. baston.

2. fr.b. baş dönmesi hastalığı. devânik (a.) dönüp dolaşma. hızla. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. devâir-i mütevâziye geo. bir me'-mûriyete gidip gelme.c. devâvîn (a-i.) 1. sürme. fr. fr. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk. devan devan (f. devlet-i aliyye-i Osmâniyye). devâ-nâ-pezîr (a. (bkz: devât). yazıcı. deverân-ı dem biy. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. koşan.) 1.) hek. divitdâr. devha (a. .i.) ilâç tertibeden.). 2.f.i. (bkz. dolanma. dolâb).i. dolâb'ın c. dönel. devâlîb (a. deverân-ı lenf biy. sebat.) mat. seğirten. hızla. dev-âsâ (f. büyük dolaşım. (bkz: dîvân2). rotatoire. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları. devam (a.) büyük.i. bir halde bulunma. nerden geldiği belli olmayan sesler. varice. devât (a.) 1. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. düzen dolapları. sürekli olan devlet. çâre bulan.s. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar.) 1.i. devânikî (a. devlet-i müebbed).) koşa koşa. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet.s. deverân-ı kebîr biy. devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz. devan (f. devâlî (a. ulu ağaç. devlet (a.) divit.b. circulation. damar hastalığı. koşarak. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet. hızlı yürüyen. yazı takımlarına bakan kimse.s. (bkz: devît).) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey.) hek.f. bir dirhemin dörtte birleri. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim. devlet-i âl-i Osman tar.) gezen. devle (a. 2. devlet-i ebed saltanatı ebedî.i. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları. devâ-sâz (a. (bkz.i. mangırlar.) şâir dîvanları.s. deveranı (a. 2. dânik'ın c.i. lenf (akkan) dolaşımı. gürültüler. 3.i. devende (f.s. dâim olma.) divit. dönüp dolaşan.) dev gibi. hızlı giden at.dîvân'ın c. z f.) anlaşılmayan.i. çâresi olmayan. bir işe.s.f. kan dolaşımı. devâir-i müttehidül-merâkiz geo.i. devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet. duvar (a.zf. sür'atle. düvel) 1. devât-dâr (a.s.devâir-i husûsiyye özel dâireler. devâir-i uruz coğr .b.) ilâcı. s. deveran (a. Osmanlı imparatorluğu.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli. devâr. Osmanlı imparatorluğu. deviyy (a. (bkz. Esb-i devan koşucu. devît (f.s. patırtılar. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu.

4.b.s. [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. vezirlere. saadet nöbeti.) g.i.) devletin. mutluluk günleri.) mevki ve zenginlik düşkünü.b. büyüklük ve iyi talih.s. bir şeyi başkasına teslim etme. talih. mutluluk. muz.b. minyatür v. (bkz.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir. refah içinde. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli. mitoloji çağı. birini uğurlama sözü. 4. tar.b. (a. biri. durmadan. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır. Türk müziğinin küçük usullerindendir. güle güle. . kısırdöngü. baştan sonuna kadar okuma. 9.-lü devletli! inâyetlü devletlü necâbetlü devletlü re'fetlü devletlü semâhatli devletlü siyâdetlü devletlü utûfetlü devlet-meâb devlet-medâr devlet-mend devlet-yâb devr devr ü teslim devr-i âlem devr-i bâtıl devr-i cünûn devr-i dâim devr-i devlet devr-i dil-ârâ devr-i ebvâb devr-i esatir devr-i felek devr-i gusmâ devr-i gül devr-i hindî devr-i ikbâl devr-i inhitat (bkz: devlet-i ebed). (bkz: devlet-yâb).].s.) [eskiden] refah. (a. mutlu. s. belâ günleri. büyük saadet. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi.f.b. tas.b. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer. devlet zamanı.f. kut. zaman. fels. kader.s. mant. (a. folie carculaire. fr. 6. 2. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür.i. mevki. (a. zenginlik. şehitlik devleti. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri.) refah içinde. dün yâya gelme. Mekke şerifine verilen unvan. 2.f. hükümdar.s. gerileme dönemi. sarayın kızlar ağasına verilen unvan.b.i. 7 zamanlı ve 5 darblıdır. müşirlere.f. gönlü hoş eden devir. büyük rütbe. 3 baht.t. şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan. dönme. dönüp dolaşma.]. 7. bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır. 3. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı]. (a. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti. dünyâ seyahati.b. bir şeyin etrafını dolaşma. talih. devletli). muz.i.b. 5. [tezhip. dünyâ gezisi. saadet ve nîmet sahibi. cercle vicieux. (bkz: devlet-iktirân). durmamacasına dönüp dolaşma. aktarma.b. musibet. fr.f. zaman.). (a. (a. çağ. nakil. mutlu. pâdişâh damatlarına verilen unvan. ululuk. döner delilik. edvar) 1. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan. (a. (a. gül mevsimi.devlet-i müebbed devlet-i şehâdet devlet ü ikbâl devlet ü ikbâl ile devlet-âbâdî devlet-hâh devlet-hâne devlet-iktirân devletli. Bu makamın 7/8. kapı kapı gezip dolaşma. en hoş zaman. hat. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme. konak.c. 8. şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan.) ev.

i. kader. Hz. (a. bülbül. Türk müziğinin büyük usullerindendir. eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. dönemli yel. 2. Muhammed'in yaşadığı Çağ. (a. şarkılar. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. âhır zaman (Hz. yıl dönümü. kârlar. devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları. hastalığın ilerleme dönemi. devrât) 1.devr-i isnâ-aşerî devr-i istibdâd devr-i kamer devr-i kamerî devr-i kebîr devr-i lâle devr-i mihnet devr-i râbi' devr-i revân devrî rüzgâr devr-i saadet devr-i sabık devr-i saltanat devr-i tefrih devr-i terakki devr-i tezâyüd devr-i turan devr-i Veledi devr devrân devre devre-i âliye devre-i arşiyye devre-i ferşiyye devre-i ibtidâiyye devre-i kasire devre-i mutavassıta devren devr-hân devrî. hafiye. devir suretiyle. bir şeyin fırdolayı etrafı.) 1. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi.s. fiz. devriyye Sene-i devriyye devriyye on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. (a. talih.zf. 2. 2. devrân ile ilgili. (f. hek. 3. (a. ilâhiler. ilerleme dönemi. 3. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. 3. fr. mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde. ay devri. (a. muz. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur]. b i y. gezici karakol. muz.) 1. muz. (a-i-) dünyâ. Peygamber'in devri). 14 zamanlı ve 6 darblıdır. tar. [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan.s. dönme. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. zaman. dünyâ. * dönem. bir ay içinde ayın dolaşması. Bu usul ile kâr. kavs-i urûc. zaman zaman. casus. kısa devre. geceleri dolaşan kol takımı. coğr. Türk müziğinin küçük usullerindendir. II.b. vent periodique. şarap kadehi. bir önceki hükümet.) devrederek. bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir. kenarı. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf.i. geçmiş dersleri hatırlama. lâle mevsimi. lâle devri. Bu usul ile âyîn-i şerifler. eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan. Türk müziğinin küçük usullerindendir. karatavuk. felek. kuluçka devri. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür. besteler. eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. terakki. devir. dönüş. devir ile.c.) l. tevşîhler. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri. Türkü. tevşîh. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında . peşrevler ölçülmüştür. [Bektaşi tâbirlerindendir]. pâdişâh devri.i. 2.f. z f.

i. Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. usul âdet. Fırat'ın batısındaki bir manastır.i. eski usul. düyûnât) borç. 3. deyâcîr) çok karanlık.) dâimlik. devr'den) devreden. hüzünlü. Irak'ta Bağdat'ın 55 km. (a.i. Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç.s. 2. meç. zulmet). (dar kilise) meç.h. bu dünyâ. (f. (a.h. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır. şitâ).) pergel denilen geometri âleti. Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. huk. 2. insanlık âlemi. (a. devam.) 1. her Güneş ayının 23 üncü günü.h. ve onu idareye me'mur sayılan melek.) 1. i.devriyye mevleviyyeti devvâr Çerh-i devvâr Felek-i devvâr devvâre dey deyâcîr deybâdîn Deyâlime deybâvend deybâzer deycûr Şeb-i deycûr deyden. meyhane. Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi. . manastır. (f.i. Güneş aylannın sekizinci günü. çok dönen. huk. meyhane. zalâm. (bkz. deylem'in c. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır. (a.i.) deylemliler. uzaklıkta.c. karanlık gece. 3. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç. Irak'ta Kûfe'ye 42 km. tasalı dünyâ. edyâr) 1.i.c.) Tehmûres'in lâkabı. (a. Dünyâ.b. (f. (bkz. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8. 2.i. ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı.) kış ayı. 3. Kûfe'ye 42 km. deydene deydene-i dîrîne dey-mâh deymûmet deyn deyn-i gayr-i sahîh deyn-i hâl deyn-i lâzım-ı sahîh deyr deyr-i Abdurrahmân deyr-i kunna deyr-i kurrâ' deyr-i mihnet deyr-i mugan deyr-i mürrân deyr-i semân deyr-i teng deyr-ül-âkul deyr-ül-aver deyr-ül-bahrî deyr-ül-Caslîk deyr-ül-cemâcim istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır. kış. huk.) karanlıklar. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. (a. süregelme. âdet. gelenek. Güneş yılının onuncu ayı.c.i. Cenâbıhak. bir melek adı.s. [bu] dünyâ. Irak'da Küfe yakınında bir yer. Dünyâ. Bağdat'ın 90 km. duyûn. uzaklıkta bulunan bir manastır. kilise. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek.i.i. (f. (a. (a. i. deycûr'un c. mecusî mabedi.

(a. 2.' (a. (a. her şeyin ufalmışı.i.i. kırbaç.s.s. (bkz: diraht). dahm'ın c. gazanfer. şirden denilen bağırsak.i.s. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği. kurumsak.) kulağı uzun. el uzatan.i. kaburga kemiği. yüzyıldan kalma kral mezarları. tura. ökseotugiller.i. 2. [aslı "derâz" dır]. 2. (bkz.) 1. hâkim. esed. (a.c. ileri gelen. manastır ile ilgili.c. dırsıyye dıyyık Mekân-ı dıyyık dî dî ve ferda diâm.b. Nil'in batı yakasında. adla') 1.) gülme. haydar. manastır sahibi. (a. defâdı') kurbağa. derâre). geo. güldüren.) azı dişine ait. ayrıt. (a. (f. 2.i. Tanrı.) manastır.b. XII. deyr'den) manastıra mensup. payanda.c. duru') cenkte.i.i.) manastırla ilgili. Eskikale köyünde bir manastır. (f. (bkz. anat.i.Ö. erime hastalığı. kalın olan şeyler. dikkenar. bir fert. (a. cevşen).i. (a. 2 . (a.) 1. (f. (a. (bkz: tâziyâne). darâgım) arslan.s. (a. manastır adamı.c.h.) deriden yapılmış kalkanlar. (a.) el uzunluğu. kenar. (bkz. Lübnan'da bir kasaba.s. (a.) iri. (f.i. baş.i. Teb'de bir yer. (a.) zool.s. (f.i. geo.i. dün ve yarın.). 1. Suriye'de bir şehir. Dimişki).) uzunluk.i.i. Mardin ilinin güneydoğusunda. destek. dırâ'.) bot.) zool. tavşan. (a. savaşta giyilen zırh. azı dişi ile ilgili.) arslan. güldürücü (a. (bkz: zıbâbiyye). daraka'nın c.f. adrâs) azı dişi. (bkz.) dün.b.) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse.deyr-ül-gebrevî deyr-ül-Kamer deyr-ül-Medîne deyr-üz-zaferân deyr-üz-zûr deyrânî deyr-hâne deyrî deyyân deyyâr deyyus dıbâbiyye dıbkıyye dıfda' dıfdaiyye Dıhâm dıhk dıhk-âver dıkak dıbk dıkk dıl' dıl'-ı kaim dıl'-ı kâzib dıl'-ı mücessem dıl'-ı sahîh Dımışk Dımışki dır' dıraht dırâk dırâz dırâz-dest dırâz-gûş dırâzî dırgam dırgame dırra dırs dırsî.) insanın güleceğini getiren.s.i.f.c. (a. bir kimse. anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği. (a. (f. kurbağagiller. ("ga" uzun okunur. arete. kırıntısı. anat. (a. (a.s. a.) uzun.) Şam. (a.s.i. s. (bkz:çağz) (a. kilise. diâmet yukarı Mısır'da M.i. (a. (a.c. şîr).) 1.i. fr.b. pek dar yer. biri. .).s.) pek dar.) ince ağrı. mat.i.i. binaya vurulan direk.i. dünkü gün.) mükâfatlandıran veya cezalandıran. incesi.) ökse. (a. (a. (a.

canfes kumaş. kadın adı. dücâce).b. zarar görmüş.c. (f. süslü bir ipekli kumaş. 4. nöbetçiler.) 1. (f.b.c. çeşm). (f. (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek. meydanda.) gözetici. (f. dallı. görme. .s. g.) göz aydınlatan.b. görüşme. çehre.) 1. (bkz: Aftâb.s.b. astr.i. (a. frenk canfesi. kırmızı şarap.dîbâ dîbâ-yi frenk dîbâ-yi Hindi dîbâ-yi münakkaş dîbâ-bâf dîbâc dibace dibâgat dicâc dicâce dîdân dîdân-ı em'a dîdân-ı haytiyye dîdân-ı şerîtiyye dîdâr dîdâr-ı hürriyyet dîdâr-ı pak dîdâr-ı yâr dîde Nûr-i dîde dîde-i bînâ dîde-i gâv dîde-i giryân dîde-i hakk-bîn dîde-i hûn-bâr dîde-i hurûs dîde-i mahmur dîde-i siyah -dîde Lûtuf-dîde Zarar-dî-de dîde-bân dîde-bân-ân dîdebân-ân-ı âlem dîdebân-ân-ı çihârüm dîde-bân-ı felek dîde-be-râh dîde-bî-dâr dîde-dâr dîde-fürûz dîde-gâh -dîde-gân Lûtuf-dîde-gân (f.) ipekli kumaş dokuyan. gözcü. dîde-gân) 1. (bkz: dîde-bân).i.i. kanlı yaş döken.s. mahmur (bakışlı) göz.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş. kan ağlayan.) gözcünün bulunduğu yer.b. Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş. kolcular. (f. Mihr. şeritler. görüş kuvveti. göz. i.s. gözcüler.s. dîde-gân) görmüş. sevgilinin yüzü.i.) l. nöbetçi. kara göz. gören göz. sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli. yedi gezegen. 2) bir çeşit üzüm. gözün nuru.i. [evvelce] gümrük kolcusu. s. çiçekli bir çeşit ipek kumaş.c.i. 2.s. bekçiler. lütuf görmüş. bağırsak kurtlan. önsöz. (f.i. görülmüş. gözbebeği. açık. (a.b. debâbîc) 1.) sepicilik. Güneş. gözleyiciler. (a. doğruluğu gören göz. [evvelce] gümrük kolcuları.) ufak solucanlar. (bkz: decâce. Şems).c. Hûrşid. zool.i.i. canfes. kan saçan göz. (bkz: çeşm-i siyah). Zühal (Satürn) gezegeni. hürriyetin güzel yüzü. dücüc) bkz: decâc. 2. lütuf görmüşler. 5.) başlangıç. 2. dücüc) tavuk.) "gözü yolda" bekleyen. 3.s. (f. yaşlı göz.i.yüz. (f.) gözüne uyku girmeyen. gözucu.b. gözcü. (a. gözcü. bekçi.b. (bkz: mukaddeme). doğruyu. gezegenler. kurtçağızlar. şeritler. ağlayan göz. (a. (f. 3. 2. (a. dücâc). gözleyici. dîbâ. s. 2.) dîde-bân'ın c. (horoz gözü) meç. bir yazı sitili. -dîde'nin c.i." (f. dûd'un c. göz. temiz yüz.) görmüşler. meç.c.i. 4. (bkz: ayn. kolcu. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. (f. (f.

(bkz: dîh). (f. öteki.*j dihât oUj dih-çe dih-dâr dih-gân dih-hüdâ dihî dîhîm Dihistân di his dihkan dihkanî dihlîz dîk dîk-i ebyâz dîk-ül-arş dîk dîk-ı nefes dikak dîk-efrak dikkat dikkat-i nazar dil dil-i âvâre (f. bozuk. (f.i.) verme.s. gönül.s. (f. (f-b.s. karye. (f. ekinci. dîh'in c.) başka gün. ince arama.) köy ağası. utanç verici. f. aşk tenceresi. doğruluk.s. 2.i.) başka defa. (f. (f. ufalmışlar. küçük köy.) köye mensup. bağışlama.) dakiklik. (f.i. bâr dîger-bin dîger-gûn dîger-kâm dîger-rûz dih -dih Ârâm-dih Haclet-dih dîh dihân .) köylü.s. darlık.) iyi gören. (f.) köy. a.) çömlek. efser.s. (f. ince eleme. dih-dâr). muhabbet kazanı.s.i.i.i. (bkz: dahîm.b.i.) 1. köylü.b.) sürünülecek yağlar. dâhim. Cennet'te bir kuş. taşmış. (f. taşan tencere. köylü.b. g. (a. (f. (f.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan. edyâk) horoz. incelik.b.b. 2. ikîîl). ehemmiyet verme.h.i. [bkz: dîger-bîn). (f. (bkz: dihkan). dakik'in c.b.s. başkaları için yaşayan kimse. (f. diyeke. kalb.dîdeler-rûşen dîde-nümâ dîde-pûş dîde-rübâ dîde-ver dîg dîg-i cûşân dîg-i sevda diğer. (a. ölmüş.b. (a.i. (bkz: dihhudâ). başka. toprak tencere. utandırıcı.) rençberlik.) göz gibi. rahatlık veren.) taç. taşkın. (bkz. kırmızı sahtiyan.) dar olma.i. (a.b. göze benzeyen. (f. (f. fr. köy ağası. ("ka" uzun okunur. (f. "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek.) köyler.s. ("ka" uzun okunur.) 1. mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek. köy.) veren. çiftçilik. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş. [aslı Farsça "dih-gân" dır].t.) incelenmiş. işten anlar. karye. başkalaşmış. (f. ihsan. verici. (f. serseri gönül. bakış inceliği.i. a. başka zaman.s. 2.i.c.) başkalarını düşünen.i. nefes darlığı.s.) göz alıcı.) 1.b.) "gözü kapayan" rüşvet. (bkz. değişmiş.i. yürek. (f.) diğer.i. (f.i. çiftçi.b. atiyye).i. dîger dîger.i.i.b. tıknefes. altruiste.i. (f. köy kâhyası.s. dihât) 1. (f. 2. (bkz. köylülük. . köylü. ("ka" uzun okunur.) çatal ibikli horoz. (a. 2.b. çiftçi.zf.b. s.) bir kimsenin sevincini.). (a.i. (dühn'ün c. veriş.) 1.c.) 1.) Esterâbâd denilen kasaba. dehlîz).) köy ağası. meç.

akıllı. harap gönül. 2. toprağın aln. merhametsiz.) gönlü incinmiş.s.s.b. gönül okşayan. (f.b. (f.) gönül anlar.b.s. gönülü karıştıran.) gönül eğlendiren.) yiğitler. gamlı gönül. yıkık.s. zavallı gönül. .b. temiz gönül. gönül ve ruh. 2.) gönülden vurgun olan.) dilberlik.s.b. 3.c. avutan. kalp kıran.b. 3. güzeller. (f. (f. zavallı gönül. 2. (f. yürekliler.s. (f. gönüle asılan. (f. dil-ârûm dil-âsâ dil-âsûde dil-âşûb dil-âşüfte dil-âver dil-âverân dil-âvîz dil-âzâd dil-âzâr dil-âzürde dil-bâz dil-bend dil-ber dil-berân bil-berâne dil-berî kararsız gönül. kalb.) 1. göze hoş görünen. 2.s. gönlü dinlendiren.) 1. muz. kalbi kırık. ağıl. nokta.s.b.s. mezar. gönül alan. yüreği sıkan. bilgin. meftun olan. dil-i nizâr dil-i zinde dil ü can dil-i zar dil-i derya dil-i şeb dîl dil-âgâh dil-ârâ. (f. hasta gönül. dertli gönül. yaralı gönül. 2. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. gece yansı.b.b.) dilbere. (f.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan. (f. dilâverân) 1. i. i. güzellik. sevgiliye yakışır surette. gönüle sıkıntı veren. i. gönlü alıp götüren.b.) 1. kederli. denizin ortası.s. güzel. ateşli gönül. kalbi uyanık.s. orta. (f. i. sevdalı gönül. (f.s. inleyen gönül. güzel söz söyleyen.b. kederli gönül. paramparça olmuş gönül.) gönlü rahatlandıran. cazip. ateşli gönül. erkek adı. muz. sevdalı gönül. (f.) gönlü rahat. (f.i.) gönül inciten.b.b.bs. (f. (f. (f. dilber'in c. deli gönül. gönül çeken. yan.) gönül bağlayan. yürekli. kadın adı.b. tek parçadan yapılı gönül. diri ve uyanık gönül. (f.s. paramparça olmuş gönül.b. gönül kapan. dil-berân) 1. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri.b. dil-âver'in c. gönül. kız adı. taş yürekli.) 1. güzel. yiğit.) dilberler. yanık. güzele. hatır kıran. (f.s.dil-i bî-karâr dil-i bî-mâr dil-i dîvâne dil-i inhâr dil-i hâk dil-i mecruh dil-i nâlân dil-i nâ-mihribân dil-i nâ-şâd dil-i pak dil-i pare pare dil-i pür-âteş dil-i sâd-pâre dil-i sengîn dil-i sevdâ-nihâd dil-i sevdâ-nişân dil-i sûzân dil-i şeydâ dil-i vîrân dil-i yek-vücûd dil-i zar. parça parça.s. kalbi meftun eden [güzel]. gönlü rahat.c. mandıra. deli gönül.zf.i. 2. merhametsiz yürek. ırmakların gönlü.s. 2. yüz parça.

(f. (f.) 1. yüreği sevinçli. 2. muz. âşık.s.b.) gönül aldatan. mertlik. yüreği rahat. kalbe ferahlık veren.b.s.b.i. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır.s.b. dilîr'in c. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur].) gönül isteği. (f.s. hasta gönüllü.) gönlü ölmüş. sevindiren. gönül sahibi. muz. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam.s. (bkz: dil).) gönlü yaralı. (f.) yiğitcesine.b. (f. iç a-çan. (f.b.) inilti.) gönül delen.i.b.) gönlü geniş. gönül çeken.b.zf. (f. alımlı. (bkz: dil-fürûz). tırmalayan. gönül. (f. (f.b.c. gücenik. (f.) içi kan ağlayan. gönül vermiş. gönül açan.b. inleyiciler. âşık.) 1. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır.b. (f. (f. gönüle ferahlık veren. 2. dil-figâr dil-efrûz dil-efzâ dil-ferâh dil-figâr dil-firîb dil-fürûz dil-germ dil-gîr dil-güdâz dil-güşâ dil-güşâde dil-güşte dil-hâh dil-harâb dil-hâste dil-haste dil-hırâş dil-hûn dil-hurrem dil-hûş dilîr dilîrân dilîrân-ı nîzedâr dilîr-âne dilîrî dil-keş dilkeş-hâverân (f. inleyenler.) 1. (f. ıstırap.b.b.) gönül çalan. sıkıntı. (f. (bkz: cân-hırâş).) gönül aydınlatan. (bkz: dil-dâde).) gönül bağlamış.s. (f. (f.b.) iç açıcı.s.s. birinin gönlünü almış.s.b.b. (f. âşık.b.b. mızraklı yiğitler. 2. gönül dileği.s.).i.s. cesur.c. cesurlar. 2.b. yiğitler. yüreği ölü.b.) gönlü yıkılmış. mertce-sine.) gönlü ferah. 2. Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan.) heyecanlı.s. kırgın. (f.dil-beste dil-cû[y] dil-çâlâk dil-dâde dil-dâr dildil dildil-künân dil-dûz dil-düzd dile dil-efgâr. (f. (f. (f. dilîrân) yürekli. (f. 2. (f.s.) yürekliler. (bkz: dil-efrûz).s.) gönlü hoş.s.s. (f.) gönlü hasta. kırılmış. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir.i.b.s.) muz.s.b.) yürek eriten.s.) yürek parçalayan.) 1.hüseynî ve ikinci .s.i.s.s.b. yüreği rahat. (f. (f. yiğit. (bkz.) gönlü şen.) gönül arayan. i. (f. (f. (f. i.) 1.b. cazibeli. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil. Bu makam. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam.b.b. (f. âşık.) gönlü yaralı olan.) yiğitlik. kalbe batan.s.s. (f. (f. muz. (f. (bkz: mecrûh-ül-fuâd). Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri.) gönül tutan.b.i.b. sevinçli. gönül çekici. kalbe sıkıntı veren.s.a. (f-b.s. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur.) gönlü kızmış. yüreklilik. 2. ve i. öfkelenmiş. (f. dil-hâh). (f.s.) !.b. (bkz: dil-beste).b. ıztırap çekenler. gönüle eziyet veren.s.s. muz.s. sevgili.) 1.

kınk gönüllü.s.b. duygusuz.s. (f. dil-pezîr dil-rîş Dervîş-i dil-rîş dil-rübâ dil-rübûde dil-sâz dil-sîr dil-sitân dil-siyâh dil-sûhte dil-sûz dil-şâd i dil-şikâf dil-şikâr dil-şiken dil-şikeste dil-şüde dil-şüküfte dil-teng derecede -hüseynî'nin durağı olan. gönül yakan.s.s. muz. hoş lâtif. b. (f.b.s. (f.b.s. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan. (f.s. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır.b.) yüreği yanık. Güçlüler.s. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh. her şeyden elini eteğini çekmiş.b.) yürek delen.) gönül kinci.) gönül okşar-casına. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur. (f. (f.) 1.) gönüle hoş gelen. gönül alan. i.) gönlü zedeleyen.) kalbi. muz.i.). muz. (f.b.s. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır.b. Umumiyetle inicidir. gönül kapan. A.s. (f.b. kederli. muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir.b. Bu makam.b. (f.b. hüzünlü.) gönlü gitmiş. (f.) gönlü kırık. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür. 2. (f.). dertli.) gönlü açılmış. (f.) gönlü hoş. âşık.b. A.s. gönlün beğendiği. çok acıklı.) gönlü kara.s.b. sıkıntılı. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.s. kederli. [aslı "dil-nevâz" dır]. (f.s. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.b.s. vuran.) gönlünü kaptırmış.b.b.) muz.s.) gönlü ölmüş. (f.) gönül avlayan. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere.i. 2. (bkz: dil-teng). (f. gönlü yaralı derviş.b. (f. Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup.b.) 1. (f. yürek yakıcı. kendine meftun eden. (f. gönlü ölmüş. (f.s. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır. Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır.) yüreği dar.b. (bkz. tahminen iki asırlık bir makamdır. (f. gönül okşayana yaraşır yolda.) gözü gönlü tok.b.) gönül yapan. sevinmiş. si için küçük mücenneb bemolü ve do için bakıyye diyezi ilâve olunur.s.b.s. (f.s. i. (f. (f.) yüreği yaralı. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî. .) 1.s.s.b.) gönül okşayan.dil-keşîde dil-kûb dil-küşte dil-nıürde dil-nişîn dil-nüvâz dil-nüvâzâne dil-pesend. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur. (f. 2. (f. vurgun.b. i. gönülde yer tutan. âşık. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur.b. (bkz: dil-zede).) gönül alan ve zapteden güzel. dokunaklı. dil-sûhte).s.

i. fikrî. uzun müddet.b. (a. dimağ ile ilgili.s. (f. şuur.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde. beyin.) kanlar.s.b. (a.) parlak.) 1. (a. 2. (bkz: dil-rübûde). uzak. yüz. (bkz: Şâmî). edyân) Allah'a inanma ve bağlanma. dîni koruyan. dîne destek olan.) yanak.f. çehre.) iç sıkıntısı. (a.c. canlanmış. dîni arkalayan.s. 2. (f. (a. geç. (a.) Şam. (a. eski. çoktan. her Güneş ayının 24 üncü günü. (f.) dîni kıracak.) 1.i.) dince. (h. (din bilgileri) din dersleri. dîniyye Ulûm-i dîniyye Akaid-i dîniyye dîn-penâh Pâdişâh-ı dîn-penâh dîn-perver dîn-şiken dîn-şikenâne Akvâl-i dîn--şikenâne dîr dîr ü dırâz dîr ü zud dirahş dirahşân Mîr-i dirahşân (f. minyatür v.c.b. (bkz: dür).) iki yüzlü. (a. din bakımından.) 1.) 1. (a.f. parlayan Güneş. (f.b. âşık. dimağa mensup.b. (f. bir Fransız frangına denk olan sırp parası.) helak. (a. mahv.f.f. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. parlak.c. dem'in c. (a.zf.i.i. (a.b.b.) dîni koruyan. edmiga) 1. mürâî). Şam'la ilgili.f.s.b. hat. (a.) vurgun.fz.zf. ziya. (din inanışları) din dersleri.s.h.) dinle ilgili olan.s.) süprüntülükler.].) nur. (a. parlayan. dimen) süprüntülük. parıltı.s. s. akıl. (f.f. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur.b. zihnî. dîne zarar verecek surette.i.c. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse.i. (a. [aslı "durahşân" dır].f.i. beyincik.i. gönül darlığı. kan dökücülük. Şam'a ait. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya.i. ışık.) dindarlık.zf.) dîni kıran. (a. 2.i. 2. dimne'nin c. dimâgiyye dimâr dimen ı Dimişk Dimişki Dimne dimne dîn dîn dînâr dîn-dâr dîn-dârâne dîn-dârî dînen dîn-fürûş dînî.b.dil-tengî dil-teşne dil-zede dil-zinde dîm dimâ Sefk-i dinin' dimağ dimağ-çe dimâgî.s.s.) çakal adı. (a.) anat. [tezhip.i.f.f.) gönlü susamış.s. (bkz. güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt. 2. dîne zararlı olacak şekilde sözler. bilgin. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup. 2.i. (f.s.s.i. geç ve çabuk. uzun uzadıya.b.b. (f.) gönlü ditilmiş. (bkz: mağz). (a. (a. denânîr) 1. i. pek istekli.i. 3. (bkz: huş). (a.i. . dîne karşı koyan.) dîne hizmet ve yardım eden. (a. dîne destek olan pâdişâh.

onaln kırattan ibaret dirhem. (a.) ağaçlar.dirahşânî dirahşende dirahşendegî diraht diraht-i Meryem diraht-i meyve-dâr diraht-ı Vakvak dirahtân dirahtistân dîrân dirayet dirâyet-kâr dirâyet-kârâne dirayetli dirâyet-mend dirâyet-mendâne dîr-bâz direfş direfş-i Gâvyânî direfşân Dürr-i direfşân direm-güzîn direm direm-hırîde direm-serâ direng direv direv-ger dirhem dirhem-i ceyyid dirhem-i hâlis dirhem-i mağşuş dirhem-i örfî dirhem-i rayiç dirhem-i şer'î dirhem-i züyûf dirhem ü dinar dirîg dirîga dîrîn.) dirayetli bir şekilde. (f. (f.s. karışık dirhem. parıldayan. karışık olmayan dirhem [gümüş para].i.) zekî. 1.i.s. (f. bilgili. eski okkanın dörtyüzde biri.) uzun. 3.) ekin biçen.b.) 1. parıldayan. (f.b. (bkz: dirâyet-mendâne). gümüş para.i.i. para. başka mâdenlerden oluşmuş. (f. üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç. gümüş ve altın para.) sarraf.f. ah.) darphâne.i.b. yazık. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem. (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak]. men'etme. sancak. orta boyda olan. [aslı "durahşânî" dir]. (f.) dirayetli. 3. şerîata göre. ışıklı. uzun müddet.b. 2. 2. (f. bilgili. (a.zf. esirgeme.) yazık. kavrayışlı.s. eyvahlar olsun! eski kadîm. (bkz.dâr'ın c. e. saf gümüşten ibaret olup. yemiş veren. halk arasında alınıp verilen dirhem. gecikme. orakçı. dirhem.f.i.i. diyer). kavrayış.) ağaç. bilgili. [zekâtta . ondört kırattan ibaret dirhem. parlaklık.) bayrak.f.f.t. bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke. hasat.s. zekî. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir].) zekâ.s. (f. aman. (f. (a. önleme.) ağaçlık yer.) parlaklık. Meryem'in altında oturduğu ağaç. (f. nurlu. ve zf. f. (f. bozuk.) bekleme.i. dîrîne Âyîn-i dîrîn (f.i. 2. (f.b. (a. tutma.c. (f.) dirâyet-lilikle.i.i. mehirde. ("ga" uzun okunur. (bkz: durahşân). gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun. derâhim) 1. diraht'ın c. gümüş para.i.zf. parlayan inci.) . (a-i. (bkz: aram).s.) 1.) ışıldayan. 2.) ekin biçme.) dirayetli.zf. diş.i. (a. (f. .s. (bkz: dirâyet-kârâne). eski töre. yemişli ağaç. (a. diyette. 3. istirahat. dirâyetkâr olana yakışır yolda.) ışıldayan.b. (f.) evler. (a. (f. bilgi.) para ile alınmış. para basılan yer.s.i. kavrayışlı. parıl-dayıcılık. akça. eyvah.b. kavrayışlı.b. (bkz: seçer). 70 tane arpanın ağırlığı.

şişe kapağı. (a.Bende-i dîrîne dîrûz disâm -disâr Merhamet-disâr disâr dîse dî-şeb dîv-i âhenîn-beden dîvân dîvân ö dîvân-ı ahkânı-ı adliyye dîvân-ı âm dîvân-ı âlî dîvân-ı deâvî nezâreti dîvân-ı harb dîvân-ı harb-i örfî dîvân-ı hâss dîvân-ı haysiyyet dîvân-ı hümâyun dîvân-ı riyaset dîvân-ı temyîz-i askerî dîvân-ı ilâhî dîvân-ı Fuzûlî dîvân-ı Hakanı dîvân-ı kebîr dîvân-çe dîvâne dîvân efendisi dîvâne-gî dîvâne-res dîvâne-rev dîvâne. büyük meclis.) deli.i. şeyhülislâm. yatak çarşafı. (a. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur].i. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi. (f.i. elbise.) huk.b. (a.i. yüce divan. budala.i. harp dîvânı. çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. demir gövdeli dev. 3.hâne eski kul. (a.i) huk.s. (a.) şahıs. sıkıyönetim mahkemesi. âhiretteki hesap günü.) küçük şiir mecmuası.) devler.i. (f. mantar gibi şeyler. (f.) 1.b. çok merhametli. 2. (a. devâvîn) 1.b.i. kişi. onur *kurulu. (f.i. askerî mahkeme. (dîv'in c. sadrâzam. 2. delilik.f.) geniş sofa salon. kazaskerler.) delicesine hareket eden.t. 2. (f. kapacık.f. bolluk mânâsını verir.) divanelik. halkın katıldığı meclis.c.i.b. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu]. [bu mecliste. (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri.i.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur.i.b.f.b. (a. anat. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua.) eklendiği kelimeye çokluk.s. (bkz: Şems-ül--Hakayık). (bkz: dîvân kâtibi). dev. alık.s. *yargıtay.s. üste giyilen kaftan. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi]. (f. Fuzûlî'nin dîvânı. düşür) 1. (a.i. şeytan. pâdişâhın başkanlık ettiği meclis. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru. Hâkanî'nin dîvânı. Askerî Yargıtay. başkanlık kurulu.) dün.b. (a.b. (f. . cin.) delicesine hareket eden. (a. kapak.c. 2.) 1. çılgın.

(bkz. dîvan kalemin deki me'murluklar. (f.i.t.) ipekböceği. evler. huk. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. (a. Anadolu. 3. güve. 2. dindarlık.i. ağaç kurdu. devle ilgili.) deve ait. sur. (f.i. katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir.). muhasebat dîvânı.i. (f. dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı.b.) horozlar. gurbet ili. dîk'in c. (a. hîle. dîze diz diz-dâr dolâb Sayıştay. kasırga. diyât) kan bahası. şiddetli rüzgâr. [bu neviler bint-i mehad. (f. murakabe altında bulunduran yüksek kurul. bot. devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol. din. 2 . (f.i. dev gibi.i.i. (bkz: dîv-çe1) .) 1. dek.i.) ev sahibi.) renk. (a.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi.) Tehmûres'in lâkabı.b. güve.) evler. b.) 1. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki). (bkz: mecenne). (a. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark. sülük. zool. dâr'ın c. devreden. devâlîb) 1. s.) dev gibi. korkunç tabiatlı. Osmanlı ülkesi.s.) 1. (f.i.ahar diyar-ı gurbet diyar-ı küfr diyar-ı Rûm diyar-ı tahassür diyât diyeke diyer diyet diyet-i kâmile diyet-i mugailâza dîz.i. Mahmûd [Kâşgarlı-J ).) diyetler.s. diyet'in c. 2. (a. başka memleket.s.b. (a. ülke.c. 2.) dîvâna ait.s. delilik.) kale.i. dîvân efendisi).b.) l.) ağaç kurdu. cinnet.b. 2.b. 4.) duvarcı.) duvar.) . (a.i. huk. (f. dîvâniyye Hatt-ı dîvânî Menâsib-i dîvâniyye Dîvânü Lûgat-it-Türk dîvâr dîvâr-ger dîv-âsâ dîv-bâd dîv-beçe dîv-bend dîv-câme dîv-çe dîve dîvek dîver dîv-gîr dîvî dîv-lâh dîv-sâz diyanet diyânet-kâr diyânî diyar diyar. (f.i. cin çarpmış. din duygusu.s.) cin tutmuş. (bkz: edyâk). yabancı haneler. kötü.i. (a. (f. (a. (a.s.i.b.dîvân-ı muhasebat dîvân kâtibi dîvânî. 3. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir. (a. dâr'ın c. (a. dîvanla ilgili.i. özlenen ülke.) 1. (f.s.f.) dev yavrusu. (f. (f. cinci. özlem diyarı. (f.).b. dönen. dubara.b. bint-i lebun.i.i. (f. [Farsçası "dûlâb"dır]. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz. . iri yan. (f. 4. arka kaşağısı.c.h. 2. hıkka ve cezea denilen develerdir].i.b.i.) dindarlıkta gayretli olan. islâm ülkelerinden gayri yerler. (bkz: dîrân).i. (f. (bkz: levn).) diyanetle ilgili.i.i. (f.b. (bkz. memleket. (f. 5.) kale muhafızı.

) l . (f.c. (f. (a. dîdân) kurt. domuz şeridi. sevişen kimse. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır. kabul edilen dua. (f. (f.i.b.s. büyük kadeh. sevilen kimse. 3. fr. 2. hakîkî sevgili. zû'). kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt.b. yürekten kopan ah. 3.) dost meramlı.) iç sıkıntısı. ipekböceği. dostân) 1. 2. elde hiç bir numunesi bulunmayan. sığır şeridi. tas. zool. zool. dua edicilik. 2. kibir.i. (a.) dua eden. zool.b. ed'iye) 1. (a. kırmızı kurt. zool. (f. niyaz.c.b.systicerque. 2.i.) dua okuyuculuk.) dost tutan. Allah'a yalvarma.) 1.) muz.i.) tutulmuş.b. (bkz: zucret-ver). metres. sevgilisi olan. sivri kuyruk.b. (bkz: giriftar). zool.f. (bkz: dûde). zool. 2.).i.s. meramı dostun meramına uygun olan.) dua okuyan.s. (a.s. bir yere gönderme.f. keseli kurt. (bkz: dûd-i harîr).s.) duâcılık. inilti. dua edenler. zool. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap. fr.b. kelebek. uğramış. Tann. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt.b.) dostluk. zool.i. (f. büyüklük. dost'un c. dostça. sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama. duacı. kırmızı renk elde edilen böcek. chrysalide. zool. zool. birini çağırma. (bkz: zucret). böcek. zool. nikâhsız kan veya koca.) 1. hayırlı dua.f.dost dostân dost-âne dost-dâr dost-gâhî dostî dost-kâm dost-kân dost-kânî dû' dua' duâ-yı hayr duâ-yı müstecâb duâ-gû duâ-gûyî duâ-hân duâ-hânî duât ducret ducret-ver duçar dûçâr-ı hayret ü ıztırâb dûd dûd-i ciğer dûd-i çerağ dûd-i dil dûd-i dimağ dûd-i hadîs dûd-i ham dûd-i harîr dûd-i ibrişim dûd-i mükeyyes dûd-i müsellâh dûd-i müstakim dûd-i remel dûd-i sabbaga dûd-i şa'rî dûd-i şeridi dûd-i üstüvânî dûd-i vâhid dûd-ül-kebed dûd-ül-kilye dûd-ül-Medîne (f.s. zool. iplik gibi ince uzun bir kurt. krizalit. (bkz. (f. zool. (bkz: dost-kâm). yürek darlığı. (a.s. mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan.) dostlukla.s.f. (a. yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman. zool.) dostlar. (a. davet edenler. lâmba isi.i. trişin. yuvarlak solucan. . yakalanmış. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme. dâî'nin c. (f. (a.c. (a.b.zf.i. dua okuyucu.i. zool.i. (f.b. (a. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan. tenya. büyük kadeh. yürekten çıkan ah.) sıkıntılı. gurur.f.i.

böceğe ait. (bkz. iribaş. ilenç.b.i. (f. dünyâ olayları. Sûre-i Kur'ân'ın 93 üncü sûresi. tohum tanesi.) duman yeri. üveyi kız. beddua. bekârlık. ocak. (a. (bkz: duht. otsuz. yapraksız ve meyvasız ağaç. kabîle. havâi fişek.i. soysop. (bkz: duh. hasır otu. çıplak baş ve yüz. Osmanlı hanedanı. iğne ile dikilmiş.) kızlık. (f. 2. tetard. kelebek.b. (f. duhter'in c. 3. (f.) "is sıvayıcı" kara calici. (a.) kızlık. bekârlık. 11 âyettir. (f. duman.) zool. dumanlı. tüysüz. (f. tek tane. fr. (bkz: dûd-hâne. kadın esirlerinin bir nev'i.) 1.) 1.i. 2. ocak. ateş dumanı. şarap.) soysop. Kur'ân'ın 44 üncü sûresi.) kızlar. (f. .i. dûd-geh dûd-hâne dûd-hâr dûdî.) içeri girme. dûd-mân). 3. tömbeki içen kimse.) kız. 4. böcek. tütün.b. keder.i. tütün. (f. (bkz: arûs).i.i. 2. 2. (bkz: dûde. (bkz: dahve). kerime.i. (küp kızı) meç. 2.s.b. duman). kerîme.) tütün satan. 59 âyettir.) sihirbazların üzerlik. (a.) kurda. soysop. ocak.i. (a. bot. ateşli gönlün dumanı.b. 4.) 1. 2) Yeniçeri ocağı.i. (f. hâher). (f. (güneşin kızı) meç. (f. dûd-hâne). sabah namazı.s. dûd). tar.) 1.s.b. kabîle.i. Mekke'de nazil olmuştur. (f. (f. darı.b.) kurtçağız. 2. küçük solucan.) kız. baca.i. duman. dûdiyye Dûdmân dûd-mân-ı Bektâşiyye dûd-mân-ı Osmânî dufayda dûg dugd duh dûh duhâ Salât-ı duhâ duhâ duhân Sûre--i duhân duhân-ı âteş duhân aşam duhân-furûş duhânî duhân-nûş duhne duht duht-i rez dûhte duht-ender duhter duhter-i âftâb Duhter-i Hindu duhter-i hum duhter-i rez duhter-i rüzgâr duhterân duhtere duhterî duhûl (f.) "duman yutan" tütün içen.) ayran. tasa.) hanedan. hasır sazı.s. içine girme.) 1.b. çıplak arazî.) 1.s.i. sağılmış. iftiracı.) gelin.s. külhancı.s. 2. (f.s. yer. 1) Bektaşi ocağı. aşçı. (a. şarap. mürekkep yapılan çıra isi.i. (bkz: duht.i. duhter).i. (asma kızı) şarap. onlarla ilgili.) 1.) 1. duhter).i. Mekke'de nazil olmuştur.) kim. (f.i.cli. fumant.i. kabîle. (f. kız çocuklar. silsile. 2. (f. (a.) dumanlı. (a. (f. 3. (a. gam.i. hasırotu. (f-b. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı. (f.) 1.i.) tütün içen.dûd dûd-i dil-i pür-âteş dûd-i âh dûd-âlûd dûde dûde dûd-efgen dûd-endûd dûd-gâh.s. (bkz.i. (asma kızı) şarap. (f. kız. (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875).b. 2.) kaba kuşluk vakti. fr. (f.

dıl'ın c. ilerisini görürlük. 2 . kovma. dûr-bînâne (f.) döğmeler.) uzak işitir. 2. telgraf. durûb (a. dûn-ân (dûn'un c. dûr-bîn 1) uzağı gören. dem'in c. aşağı.i) 1.s. körelme.zf. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ.) 1. çarpmalar.s. (bkz. (a.) ilerisini düşünme.s. dûrû-dirâz (f.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat.zf. dürbün. dün gece. dûn (a. dûr-bâşân (f. dûr-nüvîs (f. 3.s.b.b.b. dûr-dest (f. telefon. uzak.) ilerisini düşünen.) uzağı gösteren. içeri girip çıkma.) ilerisini.s.) 1.b.fı. dayanma. dûr-bîn (f. (a. düş (f. uzun uzadıya. dûr-endîş (f. değnek. Baht-ı dûn alçak talih.i.i. durûb-i emsal darbımeseller.) erişilmesi güç şey. dâr'ın c.b.i. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi. ilerisini.i.s.s. dür ü dırâz uzun uzadıya. tedbirli olma.i.b.b.) uzağı yazan. dûr-bînî (f.) bir yere girmek için verilen ücret.muzafferce giriş. dumur (a. dûr (a. duhûl-i muzafferâne duhûl ü huruç duhûliyye duhûr duhûr duhye dulû' dumû' dumûr . uzaktan zağa. 2.i. zelillik. onlann ilerlemesine yardım eden. aşağılık.) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması. dost).i. akıllı.b. zillet. düş be düş omuz omuza.i. uzun. vurmalar. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret.) defetme. darb'ın c. asa. dürbün.s. dûn-perver (f-b.i. ileriyi. 2.i.) dûr-bâş! Diye bağıranlar.s. dûrî (f. altta. (bkz: dîr). dûrâ-dûr (f. soysuz kimse.) uzak. uzaklaştırma (a. aşağıda.i. "uzak ol!" mânâsına bir emir. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri.) dûnlar. dûr-bâş (f.) göz yaşlan. dûr (f.). dussûkıyye (a. tedbirli. dayanma omuzu) katlanma. (a.i. aşağılık kimseler. akıllılık.i.b.s.) uzağı.i. dır'ın c. bölgeler.i.b. dûr-nümâ (f. 2. dûst (f.i. evler. dûr-şenîd (f. i.) hakirlik. (a-i. yasakçılar. aşağılık. geleceği gören. atasözleri.) uzak uzak.). alçak.) kuşluk vakti kesilen kurban.) 1. alçaklar. 2. omuz. durahşân (f.b.i. uzağı. i.) 1. duru (a.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar.) çok uzun. düş ber düş omuz omuza. dirahşân). (bkz: adla'). rüya. alçak kimseleri koruyan. dûr-endîşî (f.).) hastalıktan âza kuruma. (a.) kötü. 3. (a.) uzaklık. geleceği görerek.(bkz. 2) i.

iki dünyâ (dünyâ ve âhiret).) iki kat.b. dücüc). bakire). dün geceki. iki cihan (dünyâ ve âhiret). kâfir.i. (f.s. (a. kıç.) karanlık. bir işin sonu. çuvaldız. fr.a.a.) iki kat etme. I (i. (f. (f. (bkz: dûzah-mekân.s.i. Little Bear.) cehenneme mensup. oyun.i. ing. an gibi şeylerin iğnesi.b. ing.) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret). astr.) mekânı cehennem olan. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi. .c.a. şimal ayısı. (bkz: decâc. [müen. fr. (f. Little Dipper.b. (f. çuval dikmeye mahsus iğne.) azap melâikeleri. yalan.i. (f.b. ayıgiller.s. Yedigen. (f.i. Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri. kızoğlan kız.c.dubara. (bkz: dâr-üs-saîr.) üzüm ve hurma pekmezi. (f. 2.c. dû-zah-nişîn). Ursus majoris. (f. Petit Oıırs. dişi ayı. 2.) kızlık. bir şeyin gerisi. (bkz: dûzahmakarr.s. dübr diicâ' dücâc rüya görürken kirlenmek. astr. dûzah-mekân). sırma dikici. kızoğlan kız olma hâli. kâfir. sevgilinin iki dudağı. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. ce-hennemî.b.) kızoğlan kızlar.i. (a. hîle.) 1.) iki. dübbe].) y. Büyükayı.) ayı.s. alplıa Ursus majoris. iki yüzlü.) dikici.c. dicâc). (a. tamu.s. makat. Great Bear.s. (a. (a. Big Dipper. iki ayaklı.i. (bkz: hirs).) durağı cehennem olan. dûzâhiyân) cehennem.a. (f. lat.i. (a.düş azmak dûşâb dûşîn.i.) sivrisinek.) l. pekmez. zebaniler. (f. arkası. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur. (bkz: ihtilâm olmak). dûzah'ın c. (f.b. Küçükayı.i.ool. (bkz: dûzah-makarr. (f. (f. (f. dolan. dûşîze-gân) kız. el değmemiş.) ed. Ursus nıinoris (= Küçükayı). (bkz: bekâret). (f. dûşîne dûşize dûşize-gân dûşîze-gî düz Cüvâl-dûz Zer-dûz dûzah dûzahî dûzâhiyân dûzah-makarr dûzah-mekân dûzah-nişîn düzene dü dü-âlem dü-âteş dü-cihân dü-pâ dü-rû dü-âlem dü-âteş dü-bâlâ dü-bâr. Duphe. katmerleme. (f. (bkz: zulmet).i. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu.) sevgilinin iki dudağı.) 1. zebânî. (bkz. düngece ile ilgili. (f.) oturduğu yer cehennem olan. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır].i. ing.s. lât.i.i. lât. kâfir.b. 2. dü-bâre dü-bârâ dübb dübb-i asgar dübb-i ekber dübb-i şimalî Dübbe dübbiyye dü-beyt dübür.i. dûzah-nişîn). nîrân).b.i.b. dûşîze'nin c. fr. astr.. 3. sırmalı. diken. Grand Ours.

dücâce

dücâciyye dücce dücce-i lücce dücî dü-cîhân dücne dücüc dücünne dücür dücye dü-dîde dü-dil, dü-dile dü-dilî düfûf dügâh

dügâh-ı acem dügâh-hicâz dügâh-ı kadîm dügâh-pûselik

dü-gâne Salât-ı dü-gâne dühât dühenî dühn

(a.i.c. dücüc) 1. tavuk, (bkz: decâce, dicâce). 2. astr. kuğu burcu, semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç, lât. Cygnus; fr. Cygne. (a.i.) zool. tavukgiller. (a.s.) çok karanlık. denizin engin karanlığı. (a.i. dücye'nin c.) karanlıklar, (bkz: zulümât). (f.b.i.) iki cihan (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-kevn). (a.i.c. dücen, dücünât). karanlık, kapalı hava. (bkz. dücünne). (a.i. decâc, dicâc, dücâc'ın c.) tavuklar, tavuk, horoz ve piliç cinsleri. (a.i.c. dücünnât) 1. bulut, kat kat olma; karanlık. 2 . yağmur yağma. (a.i.) bot. böğrülce. (a.i.c. dücî) karanlık, (bkz: zulmet). (f.b.i.) iki göz. (f.b.s.) iki gönüllü, iki tarafta sevgisi olan; münafık. (f.b.i.) tereddüt, kararsızlık. (a.i. deffin c.) tefler. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. Bu makam, sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir. Durak perdesi, makama ismini vermiş olan- dügâhtır ki, sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. Dügâh makamının güçlüsü, birinci derecede, sabânın güçlüsü olan çargâhtır, ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. Donanıma -sabânın ki gibi- si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur; sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur. muz. en az, beş altı asırlık bir mürekkep makam olup, elde bir numunesi yoktur. muz. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. muz. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. (f.b.i.) muz. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. Bu makam, dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir; bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. Güçlü, sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. Makam, dügâh gibi donanır ve değiştirilir; aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. (f.b.s.) 1. çift, ikiz, iki tane. 2. rekât namaz. iki rekât namaz. (a.s. dâhî'nin c.) dehâ sahibi, son derece zekî, anlayışlı ve uyanık olanlar. (a.s.) kim. kaypak, fr. onc-tueux. [aslı "dühnî" dir]. (a.i.c. dihân, edhân) sürünecek yağ.

dühnî, dühniyye dühür duhûl Âvâz-ı duhûl duhûl -bâ dühül-derîde dü-kevn dükkân dükkân-çe dükkânçe-i sahhâf dülbend dülbend-dâr düldül dülûk dülûk-i şems düm düm-i gürg dümbâl, dümbâle düm-bürîde düm-çe düm-dâr dııınel, dümmel düm-gâh, düm-geh dü-mûy dünb, dünbe dünbâl, dünbâle dünbâle-dâr Necm-i dünbâle-dâr dünbâle-rev dünbek dünbüre, dünbûre dü-nîm, dü-nîme dünyâ dünyâ-yi dûn dünyâ-dâr dünyalık dünyâ-perest dünyevî, dünyeviyye Alâka-i dünyeviyye dü-pâ Har-ı dü-pâ dür dürc, dürce dürc-i dür dürc-i teng dürc-i zer

(a.s.) sürünecek yağ ile ilgili. (a.i. dehr'in c.) 1. dünyâlar. 2. zamanlar; devirler. (f.i.) davul. davul sesi. (f.b.i.) 1. davulcu. 2. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. (f.b.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış, rezil, rüsvâ. iki âlem (dünyâ ile âhiret). (bkz. dü-cihân). (a.i.c. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda, yer. [Farsça'sı "dukan" dır]. (a.i.) küçük dükkân,dükkâncık, kitapçı dükkâncığı, küçük kitapçı dükkânı. (f.i.) tülbend. (f.b.i.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse, içoğlanı, bunların başı, tülbent ağası. (a.i.) Hz. Muhammed'in Hz.Ali'ye verdiği kır katır. 2 . kirpi. (a.i.) Güneş batması, (bkz: gurûb). Güneşin batması. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâl, dünbâle). (kurt kuyruğu) sabahın erken saati, alaca karanlık. (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dünbâl, dünbâle). (f.b.s.) kuyruğu kesik. (f.b.i.) kuyrukçuk, kısa kuyruk. (f.b.i.) aşk. kuyruk tutan, ordunun arkasındaki kuvvet, artçı. (a.i.) büyük kan çıbanı. (f.b.i.) kuyruk yeri. saçına sakalına kır düşmüş [adam]. (f.i.) kuyruk, (bkz: dünbâle). (f.i.) kuyruk, (bkz: düm, dümbâl, dümbâle, dünb, dünbe). (f.b.i.) kuyruklu. kuyruklu yıldız. (f.b.s.) kuyruktan, arkadan giden, arkası sıra giden, uyan. (f.i.) 1. bekçi davulu. 2. dümbelek. tambura denilen çalgı. (f.s.) iki parça, ikiye aynlmış, bölünmüş. (a.i.) 1. içinde yaşadığımız âlem, yer yuvarlağı. alçak, sefil dünyâ. 2. küre. 3. elgün, herkes. (a.f.b.s.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (a.t.b.i.) para, mal ve zenginlik. (a.f.b.s.) dünyâya tapan, tamahlı, hırslı kimse. (a. s.) dünyâya mensup, dünyâya ait, dünyâ ile ilgili. dünyâ işleriyle olan ilgi. , (f.b.s.) iki ayaklı. (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan. (a.i.). (bkz. dürr). (a.i.) kutu, kutu-cuk; hokka. 2. sandık, cevahir kutusu. 3. hokka gibi olan ağız. inci kutusu. sevgili'nin ağzından kinaye. altın kutusu.

dürd, dürde dür-dâne dürdâriyye dürd-âşânı dürd-hâr, dürd-hor dürdî dürdîriyye-i halvetiyye dürd-keş dürece dürer dürer-bâr dürger Dürr dürr-i Aden dürr-i girân-mâye dürr-i güftâr dürr-i hoş-âb dürr-i istifa dürr-i meknûn dürr-i nâb dürr-i nâzım dürr-i nâ süfte dürr-i nefîd dürr-i sadef-nişîn dürr-i semîn dürr-i sirâb dürr-i şah-vâr, -şeh-vâr dürr-i yegâne dürr-i yek-dâne dürr-i yekta dürr-i yetîm dürrâa dürrâc, dürrâce dürrât dürr-çîn dürre dürr-efşân dürrî, dürriyye Kevkeb-i dürrî dü-rû duru dürûd

(f.i.) tortu, çöküntü. (f.b.i.) 1. inci tanesi. 2. sevgili, kıymetli. 3. kadın adı. (a.i.) bot. karaağaçgiller, fr. ulmacees. ((f.b.s.) şarabın tortusunu içen, kalender, (bkz: dürd-keş). (f.b.s.) şarap içen, şarabı son damlasına kadar içen. (bkz. dürd-âşâm, dürd-keş). (f.i.) tortu, çöküntü, (bkz: dürd,dürde, rüsûb). Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir. 1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur]. (f.b.s.) şarabın tortusunu içen. (bkz: dürd-âşâm). (a.i.) merdiven, (bkz: süllem). (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri. (f.b.s.) inci yağdıran, inci gibi söz söyleyen. (f.i.) dülger, bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. (bkz. dürûger, neccâr). (a.i.) inci. Aden incisi. kıymetli iri inci. söz incisi. iyi inci. seçilmiş inci, seçkinlik incisi (Hz. Muhammed). muhafazalı parlak inci. parlak, beyaz inci. dizilmiş inci. delinmemiş inci; mec. kızoğlan kız. dizi inci, inci dizisi. sedefinden çıkmamış inci kıymetli inci. iri inci. (pâdişâha lâyık) iri inci. eşi bulunmayan, tek inci. iri taneli inci. eşsiz inci. sedefinde tek olarak çıkan iri, büyük inci. mec. Hz. Muhammed, [Farsçası "dür" dür]. (a.i.) üste giyilen önü açık bir elbise; ferace. (a.i.) zool.eti gevrek, keklik cinsinden bir kuş, çil kuşu,turaç kuşu. (a.i. dürre'nin c.) büyük inci taneleri, (bkz; dürer). (a.f.b.s.) inci toplayan. (a.i.c. dürer, dürrât) büyük inci tanesi. (a.f.b.s.) inci serpen; inci gibi söz söyleyen ağız. (a.s.) inci gibi parlayan, parlak, panltılı. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. parlak yıldız. (f.b.s.) iki yüzlü. (a.i. dır'ın c.) zırh gömlekler. (f.i.) 1. dua, medih; selâm. 2. ekin biçme. 3. yontulmuş ağaç, kereste.

dürûg dürûg-ı bî-fürûg dürûg-ı maslahat-âmîz dürûger dürûgerî dürûgî dürûg-zen dürûg-zenî dürûs dürûs-i nâfia dürüst dürüst-hân dürûz dü-rûz, dü-rûze dürüst-ayâr dürüstî dürüşt dürüştî Dürzî Dü-se düstûr düstûr-i mükerrem düstûr-ül-amel düstûr-ül-edviye düstûrî Düstûr-nâme-i Enverî düşüm düşür düsûr-ün-nefs düsür dü-şâh, dü-şâhî dü-şakk düşenbih düşeş düşîn, düşîne düşman, düşmen düşmenân düşnâm düşvâr Emr-i düşvâr düşvâr-ger düşvârî düşvâr-pesend dü-tâ

(f.i.) yalan, gerçek olmayan söz. (bkz. kizb). adî yalan. iş bitiren yalan. (f.i.). (bkz ; dürger). (f.i.) marangozluk, (bkz: sifânet). (f.s.) yalanla ilgili. (f.b.s.) yalancı. (f.b.i.) yalancılık, (a.i. ders'in c.) dersler, (bkz ders). faydalı dersler. (f.b.s.) doğru, düzgün; sağlam, bütün, tam (f.b.s.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan. (a.h.i. dürzî'nin c.) dürzîler. iki günlük, kısa [zaman]. mükemmel doğruluk. doğruluk, düzgünlük, sağlamlık. (f.s.) kaba, sert, katı, kalın. (f.i.) kabalık, sertlik, katılık, kalınlık. (a.h.i.) Lübnanlı. (f.s.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (a.i.c. desâtîr) 1. kanun, kaide, kural. 2. vezir; müşîr. 3. büyük defter. 4. esaslı kaide. S. devlet kanunlarını içine alan kitap. (kanun, nizam üzere hareket eden) vezir; sadrâzamlarla vezirlere tazim makamında verilen unvan. gereği gibi uygulanacak olan kanun. kodeks, fr. codex. (a.s.) düstûra ait, düstur ile ilgili, kurala uygun olan. Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. (a.i. desem'in c.) yağlar. (a.i.) mahvolma, eseri kalmama. her şeyi çabuk unutma hâli. (a.i. disâr'ın c.) 1. üste giyilen kaftanlar, elbiseler. 2. yatak çarşafları. (f.b.i.) 1. çatal ağaç; tomruk. 2. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (f.a.b.i.) ikiye ayrılma, ikiye bölünüş. (f.i.) pazartesi günü. (f.i.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi; meç. rastgelme, iyi tesadüf, beklenmedik kazanç. (f.zf.) dün gece. (f.s.) düşman, yağı. (bkz: adû, adüvv, hasm). düşmanlar, yağılar. (f.b.i.) sövme, sövüp sayma, (bkz: şetm). (f.s.) güç, zor. güç iş. (f.b.i.) dağ, dağlık. (f.i.) güçlük, zorluk, (bkz: bkz. suûbet) (bkz: müşkül-pesend). (f.b.s.) 1. iki kat, bükülmüş, eğrilmiş, kamburu çıkmış.

Kad-i dû-tâ

düvâl düvâzdeh düvâzdehüm düvâzdeh-imâm düvel düvel-i muazzama düvel-i mü'telife düvel-i müttefika

düvel-i sâire düveli, düveliyye Münâsebât-ı düveliyye dü-vîst dü-vüm, dü-vümîn düyek

duyûn düyûn-ı umûmiyye

düyûn-ı dâime düyûn-ı muhkeme düyûn-ı mütemevvice Düyûn-ı Umûmiyye düyûnât düyûnât-ı atîka düzd j düzdân düzd-âne düzdî düzdîde Dürr-i düzdîde dü-zebân

iki büklüm olmuş boy. 2. ed. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. (f.i.) kayış; tasma. (f.b.s.) on iki. (f.b.s.) on ikinci on ikide bir on iki imam. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). (a.i. devlet'in c.) devletler. büyük devletler. [İngiltere, Fransa, Almanya, AvusturyaMacaristan, Rusya, italya]. uyuşmuş, anlaşmış devletler. [birinci umûmî harpte"ingiltere, Fransa, Rusya, italya" idi]. ittifak etmiş, birleşmiş devletler, birleşik devletler, [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu, Almanya, AvusturyaMacaristan" idi]. düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. (a.s.) devletlerle ilgili. devlet münâsebetleri. (f.b.s.) iki yüz. ikinci, (bkz: sânî). (f.b.i.) muz. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. Bu güzel usûl, ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup, âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında, tevşîh, peşrev, kâr, beste, oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir, 8/4 ağır dü yek mertebesi de sık kullanılır. Düyek, iki adet sof-yandan mürekkeptir. (a. i- deyn'in c.) borçlar. (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. eko. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan. eko. l ) tediye edilmeyen borçlar; 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler; 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar; devam eden borçlar. eko. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı; 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. eko. devlet borçları. (a.i. deyn'in c. olan dü-yûn'un c.) borçlar. eski borçlar. (f-s- düzd'ün c.) hırsızlar. hırsız gibi, hırsızca, (f.s.c. düzdân) hırsız, uğru. (bkz. sürrak). (f.zf.)hırsıza yakışır yolda. (f.i.) hırsızlık. (f.s.) çalınmış [şey]. çalınmış inci. (f.b.s.) iki dilli.

E
e -e eâcîb eâcib-i dehr Eâcim eâdî Dest-i eâdî eâlî eamm Eârîb eârîz (ha.) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. (a.e.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza; sâlih = sâliha; âdil = âdile., gibi. (a.s. u'cûbe'nin c.) 1. taaccüp olunacak, şaşılacak şeyler. 2. vücuttaki garip, anormal yaradılışlar. dünyânın çok şaşılacak şeyleri. (a.i. A'cem'in ve Acem'in c. olan "A'câm"ın c.) Arap olmayanlar, iranlılar, Acemler, (bkz: A'câm). (a.s. adüvv'ün c. olan a'dâ'nın c.) düşmanlar, hasımlar, yağılar. düşmanların eli. (a..s. a'la'nın c.) pek yüksek olanlar, şeref sahibi olan büyük kimseler. (a.s.) en umûmî, pek şümullü. (a.i. A'râbî'nin c.) çölde yaşayan Araplar. (a.i. arûz'un c.) 1. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. 2. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır], (bkz: aruz). (a.i. i'sâr'ın c.) şiddetli rüzgârlar, kasırgalar. (a.s. a'zam'ın c.) pek büyük olanlar, büyük adamlar, [eşyada kullanılmaz]. millet büyükleri. devlet adamlarının en büyükleri. edebiyatçıların en büyükleri. (a.s.) en azîz, pek muhterem, çok sayın. dostların en azîzi. Allah azîz etsin! (a.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. (a.i.c. âba) baba, ata. (bkz: ebî, ebû, peder). şefkatli baba. (a.i. müfretsiz "tekilsiz" c.) 1. dağ kırlangıcı. 2. "keçisağan" denilen bir kuş.3. sürüler, bölükler. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. (a.s. ba'd'den) daha (en, pek, çok) uzak. ihtimâllerin pek uzağı. (a.i. bu'd'un c.) uzaklıklar, uzunluklar. sonsuz uzaklıklar. (üç uzaklık) 1. en. 2. boy. 3. yükseklik (veya =derinlik). (a.s.) müteferrik, dağınık. (bkz: eben-an-cedd, eben-an-ceddin). (a.i.c. âba) 1. kamışlık [yer]. 2. kamış. (a.s. eb'ad'ın c.) 1. en uzak [yerler]. 2. yakın olmayan [hısım ve akraba], [müfredi başka mânâda kullanılır]. (a.i. iblîs'in c.) iblisler, şeytanlar.

eâsîr eâzım eâzım-ı millet eâzım-ı rical eâzım-ı üdebâ eazz eazz-i ehibbâ eazz-Allah eazze eb eb-i müşfik ebabil

eb'ad eb'ad-i ihtimâlât eb'âd eb'âd-i bî-nihâye eb'âd-i selâse ebâdîd ebâ-en-cedd ebâet ebâid ebâlîs, ebâlise

ebânet ebârik ebârîk

(o.i.) ibnelik. (a.s.) 1. kumlu, balçıklı [yer]. 2. (ebrak'ın c.) alaca atlar. (a.i. ibrîk'ın c.) ibrikler, su kapları [müfredi çok, cem'i az kullanılır]. ebâtıl (a.i. ibtal'in c.) böğürler, yanlar, yan taraflar. ebâtîh (a.i. ebtah'ın c.) kumlu dereler ve ırmaklar, (bkz: bathâ'). ebâtîl (a.s. ubtûle'nin c.) boş, faydasız, esassız olan şeyler, sözler, boş inanışlar, [müfredi kullanılmaz]. ebâzîr (a.i. bezr'in c. olan ebzâr'ın c.) yemeklere konulan kurumuş kekikler, baharlar. ebb (a.i.c. âbâb) 1. mer'a, otlak. 2. taze veya kuru ot. ebbâl (a.i.) deve çobanı, (bkz: ibil). ebbâle (a.i.) 1. bir yük odun. 2. bir kısım halk, cemâat. ebbâr (a.i.) iğne yapan ve satan, iğneci. ebbâz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. sıçrayıp atlayan karaca, (bkz: remîde). ebbed-Allah (a.cü.) "Allah, ebedî, dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın. ebced (a.i.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş, Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere, birden ona sıra ile, ondan yüze onar onar, yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra, aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan, fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. ebced-hân (a.f.b.s.) ebced okuyan, mektebe yeni başlayan, acemi, [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi, daha başlangıçta" terkibinde geçer]. ebcel (a.s.) iri yapılı adam. ebcer (a.s.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. ebda (a.s. bed'den.) en bedi', en acîp, en göze çarpan, en harikulade, tansuk. ebdâl (a.i. ve s.) 1. dünyâ ile ilgisini kesip, Tann'ya bağlanmış olan derviş, [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır. Efganistan'da bir Türk topluluğunun, Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri", büyüklerine de "dede" derlerdi]. 2. aptal, şaşkın, alık, ahmak, budala [kelime, müfred gibi kullanılır; aslında "bedii" in cemidir]. ebdâlî (a.i.) 1. Allaha bağlanmış olma, dervişlik. 2. aptallık, şaşkınlık, alıklık, ahmaklık, budalalık. ebdân (f.i.) 1. kavim, kabîle. 2. s. lâyık, (bkz: çespân, şâyeste). ebdân (a.i.beden'in c.) cisimler, vücutlar, gövdeler, tenler. İlm-ül-ebdân 1) hek. beden bilgisi, fr. anatomie; 2) jimnastik. ebece (a.s.) patlak gözlü [adam]. ebed (a.i.) sonu olmayan gelecek zaman. ebedâ, ebeden (a.zf.) asla, hiçbir zaman, katiyen. ebed-âbâd, ebed-el-âbâd (a.f.b.zf.) 1. hiçbir zaman, asla. 2. sonsuz dünyâ. ebed-Allah (a.e.) Allah dâim eylesin!

ebed-el-ebed ebed-gâh ebed-hâne ebedî, ebediyye ebedi-yy-üd-devâm ebediyyen ebediyyet ebed-kıyâm ebed-müddet eben an cedd eberr l ebes ebeveyn Hukuk-i ebeveyn ebgaz ebhal Şahs-ı ebhal ebhâr ebhâr-i vâsia ebhar ebhâs ebhâs-ı arnika ebhâs-ı cedide ebhâs-ı müşkile ebhem ebher Ebheriyye

ebhire ebhur ebî ebir ebkâr ebkâr-ı efkâr ebkâr-ı maânî ebkâr-ı nüket ebkem Zulmet-i ebkem ebkemî ebkemiyyet ebkemiyyet-i mutlaka eblag eblak

(a.b.zf.). (bkz. ebed--âbâd, ebed-el-âbâd). (a.f.b.i.) mezar. (a.f.b.s.) mezar. (a.s.) ebed'e mensup, zevalsiz, sonu olmayan, (bkz. sermedî). sonsuz olarak devam edecek olan. (a.zf.) ebedî olarak; hiç bir daha, hiç bir vakit, hiç bir zaman, (bkz. ile-1-ebed). (a.i) ebedîlik, sonsuzluk, dâimîlik, sonu olmayan zaman, (bkz. cavidânî). (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.b.s.) sonsuz, süresiz. (a.zf.) babadan, büyük babadan, 'dededen, kuşaktan kuşağa. (a.s.) hayırlı, şerefli ve faziletli [olan]. (a.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş. ana baba (bkz: vâli-deyn). ana baba hakları. (a.s.) pek çok buğzedilen, hiç sevilmeyen. (a.s. buhl'den) daha (en, pek) hasîs. pek cimri kişi. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhur). geniş denizler. (a.s.) ağzı, nefesi fena kokan [adam]. (a.i. bahs'ın c.), (bkz. bahis, bahs). derin bahisler. yeni bahisler. zor bahisler. (a.s.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. (a.s.) 1. daha (en, pek) parlak. 2. 1. anat. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana- damar, atardamar. (a.i.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. [ölümü 573 (1177)]. (a.i. buhâr'ın c.) buğular, dumanlar. (a.i. bahr'ın c.) denizler, (bkz: bihâr, buhur, ebhâr). (a.i.) baba. (bkz: eb, peder, ebû). (f.i.). (bkz. ebr). (a.i. bikr'in c.) 1. kızoğlan kızlar. 2. birinci defa söylenmiş mazmunlar, evvelce söylenmemiş olan fikirler. evvelce düşünülmemiş olan mânâlar. daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler. (a.s. bükm'den c. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz, ağızsız), [adam, nesne]. dilsiz, karanlık, (bkz: ahras). (a.f.i.) dilsizlik, (bkz: ebke-miyyet). (a.i.) dilsizlik, (bkz: ebkemî, hares). mutlak, tam dilsizlik. (a.s. beliğ'den) daha (en, pek) beliğ, en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (a.s. balık'dan) 1. alaca, bulaca. 2. rengârenk. 3. alabacak [at].

(a.f.b.s.) alaca ata binmiş [kişi], meç. savaşçı yiğit. (a.s.) 1. açık kaşlı. 2. meç. vu-zuhlu, nurlu, parlak. (a.s.) pek kalın kafalı, kaba zihinli, ahmak, (bkz: ebleh). (a.s. belâhet'den) pek akılsız, ahmak, bön, alık. (a.f.zf.) akılsızcasına, ah-makçasına. (a.f.b.s.) aptal aldatan, avlayan. (a.f.zf.) aptal aldatırcasma. (a.f.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehiyyet). (a.i.) bönlük, ahmaklık, saflık, (bkz: eblehi). (f.s.) alacalı [renk], (bkz: eblak). (bkz: eblek-i eyyam). meç. gece ve gündüz dolayısı yla Dünyâ ve zaman. (bkz: eblek-i eyyam). (a.s.) kalın dudaklı [adam]. (a.i.) bot. sıcak memleketlerde yetişir, bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot. eblûç (f-s.) ezilmiş toz şekeri; nebat şekeri. eblûk (f.s.) 1. münafık, iki yüzlü [adam]. 2. şarlatan. ebnâ' (a.i. ibn'in c.) oğullar. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. ebnâ-yi beşer insan oğulları , insanlar. (bkz: benî beşer). ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. ebnâ-yi dehr zamane adamları. ebnâ-yi hilkat insanlar. ebnâ-yi sebil yolcular. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. sipahi askerleri. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebniye (a.i.binâ'nın c.) binalar, yapılar. ebniye-i âliye yüksek binalar, (bkz: ebniye-i mürtefıa). ebniye-i atîka eski binalar. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebniye-i mîriyye beylik binalar. ebniye-i mürtefia yüksek binalar, yüksek yapılar. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebr (f.i.) bulut, (bkz: ebir, gamam, sehâb). ebr-i bahar bahar bulutu. ebr- baran yağmur bulutu. ebr- ihsan ihsan, lütuf bulutu. ebr- kühen sünger. ebr- mürde sünger. ebr- nisan nisan bulutu. ebr- rahmet rahmet bulutu. ebr- seher sabah bulutu. ebrâc (a.i. burc'un c.) kaleler, kale burçları, (bkz. burç, burûc). ebrak (a.s.) 1. kumlu, taşlı, balçıklı [yer]. 2. iki renkli, lekeli şey. 3. alacalı [at]. 4. fazla parıltılı. ebr-âlûd (f.b.s.) bulutlu, (bkz: sehâb-âlûd). eblak-süvâr eblec ebled ebleh ebleh-âne ebleh-firîb ebleh-firîbâne eblehi eblehiyyet eblek eblek-i cihântâz eblek-i eyyam eblek-i şerh eblem ebleme

ebrâr Şeş-ebrâr ebrâr-ı ümmet ebras ebrec ebred Kelâm-ı ebred Ebrehe ebrencen ebrencen-i dest ebreş ebrî ebrikühen ebrimürde ebrîşüm ebr-kâr

ebru ebrû-yi dilfirîb

ebrû-yi sanem ebrû-yi zâl-i zer ebrû-ferâh ebrû-ferâhî ebrûmîg ebruvân ebr-veş ebsâr ebtah ebtal ebtâl ebter Ester-i ebter Şahs-ı ebter Emr-i ebter ebtine ebû Ebû-Bekr

(a.s. berr'in c.) hayır sahipleri, iyiler; dindarlar, özü sözü doğru olanlar. (altı hayır sahibi) Hz. Ebû Bekir; Hz. Ömer; Hz. Osman; Hz. Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin. ümmetin hayırlı insanları. (a.s.) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan, yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam, ebraş, sam lekesi. (a.s.) gözünün akı çok, fakat güzel gözlü [kimse]. (a.s.) 1. daha (en, pek) soğuk. pek soğuk kaçan söz. 2. i. dolu yağdıran fırtına bulutu. (f.s.) 1. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı, 2. (a.i.) "ebabil" denilen kuş, dağ kırlangıcı. (f.i.) bilezik, (bkz: sivâr). el bileziği, (bkz: halhal). (a.s.) 1. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. 2. alaca benekli [at], abraş. (f.i.) zool. sünger. (f.i.) zool. sünger. (f.b.i.). (bkz: ebrikühen). (f.i.) ibrişim, bükülmüş ipek. (f.b.s.) şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen (adam), [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor]. (f.i.c. ebrû-vân) 1. kaş. (bkz: hâcib). cazip, güzel kaş. 2. g. s. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. 3. g. s. kitap ciltlerinin iç kapaklarında, tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan, hareli, motifli boyama usulü, [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. bot. kan kurutan otu. meç. yeni ay, hilâl. (f.b.s.) güler yüzlü [kimse], (bkz. besîm, beşuş). (f.b.i.) güler yüzlülük, şen olmak, (bkz: besâmet, beşâşet). (f.i.) kara bulut, kasırga bulutu. (f.i. ebrû'nun c.) kaşlar. (f.b.s.) bulut gibi. (a.i. basar'ın c.) gözler, görme hassaları, (bkz. basar). (a.i.c. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. (a.s.c. ebâtıl) en boş, beyhude. (a.s. battâl'ın c.) yiğitler, doğuşken erler. (a.s.) 1. kuyruğu kesik [hayvan]. kuyruksuz katır. 2. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. evlâtsız adam. 3. faydasız şey. faydasız, neticesiz iş. (a.i. bâtın'ın c.) çukur, kuytu yer. (a.i.) baba, ata. (bkz: eb, ebî, peder). ' (Bekir'in babası) (a.h.i.) ilk halîfe Hz. Ebûbekir. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].

Ebû-cehl Ebû Fırâs-il Hamdânî

Ebû-hamîd, ebû-hûmid Ebû Hafs Ebû-Hanife

ebuk ebû kalemûn Ebû-Ieheb

Ebû-Muse-1-Eş'arî Ebû-Nüvâs Ebû-Süfyân

Ebû-Tâlib Ebû-Türâb Ebû-Yahyâ ebü-l-aceb Ebü-l-Alâ' ebü-l-beşer Ebü-1-enbiyâ' ebü'1-feth Ebü-1-heves Ebü-1-hevl ebü-l-iber ebü-n-nevm ebürrebî' ebü-z-zeheb ebvâb ebvâb-ı irtikâb ebvâb-ı müzehheb ebvâb-ı rahmet ebyân

(a.h.i.) asıl adı Ömer olup Hz. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. (a. h.i.) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup, Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. [d. ö. 932 - 968]. (a.i.) zool. ayı. (bkz: dübb, hirs). Halîfe Hz. Ömer'in lâkabı. (a.h.i.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir. [İslâm Ânsiklopedisi'nde "....Fars, Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de, Arap olmadığı, fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır." denilmektedir. (a.s.) kaçmış, kaçan [köle], (bkz: âbık). " bukalemun. (a.h.i.) "alev babası" Hz. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur, islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin..." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi, bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır], (a. h.i.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında, Imâm-ı Alî'nin hakemi. (a.h.i.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. (a.h.i.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi, Muâviye'nin babasıdır. Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.[597-653]. 1. Hz. Alî'nin babasının adı. 2. dilenci. (a.b.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. Alî'nin lâkaplarından biri. Azrail. 1. sihirbaz, hokkabaz. 2. talih, baht, şans. (a.h.i.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057]. (a.b.i.) "insanların babası" Hz. Âdem. Hz. ibrahim. (a.b.i.) "fâtihler babası" II. Mehmed'in lâkabı. (a.b.i.). (bkz. bü-1--heves). (a.b.i.) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında, insan başı şeklindeki korkunç bir taş, sfenks. (a.b.i.) edepsiz, utanmaz (adam]. (a.b.i.) "uyku babası" bot. haşhaş. (a.b.i.) çavuşkuşu, ibibik, (bkz: hîidhüd)! (a.b.i.) altın babası, çok zengin adam. (a.i. bâb'ın c.) 1. kapılar. 2. kısımlar, bölümler. irtikâp kapılan. yaldızlı kapılar. rahmet kapılan. (a.s.) l. cömert, eli açık [kimse]. 2. yemekten tiksinen [adam],

(a.i. beyt'in c.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler, [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. ebyaz (a.s. beyâz'dan) pek ak, pek beyaz. Mevt-i ebyaz anî ölüm. ebz (a.i.) 1. ürkme, kaçma. 2. birden ölme. ebzâr (a.i. bezr'in c.) yemeklere konulan kekikler, baharat. ebzün (a.i.) 1. içinde yıkanılan küçük havuz. 2. banyo, küvet. ecâhil (a.s. echel'in c.) en (çok, pek) câhil, bilgisiz olanlar. ecâmire (a.i.c.) taifeler, insan takımları. ecânib (a.i. ecnebî'nin c.) yabancılar, başka memleketlere mensûbolanlar. ecbe (a.s.) alnı geniş adam. ecdâd (a.i. cedd'in c.) dedeler, büyük babalar, atalar. ecdâs (a.i. cedes'in c.) kabirler, mezarlar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ecder (a.s.) daha (en, pek, çok) lâyık. (bkz: ciyak). ecel (a.i.c. âcâl) muayyen olan vâde, ömrün sonu, hayâtın son demi. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle, tesadüfi olarak gelen ecel. ecel-i mev'ûd, tabiî olarak gelen ecel. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen, anî ölüm. ecel-giyâ (f.b.i.) bot. zehirli bir bitkinin kökü, bıldırcın otu. eceli (a.s. celîl'den) daha (en, pek) celîl, çok büyük, en ulu. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. ecemme (a.i.) 1. etli kemik. 2. mızraksız adam. 3. boynuzsuz koç. ecfân 1. göz kapaklan. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. 2. kirpikler. 3. asma çubuklan. ecfün (a.i. cefn'in c.).(bkz: ecfân, cüfûn). echel (a.s. câhil'den) 1. daha (en, pek) câhil. 2. nadan, aksi [kimse]. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil. echer (a.s.) 1. son derece güzel [kadın]. 2. gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. echere (f.i.) pıtırak dikeni. ecîl (a.s.) 1. işini sonraya, geriye bırakan. 2. geciktirilen şey. ecille (a.s. celîl'in c.) bilgi, fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. ecim (a.i.) 1.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme. 2. birini, istemediği hâle uğratma. 3. su -temizliğini kaybedipbozulma. ecinne (a.i. cenîn'in c.) ana karnındaki çocuklar. ecinni (a.i.) cin taifesinden bir fert. ecir j.1 (a.i. c. uçur), (bkz: ecr). ecîr j '-1 (a.s. ecr'den) ücretle çalışan, ücretle tutulan, gündelikçi. ecl Ja.1 (a.i.) sebep, illet. O ecilden o sebepten. ecla' İ.I (a.s.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. eclâ (a.s. celî'den) en celî, pek belli, çok aşikâr. eclâd (a.i. cild'in c.) hayvan derileri. eclâf (a.s. cilfin c.) ayak takımlan, rezil kimseler, baldın çıplaklar. ebyât

(a.s.) 1. başı kel [adam]. 2. i. üstü düz araba veya devenin üstüne yapılan küçük kulübe, mahfel. eclef (a.s. cilfden) daha (en, pek) edepsiz. ecma' (a.s. cem'den) en toplu, çok birleşmiş ve biriken. ecmaîn (a.zf.) hepsi, cümlesi, topu. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun. ecmâl (a.i. ecmel'in c.) erkek develer. ecmât (a.i. ecme'nin c.) sık ağaçlı yerler, ormanlar. ecme (a.i.c. ücem, ecmât) sık ağaçlı yer, orman, (bkz: ücem). ecmel (a.s. cemâl'den) 1. en (daha, pek, çok) güzel, yakışıklı, (bkz. ahsen). 2. i. erkek ve kadın adı. ecmûd (f.i.) bot. kereviz. ecnâb (a.i. cenb'in c.) yan taraflar. ecnâd (a.i. cünd'ün c.) askerler, taburlar, (bkz: cünûd). ecnâs (a.i. cins'in c.) cinsler, nevîler, çeşitler, türlüler, soylar. ecnâs-ı muhtelife türlü, çeşitli cinsler. ecneb (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başİı [at]. ecnebi, ecnebiyye (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. ecnebiyyet (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. ecnef (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. ecniha (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. ecr (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. ecr-i misi huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecrâm (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri, yıldızlar. ecrâm-ı ulviyye astr. yıldızlar. ecrâs (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. ecreb (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. ecred (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecribe (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. ecsâd (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. ecsâm (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri, yıldızlar. ecsâm-ı sâbiha fiz. yüzen cisimler. ecsâm-ı semâviyye coğr. gök cisimleri. ecvâd açıklıklar luklar, içler, kovuklar. eclah

ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk l ecnâs-ı muhtelife ecneb ecnebi, ecnebiyye Memâlik-i ecnebiyye ecnebiyyet ecnef ecniha ecr ecr-i misl

(a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (sav m); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabileler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam]. (a.i. cüz'Un c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i.cizl'in c.) ağaç kökleri, tomruklan. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam]. (a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz. işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5. kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. türlü, çeşitli cinsler. (a.s.) 1. garip, yabancı [adam]. 2. sert başlı [at]. (a.s.) yabancı [kimse veya nesne] , misafir, taşralı. yabancı ülkeler. (a.i.) ecnebilik, yabancılık, gariplik. (a.s.) 1. haktan uzaklaşan [adam]. 2. beli eğri olan [adam]. (a.i. cenâh'ın c.) kanatlar. (a.i.c. ücûr) 1. bir iş, hizmet karşılığında verilen şey. 2. ahrete ait mükâfat, sevap. 3. ücret. huk. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri, [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf, mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri

ecr-i müsemmâ

ecrâm ecrâm-ı semâviyye ecrâm-ı ulviyye ecrâs ecreb ecred Tıfl-ı ecred Arz-ı ecred ecribe ecsâd I ecsâd-ı seb'a ecsâm ecsâm-ı felekiyye ecsâm-ı sâbiha ecsâm-ı semâviyye ecsem ecûc ecvâd ecvâf ecved ecved-i mensucat Ecved-ün-Nâs ecvef

ecvibe ecvibe-i müskite ecyâd ecyâf ecyâl ecyed ecza' eczâ-üş-şi'r eczâ-yı nâriyye eczâ-yı unsûriyye eczâ-yı tıbbiyye eczâ-yı şerife eczacı eczâ-hâne eczâl eczem

o yerin de ecr-i misl'idir]. 2. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret, [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. (a.i. cirm'in c.) cansız olan cisimler. gök cisimleri, yıldızlar. astr. yıldızlar. (a.i. ceres'in c.) çanlar, büyük çıngıraklar. (a.s.) uyuz [insan veya hayvan]. (a.s.) 1. tüysüz adam; genç. tüysüz çocuk. 2. otsuz [yer]. otsuz toprak. (a.i. cirâb'ın c.) dağarcıklar, meşin veya bezden yapılmış çantalar. (a.i. cesed'in c.) vücutlar, tenler, gövdeler. (yedi cisim) altın, gümüş, kalay, kurşun, demir, bakır, harçini. (a.i. cism'in c.) gövdeler, bedenler, (bkz: cüsûm). gök cisimleri, yıldızlar. fiz. yüzen cisimler. coğr. gök cisimleri. (a.s.) pek iri, gövdesi büyük olan. (a.s.) ışık veren, parlayan şey. (a.i. cûd'un c.) cömertlikler, ela-çıklıklan. (a.i. cevfin c.) oyuklar, boşluklar, içler, kovuklar. (a.s.) 1. daha, pek, en iyi olan. dokumaların en iyisi. 2. eliaçık, cömert, (bkz. sahî). Hz. Peygamber. (a.s. cevfden) 1. içi boş, kof. 2. meç. çok câhil, bilgisiz, boş kafalı. 3. i. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî", yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller, [sâim (savm); bâe (bey)] gibi. (a.i. cevâb'ın c.) sorulan şeylerin, söylenilen sözlerin karşılıkları. susturucu cevaplar. (a.i. cîd'in c.) uzun boyunlar. (a.i. cîfe'nin c.) leşler. (a.i. cîl'in c.) 1. milletler, kabîleler, uluslar. 2. nesiller, soylar. (a.s.) uzun boyunlu [adam], (a.i. cüz'ün c.) l parçalar, kısımlar. ed. arûz'un sekiz asıl parçası. (bkz. efâîl ü tefâîl). kim. yanıcı kimyevî maddeler. esas teşkîl eden parçalar. 2 . ilâçlarda kullanılan maddeler. ilâç yapılan nesneler. 3. ciltlenmemiş kitap vesaire. Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (a.t.i.) ecza, ilâç yapan ve satan kimse, (bkz: ispençiyari). (a.f.b.i.) eczane, eczacı dükkânı; ecza dolabı. (a.i. cizl'in c.) ağaç kökleri, tomrukları. (a.s. cüzâm'dan) 1. cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan. 2. parmaklan veya eli kesik [adam].

eczem eda' edâ-yi deyn edâ-yi i'tizâr edâ-yi salât

ed'ac ed'ac-ül-ayneyn edakk edakk-ı umur edânî edat edât-ı haber e-d-dâî

E-d-deberân edeb edeb erkân edeb-i kelâm edeb-i san'at edeb-ül-bahs edeb-âmûz edeb-hâne edebî, edebiyye edebiyyât Edebiyyât-ı Cedide edebiyyât-ı Osmâniyye edebiyyât yapmak edebiyyûn eder ederfen edevat edevât-ı kitabet edevât-ı lahika edevât-ı rabtiyye edeyân edfâ, edfak edfân

(a.s.) burnu kesilmiş. (a.i.) 1. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme; yerine getirme. borç ödeme. özür dileme edası. namazı vaktinde kılma, (bkz: kazâ-yi salât). 2. e d. tarz, ifâde, üslûp, şîve, ton. 3. naz, cilve, (bkz: işve). 4. kurum, caka, münasebetsiz tavır. 5 . kadın adı. (a.s.) 1. kara ve büyücek gözlü. 2. pek siyah [şey]. gözleri kara. [Hz. Muhammed'in şemâilindendir]. (a.s. dakik'den) en dakik, pek ince; çok mühim. işlerin en mühimi, (a.i. ednâ'mn c.) en alçak, pek bayağı, aşağılık kimseler. (a.i.c. edevat) 1. âlet. 2. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. gr. *koşaç, fr. copule. (a.i.) dua eden, duacı; [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız, hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. (a.h.i.) astr. (bkz: Ayn-Us-sevr). (a.i.c. âdâb) 1. iyi terbiye, naziklik, usluluk, zariflik. yol yordam. 1) söz zarifliği, güzelliği; 2) ed. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması, (bkz: asalet). kusursuz, fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. 2. haya, utanma. 3. edebiyat bilgisi. bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı. (f.b.s.) edep öğretici, muallim. (a.f.b.i.) ayak yolu, ap-tesâne. (a.s. edeb'-den) edebiyata, terbiye ve nezâkete mensup. (a.i.) 1. nazımlı, nesirli, güzel sözler. 2. bu sözlerden bahseden ilim. (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret, Hâlit Ziya Uşakhgil, Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu. Osmanlı edebiyatı. meç. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak. (a.i.c.) edebiyat ile uğraşanlar, (bkz: Udebâ). (a.s.) kasığı yarık [adam]. (f.i.) hek. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. (a.i. edât'ın c.) 1. gr. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. 2. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler, takımlar, parçalar, âletler, avadanlıklar yazı vâsıtaları. gr. son takılar. gr. bağlama edatları. Çok koşan [hayvan]. (a.s.) beli bükülmüş [adam]. (a.i. defîn'in c.) defineler, gizli, gömülü şeyler.

edfer edhân edhem edhemiyye

edhine edhine-i mütekâsife edî edîb, edîbe Tıfl-ı edîb edîb-i bî-müdânî edîb-âne edille edille-i akliyye edille-i asliyye edille-i erbaa edille-i kaviyye edille-i şer'iyye edille-i erbaa edille-i tâliye

edîm edîm-i arz edimme edimme-i dahilî ed'iye ed'iye-i hayriyye ed'iye-i me'sûre edlem edm edinen edmiga edmu' ednâ ednâs edra' edred Şahs-ı edred edrek edrem

(a.s.) iğrenilen, tiksinilen, çok kokan şey. (a.i. duhn'ün c.) sürülecek güzel kokulu yağlar. (a.i.) 1. karayağız at. 2. erkek adı. (İbrâhîm-i Edhem). (a.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı. [tarikat, "efkârın defi, mâsivâ-ullah'ın terki, ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. (a.i. duhân'ın c.) dumanlar. kesafet peyda eden, kalınlaşan dumanlar. (a.i.) 1. küçük kap. 2. s. küçük ve şerir [adam]. (a.s. edeb'den) 1. edepli, terbiyeli, zarif, nâzik [kimse]. terbiyeli çocuk. 2. edebiyatla uğraşan [kimse]. eşsiz edebiyatçı. 3. i. erkek ve kadın adı. (a.f.zf.) edepli, terbiyeli, zarif, nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. (a.i. delîl'in c.) l . işaretler, kılavuzlar, rehberler. 2. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler, (bkz: delâil). kanunî deliller. fık. kitap, sünnet, icmâ, kıyastır, [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır]. (dört delil), (bkz. edille-i şer'-iyye). sağlam deliller. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. kitap, sünnet, icmâ-i ümmet, kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan, şeriatın dört delili. huk. örf, âdet, teamül, istis-hap, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. (a.i.) 1. tabaklanmış deri. 2. satıh, yüz. yeryüzü. (a.i.) derinin ikinci tabakası. bot. içderi. (a.i. duâ'nın c.) yalvarmalar, niyazlar. hayırlı dualar. eser'de, yâni hadiste geçen dualar. (a.s.) karayağız, siyah adam. (a.i.) iki nokta, iki şey arasını birleştirme. (f.i.) hâlis misk. (a.i. dimâğ'ın c.) beyinler. (a.i. dem'in c.) göşyaşlan. (bkz: dümû'). (a.s. denî'den. c. edânî) 1. pek aşağı, en bayağı, çok alçak. 2. az, pek az. (a.i. denes'in c.) 1. pislikler, murdarlıklar, kirler. 2. s. çapkınlar, en aşağılık adamlar. (a.s.) 1. başı kara, vücudu beyaz [hayvan]. 2. hecin. (a.s.) dişsiz. dişsiz adam. (f.i.) taze zencefil. (f.i.) teğelti, eğerin altına konulan

keçe. edrem edreng edsak edsem edser edvâ' edvar edvâr-ı sabıka

edveş edviye edviye-i müessire Edviye-i Müfrede edyâk edyân edyâr ef'â efâdıl efâhim efâhîs efâî Dıhk-ül-efâî efâik efâîl ü tefâîl

efâkil ef'âl ef'âl-i basene ef'âl-i seyyie efânîn efârît efâtîh efâvîc efâvîk efâviye efâyik

(a.s.) 1. dişleri dökülmüş [adam]. 2. dümdüz şey. (f.i.) sıkıntı ve musîbet. (a.s.) ağzı büyük [adam], (bkz: efvag, efveh). (a.s.) pek yağlı [şey]. (a.s.) gaflette bulunan [adam]. (a.i. dâ'ın c.) illetler, dertler, hastalıklar. (a.i. devr'in c.) 1. devirler, zamanlar, asırlar. geçen zamanlar. 2. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 3. muz. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. Şarklıların Arap, Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında, mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. (a.s.) gözü dumanlı adam. (a.i. devâ'nın c.) ilâçlar. te'sirli ilâçlar. (basit ilâçlar) XIV. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. (a.i. dîk'in c.) horozlar. (a.i. dîn'in c.), (bkz. dîn). (a.i. deyr'in c.) manastırlar, kiliseler. (a.i.) 1. engerek yılanı, (bkz: efî). 2. s. meç. fena tabiatlı [adam]. (a.s. efdal'ın c.), (bkz. efâzıl). (a.s. efham'ın c.) en ulu, pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. (a.i. ufhûs'un c.) taş arasında, kayalıkta bulunan kuş yuvalan. (a.i. efa'nın c.) engerek yılanları. acı acı, hâincesine gülüş. (a.s. efîke'nin c.) yalanlar, dolanlar, düzme sözler; iftiralar. (a.i.) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün, fâilün, fâilâtün, müs-tefilün, mefâîlün, mütefâilün, müfâaletün, mefûlat] kelimeleri ki, bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile, ikisine birden efâîl, yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile, altısına birden tefâîl adı verilir. (a.s. efkel'in c.) titreyenler, titrekler. (a.i. fi'l'in c.) işler, ameller, (bkz: a'mâl, efâîl, fıâl, fiil). iyi işler. kötü işler, hareketler. (ü. i. üfnûn'un c.) 1. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. 2. değişiklikler; işler, haller, şartlar. (a.s. ifrît'in c.) 1. hîlekârlar, kurnazlar, cüretliler. 2. şeytanlar. 3. son derece hâin olan cinler. (a.i.) mantar ve benzerleri gibi nebat, (bitki). (a.i. fevc'in c. olan efvâc'ın c.) bölükler, kısımlar, takımlar. (a.i, fuvâk'ın c.) hıçkırıklar. (a.i.c.) yemeğe konulan baharat. (a.s. efîke'nin c.) uydurma, düzme, asılsız, yalan [sözler].

efâzıl efâzıl-ı ukalâ efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm efdah efdal efdâl efdaliyyet efder, evder eferr effâf effak effâk efgan efgâne -efgâr efgâr-ı mey -efgen efgende efgendegî efhâ' efhâm efham efhâs efhâz efhem ef'î ef'î-i mücelcel ef'î-i münakkaş efid, eftid ef'ide ef'ide-i hâlise efika efîke isnâd-ı efîke efîn efjûl efkar efkar-i fukara'

(a.s. efdal'ın c.) pek mümtaz olanlar, çok bilgililer, (bkz. efâdıl). akıllılann en ileri gelenleri. büyük vekillerin bilgilileri. (a.s. fadîh'den) daha (pek, en) rezil, (bkz. efzah). (a.s. f âdil, fâzıl'dan) 1. daha (en, pek) fazîletli. 2 . en âlâ, üstün. (a.i. fazl'ın c.) 1. ziyâdeler, fazlalar. 2 . ihsanlar, meziyetler, lûtuflar, iyilikler. (a.i.) efdallik, fazîlet-lilik, meziyetlilik, üstünlük. (f.i.) 1. amca, babanın erkek kardeşi. 2. yeğen, amca, hala, teyze çocukları. (a.s.) pek kaçıcı, çok koşucu. (a.s.) çok of çeken, sıkıntılı, kederli [adam]. (a.s.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. (a.s. ifk'den) fazla iftira eden. (bkz: efvek). (f.i.) ıztırap ile haykırma, bağınp çağırma; inleme, bağnşma. (bkz: figan). (f.s.) düşük [ana rahminden düşen çocuk], (bkz: cenîn-i sakıt). (f.s.) yaralı, sakat; kötürüm. (bkz: mecruh), [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. içkiden dolayı ağırlaşmış, çok sarhoş. (f.s.) düşüren, yıkan, yere atan; atıcı, yıkıcı, düşürücü, (bkz: fıgen). (f.s.) 1. yıkılmış, yıkık, düşürülmüş, yere atılmış. 2. düşkün, biçâre, (bkz: figende). (f.i.) düşkünlük. (a.i. fehâ'nın c.) soğan veya yemeklere konulan nane, kekik, somak ve benzerleri gibi kuru otlar. (a.i. fehm'in c.) zihinler, anlamalar, idrâkler, (bkz: fuhûm). (a.s. fehîm'den) daha (en, pek) fehâmetli, çok şeref sahibi, en ulu. (a.s. fahs'ın c.) her şeyin içleri, boşlukları. (a.i. fahz'ın c.) yakın hısımlar, akrabalar. (a.s. fehm'den) çok fehîm olan, pek çabuk anlayan, zihni son derece açık ve zeyrek olan. (bkz. ef â). zoo. çıngıraklı yılan. alaca derili engerek yılanı. (f.s.) 1. medhedici; vasfedici. 2. şaşılacak şey. (a.i. fuâd'ın c.) yürekler, kalpler, gönüller. saf, temiz, bozulmamış kalpler. (a.s.) fena, kötü [şey]. (a.s.c. efâik) yalan, dolan, iftira. yalan isnâd etme. (bkz: ifk). (a.s.) 1. boş kafalı [adam]. 2. çürük [ceviz]. (f.i.) 1. kışkırtma, kandırma. 2. s. perakende, dağınık. (a.s.) daha (en, pek) fakir ve muhtaç. fakirlerin fakiri.

(a.i. fikr'in c.) 1. düşünceler, (bkz: fıkr). yüksek fikirler, düşünceler. doğru düşünceler. halkın, umûmun düşüncesi. 2. düşünme, endîşe, vesvese, kuruntu, niyet, maksat; rey'. eflah (a.s.) daha (en, pek, çok) felah bulan, kurtulan, selâmete çıkan, bahtına, nasî-bine, nîmetine kavuşan. eflâk (a.i. felek'in c.) 1. semâlar, felekler, gökler, küreler; zamanlar. 2. bahtlar, talihler, kaderler. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr. Kamer (Ay), Utarit, Zühre, Şems (Güneş), Merih, Müşteri, Zuhal. eflâk (a.h.i.) Osmanlı imparatorluğu zamanında, merkezi Bükreş olan, "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. eflâkî (f.s.c. eflâkiyân) gökte oturan, melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası]. eflâkiyân (f.i. eflâkî'nin c.) gökte oturanlar, melekler. Eflâtun (a.h.i.) Aristo'nun hocası, Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu, (m.ö. 429 - 347). (a.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait, onunla ilgili, f r. eflâtûnî platonique. eflec (a.s.) 1. seyrek [diş]. eflec-ül-esnân seyrek dişli. 2. omuzlan geniş, kollarının arası açık [adam]. efles (a.s.) daha (en, pek) müflis, züğürt. efles-i nâs insanların en züğürdü. eflûd (a.s.) yetişkin, güzel ve gürbüz [çocuk]. efnâd (a.s. fened ve fenid'in c.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar, bunaklar. efnân (a.i. fenn'in c.) cinsler, neviler, çeşitler. efnân-ı elvan renk çeşitleri, [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. efniye (a.i. fınâ'nın c.) avlular. efra' (a.s.) 1. vesveseli, kuruntulu [adam]. 2. işi gücü olmayan [adam]. efrâd (a.i. ferd'in c.) 1. tek olanlar, birler. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâd-ı millet milletin bireyleri. nâs halk, avam. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2. askerler, erler. efrâd- askeriyye askerî erler. muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efrâd- müstebdele efrâd-ı redife tar. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan, eksiksiz ve fazlasız. efrâh (a.i. ferh'in c.) 1. piliçler. 2. piçler [insan ve nebat hakkında]. efrâh (a.i. ferah'ın c.) iç açıklıkları, sevinmeler. efrâhte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâşte). efrak (a.s.) pek ayrık, çatal [şey]. efkâr efkâr-ı âliye efkâr-ı sahîha efkâr-ı umûmiyye

(a.s.) neşeli, keyifli, sevinçli olan [kimse]. (a.i. feres'in c.) atlar, beygirler; kısraklar. (f.h.i.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit, Alp Er Tunga. efrâşte (f.s.) yukan kaldmlmış, yükseltilmiş, (bkz: efrâhte). -efrâz (f.s.) kaldıran, yükselten, [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. Ser-efrâz, - firâz baş yükselten, mümtaz, büyük, meşhur, mâruf. efrenc (a.i.) frenk, Avrupalı. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. Tâife-i efrenc frenkler, Avrupalılar. efrencî, efrenciyye (a.s.) 1. frenklere, Avrupalılara mahsus, onlarla ilgili. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Târih-i efrenc Mîlât târihi. 2. fırengi illetiyle ilgili. efrenciyyûn (a.i.c.) Avrupalılar. efrenc-müşg (f.b.i.) bot. reyhan, fesleğen. efrend (f.i.) süs, bezek, şan, debdebe. efrez (a.s.) arkası kamburumsu olan [adam]. Efrîdûn (f.i.) Cemşid soyundan, anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır], (bkz: Feridun). efrûg (f.i.) ziya, ışık, nur. (bkz: pertev, şua', şû'le). efrûhte (f.s.) yanmış, tutuşmuş, parlamış, ışıklanmış, aydınlanmış. Dil-efrûhte gönlü yanık. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: afrûşe). efrûz (f.i.) 1. şule, panltı. 2. kadın adı. -efrûz (f.s.) 1. aydınlatan, parlatan. Âlem-efrûz, Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. 2. tutuşturan, yakan, (bkz: fürûz). efsâ (f.i.) efsuncu, büyücü. efsah (a.s.) daha (en, pek) fasih, uzdilli. efsah-ül-Arab, Hz. Muhammed. efsah-ül-Kureyş Hz. Muhammed. (a.s.) en fâsık, pek edepsiz. efsak efsâl (a.s. fesl'in c.) alçak, aşağılık kimseler. efsâne (f.i.) 1. asılsız hikâye, masal, boş söz, saçmasapan lâkırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı. efsâne cû[y] (f.b.s.) efsâne arayan veya arayıcı, boş vakit geçirmek isteyen. efsâne-cûyî (f.b.i.) efsâne arayıcılık. efsâne-gû[y] (f.b.s.) masal söyleyen, saçmasapan söyleyen. efsâne-gûyân (f.b.s. efsâne-gû [y] un c.) efsâne, masal, fıkra anlatanlar. efsâne-gûyî (f.b.i.) efsâne söyleyicilik. efsâne-nüvîs (f.b.s.) masal yazan. efsâne-perdâz (f.b.s.) masal uyduran, yazan, adî romancı, meddah. efsâne-perdâzî (f.b.i.) masal uyduruculuk, adî romancılık. efsânevî (f.s.) efsâneye ait, efsâne ile ilgili. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü; 2)meç. boş laf. efsâr (f.i.) yular, (bkz: mikvad, inan, zimâm). efrân efrâs Efrâsiyâb

efsâr-dûzân efsâr-dûzân-ı hassa efsed efser efser-dih efsun efsûn-ger efsûn-gerî efsûn-kâr efsûn-perdâz efsûs! efsürde efsürde-dil efsürde-dilî efsürde-dimâğ efsürde-dimâğî efsürde-gân efsürde-gî efsürde-mağz efsürde-mağzî efsürde-mizâc efşâl -efşân Zer-efşân Dâmen-ef-şân efşâr efşe efsun efşürde efşüre efşüre-i engûr eftân eftâr efûr efvâc efvâf efvag efvâh efvâh-ı nâriyye efvâh-ı nâs efvâhî efveh efvek efyâl efyûn

(f.b.s.c.) yularcılar, yular yapanlar. tar. saray atlarının yularlarını yapanlar. (a.s.) pek fena, çok bozuk. (f.i.) tâc. (bkz: dîhîm, iklîl). (f.b.s.) taç giydiren. (f.i.) afsun, büyü, sihir, gözbağcılık, arpağ. (bkz: füsun, rukye) (f.b.s.) büyücü, üfürükçü. (bkz: sâhir). (f.b.i.) büyücülük, (f.b.s.) büyülü, sihirli. (f.b.s.). (bkz: üfürükçülük. (f.e.) yazık, eyvah! gibi bir teessür edatı, (bkz. derîg, hayf). (f.s.c. efsürde-gân) donmuş; donuk; meç. kansız, gayretsiz, duygusuz. (bkz: füsürde). (f.b.s.) 1. yüreği donuk, gönlü donmuş, hissiz, duygusuz. 2. bezgin, kalbi kırık. (f.b.i.) yürek donukluğu, duygusuzluk. (f.a.b.s.) beyni donmuş, kabiliyetsiz, (bkz. efsürde-mağz). (f.a.b.i.) beyin donukluğu, kabiliyetsizlik. (f.b.s. efsürde'nin c.) gayretsiz, duygusuz, kansız adamlar. (f.b.i.) donukluk, gayretsizlik, duygusuzluk. (f.b.s.). (bkz: efsürde-dimâğ). (f.b.i.). (bkz. efsürde-dimâğî). (f.a.b.s.) mizacı soğuk, kanı soğuk [adam]. (a.s. feşil'in c.) cesaretsizler, korkaklar, yüreksizler. (f.s.) saçan, serpen, dağıtan, silken. altın serpen. etek silken, vazgeçen, [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. (f.s.) 1. sıkma, sıkılmış, [meyva suyu gibi şeyler]. 2. i. çimdikleme. (f.i.) bulgur. (f.i.) zir. yaba. (f.s.) sıkılmış, posası çıkarılmış [şey]. (f.i.) usare, öz. üzüm suyu. (f-s) düşen; düşerek, (bkz: futan). (a.i. fıtr'in c.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. (a.i.) sıçrayıp seğirtme. (a.i. fevc'in c.) bölükler, takımlar, kısımlar. (a.i) ince, nâzik kumaşlar. (a.s.) büyük ağızlı [adam], (bkz: edsak, efveh). (a.i. fem ve fevh'in c.) ağızlar; menfezler, ağıza benzeyen her türlü delikler. ateşli silâhlar, [top, tüfek]. halkın ağzı, lisanı. (a.f.s.) halk sözü, asılsız, ehemmiyetsiz. (a.s.) ağzı büyük, ön dişleri uzun [adam], (bkz. edsak, efvag). (a.s.) yalancı, (bkz: eflâk). (a.i. fîl'in c.) filler, [bilinen büyük hayvan (lar)]. (a.f.i.) afyon, haşhaştan çıkan uyutucu bir madde.

(f.s.). (bkz. efyûn-keş). (a.f.b.s.) afyon kullanmaya alışmış olan, afyon tiryakisi. (f.s.) arttıran, çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. ömür arttıran. pek çok zînet bahşeden. (a.i. fezâ'm c.) korku ile bağırıp çağırmalar. (a.s. fazîh'den.). (bkz. efdah). (f.i.) ayakkabı, kundura. 2. gemi yelkeni. 3. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler. 4. yemeğe konulan bahar, (bkz: evzâr). efzâyiş (f.i.) artma, çoğalma, (bkz: tekessür, tezâyüd). -efzûd (f.s.) çoğalan, artan; çoğaltan, arttıran, arttırıcı. efzûn fazla, çok, yukarı, aşkın. efzûnî (f.i.) ziyâdelik, çokluk, (bkz: kesret). efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efzûn-ter (f.b.s.) daha çok, daha fazla. egalît ("ga" uzun okunur, a.i. uglû-te'nin c.) inşam yanıltacak hatalı sözler, *ya-nıltmaçlar. eganî ("ga" uzun okunur, a.i. ugniyye'-nin c.) şarkılar, nağmeler, havalar, âhenkler. egann (a.s.) burnundan konuşan, hımhım, (bkz: ehann). egare ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, kandırma, (bkz: igrâ', teşvik). egarib ("ga" uzun okunur, a.i.) ayrılış zamanı, savaş zamanı. Yevm-ül-egarib savaş, muharebe günü. eğer (f.e.) şart edatıdır; eğer, şayet manasınadır, ["ise, -iseler, isen, -iseniz, -isem, -isek" kelimelerinden önce gelir; bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. eğerçi (f.e.) her ne kadar..., olsa da, ise de. (bkz: gerçi). egniş (f.i.) bina yapma, yapı meydana getirme, inşâ etme. egul (f.i.) öfke ile yan yan bakma. egvâl (a.i. gul'ün c.) 1. büyük felâketler, kazalar. 2. şeytanlar; türlü şekil alan periler. 3. gulyabâniler, vücûdu olmayan hayvanlar. egvâr (a.i. gavr'in c.) dipler, çukurlar; nihayetler, sonlar. ehabb (a.s. habîb'den) daha, en, çok sevilen, pek sevgili. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi. ehabb-ı emval malların çok sevileni. ehacc (a.s.) pek katı, sert şey. ehâcî (a.i. uhcüvve'nin c.) bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. ehad (a.s.) tek, bir, ilk sayı. (bkz: vâhid, yek). Yevm-ül-ehad pazar günü. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. ehadd (a.s. hadd' den) daha (en, pek) keskin. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. ehâdîs (a.i. hadîs'in c.) 1. Peygamberimizin sözleri. 2. haberler, sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. peygambere, meali Allah'a ait olan, yânî, ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan, doğrudan doğruya Hz. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. efyûnî efyûn-keş -efzâ Ruh-efzâ Zînet-efzâ efzâ1 efzah efzâr

ehâdîs-i mevzua ehâdîs-i sahîha ehadiyyet ehadiyyet-i rabbâniyye ehadiyyet-ül-ayn ehadiyyet-ül-cem' ehadiyyet-ül-kesret ehadü hümâ ehad-ül-âhâd ehad-ül-uhadeyn ehaff ehaff-i mücâzât ehakk ehâlî

ehâlî-i fazl ehâlîl ehann ehâsin ehâsin-i ahlâk ehass Dünyâ-yi ehass ehass ehass-ı amal ehibbâ ehdâb ,l ehdâb-ı mühtezze ehdâf ehdeb Ehdeliyye ehemm Takdîm-ül ehemm ehemmiyyet ehibbâ' ehil ehille ehl

ehl-i aba ehl-i âhiret ehl-i âlem

Hz. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler. Hz. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. (a.i.) birlik, Allah'ın birliği, (bkz: vahdâniyyet). Allah'ın birliği. 1) görünüş birliği. 2) ıtlakdan, esmadan müstağni olan. 1) birlikte çokluk. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. l) kesretin ehadiyyeti. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. (a.b.i.) ikiden biri. (a.b.s.) teklerin teki; emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-uhadeyn). (a.b.s.) teklerin teki, emsalsiz, eşsiz, (bkz: ehad-ül-âhâd). (a.i. hafif den) 1. daha (en, çok, pek) hafif. cezaların en hafifi. 2. meç. pek şen ve sevimli. (a.s. hakik'den) daha (en, pek) lâyık, müstahak, (bkz: ecder, elyak). (a.i. ehl'in c.) 1. bir memlekette, bir kasabada, bir köyde, bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar, ahâli. 2. halk, umûm. fazilet sahipleri. (a.i. ihlîl'in c.) erkek tenasül âletlerinin delikleri. (a.s.) genizden konuşan [adam], hımhım, (bkz: egann). (a.s. ahsen'in c.) daha (pek, en) güzel olan şeyler. ahlâkın en iyisi, en güzel olan şeyleri. (a.s. hasis'den) 1. daha (en, pek) hasîs, çok pinti. 2. çok, en bayağı [nesne, kimse]. en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. (a.s. hâss'dan) 1. en husûsî. 2. z f. başlıca. dileklerin en husûsîsi, ehass-ı tanıdıkların en başlıcası. 3. farklı, şümullü. (a.i. hüdb'ün c.) kirpikler, (bkz: müjgân). titrek kirpikler. (a.i. hedefin c.) 1. nişan alınan yerler. 2. meramlar, istekler, maksatlar, kasit-ler, gayeler. 3. yüksek şeyler. (a.s.) sık ve uzun kirpikli [adam]. (a.i.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat. (a.s. mühimm'den) daha (en, pek) mühim, çok ehemmiyetli. iki işten en mühimini öne alma. (o.i.) 1. pek mühim olma, değerlilik, önem. 2. dikkat nazarını çekiş. 3. kıymet, değer. (a.s. habîb'in c.) dostlar, sevgililer, tanıdıklar, bildikler, (bkz: ahbâb). (a.s.). (bkz. ehl). (a.i. hilâl'in c.) yeni aylar, hilâl şeklinde olan şeyler. (a.s.c. ehâlî) 1. sahip, mâlik, mutasarrıf olan. 2 maharetli, usta, kabiliyetli, becerikli. 3. bir yerde oturan. 4. kankocadan herbi-ri. (bkz: ehil). Hz. Muhammed ve ailesi. ölüler. insanlar.

ehl-i aruz ehl-i arz ehl-i bâdiye ehl-i bagy ehl-i beyt ehl-i bid'at ehl-i büyûtât ehl-i cehennem ehl-i cehl ehl-i cennet ehl-i cihâd ehl-i dikkat ehl-i dil ehl-i dîvan ehl-i dünyâ ehl-i ehvâ ehl-i emsâr ehl-i hakk ehl-i hakikat ehl-i hâl

ehl-i hârâbat ehl-i hevâ ehl-i hey'et ehl-i hıref ehl-i hibre ehl-i hikmet ehl-i hükümet ehl-i hüner ehl-i ırz, ehl-i iffet ehl-i idrâk ehl-i ilm ehl-i îmân ehl-i irfan ehl-i İslâm ehl-i ittika ehl-i kıble ehl-i kal ehl-i kalem ehl-i kanaat ehl-i kelâm ehl-i kerem ehl-i keyf ehl-i kıyam ehl-i kitâb ehl-i kubur ehl-i mahşer

ed. şiir kurallarından anlayanlar. cin, peri, şeytan. bedeviler, çöl halkı. bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. hâne halkı, familya, aile; Hz. Pey-gamber'in yakın akrabası. islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. ünlü kabilelere mensubolan-lar. cehennemlik, günahkâr. câhiller, bilgisizler. cennetlik olanlar, günahkâr olmayanlar. din uğruna savaşanlar. dikkat sahipleri. gönül adamı, gönül dilinden anlayan [kimse], kalender. dîvan kaleminde çalışanlar. dünyâ adamı, Ahireti düşünmeyen. dinde mezhep ayrılığı yaratan. şehir, kasaba halkı. kendini Tann'ya vermiş kimseler, doğruluk sahipleri, îmânı bütün, doğru kimseler. doğru yol adamı. tarîkatte, tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren, Allah adamı, cezbeye tutulan, vecde gelen kimse. meyhane adamları. haylaz. astronomi ile uğraşanlar. kumaş dokuyan sanatkârlar. bir şeyi çok iyi bilen, bilirkişi, (bkz: ehl-i vukuf). filozoflar. hükümete mensup kimseler, milleti idare edenler. hünerli, sanattan anlayan kimseler. doğru, dürüst, saygıdeğer kimse. düşünce sahipleri, her şeye akıl erdirenler. ilim adamları, âlimler, bilginler. îman etmişler, îman sahipleri, inanmışlar, (bkz: mü'min). irfan sahibi, bilgili. islâm topluluğu. dindar, sofu. Müslüman. ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. yazı işleriyle uğraşan. kanaatkar olan. iyi konuşan. cömert, eli açık. keyfe, eğlenceye düşkün. camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. dört kitaptan birine inanan. ölüler. kıyamet günü dirilecek olanlar.

ehl-i mansıb ehl-i ma'rifet ehl-i merâkib ehl-i muhasebe ehl-i naîm ehl-i namus ehl-i nâr ehl-i nifak ehl-i nücûm ehl-i örf

ehl-i perde ehl-i re'y ehl-i Rum ehl-i sabıka ehl-i safa ehl-i salâh ehl-i salîb ehl-i servet ehl-i suffe

ehl-i sûk ehl-i sülük ehl-i sünnet ehl-i şeka ehl-i şer ehl-i şîa ehl-i şikem ehl-i tahkik ekl-i ta'kîb ehl-i takva ehl-i tarîk ehl-i tasavvuf ehl-i tedbîr ehl-i tertîb ehl-i tevârîh ehl-i tevhîd ehl-i ukubet ehl-i vezâif

ehl-i vukuf ehl-i vücûd

mevki', orun sahibi. kabiliyetli kimseler. bir şeye binerek seyahat edenler. muhasebeci, sayman. cennette bulunacak kimseler. namuslu, doğru insanlar. kötü ruhlu, cehennemlik insanlar. ortaya nifak sokan, ayrılık yaratan kimseler. müneccimler. 1) huk. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı; 2) tar. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat bilginleri (kadılar, şeyhülislâmlar, müderrisler, kazaskerler., gibi). örtülü, peçeli kadın. hâkimlik eden. Osmanlılar. ilk Müslümanlar. kalbi temiz. huk. hâli mestur, namuslu, doğru olan kimse, [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa, ehl-i hayr, ehl-i fazl da denir]. haçlılar, Hristiyanlar. servet sahibi, zengin. Hz. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. çarşı halkı, esnaf. bir mezhebe mensup olan. Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. şakîler, soyguncular, vurguncular. fenalık sahibi. Hz. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. işkembesine düşkün olanlar, sırf boğazını düşünenler, (bkz. erbâb-ı şikem). araştırmacı kimseler. takîbedenler, peşinden gidenler. dîne bağlı kimseler. bir tarîkata mensup [olan], derviş. tasavvufla uğraşan. tedbirli, akıllı, idareci kimse. f ı k. farz olan beş vakit namazı, arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan. tarihçiler. Müslüman. huk. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler, cezaya ehil kimseler. huk. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler, [camiin, imam, müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi]. iyi bilgisi olan, bilirkişi, (bkz: ehl-i hibre). varlık sahipleri, insanlar.

ehl-i zimmet

bir islâm devletine tâbi olan, vergi veren, korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. ehl ü iyâl aile, çoluk çocuk. ehl-ül-farz fık. birinci derecedeki vâris. ehl-ül-kisâ Hz. Muhammed ve ailesi, (bkz: ehl-i beyt). ehlî, ehliyye (a.s. ehl'den) alışık olan, alışmış, alışkın, vahşî olmayan, insandan kaçmayan, adamcıl, (bkz: munis). ehliyyet (a.i.) 1. işe yarar halde bulunuş, bir işi hak edebilecek durumda bulunuş, salâhiyet, yetki. 2. mâhirlik, iktidar, liyâkat kabiliyet, kifayet, mensubiyet, akrabalık. 3. iktidar, liyâkat ve kabiliyet vesikası. 4. kadın adı. ehliyyet-nâme (a.f.b.i.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. ehl-perver (a.f.b.s.) ehlini yetiş tiren, değer sahiplerini koruyan. ehl-ullah (a.b.i.) Tanrı adamı, velî, evliya. ehme (f.s.) 1. noksan, eksik. 2. i. bulunuş. ehnâme (f.i.) 1. aşk ve sevda. 2. kendine çekidüzen verme. ehram (a.i. herem'in c.) 1. Mısır'da eski zamandan kalma, huni biçimindeki büyük binalar, piramit. 2. tepeleri ortak bir noktada bulunan, tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş şekil. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo. düzgün olmayan piramit. ehrâm-ı kaim geo. dik piramit. ehrâm-ı mail geo. eğik piramit. ehrâm-ı muntazama geo. düzgün olan piramit. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. ehrâm-ı nakıs kesik piramit. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. ehrâmen (f.i.) 1. şeytan. 2. dev. (bkz: ehremen, ehrem, ehrime, ehrimen). ehrâmî (a.s.) geo. ehram biçiminde, fr. pyraınidal. ehrâmî kavak bot. piramit kavak. ehred (a.s.) yırtık şey. [üstbaş hakkında]. ehremen (f.i.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı; şeytan, dev. (bkz: ehrâmen, ehren, ehrime, ehrimen). ehren (f.i.)- (bkz. ehrâmen, ehremen, ehrime, ehrimen). ehrime (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrimen). ehrimen (f.i.). (bkz. ehrâmen, ehremen, ehren, ehrime). ehsâ' (a.s.) şaşmış, şaşakalmış olan [kimseler]. ehsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık, delik. ehvâ' (a.i. hevâ'nın c.) arzular, istekler; şehvetler, hevesler, meyiller. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan, arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. ehvâl (a.i. hevl'in c.) korkular, dehşetler. eh var (f.s.) şaşkın, sersem, alık [adam].

ehvec ehvel ehvel-i heyâkil ehven ehven-i şerr ehven-i şerreyn ehveniyyet ehver ehviye ehviye-i lâtife ehyeb ehyef ehzâb eimme eimme-i dîn

eimme-i isnâ-aşer

eimme-i mahallât eimme-i nuhât eimmet-ül-esmâ

einne eizze eizze-i nasârâ ejah ejdef ejder, ejderhâ, ejdehâ ejder-i münakkaş

ejder-dehân ejeh ejgân, ejgehân ejhân ejîr ekabb ekâbir

(a.s.) uzun boylu ahmak [adam]. (a.s. hevl'den) daha (en, pek) korkunç. heykellerin en korkuncu. (a.s.) 1. en zararsız. 2. pek ucuz. 3. daha hafif; kolay, (bkz: rahîs iki şerrin en zararlısı, kolayı. iki şerrin en zararlısı, kolayı. (a.i.) ehvenlik, ucuzluk [zıddı "gala"]. (f.i.) sevgili. (a.i. hevâ'nın c.), (bkz. hevâ). lâtif müzik havalan. (a.s.) daha (en, pek) mehîb, çok heybetli. (a.s.) 1. ince belli, yakışıklı [genç]. 2. çelimli at. (a.i. hizb'in c.) taifeler, kısımlar; bölümler, bölükler; insan kümeleri. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. (a.i. imâm'ın c.), (bkz. imâm). din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden, en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe; Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî; Mâlik bin Enes; Ahmed bin Hanbel]. [Şîîlerde Hz. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam. [Hz.Alî; Hz. Hasan; Hz. Hüseyin; Hz. Zeyn--ülÂbidîn; Hz. Imâm-ı Bakır; Hz. Ca'fer-üs--Sâdık; Hz. Musa Kâzım; Hz. Alî bin Musa; Hz. Muhammed-ün-Nakî; Hz. Aliyy-üt-Taki; Hz. Hasan-Ul-Askerî; Hz. İmâm-ı Mehdî]. mahalle imamları. nahiv (sintaks) âlimleri. "esmâ'mn başı" tas. hay, alîm, münif, kadir, semi', basîr, müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. (a.i. inân'ın c.) dizginler, yularlar. (a.s. azîz'in c.) 1. erenler. 2. muhterem, azîz kimseler. Hıristiyan evliyası. (f.i.) vücutta, en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar, siğil, (bkz: ejeh). (f.i.) kızılcık denilen meyva, alıç. (f.i.) 1. büyük yılan, (bkz: bürsân, su'bân). 2. korkunç ve hayalî bir hayvan. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. nakışlı ejderha; alaca derili büyük yılan. 3. meç. hiddetli, şiddetli, cesur ve merhametsiz [adam], ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. (f.b.s.) (dev ağızlı) meç. ağır toplara verilen bir isim. (f.i.) sivilce, (bkz: ejah). tenbel. (bkz: ejhân). (f-s.) tembel, (bkz: ejgehân). (f.s.) akıllı, uyanık [adam], (a.s.) beli ince olan. (a.s. ekber'in c.) rütbece, görgü ve faziletçe büyük olanlar, devlet ricali, (bkz. büzür-gân).

ekâbir-i şuarâ-yi Arab ekadîh ekahî ekalîm

ekâlîm-i hârre ekalîm-i seb'a ekall l ekall-i murabbaât

ekalliyyet Ekanîm ekanîm-i selâse ekarib ekârim ekâris ekasır ekasî ekasî-i bilâd ekasîm ekâsire ekâsire-i Acem ekatî ekavîl ekavîl-i bâtıla ekavîl-i kâzibe ekâzib ekbâ' ekbâ-yi etrika ekbâ-yı matbah ekbâd İltihâb-ı ekbâd ekber

Arap şâirlerinin en büyükleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kıdh'ın c.) oklar. ("ka" uzun okunur, a.i. uk-huvân'ın c.) papatya çiçekleri. ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) dünyânın mıntıkaları, memleketler, diyarlar. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler, memleketler. sıcak iklimler. yedi iklim. (a.s.) en az, en aşağı, (bkz: akall). mat., astr. en küçük kareler metodu, meşhur riyaziyeci v e fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi, [italyan astronomu Giuseppa Piazzi, seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres, onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu.]. (a.i.). (bkz. akalliyyet). ("ka" uzun okunur, a.i. uknûm'-un c.) asıllar, zatlar, rükünler. Hıristiyanlığın baba, oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. ("ka uzun okunur, a.s. akreb'in c.) yakın akraba, hısımlar. (a.s. ekrem'in c.) en necip, pek âlicenap, çok sahâvetli, cömert ve eliaçık olanlar. (f.i.) bot. yenilen mantar. ("ka" uzun okunur, a.s. akser'in c.) daha (pek, en) kısalar. ("ka" uzun okunur, a.s. aksâ'mın c.) daha (en, pek, çok) uzaklar. en uzak şehirler. ("ka" uzun okunur, a.i. kısm'ın c. olan aksâm'ın c.) 1. (bkz: aksam, kısım). 2. kısmetler, nasipler, paylar. (a.i. kisrâ'nın c.) eski Acem pâdişâhları. Acem hükümdarları. ("ka" uzun okunur, a.i. katî'in c.) koyun sürüleri. ("ka" uzun okunur, a.i. kavl'in c. olan akvâl'in c.) sözler, lakırdılar, kelimeler. bâtıl sözler. yalan, uydurma sözler. (a.s. ükzûbe'nin c.) asılsız, yalan, uydurma sözler. (a.i. kibâ'ın c.) süprüntüler. sokakların süprüntüleri. mutfak süprüntüleri. (a.i. kebed ve kebid'in c.) kebet-ler, karaciğerler, (bkz: kübûd). hek. ciğerlerin iltihaplanması. (a.s. kebîr'den. c. ekâbir) 1. daha (en, pek) büyük.

Cihâd-ı ekber, Gazayı ekber en büyük savaş. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. 2. i. erkek adı. Ekberiyye (a.h.i.) tas. sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. ekber-nâme (a.f.b.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. ekdar (a.i. keder'in c.) 1. kederler, kasavetler, gamlar, tasalar, kaygılar. ekdâr ü âlâm kederler, acılar. 2. bulanıklıklar. ekdâs (a.i. küds'ün c.) hurmalar. ekele (a.s. âkil'in c.) çok yiyenler, yiyiciler, oburlar. ekeme (a.i.) yüksek taşlık tepe, bayır. ekfâ (a.s. küfv'ün c.) eşler, benzerler, denkler, uygunlar, müsaviler, eşitler, muâdiller. ekfâl (a.i. kifl'in c.) 1. nasipler, paylar. 2. zayıflık halleri. 3. kilim parçalan. 4. (kefel'in c.) her şeyin gerileri. ekfân (a.i. kefen'in c.) ölüleri sardıkları bezler. ekhâl (a.i. kühl'ün c.) göze çekilen sürmeler. ekhel (a.s.) çok sürme kullanan; gözü kudretten sürmeli [adam]. ekîd, ekîde (a.s.) te'kidli, kuvvetli, sarih, kat'î, sağlam, muhakkak. Emr-i ekîd kat'î, kesin emir. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli, kat'î tenbihler. ekîden (a.zf.) 1. te'kidli, kuvvetli olarak, muhakkak, sarih ve kat'î olarak. 2. mü-kerreren, tekrar olarak. ekîle (a.s.) yenmiş, yenilmiş [şey, yemek]. ekinne (a.i. kinn'in c.), (bkz. eknân). ekkâf (a.i.) semerci, eğerci. ekkâl (a.s. ekl'den) 1. çok ekleden, yiyen, obur. (bkz: bu'le, ekûl). ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. 2. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara], (bkz: âkile). 3. kim. aşındırma, fr. corrosif. eki (a.i.) bir şey yeme[k], yenilme. eki ü şurb yeme içme. eklef (a.s.) 1. yüzü çilli [adam]. 2. i. koyu renkli arslan. ekmâm (a.i. kümm'ün c.) 1. elbisenin yenleri, kol ağızlan. 2. (kimm'in c.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan, tomurcuklan. ekmen (a.s.) anadan doğma kör. (bkz: darîr). ekmehiyyet (a.i.) ekmehlik, anadan doğma körlük. ekmel (a.s. kâmil'den) 1. daha (en, pek) kâmil, mükemmel ve kusursuz olan, en uygun, en eksiksiz. ekmel-i enbiyâ Hz. Muhammed. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan. 2. i. erkek adı. ekmel-âne (a.zf.) ekmel olana yakışacak surette. ekmeliyyet (a.i.) mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık, eksiksizlik. eknâf (a.i. kenefin c.) canipler, yanlar, nahiyeler, taraflar, sığınacak yerler, evin ortalan, [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. eknân (a.i. kinân'ın c.) l. mahfazalar, perdeler. 2. evler, odalar; çadırlar, (bkz: ekinne). eknûn (f-zf-) şimdi, el'an, hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır].

ekrâd ekreh ekreh-i mahlûkât ekrem ekrem-ül-ekremîn ekrem-ül-ümem ekrem-âne ekremî ekremiyyet eksâ eksâ min-el-basal eksem ekser ekseri ekseriyyâ ekseriyyet ekseriyyet-i ârâ ekseriyyet-i mutlaka eksibe eksibe-i bahriyye eksibe-i berriyye eksiyye ekşem

ektâd ektâf ektâr ektâr ektem ekûl ekûl-âne ekûlî ekvâb ekvâb-ı şerâb ekvâh ekvarn ekvâm-ı büzeyriyye ekvân Hâlik-ı ekvân

(a.i. kürd'ün c.) kürtler. (a.s.) en kerih, çok iğrenç. mahlûklann en iğrenci. (a.s.) 1. daha (en, pek) kerîm; çok şeref sahibi, pek cömert, çok eli açık. 2. i. erkek adı. (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. Hz. Muhammed'in ümmeti. (a.zf.) ekrem olana yakışacak surette, ekremce, ekremcesine, pek cömertlikle, çok elaçıklığıyla. (a.f.s.) ekreme mensup, lütuf ve kerem sahibi olana mensup. (a.i.) ekremlik, ekrem olma. (bkz: ekrem). (a.s.) üstüste pek çok giyinen [adam]. "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden]. (a.s.) büyük karınlı şişman [adam]. (a.s. kesîr'den) en çok, daha ziyâde. (a.f.zf.) eksere mensup, çok defa, çoğu. (a.zf.) çok defa olarak, çok zaman; sık sık. (a.i.) ekser olma hâli, pek çok olma; çokluk; en büyük kısım; yansından çoğu. reylerin oyların çokluğu, hiç olmazsa yandan bir fazlası. bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk), çokluk. (a.i. kesîb'in c.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan. jeol. karasal, kumul. (f.i.) boza. (bkz: ahsuma, nebîz). (a.s.) 1. doğuşunda kusurlu olan, burnu, kulağı kesik veya noksan olan [adam]. 2. i. pars denilen yırtıcı hayvan. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. (a.i.) 1. cemaatler, kalabalıklar, bölükler, takımlar. 2. misâller, örnekler. (a.i. ketif ve kitfin c.) omuzlar; omuz kemikleri, arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. (a.i. keter'in c.) haysiyetler, şerefler; hasepler, nesepler, mertebeler, dereceler. (a.i. kutr'un c.), (bkz. aktar). (a.s.) 1. daha (en, pek) çok sır saklayan. 2. karnı büyük [adam]. (a.s. ekl'den) çok yemek yiyen, obur; pisboğaz, (bkz: bu'le, ekkâl). (a.f.zf.) oburcasına. (a.i.) oburluk. (a.i. kûb'un c.) küpler, büyük su kaplan. şarap küpleri. (a.i. kûh'un c.) kamıştan yapıl-.mış penceresiz kulübeler. (a.i. kûme'nin c.) kümeler, (bkz: küvem). anat. domalan, fr. soredie. (kevn'in c.) varlıklar; âlemler, dünyâlar. dünyâların, varlıklann yaratıcısı, Allah.

ekvar ekvâs ekvâz ekyâl ekyâs ekyes ekzeb el-

ela ela ey! el-aceb el-adlü esâs-ül-mülk el-amân

el-amân-hâh el'ân el-anyâsiyye elâstikî elâstikiyyet el-Avvâ

elbâb Ulül-elbâb el-bâdî azlam el-basîr elbet, elbette elbise elbise-i resmiyye Elbürz elbüz el-câ-i âlâ rütbetihi

el-câsî el-Cebbâr

(a.i. kevr'in c.) 1. devirler, dönmeler. 2. bir şeyi sarmalar. 3. (küvâre'nin c.) an kovanlan. 4. demirci ve kalaycı ocaklan. (a.i. kevs'in c.) yaşmaklar. (a.i. kûz'un c.) kadehler; kâseler; bardaklar. (a.i. keyl'in c.) kileler, hububat ölçüleri, ölçekler. (a.i. kîs'in c.) para keseleri, torbalar. (a.s.) pek kiyâsetli, zekî, zeyrek, maharetli, becerikli [adam]. (a.s.) büyük yalan, pek büyük uydurma. (a.h.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. Arapçadaki terkiplerde, has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi. (bkz: hurûf-i şemsiyye). (a.e.) başlama ve tenbih edatıdır; nazımda ve sözün başında kullanılır; bundan sonra "ey!" nidası gelir. şimdi, bilmiş ol ki! (a.n.) tuhaf, acayip, şaşılacak şey! (a. cü.) adalet mülkün temelidir. (a.e.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman, medet" manasınadır; "bıktım artık, illallah!, usandım, kâfi, yeter, sus" gibi mânâlarda da kullanılır. (a.f.b.s.) el aman dileyen, yaka silken. (a.zf.) şimdi, şimdiki halde; henüz, hâlâ, daha, bu âna kadar, şu anda. (a.i.) bot. iğdegiller. (fr.s.) esnek. (fr.a.i.) esneklik. (a.h.i.) astr. sığırtmaç, semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme, lât. Boötes, fr.Bouvier. (a.i. lübb'Un c.) akıllar; akıllı kimseler. akıl sahipleri. başlayan, yol açan haksızdır. (a.s.) her şeyi gören. [Tanrı adlarından]. (a.zf.) kat'î olarak, mutlaka, behemehal; akıbet, nihayet, eninde sonunda. (a.i. libâs'ın c.) esvaplar, libaslar, [kelime bizde müfret gibi kullanılır], (bkz: câme]. resmî elbise[ler]. (f.h.i.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği. 2. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. 3. s. uzun boylu, yakışıklı kimse. (a.s.) 1. bâlâ, yüce, yüksek. 2. i. Kafkas dağının tepesi. (a. h. i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında, ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. (a.h.i.) astr. Herkül, tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi, lât. Hercules. (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak

yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). Elcezîre (a.h.i.) Mezopotamya, "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı. elcime (a.i. licâm'ın c.) hayvanların ağızlarına takılan gemler. el-cünûnü fünûn (a.dey.) "dîvânelik türlü türlüdür", "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır. eledd (a.s.) hak kabul etmeyen, inatçı [adam], Hasm-ı eledd inatçı düşman. elektrîkî (fr.s.) ; elektrikle ilgili, elektrik niteliğinde. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı, akımı. elektrîkiyyet (fr.a.i.) eletrikleştirme, elektrikleşme. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz. elektromagnetizma. elektrîkiyyet-i sakine fiz. elektrostatik. elektrik-nümâ (fr.f.b.s.) fiz. elektroskop. elem (a.i.c. âlâm); 1. ağrı, acı, sızı, sancı; keder, dert, maddî ve manevî ıztırap. elem-hek. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem. bekleme elemi, sıkıntısı. 2. Fransızca'nın "-algie" sonekini elem-i intizâr karşılar. elem-i asabi bek. sinir ağrısı, fr.nevralgie. elem-i kalb gönül ıztırabı. elem-i mafsal hek., fr. arthralgie... el-emrü emrüküm (a.cü.) emir, sizin emrinizdir; emriniz bâşüstüne. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür. Elemût (f.h.i.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. [elüh (=karakuş), mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. Bu kale, yükseklikte; yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. elem-zede (a.f.b.s.c. elem-zede-gân) eleme uğramış, elemli, kederli, dertli. elem-zede-gân (a.f.b.s. elemzede'-nin c.) elemliler, dertliler, kederliler. eleng (f.i.) 1. sur, duvar, siper. 2. kale ve istihkâm askeri. elest (a.i.) Allah'ın, ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman, insanların yaradılış başlangıcı, [elestü = değil miyim]. elezz (a.s. lezîz'den) daha (en, pek) lezzetli. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf (a.s.c. âlâf, ülûf) bin [sayı], (bkz: hezâr). elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl. elfâf (a.i. lifin c.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar; birbirine dolaşık fidanlar. el-Fâris (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç, lât. Perseus; fr. Persee. el-fâtiha (a.n.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida.

(a.i. lafz'ın c.) kelimeler, sözler. güzel sözler. kaba küfürler. l) birçok anlamı olan kelimeler, 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler, sinonim (synonyme) kelimeler. elfâz-ı mütezâdde gr. zıtanlamlılar. el-firâk (a.i.) ayrılma, ayrılık sözü, esenleşme, (bkz: el-vidâ). elfiyye (a.i.) ed. bin beyitlik kasîde, şiir. el-garaz (a.cü.) "maksadım şu ki; şunu demek isterim ki; gelelim maksada, sözün kısası" mânâlarına kullanılır. el-gaz bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. el-gıbta (a.cü.) gıbta olunur, gıbta ederim. elhâb (a.i. lihb'in c.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar, dar geçitler, (bkz: lihâb, lühûb). el-hâc (a.s.) hacı; islâm dîninin bir îcâbı olarak, usûlüne göre, "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. el-hakk (a.zf.) hakîkaten, doğrusu, doğrusu ya. el-hâl (a.zf.) şimdi, şimdiki halde, hâlâ, henüz. el-hâletü hâzihi (a.zf.) henüz, şimdi, hâlâ, bugün, bugünkü günde, şimdiki zamanda, şimdiye kadar, (bkz: el-yevm). el-hamdulillâhi teâlâ (a. cü.) Allah'a hamdolsun, Allah'a şükür. elhân nağmeler, ezgiler. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. elhân-ı keman kemanın nağmeleri. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri; 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları. el-hased (a.zf.) "hased olunur" mânâsına kullanılır. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. el-hâsıl (a.zf.) hâsılı, netice îtibâ-nyla, sözün kısası, uzatmayalım, kısa söyleyelim, kısacası, (bkz: ve-1-hâsıl). el-Hayye (a.h.i.) astr. Yılan. elhâz (a.i.lâhz'ın c.) göz ucu ile bakışlar. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına, cazibeli, alımlı bakışlar. el-hazer (a.zf.) "sakın, sakınalım, sakınınız," mânâsına kullanılır. el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. el-Hevâ (a.h.i.) astr. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi, lât. Ophiucus. el-hükmü-li-1-galib all (a.cii.) hüküm galibindir, hak kuvvetlinindir, (bkz: el-hükmü limen-galeb). el-hükmü li-llâh (a.cü.) "hüküm Allah'ındır, kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. el-hükmü li-men galeb (a. cü.) hüküm galip gelenindir, (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). el-ıyazü bi-llâh (a.c.) Allah'a sığındık, Allah'a sığınırım, yahut, sığınırız, Allah esirgesin, Allah korusun!... (bkz: maâz-Allah). elibbâ (a.s. lebîb'in c.) akıllı, kâmil, olgun [kimseler]. elif (a. ha.) 1. Arap alfabesinin ilk harfi. 2. i . kadın adı. elfâz elfâz-ı cemile elfâz-ı galize elfâz-ı müştereke

elif-i iklîm elif-i kâfîyân elif-i maksure

yedi iklimin ilki, ekvator. kûfî yazısıyla yazılan elif. bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. f Mustafa, dâva gibi]. elif-i memdûde uzun okunan elif. elîf (a.s. ülfet'den) 1. ülfet olunan, istenilen, alışılan şey. 2. alışmış, alışkın, alışık. (bkz. me'lûf). elifba, elifbe (a.i.) 1. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. bir şeyin başlangıcı. 3. g. s. bir örgü motifi. elifi (a.i.) g. s. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş. el-ihsân bi-t-temâm (a. cü.) bir şey verilince tam verilmeli; bir iyilik edilince tam edilmeli. elîm, elime (a.s. elem'den) çok dert ve keder veren, acıklı; ağrı ve sancıyı hissettiren, sızlatan, pek ağrıtan, acıtan. Azâb-ı elîm çok acı veren azap. el-insâf (a.n.) ; insaf edilsin, insaf edilmeli, insaf edelim. eliyy (a.s.) çok yemin eden [adam]. elîz (f.i.) çifte, tekme; sıçrama. elkâb (a.i. lakab'ın c.) 1. unvanlar, soyadları. 2. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar, [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü; sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü; seraskere devletlü re'fetlü; Mekke şerifine devletlü siyâdetlü; müşirlerle, pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü; saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü; sarıklılara mekrümetlü; fazîletlü; semâhatlü yazılırdı. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a.cü.) kanâat tükenmez bir hazînedir. elken (a.s.) dilinde pek lüknet, tutukluk olan, güçlükle meramını anlatan, peltek.kekeme. El-Keşşaf (a.i.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. el-kıssa (a.zf.) hulâsa, hâsılı, sözün kısası, sözden anlaşıldığına göre. el-Kusvâ (a.h.i.) Hz. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. Ebûbekir'den satın almıştır], (bkz: Kusvâ). elma', elmaî (a.s.) pek zekî, çok anlayışlı [adam]. elmalı, elmahî (a.s.) her gördüğü şeyi tetkike, araştırmaya meraklı [adam]. elmas (yun.i.) 1. bilinen kıymetli taş. 2. s. meç. pek sevgili ve kıymetli. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas. elmâs-pâre (yun.f.b.i.) 1. elmas parçası. 2. meç. çok güzel. elmâs-rîze (yun.f.b.i.) elmas kırıntısı, döküntüsü. elmâs-tırâş (yun.f.b.i.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam, billur, kristal. el-minnetü li-llâh[i] (a.cü.) "Allah'a minnet, minnet ancak Allah için" manasınadır. elsen (a.s.) fasîh, düzgün konuşan. elsine , elsün (a.i. lisân'ın c.) diller, (bkz: lüsn). elsine-i garbiyye batı dilleri. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe, Arapça, Farsça. elsine-i şarkiyye doğu dilleri. eltaf (a.s. latîfden) daha (en, pek) lâtif, güzel, hoş [olan].

i. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler.) 1.) kıça ait. 2.) sancaklar. (bkz: emkine). (a. bot. (a.) elçinin götürdüğü itimatname. kıç ile ilgili. rengârenk. (a.i.i.eltâf elûf elûh elûk el-Ukab elûke el vah elvâh-ı kışr elvan elvâz el-vedâ' el-vida' elviye elviye-i müstakille elviye-i mütemevvice elviye-i selâse elyaf elyak elye elyevî el-yevm elzem elzemiyyet em'â em'â-i galîza em'â-i rakîka emâcid em'âk emâkin (a. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı. (a.s.) daha (en.) göz pınarlan. (a. pek) lâyık.) mahaller. Allah'a emânet olun. yağlı koyun kuyruğu.) düz satıhlar. gereklik.i.) bademler. portreler. levh ve levha'nın c. livâ'nın c. (a. (a.s.h.) 1. (a. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler. tavşancıl.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. (a. son derece lâzım olma. fr. 3. olan "emki-ne'nin c.i. (bkz: half. s. meak ve meûk'un c. yerler. izmit. liber. çeşitler. Samsun. Aquila. (a. şimdiki zamanda. kartal. bugünkü günde.i. el-firâk. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale. çok yakışır. (a. soymuk damar (-demeti). Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur]. (a. lâzım'dan) daha (en. (a. levz ve levze'nin c. Muğla gibi livalar. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam]. kıçı meydana getiren kaba etler.i. iyilikler. (bkz: el-hâletü hâzihi). dalgalanan bayraklar. fr. (a. tablolar.s. mekân'ın c.) bugün. (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars. henüz.) elzemlik.) yemin. el-vedâ'). 2. lât. (bkz: ecder. 2. şu anda. (bkz.) iyi muameleler. emced'in c. Artvin. [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp. 2. l'Aigle. (a. (a. mevzîler. (a.i. levn'in c.i. liyakatli. Ardahan.). iyilikseverlikler. (a. (bkz: liva).zf.) ülfeti çok.i.) bağırsaklar. . karakuş.) 1. (a. bayraklar. ince bağırsaklar. okşamalar. miâ'nın c. renkler. lütfün c.i.cü. lîfin c.i. şimdi.s. büyükelçi. yanaklar. kalın bağırsaklar.i. astr. iplik biçimindeki şeyler.i. nezâketler. (a. kasem). lüzumlu.) 1. hâlâ. (a.) sefir. ehakk). ağacın odun kısmındaki lifler. [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır]. mevkiler. esen kalın! (bkz: el--firâk). pek) lâzım. (a.i.i. Antalya. and. Kartal burcu.s.) Allah'a ısmarladık. alacalı.

karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman.) arzular. ümniyye'nin c.i. huk. maksatlar. (a. eserler. meramlar. husûsî. fidanlar. (a.) 1. eser. ["geliniz!" denilmesi gibi]. imlîs ve imlîse'nin c.s. deliller. huk.i. nişanlar. (a. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup. belirti. özel maksatlar.i. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur].) emanetçilik.i. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet. buna riâyet olunur. (a. rüsumat emâneti = vergi emâneti.) uzun yapraklı otlar. ummalar. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki. şikâyet. yardım isteme. beylik. gibi.i.zf. Sakal-ı Şerif.i. huk. gayeler. (a. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. (a. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer.i. . emred'in c. huk.) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar.f. bu bir müsâlaha" demektir. 2 . emr'den) 1. emânet'in c.i. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu. huk. (a. aman diyen.) 1. iyilik alâmeti.) 1.) kendisine emânet edilen. i.b. sulh yapma.).f.s.i. niyetler. emeller. emâre'nin c. emârât) alâmet..). huk. eminlik. b. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir. (bkz: emânât-ı mukaddese). "Hırka-i Saadet.) aman dileyen. emsel'in c. sözle verilen eman gibidir. ipucu. en çok benzeyenler. 4. nişan.) otsuz ve susuz sahralar.) . "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman. mezîr'in c.i.) bıyıklan terlememiş gençler. ümlûc'ün c. bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki. (a.b.i. korkusuzluk. emirlik. iyi alâmetler. akranlar. gibi]. emir'in hâli ve sıfatı. kanunî ve fiilî himaye.b.c. (a. emniyet edilen kimseye bırakılan şey.f.s.i. (a. (a. (a.. itibarlı kimseler.. pîş). emanetçi. emânât) 1. alâmetler. (a. 2.) emânet olarak.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk. emânet suretiyle. emânetler.i. (a. (a. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki. arzular. eşler. 2. (bkz. istekler. 2. millet. çöller. (a. (a. rica. aman dileme. huk. 2. (a. eşya veya kimse. c.emâkin-i mukaddese emâlîc emâlîs emâm emân emân hakkı eınân bi-1-kinâye emân bi-1-kitâbe emân-ı âmin emân-ı hâss emân-ı muvakkat emân-ı müebbed emân-ı sarîh emânât emânât-ı mukaddese emânât-ı şerife emânet emânet-dâr emânet-dârî emaneten emân-hâh emânî emânî-yi mahsûsa emânet-ullah emârât emârât-ı hasene emare emâre-i hasene emaret emârid enıâsil emâzir kutsal yerler. prenslik. aman isteyen. 3. emânı. kuddâm.

bir çeşit ot. korkusuz [yer]. (a.) koyunlarda meydana gelen uyuzluk.s. Cebrail. (a.i. emniyet sahibi.i. ömürlerin en uzunu. hırs-ı nukûd). arzu. Hz. (a. emâcid) 1. (a. c. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz]. 2. (a. kadın adı.s. Emevî devleti. kadına verilecek. çok sürekli. (a.i. (bkz.) 1.i.) mehiller. bir kavmin. mecîd'in c. at yavruları. aynlma hâlinde. nihayet. ümenâ) 1. medd'den) daha (en.emcâd emced Cedd-i emced emced-i emâcid emed emedd emedd-i a'mâr emek-dâr emel Tûl-i emel emerr emerr-i edviye emess Emeviyye emhak emhâl emhâr emhâr-ı zevcât emhâr emîhe emîme emîn Fetva emîni Sandık emîni Şehr-emîni Yed-i emîn emîn-i cev emîn-i rahmet Emîn-i vahy Emîn-i vahy-ullah emîne emir emîr emîr-i âb-hayvân (a. erkek adı.) islâm arasında kurulan ilk devlet.) son. emr'den. (a. 3. (a. kuruntular. çok şeref. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar. şey]. saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur. (bkz: hırs-ı câh.s. 2. (a. eski ve sâdık hizmetçi.b. (a.f. mehl'in c. pek) mecid. erkek adı. amal) ümit. (a. hırs. (a. bir şehrin başı. evâmir).s. birine emniyet eden. Hz. ilk islâm hükümeti.h. . Muhammed. pek) medîd. mühr'ün c. çok ulu ata. mecîd'den.c.) bir işte emeği çok geçmiş olan. umma. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler. uzun. şereflilerin şereflisi. tamah.) taylar.i. büyük bir hanedana mensup kimse. Muhammed. dokunan.c.) 1. emniyetli. ilâçlann en acısı. i. 4. veznedar. ümerâ) 1. Hızır. c. haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. demirci çekici.) şeref. güvenen. (a.i.) donuk beyaz. Hz. (a. Şeh-remânetinin reisi.c. beği. en çok temas eden. vâdeler. (t.s. zamanlar. i.s. daha (en.) daha (en. (a.i. kendisine güvenilen [kimse. Muhammed'-in lâkabı.) nikâh bedelleri. şüphe etmeyen.i. [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur.s. i. insan ömrünün yetmeyeceği hülyalar. 2. emr).i. mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse.s. mühletler. ["emîn" kelimesinin müennesi]. (bkz: mihâr). 2. zevcelerin nikâh bedelleri. onur ve haysiyet sahibi olanlar.) pek fazla messeden. pek) acı. hırs-ı pîrî. 2.i. (a.i. (a. korkusuz. mehr'in c. onur ve haysiyet sahibi olan. (bkz: emîn).

(adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti. (bkz: ıneh-mâ emken).b.i. (a.) tuzlar. (Müslümanların emîri).) mahaller. mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse. tarla. son derece güzel. amiral. evler. (a. (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse. buyrultu. mü'minlerin emîri. Muhammed'in halîfesi.b. (pâdişâh).i.) sancak emîri.) emîrcesine. [bu unvan ilk evvel Hz. melîh'den) en melâhatli.i. ahır beyi.i. mevkiler. (bkz: emîr-ül-mâ'). yerler. pek melîh. Hz. Hacılar emîri. yeni evler.f.i.) kadın emîr. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. haneler. (Arabın en güzeli) Hz.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer. (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. serasker. (a. deniz tuzları. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli bulunan zat. milk ve mülk'ün c.zf. bölükler. Muhammed. (bkz: emâkin). (a.emîr-i cân-dâr emîn-i çeşnigîr emîr-i dâd emîr-i devât emîr-i meclis emîr-i Mekke emîr-i nahl emîr-i silâh emîr-i şikâr emîr-ül-alem emîr-ül-bahr emîr-ül-ceyş emîr-ül-Hâcc emîr-ül-mâ' emîr-ül-mü'minîn emîr-i zünbûrân emîr-ül-müslimîn emîr-ül-ümerâ' emîr-âhûr emîr-âne emîre emir-nâme emir-nâme-i sâmî emîr-zâde emken emkiııe cmkine-i cedide emlâ' emlah Eınlah-ül-Arab emlâh enılâh-ı bahriyye emlâk muhafız kumandanı. [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı. kalabalıklar. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk. milh'in c.) amiral.f.b. (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar. emîr-ül-mü'minîn). serdar. (a. ahır müdürü.) imrahur. (a.s.b.f. (bkz. Ali'nin lâkabı.) kumandanın oğlu. ferman). Ömer'e verilmiştir]. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. Mekke emîri.b. (a. arıbeyi.i. (a. mekân'ın c.i. (a. zool. bağ. (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı. Istabl nâzın. Hz. melâ'ın c.e. emîr olana yakışacak surette. başkumandan .i.) emir kâğıdı.) cemâatler. Hz. . Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse. (a. (bkz: emr-nâme.) ev. (a. (a. (a.i. âmirden me'mura yazılan kâğıt. (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının. çeşnigir başı.i.

[bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir].garîb emr. emâlis) düz. eminlik. evâmir) 1. korkusuzluk.i.i'tibârî görünüşte olan iş. el konulmuş mallar. 2.hakk emr. gr.hâzır emr.i. körpe ve nâzik (vücut veya dal).) emniyet. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım]. apaçık. emredici. aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse]. "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem. âsûdegî). günah ve suç işlemede]. güvenlik. önemli iş. vakıa. iş buyurma. (a. jeol. tuhaf şey. polis teşkilâtı. millî mallar. (a. (bkz: asayiş). (bkz: i'timâd). cilâlı. gr. tam bir güvenlik. düz taş. kamusal güven. büyük. en. özü. beylik malları.c. halk güvenliği. bağışlanmış mallar. insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. (a. 3. gerçekleştirmesi imkânsız olan emir.emlâk-i emîriyye emlâk-i hâssa emlâk-i hümâyûn emlâk-i mazbuta emlâk-i mevkufe emlâk-i milliyye emlâk-i mîriyye emled emles Hacer-i emles emmâre Nefs-i emmâre emn emn ü asayiş emn ü emân emnâ' Emn-âbâd emniyye emniyyet emniyyet-i âmme emniyyet-i umûmiyye emniyyet-i tâmme Emniyeti su'-i isti'mâl emniyyet-bahş emr Evvel-i emr Nefs-ül-emr emr bi-1-ma'rûf emr-i âlî emr.i. [tas. şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi. 2. meldâ]. (bkz: emir).s. buyruk. hâdise. (a. korkusuzluk.f. iş. . (bkz: asayiş. emr. kollama [askerlikte].) güven veren. genel polis teşkilâtı. 4. şey. (bkz: emlâk-i hümâyûn).b. (a. pâdişâh mallan. vakfedilmiş. en) sarp. inanma. (a.s. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. korkusuzluk. metin. güvenme.b. husus. pürüzsüz. (a.kavlî emr-i kün emr-i ma'ruf emr-i muhal emr-i mübîn (bkz: emlâk-i mîriyye). güvenlik.s. [Ben gizli bir hazîne idim. cebreden [şehvani hallerde. güveni kötüye kullanma. 1. "ol!" emri.gaib emr. genel güvenlik. bu işin aslı.) daha (pek. emr'den) emreden.s.ilâhî emr.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı. çok.azim emr. 2. (o.f. [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. en başta.s. [müennesi .) (daha. pek çok) genç. üçüncü şahsa verilen emir. ikinci şahsa verilen emir. (a. c. (Allah'ın emri) ölüm. buyrultu. devlete ait mallar.i. korkusuzluk. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. (a. Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan.) eminlik. eminlik. meydanda durum. ilk iş olarak. eminlik ve rahatlık. [ağızdan veya yazı ile]. rahatlık. (Allah'ın emri) ölüm.i. pürüzsüz.) 1.

numuneler.s.venüs hastalıkları. hikâyeler. 4. emsal (a. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname.) emre ait.) büyük şehirler. . emirle ilgili. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. emsal (a. kasabalar.) armut. emrân (a.i. öldürücü hastalıklar. benzerler. (bkz: ermûd). emrâz-ı intâniyye hek. atasözleri. emsali misillû aynı biçimde. hastalıklar. mat.s. hayvan derileri. fr. contagieuses. emr ü ferman buyruk ve ferman. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. sidik yolu hastalıkları. eşler. jeod. emir kipi. frengi ve bel soğukluğu gibi. atalar sözü. açısal 'katsayı. Süleyman'ın vecî-zeleri. emrâz-ı ayniyye hek. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. refraction. emrâz-ı asabiyye hek. fr.f. emsâl-i Süleyman Hz. Şâbb-ı emred tüysüz genç. emriyye (a. misl'in c. emrâz-ı efrenciyye hek. örnekler. emr-nâme (a. mern'in c. emsâr (a. misâller. akıl hastalıkları. emrâz-ı mühiike hek.i.) 1.f. sinir hastalıkları. emr-i tabîî tabîîiş.s. ateşli hastalıklar. eş.) armut biçiminde olan. emrâz-ı zühreviyye biy.). maraz'ın c. emrâz-ı nisâiyye hek. memleketler. misl'den) pek müşabih olan. ferman). mikroplu. emrûdî (f-s. emsâl-i inkisar astr. emraz j. frengi ve benzeri hastalıkları.) kürkler. emir eri. salgın hastalıklar. katsayı. fr.i. 3.) kıssalar. destanlar.i. emr-i vâki' beklenmedik emir. benzeri durumlarda olduğu gibi.) emir götüren. 2. kadın hastalıkları. dış hastalıkları.b. emsâl-i kesîre bol örnekler. göz hastalıkları. emrâz-ı müstevliyye hek.i. emsâr ü bilâd büyük şehirler. bulaşıcı hastalıklar. kaç misli alınacağını bildiren sayı. benzer. emsel (a. Durûb-ı emsal darbımeseller.i. mesel'in c. emrûd (f. deri hastalıkları. çok benzeyen. iç hastalıkları. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er.. emred (a.b.l (a. emir alan. emrî.emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri.c. emir--nâme. emr-ber (a. kıl bulunmayan genç. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy. mısr'ın c. cilt. beldeler. emr-i nıüşkil zor iş. emrâz-ı hâriciyye hek.i. emrâz-ı cildiyye hek. (bkz. Sîga-i emriyye emir sîgası.) illetler. emrâz-ı bevliyye hek. epidemiques. emsâl-i zâviyeviyye mat. emrâz-ı sâriyye hek.i. emrâz-ı akliyye hek.i-. emrâz-ı dâhiliyye hek.

2. mal) gibi şeyler]. Devlet. (bkz: miyâh). çok dayanıklı.i. nehy-i gaib.) sular. akşam vakitleri. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar. mesâ'ın c. cahd-ı mutlak. misâl'in c. metâ'ın c. çeşitli mallar. eko. emr-i gaib. ism-i mef'ûl.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler. ev. terkedilmiş. (a.i.) dalgalar. nefy-i mâzî. para çantası. gümüş. ism-i mensûb.i. (a. ganimet mallar. zulüm dalgası. gibi birer misâlle gösterilen şekli]. emyân emyâh emyâl emyâl-i bahriyye emyûs emzâ (a. emr-i hâzır. (a. mâl'in c. nefy-i hâl. 2.) taraklar ayağın üzerindeki ufak kemikler].i.) ölüler.) sular. hediye gibi şeyler dağıtma. (bkz: hemyân). ism-i mekân. (a.) 1. kamuya ait mallar. 3. (a. binâ-i merre. masdar-ı mîmî.. taşınabilen mallar. ölülerin gömülmesi. 2. (a. [dükkân. bırakılmış mallar. [emlâk. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. (f-i-) Para kesesi. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. (a. hükmü çok yürüyen. masdar. çok te'sirli olan. vilâyet ve belediyelere ait mallar. (a. mevâşî (davar.i. ölülere can verme. yabancı memleket mallan.) yağmurlar. mâ'ın c.i. muhâtab ve gaib şekilleri. yağmur bulutlan. gr. mallar. mîl'in c. mevc'in c.s. olan miyâh'ın c. (a.) mülkler. cahd-ı mustağrak. (a. gibi].) tuz taşı.i. a.i. [altın. denizin dalgalan. nehy-i hâzır. muzârî. meyyit'in c. masa. [çakı. tesniye cemi hallerindeki mütekellim. (bkz: mîl). gibi]. para ile alınan şeyler. mübalağa ile fail. saklanması mümkün olmayan mallar.i. ekinler.i.) akşamlar.emsile emsile-i muhtelife emsiye emşâ muşt-ül-kadem emtâr Sahâib-i emtâr emtâr-ı kesîre emten emtia emtia-i ecnebiyye emtia-i gûnâ-gûn emtia-i ticâriyye emvâc emvâc-ı bahr emvâc-ı kahr emvâh emval Bezl-i emval emvâl-i âdiyye emvâl-i âmme emvâl-i bâtına emvâl-i emîriyye emvâl-i eytâm emvâl-i ganâim emvâl-i gayr-ı menkule emvâl-i menkule emvâl-i metruke emvâl-i umûmiyye emvâl-i zahire emvât Defn--i emvât İhyâ-yi emvât emyâ. numuneler. matar'ın c. bol yağmurlar.) pek metin. deniz milleri. gibi]. muşt ve mışt'ın c. devlet mallan. ism-i fail.i. kumaşlar. (a. eko. (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. tüccar mallan. sahipleri bilinmeyen mallar. mâ'ın c. ism-i tafdîl. taşınmaz mallar. saklanması mümkün olan mallar. kınlmamış büyük tuz parçalan.. (a. para. para ve eşya gibi beylik mallar. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi.i. satılacak şeyler. yetimlerin mallan. ağaçlardaki meyva-lar. örnekler. tarla. kanepe.) 1.) 1. . kat'î. (a.s. ism-i zeman. z f.

i. eşsiz.) yerden çıkanlan otun kökü.s. Yuhanna]. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.e. (bkz: şerîk). (f. yiyecek çantası. 2. (f. (a. Luka. (f. i. . borular. hisar. (f.i. 2. nibr'in c. halk arasında.i. anbar. Hz. hazım (sindirim) boruları. (a. (a.) inbikler. (a. ortaklık. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır]. kuma.emzice emzice-i muhtelife -en enâbîb enâbîb-i gırbâliyye enâbîb-i hazmiyye enâbîk enâbîş enâcîl enâcîl-i erbaa enâdîd enâfis enâfis-i âsâr-ı edebiyye enâhîd enâiyyet enam Beynel-enâm Rabb-ül-enâm Seyyid-ül-enâm en'âm enâmil enâniyyet enâr enâr-Allahü kabrehû enbâ enbâg enbâhûn enbân.i. (f. kalbur damarlan. Markus. sağlam.) anbarlar. (halkın ulu'su) Hz. nebez'in c.i.i. inbik'in c. 2 . enfes'in c. (a. (a. sığır ve. 4.) 1. kamış gibi içi boş olan fen âletleri.) 1. s. dağarcık denilen deri çanta. şeriki olmayan. (f.i.) tabîatler.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden.) parmak uçları. huylar.i. gibi. (a. insanlar. takma adlar. (a. na'm'ın c. yıkılmış.i. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir]. (a. 3. anat. edebî eserlerin en nefisleri. ufak heybe.(bkz.) küçük dağarcık.cü. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ. heybe.s. (f. i.s. enbâne enbânçe enbâr enbâr Der-enbâr etmek enbârde enbâşte enbâz Bî-enbâz enbâz enbâzî (a. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı.i. türlü tabiatlar. (bkz: enâiyyet. dolu. (a. Muhammed. şeriklik.i. 2.i. (a. eneiyyet. hakîkaten. mizâc'ın c. at. huylar.s.i..) lâkaplar.) perişan. incil'in c. koyun gibi hayvanlar.) 1. (bkz: nâhîd). muhtelif. hayvan gibi kimseler.) ortak. (a. (f.i.) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek. (a. tahkîm edilmiş yer. kale.) doldurulmuş. inâyeten. yığın. eş. i.) peygamberler. soyadları. deve. dağınık şeyler. anbara koymak. perakende. gübre. tıkanmış.i.) en nefis olan şeyler.) kendini beğenme. enâ-niyyet).) ortak kadın. teslim etmek. (a. küme.s. en değerlileri. bütün mahlûkların Tanrısı.i. çanta.) nar [meyva]. enmele'nin c. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp.). (bkz: rümmân). meşrepler. halk.) Zühre (Venüs) gezegeni. bencilik. nebî'nin c. (a. (bkz: enbûşe).) boğum boğum olan şeyler.i. (f. eneiyyet). yaratılmış olan canlılar.) inciller. ünbûbe'nin c.i.) 1.) 1. 2. bütün mahlûklar. (a.

dolap beygiri. kalın.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde. nücebâ). koku. (a.).) armut. 1. (a. (a.s.) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva. (f. (bkz: âhir-ül-emr). işkembe. ağaç kökleri. hek. çekirdeği büyük. (f. (a. ödağacı. toprak [insanın asıl maddesi olduğu için]. kalabalık asker. başka. tane tane. kurdeşen. fercâm). 2. 3.b.) incir. yüce yerler. ocak.) nihayet.) koyulaşmış. [Anadolu'da "eğsi. uyuşmuş [nesne]. meclis. (f.) asıl. döşek.f. (bkz. eksi.i. çokluk.) koklama. ulu. (f. (bkz: resul).i. (f. (a. (f.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. duvarın yıkılıp dökülmesi. necd'in c. miskin. ürtiker.) bot." gibi karşılıkları vardır]. (a. (f. hamından turşu yapılan. anat.i.) biy. izdiham).) 1. yalvaçlar. 2. encîre encûc encûg (f.i. (f.) son bulan. 2.i. (bkz: tîn). i. (a.) inbik. ["encîden" mastarından]. (f. (bkz: encûc).i. i. katılaşmış. çok. i. patates gibi yerden çıkarılan şeyler.s. (bkz: enâbîş). (a. 4. (a. hatmi çiçeği.) 1. nebî'nin c.b.i.) 1. (f.i.s. 2. ufak ufak.i. biten.i.i. (bkz: ünbûbî).) 1.i. yüce peygamberler.) minder. (bkz: encüre).s. (f. devşiril-miş. 4. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç.s. (bkz: encûg). yonga gibi şeyler. talaş. necîb'in c. (bkz: emrûd). yer elması.s.s. (f. (bkz: ünbûbe-I (a.) ödağacı. (a. 1. necâib.) bot. (f. ısırgan otu. 5. (f. (bkz: ünbûbe). son.i. (bkz: akıbet. enbüh enbele enberût enbeste enbeste-dem enbîk enbîr enbîre enbiyâ enbiyâ-yi kibar enbûb enbûbe enbûbe-i bevliyye enbûbe-i gırbâliyye enbûbî enbûde enbûh Leşker-i enbûh enbûşe enbûy enbûzen enbûzen-i inşân enbür enbüre encâb encâd encam encâm-ı kâr encâm-pezîr encâs encel encer encere encidân encîn encîr.) yüksek yerler. gayretsiz [kimse].) tenbel. 2.i. (bkz: ünbûbe-i bevliyye). (f-i.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler.). anat. endâyiş-ger). (f. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl]. (f. eğsiran v. (bkz: cemâat. 3. 2. kıyma kıyma. (f. .) bot.zf. tüyü dökülmüş [şey.i.i.i.enbeh. (a.) gemi direği.b. demir hindi. dere.) istif edilmiş.i. madde. (bkz: lenger). işin sonu. döşeme. çalı çırpı.) Hint hurması. kalabalık. necs'in c.) bot. sıvacı. yoğun.i. (f. (bkz.i. en çok deve.) yaş ve kuru çamur. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. meyvasınm kabuğu kalın. i. i.i.s. i.s. hayvan].) pislikler.

(a. şikâyet. ser-güzeşt).s. (f.i. atıcı. takdir. benzerler ve zıtlar. nadad'ın c. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. (bkz: encîn). enzâd).i.s. siyâsî encümen.) cemiyet. hek. 2.b.b. öğüt. politika kulübü. atma. (f. (bkz: kevâkib. er. nasihat. silâh atan. (f. deniz ısırganları. (f.i. şûra. derece. atılmış. komisyon.i. (f. (f.s. (f. 2. tahmîn.) daha (en. 3. necm'in c.) sıvama. (f.) 1. altmış santimetrelik bir ölçü. (a. parça parça.f. (a. nazîrler.i. nidd'in c. 3. (a.) bedene uygun. cihan içinde cihan. (f.s.) 1.) 1.) yıldız saçan. az. (a.i.i.) 1. atılma.i. 2. yaldızcı..zf. [encûhîden ve encûgîden mastarından]. yaşı küçük çocuk. cel (a. ısırgan otu. silâh atma. sıvacı malası.) sıvacı. benzeyenler. insanın âzası. mektup.i. akademi. sitâre-gân). encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâmî endâr endâve. eşler. mahcup. (bkz.) 1. cisim.) şebnemler. muhasebeci (sayman).) meclis.) vücut. nücûm. boşaltma. bot. (f. 2.) . zool.) hikâye.i. solmuş. atış. buruşmuş (meyva).) yaşı küçük. boğum boğum.) misiller. atmış. (a. nâdir'den) "-de. boy göstermek. unutma köşesine atılmış.encûh.) ısırgan otu.i. . (a.) 1.) hararet kabarcıkları.zf.i.i.i.) den.b. (f. (bkz: vakıa. mühendis.b. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze endâze-gîr endâze-hâne end-bend Saz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez (f-i-) lkıvrım.b. 2. (f. biçim. düzgün endam. (f. boy bos. çok seyrek ve az bulunan. bir tarafa bırakılmış. matematikçi.b. nefer. ısırgangiller.). 2.) yıldızlar. (f. yaldızlama. s. (f. zorluk içinde zorluk. isilik. azıcık.s. mertebe. (f. takım. (f. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. (bkz: encere. pek) nâdir. utanmış. 4.s. nedâ'nın c. vasiyet.i.i. (f. 2.i. 2. beden. baştan geçen şey. yaşı küçük. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı.) 1.i.i. gibi. eşbâh. ölçek. unutulup gitmiş.i. çalgı çalan.) geçmiş sıkıntıları hatırlama.s.) 1. çiyler. ok atan.) bot. (bkz.) 1. içinde". (a. (f. nazâir).i. 2. okuyucu. biçimli elbise. 2. (a. boy. meclis. (bkz: endiye). düzgün beden. (f.

b. i. ısırgan otu. 3.b. kıvrım. komisyon. (f. sıvama.) şebnemler. (f.) cemiyet.i. (bkz: encere. hek. atış. atma. silâh atan. (bkz: encûc). (bkz: encîn (f. halat. 1.s. bot.i.) 1. akademi. bir şeyin iç tarafı. çiyler. (a. ser-güzeşt). (f. endâye endâyiş endâyiş-ger endâz Silâh-endâz Tîr-endâz endaze (a. atmış. 2. benzerler ve zıtlar. (bkz: encüre). boy bos. insanın âzası. encîre encûc encûg encûh. (a. nücûm. harem dâiresi. (f. 2. cemiyet yeri. tane tane. 2.i. (a. boy göstermek.) bot. ok atan. içyüz.) 1.i. ölçek. vücuttaki kaşıntılı döküntüler.) 1.i.) bot.i. (f. ocak. isilik. 2.i. ısırgan otu. biçim. 2. (f. (a. silâh atma.i. sıvacı. nazâir).) 1. kıyma kıyma. (bkz: encûg). (f. takdir.i.) hikâye. sıvacı malası.i.) misiller. (bkz.) kalın ip.) incir.) vücut. endûc enderûn encâs encel encer encere encidân encîn encîr.) meclis. zool. (bkz: lenger). vakıa.) bot. (a. temriye denilen cilt hastalığı.i. (f.i. ["encîden" mastarından].enderi enderûb. şûra. mertebe. ufak ufak. nidd'in c.) ısırgan otu. meclis.i. (bkz: endiye). boy. (f. (a. (a. (a. 2. nadad'ın c. beden.i. (f. 2. (a. (f. nazîrler.) 1. necs'in c. atılma. (bkz: kevâkib. solmuş. tahmîn. cisim. takım.i. ürtiker. (f. (f.zf.) bot. endûb. yaldızlama.) gemi direği. enzâd). 3.) ödağacı. (bkz. bir tarafa bırakılmış. encûg encüm encümen encümen-i dâniş encümen-i siyâsî encümen-gâh encüm-feşân encür encüre encürî encüriyye encüriyye-i bahrî endâ' endâd endâd ü ezdâd endâd endâht endâhte endâhte-i kûşe-i nisyân endam Arz-ı endam etmek endâm-ı mevzun endâr endâve. boşaltma. dâhili. kalb. unutma köşesine atılmış. 2. (a.i.i. baştan geçen şey. (bkz: endâyiş-ger). (bkz. nedâ'nın c. buruşmuş (meyva).) . 4. politika kulübü. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı.i.s.) atılmış. 2. atıcı.i.s. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından]. (f.) sıvacı. hatmi çiçeği.). ısırgangiller.) hararet kabarcıkları. (f. [evvel (a.i. .i.i.i. eşbâh. ödağacı.) yıldız saçan. şikâyet. düzgün beden. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. necm'in c. derece. yaldızcı.i. altmış santimetrelik bir ölçü.f.b.) 1. 2. (f. benzeyenler. kurdeşen.) 1.i. sitâre-gân).) pislikler.) 1. siyâsî encümen. (f.) yıldızlar. (f. (f. düzgün endam.i. hek.s. er.s.b. eşler.) hek.i. deniz ısırganları.) 1. (a. s. nefer. unutulup gitmiş.

s. (f. (f. utanmış. cihan içinde cihan. 2.) 1. (bkz: endûh-gîn. sıvamak. (f. yarının düşüncesi. Ula etmek. yaşı küçük. yaşı küçük çocuk. endüh endûh-i bî-pâyân endûh-fersâ endûh-gîn endûh-güsâr endûh-nâk. (f. pek) nâdir. (f.s.zf. harem dâiresi. keder. saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât. (f.s. 2.s.) kederi.b.) hek. (f-b. öğüt.i. 2.b. azıcık.s. sıkıntıyı gideren. (bkz: endâ'). .b. (f. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. iç ve dış. geçim sıkıntısı.i. 2.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. halat. (f. sonunu düşünüş.s. merak. nâdir'den) "-de.) şebnemler.i. tasalı. keder gideren.i. (bkz: endûh-nâk.) endişeli. (f.i. bir şeyin iç tarafı. endûb.zf. içyüz.b. parça parça.i. zorluk içinde zorluk. gamlı. kaygı. altın sıva. temriye denilen cilt hastalığı. uzağı düşünen. matematikçi. (a. sonsuz keder.s.) Farsça partisip eki çalgı çalan.e. . (a. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray]. kederli. gamı. sonunu düşünen. ölçülü davranan. endüh-gîn). nasihat. (f. (f. gibi.) gamlı. vasiyet. sıkıntı. boğum boğum. nedâ'nın c.b. (f. korku.) düşünce. derin. 2. fena düşünen. (f.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir.) sürmek. mühendis.i. düşünceli.b. görüş. kalb.i. kederli. geçim derdi. sıkıntılı. yaldızlı.) gam. mahcup. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır].) kederli. çiyler. sıkıntılı. şüphe. (f. gam. "sıva" manasınadır.s.i.b. okuyucu. endüh-nâk). içinde".) daha (en.endâze-gîr endâze-hâne end-bend ende Sâz-ende Hân-ende endek Tıfl-ı endek endek-sâl endeme ender ender Cehân-ender cehân Müşkil-ender müşkil enderez enderi enderûb.) 1. muhasebeci (*sayman).) düşünen. dâhili. çok seyrek ve az bulunan.) yaşı küçük.i.) düşünceli.) 1. (f. tasalı.b. 3. vesvese.) 1. (f.) kalın ip. endüh-nâk (f. kaygı.) gam. tasa. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva". her şeyi evvelden düşünüş. (a. (f. 3. endûc Enderûn enderûn-i hümâyûn enderûn ü bî-rûn endîş Âkıbet-endîş Bed-endîş Dûr-endîş endîşe endîşe-i ferda endîşe-i maişet endîşe-kâr endîşî Akıbet-endîşî Dûr-endîşî endîş-nâk endiye endûd Zer-endûd endûh. tedbirli. az.s. üzüntü.i.) den.i. üzüntü. mektup.) 1.b.s. (f. keder. (f. (f.

kalabalıklar. fr. yaşayanlar. kendini beğenmişlik. topluluk.) vakit. kazanılmış. (f. savaş yeri. uç. . sanma.) burun. hayat sahipleri. (bkz: asel).) fels. burnunu kırma. (f.i.) 1.) bencilik. taslak. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan. mevsim. kibirli. XV. ödenmiş. (f.cü. fr.) 1.i. (a.) ruhlar. çok değerli ve lezzetli [olan]. (a. ölüleri dirilten nefesleri.s. 2. (a. efsâne. düşünülmüş şeye nispetle düşünene. yemeklerin en lezzetlisi. toplanma yeri.s. oyuncular derneği. 3. (a.) nefiste meydana gelen. [uydurma kelimedir].) buruna mensup. koca burunlu. nefs'in c.s.i.endûhte Hik-met-endûz Tarâb-endûz ene eneiyye eneiyyet ene-l-hakk enf Ebü-1-enf Kesr-i enf enfa' enfâl enfâr enfas enfâs-ı hayriyye enfâs-ı ma'dûde enfâs-ı Mesîh enfes enfes-i asar enfes-i et'ime Enfes-ül-cevâhir enfî enfiyye enfüs enfüs ü âfâk enfüsî enfüsiyye engânı engâme engâr engare engâz engebîn (f. solipsisme.) 1. ganimetler. biriktirilmiş.i. ahenk kazanan. burun otu. (a. 2.s. (a.) fels.) cemâatler.i. canlar.i. hayırlı nefesler. şüphelenme. zan.i. 2. (bkz.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet. subjectif. en değerlisi. kibrini kırma.) 1.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu. 5. sayılı nefesler. (a. soluklar. (bkz: nefir). (a.i. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H. ferdî zihne ait bulunan. nefîs'den) daha (en.i. Hz.s. hikâye. tamamlanmayan iş ve nakış. (a. nefes'in c. nefel'in c.i.) 1. fr.) 1. 2.i. (a. 3. ben. fr. (a. nefîr'in c. (a. enâniyyet). isa'nın. [zıddı afakî = fr. 2. tekbencilik. öznel. daha (pek. her şeyin ön kısmı. pek) nefis. hazırlanmış. biriktirmiş.i. (bkz: hengâm). çok) faydalı. enâiyyet. 4. (a. nefesler. nâfi'den) en nâfi'. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir. sub-jectivisme.) bal. utanarak geri geri çekilme. hikmet kazanan. tamamlanmayan iş. (f. tasavvur. (f. (a.i.i. nefis ve dışı. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. hesap defteri. burunla ilgili. halk. eserlerin en nefisi. insan hayâtı. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama. düşmandan alınan mallar. (a. emeksiz kazançlar. nefes). mağrur.s. 2. (bkz. moi. objectifdir]. kazanmış. (f.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz.zm.) öznelcilik.

-engîz (f. Engürûs (h. engûrek (f. erteng). engîle).b.i. karıştıran. engüşterî (f.i. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak.i. zayıf. engüşt der çeşm kerden (f.) terzi veya yorgancı yüksüğü. hayran olmak. engîl. engüştene (f. susturmak.) 1. (bkz: engûl. düğme. Safâ-engîz safa koparan.i.) parmak.) .i. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap. engüşt-i sütürg baş parmak. engüşt hâlden (f. fesat karıştıran.) gözbebeği. Macaristan. (bkz: er-jeng. yanlar.i.i. engüjed (f.i. 2. engüştâne). oynatılmış. engişt (f.).s.) zir.s.i. şaşakalan. nahv'in c. engüje. engüşt (f. cihetler.i. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse. engüşt ber-nemek sûden (f. Macar.) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda]. engüşt-i kihîn serçe parmak. 2. çöl tarafları. engüşt ber leb-zeden (f.). (bkz. yedi renkli. enhâ-yi sahra .) hasta.i.i. engüşt ber-cebîn nihâden (f. enhâ' (a. 2. 2.dey. engüj (f.dey.dey.) 1.dey. (bkz: ha-deka). neşe yaratan. Engelyûn (f. parmakla göstermek. engûje (f. engüjed). mahvetmek. meç.s.) 1. (bkz.e. (bkz. s. ["engebîn" şeklinde de kullanılır]. engüşt-i mi hin orta parmak. engîl.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç. 2. (bkz: engüştene). (bkz: ineb).i. Kıymetsiz ve itibarsız şey.) parmağı alın üzerine koymak. taraflar.i. engûle (f. (bkz.i.) 1.) kopanlmış. engûle). söyletmek. karıştırılmış. 3. engüşt-i nîl fakirlik.) 1.) dikiş yüksüğü. 3.i. ilik.b. (bkz: hılrît). engiştâl (f.i. söz vermek.) parmağını tuza sürmek. engüştâne (f. ağız aramak. incil.) koparan. dey) dudağa parmak vurmak. dep-reten. dermansız [kimse]. yükseltilmiş.engel. engûl.) parmağa süs için takılan yüzük. ekincilerin harman savurduktan âlet. engüşte (f. engûr).) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. (bkz: asel).) üzüm.i.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu. fahm). engîle (f. engübîn (f-i-) bal. engele. işlemeli bir çeşit kumaş. kömür. engele. (bkz.i.) 1. yok farzetmek. engüşter-i pâ ayak yüzüğü. engüşter. yemin etmek. engûr (f. yaba. Fitne-engîz fitne koparan.dey. (bkz: engûje).köstebek. engüşt bürek (f.) parmağı ağzında [olan].) zool. engîhte (f. engüşt-i muhannâ kınalı parmak.). engüjed (f. engîr (f. selâm vermek. engüşt-i büzürg baş parmak. şaşmak. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı). engüje. 2.i.) iyiliğe karşı kemlik etmek. taaccübeden. yollar. engüşt-nümâ (f. engel. engüşt ber-dehân (f. engüşt-ber-dehân nihâden (f.b.

) güzel.s. boş. [birincisi] erkek. nesy'in c. yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça aslından Türkçeye çevirerek II. 2. (bkz: eş'em]. casus. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. arkadaş. (bkz: müdâhin). baba tarafından hısımlar. (a. Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir.i.) donmuş. (f.i. sevimli. sevgili.) fels. 2. pek uğursuz. 2. yalan. (f. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır.s.i. a.c. eksik. nukz'un c.s. [bu eser.i.). nimr'in c. 3. 2. (a. pek. (a.) unutmalar. nehr'in c. kalbin inlemesi. (a.i. (a.s. anırtı. s. bina yıkıntıları. (a. (a.) 1. [kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır]. ırmaklar. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri.i. âlemin örneği. gizli inilti. eski hayvanların bakiyeleri. kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları.) ırmaklar. (a.) 1.i. . dost. nehr'in c.i. nahs'dan) en nuhûsetli. (a.i. (bkz: nimâr.i. insan yıkılmaları. (f. enîka enîn enîn-i hafi enîn-i kalb enîr enîs. (a. mânâsız söz. şirin şey. (a. (a. tip.) 1.) ırmaklar. (bkz: enhâr).) kaplanlar.) astr. hafiye.i. yar.i. 'kişilik.) çok inleyen.i. (a.) daha (en. üns'den) 1. cü. (a. 1526 (H. soylar. dalkavuk. od. (a. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir. per-sonnalite. derin nehirler.) 1.) inilti. (bkz: kizb). (bkz.h. çok) noksan.) ateş. çok şom [meş'um]. örnek.i. [fasihi "nümûzeç" dir]. (ariflerin dostu) XVI. seslerin en çirkini.s. (f. inleme.) çirkin huy.s. fr. hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler. nikâh).i. çaylar. fena tabiat. (a. çaylar. ümit yıkıntısı. yıkıntı moloz.) kurtuluş doğruluktadır.enhâr enhâr-ı arnika enhâr-ı âmme enhas enhür enîk. ilk örnek. nikâh'ın c. pek fena. [ikincisi] kadın adı. (bkz: enhür). mostra.i. gönül dostu. kalpten acı çekip inleme. (a. (bkz: nâlân). enîse enîs-i dil Enîs-ül-Ârifîn Enîs-ül-Guzât Enîs-ül-Kalb enîsân enîse enîşe eniyyet enkas enkaz enkaz-ı beşer enkaz-ı remîme enkaz-ı ümmîd enker enker-ül-esvât enkiha enmele enmâr enmûzec enmûzec-i âlem enmûzec-i evvel enne en-necâtü fi-s-sıdk en-Nehr ensâ ensâb (a.) numune. (a. XVI. (bkz: nâr). ("ka" uzun okunur. neseb'in c. nümûr). pekişmiş [nesne].) en çirkin. enâmil) parmak ucu.i.

s. (a. nûr'un c. (o. ekmekler. Şâpur Şâh'ın halası. çok çeşitler.s. çok. aydınlıklar.i. lûtuflar. çok ve pek parlak.) evlâtlar.) 1. putlar. bot. dokular. esnafın en insaflısı. sülâleler. (f-'-) l. bâzı. (a. çok güzel. ağıt yakanlar. (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî.i. döller. (a.) ölüye ağlayan kadınlar.i. (bkz. pek) münâsip. genç pâdişâh.) 1. i. (f. nevh'in c.c. 4. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. ve i. ta-savvufî eser.i.) ensârdan olan kimse.i.h°5 ne kadar hoş. erkek adı. mecûsî mezhebi. 2. noksanlık-lann türlüsü. nesc'in c. 2. nimetler. zürriyetler. (a.ilm-i ensâb ensâb ensâbiyyât ensâc ensâf ensaf ensaf-ı esnaf ensâl ensâr ensârî ensâr-ullah enseb ensice ensice-i müşekkile ensür entak entarûn enûk enûşâ enûşe en'üm enva' envâ'-i kesîre envâ'-i nekayıs en vah envâr Envâr-ı Şarkıyye Envâr-ül-Aşıkîn enver nesepleri inceleyen ilim.i. nesr'in c. insaf dan) daha (en.). (a. fr. (bkz: esnam). Hicretten sonra. (bkz: naşirin). Hz.) 1.) nesep ilmi. şarap.s. daha (en. nev'in c. histologie. kumaşlar.i.) tıpta kullanılan bir ot. nusub'un c. (bkz: niam). Medine'de bir yer adı. (bkz: nesi). (a. nesl'in c. adalet. (a. 3. nesicler. ışıklar.) yarımlar. mümâs (tangent). *sürgendoku. iyilikler. İlm-ül-cnsâc dokubilim.i. 2. nüsûr). 3. uygun. pek) insaflı. serler. (a. nesîb'den) daha (en. Muham-med'e yardım edenler. koruyucular. (a. i. örmeler.) zool. (a. tamam katı' (cosequence)]. eksikliklerin. (a. [bu kelime Arapça bir kalıba sokularak uydurulmuştur].) yardımcılar. heykeller. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri.i. teceyb (cosinus).i. ihsanlar. tamam mümâs (cotangent). (a. parlaklıklar. ni'met'in c. fr. kantaron. kartal [kuş]. meristeme. müdâfîler. mes'ut.) çeşitler. 2. belâlar. pek) nurlu. (a. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur]. çok yerinde. âdillik. . (a.i. nesc'in c. (a. (a. soylar. nutk'dan) daha (pek. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup.s. en) iyi söz söyleyen. nâsır'ın c. dokumalar. muavinler. yanlar.s.s. 2. 2. nevr'den) 1. 2.) ziyalar. h. (a.) 1. (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi.) hek.i. nısfın c. sevinç. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs). yiyecek ve içeceğe dâir şeyler. katı' (sequence). Allah yolunda Hz. türlüler. [ensâc kelimesi.i. (a.

[müfret olarak kullanılır] ehil. aşağılık adamlar. nîr'in c. mat.i. pek. (dört taraf) sağ. olur ise. (a. (a. pek bayağıları. (a. yetimler ve dullar.enyâb enyâr enzâd enzâl enzâm enzâr enzâr-ı ecnebiyye enzâr-ı ta'ziye enzâr-ı umûmiyye enzâr-ı ümmet Epiküriyye epsân epürnâk er erâbet erâcîf erâcif ve ekâzîb erâcîh erâcîz erâciz-i şuarâ erâik erakk erakk-ı evrak erâmil. (f. meclis üyeleri. reis. (a. olsa. şaşkın.i. (bkz: fesân).) daha (en. bakmalar.) soysuz-. sol.s. yaz. alçaklar. şerefli ve tertipli kimseler. alçak kimseler. balgam. toprak.) çarşamba günü. nezl ve nezîl'in c.) bileği taşı. yalan ve uydurma sözler. kansızlar. halkın bakışları. (a. düzmeler.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri.i.i.) zool. itibarlı.) bakışlar. (a. (yun.a. kasideleri. nâb'ın c. kısa vezinli şiirler. halkın en rezilleri. (a. erâmile Eytâm ve erâmil erâmil-i askeriyye er'an erânib erâzil erâzil-i nâs erbaa' erbaa Ahlât-ı erbaa Anâsır-ı erbaa Cihât-ı erbaa Etrâf-ı erbaa Füsûl-i erbaa Yevm-ül-erbaa erbaa-i mütenâsibe erbâb erbâb erbâb-ı câh erbâb-ı denâet erbâb-ı dil erbâb-ı dîvân (a.) boyunduruklar. rabb'in c. sevda. uydurmalar.) 1.s. dul kadınlar.) bekârlar.i.i. tâziyet bakışları. hava.i. ise. becerikli. tavşanlar. . (f. ermele' nin c. erîke'nin c.i.ürcûha'nın c. lâyık. namussuzlar. (a-i. kasideler. çok) rakik. (bkz: şâbb).s. çılgın. (a.s. toprak tabakaları. safra. ön.i. uslu olma. kuzey.) reziller. (a. su.) delikanlı. kâğıtların veya yaprakların en incesi. (dördüncü gün) çarşamba. dullar. 1. (a.i. erneb'in c.i.s.) mısraları kafiyeli. 2. erzel'in c. (dört taraf) doğu. ince. başkan. ürcûze'nin c. güney. (a.) yalan sözler.) salıncaklar. [eskiden] selâse kaidesi. gönül adamları. sonbahar. arka. muktedir. nazar'ın c.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. (a. (bkz: ehl-i dil). (dörtunsur) ateş. devlet dâiresi 'görevlileri. dem. (bkz: endâd). (a. herkesin gözü önü. Epikürcülük. kış. 2. mevki sahibi kimseler.i. (a.) dört. (a. fr.i. zenginler.1ar. sahipler.) bön.) fels. yabancı bakışlar.) akıllı.) şahane tahtlar.) ulu. ["eğer" in hafifletilmişi].i.) eğer. deli. 2. şâirlerin kısa vezinli şiirleri. sünepe. (f.s. (f. yüzsüzler.) 1. mâlikler. (bkz: esnân-ı katıa). sıyrıklar.e. Epicurisme. ürcûfe'nin c. (a. zeyrek. batı.s. asker dulları. (dört mevsim) ilkbahar. ahmak. nazad'ın c. (a.

(a. (bkz: erbaîn). tabiat sahipleri. (bkz: ehl-i şikem). dindar kişiler. eshâb-ı mesâlih). garaz sahipleri. fen adamları.) armut. bilirkişiler. (bkz: erbâb-ı hıref)zenginler.erbâb-ı fenn erbâb-ı fünûn erbâb-ı garaz erbâb-ı hâcât erbâb-ı hıred erbâb-ı hıref erbâb-ı himmet erbâb-ı hüner erbâb-ı iktidar erbâb-ı kalem erbâb-ı maâlî erbâb-ı ma'nâ erbâb-ı mesâlih erbâb-ı mütâlâa erbâb-ı namus erbâb-ı nücûm erbâb-ı sabâhat ü zarafet erbâb-ı safâ-yı bâtın erbâb-ı san'at erbâb-ı servet erbâb-ı seyf erbâb-ı sika erbâb-ı sunan erbâb-ı sülük erbâb-ı şikem erbâb-ı tab' erbâb-ı tagallüb erbâb-ı temkin erbâb-ı temyiz erbâb-ı ticâret erbâb-ı vefa erbâb-ı vukuf erbâb-ı zahir erbâh erbain erbaîn-i âşûra erbaûn erbiyân erbû erbû-dâr ere ercâ fen ile uğraşanlar.i. vefa sahipleri. (bkz. (a. 2. himmet sahipleri. arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün. yıldızlara bakıp da talih bildirenler.) su çekirgesi. (f. kötü niyetliler. askerler. 4. kalbi temiz. güvenilir kimseler. anlayışlı.) kırk. akıllı. kâinatın mâhiyetini.b. [sayı]. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. iyi konuşan kimseler. inanılır.i. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün]. (bkz: emrûd). dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır]. sağduyu sahipleri. (f.i. saygın kişiler. halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. 3. (f. işkembesini düşünenler. ribh'in c. (f. itibarlı. ilimle uğraşanlar. basiretli. din işleriyle uğraşanlar. üstün çıkanlar. (bkz: erbeûn). ticâretle uğraşanlar. sırf boğazını düşünenler. zanaatkarlar. îman sahibi kimseler. yönler. güzel ve zarif kimseler. hüner sahipleri. vefalı kimseler. kadir ve kıymet. birşey yapmak isteyenler. boğazına düşkün olanlar.i.i.s. astrologlar. namuslular. zool. recâ'nın c. ancak dış yüzüyle görenler.) 1. sanatkârlar. . kazançlar. şeriatçılar. iyi yaratılıştı kimseler. [sayı]. işi olanlar. yazarlar. okuyanlar. (a. faizler. galip gelenler. muktedir.i. iş tâkibedenler. dindar kişiler. kırkıncı [sırada]. gergedan.) armut ağacı. fen adamları. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). karakış. kılıçla uğraşanlar.) taraflar.kırk. l.) faydalar. iktidarlı kimseler. temkinli kişiler. 2.

(a. (f.) 1. ridâ'nın c.) daha (en.s. un.) arkaya.s. itibarlı.s. acıbadem ağacı. kükremiş cenk ars-lanı. misk.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek. erteng).i. (a. (f.) bot.s. (bkz. uygun. cidal. (bkz: ercmend). kadın böşörtüleri. acıbadem ağacı.) şerefli.i. pek) râcih. (a. (a. ricl'in c.) ayaklar. akasma. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir]. ricl'in c. derecelerin en yükseği. erdşîrdârû erec erenbânî erendân er'es erett erez erfa erfa'-ı derecât erfak erfeş (a. (a.e. (bkz: erjen). (f. (f. 2.i.s.) ağaç kurdu. 2. anber. refî'den) daha (en. râcih'den) daha (en.b. aksarmaşık denilen nebat (bitki). (a.) muharebe. tadı acı bir nebat (bitki). s. kocakafa. koca yarpuzu denilen hoş kokulu. haysiyetli. (a. (f.i.) usta gemici. 2. (a. muhterem. (a.) baş örtüleri. (a. seçkin olma. savaş. (i-) l. haysiyetli.b. (bkz: ak-dâm. hindistan cevizi.) başı büyük. (bkz: ervâne).i. yalancı ayaklar. (a. istenilen.) bot.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. öfke. erkek adı.erguvan çiçeği.i. sonraya bırakılan şey.) itibarlı.i. (bkz: eric). .) bot. üstün.) daha (en. koyu renk şal.i.) peltek [adam]. (a.i.) 1.zf. nefsî isteklerine düşkün olan.) bot. kulakları kaba ve uzun [adam]. [kelimenin aslı "irdeb" dir].s.i. (a. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler. yoldaş olmaya en çok lâyık. şerefli.) 1. pek) râcih olma.) çürük şey. anat.s. (a. (f. (f.) ayaklar. (a. kahır. en ziyâde yumuşak. (bkz: ergavân).) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime. (a. cenk eri. çok) rica edilen. ercül). (f.i. (a.b. üstünlük.). (bkz: ceng. (f. (bkz: ercümend). (f. (a. ve i. harb).) bot. (bkz: akdâm. 2.) güzel koku. perhâş. tercihe şayan.) boz. yabani şebboy.i.s. (bkz: ertel).i. (a.s.ercâ ercah ercahiyyet ercâl ercâlûn ercen erceng ercîl erciye ercmend ercmend-âne ercmendî ercümend ercül ercül-i kâzib ercüvân erd erda erdâne erdeb erdeb Erdebiliyye erdeh erdem erdiye erdiye-i nisvân erd-şîr erdşîr-i ceng erdşîrân. kırmızı kadife. 3. şerefli bir kimseye yaraşır yolda.i. pek.i. sof. sarmaşık nevinden ören gülü. (bkz: kermet-ül-beyzâ). 2.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı.) bot. kızıl şey. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. pek) yüksek.).i.i.i. (f. itibarlı.i.i.) 1. muhterem.i. ercâl).s.s. (a. seçkin. (f. (f. yüce.

ergavânî). oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara. oynak ve hızlı giden at. anber. akrabalar. misk. (f. uykusuzluk hastalığı.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek. (a. su akıtmak üzere açılan yol. (f.(bkz.i.) sert başlı.s.i. hısımlar. şaraba düşkün olan sarhoş.i. (bkz: rusug). (bkz: erteng).) ercen).b.b.c. erguvan renginde kırmızı şarap.) erguvan çiçeği renginde.) güzel koku.b.s. (f.s. (bkz. haykırış. ergab. bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar.s. uslu. endaze. birden dokuza kadar olan sayılar.s. dere. en. ["ergenûn" un muhaffefi]. (f. (a.) pek yüksek.) tahtı süsleyen [pâdişâh].) hâli vakti çok iyi olma.i-).i. 2. f. akıllı.s. (a.i.s. a.i. en yukan. bilek.) hiddetlenmiş. hırslı.) boynu kalın [adam. irb'den) akıllı. rakam'ın c. (a. (f. erâik).) zekî. rahîm'den) daha (en. merhametli.s. akıllı fikirli ve edepli [kimse].s. (f. ark. 2. sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar. (a. öfkeli bakış. ekinci. ("ka" uzun okunur. (f. (f. (bkz: serîr). rehâ'nın c. (a. (f.i. (f. çok) rahîm. merhametlilerin en merhametlisi.i. sayılar. (bkz: haris).i. (bkz'erîke-ârâ). (f. ebced hesabı.) muz. engavân). 2.i. (a. rükh'ünc.s. (bkz.) 1. arşın. çok) ucuz.) hek.) 1. acıbadem ağacı.) hiddetli. oturdukları yerler.erga. resimler. ırmak.) erguvan renginde olan.b.s. ses. [kilisede] papazların sığındıkları. satılan eşyanın en ucuzu. (a.) l.) sığınılacak yerler.s. a. kızmış. Arap rakamları. zeyrek. 2. olgun [adam].s.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua.) el değirmenleri. (f.i. (bkz: erîke-pîrâ). döl yatakları. bot. güzel ve parlak kızıl.) çiftçi. erîbe erîb ü edîb erîc erîke erîke-ârâ erîke-nişîn erîke-pîrâ erîr erîs erîs. (a. erîsî eriş erjen erjeng erk erka erkab erkâh erkâh-ı rehâbîn erkam erkam-ı arabiyye erkam-ı aşere erkam-ı cümel erkam-ı dâlle erkam-ı dîvâniyye erkam-ı gubâriyye ("ga"lar uzun okunur.i. öfkeli. (a. (bkz: erec). (a.s. pek. arslan]. taht. (f. (f. org. .) 1.) yazılar.) 1. rahm'in c. bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. (f.) tahtta oturan. (f. ergav ergad ergande erganun ergavân ergavânî Şarâb-ı ergavânî ergide ergîde-nigâh ergun enguvân erguvânî erhâ erham erham-ür-râhimîn erhâm erhas erhas-ı es'âr erîb . ("ka" uzun okunur.i. zekî. uyanık. öfkelenmiş.i. rahîs'den) daha (pek.s. (a.s.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. en ferahlı yaşayış. Allah. (a. 2.i.

sütunlar.) zool. rimme'nin c.i. 2. yerinme. erkân (a. errâc (a.c. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime].) fesatçı. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler].s. 2. erânîb) anat. [sıcak memleketlerde. en çok Yemen'de yetişir].h. subaylar grubu. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili]. [dest-erre = el bıçkısı.i. pişman olan. esaslar.s. remes'in c.b. hediye. Ernevâz (f. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil]. (bkz: arbûn). subaylar. (rumh'un c. remî'nin c.i. gözü ağrıyan [adam]. destekler.) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler.i. rükn'ün c. destere. ermedâ (a. tavşan. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen].) Keykubât'ın dördüncü oğlu.) armut. süngüler. ermiye (a.s. 1) müsteâr [kendine benzetilen]. (bkz: minşâr). 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı].i. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed. erke (a.) dolu yağdıran kasırga bulutlan.i. ermele (a.islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı.i. ermagan (f. ermûn (f. erneb (a. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir. darbeler.i.s.) mızraklar.i. erânib) zool. ermân-hâr (f.i. âdâb. kurmay subay.i. ermed (a.i. erâmil.) armağan.h. ernebiyye (a. ernebe (a. reisler.c.) sallar. hediye). yöntem. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı].) ateş külü.) gündelikçiye peşin verilen ücret. müzevir. sakin. ermîde (f. 2. ermûd (f. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır. destere]. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit.c. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı.) durmuş.) 1. 1) müşebbeh [benzeyen]. ermâh (a.s. ermâs (a. erre (f. kül rengi. 2. ernıân (f. direkler.i. istek. arzu. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam. gri. ermâ' (a. burun ucu. tavşangiller.i. erkân-ı salât namazın rükünleri. Ermîn (f. (Zeyçlerde kullanılırdı. (bkz: emrûd). erkam-ı Hindiyye . (bkz: bergüzâr. remh'in c. pişman olma. 3 yol. ermâm (a. "erâmil" kullanılır].i. vuruşlar.) 1.)].) misvak ağacı.i.) bıçkı. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed.i. yalancı [adam]. usûl. erâmile) dul kadın. genelkurmay.s. 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli].) çürük kemikler.) 1.) yerinen. [dâima c.) 1.

b. rûmî'nin c. melâikeden kinaye olan bir deyim. revk'ın c. (f. pek) reşîd.i.i.) 1. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç. köksap [lar]. (bkz: düğ). (a. iyi ruhlar. oylukları etsiz. 2. kongre. Roma'lı-lar. animisme.) 1. (f. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam]. değerinden indirilen para. sıkıntılı. (a. sâk-ı cezri. (a. fık. (f. reşîd'den) daha (en. Arap diyarının dışında bulunanlar. meta. erûm) kök.i.i.c.i. (a. ıztıraplı [gün].) bot. çocukların en ergini.i.i.b. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam].) kumaş. (a. ergin olan. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet. (a. 2.erre-hâne erre-keş er-rızku al-Allah ers ersâd ersah ersen ersûsa erş erş-i gayr-i mukadder erş-mukadder erşah erşed erşed-i evlâd ersem i ertâ ertel erteng erûm erûme erûs erva ervah ervâh-ı habise ervâh-ı latife ervâh-ı makamât ervâh-ı mukaddese ervâh-ı tayyibe ervahı ervâhiyye ervâk ervâm ervâne erveb ervenân (f.) eski zamanda kullanılan kavuk. erûme'nin c. 2.cü. kurultay.i. (bkz: erdâne). (a. (bkz: engelyun.h.i.) peltek [adam]. (a. mecmua. kusuru dolayısıyla. 2. (bkz: mücevveze).s.) fels. satılık malın.) gözyaşı. Rûmîler. kötü ruhlar.) ruhlar âlemine mensup olanlar. (f.) rasatlar. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç.i.) yoğun.i. (a. canlıcılık. s. miktarı muayyen olan diyet.bot. (f. büyük sarık. (a. (a.s.i. bir cins dişi deve.) 1.dik [ses]. rasad'ın c. . çok güzel [genç]. ar-vana. hayâtın cevherleri.) tabakların. fık. (a. anakök. (f.c. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus.) bıçkıcı.) 1.) l. kurt. gözlemeler. dergi.i.i.) cin fikirli [adam].) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon. 2. son derece cesur ve yiğit [adam]. 2. c.i. (a.s. müzik makamlarının ruhları. doğru yola daha yakın. (bkz: erett). kan pahası. 2. perdeler. (a. (a.s. erjeng). zool. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim]. (bkz: dem').i.i. rûh'un c. yabani şebboy. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet. zayıf [adam].s.) bıçkı yeri. (a. 2. l.i. f r. hareket hattı daha iyi olan. (a. hızar. fık.) canlar. (a.i. urûş) 1.i. çadırlar. kutsal ruhlar. (a.) l. gözetlemeler.) nzkı veren Allah'dır.) meclis.

erzân-bahâ (a. 2.) pirinç [hububattan]. esâbî (a. esahh (a. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm]. es'ab-ı umur işlerin en zoru. soysuzlar.) haftalar.) çam ağacı.i.s.i. erzânî (f. biçilmiş [şey]. 2. erzel-i nâs insanların en fenası.s.) sıvacı.i. (a. yânî yedi parçadan birinci iklim. içecek. ervend'). deneme. (a. esâka (a. bunaklık günleri.i. tecrübe. esâkıf (a. (f-i-) kıymet. lâyık. esâhic (a. pek) güç.i.) piskoposlar. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen.s. pin. üsbû'un c. şeref ve itibar. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları.) ma'mur. yüzsüzler.) bot. esâbi' (a. erzân (f--) l. erzîde (f. metropolitler. çok hayırlı.). ervend ervîn eryâf erz.i. ısbı'ın c.) pek aşağı ve bayağı olanlar. 4.) 1.) üzengi kayışı. erze (a.) türlü türlü yürüyüşler. yerinde. fasihi "erüz" dür. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu. çamdan çıkarılan zift. es'abî (a.i. azıklar.i.) 1.) parmak üzümü. ele hürmetle alınan. mer-yemana eli denilen bir kök.) pahası kesilmiş. esâfil-i Şark paryalar. sahih'den) daha (en. doğru.ucuz.s.f. esâbi'-sukur (a. ekvatora yakın olan mıntıka. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan. erzenîn (f. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler. liyâkat. içilecek şeyler.) gayet güzel ve beyaz göz. 3. halkın en aşağı tabakası. lâyık görülme.i.s.) dan ekmeği. daha saâdetli. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen. sa'b'dan) daha (en. pek) sahih. erzel (a. rezîl'in c.i.) 1. eshece'nin c. esfel'in c. çam. nzk'ın c.) merhem. ucuzluk. 2. erze-ger (f. baha.s. çok) rezil. (bkz: rüzelâ).b. (bkz. pek. f r. 2. daha [en.b.) yiyecek.i.i.i.s. erziş erz erzak . esâ (a.s. rezîl'den) 1. 2. soysuz.i. kadir ve itibar. saîd'den. üsküfün c. (a.i. alçak. bot. yenilecek.i. erzâl (a. verimli. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç.i. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim.) alçaklar. yıldızlar. zor. sınama.b. ilâç.) kalay.i. düz ve ekini bol olan yerler.) parmaklar.) pek saîd. erzâniş (f. erze (f.) hayır ve iyilikler. en bayağı takımı. esâfil-i nâs halkın en aşağı.i.) ucuz fiyatlı.(f. esâbi'-ül-azârî (a. es'ad (a. (f.b.i. esâfil (a. samanlı sıva çamuru. uygun.s.i. rîfin c. erzen (f. erzîz (f. es'ab (a. meç. en mutlu. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık.) dan [hububattan]. değer.

doğruluk.s. eko. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti. Yunan mitolojileri. Anayasa. mitoloji. (a.s. [müfredi bu mânâda kullanılmaz. (a.) sağlam.i.) esaslar.i. (a.i. eko. esâsât) 1.) yeniçerilerin kaydı. temelinden. isnâd'ın c. üstüvâne'nin c. narhlar. asıl. 2) eko.) satılan şeylerin bilinen fiyatları. kök. köleler. yüz güzelliği. eskefin c. ilk zamanlara ait masallar.) 1. (bkz: esma'). (a. esirlik altında.zf. dip. adlar. namlar. doğru. (a. 2. (a. esâs'ın c.i.i.i.) usuller. 2. bir hey'etin ileri gelenleri. esîr'in c. (bilginlerin) ileri gelenleri. (bkz: üserâ).s. yalanlar.i.i. (bkz: zâten). (a. (bkz. vicdan esirliği. (a. eko. sırr'ın c. ev eşyası.).esâkit esâlîb esâme esâmi esânîd es'âr Galâ-yi es'âr es'âr esârâ esâre esaret Taht-ı esaret esâret-i vicdâniyye esârîr esâs esâs-ı beyt esâs esâs devre esâs fıat esâs mâliyyet esâs mevduat esâs sermâye esâs ücret esâsât esâse esasen esâsî. ikramiye. avuç ve alındaki çizgiler. (a. .i. eko.i. üstûre'nin c. üstüvaneler. eko. 2. isnâd). esîre. (a. olan esrâr'ın c. âlimlerin. (a.t.) göz ucu ile bakma. Anayasa.i. sahîh). istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet. ifâde şekilleri. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem. su'r'un c.) döşeme. (bkz. harp esirliği. olan esmâ'ın c. 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi.) esirler. (a. minder gibi ev eşyası. yollar. (f. ilâve. kölelik. Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri.) eskiciler. (a. kunduracılar. eko.i. esirlik.). tahsisat. temel. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. ism'in c. (a.) esâsından. (a. üslûb'un c.i. esre). (a.) yiyecek içecek artığı.i. fiat-lann yüksekliği.) asıl ve temele mensup.]. 2. (bkz: hakîkî. esâsiyye Kanûn-ı esâsî Teşkilât-ı esâsiyye esaslı esâtîn esâtîn-i ulemâ esâtîr esâtîr-i îrâniyye esâtîr-i Yûnâniyye esâtîr-ül-evvelîn (a.). bir takımın. gerçek. kulluk. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. (a. esasla ilgili.) uydurma hikâyeler. hüküm altında bulunma. masal nevinden şeyler. aslından. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. îran mitolojileri.i. direkt maliyet. tutsaklık. ulufe defteri. (a.c. fiatlara esas olarak alınan unsur. kendiliğinden.) 1. köşkerler. tarzlar.) 1. sı'r'ın c.i.

) at. kadınların yüzlerini kapadıkları tül.i. at koşusu.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit. at koşturucu. huk.s. çok daha evvel olan. cumartesiler. evlât ve torunlar. lâzı-malar. sâbık'dan) 1.) 1.i.) 1. mücevherli. 2 . (a. (a.s.s. Arttırıcı.) at hırsızı. beygirler. sivâr'ın c.b. olan "esvire"nin c. huzurlar. doğru sebebler.) uzun bıyıklı [adam]. kuvvetli. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. savaş meydanı. (f.) 1. esâvire esâvire-i murassaa esâvir-i nisvân esb esb-i sabâ-reftâr esb-i tâzî esbâb esbâb-ı cefâ esbâb-ı feshiyye esbâb-ı hakikiyye esbâb-ı matlub esbâb-ı mucibe esbâb-ı muhaffife esbâb-ı mücbire esbâb-ı müşeddide esbâb-ı nakziyye esbâb-ı sahîha esbâb ü efâil-i a/. gerçek sebepler. (f. (a.) ata binmiş. (a. huk. (bkz. [Yahudiler]. sıbt'ın c. -rîs esb-süvâr esb-tâz (a.i. (f. esâtize esâtize-i elhân esâtize-i mûsiki esâvid esâvir. hakiki.b. icbar eden sebepler.i.b.b. (f. (f. müzik üstatları.s.i. kadın bilezikleri.îme esbak esbân esbân esbât esbât esbât-ı benî isrâil esb-efgen esbel esb-engîz esbgul esbîl esb-rân esb-rîz. (f.) atlar. at koşturan. (a.esâtîz. işlenen cürmü hafifletici sebepler. at koşturacak meydan. geçmişten önceki. ["gül" kulak manasınadır.s.) üstatlar.i.) at süren. 3. mûsiki.) kadın bilezikleri. "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı.b. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır]. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu.) siyahlıklar.i. (a.i. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. zorlayan.b. 2. rahatlar.) 1. gerekçe. cenk eri.b. (f. esb'in c. 2.i. öncekinden daha önceki. üstâz'ın c. (f. her şemsî ayın 18 inci günü. (f.) 1. 1. yel gibi seyirten at.) vâsıtalar. ustalar. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler. (a. kuvvetlendirici sebepler.i. sebeb'in c. bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler. (f.i. ustaları.i. İsrâiloğullan. Arap atı. beygir.s. (elhan üstadları) mûsiki üstatları. 2. 2 . huk.) mahmuz. cefâ sebepleri. pırlantan bilezikler. (a. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. sevâd'ın c. daha eski. mızmar).) karnıyarık denilen tohum. 2. güçlü. karalıklar.i. peçe. sebt'in c. (bkz: feres). büyük işler ve sebepler. .

hayat. canlılık alâmeti. netîcesi. Alî. inci kabuklan. deniz seferleri.i. te'lif.escâ escâl esdâf esdak esed esed-ullah-il-galib esedî esediyye esef esef-hân esef-nâk eşele esen esenn-i şüyûh eser eser eser-i cedîd eser-i hayât eser-i hayr eser-i hayret eser-i îcâd eser-i mesaî eser-i san'at eser-i telâş esere. (a. bir kimsenin meydana getirdiği şey. s.) aşağılık. çalışarak meydana getirilen eser. sukamışıgiller.) esef eden. (a. vakayi kitabı. yolculuklar. (a. (a. acıyan. (a. doğru. düşmana karşı gidişler. iz. uzak seferler. haydar. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. (a.) 1. (Allah'ın galip arslanı) Hz.i. typhacees. san'at eseri.i. (a. pek. hüzün.) büyük kitaplar. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz.i.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası. f r.) acıklı. f r.i. sefer'in c. [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı. hayırlı iş. tasa. (a. fr.s. 3.) serçe kuşu.c. gam.i. ciltler.i. 2. l. sedefin c. Lât.i.i. sefet'in c. aşağı [taraf]. eserî esfâ esfâr esfâr-ı bahriyye esfâr-ı baîde esfâr-ı bihâr esfâr-ı haşire esfâr esfât esfel esfel-i sâfilîn esfeliyyet (a.) 1. (bkz: usfûr). eslâl. (a.s. hizerb. şaşkınlık belirtisi.) 1.f. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse]. sec'in c.s. te'sir.c. en temiz. çok) sâdık. (a. kıç. 2. astr. le Lion. (a.) 1. hadîs-i şerif. üsel) bot.b.i. secel'in c. Leo. icat mahsûlü. (a. 2. (a. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. 6. 4. bot.s. alâmet.) daha (en. şîr). telaş belirtisi. arslangiller. (bkz: esfâr-ı bahriyye). (a. yola gidişler. hüzünlü. candan [kimse]. (bkz: dırgam. Güneş'in.) içi su dolu kovalar. (a. Ali. (a.i. . objet d'art. keder. deniz seferleri.i.) sepetler.s. basılmış kitap. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır].) en saf.) ed. 2. (a. çok bayağı. asar) 1. sifr'in c. (a. içdenizlerde yapılan seferler. yaşlıların en yaşlısı.i. mevzun nesirler. 2. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç.) daha (en.f. pek. 3. çok) yaşlı. leys.i. 5.) acıma.b. nişan. arslan.s. hizber. (a.i. cehennem.) 1. gazanfer. en sefil. 2. makat.) sedefler. târih. (a. zool. yolculuklar. (bkz: esi). pek aşağı.

2) i eri gelenler. zebaniler.güzîn Hz. Muhammed'in sahabeleri. eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. türlü türlü. eshâb-ı kubur ölüler. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. Kıtmîr (köpekleri)]. [Yemlîha. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. arkadaşları. Muhammed'in seçkin. eshâb-ı amal aç gözlü. zengineshâb-eshâb-eshâbler. değerli dostları. eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese.) rengârenk. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler.s. 2. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. eshâb.inziva inzivaya çekilenler. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. ferâiz huk. eshâ' (a.s.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor]. eshâb.(a. Hıristiyan askerler. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. [bunların bâzı kaynaklara göre 305.kalem me'murlar. becerikli kimseler. Kefeştatayyuş. eshâb-ı rivayet rivâyetçiler.i'tibâr itibar gören kimseler. cumartesiye bağlı olanlar". mâlik ve mutasarrıf olanlar.c. Mislînâ. eshâb (a. pek. eshâb. eshâb-ı akar gelir sahipleri. eshâb. eshâ' . cennet Cennete gidebilecek olanlar. eshâb-ı kibar Hz. cahîm Cehennemlikler. eli açık [kimse]. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. Debernûş. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba). Şâzenûş. Muhammed'in yakınları. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. Yahudi kavmi. cömert. eshâb. eshâb. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. (bkz: Sebtiy-yûn). emlâk mal. îtibarh kimseler. eshâb. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler.s. [müfretsiz cemidir]. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. hırslı kimseler. sâhib ve sahb'ın c. eshâb-ı matlûb alacaklılar. devlet 1) servet sahipleri.hayr hayır sahipleri. mülk sahibi olan kimseler. (bkz: sâhib). Mekselînâ. çok) sahi.) 1. zenginler. eshâb-ı kiram Hz. Mernûş.idare idare adamları. eshâb-ı servet servet sahipleri. (bkz: gûnâ-gûn). (bkz: râvî. sahipler. sahî'den) daha (en. ruvât).

gamlı.i. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. ince deriler. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. (o. isimleri ve nesepleri yazılan levha sahipleri. hisse senetleri ve tahvilleri. kutsal kişiler. tarihçiler.) becerikli. seher'in c. sabah vakitleri. sahî'nin c. (a. nasipler. . dolgun ve parlak [yüz]. pek) kolay. sahîh'in c. tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler. hisseler. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. (a. özürsüz olanlar. kehfin bulunduğu dağın. verdiği senetler. (a. sihâ'nın c.) cömertler. beyin zarlan.) sabahlar. en çıkar yol. eli açık olanlar. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır].) vücûdu sıhhatte bulunanlar. bahar sabahlan. 2. actions. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. (a. sehl'den) daha (en. içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler. Tanzimat sıralarında devletin. (a. kederli. (a. paylar.) 1. en kestirme. (a. huk.s.i. halka borç karşılığı olarak.s.) 1.s. 2. sabahlan esen rüzgâr. tar. uzun.eshâb-ı Suffa eshâb-ı süyûf eshâb-ı tahrîc eshâb-ı tedbîr eshâb-ı temyiz eshâb-ı tercih eshâb-ı tevârîh eshâb-ı timâr eshâb-ı yemîn eshâb-ı zeamet eshâb-ür-re'y eshâb-ür-rakîm esham eshâm-ı umûmiyye esham ve tahvilât eshâr Nesîm-i eshâr eshâr-ı bahar eshed eshel eshel-i tarîk eshel-i umur eshıyâ eshiye esîf esihhâ esîl Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar.s.) esefli. borç alınan paraya karşılık senetler. idareciler. açıkgöz [adam]. Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. mübarek.s. (a. "kılıç adamları"askerler. 2 doğru şey.s. tedbirli kişiler.i. [bir tefsire göre de "rakîm". 3. oklar. târih yazarları. tımar ve zeamet sahipleri. bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. fr.) 1. işlerin en kolayı. büyük tımar sahipleri. sehm'in c.

3. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan. (a. süprüntü. atebe. (a. südde).s. geçmişler. hançer. (a. 2. [kılıç. kunduracı. ("ka" uzun okunur.s. yaralayıcı silâheslihalar. sakam'm c. esele'nin c. (bkz.) üçtebirler. en ağır.i. hafif silâhlar [tabanca. eski silâhlar.). suâl'in c. kölelik. pek) sâlih.) eşik. (a. en doğru yol. ulama yonca. armağan olarak verilen şey.i. sinân'ın c.i.i.c. sıkal'ın c. (a. hâl). asıl. 2. yerde sürünerek açılan yonca.) günahkâr.i.i. iyi.s.c.) esirle ilgili.i.i. sâlih'den) daha (en. savaşta düşman eline düşen kimse.) bot. (a.) ağır yükler.) 1. kulluk.) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden. "tutsak. silâh). esre). esâkif) eskici. fizikçilere ışık. (bkz. (bkz. yalancı. tüfek ateşli silâhlar. kul. bileği taşlan. sâlim'den) en selâmetli.) sorulan şeyler.s. en emîni. . düşkün. vurgun. kapının basamağı. sakil'den) 1. (a. süngüler.) hastalıklar.s.i. (a. şarlatan [kimse].esîl es'ile esîm esîne esinne esîr esîr esîr-i aşk esîr-i fırâş esîr-i harb esîr-i hizmet esîr-i sâfiyyet esîr-i turra-i canan esîre esîrî esîrî esirre esîr-ül-Hind esîs eskal eşkal eskam eskam-ı demeviyye eskef eskefe esi eslâf eslah eslaha-k'Allah eslâl eslâs esleb eslem eslem-i turuk eslenc esliha atîka câriha esliha-i cedîde esliha-i hafife esliha-i nâriyye (a. köşker. silâh'ın c.i. üçtebir parçalar. kılıçlar. (bkz: esâre. en çirkin. yatalak. en emin.i. (a. oturacak yerler. 2. esl'in c. selefin c. kaba. hizmet esiri. (bkz.s. karaılgın ağacı. moloz. pek) sakil. (a. tutsaklık.i. suçlu [kimse]. (a.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar. yerlerine geçilen kimseler. tartısız.) tahtlar. (a. kan bozuklukları. (a. saflık esiri. en sağlam. kabahatli. 2.i. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir]. çerçöp. köle. (a. fizy. tutkunluk. eşele).i. kirişin bir katı. serîr'in c.). 3. süls'ün c.) 1. yeni silâhlar. (bkz: emraz). dertler. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. ("ka" uzun okunur.) 1. daha (en. (a. cerh edici. aşka tutulmuş. can sıkıcı. 2. (a.s. (a. sevgilinin perçeminin esîri (a. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben. kama ve şâire gibi].) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen. illetler. (a. yalın kat tasma. a. Allah seni ıslâh etsin.i. 3. en doğru.) şerefli ve otoriter [adam]. (a. ağır şeyler.i.s.i.i. a. harp esiri. üserâ) 1. 2.i.) 1. (a.) esirlik. yolların en selâmetlisi. karaılgın ağaçları. (a.b. aşkın esiri.) bot. uçacak gibi hafif.) bot. (a. (f.

esmâr-ı münferice bot. mütekellim] yerine kullanılan deyim. Aliyy. antimon. Vâsi'. Muksit. (yedi ad) [hayy.i. semî'. çarpışma zamanı. Mütekebbir.i. Tevvâb. Mukad-dim. namussuz kadın. semek'in c. kategoriler. Hasîb. Muhsî. Muizz. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. nevîler. Ra'ûf. esnâ-yi râh yolda giderken. Habîr. çok eli açık. Azîm. Dârr. fahişe. Müntekim. Muzill. Vâcid.) kaba tutya. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. hîn). karayağız. Selâm. esmâr (f. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse]. Râfi'. esnaf (a. Âhir. yumuşak yüzgeçliler. Ehad.) buğday renkli. Muîd. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. basîr. Bâis. Evvel. kemikli balıklar. siny'in c. Kebîr. esmer (a. Vâhid.) bedel(ler).s. Mâni'. 3. Esmâ-yi Hüsnâ. Mübdî'. Gaffar.) bot. Basîr. uygunsuz. aşüfte. esna (a. müfret gibi kullanılır]. Kuddüs. Vedûd. Berr. Halik. Alîm. Mucîb.i. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an. esnâ-yi harb aşk. yemişler. zâniye). Rakîb. Şekûr. Nâfi'. kıssalar. Kaviyy. Hayy. kulak esmah -J (a. esmer-ül-levn karayağız. savaş zamanı. (bkz: âlüfte. Kahhâr. Bakî. Lâtif. Hakem.s. Rahîm. Basit. savaş sırası.) kulaklar. Vehhâb. esmâk dlu.i. Reşîd. çeşitli meyvalar. Ganiyy. Şehîd. Semî'. Kadir ("ka" uzun okunur). kıymet(Ier). Bedî'. hikâyeler. Hamîd. Bâtın. simer'in c.]. Mümît. Cebbar. cinsler. 2. Samed. açılmaz yemiş. çeşitler. yürürken. Hâfid. esmâr (a. esmâk-i azmiyye zool. Melik. Müteâlî. esna' (a. mürîf. sınfın c. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. Veliyy. Hafız.) "efdal" gibi "bülent.s. esmâr-ı gayr-i münferice bot. semer'in c. Rahman.) meyvalar. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. sıra. [top gibi]. Bârî. Afüvv. değer(ler). Hakîm. sem'in c. esnâ-yi tesâdüm aşk.l (a. Hakk. Kerîm.i. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar. Metîn.i. yüksek" [şey]. Fettâh.i.(bkz: hengâm. esliha-i sakile esmâ-i seb'a . Vekîl. Mâcid. fr. açılır yemiş.) 1. semen'in c. alîm. esmed (a. Mü'min. Gafur. Muhyî. Muktedir. Mâlikü'1Mülk. mersin ağacı. zümreler. Nur. aralık. vakit. Kabız ("ka" uzun okunur). Celîl.i. Sabûr. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan.) en semahatli.i. esman (a. malacoplervgiens . [bizde. Mugnîy. Zahir. Vâlî. Mukıyt. Musavvir.) [bizde kullanılmaz] ara. Müheymin. Halîm. Kayyûm. Mecîd. Cami'. sürmetaşı. Azîz.) balıklar. Vâris. esmâr (a. Rezzak. esma' (a. Muahhir. esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. Hâdî.) gece masalları. müsademe sırası.ağır silâhlar. kadîr.

kısır kadın.) selâmlar. kulluk. anat. akıl dişi. (a. esâre).b. (a.i. Hint kenevirinden çıkarılan. hâşâ.) üstübü denilen keten tarantısı. (bkz: sütûr). dişler. (a. esirliğe düşme.i. saklanan sırlar. müfret olarak kullanılır]. kesici dişler. esrar kullanan.) dişi kınk. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler. (f. kurra seneleri. (a. (a. (a.i. (f. pâdişâhı medhetmeler. esrar tiryakisi. (a.) esirlik.s.) putlar.s. (a. 3. tutsaklık. (bkz: bagl). pek. (a. hayırdualar olsun. yaratılış gününün sırlan. (a. (f. dizileri. sinh'in c. [sulh ve selâmet]. sırr'ın c.i. uyunacak ve istirahat edilecek yer.) kara günlük ağacının zamkı. 2. (a. bir adamın.) esrar çeken.i. çabuk. aklın eremiyeceği işler. Hıristiyanların taptıktan heykeller.cü.b. (bkz: esîre.s.) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri.f. kemik.) medihler. (a.i.i. övmeler.) l çekirdek. [kelime.b. yaşlar.s. (a.) 1.b. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir.) katır.i.) sırlı.i. sinn'in c.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır. (a. (a. (bkz: sütûr). estâne estâr estâr estâr-ı kitâb estarek esteh ester ester esterven (a. 2. gizli sırlar. bir şey değil" mânâlarına kullanılır.) 1.f. çürümüş ağaç kökleri. yirmi yaş dişi.i.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı. çok) serî. satr'ın c.esnâh esnâh-ı rieviyye esnam esnâm-perestân esnan esnân-ı hilm esnân-ı katıa esnân-ı askeriyye esnân-ı nâbiyye esniye esniye-i seniyye esr Kayd--ı esr esra' esrar esrâr-ı derûn esrâr-ı Elest esrâr-ı hafiyye esrâr-ı hüsn ü ân esrâr-âlûd esrâr-engîz esrâr-keş Esrâr-nâme esre esrem Esrib es-sabru miftâh-ül-ferec e-s-salâ e-s-selâm esta' esta be estağfiruilah estân.cü. . kitap satırları.s. (a. küçük azıdişleri.s.f. senâ'nın c. anat. puta tapanlar. (a. sitr'in c. gizli. (bkz: heste).) esrarlı. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır. güzelliğin sırlan. dişleri dökük kimse. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan].h.) örtüler. perdeler. sanem'in c.) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi. sitayişler. (bkz: Elest).) asıllar. 2. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler. sabır. rica ederim. ["sütûr" daha çok kullanılır]. seri'den) daha (en.b.zf.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim.s. (a. kökler. suretler. (bkz: Yesrib). (a. (a. Elest gününün.i.) yazı sıralan. hiç bir zaman. akciğer petekleri. mahcûbediyorsunuz.i. (bkz: ensâb2).i.f. başkalanndan gizli tutulan.i. anat.

i.i. üşâbe'nin c.i. koyun yünleri. daha güzel şiir söyleyen. sâ'ın c.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey.s. (a.c. kederli.i. cisimler. (a. kaleler.s. (bkz. (a. (a. (bkz: en-dâd). vezinli ve kafiyeli sözler.i. 3. nazîrler. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur.h. çukur yerler. (a.i. (a. şebâh'ın c.) kömürlük. sadâlar. sûfun c. şarap kadehleri.i. büyük kapılar. halkın en iyi şiir söyleyeni. (a. (a. hi (a.i.i.). eş'arî'nin c. (a. giyecek şeyler.) 1. (a. 2. eşâire).) 1.) 1. (şa'r'ın c.i.[bizde "süyûf daha çok kullanılır]. emici kıllar. (a. uzaktan görünen şeyler. (bkz. sûk'un c. şebîhden) 1. (a.) [halk "sof" der].) dinde meşhur. çarşılar. esûf).s. sûr'un c.) 1. (bkz: süyûf). kömür konulacak yer. kut-i lâ-yemût). (f.i. seyfin c. elemler. pek) şecâatli.) en uğursuzlar. (bkz: Mâtürîdiyye).) gamlar.b. (a. bez tüyler. şibh ve şebîh'in c.) "iki siyah"yılanla akrep. hayvan[lann] sesleri.i. seyh'in c. karaltılar.i.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. misiller. (a. 3. (a. (a.) arslan yavruları.esûf esûnı esvâ esvâb esvâf esvâk esvâr esvât esvât-ı hayvanât esved esvedeyn esved-ül-kalb esvef esvide esyâf esyâh eşyan Eş'ab eşâib eşâim eşâire eşâm eş'âr eş'âr-ı guddeviyye eş'âr-ı mümisse eş'ar eş'ar-ı nâs eş'ar-ı zentân eş'arî eşbâh eşbâh eşbâl eşbeh eşbû eşca eşcân (a. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. eşler. şecî'den) daha (en. en cesur ve yiğit.i. bot. 2.s.) pek çabuk eseflenen. sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar. (a. sevb'in c. benzeyenler. sü-veydâ-ül-kalb). savt'ın c.) giyimler. karaltılar. üzüntülü [adam]. sevâd'dan) siyah. (bkz: nazm). siyahlıklar. (a. pek benzeyen. ziyafetler. yüreği yufka. kederlenen.i.). (a.s.s. sevâd'ın c.s.(Lâtifi)]. (a. (a. si'r'in c.) 1.) şarlar.s. (a. (a. (a.) hüzünlü. en güzel. (a. (f. pazarlar. alışveriş yerle1. şecen'in c.) ri.s. en şomlar. (a. şahıslar. kara. (bkz: süyûh). cins bozukluklan. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. (bkz: âşâm. tasalar. . (bkz: esvef).". çizgili elbiseler. 2. karalıklar. 2. 2.i.) 1. (a.c. en müşabih. ölçekler.) pek yalancı ve günahkâr [adam]. sıkıntılar. 2. çok mal[lar]. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri.i. zamanın en iyi şiir söyleyeni. 2. en iyi. akar sular.) kılıçlar.) kanşıklıklar.s. gövdeler. 2. vücutlar. şâir'den) en. kederler. eş'em'in c.) kıllar. bot.) sesler.s. (bkz: eşâire). imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar.s. hayaller.i. şibl'in c.s.

eşfâk (a. pek) şefkatli. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri. eşhür-ül-hurum (a. meşgul'den) daha (en. en şiddetli ceza. cem'an 70 gündür]. (f. ela [müen.i. kavun ve karpuzun hamı. eşhür (a. . şahs'ın c. fazla tered-düdeden.) doğru söz söyleyen. (bkz: besûs).) çolak [kimse]. (en. çok) şerir.c. beyaz. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen. soğuk [gün]. (a. eşâim) daha (en. pek fazla sevilip beğenilen. eşhâd (a. güç iş.) şefkatler. pek. kişiler.b. eşhel (a. (a.) göz kapağının kenarları. (bkz.) koyun gözlü.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval.s. pek meşhur. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. çok işi olan. kır at. Zilhicce. pek) şiddetli.s. eşhedü (a. (a. kalye taşı denilen radyom hamızı.) çok şek sahibi. gazanfer. meyva ağaçlan. şerîr'den) daha (en. eşhürün ma'lûmât (a. n. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı]. şâhid'in c.s. kimseler.s. 2. Muharrem ve Receb" aylan. eşhâ (a. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev.s. eşhür-ül-hacc).s. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi. eşhas (a. acımalar. kirpik yerleri. çetin ve sert. şecer'in c. istekle yenilen [şey].i. [Arap atasözü]. (en. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle. eşheb (a. şedîd'den) daha. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler.eşcâr eşcâr-ı bâg eşcâr-ı müsmire eşdak eşedd eşedd-i ihtiyâç eşedd-i mücâzât eşekk eşell eş'em eş'emü min Besûs eşen (a. en zorlu ihtiyaç. eşhâr (f.b. eşerr (a. arslan. şehî'den) en çok. bahçenin ağaçlan.).i. eşfâr (a. eşgal (a.) aylar. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c. i. şom.) en şifalı [şey]. (a. esed. eşher (a. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. pek) uğursuz. (bkz.). çok merhametli. bu mânâda kullanılmaz]. kırmızı ile kanşık koyu mavi.i. şehr'in c. eşfak (a. 2. s.i.) islâm'dan evvel. dırgam). kelek.i. c. 2.) ağaçlar.s. merhametler.s. erkek adı. Besûs'tan daha uğursuz. eşhür-ül-hacc (a. (bkz. eşfâ (a. 4. şevâhid.) 1. 3.i. şüfr'ün c. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler.s. (a.s. tanıklık ediyorum" mânâsına. şehâdet'den) "şahitlik. [müfredi.i. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. "şehlâ" dır]. şühûd). ters giyilmiş elbise. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de.) adamlar. şehîr'den) en şöhretli.) 1.b. daha.s. tanınmış kimseler. pek) meşgul.i.s.) l . çok iyi tanınmış.i. 2. şefîk'den) 1. şîr.s. ela gözlü [adam]. şerli. nisadır. i.

) ağlayıcılık.s. haydutlar. (bkz: eşkah). Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan. tavan. (bkz: dem'. al renkli [at]. ağlayış. (f.b. şedîd'in c.) 1. şuâ'ın c. pertev. eşk-efşânî.i. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri. hayâtın şekilleri.) şiddetli davranan yiğitler. şerir'in c.) gözyaşı döken.h. cehdeden.s.s.) daha (en. ("ka" uzun okunur. kırmızı yüzlü [adam]. (a. eşk-rîz). 2.) gözü yaşlı. (f. (f. sevinç gözyaşı. tabaka.) biçimler.eşi'a eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb eşi'a-yi hûrşîd eşi'a-yi muhiyye eşi'a-pâş eşiddâ' eşiddâ-yi mücâhidin eşîha esir eşirrâ. kötülük edenler. aydınlık veren.b. deneme. ed. hasretten. haydut. ağlayan.) gözyaşı döken. sirişk).s.b.i.f.s. mat. (f.) ağlayıcılık. (f. bot. (f. (f. dökülmüş gözyaşı. (bkz.) 1.) yaş döken. -feşânî eşkel eşkel-ül-ayneyn Eşkeş eşkıya eşk-rîz eşk-rîzî eşkû. 2.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam]. pek) şakî. öz nşınlar. çok ağlayan. iki gözünün akı kızıl olan.s.) azılılar. (bkz: eşk-bâr). mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler.) 1. fr.s. kat.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep.) saçına. . 3.i. ziya').i. benzer şekiller. sevinçten dökülen gözyaşı.i. (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. sevinçten dökülen gözyaşı. (bkz.s.i.b. sevinçle ağlayış.) aydınlıklar. (a. (a. kızıl donlu [hayvan].) gözyaşı yağdıran. a.s. 3. eşrar eşk eşk-i mescûm eşk-i sürür eşk-i şâdî eşk-i şîrîn eşk-i şekkerîn eşk-i tahassür eşk-i tarab eşk-i teessür eşk-i telli eşka eşkah eşkâl eşkâl-i hayât eşkâl-i hendesiyye eşkâl-i müteşâbihe eşkâl-ı nazm Eşkâl-i Zemân eşk-âlûd eşkar eşk-bâr eşk-bârî eşk-efşân. kaygı. tarzlar. (a.i. Güneşin ışıklan. (f. suretler. (f. (a. eşkûb eşk-ver eşkyûd eşmat (a. (f. (a. (bkz: sahîl). ağlayıcı. (bkz.b.s. keder. (a. (bkz: eşk-rîzî).) at kişnemesi. aynlıktan dolayı akan gözyaşı sevinç ile ağlayış.i. sevinç ile dökülen gözyaşı.s. (f. sevinçle ağlayış. (f. kızıl donlu [hayvan].b. edepsizler. savaşan yiğitler.b. rayons medullaires. sakalına kır düşmüş olan. çok ağlayan.s. fesat karıştıranlar. geometri şekilleri.) dağ hırsızlan.) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi. şakî'nin c. ışıklar.b. al renkli [at]. (f. (a.) gözyaşı. ışık dağıtan. sevinç gözyaşı. nazım şekilleri. eşkar).i. 2. şekl'in c.) gözyaşı dökü-cülük. (a.b. tasadan doğan gözyaşı. teessürden akan gözyaşı.s. ağlayıcı. (bkz: eşk-bârî).s.s. haşarılar.) pek sevinçli. kırmızı yüzlü [adam].s. tahassürden.) nur. (a.

(a. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz]. erkek adı. o güne me'mur sayılan melek. (a. burnu kesik [kimse]. kemiklerin uzamaları. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. 2. Babasının adı Hafız Mustafa'dır. çok şümullü olan.s. hek.i.) ağaç yosunu. beyaz dişli [adam]. istimdat. kötülük edenler.h.i. 2.) burunsuz.s.s. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur. . [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir]. şevk'in c. fesat karıştıranlar. soğuk içkiler. içkiler. Külliyât-ı Eş'âr. istekler. kaplayan. (a.s. şâmil'den) daha (en.s. Eserleri Hasbihal. uğurlu ve mesut saat. yüzgeç. eşrefle ilgili. (a. şerîr'in c. pek) şerefli. (a.) l koşmalar. bot.i. (a. (a.) takımlar. 2.) eşrefe ait. şevk'in c. (a. lât. (a. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç. (a. 1846. (a.) şeref ve îtibar sahibi kimseler. neviler. gemilerin yelkenleri.i. sıçrayışlar. (a. onurlu. ileri gelenler. (a. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı. fr. çeşitleri. ö. (f. çeşitler.) inci gibi.) ortaklar.) içilecek şeyler. 2. çok) şeni'. dikenler [bitki].) şerirler. Iranda Yangın Var. (d.h.i. ilimlerin nevileri. (a.eşmel esna esna esne eşneb eşraf eşrâf-ı belde eşrâk esrar eşrât eşrât-ı saat eşref il eşref-i mahluka eşref-i saat Eşref eşrefi eşrefiyye esrem eşria eşria-i süfün eşribe eşribe-i bâride eş-Şücâ eştâd eştât eştât-ı ulûm eşvâk eşvâk eşvât (a. (a. (a.i. (a. (f. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür. pek) şâmil.i. çok kıymetli mücevher. edepsizler. azılılar. (mahlûkların en şereflisi) insan. şarat'ın c. kötü ve çirkin. memleketin ileri gelenleri.) şiddetli arzular.) alâmetler. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. (bkz: eşirrâ). arkadaşlar.s.) güneş ayının yirmi altıncı günü. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır]. Hydra.) yelkenler. şetît'in c.s. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur. i. şerifin c.i. 3.) astr. pek.i. kıyamet alâmetleri.s. 2.s. şerîfden) 1. daha (en. sınıflar. fena. Hydre.) l.i şavt'ın c. neşveler.i. fırkalar. şerefli.h. (a. şerâb'ın c.s. şerîk'in c. yüzücü. şenî'den) daha (en. şirâ'ın c.) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı. (a. 1911).) 1.i. Deccâl.

fr. garip.s.) 1. yardımcılar.) ihtiyarlar. (a.s. kıyılar. katlar. tasalar.s. takî'nin c. kederler. (a.) 1.) bot. (a.i. ev eşyası. 2. evde doğan kul ve cariyeler.) nesneler. şey'in c.) akranlar. taze fidanlar. tabîb'in c. bir kısmı dışında kalan kaya. 3. (a.i. (a. güzel yemekler.i.s. elbise. (a. yolcunun sandığı. koltuğu. eksiksiz. çiçekler.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. (bkz: şüyûh). taraflılar ve hizmet edenler. kapaklar. çıkını.şeyb'den) saçı. terah'ın c. lezzetli yemekler. tarafın c. çamaşır. kanapesi. tirb'in c.) 1. . (a.i. (bkz. ziyâde perhizkâr.s.) çocuk bilgisi. etrâf-ı kuddâmiyye etrâf-ı süfliyye etrâf-ı ulviyye etrâf-ül-beden etraf etrâh etrâh-ı kalb Etrâk etrâs (a.) gamlar.s. kabileler. (a. türs'ün c. anat. yosunlu taş. (a. dişi eşek. (en. ("ka" uzun okunur. çiçekler.s. hayvanın iki art ayağı.i. 2. (f. anat. (a. birinin sözüne.) hekimler. (a. işine. zarif ve nâzik şeyler. türfe'nin c. (a. dereceler. şeyh'in c.) telidler.gelen. tabak ve tabaka'nın c. (a. (bkz: hâldâr).i. çocuklar. tâbi'nin c.i. pek) tam. seçme nesneler. (a. 2. 2. anat. levazım. mesleğine uyanlar. misafir. bavulu. hayvanın iki ön ayağı. (a.) seçkin.i. uçlar.s. eller. (a. (a. hizmetçiler. çok güzel yemekler. (f. büyük sahanlar. tıp ilmini bilenler.i. Türk'ün c.i. (a. haller. kaygılar. tabakat). (a.) yemekler. baş. aşlar. takî'den) pek takî. (a. cemâatler.i.eşya' eşyâ-yi beytiyye eşya' eşyâh eşyeb eşyem etâ etân etâve etâyib etbâ' etbâ ü hadem etbâk etemm etfâl etfâl-i mekâtib etfâl-i bâg etfâl-i behâr etfâliyyât etıbba.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler.s. etıbbe etıbbâ-yi hâssa et'ime et'ime-i lezize et'ime-i nefise etka etkıyâ etlâd etra etrâb etraf etrâf-ı halfiyyeıanat. sepeti. gönül sıkıntıları. kavak ağacı.) 1. mertebeler. sakalı ağarmış ihtiyar [adam]. yemek tepsisi veya tahtaları. (a.) 1.i.) kalkanlar [harp âleti]. perdesi ve benzerleri gibi nesneler. körpe fidanlar.s. yaşlılar. kusursuz.) yanlar. a. tıfl'ın c. pedologie. bir yaşda olanlar. tamm'dan) daha. uşaklar. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir]. mevcut olan şeyler. (bkz: siya'). örtüler.) gelmiş. taâm'ın c. ayaklar. şîa'nın c. doktorlar. günah işlemekten çok çekinen. taze çimenler. bir kısmı suyun içinde.i. yeni yetişen. etyab'ın c. mektep çocukları. 2. saray doktorları.i. evin masası. her iki ayak.i.) Türkler.) dere gibi akan su. anat.) bölükler.c. (a.i. her iki el.

) hamam külhanı. (a. boya.) büyük sofalar. tavk'ın c.i.i.) ayakta-kımları.i. sebepler. âvine) vakit. (a. nefsin yedi derecesine göre değişen haller. kelimelerin evvelleri.s.i. orta-dakiler. (a. tarîk'in c.i. aşağılık kimseler. 2. altın ve gümüş kapkacak. (a.i. evvel'in c.) astr. (bkz: turuk). emirler ve yasaklar. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır. yüce. gr. (a. orta zamanlar.s. eski. çağ. her arabî ayının ön üç. (a. 3.i. c. evvel zamanlar. (a.) mehtaplı geceler. eyyâm-ı bîd).) ayak takımı. zaman. aşağılık kimseye yakışacak surette.i. (bkz: hen-gâm). 2.) ilk vakitler. iptidalar. caddeler. köşkler. (bkz: eyâr). (bkz: hazele.) buyruklar. şaşkınca tavırlar. âgiye'nin c. âhir'in c. aşağılık kimse. [zıddı "evâhir" dir]. su akıtılacak yerler.) yutma. (a. (a. (f. tas. (a. (bkz: şahika). bahçe. ayın son günleri. borç. iyvân'ın c.i. yön. işler. tavr'ın c. [kelime müfret gibi kullanılır]. evşâb. 2. (a.i.i.) hal ve hareketler. ödünç.i. geçmiş zamanlar. kaplar.) terbiyesize. (a.) 1.i.i. (a. (a. bir şeyin en yüksek noktası. salonlar. orta günler.i. terbiyesiz. (f. tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar.i. kadın gerdanlıkları.i. şirzime. (a. imaret.i. (a.) sonlar. [zıddı "hazîz"]. emr'in c.) çirkin.c. (bkz: âbidât). (f. (bkz: evkâş. tarzlar. (bkz. inâ'nın c. kelimelerin ortalan.zf.etribe etrika E-t-tâir ettûn etvâk etvâr etvâr-ı mütehayyirâne etvâr-ı nâ-lâyıka etvâr-ı seb'a etvâs evâbid evâbid-i üdebâ evâgî evâhir evâhir-i saltanat evâil evâil-i kelimât evâm evâmir evâmir-i aşere evâmir ü nevâhî evân evân-ı şebâb evânî evânî-i sim ü zer evâr. mes-leklek. evâre evârîn evâsıt . (a. âbide'nin c. vebeş'in c. evâsıt-ı kelimât evâvîn evâzıh evb ı evbâr evbâş evbâşân evbâş-âne evc (a. evsat'ın c.) taraf. rüzelâ). önceler. saltanatın sonlan. geçinmek üzere tutulan yollar. vesileler. (a. renk. Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. leş dix commandcments. evcât) 1. (a. vâsıtalar. evbâş'ın c. (f. türâb'ın c. fr. (a. ediplerin eserleri.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter. tarîkatler. . [zıddı "evâil" dir].) ortalar. (bkz: nesr-üt-tâir). (bkz: levn).i.) bağ. cihet. yutuş.i. 2. (bkz: deyn). doruk.) geleceğe hâtıra kalan eserler.f. ortada bulunanlar. tüm). tâûs'un c.) tavus kuşları. başlangıçlar. yüksek. Hindistan cevizinin sütü.i.i.) kapkacaklar.i. yollar. gençlik çağı. buyrultular. (a. gr. uygunsuz hareketler.) 1.) 1.) topraklar.

Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. (a. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır.i. Sengin semaî. nîm hicaz.b. Donanımına fa.) çok çekingen [kimse]. kürdî. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) kullanmışlardır. neva. siperler. yüksekliğin tepesi. (a. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. eviç. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. eski makamlardandır.s. altı yedi asırlık birmürekep makamdır. do. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. astr. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. (a. şiddetli sancılar. karın ağrıları. o perdede kaldığını bildirmektedir. pek münâsebetti. sancılar. en yüksek taba yükselişin en son noktası. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi. III. muz. çok gerekli. (a. sözlerin en münâsebetlisi.rif at evc ve haziz hattı evc evc-i hûzî evc-i nihavendi evc-i pûselik evc-aşîrân evc-maklûb evcâ' evcâ'-ı batn evcâ'-ı şedide evcâr evc-ârâ evceb evceb-i vecâib evceh evceh-i akvâl evcel evcer l göğün en yüksek kısmı. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar. 'günberi. segah.s.s. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur. . iki asırlık bir mürekkep makamdır. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam. astr. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). vâcib'den) en vacip. terkibinde eviç olduğunu değil. muz. muz.*günöte doğrusu. Selim'in adlandırdığı bir makamdır. (f. eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. Evc-hûzî.) en vecihli.) muz. havanın üstü.) muz. en üst derece. inici bir şekilde ırak'da karar verir. son notası. pek lüzumlu. (a. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir.i. muz. (a. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. Bu makam ırak makamının inici şeklidir. Güçlü. acılar. 2. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. lüzumluların lüzumlusu.) çok korkak [adam]. (f. beşinci derecede olan nim hicazdır. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır.Evc-i asman Evc-i bâlâ Evc-i hevâ evc-i ikbâl eve. çok uygun.s. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır.i. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. muz. vecâ'ın c. acem. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.) ağrılar. tahminen iki asırlık veya daha eski. rast. sızılar. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır.

) daha (en.f. 2. daha (en. vâdî'nin c.i. (bkz: nedamet).b.) 1. vefâ'dan) 1.). (f. küme. (bkz. pek) vahşî. (a.s.evc-gîr evcire l evc-pervâz evcümend evdâd evdiye evend evfâ' evfak evfer evgad evgenc evhad evhâl evham evhaş evhaş-i efâî evhen evhen-i büyüt evic-aşîrân evic-gerdâniyye eviddâ' eviddâ-yi kadîme evind ev'iye ev'iye-i demeviyye ev'iye-i halezöniyye ev'iye-i halkaviyye ev'iye-i haşebiyye ev'iye-i hevâiyye ev'iye-i lebeniyye ev'iye-i lenfâviyye ev'iye-i meftuna ev'iye-i münakkata ev'iye-i nâkile ev'iye-i süllemiyye ev'iye-i şa'riyye ev'iye-i şebekiyye ev'iye-i şiryâniyye ev'iye-i verîdiyye (a. bot. eviddâ'. vahşî'den) daha (en. pek) vefalı. gevşek. pek uygun. noktalı damarlar. eski dostlar. (f. vefîk'den) daha (en.i. kuşkular. yılanların en vahşîsi. a. süt kıvamında beyaz. san. yeşilimsi. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar.s. turuncu.i. (bkz: evdâd. (a.b. oyun.s.s. bot. kaplar. evini iyi bir halde bulunduran. çok) muvafık. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. hakiki dostlar. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar.i. açık damarlar. sıvalar. damarlar. (a.) dereler. bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. bot. sözünde duran. a. pek) zayıf. anat.) yükseğe çıkan. (f. s. (a.b. anat. anat. sayıca daha bol.s.b. aldatma.) yüksekte uçan. evüdd). cana yakın. siyah kan damarları. bot. vâhid'den) yegâne. esassız şeyler. vehm'in c.s. bot. (bkz: vâdî). mekânlar. (bkz: hud'a).). (a. (a.i. dağlar arasındaki yerler. yetkin. (a. (a. (a. 2 . viâ'nın c. (bkz.s.) hîle.) 1.i. anat. (bkz: vehen). akılsızlar. anat.i.i.) 1. (f.i. pek çok [olan]. biricik. anat. 2.) ahbaplar. evüdd). vecâr ve vicâr'ın c. top. kan damarları. yerler. . (f.f. vâfir'den) daha (en.) pişmanlık. (a.) zanlar. (bkz: evc-i hûzî). balçıklar. vedîd'in c. anat. anat. bot. yükselen. 2.) ahmaklar.) kap kaçak. bot. sevgililer. iletken damarlar. odun damarları. yığın. (a. pek) vâ-fır. tek. (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası. en çok. pek tamam. dayanıksız. çok vahşetli. (a. vücür).i.s.s.). idareli. lenf damarları. pek. vahal'ın c. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. içi hava ile dolu olan damarlar. kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. kuruntular. (a. bir tane. vagd'ın c.s. ("ga" uzun okunur. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. vedîd'in c. mahfazalar.) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır.i. basamaklı damarlar. i. (f.

i. pek) tekitli.s. ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri. emirlerin en kuvvetlisi. a. 2. Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. (bkz: lyâl). (a. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan. tar. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî. akşam. 2. ikisi son sünnet).) yük. kız. (a. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. beş rekât (üçü farz. onüç rekât (dördü sünnet. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede".[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. hükümet tarafından idare olunan vakıflar. (a. evlâda mahsus. bina ve şâire. 3. evkaf-ı hümâyûn). daha lâyık. ("ka" uzun okunur.i. ("ka" uzun okunur. sülâle.evk evkaf evkaf-ı celâliyye evkaf-ı hümâyun evkaf-ı mazbûte evkaf-ı mülhakka evkaf-ı münderise evkaf-ı selâtîn evkâr evkâr-ı tuyûr evkaş evkat evkat-ı hamse öğle namazı ikindi namazı akşam namazı yatsı namazı evkat-ı muayyene evkat-ı salât evkat-güzâr evked evked-i evâmir evkes evlâ' evlâd evlâd-ı bütün evlâd-ı fatihan evlâd-ı inâs evlâd-ı ümm evlâd-ı vatan evlâd-ı zuhur evlâd-ı zükûr evlâd ü iyal evlâdiyye (a. kuvvetli.s. cami.) 1. Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar. namaz vakitleri. nesil. çağlar.s. terbiyesiz. ikisi sünnet).] belli zamanlar.s. (a. erkek çocuklar. evşâb). (bkz.)t vakit geçiren. dördü farz). a.i. ağırlık. dördü farz. [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet. ("ka" uzun okunur.) l . kız çocuklan. vakt'in c. çok sağlam ve dayanıklı [ev.b.s. a. daha iyi. eşya]. kuş yuvaları. çocuk. vakıflar umum müdürlüğü.) kuş yuvaları. .s. vekr ve vekre'nin c. daha uygun. dördü farz. evlâtlık. üçü vitir namazı). 2.) soysuz ve pinti [adam]. gelirleri yok olmuş vakıflar.i. vatan çocukları. zamanlar. on rekât (dördü sünnet.) 1. meç. aşağılık kimse. çocuklar. 2. (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). veled'in c. (a. huk. yatsı namazlannın kılındığı vakitler.) daha (en. Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar. pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. (bkz: evbâş. ikisi farz). tar. (a. öğle. medrese. sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede". Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. ikindi.) l. huk.) ayak takımı.f.i. [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul.) 1. vakfın c. üstün. (a.

Kafkasya.i. kâğıt para[lar].) evlâda mahsus. Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. (f. (bkz: erîke. (bkz: ebrencen). Allah'a daha yakın bulunanlar. İran'ın bir parçası. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar. Babasının adı. Irak. üstün tutulmaya lâyık olma. şerir). (a. 4. Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî. hükümdar. hâlin hoşluğu.s. ağaç kurdu. almaşık yapraklar. 7. (a. (a. Aslen Kütah-ya'lıdır. Almanya. yumrular. çocukların velîleri. şan. (bkz: ezkâr). mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır.) kadın bileziği. şeref. 2.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. Dalmaçya. (f. hîle. yakışıklılık.i. Polonya. şeref. taht. gazeteler. dîhîm.i. bot. okunması âdet olunan dînî dualar. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. hud'a). (bkz: desîse. (f.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. 3. keramet sahibi olanlar. (f.i.b.i. erenler. elbisenin dış yüzü. (a. verem'in c.i. arşiv. 4. haydi haydi. Hollanda. (a. taht. 3.i. 2. (f.) hisar.evlâdiyyet evleviyyet evleviyyetle evliya' evliyâ-yı umur evliyâ-yı etfâl Evliya Çelebi evrâ evrâd evrak evrâk-ı halkaviyye evrâk-ı havadis evrâk-ı mahzeni evrâk-ı matbua evrâk-ı müsbite evrâk-ı müteakibe evrâk-ı mütekabile evrâk-ı nakdiyye Evrâk-ı Perişan evrâk-ı rîşiyye evrâm evre evrek evrencen. eko. 2. eko.i. emir sahibi bulunanlar. karşılıklı yapraklar. hîle. Macaristan. bot. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar.) 1. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri.) vücûtta peyda olan şişler.) 1. Derviş Mehmed Zıllî'dir. diyecek kalmama.i. (f. bot. 3.i. koruyanlar. fr. evlâtlık. (a. velî'nin c.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler.) l. Rusya'nın güneyi. evlilik. 2. 2. . Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası.h.i. 5.) 1. 6. iş başında bulunan kimseler. Avusturya.i. Suriye. süs. evlevîlik.) 1.) tahtta oturan. kâğıtlar. basılı kâğıtlar. himaye edenler. yapraklar. kuş tüyü şeklinde olan yapraklar. 4. (bkz: erîke.) 1. vird'in c. arşiv. şerir). (bkz. evrencîn evrend evreng evreng-nişîn (a. dîhîm. (f. 2. akıl ve irfan. varak'ın c.) esvabın. i.fortiori.

evdâd). (a. güzel vasıflar. (bkz: vasf).) kirler. şekiller veya yazılan yazılar.s.i. (a. lüzumlu olan şeyler.) ayıplar.s. (a.) ince ip. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. aşağılık kimse.s. (a. evâsit) 1. (a. (bkz: evşâz3). muz. (a.) 1. vasm'ın c. mütahallik). Evsat. vatar'ın c. (bkz: verîd). i.c. acele ihtiyaçlar. Aynca peşrev. kaliteler. pislikler. Beste devr i revân adı verilen usûl.) 1. (a. vatanlarından ayrılma.i. aşağılık kimseler. pek sağlam.i. (a. 3. (f. arlar. eviddâ'.i. . (vatan'in c.) ağaç veya demir kazıklar. teller. zâhid. vasfın c. (bkz: veşm).i. inanılan. (bkz: evsâl). 3.i. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler. vasl'ın c. 5.evreng-zîb evride evsa' evsâf evsâf-ı cemile evsâf-ı hamide evsâh İzâle-i evsâh evsak evsâl evsâm evsâm evsân evsât evsat evşâb evşâl evşâz evsen evşeng evtâd evtâd-ül-arz evtâd-ül-bilâd evtâd-ül-fem evtân Terk-i evtân evtân-ı muhacirin evtâr evtâr-ı âcile evtâr evtâr-ı hüzn ü ilham evüdd evvâb (f. s.) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler. 2. veter'in c. vesah'ın c.s.s.i. (bkz. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler.) 1. (bkz: müdâhin. anat. (a. kirlerin giderilmesi. vücuttaki oynak yerler.i. 2.i.i. boyunun iki tarafında olan damarlar. vedîd'in c. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür. göçmenlerin vatanları. 2 sofyan'dan mürekkeptir. ona halli.) ayak takımı. murdarlıklar. verid'in c. bir şeyin ortası. orta.) sıfatlar. evkâş).s. sırasıyla l Türk aksağı.) ortalar. bu mânâda kullanılmaz]. 2. oynaklar. (a. (a.) 1. 2. döğmeler. 4. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır. ortadaki. 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. yardımcılar. (bkz.).i. yüksek ile alçak arası. (a.i. büyükler ve başta gelenler. (bkz: esnam).vesen'in c. sofu. toplardamarlar. çok muhkem. (a. yaya gerilmiş ipler. bayağı. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir.b. (a. [müfredi. (a.) vücuttaki mafsallar. beğenilen nitelikler. veşl'in c. haçlar. taraflılar. (a. övülen. utanmalar. en çok güvenilir olan. 2. (a-i.) tahtı süsleyen hükümdar. s. Usûl. hüzün ve ilham telleri. dişler. uğrunda ölünen topraklar. kirişler. (a. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır.s. evbâş. vesm'in c. vâsî'den) daha (en. sicim. direkler.s. damla damla akan su.) dalkavuk. vasat'ın c. veted'in c.) 1.) putlar.) Allah'a sımsıkı bağlı.) ihtiyaçlar. (a. pek) vâsi' ye geniş.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. dağlar. siyah kan damarları. (a. 2.i. hayalar.

s.) başlangıç. (bkz. önce. günâhlar.zf. (f. 3. (a. (a. 2.t. başlangıç. (birincilerin birincisi) Allah. (bkz: efzâyiş). en önce olan. eski.s. vaziyetler.) önce Allah'ın yardımıyla. soruşturmalar. efzâr3). bunu huş fırtınası tâkibeder]. hatâlar. başmanlık. fr. ibrahim vasıflandırılmıştır]. 3. kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı. eski. çok âh eden. dağlar. çok dua eden. (a.) her şeyden evvel. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. (a. Haziran başlangıcından. üstünlükler. hamuleler. ilk olarak. (a.s. yükler. Muhammed. ibtidâ.zf. ilkbahar.) 1. gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. (a.i. ilk.i. cinayetler. 2. (f-i-) çoğalış. tavırlar.) 1. (a. dünyânın asıl desteği. sığınacak yerler.) evvelkiler. (bkz: nev-bahâr. eski adamlar. 2.c.i. z f.s.i. îmânı sağlam. rebî1).) daha evvel.b. evvel gelen insanlar. besbelli. evveliyye Tahkîkat-ı evveliyye evvelin evvelin ü âhirin evveliyyât evveliyyet evvelki evvelûn -' evvel-ül-evâil evzâ' evzâ-ı dil-bâzâne evzâ-ı garibe evzah evzân evzân-ı arûziyye evzân-ı atîka evzân-ı şi'riyye evzâr evzâr evzâr evzâyiş Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz.i. vâzıh'dan) daha (en.zf. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır. fels.zf.) haller. ölçüler. din bilgisi çok geniş olan [kimse]. birinci. (a.) her şeyden evvel. (bkz: vezn). hâdiselerin başlangıcı.).) 1. şiirin ölçüleri.c. 2.t. merhametli.s. (bkz: evvelâ). sıra üstünlüğü.zf. [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır]. 2. çok açık. kaleler. (a. hisarlar. (a. 2. ilk zamanlarla ilgili.i. öncelik. sırada üstünlük. galebeler. . evâil) 1. ağırlıklar. (a. aruz vezinleri. bir hâdisenin başlangıçtaki hâli.) birinci. garip. pek) vazıh. vaz'ın c.zf.) önceki insanlar.i. vizr'in c.) en evvel. (a. ed. (ilk yaratılan) Hz. (a. (a. önce. (a. (bkz: evvelen). işin başlangıcında. ed.b. (bkz: cibâl). geçmiş zamanda. (a.) evvellerin evveli. primaute. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. (vezn'in c. ilk ağızda yapılan tahkikler. eski zaman adamları eskiler ve yeniler. eninde sonunda. ilkönce.) birinci olarak. (a.) 1.) 1. (a. 4. duruşlar.t.) tartılar.s. tuhaf haller.i. geçmiş. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir]. 5. ilk. ergeç. vezer'in c. (a. birinci. eski tartılar.i. her şeyden önce. 9 Mana rastlar.evvâbîn namazı evvâh evvel evvel-bahâr evvel-i berd-el-acûz evvel-i mâ-halak evvel-i riyâh-ı bevârih evvel ve âhir evvel-ül-evvelîn evvelâ evvel-Allah evvel-be-evvel evvelce evvel-emirde evvelen evveli.

s. yemîn'in c. talihli. kaçacak yer yok mu? (a. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır]. (a. öksüzler. sağ taraflar. (a. (bkz: eyâdî). husûsî idareli eyâletler.) 1. bana bak!" gibi mânâlara gelir.i. 2. yorgunluk. . (bkz: eymün). (a. "hey.) yer yüzleri.i. salon. eymen'in c.) 1. [evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. (a. nerede. ["eyâdî" çok kullanılır]. 2. (a. pekî.) anası babası ölmüş. (a.n. zaman.) yazık. ["eydî" çok kullanılmaz].) en yümünlü. aldırış etmeyen.zf. yümn'den) 1. (a. yetîm'in c. ["İranlılar "iy" de derler]. (bkz: vilâyât). kötü yeminler. kutlu.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır.b. tatil ve sayılı günlerden başka günler. (a. olan eydî'nin c. örtü.f. (a. e. (bkz: hîn).n. (f.i. 2. (bkz.i.). öyle olsun. mutluluklar.i.) eyâlet merkezi olan şehir. 2. yahu. s.n. günler. zeminler. an-diçmeler.i.) ayaklı kadeh. eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler. 4. en yümünlü. 3. yemîn'in c. fena. günlerin en kutlusu. (bkz: eydî). andlar.) 1. şarap kupası.i.) eller. (a. "enir" denilen bir cins yaban mersini. (f.büyük sofa. çardak. gökyüzü. sağ taraftaki. 3.s. an. hayırlı.i. (f-i-) l.i. gündüzler. eyâsî eydî eyger eymân eymân-ı galize eymân-ı kâzibe eymân-ı sâdıka eymen Vâdî--i Eymen eymen-ül-yemîn eymün eyn eyn-el-meferr eyser eytâm eytâm ve erânıil eyvah ey-v-AIlah eyvan eyvân-ı kisrâ eyvân-ı sîmâbî eyvân-ı zerkârî eyyam eyyâm-ı âdiyye (a. Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray.) 1.) 1.i. (f. (bkz: piyâle). yetimler ve dullar. (a. büyük yeminler. teşekkür ederim. en yümünlü. (a. yalan yeminler. talihler. kemerli yüksek bina. pek kolay. doğru yeminler. köşk. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer. Musa Peygamberin Tur dağında.i. oturacak yüksek yer.i eyâlet'in c. (a.s. en kutlu olanlar. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. yalnız kalmış küçük çocuklar. yed'in c. sağ eller. en kutlu. evet.f. 3. divanhane. kuvvetler.) eller.c. sol taraftaki. Allah'a ısmarladık. imtiyazlı.zf. 2. kudretler. 3. s.) bot.ey eyâ eyâdî eyâdîm eyâg eyâlât eyâlât-ı mümtâze eyâlet eyâlet-gâh eyâmin eyâmin-i eyyam eyâzî. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. heyhat.t. gökyüzü. yevm'in c. 2. bahtlar.c.) "ey. yed'in c. [Arapçası "iyvân" dır]. 4. (a. eymân (a.

s.e. (a. zamana göre hareket eden [adam]. eziyet. dinlenme günleri.eyyâm-ı bâhur eyyâm-ı bukalemun eyyâm-ı cem' eyyâm-ı devlet eyyâm-ı eza eyyâm-ı hayât eyyâm-ı hâzıra eyyâm-ı kalîle eyyâm-ı ma'dûde eyyâm-ı mâziyye eyyâm-ı ömr. ey!" gibi hitap edatı. eyyam ola eyyam reisi eyyâm-ı resmiyye eyyâm-ı sahavet eyyâm-ı ta'tîliyye eyyâm-ı tercil eyyâm-ı ma'dûdât. "heyamola" nın aslıdır. yeni baştan. dan" mânâsına gelir. bu dahî. 2. cevr). başlıca. iktidar.) "ya. (a.zf.s. kurban bayramının ilk üç günü. eyyâm-üt-teşrîk eyyâm-ül-bîz eyyede ey y id l eyyid-Allahü eyyim Eyyûb eyyühâ Yâ eyyühessâkî eyyüh-el-ashâb eyyüh-el-islâm ey zan ez ez-an-cümle ez-cümle ez-dil ez dil ü can ez her cihet ez kaza ez ser-i nev eza ezâ-yi derûn ez'af ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler. birkaç günlük kısa zaman. muktedir. çocukluk devresi. değişen zaman. (a. (a. bir kararda kalmayan zaman. bekâr. on dördüncü ve on beşinci günleri.e. sayılı günler. ey içki sunan! ey mal ve mülk sahipleri! ey Müslümanlar! (a.) kuvvetli. 2. fi.h. kurban bayramının ilk üç günü. zaman. öteki gibi. Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün. din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman. keza. (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. Allah kuvvet versin! (a. ömrün günleri. kuvvetsiz. şimdiki günler. incitme.) yine öyle. özellikle. iç incinmesi. (bkz: hengâm). te'yîd'den) sürdürsün. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. zaîfden) daha (en. o cümleden olarak. iktidar. dermansız. kurban bayramının ilk üç günü. her yönden. (f.i. (bkz: cefâ.) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. can yakma. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr.) "den. bu arada. on üçüncü. pek) zayıf. nüfuz. 3. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey. (a. resmî günler. can ve gönülden. matem günleri. (a. kuvvetlendirsin. her arabî ayının on ikinci. kazara.i. s.) incinme. 4.) dul. geçmiş günler. sağlam. saltanat süresi. gönülden. tatil günleri. (bkz: eyyâm-ı hayât). zaman. (bkz: hengâm). nüfuz. . 3. 4. her bakımdan.

insanların en zayıfı.) karşı olan şeyler. "ber göğüs". (a. 3. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. Güneşin battığı zaman 12 olan saat. 2.) ezan ile ilgili. ezel ile ilgili.i. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle.i. öncesizlik.) ezele mensup. pek çok. zufr'un c.) lâyık. katlar. [ez den.) ezber. Allâhü ekber Allâhü ekber.s.s. (a. ince ve uzun kaşlı. pek. zebed'in c.i.ez'af-ı ibâd ez'af-ı nâs ez'af ez'âf-ı muzâafa ezâfîr ez'akî ezâmîm ezan ezânî ezânî saat ez'ar ezbâd ez-ber ezberm ezdâd Cem'-i ezdâd ezder ez-dil ez-dil ü can ezebb ezecc ezecc-ül-hâcibîn ezel el ezel Tâ ezel ezelî. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm). kötülük eden [kimse]. (a. birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama. kısa boylu. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır]. Tanrı bilgisi.) ezelîlik. (a. ezelden beri. yaraşık.) cemaatler. unutmamaya çalışma. çok) zelîl.) gaddar ve zâlim [adam]. (f. Bilâl-i Habeşî'dir). başlangıçsızlık.i. en zelîl ve aşağılık adam. kalem kaşlı. (f. kısa boylu ve kötü huylu [adam]. (a. La ilahe il-1'Allah]. (a. ızmâme'nin c.s. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden. köpükler. (a. Hayya-al-esselâ.i. 2. (f. zufr'un c. zelîl'den) daha (en.) 1.s. çeyrekler.) 1. 2. . (bkz: bercâ.i. şâyeste). zıdd'ın c. ezfâr).s. can ve gönülden. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah.s. yüksek sesle yapılan davet. tırnaklar.i. Allâhü ekber Allâhü ekber.) 1. kat kat. çespân.s. münâsip. (bkz. Tanrı gücü. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. öncesiz. aşağılık [kimse]. (a. başlangıçsız. (a. Hayya-al-esselâ.b.) tırnaklar. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah.) 1. 3. (a.s. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman.i. ezeliyye İlm-i ezelî Kudret-i ezeliyye ezelî ve ebedî ezeliyyet ezeli ezell-i nâs ezfâr halkın en zayıfı. (bkz: min-el-kadîm). (f. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı].i. (a. 3. (a.) ince ve uzun kaşlı.) gönülden.b.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. başlangıcı ve sonu olmayan. paslar. bkz: ezâfîr). Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar.s. [Allâhü ekber Allâhü ekber. (a. (a. olan ezfâr'ın c. (ezanı ilk kuyan zât Hz. çok eskiden.i. alçak [kimse]. (f. zı'fın c.) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam]. karşıtlar. 2.s.) zihinde tutma. (a.

tembel [adam]. zehre ve zehere'nin c. i. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi. 2.) 1. soğuk. sırtlar. ezîz (a. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar. zelîl'in c.i. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese. anlayışlılar.i.) 1. meç. ez-kadîm (f. cefâ. hatmi. zukak'ın c. aşağılıklar.) 1. ezhereyn (a-ic. yüzler. ezkâr-ı cemile medih ile. ezhâr (a. zahmet. zekî'nin c. ezfelî ezgehân ezhâb ezhân (a. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-Züvâvîül-Ezherî'dir]. gelincik" çiçekleri. (bkz: zuhur). ezkâr (a. hatırlamalar. ezkât (f.s. ezille (a. faziletli. zihn'in c.) 1. alçak. (bkz: azar. satıhlar. güzel ve parlak. idare.s. kıble rüzgârı.i. zekâ. faziletliler.ezfer ezfile. ezîr (f. incitecek hal. menekşe.i. arkalar. Muhammed'in vasıflarından biri]. ezhâr (a. ezherân.) pek beyaz. ezheriyye (a.) çiçekler. (a. (bkz: evrâd). fikir.) güzel kokulu [şey]. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci. binek hayvanının sırtları. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri. pek. ezhel (a. dizginler.s. 2.) kazara.i.s. ezher-ül-levn parlak yüzlü. iyilikle yâd etmeler.) kötü düşünceli [kimse].) işsiz güçsüz. [Hz.s. zikirler. yanlışlıkla. pek) anlayışlı. ezkâ (a. temiz. zekî'nin c. çok zekî. s. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri. zahr'ın c. lekesiz. ezkâ (a.) 1.i.) sokaklar. ezikka (a. ezimme (a. anlayış. 2.) insanda akıl.) eziyet.) Ay ve Güneş. incinecek. yularlar.s.) haykırma. soğuk [şey].) pek dalgın ve unutkan. meşakkat. ezhân-ı nâs halkın zihni. incitme. çok) hâlis. anmalar. yollar. eziyyet (a. anmalar. çok gaflette bulunan. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri.a. 2. ezkiyâ' (a.) güruh.s. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. bildirmeler. .) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı. kavrayış kudretleri. hafıza.) 1.s. söylemeler.) keskin fikirliler.a.zf. zeheb'in c.) daha (en. (a. 2.s. ezkiyâ' (a. (bkz: zikr).i. (a. ezimme-i umur işlerin idaresi. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah).s.i. bölük. ezher (a. zimâm'ın c.zf.i.) eskiden beri.i. 2. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi. (f.s.) lekesizler. adîler. ez-kazâ (f. renciş). zikr'in c.) daha (en. cemaat.i.) alçaklar. ezîb (a. hâlisler.i. altınlar. aşağılık [adam]. yumurta sarıları.

2. Muhammed'in ismetli zevceleri. (bkz: ezmân). anlar. Zeyneb bintü Huzey-me.) anlar.) vakitler. zırr'ın c. Şevde bintü Zem'a. zelem ve zelm'in c.] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç.) 1. eşler. zamân'ın c. ezmine-i kadîme-i hayât j eol. Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk.i. yiğitler. ezmâr (a.s. çağlar [dilimizde az kullanılır] .b. Ezrebî (a. 2. ezûc (a. (a.) 1. zamân'ın c. ezûz (a. (bkz: ezmine). (bkz: azlâl. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. (a.) bahâdırlar. kadının veya kocanın eşleri. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır].) zool.) pek keskin olan [hançer. ezrâr-ı ârızıyye bot. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar.s.) Azerbaycan'ın Arapça adı. dil uzatan. zılfın c.i.s. ezlâm (a. Şahs-ı ezra' fasih. ezlâf ezlag. ezrâr-ı lahmiyye hek. ezvâc-ı asabiyye anat. ezlagî ezlaî ezlak .) gölgeler. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar.i. suç-zünûb).i. edepsiz [adam]. kılıç v.i. ezmine-i cedide yeni zamanlar. 2.) kuyruklar. uzun şey.i. (bkz: bürrân). ezmine (a. ezrâr-ı ıbtıyye bot. kahramanlar.) iri. keskin şey.) 1.) tenasül âleti. ezvâc-ı tâhirât Hz. 2.[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı).(a. zıll'ın c.i. ezmân (a. kozalak. (a. zılâl). ezrâr-ı intihâiyye bot. ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. aleyhte söz söyleyen [adam]. bot. A'işe bintü Ebî-Bekr. Zeyneb bintü Cahş. vakitler. çağlar. çiftler. ezmine-i kadîme eski zamanlar. zenb'in c. ısıran köpek. ezlâl (a. ezrâr-ı şahmiyye bot. ["zevce" nin c. ezmine-i selâse üç zaman. dal tepelerindeki tomurcuklar. esvap düğmeleri.s.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları.i. başı sert [at].i. paleozoik. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye). (zenb'in c. Kelb-i ezûm ısırıcı. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri.s. ezmine-i mutavassıta ortaçağ.) 1. ezvâc (a. çiçek tomurcuklan. sinir çiftleri. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). zevç ve zevce'nin c. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları.i. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş). sözü düzgün ezrâr (a. zimr ve zemîr'in c. il eznâb (a. günahlar.) ısıran. çatal tırnaklar [hayvanlarda]. ezûm (a.) kocalar. ısırıcı. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı). alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar. ezrâr-ı zühreviyye bot. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar.i.

habîs. fena huylu. Allah.).i. (a.s. (f. Muhammed on bir nikâhlı evlilik yapmış. trajedi üstadı. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. (a.s. kadına düşkün erkek. i.b. (a. (f. kim. 2. c. yapanlar. hareket. activite. çalışma.s. neşeler. actif. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir).i. kadın adı. fazîh. i.c. felsefî.) l. erkek adı. çok işleyen. (a.) failler.f.b. fâcire fâdıl fâdıla fadîh.]. (a. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu. fr. ["fâci" in müennesi]. ped.) 1. 3. (a.) fa'alcasına. hazlar.s. (a. şakî. fi'l'den) 1.) boynu eğri [kimse]. davetliler. fücûr'dan.i. (a.i. acıklı şeyler.f.) musibetler. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. (bkz: fecî')". 3. 2. şerir. f r. zeyl'in c. fr. (bkz: fecîa). eco-le active.zf. 2.s. fels.b. zevk'ın c. çalışkancasına. Çin'de porselenden yapılan kapkacak.s..]. kuyruklar.s.f. gayret.s.) etekler. zayfin c.c. sefih.) çok acıklı. (bkz. şirkette faal bir iş gören hissedar. 5. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır.s. fecere. rezîl. fr. keder veren. fücur sahibi. dilediği işi yapan. (a.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir.) l. ayyaş. (o. ekler. .i. lezzetler. erkeğe düşkün kadın. fels. ilâveler. fa'âl olana yakışacak surette. etkinci okul. fazîha).ha. 2. pâdişâhlara yakışır zevkler. günahkâr. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden).s.i. (f. sıkıntılı. (a. 4. (a.ezvâk ezvâk-ı pâdişâh-âne ezver ezverî ezyâf ez-yah ezyak ezyâl Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi).s. (a. çalışkan. konuklar.i.) tatlar.) 1. (bkz: zuyûf). Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî.) 1. zîk'dan) pek dar. 2.) facia yazan. musibet. (bkz: fâdıl). (a. fevâci') insanı dertli eden.) misafirler. fadîha fağfur (a. (a. kim.. etkin. (a. âfet. Hz. dâima harekette bulunan. 2. (a. gayretli. 2. (a. (bkz: fâzıl). acıklı. ["fâdıl" kelimesinin müen.i. fudalâ) 1. içtimaî bir dergi.c.s. yalancı. eko. fâil'in c. drame. çalışır durumda olan ticarî kuruluş. etkinlik. eko. F f fa'âl fa'âl hissedar fa'âl şirket fa'âlün limâ yürîd faale fa'âl-âne fa'âliyyet fa'âl mekteb fâci' facia fâcia-engîz fâcia-nüvîs fâciât fâcir.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç. füccâr) 1.

s. fahr-i kâinat Hz.) fağfura mensup. karbonat.i. 3. hakkaniyete. toprak testi. 4. charbon aninıal. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse]. büyüklük. fahm-i fa'al kim. şerefli. aşın.) kapan. Çin işi. fahhâm (a.s.i.i.s. 2. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr. kömürümsü. c. şanlı. fahîme (a. fahm-i sânî-i alüminyum kim.) 1. Havza-i fahmiyye kömür havzası. mükemmel. fuhûl) 1. bitkisel kömür. S. fahîm. kebîr). 4. fevâhit) yabani güvercin. kısmık [adam]. zâniye). ar. değerli. fahmiyye (a. ahlâksız kadın. günah.s. şeref. [bkz: âlüfte. akıllı ve zekî [adam]. çirkin. (bkz. övüngen. . odun kömürü. fahh (a. 4.s. fahâmetli. fahr (a. (bkz: engist). üveyik. fahhâr (a. fahm-i nebatî nebatî. fâhire (a. (bkz: azîm. çanak.s. fahh-ül-fâr fare kapanı. c. fahm-i türabı huy kömürü. kadın adı.c. tamahkâr. pinti. cesîm. 2. erkek.s. fahm (a. fahîm-âne (a. 3. ağ. ayıp. fevâhiş) 1. ululuk. fahreden. *doğal kömür. fûhime (a. akıllı.f. fahiş fiat eko. fahm-i hasebi coğr. (f.s. kabahat. fahâmet-penâh (a. s. fahm'-den. ahlâka aykırı. iri. kendini medheden. büyüklenme. kahpe.s.fagfûr-i Çîn fagfûrî fahâmet fahâmet-lü Çin fağfuru. (bkz: hamam). kıvanç. insafsızca. i. fahm-i billûrî elmas.) kömürle ilgili. erdem. değer. 3. fahimlik. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış. 2. 2.) kim. şöhret. fahhâş (a. fahr'den) t 1.) [evvelce] sadrâzam.b. çömlek. ün.t. fahmî. Kalsiyum karbür.) fahîm olana yakışacak surette.zf. fahr-i âlem. fahişe (a. kim. fahiş (a. taşkın. c. Kavl-i fahiş çirkin söz.i.i.s.) 1.i. övünme. böbürlenme. alüminyum karbür. kıymetli. pek kötü. 3.s. erkek ve kadın adı. fahm-i tabîî kim. 2. îtibar ve nüfuz sahibi olan. çok övünen. fahm (a. 4.) 1. saksı. fazîlet.s. fahâmet'den. fak. fahm-i sânî-i kalsiyum kim. tuzak. 2. actif kömür. fihâm) fahâmetli. ahlâksız. karpit. Muhammed. ulu. 3. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. fehm'-den) anlayışlı. fahm-i madenî mâden kömürü. fâhim. çini. fahl (a. onur.i.i. fâhir. kıymet. beyitler. müf tehir). çok kuvvetli. îtibar.) yegâne başvurulacak en büyük makam.c.f. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. 2. büyük. aşüfte. ululuk. (a. onurlu. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap.) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. mübalâğalı.) kömür. aygır. fihâm) büyük. (a. 3. fâhite (a. fuhş'den.) kömürcü. fahş'dan) 1. fahmiyyet (a.

benzerlerinden daha üstün durumda olan. ilerde olanlar.i. s. kazanç. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. çıkar gözeten. kalça ile baldır arasındaki kısım. (a.s. 2.s. erkek ve kadın adı. kurularak. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır. faika İhtirâmât-ı faika fâik-ül-akrân fâik-ül-emâsil fâikat dön terekli taç. menfaat.) fahrî olarak.) fayda arayan. 3. uyluk kemiği. fuhuş. ücretsiz görülen [iş]. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur. fıkra. (a. faydalı olan bend.) bir şeyin iç yüzünü araştırma. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. öğünerek. en değerlisi. kendini medhetmek itiyadında olan. c. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. şeref. Hz. verilen zekâttaki tamahkârlık. bir işin hakikatine varma faydası. 2. (a.) 1.i.c.i. (f. faydasız. ümit. 3. .) ed. fevâid) 1. en büyük bilgin. vezirlerin övünüleni. eski şâirlerin. (bkz: Fahr-i âlem.c. (a. (a. fevâih) çiçek ve meyva kokusu. (a. (a. (a.) fahrîlik. kazanç. Peşrev. üveyik kuşu. arama. hayır.) lâikler.i. parasız. ediplerin en büyüğü. erkek adı. meşru olmayan şehvanî haller. Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. 3. 2. zina. neye yarar.f. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir. ed. Muhammed.i. muz. (a. fevk'den) 1.i. on iki terekli taç. mütemeddih). işe yarama. onur için.zf. fahr'den) çok fahreden. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi. fevkinde bulunan. övünen.s. boşuna. eski şâirlerin. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler.f. fahriyyât) 1. (bkz: fahrî'). a'lâ. fahriyye'nin c. (a. (a. 2 . mütemâcid. kadın adı.) menfaat elde eden.zf.fahr-i edhemî fahr-i hüseynî fahr-ül-mürselîn fahr-ül-üdebâ fahr-ül-ulemâ fahr-ül-vüzerâ fahrî fahriyyât fahriyye fahriyyen fahriyyet fahs fahşâ' fâhte fahur fahûr-âne fahz Azm-i fahz fâide dili Bî-fâide Çi-fâide fâide-i hiber fâide-i târihiyye fâide-cû fâide-mend fâih faik. maaşsız. 3. aylıksız. fayda.c. akranlarından üstün. (a.) fahûrcasına. manevî olarak üstünde olan üstün saygılar. i. ed. üstünler. (f. 2. (bkz.i.i.s. (a. onur için. efhâz) uyluk. i. parasız ve menfaatsiz. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. (a. târihî fayda.s. akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. fâik'in c. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri.b.b. 2. (a. Fahr-i kâinat). kârlı. kendini medhederek.) 1. "fâyih" şeklinde de kullanılır].) 1. kâr. bilginlerin en büyüğü.

activite. 3. (f. suç ortağı.i. a. Phegda. (bkz: güzeşte.e. şu kadar var ki. anlayışlı [kimse]. çokluk.i. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş. yapan. işleyen ve yapanın hâli. bulunmama. 3.s. bir basan kazanan. (a.) nâdir bulunan [nesne]. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr. andropogon muricatus denilen bir çiçek. (a. a.i. bir fı'lin anlattığı işi yapan. zekî.s. sujet. Gamma Ursus Majoris.) üstünlük. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. [yapma kelimelerdendir]. 2. işleyicilik. yoksulluk.) fakirlik. fr.i. bir paranın getirdiği faiz.c. fevz'den. anüs.i. müessirlik. faale) 1. fıkâh) 1. (a. lât. bolluk. taşkınlık. fels. nema. meyva.] . nur bolluğu. 2. (gerçek yapıcı) Allah. erkek ve kadın adı.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. bir şeyi bizzat yapan kimse. Phecda. kâr. gr. (a. (a. (a. fâje faka Fakr ü faka fâka-yı şedide fakahet fakahetli fakat fakd fakd-i nakd fakha fakîd fakîh fakîh-ül-fukahâ fâkihe (a.i.fâikıyyet Esbâb-ı fâikıyyet fail fâil-i hakiki fâil-i hayr fâil-i muhtar fâil-i mübaşir fâil-i müstakil fâil-i müşterek fâil-i şerr fâiliyyet faiz. fakihlerin fakîhi. fevz'den) 1.i. ancak. şeriat) ilminin üstadı. fâillik. ("ka" uzun okunur. fevâkih) yemiş. huk.c. üstünlük sebepleri. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız. fr. huk. (bkz: feh-hâm). (a. fevâiz) 1. muradına ulaşan. işlenen bir suçta parmağı olan.) yalnız. kötülük işleyen. (a. feyezan eden. c. 2. ("ka" uzun okunur.i. huk. istediğini yapmakta serbest olan. yoksulluk. kim. fukahâ) 1.c. uyluk. ing. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma. fıkıh (din. fr. en büyük fakih. anat.) esneme. ribâ). ihtiyaç. s. faize faiz fâiz-i basît fâiz-i cüz'î fâiz-i külli fâiz-i mürekkeb fâiz-ün-nûr fâj.s. ama. te'sir..) fa-kihlik.) 1. lâkin.s. (a. alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz. (a. hayır işleyen. para yokluğu. şiddetli ihtiyaç. 2. taşan. (a.) yokluk. 2. 3. 2. bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz. fevz bulan. işleyen. fevâil. bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz. astr. te'sirli.s. makat.i. (bkz: fıkdan). fıkh'dan c. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır].

bîçare.) 1. kahve fincanına.) fal kitabı.s.) galip.i. dilenci. uğur sayma. talih deneme. fakîr-âne (a. tomruk. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme. erkek adı. fukara') 1. Pîr-i fânî pek yaşlı olan.] (bkz: ffflic). fakr u sefalet büyük yoksulluk. yoksul. fâlik fâl-nâme (a. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. muzaffer. fâlic (a. fena alâmet. 4. (bkz: levn).s. (bkz: sâil).) ["fâlic" kelimesinin müen.f.i. 3.) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi. (bkz: fâl-gîr). vücudun yansına inen inme. muvakkat. falaka (a. eken.i.i. fâlic (f. falcı.) fal söyleyen. fakircesine. Fakr-nâme (a.i. fânî (a.) renk.i. 2.) ikiye bölen. 3.s.zf. parasız. ihtiyar. züğürt. fakr (a.s.f. i. (bkz: âcizane).(a. iyi alâmet.i.b. – fam (f.i. falaka. 2.s. fâl-i hayr iyi hal.b. yoksulluk.b. 3. fr. fakire yakışacak surette. fakirlik. fâl-gîr (f. Gül-fâm gül renkli.) falcı. fâl-gû (f. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi. fakir-i mu'temil huk. (a. 2. fala bakan. âciz. fâlih (a. fenâ'dan) 1. sabah aydınlığı. fâniyyet (a. taneyi ikiye yaran.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi.) 1.) fala bakan. fakîr .i.s.i. fakr-üd-dem kansızlık. fâlik-ün-nevâ Allah. yaşlı. fâlik (a.b. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler. fal (a. fakr u faka (bkz. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir.b.) 1.b. falak (a. ayıran. 3. fâl-i bed fena hal.i.ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa.f. zavallı. fâlice (a. 2. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı.) fânilik. 3. ölümlü.f.b. iki ucu bir yere bağlı olan halat. 2. (bkz: nısf-ı nüzul).i.) uğur. 4. muvaffak ve mes'ud [kimse]. faka).i. fakr'den.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere. geçici ["baki" zıddı].) memeleri henüz arşaklanmış [kız].) 1. toprağı süren. muhtaçlık. fakîr-hâne (a. ölümlülük. 2. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç. fâl-zen (f. 5. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse. çift atlı yük arabalarında.) fakirlik. zengin olmayan. c. anemie. Alem-i fânî fânî dünyâ. Zer-fâm altın renkli v. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç. Sebz-fâm yeşil renkli. felc'den) yarım inme.s. züğürtlük.

anlayışlı. fr.i. işini bitirmiş. camlı mahfaza. 3. 3. constellation de Persee. fark j (a. fârisiyyât (a. pay.). fark'dan) 1. [ikincisi] kadın adı. aynlma. 2.s.s.c. borç.c. 2.i.i. (bkz. aşkın. Pers takımyıldızı. 2. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener. ferâiz) 1. aşırılık. sıcaklık farkı. fârig-ül-bâl başı dinç.i. ayıran. fart (a. fare. vazgeçmiş. ferâğ'dan) 1. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti. fârisân (a. rahat. 3. (bkz: muş).h. ata binmekte jnahâ-retli. kullanma hakkını başkasına terk eden. ayırma. faraziyyât farziyye). furûk) 1.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur.h. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. farika (a.) aşın.i. fânûs-i hayâl hayalî fener. fevkalâdelik. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri. fark olunmasına. 4.c. Fars cümle-i kevkebiyesi astr. 2. boş. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. fariza (a. fark eden.f. Kendisine Garplılar Alfarabius derler.) 1. fevânîs) 1. h. (bkz: farzî) faraziyye (a. ferasetli.i. faraza (a.) sıçan. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. boş kalmış.(a. tasarruf. 4. işsiz. vacip. vazife. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur. fârisiyye (a. 3.) 1. başın tepesi. Acemce.i. atlı. fâris. farz.i.zf. başkalık. far (a. abajur. S. binici. muş). Allah'ın emri. aşkınlık.i. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse. ferâiz). seçilme. (bkz: far. ayrılık. Iran dili. i. (bkz: süvari). içinde mum yakılan büyük fener. gönlü rahat.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. asude. bir mülkün. 2. Fârâbî (t. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. 2. sahip olma. fr. taşkın.c.) Iran. iki veya daha çok şey arasındaki aynlık. fark-ı sühunet coğr. huk. Babasının adı Muhammed'dir.). fariğ (a. çekilmiş.s. fare (a. [birincisi] erkek. aynlmasına sebebolan. baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. taşkınlık. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan. fark-ı fahiş çok aykm fark. fârık.) sıçan. Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. fark-ı tâmm tas. gerek. amplitude. farîza-i zimmet boyun borcu.) îran edebiyatı. Farsça. i. fanus .s. fârise (a.i. 2. farza farazi (a. fâris'in c. 4.c. fârisî.s. (bkz. küre veya silindir şeklinde cam kapak. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. lâzım. Fars (a.

["farazi" yanlıştır]. fr.) farz.i. fr.i. fârûk-ane ("ka" uzun okunur. aşırı besi. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler. Hz. suralimentation. [namaz. fâryâb (f. hyperesthesie. zekât gibi]. zarurî. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri.i.i. fr. 3.i. fr. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". tutalım ki. oruç. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu. Ömer ve adaletine mensup. hypothese. farza).) Hz. varsayım. farziyye'nin c. farziyye (a. bi-1-farz.zf. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır]. tutmak. diyelim ki. hypermnesie. fi-1-mesel).) fârûk olana yakışır surette. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. (bkz. iyi söz söyleme kabiliyeti. ["faraziyye" yanlıştır]. tutalım ki. zf. şöylece düşünelim. biy. terki günah olan emirleri. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı.c. farza (a. aşırı duygu. tutma. farz-ı kifâye Allah'ın. (h.) güzel ve açık konuşma. sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan. [cenaze namazı kılmak gibi]. duyguda aşınhk. 2. aşın heyecan.zf.i. 2.) 1. uzdillilik. fasâhât (a. [Hz. egotisme. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma.f. psik. benlikçilik. farz (a. farz ve takdire bağlı bulunan mesele.). (bkz. farz-ı ayn Allah'ın. sayma. ola ki ["faraza" yanlıştır]. takdir ve tahmin usûlüne dayanan.s.fart-ı cünûn fart-ı enâniyyet fart-ı gayret fart-ı hassâsiyyet fart-ı hıfz fart-ı mahabbet fart-ı semâne fart-ı tağdiye fart-ı zekâ fârûk aşırı delilik. keskin. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme. 4. farziyye). a. aşın bellem. c.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. tutalım ki. s. hac. Ömer gibi]. varsayımlı. Allah'ın. erkek adı. sevgide aşırılık şişmanlık aşırılığı. furûz) 1. farzen farzı (a. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer.) diyelim ki.) farzedelim ki. diğerlerinden sakıt olan emirleri. i. fârûkî (a. fark'dan) 1. . (a. Bil-farz diyelim ki.etmek saymak.s. (bkz. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle. psik. farz. (bkz: pâryâb).i. zekâ taşkınlığı. farziyyât (a. 3. lüzumlu. hypothetique. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin". Ömer'in lâkabı. fr. 2. gayrette aşmlık. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan. (a.

münafık. fasâil) 1. fr. familya. (a. 6. ed. ayrıntı. ayrılma.f. faside Bey '-i fâsid fâsid dâire fâsid-ül-mizâc fâsidât fasih fâsih-i şirket fasîh Kelâm-ı fasîh fasîh-ül-lisân fasîh-âne fasile fasîle-i bakliyye fasîle-i ceresiyye fasîle-i karanfüliyye fasîle-i kibrîtiyye fasîle-i lahmiyye fasîle-i sabbâriyye fasîle-i salibiyye fasîle-i sanevberiyye fasîle-i sencâriyye fasîle-i şefeviyye fasîle-i zeytûniyye fasl (a.c.) bozucu şeyler. bir defada çalınan peşrev. düzgün ve açık konuşan.s. uzdilli. (a. huk.s. anababa. karanfil fasilesi.) güzel ve açık konuşan. (a. muz. düzgün söz söyleyen. kozalaklılar. bot.) fasâhatli. fesat çıkaran.s. şarkı vesâirenin hepsi.) kan alma. fasl'dan) fasleden. 2. çürüten. aralık. bot.s. fusahâ) 1. ayıran şey. 2. hacâmet). ballıbabagiller. (bkz: fasıl2). iptal eden. 2. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi. bölen.c. damkoruğugiller. şirket fesheden. (bkz: fasl). (a.i. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi. turpgiller. 7. kesme. s. tiyatro . etli bitkiler. (a.zf.i. aleyhte bulunma. fena. sapkın. muz. düzgün söz. aşikâr. kelimeler. 4. uzdilli.i. (bkz: idma'. adam çekiştirme. fusûl) 1. bakla fasilesi. yanlış. fesede) 1. zeytingiller. bölüm. c. c. kısır döngü. fusûl) 1. gr. 3. ara. baklagiller. fevâsıl) 1. (a. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri. hodangiller. 3. kötü. (a. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. bozuk. aile. kesinti.b. (a. fesh'den) fesheden. günah işleyen. bozan. açık.c. kötülük eden. (a. iki şeyin arasındaki bölme. (bkz: talik). bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. (a. 3. feseka. halletme. (a. 2. ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. 2.s. fesatçı.i. güzel. *karanfilgi ler. sarih. gr. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman.i. fesâd'dan. günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. kibritotları. neticelendirme. 2.fasâhat-perdâz fasd fâsık fâsık-ı mahrum fasıl fasıl Hatt-ı fasıl fasıla fâsıla-yı kübrâ fâsıla-yı saltanat fâsıla-yı sugrâ fâsid. bot.f. (a. fâsid'in c. iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. fısk'dan. çançiçeğigiller. ayıran.c. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse]. 5. ayırma. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. muz. c. fasîh olana yakışacak bir tarzda. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü.s. (vatanımız) gibi.

4.) Hz. Ümmü Külsûm. meç. 18 yaşında Hz. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır. geo.i.fasl-ı bahar. (a. Hasan ve Hüseyin'in. güz mevsimi. hacamatçı cerrah. hicretten 11 yıl sonra. (bkz: Halik). diffe-rance. 2. açan. yaz mevsimi. 8. Hakk'ın yaratma kudreti. fasd'dan) kan alıcı.) meydana çıkmış. ayırım. dedikoducu. zihin açıklığı. Lâkabı Zehra'dır. anat. (a. (a. dört mevsimden herbiri. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına. duyulma. (a.s. dile vermek. zeyreklik. abscisse]. hurma ağacının fidanı.s. gül mevsimi. 9. yüzük taşı. (a.i. kış mevsimi. gözbebeği. açığa vurmak. dedikoducu. b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı. geo.) ["fâtır" kelimesinin müen. Ali ile evlenmiş. dile verme. (a. fr. açığa vurma.h. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur. Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. fr.i. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden.) meydana çıkma. fetheden. [diğerleri Zeyneb.i.s. (a. Hadîce'den dünyâya gelen. fusûs) 1. 11. kan alan. ilkbahar.]. gökleri yaratan. anat. 632 de Medine'de vefat etmiştir. (bkz: fıtnet). (bkz: fasıl). vücûdun mafsalları.) fatinlik. (f. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî.) yaratan.s. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. bahar mevsimi. güz. ablalarının adını vermiştir]. feth'den) 1. yaratıcı. duyulup yayılmış. fasl-ı rebî fasl-ı gül fasl-ı harîf fasl-ı hazân fasl-ı karîb fasl-ı mudhik fasl-ı müşterek fasl-ı sayf fasl-ı şitâ fasl-ül-cesed fasla fass fass-ı nigîn fassâd fassâl fassâl-i bed-hısâl faş fâşî fatânet Fatıma fâtır fâtıra Kudret-i fâtıra fâtır-üs-semâvât Kudret-i fâtıra fâtih oyununun başlıca kısımlarından herbiri. fasalât) 1. Tann'nın yaratma gücü. Hz. Peygamberin ilk zevceleri Hz. vücûdun oynak yerleri. oynak yerleri. Ru-kiyye. (bkz: fâtır). duyurmak]. (a. 2.i. kemiğin oynak yeri. yüzük taşı. mant. fena huylu.c. dört kızının en küçüğüdür. sonbahar. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. (bkz: fasıl2) 10. badem gibi mey-vaların içi. . arakesit. mafsal. fark. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş. sayıp döken. (a.c. 3. ["fâşetmek" meydana çıkarmak. Ümmü Külsûm'dur]. (a. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). Tanrı. Hz.i.s.

ılık olan. 2. alçaklık. kötü sözlülük. (a. yüksek faziletler. 2. sözün başlangıcı. 3.c. (a. fütur) 1. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız. fıtnat'dan) 1.) . "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık. erdemler.i. f r. (a. (a. çiçek ve mey-va kokusu. hâkim. çatlatma.s. (bkz: fâti-ha-i kelâm). h.i. sertlik. elbisenin dikişlerini sökme. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi.) sütten kesilmiş [çocuk]. (a. (a.s. hal ve fasl olunabilen.i. (a. bot. mantar. kavrayışlı. (a. . [Arapçadaki şekli "fazâih" dir].) birinin ruhuna fatiha okuyan. durgun. (a. (bkz: seb'ül-mesânî). erdemler.s.i. fazâyih) edepsizlik. derecesini bulmamış şey. uyanık. bir çeşit pasta. (bkz. başlangıç. 2. zekî. 3.s. 2. ahlâk faziletleri.) 1.s. fevâtih) 1. 2. füturlu. mayasız saç ekmeği. (a. giriş. 1.b.i. [ikincisi] kadın adı. bir memleket zapteden. olmamış. [birincisi] erkek. (a. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap. ayırma.) kazuratlar. (a. 3. (a. II. 2.c.s. keskin kılıç.f. karar. s. erkek adı. kadın]. vertus cardinales. şehirler fetheden.) 1.) kendiliğinden dağılan güzel koku.s. güzel vasıflar. iyi faziletler. yarık. fatîne fâtin fâtir fatîr fatk fatk u ratk-ı umur fatr fatûr fâyih fâyiha faysal faysal-pezîr fazâhat fazâhat-i lisâniyye fazâil fazâil-i ahlâk fazâil-i âliye fazâil-i asiiyye fazâil-i cemile fazâil-i insâniyye fazâil-i zâtiyye fazalât fazâyih fazâzet beldeler.s. i. (a. kırma. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır]. 3.c. mukaddime.c. methal.c. akıllı. işleri düzeltme.i.) 1. (a. fazîha). (bkz: fazilet). anlayışlı.i. 2.i. yarma. (a. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. fevâyih) 1. güzel kokulu nesne. (a. (bkz: tîg-i bürrân). (a. nihayet bulan. murdarlıklar.i. kesîn hüküm.i.s. insanlık faziletleri. dîbâce.b.i.) oruç bozacak şey. çatlak. utanılacak tarzda söz söyleyiş. (bkz: fazîha). fitne'den) fitneci. (a. s. sözün başlangıcı.f.i. temel faziletleri. 4. necasetler. yoluna koyma.c.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar.) bir hüküm kabul eden.fâtih-i bilâd fâtih-ül-ebvâb fatiha fâtiha-i fikret fâtiha-i kelâm fâtihatü-1-kitâb fâtiha-hân fatihan fâtik fâtike fatîm fatîn. (a.f. fazla c. bazlama. Tanrı. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre]. (a.c.) kabalık. 2. zâti faziletler.) fâtihler. fethedenler. gevşek. (a. fazîlet'in c. fazîha'nın c. pislikler. 2. az sıcak. kapıların açıcısı.).

erdem.) tar.zf.) acıklılık. i. fazla. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. belâlar. (a.) 1. [müen. yürekler acısı. fazilet. lütuf.i. iyi huy. utanmaz..) 1. Rufâî tarikatı kollarından biri.s. pislik.s.f. (bkz. [yapma kelimelerdendir]. çirkin. fazîha Kavl-i fazîh fazîha fazîhet fazilet fazîlet-kâr fazîletlü fazîlet-mend Fazîlet-nâme fazîlet-perver fazl fazl-ı hakk fazl-ı kürevî fazl-ı müşterek fazl tarîki fazla fazla mesaî fazliyye fazz febihâ fecaat fecâyi' (a.i. (a. Muhammed'in ve Hz.) tas. ortak fark. erdemli. mat. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş.fâzıl fâzıla fâzılât fazîh.) fazilet. fuzalâ) 1.s.). faza-lât) kazurat.b. kadın adı. erdem.) huysuz. 2.s. öfkeler. artan. ne güzel.s. (ile) Tanrı'nın inayeti (ile). 3. (a. huk. (i. çirkin. lüzumsuz.c. (a. mat. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. (a. 1. fazâhat).s. fuzûl) 1. fazâil) 1. alçaklığı gerektiren iş. (a. fazilet sahibi. iyilik. kadın adı.i. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat.]. 2. (a.i.f. "fâzıla" dır]. gereksiz. (a.i.) musibetler. eko.c. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. rezil. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap. iki sayının birbirinden olan farkları. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir.i.s. (a. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma. faik. 2.c. fazâyih) edepsizliği. güzel vasıf. 2.) faziletli. fazilet sahibi. fâdıl).) faziletli.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz. ileri. kaba [adam]. 2. (a.t.s.f. 4. erdem sahibi olan kadınlar. öyle olsun! (a. (bkz. ["fâzıl" kelimesinin müen. şey.) fa-zîletsever. 2. kötü sözlü.) ne âlâ. 3.c.s. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. (a.i.b. (a. görevliyi. (a. (bkz: fâzıl). ziyâde. artık.f. (a. 2. c. . artık.b. (a. fecîa'nın c. erdemli. üstün. faziletli.i. erkek adı. (a. Ali'nin vasıflarım ve Hz.) 1. insanın yaradılışındaki iyilik. i. astr. erdemli. ziyâde.s. baki. fena söz.b. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde. çok. üstünlük. (bkz: fazâhat). 4. (a. i. fena.c. fazlalık.

zf. (bkz: facia). elem. ed.) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. [aslı "fıdâkâr-âne" dir]. (bkz: berzah). boyun. gülümseyen fecr. fıhris).i. uğruna verme. "gelecek zamanın 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında.i.) sabaha karşı. kavramlar.c. 2.i.s. (bkz.) fedakâr olanın hâli.f.) 1.i.) mânâlar.]. anlayışlı. (a. 3. gelince. fihris'in c. fücur sahipleri. anlamlar. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde]. millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak. fehîm1). bir çift öküz. kurban. (a. (bkz.]. (a.s. fecâyi') musîbet. (a. keder ve ıztırap veren. pek zekî. ayyaşlar. fena huylular.s ) pek.s. (a. fehhâm).). [aslı "fidâî" dir].i.i. boğaz.i. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. (a.) 1.i. 2. .) 1. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme. (f.) budala. açıklık.i.c. fehm'den) 1. (bkz: fehhâm).) iki dağ arasındaki yol. sefiller. (a. (a.f. mefhumlar. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan. en çok anlayan.) fedakârlar. [kelimenin aslı "fıdâ" dır]. (a.i. fühûd) zool. ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı. (a. pars. 4.) kaldı ki. (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda.) fedakâr olana yakışacak surette. yalancılar. (a. fedâkârlık. (a. anlayışlı.f. [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer.s.s. (a. dehşetli. (a. (a. canını verme. canını feda1 edercesine. (a. cenneti feda etme. (bkz: sıkt). korkunç.s. [bkz: fakîk2. gözden çıkarma. reziller. zekî. amûdî şekilde görünen aydınlık. (a.f.b.f.i.fecc fecere fecî fecîa fecir fecr fecr-i atî fecri" fecr-i kâzib fecr-i mübtesim fecr-i şimalî fecve feda' fedâ-yı can fedâ-yi cennet fedaî fedâi-yân fedakâr fedâ-kârân fedâ-kârân-ı millet fedâkâr-âne fedâ-kârî fedâviyye feddân fedm fe-emmâ fegâne fehâris fehâvî fehd fehhâm fehhâme fehîm (a. (a. (a. fedâkâr'ın c. şerirler. fâcir'in c. tan yerinin ağarması. [aslı "fidâ-kâri" dir]. avlu. türlü renkte görünen ışıklar. [aslı "fidâkârân" dır]. canını feda etme. (bkz.c.) fedâyî takımı.b. belâ). fedâî'nin c.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır]. (a. eli açık.) düşük [çocuk]. 3. fakîh2.s. [aslı "fidâ-kâr" dır].) 1. cömert. (a. fecr).). eşkıya. canın menfaatini feda etme. akıllı [kimse].) canını esirgemeyen. (a. feda eden. 2. günahkârlar.i. fedâdîn) 1.i.bağ. 2. âfet. 2. uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde. Güneş doğmadan önce. (a. fehvâ'nın c. acıklı. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad. kalın kafalı.) ["fehhâm" kelimesinin müen.

kutluluk. (a.i. bot. (a.i. onma.) zool.) 1. filozoflar. anat.i. 2) tar. (a. ["etmek. colonne vertebrale..i) anlama. kurtuluş. anlam. 1) vatanın selâmeti.f.s. musibet görmüşler. alt çene. fekare'nin c. fekkiyye felâ fe-lâ cerm felah felah felah-ı vatan felâhan. (f.s.b. (bkz. ayırma. (bkz: mebde). fr. (a. 2. fehâvî) mânâ.f. fehme mensup.i.s. memlûkü veya cariyeyi azâ-detme. anlayış. koparma. 5.zf. (a. 3. hoşmizaçlık. söz söyleme. (a. musîbet. 6. omurgalar.s. anlaşılır. sözü gereğince. falak). anat. çene ile ilgili.f.t.s.s. (a.) f.i. üst çene. omurgalılar. erkek adı. Ali'ye hediye ettiği kılıç. 2. ayırdetme. (a.) anat. (a.zf. (bkz: filâhat). (a. dinsizler. rahat yaşayanlar. akıllı kimseler.b.f. kurtuluşa eren. çeneye ait. zoru halletme. başlangıç. olunmak" masdarlanyla kullanılır]. fehm ile ilgili. şüphesiz.) anat. kesme.) [aslı "filâhat" dir].) muhakkak. bilginler.s. sapan.c. 4.i.c. 2.) omurga kemiği ile ilgili olan. ilgiyi kesme.) taş atmaya mahsus âlet. olmazsa. o zaman.i. (a. kurtarma. musîbet görmüş. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup.) 1. (a.i. [ağız hakkında] açma.f. Peygamberimizin Hz. (a. kurtuluşu.s. (o.i.fehm fehmî fehm-sâz fehva fehvasınca fe-illâ fekâhet fekar Zülfekar fekarî Amûd-i fekarî fekariyye fekçe fe-keyfe fekk fekk-i mühür fekk-i rabıta fekk-i rakabe fekk-i rehn fekk-i a'la fekk-i esfel fekkeyn fekki.i.i. (a. rehini kurtarma. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme. i. felâ-ket-dîde'nin c.b. selâmet. (a. bahtsızlık. (bkz: dâhiye).i. çözme.b. 2.) felâket yeri.) belâya uğramış olanlar.) belâya uğramışlar. (a.). (bkz: feylesof)- . 2.) akla yatkın. sapan taşı. felâ-ket-zede'nin c. âlimler. çenek.s. vertebres.) iptida. (a.) olmadığı halde. kavram. bağı koparma.c.i. (a. (a.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir.) iki çene [alt ve üst]. (a. (a. çene kemiği. 3.) o halde. feylesofun c.zf.) 1.zf.) uyarınca.f. belâ.b. düşüncesiz. felsefe ile uğraşanlar. (a. kaygısız. (a. bozma. anat. felâket--dîde-gân) belâya uğramış. mutluluk. mühürü bozma. mefhum. omurga.) felah bulan. felâket--zedegân) belâya uğramış. musibete uğramış. fr. (a.f. (f.) 1.zf.b. (a.i.) zool. felâhan Seng-i felâhan felâhat felâh-yâb felak felâket felâket-dîde felâket-dîdegân felâket-gâh felâket-zede felâket-zedegân felâsife (a.c. (a.b. feshetme.i. musîbet görmüşler.) lâtîfecilik.

S.s. asman).) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. astronome'lar.s.f.i. felek-seyr (f. felek-meşreb (a. felâkete sabretme. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler. 2) yarım kalmak [bir iş]. felsefe-i dîniyye din felsefesi.b. beşinci Merih (Mars). gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök. felevât) susuz çöl. fe-li-zâlike (a. bir ilmin esaslı düsturları. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi. zencî.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi. tabiat.f.) Sokrat'ın talebesi. [sekizincisi felek-i sâmin. felek-i cev-zehr hâle. eskilerin inanışına göre. 3. rahatlık.s. feleğe. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri.i. (yun. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. yarım felç. inme inmek. talih. âlem.c. altıncısı Müşteri (Jüpiter). 4. felsefe (a.a.i. kızak. felek-câh (a.zf. yedincisi Zuhal (Satürn). felek-zede (a. kader. 2. felekiyye (a. talihsiz.) hikmet bilgileri. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek. zari'). Üçüncüsü Zühre (Venüs. baht. yuvarlak kütük. felsefiyye (a. inrne. gök bilgisine mensup.i. semâ. Yunan feylesofları. i. 3.Mezâhib-i felâsife felâsife-i Yunan felât Felâtun feylesofların okulları. (bkz: harrâs.i. ekinci. felek-i esfel birinci gök. mertebesi yüksek olan.) şunun için. 2. ekin eken ve biçen. Felek-nâme (a. yürüyemez olmak. ayın çevresinde görülen parlak halka. felsefe ile ilgili. çiftçi.i. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç.) feleğin kahrına uğramış. dünyâ. felek-âvâze (f. felsefiyyât (a. felâhat'dan) 1. felsefe-i târihiyye târih felsefesi.c. 2.b. felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. çok itibarlı. felç (a. musibete. filozo-fi. dördüncüsü Şems (Güneş). kimine yâr olur. (a.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması.b.) 1. siyah Arap. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse. hikmet ve marifet sevgisi. fr. rütbesi gök kadar yüksek olan. felekiyyât (a. astronomie. ikincisi Utarid (Merkür).) "felek şöhretli" derecesi. gökyüzü. felek-ül-a'zam. (bkz. huy ve mizaç sakinliği.b.) 1.s. nüzul). Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. felsefî. astronomik.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler.b.) meç. b.s.h. sözünde durmaz.b.) felsefeye mensup. birincisi Kamer (Ay)]. cefâdan hâzeden. hikmet bilgisi. Çoban-yıldızı). felekiyyûn (a. fülük) 1.c. felât'ın c.i.) susuz çöller. 5. (bkz: bâdiye). fr. 6. felek (a.) felek mertebeli.i.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. imdi.i. 4. fe-li-hâzâ. felevât (a. felek-ül-eflâk evvelce. (bkz. her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası. dönek.f. Plâton'dan bozma a.i.c. eflâk. 6. 2.c. kimine olmaz. askerî müzikte bir zilli âlet.i. . fellâh (a. felekî.i. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme.

(a. tas. fenniyye Mebâhis-i fenniyye Kıtâat-ı fenniyye fennî ıstılah (a. kötü. ziraat.c. fen ile ilgili bahisler. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır]. sınıf. ebûcehil karpuzu. gonca gibi küçük ağızlı. f. hüner. nevi. tas. (f. (bkz: hanzal). fenne uygun olarak.) bot. eczacılık. 2.inşâ' fenn.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme. aşk içinde yok olma. "beka" mn zıddı. nehir ağzı. fr. anatomi bilgisi. harp. efvâh].) fena bulan.zf. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır]. dehen). fizyoloji. fen ile. (f.) ağızamensup. bu dünyâ. [kelimenin hîle mânâsı.s.fem Gonce-fem Gül-fem fem-i lâtif fem-i nehr fem-ül-hût femî fena Kişver-i fena fenâ-fi-1-aşk fenâ-fi-llah fenâ-fi-1-pîr fenâ-fi-r-resûl fenâ-gâh Fenâiyye fenâ-pezîr.b. savaş tekniği. marifet. menfez. 2.b. (bkz: dehân.teşrih fenn.tabakat-ül-arz fenn.mesâha-i arazî fenn. yer ölçme bilgisi. yok olma yeri. s.i.zirâat fennen fennî.kimya fenn. bütün varlığını Hz. çay.i. güzel ağız. türlü.) büyük dağ. ağzı gül gibi olan.b. tas. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır]. (a. ilim. (a. astr. fen ile ilgili olan. (a.) Rufâî tarikatı kollarından biri. ağız.i. (a.h. iyi olmayan. dilimizde bu mânâda. ekincilik bilgisi. nehir ağzı.i.) 1. 3. (bkz: desîse). fena adam. fenâ-yâb fenâriyye fend fend-bâz fend feng fenn fenn.i.menâfi'-ül-a'zâ fenn.ma'deniyyât fenn.s.) hilekâr.s.) fânilik yeri. sanat. Fomalhuut. yokluk. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir]. çeşit. dek. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. (a.derya fenn. ağız ile ilgili.i. geodesie. aşk. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı. jeoloji. acı hıyar. (f. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme.i. yazı yazma sanatı.terbiye-i etfâl fenn. fena söz.saydelânî fenn.s.c. jeod. c. (f.) fene mensup. fünûn) 1. sahtekâr. kimya ilmi. teknik terim.) hîle. (a. (yun. muhabere]. mineraloji. yalnız Arapçada kullanılır. fr.harb fenn. [aslı "fevh" dir. efmâm [kullanılmaz]) 1. tabaka. uygunsuz [olan] fena şey. Allah'ın varlığı içinde yok olma. a. pedagoji. fence. yok olan. yok olma. dünyâ. . denizcilik.i. tas. (a. fen kıt'alan [istihkâm.) fen vasıtasıyla.

[maddî manevî].f. (f. el çekme. vazgeçme. kuvveti. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ.s. kayıt ve şartsız yapılan ferağ.) l. huk. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. (a. 2.i. savruk. dinlenme. .) sevinçle.) serin rüzgâr. 4. parlaklık. huk. bırakıp terket-me. (f. gr. bir aslın neticesi. uçmaklar. nüfuz.zf.i. budak. (bkz: fu-râğ.s. vak. 2.) tek tek. 3. fr.) 1. sefih.) "yeni bol" cömert.b. fürû) 1. (f. civânmerd. (o. sahî). sevindiren.i. cennetler.s.) 1. vak. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. 2. istirahat. dal. geniş. rahat etme. (a. zînet. sürgün.i. (a. cennet bahçeleri. 3. 2. dinlenme.) ferah getiren.) teknoloji. (a. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ. tomurcuk.b. gönül rahatı. 2.zf. (bkz: istiğna'). devlet nüfuzu. vak.i.) feragat sahibi. ziya). yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı. 4. huk. bitkinin dibinden süren filiz. (o. sahip olma hakkını başkasına terketme. (bkz. iktidar. aydınlık. fariğin. 2.c. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. vazgeçme. müsrif. (a. bahçeler. bot. (bkz: ale-1-infirâd). istirahat etme. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. bezek. başkasının arazîsini.) gönül açıklığı. bol. rahatlık köşesi. kuvvet.fennî ta'bîr fenniyyât fer fer-i devlet fer fer'-i fiil fer'-i talî ferâde ferâde ferâdîs ferâdîs-i cennet ferağ ferağ ferağ an-il-cihât ferağ bi-l-vefâ ferâğ-bi-l-istiglâl ferağ bi-1-muvâzaa ferâğ-ı bal Kûşe-i ferağ ferâğ-ı bâtıl ferâğ-ı fâsid ferâğ-ı fuzûlî ferâğ-ı kat'î ferağ ü intikal feragat ferâgat-i nefs ferâgat-kâr ferah ferah Hesâb-ı ferah ferâhan ferâh-âstîn ferah-âver teknik terim.i. huk. 3. şube. 5.) 1. bir mülkün tasarruf. açık.i. tech-nologie . süs. vazgeçecek kadar zengin olma.) 1. yayvan.c. firdevs'in c. sevinç getiren. neşe ile. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. geniş tutulan hesap.i. sevinç. sevinme.f. s.s.b. (a. (f. huk. nur. hiç bir işle meşgul olmama. alım satımda tapu muameleleri. vak. ortaç. teker teker. (a. hakkından vaz geçen. 3. kendini feda etme. (a. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme.

Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.b. meşhur bir çeşit lâle. (f.i.b. muz.s. se-gâh'da ferahnak beşlisi. [bkz.b. ferah arttıran.) şan ve şeref. kutlu. s. nota içerisinde geçen yerlere konur.) bolluk. 2.si küçük mücenneb bemolü konur. 2.ferah-bahş ferâh-dehen ferâh-dest ferâh-destî ferâh-ebrû ferah-efşân. çalçene.b. ekseriya karışık bir surette kullanılır. 2.f. Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur. (bkz: tahaşşüd). ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan.i.) ferah artıran. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan.b. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir. genişlik.i. eli geniş. ucuzluk. mutlu. 3. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur. muz. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. geniş yer.b.s.) eli açık.i. cömertlik. dügâh'da rast beşlisi.) 1.f. birikme.) bol bol. gönüle açıklık veren.) güler yüzlü.s. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır.) 1. sevinç veren. Bununla .çargâh. (f.s. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir. (f.s. bolluk. (a.) el açıklığı. cömert. biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir. genişlik.b. sevinç veren. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). şen ve hafif mevzular.) mes'ut.f. iç açıcı. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir. (f. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. toplu etek. Bu diziler.) meşhur bir çeşit lâle. (f. (f. geniş ağızlı. şad). bahtiyar . üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan. geniş geniş.) 1. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları. (a. Şuh.dügâhtır.b. nevâ'da rast beşlisi.) 1.s. Makam umumiyetle inicidir. (f.b. (f.i.f. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan. (f. -feşân ferah-efzâ. Bu makam. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir.b.i. sevinci artıran.) ağzı geniş. toplu. safâlı.-fezâ ferâhem Dâ-men-ferâhem ferâhet ferâh-engîz ferah ferah ferah-fezâ ferâh-gâm ferâhî ferâhnâ ferah-nâk (a. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir.i. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.) ferah bağışlayan. devşirili.s.b. 2. sevinçli.s. (a. fetâ). toplanma. el genişliği. (bkz: mes'ûd. (f.Acem.f. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder. (a.) ferah saçan. geveze. (f. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza. Bu diziler kullanılırken. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur.s. Makamın seyrinde.b.

edep yeri. feride).i. (f. (a. (f.i. Dizisi umumiyetle inicidir.i.i. dînin farzları.bir mürekkep makamıdır ki. ut yeri. faydasız. uygun.) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk.) 1. şer'î miras ilmi. [aslı "firâset" dir]. fermanlar.c.) Kabe süpürücüsünün hizmeti.i. Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi.i. ellilik.i.b. (f. 2. (bkz: nisyân). ürünü bol olan yıl. ferîd ve ferîde'nin c.) acele ve geniş adımlarla yürüyen. oda hizmetçileri. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir. (a. (bkz.) 1. buyruklar. sonu kötü.i.). 2. (a. döşemeler. farîza'nın c.b.i. (bkz: çespan. toplu.ferah-nümâ ferâh-rev ferâh-rû ferâh-sâl ferâhûr ferah-zâr ferâid Ferâine Ferâine-i Mısriyye ferâiş ferâiz ferâiz-i dîniyye Eshâb-ı ferâiz ferâmîn ferâmûş ferâmûşî ferâmûş fer'an feraset ferâşe Feraset ferâşet-i şerife beratı ferâşet-i şerife vekili ferbâl.i.rast'tır.i. mirasçılar.i.b. (bkz: mülahham).) bereketli yıl.) "ferâmûş" un hafifletilmişi. hatırdan çıkma. unutma. aralık.b. çatlak. yarık.) âlim ve fâzıl [kimse].f. neva. topluluk. meç.i. 2. (bkz: encam). sütleğengiller. (bkz: firâset).i. (bkz fariza). 2. avret. yaramaz. ferbâle ferbih ferbihî ferbiyûn ferbiyûniyye ferc ferc-ül-bahr fercâd fercâm Bed-fercâm Bî-fercâm Nâ-fercâm beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır. (f.) bot. gururlular.s. (a. fürûc) 1.) ikinci dereceden olarak.) . denizanası. çargâh. uğursuz. fermân'ın c. Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat. (bkz.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş. odalıklar. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir.s.) etrafı pencereli yaz köşkü. dişilerde tenasül âleti.i. Güçlü -dördüncü derecede olan. zool.) münâsip. 2 .i. Firaunlar.s. 2. akıbet.) Türk müziğinin şed makamlanndandır.s. kürdî. [kelime. Mısır'ın eski hükümdarları. besili.s. son. (f. kibirliler. (f. 1) sonsuz. (a.) 1.) 1.i.). (f.) 1.i. 2) faydasız. (a. (a. (a. erkek adı. etli. (a. ferâh-ebrû). (f. 1910'da H.) unutma. dügâh. .f.s.) semiz.) anlayışlılık. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur]. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur. (a.b. (a. şâyeste).i. (f. fir'avn'ın c.zf. (a. menfaat. ferş'in c. (f.) pervane [gece kelebeği]. ferîd.) semizlik. elde hiçbir numunesi yoktur. (a. (f. (a. çabuk seziş. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh. Acem-aşîrân. çardak. fayda. rast. nîm hisar. yataklar. Mısır Firaunları. (f.

astr.) fels. yalnız olan şey. Sa'saa oğlu Galib'dir.s. (a.f.c. efrâd) 1. yarınki gün. birlik. gelecek zaman. at cinsinin ıslahı. tek tek.) birlik. çift olmayan. perissodactyles. fr. [birincisi] erkek. Asıl adı "Hemmâm" dır. fr. 1) zorluktan sonra gelen kolaylık. (a. ikiye bölünemeyen sayı.i. kıyamet. eşsizlik. Hz. gam. Car-ree de Pegase. Seri III.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe.b. 4. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa olmak üzere yayımlanmış. (a. darlıktan sonra gelen sevinç. tek olan sayı. Tay. su aygırı. darlıktan sonra gelen sevinç. (bkz: müfred). şahıs. 2. (a. beygir.i. (Türk Dili Belleten.zf. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni. tasa ve sıkıntıdan kurtulma. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi. (a.) teklik.h. Sayı 4-5.) "son. astr. zool.b.i. ertesi gün. 2. tek şey. fertle ilgisi olan.i.i.) fert fert. kederden. kıyametten sonra. (bkz: ferd-â-ferd).i. teklik. (f. 4. (bkz: vahdâniyyet).) fert fert. [ikincisi] kadın adı. atgiller. tek beyit. tekparmaklılar.i. 2. (bkz: vahdâniyyet). (a. öbür dünyâ. âhiret. yarını düşünme.i. kabir.s.) zühre. fr.zf.fercâm-gâh ferd j ferd-i âferîde ferd-ül-ferd ferda ferdâ-yi kıyamet En-dîşe-i ferda Tâ-be-fer-dâ ferd-â-ferd ferdâniyye ferdâniyyet ferden-ferdâ ferdî. yıl 1945. [Allah'ın vasıflarındandır].c.i. zafer. atî. öbürgün. tek. 2. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. geveze. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç.i. tek tek.) Cebrail'in atı. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit. kıyamete kadar.i. siyasî. (a.) 1. kadın adı. hiç kimse.) 1. teselli. altı. fr. ilmî. kederden.) 1. (a. sekizi Arapça. fr. i. Pegasus. (bkz: ferden-ferdâ). in-dividualite.) 1. akıbet yeri" mezar. 2. üstü olmayan. individualisme. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir. sah. (bkz: esb). hipopotam. . ferdiyye ferdiyy-ül-esâbi ferdiyyet ferec Ferec Ba'd-eş-Şidde Ferengîs feres feres Islâh-ı nefs-i feres Feres-i a'zam Feres-i asgar Feres-i ekber feres-ül-bahr feres-ül-hayât feresiyye Ferezdak ferfâr (f.) zool. oyun. (a. ed. h.i. kişi. (a. 5. 3. sin. 3. bireycilik. satranç oyununda at. (f. çalçene. yarın. (bkz: Feres-i a'zam). (a. (f. fr. babası. aslen Basra'lıdır.) farfara. (a. 3. günün ertesi. efrâs) at. 2.s. eşi bulunmayan. edebî bir gazete. individualisme. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. astr. lât. (a. (bkz: hayliyye). individuel. 353).

) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. Farsça lügat kitabı.i. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. fer'iyye asılla ilgili olmayıp. mes'ut. (bkz: ferîd-üd-dehr).) 1. Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır. temkin.b. tek. erkek adı. zamanının bir tanesi. ferhân (a. (bkz: ferih). akılsızlık. ayrıntılı. kutlu.b. akıl.b. 2.Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. ferfere . 3.) 1. (Gencîne-i Güftar). sihirbazlık.s. kadın adı. memnun. [birincisi] erkek.b. neşeli. i. ferîd-üd-dehr (a. kutlu. ferhunde-tâli' yaver. erkek adı.i. donmuş.i. mübarek.s. gürültücü. avcı kuş.) falı kutlu. 2. 2. meymenetli. mes'ut. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. s. uğurlu. farfara. eşsiz. mutlu. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. ferhunde (f. ferîd (f. s. Lâkabı Ferruh'dur. ferhat (a. kavga. büyü.i. neşe. ferîd-ül-asr. i. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık. sekizinci gök.) kendi reyiyle hareket eden.) Feridun gibi şanlı. ferîd. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin. bilgi. kutlu. feride (f. ferd'den c. feride (a. kokmuş. 3. edep. 2. ferhâş (f. fer'e mensup olan.i.s. kibirli. ferhunde-re'y (f. uğurluluk.i. fergande (f.) 1. gururlu [kimse]. sevinçli. ferhâl (f.a. ağzı kalabalık. 2. fena koku. katılaşmış [şey].s.) sihir. fer'î. üstün. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat.h. erkek adı. ferhest (f. (bkz: gîsû). Ferîdûn-fer (f.) savaş. ferâid) l. ferhunde-sâl kutlu yıl. kutluluk.s. ferhunde-pâ[y] (f. hafif meşreplik. dizilmiş inci. Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un. şen. 2. [ikincisi] kadın adı.b. Feridun (f-h-i-) l.i.s. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk.) reyi mübarek.i. hüner. Ferhâd (f. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati.) 1.s. [bkz: feleki sâmin). ferheng (f. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse. çok değerli inci. ölçüsüz. eşi olmayan. ["vakar" zıddı].) sevinç. (bkz: perhâş).i) 1. 2. 2.) zamanında tek olan.) ayağı uğurlu [olan]. ferhunde-gî (f.) 1. kıyas kabul etmez. zamanın bir tanesi.) mübâreklik. ferhunde-fâl (f. uğurlu olan. patırtıcı. fergand. 2.a.s. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati.b.) 1. s.i. ferîd-üz-zemân asrın. marifet. eşi bulunmayan. fer'î zil-yed huk.(a. 2.

ferih fahur iftihar ederek. fermâyiş (f. fermân-revâ (f.) aldığı emri yerine getiren. hükmü geçen.b. buyuran. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. ferkad (a.) l askerî kolordu kumandanı. ferih j . pâdişâh fermanı. ferîkan ("ka" uzun okunur. buyruğu.c. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu. pâdişâh fermanı. hüküm süren. 2. fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa.) astr. nişan).(a. fermân-fermâ (f. fermâyiş-i şal şal siparişi. tümgeneral. kıymeti. şerefe. ferîk-i evvel korgeneral. ferman (f-i-) emir. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir]. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. ferişte (f. âmir.b. ısmarlama.b. -beri (f. ferma (f. pâdişâh fermanı. fermân-ı âlî. buyruğu.i. fermân-ber (f.) [aslı "fırişte" dir]. buyruğu.) emir veren. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç.b. emir buyuran. (bkz: tevki'. fermend (f. (bkz: fermânfermâ. buyurma.) topluluklar.i.i. 2.) 1.s.i.) fermanberlik. kadri ulu olanın fermanı) meç.) astr.i.s.s.i. buyruğu. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu. fermana uyarlık.) buğday tanesinin olgunu.s.) fermanı. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. pâdişâh fermanı. fermân-dih). insan topluluğu.s.i. ferman-dih (f.) mevki ve şeref sahibi kimse.c. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi. (bkz: fermân-dih). Ferkadân (a. buyruğu.i. [birince ferîk = korgeneral.) iki askerî fırka. emretme. üstünlüğe erişenin fermanı) meç. buyrultu.s. a. buyuran. sevinçli olarak. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup. ferîk (a.) fermana uyan. fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu. buyruk. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi.i.) emri kabul edilen. Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. emir.). ferîk-i sânî tümgeneral. berat. pâdişâh fermanı.) sevinçli. emreden. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç. cemâat.) 1. buyruğu. süren. ferik (a.s. Hükürn-fermâ hükmeden. sipariş.b. hükümdar fermanı. öğütülecek hâle gelmişi. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır]. pâdişâh fermanı. ikinci ferîk = tümgeneral]. emri yürüyen. (bkz. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri. Fermân-fermâ hüküm süren.i. pâdişâh. korgeneral. 2.b. fermân-berdârî. (bkz: ferhân). fermâyende (f.s. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. fermân-revâ). fermân-berdâ (f. emreden. bulundukları yerden doğup batarlar. ferîkayn l' (a. (bkz: firişte). iki taraf.

(f.i.b. (f. kocamış. yeryüzü. s. (f-S-) pek ihtiyar. (bkz: figan). 2.) yıpranmış.i) firar. i.) 1. 2.i.) döşemecilikte kullanılan malzeme.) delil. bahtı açık. (f.) kürk.i.a. (f. düğmeleri murassa' olan kapaniçe. şaşkın. furûş. 3. gafil. (bkz: ma'tuh.i. Mecûsîlerin melâikesi. (a. gürültü. pek çok. fersude Câme-i fersude fersûde-gî fersûde-pîşânî ferş Min-el-ferşi il-el-arş (ferş-i) sâl-hurd ferşiyye ferşiyyât fertût. eskimiş. bunaklık.i. (f. eskimiş.i. hüccet. emrolunan nesne. çok eski. (f. kutlu çocuk. hizmetçi.) 1. bahar mevsiminin ilk ayı.i. (f. halı. (f.) 1.b.). (f. bunak. (f. kutlu olan.) meymenet. tahammül bırakmayan. emir.) döşeme işleri.b. bol bol. 3.i. süpürücülük.i. (a.i. yaygara. (bkz: mübarek). eski. bu-yurulmuş. sahra. (bkz: ferseng). kutlu. Kâbeyi süpüren. döşeyen.i. hayırlı. takat bırakmayan.) 1. beyaz kürk.) aşındıran.i. uğurlu evlât.) talihi uğurlu. 4. 2.a.i. uğurluluk. sızlanma. . şaşkınlık. (c. mahveden. 2. (f. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü.) 1. yıpranış.) 1.zf.) ümmet.i. çağrışma. seccade.b. (bkz. kürk kaplı elbise.) bunakçasına. (a. halî'-ül-izâr). takatsiz düşüren.) 1.s. hasır. yoran. 2.s. gaflet.) 1. uğurlu. yırtık. 2.s. aşınmış.) ayağı uğurlu. 2.) fersûdelik. (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. (f. 2. [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi]. pîrezen). saldırma ve çekilme [savaşta]. emrolunmuş. makbul hayvanların postu. (f. 2. fertûte fertût-âne fertûtî ferve ferve-i beyzâ ferve-i murabba' ferve-i semmûr ferverdîn feryâd (f. (a. döşemeci.s. (f.) fersah.s. pîr. erkek adı. (a.) ferraşlık.) pîrlik. yayma. fürüş) yayılan şey. şikâyet. üç millik bir mesafe [denizde].i. mübarek.i. kürkü tilki. (a. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses. halı. çok yaşlı. (f. (çok eski.i. (f. (f.i) 1. irâde. yaygı.döşeme.i. (a. kabı atlas. taş ve şâire döşetme. ferman.fermûde Bermû-de-i fermûde fernâs fernûd ferr Kerr ü ferr ferrâş ferrâşî ferruh ferruh-fâl ferruhî u ferruh-kadem ferruh-zâd -fersâ Taharnmül-fersâ Tâkat-fersâ fersah fersah fersah fersân fersendâc ferseng fersûd. (f. fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme.s. 3. yıpranmış elbise. çaprazları mücevherli. kır. eskilik. ferş'den. şilte. bağrışma. samur kürk.s. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ). kaçma.

b. delilik.i. 2. (f. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad. (f. (bkz. S. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş.i. sapkınlar.) feryâdet-tiren. ötmesi.s. 2. bilgili [kimse].s. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. (f. (f. şerefli çocuk. yakut.i.i. füûs) iki yüzlü balta.i. bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları. (f. (bkz: efsâr). fenalık. 4.c. (f. ibn).) oğula yakışacak surette. 3. (f. zararı icâbettiren. (a.i. yazı.i. (f. (a. fâsid'in c. yakut. ferzâne'nin c.i.) 1.b. (bk ferz). suyu. kötülük.i. hava kabarcığı. (a. hikâye. fâsid).) masal ve hikâye düzen. tar.) günah işleyenler. (f. feylesof.b.s) fesat karıştıran. Tar.) yardım isteyen. (bkz: efsâne). (f. oyunbozanlık eden. ahlâk bozukluğu. (f.) âlimler. vezîri suretinde kullanılan bir taş.) yular.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup. hakîm.) satranç oyununda şahın müşaviri. (bkz: fesâne. arabozanlık. masal.) patırtılı.i.c.s.s. (f. asılsız şeyler söyleyen.c. fesâd'ın c.feryâd-ı andelîb feryâd-bahşâ feryâd-hân feryâd-nâk feryâd-nâme feryâd-res ferz ferzân ferzâne ferzâne-gân ferzâne-gî ferzend ferzend-i âb ferzend-i âftâb ferzend-i bevvâb ferzend-i çavuş ferzend-i ercmend ferzend-i hâver ferzend-i sipahi ferzendân ferzend-âne L ferzin ji f e' s uli fesâd -j fesâd-ı ahlâk fesâd-ı mi'de Erbâb-ı fesâd fesâd-ı dimağ fesâd-ı te'lîf fesâd-âmîz fesâdât fesâd-engîz fesâkî fesân fesâne fesâne-perdâz fesâr fesede feseka 1) bülbülün feryadı. (f. (f.) feryâdedenin imdadına yetişen. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına.s. tas. çürüklük. mîde bozukluğu. fitne. (a.b. (f. çürüme.).i.) çocuklar.b. (a. alıngan.b. fıskıyye'nin c. ferzend'in c. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad. ferzendân) oğul.) fesatlar. fesâdât) 1.b.s. 2.i. üstünlük. efsâne). bozukluk.) ilim ve hikmet.) 1.) fesatla karışık. (f. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. (f.) asılsız hikâye. (f. bilginler.s. bir cümlede tertibin. çocuk.) 1. bozulma.i. (f.s.b. 2.). (f.) bilgi.i. çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar. anlaşmazlık.s. veled. bileği taşı (seng-i fe-sân). (a. gürültülü.zf.b. eşkıya. fâsık'ın c. . ed. masal. (bkz: mahdum. suda yaşayan hayvanlar.

kuşatma. zaptı. (bkz. sıkan.i. (f. korkak. bozma. (a. [feth-i lam ile = lamın fethiyle. açık.) 1. şehirlerin istilâsı. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması. huk. istanbul'un II. fısırtı. c.fetvâ'nın c. efşâl) cesaretsiz. kapının açılması. fetret). atılan okun havada çıkardığı ses. mukavelenin. (a. (a. (f. Mehmet tarafından fethi. saçıcı. . hışıltı. serpen. dağıtma. cömert.) hışırtı. açık. fısırtı. üstün "e" okunmasıyla]. altın saçan. 3. Ali'den başka yiğit yoktur.) l. (bkz. fetehât) 1. Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı.s. füshat'den) geniş.s.). (a.s. geniş meydan. ["efşân" muhaffefi].c. (bkz: küşâd).c. (a. [ innâ fetahnâ-leke sûresi]. sübhân-Allah). 2. vınlama çıkaran. fütûh.s. [e] olarak okunması. (a. okun sesi.s.i.c.i. hükümsüz bırakması. (f. fısırtı. fütuhat) 1. bozulma. açılma. (bkz: ferâh-dest.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri. (a. otopsi. 2. (a-'. (bkz: bed'). açma. çürütmesi. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti. bir harfin üstün.c. zaptetme. delikanlı. (f. fityân) 1. mert. eli açık. 2.). 2. şirketin dağılması. (bkz: efşân). yüreksiz.c. yiğit. (f. ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi.) hışmı. [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma. daldırma [bağ çubuğu ve şâire].s. sahî). efsâl.i. huk. e okutan üstün.i.b. dağılma.) müftünün verdiği şer'î cevaplar. açık sahra.c. (a. eteğin hışırtısı.) sıkıcı. 4. genç. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi. fetret'in c. (a. eko. şıpırtı. geniş. fetâvî fetâvâ-yi âlemgîrî fetehât feterât feth sûre-i feth feth-i bâb feth-i İslâm feth-i Konstantiniyye feth-i meyyit feth ü kıraat feth-i nıübîn feth-i müşkilât feth-i kelâm feth-i bilâd fetha fetha-i hafife (a. zorluklan çözme. anlaşmanın bozulması.i.c. söze başlama. aşikâr zafer. ateş saçan. fisâl) zir.fesh fesh-i ihbar fesh-i mukavele fesh-i şirket fesh-i i'lam fesîh Sahrâ-yı fesîh Meydân-ı fesîh fesi fe-sübhân-Allah faşâfeş feşâfeş-i tîr feşâfeş-i derya feşâfeş-i daman feşâfeş-kâr -feşân Âteş-feşân Zer-feşân feşâr feşfeşe feşil fetâ Lâ-fetâ illâ Alî fetâvâ. denizin fısırtısı. bütün âleme yayılan fetvalar.i.) saçan. başlama. îlâmı hükümsüz bırakma. fetha'nın c. bir mahkemenin verdiği karan.i.

b. Şeyhülislâm kapısı.c. 2. üstün gelmiş.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza. bot. fethe mensup. (bkz: bâb-ı fetva). 2. zafer kazanmış. delik. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn). 3. 4. kanlı katil. 2.).) l.i.) ahlâksız kadınlar.s. fetret devri. ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar. erkek ve kadın adı. 2.b. 4. (a. fethiyye feth-nâme fetîl. (bkz. fenalık yapan. (bkz: mısdak).) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale. saç örgüsü. fahişe). fetheden.s. (nur açan) Allah.t. (a. fâhire). hek. Cenâbıhak. oynak [kadın!. (a. (a.s.) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş. (bkz: zafer-nâme). feth'den) 1. iki vak'a arasındaki zaman.f. za'f.. 2. 2. iyilik etmesini seven.i.i. kerem sahibi olan Cenâbıhak.c. mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi. fetvâ-emîni fetvâ-hâne fetvâhâne-i âlî fetvâ-penâh fevâci fevâhir fevâhiş Dâr-ül-fevâhiş a okutan üstün. (a. iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman.s.i.i.i. (a. kullarının kapalı işlerini açan. zamanı. (bkz.i) apansızın adam öldürme. gönül alıcı. (a.).s. (a.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı. yaralara konulan tiftik. (a. 3. (a. reft). fetîle fetîle-i giysû fetîle-i hacer fetk fetret Devr-i fetret fett fettâh fettâh-ı nur fettâh-ı kerîm fettâk fettan fettâne fetva Bâb-ı fetva.f. örgü.b. dağ keteni.. fitne ve fesada teşvik eden. 2. fetva odası. mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman.). fâci'in c.) 1. (a. açan. umumhane (genel ev). gibi].c.b. müftünün bulunduğu resmî dâire. lâmba fitili.s. (a.s.f.i. uyuşukluk. cazibeli. kahbeler. (a. mihenk) taşı. (a.i. (a. (a. fetâvâ.i. fâhire'nin c. ayarlan. 4.fetha-i sakile fethateyn fethî. . feterât) 1. [pusla odası. fetih hakkında yazılan kasîde. 3. erkek adı. 3. (a.) 1. i.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm. müftülük. [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet]. (a. (bkz: fitret).i. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse. fâhişe'nin c. mehek (mehenk. fitne'den) 1. (bkz: fâci'). feveran. (bkz: fâhir. i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti].

göğe ait. takım takım. (a. fevâih). (a.).) umulanın üstünde. aşın doyma.b.) 1. [müen.b.s.zf.i. (a. insanüstü. zamanın taşkınlığı. fâtiha'nın c. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî.f. fevehât) güzel koku. (bkz: fâris). yemişler.) çarçabuk. üstünde. fâzıla'nın c. derhal. (a. 2. (bkz: fatiha).) âdetin üstün de.i.).s. kârlar.i. ("ka" uzun okunur. (a. [su] fışkırma. bölük bölük. su fışkırması.i. kan fışkırması. (a. fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe. derhal. umulandan çok. a. altlı. (bkz. toprağın üzerinde. fâiz'in c. biniciler.). hemen. faiz).(bkz. 2.i.) atlılar. çarçabuk. manevî].) 1.) hadden aşkın. duyulmadık.i. (a. lezzetli.i.(bkz: fanus).s.) güzel kokular.b. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır]. 4. fâide'nin c. (bkz: fâide).zf. (a. üstte olan. haddinden fazla. arzın. fiz. alışılmıştan.) üst. fevha'nın c. ümîdin dışında. (a.i. 3. fennî bir dergi. fuzalâ).) tabiat üstü.i.i.zf.) fatihalar. olağanüstü. [hiddetle] köpürme. (a.fevâid fevâid-i me'mûle fevâih fevâiz fevâkih fevâkih-i lezize fevânîs fevâris fevâsıl fevâtih fevâyih fevâzıl fevc fevc-â-fevc fevc fevc fevehân fevehât fevh fevha feveran feverân-ı âb feverân-ı dem feverân-ı gazeb feverân-ı zaman fevk fevk-al-me'mûl fevk-i işba' fevk-i zeveban fevk-al-âde fevk-al-âde bütçe fevk-al-arz fevk-al-beşer fevk-al-gaye fevk-al-hadd fevk-al-me'mûl fevk-al-mu'tâd fevkani fevkani tahtani fevk-as-serâ fevk-at-tabîa fevr Ale-l-fevr fevren (a.) çiçek ve meyva kokulan. (a.) güzel kokular. cemaat. (a. yukarıda bulunan. ("ga" uzun okunur.).i. (a. [damar] vurma.i. yukarı [maddî. (a. üst taraf. aşmerime. (a. (bkz. (a. efvâc) bölük.i. (a. umulan faydalar.) meyvalar. takım. görülmedik. kızgınlığın patlak vermesi. (a. (a. akın akın.i. birdenbire. faydalar.kaynama. i.) son derecede. (a. yer yüzü. kazançlar. fâih'in c.c. fasıla). pek çok.c. fiz.) 1.) acele. (bkz. fâris'in c. fâsıla'nın c.s.b. a. fevh'in c.) toprak üstü.b.zf. 2. 2. her zamankinden başka. fâkihe'nin c. birdenbire. fevehân) güzel koku. (a.s. menfaatler. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde). (a. i.i.it. fâyiha'nın c.) . l. üstlü. . fânûs'un c. üst insan. "fevkiyye"]. tatlı meyvalar.c. galeyan etme.

Nil'in taşması. fil çobanı.) zayıf hüküm. bolluğu.) çöllerde ilerleyen. Allah. yükseklik. a'yân'ı sabitenin. rahat yaşayan. fazlalık. selâmet. büyük sahra.) feyz ile dolu olan. fazlalık. ansızın ölüm. (a. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı. feyiz.) fels. ilerleme. bolluk. dinsiz. filozof. [füyûzât.c. taşan [sel].i. anarşist. fırsat kaçırma. i.b. bir daha ele geçmemek üzere kaybetme.i. feyfâ'nın c. (a. susuz kumlu çöl. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II.) 1. (a. ölüm. istidatlarına göre. ilim.i.i. gürlüğü) İstanbul'da.) kargaşalıkla ilgili. suyun taşıp akması. felâsife) 1. (a. (a.s. devamlı bereket. neşenin feyzi.) file bakan kimse. (a. Allah. (a.i. verimliliği. tar. bolluk. yol alan. engin. erkek adı. 3. üstünlük.) susuz çöller.) 1.c. fıskiye. (a. (a. coşması. (bkz: feyz). füyûz). (a.) büyük. ebedî feyiz. irfan.s. i. (bkz: dehrî).i.s. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî.) birdenbire. 2. utku.) 1. (a. kaygısız.i. (a. 4. 3. erkek adı. (a. Feyz-i atî (geleceğin feyzi. ilerleme.) feyiz getiren. neşe verici bolluk.) boşluklar.b.i. anarşi. çok cömert [kimse]. 2.c. suyun taşması. feyâfî) düz.]. . feyhâ'nın c.s. elden çıkarma. çok cömert [kimse]. (a. olan füyûz'un c. akıllı kimse. tabîî olan bereket. (bkz: kafr). fr. (a. kadın adı. taşan [sel]. kurtuluş. bereket ve bolluk veren. güzellikler fıskiyesi. kaçırma. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. düşünmeden yapılan [hareket]. sahralar. Allah. abıhayat fıskiyesi. anar-chique.i.s. 2. (bkz: mevt).) 1. kalender kimse. içi çok temiz.f. enginlikler. kurtuluşla ilgili. (a. 2.i.f.) zaferle.i. (a. çokluk.) içinden su fışkıran şey. çoğalma. 3.) galiplik. füyûz). içi çok temiz. safânın. verimlilik. felsefe ile uğraşan. zafer. (a.s.i.s.s. 4.b. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında. (a. feyiz. bolluk. bolluk. genişlikler. 2. s.i. 1. (a.fevri.i. (a. zafer. 2. fevriyye fevt fevt-i fursat fevt-i nâgehânî fevvâre i fevvâre-i bedâyi' fevvâre-i âb-ı hayât fevz i fevz u nusret fevzâ fevzâî fevzâviyyet fevzî fevziyye feyâfî feyâyih feyezan feyezân-ı Nîl feyfâ' feyfâ-neverd feyhâ feyiz feylesof feyyâl feyyaz feyyâz-ı kudret feyyâz-ı mutlak feyyil feyz feyz-i câvidân feyz-i mukaddes feyz-i neş'e bahşâ feyz-i safa feyz-i tabîî feyz ü rif'at feyzâ-feyz feyz-âver (a. çöl yolcusu. geniş olan.c. 3.) kargaşalık.s. (bkz" fîl-bân). (a. feyz'in c. âlim. gürlük.

fezleke resmi [evvelce] huk.f. "uzay. (bkz: efzâ).s. fezâ-yı feyz feyiz sahası. fr.anemie. [aslı "fekariyye"dir]. (bkz: fakd). kısımlar.) ziyâde.s.) [aslı "fekarî" dir]. ferah artıran. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar.i. 4. fezâî (a. fezada dolaşan.i. özet. (a. dayanamama.s.b. feza (a.b. bucaksız gökleri. fıkarât-ı lâtife lâtif. 3. feza ile ilgili. inleyip sızlanma. (a. apathie. 4. boyun omurları.) yokluk. 2. fıkdân-ı hassâsiyyet psik.) feyizli. 2.s. aşağı omurgalılar.(a. geniş saha.) gümüş. çok. fezâlik (a. alan. fezleke (a.) feyiz eriştiren.) artıran.f.s. paragraflar. sağrı omurları. fekariyye). hayret veren.) 1. fıkdân-ı dem fizy. hulâsa.) fezada giden. ucu bucağı bulunmayan boşluk. 2.) fezlekeler. fasıllar. fazla.b. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa. bereketli. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. fıdda (a. feyiz alanı.f. bulun-mazlık. hoş hikâyeler. dünyânın sonsuz olan genişliği.) feyiz bağışlayan. korkma. feyiz bulucu. fıkarât-ı acziyye anat. fezleke'nin c. fıkarât-ı kataniyye anat. (bkz: fıkra).) 1. yer. özeti. bağırıp çağırma. uzaysal. fıkariyye-i süfliyye zool.) feyiz bulan.f. bereket veren. küçük hikâyeler. feyiz. hayret artıran. fıkarât cıü (a.i. fıkarât-ı arziyye anat.i) 1. fezâ-yı ferda yarının boşluğu.s. kansızlık. kuyruk omurları. 2. fezaya ait. bölümler. vatanın uçsuz. (bkz: fakr-üd-dem). fezâ-neverd i (a.b.b. nukra). çoğaltan. fıkdan (ii (a. fıkarî (ü (a. huk. fıkra'nın c. ümitsizlik. 3. yüksek omurgalılar. sağrı omurları.i. (a. fezâyişte (f. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş. 4. hulâsalar. [aslı "fekariyye"dir]. (f-s. cümleler. geniş ova. (a.i. netice. (bkz. fr.s.) feyizli. omurga kemiklerinin boğumlan.i. feyz-bahş feyzdâr feyz-efzâ feyz-nâk u feyz-resân feyz-yâb fezâ[y] Ferah-fezâ Hayret-fezâ feza' ji . fıkariyye-i âliyye zool.i. fıkarât-ı rakabiyye anat. duyumsamazlık. fıkdân-ı elem acı yitimi. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. icmaller. darlık.) 1.f. gür. fıkariyye ıü (a. (bkz: sîm. fıkarât-ı zahriyye anat.b. kıtlık. bereket ve bolluk getiren. sırt omurları. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf.f.b. bel omurları.) [aslı "fekariyye" dir]. (bkz: fekarî).) feyiz arttıran. fezleke-i târih târih hulâsası. (a. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı. kıssalar. özetler.s. fezâ-yı vatan vatanın fezası.) 1. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. (a.s. muhtasar.f.s. 2. fıkarât-ı us'ûsiyye anat.

3) kuru üzüm. tümenler. (bkz: fatk). zihnin her şeyi çabuk anlayışı. tanısızlık. gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli. kadın adı.) 1. (bkz: fücur).i. fıtr (a. firak (a. fasıl. îd-i fıtr ramazan bayramı. 7. aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı. 3. ahlâksızlık. şeker bayramı. politika partileri.i. 2. partiler.i.s. insan kalabalığı. bend.c.i.i) çocuğu. (bkz: sada-ka-i fıtr). fr. hak yolundan veya hak yoldan çıkma. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka.]. fursat). firkateyn (a. alaylar. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak. cennetler.) fıkıha ait. 4. chronique. 6. fısk (a. siyâset partisi. dinsizlik. kıssa. madde. zihin darlığı. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi.) 1.i. 5. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. 2) arpa. söyleyen. fırak-ı siyâsiyye siyâset. grubu.i. agnosi. fıtra (a. bölüm. 2. fıtâm (a.) oruç bozan. fıkdân-ı nukud para darlığı. [kitap veya eserde]. fesâkî) suyu.i. (bkz: fasd). kanun maddelerinin paragraflarından her biri. fıkarât) 1. fırka-i askeriyye tümen.c. ["gabâvet" in zıddı].) kan alma. (bkz. firak) 1.i. fısâd (a. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. sapıtmış. [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i . fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyyepsik.i. (bkz: fıkhî). aboulie. zeyreklik. bölükler. 4. 3. gazetelerde.i).i. fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı. fıkıhla ilgili. [adam].) karadut. paragraf. fıkıh (a. fıkdân-ı nakd para darlığı. fa-tânet).) hikâye okuyan. fıkdân-ı temyiz fels. kısa hikâye.) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. hainlik. yavruyu sütten kesme. fusuk) 1. fıkhî i (a. 2.i.). Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. amelî ve şer'î meseleler bilgisi. kalabalıklar. fıkra-hân (a. kısım.f. aşk.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. fıkra (a. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. fıtnat (a.).s. fırsat (a. Allah'a karşı isyan etme. 2. fr.fıkdân-ı imkân imkânsızlık. (bkz. 2.i.) 1. fıtık (a. îman etmeyen fırkalar. damardan kan çıkarma. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. masal. tümen. (bkz. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. Müslüman grupu. fıkh). 3. yazılmış kısa bir haber. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. fırka'nın c. fıkh (a. omurga kemiklerinden bir boğum. omur.c. 2.f. fıskıyye (a. zihin açıklığı. takımlar.) ["fıkhî" kelimesinin müen.i.c. fırka (a. şeriatın usul ve hükümleri. 3.s. şerîat ilmi. fıkhiyye (a. fırsâd (a.b.i. 2. fıkıh. sefahate dalma.

s. olacağı.i.) tabîî. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir]. biçilmiş kıymet. kötü işler işleyen kimse. yıkıcı. geçer değer. (a. "arpa. çekişme olan.zf.) çok kuvvetli. ("ga" uzun okunur. yıkık. düşkün. doğuştancılık. fr. (a. Hanbelî) göre.zf. "-de" hâli. asıl değer. ameller. değer.) atıcı.) ıztırap ile bağırıp çağırma. üstün kimseler. yüreği yaralı. (bkz: efgen). (a.i.i. [evvelce] târihin başına konurdu. fi'l'in c.i.) yıkılmış. f. büyükler.) yara. yüksek feryad. arzunun yüksek feryadı. (bkz: feda). (f.zf. (bkz: fücâ).s. güruh. fiat) fiat. figan ettiren. Allah kerîm. inleme.e.) 1. (bkz: cerîha).) bir esiri kurtarmak için verilen şey. (f. (a. yaradılıştaki. . (a.) fıtrî olarak. tabîat.i. (bkz: efgende).i. can kurtarma akçesi. (a. huy. (a. fî'nin c. yaradılıştan. (a.) işler. tînet). kurtulmalık. (a. fahl'in c.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde. kıymet.s.cü. (bkz: ef'âl).s. nüfuz ve itibar sahibi kimseler. baha. a.) yaradılış. (f. fidye.) " onda. (a. kıymetler. kavgalı. (f. değerler.i. (bkz: seciyye. (a. (o şey ki onun içinde) Hz. şimdiki zaman içinde. birdenbire.s.).c.i.zf.) fels. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi].fıtrat fıtraten fıtrî. (a. (a. 2.) yaralı. fahîm ve fahm'ın c. cemâat. Mâlikî. (bkz: efgâr).s. son fiat.c. (bkz: feryad).i. içinde. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. içinde" mânâsını verir. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi].i. müteessir. az cemâat. takım.) ansızın.) itibarlı. (bkz. bağırtan.) bahalar. düşürücü. (a. konuştuğumuz. fıtriyye fıtriyye fî fî-i aslî fî-i carî fî-i kat'î fî-i maktu fî fi 20 Teşrîn-i evvel fi zemâninâ fiâl Bed-fiâl fî-emân-illâh fiat ficâ fidâ fidâî fidye fidye-i necat fie fie-i kalîle figan figan-ı tîz figan-ı tîz-i heves figan-perver figâr -figâr Dil-figâr -figen -figende -fîh Mâ nahnü fîh Mü-nâziun fîh Mef'ûlün fîh Fîhi Mâfih fihâl fihâm sünnet mezhebine (Şafiî. hakkında münâkaşa. bölük.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. ulular. kârlar. fiat) taife. 20 Ekimde. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri. (a.i. [yapma kelimelerdendir]. (f. incinmiş.) zamanımızda. nativûisme (a. fedaî). buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır]. mizaç. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır]. ve e.

zihin. fiâl. kutsal düşünce. bozucu fikir. gülme.c.) fikir ile. düşünce. bayağı fikir. 2. c. [ikincisi] kadın adı. gibi]. amel. gibi]. düşünerek meydana getirilen [şey]. efkâr). 2. çekesin. zihin tasavvuru. vatan düşüncesi.c. (a. gibi]. (bkz.). fr. 2. fehâris) 1. geçişsiz fiil. gr. akıl. (bkz. öznesi bilinen fiil. . imiş..c. 7. rey. gibi]. *etgen fiil [yemek. fihris). gr. gr. murad. gibi]. düşünce âlemi. intiha fiili. hatır. gr.fihris fihrist fikir fikr fikr-i amiyane fikr-i âteşin fikr-i fâsid fikr-i ferda fikr-i galat fikr-i garâib-perver fikr-i mukaddes fıkr-i muzmar fikr-i sabit fikr-i takib fikr-i vatan fikren fikret fikrî. gibi].. füyûl) bilinen büyük hayvan..) 1.c. zihnen. yeresiniz. "imek" mastarından yapılan varlık fiili.c. efâîl) iş. 4. gr. gr. (bkz: fikr). bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. peşini bırakmama. dışarı vurulmamış. kaideli.i. (f. iyi iş. i. yarının fikri. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. (bkz: fikr). sürerlik fiili [gide durmak. basit fiil. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek.. ise. gr. fikriyye Hayât-ı fikriyye fikriyyât fikriyyen fîl fil fi'l-i basît fi'l-i cevheri fi'l-i gayr-ı kıyâsı fi'l-i gayr-i müteaddî fi'l-i hayr fi'l-i hikâye fi'l-i iane fi'l-i iktidarı fi'l-i iltizâm fi'l-i intihal fi'l-i istimrarı fi'l-i kıyâsî fi'l-i lâzım fi'l-i ma'lûm fi'l-i rnâ'yûb (a. eşyanın adlarını gösteren defter. inanma. gr. (a. oy. (a. gelmek. gr.. 6.. düşünce bakımından. mensup. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. tek kökten yapılan fiil [olmak. efal. 3. maksat. gr. alelade. efyâl..i. (a. yanlış düşünce.i. zan.. yanlış bir şeyi düşünme. düşünce. mukaddes fikir. geçmiş zamanda olmuş. erkek ve kadın adı. gitmek. kuruntu. (a. faili. 5. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]. düşünerek. bakakalmak. g r. gr. kuralsız fiil [yemek. fikir. içmek. düşüncesi. *eylem. 2.c. fr. niyet. yardımcı fiil [idi. idrâk.i. sona erdirme. gibi].. emir sîgasının sonuna "-elim. fr. koşabildim. [uyumak. kaidesiz. (a. içmek. fikret). oturmak. gr. düşünce..) fikir. dileme kipi [sevelim. düşünce. gibi]. verbe accompli. okumuş idi. gizli fikir. kâr. "-i hâli" almayan fiil. indeks. -e sin. -e siniz" katılarak yapılan fiil. c. (a.i.i. ateşli fikir. gibi]. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime. düşünce hayâtı. (a. [yazmış idi. [birincisi] erkek.i. fikirle ilgili. ya sonuna konulan cetvel. idee fixe. garip şeyler icâdeden fikir.) fikir. bozuk.. ayıplanmayı gerektiren davranış. saplantı. zf. gibi]. iş'den işlemek. intransitif. düşünce ile olan işler.i.zf. vatan fikri. efkâr) 1.

l ) tedavülde fi'len mevcut olan para. kötü iş.. gr. huk. (bkz: bi-1-fi'l). (bkz. davranma fiili. dönüşlü fiil. işleyerek. zf. morfemi ile yapılır [geleceks e. iş görerek karışmış [kimse]. fi'liyye Cümle-i fi'liyye Hizmet-i fi'liyye fi'lî tedavül fi'lî zaman fi'liyyât fi'liyye gr. fena. feyyâl). içmek. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim. sevmeliyim.. gerçekten. gr. etkincilik. f r. gr.) hakikatte. fi'lî'nin c.e. (a. tepke. dilek-şart kipi. (a. eko. koşabilmek. fiil-cümlesi. gr.) fels. nesne tümleci alan fiil [yemek. aç-tivisme. kendisinde nefı edatı bulunan fiil. fena iş. gr. gibi]. öznesi bilinmeyen fiil. gr. emrihâzınn sonuna "meli" sözü katılarak meydana getirilen sîga. gerçekten yapılan iş.. gr. 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı. fr.) ekincilik.i. zirâat).s. alıverdim. kip. "-i hâli" alan geçişli fiil. faili.. doğrusu.zf. sevişmek.fi'l-i mazi fi'l-i meçhul fi'l-i menfî fi'l-i mezmûm fi'l-i mukarebe fi'l-i mutavaat fi'l-i muzâri' fi'l-i mün'akis fi'l-i mürekkeb fi'l-i müsbet fi'l-i müşareket fi'l-i müteaddî fi'l-i niyyet fi'l-i rivayet fi'l-i şartî fi'l-i şenî fi'l-i şerr fi'l-i ta'cîlî fi'l-i temenni fi'l-i vücûbî filâhat fîl-bân fi-l-asl fi-1-cümle fi'len fi'len zî-medhal fi-1-hakika fi-l-hâl fi-l-hayr fi'lî. yüklemi fiil olan cümle. (a. gibi]. gibi]. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre. geçmiş zamanda olmuş. (a. gr.) bu anda. (a. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga. gr.s. hem hâle.b.zf. gr. gr. i. kip ki. (a. gibi]. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. fr. harâset. çiftçilik. (a. olumlu fiil. gr. verbe intentionnel. gerçekten. eko. (a. sonunda. gr.. . ilk askerlik vazifesi. gibi]. (a. gr. fi'liyyât) fiille ilgili..) nihayette. niyet fiili. (bkz.) gerçekten işlenilen işler.zf. hakikaten. birleşik fiil [yazabilmek.) hayırlı iş. (a. giderim. gibi]. gereklik kipi [girmeliyim. zina ve livâta. reflexite.. açılmak. ) aslında.) hakikatte.zf.. edilgen fiil [yazılmak. . gr. gibi]. vereceks e. gibi]. hemen. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş. (a. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga.i. sevmiş imiş. "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım. şimdi. yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil.c.b. gibi]. olumsuz fiil.f. işteşlik fiili [koşuşmak. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına gelmez]. görevi. gr. gibi].).b. kötü iş. gr.

(bkz: gamm.c.) bot.i. 2. c. (f.filizz filizz-i ma'denî filizzât filizzât-ı ma'deniyye filizzî filka fi-1-mesel fi-1-vâki fî-mâba'd finâ fî-nefs-il-emr firâd firak Leyl-i firak Firâkıyye firar firari firâset firâş Esîr-i firâş Hem-firâş Sâhib-firâş firâş-ı derûn firâş-ı istirahat firâş-ı kavi firâş-ı mutavassıt firâş-ı sahîh firâş-ı zaif firâvân Nakd-i firâvân Ömr-i firâvân firâvânî Fir'avn fir'avnî (a. kesîr.) ham mâdenler. külçe. nikâh ve mülk-i yemîne müstenit bulunan istifrâş [mülk-i yemîn. mâden filizi. bir kimsenin temellükünde bulunan câriyedir. 2. evli kadının fırâşı. 2. (a. (a.s. yaygı.zf.zf. kalay. bakır. yiğitlik.i. firaunluk. (bkz: bisyâr. aşın. izinsiz veya nizamsız olarak ortadan kaybolma. evin ve şehrin önü. çokluk. zevce.) meselâ. (bkz: kesret). meydana gelecek çocuk vâris sayılır.) 1. fık. savuşma.i) 1. avlu. fık. rahat döşeği.f.i. mertlik. . yatak.) filîzî. (a. tohumda cücüğü kaplayan etli kısım. fık.s. (a. fık. (a. bakır. fazla. gerçekte. bir daha. şilte.) vakıa. hakikaten.i. (a. sevi-şenlerin ayrılığı. s.zf. [bâzı metinlerde "firavun. filiz rengi. keder. efniye) 1.) bundan sonra. misâldeki gibi. döşek.i. ayrılık gecesi. bu bakımdan bu iki şarta dayanan istifraştan.i. firavuniyyet" şeklinde de geçer]. (bkz: hicran). (bkz: fürûsiyyet). ferâine) 1. binicilik. (a. Musa'nın mücâdele ettiği Mısır hükümdarı.) kaçma. (a. fılizz'in c. (bkz: feraset). mâden cevheri. fürüş) 1. kurşun filizleri.i. coğr. vâfir). cıva. filizzât) 1. (bkz: farza). halı. ham külçeler. hasta. bundan böyle. demir gibi ham mâden. para bolluğu. cariyenin fırâşı. Ancak cariyeyi istifraşta husule gelen çocuğun kendisinden olduğunu müstefrişin söylemesi gerekir]. erimiş bakır. açık yeşil. ayrılık. (a.) kaçak.) hakî-katte. 3. gussa).zf. de kullanılmıştır].c. iç yatağı.i.) bolluk. gururl